Yargıtay 3. CD 2021/4383 E. 2023/2717 K.

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

3. Ceza Dairesi

Daire / Kategori

Yargıtay Kararı

Esas No

2021/4383

Karar No

2023/2717

Karar Tarihi

1 Ocak 2023

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: ...Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi

SUÇ TARİHLERİ: 1 )Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme Suçu Yönünden: 17/12/2013

2 )Silahlı Terör Örgütü Kurma veya Yönetme Suçu Yönünden: Her bir sanık için dosyada yazılı yakalama tarihi

3 )Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma Suçu Yönünden: Her bir sanık için dosyada yazılı yakalama tarihi

4 )Gizliliğin İhlali Suçu Yönünden:

Mali Şubede görevli sanıklar yönünden: 18 19 20 21 22 23/12/2013

Organize Şubede görevli sanıklar yönünden: 23 24/12/2013

5 )Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Kaydetmek Suçu İçin:

Katılan ...'a yönelik eylem yönünden: 16/03/2013

Katılan...'a yönelik eylem yönünden: 12/10/2013

Katılan...'a yönelik eylemler yönünden: 25/10/2013 ve 08/07/2013

Katılan ...'e yönelik eylem yönünden: 27/04/2013 ve 17/12/2013

Katılan ...'a yönelik eylem yönünden: 17/12/2013

6 )Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Kaydetmek suçu yerine değişen suç vasfına göre

Haberleşmenin Gizliliğini İhlal Etmek:

Katılan ...'a yönelik eylem yönünden: 16/03/2013

Katılan...'a yönelik eylem yönünden: 12/10/2013

Katılan...'a yönelik eylem yönünden: 25/10/2013

Katılanlar ... ve ...'a yönelik eylemler yönünden: 17/12/2013

7 )Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Kaydetmek suçu yerine değişen suç vasfına göre

Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Etmek Suçu için:

Katılan ...' yönelik eylem için : 27/04/2013

Katılan...'a yönelik eylem için: 08/07/2013

8 )Resmi Belgede Sahtecilik Suçu İçin: 12/10/2013

HÜKÜM: İstinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddi kararı

TEMYİZ EDEN: Sanıklar ve müdafileri, katılanlar ve vekilleri, Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısı

(1 ... ve müdafi, 2 ...ve müdafi 3 ... ve müdafi, 4 ... ve müdafi, 5 ..., 6 ... ve müdafi 7 ... müdafi, 8 ..., 9 ... müdafi, 10 ...müdafi, 11 ..., 12 ...müdafi, 13 ... ve müdafi, 14 ..., 15 ...müdafi, 16 ... müdafi, 17 ... müdafi, 18 ... ve müdafi, 19 ... ve müdafi, 20 ... müdafi, 21 ..., 22 ... ve müdafi, 23 ... ve müdafi, 24 ... ve müdafi, 25 ... müdafi, 26 ... müdafi, 27 ... ve müdafi, 28 ... müdafi, 29 ... ve müdafi, 30 ..., 31 ... ve müdafi, 32 ... müdafi, 33 ... müdafi, 34 ... müdafi, 35 ... müdafi, 36 ... ve müdafi, 37 ... Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı, 38 T.C. Cumhurbaşkanlığı vekili, 39 T.C. Cumhurbaşkanı ... vekili, 40 ... vekili, 41 ..., 42 ... vekili, 43 Hayati Yazıcı vekili,)

TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: Onama, Düzeltilerek Onama, Bozma,

Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında; "Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Kaydetmek suçu yerine değişen suç vasfına göre, Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Etmek, Gizliliğin İhlali" suçlarından Verilen ..., "Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Kaydetmek suçu yerine değişen suç vasfına göre, Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Etmek" suçundan, ..., ..., ..., ..., ... hakkında ise; "Gizliliğin İhlali" suçundan verilen Mahkumiyet Kararlarına İlişkin sanıklar ve müdafilerinin Temyiz Taleplerinin İncelenmesinde; Bölge Adliye Mahkemesi inceleme sonucu, istinaf isteminin esastan reddine karar verildiği, sanıklar hakkında incelenen suçlardan verilen kararın 5 yılın altında olması nedeniyle kesin hüküm niteliğinde olduğu, sanıklar ve müdafilerince temyiz isteminde bulunulan belirtilen kararların kesin nitelikte olması sebebiyle temyiz talebinin REDDİNE,

Sanık ... hakkında Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Kaydetmek suçu yerine değişen suç vasfına göre, Haberleşmenin Gizliliğini İhlal suçundan kurulan hükme yönelik temyiz talebinin yapılan incelemesinde; Bölge Adliye Mahkemesi inceleme sonucu, istinaf isteminin esastan reddine karar verildiği, sanık hakkında verilen kararın 5 yılın altında olması nedeniyle kesin hüküm niteliğinde olduğunun belirtildiği, sanık ve müdafi tarafından temyiz isteminde bulunulan belirtilen kararın kesin nitelikte olması sebebiyle temyiz talebinin REDDİNE,

Katılanlar T.C. Cumhurbaşkanlığı, T.C. Cumhurbaşkanı ... Vekili ile ..., ..., Hayati Yazıcı ve ... vekillerinin temyiz dilekçeleri içeriğinde iddianamede yazılı tüm suçlar açısından temyiz talebine ilişkin olması sebebiyle yapılan incelemede; sanıklar ...ve ... hakkında "Resmi Belgede Sahtecilik" suçundan kurulan Beraat hükümlerine yönelik temyizi karşısında, katılanı olduğu amaç suç olan "Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek" suçunu işleme kastı ile resmi belgede sahtecilik eyleminin işlendiğinin iddia edilmesi karşısında, Ceza Genel Kurulunun 24/09/2013 gün ve 2012/15–1513 E. 2013/386 K. sayılı ilamında açıklandığı üzere, atılı suçtan zarar görmesi nedeniyle kanunda suçun mağduru olmasa da suçun doğrudan zarar göreni olma sıfatına bağlı olarak atılı suçtan açılan kamu davasına katılma hakkının bulunduğu ve istinaf mahkemesinin atılı suça ilişkin CMK'nın 279/1 b maddesi uyarınca istinaf isteminin reddine dair verilen kararın CMK'nın 260. maddesi uyarınca katılanların temyiz hakkı bulunduğu belirlenerek yapılan incelemede;

İzah edildiği üzere belirtilen katılanların doğrudan zarar görmesi, buna bağlı olarak katılma hakkının bulunması nedeniyle; öncelikle, resmi belgede sahtecilik suçundan kurulan hükümlere yönelik istinaf isteminin reddine dair istinaf kararının kaldırılması ile;

Belirtilen katılanlar vekillerinin sanıklar yönünden esastan red kararına konu olduğu tespit edilen Resmi belgede sahtecilik suçundan kurulan beraat hükümlerinin, suç için öngörülen ceza miktarının üst haddi ile hükmün nevine göre, C.M.K. nun 286/2 g maddesi uyarınca kesin nitelikte olması nedeniyle temyiz yeteneği bulunmadığından katılan vekillerinin temyiz isteminin CMK'nın 298. Maddesi uyarınca REDDİNE,

Tüm Katılanlar vekillerinin, Silahlı Terör Örgütü Kurma veya Yönetme, Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma, Silahlı Terör Örgütüne Bilerek Ve İsteyerek Yardım Etme, suçlarından kurulan hükümlere yönelik temyiz taleplerinin yapılan incelemesinde; söz konusu suçların niteliği itibariyle katılanların doğrudan zarar görmedikleri ve bu suçlara yönelik davalar yönünden katılma ve hükümleri temyiz etme hakları da bulunmadığından, katılan vekillerinin bu suçlar açısından temyiz isteminin CMK'nın 298. Maddesi uyarınca REDDİNE,

Katılan T.C. Cumhurbaşkanlığı vekilinin temyiz dilekçesi içeriğinde iddianamede yazılı tüm suçlar açısından temyiz talebi nedeniyle; Gizliliğin İhlali, Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Kaydetmek suçlarından verilen Beraat ve Hüküm Kurulmasına Yer Olmadığına ilişkin kararlardan dolayı bu kararların kesin nitelikte olması sebebiyle, Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkındaki Kanuna Muhalefet suçundan verilen Beraat kararına ilişkin olarak da suçun niteliği itibariyle katılanın doğrudan zarar görmemesi ve bu suçlara yönelik davalar yönünden katılma ve hükümleri temyiz etme hakkı da bulunmadığından, bu suçlar ve kararlara ilişkin sanıklar hakkındaki katılan vekilinin temyiz temyiz isteminin CMK'nın 298. Maddesi uyarınca REDDİNE,

Katılanlar ..., ..., Hayati Yazıcı ve ... vekillerinin temyiz dilekçeleri içeriğinde iddianamede yazılı tüm suçlar açısından temyiz talebi nedeniyle; Gizliliğin İhlali, Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Kaydetmek, Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Kaydetmek suçu yerine değişen suç vasfına göre Haberleşmenin Gizliliğini İhlal Etmek, Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Kaydetmek suçu yerine değişen suç vasfına göre Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Etmek, Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkındaki Kanuna Muhalefet suçlarından hüküm kurulan tüm sanıklar hakkındaki temyiz taleplerinin yapılan incelemesinde;

Söz konusu suçların niteliği itibariyle katılanların doğrudan zarar görmedikleri ve bu suçlara yönelik davalar yönünden katılma ve hükümleri temyiz etme hakları da bulunmadığından, katılan vekillerinin temyiz isteminin CMK'nın 298. Maddesi uyarınca REDDİNE,

Karar vermek gerekmiştir.

İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulundukları, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz taleplerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

Bir kısım sanık ve sanıklar müdafilerinin duruşmalı inceleme istemlerinin; sonuç cezası on yılın altında olan sanıklar yönünden hükmolunan cezaların süresine göre şartları bulunmadığından, sonuç cezası on yılın üstünde olan sanıklar yönünden ise; sanık ve müdafiilerin duruşmalı inceleme istemlerinin CMK’nın 299/1. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesinde, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkesi doğrultusunda, savunmaya yeterli imkanın sağlanması ve bu hakkın etkin şekilde kullandırılmış olması, istinaf aşamasında ve temyiz denetiminde sınırsız şekilde yazılı savunma imkanının kullanılabilme olanağının bulunması karşısında savunma hakkının kısıtlanması söz konusu olmadığından, 01.02.2018 tarihli ve 7079 sayılı Kanunun 94. maddesi ile değişik CMK’nın 299/1. maddesi uyarınca takdiren REDDİNE,

I. HUKUKÎ SÜREÇ

  1. ... 14. Ağır Ceza Mahkemesi'nin, 18.03.2019 tarihli ve 2016/304 Esas, 2019/63 Karar sayılı kararı

1 Sanık... Hakkında;

a) TCK'nın 37/1 maddesi delaletiyle TCK'nın 312/1, 3713 sayılı yasanın 5/1, sanık hakkında Anayasa Mahkemesinin iptal kararı da göz önüne alınarak TCK'nın 53/1 2 3 5, TCK 6/1 j, 58/6 9 maddeleri uyarınca mahkumiyet,

b) Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmak suçundan Hüküm Tesisine Yer Olmadığına,

c) TCK'nın 37/1 maddesi delaletiyle TCK'nın 132/1 1.ve 2.cümleleri, 137/1 a, 43/1(Müştekiler..., ..., ... ' a karşı eylemlere ilişkin olarak), sanık hakkında Anayasa Mahkemesinin iptal kararı da göz önüne alınarak 53/1 2 3 5, TCK 6/1 j, 58/6 9 maddeleri uyarınca katılanlar ..., Mehmet Zafer Çağlayan, ... ile...'a yönelik eyleminden dolayı mahkumiyet

d) Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Kaydetmek suçu yerine değişen suç vasfına göre, Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Etmek suçundan TCK'nın 37/1 maddesi delaletiyle TCK'nın 134/1 1.ve 2.cümleleri, 137/1 a, 53/1 2 3 5, 58/6 9 maddeleri uyarınca 2 kez mahkumiyet,

e ) Gizliliğin İhlali suçundan TCK'nın 37/1 maddesi delaletiyle TCK'nın 285/1 4, 53/1 2 3 5, 58/6 9 maddeleri uyarınca mahkumiyet

2 Sanık ...Hakkında;

a) TCK'nın 37/1 maddesi delaletiyle TCK'nın 312/1, 3713 sayılı yasanın 5/1, sanık hakkında Anayasa Mahkemesinin iptal kararı da göz önüne alınarak TCK'nın 53/1 2 3 5, TCK 6/1 j, 58/6 9 maddeleri uyarınca mahkumiyet,

b) Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmak suçundan Hüküm Tesisine Yer Olmadığına,

c) TCK'nın 37/1 maddesi delaletiyle TCK'nın 132/1 1.ve 2.cümleleri, 137/1 a, 43/1(Müştekiler..., ..., ... ' a karşı eylemlere ilişkin olarak), sanık hakkında Anayasa Mahkemesinin iptal kararı da göz önüne alınarak 53/1 2 3 5, TCK 6/1 j, 58/6 9 maddeleri uyarınca katılanlar ..., Mehmet Zafer Çağlayan, ... ile...'a yönelik eyleminden dolayı mahkumiyet

3 Sanık Mehmet Yeşilkaya Hakkında;

a) Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek suçundan CMK nın 223/2 b maddesi uyarınca beraat,

b) Silahlı Terör Örgütüne Bilerek Ve İsteyerek Yardım Etme, Terör Örgütüne Üye Olmak suçlarından CMK'nın 223/2 e maddesi uyarınca ayrı ayrı beraat,

c) Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Kaydetmek suçundanCMK'nın 223/2 e maddesi uyarınca beraat,

d) Gizliliğin İhlali suçundan Hüküm Kurulmasına Yer Olmadığına,

4 Sanık ... Hakkında;

a) Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek suçundan CMK nın 223/2 a maddesi uyarınca beraat,

b) Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma suçundan CMK'nın 223/2 b maddesi uyarınca beraat,

c) Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Kaydetmek suçundan CMK'nın 223/2 c maddesi uyarınca beraat,

d) Gizliliğin İhlali suçundan CMK'nın 223/2 e maddesi uyarınca beraat,

5 Sanık ... Hakkında;

a) TCK'nın 37/1 maddesi delaletiyle TCK'nın 312/1, 3713 sayılı yasanın 5/1, sanık hakkında Anayasa Mahkemesinin iptal kararı da göz önüne alınarak TCK'nın 53/1 2 3 5, TCK 6/1 j, 58/6 9 maddeleri uyarınca mahkumiyet,

b) Silahlı Terör Örgütü Kurmak Ve Yönetmek, Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmak suçundan Hüküm Tesisine Yer Olmadığına,

c) TCK'nın 37/1 maddesi delaletiyle TCK'nın 132/1 1.ve 2.cümleleri, 137/1 a, 43/1, sanık hakkında Anayasa Mahkemesinin iptal kararı da göz önüne alınarak 53/1 2 3 5, TCK 6/1 j, 58/6 9 maddeleri uyarınca mahkumiyet,

d) Gizliliğin İhlali suçundan TCK'nın 37/1 maddesi delaletiyle TCK'nın 285/1 4, 53/1 2 3 5, 58/6 9 maddeleri uyarınca mahkumiyet,

6 Sanık ... Hakkında;

a) TCK'nın 37/1 maddesi delaletiyle TCK'nın 312/1, 3713 sayılı yasanın 5/1, sanık hakkında Anayasa Mahkemesinin iptal kararı da göz önüne alınarak TCK'nın 53/1 2 3 5, TCK 6/1 j, 58/6 9 maddeleri uyarınca mahkumiyet,

b) Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmak suçundan Hüküm Tesisine Yer Olmadığına,

c) Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Kaydetmek suçu yerine değişen suç vasfına göre, Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Etmek suçundan TCK'nın 37/1 maddesi delaletiyle TCK'nın 134/1 1.ve 2.cümleleri, 137/1 a, 53/1 2 3 5, 58/6 9 maddeleri uyarınca 2 kez mahkumiyet,

d) Gizliliğin İhlali suçundan TCK'nın 37/1 maddesi delaletiyle TCK'nın 285/1 4, 53/1 2 3 5, 58/6 9 maddeleri uyarınca mahkumiyet,

7 Sanık ... Hakkında;

a) TCK'nın 37/1 maddesi delaletiyle TCK'nın 312/1, 3713 sayılı yasanın 5/1, sanık hakkında Anayasa Mahkemesinin iptal kararı da göz önüne alınarak TCK'nın 53/1 2 3 5, TCK 6/1 j, 58/6 9 maddeleri uyarınca mahkumiyet,

b) Silahlı Terör Örgütü Kurma veya Yönetme, Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmak suçundan Hüküm Tesisine Yer Olmadığına,

c) TCK'nın 37/1 maddesi delaletiyle TCK'nın 132/1 1.ve 2.cümleleri, 137/1 a, 43/1(Müştekiler..., ..., ... ' a karşı eylemlere ilişkin olarak), sanık hakkında Anayasa Mahkemesinin iptal kararı da göz önüne alınarak 53/1 2 3 5, TCK 6/1 j, 58/6 9 maddeleri uyarınca katılanlar ..., Mehmet Zafer Çağlayan, ... ile...'a yönelik eyleminden dolayı mahkumiyet,

d) Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Kaydetmek suçu yerine değişen suç vasfına göre, Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Etmek suçundan TCK'nın 37/1 maddesi delaletiyle TCK'nın 134/1 1.ve 2.cümleleri, 137/1 a, 53/1 2 3 5, 58/6 9 maddeleri uyarınca 2 kez mahkumiyet,

e) Gizliliğin İhlali suçundan TCK'nın 37/1 maddesi delaletiyle TCK'nın 285/1 4, 53/1 2 3 5, 58/6 9 maddeleri uyarınca mahkumiyet,

8 Sanık ... Hakkında;

a) TCK'nın 37/1 maddesi delaletiyle TCK'nın 312/1, 3713 sayılı yasanın 5/1, sanık hakkında Anayasa Mahkemesinin iptal kararı da göz önüne alınarak TCK'nın 53/1 2 3 5, TCK 6/1 j, 58/6 9 maddeleri uyarınca mahkumiyet,

b) Silahlı Terör Örgütü Kurma veya Yönetme suçundan Hüküm Tesisine Yer Olmadığına,

c) TCK'nın 37/1 maddesi delaletiyle TCK'nın 132/1 1.ve 2.cümleleri, 137/1 a, 43/1(Müştekiler..., ..., ... ' a karşı eylemlere ilişkin olarak), sanık hakkında Anayasa Mahkemesinin iptal kararı da göz önüne alınarak 53/1 2 3 5, TCK 6/1 j, 58/6 9 maddeleri uyarınca katılanlar ..., Mehmet Zafer Çağlayan, ... ile...'a yönelik eyleminden dolayı mahkumiyet

d) Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Kaydetmek suçu yerine değişen suç vasfına göre, Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Etmek suçundan TCK'nın 37/1 maddesi delaletiyle TCK'nın 134/1 1.ve 2.cümleleri, 137/1 a, 53/1 2 3 5, 58/6 9 maddeleri uyarınca 2 kez mahkumiyet,

e) Gizliliğin İhlali suçundan TCK'nın 37/1 maddesi delaletiyle TCK'nın 285/1 4, 53/1 2 3 5, 58/6 9 maddeleri uyarınca mahkumiyet,

9 Sanık ... Hakkında;

a) Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek suçundan CMK nın 223/2 a maddesi uyarınca beraat,

b) 237 Sayılı TCK' nın 314/2, 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanununun 3. maddesinde belirtilen terör suçu ile cezalandırılmış olması sebebiyle sanığa verilen cezanın 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanununun 5/1, TCK 62/1, sanık hakkında Anayasa Mahkemesinin iptal kararı da göz önüne alınarak TCK'nın 53/1 2 3 maddesinin uygulanmasına, 6/1 j, 58/6 9 maddeleri uyarınca mahkumiyet,

c) Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Kaydetmek suçundan CMK'nın 223/2 e maddesi uyarınca Beraat

d) Gizliliğin İhlali suçundan CMK'nın 223/2 e maddesi uyarınca beraat,

10 Sanık ... Hakkında;

a) Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek suçundan CMK nın 223/2 a maddesi uyarınca beraat,

b) Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma suçundan CMK'nın 223/2 b maddesi uyarınca beraat,

c) Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Kaydetmek suçundan Hüküm Kurulmasına Yer Olmadığına,

d) Gizliliğin İhlali suçundan CMK'nın 223/2 e maddesi uyarınca beraat,

11 Sanık ... Hakkında;

a) Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek suçundan CMK nın 223/2 a maddesi uyarınca beraat,

b) Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma suçundan CMK'nın 223/7 maddesi uyarınca davanın reddine,

c) Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Kaydetmek suçundan CMK'nın 223/2 c maddesi uyarınca beraat,

d) Gizliliğin İhlali suçundan CMK'nın 223/2 e maddesi uyarınca beraat,

12 Sanık Aydın Güven Hakkında;

a) Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek suçundan CMK nın 223/2 a maddesi uyarınca beraat,

b) Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma suçundan CMK'nın 223/2 b maddesi uyarınca beraat,

c) Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Kaydetmek suçundan Hüküm Kurulmasına Yer Olmadığına,

d) Gizliliğin İhlali suçundan CMK'nın 223/2 e maddesi uyarınca beraat,

13 Sanık Muhammet Murat Yaşar Hakkında;

a) Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek suçundan CMK nın 223/2 b maddesi uyarınca beraat,

b) Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma suçundan CMK'nın 223/2 e maddesi uyarınca beraat,

c) Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Kaydetmek suçundan CMK'nın 223/2 e maddesi uyarınca beraat,

14 Sanık Hakan Ürkmez Hakkında;

a) Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek suçundan CMK nın 223/2 a maddesi uyarınca beraat,

b) Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma suçundan CMK'nın 223/2 b maddesi uyarınca beraat,

c) Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Kaydetmek suçundan CMK'nın 223/2 a maddesi uyarınca beraat,

15 Sanık ... Hakkında;

a) TCK'nın 37/1 maddesi delaletiyle TCK'nın 312/1, 3713 sayılı yasanın 5/1, sanık hakkında Anayasa Mahkemesinin iptal kararı da göz önüne alınarak TCK'nın 53/1 2 3 5, TCK 6/1 j, 58/6 9 maddeleri uyarınca mahkumiyet,

b) Silahlı Terör Örgütü Kurmak Ve Yönetmek suçundan Hüküm Tesisine Yer Olmadığına,

c) TCK'nın 37/1 maddesi delaletiyle TCK'nın 132/1 1.ve 2.cümleleri, 137/1 a, 43/1, sanık hakkında Anayasa Mahkemesinin iptal kararı da göz önüne alınarak 53/1 2 3 5, TCK 6/1 j, 58/6 9 maddeleri uyarınca mahkumiyet,

d) Gizliliğin İhlali suçundan TCK'nın 37/1 maddesi delaletiyle TCK'nın 285/1 4, 53/1 2 3 5, 58/6 9 maddeleri uyarınca mahkumiyet

16 Sanık ... Hakkında;

a) Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek suçundan CMK nın 223/2 a maddesi uyarınca beraat,

b) 5237 Sayılı TCK' nın 314/2, 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanununun 3. maddesinde belirtilen terör suçu ile cezalandırılmış olması sebebiyle sanığa verilen cezanın 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanununun 5/1, TCK 62/1, sanık hakkında Anayasa Mahkemesinin iptal kararı da göz önüne alınarak TCK'nın 53/1 2 3 maddesinin uygulanmasına, 6/1 j, 58/6 9 maddeleri uyarınca mahkumiyet,

17 Sanık Osman Balcı Hakkında;

a) Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek suçundan CMK nın 223/2 b maddesi uyarınca beraat,

b) 5237 Sayılı TCK' nın 314/2, 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanununun 3. maddesinde belirtilen terör suçu ile cezalandırılmış olması sebebiyle sanığa verilen cezanın 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanununun 5/1, TCK 62/1, sanık hakkında Anayasa Mahkemesinin iptal kararı da göz önüne alınarak TCK'nın 53/1 2 3 maddesinin uygulanmasına, 6/1 j, 58/6 9 maddeleri uyarınca mahkumiyet,

c) Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Kaydetmek suçundan CMK'nın 223/2 e maddesi uyarınca beraat,

18 Sanık ... Hakkında;

a) TCK'nın 37/1 maddesi delaletiyle TCK'nın 312/1, 3713 sayılı yasanın 5/1, sanık hakkında Anayasa Mahkemesinin iptal kararı da göz önüne alınarak TCK'nın 53/1 2 3 5, TCK 6/1 j, 58/6 9 maddeleri uyarınca mahkumiyet,

b) Silahlı Terör Örgütü Kurmak Ve Yönetmek suçundan Hüküm Tesisine Yer Olmadığına,

c) TCK'nın 37/1 maddesi delaletiyle TCK'nın 132/1 1.ve 2.cümleleri, 137/1 a, 43/1, sanık hakkında Anayasa Mahkemesinin iptal kararı da göz önüne alınarak 53/1 2 3 5, TCK 6/1 j, 58/6 9 maddeleri uyarınca mahkumiyet,

d) Gizliliğin İhlali suçundan TCK'nın 37/1 maddesi delaletiyle TCK'nın 285/1 4, 53/1 2 3 5, 58/6 9 maddeleri uyarınca mahkumiyet,

19 Sanık Mutlu Acil Hakkında;

a) Sanık hakkında Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek suçundan CMK nın 223/2 a maddesi uyarınca beraat,

b) 5237 Sayılı TCK' nın 314/2, 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanununun 3. maddesinde belirtilen terör suçu ile cezalandırılmış olması sebebiyle sanığa verilen cezanın 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanununun 5/1, TCK 62/1, sanık hakkında Anayasa Mahkemesinin iptal kararı da göz önüne alınarak TCK'nın 53/1 2 3 maddesinin uygulanmasına, 6/1 j, 58/6 9 maddeleri uyarınca mahkumiyet,

c) Resmi Belgede Sahtecilik suçundan CMK'nın 223/2 a maddesi uyarınca beraat,

d) Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Kaydetmek suçundan Hüküm Kurulmasına Yer Olmadığına,

e) Gizliliğin İhlali suçundan CMK'nın 223/2 e maddesi uyarınca beraat,

20 Sanık Zahide Sağlam Hakkında;

a) Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek suçundan dolayı CMK nın 223/2 a maddesi uyarınca Beraat,

b) Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma suçundan CMK'nın 223/2 b maddesi uyarınca Beraat,

c ) Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Kaydetmek suçundan Hüküm Kurulmasına Yer Olmadığına,

d) Gizliliğin İhlali suçundan CMK'nın 223/2 e maddesi uyarınca beraat,

21 Sanık Erol Karaboyun Hakkında;

a) Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek suçundan CMK nın 223/2 a maddesi uyarınca Beraat,

b) Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma suçundan CMK'nın 223/2 e maddesi uyarınca Beraat,

c) Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Kaydetmek suçundan CMK'nın 223/2 c maddesi uyarınca Beraat,

d) Gizliliğin İhlali suçundan Hüküm Kurulmasına Yer Olmadığına,

22 Sanık Samet Ordukaya Hakkında;

a) Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek suçundan CMK nın 223/2 a maddesi uyarınca Beraat,

b) Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma suçundan CMK'nın 223/2 b maddesi uyarınca Beraat,

c) Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Kaydetmek suçundan Hüküm Kurulmasına Yer Olmadığına,

d) Gizliliğin İhlali suçundan CMK'nın 223/2 e maddesi uyarınca Beraat,

23 Sanık Eren Gökhan Hakkında;

a) Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek suçundan dolayı CMK nın 223/2 a maddesi uyarınca Beraat,

b) Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma suçundan CMK'nın 223/2 b maddesi uyarınca Beraat,

c) Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Kaydetmek suçundan Hüküm Kurulmasına Yer Olmadığına, d) Gizliliğin İhlali suçundan CMK'nın 223/2 e maddesi uyarınca beraat,

24 Sanık ... Hakkında;

a) Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek suçundan CMK nın 223/2 a maddesi uyarınca Beraat,

b) 5237 Sayılı TCK' nın 314/2, 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanununun 3. maddesinde belirtilen terör suçu ile cezalandırılmış olması sebebiyle sanığa verilen cezanın 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanununun 5/1, TCK 62/1, sanık hakkında Anayasa Mahkemesinin iptal kararı da göz önüne alınarak TCK'nın 53/1 2 3 maddesinin uygulanmasına, 6/1 j, 58/6 9 maddeleri uyarınca mahkumiyet,

c) Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Kaydetmek suçundan CMK'nın 223/2 e maddesi uyarınca Beraat,

d) Gizliliğin İhlali suçundan CMK'nın 223/2 e maddesi uyarınca beraat,

25 Sanık Savaş Akyol Hakkında;

a) Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek suçundan CMK nın 223/2 a maddesi uyarınca Beraat,

b) 5237 Sayılı TCK' nın 314/2, 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanununun 3. maddesinde belirtilen terör suçu ile cezalandırılmış olması sebebiyle sanığa verilen cezanın 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanununun 5/1, TCK 62/1, sanık hakkında Anayasa Mahkemesinin iptal kararı da göz önüne alınarak TCK'nın 53/1 2 3 maddesinin uygulanmasına, 6/1 j, 58/6 9 maddeleri uyarınca mahkumiyet,

c) Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Kaydetmek suçundan CMK'nın 223/2 e maddesi uyarınca Beraat,

26 Sanık ... Hakkında;

a) Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek suçundan CMK nın 223/2 a maddesi uyarınca Beraat,

b) Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma suçundan CMK'nın 223/2 b maddesi uyarınca Beraat,

c) Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Kaydetmek suçundan CMK'nın 223/2 e maddesi uyarınca Beraat,

27 Sanık... Hakkında;

a) Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek suçundan dolayı CMK nın 223/2 a maddesi uyarınca Beraat,

b) 5237 Sayılı TCK' nın 314/2, 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanununun 3. maddesinde belirtilen terör suçu ile cezalandırılmış olması sebebiyle sanığa verilen cezanın 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanununun 5/1, sanık hakkında Anayasa Mahkemesinin iptal kararı da göz önüne alınarak TCK'nın 53/1 2 3 maddesinin uygulanmasına, 6/1 j, 58/6 9 maddeleri uyarınca mahkumiyet,

c) TCK'nın 37/1 maddesi delaletiyle TCK'nın 132/1 1.ve 2.cümleleri, 137/1 a, 43/1(Müştekiler..., ..., ... ' a karşı eylemlere ilişkin olarak), sanık hakkında Anayasa Mahkemesinin iptal kararı da göz önüne alınarak 53/1 2 3 5, TCK 6/1 j, 58/6 9 maddeleri uyarınca katılanlar ..., Mehmet Zafer Çağlayan, ... ile...'a yönelik eyleminden dolayı mahkumiyet,

28 Sanık ... Hakkında;

a) Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek suçundan dolayı CMK nın 223/2 a maddesi uyarınca Beraat,

b) 5237 Sayılı TCK' nın 314/2, 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanununun 3. maddesinde belirtilen terör suçu ile cezalandırılmış olması sebebiyle sanığa verilen cezanın 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanununun 5/1, TCK 62/1, sanık hakkında Anayasa Mahkemesinin iptal kararı da göz önüne alınarak TCK'nın 53/1 2 3 maddesinin uygulanmasına, 6/1 j, 58/6 9 maddeleri uyarınca mahkumiyet,

29 Sanık... Hakkında;

a) Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek suçundan dolayı CMK nın 223/2 a maddesi uyarınca Beraat,

b) 5237 Sayılı TCK' nın 314/2, 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanununun 3. maddesinde belirtilen terör suçu ile cezalandırılmış olması sebebiyle sanığa verilen cezanın 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanununun 5/1, TCK ' nın 62/1, sanık hakkında Anayasa Mahkemesinin iptal kararı da göz önüne alınarak TCK'nın 53/1 2 3 maddesinin uygulanmasına, 6/1 j, 58/6 9, 63 maddeleri uyarınca mahkumiyet,

c) Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Kaydetmek suçundan Hüküm Kurulmasına Yer Olmadığına,

d) Gizliliğin İhlali suçundan CMK'nın 223/2 e maddesi uyarınca Beraat,

30 Sanık ... Hakkında;

a) Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek suçundan dolayı CMK nın 223/2 a maddesi uyarınca Beraat,

b) 5237 Sayılı TCK' nın 314/2, 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanununun 3. maddesinde belirtilen terör suçu ile cezalandırılmış olması sebebiyle sanığa verilen cezanın 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanununun 5/1, TCK ' nın 62/1, sanık hakkında Anayasa Mahkemesinin iptal kararı da göz önüne alınarak TCK'nın 53/1 2 3 maddesinin uygulanmasına, 6/1 j, 58/6 9, 63 maddeleri uyarınca mahkumiyet,

c) Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Kaydetmek suçundan CMK'nın 223/2 c maddesi uyarınca Beraat,

d) Gizliliğin İhlali suçundan CMK'nın 223/2 e maddesi uyarınca Beraat,

31 Sanık ... Hakkında;

a) Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek suçundan dolayı CMK nın 223/2 a maddesi uyarınca Beraat,

b) 5237 Sayılı TCK' nın 314/2, 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanununun 3. maddesinde belirtilen terör suçu ile cezalandırılmış olması sebebiyle sanığa verilen cezanın 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanununun 5/1, TCK ' nın 62/1, sanık hakkında Anayasa Mahkemesinin iptal kararı da göz önüne alınarak TCK'nın 53/1 2 3 maddesinin uygulanmasına, 6/1 j, 58/6 9, 63 maddeleri uyarınca mahkumiyet,

c) Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Kaydetmek suçundan Hüküm Kurulmasına Yer Olmadığına,

d) Gizliliğin İhlali suçundan CMK'nın 223/2 e maddesi uyarınca Beraat,

32 Sanık Volkan Demirdelen Hakkında;

a) Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek suçundan dolayı CMK nın 223/2 a maddesi uyarınca Beraat,

b) Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma suçundan CMK'nın 223/2 b maddesi uyarınca Beraat,

c) Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Kaydetmek suçundan CMK'nın 223/2 c maddesi uyarınca Beraat,

d) Gizliliğin İhlali suçundan CMK'nın 223/2 e maddesi uyarınca Beraat,

33 Sanık Yalçın Aksoy Hakkında;

a) Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek suçundan dolayı CMK'nın 223/2 a maddesi uyarınca Beraat,

b) Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma suçundan CMK'nın 223/2 b maddesi uyarınca Beraat,

c) Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Kaydetmek suçundan CMK'nın 223/2 a maddesi uyarınca Beraat,

d) Gizliliğin İhlali suçundan CMK'nın 223/2 e maddesi uyarınca Beraat,

34 Sanık Kamil Bilgiç Hakkında;

a) Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek suçundan dolayı CMK nın 223/2 a maddesi uyarınca Beraat,

b) Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma suçundan CMK'nın 223/2 b maddesi uyarınca Beraat,

c) Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Kaydetmek suçundan CMK'nın 223/2 c maddesi uyarınca Beraat,

d ) Gizliliğin İhlali suçundan CMK'nın 223/2 e maddesi uyarınca Beraat,

35 Sanık Burcu Masat Hakkında;

a) Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek suçundan dolayı CMK nın 223/2 a maddesi uyarınca Beraat,

b) Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma suçundan CMK'nın 223/2 e maddesi uyarınca Beraat,

c) Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Kaydetmek suçundan Hüküm Kurulmasına Yer Olmadığına,

d) Gizliliğin İhlali suçundan CMK'nın 223/2 e maddesi uyarınca Beraat,

36 Sanık ... Hakkında;

a) Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek suçundan dolayı CMK nın 223/2 a maddesi uyarınca Beraat,

b) 5237 Sayılı TCK' nın 314/2, 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanununun 3. maddesinde belirtilen terör suçu ile cezalandırılmış olması sebebiyle sanığa verilen cezanın 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanununun 5/1, TCK ' nın 62/1, sanık hakkında Anayasa Mahkemesinin iptal kararı da göz önüne alınarak TCK'nın 53/1 2 3 maddesinin uygulanmasına, 6/1 j, 58/6 9, 63 maddeleri uyarınca mahkumiyet,

37 Sanık Abdullah Altay Hakkında;

a) Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek suçundan dolayı CMK nın 223/2 a maddesi uyarınca Beraat,

b) Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma suçundan CMK'nın 223/2 b maddesi uyarınca Beraat,

c) Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Kaydetmek suçundan CMK'nın 223/2 c maddesi uyarınca Beraat,

38 Sanık ... Hakkında;

a) Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek suçundan dolayı CMK nın 223/2 a maddesi uyarınca Beraat,

b) Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma suçundan CMK'nın 223/2 e maddesi uyarınca Beraat,

c) Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Kaydetmek suçundan CMK'nın 223/2 a maddesi uyarınca Beraat,

d) Gizliliğin İhlali suçundan CMK'nın 223/2 e maddesi uyarınca Beraat,

39 Sanık ... Hakkında;

a) TCK'nın 37/1 maddesi delaletiyle TCK'nın 312/1, 3713 sayılı yasanın 5/1, sanık hakkında Anayasa Mahkemesinin iptal kararı da göz önüne alınarak TCK'nın 53/1 2 3 5, TCK 6/1 j, 58/6 9 maddeleri uyarınca mahkumiyet,

b) Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmak Hüküm Tesisine Yer Olmadığına,

c) TCK'nın 37/1 maddesi delaletiyle TCK'nın 132/1 1.ve 2.cümleleri, 137/1 a, 43/1, sanık hakkında Anayasa Mahkemesinin iptal kararı da göz önüne alınarak 53/1 2 3 5, TCK 6/1 j, 58/6 9 maddeleri uyarınca mahkumiyet,

d) Gizliliğin İhlali suçundan TCK'nın 37/1 maddesi delaletiyle TCK'nın 285/1 4, 53/1 2 3 5, 58/6 9 maddeleri uyarınca mahkumiyet,

40 Sanık ... Hakkında;

a) TCK'nın 37/1 maddesi delaletiyle TCK'nın 312/1, 3713 sayılı yasanın 5/1, sanık hakkında Anayasa Mahkemesinin iptal kararı da göz önüne alınarak TCK'nın 53/1 2 3 5, TCK 6/1 j, 58/6 9 maddeleri uyarınca mahkumiyet,

b) Silahlı Terör Örgütü Kurmak Ve Yönetmek suçundan Hüküm Tesisine Yer Olmadığına,

c) TCK'nın 37/1 maddesi delaletiyle TCK'nın 132/1 1.ve 2.cümleleri, 137/1 a, 43/1, sanık hakkında Anayasa Mahkemesinin iptal kararı da göz önüne alınarak 53/1 2 3 5, TCK 6/1 j, 58/6 9 maddeleri uyarınca mahkumiyet,

d) Gizliliğin İhlali suçundan TCK'nın 37/1 maddesi delaletiyle TCK'nın 285/1 4, 53/1 2 3 5, 58/6 9 maddeleri uyarınca mahkumiyet,

41 Sanık ... Hakkında;

a) TCK'nın 37/1 maddesi delaletiyle TCK'nın 312/1, 3713 sayılı yasanın 5/1, sanık hakkında Anayasa Mahkemesinin iptal kararı da göz önüne alınarak TCK'nın 53/1 2 3 5, TCK 6/1 j, 58/6 9 maddeleri uyarınca mahkumiyet,

b) Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma, Silahlı Terör Örgütü Kurmak Ve Yönetmek suçlarından Hüküm Tesisine Yer Olmadığına,

c) TCK'nın 37/1 maddesi delaletiyle TCK'nın 132/1 1.ve 2.cümleleri, 137/1 a, 43/1, sanık hakkında Anayasa Mahkemesinin iptal kararı da göz önüne alınarak 53/1 2 3 5, TCK 6/1 j, 58/6 9 maddeleri uyarınca mahkumiyet,

d) Gizliliğin İhlali suçundan, TCK'nın 37/1 maddesi delaletiyle TCK'nın 285/1 4, 53/1 2 3 5, 58/6 9 maddeleri uyarınca Mahkumiyet,

e) Resmi Belgede Sahtecilik suçundan CMK'nın 223/2 a.c maddesi uyarınca Beraat,

42 Sanık ... Hakkında;

a) TCK'nın 37/1 maddesi delaletiyle TCK'nın 312/1, 3713 sayılı yasanın 5/1, sanık hakkında Anayasa Mahkemesinin iptal kararı da göz önüne alınarak TCK'nın 53/1 2 3 5, TCK 6/1 j, 58/6 9 maddeleri uyarınca mahkumiyet,

b) Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmak suçundan Hüküm Tesisine Yer Olmadığına,

c) Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Kaydetmek suçu yerine değişen suç vasfına göre, Haberleşmenin Gizliliğini İhlal Etmek suçundan TCK'nın 37/1 maddesi delaletiyle TCK'nın 132/1 1.ve 2.cümleleri, 137/1 a, 53/1 2 3 5, 58/6 9 maddeleri uyarınca mahkumiyet,

d) Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Kaydetmek suçundan CMK'nın 223/2 b maddesi uyarınca Beraat,

43 Sanık Onur Baltacı Hakkında;

a) Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek suçundan dolayı CMK nın 223/2 a maddesi uyarınca Beraat,

b) Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma suçundan CMK'nın 223/2 b maddesi uyarınca Beraat,

c) Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Kaydetmek suçundan Hüküm Kurulmasına Yer Olmadığına,

d) Gizliliğin İhlali suçundan CMK'nın 223/2 e maddesi uyarınca Beraat,

44 Sanık Yusuf Ayyıldız Hakkında;

a) Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek suçundan dolayı CMK nın 223/2 a maddesi uyarınca Beraat,

b) Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma suçundan CMK'nın 223/2 e maddesi uyarınca Beraat,

c) Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Kaydetmek suçundan CMK'nın 223/2 e maddesi uyarınca Beraat,

d) Gizliliğin İhlali suçundan CMK'nın 223/2 e maddesi uyarınca Beraat,

45 Sanık ... Hakkında;

a) Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek suçundan dolayı CMK nın 223/2 a maddesi uyarınca Beraat,

b) 5237 Sayılı TCK' nın 314/2, 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanununun 3. maddesinde belirtilen terör suçu ile cezalandırılmış olması sebebiyle sanığa verilen cezanın 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanununun 5/1, TCK 'nın 62/1, sanık hakkında Anayasa Mahkemesinin iptal kararı da göz önüne alınarak TCK'nın 53/1 2 3 maddesinin uygulanmasına, 6/1 j, 58/6 9, 63 maddeleri uyarınca mahkumiyet, c) Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Kaydetmek suçundan CMK'nın 223/2 c maddesi uyarınca Beraat,

d) Gizliliğin İhlali suçundan CMK'nın 223/2 e maddesi uyarınca Beraat,

46 Sanık ... Hakkında;

a) Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek suçundan dolayı CMK nın 223/2 a maddesi uyarınca Beraat,

b) 5237 Sayılı TCK' nın 314/2, 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanununun 3. maddesinde belirtilen terör suçu ile cezalandırılmış olması sebebiyle sanığa verilen cezanın 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanununun 5/1, TCK 'nın 62/1, sanık hakkında Anayasa Mahkemesinin iptal kararı da göz önüne alınarak TCK'nın 53/1 2 3 maddesinin uygulanmasına, 6/1 j, 58/6 9, 63 maddeleri uyarınca mahkumiyet,

47 Sanık Hasan Serdar Koçyiğit Hakkında;

a) Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek suçundan dolayı CMK nın 223/2 a maddesi uyarınca Beraat,

b) Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma suçundan CMK'nın 223/2 e maddesi uyarınca Beraat,

c) Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Kaydetmek suçundan Hüküm Kurulmasına Yer Olmadığına,

d) Gizliliğin İhlali suçundan CMK'nın 223/2 e maddesi uyarınca Beraat,

48 Sanık Sanık ... Hakkında;

a) TCK'nın 37/1 maddesi delaletiyle TCK'nın 312/1, 3713 sayılı yasanın 5/1, sanık hakkında Anayasa Mahkemesinin iptal kararı da göz önüne alınarak TCK'nın 53/1 2 3 5, TCK 6/1 j, 58/6 9 maddeleri uyarınca mahkumiyet,

b) Silahlı Terör Örgütü Kurma veya Yönetme suçundan Hüküm Tesisine Yer Olmadığına,

c) TCK'nın 37/1 maddesi delaletiyle TCK'nın 132/1 1.ve 2.cümleleri, 137/1 a, 43/1(Müştekiler..., ..., ... ' a karşı eylemlere ilişkin olarak), sanık hakkında Anayasa Mahkemesinin iptal kararı da göz önüne alınarak 53/1 2 3 5, TCK 6/1 j, 58/6 9 maddeleri uyarınca katılanlar ..., Mehmet Zafer Çağlayan, ... ile...'a yönelik eyleminden dolayı mahkumiyet,

d) Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Kaydetmek suçu yerine değişen suç vasfına göre, Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Etmek suçundan TCK'nın 37/1 maddesi delaletiyle TCK'nın 134/1 1.ve 2.cümleleri, 137/1 a, 53/1 2 3 5, 58/6 9 maddeleri uyarınca 2 kez mahkumiyet,

e) Gizliliğin İhlali suçundan TCK'nın 37/1 maddesi delaletiyle TCK'nın 285/1 4, 53/1 2 3 5, 58/6 9 maddeleri uyarınca mahkumiyet,

49 Sanık ... Hakkında;

a) Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek suçundan dolayı CMK nın 223/2 a maddesi uyarınca Beraat,

b) 5237 Sayılı TCK' nın 314/2, 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanununun 3. maddesinde belirtilen terör suçu ile cezalandırılmış olması sebebiyle sanığa verilen cezanın 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanununun 5/1, TCK 62/1, sanık hakkında Anayasa Mahkemesinin iptal kararı da göz önüne alınarak TCK'nın 53/1 2 3 maddesinin uygulanmasına, 6/1 j, 58/6 9 maddeleri uyarınca mahkumiyet,

c) Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Kaydetmek suçundan Hüküm Kurulmasına Yer Olmadığına,

d) Gizliliğin İhlali suçundan CMK'nın 223/2 e maddesi uyarınca Beraat,

50 Sanık Ümit Kınık Hakkında;

a) Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek suçundan dolayı CMK nın 223/2 a maddesi uyarınca Beraat,

b) Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma suçundan CMK'nın 223/2 e maddesi uyarınca Beraat,

c) Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Kaydetmek suçundan Hüküm Kurulmasına Yer Olmadığına,

d) Gizliliğin İhlali suçundan CMK'nın 223/2 e maddesi uyarınca Beraat,

51 Sanık ... Hakkında;

a) TCK'nın 37/1 maddesi delaletiyle TCK'nın 312/1, 3713 sayılı yasanın 5/1, sanık hakkında Anayasa Mahkemesinin iptal kararı da göz önüne alınarak TCK'nın 53/1 2 3 5, TCK 6/1 j, 58/6 9 maddeleri uyarınca mahkumiyet,

b) Birleştirilmesine karar verilen Bilecik Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/284 esas sayılı dosyasında Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek suçundan açılan davadan dolayı Beraat,

c) Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmak suçundan Hüküm Tesisine Yer Olmadığına,

d) Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Kaydetmek suçu yerine değişen suç vasfına göre, Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Etmek suçundan TCK'nın 37/1 maddesi delaletiyle TCK'nın 134/1 1.ve 2.cümleleri, 137/1 a, 53/1 2 3 5, 58/6 9 maddeleri uyarınca mahkumiyet,

52 Sanık ... Hakkında;

a) Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek suçundan dolayı CMK nın 223/2 a maddesi uyarınca Beraat,

b) 5237 Sayılı TCK' nın 314/2, 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanununun 3. maddesinde belirtilen terör suçu ile cezalandırılmış olması sebebiyle sanığa verilen cezanın 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanununun 5/1, sanık hakkında Anayasa Mahkemesinin iptal kararı da göz önüne alınarak TCK'nın 53/1 2 3 maddesinin uygulanmasına, 6/1 j, 58/6 9 maddeleri uyarınca mahkumiyet,

c) TCK'nın 37/1 maddesi delaletiyle TCK'nın 132/1 1.ve 2.cümleleri, 137/1 a, 43/1(Müştekiler..., ..., ... ' a karşı eylemlere ilişkin olarak), sanık hakkında Anayasa Mahkemesinin iptal kararı da göz önüne alınarak 53/1 2 3 5, TCK 6/1 j, 58/6 9 maddeleri uyarınca katılanlar ..., Mehmet Zafer Çağlayan, ... ile...'a yönelik eyleminden dolayı mahkumiyet,

d) Gizliliğin İhlali suçundan CMK'nın 223/2 b maddesi uyarınca Beraat,

53 Sanık ... Hakkında;

a) TCK'nın 37/1 maddesi delaletiyle TCK'nın 312/1, 3713 sayılı yasanın 5/1, sanık hakkında Anayasa Mahkemesinin iptal kararı da göz önüne alınarak TCK'nın 53/1 2 3 5, TCK 6/1 j, 58/6 9 maddeleri uyarınca mahkumiyet,

b) Silahlı Terör Örgütü Kurma veya Yönetme suçundan Hüküm Tesisine Yer Olmadığına,

c) TCK'nın 37/1 maddesi delaletiyle TCK'nın 132/1 1.ve 2.cümleleri, 137/1 a, 43/1(Müştekiler..., ..., ... ' a karşı eylemlere ilişkin olarak), sanık hakkında Anayasa Mahkemesinin iptal kararı da göz önüne alınarak 53/1 2 3 5, TCK 6/1 j, 58/6 9 maddeleri uyarınca katılanlar ..., Mehmet Zafer Çağlayan, ... ile...'a yönelik eyleminden dolayı mahkumiyet,

d) Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Kaydetmek suçu yerine değişen suç vasfına göre, Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Etmek suçundan TCK'nın 37/1 maddesi delaletiyle TCK'nın 134/1 1.ve 2.cümleleri, 137/1 a, 53/1 2 3 5, 58/6 9 maddeleri uyarınca 2 kez mahkumiyet,

e) Gizliliğin İhlali suçundan TCK'nın 37/1 maddesi delaletiyle TCK'nın 285/1 4, 53/1 2 3 5, 58/6 9 maddeleri uyarınca mahkumiyet,

54 Sanık... Hakkında;

a) Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek suçundan dolayı CMK nın 223/2 a maddesi uyarınca Beraat,

b) 5237 Sayılı TCK' nın 314/2, 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanununun 3. maddesinde belirtilen terör suçu ile cezalandırılmış olması sebebiyle sanığa verilen cezanın 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanununun 5/1, TCK 62/1, sanık hakkında Anayasa Mahkemesinin iptal kararı da göz önüne alınarak TCK'nın 53/1 2 3 maddesinin uygulanmasına, 6/1 j, 58/6 9 maddeleri uyarınca mahkumiyet,

c)Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Kaydetmek suçundan Hüküm Kurulmasına Yer Olmadığına ,

d) Gizliliğin İhlali suçundan CMK'nın 223/2 e maddesi uyarınca Beraat,

55 Sanık ... Hakkında;

a) Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek suçundan dolayı CMK nın 223/2 b maddesi uyarınca Beraat,

b) 5237 Sayılı TCK' nın 314/2, 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanununun 3. maddesinde belirtilen terör suçu ile cezalandırılmış olması sebebiyle sanığa verilen cezanın 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanununun 5/1, TCK 62/1, sanık hakkında Anayasa Mahkemesinin iptal kararı da göz önüne alınarak TCK'nın 53/1 2 3 maddesinin uygulanmasına, 6/1 j, 58/6 9 maddeleri uyarınca mahkumiyet,

c) Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkındaki Kanuna Muhalefet suçundan CMK'nın 223/2 e maddesi uyarınca Beraat,

d) Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Kaydetmek suçundan CMK'nın 223/2 e maddesi uyarınca Beraat,

56 Sanık ... Hakkında;

a) Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek suçundan dolayı CMK nın 223/2 a maddesi uyarınca Beraat,

b) 5237 Sayılı TCK' nın 314/2, 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanununun 3. maddesinde belirtilen terör suçu ile cezalandırılmış olması sebebiyle sanığa verilen cezanın 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanununun 5/1, TCK 62/1, sanık hakkında Anayasa Mahkemesinin iptal kararı da göz önüne alınarak TCK'nın 53/1 2 3 maddesinin uygulanmasına, 6/1 j, 58/6 9 maddeleri uyarınca mahkumiyet,

57 Sanık... Hakkında;

a) Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek suçundan dolayı CMK nın 223/2 a maddesi uyarınca Beraat,

b) Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma suçundan CMK'nın 223/2 b maddesi uyarınca Beraat,

c) Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Kaydetmek suçundan Hüküm Kurulmasına Yer Olmadığına, 58 Sanık ... Hakkında;

a) Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek suçundan dolayı CMK nın 223/2 a maddesi uyarınca Beraat,

b) 5237 Sayılı TCK' nın 314/2, 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanununun 3. maddesinde belirtilen terör suçu ile cezalandırılmış olması sebebiyle sanığa verilen cezanın 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanununun 5/1, TCK 62/1, sanık hakkında Anayasa Mahkemesinin iptal kararı da göz önüne alınarak TCK'nın 53/1 2 3 maddesinin uygulanmasına, 6/1 j, 58/6 9 maddeleri uyarınca mahkumiyet,

59 Sanık Umut Eker Hakkında;

a) Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek suçundan dolayı CMK nın 223/2 a maddesi uyarınca Beraat,

b) Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma suçundan CMK'nın 223/2 e maddesi uyarınca Beraat,

c) Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Kaydetmek suçundan Hüküm Kurulmasına Yer Olmadığına,

d) Gizliliğin İhlali suçundan CMK'nın 223/2 e maddesi uyarınca Beraat,

60 Sanık Fatih Yardım Hakkında;

a) Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek suçundan dolayı CMK nın 223/2 b maddesi uyarınca Beraat,

b) Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma suçundan CMK'nın 223/2 b maddesi uyarınca Beraat,

c) Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Kaydetmek suçundan CMK'nın 223/2 e maddesi uyarınca Beraat,

61 Sanık ... Hakkında;

a) Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek suçundan dolayı CMK nın 223/2 a maddesi uyarınca Beraat,

b) 5237 Sayılı TCK' nın 314/2, 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanununun 3. maddesinde belirtilen terör suçu ile cezalandırılmış olması sebebiyle sanığa verilen cezanın 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanununun 5/1, TCK 221/4 son, 62/1, sanık hakkında Anayasa Mahkemesinin iptal kararı da göz önüne alınarak TCK'nın 53 maddesinin uygulanmasına, 221/5, 58/9 maddeleri uyarınca mahkumiyet,

c) Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Kaydetmek suçundan Hüküm Kurulmasına Yer Olmadığına,

d) Gizliliğin İhlali suçundan CMK'nın 223/2 e maddesi uyarınca Beraat,

Hükümleri ile,

Mahkumiyet hükmü alan sanıklar yönünden: hak yoksunluklarına, cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve sanıklar hakkındaki cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına karar verilmiştir.

  1. ... Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin, 09.06.2020 tarihli ve 2019/1834 Esas, 2020/580 Karar sayılı kararı

Sanıklar hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanıklar ve müdafilerinin istinaf başvurusunun 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.

  1. Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan, 07.10.202 tarihli ve bozma, onama, düzelterek onama görüşlerini içerir Tebliğname ile Daireye tevdi olunmuştur.

II. TEMYİZ SEBEPLERİ

Sanıklar ve Sanık Müdafiileri temyiz dilekçelerinde özetle;

Kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna,

Sanıkların üzerlerine atılı suçların oluşmadıkları,

Sanıkların Amirlerinin ve Cumhuriyet Savcısının emirlerini yerine getirdikleri

Dosyanın içeriğinden ve amacından haberdar olmadıkları

Tanık beyanlarında aleyhe hususları kabul etmedikleri,

Bylock tespit edilen sanıkların bylock kullanmadıkları ve bu hususun delil olamayacağı

Veri İnceleme Raporunun delil olmayacağı

Delil değerlendirmesinin hatalı yapıldığına,

Temyiz dilekçesinde belirtilen Sair Temyiz sebepleri ve sair hususlara ,

İlişkindir.

Katılan ve katılan vekili ile Bölge Adliye Savcısı temyiz dilekçelerinde özetle;

Sanıkların üzerine atılı tüm suçlardan ayrı ayrı cezalandırılmaları gerektiği,

Beraat eden tüm sanıkların üzerine atılı suçları işledikleri sabit olduğu,

Temyiz dilekçesinde belirtilen Sair Temyiz sebepleri ve sair hususlara ,

İlişkindir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü

İncelemeye konu dosyanın hacmi itibariyle, her bir sanık için ilk derece mahkemesinin kabulü ve dairemizce yapılan değerlendirme kararın GEREKÇE kısmında ayrıca belirtilmiştir.

17 Aralık operasyonunun hükumete karşı girişilen darbe girişimi olduğuna yönelik ilk derece mahkemesinin kabulü;

... 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/304 Esas sayılı dosyasında 17 Aralık Operasyonunun hükümete karşı girişilen darbe girişimi olduğuna yönelik nihai kabulü;

“Dava dosyasında yer alan tüm kanıtların; bu bağlamda örgütün tarihsel geçmişi, amacı, hedefi, stratejisi, tertiplediği kumpas davaları, 17/25 Aralık ve nihayetinde 15 Temmuz askeri darbe girişimine değin yaşanan ve karar gerekçesinde özetlenen süreç, soruşturmaların kurgulanması, soruşturmalardaki usulsüzlükler, hukuka aykırılıklar, operasyonun yapılma şekli ve biçimi, sonuçları hep birlikte bir bütün olarak değerlendirildiğinde;

Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay kararlarında dile getirildiği veçhile, FETÖ/PDY'nin Türkiye Cumhuriyeti Devletinin tüm anayasal kurumlarını (yasama, yürütme, yargı erklerini) ele geçirmeyi ve bundan sonra devleti, toplumu ve fertleri kendi ideolojisi doğrultusunda yeniden şekillendirerek oligarşik özellikler taşıyan bir zümre eliyle ekonomik, toplumsal ve siyasal gücü yönetmeyi hedefleyen, bu niteliği itibariyle 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 1'inci maddesinde tanımlanan, amaca ulaşmak için silah başta olmak üzere her türlü cebir ve şiddeti araç olarak kullanan 5237 sayılı TCK'nın 314/1 2 maddeleri hükümleri kapsamında silahlı bir terör örgütü olduğu,

Mahkememizde dava konusu yapılan ve 17/12/2013 tarihinde eş zamanlı olarak operasyona dönüştürülen 17 Aralık soruşturmalarından; ... Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünün yürüttüğü 2012/120653 sayılı ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünün yürüttüğü 2012/125043 sayılı suç soruşturmalarını başlatan, koordine eden, talimatlarıyla yönlendiren ve iletişimin denetlenmesi ile teknik araçlarla izleme tedbirlerine dair tüm işlemlerin yapılması talimatlarını veren, ilgili şube müdürlüklerinin yönetim, soruşturma büro ve teknik büro rütbeli kadrolarında yer alan sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., firari sanık Hüseyin Korkmaz, ..., ..., ..., ... ve ...'in FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısı içerisinde yer alan ve örgüt talimatlarını yerine getiren örgüt üyesi oldukları,

17 Aralık 2013 günü operasyona dönüştürülen 2012/120653, 2012/125043 ve 2013/24880 sayılı soruşturmaların koordinatör Başsavcı vekili Zekeriya Öz, öte yandan Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünün yürüttüğü 2012/120653 sayılı ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünün yürüttüğü 2013/24880 sayılı soruşturmaların savcısı olan Celal Kara ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünün yürüttüğü 2012/125043 sayılı soruşturmanın savcısı Mehmet Yüzgeç'in, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olup, bu örgütün nihai amacı doğrultusunda 17 Aralık soruşturmalarını yürüten aynı yapılanmaya mensup emniyet görevlileriyle birlikte iştirak halinde cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellememe teşebbüs ettikleri iddiasıyla ilk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 16'ncı Ceza Dairesinde halen yargılandıkları, Zekeriya Öz ve Celal Kara'nın Bakırköy 2'nci Ağır Ceza Mahkemesinde haklarında tutuklamaya yönelik yakalama kararının çıkarıldığı 10/08/2015 tarihinde Artvin / Sarp kara hudut kapısı üzerinden yurt dışına kaçtıkları, Mehmet Yüzgeç'in ise bilinmeyen bir yerde firari olduğu ve halen arandığı, adı geçenlerin FETÖ/PDY silahlı terör örgütüyle aralarında organik bağın varlığına ve kuvvetli suç şüphesine işaret eden kanıtların bulunduğu, bu bağlamda dava dosyasında mevcut tespit ve değerlendirme tutanaklarına göre her üçünün de örgütün kriptolu haberleşme programı olan Bylock kullanıcısı oldukları,

Kurulduğu tarihten itibaren gelişim gösterdiği tarihsel süreçte hemen her dönemde, içinde bulunduğu sosyo politik koşullara çok iyi uyum sağlayarak iktidar dengelerini gözetip siyasi konjonktür ve gidişatı iyi okuyan, bu özelliği nedeniyle gittikçe güçlenen, sözde dini referanslar üzerinden geliştirdiği söylemiyle toplumda belli bir meşruiyet kazanan, ahlak ve eğitim hareketi yönüyle öne çıkan ancak 2000'li yılların özelikle ikinci yarısından itibaren yargı, emniyet ve medyadaki mensupları eliyle gerçekleştirdiği ve uygulamaya soktuğu kumpas davaları aracılığıyla mutlak iktidarına giden yolda önünde engel olabilecek kişi, grup, topluluk, kurum ve kuruluşları bertaraf eden, bu sayede aşırı güç zehirlenmesine kapılarak adeta devlet içerisinde devlet gibi davranmaya başlayan ve paralel devlet yapılanması kimliğine bürünen FETÖ/PDY terör örgütünün, devlet otoritesini ve tüm anayasal kurumları ele geçirme yönündeki hedefinin önünde ve mutlak iktidarına giden yolda kendisine en büyük engel olarak gördüğü Başbakan ... ve siyasi iktidarına yönelik 2010'lu yılların başından itibaren örtülü biçimde yürüttüğü güç mücadelesini müteakiben ilerleyen süreçte açığa döküp, hukuku araç olarak kullanmak suretiyle hukuksuz bir takım eylemlere girişmeye başladığı,

Bu bağlamda, Örgütün göreve gelmesini istemediği Hakan Fidan'ın Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı görevine atanması ve bunu müteakip yaşanan Mavi Marmara olayı nedeniyle Hükûmet ile derin görüş ayrılığına düştüğü, bu nedenle örgüt medyasında Hükûmete yönelik söylemlerin sertleşmeye başladığı, MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın başında olduğu ekibin yürüttüğü çalışmalar çerçevesinde iktidarın, devletin üst kadrolarında yerleşik örgüt mensuplarını bürokrasiden pasifize etmeye dönük uygulamaları üzerine örgütün Hükûmete ve Başbakan Erdoğan'a yönelik tutumunu giderek daha da sertleştirerek, nefret ve husumet duymaya başladığı, nitekim 2011 yılına gelindiğinde Başbakan Erdoğan'ın resmi konutu ve ikametindeki çalışma ofislerine dinleme cihazları yerleştirilmesini sağlayarak casusluk faaliyetine giriştiği, Güneydoğu sorununun çözümüne yönelik olarak 2009 yılında gerçekleştirilen Oslo görüşmeleri ses kayıtlarının 2011 yılı içerisinde sızdırılmasını sağladığı, böylelikle Hükûmeti açılım politikası üzerinden kamuoyu nezdinde zor duruma düşürmeye çalıştığı, devam eden süreçte, yargıdaki mensupları eliyle yürütülen bir soruşturma bahanesiyle MİT Müsteşarı ve üst yönetim kadrosunun PKK/KCK terör örgütüne yardım ettikleri iddiasıyla 07/02/2012 tarihinde ifadeye çağrılmaları ve bilahare haklarında yakalama kararı çıkarılması suretiyle MİT üzerinden dolaylı olarak Başbakan'ı terör örgütüne yardımla suçlamak istediği, böylelikle yargıyı silah olarak kullanarak Başbakan ... ve Hükûmetini itibarsızlaştırarak siyaseten meşruiyetini kaybettiğinden bahisle devirmeye çalıştığı,

7 Şubat MİT kumpasında rolleri olduğu gerekçesiyle FETÖ/PDY mensubu ... İl Emniyeti Terör ve İstihbarat Şube Müdürleri ile İl Emniyet Müdür Yardımcısının görevden alınarak pasif görevlere atanmaları, bunun akabinde Hükûmetin girişimiyle 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve MİT Kanununda gerçekleştirilen değişiklikler neticesinde kumpas soruşturmasının önünün tıkanması, örgütün yargı teşkilatında güçlü olduğu özel yetkili mahkemeler üzerinden gerçekleştirmeye çalıştığı bu operasyon nedeniyle, yasal dayanağını 5271 sayılı CMK'nın 250'nci maddesinden alan özel yetkili mahkemelerin, örgütün elinde adeta tüm toplumu dizayn edecek ve Hükûmeti işlevsiz hale getirebilecek etkili bir silaha dönüştüğünün net olarak anlaşılmasıyla birlikte, 02/07/2012 tarihinde çıkarılan 6352 sayılı Kanun ile özel yetkili mahkemelerin lağvedilerek kapatılmasına karar verilmesi üzerine Hükûmetin kendisine yönelik giriştiği bu hamlelere karşılık, örgütün, ...'ın başında olduğu 61'nci Hükûmet aleyhinde "silah olarak kullanacağı" yeni ve daha kapsamlı kurgu soruşturmalar tertiplemeye karar verdiği, bu kapsamda 06/03/2012 tarihinde 25 Aralık soruşturmasının, diğer yandan 13/09/2012 ve 21/09/2012 tarihlerinde ise 17 Aralık soruşturmalarının başlatıldığı, böylelikle ileride Hükûmet aleyhinde kullanılabilecek verilerin elde edilmesine yönelik delil toplama ve hazırlık sürecine girişildiği,

17 Aralık soruşturmalarının bu amaç doğrultusunda başından itibaren kurgulandığı; örgütün diğer kumpas soruşturmalarında mutat hale geldiği üzere, soruşturmaların başlatılması ve hemen akabinde CMK'nın 135'nci maddesi gereğince teknik takip kararlarının alınmasını sağlayacak mahiyetteki isimsiz ayrıntılı ihbarların, örgütün hakim olduğu geniş istihbarat ağından faydalanmak suretiyle ve istihbari dinlemelerden elde edilerek bizatihi örgüt mensuplarınca yapıldığı, soruşturma izni ve teknik takip kararlarının alınmasına matuf olmak üzere, dosya içeriği ve suç iddialarının temelsiz olmadığı intibasını uyandırmak için, doğrudan soruşturma konusu ve şüphelileriyle ilgisi olmayan veya daha önce işleme konulmamış / ötelenmiş olan, kurumlardan intikal etmiş bir takım raporların dolgu malzemesi ve gerekçe olarak kullanıldığı, Organize Suçlarla Mücadele Şubesinin yürüttüğü 2012/125043 sayılı soruşturmada "genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması" veya "silahla tehdit" kapsamında değerlendirilebilecek basit bir adli olayın örgütlü bir suç soruşturmasının başlatılmasına öncül eylem kabul edilerek gerekçe yapıldığı, her iki soruşturmada iletişimin denetlenmesine dair teknik takip kararlarının soruşturmaların başlangıcında "varsayıma dayalı suç örgütleri oluşturmak suretiyle" alındığı, bilahare her iki soruşturmanın şekli anlamda hukuki gözükmekle birlikte maddi olarak hukuka aykırı teknik ve fiziki takip kararları üzerine inşa edildiği, CMK'nın 135 140 maddeleri çerçevesinde iletişimin denetlenmesi ve teknik araçlarla izleme kararlarına esas teşkil eden kolluk ve savcılık raporları ile talep yazılarında "soruşturmaların siyasi yönünü açığa çıkaracak kısımlar"a özellikle yer verilmeyip gizleme (maskeleme) yapılmak suretiyle, soruşturmaların bu yönünün söz konusu kararları veren hakimlerin hukuki denetiminden kaçırıldığı, bu itibarla başından itibaren kurgulanmış soruşturmalardaki delillerin hukuka aykırı olarak elde edildiği, hukuka aykırı delil kavramının sadece hukuka aykırı elde edilen ilk delili değil ve fakat bu delil vasıtasıyla elde edilen diğer delilleri de kapsadığı, dolayısıyla soruşturmaları bütünüyle hukuksuz hale getirdiği, başlangıçta kurgulanan siyasi hedef doğrultusunda ilerleyen aşamada soruşturmaların FETÖ/PDY'nin bilinen ve klasik "sirayet stratejisi"yle genişletildiği, tesadüfi deliller ve tanıklıktan çekinmeye dair usul hükümlerine de riayet edilmeksizin Anayasanın 100'üncü maddesi uyarınca özel soruşturma usulüne tabi Bakanlarla ilgili "görevleriyle alakalı suç iddiaları ve isnatları"na ilişkin Meclis Başkanlığına da hiçbir bilgi verilmeden uzun süre delil toplanması ve biriktirilmesi cihetine gidilerek Bakanlarla ilgili dolaylı yoldan soruşturma yürütüldüğü,

Bu kapsamda, 2012 yılının Eylül ayı içerisinde başlatıp devreye sokulan ve 17 Aralık soruşturmaları olarak bilinen kurgu soruşturmalar sırasında, hedef şahıslar olmadıkları ve dolayısıyla haklarında verilmiş bir mahkeme kararı bulunmadığı halde yasama dokunulmazlığı bulunan, aynı zamanda Anayasa'nın 100'üncü maddesi uyarınca özel soruşturma usulüne tâbi 61'nci Hükûmetin İçişleri Bakanı ..., Çevre ve Şehircilik Bakanı ..., Avrupa Birliği Bakanı... ve Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan'ın muhtelif tarihlerde hedef şahıslarla yapmış oldukları çok sayıda görüşmeye ilişkin seslerin çözümü yapılıp metin haline getirilmek suretiyle tape yapıldığı, soruşturma kapsamında Başbakan ...'ın Halkbank Genel Müdürü Süleyman Aslan ile gerçekleştirmiş olduğu ve içeriğinde suç unsuru bulunmayan 16/03/2013 tarihli bir görüşmenin kayıt altına alınarak iletişim tespit tutanağına dönüştürüldüğü, Hükûmet üyeleri olan Bakanlar Zafer Çağlayan, ..., ... hakkında CMK m.140 uyarınca verilmiş herhangi bir teknik araçlarla izleme kararı bulunmadığı halde muhtelif tarihlerdeki kamuya açık yerlerdeki faaliyetleri ve ilişkileri takip edilerek kayıt altına alındığı, aynı Bakanların çıkar amaçlı suç örgütü lideri olduğu şüphesiyle takip edilen...ile ...'da buluşmalarına dair cell harita görüntülerinin tutanak haline getirildiği, benzer nitelikteki eylemlerin 06/03/2012 tarihinde başlatılan 25 Aralık soruşturmasında da gerçekleştirilerek Hükûmet üyeleriyle ilgili delil toplandığı, böylelikle her iki soruşturmada Başbakan ve 61'nci Hükûmet üyeleri aleyhinde olumsuz algı oluşturulabilmek için sözde delil toplama / biriktirme sürecine girildiği, saldırı hamlelerine değin hazırlık yapıldığı,

Devam eden süreçte 2013 yılına gelindiğinde, Hükûmetin uzun zamandır üzerinde çalıştığı dershanelerin kapatılması konusunda somut adımlar atacağı yönünde mesajlar vermeye başladığı, Başbakanın "bu konuda geri dönüş yok" şeklindeki beyanatı ile kesin ve kararlı tutum sergilemesi üzerine dershanelerin kapatılmasıyla insan kaynağına çok önemli bir darbe vurulacağını, çalışma sistemindeki can damarını kaybedeceğini ve arka bahçesinin adeta kurutulacağını, iktisadi açıdan da büyük zarara uğrayacağını öngören örgütün dershanelerin kapatılmasına yönelik yapılacak muhtemel yasal düzenlemelere büyük tepki göstermeye başladığı, örgütün uzlaşı zemini aramak için son bir hamle olarak görevlendirdiği medya yöneticileri Ekrem Dumanlı ile Hidayet Karaca'nın konuyla ilgili Başbakan ile görüştükleri, Başbakan'ın bu görüşmede de dershaneler konusunda geri adım atılmayacağı yönünde net tavır sergilediği, bunun üzerine örgüt üst yönetimi tarafından düğmeye basılarak, daha önceden hazırlığı yapılmış olan Hükûmete yönelik dosyaların yakın tarihte / 30/03/2014'te icra edilecek olan yerel seçimler öncesinde operasyona dönüştürülecek şekilde planlama çalışmalarının yapılması talimatının verildiği,

Bu talimat üzerine 17 Aralık operasyonlarında görev alacak olan, örgütün yargı emniyet kadrolarında yerleşik mensupları ile mahrem yapılanmadaki sivil imamların operasyonlarla ilgili planlama toplantıları yaptıkları, ancak detayları yukarıda izah edilen bazı gelişmeler yüzünden soruşturmanın sızarak deşifre olması ihtimali, ayrıca Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce ... İstihbarat Şubesi üst yönetim kadrosunda görevli ve örgüt üyesi olmayan polis müdürleri ve amirlerine yönelik tertiplenen, sözde "zimmet ve suç örgütü iddialarının soruşturulduğu" 2013/153711 sayılı kumpas soruşturmasında yapılan hukuksuz dinlemelerden elde edilen bilgilere istinaden Mali ve Organize Suçlar Şube Müdürlerinin görevden alınacaklarına dair hasıl olan şüpheler üzerine operasyon tarihinin planlanandan daha erkene alındığı, operasyon tarihi ve ayrıntıların netleşmesi üzerine örgütün yüksek yargı imamı Kartal kod adlı İlyas Şahin ile örgütün Marmara (...) bölgesi emniyet yapılanması adli şubeler ve istihbarattan sorumlu danışman statüsündeki mahrem imam Veysel / Ekrem kod adlı Mensur Ünal'ın hazırlanan nihai planı örgüt lideri ve üst yönetim kadrosunun onayına sunmak üzere 12/12/2013 ve 13/12/2013 tarihlerinde birer gün arayla Amerika Birleşik Devletlerine gittikleri, burada örgüt yönetiminden aldıkları talimatla operasyondan iki gün önce 15/12/2013 tarihinde Türkiye'ye geri döndükleri, örgüt liderinin eylem talimatını örgütün yargı ve emniyetteki mensuplarına ilettikleri,

Örgüt liderinden aldıkları nihai eylem talimatı doğrultusunda harekete geçen örgütün emniyet ve yargı kadrolarında yerleşik üyelerinin fikir, eylem ve irade birliği içerisinde hareket ederek, siyasi ve ekonomik kriz ve kaos ortamı oluşturarak Hükûmeti iş göremez hale getirip istifaya zorlamak ve Hükûmeti devirmek amacıyla, birbirleriyle hiçbir bağlantısı olmayan, ayrıca aynı gün birlikte operasyon yapılması için fiili ve hukuki hiçbir gereklilik de bulunmayan (3) ayrı soruşturma dosyasını, daha önce emsali görülmemiş şekilde aynı gün operasyona dönüştürmek suretiyle, 17 Aralık 2013 tarihinde rüşvet ve yolsuzluk operasyonu adı altında, aralarında bakan çocukları, iş adamı, banka yöneticisi, belediye başkanı ve bürokratların bulunduğu toplam (92) kişinin gözaltına alınmasına yönelik eş zamanlı operasyon başlattıkları, büyük bir örgütsel gizlilik ve disiplin içerisinde tertipledikleri operasyon öncesinde, ... Cumhuriyet Başsavcısı Turan Çolakkadı ve ... İl Emniyet Müdürü...'a haber vermedikleri, KOM birimi olmaları hasebiyle planlı operasyon sürecinde bilgi vermeleri gereken KOM Daire Başkanlığını operasyon öncesinde bilgilendirmedikleri, 17 Aralık operasyonuna zemin hazırlayan soruşturma ve operasyon bilgilerini gizli tutarak UYAP bilişim sistemine kaydetmedikleri, şüpheli hanelerine "meçhul" şeklinde kayıt yapıldığı, yaklaşık on beş ay boyunca yürütülmüş olan soruşturmalardan emniyet ve yargı içerisinde yerleşik örgütsel dar bir kadro haricinde kimsenin bilgisinin olmadığı, hatta örgüt üyesi olduğu iddiasıyla halen hakkında kovuşturma yürütülen ve 2012/120653 sayılı soruşturmayı bir süre yürüten eski savcı Yılmaz Kıstı'ya dahi soruşturmanın siyasi yönü ve nihai amacıyla ilgili bilgi verilmediğinin bizatihi adı geçenin beyanlarıyla sabit olduğu, diğer yandan 2012/125043 sayılı soruşturmayı bir süre yürüten C. Savcısı Bekir Gencer'e de aynı şekilde soruşturmanın siyasi yönü ve nihai amacıyla ilgili bilgi verilmediği,

Operasyonda gözaltına alınan (92) şüpheliden aralarında iki bakan çocuğunun da bulunduğu (24) kişinin tutuklandığı, bu arada şüphelilere yönelik aramalar sırasında elde edilen özellikle para, para sayma makineleri, para kasaları görüntüleri ve soruşturma verilerinin (teknik ve fiziki takip verileri) örgüt mensuplarınca operasyondan hemen bir gün sonra 18/12/2013 tarihinden itibaren planlı, organize ve sistematik biçimde medya organlarına sızdırılıp basına servis edilerek siyasi iktidarın "rüşvet ve yolsuzluk batağında" olduğu ve bu nedenle meşruiyetini kaybettiği algısının yaratılmaya çalışıldığı, örgütün böylelikle bu eylemle siyasi / ekonomik kriz ve kaos ortamı oluşturarak Hükûmeti iş göremez hale getirip istifaya zorladığı, nitekim ulusal ve uluslararası basında "büyük yolsuzluk ve rüşvet operasyonu" olarak dile getirilen haberlerde Fetullahçı örgüt mensubu savcı ve polislerce işbirliği içerisinde gerçekleştirilen operasyonun sansasyonel yönüne ve etkilerine işaret edilerek, kabine üyesi üç Bakanın çocukları, siyasetçi, bazı iş adamları ve bürokratların gözaltına alındığı operasyonun yerel seçimlere aylar kala Başbakan Erdoğan'a yönelik bir darbe girişimi olduğu ve Hükûmeti zor durumda bırakarak istifasını sağlamaya dönük olduğu yorumlarının yapıldığı, bu arada operasyonun ciddi ekonomik etkilerinin de yaşandığı, ... Borsasında işlem gören şirketlerin piyasa değerinin milyarlarca lira tutarında azaldığı, döviz ve faizlerde çok ciddi artışlar olduğu, operasyonun siyasi etkileri yüzünden 61'nci Hükûmetin üç üyesi Ekonomi Bakanı..., İçişleri Bakanı ... ve Çevre ve Şehircilik Bakanı ...'ın 25/12/2013 tarihinde istifa etmek zorunda kaldıkları,

Sonuç olarak, 17 Aralık operasyonunun, 7 Şubat 2012 tarihinde gerçekleştirilen ve sonuç alınamayan ilk girişimden sonra, "suç teşkil eden bir olayı aydınlatmaya, bir eylemi ortaya koymaya, maddi gerçeği açığa çıkarmaya ve delillendirmeye dönük bir soruşturma faaliyeti"nden ziyade, soruşturma görünümü altında ve bu kılıfa gizlenerek gerçekleştirilmiş, yargı ve polis gücünün silah olarak kullanıldığı, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 7'nci maddesinin 1'inci fıkrasında belirtilen amaçlar doğrultusunda sonuç elde etmeye yönelik, FETÖ/PDY'nin bir terör eylemi niteliğinde olduğu, kısa süre sonra devamında meydana gelen 25 Aralık darbe girişimiyle birlikte değerlendirildiğinde örgütün bu eylemlerdeki amacının siyasi / ekonomik kriz ve kaos ortamı oluşturarak hükümeti iş göremez hale getirip istifaya zorlamak olduğu, 17 Aralık soruşturmaları ile eş zamanlı olarak yürütülen Selam Tevhid Kudüs Ordusu soruşturmasının konusu, hedef alınan kişi ve gruplar, soruşturmanın başlangıcı ve adli dinlemelerin sona erdiği tarihler, her iki soruşturmada ortak olarak dinlenilen kişilerin varlığı, terörizmin finansmanı boyutunu açığa çıkarmak bahanesiyle yaptırılmaya çalışılan usulsüz mali incelemeler hep birlikte dikkate alındığında Mali Şube tarafından yürütülen 2012/120653 sayılı kara para soruşturmasıyla Selam Tevhid Kudüs Ordusu terör örgütü soruşturmasının ilerki aşamada birleştirilerek "Türkiye / İran ticareti sayesinde Türkiye'den İran'a çıkışı sağlanan nakit rezervlerin (İran'ın petrol / doğalgaz gelirlerinin) uluslararası terörün finansmanında kullanıldığı, sözde Kudüs Ordusu terör örgütü üyeliği ve İran lehine casusluk suçlamaları yöneltilen devlet yetkililerinin böylelikle uluslararası terörü finanse ettikleri" şeklinde suçlamalarla uluslararası ceza divanında yargılanmalarının hedeflendiği, tüm bu girişimlerinden sonuç alamayan terör örgütünün diğer yandan 01/01/2014 ve 19/01/2014 tarihlerinde Milli İstihbarat Teşkilatına ait ve devlet sırrı kapsamında yardım faaliyeti yürüten TIR'ları durdurmak suretiyle Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Suriye'deki terör örgütlerine yardım ettiği intibasını oluşturarak dış güçler vasıtasıyla devleti ve hükümeti zora sokup bir başka yoldan uluslararası yargı organları nezdinde sorumluluk altına sokmaya çalıştığı, bundan da istediği sonucu elde edememesi ve örgütün her alanda tasfiyesine yönelik kapsamlı tedbirler alınması üzerine, taşeronu olduğu küresel emperyalist güçlerin desteği ile 15 Temmuz 2016 tarihinde anayasal düzeni yıkarak devlet otoritesini nihai olarak ele geçirmeye dönük askeri darbe girişiminde bulunduğu, Hükûmete yönelik eylemler zincirinin bu şekilde tamamlandığı, sonuçları itibariyle, 17/25 Aralık darbe girişimlerinin, bahse konu örgütlü yapının, dini bir cemaat, ahlak ve eğitim hareketi veya iddia edildiği gibi sivil toplum örgütlenmesi niteliğinde olmayıp, aksine devlet otoritesini nihai olarak ele geçirmeyi hedefleyen bir terör örgütü olduğu hususunda devlet ve toplum nezdinde ortak vicdani kanaat oluşmasına giden süreçte başlangıç ve bir milat teşkil ettiği vicdani sonuç ve kanısına ulaşılmıştır .” şeklinde olduğu

B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü

İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olay ve olgularda, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bir isabetsizlik bulunmadığı belirlenmiştir.

IV. GEREKÇE

Yapılan yargılama ve dosya içeriğine göre, oluş ve mahkeme kabulünde bir isabetsizlik bulunmadığından tebliğnamedeki Sanıklar Savaş Akyol, ..., ..., ..., ..., Osman Balcı, ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., Mutlu Acil, ..., ..., ... hakkında bozma isteyen düşünceye iştirak olunmamıştır.

Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında; "Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Kaydetmek suçu yerine değişen suç vasfına göre, Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Etmek, Gizliliğin İhlali" suçlarından Verilen ..., "Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Kaydetmek suçu yerine değişen suç vasfına göre, Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Etmek" suçundan, ..., ..., ..., ..., ... hakkında ise; "Gizliliğin İhlali" suçundan verilen Mahkumiyet Kararlarına İlişkin sanıklar ve müdafilerinin Temyiz Taleplerinin İncelenmesinde; Bölge Adliye Mahkemesi inceleme sonucu, istinaf isteminin esastan reddine karar verildiği, sanıklar hakkında incelenen suçlardan verilen kararın 5 yılın altında olması nedeniyle kesin hüküm niteliğinde olduğu, sanıklar ve müdafilerince temyiz isteminde bulunulan belirtilen kararların kesin nitelikte olması sebebiyle temyiz talebinin REDDİNE,

Sanık ... hakkında Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Kaydetmek suçu yerine değişen suç vasfına göre, Haberleşmenin Gizliliğini İhlal suçundan kurulan hükme yönelik temyiz talebinin yapılan incelemesinde; Bölge Adliye Mahkemesi inceleme sonucu, istinaf isteminin esastan reddine karar verildiği, sanık hakkında verilen kararın 5 yılın altında olması nedeniyle kesin hüküm niteliğinde olduğunun belirtildiği, sanık ve müdafi tarafından temyiz isteminde bulunulan belirtilen kararın kesin nitelikte olması sebebiyle temyiz talebinin REDDİNE,

Katılanlar T.C. Cumhurbaşkanlığı, T.C. Cumhurbaşkanı ... Vekili ile ..., ..., Hayati Yazıcı ve ... vekillerinin temyiz dilekçeleri içeriğinde iddianamede yazılı tüm suçlar açısından temyiz talebine ilişkin olması sebebiyle yapılan incelemede; sanıklar ...ve ... hakkında "Resmi Belgede Sahtecilik" suçundan kurulan Beraat hükümlerine yönelik temyizi karşısında, katılanı olduğu amaç suç olan "Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek" suçunu işleme kastı ile resmi belgede sahtecilik eyleminin işlendiğinin iddia edilmesi karşısında, Ceza Genel Kurulunun 24/09/2013 gün ve 2012/15–1513 E. 2013/386 K. sayılı ilamında açıklandığı üzere, atılı suçtan zarar görmesi nedeniyle kanunda suçun mağduru olmasa da suçun doğrudan zarar göreni olma sıfatına bağlı olarak atılı suçtan açılan kamu davasına katılma hakkının bulunduğu ve istinaf mahkemesinin atılı suça ilişkin CMK'nın 279/1 b maddesi uyarınca istinaf isteminin reddine dair verilen kararın CMK'nun 260. maddesi uyarınca katılanların temyiz hakkı bulunduğu belirlenerek yapılan incelemede;

İzah edildiği üzere belirtilen katılanların doğrudan zarar görmesi, buna bağlı olarak katılma hakkının bulunması nedeniyle; öncelikle, resmi belgede sahtecilik suçundan kurulan hükümlere yönelik istinaf isteminin reddine dair istinaf kararının kaldırılması ile;

Belirtilen katılanlar vekillerinin sanıklar yönünden esastan red kararına konu olduğu tespit edilen Resmi belgede sahtecilik suçundan kurulan beraat hükümlerinin, suç için öngörülen ceza miktarının üst haddi ile hükmün nevine göre, C.M.K. nun 286/2 g maddesi uyarınca kesin nitelikte olması nedeniyle temyiz yeteneği bulunmadığından katılan vekillerinin temyiz isteminin CMK'nın 298. Maddesi uyarınca REDDİNE,

Tüm Katılanlar vekillerinin, Silahlı Terör Örgütü Kurma veya Yönetme, Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma, Silahlı Terör Örgütüne Bilerek Ve İsteyerek Yardım Etme, suçlarından kurulan hükümlere yönelik temyiz taleplerinin yapılan incelemesinde; söz konusu suçların niteliği itibariyle katılanların doğrudan zarar görmedikleri ve bu suçlara yönelik davalar yönünden katılma ve hükümleri temyiz etme hakları da bulunmadığından, katılan vekillerinin bu suçlar açısından temyiz isteminin CMK'nın 298. Maddesi uyarınca REDDİNE,

Katılan T.C. Cumhurbaşkanlığı vekilinin temyiz dilekçesi içeriğinde iddianamede yazılı tüm suçlar açısından temyiz talebi nedeniyle; Gizliliğin İhlali, Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Kaydetmek suçlarından verilen Beraat ve Hüküm Kurulmasına Yer Olmadığına ilişkin kararlardan dolayı bu kararların kesin nitelikte olması sebebiyle, Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkındaki Kanuna Muhalefet suçundan verilen Beraat kararına ilişkin olarak da suçun niteliği itibariyle katılanın doğrudan zarar görmemesi ve bu suçlara yönelik davalar yönünden katılma ve hükümleri temyiz etme hakkı da bulunmadığından, bu suçlar ve kararlara ilişkin sanıklar hakkındaki katılan vekilinin temyiz temyiz isteminin CMK'nın 298. Maddesi uyarınca REDDİNE,

Katılanlar ..., ..., Hayati Yazıcı ve ... vekillerinin temyiz dilekçeleri içeriğinde iddianamede yazılı tüm suçlar açısından temyiz talebi nedeniyle; Gizliliğin İhlali, Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Kaydetmek, Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Kaydetmek suçu yerine değişen suç vasfına göre Haberleşmenin Gizliliğini İhlal Etmek, Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Kaydetmek suçu yerine değişen suç vasfına göre Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Etmek, Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkındaki Kanuna Muhalefet suçlarından hüküm kurulan tüm sanıklar hakkındaki temyiz taleplerinin yapılan incelemesinde;

Söz konusu suçların niteliği itibariyle katılanların doğrudan zarar görmedikleri ve bu suçlara yönelik davalar yönünden katılma ve hükümleri temyiz etme hakları da bulunmadığından, katılan vekillerinin temyiz isteminin CMK'nın 298. Maddesi uyarınca REDDİNE,

V HUKUKİ DEĞERLENDİRMELER: **

A GENEL OLARAK: **

Siyasi İktidar hükümran tarafından hükümete muayyen bir zaman ve şartlar altında emanet edilmiş olan yetkidir. Burada hükümran, hakimiyetin sahibini ve hükümet ise toplum hayatını müşterek menfaate uygun olarak yöneten düzeni ifade etmektedir. (Özek Çetin, Siyasi İktidar Düzeni ve Fonksiyonları Aleyhine Cürümler, 1976 baskı sh.40) Demokratik rejimlerde hükümran, hakimiyetin sahibi millettir. Anayasamızın 6. maddesine göre de, egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.

Devleti meydana getiren dinamik unsur siyasi iktidar olduğuna göre, bir devletin mevcudiyeti ve devamı iktidarın himayesine bağlıdır. Bunun içindir ki, hukukun en eski günlerinden bu yana değişik sistemler içinde siyasi kuvvetler himaye edilmiştir. Devlet otoritesinin mevcudiyeti ancak siyasi iktidarın himayesiyle mümkündür. Devlet mefhumunun hukuki ve politik karakterini ortaya koyan siyasi iktidar realitesi, devleti diğer topluluklardan ayıran kriterdir. Ülke ve Millet mefhumlarını bir birlik ve siyasi organizasyon halinde ortaya koyan unsur siyasi iktidardır. Bu bakımdan devletin varlığının, tehlikelere ve fiili karşıt hareketlere karşı himayesi bir zaruretin icabıdır ve devlete devlet vasfını veren iktidar unsuru bu himayenin en önemli parçasını teşkil etmektedir. Fakat bu himaye demokrasilerde hiçbir zaman fikrin cezalandırılmasına hak vermez. (Özek, a.g.e. s.50)

Otorite, aslında iktidarın özel bir biçimini, "meşru iktidarı" ifade eder. Otorite sahipleri de, iktidar sahipleri gibi karar ve emirlerini muhalefet veya direnmeyle karşılaşmadan uygulatabilirler. Ancak bu durumda, söz konusu karar ve emirlerin muhatapları bunları veren otoritelerin yönetme hakkını tanır; yani yönetilenler yönetenlere kendi istekleriyle itaat eder. Bu çerçevede otorite, en genel anlamıyla, yönetme hakkı olarak tanımlanabilir. Otorite güçle desteklenmiş olsa da, temel olarak yönetilenlerin rızasına dayanır. Öyleyse, meşruiyet, yönetilenlerin yönetenlere itaatini sağlayan temel unsur olarak karşımıza çıkar ve meşru iktidar otorite adını alır. ( Dr. Levent GÖNENÇ, Meşruiyet Kavramı ve Anayasaların Meşruiyeti Problemi, ... Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, yıl 2001, Cilt: 50, Sayı: 1, Sayfa:133)

Hukuk kuralları koyma ve kamu gücünü kullanma tekeli devleti yönetenlerin elindedir. (Teziç, Anayasa Hukuku 20.bası sh.128) Modern devletin maddi özünü, cebir kullanma tekeline sahip bulunan siyasal iktidar oluşturmaktadır. (M.Erdoğan, Anayasal Demokrasi 7.bası sh.327)

Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir (1982 Anayasası madde 2).

1982 Anayasasının 2. maddesi ile ilgili Danışma Meclisinin Kabul Ettiği Metnin Gerekçesi ise şöyledir:

"Cumhuriyetin temel ilkeleri

Türkiye Cumhuriyetinin her şeyden önce Atatürk milliyetçiliğine bağlı; yani bütün fertlerinin kaderde, kıvançta ve tasada ortak, bölünmez bir bütün halinde, diğer bir deyişle, millî dayanışma ve adalet anlayışı içerisinde yaşayan bir toplum olduğu açıklanmıştır. Bu toplum, insan haklarına saygılı, başlangıçta belirtilen Atatürk İlkelerine dayanan siyasî rejimler içinde insan haysiyetini en iyi koruyan, gerçekleştiren ve teminat altına alan demokratik rejim benimsenmiştir. Demokratik rejimin de, laiklik ve sosyal hukuk devleti ilkelerine dayandığı belirtilmiştir. Demokrasi, egemenliğin millete ait olduğu bir siyasî rejimdir.

Hiçbir zaman dinsizlik anlamına gelmeyen laiklik ise, her ferdin istediği inanca, mezhebe sahip olabilmesi, ibadetini yapabilmesi ve dinî inançlarından dolayı diğer vatandaşlardan farklı bir muameleye tabi kılınmaması anlamına gelir.

Sosyal hukuk devleti ise, bizzat devletin koyduğu hukuk kurallarına uyacağı ve çalışan, çalıştığı halde elde ettiği ürün ile mutlu olabilmek için, tasarladığı maddî ve manevî değerlere sahip olamayan kişilerin yardımcısı olacağı ilkesini belirtmektedir."

Hukuk devleti; insan haklarına saygı gösteren ve bu hakları koruyucu adil bir hukuk düzeni kuran ve bunu devam ettirmeye kendini zorunlu sayan ve bütün faaliyetlerinde hukuka ve Anayasaya uyan Devlettir (Anayasa Mahkemesi 11.10.1963 T.124 243 sy.).

Demokrasi, TDK sözlüğünde; siyasal denetimin doğrudan doğruya halkın ya da düzenli aralıklarla halkın özgürce seçtiği temsilcilerin elinde bulunduğu, toplumsal ve ekonomik durumu ne olursa olsun tüm yurttaşların eşit sayıldığı yönetim biçimi olarak tanımlanmaktadır.

Meşruluk ise sitenin/devletin gözle görünmeyen barış meleğidir. (Ferraro) Hukuk devletinin meşruiyet kaynağı hukuktur. Toplumun genelini ilgilendiren her olayın tarihi bir yanı varsa da hukuk devleti bağlamında olaylar hukuka uygun olup olmadıkları ile değerlendirilirler. Hukuk devleti her alanda adil ve eşitliğe uygun bir hukuk düzeni kurarak hukuka aykırı ve suç oluşturan her fiili, olay ve fail istisnası gözetmeksizin hukuk denetimine tabi tutar.

Ülkemizin çok partili hayata geçişinden sonra, köklü temelleri olmayan demokrasi serüveninde, henüz demokrasi kültürünün oluşmasına fırsat vermeden darbe yapma alışkanlığını sıradanlaştıranların, ünvan ve statüleri ne olursa olsun, ihlal edilen hukuk düzeninin tesisi, toplumun demokratik geleceğinden emin olması, temel hak ve hürriyetleri ile mukadderatını tayin hakkının korunması bakımından, her suçlu gibi cezai bir yaptırıma tabi tutulması hukuk devleti olmanın gereğidir.

B HÜKÛMETE KARŞI SUÇ: **

Konu ile ilgili yasa maddeleri şöyledir:

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu

“Hükûmete karşı suç

Madde 312 (1) Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs eden kimseye ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilir.

(2) Bu suçun işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunur.

Mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu

Madde 147 – Türkiye Cumhuriyeti İcra Vekilleri Heyetini cebren iskat veya vazife görmekten cebren menedenlerle bunları teşvik eyliyenlere ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası hükmolunur.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 312. maddesinin gerekçesi şu şekildedir:

“Madde metninde, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin egemenlik unsurunun oluştuğu üç güçten yönetim gücünü temsil eden Hükûmetin ortadan kaldırılmasına veya böyle olmamakla birlikte görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs edilmesi ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır. Bu suç tanımında da, Anayasa düzeninin temel organlarından biri olan Hükûmetin ortadan kaldırılmasına veya görevlerinin engellenmesine yönelik teşebbüse ait icra hareketi tam suç gibi cezalandırılmaktadır.

Maddenin uygulanmasına ilişkin diğer hususlar için Anayasayı ihlal ve Yasama organına karşı suça ilişkin maddelerin gerekçelerine bakılmalıdır.”

Türkiye Cumhuriyeti Hükumetini Cebren Iskat veya Vazife Görmekten Cebren Men Etme Suçu güncel dilde kısaca “darbe” olarak belirtilmektedir. Türk Dil Kurumu sözlüğünde darbe; “bir ülkede baskı kurarak, zor kullanarak veya ordu gücü ile demokratik olmayan yollardan devlet yönetiminin ele geçirilmesi" (E.Teziç, Anayasa Hukuku, 20. Bası, s. 188) veya cebir ve şiddetle hükümeti istifa ettirme veya rejimi değiştirecek biçimde yönetimi devirme işi”, cunta ise; “bir ülkede yönetime el koyan kimselerden oluşan kurul” olarak tanımlanmaktadır. Gerekçe içerisinde "cunta" terimi yönetimi ele geçirmek isteyenleri de kapsayan geniş anlamda kullanılmıştır.

Gerek 765 sayılı TCK'nın 147. maddesi, gerekse 5237 sayılı TCK'nın 312. maddesi ile Bakanlar Kurulunun fonksiyonları ile devletin yürütme gücünün icra organı olan hükumet, bir bütün olarak varlığına yönelen saldırılara karşı ağır cezai yaptırımlar getirilmek suretiyle korunmak istenmektedir.

Siyasi iktidar aleyhine işlenen cürümler, siyasi iktidarın ideolijik prensiplerinin, siyasi iktidar düzeninin, siyasi iktidarın hukuka uygun bir şekilde teşekkülünün, siyasi iktidarın prestijinin ve siyasi iktidar fonksiyonlarının himayesini sağlamaktadır.

5237 sayılı TCK'nın 312. maddesi de siyasi iktidar fonksiyonlarının himayesini temin eden hükümlerdendir.

Siyasi iktidarın mevcudiyeti, milli iradeye dayanarak müşterek menfaatler doğrultusunda anayasanın tayin ettiği fonksiyonları icra etmesine bağlıdır. Siyasi iktidar fonksiyonları, amme hizmeti/kamu hizmeti olarak tezahur eder.

Fonksiyon organın varlığını, mevcudiyet sebebini veren şeydir. Fonksiyonlar organa anayasa tarafından tanınmıştır. Bu durumda maddenin koruma mevzuunun bir bütün olarak fonksiyon olduğu aşikardır.

Bir organın fonksiyonu, onun mevcudiyetini ifade eder. 5237 sayılı TCK'nın 312. maddesi (mülga 765 sy. TCK'nın 146,147. maddesi), fonksiyonun gerçekleşebilmesi imkanını sağlamaya çalışmaktadır. Burada fonksiyon mücerret bir mahiyet taşımaktadır. Yani organın fonksiyonu serbestçe icra edebilme imkan ve hakimiyeti korunmaktadır. (Çetin Özek a.g.e. syf. 214, 215 )

İcra/Yürütme organı hem idari hem de icrai fonksiyonlar görmektedir. Yani icra organının fonksiyonları hem siyasi hem de idari iktidarı ilgilendirmektedir. Anayasamızın Yürütme yetkisi ve görevi başlıklı 8. Maddesine göre; siyasi icra fonksiyonunu kullanan heyet Bakanlar Kurulu iken 21/1/2017 tarihli ve 6771 sayılı Kanunun 16 ncı maddesiyle, bu fıkrada yer alan “ve Bakanlar Kurulu” ibaresi madde metninden çıkarılmış olup, “ Yürütme yetkisi ve görevi, Cumhurbaşkanı tarafından, Anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir.” Şeklinde düzenlenmiştir. . İcra fonksiyonu hükumet mefhumu ile birleşmekte ise de bu fonksiyonun siyasi karakterleri ile idari karakterleri birbirinden ayrılmakta ve merkezi teşkilatın kontrolü altında ayrı bir idari teşkilat ortaya çıkmaktadır. Sonuç olarak siyasi iktidarın bir parçası olan icra fonksiyonu, idari fonksiyonundan farklı bir kavramdır. Netice itibariyle, 5237 sayılı TCK'nın 312. (mülga 765 sayılı TCK'nın 147.) maddesinin konusunun, siyasi iktidarın icra fonksiyonları olduğu söylenmelidir. Yoksa idari fonksiyon kapsamında kalan bakanlıklar veya sair kamu kurumlarının idari işlem ve eylemleri/ kamu hizmetleri değildir. Bu faaliyetlere/fonksiyonlara karşı ika edilen eylemler, Devlet/kamu idaresinin işleyişi aleyhine suçların konusu olabilir.

TCK'nın 312. maddesinde tanımlanan suç yönünden önemli olan ölçüt, Anayasa ile düzenlenen bir kurumsal yapıya sahip olan Bakanlar Kurulunun işlevini yerine getirmeyi engelleme amacıdır (İzzet Özgenç, Suç Örgütleri 12. Bası, sh. 282). Fiilin bütün halinde Bakanlar Kurulu aleyhine işlenmesi gerekir.

Bakanlar Kurulunun birer üyesi olarak siyasi icra iktidarını ellerinde bulundurmaktadırlar. Buna karşılık başı bulundukları hizmet hiyerarşisi içinde de idari fonksiyonu göstermektedirler. Bu mahiyetleri itibariyle de devlet kuvvetini devlet hakimiyetini kullanmaktadırlar. Fakat iktidarın muhtevası idaridir ve (765 sy TCK md.147) 312. maddenin himaye sınırına girmez. (Çetin Özek Age sayfa 253 262)

765 sayılı TCK'nın 147. maddesinde ifade edilen icra vekilleri heyetinden kasıt hükûmettir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 312. maddesi anlamında Hükûmet; suç tarihi itibariyle Bakanlar Kurulu olarak tecessüm etmektedir. (Anayasa madde 109) Ancak 21.01.2017 tarih, 6771 sayılı Kanunun 10 maddesi ile yapılan değişiklikten sonra ise Anayasanın 104 ve 106. maddeleri gereğince Cumhurbaşkanı, Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlardır.

Suçun konusu, Anayasal düzenin temel organlarından olan ve Türkiye Cumhuriyeti Devletinin egemenlik unsurunun oluştuğu üç güçten, yönetim gücünü temsil eden hükûmettir. Cebir kullanılarak Hükûmetin görevini yapamaz hale getirilmesinde Anayasal düzen bozulduğundan, Anayasayı ihlal suçu oluşmakta iken, Anayasal düzen bozulmadan da Bakanlar Kurulunun görevlerini yapmasının kısmen veya tamamen engellendiği durumlarda “Hükûmete karşı suç”tan söz edilebilecektir. Bu suç teşebbüs suçudur. Suçun oluşumu için Anayasa ile düzenlenen kurumsal yapıya sahip Hükûmetin işlevini yerine getirmeyi engelleme amacına yönelik cebir ve şiddet kullanılması gereklidir.

Korunan hukuki değer:

Bu suç, siyasi iktidar aleyhine işlenen suçlardandır. Anayasal Düzen aleyhine işlenen suçla aynı hukuki değeri ihlal etmektedir. Devleti meydana getiren dinamik unsur siyasi iktidar olduğuna göre, bir devletin mevcudiyeti ve devamı iktidarın himayesine bağlıdır. Hukukun egemen olduğu eski dönemden bu yana siyasi kuvvetler himaye edilegelmiştir. Devletin otoritesinin mevcudiyeti siyasi iktidarın himayesi ile sağlanmaktadır.

Suçun maddi unsurları:

Suçun konusu: Anayasal düzenin temel organlarından olan ve Türkiye Cumhuriyeti Devletinin egemenlik unsurunun oluştuğu üç güçten, yönetim gücünü temsil eden hükûmettir. Cebir kullanılarak Hükûmetin görevini yapamaz hale getirilmesinde Anayasal düzen bozulduğundan, Anayasayı ihlal suçu oluşmakta iken, Anayasal düzen bozulmadan da Bakanlar Kurulunun görevlerini yapmasının kısmen veya tamamen engellendiği durumlarda “Hükûmete karşı suç”tan söz edilebilecektir.

Fail ve mağdur: Suçun faili, idare eden/edilen her gerçek kişi olabilir. Ancak elverişlilik açısından suçun silahlı örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenebileceğinin kabulü gerekir. Bugüne kadar olduğundan farklı olarak eylemin karakteristik özelliği, örgütlü bir organizasyonun ürünü olmasıdır. Bu örgütlü yapının, genel olarak silahlı bir terör örgütü olduğu görülmekle birlikte, devletin silahlı kuvvetlerini gayri hukuki olarak kontrol edebilen cunta benzeri oluşumlar ile devlet içine sızarak mensubu olduğu örgütten aldığı emir ve talimatlar doğruldusunda hareket eden ve bulunduğu konum itibariyle devlet adına kullandığı yetkiyi ( asker, polis, yargı ) örgüt adına kullanmaya kalkan paralel yapılanlamalar olarak da ortaya çıkabildiği tecrübe edilmiş bir vakıadır.

Böyle olmakla birlikte örgüt mensubu olmayan kimselerin suça iştiraki mümkündür. Suçun mağduru demokratik toplumu oluşturan gerçek kişilerdir.

Tipik Eylem: Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmektir. Tipik eylem açısından yukarıda yer verilen madde gerekçesinde yapılan açıklamalar nazara alınmalıdır. Suçun bir teşebbüs suçu olduğu görüldüğünden neticenin gerçekleşmesi aranmaz. Nihai amaca yönelen elverişli eylemlerin cebir veya tehdit kullanarak ika edilmesi gerekir.

Kanunun aradığı cebrilikten maksadın fiziki/maddi cebir olduğu açık ise de;

Suç, cebir ve şiddet kullanılarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs edilmesi suretiyle işlenmektedir. 765 sayılı TCK'nın 147. maddesinde suçun tamamlanması için ıskat veya men neticelerinden birinin varlığı aranırken, 5237 sayılı TCK'nın 312. maddesinde maddi bir neticenin doğumu aranmamış, teşebbüs edilmesi yeterli görülmüştür.

Suç, 3713 sayılı Kanunun 3. maddesinde sayılan mutlak terör suçlarındandır.

Korunan değerlerin önemi ve kanun metninde sayılan amaçlara ulaşıldığında suçun cezalandırılabilirliğindeki güçlük/imkansızlık nedeniyle suç bir teşebbüs suçu olarak düzenlenmiş hatta suçun hazırlık hareketleri de yaptırıma bağlanmıştır. (TCK’nın 314, 316 md. gibi) Bu haliyle suç aynı zamanda bir somut tehlike suçudur.

Söz konusu suçun oluşabilmesi için, işlenen fiilin cebri nitelikte olması ve bu amaçları gerçekleştirmeye elverişli bulunması gerekir.(Yargıtay CGK. 09.02.2010 t. 2009/9 103, 2010/22) Cezalandırılan hareket devletin hayatını tehlikeye koyan icra hareketleridir.

"Tehlike suçunda ancak kast edilen neticenin gerçekleşebilme tehlikesini doğuran fiillerin teşebbüs kapsamında kaldığının kabulü gerekir. Bu nedenle fiilin kast edilen neticeyi elde etmeye uygun ve elverişli olması ve elverişli vasıtalarla zorlayıcı fiillere girişilmiş bulunması gerekmektedir. Fiilin elverişli olup olmadığı ise genel ve soyut bir belirleme dışında fiilin işlenme şekli, zamanı ve diğer bütün şartları birlikte değerlendirmek suretiyle tespit etmek gerekir." (Yargıtay 9. Ceza Dairesi 12.05.1987 tarih, 738/2514)

"Burada önemli olan ölçüt Anayasa ile düzenlenen bir kurumsal yapıya sahip olan Bakanlar Kurulunun işlevini yerine getirmeyi engelleme amacıdır. Bu itibarla belirli bir bakana karşı istifasını sağlamaya yönelik olarak cebir veya tehdit uygulanması halinde uygulanan cebir veya tehdit kurumsal olarak Bakanlar Kurulunun işlevini engellemeye yönelik olmadığı için TCK'nın 312. maddesinde tanımlanan hükümete karşı suç oluşmaz. Bu durumda TCK'nın 106. maddesinde tanımlanan tehdit veya 108. maddesinde tanımlanan cebir suçu oluşacaktır. Buna karşılık başbakana karşı istifasını sağlamaya yönelik olarak cebir veya tehdit uygulanması halinde uygulanan cebir veya tehdit kurumsal olarak Bakanlar Kurulunun işlevini engellemeye yönelik olduğu için TCK'nın 312. maddesinde tanımlanan hükumete karşı suç oluşur. Zira başbakanın istifası Anayasayla düzenlenen bir kurumsal yapıya sahip olan hükumetin istifasını sonuçlamaktadır." (Suç Örgütleri, İzzet Özgenç, 13. Basım, Sayfa 296)

"Bir bakan veya başbakan aleyhine işlenen fiil Bakanlar Kurulunun görev ifasına mani olacak mahiyette ise bu takdirde hükumet fonksiyonunun engellendiğini kabul etmek mecburiyeti mevcuttur." (Çetin Özek, Siyasi İktidar Düzeni ve Fonksiyonları Aleyhine Cürümler, Sayfa 262)

"CEBRİN GAYEYE ERİŞMEK İÇİN VASITA OLARAK KABULÜ YETERLİDİR. FAKAT CEBRİ HAREKETİN MEVCUDİYETİNİN FAİLİN ESAS FİİLİNDE BULUNMASI ŞART TEŞKİL ETMEZ. CEBRİN FAİLLERDEN HER BİRİ TARAFINDAN İKA EDİLMİŞ OLMASI DA ŞART DEĞİLDİR. BÜTÜN FAİLLERİN İRADESİNİN ZIMNEN VEYA SARAHATEN CEBRE MATUF OLMASI HALİNDE BİRİNİN BİLFİİL CEBRİ İKA ETMİŞ BULUNMASI DAHİ CEBİR UNSURUNUN TAHAKKUKU YÖNÜNDEN YETERLİ SAYILMAK LAZIM GELİR. ...NİHAYET CEBİR HAREKETİN İKAI SIRASINDA VEYA İKAINDAN SONRA TEŞEKKÜL ETMEMİŞ OLABİLİR. HAREKETE TEKADDÜM EYLEYEBİLİR." (ÇETİN ÖZEK, A.G.E. SAYFA 157)

"FAİLDEKİ SUÇ İŞLEMEK KASTI İLE CEBİR VE ŞİDDETE İLİŞKİN ELVERİŞLİ VASITALARIN SADECE VARLIĞINI TEŞEBBÜS SUÇUNUN TAMAM OLMASI BAKIMINDAN YETERLİ GÖRDÜĞÜMÜZDE, MAĞDUR ÜZERİNDE CEBİR VE ŞİDDET FİİLİ OLARAK KULLANILMAYA BAŞLANMASA BİLE SUÇUN TAMAM OLDUĞU KABUL EDİLECEKTİR. ..." (PROF. DR. ERSAN ŞEN, DR. H. SEFA ERYILDIZ,SUÇ ÖRGÜTÜ, 4. BASKI, SAYFA 665)

5237 sayılı TCK'nın 312.maddesindeki düzenlemede, teşebbüsün tamamlanmış suç gibi cezalandırılması nedeni ile suçun somut tehlike suçu olduğu söylenebilir. Ancak bu tespitin mutlak bir sınırlama olmadığı, cezalandırılabilir eylemin asgari aşamasına ilişkin bir belirleme olduğu gözetilmelidir. Amacın gerçekleşmesi halinde suçun bir zarar suçuna dönüşeceğinde kuşku yoktur. Teşebbüsü suç oluşturan fiilin, tamamlanmış halinin de evleviyetle/ a priori suç olacağı mantıki bir zarurettir. Azı suç olanın çoğunun suç olmayacağını ileri sürmek eşyanın tabiatına aykırıdır.

Tipik eyleminin hazırlık hareketi aşamasında kalıp kalmadığı sorunu:

Elverişli/vahim eylemin, hazırlık hareketi aşamasından icra hareketi safhasına geçmesi, en azından teşebbüs boyutuna ulaşması, “amaçlanan sonucu doğurabilecek icra hareketi olarak belirginleşmesi gerekir.” (Yargıtay CGK. 09.02.2010 t. 2009/9 103, 2010/22) Suç yolunda gerçekleştirilen hazırlık hareketlerinin tamamlanmış suç kabul edilip cezalandırılmadığı hallerde eylemin hangi şartlarda icra hareketi sayılacağı sorunu ile karşılaşılır. Sorunun çözümü bağlamında ortaya konan ve 5237 sayılı TCK’nın 35. maddesinin gerekçesinde “Eğer failin kastının şüpheye yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkmasıyla icranın başlayacağı yolundaki sübjektif ölçüt kabul edilirse, kişinin düşüncesi ve yaşam tarzı dolayısıyla cezalandırılmasına varabilecek bir uygulamaya yol açılacaktır. Çünkü hazırlık hareketleri aşamasında da kastın varlığının şüpheye yer vermeyecek biçimde tespit edilebilmesi mümkün olup, böyle bir ölçüt hazırlık–icra hareketleri ayrımı konusunu bir kanıtlama sorunu haline getirmektedir... Açıklanan bu nedenlerle, Tasarıdaki “kastı şüpheye yer bırakmayacak” ölçütü madde metninden çıkartılmış ve bunun yerine “doğrudan doğruya icraya başlama” ölçütü kabul edilmiştir. Böylece işlenmek istenen suç tipiyle belirli bir yakınlık ve bağlantı içindeki hareketlerin yapılması durumunda suçun icrasına başlanılmış sayılacaktır.” denilmekle benimsenen, (Artuk/Gökçen/Yenidünya, Genel Hükümler, (7), s. 569 570; Centel/Zafer Çakmut, (4), s. 455; Öztürk/Erdem, kn. 359; Hakeri, Ceza Hukuku, (15), s. 423 vd.; Özbek, Teşebbüs ve Kusurluluğa, s. 20. Prof. Dr. Mahmut Koca ve Prof. Dr. İlhan Üzülmez Türk Ceza Hukuku Genel Hükümleri s. 408) Yargıtay tarafından da uygulanagelen (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 19.10.2010 tarih 1 153/206 sayılı kararı vb.) objektif teori Frank formülüne göre;

Suçun kanuni tarifinde unsur veya nitelikli hal olarak belirtilmiş hareketlerin gerçekleştirilmesi halinde icra hareketlerinin başladığını kabul etmek gerekir. Gerçekleştirilen bir hareketin icra hareketi teşkil edip etmediğinin belirlenmesinde, hareketin harici olarak değerlendirilmesiyle yetinilmemeli, özellikle bu hareketin suçun konusuyla yakın bağlantı içerisinde olup olmadığı ve suçun konusu bakımından tehlikeye sebebiyet verip vermediği de araştırılmalıdır. Bir hareket kısmi olarak tipik olmasa da mahiyeti itibariyle yapılan değerlendirmeye göre tipik harekete zorunlu olarak bağlı ise icra hareketi sayılmalıdır. (Prof. Fatih Selami Mahmutoğlu Av Serra Karadeniz LLM / Türk Ceza Kanunu Genel Hükümleri Şerhi / Sayfa 792, 793, 794, İçel Ceza Hukuku Genel Hükümler Sayfa 503 ve devamı, Artuk/Gökçen/Yenidünya, Genel Hükümler, (7), s. 569 570; Centel/Zafer Çakmut, (4), s. 455; Öztürk/Erdem, kn. 359; Hakeri, Ceza Hukuku, (15), s. 423 vd.; Özbek, Teşebbüs ve Kusurluluğa, s. 20. Prof. Dr. Mahmut Koca ve Prof. Dr. İlhan Üzülmez Türk Ceza Hukuku Genel Hükümleri s. 408)

Hükûmetin ortadan kaldırılması veya görevinin engellenmesi, failin suçla elde etmeye çalıştığı amaçtır. Amacını gerçekleştirmek için icraya başladığı takdirde suç oluşur. Fakat amaca yönelik olarak icrasına başlanılan hareketin, amaca yönelik tehlike oluşturmaya uygun ve elverişli bulunması gerekir. Elverişli hareketin belirlenmesinde hareketin ortadan kaldırma veya engelleme neticelerine elverişliliğini değil bu neticeler bakımından tehlike oluşturup oluşturmadığının incelenmesi gerekir. Failin korunan değeri tehlikeye düşürmeye elverişli bir hareketle icraya başlaması yeterlidir. Diğer yandan, suçun cebir ve şiddetle işlenmesi gerekliyse de icrasına başlanılan hareketin de mutlaka cebir ve şiddet içermesi zorunlu değildir. Failin amacına yönelik olarak başladığı icra hareketinden hareketi tamamlamaya yönelik biçimde devam edecek olan davranışlarının cebir ve şiddet içereceğinin anlaşılması yeterlidir.

Suçun Manevi Unsuru:

Suçun manevi unsuru kasttır. Ancak, genel kastla gerçekleştirilen nihai amaca matuf eylemlerin, hükûmeti ortadan kaldırma veya görevlerini yapmasını kısmen ya da tamamen engelleme amacıyla gerçekleştirilmesi gerekir.

Hukuka aykırılık unsuru:

Hukuka aykırılık genel bir ifadeyle, hukuka (hakka) karşı gelmek (Heinrich l kn 305) onunla çatışma halinde olmak demektir. Suçun unsuru olarak hukuka aykırılık ise, işlenen fiile hukuk düzeni tarafından cevaz verilmemesi, bütün hukuk düzeni ile çelişki ve çatışma halinde bulunması anlamına gelmektedir. (Koca, Üzülmez, A.g.e.s. 252)

Bir davranışın tipe uygunluğunun belirlenmesiyle suç teşkil eden haksızlık gerçekleşmiş olur. Bu davranışın, hukuka uygunluk sebeplerinden birinin bulunmasıyla hukuka uygun olup olmadığına da bakılmalıdır. Şayet olayda bir hukuka uygunluk nedeni yoksa, tipe uygun davranış aynı zamanda hukuka aykırı olacaktır.

Suçun hukuka aykırılığını ortadan kaldıran ve dolayısıyla fiilin suç teşkil etmesini engelleyen bu nedenlere hukuka uygunluk sebepleri veya haksızlığı ortadan kaldıran sebepler denir.

Türk Ceza Hukukunda, kanunun hükmünü yerine getirme veya görevin ifası (765 sayılı TCK’nın 49/1, 5237 sayılı TCK’nın 24/l maddesi) bir hukuka uygunluk nedeni olarak yer almıştır.

Kanunun hükmünü yerine getirme halinde, yetki doğrudan doğruya kanundan alınmaktadır. “Kanun” deyiminden yazılı hukuk kuralının anlaşılması gerekir. Bu nedenle kanunlara uygun şekilde yürürlüğe konulan tüzük ve yönetmelikler gibi düzenleyici işlemlerin de kanun kapsamında olduğu kabul edilmelidir. (Önder Ceza Hukuku Dersler s. 228)

Şüphesiz “kanun hükmü” kavramına ceza kanunları dışındaki kanunlar da dahildir. (Koca Üzelmez a.g.e. s. 262) Ancak burada önemli olan herhangi bir kanunun verdiği yetkiden doğan görevin, gereklerine uygun olarak yerine getirilmiş olmasıdır.

Konu ile ilgili yasal düzenlemeler şöyledir:

Anayasa;

“Kanunsuz emir

Madde 137 – Kamu hizmetlerinde herhangi bir sıfat ve suretle çalışmakta olan kimse, üstünden aldığı emri, yönetmelik, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi, kanun veya Anayasa hükümlerine aykırı görürse, yerine getirmez ve bu aykırılığı o emri verene bildirir. Ancak, üstü emrinde ısrar eder ve bu emrini yazı ile yenilerse, emir yerine getirilir; bu halde, emri yerine getiren sorumlu olmaz.

Konusu suç teşkil eden emir, hiçbir suretle yerine getirilmez; yerine getiren kimse sorumluluktan kurtulamaz.

Askeri hizmetlerin görülmesi ve acele hallerde kamu düzeni ve kamu güvenliğinin korunması için kanunla gösterilen istisnalar saklıdır.”

Türk Ceza Kanunu;

Kanunun hükmü ve amirin emri

Madde 24 (1) Kanunun hükmünü yerine getiren kimseye ceza verilmez.

(2) Yetkili bir merciden verilip, yerine getirilmesi görev gereği zorunlu olan bir emri uygulayan sorumlu olmaz.

(3) Konusu suç teşkil eden emir hiçbir surette yerine getirilemez. Aksi takdirde yerine getiren ile emri veren sorumlu olur.

(4) Emrin, hukuka uygunluğunun denetlenmesinin kanun tarafından engellendiği hallerde, yerine getirilmesinden emri veren sorumlu olur.

TCK’da yer alan bu düzenlemenin gerekçesi şu şekildedir: “…Hiyerarşik yapı içinde amirin verdiği emrin hukuka uygun olması halinde, verilen bu emrin yerine getirilmesi de hukuka uygun olacaktır. Amirin emri hukuka aykırı olmasına rağmen, emredilen açısından bağlayıcı olabilir. Anayasamıza göre; “kamu görevlileri, görevlerini ifa ederken amiri durumundaki kişilerden aldıkları emirleri hukuka aykırı bulmaları halinde, bu emri yerine getirmez ve bu aykırılığı o emri verene bildirirler”. Ancak, emir hukuka aykırı olmakla beraber, amir “emrinde ısrar eder ve bu emrini yazı ile yenilerse, emir yerine getirilir; bu halde emri yerine getiren sorumlu olmaz” (madde 137, fıkra 1). Bu durumda emri yerine getiren açısından bir hukuka uygunluk nedeni değil, bir sorumsuzluk nedeni söz konusudur. Yerine getirme zorunluluğu, esasen hukuka aykırı olan emri hukuka uygun hale getirmez; ancak, hiyerarşik yapı dolayısıyla emri yerine getiren sorumlu olmaz. Bu durumda sorumluluk, emri verene aittir. Hükümet Tasarısındaki hükümde, bu durumda emri verenin de sorumluluktan kurtarılmasına yönelik bir ifade mevcutken yapılan değişiklikle bu durum düzeltilmiştir. Emir, hukuka aykırı olmanın yanı sıra, ayrıca suç da teşkil edebilir. Anayasamız, “konusu suç teşkil eden emrin yerine getirilmesine ‘hiçbir surette’ izin vermemektedir (madde 137, fıkra 2)”. Bu durumda ‘emri yerine getiren kimse sorumluluktan kurtulamaz’. Maddenin üçüncü fıkrasında yapılan değişiklikle, Anayasanın söz konusu hükmüyle paralellik sağlanmıştır.”

Devlet Memurları Kanunu;

Madde 11 – (Değişik: 12/5/1982 2670/4 md.)

Devlet memurları kanun ve diğer mevzuatta belirtilen esaslara uymakla ve amirler tarafından verilen görevleri yerine getirmekle yükümlü ve görevlerinin iyi ve doğru yürütülmesinden amirlerine karşı sorumludurlar.(2)

Devlet memuru amirinden aldığı emri, Anayasa, kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ve yönetmelik hükümlerine aykırı görürse, yerine getirmez ve bu aykırılığı o emri verene bildirir. Amir emrinde israr eder ve bu emrini yazı ile yenilerse, memur bu emri yapmağa mecburdur. Ancak emrin yerine getirilmesinden doğacak sorumluluk emri verene aittir.(1)

Konusu suç teşkil eden emir, hiçbir suretle yerine getirilmez; yerine getiren kimse sorumluluktan kurtulamaz.

Acele hallerde kamu düzeninin ve kamu güvenliğinin korunması için kanunla gösterilen istisnalar saklıdır.

Polis Vazife Ve Salȃhiyet Kanunu:

“Madde 2 – (Değişik: 16/7/1965 694/2 md.) Polisin genel emniyetle ilgili görevleri iki kısımdır. A) Kanunlara, Cumhurbaşkanlığı kararnamelerine, yönetmeliklere, Hükümet emirlerine ve kamu düzenine uygun olmıyan hareketlerin işlenmesinden önce bu kanun hükümleri dairesinde önünü almak, (2/7/2018 tarihli ve 700 sayılı KHK’nin 14 üncü maddesiyle, bu bentte yer alan “tüzüklere” ibaresi “Cumhurbaşkanlığı kararnamelerine” şeklinde değiştirilmiştir.)

B) İşlenmiş olan bir suç hakkında Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu ile diğer kanunlarda yazılı görevleri yapmak, Kamu düzeni ve kamu güvenliğinin sağlanmasından sorumlu olan polis; amirinden aldığı emri, kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ve yönetmelik hükümlerine aykırı görürse, yerine getirmez ve bu aykırılığı emri verene bildirir. Ancak, amir emrinde ısrar eder ve bu emrini yazılı olarak yenilerse, emir yerine getirilir. Bu halde, emri yerine getiren sorumlu olmaz. Konusu suç teşkil eden emir hiçbir suretle yerine getirilmez. Yerine getirenler sorumluluktan kurtulamaz. (2/7/2018 tarihli ve 700 sayılı KHK’nin 14 üncü maddesiyle, bu paragrafta yer alan “tüzük” ibaresi “Cumhurbaşkanlığı kararnamesi” şeklinde değiştirilmiştir.)

Aşağıda yazılı hallerde:

I – Can, ırz veya mal emniyetini korumak için,

II – Devletin şahsiyetine karşı işlenen cürümlerin faillerini yakalamak veya delillerini tesbit etmek için,

III – Devlet kuvvetleri aleyhine, yalnız veya toplu olarak taarruz veya mukavemette bulunanları yakalamak, veya bunların taarruz veya mukavemetlerini def etmek için,

IV – Hükümete karşı, şiddet kullanan veya gösteren veya mukavemet edenlerin yakalanması, taarruz veya mukavemet edenlerin def edilmesi için,

V – Zabıtaca muhafaza altına alınan şahıslara,bina veya tesislere,meskün veya gayrımeskün yerlere vakı olacak münferit veya toplu tecavüzleri def etmek için,

VI – Ağır cezalı bir suçun sanığı olarak yakalandıktan sonra zabıta kuvvetlerinin elinden kaçmakta olan şahısların yakalanması için,

VII – İşlenmekte olan bir suçun işlenmesine veya devamına mani olmak için,

VIII – Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu ile diğer kanunlarda, zabıta tarafından suç delillerinin tesbiti veya suç faillerinin yakalanması maksadiyle yapılacak aramalar için,

IX – Kanunsuz toplantı veya kanunsuz yürüyüşleri dağıtmak veya suçlularını yakalamak için,

X – Yangın, su baskını, yer sarsıntısı gibi afetlerde olay yerinde görevlilerce alınması gereken tedbirler için,

XI – Umuma açık yerlerde yapılan her türlü toplantı veya yürüyüşlerde veya törenlerde bozulan düzeni sağlamak için,

XII – Herhangi bir sebeple tıkanmış olan yolların trafiğe açılması için,

XIII – Yukardaki maddeler dışında diğer kanunlarda istisnai olarak zabıtanın sözlü emirle yapmaya mecbur tutulduğu haller için, Yetkili amir tarafından verilecek sözlü emirler derhal yerine getirilir. Bu emirlerin yazılı olarak verilmesi istenilemez. Bu hallerde emrin yerine getirilmesinden doğabilecek sorumluluk emri verene aittir.”

Ayrıca kanunsuz emir ve amirin emrini ifa hususunda 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu (TSKİHK) m. 14’te ve 2803 Jandarma Teşkilatı Görev ve Yetkileri Kanunu (JTGveYK) m. 7’de düzenlemeler de bulunmaktadır.

Bu Anayasal ve yasal düzenlemeler ışığında; hukuka aykırı emre muhatap olan kamu görevlisinin bu emri denetlemesi, sorgulaması, hukuka aykırı olduğu kanaatinde ise amirin yazılı emri ve ısrarı olmadan yerine getirmemesi gerekir. Ancak Anayasanın 137/3. maddesinde "Askeri hizmetlerin görülmesi ve acele hallerde kamu düzeni ve kamu güvenliğinin korunması için kanunda gösterilen istisnaların saklı" olduğu belirtilerek, yapılan işin mahiyeti, kamu düzeni ve kamu güvenliği nedeniyle bazı istisnalara yer verildiği de görülmektedir. Muadil düzenleme TCK'nın 24/4. maddesinde de yer almaktadır. Keza bir hukuk devletinde prensip olarak konusu suç teşkil eden emir hiçbir surette yerine getirilemez. Aksi takdirde yerine getiren ile emri veren sorumlu olur. (1982 Anayasasının 137/2, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 24/3. maddesi). Askeri hizmete müteallik hususlarda verilen emir bir suç teşkil ederse bu suçun işlenmesinden emri veren mesuldür. Ancak amirin emrinin adli ve askeri bir suç maksadını ihtiva eden bir fiile müteallik olduğu kendisince malum ise, maduna da faili müşterek cezası verilir (1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu 41/3 B).

Yukarıda bahsedilenler ışığında; Hükûmeti ortadan kaldırmaya teşebbüs suçu ancak örgütlü olarak işlenebilir. Bu da ya kurulmuş bir örgütün faaliyeti kapsamında ya mevcut bir gücün suç örgütüne dönüşmesiyle veya meşru gücün içinde hukuka aykırı ayrı bir yapılanmaya gidilmesi suretiyle olabilir. Fail bu suç için gerekli icra hareketlerine başladığında kendinden kaynaklanmayan sebeplerle suçu tamamlayamaz ise, yani suç yarıda kalmış ise bu durumda teşebbüsten bahsolunacaktır. Söz konusu suçta teşebbüs fiili, suçun tamamlanmış hali olarak kabul edilmiştir. Ayrıca Maddenin gerekçesinde de Teşebbüsün sonuca ulaşmamış olması, fiilin hukuka aykırılığını ortadan kaldırmayacaktır. Bu suçta TCK 108 de düzenlenen cebir suçundan ayrıca cezalandırma yoluna gidilemez. Çünkü cebir suçun zaten esaslı unsuru olarak düzenlenmiştir. Ancak bunun dışında ayrıca işlenen suçlardan TCK 312/2 maddesi gereğince cezalandırmak mümkündür. Hükûmet kapsamında yer alan Başbakanlığı veya herhangi bir bakanlığın görevlerini yapmasının engellenmesi halinde, yani hükûmetin tümüne yönelik bir engelleme girişiminde bulunulmamış olunsa dahi TCK 312’de tanımlanan suç oluşacaktır.

TCK 312. maddesindeki tanımlanan bu suç hem idare edenler hem de idare edilenler tarafından işlenebileceğinden, teşebbüste aranan elverişlilik unsuru, suçun özellikle bir tehlike suçu olması hususu göz önüne alınarak kullanılan cebir ve şiddetin neticeyi elde etmeye elverişli olup olmadığı hususu önem kazanmaktadır. Hiçbir kurum ve merci bulundukları konumun verdiği güçle Anayasayı ihlal etme ve hükûmete karşı darbe girişiminde bulunma hakkına sahip değildir. Böyle bir faaliyet kurum içi hiyerarşiden kaynaklansa dahi konusu suç teşkil eden emir hiçbir surette yerine getirilemez. Bu eylemlere katılanlar hukuki sorumluluktan kurtulamazlar. Bu suçun konusu Türkiye Cumhuriyeti Devletinin egemenlik unsurunun oluştuğu üç güçten yönetim gücünü temsil eden Hükûmettir. Madde gerekçesinde açıklandığı gibi Hükûmet Anayasal düzenin temel organlarından biri olarak tanımlanmıştır. Anayasaya göre Hükûmet Bakanlar Kurulu olarak tecessüm eder. Hükûmet devletin anayasal düzeni içinde bir kurumsal yapıdır. Bakanlar kurulu üyelerine karşı cebir veya şiddet uygulanarak istifa etmeye zorlanmaları halinde uygulanan cebir kurumsal olarak Bakanlar Kurulunun işlevini engellemeye yönelik olduğu takdirde TCK 312. maddesinde düzenlenen suç oluşur.

Dosyaya konu edilen şüpheliler ... Emniyet Müdürlüğüne bağlı kritik birimlerde görev yapan polislerdir. ... İl Emniyet Müdürü ve Valisinin bilgisi dışında idari hiyerarşiye ters bir biçimde ve polis vazife ve salahiyetleri kanununa aykırı olarak, Ceza Muhakemesi Kanunundaki ilkeleri tamamen çiğneyerek; yasama dokunulmazlığına sahip olan Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı, bakanları ve milletvekillerini dinledikleri, bu şekilde elde ettikleri bilgi ve belgeleri kamuoyuna sızdırıp masumiyet karinesini ihlal etmek suretiyle yapmaya çalıştıkları kamuoyunca da bilinen operasyonlar kapsamında, oluşturdukları olumsuz algı ile hükûmeti iş yapamaz hale getirmeye çalıştıkları, dosya içeriğinden anlaşılmaktadır.

Polis; devlet içerisinde Anayasal olarak konumlandırılmış, gücünü yasadan alan silahlı bir kuvvettir. Yasaların kendisine verdiği yetki kapsamında silah kullanma hakkı bulunan cebri bir güce sahip olup gerektiğinde şiddete başvurabilmektedir. Bu kapsamda yukarıda bahsedildiği ve gerekçeli kararın devamında da defaatle bahsedileceği üzere; polis tarafından fiilen yürütülen usulsüzlüklerle dolu soruşturmalar için kullanılacak güç de; hukuksuz, haksız ve en önemlisi cebri bir güç olacaktır.

C) SİYASAL ve ASKERİ CASUSLUK SUÇU YÖNÜNDEN ;

Devlet sırları, devletin güvenliğini ve bekasını ilgilendirdiğinden, hukuk sistemi bu sırların muhafazası hususunda büyük bir hassasiyet göstermekte, ihlaline veya buna teşebbüs edenlere ağır yaptırımlar öngörmektedir. 5237 sayılı Ceza Kanununda, devlet güvenliği ve bekası için devletin gizli bilgilerinin korunmasına ilişkin düzenlemeler mevcuttur. Bunlar, “Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk” başlığı altında, İkinci Kitap, Dördüncü Kısım, Yedinci Bölümde 326. ile 339. maddeler arasında düzenlenmiştir.

Sır, sözlükteki kelime anlamı bakımından; “varlığı veya bazı yönleri açığa vurulmak istenmeyen”, “gizli kalan, gizli tutulan şey”, “aklın erişmediği, açıklanamayan veya çözülemeyen şey”, “giz, gizem”, “bir amaca ulaşmak için kullanılan, başvurulan özel ve gizli yöntem” olarak tanımlanmaktadır.

Ceza kanunu dışındaki yasalar ile uluslararası hukukta da devlet sırrına ilişkin tanımlara ve düzenlemelere yer verilmiştir.

AİHS'nin 10/2. maddesinde “ulusal güvenliğin” korunması ve demokratik toplumda gerekli olması halinde “devlet sırrı” ifade özgürlüğünü sınırlayıcı istisnalar arasında yer almıştır.

Anayasanın 26/2. maddesinde; “Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik; kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir” denilerek düşünce özgürlüğünün kısıtlanmasına yönelik hangi fikir ve düşüncelerin sınırlandırılabileceği belirtilirken, devlet sırrı kavramına da yer verilmiştir:

Yine, Anayasanın 28. maddesinde, “devlet sırrı” ceza hukuku bakımından bir kriter olarak değerlendirilerek; "...Devlete ait gizli bilgilere ilişkin bulunan her türlü haber veya yazıyı, yazanlar veya bastıranlar veya aynı amaçla, basanlar, başkasına verenler, bu suçlara ait kanun hükümleri uyarınca sorumlu olurlar." hükmüne yer verilmiştir.

Ayrıca, mevzuatta devlet sırrına ilişkin çeşitli tanımlar da mevcuttur;

''Sır''dan maksat, yetkili bulunmayan kişilerin hakkında bilgi sahibi olmaları hâlinde “Devletin güvenliğinin, milli varlığının, bütünlüğünün, Anayasal düzeninin veya iç veya dış siyasal yararlarının tehlikeye düşebileceği bilgiler"dir (TCK.m. 326 madde gerekçesi).

Devlet Sırrı; açıklanması veya öğrenilmesi devletin milli savunmasına ve milli güvenliğine zarar verebilecek anayasal düzenine dış ilişkilerinde tehlike yaratabilecek ve bu nedenlerle gizli kalması gereken bilgi ve belgelerdir (Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı m. 3).

Devlet sırrı kavramı ve gizlenmesi gerekli bilgi kavramları ile karşılaştırdığımız bir başka yasal düzenleme, 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanununun 16. ve 18. maddeleridir. Bu düzenlemelere göre devlet sırrı; "açıklanması hâlinde devletin emniyetine, dış ilişkilerine, milli savunmasına ve millî güvenliğine açıkça zarar verecek ve niteliği itibarıyla devlet sırrı olan gizlilik dereceli bilgi veya belgelerdir. Sivil ve askeri istihbarat birimlerinin görev ve faaliyetlerine ilişkin bilgi veya belgeler, istihbarata ilişkin bilgi veya belgelerdir".

Ceza Muhakemesi Kanununun 47. maddesinde “Açıklanması, Devletin dış ilişkilerine, milli savunmasına ve milli güvenliğine zarar verebilecek; anayasal düzeni ve dış ilişkilerinde tehlike yaratabilecek nitelikteki bilgiler, Devlet sırrı sayılır” ifadelerinde kısa bir tanım görmekteyiz. Uluslararası ilişkiler bakımından üçüncü kişilerce bilinmesi sakıncalı olan ve devletin dış ilişkilerine zarar verici nitelikte olan, savunmaya, güvenliğe ilişkin bilgiler devlet sırrı kapsamındadır.

Yine, aynı Kanunun 125. maddesine göre; “Bir suç olgusuna ilişkin bilgileri içeren belgeler, Devlet sırrı olarak mahkemeye karşı gizli tutulamaz.” Burada yargılamanın selameti ve iddiaların aydınlatılması adına, suç olgusuna dair bilgi içeren belgelerin yargılamanın aleniliği çerçevesinde devlet sırrı olarak kabul edilemeyeceği belirtilmektedir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında "Devlet sırrı niteliğindeki bilgileri içeren belgeler, ancak mahkeme hâkimi veya heyeti tarafından incelenebilir. Bu belgelerde yer alan ve sadece yüklenen suçu açıklığa kavuşturabilecek nitelikte olan bilgiler, hâkim veya mahkeme başkanı tarafından tutanağa kaydettirilir” hükmü yer almaktadır. Yani mahkeme hakiminin, sır statüsündeki bilgiyi edinmesi ya da sır olarak koruma altına alınmış belgeleri görmesi, bunların içeriğine vakıf olması; o bilginin sır niteliğini ortadan kaldırmayacaktır.

Bu düzenlemelerden yola çıkarak, genel anlamda devletin sırlarının üçe ayrıldığı söylenebilir;

1 "Özünde devlet sırrı olan bilgi ve belgeler."

2 "Yetkili makamların açıklanmasını yasakladığı bilgi ve belgeler."

3 "Devletin idari kurumlarının gizli tuttuğu bilgi ve belgeler."

Özünde devlet sırrı olan bilgi ve belgeler, devlet güvenliği ve bekası, milli menfaatler ve milli güvenliğe ilişkin menfaatler ile ilgilidir. Yetkili makamların açıklanmasını yasakladığı bilgi veya belgeler ise, özünde devlet sırları kadar olmasa da devlet menfaatleri için önemli görülen bilgi veya belgelerdir.

TCK'nın 326, 327, 328, 329 ve 330. maddelerindeki, "devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibariyle gizli kalması gereken bilgi, belge veya vesikalar” ifadesiyle "özünde devlet sırrı olan bilgi ve belgeler" kastedilmektedir.

Özünde devlet sırlarının, sırrın objektif ve sübjektif şartını birlikte taşıması gerekir. Bir şeyin sır olabilmesi için devletin bu şeyin sır olarak saklanması hususunda sübjektif iradesi olmalıdır. Bu bilginin sır niteliği taşıması için önceden resmi makamlarca açıklanması gerekmez. Devletin o bilginin gizliliği konusundaki zımni iradesi yeterlidir.

Objektiflik unsuru, başkaları tarafından bilinmesi ile ilgilidir. Sır olarak gizlenmek istenen şey başkaları tarafından biliniyor ya da bilinmesi gerekiyorsa sır niteliği taşımaz (Mehmet Yayla, Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk, Seçkin Yayınları, ..., 2018, 2. Baskı, s. 70).

Kamuya açıklanmış, gizli kalması gereken şey, herkesin bildiği şey haline gelmişse sır olmaktan çıkacaktır. Bu bağlamda dikkat edilmesi gereken husus, “Rivayet, tahmin gibi hususlar bilginin sır olma vasfını ortadan kaldırmaz" (Faruk Erem, Türk Ceza Kanunu Şerhi, Cilt 2, Seçkin Yayınları, 1993, s. 1038).

Günümüzde teknolojinin gelişmesi ve haberleşme imkanlarının artması devlet sırlarını korumayı zorlaştırmaktadır. Her ne kadar devletlerin sırları konusunda çeşitli yayınlar yapılıyorsa da, doğruluğu herkesçe malum olmadıkça, gizli kalması gereken bilgilerin sır olma vasfını ortadan kaldırmaz (Askeri Yargıtay 3. Dairenin 25972 ve 1972/5 21 sayılı kararı).

TCK'nın 334, 335, 336 ve 337. maddeleri, ''yetkili makamların, kanun ve düzenleyici işlemlere göre açıklanmasını yasakladığı ve niteliği bakımından gizli kalması gereken bilgi ve belgeler''den bahsetmektedir. Burada adı geçen sırlar, özünde devlet sırrı olmayan ancak, devlet menfaatleri için gizli tutulması gereken, bu nedenle yetkili makamların kanun veya düzenleyici işlemlerle açıklanmasını yasakladığı bilgi veya belgelerdir.

Bunun haricinde, özünde devlet sırrı olmayan veya yetkili makamların açıklanmasını yasaklamadığı devlet güvenliğini ilgilendirmeyen, ancak devletin idaresine ilişkin olan, kamu idaresinin menfaatlerini korumak, güvenilirliğini ve düzenli işleyişini sağlamak için 5237 sayılı TCK'da İkinci Kitap. Dördüncü Kısımda, "Kamu İdaresinin Güvenirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar” başlıklı birinci bölümü altında, 258. madde ile "Göreve ilişkin sırrın açıklanması” suçu düzenlenmiştir.

Türk Ceza Hukuku yönünden, yetkililerce veya düzenleyici işlemlerle açıklanması yasaklanan sır, özünde devlet sırrı niteliği taşımayan ancak, açıklanması ilgili mevzuat hükümlerine göre yasaklanmış ve gizlilik derecesi verilmiş bilgi, belgeler veya şeylerdir.

Yasaklama, yürütmenin herhangi bir işlemiyle yapılabileceği gibi, belgeler üzerine gizlilik derecesini gösteren damga veya özel bir yazının konulması, uyarı veya tabela yerleştirilmesi şeklinde de yapılabilir.

Yetkili makam tarafından duruma göre, sirküler, tebliğ, resmi açıklama, yazılı veya sözlü uyarı aracılığıyla, kişiler veya bireylerin bu konudaki yasaklamalardan haberdar edilmesi sağlanabilir.

Bu yasaklama hukuka uygun yapılmalıdır. Hukuka uygun ve usulüne göre yapılmayan yasaklama, o bilgi, belge veya şeye, açıklanması yasaklanmış sır vasfını kazandırmaz.

Devletin idari makamları veya organları, bilgi, belge veya şeylere, açıklanmasını yasaklanmış sır vasfını çoğunlukla, gizlilik sınıflandırması yaparak vermektedirler.

Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yönetmeliğine göre; gizlilik dereceleri aşağıda belirtildiği şekilde dört sınıfa ayrılır.

a)Çok gizli: Bilmesi gerekenlerin dışında diğer kişilerin bilmelerinin istenmediği ve izinsiz açıklandığı takdirde devletin güvenliğine, ulusal varlık ve bütünlüğe, iç ve dış menfaatlerimize hayati bakımdan son derece büyük zararlar verecek, yabancı bir devlete faydalar sağlayacak ve güvenlik bakımından olağanüstü önemi haiz mesaj, rapor, doküman, araç, gereç, tesis ve yerler için kullanılır.

b)Gizli: Bilmesi gerekenlerin dışında diğer kişilerin bilmelerinin istenmediği ve izinsiz açıklandığı takdirde devletin güvenliğine, ulusal varlık ve bütünlüğe, iç ve dış menfaatlerimize ciddi şekilde zarar verecek, yabancı bir devlete faydalar sağlayacak nitelikte olan mesaj, rapor, doküman, araç, gereç, tesis ve yerler için kullanılır.

c)Özel: İzinsiz açıklandığı takdirde, devletin menfaat ve prestijini haleldar edecek veya yabancı bir devlete faydalar sağlayacak nitelikte olan mesaj, rapor, döküman, araç, gereç, tesis ve yerler için kullanılır.

d)Hizmete özel: Kapsadığı bilgi itibarıyla çok gizli, gizli veya özel gizlilik dereceleri ile korunması gerekmeyen fakat bilmesi gerekenlerden başkası tarafından bilinmesi istenmeyen mesaj, rapor, döküman, araç, gereç, tesis ve yerler için kullanılmaktadır.

Özünde devlet sırrı olan bilgi ve belgelerin, siyasal veya askeri casusluk amacı ile temin edilmesi halinde, TCK md. 328'de düzenlenen casusluk suçu; böyle bir amaç olmaksızın temin edilmesi halinde ise, TCK'nın 327. maddesinde tanımlanan suç oluşacaktır. Yine, özünde devlet sırrı olan bilgi ve belgelerin, casusluk amacıyla açıklanması halinde, TCK md. 330'ta düzenlenen suç; böyle bir amaç olmaksızın açıklanması halinde ise, TCK md. 329'da düzenlenen suç oluşacaktır.

765 sayılı Ceza Kanunu ve 5237 sayılı Ceza Kanununda "casusluk" açık bir şekilde tarif edilmiş değildir. Öğretide, "casusluk; bir bilgi ya da hedefe ulaşmak için yapılan gizli haber alma faaliyetine yönelik organizasyon ve metotların tümüne verilen addır. Casus ise bu faaliyeti yürüten kişidir” (Mehmet Yayla, Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk, s. 49).

Casusluk suçları ile ilgili düzenlemelere bakıldığında, tanımlama; “devletin güvenliği, iç veya dış siyasi yararları bakımından niteliği itibariyle gizli kalması gereken bilgilerin veya yetkili makamların kanun ve düzenleyici işlemleri ile açıklanmasını yasakladığı ve niteliği bakımından gizli kalması gereken bilgileri siyasal veya askeri casusluk maksadıyla temin etmek veya açıklamak” şeklinde yapılmaktadır.

Bu suçlar, soyut tehlike suçu niteliğinde olup, korunan hukuksal menfaat; “devlet güvenliği, devletin iç veya dış siyasal yararları ve milli savunmaya” ilişkin menfaatlerdir. Failleri, herkes olabilir. Bu suçların maddi konusu; devletin güvenliğine, iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibariyle, gizli kalması gereken bilgiler yani özünde devlet sırrı olan bilgiler olarak tayin edilmiştir. Mezkur maddelerde geçen belge ve vesikadan kasıt; “bir gerçeğe tanıklık eden yazı, resim, film vb. vesika, dökümandır. Evrak; “kağıt yaprakları, kitap sayfaları, resmi kurumlarda işlem gören belgeler, yazılmış kitaplar, mektuplar ve yazılar” anlamında kullanılan Arapça'dan gelen bir isimdir.

TCK'nın 328. maddesindeki suçun fiil unsuru; suça konu bilgileri, siyasal veya askeri casusluk maksadıyla “temin etmek” tir. Bilgiyi içeren belgenin elde edilmiş olması, keza temin edilen bu bilginin başkasına verilmesi şart değildir. “Suç, sır olan bilginin temin edilmesiyle tamamlanmış olur” (Mehmet Yayla, Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk, s. 220). Suçun tamamlanması için bilgi veya belgelerin başkasına aktarılması şart değildir. Casusluk amacıyla temin edilen bu bilgi ve belgeler, başkası ya da başkalarına açıklandığında, TCK'nın 330. maddesindeki suç oluşacaktır.

Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 24.02.1940 tarih ve 1940/828 477 sayılı kararıyla, “Malumatın tesadüfi olmaksızın casusluk kast ve niyetiyle gayret ve mesai sarf edilerek istihsalinin lüzumlu olduğuna” işaret edilmiştir.

Suçun manevi unsuru; genel kasttır. Ancak bazı hallerde, suçun kanuni tanımındaki unsurlarının fail tarafından bilinerek ve istenerek gerçekleştirilmesi, suçun oluşumu için yeterli görülmeyebilir. Bu gibi hallerde, suç tipinde kişinin kastı dışında ayrıca belli bir maksatla hareket etmesi aranmıştır. Maksat, her ne kadar suçun unsuru değilse de, manevi unsurun gerçekleşmesi bakımından aranan husus haline gelebilir. Bu bağlamda, siyasi ve askeri casusluk suçlarında kastın yanında ayrıca casusluk maksadı aranmaktadır. Esasen TCK'nın 327. ve 329. maddelerinde tanımlanan suçlar ile 328. ve 330. maddelerinde tanımlanan suçları ayıran en temel kriter “casusluk maksadı”dır.

Askeri Yargıtay'ın bir kısım kararlarında (Askeri Yargıtay Dava Daireleri Kurulunun 02.10.1997 tarih ve 1997/98 114 sayılı kararı gibi) “casus ile casusluğu talep eden arasında bir anlaşmanın varlığı” suçun oluşumu için aranmakta ise de bu düşünce doktrinde yerinde görülmemiştir (Mehmet Yayla, Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk, s. 224). Fail, herhangi bir devlet ya da düşman organizasyonla anlaşma olmadan bilgi ve belgeleri temin edip, sonradan belirleyebileceği bir devlete ya da düşman organizasyona açıklayabilir. Bu itibarla, maddede olmayan bir şartın, suç tipinin oluşumu için aranması yerinde değildir. Madde metninde ve gerekçesinde açıkça belirtildiği gibi siyasal ve askeri casusluk maksadı, manevi unsur içinde değerlendirilmesi gereken bir konudur.

Bilindiği üzere kast, kişinin iç dünyasıyla ilgili kavram olup, kastın açıkça ifade edilmediği hallerde iç dünyaya ait bu olgunun dış dünyaya yansıyan davranışlara, bir başka deyişle eylemle birlikte ortaya çıkan duruma bakılarak belirlenmesi gerekir. Bu kapsamda kastın belirlenmesinde; failin kişilik özellikleri, bilgilerin temin edilme zamanı ve yeri, bilgilerin temin edilme yöntemi, bir örgüt mensubu ise örgütün amacı ve süreç içerisinde gerçekleştirdiği ve gerçekleştireceği faaliyetleri gibi kriterlere bakılmalıdır. Özel olarak istihbaratta görevlendirilmiş kişilerin (MİT, Emniyet ve Jandarma istihbaratı) izinsiz bilgi paylaşımı halinde casusluk maksadının bulunduğu kabul edilmelidir. Zaman ve yer açısından ise, ülkeler arası ikili ilişkilerin gergin olduğu zamanlarda ya da terör olaylarının yoğun yaşandığı dönemde sır niteliğindeki bilgilerin temin edilmesi ve/veya açıklanması halinde casusluk kastının varlığı kabul edilebilir.

Bu minvalde, Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı, Milli Güvenlik Kurulunda görevli bulunan Bakanlar ve Kuvvet Komutanlarının milli güvenlikle ilgili gerçekleştirdikleri faaliyetler dolayısıyla dinlenilmeleri, devlet sırrı kabul edilebilecek bilgiler bakımından siyasi casusluk kapsamında değerlendirilmelidir.

Yine, 5237 sayılı TCK’nın, genel prensibinin gerçek içtima olduğunda tereddüt yoktur. Kanunun fikrî içtimaı düzenleyen 44. maddesine göre, işlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır. Anılan maddenin uygulanması için ön şart, olayda görünüşte içtima kurallarının tatbik imkanının bulunmaması ve fikri içtima yasağını öngören özel bir düzenlemeye yer verilmemiş olmasıdır. Fiilin, hukuki anlamda tek bir fiil olması icap eder. “Temin etmek” ve “açıklamak” fiillerinin, bu suçlar tehlike suçu olduklarından ve ayrıca bir neticenin gerçekleşmesi de aranmayacağından, ayrı ayrı iki fiil olduğunda kuşku yoktur. Açıklamak eylemi için, “temin etmek” dışında herhangi bir biçimde (tesadüfen elde etmek gibi) de, suç konusu bilgilerin ele geçmesi mümkün bulunduğundan, görünüşte içtima kurallarının tatbiki de mümkün değildir. TCK'nın 327 ve 328. maddeleri ile 329 ve 330. maddeleri yönünden gerek mülga 765 sayılı gerekse mer’i 5237 sayılı TCK uygulamasında gerçek içtima kurallarının tatbiki gerektiği hususunda doktrin ve Yargıtay tereddüde yer bırakmayacak açıklıkta ve kararlılıktadır. 5237 sayılı TCK'nın İkinci Kitap, Dördüncü Kısım, Yedinci Bölümünde Devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk adı altında, 327 330. maddelerinde yer alan suçlarla ilgili olarak fikri içtima ve bileşik suçtan bahsedilemez (Zeki Hafızoğulları Muharrem Özen, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, ..., 2016, 1. Baskı, s. 459 vd.). Gizli bilgilerin temin edilmesiyle casusluk amacının mevcudiyetine göre TCK’nın 327 ya da 328. maddelerindeki suçlar oluşur. Sır olan bilgi ya da bilgilerin temin edilmesiyle bu suçlar tamamlanmış olur. Bu bilgilerin daha sonra verilmesi ya da açıklanması ise, yine casusluk amacının varlığına ya da yokluğuna göre ayrıca TCK'nın 329 ya da 330. maddelerinde düzenlenen suçları oluşturur (Hacı Sarıgüzel, Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk Suçları, Adalet Yayınevi, ..., 2016, 1. Baskı, s. 243).

Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 20.04.1967 tarihli kararında da bu husus açıkça vurgulanmıştır. Anılan karar şöyledir:

“Salahiyetli makamların neşir ve ifşasını men ettiği sırrı istihsal etmekten sanık C.A.'nın fiiline; bu sırrı gazetede yayınlamak suretiyle iştirakten sanıklar Hürriyet Gazetesi yazı işleri müdürü F. D. ile, aynı gazetenin İzmir neşriyat müdürü A.Ö.'un, yapılan ilk tahkikat sonunda, delil yokluğuna binaen muhakemelerinin men'ine dair ... 4. Sorgu Hakimliğinden verilen 31.12.1966 tarihli karar C. Savcılığınca vakti itirazın reddine ilişkin ... 4. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığınca ittihaz olunan 8.2.1967 günlü kararın, sanıkların üzerine atılan suç: Kıbrıs olayları ile ilgili olarak Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Lyndon B. Johnson'un 5 Haziran 1964 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı İsmet İnönü'ye yazdığı ve Hürriyet Gazetesinin ... mümessili C.A. tarafından her nasılsa elde edilen mektubu, Hürriyet Gazetesinin 13 Ocak 1966 tarihli ..., ..., Adana ve İzmir nüshalarında neşretmek suretiyle ifşasından ibarettir.

Sözü geçen mektup, C.A. tarafından, kimden ve ne şekilde alındığı tespit edilmemekle beraber, istihsal olunduğuna göre; fiilin TCK. nun 3038 sayılı kanunla değişen 132/2. maddesine değineceği, ancak; bu suçun tekevvünü için ayrıca “ifşa” unsurunun mevcudiyetinin de şart olmadığı, ifşanın ise kanunun 136. maddesinin birinci fıkrasıyla ayrı ve müstakil bir suç ad ve kabul olunduğu, adları geçen sanıklar da bahis konusu mektubu Hürriyet gazetesinde yayınladıklarına göre; fiillerinin 136. maddeye temas eylediği, mektubun yayınlandığı gazete nüshası bunun en kesin bir delili olup; kendilerinin, mektubu istihsal eden şahsın fiiline iştirak edip etmediği hususunu ve olayda iştirakin unsurlarını aramaya lüzum ve zaruret bulunmadığı gözetilmeden, yazılı olduğu üzere men'i muhakeme kararına vaki itirazın reddine karar ittihazında isabet görülmediğinden CMUK'nun 343 üncü maddesi uyarınca bozulması Yüksek Adalet Bakanlığının 30.3.1967 gün ve 9728 sayılı yazılı emrine atfen C. Başsavcılığından ihbar ve dava dosyası 3.4.1967 gün ve 967/226 sayılı tebliğname ile Yargıtay Birinci Ceza Dairesine gönderilmekle okunup iş anlaşıldıktan sonra gereği konuşuldu ve aşağıdaki karar tespit edildi.

Gizli kalması devletin milli ve milletler arası menfaatleri icabından olarak Amerika Birleşik Devletleri Başkanının Kıbrıs meselesi dolayısı ile Türkiye Cumhuriyeti Başbakanına yazmış olduğu mektup 13.1.1966 tarihinde Hürriyet Gazetesi'nde yayınlanmak suretiyle bir yandan devlet sırrını sağlama (madde 132) ve öte yandan sağlanan devlet sırrını ifşa (madde 136) fiilleri işlenmiştir.

Nitekim Dışişleri Bakanı Cumhuriyet Senatosunda 13.1.1966 ve Millet Meclisinde 14.1.1966 tarihli oturumlarında gündem dışı yaptığı konuşmalarda, aynen şöyle demiştir:

”Mektubun elde ediliş şekli ve yayınlanmasından doğan suç üzerinde ilgili savcılıklar tarafından kanuni takibat derhal başlamıştır.”

Şu hale göre Hükumetin yetkili üyesi ve Dışişleri Bakanı elde edilen ve yayınlanmak suretiyle ifşa edilen bilgilerin yani resmi mektubun devlet sırlarından olduğunu açık ve seçik bir şekilde belirtmiştir. Amerika Birleşik Devletleri Başkanının Türkiye Başbakanına ve Başbakanın Başkana karşılıklı olarak göndermiş oldukları resmi mektupların sonradan resmi ve yetkili mercilerin kararlarıyla yayınlanmış olması daha önce işlenmiş bulunan devlet sırrını elde etmek ve ifşa eylemek fiillerini ortadan kaldırmaz. Kaldı ki, bütün bu hususların yani işlenen fiillerin sözü geçen cürümlerin maddi unsurların meydana getirip getirmediklerini ve sanıkların suç kasıtları olup olmadığını takdir ancak görevli mahkemeye ait bir yetkidir. Sorgu Hakimliği görev ve yetkisi mahkemelerin görev ve yetkileri mahiyetinde olmadığından delilleri takdir yetkisi bahse konu da değildir.

TCK'nın 132 nci maddesinin ikinci fıkrasında gizli kalması devletin emniyeti ve milli veya milletler arası menfaatleri icabından olan bilgileri sağlama fiili cürüm sayılmıştır.132 nci maddenin ikinci fıkrası İtalya 1930 CK'nun 256 ncı maddesinden aynen alınmış olup hedefi devletin şahsiyetini ve dolayısıyla emniyetini korumaktır.

Burada korunan şey, sağlanan bilginin sır olması değil, devletin güvenliği ve siyasi menfaatleridir.

136 ncı madde İtalya 1930 Ceza Kanununun 261 nci maddesinden aynen alınmıştır. 136 ncı maddede ise 132 nci maddede yazılı, devletin emniyetini, milli veya milletler arası menfaatleri icabi gizli kalması lazım gelen bilgileri (ifşa) ayrı bir suç sayılmıştır. İfşa devlete ait bir sırrın bir veya birden fazla kimselere bildirilmesidir. İfşa suç olduğu gibi ifşa edilen gizli bilgileri almakta suçtur.

Şu hale göre, Devlet sırrını sağlama ayrı ve sağlanan devlet sırrını ifşa ise ayrı birer cürümdür. Nitekim 136 ncı maddenin dördüncü fıkrası ifşa edilen gizli bilgilerin alınmasını da cürüm saymıştır.

Bu sebeplerle devlet sırrının sağlanması ve sağlanan sırrın ifşası ayrı ayrı birer cürüm olduklarından bunların failleri arasında asli ve fer'i, maddi veya manevi ortaklık söz konusu değildir ve buna lüzum da yoktur.

Yukarıdan beri 132 ve 136 ncı maddeler hükümlerinin yapılan bilimsel açıklamalarına göre bir suretle temin edilen devlet sırrını ifşa edenlerin bu sırrı temin edenlerle suç ortaklığı söz konusu ve gerekli değildir.” (aktaran Vural Savaş Sadık Mollamahmutoğlu, Türk Ceza Kanununun Yorumu, s. 1776 1777).

Somut olayda ise; bir kısım sanığın Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı ...'ın Nisan 2012 tarihinde Haliç Kongre Merkezinde yapmış olduğu ve Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarı Hakan Fidan'ın da dahil olduğu bir görüşmeye ait güvenlik kamera görüntülerini temin edip bunun kamera izleme tespit tutanağı haline getirilmesi ve Skoda Export Enerji Anonim Şirketi'nin Türkiye' ye yapacağı enerji yatırımı planlarına dair Çek Cumhuriyet’inde yapılan toplantıya ilişkin fotoğrafların elde edilmesi şeklinde gelişen eylemlere bakıldığında;

Devlete hükümet etmeye yetkili ve bu yetkiyi defaatle halkın iradesinden almış, bu vesile ile olay tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olarak görev yapan, şuan ise yine halkın iradesi ile Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı olarak görev yapan ...’ın, yine devletin istihbarat ağının başında olan MİT müsteşarı Hakan Fidan ile devlete dair gizli kalması gerekli konulara ilişkin baş başa yahut devletin kademesinin gerekli gördüğü kişi ve bürokratlarla görüşme yapması devlet yönetiminin doğal bir sonucudur. Zira hiçbir kişi yada kurum savunamaz ki, diğer devletlerin de kendi alî menfaatleri için bu tür görüşmeler yapmasın ve gizlilik içinde olmasın. Bu nedenlerledir ki o dönem başbakan olarak halk tarafından görevlendirilmiş ...’ın da devletin çıkar ve menfaatleri için, MİT müsteşarı ile yahut yine devletin çıkar ve menfaatleri uğruna başkaca kişi ve kurumlarla görüşmesi doğal olduğu gibi, işin gereği olarak da elzemdir.

Yine aynı şekilde Skoda Export Enerji Anonim Şirketi'nin Türkiye' ye yapacağı enerji yatırımı planlarına dair Çek Cumhuriyet’inde yapılan toplantıya ilişkin olarak, yasama dokunulmazlığına tabi olan bakanlar, Zafer Çağlayan ile ...’ın da bulunduğu toplantının fotoğraflanarak hazırlanan Fezlekenin 393. Sayfasına derç edilmesi olayı da sorgulanmalı ve değerlendirilmelidir. Ekonomi ve Enerji Bakanı olarak görev yapan iki bakanın, devlete çıkar sağlayacak , evrensel hukuk kuralları ile örtüşen her türlü enerji ve ekonomi alanını ilgilendiren konularda, başka devlet bakanları ile, yine uluslararası şirketlerle görüşmesi doğal ve gereklidir. Zira böylesi uluslararası anlaşmada mutabık kalmaya ve bu hususu imza etmeye de bulundukları konum itibarıyla yetkili ve görevlidirler.

Bahsi geçen her iki olayda da asıl sorgulanması gerekli durum ise; böylesi iki görüşmeyi , kendi sıralı amirlerinin dahi haberi olmadan fotoğraflayarak tutanak haline getiren eski emniyet çalışanlarının durumudur. Aşağıda da bahsedileceği üzere kamuoyunda 17/25 Aralık soruşturmaları olarak bilinen ve örgüte dair bağlantıları mahkeme kararlarıyla sabit kılınacak şekilde meslekten ihraç edilen eski savcılar ve eski emniyet görevlilerinin söz konusu bilgi ve belgeleri topladıktan sonra kamu görevlisi olmayan kişilerle görüşerek ve yine aşağıda da bahsedileceği üzere Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşayan örgüt lideri Fetullah Gülen ile görüştükten sonra bahsi geçen soruşturmaları operasyona dönüştürmeleri üzerinde hassasiyetle durmayı ve incelemeye gerekli kılan bir konudur. Bu bağlamda sanıkların ellerinde yukarıda bahsi geçildiği şekilde gizli kalması gerekli ve devlet iradesi istemedikçe de gizli kalması zorunlu fotoğraf, bilgi ve belgeler bulunurken, yurtdışına gidip geldikten sonra söz konusu fotoğrafları da fezlekeye derç ederek operasyona başlanması olayının TCK’nın 328. Maddesinde belirtilen siyasal veya askerî casusluk suçuna da sübut vereceğini söylemek yanlış olmayacaktır.

VI. BU AÇIKLAMALAR IŞIĞINDA SOMUT OLAYLAR ve SANIKLARIN HUKUKİ DURUMLARI; DERECE MAHKEMELERİNİN GEREKÇELİ KARARLARI ve DOSYA KAPSAMI DOĞRULTUSUNDA DEĞERLENDİRİLDİĞİNDE:

Kamuoyunda 17/25 Aralık operasyonları olarak bilinen, silahlı bir terör örgütü olduğu mahkeme kararlarıyla da sabit olan Fetullahçı Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) silahlı terör örgütünün emniyet ve yargıya sızmış olan elamanları aracılığıyla gerçekleştirdikleri operasyonlar ve düzenledikleri fezleke ve iddianamelere ilişkin usülsüzlüklere dair yargılamaların iki ayrı mahkemede ve iki ayrı heyet ile yapıldığı ve her iki dosya için iki ayrı istinaf incelemesi yapıldığı anlaşılmakla; HER İKİ DOSYANIN DA DAİREMİZCE AYNI GÜN YAPILAN İNCELEMESİNDE;

Dairemizce yapılan incelemelerin konusu; kamuoyuna 17/25 Aralık olarak yansıyan dosyalarda yapılan usulsüzlüklerle ilgili olduğu, Yargı ve Emniyete sızmış paralel örgüt mensuplarının yapmış olduğu ve 17 Aralık 2013 tarihinde operasyona dönüşen ... Cumhuriyet Başsavcılığının 2012/120653 numaralı soruşturma dosyası hakkında 16.10.2014 tarih ve 2014/69582 sayılı kararı ile, 2012/125043 numaralı soruşturma dosyası hakkında 30.04.2014 tarih ve 2014/31821 kararı ile, 2013/153711 sayılı soruşturma dosyası hakkında 18/04/2014 tarih ve 2014/28050 kararı ile kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlar verildiği, yine örgüt mensuplarının yapmış olduğu ve 25 Aralık 2013 tarihinde operasyona dönüşen ... Cumhuriyet Başsavcılığının 2012/656 Soruşturma ( yeni numarası 2014/42981 soruşturma sayılı ) dosyası hakkında 25/07/2014 tarih ve 2014/54659 karar ile kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği ve yolsuzluk iddialarına ilişkin olan bu kovuşturmaya yer olmadığına dair kararların kesinleştiği, Dairemizce yapılan incelemenin ise söz konusu dosyalarda yapılan ve hükümeti kamuoyunda itibarsızlaştırıp, görevini yapmasını engelleyerek istifaya zorlamayı amaçlayan usulsüzlüklerden ibaret olduğu belirlenerek; Mahallinde ikame olunup usulünce tartışılan delillere, açık kaynak bilgilerine ve dosya kapsamına uygun olarak derece mahkemelerince sübutu kabul edilen ve ilk derece mahkemelerinin gerekçeli kararlarında da açıkça belirtilen somut olayda;

DERECE MAHKEMELERİNİN GEREKÇELİ KARARLARINDA DA BELİRTİLDİĞİ ÜZERE;

A) ÖRGÜTÜN DEVLET KURUMLARINA SIZARAK YAPILANMASI ve FAALİYETLERİ

  1. Genel Olarak;

İslami düşünceyi topluma yayma gayretinde olduğu izlenimini veren, kendini içinde bulunduğu sosyo politik koşullara çok iyi uyarlayan, dönemsel iktidar dengelerini okuyarak siyasi partilerden özerk kalmaya özen gösteren Fetullah Gülen "din, siyaset ve para" üçgeninde bu dönemde etkinliğini artırarak örgütünü geliştirmiş, etkili hitabet tarzı, sık sık başvurduğu "ağlayarak vaaz etme" yöntemiyle izleyici / dinleyiciler üzerinde oluşturduğu duygusal etkiden yararlanarak başta Nurcular olmak üzere bir kısım muhafazakar kesim üzerinde ciddi bir etki uyandırmış, 1990’lı yılların başından itibaren yurt dışına açılmaya başlayan örgüt, hızlı bir büyüme ile kısa bir zaman dilimi içerisinde dünya genelinde 160 ülkede faaliyet gösterir hale gelmiştir. Gerçekten de bu dönem örgütün hızla büyüyerek küresel ölçekte bir örgüt haline geldiği dönemdir. Örgüt 1991 yılından itibaren yurt dışına açılmaya başlamıştır. Bu dönem dünya genelinde 160 ülkeye yayılan örgüt okullarının temellerinin hızla atıldığı ve Orta Asya cumhuriyetleri üzerinden ilk ve yaygın örneklerinin verildiği bir dönemdir. Azerbaycan'da 1992 yılında açılan Nahçıvan Türk Lisesi, yapılanmanın Türkiye dışında açtığı ilk okul olmuştur. Bu liseyi Orta Asya'da peş peşe açılan okullar izlemiş ve en yoğun okul açma süreci Kazakistan'da gerçekleştirilerek, 1992 yılında bu ülkede 29 adet lise açılmıştır. Okulların yaygınlaşmasıyla birlikte, örgüt söyleminin vitrinine "Müslümanlığı tanıtan, İslamiyet'i yayan, kültürümüzü, dilimizi, Bayrağımızı ve İstiklal Marşımızı Adriyatik'ten Çin Seddine kadar, en uzak Afrika ülkelerinde bile duyuran bir hizmet ve gönüllüler hareketi" şeklinde ifade edilebilecek hem dini hem de milliyetçi hassasiyetlere hitap eden bir imaj yerleştirilmiş, o okullardaki öğretmen ve öğrencilere de bu imaja hizmet eden, milli manevi duyguları okşayıcı roller verilmiştir. Bu durumun en bariz ve delil niteliğindeki örneklerinden biri, örgüte ait bu okullardaki öğrencilerin dönemin genelkurmay başkanları başta olmak üzere, devlet büyükleri ve siyasilerle buluşturulması ve örgütün "tehlikeli" değil vatana millete yararlı olduğunun devletin üst düzey makamlarında her vesileyle işlenmesidir. Örneğin 28 Şubat sürecinin Genelkurmay Başkanı Org. İsmail Hakkı Karadayı 1995 yılında o tarihteki örgüt ileri gelenlerini makamında ağırlamış, örgüt mensupları İsmail Büyükçelebi ve Osman Özsoy, Genelkurmay Başkanı'na öğrenciler üzerinden örgütle ilgili "ülkemiz adına gurur verici" türden bilgiler vermiş, daha önceden Kenan Evren ve Doğan Güreş'i de ziyaret ettiklerini dile getirmiştir. Örgüt yöneticileri Genelkurmay Başkanı'na "Fetullah Gülen'in cami yerine okul açılmasını tavsiye ettiğini" özellikle ifade etmişlerdir. Genelkurmay Başkanı öğrencilerle ilgilenip nasihatlerde bulunmuş, hepsi ile tokalaşıp kutlayarak fotoğraf çektirmiş ve hediyeler vermiştir. Bu dönemde "medyayı kaybeden muharebeyi kaybeder" anlayışıyla hareket eden örgüt, basın yayın organlarına ağırlık vermeye başlamıştır. Zaman Gazetesi'ni bünyesinde bulunduran Feza Gazetecilik A.Ş. tarafından 01/01/1994 tarihinde Cihan Haber Ajansı yayın hayatına başlatılmış ve ülkenin en yaygın haber ajanslarından biri haline gelmiştir. Keza, örgütün en önemli medya organı olan Samanyolu TV (STV) bu dönemde 13/01/1993 tarihinde yayın hayatına başlamış ve yine bu dönemde 25/09/1996 tarihinde Türksat 1C uydusunun hizmete girmesiyle Orta Asya'daki Türk cumhuriyetlerine de yayınlarını ulaştırmaya başlamıştır. Örgüt ayrıca bu dönemde hızlı bir ekonomik büyüme göstermiştir. 24/11/1996 tarihinde Bank Asya ilk adıyla Asya Katılım Bankası A.Ş açılmıştır. Dikkat çekici bir nokta, bankanın (1) numaralı hesabının Fetullah Gülen adına açılmış olmasıdır ki, bu durum Bank Asya'nın asıl sahibinin kim olduğu ve neye "hizmet" ettiği hakkında açık bir mesajdır. Aynı dönemde kurulan Işık Sigorta da Bank Asya'nın yan kuruluşu olup, "muhafazakar sigortacılık" açığını değerlendirerek büyük ve yaygın bir sigorta firması haline gelmiştir.

Örgütün devlet kadrolarına sızmak için başta sınav sorularının çalınması olmak üzere illegal faaliyetleri bu dönemde de artarak devam etmiştir. ... çatı iddianamesindeki çeşitli tanık ifadelerinde, "bu dönemde çalınan soruların Türkiye genelinde her yere ulaştırıldığı, soruları abilerin rüyasında gördüğü, askeri okullara yerleşecek zeki öğrencilerin sağlık problemi varsa gerekli egzersiz ve problemi aşıcı tedbirlerin uygulandığı, polis okulundan 1995 yılında mezun olan 400 öğrencinin Fetullah Gülen'in elini öpmeye geldiği, Fetullah Gülen'in askeri güce karşı bir güç oluşturmaya çalışıp polis alımına önem verdiği, askeriyeyi şer odağı olarak gördüğü, daha çok istihbarattaki birimlere polis yetiştirmek için çalıştığı, terör ve diğer kritik birimlere önem verdiği..." gibi pek çok bilgi yer almaktadır. Burada da açıkça görülmektedir ki, daha önce gerek Sızıntı Dergisindeki yazılarıyla gerekse diğer mahfillerdeki beyanlarıyla askeriyeyi ve orduya öven, 12 Eylül askeri darbesini olumlayan Fetullah Gülen aslında bu tavrında da takiyye yapmaktadır; gizli konuşmalarında aslında bambaşka bir yüzünü ortaya koymaktadır. Bir başka deyişle, birçok konuda olduğu gibi bu konuda da yine takiyye yapmaktadır. Nitekim bu gizli konuşmalardan birkaç yıl sonra yine askeri darbe yanlısı bir tutum ortaya koymuştur. Askeri darbe yanlısı tutumunu bu dönemde de sürdüren Fetullah Gülen, 28 Şubat 1997 postmodern darbe sürecinden hemen sonra dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı Çevik Bir'e son derece saygılı ve itaatkâr bir mektup yazarak, yapılan müdahalenin çok doğru ve gerekli bir karar olduğundan bahsetmiş, ayrıca örgüte ait tüm okulları kendilerine hemen devredilebileceğini ifade etmiştir. Her ne kadar Fetullah Gülen 21/03/1999 yılında ülkeyi terk ederek ABD'ye kaçmış olmasından dolayı 28 Şubat sürecinin mağduru gibi görünmeye çalışsa ve örgütünce bu şekilde bir algı yaratılmaya çalışılsa da, geriye dönüp bakıldığında 28 Şubat sürecinin Türkiye'deki en büyük kazananının Fetullah Gülen ve örgütü olduğu söylenebilir. 1994 yılında Onursal Başkanlığını Fetullah Gülen'in yaptığı Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı açılmış, yazılı ve görsel medyada büyük yankı bulan bu açılış örgütün Türk ve dünya kamuoyunda daha da tanınmasını sağlamıştır. Gülen, vakfın onursal başkanı sıfatını kullanarak, dönemin başbakanı ve diğer siyasî parti liderleri ile Türkiye'de bulunan azınlıkların, dini yapılanmaların liderleriyle görüşme imkânı bulmuştur. Bu vakıf Fetullah Gülen'in legal görünümlü sözcüsü olmuştur. 1990'lı yılların sonlarında vakfın bünyesinde kurulan Abant Platformu, Medialog Platformu, Kadın Platformu, Kültürlerarası Diyalog Platformu gibi oluşumlar örgütün sivil toplum alanındaki yapılanmaları olarak göze çarpmıştır. Abant Platformu başta olmak üzere düşünce platformları üzerinden aydınlar, akademisyenler ve gazetecilerle sıcak ilişkiler kurulmuş, bu yolla muhtemel tenkit ve saldırılara karşı bu kesimlerin de sempati ve desteği sağlanmıştır. Gülen'in "kılcallara sızma" temalı talimatlarına paralel olarak, devlet kadrolarına sızan örgüt mensuplarının yaygın olarak kod isim kullanmaya başlaması bu dönemde olmuştur. Bizzat Fetullah Gülen tarafından verilen bu kod isimlerin Gülen haricinde sadece en yakınındaki mahrem hizmet gören birkaç kişi tarafından bilindiği değerlendirilmektedir. 1995 yılında Fetullah Gülen'in talimatı ile kamu görevlisi veya herhangi bir yerde görev yapan bütün kadrolarına kamu kurumları içerisinden istihbari bilgi toplama, fotoğraflama, belge ve bilgi elde etme, önemli dosyaların suretini alma, önemli olaylarla ilgili kamu kurumlarındaki bilgi ve belgelerin örgüt yöneticilerine ulaştırılması talimatı verilmiştir. Kamu kurumlarındaki örgüte muhalif kişilerin fişlenmesine de bu dönemde başlanmıştır. Bu tarihten itibaren devletin kamu idarelerindeki her türlü arşivi elde edip dışarı çıkarılmış ve bir örgüt arşivi oluşturmaya başlanmıştır.

Bu dönemde Üsküdar Altunizade'de bulunan FEM Dershanesi, özellikle de dershanenin beşinci katında bulunan toplantı salonu örgütün yönetim merkezlerinden biri olarak kullanılmıştır. "Beşinci Kat" örgüt için özel bir anlam ifade etmektedir. Bu seviye örgüt kurumlarında Gülen'in kaldığı makam katıdır. Mahrem ve özel görülür. Örneğin; Harp okulları ile polis akademisinden mezun olan örgüt mensubu teğmen ve komiserlere ..., ... ve İzmir'de örgüte ait okulların beşinci katında "yıldız takma töreni" düzenlenmekte, bu törene talebe imamı katılmamakta, ancak askeri okullardan ve polis akademisinden sorumlu örgüt imamları ile kara, deniz ve hava kuvveti komutanlıklarının sorumlu imamları veya emniyet imamı katılmaktadır. Bu tören tamamen Fetullah Gülen'e özel bir tören olup, Türkiye'de iken törenlere bizzat kendisi de katılmıştır. Tören tıpkı masonlukta olduğu gibi gizlilik içerisinde yapılmaktadır. Gülen'in TSK içindeki örgüt mensubu rütbeli personel, kaymakamlar, emniyet mensupları, yargı personeli ile burada toplantılar yaptığı bilinmektedir. Bu toplantılarda Fetullah Gülen "Devletin kan damarlarına girin; askeriyeyi, mülkiyeyi, adliyeyi, yargıyı ele geçirin" talimatlarını vermiş ve bu toplantılara halk ve esnaftan kimse alınmamıştır. Yine örgütün Zaman ve Samanyolu başta olmak üzere medya gücünü yönetmeye ve strateji belirlemeye dönük düzenli toplantıları da burada düzenlenmiştir. Keza, örgüt mensuplarının ilk elden "efsunlanması" da yine bu adreste gerçekleştirilmiştir: Örneğin ... çatı iddianamesinde yer verilen bir tanık ifadesinde "...1998 yılında Altunizade'deki cemaatin yurduna götürüldüklerini, 5. kata çıkarıldıklarını, Fetullah Gülen tarafından okunmuş komiser yardımcısı rütbelerinin verildiğini..." şeklinde beyanlara yer verilmiştir. Önceki yıllarda (1997) sağlık sorunlarını bahane ederek ABD'ye gidip dönmüş olan Gülen, dönemin ... Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı Nuh Mete Yüksel'in kendisi hakkında yürüttüğü soruşturma neticesinde dava açmasından önce, 21/03/1999 tarihinde yine sağlık sorunlarını bahane ederek, fakat bu defa kalıcı olarak ABD'ye gitmiş ve örgüt içinde "Hicret" olarak görülen bu olay bir "milat" olarak kabul edilmiştir. Esasen bu gidiş ve yeni devre, küresel güçlerle yakın işbirliği yapma aşamasıdır. Nitekim Fetullah Gülen daha 1997 yılında verdiği bir röportajda "...Dünyanın halihazırdaki durumuyla, şu çerçevesiyle, Amerika şu andaki konum ve gücüyle bütün dünyaya kumanda edebilir. Bütün dünyada yapılacak işler buradan idare edilebilir ve hatta denilebilir ki, şöyle veya böyle Amerika ile dostça geçinmeden destek almak değil, dostça geçinmeden, Amerikalılar istemezlerse, kimseye dünyanın değişik yerlerinde hiçbir iş yaptırmazlar. Şimdi bazı gönüllü kuruluşlar dünya ile entegrasyon adına gidip dünyanın değişik yerlerinde okullar açıyorlarsa, bu itibarla, mesela Amerika ile çatıştığınız sürece bu projelerin gerçekleştirilmesi mümkün olmaz. Amerika, hâlâ bu dünya gemisinin dümeninde oturan bir milletin adıdır." sözleriyle örgüt mensuplarına hareketin selameti için takınılması gereken tavrı ve ABD ile uyum fikrini telkin etmiştir. 21/03/1999'da sağlık sorunlarını gerekçe göstererek gittiği Amerika Birleşik Devletlerinde oturma, seyahat etme ve çalışma izni sağlayan "green card" almak için Amerika Vatandaşlık ve Göçmenlik Ofisine yapmış olduğu başvurusunun reddedilmesi üzerine açtığı davada, aralarında eski CIA yöneticisi George Fidas, eski CIA ajanı ve Türkiye istasyon şefi Graham Fuller, eski CIA ajanı ve ABD eski ... Büyükelçisi Morton Abromowitz'in de bulunduğu 27 kişinin referans mektupları sayesinde ABD'de oturma izni almış olan örgüt lideri Fetullah Gülen, o tarihten beri halen ABD'nin Pennsylvania eyaletinde ikamet etmekte ve örgütünü de buradan yönetmektedir. Örgüt lideri Gülen'in dönemin ... İl Emniyet Müdürü Cevdet Saral, İl Emniyet Müdür Yardımcısı Osman Ak, ... İl Emniyet İstihbarat Şube Müdürü Ersan Dalman, İstihbarat Şube Müdür Yardımcısı Zafer Aktaş tarafından hazırlanan "Fetullah Gülen grubunun devlet içindeki yapılanması ve amaçları" konulu raporun 15/03/1999 tarihinde Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığına gönderilmesinden hemen birkaç gün sonra Türkiye'den ayrılması oldukça dikkat çekici olmuştur. Gülen örgütü hakkında hazırlanan kapsamlı bir resmi rapor olan ve yazıldığı dönem ve konjonktür göz önüne alındığında oldukça detaylı ve isabetli bilgi ve tespitlerin bulunduğu raporun hazırlanması ve sonrasında meydana gelen gelişmeler Gülen'in yurt dışına kaçış sürecini tetiklemiştir. Raporun hazırlık süreci, 10/01/1999 tarihinde Aydınlık isimli dergide "Fethullahçılar Emniyet'i ele geçirdi" başlıklı haberin yayımlanmasından sonra başlamış, söz konusu haberlere binaen harekete geçen Emniyet Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu Başkanlığının ... Emniyet Müdürlüğünden Fetullah Gülen hakkında araştırma yapmasını istemesi üzerine, dönemin ... Emniyet Müdürü Cevdet Saral'ın koordine ettiği bir grup polis Gülen hakkında Işık Tarikatı (Fethullahçılık) başlıklı bir rapor hazırlamış, raporu hazırlayan ekip elde ettikleri ilk bulguları 15/03/1999 tarihinde Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığına, 18/03/1999 tarihinde ise ... Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir. Emniyet teşkilatı içerisinde farklı kademelerde yer alan 132 polisin tek tek isimlerinin de yer aldığı raporun en dikkat çekici bölümü ise Fetullah Gülen'in gelecekte yapabileceklerine dair yapılan şu öngörü olmuştur : "Belki silahlı bir cemiyetten söz etmek şimdilik mümkün değildir. Ancak, ele geçirmeyi hedeflediği devlet kurumlarından bazıları dikkate alındığında, hedefin topyekûn ele geçirme şeklinde ve bu kurumların yöneticilerinin Işık evlerinde yetişen mensupları tarafından işgal edilmesiyle mümkün olacağı gerçeği kendi deyimleri ile itiraf edilmiş bir suç olarak karşımızdadır." Fetullah Gülen'in tüm kitaplarının incelenmesi ve faaliyetlerinin masaya yatırılmasının ardından hazırlanan 1999 tarihli raporda Gülen'in entellektüel kesimi etkileme gücünden bahsedilerek demokratik haklarına dokunulduğunda rejimle savaşmaktan çekinmeyeceği açıkça belirtilmiş, raporun Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesinden sadece 3 gün sonra Fetullah Gülen 21/03/1999 tarihinde Türkiye'yi terk ederek Amerika Birleşik Devletleri ülkesine gitmiş ve bir daha dönmemiştir. Aralarında emniyet müdürlerinin de bulunduğu ve emniyet teşkilatı içerisinde etkin görevlerde bulunan 132 kişinin Türkiye'de anayasal düzeni değiştirip şeriat devleti kurma hedefi taşıyan "Işık tarikatı / Fethullahçılık" örgütü üyesi olmakla suçlandığı söz konusu rapor emniyet teşkilatında büyük bir deprem yaratmış, raporun "örgütün finans kaynakları"na ilişkin devamını içeren bölümünün yazıldığı sırada 1999 yılı Mayıs ayı başında kamuoyunda o dönem "Telekulak Skandalı" adı verilen gazete haberlerinin yayımlanması ve kasıtlı olarak bir merkezden üretilerek basına servis edilen haberlerde ... Emniyet Müdürlüğü'nde bir ekibin yasa dışı telefon dinlemeleri yaptığının, dinlenilen isimler arasında devletin üst düzey yetkililerinin Cumhurbaşkanı, Başbakan'ın da bulunduğunun belirtilmesinin ardından söz konusu raporu hazırlayan emniyet ekibinin 1999 yılı Haziran ayının ikinci haftasında açığa alınarak tasfiye edilmesiyle birlikte, Emniyet Genel Müdürlüğü teşkilatı içerisinde ilk kez hazırlanmasına başlanılan Fetullahçı örgütle ilgili rapor süreci akim kalmış, bu arada Cevdet Saral ve ekibinin başına gelenler ile ise tüm emniyet camiasına adeta bir gözdağı ve mesaj niteliğini taşımış, raporun İstihbarat Daire Başkanlığına gönderilmesiyle burada başlatılan süreçten de bir sonuç çıkmamış, bu şekilde 2000'li yıllara gelinmiş,

Bu arada, soruşturmayı yürüten ... Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı Nuh Mete Yüksel'in de Örgüt tarafından cezalandırılarak adli süreçten tasfiye edilmesi sağlanmış; bu çerçevede 2002 yılı içerisinde ... Devlet Güvenlik Mahkemesine mektupla yapılan isimsiz bir ihbarda, o tarihe değin Fetullahçı yapılanma aleyhindeki söylem ve eylemleriyle bilinen Çağdaş Eğitim Vakfı'nın (ÇEV) "burs verdiği öğrenciler eliyle PKK terör örgütüne yardım sağladığı" iddialarının dile getirilmesi üzerine DGM tarafından verilen arama kararına istinaden Vakfın ...'daki genel merkezinde ... terör şube müdürlüğü ekiplerince gerçekleştirilen aramada PKK broşürleriyle birlikte ... DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel'in özel hayatına ilişkin çekilmiş uygunsuz video görüntülerinin bulunduğu iddia edilen bir CD ele geçirilmiş, CD içerisindeki görüntülerin medyaya sızdırılması suretiyle Cumhuriyet savcısı ve ilgili Vakfa yönelik adeta bir itibar ve karakter suikastı düzenlenmiş, her ne kadar ÇEV yöneticileri, söz konusu CD'nin, komiser Bayram Özbek (... 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 2015/281 esas sayısına kayden görülen Tahşiye kumpası davasında 03/11/2017 tarihli karar ile FETÖ/PDY terör örgütü üyeliğinden cezalandırılmasına karar verilen eski emniyet mensubu) tarafından yanında getirilerek, Vakıf'ta bulunmuş gibi işlem yapıldığını ve tutanak tutulduğunu öne sürmüşlerse de, Savcı Nuh Mete Yüksel bir süre sonra DGM Savcılığı görevinden alınıp ... Cumhuriyet Savcılığı görevine atanmak suretiyle bir nevi pasifize edilerek Fetullahçı terör örgütüyle ilgili o tarihte ... 2 Nolu DGM'de görülmekte olan yargılama sürecinden uzaklaştırılmış, bir diğer yandan Örgüt aleyhinde o tarihe değin yüksek sesle dile getirmiş olduğu söylemler ve maddi durumu elverişsiz öğrencilere burs vermek suretiyle terör örgütünün en önemli insan kaynaklarından birisine el atması nedeniyle uzun zamandır örgütün hedefinde olan Çağdaş Eğitim Vakfı'nın PKK terör örgütüyle ilişkilendirilmesi suretiyle kamuoyu nezdindeki itibarının zedelenmesi sağlanmıştır.

Örgütün otuz yıllık çalışmaları neticesinde eriştiği güç sayesinde 2000'li yılların başında önceki dönemlere kıyasla daha muktedir olduğu değerlendirilmektedir. Zira bu dönem, 30 yılı aşan devlet kadrolarına yerleşme sürecinin tekemmül etmek ve semerelerini vermek üzere olduğu, ordu ve emniyet dışındaki HSYK, Yargıtay, TÜBİTAK gibi kritik ve stratejik yerlerde de son ve büyük kadrolaşma harekâtının hazırlıklarının yapılıp temellerinin atıldığı ve sonuçlarının alındığı dönemdir. Aynı zamanda bu dönem, örgütün ekonomik ve istihbari gücünün, insan kaynaklarının, yurtiçi ve yurtdışı ağının zirveye ulaştığı ve gerek kamu gerekse özel sektörlerde nüfuz ve hatta hakimiyetin sağlandığı dönem olmuştur. Örgütün 1970'li yıllarda attığı tohumlar 1980'li yıllarda patlayıp filizlenmeye ve hızla yeşermeye başlamış, ardından Gülen'in ifadesiyle "dört bir yanda şehbal açarak" 1990'lı yıllarda dal budak salmış, 2000'li yıllarda hedeflenen her alanı sarmış ve örgüt Altın Nesil'in "Altın Vuruşu" için hazır hale gelmiştir. Bu dönemin başında ... Emniyet Müdürlüğünün örgütsel yapılanmayla ilgili hazırlamış olduğu raporun 18/03/1999 tarihinde ... Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesi ve bilahare 18/06/1999 tarihinde bazı ulusal televizyon kanallarında yayınlanan geçmiş tarihlere ait sesli ve görüntülü videolar nedeniyle Gülen'in, Türkiye'de laik düzeni yıkarak, yerine şeriata dayalı bir İslam Devleti kurmak için taraftarlarını dinî bir ayaklanmaya teşvik ettiği suçlamalarının yönetilmesiyle başlatılan adli süreç DGM Cumhuriyet Savcısı Nuh Mete Yüksel tarafından Fetullah Gülen ve yapılanması hakkında "laik Devlet yapısını değiştirerek yerine dini kurallara dayalı bir devlet düzeni tesis etmek amacıyla yasa dışı örgüt kurup bu amaç doğrultusunda faaliyetlerde bulunmak" suçlamasıyla dava açılmasıyla yargılama boyutuna evrilmiş, ancak 22/08/2000 tarihinde ... 2 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi nezdinde açılan bu kamu davasının, 57'nci Hükûmet döneminde 21/12/2000 tarihinde Meclisten geçirilen ve kamuoyunda Rahşan affı olarak bilinen, 23 Nisan 1999 Tarihine Kadar İşlenen Suçlardan Dolayı Şartla Salıverilmeye, Dava ve Cezalarının Ertelenmesine Dair 4616 sayılı Kanun kapsamında kaldığı gerekçesiyle Fetullah Gülen bu davadan ceza almadan kurtulmuş, 4616 sayılı Şartla Salıverme, Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Kanunun 23 Nisan 1999 tarihine kadar işlenen suçlarla ilgili kamu davalarının kesin hükme bağlanmasının ertelenmesini düzenlenmesi, Gülen'in ise bu tarihten kısa bir süre önce 21/03/1999 tarihinde yurt dışına gitmesi nedeniyle kesintiye uğradığı iddia edilen örgütsel faaliyetlerinin 4616 SK kapsamında kaldığı gerekçesiyle ... 2 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 2000/124 esas ve 2003/20 sayılı kararı ile davanın kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine karar verilmiş, bilahare 5532 sayılı Kanun ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununda yapılan değişikliklerin müvekkili lehine hükümler ihdas ettiği gerekçesiyle Gülen'in avukatı Abdülkadir Aksoy aracılığıyla verilen dilekçe üzerine, 2004 yılı içerisinde yapılan yasa değişiklikleriyle DGM'lerin kapatılması nedeniyle ... 2 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin yerine ihdas edilen ... 11'inci Ağır Ceza Mahkemesince yeniden ele alınan dava sırasında Emniyet Genel Müdürlüğünden 03/03/2006 tarihinde mahkemeye gönderilen bilgi notu / resmi yazıda "Fethullah Gülen'in üyesi olduğu veya olmadığı halde kendisi ile ilişkilendirilen vakıf, dernek, eğitim kurumları ve sair kuruluşlar ile gerçek ve tüzel kişilerin 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 2'nci maddesi kapsamında bir örgüt olmadıkları, cebir ve şiddet kullanarak terör yöntemlerine başvurmak suretiyle anayasal düzeni değiştirmek amacını gerçekleştirmek için bir araya geldiklerine ve eylemde bulunduklarına dair bir bilgi ve belgeye rastlanmadığından sözü edilen kişi ve kuruluşlar 3713 sy. Kanun kapsamında değerlendirilmemektedir" yönünde tespit ve değerlendirmelerde bulunulması üzerine daha önce kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine karar verilen davada ... 11'inci Ağır Ceza Mahkemesince 05/05/2006 tarihli karar ile Fetullah Gülen'in beraatına karar verilmiş, Yargıtay 9'uncu Ceza Dairesince verilen 05/03/2008 tarihli karar ile beraate ilişkin yerel mahkeme kararının onanması ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 9'uncu Ceza Dairesinin kararına yönelik itirazın Yargıtay Ceza Genel Kurulunca 24/06/2008 tarihinde reddine karar verilerek Özel Daire kararının kesinleşmesiyle birlikte Fetullah Gülen ve kurucusu olduğu terör örgütüyle ilgili 2000'li yılların ilk yarısında başlatılan adli süreç lehine sonuçlanmıştır. Adli süreç bu şekilde işlerken öte yandan Örgüt bu dönemde de kitlesel algı yönetimi ve halkla ilşkiler çalışmalarını artırarak sürdürmüştür. 2003 yılında düzenlenen ve sonraki yıllarda düzenli olarak tertiplenen "Türkçe Olimpiyatları" organizasyonunda, dünyanın değişik bölgelerinden gelen öğrencilerin Türk halkının gönüllerinde yer etmiş şarkıları seslendirmeleri, "hizmet hareketi" olarak adlandırılan bu yapılanma hakkındaki mevcut olumlu algıyı pekiştiren unsurlardan olmuştur. Örgüt bu dönemde uluslararası bağlantılarını okulları üzerinden daha da geliştirmiş ve 160 ülkeyi kapsayan dev bir "network" oluşturmuştur. Özellikle ABD ile ilişkilerine her zamankinden de özel bir önem vermiştir. Zira ABD'deki örgüt okullarının sayısı bu dönemde hızla artmıştır. Bu nedenle üst düzey yetkililerle yakın ilişkiler geliştirilmesi için hiçbir masraftan kaçınılmamış, seçim bağışlarında vs. bulunulmuştur. Örneğin, FETÖ'nün 2007 yılı itibarıyla ... İl İmamı olan ve akabinde Kenya Ülke Sorumlusu olarak atanan Ahmet Kara, Barack Obama'nın başkanlık yemin törenine davet edilen şahıslar arasında yer almıştır. Söz konusu davet, Obama'nın başkan adayı olmasıyla birlikte, Ahmet Kara'nın Fetullah Gülen'in talimatı doğrultusunda, Obama'nın Kenya'da yaşayan ailesiyle ilgilenmesi, akrabalarının çocuklarını gruba ait okula ücretsiz kabul etmesi ve aile fertleriyle iyi ilişkiler tesis etmesinin sonucu olarak gerçekleşmiştir.

Bu dönemde örgüt ekonomik gücünü makro ölçekte kurumsallaştırmaya yönelik adımlar atmıştır. 2005 yılında Fetullah Gülen'in talimatıyla, Gülen'e bağlı iş adamlarını tek çatı altında bir araya getiren Türkiye İşadamları ve Sanayiciler Konfederasyonu (TUSKON) kurulmuştur. İlerleyen süreçte TUSKON dev bir yapıya dönüşmüş ve kendisine bağlı 7 federasyon ve bunlara bağlı 211 üye dernekle faaliyet gösterir hale gelmiştir. Üye iş adamı ve girişimci sayısı 2014 yılı itibarıyla 55.000 civarına erişmiştir.

2005 yılından sonra örgüt, Başbakan ...'a ve Hükümete karşı "gizli bir mücadele" başlatmıştır. ... çatı iddianamesindeki tanık ifadelerinde Hükümeti devirmeye yönelik operasyonların örgüt tarafından 2009 yılında istihbari çalışmalarla başlatıldığı, MİT, emniyet ve jandarmadaki bilgi akışını sağlayan elemanların parti ayırt etmeden bilgi toplamaya başladığı, kişilerin özel hayatları, mali ilişkilerinin tespit edildiği, hükümete yakın olduğu bilinen şirket ve holdinglerin mercek altına alındığı yönünde bilgiler yer almaktadır.

2010 ve devamı yıllar örgütün hükümette olan Başbakan ...'a ve onun şahsında kurulan hükümetlere karşı başlattığı gizli mücadelenin açığa çıktığı sürecin yaşandığı dönemdir. 7 Şubat 2012 tarihli MİT Müsteşarının ifadeye çağrılması hadisesi örgüt bakımından açığa çıktığı kabul edilen ilk gizli niyet ifşasıdır. Örgüt hükûmete ve Başbakan'a yönelik ilk sivil darbe girişimi niteliğindeki bu olayda başarısız kalması üzerine, 17/25 Aralık emniyet yargı darbesi girişimlerine kadar güç mücadelesini gün yüzüne çıkarmamıştır. Arada geçen sürecin, iktidarı devirmeye yönelik 17/25 Aralık saldırı operasyonları öncesinde hazırlık süreci olduğu değerlendirilmiştir. Zira örgüt dershanelerin kapatılmasının kesin olarak kararlaştırıldığını ve Başbakan'ın o dönemdeki açıklamalarıyla bu konuda geri dönüşün de mümkün olmadığını anlayana kadar çeşitli yollarla hükümeti yer yer ikaz etmeyi ve hatta medyası yoluyla aba altından sopa göstermeyi yeğlemiş, bu süreçte hazırlık yapmış, dershanelerin kapatılması konusunda geri dönüşün mümkün olmadığını anladığında ise iktidarı devirmeye yönelik saldırı operasyonları için düğmeye basmıştır. Bu dönemde örgütünün, 17/25 Aralık darbe girişimleri sürecinde başarısız olup, deşifre olmuş ve suçüstü yakalanmış halde adalet karşısına çıkarılmaya başlanması Fetullah Gülen'i dış güçleri açıkça yardıma çağırır hale getirmiştir. Örneğin, 17/11/2015 tarihinde sarf ettiği "Avrupa Birliği olmasa, NATO olmasa, bazı süper güçlerin birliği olmasa cemaatin faili meçhullerle zift kuyularına atılarak, öldürülerek örtbas edilip şeytani baskı uygulanacağı" yönündeki sözleri bozgun psikolojisinii gözler önüne sermektedir. Gülen'in dış güçlere yönelik bu gibi açıklamaları ve örtülü çağrılarıyla, 19/01/2014 tarihinde Adana'da MİT tırlarının durdurulması olayı birlikte değerlendirilmelidir. Gülen Türkiye'yi uluslararası kamuoyu nezdinde terör destekçisi bir ülke olarak gösterme çabalarının karşılığında korunduklarını ifade etmiştir. Diğer yandan Fetullah Gülen 21/12/2015 tarihli konuşmasında "Dimdik durursunuz, Türkiye'nin çınarları gibi. Müminin kendisine zulmeden birisinin işini kolaylaştırması Allah'a karşı terbiyesizliktir" diyerek örgütü hakkındaki adli ve idari süreçlerde ilgili mercilerin işlemlerinin zorlaştırılmasını ve örgüt mensuplarının kolayca teslim olmamasını telkin etmiştir. Bu süreçte Gülen'in görüntülü konuşmalarında; Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ve yetkilileri hakkında "yezit, karun, nemrut, firavun" gibi tanımlamalarla hakaret ettiği, yine kamu görevlilerini tehdit ettiği, FETÖ/PDY mensuplarına yönelik hukuki takibat neticesinde gözaltına alınan ve tutuklananlara asla birbirlerinden ayrılmamalarını, herhangi bir itirafta bulunmamalarını, sabretmelerini telkin ettiği, cezaevinde bulunanlar için basın açıklaması, yürüyüş, internet sitelerinde ve gazetelerde haber yapılması gibi eylemlerin yapılmasını, örgüt elemanlarına karşı yapılan operasyonların ve bu operasyonlarda görev alanlardan bir gün mutlaka hesap sorulacağı şeklinde tehditler savurduğu ve örgüt elemanlarına talimatlar verdiği görülmüştür.

Nihayet, dini duyguları istismar etmek suretiyle güvenini kazandığı insanları yıllarca kendi kirli planları doğrultusunda kullanan FETÖ/PDY terör örgütünün gerçek yüzünün ve "devlet otoritesini ele geçirme" biçimindeki gizli niyet ve ajandasının açığa çıktığı kesin olarak kabul edilen 17/25 Aralık yargı darbesi girişimlerinin hemen ardından yaşanmış olan, "devletin güvenliğine ilişkin gizli kalması gereken bilgilerin / sırların temin edilerek ifşası şeklinde tezahür eden 01/01/2014 ve 19/01/2014 tarihli MİT tırları hadiseleri"nden sonra ilk olarak 26/02/2014 tarihli Milli Güvenlik Kurulu toplantısında alınan kararlar doğrultusunda Türk Devletinin devam eden süreçte bu yapıyla etkin bir mücadeleye başlamasıyla birlikte, mensuplarını yeni ihdas edilen kadrolara yerleştirmek bir yana, mevcut kadrolarını korumakta zorlanan, tasfiye sürecine giren, ekonomik ve siyasi yönden zayıflayan Örgütün "mağdur edebiyatı" stratejisi üzerine kurulu algı yönetiminden de bir sonuç alamayacağını anlaması üzerine 15/07/2016 günü, başta ... ve ... olmak üzere ülke genelinde, Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde yuvalanan, aralarında generaller ve amirallerin de bulunduğu subay, astsubay, uzman er ve erbaşlar ile askeri öğrenciler aracılığıyla Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmak ve Anayasal düzenini değiştirmek amacıyla eyleme geçtiği 15 Temmuz hain darbe ve işgal girişimi yaşanmış, meydana gelen bu askeri darbe girişimi sırasında Türkiye Büyük Millet Meclisi, Genelkurmay Başkanlığı, Beştepe Cumhurbaşkanlığı yerleşkesi, ... Boğaziçi ve Fatih Sultan Mehmet Köprüleri, ... ve ... İl Emniyet Müdürlükleri, ... Gölbaşı'ndaki Özel Harekât Daire Başkanlığı binası başta olmak üzere kamu binaları önünde, cadde ve meydanlarda toplanan vatandaşlara karşı milletin kendilerine emanet ettiği uzun namlulu silahlar, zırhlı araçlar ve savaş uçaklarıyla saldıran Türk Silahlı Kuvvetleri üniforması giymiş işbirlikçi terör örgütü mensuplarının kadın, çocuk, genç, yaşlı demeden silahsız ve savunmasız halkın üzerine acımasızca rast gele ateş açılması sonucu ülke genelinde sivil, polis ve asker 250'den fazla vatandaşımız şehit edilmiş, 2186 kişi ise yaralanmış, Türk Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanlığı tarafından 19/07/2016 günü yapılan basın bildirisiyle 15/07/2016 günü akşam saatlerinde terör örgütünce başlatılan darbe ve işgal girişiminin 17/07/2016 saat 16.00 itibariyle tüm yurt genelinde bastırıldığı ifade edilmiş, darbe girişiminden sonra ilan edilen olağanüstü hal sürecinde örgütle irtibatı veya iltisakı tespit edilen kamu görevlilerinin kamudan ihracı, sözde basın yayın ve medya kuruluşları, şirketler, sendikalar, meslek kuruluşu, vakıf, dernek ve sair tüzel kişiliklerle eğitim kurumlarının kapatılması şeklinde örgütle mücadele dönemi başlatılırken, öte yandan darbe girişimiyle alakalı soruşturma ve kovuşturmalar başta olmak üzere hukuki çerçevede mücadele süreci halen devam etmektedir.

  1. Fetö/Pdy'nin Yargı ve Emniyetteki yapılanması ve Faaliyetleri;

2.1.) Fetö/Pdy'nin Yargıdaki yapılanması ;

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin yargı kuvveti içerisinde; organizasyonu ve hiyerarşik yapısı bulunan, Devlet yargısına alternatif olarak faaliyet gösteren, örgütlü olarak yargı içerisinde yuvalanan, kendinden olmayan herkesi düşman kabul edip kullanamadığı kişileri de düşman sayan, örgüte boyun eğmeyenleri ve farklı düşünen herkesi düşman görüp hedef hâline getirerek yargı kararları ile emniyet operasyonlarının hedefi haline getiren, istihbarat toplayan, operasyon kararı alan, emniyet ve yargı üzerinden toplanan istihbarata göre örgütün üst düzey yöneticilerinin verdiği kararın icrasına başlayan, basın ve yayın üzerinden linç girişimi gerçekleştiren, topluma yönelik algıyı yöneten, örgütte yer alanları kahramanlaştıran, unutturma sürecini tekrarlayan, suç faili veya masum olduğuna bakılmaksızın birçok kişiyi yargı eliyle mağdur eden, çözümü mümkün olmayan abartılı, ayrıntıya boğulmuş, gerçeklerin gizlendiği, kasıtlı, taraflı ve delilsiz davalar açan, bu davalarla Türkiye’nin mafya ve terörle mücadele ettiği algısı yaratan, Devletin birçok kurumuna yerleşen Fetullahçı Paralel Devlet Yapılanması Terör Örgütü isimli bu yapının yargıdaki uzantıları oldukları ve cemaat cuntası şeklinde paralel bir yargı gücü oluşturdukları görülmüştür.

FETÖ/PDY mensubu olup, itirafçı yahut gizli tanık sıfatıyla ifadelerine başvurulan bazı hâkim ve Cumhuriyet savcılarının beyanlarının bir bütün olarak değerlendirilmesi sonucunda, her birinin hayatlarının farklı dönemlerinde FETÖ/PDY militanları ile muhatap oldukları, örgütün öncelikli hedefinin Devletin askeriye, adliye ve mülkiye kadrolarına yerleşmek olduğu, kendilerinin de bu amaç doğrultusunda örgütün yargıdaki eleman ihtiyacını karşılamak üzere yetiştirildikleri,

Yapılan soruşturma neticesinde tespit edilen ve bir kısım itirafçı ifadelerine de yansıdığı üzere; FETÖ/PDY silahlı terör örgütü tarafından üyelerine hâkimlik ve savcılık sınavlarına girmeleri konusunda telkinlerde bulunulduğu, ışık evleri, dershaneler ve okullar vasıtası ile mahrem görev kapsamında büyük önem atfettikleri hâkim ve savcılık mesleğine örgüt mensuplarını yerleştirmek amacıyla, sınav sorularının yasal olmayan yollarla temin edilip sınavdan birkaç gün önce örgüt mensubu abiler/ablalar tarafından cevapları işaretlenmiş kitapçıklar halinde öğrencilere gösterilerek ezberlemelerinin ve bu şekilde sınavda başarılı olmalarının sağlandığı,

Örgüt mensubu öğrencilere hâkimlik ve savcılık sınavını kazanmaları halinde örgütün kendilerine referans olacağının söylendiği, mülakatı geçip staja başlayan örgüt mensubu hâkim ve savcı adaylarının Adalet Akademisi ve staj döneminde de yine örgüt tarafından koordine edildiği, örgüt mensubu hâkim ve savcı adaylarının ifşa olmaması için kendi başlarına fakat örgütle irtibatı koparmayacak şekilde ev tutmalarının tavsiye edildiği, adayların 5’er kişilik kapalı gruplar halinde örgüt tarafından finanse edilen evlerde kalmalarının sağlandığı, bu kapsamda örgüt kurallarına göre iki evin irtibat halinde olmasının istendiği, bu evlere murakıp adı verilen örgüt mensubu kişilerin gelerek evde kalan öğrencilerden bilgi alıp tavsiyelerde bulundukları,

Örgüte ait ışık evlerinin il bazında eyalet adı altında birden çok bölgeye ayrıldığı, her bölgenin 8 ilâ 10 evi kapsadığı, bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi/ablası adı verildiği, örgütün Türkiye Adalet Akademisi stajında hâkim ve savcı adaylarını staj dönemlerine göre ayırdığı, bazı örgüt mensubu hâkim ve savcı adaylarına Türkiye Adalet Akademisi yurdunda kalmaları tavsiye edilerek bu kişilerden, örgüt lehine ya da aleyhine konuşan aday arkadaşlarının bildirilmesinin istendiği, her dönemin sorumlu abisinin/ablasının bulunduğu, evlere gelen örgüt mensubu murakıpların hâkim ve savcı adaylarına gerektiğinde oruç tutmama, cuma namazına gitmeme, kokteyl ve resepsiyonlarda içki içme, örgüt dışından başka bayanlarla evlenmeme yönünde telkinde bulundukları, örgüt mensubu hâkim ve savcıların T1, T2, T3, T4 ve T5 şeklinde kategorize edilerek taşra ve devre yapılanmasının oluşturulduğu, devre yapılanmasında yazın bir haftalık kamp yapıldığı, taşra yapılanması içinde ise yıl boyunca düzenli görüşmelerin gerçekleştirildiği, örgütten olmayan fakat örgüte yakınlık duyan kişilerle irtibata geçildiği, kendilerine ilgilenmeleri için zimmetlenen hâkim ve savcıların Adalet Bakanlığı ile Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'ndaki taleplerini yerine getirmeye çalıştıkları,

Örgütsel bağı kuvvetlendirmek ve muhafaza etmek amacıyla daha önce aralarında sosyal bir ilişki ve tanışıklık bulunmayan aynı meslekten veya örgüt için stratejik öneme sahip askeri hâkim savcı, asker kişiler, mülki idare amirleri ve diğer kariyer meslek kurumlarında çalışan örgüt mensuplarının birbiriyle evlenmeye teşvik edilmesi yönünde bir sistem oluşturulduğu ve bu yönde katalog evlilikler yaptırıldığı, örgüt mensubu birinin örgüt mensubu olmayan bir bayanla evlenmesinin örgüt tarafından benimsenmeyen bir eylem olarak kabul edildiği, bu kişilerin ya örgütten uzaklaştırıldığı ya da bu kişilere mesafeli davranıldığı, bu şekilde davranma amacının ilgili kişinin örgütten uzaklaşmasını ve üçüncü kişilerin örgütün sırlarına vakıf olmasını engellemek olduğu,

FETÖ/PDY terör örgütü üyesi olan hâkim savcı adaylarının diğer hâkim savcı adayları arasında tanınması ve ön plana çıkartılması, örgüt jargonuyla ifade etmek gerekirse "parlatılma"sı amacıyla bu üyelerden müteşekkil hâkim savcı adayları mezuniyet albüm kurulları oluşturulduğu, anılan albüm kurulu üyelerinin tertip ettikleri ziyaretlerle kamu bürokrasisine refere edildiği,

Adalet Akademisinin hâkim savcı adayları yönünden fişleme merkezine dönüştürüldüğü ve kendilerinden olanlara iyi siciller verilerek mesleki kariyer anlamında önlerinin açıldığı, kendilerinden olmayan adayların ise mesleğe kabul ve ilerde yükselmelerini engelleyecek mahiyette sicillerin oluşturulduğu, mesleğe kabullerini engellemek amacıyla usulsüz soruşturmalar yapıldığı, nitekim hakkında usulsüz soruşturma açılarak disiplin cezası tayin edilen, bu ceza gerekçe gösterilerek mesleğe kabul edilmeyen Didem Yaylalı isimli hâkim adayının, tıpkı Ali Tatar örneğinde olduğu gibi, uğradığı haksızlıklara dayanamayarak intihar etmek suretiyle yaşamına son verdiği, buna karşın, örgüt mensubu olan adayların ise staj döneminde verilen siciller, yıllık kurulu üyeliği gibi yollarla parlatılarak kritik görevlerde rol almaya ve mesleki kariyere hazırlandıkları,

Adaylık sürecini tamamlayıp kura kararnamesi ile ataması yapılan örgüt mensuplarının takibinin bırakılmadığı, bu kişilerin görev yaptıkları yer veya yakın çevrede görev yapan diğer örgüt mensubu hâkim ve savcılar ile sürekli irtibat halinde tutuldukları, bu şekilde örgüte olan bağlılıklarının daimi hale getirildiği, ayrıca örgüt mensubu hâkim savcıların ilk aylıklarının tamamını örgüte aktardıkları, devam eden aylarda, bekârlardan yüzde on beş, evlilerden yüzde on, en az üç çocuğu olanlardan ise yüzde beş oranında himmet toplandığı, FETÖ/PDY terör örgütü üyesi olan hâkim savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde dil eğitimi, master doktora öğrenimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel bilgi ve görgüyü artırmaya yönelik yurt içi ve yurt dışı programları düzenlemek suretiyle örgüt üyesi hâkim savcıların emsallerine nazaran daha donanımlı hale getirildiği, örgüt mensubu bazı hâkim ve Cumhuriyet savcılarının da hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına mevzuat hükümlerine riayet edilmeksizin yerleştirildikleri ve bu kişilerin emsallerine nazaran üniversitelerdeki akademisyen üyeleri vasıtasıyla söz konusu programları daha kısa sürede bitirmelerinin sağlandığı, örgüt evlerinde ve özellikle yurtlarda “himmet” adı altında yardım toplantılarının tertip edildiği, bu toplantılarda örgüt elebaşı Fetullah Gülen’in vaazları dinletilerek katılanların manevi etki altına alınıp bağış yapmaya teşvik edildikleri, örgüt mensubu kamu görevlilerinin ilk aylıklarının tamamını örgüte aktardığı ve bu şekilde örgüte finansman sağlandığı,

Geçmiş dönemde yapılan bazı inceleme yahut soruşturmalarda, hâkim ve Cumhuriyet savcılarının farklı muameleye tabi tutulması suretiyle, FETÖ/PDY mensubu hâkim ve Cumhuriyet savcılarının disiplin işlemlerine karşı korunduğu, kendilerinden olmayan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının isimsiz ihbar dilekçeleri ve uydurulmuş delillerle haksız soruşturmalara maruz bırakıldıkları, hem idari hem cezai yönden soruşturma geçiren ve mahkemelerde meslektaşları karşısına sanık sıfatıyla çıkarılan hâkim veya Cumhuriyet savcılarına, yargılandıkları eylem nedeniyle delil yetersizliği dışındaki bir gerekçeyle beraat hükmü verilmiş olsa bile aynı eylemin disiplin cezasına konu edilerek terfi ve yükselmelerinin engellendiği, haksız uygulamalara ve baskıya daha fazla dayanamayan, fişlenerek meslektaşları nezdinde küçük düşürülen bir çok hâkim savcının meslekten ayrılmak zorunda kaldığı, hatta bazı hâkim ve Cumhuriyet savcılarının intihar ederek yaşamlarına son verdikleri,

Bunlar yapılırken, Teftiş Kurulu Başkanlığı'nın da bir silah olarak kullanıldığı FETÖ/PDY tarafından hedef olarak görülen bir kısım hâkim ve Cumhuriyet savcılarına ilişkin olarak, olağan denetimler sırasında, ihbarcıların kimliğinin tespiti konusunda bir işlem yapılmaksızın isimsiz ve imzasız ihbar dilekçelerine istinaden inceleme başlatıldığı, lehe olan deliller toplanmaksızın aleyhe olan delillerin toplanılmasıyla yetinildiği, aynı yönde yahut hakkında inceleme veya soruşturma yapılanın aleyhinde beyanda bulunmaları konusunda tanıklara yönlendirme veya baskı yapıldığı yahut bir kısım beyanların kasten tutanağa geçirilmediği, gizliliğe riayet edilmeyerek yahut ilgisiz kişiler tanık olarak dinlenilmek suretiyle hakkında inceleme veya soruşturma yapılan kişilerin itibarsızlaştırıldığı, soruşturmalarda savunma haklarının kısıtlandığı, savunma istenilmeyen konularda da disiplin cezası uygulanmasının talep edildiği, öte yandan, FETÖ/PDY mensubu bir kısım hâkim ve Cumhuriyet savcılarının, usul ve yasaya aykırı iş ve işlemlerinin soruşturma konusu yapılmadığı veya bu iddialar konusunda etkin bir soruşturma yapılmadan dosyaların muktezaya bağlandığı ya da bazı hâkim ve Cumhuriyet savcılarına, FETÖ/PDY'nin faaliyetleri çerçevesinde yapmış oldukları usulsüzlükler nedeniyle işlem yapılmayacağına dair güvence verildiği,

Yapılan usulsüz disiplin soruşturmaları neticesinde mağdur olan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu mağduriyetlerinin giderilmesi amacıyla 12/12/2014 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6572 sayılı Kanun'un 32'inci maddesi ile 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'na eklenen Geçici 19'uncu madde hükmü gereğince, adli yargı hâkim ve Cumhuriyet savcıları ile idari yargı hâkim ve savcıları hakkında 14/02/2005 tarihinden 01/09/2013 tarihine kadar işlenmiş fiillerden dolayı verilmiş olan uyarma ve aylıktan kesme cezalarının bütün sonuçları ile affedildiği, aynı zamanda af kapsamına giren disiplin cezalarının verilmesini gerektiren fiillerden dolayı ilgililer hakkında disiplin inceleme, soruşturma ve kovuşturmasının yapılamayacağı; devam etmekte olan disiplin inceleme, soruşturma ve kovuşturmalarının işlemden kaldırılacağı ve kesinleşmiş olan disiplin cezalarının uygulanamayacağının hüküm altına alındığı, bu nedenle herhangi bir başvuru şartı aranmadan yasanın yürürlük tarihinden sonra uyarma ve aylıktan kesme cezalarına ilişkin 560 disiplin cezasının ortadan kaldırıldığı, diğer yandan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanununun 65 inci maddesi, 66 ncı maddesi, 67 nci maddesi ve (e) ve (f) bentleri hariç 68 inci maddesi ile Kanunun 69 uncu maddesinin ikinci fıkrasının son cümlesi ve üçüncü fıkrası uyarınca verilip kesinleşmiş bulunan kınama, kademe ilerlemesi durdurma, derece yükselmesini durdurma ve yer değiştirme disiplin cezaları hakkında ceza tertip olunanın talebi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunca bir değerlendirme yapılacağının düzenlendiği, bu kapsamda başvuruda bulunan 238 hâkim ve Cumhuriyet savcısının disiplin dosyaları üzerinde Genel Kurul tarafından yeniden ayrıntılı şekilde inceleme yapıldığı, yapılan incelemeler neticesinde 58 kişinin önceden aldığı ve kesinleşen disiplin cezaları kaldırılarak haklarında ceza tayinine yer olmadığına, 115 kişinin kesinleşen disiplin cezasının uyarma veya aylıktan kesme disiplin cezasına çevrilerek sonuç disiplin cezasının af kapsamında kalması nedeniyle ortadan kaldırılmasına, 21 kişinin daha ağır nitelikteki disiplin cezası yerine eylemlerine uyan alt bir disiplin cezası ile cezalandırılmalarına karar verildiği, gerek disiplin cezası tayin edilen kişi sayısı, gerekse de cezaların niteliği göz önüne alındığında, üyelerinin çoğunluğunu FETÖ/PDY mensuplarının oluşturduğu dönemin Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun, disiplin soruşturmalarını da kendilerinden olmayan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının terfi ve yükselmelerine, önemli ve kritik yerlere atanmasını engelleme, itibarsızlaştırıp sindirerek meslekten soğutma ve istifaya ya da emekliliğe zorlama için kullandığı, hedefteki hâkim ve Cumhuriyet savcıları hakkında yapılan soruşturmalarda, isnat edilen eylemler arasına mutlaka aile birliğinden kaynaklanan sadakat yükümlülüğünü ihlal edici nitelikte, "karşı cinsten birine ilgi duyduğu", "gayrimeşru olarak birliktelik yaşadığı", hiç bir şey yoksa da "kem gözle baktığı", "bu konuda dedikodu bulunduğu" şeklindeki bir isnadın da eklendiği, böylelikle mesleki kariyerini lekelemek yanında aile birliği ve saadetinin bozulmasının da hedeflendiği, örneğin, 6572 sayılı Kanun kapsamında incelenen bir soruşturma dosyasında, Cumhuriyet savcısı olan ilgili hakkında müstear isimle gönderilen ihbar mektubuna istinaden soruşturmaya başlandığı, isnat edilen eylemin, ilgilinin adliyede zabıt kâtibi olarak görevli bayan ile amir memur ilişkisini aşar nitelikte, çevreden de yadırganacak şekilde ilişki içerisinde oldukları izleniminin oluşmasına ve bu konudan dolayı hakkında dedikodu yapılmasına sebebiyet verdiği iddiası olduğu, ilgili hakkındaki soruşturma fezlekesinin muhakkik sıfatıyla Erzurum Cumhuriyet Başsavcı Vekili olan Taner Aksakal tarafından tanzim edildiği, ilgilinin savunmasında gösterdiği ve dinlenmesini talep ettiği, aralarında iddiada adı geçen zabıt kâtibi ile aile üyelerinin de bulunduğu tanıkların konuya ilişkin beyanlarına başvurma lüzumu görmeyen muhakkikin, FETÖ/PDY örgütü üyesi oldukları anlaşılan Cumhuriyet Başsavcıları Bekir Duran, Özkan Gültekin ile Adalet Komisyonu Başkanları Murat Kızılyar ve Ertuğrul Ayar'ın ifadelerine başvurma gereği duyduğu, ihbar dilekçesinde adı geçen jandarma görevlisi, ilgili ile aynı adliyede görev yapan personel, hâkim ve Cumhuriyet savcılarının savcı ile zabıt katibi arasında ilişki olduğuna dair görgü veya duyuma dayalı bilgileri olmadığı yönündeki beyanlarına itibar etmeyen dönemin HSYK İkinci Dairesi'nin, ilgili Cumhuriyet savcısı hakkındaki iddiayı destekleyen somut bir delil de bulunmamasına rağmen disiplin cezası tayin ettiği, dosyanın 6572 sayılı Yasa uyarınca incelenmesi sonucunda HSYK Genel Kurulu'nun 25/02/2015 tarihli kararı ile ilgili hakkındaki disiplin cezasının kaldırılmasına, adı geçene isnat edilen eylem muahezeyi gerektirecek mahiyette görülmediğinden ceza tayinine yer olmadığına oy birliği ile karar verdiği,

Yine FETÖ/PDY'nin, Devleti ele geçirmek maksadıyla gerçekleştirdiği bazı tasarruflara sözde bir meşruiyet kazandırmak amacıyla geçmiş dönemde yapılan bazı denetimlerde, performans değerlendirme ve geliştirme formlarının, gerçek durumla bağdaşmayan şekilde düzenlenmesi suretiyle örgüt mensubu olan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının unvanlı görevlere atanmasının önü açılırken, örgütün hedef olarak gördüğü hâkim ve Cumhuriyet savcılarının unvanlı görevlere atanmasının engellendiği yahut unvanlı görevde olan bazı hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu görevlerden alındığı, kendilerinden olmayan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının unvanlı görevlere atanmaları bir yana, sağlık sorunları gibi mazeretlerinin dahi nazara alınmayarak adeta ölüme sürgün edildikleri, akla ilk gelen örneğin hâkim Alaattin Çambel olduğu, soğuk iklimin tetikleyici bir etken olduğu Crohn hastalığına düçar olan ve bu hastalığına dair de özlük dosyasında sağlık kurulu raporu bulunan hâkim Alaattin Çambel'in, 2011 yılı yaz kararnamesiyle Ceyhan ilçesinden Türkiye'nin en soğuk ili olarak bilinen Erzurum iline tayin edildiği, atamaya karşı yaptığı itirazların reddedildiği, 2 yıl çalıştıktan sonra 2013 yılı yaz kararnamesiyle hastalığının arttığını belirterek başka herhangi bir yere atamasının yapılmasını talep ettiği ancak dönemin Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun bu talebe duyarsız kalarak adı geçen hâkimi adeta bile bile ölüme mahkûm ettiği, hastalığı ilerleyen ve uğradığı zulme daha fazla dayanamayan hâkimin tüm çabaları sonuçsuz kalınca 19/01/2014 tarihinde intihar ederek yaşamına son verdiği,

Örgüt mensubu hâkim ve Cumhuriyet savcılarının az sayıda, hedef olarak görülenlerin ise daha fazla sayıda dosyasının incelenmesi suretiyle ya da aynı mahkeme heyetinde görev yapan hâkimlerin benzer mahiyetteki eksiklikleri, bir kısmı yönünden tavsiye konusu yapılırken, diğerleri yönünden tavsiye konusu yapılmayarak veya örgüt mensubu bir kısım adliye personelinden, hedef olarak görülen hâkim ve Cumhuriyet savcılarının tavsiye konusu olabilecek mahiyetteki işlemlerinin önceden bildirilmesinin istenmesi ve denetim sırasında bu işlemlerin tavsiye konusu yapılması suretiyle, bazen de ortada geçerli hiçbir sebep olmadığı halde performans değerlendirme ve geliştirme formlarının örgütün amaçlarına hizmet edecek şekilde düzenlendiği, hedef olarak görülen hâkim ve Cumhuriyet savcıları hakkında yürütülen usulsüz disiplin soruşturmaları gerekçe gösterilerek terfilerinin uzun süre bekletildiği, terfi edememesinin de unvanlı görevlere atanmamalarına veya doğu illerine sürülmelerine gerekçe gösterildiği, sonuç olarak, kendilerinden olmayan ve hedef tahtasına konan hâkim ve Cumhuriyet savcıları hakkında isimsiz ihbar, sahte belge, usulsüz dinleme v.s. ile başlatılan bir soruşturma sürecinin, mahalde görevli ve verilen infaz emrini yerine getirmeye amade muhakkikler ile Teftiş Kurulu Başkanlığı içerisine sızdırdıkları militanları marifetiyle, Devletin resmi kurum ve kuruluşlarını aracı kılarak, zincirleme şekilde, hukuku bir insanın hayatını karartmak için silah olarak kullandıkları,

FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün, 12/09/2010 günü yapılan Anayasa referandumu sonrasında yeni oluşturulan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nda seçimle gelen üyelikleri elde ettiği, bu Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nca, büyük çoğunluğu örgüte mensup 160 hâkim ve savcının Yargıtay üyeliklerine seçildiği, yeni seçilen üyelerle örgütün, çoğunluğu ele geçirdiği Yargıtay’da, tek söz sahibi olduğu, artık örgütün belli ceza dairelerinde istediği kararı onaylatacak, istemediği kararı bozduracak güce kavuştuğu, yargıda davası olan herkesin yolunun örgütün avukatlarının hukuk bürolarına düştüğü, özel yetkili mahkemelerin baktığı örgütün kumpaslarından oluşan davaların, Yargıtay’da onaylanmaya başlandığı, hiç kimsenin artık örgütün elinden kurtulamayacağının sözle değil fiilen ispatlandığı, Balyoz gibi bazı haksız kararları Yargıtay’da onaylatan FETÖ/PDY, örgütün yargı kanadının gerçekleştirdiği bütün hukuksuzlukları hukuka uygunmuş gibi topluma algılattığı, bunun yanında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu vasıtasıyla yüksek yargı organlarına seçtiği üyelerle hâkim olan örgütün Yüksek Seçim Kurulu, Anayasa Mahkemesi gibi kurumları da dolaylı olarak ele geçirdiği,

FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün, yargıda kadrolaşmaya devam ederek, her türlü yol ve yöntemi kullanmak suretiyle yeni alınan binlerce hâkim ve savcının büyük çoğunluğunun örgüt mensubu olmasını sağladığı, yüksek mahkemelerde ve mahal mahkemelerinde, önemli başsavcılık ve hâkimliklerde ve yargının her alanında yeteri kadar güce ulaşan, güç dengesini lehine değiştiren örgütün bu gücünü artık yargı imamları üzerinden kullanmaya başladığı,

Özel yetkili mahkemelerin haksız, hukuksuz işlemleri ve verdiği şaibeli kararların 2010 yılında oluşturulan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun örgüt mensup ya da sempatizanları tarafından desteklendiği, çoğunluğu örgütle irtibat ve iltisakı bulunan üyelerden oluşan, dönemin Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun, hukuka aykırı işlem yapan hâkim ve savcılar hakkında disiplin işlemlerini çalıştırmadığı, bu yolla örgütün operasyonlarına destek verdiği ve yargının siyasallaşmasına engel olmadığı, yargı organlarının siyasetin yerine geçmesine, devlete ve topluma örgütün istediği şekilde ayar vermesine ses çıkarmadığı, özel yetkili mahkemelerden verilen hukuka aykırı ve yanlış kararların temyiz incelemesi için gideceği Yargıtay ilgili dairelerinin FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün yargı imamları tarafından önceden dizayn edilmesi nedeniyle bu yolun hakkın ve adaletin tecellisi noktasında bir anlam ifade etmediği,

Anılan örgütün nihai amaçlarına ulaşmak gayesiyle öncelikle askeriye, mülkiye, emniyet, yargı ve diğer stratejik öneme sahip kamu kurumlarını ele geçirmek için kendilerine engel olacaklarını düşündüğü bürokrat ve personellerin sistem dışına çıkarılmasını sağlayarak örgüt elemanlarını bu makamlara getirdiği, bu kapsamda örgütün yargı ayağındaki uzantısı tarafından Şemdinli, Ergenekon, Balyoz, Poyrazköy, ... ve İzmir Askeri Casusluk, Kozmik Oda, Hüseyin Kurtoğlu, Şike, Tahşiye, Odatv gibi proje soruşturma ve kovuşturmaların üretildiği,

Mahkemelerin birer örgüt sorumlusunun bulunduğu, sorumlu kişinin örgütü ilgilendiren davaları takip ederek ve bu davalarla ilgili olmak üzere örgüt üyesi hâkimlerle görüşerek kararların istenilen yönde çıkması yönünde telkinlerde bulunduğu, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün yargı üzerinden gerçekleştirdiği usulsüz yargılama işlemleri ile yaptığı haksızlıklara "yargının kararı" veya "takdiri" denilerek karşı çıkılmasının engellendiği, operasyonlar karşısında "bağımsız yargı, inceleyip karar versin" denilerek haksızlığa meşruluk kılıfı sağlandığı, yıllarca süren yargılamalar sonucunda gerçeğin ortaya çıkması halinde bile kimsenin yargı eliyle işlenen haksızlığın peşine düşmediği, silahlı terör örgütünün, yargının ne kadar büyük bir güç olduğunu, yargıyı etkili ve operasyonel şekilde kullanmak suretiyle yapılamayacak hiçbir şey olmadığını ve her şeyin sınırsızca yapılabileceğini gördüğü, özel yetkili mahkemelerin, örgütün elinde tüm toplumu dizayn edecek bir silaha dönüştüğü, Yargının devlet ve toplum hayatında kesin belirleyici ve son karar verici olmasının örgütün işini kolaylaştırdığı, örgütün, yargıyı her açıdan etkin bir silah olarak kullandığı, sadece rakiplerini bertaraf etmek için değil, siyaseti tanzim etmek, siyasi partilerin yönetimlerini değiştirmek, toplumdaki etkinliğini artırmak, toplumu kontrol etmek, herkesle ilgili bilgi toplamak, ticari faaliyet alanlarını ve kamu kurumlarını ele geçirmek, hatta hükümeti yıkmak ve kendi felsefesine uygun bir siyasi yapı oluşturmak için de bir araç olarak kullandığı, yargının, soruşturma unsurlarıyla, alt yapısıyla ve polisle desteklendiğinde örgütün kullanabileceği muazzam bir silaha dönüştüğü, yüksek yargıdaki değişimle örgütün elindeki bu silahın etki alanının zirve yaptığı, yargıyı tekelinde ve yedinde tutan FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün, kendisine engel olacağını düşündüğü hâkim savcı, asker, emniyet personeli, mülki amirler ve diğer kamu personelleri hakkında uydurma tahkikatlar, tutuklamalar yaparak saf dışı bıraktığı, bu yolla aynı zamanda diğer kişilere de gözdağı verdiği, silahlı kuvvetler mensupları ile ilgili uydurma soruşturmalar, toplu tutuklama ve davalarla TSK’nın etkisiz hale getirildiği, böylece kendi örgüt mensuplarının terfi etmesinin yolunun açıldığı, neticeten örgütün ceza ve hukuk davalarında en büyük belirleyici güç olduğunu gösterdiği,

Örgüt mensuplarının verdiği veya istihbarat birimlerinin topladığı bilgilerin, bilgisayarlara kaydedildiği, bunların fuhuş, casusluk şebekesinin topladığı bilgiymiş gibi arama sırasında evlerde bulunmuş gösterilerek dijital delil olarak işleme konulduğu, bu yolla kamu görevlileri hukuka aykırı işler yapıyor, suç işliyor gibi haklarında soruşturma yapıldığı, İzmir ve ...’da yürütülen askeri casusluk davaları ile kamu görevlileri tasfiye edilerek örgüt kadrolarının fetih hareketine yer açıldığı, yargının da buna alet edildiği,

Örgütün, 07/02/2012 tarihinde MİT soruşturmasıyla yargıyı kullanarak, bir yandan kendinden olmayan MİT yönetimini bertaraf etmek, MİT'i ele geçirmek, bir yandan da aynı soruşturmayla hükümetin güneydoğu sorununu çözmek amacıyla başlattığı barış sürecini durdurmak için harekete geçtiği, MİT yöneticilerinin, hükümetin ve başbakanın terör örgütüne yardımla suçlanmak istendiği, bu soruşturmanın hükümeti yıpratıp gözdağı vermek için yapıldığı, örgütün bu denemesinin istihbarat görevlileri hakkında soruşturmaların izne bağlanması sistemine geçilerek önlendiği, Hükümetin 7 Şubat olayı sonrası özel yetkili mahkemeleri tehlikeli görerek faaliyetlerini dondurup yargıya bir başka özel yetkili mahkeme yapısını daha ilave ettiği, Terörle Mücadele Kanunu (TMK) 10'uncu maddesi ile yetkili yeni mahkemeler kurulduğu, ancak Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu örgütün elinde olduğundan yeni kurulan mahkemelerin de örgütün denetiminde oluşturulduğu, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün, özel yetkili mahkemelerde yarım kalan uygulamalarını terörle mücadele mahkemelerinde aynen devam ettirdiği,

2010 2014 yılları arasında yapılan denetimler, incelemeler ve soruşturmalar, unvanlı görevler başta olmak üzere atamalar, terfiler ve yüksek mahkemelere üye seçimlerinde sistematik uygulamalar sonucunda FETÖ/PDY’nin yargı teşkilatı içerisinde etkin bir güce ulaştığı, bu gücün korunması ve önceki örgütsel uygulamaların devamlılığının sağlanması amacıyla 2014 yılında yapılan HSYK üye seçimlerinin örgüt için büyük bir önem arz ettiği, 2014 yılı Ekim ayında yapılan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üye seçimleri öncesinde, 2010 ve sonrasında yüksek mahkemelere üye olarak seçilen örgüt mensupları sayesinde Danıştay ve Yargıtay’da ciddi bir hâkimiyet elde eden örgütün, sözde lideri Fetullah Gülen’in sohbet ve vaaz adı altında şifreli şekilde gönderdiği talimatlar ile harekete geçtiği, bu kapsamda YARSAV derneğine de sızılarak bu derneğin seçimlerin kazanılması için kullanıldığı, örgütün, seçimlerde gerçekte örgütle bağlantılı olan 11 kişilik bir liste ile seçime girdiği, bu adaylardan 10’unun bağımsız aday olarak, YARSAV (Yargıçlar ve Savcılar Birliği) listesinden seçime giren bir örgüt mensubunun da YARSAV adayı olarak lanse edildiği, seçimin kazanılması için örgüt mensuplarının her türlü yolu mubah gördükleri, bu yolda amaçlarına ulaşmak için toplumun çoğunluğunun kutsal saydığı dini değerleri pervasızca kullanmaktan çekinmedikleri, nitekim örgütle bağlantılı bir yargı mensubunun ifadesinde, seçim çalışmaları kapsamında 2014 yılı Ekim ayında Adana ilinden gelen bir kişinin, örgüt lideri Fetullah Gülen’in rüyasında Kâbe’ye gittiğini, Kâbe’de Peygamber ile görüştüğünü, Peygamberin “Seni üzüyorlar değil mi?” diye sorduğunu, Fetullah Gülen’in “Evet” manasında başını sallayıp ağladığını, bunun üzerine Peygamberin “Merak etme az kaldı” dediğini, seçimin kesinlikle örgütün galibiyeti ile sonuçlanacağını söylediği,

Bir yandan da örgüt için ciddi bir tehlike olarak değerlendirdikleri Yargıda Birlik Platformu adayları hakkında, sosyal medya hesapları üzerinden gerçek dışı yazı, yorum ve görüşler paylaşarak bu adayların itibarsızlaştırılması maksadıyla bilgi kirliliği yarattıkları, genel olarak Yargıda Birlik Platformu listesinden aday olan kişilerin iktidardan bağımsız hareket edemeyeceği söylemi ile hâkim ve Cumhuriyet savcılarını etkilemeye çalıştıkları, bir yandan da her bir aday yönünden farklı iftiralar ve karalamalar ile aleyhe algı oluşturmaya çalıştıkları,

Örgüt faaliyetlerinin birçoğunda, örgüt mensuplarının deşifre olmaması ve gizlilik önem arz etmesine rağmen Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üye seçimlerine atfedilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak, tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenledikleri, örgüt mensubu olmayan hâkim ve savcılarını ise hediyeler alarak etkilemeye çalıştıkları, süreç boyunca “Bylock” olarak bilinen şifreli haberleşme programı üzerinden örgüt içi iletişimin sağlandığı, sözde bağımsız adayların bir kısmının seçim gezilerini birlikte gerçekleştirdikleri, blok olarak örgüt adaylarına oy veren örgüt mensuplarının bir yandan da örgüt mensubu olmayan hâkim ve Cumhuriyet savcılarından sözde bağımsız adaylar için oy istedikleri, verilen blok oylar, sözde bağımsız adaylara örgütle bağlantılı olmayan hâkim ve Cumhuriyet savcılarından gelecek oylar, YARSAV listesinden seçime giren adaya ise YARSAV’ı destekleyen hâkim ve Cumhuriyet savcılarından gelecek oylarla seçimin kazanılmasının hedeflendiği, blok oy alamayacaklarını düşündükleri hâkim ve Cumhuriyet savcılarını ise siyasi görüşüne, hemşerilik bağına ya da ortak tanıdık bulunmasına göre en az bir veya birkaç adayları için oy vermeleri yönünde ikna etmeye çalıştıkları, seçim gününde ise oy kullanmaya gelen hâkim Cumhuriyet savcılarını karşılamak, seçim mahallinde kamera kaydı yapmak ve seçim sonuçlarını takip etmek suretiyle sandık başında da seçim faaliyetlerini örgütlü bir şekilde devam ettirdikleri, nitekim seçim sonuçları açıklandığında, sözde bağımsız adayların 4495 5312 oy bandında art arda sıralandığı, seçime tek liste ile giren YARSAV Derneğinin Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üye adayları 886 2078 oy alırken, gerçekte örgütün adayı olup YARSAV listesinden seçime giren adayın aynı liste ile seçime girdiği arkadaşlarından farklı, ancak örgüt adaylarının oy bandında olacak şekilde beş binin üzerinde oy aldığı,

Seçimlerin kaybedilmesi sonrasında da örgüt mensuplarının fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ederek yeni oluşan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun örgüt mensubu hâkim ve Cumhuriyet savcıları hakkındaki kararlarının itibarsızlaştırılması konusunda bazı basın yayın organlarının da desteği ile sistemli bir faaliyet başlattıkları, Yargıtay ve Danıştay’dan seçilen örgüt mensubu Kurul üyelerinin de diğer örgüt mensupları ile koordineli şekilde örgüte bilgi sızdırarak bu faaliyete destek verdikleri, bir yandan da örgüt mensubu hâkim ve Cumhuriyet savcıları hakkındaki karar süreçlerinin uzatılmasına yönelik çalışmalar yapıldığı, 2014 sonrasında çıkartılan kararnamelerle başka mahallere atanan örgüt mensuplarının fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ederek uzun süreli sağlık raporları aldıkları, bu suretle yargılama faaliyetlerinin aksatarak Kurul’u itibarsızlaştırmayı hedefledikleri gibi eski görev yerlerindeki örgüt mensubu meslektaşları ile örgütsel bağlarını canlı tutmaya gayret gösterdikleri, yaşanan süreç ile sabittir.

Darbe girişimi üzerine ... Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında itirafçı yahut gizli tanık olarak ifadeleri alınan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının beyanlarında belirttikleri bazı hususlar, Cumhuriyetin ilk yıllarından beri yurdun her köşesinde insanüstü bir gayretle, tüm zorluklara göğüs geren onurlu ve sağlam vicdanlı hâkim ve savcılar sayesinde toplumun yargıya duyduğu güvenin kısa bir süre içerisinde neden dibe vurduğunu ve örgütün toplumdan gizlediği kirli yüzünü gözler önüne serecek mahiyettedir. Söz konusu beyanlardan bazıları;

“...’a tayinim çıkınca lojman işleri ile … isimli ... hâkimi ilgilendi. Kendisi de Gülen Cemaati mensubuydu. Kendisiyle aynı lojman blokunda kaldık. İşyerinde de… çevresindeki Gülen Cemaati mensupları ile tanışmaya başladık.…bir süre sonra ... Adliyesinde CMK 250'nci maddesi kapsamında kalan suçlara bakan özel yetkili mahkemeye atandı. Bir süre sonra da onun tavsiyesi üzerine ben de özel yetkili savcı olarak görevlendirildim. 2011 yılı Haziran ya da Temmuz ayında Beşiktaş Adliyesinde Özel Yetkili (CMK 250 maddesi) savcı olarak göreve başladım. 1,5 2 ay kadar burada çalıştım. Hiç iddianame yazmadım. Sadece bir kez bir hafta nöbet tuttum. Arama, elkoyma, gözaltına alma, telefon dinleme, teknik araçlarla izleme, vb. tüm talepleri TEM Şube Müdürlüğü görevlileri flash bellekle hazır olarak getiriyordu. Ben de imzalıyordum. Gelen yazıları okumak istediğimde birlikte çalıştığımız Cumhuriyet Savcısı … “Başsavcı vekili… kızıyor, onun talimatı var, okumadan imzala geç” diye söylüyordu. Ben de tatsızlık çıkmasın diye imzalıyordum. Kendim fiilen hiç müzekkere, talimat, karar yazmadım. Polisin getirdiği ve bizim imzaladığımız soruşturma ile ilgili talep, müzekkere ve kararların kimler hakkında uygulanacağını bile bilmiyordum. Kimin için iletişim tespiti kararı verdik, kim için arama el koyma, gözaltı vb. kararlar verdik hiç haberim yoktur.”,

“…cemaatin Yarsav’a üye olarak, Ömer Faruk Eminağaoğlu’nu başkanlıktan alma projesi de vardı. Bu projenin devamı olarak cemaatten olan meslektaşlar Yarsav üyesi olup Eminağaoğlu’nun listesinden seçime giriyorlardı. Oylama zamanı Eminağaoğlu listesinde cemaatçiler doğaçlama gelişiyormuş gibi bir görüntü vererek oylama sırasında “ben de adayım” diyerek ortaya çıkıyorlar, bu şekilde listeyi delip gerçekte seçilmesi gereken grubun yani cemaatin seçilmesini sağlıyorlardı.”,

“…17 25 Aralık’tan dolayı tutuklu olan polislerin ve Balyoz soruşturmasından dolayı gelen bireysel müracaatları raportör … üzerinden takip ettiler, gelen müracaatta bulunan kişilerin pozisyonuna göre karar çıkarmak için bu yapı mücadele etti, uğraş verdi.”,

“Cemaat HSYK seçiminde Bylock üzerinden haberleşti ve değerlendirme yaptı”, "Mülakat sonucunda hâkim adaylığını kazandıktan sonra … civarında bir evde isimlerini hatırlamadığım yine meslekte olan 4 ya da 5 kişi gelerek staj dönemimizde namaz kılmayın, cumaya gitmeyin, tedbir yapın, sürekli teyakkuzda olun ... tedbirli olun tarzında uyarılarda bulundular.”

“2013 yılında Ergenekon dosyasından tutuklu Mehmet Ali Çelebi’nin polisler tarafından cep telefonuna başka birisinin rehberinin yüklenmesi olayı ile ilgili olarak görevi kötüye kullanmak suçundan yürütülen soruşturma dosyası ile ilgili teğmen ve anne babası yanıma gelip dosyanın dört savcı değiştirdiğini söyleyip bir an önce bitirilmesini söylediler. Ben de soruşturma dosyasını ele aldım. Bazı polisler hakkında ek takipsizlik verdikten sonra birkaç sanık polis hakkında görevi kötüye kullanmak suçundan iddianame düzenledim. O dönem başsavcı vekilinin izinde olması nedeni ile yerine görevlendirilen başsavcı vekili … beni yanına çağırdı. Dosyanın kendi dosyaları ile alakalı olduğunu söyleyip “polis memurları bizim çocuklar bunların zarar görmesini istemiyorum. Bir şey yapamaz mıyız” dedi. Ben de “siz iddianameyi görevi kötüye kullanma, ihmal yönünden iade edin, ben tekrar bakayım” dedim.”

“…bana hitaben “sen evleniyormuşsun, evleneceğin kişi kim, hizmete yakınlığı nedir, bir bağı var mı” dedi. Ben de ismini söyledim. İlahiyat fakültesi ve imam hatip mezunu olduğunu söyleyince ikisi birlikte bana hitaben “ağabeycim sen ne yapıyorsun, biz tedbirli davranacaksın diyorsun, sen ilahiyat mezunu biriyle evleniyorsun. Peki, başını açacak mı” diye sordu…”, “Bana yumuşak bir üslupla tamam evleneceğin kişi başını açması şartıyla evlenebilirsin, biz seni kaybetmek istemiyoruz" şeklinde söylediler

Diğer talebemiz … ve …, … Astsubay okulunu kazandılar ve ondan sonraki yıllarda da yine aynı şekilde bazen tarafımdan bazen de mahrem hizmetlere bakan diğer ağabeyler tarafından bu iki öğrenci sürekli takip edildi. Bu çocukların sınavları kazanmasında o yıllarda tanıdığım ve şuanda mahrem hizmetlerde çok kritik hizmetlerde bulunan … isimli şahıs tarafından bize verilen sınav sorularının büyük etkisi vardır, eğer bu sorular bu öğrencilere verilmemiş olsa sınavı kazanmaları düşünülemezdi”

“Evlilik ve müstakbel eş adayı ile ilgili beklentilerimiz ve tercihlerimiz hakkında genel bilgiler aldı. Bu kişi yapının bizimle ilgili kısmının evlendirme birimiydi.”, “Benim için uygun bir aday bulduğunu söyleyip özelliklerini aktardı. Ancak köyde yaşadığını öğrenince ben kabul etmedim. Özelliklerin kabul edilmesi halinde ismi ve resmi gösteriliyordu. Aksi takdirde gizlilik çerçevesinde ismi ya da kişiyle ilgili resim vs. gibi hiçbir bilgi verilmiyordu”

“Peygamberimizin sürekli birilerinin rüyasına girmesi ve peygamberimizin cemaatle ilgili vaatlerde bulunduğunu belirtmeleri, bunların hepsinin asılsız çıkması üzerine cemaatten ciddi manada kendimizi soyutladık”

“Onunla birlikte hareket eden birçok Gülen cemaati mensubu hâkim, savcı, daire başkanı, genel müdür yardımcısı vardı. Bakanlıkta yurtdışı gezilerine kimin katılacağı, özel görevlere kimin gideceği hep…tarafından belirleniyordu”, “Genelde listeyi kendi adamlarından oluşturuyorlardı”

“…hâkim ve savcılarla birlikte aynı koğuşta kalıyorum. Koğuştakiler ceza evinde kalmamızın bir ibadet olduğunu düşünüyor.” Şeklindedir.

2.2) Örgütün Emniyet Yapılanması ;

Örgütün başlangıcından beri ele geçirmeye çalıştığı ve 2013 yılı sonuna kadar büyük ölçüde başarılı olduğu güvenlik birimlerinden birisi Emniyet teşkilatıdır. Örgüt, emniyet teşkilatına yerleştireceği elemanları en başından Işık evlerindeki öğrenciler arasından seçip yönlendirmiş, lise ve yüksek öğrenimlerini nerelerde tamamlayacaklarını belirlemiştir. 1980'li yıllardan itibaren özel eğitim yoluyla bürokrasi içinde yer almaya başlayan örgüt elemanlarından polislik mesleğine girecek olanlar bu mesleğin asıl eğitim kurumları olan Polis Akademisi, Polis Koleji ve Polis Okullarında büyük sayılara ulaşmaya, adeta çığ gibi büyümeye, bu okullara hakim olmaya başlamıştır. Bunun doğal sonucu olarak da 1990'lardan itibaren Emniyet kadrolarında örgüt mensupları hakimiyet sağlamaya başlamıştır.

1986 yılında üniversite mezunlarına Polis Akademisine girme şansı verilmesi, bir yıllık kademeli eğitim sonrasında rütbeli emniyet mensubu (komiser muavini) olarak atanması imkanın getirilmesi ve neredeyse tamamına yakını örgüt mensubu olan bu kişilerin sadece dokuz (9) aylık kurs sonucunda "özel sınıf" olarak mesleğe başlatılmalarının da bu oluşumda büyük rolü olduğu dile getirilmiştir. Nitekim, eski Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Emin Arslan, Meclis Darbeleri Araştırma Komisyonuna 26/10/2016 tarihli komisyon toplantısında verdiği ifadesinde bu hususu; "Daha önceki yıllarda siyasi değil, gizlice devletin ilgili kurumlarına sızmaya çalışan bu örgüt, rahmetli Turgut Özal zamanında artık resmen açık bir şekilde devlet kadrolarına yerleşmeye başladı.,.1987 yılında özel sınıf uygulaması başlatıldı. Yüzde sekseni Fetullahçı kadroların Emniyete yerleşmesi, amir statüsünde yerleşmesi bu özel sınıf uygulamasıyla oldu. Bizim Emniyet Teşkilatında en fazla, yine Latif Bey'in kitabında belirttiği gibi, ... Bey'in döneminde Emniyet müdürlüklerinin yüzde 80'i, istihbarat ve KOM dairelerinin hemen hemen tamamı bu örgütün kontrolüne girmişti..." şeklinde dile getirmiştir.

Bu oluşumun ilk resmi tespiti, esasen 09/07/1991 tarihinde Emniyet Genel Müdürü Ünal Erkan'ın mesleğe yeni başlayan polislere yönelik tespit ettiği ve ortaya çıkardığı "hileli kur'a" olarak bilinen kur'a yolsuzluğu olayıdır. 09/07/1991 tarihinde Necati Bilican'ın yerine Emniyet Genel Müdürlüğü görevine başlayan Ünal Erkan aynı tarihte kendisine intikal eden "Polis Akademisinden mezun olan tarikat mensubu seçme öğrencilerin Emniyet'in istihbarat, personel, muhabere birimleri ile polis okullarına atanacakları" ihbarı üzerine, yardımcısı Ümit Erdal ile birlikte 09/07/1991 tarihinde ... ili Çankaya ilçesi Anıttepe'de bulunan Polis Akademisinde gece yarısı yapılan kur'a çekim törenini basarak iki kur'a torbası bulunduğunu, örgüte mensup komiser muavinlerine Emniyet'in istihbarat, kaçakçılık, personel, polis kolejine ilişkin yerlerin bulunduğu torbadan, diğerlerine ise karakollar ve diğer sıradan görev yerlerinin bulunduğu torbadan kur'a çektirildiğini tespit etmiş, bunun üzerine kur'a çekimine müdahale ederek yapılan işlemi durdurmuş, vaziyeti tutanağa bağlamış, soruşturma başlatmıştır.

Yapılan soruşturmada özel görev kurası çektirilen bazı öğrencilerin itirafı ile Emniyetteki FETÖ yapılanması ilk kez resmen ortaya konulmuştur. Soruşturma hem adli hem de idari olarak devam etmiş, Emniyet Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu Başkanlığının talebi üzerine dönemin Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı "Bazı Emniyet Mensuplarının İllegal Faaliyetleri" konulu bir raporu 10/03/1992 tarihinde Emniyet Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu Başkanlığı ve ... İl Emniyet Müdürlüğü'ne göndermiştir. EGM İstihbarat Dairesince anılan birimlere gönderilen 10/03/1992 tarih ve B.05.1.EGM.0.06.03.400/1 (79 92) sayılı dört sayfalık söz konusu rapor içeriği, esasen, FETÖ'nün Emniyet teşkilatına ne kadar erken tarihlerde ve ne denli önemli ölçüde sızmaya başladığının, tabandan itibaren kadrolaşma stratejisinin çok açık ve net bir göstergesi niteliğindedir. Bu belgede "İllegal Fetullah Hocanın Talebeleri" adı verilen örgütün yapılanması hakkında;

"Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti niteliklerini değiştirerek yerine şeriat düzenini getirmeyi amaçlayan illegal "Fettulah Hoca'nın talebeleri" adlı örgütün, tüm Türkiye genelinde olduğu gibi, Teşkilatımız içinde de örgütlendiği, özellikle hareket noktası olarak seçtiği Polis Kolejleri, Polis Akademisi ve Polis Okulları içindeki faaliyetlerini, Teftiş Kurulu'ndan gelen yazıya bağlı olarak askıya aldıkları, buna rağmen sempatizan kadroları ile bağlarını zayıflatmamak için toplantı ve çalışmalarını yoğun olarak sürdürdükleri ve illegaliteye son derece bağlı kaldıkları gözlenmiştir.

Elde edilen bilgiler doğrultusunda yapılan takip tarassut ve tahkikatlarda, ... Polis Koleji öğrencilerinin % 50'sine yakın bir kesimi ile çeşitli şekillerde temas kuran örgüt elemanları, kendilerine yakın olarak üzerindeki ajitasyon çalışmalarını sistemli olarak yürütmektedirler.

Örgütün yapılanmadaki, temel stratejisine bağlı olarak devlet dairelerinin önemli yerlerine yerleşme planını, en tabandan uygulamaya koymaları teşkilatımızda da gözlenmektedir. Gelecekte Emniyet Teşkilatı'nın bürokratlarını oluşturacak Polis Koleji öğrencileri için, koleje seçimden itibaren her aşamada sistematik bir çalışmanın yürütüldüğü görülmektedir..." tespitleri yapılmış, ayrıca örgütün Polis Koleji ve Akademi sorumlularının isimleri, adresleri, buluşma mekanları ve en önemlisi Türkiye'nin adını 2000'li yıllarda "Gülen Cemaati'nin Emniyet imamı" olarak duyacağı Kemalletin Özdemir isimli şahsın iş yeri adresi ve görevi ayrıntılı olarak yazılmıştır.

Bu olayla ilgili Emniyet içerisindeki idari soruşturma 1992 yılının Haziran ayı ortalarında sonuçlandırılmış, 10 ay süren soruşturma neticesinde dönemin Polis Akademisi Başkan Yardımcısı Hasan Basri Ergül, Polis Akademisi Sınıflar Amiri Ali Bilkay ile EGM Personel Daire Başkanlığı Atama Şubesi görevlisi komiser Talip Özdemir "görevi kötüye kullanma" ve "kur'a ile atamada usulsüzlük" suçlamalarıyla meslekten ihraç edilmiş, ancak meslekten ihraç edilen bu isimler ihraç işlemine karşı idari yargı nezdinde açtıkları iptal davaları neticesi örgütün yargı teşkilatında yerleşik kadrolarınca verilen mahkeme kararları sayesinde mesleğe geri dönebilmişler, hatta bu isimlerden biri İzmir İl Emniyet Müdürlüğü gibi etkin bir göreve atanabilmiştir.

Olayla ilgili soruşturmanın adli yönü ise, ... Emniyet Müdürlüğünün ... Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığına yazdığı, 28/09/1992 tarih ve B.05.1.EGM.4.06.00.14 ve Sor. (F). 92/8303 sayılı "emniyet mensupları" konulu yazı ile başlatılmıştır. Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığının 1992/256 hazırlık sayısını alan bu yazı ekinde gönderilen 28/08/1992 tarihli fezlekede o tarih itibariyle FETÖ'nün emniyet teşkilatı içerisindeki örgütlenmesi şu şekilde anlatılmıştır:

"Yapılan inceleme ve soruşturma sonucu elde edilen bilgi ve delillere göre; Devletin temel nizamını dini inanç ve esaslar üzerine oturtmak amacıyla faaliyet gösteren ve stratejik amacına ulaşmak için bir örgüt yapılanması içerisine giren, siyasi iktidarı bir ihtilal hareketiyle ele geçirmek için teorik ve pratik eğitim aşamasına giren bu örgütün, temel hareket noktası Said i Nursi tarafından kurulan ve onun çeşitli Fonksiyonlarından biri olan Fetullah Gülen tarafından organize edilmektedir. Örgüt içerisinde çalışmış R.Y. 'ın da ifade ettiği gibi mevcut durumdaki amacın hedefe ulaşacak ve Devlet kademesindeki belli kadrolara yeterli eleman yetiştirmek olduğu ifade edilmektedir. Bu amaçla, Devlet'in varlığının temel koruyucusu ve kollayıcısı olan Emniyet Teşkilatı'nda da amaca uygun bir örgütlenmeye gidildiği müşahede edilmektedir. Başta Emniyet Teşkilatı'nın gelecekte lokomotifi olacak olan ve teşkilata yön verecek, amir kadrosunu yetiştiren Polis Akademisi'nde illegal bir yapılanmaya gidildiği, kademe kademe mezun olan örgüt görüşüne göre militan veya sempatizan durumuna getirilen kişilerin, teşkilattaki diğer eğitim kurumlarına atanarak, uzun vadeli bir program uygulanmaya koyduğu gözlenmektedir..."

Ancak, bu şekilde başlatılan adli süreç, o dönem yürürlükte bulunan 765 sayılı Türk Ceza Kanununun ünlü 163'üncü maddesinin 1991 yılında yapılan yasal değişiklikle ilga edilmesinin o dönem dini cemaat kimliğiyle bilinen örgüt lehine yorumlanmasının etkisiyle ... DGM Başsavcılığınca 11/05/1994 tarihinde takipsizlik kararı verilmesiyle sonuçlanmış, Cevdet Saral ve ekibi tarafından 1999 yılı içerisinde düzenlenen rapora istinaden yine ... DGM Başsavcılığınca Fetulah Gülen hakkında 2000 yılında başlatılan adli soruşturma sürecine değin örgütün emniyet teşkilatındaki yapılanması hakkında başka bir soruşturma yürütülmemiştir.

Ünal Erkan'ın kısa süren Emniyet Genel Müdürlüğü (09/07/1991 18/02/1992) döneminde başlatmış olduğu adli / idari soruşturma süreci, örgütün emniyet teşkilatı ve devlet içerisine sızma ve tabandan itibaren kadrolaşma stratejisinin ilk defa resmi kayıtlara geçmesi bakımından önem arz etmiş, belirtilen tarihte soruşturmalardan bir sonuç alınamamış olsa da düzenlenen bilgi ve belgeler, raporlar ve sonrasında yaşanan gelişmeler, FETÖ'nün 1980'li yıllardan itibaren polis teşkilatında kadrolaşmaya başladığını, uzun vadeli, sistematik ve planlı bir çalışma ile 1990'lı yılların başında birçok polis okulu ve eğitim kurumu ile Emniyet Genel Müdürlüğü ve önemli illerin istihbarat, eğitim, personel, bilgi işlem birimleri ve ünitelerinde hakimiyet sağladıklarını, bu birimler sayesinde öncelikle çeşitli kurs ve yurt dışı eğitim programlarına dahil olarak teşkilat içerisinde kendilerini diğerlerinden üstün ve tercih edilir hale getirdiklerini, zamanla kendilerinden olmayanları da eleme gücüne kavuşarak 2000'li yıllardan itibaren önemli mevkilerin sahibi haline geldiklerini ortaya koymuştur. Öte yandan, Emniyetteki FETÖ örgütlenmesi, örgütsel yapıyla bağı olan öğrencilere sınav sorularını vermiş, okul içerisindeki sicil ve disiplin notu değerlendirmelerini örgüt aidiyeti üzerine şekillendirmiştir. Nitekim, lise ve ön lisans mezunlarına polislik imkanı veren Polis Meslek Yüksek Okulu (PMYO), dört yıllık fakülte/lisans mezunlarına polislik yolunu açan Polis Meslek Eğitim Merkezi (POMEM) ve polislikten komiserliğe geçiş sınav sorularının sızdırılarak sınav öncesinde cevaplarıyla birlikte örgüt mensuplarına verildiği iddialarına ilişkin 17/25 Aralık sürecinden sonra çok sayıda sınav iptal edilmiş, yapılan usulsüzlüklere ilişkin soruşturma ve kovuşturmalar yapılmıştır.

Örgüt, Emniyet içerisinde yapılanmayı hızlandırdıkça kendilerinden olmayanlara fiziki ve psikolojik şiddet uygulayarak baskı altına almış ve böylece okullardan ayrılmaya mecbur bırakmış, değişik iftira ve ithamlarla öğrencileri disiplin cezalarına çarptırmış ve öğrencilerin okulla ilişikleri kesilmiştir. Polis okullarında okuyan ve ışık evlerine gitmeyen öğrenciler bu okullarda görevli polis ve emniyet mensuplarınca baskı altına alınmıştır. Örgüt çalışmalarını tespit eden ve konu hakkında inceleme başlatan okul yöneticilerinin bu okullardaki görevlerine bir şekilde son verilmiştir. Okul yönetimleri tamamen örgütün kontrolüne geçince de örgüt, tüm muhaliflerden acımasız bir intikam alma yoluna gitmiştir. Birçoğu fiziki veyahut psikolojik şiddete maruz kalmış, birçoğu da polis okullarından ayrılmak zorunda bırakılmıştır. Okullara yeni başlayan öğrenciler, okullarda görev yapan örgüt mensubu kadronun da etkisiyle örgüte yönlendirilmiş, üst sınıflarda okuyan örgüt elemanlarınca şehri tanıtma bahanesiyle geziye çıkarılış ve bu süreç çoğunlukla ışık evlerinde son bulmuştur. Örgüt polis kolejleri ve akademilerinin eğitim kadrosunda da önemli bir yapılanmaya gitmiş, hatta bazı üniversitelerden örgüt mensubu öğretim görevlileri bu okullara transfer edilmiştir. Okullarda özel sınıf uygulamasına da giden örgüt, özellikle 90'lı yıllarda bazı öğrencileri özel sınıflarda toplamış ve bu öğrenciler daha öğrenim görürken diğer öğrencilere göre avantajlı hale getirilmişlerdir. Emniyet içerisindeki yapı, genişledikçe örgütsel manada yeniden düzenlenmiş, zamanla da rütbeli ve rütbesiz mensupların ayrı ayrı gruplandırıldığı bir yapıya göre şekillendirilmiştir. Teşkilatın ele geçirilmesinde rütbeli polislere ayrı bir önem gösterilmiş, bu rütbeli polisler eliyle de örgüte mensup olmayan polislerin terfisi engellenmiştir.1 80'li yıllardan itibaren devlet imkanlarıyla yurt dışına gönderilen lisansüstü öğrencilerin önemli bir kısmı da bu örgüt mensuplarından seçilmiş, belli donanımı devlet imkânlarıyla kazanan bu elamanlar sayesinde örgüt alanını genişletmiştir.

Örgüt, Emniyet teşkilatı içerisinde alanını öylesine genişletmiş, öylesine kadrolaşmıştır ki, eski İçişleri Bakanı Efkan Ala Türkiye Büyük Millet Meclisi Darbeleri Araştırma Komisyonunun 18/10/2016 tarihli toplantısındaki beyanlarında, örgütün 1980'lerden itibaren Devletin önemsediği kademelerine sızmaya başladığını belirtikten sonra 17/25 Aralık'tan sonra başlatılan soruşturmalar sonucu örgüt mensuplarının "Emniyetin operasyonel birimlerinde, istihbaratında emniyet müdürleri seviyesinde (...) yüzde 90'ların üzerinde bir oranda" olduklarını gördüklerini ifade etmiştir. Emniyet teşkilatının bağlı olduğu Bakanlığın başındaki kişinin bu tespiti, örgütün 17/25 Aralık sürecinde emniyet teşkilatındaki hakimiyetini göstermesi bakımından önemlidir. Bu durum, dünya yüzeyinde, devlete karşı silahlı mücadele vererek nihai hedefe varmanın mümkün olmadığını en iyi kavrayan suç örgütünün Fetullahçı terör örgütü olduğunu, dolayısıyla örgütün devlete saldırı yapabilecek güce ve kudrete eriştiğine inandığı ana değin, mevcut sistemi yıkmak ve onunla açıktan çatışmak yerine, 30 40 yıla sari uzun bir süreç içerisinde takiyyeyi ön plana çıkararak, devlet yapısıyla çatışmayacak bir örgütlenmeyle, zaman içerisinde devletin kritik kurum ve kuruluşlarının içine sızmak ve ele geçirmek stratejisini ne denli başarılı uyguladığını ortaya koyması bakımından hiç kuşku yok ki önem arz ettiği gibi örgütün teşkilattaki gücünü ve olayın vehamet derecesini göstermesi bakımından da önemlidir.

Örgüt, emniyet teşkilatı içerisinde istihbarata özel ve ayrı bir önem vermiş, ilk yıllardan itibaren polis içerisindeki örgütlenmesini istihbarat birimlerinde yapmaya çalışmış ve bunda başarılı olmuştur. Bilginin, sahip olunan en büyük güç olduğunun bilincinde olan ve bu temel düsturdan hareket eden Fetullahçı terör örgütü özellikle Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı'nın sahip olduğu geniş teknik imkânları ile herkes hakkında her türlü bilgiyi toplayabilme, kimin kimlerle görüştüğüne vakıf olabilme, irtibat ve ilişkilerini belirleyebilme imkan ve kabiliyetine sahip olması nedeniyle başından itibaren bu birimde kadrolaşmaya çalışmış, böylelikle bilgiye ve güce sahip olmuş, ayrıca aynı sayede istihbarat birimlerine sızmakla, bir yönüyle, kendilerine gelebilecek her türlü operasyonu önceden haber alma, önleme ve de karşı operasyonu başlatma olanağına da erişmiştir. Bu durum, onlara sadece savunma değil, saldırı olanağını da sağlamıştır. Devletin istihbarat birimlerinin tüm olanaklarını kullanan; gizli bilgilerin tamamını elde eden bu yasa dışı örgüt, gerek kendi "hasım"ları ve gerekse hedef siyasiler (özellikle 2010 2011 yıllarında kaset komplosuna maruz bırakılan CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ve MHP genel idare kurulunda görevli üst düzey siyasiler gibi), gazeteciler, bürokratlar, akademisyenler, askerler ve diğer önemli meslek mensuplarının özel hayatlarına dair, şantaj malzemesi olarak kullanılabilecek her türlü görsel ve işitsel bant kayıtlarından, bu kayıtlara ait çözümlerden, fotoğraflardan her türlü resmi belgeye kadar her şeyi içeren muazzam bir bilgi arşivi ve havuzuna malik olmuştur. Bu bilgi arşivi örgütün istihbarattaki gücü sayesinde oluşturulabilmiş, örgüt bu sayede oluşturduğu bilgi arşivini siyasetin tanzim ve dizayn edilmesinde, hedef alınan kişi, grup ve toplulukların tasfiyesi, kurumların ele geçirilmesine dönük kumpas soruşturmalarında acımasızca kullanarak sonuç elde etmeye çalışmıştır.

Eski emniyet müdürü Hanefi Avcı 2010 yılında yazmış olduğu "Haliç'te Yaşayan Simonlar : Dün Devlet Bugün Cemaat" adlı kitabında örgütün istihbarata sahip olma, istihbarat kadrolarını ele geçirme hedefini şu sözlerle anlatmıştır; "Ülke genelinde istedikleri gibi bilgi toplamak, istedikleri kişilerin faaliyetlerini izleyip öğrenmek gayesinde olanların yapması gereken ilk şey Emniyet İstihbarat Dairesini ele geçirmektir...Eğer sadece bilgi toplamak ve bunlarla ilgili adli işlem yapmakla da yetinmeyip her memur, asker ve özel kanunlarla korunan kişiler hakkında da işlem yapmak isteniyorsa, o zaman özel yetkili mahkemelerin savcıları ve hâkimleri üzerinde de etkin olunması gerekir. Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı sahip olduğu geniş teknik imkânları ile herkes hakkında her türlü bilgiyi toplayabilir, kim kimlerle görüşüyor öğrenebilir, eline telefon alan herkesin irtibatları ve ilişkileri belirlenebilir. Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı ve her ildeki şubesi, hatta bazı ilçelerdeki birimlerin istihbari dinleme yetkisi vardır; kişiler dinlenir, izlenir ve bir süre sonra evraklar imha edilir. Yıllarca her konuda ve her kurumdan toplanmış terebaytlara sığmayan bilgi bankaları mevcuttur. Dahası kimsenin hesap edemeyeceği teknik imkanlara sahip Türkiye'nin her ilindeki istihbarat şubelerini 7000 civarındaki personeli vasıtasıyla ülke genelinde her yerde izleme faaliyetlerinde bulunma olanakları vardır. Onları yalnızca Emniyet Genel Müdürü ve İçişleri Bakanı denetleyebilir, müfettişler dahil kimse binalarına giremez ve işlemlerine karışamaz. KOM Daire Başkanlığı merkez ve ülke genelindeki örgütlü suçlar ve organize gruplarla ilgili tahkikatları yapar, aynı zamanda adli dinleme ve izlemenin Emniyetteki en etkin merkezidir. Özel yetkili savcılar ve mahkemeler biraz da kanunları zorlayarak herkes hakkında doğrudan dava açabilir, gözaltı kararı verebilir, tutuklayabilir... Herhangi bir fiil özel yetkili mahkemelerin görev alanına giriyor denince herkes hakkında doğrudan dava açabilir. İşte Türkiye'de son yıllarda böyle bir planın uygulandığını görüyoruz. Bu doğrultuda önce KOM Dairesi Başkanlığı, sonra İstihbarat Dairesi Başkanlığı, ardından da ... ve ... İstihbarat Şubesi ve bunlara paralel olarak özel yetkili mahkemelerin savcı ve hâkimlerinin de belli oranda belirli eğilimlerde olan kişilerden oluşturulduğunu bugün net olarak görmekteyiz..."

Meclis Darbeleri Araştırma Komisyonu raporunda (syf. 201 201) da aynen alıntılanan bu anlatımların da teyit ettiği üzere; başlangıçta sonuç vermeyeceği bilinciyle devletle açıkça bir güç çatışması ve mücadelesi içine girmeden, her dönemde içinde bulunduğu sosyo politik koşullara çok iyi uyum sağlayarak, iktidar dengelerini gözetip siyasi konjonktür ve gidişatı iyi okumak suretiyle, siyasi partilerden uzak kalır gibi görünmeye, lakin bu uzaklık görüntüsü nispetinde de yakın olmaya özen gösteren, bu sayede yaklaşık 40 yıla yakın süre içerisinde gerçek niyetini belli ettirmeden devletin kılcalları içerisine sızan Fetullahçı örgütün, emniyet istihbarat teşkilatındaki yapılanması, onun, kritik kurum ve kuruluşlarının içine sızmak ve ele geçirmek stratejisini ne denli başarılı uyguladığını ortaya koyması bakımından önemli bir gösterge niteliğini taşımaktadır.

Öte yandan, 1980 1990'lı yıllardan itibaren istihbarat birimlerinin alt ve üst kadrolarında, 2000'li yıllardan itibaren de yönetici kadrolarında kadrolaşan ve buraları ele geçiren, böylelikle Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığında hakimiyetini kuran Örgüt, ilerleyen süreçte ülke genelinde istihbari faaliyetlerinden elde ettiği bilgileri değerlendirebileceği, bu bilgileri adli soruşturmaya dönüştüreceği birimlere de ihtiyaç duymuş, bu bağlamda imkan ve kabiliyetleriyle illerde yapılan organize suçlar, terör ve örgütlü suçlar, uyuşturucu imal ve ticareti soruşturmalarının hepsinden haberdar olup koordine eden, geniş adli tahkikat imkanları ve arşiv kayıtları olan, kısacası var olan bilgiyi icraata dökebilme imkan ve kabiliyeti bulunan emniyetin operasyonel birimlerini; bu bağlamda Terörle Mücadele (TEM) ile Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele (KOM) Daire Başkanlığı ve Şubelerini, yani kaçakçılık, mali, organize, narkotik suçlarla mücadele birimleri ile terör birimlerini ele geçirmiş, ayrıca bu birimlerin yürüttüğü soruşturmalara teknik destek sağlayan, örgütün kumpas soruşturmalarının başlatılması, koordine edilmesi ve yönlendirilmesinde çok büyük imkan sağlamış olan dinleme ve izleme faaliyetlerinin yürütüldüğü teknik takip ve izleme büro amirliklerinde, bilgi işlem şubeleri ve bürolarında kadrolaşmaya önem vermiş, öte yandan bu birimlerdeki her düzeyde kadrolaşmasına imkanını sağlayacak olan personel daire başkanlığı ve şubeleri gibi birimlere de özel bir önem atfettiği anlaşılmıştır.

Yapılan soruşturmalar ve alınan beyanlardan, özellikle ... Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosunun 2017/68532 sayılı evrakı üzerinden yürütülen soruşturma kapsamında 18/04/2017 tarihinde "Garson" mahlası / kod adı verilen gizli tanıktan ele geçirilen / muhafaza altına alınan ve ... 5'inci Sulh Ceza Hakimliğinin 18/04/2017 tarih ve 2017/2920 değişik iş sayılı kararı ile CMK'nın 134'üncü maddesi uyarınca üzerinde inceleme yapılmasına izin verilen dijital materyallerin (iki adet Micro SD kart ve bir adet cep telefonu) içeriğine ilişkin olarak Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığınca düzenlenen 16/08/2017 tarihli ve 378 sayfadan oluşan "FETÖ Silahlı Terör Örgütü Emniyet Mahrem Yapılanması Raporu" ve söz konusu materyalleri kendi rızasıyla soruşturma birimlerine teslim eden gizli tanık Garson'un ... C. Başsavcılığında 18/04/2017 ve 27/04/2017 tarihlerinde ayrı ayrı alınan ifadelerindeki anlatımlarına nazaran FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün Emniyet Genel Müdürlüğü içerisindeki yapılanması çözümlenmiştir. Bu çerçevede;

Örgüt Dilinde Mahrem Yerler / Birimler: Örgüt; askeri liseler ve harp okulları başta, bütün TSK, Polis Kolejleri, Polis Akademisi, Adalet Akademisi, yargı kurumları, Emniyet Genel Müdürlüğü, Milli İstihbarat Teşkilatı ve TİB, ÖSYM, TÜBİTAK gibi özel kurumları bu isimle tanımlamıştır. Örgüt içerisinde buraların isimleri kullanılmamış, özellikle şifreli konuşma ve mesajlarda "mahrem yer" denilerek adlandırılmıştır. Dolayısıyla örgüt içerisinde mahrem yerler / birimler;

Türk Silahlı Kuvvetleri (Askeri Liseler, Harp Okulları)

Emniyet Teşkilatı (Polis Kolejleri, Polis Akademisi),

Yargı (Hakimler/Savcılar, Türkiye Adalet Akademisi, Hakimler ve Savcılar Kurulu),

Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı / Başkanlığı (MİT),

Mülkiye (Kaymakamlar ve Valiler),

Bazı Özel Kurumları (Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu, Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı, Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi, Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırmalar Kurumu gibi) ifade eder. Örgüt için en önemli kadrolaşma alanlarıdır.

Özel Mahrem Yerler: Silahlı birimler olan TSK, Emniyet ve MİT'tir. Mutlak surette ele geçirilmesi gereken yerler olarak görülmüştür.

Hususi Evler: Askeri okullar ile emniyet teşkilatının eğitim birimlerinin bulunduğu büyük şehirlerde, mahrem hizmetlerin yürütüldüğü ve organize edildiği evlerdir.

Özel Hizmet Birimleri: TSK, yargı, emniyet, mülkiye, MİT gibi kurumlardaki yapılanmayı ifade eder. Örgüt asıl operasyonel gücünü bu birimlerden almıştır. Özel Hizmet Birimlerinde hücresel yapılanma söz konusudur. Bu birimlerin deşifre olmasını önlemek için uygulanan hücresel yapılanmada bir örgüt mensubu en fazla bir üst sorumlusunu ve bir altında bulunan örgüt mensubunu tanımakta, kendisi ile aynı kurumda çalışan örgüt üyesini bile özel ve istisnai durumlar hariç tanımamaktadır.

Mahrem Yapının İşleyişi: Örgüt için en önemli kurumlar olan TSK, Emniyet, MİT ve yargı organlarına yerleştirilecek öğrenciler talebe imamları tarafından belirlenerek ve durumlarına göre sınıflandırılarak o yönde ders çalışmaları sağlanmıştır. Bu öğrenciler normal öğrenci evlerinden alınarak mahrem yapı dışındaki kişilerin bilmediği ve sadece mahrem hizmetlerde kullanılan evlere yerleştirilmiştir. Evlere yerleştirilen öğrenciler kod isim verilerek özel derslere tabi tutulmuştur. Örgütün mahrem yapısı tarafından ele geçirilen Askeri Liselere giriş ve Polis Koleji giriş sınav soruları talebe imamları aracılığıyla bu okullar için hazırlanan öğrencilere verilerek (dini ve ahlaki kurallarla bağdaşmayacak şekilde bu özellikleri örgütün öğrettiği şekilde gelişmiş / zayıflatılmış öğrencilere kutsal kitap Kur'ana el bastırılıp yemin ettirilmek suretiyle) ezberletilmiş ve sınavlarda başarılı olmaları sağlanmıştır.

Bu okullara giriş için yapılan çalışmaların boşa gitmemesi için öğrencilerin sağlık durumları önceden örgüt tarafından incelenmiş ve engel hali bulunmayanlar seçilmiştir. Her şeye rağmen sağlık raporunda bir sorun çıkması halinde ilgili hastanelerdeki örgüt mensupları tarafından uygun raporun verilmesi sağlanmıştır. 1985 1986 yılında örgüte mensup bazı öğrencilerin Askeri Liselerden atılması üzerine örgüt tarafından strateji ve sistem değişikliğine gidilerek, Askeri Liselere ve Polis Kolejine yerleştirilen öğrencilerin, bu okullardaki öğrenimleri süresince de kendilerini bu okullara hazırlayan talebe imamı (GÖZCÜ) tarafından takibi sağlanmıştır. Gözcü sorumlu olduğu öğrenciyi on beş günde bir kez ziyaret etmiş, ziyaret gerçekleşmezse ikinci buluşmanın ne zaman ve nerede gerçekleşeceği mutlak surette belirlenmiştir. Bu görüşmelerle ilgili olarak kesinlikle elektronik haberleşme aracı kullanılmamıştır.

Emniyet Teşkilatı'nda FETÖ/PDY Mahrem Yapılanması: FETÖ/PDY için sızma ve örgütlenme adına özel bir yeri olan Emniyet Teşkilatı, yukarıda örgütün mahrem yapısı başlığı altında değinilen aşamaların tamamında hedef konumunda yer almakla beraber özellikle ikinci aşamada örgüt, Emniyet Teşkilatına yönelik faaliyetlerini artırmış, ikinci aşamanın sonları, üçüncü aşamanın başlarından itibaren ise Türk Polis Teşkilatı içerisinde kontrolü sağlayacak yeterliliğe erişmiş, 2007 2008 yıllarından itibaren örgüt adına ülke genelinde operasyon yürütecek seviyelere gelmiştir.

Büyük ve Küçük Bölgelerin Oluşturulması: Yapılan soruşturmalar ve alınan beyanlardan, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün Emniyet Genel Müdürlüğü içerisindeki yapılanması çözümlenmiştir. Buna göre örgüt beş büyük bölge temsilciliğinden oluşmaktadır. Bu bölgeler:

... Büyük Bölge Temsilciliği

.../Marmara Büyük Bölge Temsilciliği

İzmir/Ege Büyük Bölge Temsilciliği

Gaziantep Büyük Bölge Temsilciliği

Erzurum Büyük Bölge Temsilciliği'dir.

Yukarıda yer verilen Beş Büyük Bölge Temsilciliğinin yanında, Polis Akademisi ve Polis Koleji Temsilciliği ile, Polis Okulları Büyük Bölge Temsilciliği olarak iki (2) bölge daha tanımlanmıştır.

Büyük Bölgelerin yanı sıra,

Dil Kursu (İDB Yıldız)

Kimya Dersi Temsilciliği (KOM)

Tarih Dersi Temsilciliği (TEM) olmak üzere Emniyet teşkilatının yapısı içerisindeki hassas birimler üzerinde ayrıca gruplama yapıldığı anlaşılmıştır.

Yukarıda tanımlanan Büyük Bölge ve Temsilciliklerin her birinden sorumlu bir birim abisinin oldugu, ayrıca temsilciliklere bağlı Küçük Bölgeler oluşturulduğu anlaşılmıştır.

Büyük Bölge ... yapılanmasının kendi içerisinde "..., ... l, ... 2, Arayapı, Bölge, Dil Kursu, Faruk Bey, GM, Kayseri, Konya ve Samsun" olmak üzere 11 Küçük Bölge şeklinde ayrıldığı, Büyük Bölge Ege yapılanmasının kendi içerisinde "İzmir, Antalya, Manisa ve Denizli" olmak üzere 4 Küçük Bölge şeklinde ayrıldığı, Büyük Bölge Erzurum yapılanmasının kendi içerisinde "Erzurum, Kars, Trabzon ve Van" olmak üzere 4 Küçük Bölge şeklinde ayrıldığı, Büyük Bölge Gaziantep yapılanmasının kendi içerisinde "Adana, Diyarbakır, Gaziantep ve Malatya" olmak üzere 4 Küçük Bölge şeklinde ayrıldığı, Büyük Bölge Marmara yapılanmasının kendi içerisinde "14, 16, 22, 34, 99, 34M, 34Y, ABD, Bolu, Bursa, ..., Marmara ve Tekirdağ" olmak üzere 13 Küçük Bölge şeklinde ayrıldığı,

Büyük Bölge İrfan Bey yapılanmasının "Polis Akademisi ve Polis Koleji Temsilciliği" olduğunun değerlendirildiği ve İrfan Bey yapılanmasının kendi içerisinde, "İrfan Bey" olmak üzere 1 Küçük Bölge şeklinde yapılandığı, Büyük Bölge Okul yapılanmasının "Polis Okulları Temsilciliği' olduğunun değerlendirildiği ve Büyük Bölge Okul yapılanmasının kendi içerisinde, "..., İzmir, Gaziantep, ... ve Erzurum" olmak üzere 5 Küçük Bölge şeklinde yapılandığı,

Tespit edilerek, FETÖ'nün Emniyet Teşkilatı özelinde nasıl bölgeler oluşturduğu, bölgelerin altında küçük bölgeler, iller, ilçeler şeklinde faaliyet ve yetki alanları oluşturmak suretiyle yapılandığı, sözde sorumlu örgüt üyelerinin bu yönetimsel organizasyonun parçası oldukları ve bu haliyle "mahrem" olarak nitelenen illegal bir yapılanma teşkil ettikleri görülmüştür.

Emniyet Mahrem Yapılanmasında Sınıflandırma : Örgütün Arayapı, Bilişim, Bölge, Dil Kursu, Lise, Okul, Yüksekokul, Üniversite şeklinde birimsel tasnif yaptığı, bu tasniflemede "Lise" ifadesi ile örgütün emniyet mahrem yapılanmasında polis memurlarından sorumlu örgüt üyelerinin, "Yüksekokul" ifadesi ile örgütün emniyet mahrem yapılanmasında memurluktan amirliğe yükselen personelden sorumlu örgüt üyelerinin, "Üniversite" ifadesi ile Polis Akademisi mezunu amirlerden sorumlu örgüt üyelerinin kastedildiği, "Okul" ifadesiyle de henüz mezun olmamış öğrencilerden sorumlu örgüt üyelerinin kastedildiği anlaşılmıştır.

FETÖ/PDY'nin Emniyet Mahrem Yapılanmasının tepe noktasındaki "Emniyet İmamına" bağlı çalışan bir sekreter olduğu, sekreterin FETÖ'nün mali yapısını ve personel yapısını takip ettiği, temsilciliklere bağlı Küçük Bölge Mesulü / Genel Müdürü bulunduğu, Büyük Bölge Temsilcisinin altında Üniversite (amir sınıfı personel) Sekreteri, Lise (Polis Memurları) Sekreteri olduğu, ayrıca ... Büyük Bölge ve ... Büyük Bölge temsilciliklerinde bu sekreterliklerin yanında Yüksekokul (meslekten geçme amirler) Sekreteri bulunduğu, sekreterlerin Büyük Bölge Temsilcisinin çalışmalarında yardımcı olmak için personel ve mali konulardaki bilgileri derledikleri ve bu bilgileri de küçük bölgelerin sekreterlerinden aldıkları anlaşılmıştır.

Büyük Bölge temsilciliğinde Lise (Polis Memuru) ve Üniversitelerin (rütbeli Personel) ayrı ayrı yapılandığı, her bir yapı içerisinde aşağıdaki grupların olduğu tespit edilmiştir:

Lise yapısında;

Arama Tarama Mesulü (ATM) / Sosyal Medya Mesulü

Hukuk Mesulü

Danışman/ARGE Mesulü (Yıldız)

Rehberlikçi /RAMCI Birim mesulleri/Genel Müdürleri olduğu,

Üniversite yapısında ilave olarak;

Ara Yapıcı / Ümitler Mesulü

İzdivaç Mesulü

Müfettiş Mesulü (1. Sınıf Em. Müd.) (sadece ..., İzmir, ... Büyük Bölgelerinde) bulunduğu anlaşılmıştır.

Tüm Türkiye'de örgütün, "Lise" olarak tanımladığı Polis Memurlarında yapılanma genel hatlarıyla şu şekildedir: Genel Müdüre bağlı müdürler, bu müdürlere bağlı Müdür Yardımcısı statüsünde olan ve Zümre Başkanı (ZB) olarak ifade edilen kişilerin bulunduğu, bu kişilere bağlı da "öğretmen" olarak tabir edilen; memurların sohbet abiliğini yapan, memurlar ile ilgili ilk aşama notları (kod/derece) belirleyen, memurlardan himmet adı altında para toplayan "mahrem imamların" olduğu değerlendirilmiştir.

Üniversite olarak adlandırılan amir sınıfı ve Yüksekokul olarak adlandırılan memurluktan geçme amirler de ise işleyiş aynı olup, sadece Zümre Başkanı konumunda kişilerin bulunduğu, öğretmenlerin doğrudan müdüre bağlı olduğu, ancak halen ... veya ... gibi büyük illerde ihtiyaca binaen istisnai mahiyette Müdür Yardımcısı konumunda kişilerin de kullanıldığı anlaşılmıştır.

Yukarıda bahsedilen görevlerin detaylı tanımları şu şekildedir.

Temsilci / Türkiye genelinde bulunan 5 Büyük Bölgenin en başındaki mahrem imamlar olduğu, bu temsilcilerin doğrudan Emniyet imamına bağlı olduğu ve kendilerine bağlı olan Küçük Bölgelerden sorumlu oldukları,

Genel Müdür / Üniversite, Lise ve Yüksekokulun ayrı ayrı olmak üzere Küçük Bölgelerin en başındaki mahrem imamlar oldukları,

Müdür / Üniversite, Lise ve Yüksekokulda ayrı ayrı olmak üzere Küçük Bölgelere bağlı illerin en üstündeki mahrem imamlar oldukları,

Genel Sekreter / Her Büyük Bölgede amir ve memurlar için ayrı ayrı olmak üzere Temsilci adına personel, izdivaç, mali konular, ümit ile ilgili işleri takip edip raporlayan mahrem imamlar oldukları,

Küçük Bölge Sekreteri / Her Küçük Bölgede amir ve memurlar için ayrı ayrı olmak üzere Genel Müdür adına personel, izdivaç, mali konular, ümit ile ilgili işleri takip edip raporlayan kişiler oldukları,

İl Sekreteri / Her ilde memurlar için İl Müdürü adına personel, izdivaç, mali konular, ümit ile ilgili işleri takip edip raporlayan mahrem imamlar oldukları,

Rehberlikçi / Ramcı / Örgütün keyfiyet olarak adlandırılan dini yönden hem öğretmenlerin (mahrem abilerin) hem de öğrencilerin (EGM personeli) yıllık faaliyette bulunması gereken dini konuları belirlediği, yönlendirdiği ve denetlediği, Kur'an okuma, Risale okuma, Fetullah GÜLEN'in kitaplarının okunması, yatılı program, kamp vb. gibi. Bu kişilerin doğrudan Temsilciye bağlı olarak ve temsilci adına bu faaliyetleri yürüttüğü,

Bilişim / Atm / Sosyal Medya / Bu kişilerin; örgüt içinde Temsilciye, Genel Müdüre ve Müdüre doğrudan bağlı olan ve bunlar adına örgüt üyelerinin dijital anlamda tedbirli olup olmadıklarını kontrol eden, bu kişilere dijital destek verme, tedbiri zayıflatabilecek konuları tespit edebilmek için arama / tarama faaliyetlerinde bulunan ve örgütsel faaliyetler için sosyal medyayı da etkin olarak kullanan mahrem imamlar olduğu,

Zümre Başkanı / Müdür Yardımcısı / Müdür pozisyonundaki kişilere yardımcı olan, ilin büyüklüğüne göre sayıları değişebilen müdüre bağlı olan mahrem imamlar olduğu,

Öğretmen / Örgüt üyesi EGM personeliyle bire bir ilgilenen, toplantılar yapan ve örgütsel talimatları doğrudan ileten mahrem imamlar olduğu anlaşılmıştır.

B) 17/25 ARALIK OPERASYONLARINA VE 15 TEMMUZ ASKERİ DARBE GİRİŞİMİNE GİDEN SÜRECİN KRONOLOJİSİ

1 ) Fetö/Pdy'nin Gerçekleştirdiği, Kullandığı Veya Manipüle Ettiği Olaylar ve Davalar:

Fetullahçı Terör Örgütü, mutlak iktidara giden yolda önüne engel olarak çıkabilecek kişi, kurum, kuruluş veya grupları bertaraf etmek veya kontrolüne almak ve kendisine alan açmak amacıyla özellikle 2006 2007 yıllarından itibaren yoğunlaşmaya başlayan şekilde kumpas soruşturmaları tertiplemiş, hadiseleri gerçeğe aykırı bir şekilde yansıtmış ya da gerçeklik boyutu olan kimi olayları kendi amacına hizmet edecek şekilde manipüle etmiş, gerçekleri rayından çıkararak olgu ve olayları kendi emelleri doğrultusunda tahrif etmiştir. Örgüt, ayrıca Türkiye'nin dış politika, güvenlik ve istihbarat alanlarındaki plan ve faaliyetlerini ifşa etmek, devlet sırlarını ortaya dökmek, bu yolla Türkiye'yi uluslararası kamuoyu nezdinde itibarsızlaştırmak ve zor duruma düşürmek maksadıyla yargı ve emniyet birimlerine yerleştirdiği örgüt militanları aracılığıyla casusluk faaliyetleri yürütmüştür. Nitekim, ... 4'üncü Ağır Ceza Mahkemesinde görülen FETÖ/PDY çatı davasının gerekçeli kararında da, Türkiye'de güç dengesini ele geçirdiğini düşünen örgütün emniyet, adliye ve medya yapılanmasının 2006 2007 yıllarından itibaren planlı ve sistemli bir işbirliğiyle kamu kurumlarında kitlesel tasfiyelere neden olan operasyon ve soruşturmalara başladıkları ifade edilmiştir. Örgütün gerçek ve tüzel kişilere yönelik olarak yürüttüğü kumpas soruşturmalarının tamamının bir dökümünü vermek mümkün olmamakla birlikte öne çıkan en önemli örneklere aşağıda yer verilmiştir.

Şemdinli olayı;

Yukarıda tarihsel gelişim kısmında da dile getirildiği üzere, 1980'li yıllardan itibaren mülkiye, adliye ve emniyette kadrolaşmaya başlayan, 1990'lı yılların sonuna gelindiğinde giderek yayılan, genişleyen ve kadrolaşmasını tamamlayan, 2000'li yılların başında ise artık paralel devlet yapılanması aşamasına evrilen FETÖ / PDY terör örgütü, bürokratik kadrolarda ve özellikle emniyet teşkilatında belli bir operasyonel güce eriştiği düşüncesiyle, ayrıca daha önce komplo yeteneğini test etme fırsatı bulduğu Telekulak skandalıyla ... emniyetindeki cemaat karşıtı yapının tasfiye edilmesiyle birlikte örgütle ilgili adli birimlerdeki takibat / kovuşturma sürecinin akamete uğratılması, savcı Nuh Mete Yüksel ve Çağdaş Eğitim Vakfına yönelik tezgahlanan kaset olayı ve daha çoğaltılacak diğer örnekler sayesinde gerekli özgüveni edindiği inancıyla 2000'li yılların ikinci yarısından itibaren kendisine muhalif gördüğü ve devlet otoritesini tam anlamıyla ele geçirme hedefi önünde engel çıkaracağını düşündüğü siyasi aktörlere, askeri şahsiyetlere, kişi ve kuruluşlara yönelik önceden kurgulanmış, soruşturma ve dava görünümü altında hukuki kılıfa sokulmuş tasfiye amaçlı saldırılar gerçekleştirmeye başlamış, bunlar sayesinde mutlak iktidarına giden yolda önüne engel olarak çıkabilecek kişi ve kuruluşları itibarsızlaştırmış, tasfiye veya pasifize etmiş, kendisine alan açarak hedef gördüğü başkaca kadroları ele geçirmeye çalışmıştır.

Örgütün, bu süreçte "adli sistemi kullanarak" gerçekleştirdiği bilinen en kapsamlı ve ilk operasyon hiç kuşku yok ki, Şemdinli hadisesidir. CMK'nın 250'nci maddesi ile yetkili Van Cumhuriyet Başsavcılığınca olayla ilgili düzenlenen 03/03/2006 tarihli iddianamede anlatıldığı şekliyle 09/11/2005 tarihinde Şemdinli'de meydana gelen hadisede; 15 Ağustos 1984 tarihinde PKK terör örgütünce Şemdinli İlçe Jandarma K.lığına yapılan silahlı saldırı ve baskına kılavuzluk yaptığı, bu nedenle devletin hakimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmaya yönelik eylemlerde bulunmak suçundan geçmişte yargılanarak ceza aldığı, PKK terör örgütünün Şemdinli ilçesi kırsalında faaliyet gösteren örgüt mensupları ile irtibatlı olduğu, bu örgüt mensuplarına malzeme temin ettiği, yardım ve yataklık yaptığı, eylem yapılacak yerlerle ilgili bilgi verdiği, PKK üyesi olduğu ve örgüt içerisinde Hacı (K) adını kullandığı, Şemdinli'de son dönemde meydana gelen bazı bombalama olaylarına karıştığı, hatta bu iddialar nedeniyle Van Cumhuriyet Başsavcılığının 2006/76 sayılı evrakı kapsamında hakkında adli soruşturma yürütüldüğü dile getirilen Seferi Yılmaz isimli şahsa ait Şemdinli ilçe merkezindeki bir pasajda yer alan Umut Kitabevi adlı iş yerine yönelik 09/11/2005 tarihinde gerçekleştirilen bombalı saldırı neticesinde Seferi Yılmaz ve Metin Korkmaz isimli şahıslar yaralanmış, Mehmet Zahir Korkmaz isimli şahıs ise hayatını kaybetmiştir. Öte yandan bombalı saldırı sonrası çıkan kargaşa ve infial ortamında, bombayı attığı iddia edilen kişilerden birisinin olay mahallinde park halinde bulunan Hakkari İl Jandarma K.lığına ait 30 AK 933 plaka sayılı araca bindiğinin görüldüğünün iddia edilmesiyle birlikte olay yerinde bulunan kalabalık halk tarafından bu şahıs ve beraberinde hareket ettiği iddia edilen sivil kıyafetli diğer iki kişiye yönelik linç girişiminde bulunulmuş, ancak güvenlik güçlerince olaya müdahale edilerek şahısların halkın elinden kurtarılmasıyla birlikte sonrasında araç bagajında yapılan arama neticesinde Alman menşeli el bombaları, olay yerine ilişkin kroki, polis ve asker yelekleri, (3) adet kaleşnikof marka uzun namlulu tüfek, bunlara ait (10) adet şarjör ele geçirilmiştir.

Bilahare, yürütülen soruşturma kapsamında olayın failleri oldukları gerekçesiyle Hakkari İl Jandarma K.lığı İstihbarat Şube Müdürlüğünde görev yaptıkları belirlenen Jandarma Astsubaylar Ali Kaya ve Özcan İldeniz ile eski PKK'lı itirafçı / yardımcı istihbarat elemanı Veysel Ateş tutuklanarak cezaevine gönderilmiş, Van Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Ferhat Sarıkaya tarafından Van Ağır Ceza Mahkemesine (CMK'nın 250.maddesi ile görevli) hitaben düzenlenen 03/03/2006 tarihli iddianame ile şüpheliler Ali Kaya, Özcan İldeniz ve Veysel Ateş'in devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmaya yönelik eylemde bulunmak, kasten adam öldürmek ve kasten öldürmeye teşebbüs etmek, suç işlemek için anlaşmak suçlarını işledikleri iddiasıyla cezalandırılmaları istemiyle kamu davası açılmış, askeri ve sivil mahkemeler arasında çıkan karşılıklı görev ve yetki ihtilafları, hatta dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gitmesi nedeniyle uzun süren yargılamalar neticesinde Van Özel Yetkili 3'üncü Ağır Ceza Mahkemesince 10/01/2012 tarihinde verilen karar ile ismi geçen sanıkların cürüm işlemek için teşekkül/çete oluşturmak, kasten adam öldürmek ve adam öldürmeye teşebbüs fiillerini işlediklerinin sabit olduğu gerekçesiyle sonuç olarak 39 yıl 10 ay 27'şer gün hapis cezası ile cezalandırılmalarına hükmedilmiştir.

Öte yandan, Van Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Ferhat Sarıkaya tarafından bu olayla ilgili yürütülen soruşturma kapsamında, haklarında dava açılan sanıkların görev yaptıkları Hakkari İl Jandarma K.lığı birliklerinin iç güvenlik harekatı ve terörle mücadele görevinin yürütülmesiyle ilgili tüm konularda Kara Kuvvetleri K.lığı birliklerinin harekat komutası ve kontrolünde olduğu, kısaca EMASYA olarak bilinen Emniyet, Asayiş ve Yardımlaşma plan direktifleri gereğince Hakkari İl Jandarma K.lığının anılan faaliyetlerin yürütülmesinde öncelikle aynı garnizon içinde bulunan Hakkari Dağ Komando Tugay K.lığı ve sonra bir üst komutanlık olan Van Jandarma Asayiş Kolordu K.lığının bir birimi durumunda olup, faaliyetlerini bu çerçevede yürüttüğü, Van Jandarma Asayiş Kolordu K.lığının Genelkurmay Başkanlığının 21/05/2001 tarihli emriyle Malatya 2'nci Ordu K.lığının harekat kontrolünde görev yaptığı, öte yandan Malatya 2'nci Ordu K.lığının ise Kara Kuvvetleri Komutanlığına bağlı olarak faaliyet gösterdiği, bu kapsamda askeri hiyerarşi ve EMASYA direktifleri gereğince Hakkari İl Jandarma K.lığının yapmış olduğu herhangi bir faaliyet, operasyon veya somut olayda olduğu gibi yasaya aykırı istihbarat çalışmalarının olumlu ve olumsuz sonuçlarından doğrudan doğruya silsile halinde ismi geçen komutanlıkların sorumlu olduğu, bu sorumluluk silsilesinin ...'daki Kara Kuvvetleri K.lığına kadar uzandığı, ancak belirtilen komutanlıkların bu sorumluluklarının gereğini yerine getirmedikleri gibi bunun da ötesinde Diyarbakır'da 7'nci Kolordu Komutanlığı yaptığı dönemde cürüm işlemek için suç örgütü kuran Kara Kuvvetleri Komutanı Yaşar Büyükanıt'ın, bu suç örgütünün amaçları doğrultusunda işlediği yasa dışı tüm eylem ve faaliyetlerden bizzat sorumlu olduğu, binaenaleyh suç örgütü üyeleri sanıklar tarafından işlenen dava konusu somut eylemin de Kara Kuvvetleri Komutanının bilgisi ve talimatı dahilinde gerçekleştirildiği şeklindeki akıl, mantık ve hukuk kurallarıyla izahı mümkün olmayan gerekçelerle başta dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Yaşar Büyükanıt olmak üzere bazı üst rütbeli asker şahıslar hakkında soruşturma evrakının tefrik edilerek gereğinin takdir ve ifası için Genelkurmay Askeri Savcılığına gönderilmesi cihetine gidildiği, daha sonra yaşanan süreçte savcı Ferhat Sarıkaya'nın HSYK kararıyla meslekten ihraç edildiği ve fakat 12/09/2010 tarihli Anayasa değişikliği sonrası yeniden yapılandırılan HSYK tarafından 18/12/2010 tarihinde tekrar mesleğe kabul edildiği anlaşılmıştır.

Şemdinli süreci ve sonrasındaki gelişmeler bu şekilde vuku bulmuşken, öte yandan, 15 Temmuz darbe girişiminden sonraki süreçte FETÖ/PDY üyeliği nedeniyle 01/11/2018 tarihinde Hakimler ve Savcılar Kurulu tarafından tekrar meslekten ihraç edilen, 02/11/2018 tarihinde örgüte üyelik suçlamasıyla gözaltına alınıp 08/11/2018 tarihinde tutuklanan, akabinde ... 16'ncı Ağır Ceza Mahkemesince hakkında yürütülen yargılama neticesinde terör örgütü üyeliğinin sabit görülmesi nedeniyle (gerekçeli karar yazım aşamasında karar verildiği anlaşılmıştır) 27/03/2019 tarihinde 10 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilen eski savcı Ferhat Sarıkaya daha önce ... Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/37666 sayılı evrakı üzerinden yürütülen FETÖ/PDY çatı soruşturması kapsamında tanık sıfatıyla alınan 21/07/2016 tarihli ifadesinin, dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Yaşar Büyükanıt'a yönelik kurulan kumpasla ilgili itiraf mahiyetindeki kısımlarında, olayın o dönem cemaat kimliğiyle bilinen örgütün Büyükanıt'a yönelik kurduğu bir kumpas olduğunu ifade etmiştir.

Ferhat Sarıkaya'nın, 21/07/2016 tarihli ayrıntılı tanık ifadesinde, 03/03/2006 tarihli Şemdinli iddianamesini dönemin Van Emniyet Kaçakçılık ve Organize Suçlar (KOM) Şube Müdürü Mustafa Uçkan'ın getirdiği taşınabilir harici bellekteki bilgilerle yazdığını, iddianame taslağını hazırladıktan sonra Mahkeme Başkanı İlhan Kaya'nın bunu görmek istediğini, bunun üzerine kendisinin de taslağı incelemesi için Mahkeme Başkanına verdiğini, iddianamenin birkaç paragrafının da İlhan Kaya tarafından yazıldığını, yazdığı paragraftaki iddiaların çok ağır olduğunu, ancak cemaat tarafından dönemin Kara Kuvvetleri Komutanının Genelkurmay Başkanı olması halinde askeri darbe yapmak istediğinin söylenmesi ve iddianamenin ona yönelik suçlama getiren kısımlarının iddianame metninde kalması halinde yapılması muhtemel bir askeri darbeye engel olacağı düşüncesiyle Büyükanıt aleyhinde yazılan kısımlara müdahale etmediğini, Van 3'üncü Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı İlhan Kaya'nın iddianamenin kendi mahkemesine düşmesini istediğini ve nitekim bunun sağlandığını, iddianamenin basına düşmesinden sonra hızla Bakanlık Teftiş Kurulu eliyle adalet müfettişlerinin görevlendirilmeleri sağlanarak hakkında inceleme ve soruşturma başlatıldığını, Başmüfettiş İbrahim Kır ve müfettiş Cevat Gül'ün de Fetullah Gülen cemaatinden olduklarını sonradan öğrendiğini, soruşturma sırasında kendisiyle görüşmelerinde olumsuz bir şey olmayacağını söylediklerini, soruşturma evrakının Nisan ayında Kurul'a sunulduğunu, Bakanlık müfettişlerinin hakkında sadece uyarı cezası talebinde bulundukları halde 2006 yılının Nisan ayında Kurul kararıyla açığa alınıp sonrasında meslekten ihraç edildiğini, İlhan Kaya'nın her türlü ihtiyacının cemaat tarafından karşılanacağını, zira Fetullah Gülen'in bu konuda "Böyle bir kahraman çıkmış, kendisine ve ailesine ölünceye kadar bakılacak, bu da size bir vasiyetimdir" dediğini söylediğini, nitekim açıkta bulunduğu sürece cemaat tarafından kendisine her ay maaş verildiğini, çocuklarının eğitim masraflarının karşılandığını, hatta yurt dışına götürüldüğünü, bu olay nedeniyle vicdanının çok rahatsız olduğunu beyan ettiği anlaşılmıştır.

Görüleceği üzere, Fetullahçı yapılanmanın mutlak iktidarına giden yolda devlet otoritesini ele geçirmek amacı doğrultusunda adli sistemi kullanmak suretiyle Türk Silahlı Kuvvetlerinin komuta kademesini şekillendirmeye / dizayn etmeye yönelik gerçekleştirdiği ilk açık saldırı girişiminin Şemdinli olayı aracılığıyla olduğu, Örgütün bu yolla, daha önce 1985 86 yıllarında Kuleli Askeri Lisesi K.lığı yapan ve bu dönemde askeri liseye giriş sınav sorularının cemaat tarafından sızdırıldığı şüphesiyle soruşturma açılmasını sağlayarak bir kısım örgüt mensubunun askeri liseye sızmasına engel olan, Şemdinli olayından sonraki süreçte cemaat yanlısı sitelerde belli bir merkezden yönetildiği aşikar olan olumsuz türden propagandalarla kasten hakkında çeşitli söylentiler çıkarılan, örgütün silahlı kuvvetler içerisindeki yapılanmasına engel olarak görülen, öte yandan normal ve yerleşik askeri teamüller işletildiğinde 2006 yılının Ağustos ayında yapılacak olan Yüksek Askeri Şura'da Genelkurmay Başkanı olması beklenen dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Yaşar Büyükanıt'ın adının özellikle iddianameye girmesini sağlayıp, suç örgütü yöneticiliğiyle suçlanması ve olayla ilişkilendirilmesi suretiyle önünü kesmeye çalıştığı, iddianamenin özellikle amacından saptırılarak Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın saf dışı bırakılmak suretiyle Genelkurmay Başkanı olmasını önlemeye dönük bir fırsata çevrildiği, Şemdinli olayıyla ilgili kurulan Meclis Araştırma Komisyonu'na ifade veren Mehmet Ali Altındağ isimli bir şahsın Büyükanıt ile ilgili soyut ifadelerinin örgütsel amaç ve hedef doğrultusunda kasıtlı olarak soruşturma dosyasına eklendiği, hukuk dilinden ziyade, ideolojik bir dille kaleme alındığı aşikar olan ve zaten önemli bir kısmının örgüt tarafından adliye dışında hazırlandığı aradan yıllar geçtikten sonra bizatihi soruşturma savcısı tarafından dile getirilen iddianame kapsamında yargılanarak ceza alan eski astsubaylar Ali Kaya, Özcan İldeniz ve PKK itirafçısı haber elemanı Veysel Ateş ile ilgili olarak 15 Temmuz sonrası yeniden yargılama sürecinin başlatıldığı ve Van 1'inci Ağır Ceza Mahkemesinin 11/10/2017 tarihli kararıyla adı geçenlerin ceza infaz kurumundan tahliye edildikleri,

Öte yandan ... Cumhuriyet Başsavcılığınca, FETÖ’nün ilk büyük kumpası olan Şemdinli davasını hazırlayan dönemin Van KOM Şube Müdürü Mustafa Uçkan, Van Terörle Mücadele Şube Müdürü Haşim Yalçınkaya ve savcı Ferhat Sarıkaya’nın koruması olarak gayri resmi olarak görevlendirilen polis Yusuf Vurur hakkında "örgüt üyeliği" suçlamasıyla; Sarıkaya'nın o dönem meslekten ihraç edildikten sonra konaklama ve para gibi her ihtiyacıyla bire bir ilgilenen eski Gazi Üniversitesi Personel Daire Başkanı Mehmet Saltan hakkında ise "örgüt yöneticiliği" suçlamasıyla ... 4'üncü Ağır Ceza Mahkemesi’ne kamu davası açıldığı, yargılamalarının halen devam ettiği, Sarıkaya'nın kumpas sürecinde bizzat görev aldığını söylediği dönemin Van Özel Yetkili 3'üncü Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı ve eski Yargıtay üyesi İlhan Kaya ile eski başmüfettiş ve Yargıtay üyesi İbrahim Kır'ın sabit görülen FETÖ/PDY üyelikleri nedeniyle Yargıtay 9'uncu Ceza Dairesinin 20/02/2019 ve 04/02/2019 tarihli kararlarıyla ayrı ayrı olmak üzere 9 yıl 4 ay ve 10 yıl hapis cezasına mahkum edildikleri, öte yandan Şemdinli olayı ile ilgili inceleme ve soruşturma yapmak üzere Van Adliyesine giden eski adalet müfettişi Cevat Gül'ün ise FETÖ/PDY terör örgütü üyesi olduğu ve sahte / hukuka aykırı delillere dayanan kurgu yargılamanın soruşturma aşamasında, örgüt üyesi Ferhat Sarıkaya'ya ceza almayacağına dair teminat verip yalnızca uyarma cezası alması yönünde teklifte bulunduğundan bahisle silahlı terör örgütü üyesi olmak ve anayasayı ihlal suçlarından cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı,anlaşılmıştır.

Ergenekon Davası;

Kamuoyunda bilinen adıyla Ergenekon davası, Fetullahçı terör örgütünün özellikle 2007 yılından sonraki süreçte, kendisine hedef olarak gördüğü toplum kesimlerini toplu olarak tasfiye etme girişiminin bir aracı olması, o dönem sözde cemaat kimliğiyle bilinen örgütün siyasetçi, asker, iş adamı, gazeteci, avukat, doktor, hukukçu, rektör, akademisyen, sendikacı gibi toplumun her türlü kesiminden kendisine muhalif gördüğü kişi ve kuruluşlara yönelik gerçekleştirdiği dalga dalga operasyonlar sayesinde güç zehirlenmesi yaşaması ve iktidarını perçinlediği algısına kapılmasına sebebiyet vermesi, öte yandan kendisine alan / saha açması yönünde adeta bir anahtar rolü oynaması hasebiyle Türkiye'nin yakın tarihinde çok önemli siyasi, sosyolojik etkileri olmuş bir soruşturma ve dava sürecinin adı ve içerisinde barındırdığı büyük hukuksuzluklar boyutuyla FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün Türkiye'de polis, yargı ve medya gücünü topyekûn kullanarak gerçekleştirdiği en kapsamlı kumpas operasyonudur.

Esasen, bilindiği ve üzerinde genel olarak ittifak edildiği üzere Türkiye'de Ergenekon'a giden yolu tetikleyen süreç, 2005 2006 yıllarında başlamış, bu tarihlerde ülkede meydana gelen bazı provokatif olaylar sayesinde adeta Ergenekon operasyonlarına giden yolun taşları döşenmiştir. Yukarıda izahına çalışılan Şemdinli hadisesinden sonraki süreçte belli başlı bir takım olaylara değinmek gerekirse; ilk önce 05/02/2006 tarihinde Trabzon'da Santa Maria İtalyan Katolik Kilisesi rahibi Andrea Santoro öldürülmüş, ardından Cumhuriyet gazetesinin ... Şişli'deki binasına 05/05/2006 ve 12/05/2006 tarihlerinde birer hafta arayla bomba atılmış, 17/05/2006 tarihinde Alpaslan Arslan isimli bir avukatın Danıştay 2'nci Dairesine yönelik gerçekleştirdiği silahlı saldırıda Daire üyesi Mustafa Yücel Özbilgin görevi başında katledilmiş, Daire başkanı ve diğer üç üye ise yaralanmış, akabinde 19/01/2007 tarihinde Agos gazetesi sahibi ve yazarı Hrant Dink suikaste kurban gitmiş, 18/04/2007 tarihinde Malatya'da İncil satan Zirve yayınevinde gerçekleştirilen eylemde Hristiyanlık dinine mensup aralarında bir Alman ve iki Türk vatandaşının bulunduğu şahıslar acımasızca öldürülmüştür.

Tüm bu yaşanan süreçte, Türkiye'de derin devlet tartışmaları yeniden alevlenmiş, özellikle 1970'li yılların sonunda meydana gelen Kahramanmaraş ve Çorum olayları, 1980 ve 1990'lı yıllarda işlenen faili meçhul siyasi suikast ve cinayetler, Susurluk olayı, Sivas ve Başbağlar katliamlarından beri dillendirilen kontrgerilla, gladio, özel harp dairesi iddiaları ivme kazanmış; Türkiye'nin siyasal ve toplumsal yapısını karıştırmayı, siyasi ve ekonomik açıdan istikrarsızlaştırmasını isteyen ve kökleri dışarıda bulunan gizli ve derin güçlerin bu tür provokatif nitelikteki eylemleri ülke içerisindeki ulusalcı bir takım derin oluşum ve yapılar eliyle gerçekleştirdikleri, 03/11/2002'de yapılan meşru ve demokratik seçimlerle tek başına hükûmeti kuran Adalet ve Kalkınma Partisinin iktidarını istemeyen bu gizli güçlerin, aynı şekilde azınlıklara, misyonerlere ve özellikle farklı etnik ve siyasi kimlikleriyle ön plana çıkmış olan kişilere yönelik gerçekleştirilen ve "ulusalcı" yönü ön plana çıkarılan bu katliam ve cinayetler eliyle Türkiye'yi yeniden kaosa sürükleme, bu yolla iktidarın gayri meşru yollarla değişmesini sağlama, siyaset ve toplumu yeniden dizayn etme hedeflerini gerçekleştirmeye çalıştıkları, bu derin ve gizli yapılanmanın ise Ergenekon adlı bir terör örgütü olduğu iddiaları dile getirilmiş, bu nitelikteki iddiaları sözde delillendirmek adına tertiplenen kumpas soruşturmalarında Bayram Bozkurt, Serkan Zirek, Ahmet Koç, İlker Çınar, Osman Yıldırım, Şemdin Sakık, Naci Şerifi Zindaşti gibi örgütün kullandığı kişilerin önceden kurgulanmış gizli tanık ifadelerinin altına imza atmaları sağlanmış, böylelikle algı yönetimi faaliyetleri sayesinde, toplumun önemli bir bölümünde, Türkiye'nin gizli güçlerce gerçekleştirilen şiddet eylemleri eliyle 1970'li yıllardaki sağ sol çatışmalarında olduğu gibi toplumsal kargaşa ve kaos ortamına, bir iç çatışma sürecine ve siyasi istikrarsızlığa sürüklenmek istendiği, bunun da Ergenekon adı verilen gladio tipi gizli bir örgütlenmenin yöneticileri ve üyelerince tertiplendiği yönünde bir düşünce oluşması sağlanmış, öte yandan bilinç altında oluşturulan bu düşünce sayesinde, aynı zamanda toplumun önemli bir kesiminde, 12/06/2007 tarihinde fitili ateşlenecek olan kumpas soruşturma ve dava süreçlerine karşı genel bir ön kabul, meşruiyet ve haklılık algısı ve konsensüs oluşması temin edilmiş, diğer yandan Ergenekon davası sanıklarından Mustafa Levent Göktaş'ın avukatı ve aynı zamanda kendisi de eski bir terör gazisi olan Av. Serdar Öztürk'ün bürosuna terör örgütü üyelerince önceden yerleştirilen ve sonrasında 04/06/2009 tarihinde yapılan arama sırasında bürosunda ele geçirildiği süsü verilen, 2009 yılının Nisan ayı içerisinde Genelkurmay Harekat Başkanlığına bağlı Bilgi Destek Dairesinde (eski Psikolojik Harp Dairesi) hazırlandığı ve altında bu Dairede 3'üncü Destek Şube Müdürü olarak görevli Deniz Kurmay Albay Dursun Çiçek'in ıslak imzasının bulunduğu iddia edilen sözde "İrticayla Mücadele Eylem Planı, AKP ve Gülen'i Bitirme Planı" adlı sahte ve üretilmiş belge (andıç) ile Ergenekon terör örgütünün TSK'daki yapılanması üzerinden AK Parti iktidarını meşru olmayan antidemokratik yollarla tasfiyeye çalıştığı inancı ve algısı yerleştirilmeye çalışılmış, İnternet andıcı davasıyla Türk Silahlı Kuvvetlerinin faaliyete geçirdiği ve işlettiği bazı internet siteleriyle iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi aleyhinde kapatma davası delillerinin oluşturulmasına dönük aleyhte ve kasıtlı yayınlar yapıldığı, öte yandan Atabeyler operasyonu olarak bilinen davada bir kısmı TSK'ya mensup asker kişilere ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında dönemin Başbakanı ...'ın ... Keçiören'deki konutunun krokileri ile birlikte patlayıcı madde düzeneklerinin ele geçirildiğinden bahisle Ergenekon bağlantılı örgütler eliyle Başbakan'a yönelik suikast girişiminde bulunulacağı yönündeki iddialarla iktidarın siyaset dışı güçler eliyle gayri meşru ve anti demokratik yollarla düşürülmek istendiğine dair inanç ve algı güçlendirilmeye çalışılmış, binaenaleyh siyaset ve toplum, Fetullahçı terör örgütünün esasen gizli gündemini yürürlüğe soktuğu bu büyük soruşturma ve dava sürecinde, örgüt üyesi polislerin ortaya koyduğu kurgulanmış / üretilmiş sahte deliller eliyle, geçmişte gizli kalmış bir takım olayların arkasındaki sır perdesinin aralanacağı, Türkiye'nin kirlerinden arınacağı, faili meçhul kalmış olayların aydınlatılacağı ve çözüme kavuşturulacağı, vesayetçi militarist yapının zayıflatılacağı veya tasfiye edileceği, askeri cuntalarla hesaplaşılacağı, ülkenin daha fazla demokratikleşeceği beklentisi ve inancıyla, soruşturma ve dava sürecine büyük oranda fikri destek vermiş, öte yandan 2007 yılındaki Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde meydana gelen 27 Nisan bildirisi (e muhtıra) gibi askerin sivil siyaset alanına yönelik gerçekleştirdiği meşru olmayan bir takım müdahaleler askeri vesayetin ortadan kaldırılacağı düşüncesiyle Ergenekon davasına olan toplumsal desteği artırmış, FETÖ terör örgütü, böylelikle aldattığı siyaset ve toplumun esasen iyiniyet taşıyan ve maalesef hukuk dışı bir takım müdahalelerin de beslediği bu beklenti ve inancı suiistimal edip kamuoyu desteğini arkasına alarak 25/08/2008 tarihinden itibaren emniyet ve yargıdaki militanları eliyle dalga dalga gerçekleştirdiği geniş çaplı gözaltı ve tutuklama operasyonlarıyla bir yandan kendisine muhalif gördüğü siyaset ve toplum kesimlerini tasfiye ederek gücünün zirvesine erişmiş, diğer yandan ise kendisine alan açmıştır.

FETÖ/PDY silahlı terör örgütü, Ergenekon tezgahını esasen 2001 yılı içerisinde istihbarat birimleri eliyle devreye sokmaya çalışmış; nitekim o tarihte Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi Başkanlığında şube müdürü olarak görev yapan Recep Güven (15 Temmuz darbe girişimi sırasında ...'da örgüt militanlarıyla birlikte emniyet istihbarat daire başkanlığını ele geçirmeye çalıştıktan sonra başarılı olamayıp olaylar sonrasında eski Daire başkan yardımcısı Ayhan Falakalı ile birlikte firar eden FETÖ mensubu eski Diyarbakır il emniyet müdürü) 14/06/2001 günü İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun'un odasına giderek, Daire Başkanına en üst kısmında "Ergenekon Örgütü" yazan, örgüt sorumlusu olarak o tarihte Ege Ordu Komutanı olan Org. Çetin Doğan'ın adının yer aldığı, alt kısımlarında korgeneral, tümgeneral ve tuğgeneral rütbesinde 22 25 kişiden oluşan askerlerin isimlerinin bulunduğu bir örgüt şeması sunarak bu örgüte yönelik çalışma yapmak istediklerini ifade etmiş, ancak Daire Başkanının, söz konusu şemanın hukuki geçerliliğinin bulunmadığını, şemanın çizilmesine alt yapı oluşturan, hukuki geçerliliği olan imzalı ifade bir tutanağı olmadığı sürece hiçbir anlam ifade etmediğine yönelik itirazı üzerine tekrar şubesine giderek, geçmişte bir dönem örgütün medya kuruluşlarından Samanyolu TV'de program yaptığı ortaya çıkan ve sonrasında esrarengiz biçimde yurt dışına giderek Kanada ülkesinde hahamlık yaptığı bilgileri basına yansıyan Tuncay Güney isimli kişinin 2001 yılında ... Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde başka bir olayla ilgili soruşturma kapsamında vermiş olduğu ifade tutanağıyla yine bu şahsın evinde yapılan aramada bulunan, üzerinde "Ergenekon: Analiz Yeniden Yapılanma, Yönetim ve Geliştirme Projesi, ..., 29 Ekim 1999" yazan kitapçık halindeki not ve bazı dokümanları incelemesi için Daire Başkanına getirmiş, Daire Başkanının tekrar incelediği ifade tutanağı ve ekleriyle buna göre oluşturulmuş 20 22 sayfalık bilgi notu içerisinde, örgüt şemasında ismine yer verilenlerin hiçbirisinin isminin zikredilmediğini görerek, bu tür afaki belgelerle hukuki sonuçlar doğuracak istihbari çalışma ve adli soruşturma süreçlerinin başlatılamayacağını söylemesi ve konunun bu şekilde uzun bir süre kapatılmasından sonra 2006 yılı Ocak Şubat tarihlerinde örgüt mensubu aynı şube müdürü eliyle "ordu / asker içerisinde örgütlenme var, biz bu örgüt üzerinde çalışmak istiyoruz" bahanesiyle yine bu tarihte Daire Başkanı olan Sabri Uzun üzerinden Ergenekon operasyonunu devreye sokulmaya çalışılmış, ancak yine başarılı olunamamış,

Her ne kadar bu aşamada bizatihi FETÖ/PDY terör örgütü tarafından gerçekleştirildiklerine dair kesinleşmiş yargı kararları mevcut olmamakla birlikte, terör örgütünün, ortaya çıkan sonuçlarından istifade ettiği artık çok net biçimde anlaşılan 2005 2007 yıllarındaki ülkede yaşanan ve yukarıda özetlenmeye çalışılan provokatif olaylar silsilesiyle birlikte, Hrant Dink suikastı sonrasında 2007 yılının Mart ayı içerisinde ... Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürlüğüne Tahşiye kumpası davasında FETÖ/PDY terör örgütü üyeliğinden ceza almış olan ve halen hakkında pek çok soruşturma ve kovuşturma yürütülen Ali Fuat Yılmazer isimli şahsın tayin edilmesi, Ergenekon soruşturmanın alt yapısının 2006 yılının Mart ayı sonrası tamamen örgütün kontrolüne geçen Emniyet İstihbarat Dairesi ile 2007 yılı Mart ayından sonra örgütün ele geçirdiği ... İstihbarat Şubesinde yapılması sayesinde Ergenekon kumpası ve tertibi ... üzerinden uygulamaya konulmuş, öte yandan soruşturma ve dava süreçlerinde örgütün basın yayın organları, medya kuruluşları ve örgütün kontrolündeki web siteleri (www.gercekergenekon1.4t.com, www.sonsaniye.com) eliyle yapılan algı faaliyetlerinde Ergenekon operasyonlarında suçlanan ve örgütün Ergenekoncu diye yaftaladığı ulusalcı olarak nitelendirilen bir takım çevreler sürekli olarak hedef gösterilmiş, uzun süren dava sürecinde örgüte ait medya kuruluşlarında Ergenekon davalarında yargılanan sanıklar hakkında masumiyet karinesi ayaklar altına alınarak mütemadiyen suçlayıcı nitelikte aleyhte yayınlar yapılmış, Ergenekon terör örgütü sanki özel gündemi imiş gibi özellikle örgütün güdümündeki Samanyolu televizyonu (STV) ve haber kanallarında diğer ulusal televizyon kanallarından farklı olarak her gün ve her vesileyle Ergenekon konusu işlenmiş, mahkeme kararından önce sanıklar hakkında hüküm verilmiş, insanlara iftiralar atılmış, aileleriyle birlikte insanların hayatları adeta karartılmıştır.

Soruşturma ve dava sürecine değinmek gerekirse; Ergenekon soruşturması, 12/06/2007 tarihinde Trabzon İl Jandarma Komutanlığı 156 jandarma imdat telefon hattına yapılan isimsiz ihbarda, ... Ümraniye'de bulunan evin çatısında elektrik direğinin hemen yanında C 4 patlayıcı ve el bombaları olduğunun belirtilmesi üzerine başlatılmıştır. Aynı gün ihbara konu adrese operasyon düzenlendiği ve 27 adet el bombasının ele geçirildiği, ihbarı yapan kişinin Şevki Yiğit adlı bir şahıs olduğu, evin de muhbirin akrabası olan Mehmet Demirtaş'a ait olduğu belirlenmiştir. Ele geçirilen el bombalarının Mehmet Demirtaş isimli şahsın askerlik yaptığı askeri birlikte komutanı olan emekli Astsubay Oktay Yıldırım'a ait olduğunun iddia edilmesi üzerine adı geçenler soruşturma kapsamında gözaltına alınmıştır. Soruşturma derinleştirilerek bu kişilerle irtibatlı olanlar da gözaltına alınıp tutuklanmışlardır. İlk iddianame, 25/08/2008 tarihinde 46'sı tutuklu 86 kişi hakkında Ergenekon isimli silahlı terör örgütünü yönetmek, üye olmak ve Anayasal düzeni yıkmaya çalışmak suçlarından düzenlenmiştir. İkinci Ergenekon iddianamesi 37'si tutuklu olmak üzere toplam 52 şüpheli hakkında 25/03/2009 tarihinde, üçüncü Ergenekon iddianamesi ise 05/08/2009 tarihinde ... 13'üncü Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilmiştir. Daha sonra İrticayla Mücadele Eylem Plânı, İnternet Andıcı, Şile Kazıları, Danıştay saldırısıyla ilgili fail Alparslan Arslan'a silah temini, soruşturma savcısı Zekeriya Öz'ü tehdit konulu davalar farklı illerde veya farklı mahkemelerde açılmasına karşın aralarında irtibat bulunduğu gerekçesi ile Ergenekon davası ile birleştirilmiştir. Nihayetinde Danıştay saldırısı ve Cumhuriyet Gazetesine el bombası atılması, Cumhuriyet Gazetesine molotof kokteyli atılması, Fener Rum Patriği Bartholomeos'a suikast iddiası, Sivas Ermeni cemaati lideri Minas Durmazgüler'e suikast plânına ilişkin iki ayrı iddianame, Avukat Yusuf Erikel ve yayıncı Hayri Bildik'in aralarında bulunduğu ve kamuoyunda "Kayseri Ergenekon'u" olarak bilinen davalar da Ergenekon dava dosyasıyla birleştirilmiştir.

Türkiye Cumhuriyetinin 26'ncı Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ, İrticayla Mücadele Eylem Plânı davası kapsamında Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs ve terör örgütü yöneticisi olmak suçundan 06/01/2012 tarihinde tutuklanmıştır. Bu iddianamenin de Ergenekon davası ile birleştirilmesi üzerine Ergenekon davası sanığı olmuştur. Sonuç olarak dava dosyasında toplam (23) iddianame birleştirilerek "Ergenekon dava dosyası" adı altında görülmeye başlanmıştır. Böylece emekli orgeneraller İlker Başbuğ, Mehmet Şener Eruygur, Hurşit Tolon, Tuncer Kılınç, Kemal Yavuz, Hasan Iğsız, emekli tuğgeneraller Veli Küçük ve Levent Ersöz, emekli albay Arif Doğan, gazeteciler Mustafa Balbay, Tuncay Özkan, ... Ticaret Odası eski Başkanı Sinan Aygün, ... Organize Suçlarla Mücadele eski şube müdürü Adil Serdar Saçan, Anayasa Mahkemesi eski başkanvekili Osman Paksüt'ün eşi Ferda Paksüt gibi kamuoyunun yakından tanıdığı, çok farklı kimliklere sahip ve toplumun çeşitli katmanlarına mensup, aynı ideolojik güdülenmeyle iddia konusu örgüt yapılanması içerisinde bir araya gelmeleri mümkün olmayan birçok isim, aynı davanın sanıkları olarak yargılanmıştır. Yargılama sürecinde, Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan ile Mehmet Haberal'ın milletvekili seçilmelerine rağmen, yargılamayı yapan ilk derece mahkemesi, bu nedene dayalı tahliye taleplerinin reddine karar vermiştir. Mahkeme başkanı Köksal Şengün kararlara muhalefet şerhi koyması nedeniyle dönemin Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından Bolu iline hâkim olarak atanmıştır. Diğer taraftan, halen Yargıtay 8'inci Ceza Dairesinde FETÖ/PDY üyeliği, görevi kötüye kullanma suçlarından yargılanmakta olan Hasan Hüseyin Özese mahkeme başkanlığı görevine yükseltilmiştir. Soruşturma ve kovuşturmaların temelinin gizli tanık ifadelerine dayandırıldığı, gizli tanıklardan Deniz'in kimliğini açıklayarak gizli kalmak istemediğini söylediği ve Deniz kod adıyla ifadesi alınan tanığın PKK terör örgütü eski yöneticilerinden Şemdin Sakık, gizli tanık 9 olarak ifadesine başvurulan kişinin ise bizatihi dava sanıklarından ve aynı zamanda Danıştay cinayeti faillerinden Osman Yıldırım olduğu tespit edilmiştir.

Bunun yanı sıra kamuoyunda Ergenekon dosyası olarak bilinen yargılama dosyasında FETÖ'nün amaçları doğrultusunda mensupları tarafından gerçekleştirilen hukuka aykırı işlemler ... 4'üncü Ağır Ceza Mahkemesinde görülen FETÖ/PDY çatı davasının iddianamesinde ayrıntıları ile ele alınmıştır. Buna göre özetle;

Osman Hilmi Özdil, Eskişehir eski İl Emniyet Müdürü Hanefi Avcı'nın, 2010 yılında yayımlanan "Haliçte Yaşayan Simonlar" adlı kitabında Fetullahçı örgütün emniyetten sorumlu imamı olduğu ve "Kozanlı Ömer" kod adını kullandığı belirtilen şahıstır. Örgütün emniyet imamı Osman Hilmi Özdil ve yanında Milli İstihbarat Teşkilatı imamı Murat Karabulut, hem ABD'ye girişleri hem de çıkışları esnasında sorgulanmışlar ve üst aramasına tabi tutulmuşlardır. Osman Hilmi Özdil'in, 2007 yılında ABD'de Federal Soruşturma Bürosu FBI tarafından yakalanmasının ardından, ABD yetkilileri tarafından Dışişleri Bakanlığı aracılıyla gönderilen bilgi ve belgelerin Emniyet Genel Müdürlüğünde imha edildiği ve hiçbir kayıt bulunmadığı tespit edilmiştir. Ancak 2014 yılı Ocak ayı içerisinde FBI'dan EGM aracılığıyla, Osman Hilmi Özdil'in yakalanmasına dair bilgi ve belgelerin bir kısmının temini mümkün olmuştur. Bu bilgi ve belgelerin tetkiklerinde, FBI tarafından EGM İstihbarat Daire Başkanlığına gönderilen 05/11/2007 tarihli İngilizce belgede özetle; "ABD Newyork JFK Hava Limanı'nda 18/04/2007'de yapılan rutin kontroller esnasında Osman Hilmi Özdil ve Murat Karabulut'un birlikte seyahat ettiklerinin tespit edildiği, Osman Hilmi Özdil "iş amacıyla ABD'yi ziyaret ettiğini", öte yandan Murat Karabulut ise; "Özdil ile 12/04/2007'de Türkiye'den beraber ABD New York JFK Hava Limanı'na geldiklerini, ancak ABD'de bulundukları süre içerisinde birlikte olmadıklarını ve Özdil'in ABD'de kimlerle birlikte olduğunu veya nerede konakladığını bilmediğini" ifade etmişlerdir. Üstleri aranmış ve çıkanlar listelenmiştir. FBI tarafından gönderilen metne göre, Özdil'in üst aramasında çıkanlara yönelik olarak yapılan tetkikler neticesinde elde edilen bilgiler çerçevesinde; Özdil'in üzerindeki belgelerde adı geçen kişilerin bir bölümü, 12/06/2007 günü Ümraniye'de bir gecekonduda el bombalarının bulunmasıyla başlayan Ergenekon davası sanıkları arasında yer almışlardır. Aramanın yapıldığı tarih itibariyle bu şahıslar hakkında henüz bir soruşturma süreci dahi başlamamışken, aylar öncesinde adı geçen kişilerle herhangi bir şekilde ilişkisi bulunmayan Osman Hilmi Özdil'in 18/04/2007'de ele geçirilen notları arasında isimlerinin yer alması, Ergenekon davasının önceden planlanıp kurgulandığını, Fetullah Gülen ve Örgüt yöneticilerinin emri ile çok amaçlı planlanıp uygulanan stratejik harekâtın bir parçası olduğunu, talimatın yurt dışından kurye ile geldiğini ispatlamaktadır.

Ergenekon, FETÖ tarafından sözde devlet içerisindeki derin bir gizli yapının tasfiyesi amacıyla başlatılmıştır. Uzun yıllar kamuoyunu meşgul eden bu davada, sahte deliller kullanılmış, suç işlemediği kesin şekilde bilinen kişilere iftira edilmiştir. Davada iddialar sağlam delile dayanılarak açılmamıştır. Kasten kopyala kes yapıştır yöntemi ile uzun, anlaşılmaz ve içerisinden çıkılmaz iddianameler yazılmıştır. İlgisiz birçok konu aynı iddianame içinde anlatılmaya çalışılmış, birbiriyle ilgisi olmayan kişilerin aynı örgüt üyesi gibi algılanması için davalar birleştirilmiştir. Davada kimin neden suçlandığı anlaşılamamış, bu bulanık ve kargaşa ortamında mağduriyetler yaşatılmıştır. TSK içerisinde ve örgüte karşı duran kişiler dize getirilip tasfiye edilerek toplum nazarında suçlu oldukları gösterilip etkinliklerinin kırılması için dava ve soruşturma yapılmıştır.

FETÖ'nün iddialarına göre, Ergenekon Örgütü olarak ifade edilen örgütlenmenin silahlı eylemi olarak Danıştay Cinayeti ve Malatya Zirve Kitabevi baskını sırasındaki ölümler gösterilmiştir. Bu davalar, Ergenekon davası ile birleştirilip içinden çıkılmaz bir dava haline getirilmeye çalışılmıştır. Gerçekte Ergenekon davası ile Danıştay Cinayeti ve Zirve Kitabevi davalarının hiçbir ilgisi bulunmamaktadır. FETÖ terör örgütü, hiçbir ilgisi bulunmayan, kamuoyunda sansasyonel sonuçlar doğuran davaları birleştirip böylelikle sözde Ergenekon terör örgütüne silahlı eylem; öte yandan Ergenekon davasına ise sözde delil oluşturmaya çalışmıştır.

Bu bağlamda, 18/04/2007 tarihinde Malatya'da Zirve yayınevinde gerçekleştirilen ve birisi alman, ikisi Türk vatandaşı olmak üzere Alman uyruklu Tilman Geske ile Necati Aydın ve Uğur Yüksel'in boğazları kesilmek suretiyle hunharca katledildiği olayda, misyonerlik aleyhine yürütülen faaliyetler ve oradaki 2'inci Ordu karargahının faaliyetleri gerekçe gösterilerek, Malatya Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığınca 22/06/2012 tarihinde düzenlenen iddianameyle olayın Ergenekon davası ile ilişkilendirme gayretlerine girişilmiş, bu kapsamda olay dolayısıyla gizli tanık Deniz Uygar kod adıyla ifade vermesi sağlanan İlker Çınar isimli şahsın, "yıllarca hizmet ettiğim ve devlet olarak bildiğim TUSHAD (Türkiye Ulusal Stratejiler ve Harekat Dairesi) hakkında açıklama yapmaya beni zorlayan; bu yapının devlet değil de devlete sirayet etmiş gizli bir örgüt olduğunu anlamamdır. Ben bu yapıyı gizleyemezdim, azınlıklara ve Hristiyanlara yönelik gerçekleştirilen bütün menfur olayların arkasında bu yapı vardır ve asla devlet değildir. TUSHAD, Ergenekon terör örgütünün silahlı kanadıdır. TUSHAD yaptığı manipülasyonlar ile devlette farklı bir misyonerlik algısı oluşturup bu konuda devletin istismar edilmesini sağlamıştır. TUSHAD koordinatörlüğünde görev yapan Özel Kuvvetler Komutanlığının sivil kolu olan Beyaz Kuvvetler'in çalışanları ile JİTEM arasında bilgilendirme ve dayanışmanın oluşturulması yine TUSHAD Koordinasyon Başkanlığı tarafından sağlanmaktaydı. 1993 yılı sonlarında Genelkurmay Başkanlığı bünyesinde Ahmet Hurşit Tolon tarafından kurulan TUSHAD'a bağlı olarak Beyaz Kuvvetler Komutanlığına katıldım. İlk eğitimimi Tuzla Piyade Okulu'nda, ikinci eğitimimi Güvercinlik Jandarma Okulu'nda aldım. Bu eğitim sırasında eğitmenim Levent Ersöz'dü. Levent Ersöz ile misyonerlik ve istihbarat teknikleri konusunda birebir muhatap oldum ve talimatları bu kişiden aldım. TUSHAD bünyesinde katıldığım toplantıda Zirve Yayınevine yönelik bir korkutma eylemi yapılacağı konuşuldu. 17 Mart 2007 tarihinde Malatya'ya gittim. Toplantı sırasında Mehmet Ülger, 'yukarıdan gelen bir talimat daha var, sansasyonel bir eylem için altyapı çalışması yapılacak' dedi, ben bu çalışmanın ne olduğunu sorduğumda Mehmet Ülger, 'Türkiye'deki misyonerlik faaliyetlerinin önlenmesi ve misyonerlere gözdağı vermek için Zirve Yayınevi ile ilgili Necati Aydın, Tilman Geske ve Uğur Yüksel'e yönelik bir korkutma yapılacak. Bu korkutma eyleminin kimler tarafından ve ne şekilde gerçekleştirileceğini sorduğumda ise Ruhi Abat Mehmet Ülger'in yüzüne bakıp gülerek, 'Emre Günaydın eylem için hazır, Emre Günaydın'a yapılacak eylemle ilgili gerekli talimatlar verildi, eylemi gerçekleştirmesi için de psikolojik olarak hazırlandı dedi. Ben o an Zirve Yayınevine yönelik yapılması planlanan eylemin öldürme amaçlı olduğunu anlayabilseydim kesinlikle buna müdahale ederdim. Zirve Yayınevine yönelik menfur saldırıyı 18/4/2007 tarihinde medyadan duydum. Çok şaşkın ve öfkeliydim. Malatya'da bir katliam yapılmıştı...Mehmet Ülger toplantı esnasında, 'Zirve'nin, Hrant'ın, Santoro'nun bir operasyon olduğunu, yapılan bu sahte istihbarat belgeleriyle Zirve olayının AKP ve Gülen cemaatine yıkılacağını, zaten Hrant'ın da Ramazan Akyürek'e yıkılacağını söyledi...TUSHAD tarafından görevlendirilmem nedeniyle Hristiyanlık dinine geçmiş gibi göründüm. TUSHAD halen aktiftir ve gizlidir. Hurşit Tolon Paşa tarafından kurulup yönetilmektedir" şeklindeki akıl, izan ve mantık dışı, kurgulanmış ifadeleri içeren tutanağın altına imza atması sağlanarak bilahare davaya ilişkin yargılama sırasında da bu yönde ifade vermesi temin edilmiş, baştan sona suni ve organize bu tür kurgusal yöntemlerle, Zirve Yayınevi katliamının Ergenekon terör örgütünün silahlı kanadı olduğu söylenen TUSHAD adlı tamamen hayali ve kurgu bir yapılanmanın talimatıyla gerçekleştirildiği ortaya konulmaya çalışılmış, böylelikle katliamın, TUSHAD aracılığıyla dönemin Malatya İl Jandarma Komutanı Albay Mehmet Ülger, İnönü Üniversitesi İlahiyat Fakültesi akademisyenlerinden Ruhi Abat ve eski 1'inci Ordu Komutanı emekli Org. Ahmet Hurşit Tolon üzerinden sözde Ergenekon terör örgütüne bağlanmasına gayret gösterilerek eylem sözde Ergenekon terör örgütünün silahlı eylemi olarak gösterilmek istenmiştir.

Nitekim, Yargıtay 16'ncı Ceza Dairesince, ... 13'üncü Ağır Ceza Mahkemesinin 05/08/2013 tarihli Ergenekon davası kararına ilişkin verilen 21/04/2016 tarihli bozma ilamından sonra Malatya 1'inci Ağır Ceza Mahkemesince 28/09/2016 tarihinde karara bağlanan davada, eylemi gerçekleştiren Salih Gürler, Cuma Özdemir, Hamit Çeker, Abuzer Yıldırım ve Emre Günaydın isimli (5) sanığın maktul sayısınca 3'er kez tasarlayarak kasten öldürme suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılmalarına, ayrıca hürriyeti sınırlama ve yağmaya teşebbüs suçlarından 39 yıl 9 ar ay hapis cezası ile mahkum edilmelerine, terör örgütü üyeliği suçundan ise beraatlerine, öte yandan FETÖ/PDY silahlı terör örgütünce kendilerine kumpas kurulduğu belirtilen ve aralarında emekli Orgeneral Tolon ile emekli Albay Ülger'in de bulunduğu 16 sanığın ise "terör örgütü üyeliği" ve benzer suçlardan beraatine hükmedilirken, gizli tanık Deniz Uygar kod adıyla ifade veren İlker Çınar hakkında davanın seyri boyunca çelişkili ifadeleri ve sahte kimlik çıkarma gibi suçlar nedeniyle, davanın daha önce görüldüğü Malatya 3'üncü Ağır Ceza Mahkemesinde görev yapan mahkeme başkanlarıyla duruşmalara iddia makamını temsilen çıkan ve iddianame sunan, FETÖ'yle bağlantıları tespit edilerek HSYK tarafından ihraç edilen ve tutuklanan cumhuriyet savcıları, daha önce hazırlanan iddianamede yer alan bazı evrak ve belgelerdeki analiz raporlarını düzenleyen, haberleşmenin gizliliğini ihlal ettiği ileri sürülenlerle dönemin Malatya Terörle Mücadele Şube Müdürü ve şubede görevli polisler ile cinayetin işlendiği dönemde Mersin İl Jandarma Komutanlığındaki görevliler hakkında ilgili cumhuriyet başsavcılıklarına suç duyurusunda bulunulmasının kararlaştırıldığı, öte yandan Yargıtay 16'ncı Ceza Dairesi'nin davaya ilişkin temyiz incelemesi neticesi verdiği 23/01/2019 tarihli karar ile Zirve Yayınevi katliamı davasında yerel mahkemenin "tasarlayarak öldürme, hürriyeti sınırlama ve yağmaya teşebbüs" suçlarından verdiği cezaları onadığı, Yargıtay ilamında olayda örgütsel bağ tespit edilemediğinin belirtildiği, bu itibarla yaklaşık 12 yıl süren yargılama süreci neticesinde olayın iddia edildiği gibi sözde Ergenekon terör örgütüyle veya terör örgütünün silahlı kanadı olduğu iddia edilen TUSHAD gibi uydurma yapılanmalarla ilgisinin bulunmadığının kesin olarak ortaya konulduğu anlaşılmıştır.

17/05/2016 tarihinde gerçekleştirilen Danıştay saldırısıyla da aynı şekilde sözde Ergenekon terör örgütü arasında ilişki kurulmaya çalışılarak; Daire üyesi Mustafa Yücel Özbilgin'in hayatını kaybetmesi, Daire başkanı Mustafa Birden ve diğer üyelerin ise ağır yaralanmasıyla sonuçlanan hadisenin sözde Ergenekon terör örgütünün silahlı / terör eylemi olduğu ortaya konulmaya çalışılmış, bu bağlamda da sahte delil üretilmiş, aynı zamanda Danıştay cinayeti faili ve sanıklarından Osman Yıldırım isimli şahsın başka hiçbir surette teyit edilemeyen gizli tanık ifadelerinde söylediği "olayı Ergenekon yaptı" şeklindeki ifadesine istinaden ve eylemin faili Alpaslan Aslan'ın Ergenekon davası sanıklarından emekli yüzbaşı Muzaffer Tekin ile eski tarihli, kısa süreli ve içeriği bilinmeyen bir tek telefon irtibatına dayanarak ... 13'üncü Ağır Ceza Mahkemesinin halen FETÖ üyeliği nedeniyle yargılanan ve bir kısmı da kaçak olan hakimlerinden oluşan mahkeme heyetince Danıştay cinayeti Ergenekon eylemi kabul edilmiş, ancak Yargıtay 16'ncı Ceza Dairesinin Ergenekon davasına ilişkin 05/08/2013 tarihli yerel mahkeme kararının temyiz incelemesi neticesi verdiği 21/04/2016 tarihli kararında ...'da Danıştay'a yapılan baskında meydana gelen ölümler ile sözde Ergenekon terör örgütünün ilgisinin bulunmadığı, bu davaların ilgisi olmadığı halde irtibat var denilerek birleştirildiği, Ergenekon örgütüne silah unsuru katabilmek için bu davanın irtibatlandırıldığı belirtilmiş, Yargıtay bozma ilamı sonrası dosyanın Danıştay cinayeti yönünden tefrik edilerek gönderildiği ... 23'üncü Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılama neticesinde Danıştay cinayeti faillerine tasarlayarak kasten öldürme ve öldürmeye teşebbüs suçlarından ceza verilmiş, bu itibarla Malatya Zirve yayınevi cinayeti gibi yaklaşık 12 yıl süren yargılama süreci neticesinde Danıştay cinayetinin de iddia edildiği gibi sözde Ergenekon terör örgütüyle ilgisinin bulunmadığının kesin olarak ortaya konulduğu anlaşılmıştır.

Öte yandan, FETÖ'nün emniyet kadroları gazeteci Hrant Dink'in öldürüleceğini önceden bilmesine rağmen ... İstihbarat Şube Müdürlüğünde Ergenekon soruşturmalarının zeminini oluşturabilmek ve kurgulayabilmek için bu cinayeti kasten önlememiştir. Örgütsel amaçlar için emniyet içerisindeki tasfiye bu cinayet sayesinde gerçekleştirilmiştir. Örgütten olmayan veya politikalarına karşı çıkan emniyet mensupları soruşturma ile ilgilendirilip tasfiyeleri sağlanmıştır.

Ergenekon Davasında örgüt, suçlananların savunmasını engellediği gibi, gerek devlet erkini gerekse de medyayı kullanarak suçlanan insanları adeta linç etmiştir. Bu insanlar savunmalarını hem yapamamışlar hem de özellikle maksatlı olarak savunmaları medyada yayımlatılmamıştır ya da çok sınırlı olarak yayınlanmıştır. İddia ve savunmanın karşılaştırılması komplonun anlaşılması açısından yeterlidir.

Aslında Ergenekon komplosunun temelleri, 1990'lı yılların ikinci yarısında cemaatin emniyet teşkilatı içerisinde gerçekleştirdiği Telekulak Operasyonu'nda atılmıştır. Bu operasyon o dönem cemaat kimliğiyle bilinen örgütün komplo yeteneğinin test edilmesi ve kendilerine güvenlerinin artmasına neden olmuştur. Telekulak Operasyonu, yukarıda tarihsel gelişim sürecinde kısmen anlatıldığı gibi, örgütün kendilerini emniyet içerisinde soruşturan dönemin ... Emniyet Müdürü Cevdet Saral ve yardımcısı Osman Ak ve teşkilatına yönelik bir tür karşı operasyondur. Örgütün savcıları harekete geçerek bu memurlar hakkında soruşturma açarak tasfiye edilmeleri sağlanmıştır. Bu tasfiye edilen ekibin yerine örgüt kendi adamlarının geçmesini sağlamıştır. Örgütün kendisine yönelen bir tasfiye hareketine, karşı bir tasfiye hareketi ile karşılık vermesi ve de üstelik bunu 28 Şubat'ın hemen sonrasında yapması ve başarılı olması, sadece yeteneğini ve operasyonel yapısını değil aynı zamanda örgüt mensuplarının ne kadar cesur ve cüretkâr olduklarını da ortaya koymaktadır. FETÖ/PDY terör örgütü için Mayıs 1999 tarihli Telekulak Operasyonu, Ergenekon komplosu için bir hazırlık okulu olmuştur.

Ergenekon komplosunun yöntemi anlaşılmadan mantığı anlaşılamaz. Bu yöntem savaş sanatında aldatma ve baskının birlikte kullanılmasına dayanan bir yöntemdir. Bazı şiddet eylemlerinin, aldatma tekniğinin birçok özelliğinin kullanılmasının birleştirilmesiyle, hedeflenen bir politik algının yaratılmasına dayanır. Bu algının amacı bir yandan kitleleri düşmanın politik etkisinden ayırmak ya da tarafsızlaştırmaktır, öte yandan da saldırı için politik bir destek noktası elde etmektir. Ergenekon'da cemaat, TSK ve onun illegal uzantıları tarafından kendilerine karşı askeri eylemler yapıldığı kanaatini uyandıran bir dizi terör eylemi yapmıştır. Özellikle bu noktada cemaat kendi kadro ve operasyonel yapısını kullanmıştır. Bu terör eylemlerini yapanlar, bazı yalan ifade ve tanıklıklar ile özellikle bazı şahısların suçlanması için "canlı delil" olmuşlardır. Eylemlerden önce bu kişiler, suçlanacak kişilerin çevresine sızdırılmış ya telefon görüşmesi yaptırılarak ya da birlikte fotoğraf çekilmesi sağlanarak delil oluşturulmuştur. Cemaat, geçmişte devlet içerisinde bazı kirli işlere bulaşmış kişilerin de baskı ve şantaj yoluyla saf değiştirmesini sağlayarak, yaptırdıkları terör eylemlerinin, sözde "derin devlet" ile ilişkilendirilmesinin kolaylaştırılmasını sağlamıştır.

Bir başka metot da, suç delillerini ya baskın sırasında ya da önceden bırakmadır. Bu hileyi Fetullah Gülen açıkça polis içerisindeki adamlarına öğütlemiştir. 02/09/2013 tarihli "Yolumuz ve Üslubumuz" sohbetinde bu minvalde konuşmuştur. Bu metot Ergenekon davasında emniyet tarafından yoğun bir şekilde kullanılmıştır. Ergenekon soruşturmasına delil teşkil eden el bombalarının bulunması, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'nde bulunduğu iddia edilen dokümanlar, Zir Vadisi ve Poyrazköy kazılarında çıkan silahlar, Erzincan'da bulunan silahlar, İşçi Partisi'nde bulunduğu iddia edilen krokiler, İzmir Askeri Casusluk kumpasında bulunduğu iddia edilen materyaller, Tahşiye örgütüne ait olduğu iddia edilen evde suikast krokisi, el bombası ve mermi bulunması vs. örgütün imal ettiği delil ve materyallerdir.

Kamuoyunda Ergenekon davası olarak bilinen (23) farklı davanın birleştirildiği, ... 13'üncü Ağır Ceza Mahkemesinin 2009/191 esas ve 2013/95 karar sayılı davasında çoğu tutuklu (275) sanık yargılanmıştır. Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme ile silahlı terör örgütü kurmak ve yönetmek suçlarından yürütülen yargılamada her bir birleşen dosyadaki yargılanan kişilere farklı suç isnatları da yapılmıştır. Mahkeme, Ergenekon terör örgütünün varlığını tespit ettikten sonra yargılanan kişilerin önemli bir kısmını isnat edilen suçları işledikleri kanaatine vararak uzun süreli hapis ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezaları ile cezalandırmıştır. Davada yargılanan kişiler böyle bir örgütün olmadığını, adil yargılanmadıklarını, suç işlemediklerini, gerekmediği halde uzun süre tutuklu kaldıklarını, toplumun bir kesimine yönelik siyasi maksatlarla bu suçlamaların yöneltilip soruşturmaların yapıldığını anlatmışlardır. Uzun süren tutukluluk ve yargılama önemli bir sorun haline gelmiş kanun değişikliklerine rağmen tutukluluk durumları devam ettirilen kişiler ancak bireysel başvuru yolunu kullanarak Anayasa Mahkemesinin kararı ile tahliye edilebilmiştir.

Ergenekon davası olarak bilinen davalar demetinin Yargıtay 16'ncı Ceza Dairesince temyiz incelemesi yapılıp 21/04/2016 günü temyiz incelemesi sonuçlandırılmıştır. Yargıtay 16'ncı Ceza Dairesi bozduğu kararda Ergenekon terör örgütünün liderinin belli olmadığını, örgütün kim tarafından kimlerle nerede ne zaman kurulduğunun belirlenemediğini, örgütün hiyerarşisinin belirsiz olduğunu, bu örgütün işlediği iddia edilen suçların neler olduğunu delilleri ile birlikte ortaya konulamadığını, delillerin hukuka aykırı toplandığını, adil bir yargılama yapılmadığını, Anayasa Mahkemesince yüce divan sıfatıyla yargılanması gereken Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un görevli ve yetkili olmadığı halde mahkemede yargılanmasının çok önemli bir hukuka aykırılık olduğunu, ...'da Danıştay'a yapılan baskında meydana gelen ölümler ile Ergenekon terör örgütünün ilgisinin bulunmadığını, bu davaların ilgisi olmadığı halde irtibat var denilerek birleştirildiğini, Ergenekon örgütüne silah unsuru katabilmek için bu davanın irtibatlandırıldığını, birbiri ile ilgisiz (23) farklı davanın tek bir davada toplanarak mahkûmiyet kararı verilmesinin hukuka aykırı olduğunu tespit etmiştir.

Yargıtay 16'ncı Ceza Dairesi Kararında ayrıca, özetle, örgütün mahkemece kabul edilen büyüklüğü karşısında, dokümanların örgütün varlığını açıklamak için yeterli olmadığı, örgüt faaliyeti kapsamında daha önce işlenmiş suçların ortaya konulamadığı, sanıkların örgütle nerede ne zaman kimler vasıtasıyla organik ilişki kurdukları açıklanmadan ve somut delilleri ortaya konulmadan dokümanlarda yazılı soyut cümlelere atıf yapılarak örgütle bağlantılarının kurulduğu; örgüt hiyerarşisinde konumları somut olarak ortaya konulmadığı gibi, kabul edilen şekliyle departman / hücreler arasındaki köprü elemanları ve irtibatın ne suretle sağlandığının da ortaya konulamadığı; örgüt hiyerarşisinin ve köprü elemanların ortaya konulmamasının henüz örgüt hiyerarşisinde yer alan kişiler ile köprü elemanlarının belirlenememiş olması gerekçesi ile açıklanamayacağı; mahkemece kabul edilen şekli ile hiyerarşisi ortaya konulamayan örgütün, sevk ve idaresinin mümkün bulunmadığı gibi kendisini gizlemesinin de mümkün bulunmadığı; örgütün varlığına esas alınan bazı delillerin hukuka aykırı delil niteliği taşıdığı; örgütün varlığına kanıt kabul edilen deliller ile ilgili hükümden sonra ortaya çıkan bilirkişi raporları ve beraat kararları da gözetilerek, sanıkların dosya kapsamındaki atılı suçlara ilişkin somut delillere dayalı eylem ve faaliyetleri ile bu eylem ve faaliyetlerindeki irtibat ortaya konulduktan sonra, varsa iştirak iradesini aşan hiyerarşik bir yapılanmanın bulunup bulunmadığı ile bu yapıdaki konumları, bir ya da birden fazla oluşum ya da örgüt niteliğinde olup olmadığı; yine dosya kapsamındaki delil ve eylemlerle ilişkilendirilerek, varsa örgüt ya da örgütlerin nitelikleri de belirlendikten sonra, sanıkların eylem ve faaliyetleri ile örgütteki hiyerarşik ilişkileri somut delillerle ortaya konulup, hukuki durumlarının buna göre tayin ve takdiri gerektiğinin gözetilmemesinin usul ve yasaya aykırılık arz ettiği belirtilmiştir.

Öte yandan, Yargıtay bozma ilamı sonrası halen yargılamanın yürütüldüğü ... 4'üncü Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davanın 30/11/2018 tarihli celsesinde esas hakkındaki mütalaasını açıklayan ... C. Savcısı 647 sayfalık mütalaasında özetle “Ergenekon adlı bir terör örgütü’nün varlığının ispat edilemediği"nden bahisle 199 sanığın tüm suçlardan beraatını talep etmiştir.

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Teftiş Kurulu Başkanlığının 06/10/2016 tarihli raporunda ise özetle;

Kamuoyunda "Ergenekon Davası" olarak bilinen ... 13'üncü Ağır Ceza Mahkemesinin 2009/191 esas sayılı dosyasında verilen 05/08/2013 tarih ve 2013/95 karar sayılı yaklaşık on altı bin sayfalık gerekçe ihtiva eden hükmün Yargıtay 16'ncı Ceza Dairesinin 21/04/2016 tarihli ilamı ile bozulduğu, yukarıda önemli kısımlarına yer verilen bozma ilamında birçok hukuka aykırı karar ve uygulamaya yer verilmesinin yanı sıra ... 13'üncü Ağır Ceza Mahkemesinin 2009/191 esas sayısına kayden görülen davanın yargılaması sırasında;

İlgili hâkimler ve Cumhuriyet savcıları hakkında;

"... 13'üncü Ağır Ceza Mahkemesinin 2010/106 esas sayısına kayden görülen dava kapsamında; müşteki Serdar Öztürk'ün avukatlık bürosunda ele geçirilen "İrtica ile Mücadele Eylem Planı" belgesi üzerinde parmak izi araştırması yaptırılması yönündeki müşteki taleplerini, söz konusu belgeye, soruşturma aşamasında çıplak elle dokunulmuş olduğunu gerekçe göstererek haksız yere reddetmek",

"İlgisiz birçok davayı birleştirmek suretiyle maddi gerçeğin ortaya çıkmasının gecikmesine neden olmak",

"5271 sayılı CMK'nın 178. maddesinde; 'Mahkeme başkanı veya hâkim, sanığın veya katılanın gösterdiği tanık veya uzman kişinin çağrılması hakkındaki dilekçeyi reddettiğinde, sanık veya katılan o kişileri mahkemeye getirebilir. Bu kişiler duruşmada dinlenir.' şeklinde düzenleme olmasına karşın; sanık Mehmet İlker Başbuğ vekilinin, yapılan yargılama sırasında müvekkili lehine tanıklık yapmak üzere 28/05/2012 tarihinde Genelkurmay eski Başkanı Işık Koşaner'in tanık sıfatıyla dinlenmesi amacıyla dilekçe sunduğu, 10/08/2012 tarihli celsede tanık bildirilmesi için tüm taraflara yedi günlük bir süre verildiği, bunun üzerine 17/08/2012 tarihli dilekçe ile yine Işık Koşaner'in de aralarında bulunduğu tanıkları bildirdiği, 17/09/2012 havale tarihli dilekçesi ile ilgili tanıkların en açık bir şekilde adreslerini ve iletişim numaralarını ve yine 06/12/2012 tarihli dilekçe ile bu tanıkların dinlenmesi talebini yinelediği, ancak 11/01/2013 tarihli celseye kadar bu hususla alakalı hiçbir ara karar kurulmadığı, bu tarihli celse de maddi gerçeğin vuzuha erdiği gibi gerekçelerden bahsedilmek suretiyle talebin reddine karar verildiği, bunun üzerine hemen akabindeki 18/02/2013 tarihli celsede, Işık Koşaner'in duruşma salonu dışında hazır ettirildiği, bu hususun da duruşma tutanağına geçirilerek, yazılı dilekçe ile de takdim edildiği halde, bir önceki celseye atıfta bulunarak bu talebin reddine karar vermek, aynı şekilde sanık (müşteki) Hasan Atilla Uğur'un dinlenmesini istediği tanıklardan sadece birinin dinlenmesi üzerine diğer tanıklarını duruşma salonu dışında hazır bulundurup, dinlenmeleri hususunda talepte bulunmasına rağmen söz konusu talebi de CMK'nın 178. maddesine aykırı olarak reddetmek",

"6526 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 06/03/2014 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmesiyle, ... 13'üncü Ağır Ceza Mahkemesinin görevinin sona ermesine ve yalnızca süresi içinde yazılmayan gerekçeli kararların on beş gün içinde yazılması ile devir işlemleri konusunda yetkili olmasına rağmen, koruma tedbirleri yönünden sanıkların yaptıkları tahliye istemli başvurularını incelemeye yetkili ve görevli mahkemeye göndermek yerine tahliye talepleri hakkında ret kararları vermek",

"Hukuka aykırı olarak jandarma personeline verdiği talimatla, Mahkemenin tüm işlemlerinin yapıldığı Yazı îşleri Müdürlüğünün bulunduğu binanın kapılarını kilitli tutturmak suretiyle 24/03/2014, 28/03/2014 ve 01/04/2014 tarihlerinde dilekçe sunmak üzere gelen avukatları bahse konu bina içine almamak",

"Duruşma tutanaklarını 2 aya varan sürelerden sonra yazılı hale getirerek heyet değişikliklerinde duruşma tutanaklarının okunmamasına neden olmak",

"İlker Başbuğ hakkında Anayasa'nın 148'inci maddesinin yedinci bendinde yer alan Genelkurmay Başkanı, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanları ile Jandarma Genel Komutanı da görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divan'da yargılanırlar.' hükmüne aykırı olarak, yetki kuralını dikkate almadan haksız yere yargılama yapmak",

"... 13'üncü Ağır Ceza Mahkemesinin 2009/191 ve 2010/106 esas sayısına kayden görülen dava dosyasında, esasa ilişkin savunmaları bir saatle, avukatların talep konuşmalarını kaç müvekkili temsil ettiklerine bakmaksızın on beş dakika ile sınırlandırarak savunma hakkını kısıtlamak",

"Bir kısım tutuklu sanık ve/veya müdafilerinin yazılı ve/veya duruşmalarda sözlü olarak tahliye talebinde bulunmalarına rağmen 5271 sayılı yasanın 105. maddesine göre, '103 ve 104. maddeler uyarınca yapılan istem üzerine, merciince Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık veya müdafiin görüşü alındıktan sonra, üç gün içinde istemin kabulüne, reddine veya adlî kontrol uygulanmasına karar verilmesi' gerektiği halde, heyette bulundukları celselerde bu konuda karar ittihaz etmemek",

"Sanık ve avukatlar arasındaki savunmaya ilişkin yazışmaları, mahkemede görevli mübaşirin ve jandarma görevlilerinin denetimine tâbi tutmak, bu uygulamaların yanlış olduğu yönündeki itirazları kabul etmemek",

"Yasa dışı ses kayıtlarının hukuka aykırı delil olduğu yönündeki itirazları kabul etmemek",

"(Kapatılan) ... 13'üncü Ağır Ceza Mahkemesinin kullanımına tahsis edilen 21 adet masaüstü bilgisayara yargılamanın gerçekleştirildiği Silivri Ceza İnfaz Kurumlarının bulunduğu yerleşkede, bilgisayarları teslim etmeden önce, UYAP genelgelerine ve olağan işleyişe aykırı biçimde, wipe programı ile kesinlikle dönüşü olmayacak şekilde format attırmak suretiyle, bilgi ve belgeleri sildirmek",

"Söz konusu davanın yargılaması sırasında, iddia makamını temsilen katıldıkları 13 Ocak 2012 tarihli duruşmada, internet ortamında yayınlanan yasa dışı ses kayıtlarının dava dosyasına celbini talep etmek",

Şeklindeki soruşturma maddelerinde açıklanan hususların sübuta erdiği belirtilerek; söz konusu hukuka aykırılıkların gerek nicelik gerekse de nitelik itibariyle ilgili hâkim ve Cumhuriyet savcılarının mesleki kıdem ve tecrübesi ile mütenasip bulunmadığı, uzun süre tutuklu olarak yargılanan birçok sanığın bulunduğu ve kamuoyunda "Ergenekon Davası" olarak bilinen ... 13'üncü Ağır Ceza Mahkemesinin 2009/191 esas sayılı dosyasında görülen davada verilen karar ile ilgili olarak yapılan temyiz incelemesi sonrasında Yargıtay'ın bozma ilamında belirtilen, bir kısmı "hâkimlerin tarafsızlığı konusunda haklı şüphe oluşturacağı" şeklinde ifade edilen hukuka aykırılıklar ile Anayasa Mahkemesi tarafından hak ihlali olarak değerlendirilen eylem ve işlemlerin ilgili hâkim ve Cumhuriyet savcılarının görevlerini yasa ile belirlenen usul ve esaslar dışına çıkarak hukuka uygun olmayan bir şekilde yürüttüklerinin anlaşıldığı, ayrıca, söz konusu hukuka aykırılıkların ... çatı iddianamesi, Yargıtay bozma ilamı, HSYK Genel Kurulu ve Anayasa Mahkemesi kararları bir bütün halinde ve Bangalore Yargı Etiği İlkeleriyle birlikte değerlendirildiğinde, yargı görevinin tam ve doğru bir şekilde yerine getirilmediği, yargı ve yargıç tarafsızlığı açısından kamuoyu ve dava taraflarının güveninin sağlanamadığı, yargının doğruluğuna ve tutarlılığına ilişkin inancı kuvvetlendirici nitelikte davranış sergilenemediği, bu itibarla, fikir ve eylem birliği içerisinde, belirli bir amaca matuf bir şekilde FETÖ kapsamında planlı ve sistematik bir şekilde yürütülen bir organizasyonun parçası olarak hareket ederek, yukarıda değinilen hukuka aykırılıkları gerçekleştirdikleri sonucuna varıldığı, eylemlerinin 2802 sayılı Yasanın 69/son maddesi çerçevesinde mesleğin şeref ve onurunu bozan, mesleğe olan genel saygı ve güveni gideren nitelikte bulunduğu kanaatine ulaşıldığından haklarında ilgilisine göre; yer değiştirme, meslekten çıkarma cezası uygulanması ve ayrıca kovuşturma yapılması gerektiği kanaati dermeyan edilmiş, Teftiş Kurulu Başkanlığının raporuna istinaden verilen kovuşturma izni sonrası, Ergenekon davasının soruşturma/kovuşturma evrelerinde görev yapmış olan ve FETÖ/PDY ile irtibatlı oldukları gerekçesiyle meslekten ihraç edilen mahkeme heyetindeki hakimler ile soruşturma ve duruşma savcıları hakkında cebir, tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, görevi kötüye kullanma, kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği ve suç delillerini yok etme ile gizleme suçlarından cezalandırılmaları istemiyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından açılan davanın halen ilk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 8'inci Ceza Dairesinde görülmekte olduğu, aynı kişilerin FETÖ/PDY üyeliği suçundan da yargılandıkları anlaşılmıştır.

Erzincan Ergenekon'u olayı;

Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı olarak görev yapan İlhan Cihaner'in, "Erzincan'da İsmailağa cemaati ve Fetullah Gülen örgütüyle (o dönem cemaat kimliğiyle bilinen) ilgili olarak Erzincan Cumhuriyet Başsavcılığının 2007/6526 ve 2009/138 sayılarında kayıtlı bizzat yürüttüğü soruşturma dosyalarında CMK'nın 250'nci maddesi ile yetkili Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı Vekilliğinin bu soruşturmalar hakkında bilgi istemesi ve soruşturma dosyasının fezlekeye bağlanarak gönderilmesini talep etmesine rağmen soruşturmayı gizleyerek soruşturma bulunmadığı şeklinde cevap verdiği, Fetullah Gülen taraftarı dini gruba isnad edilen eylemlerin CMK'nın 250. maddesi ile yetkili Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı vekilliğinin görevine girdiğinden dolayı görevsizlik kararı vererek soruşturma dosyasını göndermesi gerekirken soruşturmayı sürdürdüğü, yine bu soruşturmalar kapsamında yetki sınırlarını aşacak şekilde tüm Türkiye çapında delil araştırmasına giriştiği, yetkili olduğu yer dışındaki işlemlerde talimat yazması gerekirken bizzat kolluğu görevlendirerek arama ve gözaltılar icra ettiği, bu eylemlerinin görevi kötüye kullanmak ve haksız arama suçlarını oluşturduğu"ndan bahisle hakkında soruşturma başlatıldığı, nitekim göreviyle alakalı bu isnatlar nedeniyle en yakın ağır ceza başsavcılığı niteliğindeki Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığınca 11/10/2009 tarihinde düzenlenen iddianameye istinaden Tunceli Ağır Ceza Mahkemesinin 24/12/2009 gün ve 2009/75 106 sayılı son soruşturmanın açılması kararıyla Yargıtay 11'inci Ceza Dairesinde görevi kötüye kullanmak, resmi belgede sahtecilik, belgede sahtecilik suçuna azmettirme, imar kirliliğine neden olma ve haksız arama suçlarından cezalandırılması istemiyle yargılanmasına başlanıldığı,

Ancak Cihaner'in, görev yaptığı ilde özellikle FETÖ/PDY ile alakalı yürüttüğü ve Başsavcılığının yetki alanına girdiğinden bahisle Erzurum özel yetkili savcılık birimine devretmediği 2009/138 sayılı soruşturma nedeniyle örgütün hedefine oturduğu, nitekim terör örgütünün Erzurum Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcı Vekilliğinde görevli yargıdaki uzantıları eliyle 2009/138 sayılı soruşturmanın özel yetkili savcılık biriminin görev/yetki alanına girdiğinden bahisle soruşturmaya müdahale edilmek suretiyle Erzincan Cumhuriyet Başsavcılığından alınarak Erzurum Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcı Vekilliğince yürütülmesine karar verildiği gibi, Örgütün Erzincan yapılanmasına yönelik yürüttüğü soruşturma nedeniyle Örgütün hedefine giren Cihaner ve çevresindekilere yönelik kumpas sürecinin de bu soruşturma vesilesiyle başladığı, bir başka deyişle yürüttüğü FETÖ soruşturması elinden alınan Cihaner hakkında bu kez Ergenekon terör örgütü üyeliği iddiasıyla soruşturma başlatıldığı, soruşturma sürecinin ise her zamanki gibi klasik FETÖ taktiği olan isimsiz ihbarla başladığı,

Bu bağlamda, 27/10/2009 tarihinde Erzincan merkeze bağlı Çatalarmut köyü mevkiindeki Göyne Baraj Gölü'nde silah ve mühimmat olduğuna dair Erzincan İl Emniyet Müdürlüğüne bir ihbar yapıldığı, bunun üzerine Erzincan İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince dönemin Erzurum Özel Yetkili Savcısı Osman Şanal nezaretinde baraj gölünde arama yapıldığı, yapılan arama neticesinde Ergenekon silahlı terör örgütü tarafından baraj gölü sahasında toprak altına gömüldüğü iddia edilen 13 adet el bombası, çeşitli çap ve nitelikte 350 adet mermi bulunduğu, ayrıca aramada bir adet cep telefonu ile telefondan ayrı vaziyette bir adet SIM kartı ve hafıza kartı ele geçirildiği, göl sularının çekilmesiyle bulunduğu öne sürülen silah ve mühimmatı toprağın altına gömenlerin, her nedense(!) kendilerine ulaşılacak bilgileri barındıran cep telefonu ve SIM kartı da ilginç bir şekilde olay yerine atmalarıyla birlikte soruşturmanın bu yönde genişletilmesi sayesinde Erzincan İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdür Yardımcısı Üsteğmen Ersin Ergut ile bu birimde görevli Astsubay Orhan Esirger'in 18/11/2009 tarihinde ve İstihbarat Şube Müdürü Nedim Ersan'ın ise 25/11/2009 tarihinde tutuklandıkları, telefon sim kartının yapılan incelemesi sonucu adına ulaşıldığı açıklanan ve tutuklanan Binbaşı Nedim Ersan'dan ele geçirilen bilgisayar ve CD'lerde yer alan bilgiler doğrultusunda soruşturmanın bu kez Erzincan MİT Bölge Müdürlüğündeki görevlilere teşmil edilmesiyle birlikte Erzurum Özel Yetkili C. Savcısı Osman Şanal tarafından Erzincan MİT Bölge Müdürlüğüne yapılan baskın neticesi teşkilat görevlileri Bölge Müdürü Şinasi Demir ile Kıvılcım Üstel ve Sadri Barkın İnce'nin de tutuklandıkları, nihayet Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner'in de 16/02/2010 tarihinde Ergenekon terör örgütüne üye olmak, resmi evrakta sahtecilik, tehdit ve iftira suçlarından tutuklandığı,

Erzurum Özel Yetkili C. Başsavcılığınca yürütülen soruşturmada, Erzincan C. Başsavcısı olarak görev yapan İlhan Cihaner'in sözde Ergenekon terör örgütünün Erzincan yapılanması içerisinde yer almak suretiyle, örgütün faaliyetleri çerçevesinde diğer şüpheliler olan dönemin 3'üncü Ordu Komutanı Org. Saldıray Berk, Erzincan İl Jandarma Komutanı Albay Ali Tapan, Erzincan eski İl Jandarma Alay Komutanı ve Eskişehir İl Jandarma Alay Komutanı Albay Recep Gençoğlu, Erzincan İl Jandarma İstihbarat Şube Müdürü Binbaşı Nedim Ersan, Şube Müdür Yardımcısı Üsteğmen Ersin Ergut, İstihbarat Şubede görevli Astsubaylar Orhan Esirger ve Şenol Bozkurt, Erzincan Yaylabaşı Beldesi Jandarma Komutanı Astsubay Murat Yıldız, MİT görevlileri Şinasi Demir, Kıvılcım Üstel, Sadri Barkın İnce, Astsubay Ahmet Saraçlar ve Erzincan Avcılar Derneği Başkanı Yaşar Baş ile birlikte faaliyetlerde bulunduğu, bu kapsamda; Ergenekon terör örgütü (ETÖ) üyesi olan, örgütün amaçları doğrultusunda muhafazakar kesimi ve cemaatleri, irticai faaliyette bulunan rejim düşmanı olarak göstermek, bu kesimi adli soruşturmalara muhatap kılmak, toplumda kutuplaşma yaratarak iç karışıklık çıkarmak ve Ülkede kaos ortamı oluşturmak amacıyla “irtica ile mücadele eylem planı” hazırlayan sanık Dursun Çiçek’in belgede sözü edilen eylemlerin gerçekleştirilmesi amacıyla 2009 yılında yerel seçimler öncesinde 3'üncü Ordu Komutanı Saldıray Berk, İl Jandarma Komutanı Recep Gençoğlu, Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner ve bu ilde görev yapan MİT ve askeri personelden oluşan örgüt üyeleri ile sivil kanat sorumlusu Yaşar Baş’ın katılımıyla toplantı yaparak irticai eylem planını Erzincan ilinde uygulamaya koyduklarının iddia edildiği,

Bu kapsamda Erzurum Özel Yetkili C. Başsavcılığınca 25/02/2010 günlü iddianame ile; Saldıray Berk, İlhan Cihaner, Recep Gençoğlu, Ali Tapan, Nedim Ersan, Ersin Ergut, Orhan Esirger, Şenol Bozkurt, Murat Yıldız, Ahmet Saraçlar, Yaşar Baş, Şinasi Demir, Kıvılcım Üstel, Sadri Barkın İnce’den oluşan (14) şüpheli hakkında Ergenekon silahlı terör örgütü üyesi olma, resmi belgede sahtecilik, tehdit, kişisel verileri hukuka aykırı olarak kaydetme suçlarından cezalandırılmaları istemiyle Özel Yetkili Erzurum 2'nci Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açıldığı, Erzurum 2'nci Ağır Ceza Mahkemesinin bahse konu davada 10/05/2010 tarihli birleştirme kararıyla dosyayı ... 13'üncü Ağır Ceza Mahkemesinde açılan ve Dursun Çiçek, Serdar Öztürk, Bedrettin Dalan, Özel Yılmaz'ın aralarında bulunduğu yedi (7) kişi hakkında görülmekte olan irtica ile mücadele eylem planına ilişkin Ergenekon davası ile birleştirdiği, ... 13'üncü Ağır Ceza Mahkemesinin de 25/06/2010 tarihli celsede, her iki dosya arasında irtibat bulunduğu kabul edilerek, davanın fiili ve hukuki irtibat nedeniyle 5271 sayılı CYY’nın 8 ve 16. maddeleri uyarınca, ... 13'üncü Ağır Ceza Mahkemesinin irtica ile mücadele eylem planı dosyası ile birleştirilmesine ve yargılamanın bu dosya üzerinde yürütülmesine karar verdiği, ancak bu arada İlhan Cihaner ile ilgili görev suçu iddiaları kapsamında yargılama yapmaya başlayan Yargıtay 11'inci Ceza Dairesinin de 18/06/2010 tarihli kararı ile İlhan Cihaner ve diğer sanıklar hakkında Ergenekon silahlı terör örgütü üyeliği isnadıyla Erzurum 2'nci Ağır Ceza Mahkemesinde görülmekte olan davanın müşterek yüksek görevli mahkeme olan Yargıtay'da birleştirilerek görülmesine karar verdiği, bunun üzerine ortaya çıkan olumlu birleştirme uyuşmazlığının Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 28/09/2010 tarihli kararı ile çözümlenerek davaların Yargıtay'da birleştirilerek görülmesine karar verildiği, İlhan Cihaner ve 2802 SK'nın 86'ncı maddesine istinaden onunla birlikte yargılanan 14 sanığın Yargıtay 11'inci Ceza Dairesinin 13/11/2015 tarihli kararıyla sözde Ergenekon silahlı terör örgütü üyeliği ve diğer atılı tüm suçlardan ayrı ayrı beraatlerine karar verildiği, FETÖ/PDY terör örgütüne ait eğitim kurumlarından Erzincan Özel Otlukbeli İlköğretim Okulu Müdürü olarak görev yaparken bu davanın tek müştekisi konumundaki Ahmet Demir isimli şahsın temyiz yoluna müracaat etmesi üzerine dosyanın Ceza Genel Kuruluna gittiği, Yargıtay CGK'nın 08/11/2016 tarihli kararı ile sanıklar hakkında Yargıtay 11'inci Ceza Dairesince ilk derece mahkemesi sıfatıyla verilen beraat kararlarının ayrı ayrı onanmasına karar verilmesiyle kumpas davasındaki iddia ve suçlamaların tamamının kesin yargı kararıyla düştüğü, böylelikle Cumhuriyet Başsavcısı hakkındaki soruşturma ve davanın, örgütün yapısını araştıran ve illegal faaliyetlerini soruşturmaya konu eden bir yargı mensubunun mesleki kariyerini sonlandırmak bir yana tüm yaşamını karartma amacına matuf bir kumpas niteliğinde olduğunun yargı kararıyla hüküm altına alındığı,

Bu arada, Erzincan Ergenekonu davasında gizli tanık sıfatıyla yalan tanıklıkta bulunan Serkan Zirek (gizli tanık Munzur) ve Ahmet Koç (gizli tanık Hazar) hakkında Erzincan Ağır Ceza Mahkemesince yürütülen yargılama neticesinde her iki şahsın da FETÖ/PDY terör örgütü adına suç işlemek, yalan tanıklık, hürriyeti tahdit suçlarından ayrı ayrı mahkumiyetlerine karar verildiği, FETÖ/PDY terör örgütü üyeliği isnadıyla meslekten ihraç edilen ve yargılanan eski soruşturma savcısı Osman Şanal'ın ise örgütün kriptolu haberleşme programı Bylock kullanıcısı olduğunun belirlendiği, hakkında mahkumiyet hükmü verildiği, kumpas davasında en çok akıllarda kalan olaylardan birinin İlhan Cihaner'in FETÖ/PDY örgütüne mensup savcı ve emniyet görevlileri tarafından makam odasında adeta sürüklenerek yaka paça gözaltına alınması ve polis kamerası ile kayıt altına alınan söz konusu görüntülerin masumiyet karinesi ve soruşturmanın gizliliği ilkeleriyle bağdaşmayacak şekilde kasıtlı olarak basın yayın organlarına servis edilmesi hadisesi olduğu, böylelikle kendilerinden olmayan yargı mensuplarına gözdağı verilirken diğer yandan örgütün amaçlarına hizmet eden militanlarının moral ve motivasyonunun güçlendirildiği, kumpas davası kapsamında dikkat çekici bir diğer olayın; soruşturma sürecinde, başka bir eylemi (rüşvet iddiaları) nedeniyle hakkında yer değiştirme istemli disiplin soruşturması yürütülen ve soruşturmadan kurtulmak amacıyla istifa eden Erzincan / İliç eski Cumhuriyet Savcısı Bayram Bozkurt'un, Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner ile ilgili soruşturmada gizli tanık Efe olarak ifadesine başvurulması ve olayda piyon olarak kullanılması olduğu, Bayram Bozkurt'un Cihaner aleyhinde tanıklık yaptıktan sonra gizli tanık koruma tedbirleri çerçevesinde estetik operasyon geçirmesi sağlandıktan sonra isminin Hakan Aslan olarak değiştirildiği, daha sonra, üyelerinin büyük çoğunluğunu FETÖ/PDY mensuplarının oluşturduğu dönemin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından mesleğe kabul işlem dosyasında bulunan bazı bilgilerin örgüt mensubu olmayan Kurul üyelerinden gizlenmek suretiyle mesleğe geri kabul işleminin gerçekleştirilerek Kırıkkale'nin Keskin ilçesinde Cumhuriyet Savcısı olarak yeniden göreve başlatıldığı, 17/25 Aralık sürecinden sonra ise yapısı değiştirilen HSYK tarafından meslekten ihraç edildiği, Yargıtay 11'inci Ceza Dairesince yapılan suç duyurusu üzerine kumpas soruşturmasında rol alan diğer gizli tanıklar gibi yalan tanıklık ve hürriyetten yoksun bırakma suçlarından yargılandığı, ayrıca ... 26'ncı Ağır Ceza Mahkemesinde FETÖ/PDY terör örgütü üyesi olmak suçundan yargılanmaktayken firar ettiği ve hakkındaki yakalama kararına istinaden aranmakta iken, Kuzey Makedonya’dan Sırbistan’a sahte pasaportla geçerken yakalandığı anlaşılmıştır.

Balyoz Davası;

Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde ülke savunması açısından stratejik öneme sahip komutanlıkların ele geçirilmesi hedefine ulaşmak üzere FETÖ/PDY mensubu silahlı kuvvetler görevlilerinin terfi ettirilip mevcut komutanların tasfiyesinin sağlanması için adı geçen örgüt mensupları tarafından 20/01/2010 tarihinde, ulusal bir gazete olan ve yayın hayatına yakın tarihlerde başlayan Taraf isimli gazetede "Fatih Camiî Bombalanacaktı", "Kendi Jetimizi Düşürecektik" başlıklı haberlere yer verilmiştir. Haberde, 2003 yılındaki darbe plânlarının ele geçirildiği, "Çarşaf", "Sakal", "Suga" ve "Oraj" kodlu sözde eylem plânlarına göre darbe ortamı yaratmak amacıyla Fatih ve Beyazıt camilerinde cuma günü bombalı saldırı düzenleneceği belirtilerek kamuoyunda TSK tarafından darbe yapılabileceğine dair ön algı oluşturulmuş, bunun akabinde ilgili haberlere ilişkin olarak ... Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatılmıştır.

Soruşturma kapsamında; 05 07 Mart 2003 tarihlerinde ... 1'inci Ordu K.lığında gerçekleştirilen plan semineri faaliyetinde dönemin 1'inci Ordu Komutanı Org. Çetin Doğan liderliğinde Balyoz Harekat Planı adı altında gerçekte bir darbe planı hazırlandığı, bu planın askeri müdahale zeminini hazırlama amaçlı yukarıda isimleri zikredilen bir takım alt eylem planlarından oluştuğu, darbeye zemin hazırlamaya yönelik bu eylem planlarında ismi zikredilen camilerde bomba patlatılarak ortaya çıkacak kargaşa ve kaos ortamında Hükûmetin sıkıyönetim ilan etmeye zorlanacağı, Yunanistan hava sahası üzerinde bir Türk jetinin düşürülerek halkın galeyana getirileceği, ardından fiilen askeri müdahalenin gerçekleştirileceği, yürütme görevinin askerlerce teşkil edilecek bir "Milli Mutabakat Hükûmeti"nce devralınacağı, ayrıca isimleri önceden belirtilen kişilerin darbe sonrası tutuklanacakları temel iddialar olarak dile getirilmiştir.

... Cumhuriyet Başsavcılığının CMK'nın 250'nci maddesi ile yetkili biriminden sorumlu Başsavcıvekili Turan Çolakkadı, Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar'ı ve bilahare ona yardımcı olmak üzere Cumhuriyet Savcıları Ali Haydar ile Mehmet Berk'i 22/01/2010 tarihinde soruşturma için görevlendirmiştir. Bunu izleyen günlerde, içerisinde "Balyoz Harekat Güvenlik" planının yanı sıra, dönemin 1'inci Ordu K.lığı Harekat Başkanı Kurmay Albay Süha Tanyeri'nin darbe hazırlıklarının konuşulduğu toplantıda alındığı öne sürüler notlar, darbe planlarının yapıldığı iddia edilen tarihte ...'da Harp Akademileri Komutanı olan Hava Org. Halil İbrahim Fırtına'nın altında isminin bulunduğu "Oraj Harekat Planı", dönemin Donanma Komutanı Oramiral Özden Örnek'in altında isminin yer aldığı "Suga Harekat Planı" ve fişleme listelerinin bulunduğu dile getirilen binlerce sayfadan oluşan belgelerin yer aldığı dokümanlar, 19 adet CD, 10 adet teyp kasedi 30/01/2010 tarihinde Taraf Gazetesi muhabiri, halen FETÖ/PDY terör örgütü üyeliğinden sanık Mehmet Baransu tarafından bir bavul içinde, soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar'a teslim etmiştir.

19/02/2010 tarihinde, 1'inci TÜBİTAK Raporu olarak bilinen bilirkişi raporu ... Cumhuriyet Başsavcılığına teslim edilmiş olup, söz konusu raporun sonuç kısmında özetle; "Dosyaların oluşturma ve son kaydetme tarihlerinin 2003 yılı ve öncesine ait olduğu, CD'lerde sonradan ekleme yapılmadığı" şeklinde görüş belirtilmiştir. Aynı tarihte Jandarma Yüzbaşı Hakan Erdoğan tarafından düzenlenen bilirkişi raporu da askeri savcılığa sunulmuştur. Bu raporda ise, "Taraf gazetesinden gönderilen 3 DVD'nin 17 18 Ağustos 2007 tarihinde oluşturulmuş olarak göründüğü, DVD'lerin veya PDF formatına dönüştürüldüğü bilgisayarın tarih bilgisinin yanlış olduğu, 1'inci Ordu Komutanlığı bilgisayarlarında soruşturma konusu ile ilgili doküman tespit edilmediği" hususları yer almıştır. Askeri savcılık tarafından söz konusu raporun ... Cumhuriyet Başsavcılığında yürütülen soruşturma dosyasına gönderilmesine rağmen rapor soruşturma dosyasında bulunamamış ancak kovuşturma aşamasında sanık müdafileri tarafından ortaya çıkarılarak dosyaya tekrar ibraz edilmiştir. Mehmet Baransu tarafından teslim edilen belgelerde; 05 07 Mart 2003 tarihlerinde 1'inci Ordu Komutanlığında yapılan plan seminerine ait dökümler, plan seminerinde "Olasılığı En Yüksek Tehlikeli Senaryo" isimli jenerik bir senaryo üzerinde özel seçilmiş sınırlı sayıda ve plandan haberdar olan personelin katılımı ile "gizli" gizlilik dereceli seminerde denenerek müzakere edilmiştir.

Öte yandan, plan seminerinde konuşma yapan sanıklardan Çetin Doğan seminerin uygulama şeklinin jenerik olduğunu, plan seminerinde ülkenin karşı karşıya kaldığı iç ve dış tehdide ilişkin "giderek tırmanan bir gerginlik dönemini kapsayan senaryo / olasılığı en yüksek tehlikeli senaryo"nun konu edildiğini, bu seminer ile ilgili darbe planı veya buna dönük altyapı çalışmaları yapılmasının söz konusu olmadığını belirtmiş, haklarında suçlama getirilen diğer şüpheliler ve avukatları ise ısrarla 05 Mart 2003 tarihinde oluşturulan davaya dayanak CD'ler içerisinde 2008 2009 yıllarına ait isimler, rütbeler, yer isimleri ve sair dijital veriler bulunduğunu, dolayısıyla çok sayıda çelişki içeren dijital verilerin sonradan bir merkezde kurgulanarak darbe planının delili diye ortaya konulması suretiyle hedef alındıklarını öne sürmüşlerdir. Ancak, iddianame savcıları 2003 yılında gerçekleştirilen bu plan seminerinin Balyoz Harekât Planında yer alan birçok husus ile örtüştüğünü ve seminerde Balyoz Hareket Planında öngörülen içeriğin yani askeri darbe planının tartışıldığını iddia etmişler, 22/02/2010 tarihinde çoğu görevinin başında olan çok sayıda muvazzaf subay hakkında toplu gözaltı işleminin uygulanmasıyla birlikte Balyoz soruşturması sürecinde ilk gözaltı dalgası başlamıştır.

24/02/2010 tarihinde Genelkurmay Başkanlığı, ... Cumhuriyet Başsavcılığına, 1'inci Ordu Komutanlığında icra edilen seminerin yapıldığını ancak ekinde Balyoz adında bir planın olmadığını belirten cevabi yazı göndermiştir. Mehmet Baransu'nun, ... Cumhuriyet Başsavcılığına teslim ettiği dijital belgeler arasında 1'inci Ordu Komutanlığından çalındığı ileri sürülen devlet sırrı niteliğinde belgelerinin de bulunduğu ve dijital veriler içerisinde; (11, 16 ve 17'nci CD'lerde) Balyoz Güvenlik Harekât Planı isimli bir belgenin yer aldığı iddia edilmiştir.

Balyoz Güvenlik Harekât Planı ile ilgili olarak ... Cumhuriyet Başsavcılığınca (196) şüpheli hakkında düzenlenen 06/07/2010 tarihli iddianamenin, ... 10'uncu Ağır Ceza Mahkemesince 19/07/2010 tarihinde kabulünün ardından, sözü geçen mahkemenin 2010/283 esas sayılı dosyası üzerinden 16/12/2010 tarihinde sanıkların yargılanmalarına başlanmış, haklarında kamu davası açılan bu (196) şüpheli haricinde kalan bir kısım şüpheliler ile ilgili işlemlere başka bir soruşturma dosyası üzerinden devam edilmiştir.

... Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen ve kamuoyunda Fuhuş Casusluk soruşturması olarak bilinen başka bir soruşturma kapsamında, 06/12/2010 günü Gölcük Donanma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğü İstihbarat Kısım Amirliği odasında, FETÖ/PDY mensubiyeti gerekçesiyle 2015 2016 yıllarında meslekten ihraç edilen ve halen bu nedenle haklarında görülmekte olan birçok soruşturma ve kovuşturma dosyası bulunan eski Cumhuriyet savcıları Fikret Seçen ve Ali Haydar tarafından yapılan aramada, zemine gizlenmiş vaziyette çok sayıda dijital delil ve doküman elde edilmiştir. Bu deliller incelendiğinde yine ... Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen ve kamuoyunda Ergenekon terör örgütü soruşturması, Amirallere suikast soruşturması ve Balyoz darbe planı soruşturması olarak bilinen soruşturmalar ile ilgili bir takım delillerin de yer aldığı iddia edilmiştir.

Gölcük Donanma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğünde elde edilen deliller doğrultusunda ... Cumhuriyet Başsavcılığınca Eskişehir 1'inci Taktik Hava Kuvveti Komutanı Korg. Korcan Pulatsü'nün de aralarında bulunduğu (143) sanık hakkında düzenlenen 11/11/2011 tarihli iddianame, birleştirme talepli olarak ... 10'uncu Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmiş, iddianamenin mahkemece kabulünün ardından 24/12/2011 tarihinde sanıkların yargılamasına başlanılmış ve bu dava ilk açılan ana dava niteliğindeki 2010/283 esas sayılı dava ile birleştirilmiştir.

Ana davanın görülmesine devam edildiği esnada, bu kez 19/02/2011 tarihinde ... Emniyet Müdürlüğü Muhabere Elektronik Şube Müdürlüğüne gelen 2515 sayılı bir e mail ihbarı üzerine yürütülen soruşturma kapsamında, emekli İstihbarat Albay Hakan Büyük'ün Eskişehir ilinde bulunan ikametinde 21/02/2011 tarihinde arama yapılmış, Hakan Büyük'ten elde edilen deliller doğrultusunda ... Cumhuriyet Başsavcılığınca bu kez dönemin Harp Akademileri Komutanı Org. Bilgin Balanlı'nın da aralarında bulunduğu (28) sanık hakkında düzenlenen 16/06/2011 tarihli iddianame, birleştirme talepli olarak ... 10'uncu Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmiştir. Bu dava da ilk açılan dava ile birleştirilmiş, böylelikle ... 10'uncu Ağır Ceza Mahkemesinin 2010/283 esas sayılı dosyasında üç adet iddianameye istinaden yargılama yürütülmüştür.

... 10'uncu Ağır Ceza Mahkemesi 23/07/2010 tarihinde, 102 sanık hakkında tensiben yakalama kararı düzenlemiştir. Tensip zaptının 11'inci maddesi ile Genelkurmay Başkanlığına iddianamede ismi geçen sanıklar ve haklarında yakalama kararı çıkarılan sanıklar hakkında kamu davası açıldığı ve yakalama kararı çıkarıldığı hususunda bilgi müzekkeresi yazılarak fakslanmasına karar verilmiş, 102 kişi hakkında çıkarılan bu yakalama kararları Yüksek Askeri Şura'nın Ağustos ayı toplantısı öncesinde 23/07/2010 tarihinde Genelkurmay Başkanlığına faks yoluyla gönderilmiştir.

Cumhuriyet Savcıları tarafından hazırlanan 920 sayfadan ibaret 29/03/2012 tarihli esas hakkındaki mütalaa ... 10'uncu Ağır Ceza Mahkemesine aynı tarihte sunulmuştur.

CMK'nın 250'nci maddesi ile görevli ... 10'uncu Ağır Ceza Mahkemesinde 16/12/2010 tarihinde başlayan duruşmalar 21/09/2012 tarihinde sona ermiş olup, mahkeme, Türkiye Cumhuriyeti İcra Vekilleri Heyetini cebren ıskat veya vazife görmekten men etmeye teşebbüs suçundan 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 147/1 ve 61'inci maddeleri gereğince, (3) sanık hakkında tefrik, (2) sanık hakkında düşme, (36) sanık hakkında beraat, (3) sanık hakkında 20 yıl hapis, (78) sanık hakkında 18 yıl hapis, (214) sanık hakkında 16 yıl hapis, (1) sanık hakkında 15 yıl hapis, (28) sanık hakkında 13 yıl 4 ay hapis, (1) sanık hakkında 6 yıl hapis cezası kararları vermiştir.

Gerekçeli kararda; "Sanıklar ve müdafileri dosyaya rapor düzenleyen bilirkişiler ile tanıklar Aytaç Yalman ve Hilmi Özkök'ün dinlenilmesini ısrarla talep etmişlerdir. Bilirkişilerin ve adı geçen tanıkların, sanıklara atılı suçun niteliği göz önüne alındığında toplanan kanıtlara göre beyanlarının alınmasının karara etkisi bulunmadığı, kanıtın amaca uygun olmadığı değerlendirildiğinde; tanık gösterilmesi isteğinin mahkeme üzerinde kamuoyu nezdinde baskı oluşturmak amacıyla yapılması, seminer ve diğer belgelerin gerçek olması nedeniyle de bilirkişiler ve tanıkların dinlenilmesinin sonuca etkili olmadığı kanaatine varılarak talep reddedilmiştir." ifadelerine yer verilmiş,

Yargıtay 9'uncu Ceza Dairesi 09/10/2013 tarihli, 2013/9110 esas ve 2013/12351 karar sayılı ilamı ile (237) sanık hakkındaki mahkûmiyet kararının düzeltilerek onanmasına, (36) sanık hakkındaki beraat kararının onanmasına, (88) sanık hakkındaki mahkûmiyet kararının ise ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi veya beraat kararı verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulmasına karar vermiştir.

Yargıtay'ın bozma kararı verdiği (88) sanık yönünden;

Yargıtay 9'uncu Ceza Dairesinin bozma ilamı sonrası dava dosyasının mahalline yeniden gönderildiği ... 10'uncu Ağır Ceza Mahkemesinin de aralarında bulunduğu CMK'nın 250'inci maddesi ile görevli ağır ceza mahkemeleri ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 10'uncu maddesi ile görevli özel yetkili mahkemelerin 21/02/2014 tarih ve 6526 sayılı Kanun ile kapatılmasıyla birlikte hükmü bozulan sanıklar yönünden dava dosyasının yetki (seminerin yapıldığı ve darbe planlarının hazırlandığı öne sürülen 1'inci Ordu K.lığı Üsküdar/Selimiye kışlasının yargı çevresi içerisinde yer aldığı yer) itibariyle görevli ... Anadolu Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesi cihetine gidilmiştir.

... Anadolu 4'üncü Ağır Ceza Mahkemesi yaptığı yargılama sonucunda; sanıkların "Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Cebren Iskat veya Vazife Görmekten Cebren Men Etmeye Teşebbüs" suçunu işledikleri sabit olmadığından beraatlerine, sanık H.Y.'nin 21/10/2013 tarihinde ölmüş olduğundan hakkında açılan kamu davasının düşürülmesine karar vermiş ve bu karar kesinleşmiştir. Bir kısım sanık için ise Mahkeme, A.G. dışındaki sanıklar yönünden delillerin değerlendirilmesi sonucu bu sanıklara yüklenen suç bakımından mahkûmiyetlerine yetecek, şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı, yüklenen suçları işlediklerinin sabit olmaması nedeniyle beraatlerine karar vermiş ve karar 03/03/2015 tarihinde temyiz edilmeden kesinleşmiştir.

Öte yandan, Yargıtay 9'uncu Ceza Dairesinin 09/10/2013 tarihli onama kararı ile haklarındaki hapis cezaları kesinleşen (237) hükümlü yönünden;

Hükümlüler ile müdafileri ... 10'uncu Ağır Ceza Mahkemesine müracaat ederek hükme esas olan dijital verilerin sahte olduğu, Gölcük Donanma Komutanlığında yapılan aramada ele geçen (5) nolu hard diskin sonradan oluşturulduğunu belirten 20/01/2014 tarihli TÜBİTAK görevlilerince hazırlanmış dijital analiz raporu ve paralel devlet yapılanmasına yönelik iddialar içerir dilekçelerle yeniden yargılama başvurusunda bulunmuşlardır. Yargılamanın yenilenmesi talebi, ... 10'uncu Ağır Ceza Mahkemesince değerlendirilerek 03/02/2014 tarihinde reddine karar verilmiştir. Sanıklardan bir kısmının Anayasa Mahkemesine yaptıkları bireysel başvuru üzerine Anayasa Mahkemesi 18/06/2014 tarihinde; adil yargılanma hakkı kapsamında dijital delillerin değerlendirilmesine ilişkin şikâyetlerinin giderilmediğine dair iddiaların ve dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök ile Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman'ın tanık olarak dinlenmesi taleplerinin reddi nedeniyle tanık dinletme hakkına ilişkin şikâyetlerin kabul edilebilir olduğuna, Anayasanın 36'ncı maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine karar vermiştir.

... 10'uncu Ağır Ceza Mahkemesinin yukarıda izah edilen süreç çerçevesinde kapatılması ve dosyanın ... Anadolu 4'üncü Ağır Ceza Mahkemesi'ne devredilmesi nedeniyle Anayasa Mahkemesi'nce verilen ihlal kararı ile ilgili olarak değerlendirme yapan ... Anadolu 4'üncü Ağır Ceza Mahkemesi, 19/06/2014 tarihli ek kararı ile yargılamanın yenilenmesine, hükümlüler hakkındaki infazların durdurulmasına ve tahliyelerine karar vermiştir. ... Anadolu 4'üncü Ağır Ceza Mahkemesi yeniden yargılama neticesinde verdiği 08/06/2015 tarihli karar ile, ... (Kapatılan) 10'uncu Ağır Ceza Mahkemesinin 21/09/2012 tarihli kararı ile verilen mahkûmiyet hükümlerinin ayrı ayrı iptaline, sanıkların yüklenen suçu işledikleri sabit olmadığından beraatlerine karar vermiştir.

Verilen beraat kararının sanıklar Çetin Doğan, Behzat Balta, Mehmet Kaya Varol, İhsan Balabanlı, Metin Yavuz Yalçın, Erdal Akyazan ve Emin Küçükkılıç haricindeki sanıklar hakkında 08/06/2015 tarihinde kesinleştiği, adı geçen sanıklar hakkındaki kararın ise; 1'inci Ordu Komutanlığındaki plan seminerinin sanık Çetin Doğan ve diğer sanıklar tarafından seçimle gelen meşru hükümeti antidemokratik yollarla yıkmaya yönelik tertip edildiği, sanık Çetin Doğan'ın oluşturulan yapılanmanın lideri olduğu, bununla ilgili olarak emirler verdiği ve bu doğrultuda görevlendirmelerin yapıldığı, diğer sanıkların da plan seminerindeki sunumları dikkate alındığında Çetin Doğan liderliğinde atılı suçlamaya konu eylemi gerçekleştirmek için oluşturulan yapılanma içinde yer aldıkları, plan seminerine katılarak yukarıda belirlenen amaç doğrultusunda sunum yaptıkları, sanık Çetin Dogan'ın eylemine iştirak ettikleri; bu şekilde sanıkların Türkiye Cumhuriyeti hükümetini cebren ıskat veya vazife görmekten cebren men etmeye teşebbüs suçunu işledikleri anlaşıldığından sanıklar Çetin Doğan, Behzat Balta, Mehmet Kaya Varol, İhsan Balabanlı, Metin Yavuz Yalçın, Erdal Akyazan ve Emin Küçükkılıç'ın atılı suçtan ayrı ayrı mahkûmiyetlerine karar verilmesi gerekirken beraatlerine karar verilmiş olmasının usul ve yasaya aykırı olduğu kanaati ile temyiz edildiği,

Yargıtay 16. Ceza Dairesince 14/06/2021 tarih ve 2016/5925 Esas, 2021/3893 Karar sayılı kararı ile yapılan temyiz inceleme değerlendirmesinin;

“b Somut olay;

Suç tarihinde Milli Güvenlik Siyaset Belgesi ve buna istinaden hazırlanan Genelkurmay Başkanlığının 18.03.2000 tarihli "Türkiye'nin Milli Askeri Stratejisi (TÜMAS) dokümanı çerçevesinde 1. Ordu Komutanlığının seminer için izin talebinin, Kara Kuvvetleri Komutanlığı 03.01.2003 tarihli mesaj emri ile 1.Ordu Komutanlığına emredildiği, bu seminere sınırlı sayıda ve seçilmiş personel değil, atamalı oldukları görev yeri gereği, verilen emirlere uygun olarak ilgili personelin katıldığı, bu kişilerin kimler olduğunun da Genel Kurmay TATPROG 2003 2006 ve Kara Kuvvetleri Komutanlığı 2003 yılı Tatbikatlar Programı kitabında yazılı olduğu, Kara Kuvvetleri Komutanlığı Tatbikatlar programının 1. Ordu Plan Semineri 04 06 Mart 2003 olarak planlanıp, plan seminerinin Ertuğrul Harekat Planını geliştirmek amaçlı düzenlendiği, Kara Kuvvetleri Komutanı Kurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ imzalı Ocak 2003 tarihli mesaj formunun bulunduğu, buna göre 1. Ordu Plan semineri tatbikat planlama direktifine uygun olarak kuvvet yapısı çalışması dikkate alınarak yapılacağı, Genelkurmay 2. Başkanı Yaşar Büyükanıt tarafından "Uygundur" şerhi ile 26.03.2003 tarihinde imzalandığı, seminerin konusunun 29.08.2000 tarihli Ertuğrul Harekat Planının incelenmesi olup, Kara Kuvvetleri Komutanlığı 02.01.2003 tarihli, 2003 yılı Tatbikatları Programına göre plan seminerinin icra edildiği belirtilmiş olmasına rağmen, 1. Ordu Komutanı olan sanık Çetin Doğan ve 1. Ordu Komutanlığında görevli rütbeli diğer sanıklar ile haklarındaki beraat kararı temyiz edilmeksizin kesinleşen bir kısım sanıkların olasılığı en yüksek senaryo semineri çerçevesinde yapılan toplantıda, iktidardaki Akparti Hükumeti yerine Milli Mütabakat Hükumeti kurmak, somut yer ve isim belirtilmek suretiyle ... Büyükşehir ve diğer İl ve İlçe Belediye Başkanlıklarına atamalar yapmak, gözaltılar ve tutuklamalar gerçekleştirmek, milli istihbarat başkanlığı dahil bürokrasinin üst kademelerine atamalarda bulunmak, Milli Güvenlik Kurulu aracılığı ile Hükümeti uyararak ve hatta gidişatın kötü olduğunu dikte ederek bunun sonunun iyi olmayacağı şeklinde Hükümeti tehdit etmek dahil demokratik bir toplumda kabullenilmesi ve katlanılması mümkün olmayan ve TSK'nın görev, yetki ve sorumlulukları ile bağdaşmayan, doğrudan Hükumeti Cebren Iskata yönelen içerikte konuştukları ve bunlara ilişkin planların hazırlandığına dair beyanlarda bulunarak hükumeti devirmeye dönük kastla hareket ettikleri ve bunu açıkça ifade ettikleri, bu seminer çalışma metninin Genelkurmay Başkanlığınca da olağan dışı görülerek bu konuda inceleme yaptırıldığı ve daha sonrada Yüksek Askeri Şura'da sanık Çetin Doğan ve bir kısım sanıkların emekli edildiği anlaşılmaktadır.

c Sanıkların hukuki durumları;

Şu hale ve özellikle sanık Çetin Doğan'ın ses kaydındaki ikrarına göre; faaliyetlerine görünüşte yasallık sağlamak üzere, "olasılığı en yüksek tehlikeli senaryo" adında ve mutad seminer kapsamında, elverişlilik bakımından bulundukları rütbe, konum ve imkanlar itibariyle korunan değerlere yönelecek/matuf hareketler için yakın ve açık tehlike içerecek yeterlikte, eleman/asker, silah ve lojistiğe hükmettiklerinde tereddüt bulunmayan sanıkların, anılan sözde senaryonun içerik ve yöntemlerinden ayrılarak, demokratik seçimlerle iş başına gelmiş meşru Türkiye Cumhuriyeti Hükumetinin/ Adalet ve Kalkınma Partisi hükumetinin görevine cebren son vermek için 05 07 Mart 2003 tarihlerinde düzenli olarak toplanmak suretiyle, Genel Kurmay Başkanı ve kuvvet komutanları vasıtasıyla Hükumetin tehdit ettirilmesi, Milli Mutabakat Hükumeti kurulması, öncesi ve sonrasıyla bu neticeye ulaştıracak organizasyon ve planlama kapsamında, vatandaşların, sivil toplum kuruluşlarının fişlenmesi, yerel yönetimler ve bunlara bağlı ortaklıklar, merkezi MİT gibi stratejik kurumlar, basın yayın organları, lojistik ve gıda başta olmak üzere faydalanılacak tüm ticari işletmeler dahil olmak üzere askeri bir disiplinle son derece ayrıntılı ve kapsamlı bir plan üzerinde anlaştıklarının ve fakat ittifakın farkına varılması üzerine, bir kısmının emekliliğini istediği, bir kısmının da askeri şurada emekli edildiğinin anlaşılması karşısında;

d Hüküm:

Üzerinde anlaşılan plan doğrultusunda, gerek suç tarihinde mer'i 765 sayılı TCK'nın 147., gerekse hüküm tarihinde yürürlükte olan 5237 sayılı TCK'nın 312. maddesinde düzenlenen suç yönünden, sanıkların kastının şüpheye yer bırakmayacak biçimde ortaya çıktığında kuşku bulunmasa da, davranışların, suçların “doğrudan doğruya icrasına başladıklarının kabulünü mümkün kılan aşamaya müncer olmadığı/olamadığı açıktır. Bu nedenledir ki amaç suçlar bakımından sanıkların eylemleri teşebbüs aşamasına ulaşmayan hazırlık hareketleri kapsamında değerlendirileceğinden anılan suçların oluşmayacağının ve fakat dosya kapsamı, sanıklar tarafından da varlığı kabul edilen mezkur seminer çalışmasında, yine sanıklar tarafından gerçekleştirildiği kabul edilen ses kayıtları, özellikle somut yer ve kişiler belirtilmek suretiyle milli mutabakat hükumeti kurulması, yönetimin devralınması, iktidar partisine mensup Belediye Başkanları, siyasetçiler ve bir kısım yöneticilerin bu çerçevede toplanıp gözaltına alınarak tutuklanacağına yönelik konuşma içerikleri, plan seminerinin hukuki dayanağı ile icra şekline ilişkin kurumsal belgeler dikkate alındığında sanıkların fikir birliği içerisinde vukuu bulan eylemlerinin unsurları itibariyle 765 sayılı Türk Ceza Kanunun 171. maddesinde ve bunun karşılığı olan 01/06/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 316. maddesinde düzenlenen suçu oluşturduğu nazara alınıp;

Çekilmeden maksadın; anlaşmadan çekilmek olduğu ve iradi bir davranışı gerektirdiği, iradi davranıştan kaynaklanmayan fiili durumların/imkansızlıkların bu fıkra kapsamında değerlendirilemeyeceği dikkate alınarak, somut olayda çekildiklerine dair savunma, delil, somut olgu veya davranışı belirlenemeyen sanıklardan, ittifakın farkına varılması üzerine, bir kısmının emekliliğini istediği, bir kısmının da askeri şurada re'sen emekli edildiğinin anlaşılması karşısında 765 sayılı TCK'nın 171/3. ve 5237 sayılı TCK'nın 316/2. maddelerinin uygulanma yeri bulunmadığı da gözetilerek, sanıklar hakkında 5237 sayılı TCK'nın 7/2 ve 5252 sayılı Yasanın 9. maddeleri gereğince lehe aleyhe yasa değerlendirmesi de yapılmak suretiyle hukuki durumlarının buna göre tayin ve takdiri gerekirken delillerin değerlendirilmesinde düşülen yanılgı ve yerinde olmayan gerekçeyle yazılı şekilde karar verilmesi,

Kanun aykırı Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları yerinde görüldüğünden hükümlerin bu nedenlerle BOZULMASINA,” şeklide olduğu görülmüştür.

Balyoz davası, FETÖ/PDY'nin 2000'li yılların ikinci yarısından itibaren kullandığı veya manipüle ettiği, böylelikle örgütün kamuoyunda kendi düşünce ve gizli emelleri doğrultusunda algı oluşturmaya çalışması sebebiyle davaya konu olayların ve maddi gerçeğin ortaya çıkmasını zorlaştırdığı, sonuç itibariyle yargılama safhasının uzadığı belirlenmiştir.

Amirallere Suikast, Kafes Eylem Planı ve Poyrazköy Davaları;

Amirallere suikast davası olarak bilinen olayda, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Metin Ataç ile dönemin Donanma Komutanı ve sonrasında halefi Deniz Kuvvetleri Komutanı Eşref Uğur Yiğit'e yönelik suikast düzenleneceği iddiasına ilişkin soruşturmanın her zamanki gibi 15/07/2009 tarihinde Emniyete mail yolu ile gönderilen ihbar ile başladığı, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nda görevli bir grup rütbeli personelin, organize biçimde uyuşturucu ticareti yaptığı, uyuşturucu ve seks partileri düzenledikleri, Ergenekon örgütüne de yardımı yaptığının iddia edildiği sözde kimliği meçhul bir deniz subayının gönderdiği bu ihbar mailinde;

“Uyuşturucu ve borç batağına düşmüş bir deniz subayı olarak beni bir Türk askerine yakışmayacak bu hallere düşürenleri, Deniz Lisesinden Deniz Harp Okulu ’na oradan teğmenliğe uzanan uzun yolda bahriyelilerin önünü kesen uyuşturucu bataklığını, bu karanlık organizasyonu ve örgütsel bağlarını, amaçlarını, uyuşturucunun nereden temin edildiğini, bu organizasyonunun liderlerini hangi özel mekanlarda nasıl seks partileri verildiğini, geniş organizeyi kimlerin himaye ve desteğiyle ne amaçla devam ettirildiğini, bana da kurulmuş olan bu korkunç tuzakları ihbar ediyorum. Yıllardır içinde bulunduğum bu bataklığın farklı amaçları olan bir ihanet çemberi olduğunu anlamış bulunuyorum. Yapıyı deşifre etmek lanet yapıyı çökertmek istiyorum. “denilerek devamında ihbar içeriğinde belirtilen organizasyonun liderleri ve yaptıklarının anlatıldığı,

Soruşturma safhasında intihar ederek hayatına son veren Yarbay Ali Tatar’ın adına da ihbar mailinde yer verildiği, iddianameye konulan ihbar mektubunda, "Bu organizasyonun en büyük uyuşturucu ayağı olan Ülkü Öztürk, Yb. Ali Tatar’ın bilgisi dahilinde Kocaeli’nde bulunun Samet Et adlı kasabın sahibi Levent Çakı’dan temin etmektedir" denilerek Ali Tatar'ın da böylelikle kumpas sürecine dahil edildiği, dönemin ... Cumhuriyet Savcısı Süleyman Pehlivan tarafından 30/01/2010 tarihinde düzenlenen 166 sayfalık iddanamede Gölcük Donanma Komutanlığı’nda görevli teğmen rütbesinde 19 sanığın ismine yer verildiği, Ergenekon sanıklarıyla bağlantılı oldukları iddia edilen sanıklara yönelik olarak "Silahlı terör örgütüne üye olmak", "Örgüt amacı doğrultusunda patlayıcı madde mermi bulundurmak", "Aynı suçu işleme kararı ile birçok kişiye ait kişisel verileri hukuka aykırı olarak kaydetmek", "Kişisel kullanım amacı dışında uyuşturucu madde bulundurmak", "Uyuşturucu ve uyarıcı madde temin etmek, ticaretini yapmak veya sağlamak", "6136 sayılı yasa kapsamında mermi bulundurmak" suçlarının isnat edildiği, ... 12'nci Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen 9'u tutuklu 19 sanık hakkında açılan davanın 17/05/2010 tarihli duruşmasında, ''Amirallere suikast'' girişimi davasının, aynı mahkemede görülen Poyrazköy'deki kazılarda ele geçirilen mühimmata ilişkin ana dava ile ''fiili ve hukuki irtibat olduğu gerekçesiyle'' birleştirilmesi yoluna gidildiği,

Kafes eylem planı olarak bilinen olayda, dönemin İzmir Güney Deniz Saha Komutanı Koramiral Kadir Sağdıç ve ... Kuzey Deniz Saha Komutanı emekli Koramiral Ahmet Feyyaz Öğütçü ile Binbaşı Levent Bektaş'ın da aralarında bulunduğu 3'ü tutuklu 33 asker şüphelinin, ''Ergenekon silahlı terör örgütüyle doğrudan bağlantılı olarak kafes eylem planını hayata geçirmek üzere faaliyet yürüttükleri" iddiasıyla ... Cumhuriyet Savcıları Murat Yönder ve Ercan Şafak tarafından düzenlenen 19/03/2010 tarihli iddianameyle ... 12'nci Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası açıldığı, "Kafes Eylem Planı” soruşturması kapsamında (33) şüpheli hakkında hazırlanan ve mahkemece kabul edilen iddianamede, Rahmi Koç Müzesi'ndeki denizaltıda bulunan patlayıcı madde ve burada yapılması planlanan eyleme ilişkin bilgiler verilerek ayrıca ... Emniyet Müdürlüğü Muhabere Elektronik Şube Müdürlüğü hizmetlerinde kullanılmakta olan 155 mail ihbar hattına 23/05/2009 tarihinde saat 15.06'da yapılan ihbar mailine yer verildiği,

Söz konusu mailde olaya ilişkin “...Kafes eylem planının amacı, ülke içerisinde çeşitli eylemler yaparak ülkede Ergenekon örgütünün hedefleri doğrultusunda kargaşa çıkarılması, Cumhuriyet mitingleri tarzında çeşitli yürüyüş ve mitinglerin organize edilmesi, basın kuruluşları aracılığıyla Ergenekon'a destek verilmesi, hükümetin yıpratılması ve gayrimüslim vatandaşlarımızın tehdit edilerek can güvenliklerinin olmadığı duygusunu aşılayarak hükümetin içeriden ve dışarıdan baskı altına alınması ve ülke gündemini değiştirerek Ergenekon davasının boşa çıkarılmasıdır. Bugüne kadar bu eylem planı dahilinde hayata geçirilen bazı eylemlerden de örnek vermek istiyorum. Kasımpaşa postanesinden Ermeni kiliselerine, gazetelere gayrimüslim vatandaşlarımızın evlerine tehdit içerikli mektupların gönderilmesi bu plan dahilinde yapılmıştır. Burada da amaç, kargaşa ve kaos çıkarmaktır. Kasımpaşa postanesinde güvenlik kameralarının olmaması burayı tercih etmelerindeki en büyük etkendir. Ayrıca yine Kasımpaşa'da bulunan Koç Müzesi'ndeki denizaltıya patlayıcılar yerleştirilmesi de yine aynı plan dahilinde yapılmış bir eylemdir. Bu plana göre 200 300 kişilik bir öğrenci grubunun müzeyi ziyaretleri esnasında patlayıcılar patlatılacak ve ortalık kan gölüne dönecekti. Tabii bunun sonunda sorumlu hükümet tutulacak, faillerin yakalanmaması insanlarımızı gerecek, bir kargaşa ortamının yaratılması sağlanacaktı. Ancak grup içerisinden bir kişinin görevini tam yapmaması ve müze görevlilerinin durumu fark etmesi bu planlarını sekteye uğrattı” ifadelerinin yer aldığının belirtildiği, davanın 18/06/2010 tarihli duruşmasında "Kafes eylem planı" davasının da, aynı mahkemede görülen Poyrazköy'deki kazılarda ele geçirilen mühimmata ilişkin ana dava ile ''fiili ve hukuki irtibat olduğu gerekçesiyle'' birleştirilmesi yoluna gidildiği,

Nihayet, 06/03/2014 tarihinde yürürlüğe giren 6526 sayılı Kanun ile Özel Yetkili Mahkemelerin kaldırılması üzerine, ... 12'nci Ağır Ceza Mahkemesi'nden ... Anadolu 5'inci Ağır Ceza Mahkemesine gönderilen ve burada yapılan yargılama neticesi 02/10/2015 tarihinde verilen karar ile Kafes Eylem Planı, Amirallere Suikast, Gölcük'te ele geçirilen belgeler, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) ve Çağdaş Eğitim Vakfı (ÇEV) yöneticileri hakkındaki iddialara ilişkin dosyaların birleştiği toplam (84) sanıklı Poyrazköy ana davasında (83) sanık hakkında beraat, bir sanık hakkında ise ölüm nedeniyle davanın düşürülmesi yönünde karar verildiği, mahkemenin beraate ilişkin gerekçeli kararında sanıklarla ilgili iddiaların temel dayanağını oluşturan CD ve DVD'lerde bulunan suç unsuru içeren dosyaların tarih ve saatleriyle oynanmış olduğu ve manipüle edildiği, dosyaların emniyette inceleme altında olduğu 24/04/2009 ve 09/05/2009 tarihleri arasındaki süre içerisinde bilgisayar sistem tarihinin geri alınması sureti ile 1 nolu CD ve 3 nolu DVD'ye eklendiği, bu yolla davanın dijital delillerine polis tarafından el konulduktan sonra müdahale edildiği hususlarında bilirkişi raporları bulunduğu gerekçelerine dayandığı, bir başka deyişle mahkemenin gerekçeli kararında sanıklarla ilgili iddialara ve davaya dayanak olarak gösterilen dijital verilerin sahte / üretilmiş ve manipüle edilmiş deliller olduğunu belirttiği, Poyrazköy davası ve birleşen dosyalar kapsamında yargılanan tüm sanıklarla ilgili verilen hükümlerin temyiz edilmeksizin kesinleştiği,

Bu arada, sahte ve üretilmiş delillerle iddianame hazırlayan eski savcılardan Süleyman Pehlivan'ın Yargıtay 9'uncu Ceza Dairesince yapılan yargılama neticesi 21/02/2019 tarihinde verilen karar ile sabit görülen FETÖ/PDY üyeliği nedeniyle 13 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, bir diğer soruşturma savcısı Mehmet Murat Yönder'in de Yargıtay 9'uncu Ceza Dairesi'nde örgütün kriptolu haberleşme programı Bylock kullanıcısı olduğu ve FETÖ üyesi olduğu iddiasıyla halen yargılanmakta olduğu, kumpas olduğu kesinleşmiş yargı kararı ile belirlenen kafes eylem planı iddianamesini hazırlayan savcılardan Ercan Şafak hakkında ise ... 32'nci Ağır Ceza Mahkemesinde görülen dava neticesinde Fetullahçı terör örgütü üyesi olduğu gerekçesiyle 07/12/2018 tarih ve 2017/227 esas, 2018/227 sayılı karar uyarınca 9 yıl 4 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına dair hüküm tesis edildiği anlaşılmıştır.

Görüldüğü üzere, bu davalarda da diğer kumpas operasyonlarında olduğu gibi sahte ve kurgulanmış ihbar mailleri, manipüle edilmiş ve müdahale edilmiş dijital veriler kullanılmış, FETÖ polisleri, buna benzer şekilde, ... ve İzmir Askeri Casusluk kumpaslarında TSK mensubu mağdurların evlerine içerikleri önceden üretilmiş / sahte CD, DVD, flash bellek ve sair dijital materyaller yerleştirdiği, hatta ... askeri casusluk kumpasında sahte dijital delilleri sehven yanlış subayın evine yerleştirecek kadar hataya düştüğü, Tahşiye kumpası mağdurlarının evlerine önceden silah / mühimmat koyduğu, Erzincan Çatalarmut mevkiinde yerin altına silah ve mühimmat gizlediği, savcı Nuh Mete Yüksel'e ait özel hayata ilişkin bir CD'yi ...'daki Çağdaş Eğitim Vakfı binasına gizlice yerleştirdiği, Ergenekon kumpası mağduru Av. Serdar Öztürk'ün ofisine sözde irtica ile mücadele eylem planını koyduğu gibi bu olayda da Poyrazköy'de bizzat kendisinin toprak altına gömdüğü / koyduğu silah ve mühimmatları sonradan kendisi kazarak bulmuş, FETÖ terör örgütü yargı ve polisteki militanları eliyle bu sayede suç işlemediğini bildiği insanlara iftira atarak hayatlarını karartmıştır. Esasen, ... Anadolu 5'inci Ağır Ceza Mahkemesinin kesinleşen beraat kararıyla da tescillendiği üzere, "Poyrazköy Kumpası", Örgütün Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde görevli FETÖ terör örgütüne mensup olmayan subayları tasfiye etmek, tasfiye olanların yerine FETÖ mensubu subayları terfi ettirmek, böylece TSK'yı ele geçirmek; öte yandan sözde Kafes eylem planı ve Amirallere suikast planı gibi eylem planları ile ülke içerisinde çeşitli eylemler yapılarak Ergenekon terör örgütünün hedefleri doğrultusunda ülke içerisinde kargaşa çıkarılmasının hedeflendiği gibi bir algı oluşturulması sayesinde FETÖ terör örgütünün asıl önem verdiği Ergenekon davasına siyasi / toplumsal destek sağlamak ve kamuoyu yaratmak için devreye sokulmuş; esasen Ergenekon, Balyoz ve İzmir / ... askeri casusluk operasyonlarının devamı niteliğinde olan veya birbirleriyle eş zamanlı yürütülen, bu itibarla bir bütünlük içerisinde değerlendirilmesi gereken operasyonlar silsilesidir.

... Askeri Casusluk Davası;

Olay tarihi itibariyle CMK'nın 250'nci maddesi ile yetkili ... Cumhuriyet Savcısı olan, halen FETÖ/PDY terör örgütü üyeliği isnadı nedeniyle firari durumdaki Fikret Seçen tarafından düzenlenen ve ... 11'inci Ağır Ceza Mahkemesince 23/02/2011 tarihinde kabul edilen 10/02/2011 tarih, 2010/1003 soruşturma ve 2011/123 esas sayılı toplam (56) sanıklı iddianamede özetle; 28/04/2010 günü emniyet birimlerine gelen bir mail ihbarında, Vika, Dilara ve Gül isimli şahıslar liderliğinde bir "fuhuş çetesi"nin yurt dışından (Ukrayna, Rusya ve Moldova ülkelerinden) bayan getirerek zorla fuhuş yaptırdığı, bu çete içerisinde 18 yaşından küçük bayanların da bulunduğu ve fuhuş yaptırılan bayanların uyuşturucu bağımlısı yapılarak kullanıldığı belirtilmiş, ihbar üzerine başlatılan soruşturma kapsamında suç örgütü ile irtibatı tespit edilen şüphelilerin kullandıkları telefonların dinleme ve takibe alındığı, soruşturma kapsamında yapılan dinleme ve tespitler sonrasında örgütle irtibatı belirlenen İbrahim Sezer ve Zeki Mesten'in TSK mensubu oldukları, Albay İbrahim Sezer'in bu fuhuş çetesinden sık sık fuhuş amaçlı bayan temin ettiği ve Kadıköy'de bulunan ikametini fuhuş amaçlı kullandırdığı, Zeki Mesten'in ise diğer bir fuhuş örgütü ile irtibatlı olup, ayrıca çetenin fuhuş yaptırdığı bayanları tedavi ettiği ve hamile kalan bayanlara kürtaj yaptığı iddia edilmiştir.

02/08/2010 ve 04/08/2010 tarihlerinde 155 polis hattına gelen bir ihbarda, TSK içerisindeki bir fuhuş çetesinin özel olarak kiraladığı evlerde, temin ettikleri kadınlarla üst düzey komutanların, subayların ve hatta öğrencilerin fuhuş yapmasını sağladıkları, çete üyelerinin fuhuş amaçlı bayanları Vika ve Nona Burdilli isimli şahıstan temin ettikleri ve bu kişilere ait Kocaeli ilinde fuhuş amaçlı kullandıkları 3 ayrı adres olduğu belirtilmiştir.

İhbarlara konu kişilerin ikametlerinde arama yapılarak çok sayıda dijital materyale (CD, DVD, flash bellek, hard disk gibi) el konulmuş, ele geçirilen bilgi belge doküman ve dijital verilerin yapılan incelemesi sonucunda; şüpheliler İbrahim Sezer, Zeki Mesten, Tamer Zorlubaş, Mehmet Seyfettin Alevcan ve Yücel Çipli isimli şahıslar yöneticiliğinde fuhuş, şantaj ve tehdit amaçlı bir suç örgütü oluşturulduğu, bu suç örgütünün devlet güvenliğine ilişkin belge temin etmek ve saklamak, casusluk faaliyetlerinde bulunmak, özel hayatın gizliliğini ihlal etmek, haberleşmenin gizliliğini ihlal etmek, kişilerin sesini gizlice kayda almak ve kişisel verileri hukuka aykırı olarak kaydetme eylemlerini gerçekleştirdikleri, bir kısım şüphelinin ise örgüte bilerek ve isteyerek yardım ettiği iddia edilmiştir.

Bu suç örgütünün yaklaşık 5000 kişinin kişisel verilerini hukuka aykırı olarak kaydettiği ve sakladığı, değişik kurumlarda görev yapan binlerce kişi hakkında toplanan bu detaylı bilgilerin, ancak ciddi bir hiyerarşik yapılanmaya sahip, örgüt mensupları arasında eylem ve görev paylaşımı bulunan, azami ölçüde gizliliğe dikkat edilen bir suç örgütü tarafından gerçekleştirilmesinin mümkün olduğu iddia edilmiştir.

Buradan hareketle, öncelikle bu suç örgütünün Türk Silahlı Kuvvetleri, TÜBİTAK, Havelsan ve Genelkurmay Elektronik Sistemler (GES) Komutanlığı gibi Devletin en stratejik kurumlarında örgütlenerek hücre yapılanmalarına gittiği, gizliliği ön planda bulunduran örgütün özellikle telefon görüşmesi yapmamaya özen gösterdiği, yukarıda belirtilen kurumlarda bulunan örgüt mensuplarının birbirleri ile irtibatlı oldukları, diğer hücre yapılanmasındaki örgüt mensuplarını tanımadıkları ya da irtibat kurmadıkları, bu hücrelerin başında bulunan örgüt yöneticilerinin kendi bölümlerinde uzman ve etkin şahıslar oldukları, örgütün amaçları doğrultusunda alınan kararları örgüt üyelerine ulaştırdıkları ve örgüt mensuplarının özellikle çalıştıkları kurumlarda elde ederek kendilerine getirdikleri her türlü bilgi, belge ve materyalleri aynı zamanda örgütün arşivini de saklayan İbrahim Sezer'e gönderdikleri, örgüt mensuplarının özellikle şantaj amaçlı gizli görüntü elde edilmesi, casusluk faaliyetlerine yönelik gizli belge temin edilmesi, yine örgütün kullanmayı planladığı kişilere kadın ve yer temin edilmesi, örgüte düşman veya dost olan veya örgüt tarafından kullanılabilecek kişilerin belirlenmesi, ayrıca bu kişiler ile ilgili kişisel verilerin kaydedilmesi işlemlerini yürüttükleri, örgüt mensuplarının, Kocaeli ve ... illerinde faaliyet gösteren bir kısım fuhuş çeteleri ile irtibatlı olduğu, bu çetelerden çevrelerinde önemli yerlerde görev yapan askeri personele fuhuş amaçlı bayan temin ettikleri ve örgüte ait evlerde fuhuş yapmalarını sağladıkları, evlere yerleştirdikleri gizli kamera düzenekleri ile bu kişilerin bayanlarla cinsel ilişkilerini gizlice kaydettikleri ve daha sonra şantaj amaçlı kullandıkları, şüphelilerin şantaj amaçlı temin ettikleri ve sakladıkları bu materyallerle, istifa etmesini ya da emekli olmasını istedikleri askeri personelin, şantaj yaparak emekli olmasını, bazen de terfisini engellemek istedikleri kişilerin görev yaptığı kuruma ihbar ve posta yolu ile göndererek hakkında soruşturma başlatılmasını temin ettikleri ve böylelikle terfi etmesini engelledikleri, şüphelilerden ele geçirilen dijital verilerde yer alan gizli belgelerin mahiyeti, sayısı, bu hususta örgütün talimatları ve özellikle elde edilen belgelere ilişkin tutulan notlar göz önüne alındığında, özellikle Devletin stratejik kurumlarına sızan örgüt mensuplarının çalıştıkları kurumlardan elde ettikleri Devletin güvenliğine ilişkin gizli belgeleri bağlı bulundukları örgüt yöneticilerine ulaştırdıkları, kendilerine bu belgeyi getiren ancak örgüt üyesi olmayan kişilere ücret ödedikleri, özellikle TÜBİTAK tarafından TSK için yürütülen ülke yararına gerçekleştirilen projeleri durdurmaya, yavaşlatmaya veya engellemeye çalıştıkları, casusluk faaliyeti kapsamında elde ettikleri bazı belge veya projeleri yabancı ülkelere pazarlamayı planladıkları, eylem ve faaliyetlerine devam etmek amacıyla çalıştıkları kuruma alınacak elemanlar arasına örgüt mensuplarını veya örgüte yakın kişileri yerleştirmeye çalıştıkları iddiasıyla kamu davası açıldığı anlaşılmıştır.

CMK'nın 250'nci maddesi ile görevli ... 11'inci Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda 02/08/2012 tarih, 2011/37 esas ve 2012/166 sayılı karar ile bir kısım sanıkların suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma, kişisel verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme, özel hayatın gizliliğini ihlal, yasaklanan bilgileri temin etme, Devletin güvenliğine ilişkin gizli bilgileri temin etme gibi suçlardan cezalandırılmalarına, "örgüt kurmak ve yönetmek", "siyasal veya askeri casusluk yapma" ve "fuhşa teşvik veya aracılık etme" suçlarından ise beraatlerine karar verilmiş, mahkeme sanıkların TCK'nın 220'nci maddesinde düzenlenen suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak suçunu işlediğine gerekçe olarak "dosya kapsamında ele geçirilen dijital belgelerde kendileri tarafından oluşturulduğu anlaşılan kısımlarında örgütle irtibatlarını gösterecek şekilde TCK 334/1, 327/1, 326/1 maddeler kapsamında olduğu tespit edilen belgeler" gösterilmiş, öte yandan verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme, özel hayatın gizliliğini ihlal, yasaklanan bilgileri temin etme, Devletin güvenliğine ilişkin gizli kalması gereken bilgileri temin etme suçlarını işlediklerine gerekçe olarak ise; sanık İbrahim Sezer'de ve sanıkların evlerinde ele geçirilen dijital materyaller içerisindeki bilgi ve belgeler gösterilmiş, ... 11'inci Ağır Ceza Mahkemesince verilen 02/08/2012 tarihli kararın temyiz edilmesiyle birlikte Yargıtay 9'uncu Ceza Dairesince yapılan kanun yolu denetimi neticesi 05/12/2013 tarih ve 2013/8851 esas, 2013/14876 karar sayılı ilamı ile bir kısım sanıklar hakkında kurulan hükümlerin onanmasına, bir kısım sanıklar hakkında kurulan hükümlerin bozulmasına, dosyanın ... Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiş, ancak aynen Balyoz ve Poyrazköy kumpas davalarında olduğu gibi Yargıtay bozma ilamı sonrası 06/03/2014 tarihinde yürürlüğe giren 6526 sayılı Kanun ile Özel Yetkili Mahkemelerin kaldırılması üzerine dava dosyası görev ve yetki itibariyle ... Anadolu 5'inci Ağır Ceza Mahkemesine tevzi edilmiştir.

... Anadolu 5'inci Ağır Ceza Mahkemesi'nin 12/01/2015 tarihli değişik iş kararında özetle belirtildiği üzere; Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu'nun "Yankı Bağcıoğlu kararı" olarak bilinen, Resmi Gazete'nin 12/05/2015 tarih ve 29353 sayısında yayınlanan 09/01/2015 tarih ve 2014/253 sayılı bireysel başvuru kararında belirtilen yeniden yargılama sonucunu doğuran ihlalin niteliğinin (Anayasanın 36'ncı maddesi çerçevesinde silahların eşitliği ilkesi gözetilerek adil yargılanma hakkının ihlali) yargılamanın savunma ayağını oluşturan sujeler yönünden ortak olması ve bu nedenle başvurusu bulunmayan ve hükümlülüğüne karar verilen kişiler yönünden teşmil edilebilir niteliği gözetilerek; ... 11'inci Ağır Ceza Mahkemesi'nin 02/08/2012 tarihli ilamı ile haklarında hükmedilen ve infaz aşamasında bulunan tüm hükümlerin infazının durdurulmasına dair karar verilerek yargılamaların yenilendiği belirlenmiştir.

... Anadolu 5'inci Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda tesis edilen 29/01/2016 tarihli kararda ifade edildiği üzere özetle; 28/04/2010 günü yapılan ve yurtdışından gönderilen ihbar ile Vika, Dilara ve Gül isimli şahıslar liderliğindeki fuhuş çetesinin sanıklarla ilişki içerisinde oldukları iddiası üzerine sanıklardan İbrahim Sezer'in 14/07/2010 tarihinde Saffet Kaplan adlı arkadaşı ile yaptığı telefon görüşmesinde "Eşmeye uğrayacağım" sözünün "Vika'ya uğrayacağım" şeklinde tutanaklara geçirilmiş olmasını ve bu durumun 09/12/2010 tarihinde düzeltilmesine ve 17/12/2010 tarihinde ... Emniyet Müdürlüğü tarafından ... Cumhuriyet Başsavcılığına bildirilmesine rağmen, iddianamede sanık İbrahim Sezer'in Vika isimli fuhuş çetesi üyesi ile ilişkili olduğu iddia edilmiştir.

02/08/2010 ve 04/08/2010 tarihlerinde polis hattına gelen ihbarla TSK içerisinde bir fuhuş çetesi bulunduğu, bu çetenin özel olarak kiraladığı evlerde temin ettiği kadınlarla üst düzey komutanların subayların ve öğrencilerin fuhuş yapmasını sağladıklarının iddia edilmesi üzerine mahkemece ihbarda adı geçen Emrah Karaca adına arama kararı verildiği, ancak bu karar üzerine kararın ilişkin olduğu Emrah Karaca isimli şahsın ikametinde arama yapılacağı yerde, Deniz Üsteğmen sanık Mehmet Emrah Küçükakça'nın evinde gıyabında arama yapıldığı, yapılan aramada dijital materyaller bulunduğu ve sanığa ait olduğunun iddia edildiği, bir başka deyişle Küçükakça'nın evinin başkasına ait arama tutanağı ile arandığı, sanık Mehmet Emrah Küçükakça'nın evinde bulunan dijital materyaller incelendiğinde dijital verilerde bu sanığın adının geçmediği, tam aksine yapılan ihbarda adı geçen Emrah Karaca'nın adının geçtiğinin görüldüğü, örneğin; "Lol" klasöründe bulunan "çalıntı cafe.xls" dosyasında açıkça Emrah Karaca adının geçtiği, yine "Saltuk.gho\lol" isimli klasörde bulunan "önemli.doc" isimli Word dosyasında "HN gelen.txt" isimli metin belgesinde "hap ve otu alpay aksu ve Emrah Karaca organize etsin" şeklinde geçtiği, yine dijital verilerin diğer yerlerinde de Emrah Karaca adının geçtiğinin görüldüğü, emniyete yapılan e mail ihbarının Emrah Karaca adına yapılmış oluşu, arama kararının Emrah Karaca adına verilmiş oluşu, bulunan dijital materyallerde sanık Mehmet Emrah Küçükakça'nın adının hiçbir yerde geçmemiş oluşu, tam tersine Emrah Karaca adlı şahsın adının geçmiş oluşu, Emrah Karaca adlı askeri personelin gerçekte var olup kısa bir süre önce başka bir ile tayininin yapılmış oluşu, sanık Mehmet Emrah Küçükakça'nın aramanın yapıldığı tarihte Gölcük'te olmayıp görev nedeniyle başka yerde olduğunun anlaşılmış oluşu, yine sanığın Emrah Karaca'yı tanımadığının sabit bulunuşu dikkate alındığında; yanlış şahsın evinde yapılan aramada ihbar ve arama kararında adı geçen Emrah Karaca'nın da adının geçtiği dijital materyallerin bulunmasının hayatın olağan akışına aykırı bir durum olduğu, görevlilerin planlama yaptıkları dijital materyali yanlış kişinin evine önceden yerleştirdikleri, yanlış kişinin evinde planladıkları doğru kişiye ait delilleri bulduklarına dair ciddi kuşkular oluşmuştur.

Sanıkların hücre yapılanması şeklinde örgütlendikleri bu kapsamda TSK, TÜBİTAK, HAVELSAN ve GES Komutanlığında ayrı ayrı hücre yapılanmasına gittikleri iddiasıyla ilgili olarak yapılan yargılamada bu hücrelerde görev alan sanıkların birbirlerini tanıdıklarına, telefon görüşmesi yaptıklarına, bir araya geldiklerine dair telefon görüşme kayıtları, fiziki takip, elektronik imza, kamera görüntüleri gibi somut ve ispat edilebilir herhangi bir delil bulunamamıştır.

İddianamede sanıklar tarafından kurulan suç örgütünün "gizlilik ve hücre yapılanması"nı esas aldıkları iddia edilmiş ise de, tek dayanak olan dijital materyaller incelendiğinde örgüt üyesi olarak adları geçen sanıkların isim, kimlik bilgileri ve iletişim bilgilerinin açık bir şekilde dijital materyallerde yer aldığı, gizliliğe çok önem veren ve ayrı ayrı hücre yapılanmasına giden sanıkların örgütün arşivi de dâhil tüm dijital verileri sanık İbrahim Sezer'in arkadaşına ait olup zaman zaman kullandığı bekâr evinde bulundurmasının yine suç tarihinde bekâr oldukları anlaşılan ve başka şahıslarla da evi birlikte kullandıkları anlaşılan sanıklar Deniz Mehmet Irak ile Burak Çetin'in örgüte ait olduğu iddia edilen dijital belgeleri başka şahısların rahatlıkla girip çıkabildikleri bu tür evlerde bulundurmaları hayatın olağan akışı ile uyumlu bulunmamıştır.

Çıkar amaçlı suç işlemek üzere kurulan örgüt üyelerinin herhangi bir yabancı ülke veya ajanlarından yine yurtiçinde herhangi bir gerçek ya da tüzel kişiden menfaat ettiklerine dair dosya kapsamında herhangi bir delil bulunamamıştır. Yine örgütün hangi eylemi nerede ve kiminle yaptıkları, fuhuş için hangi evleri kullandıkları veya hangi gizli belgeyi vererek veya kişisel verileri kullanarak menfaat temin ettiklerine dair dosya kapsamında somut herhangi bir delil bulunmadığı, dijital materyallerde bilgileri ve görüntüleri bulunan kişilerden bir tanesinin dahi kendisine şantaj yapıldığını, tehdit edildiğini veya menfaat elde edildiğini ifade etmediği ve yine dosya kapsamında hiçbir askeri personelin kendisine şantaj yapıldığını, tehdit edildiğini veya terfisinin engellendiğini ifade etmediği, ordu içerisinde terfileri etkilemeye çalıştıkları iddia edilen örgütle ilgili bu yönde hiçbir şikâyetçi bulunmamasının da hayatın olağan akışına uygun olmadığı değerlendirilmiştir.

Sanıklardan emekli yarbay Yücel Çipli ve Merdan Metin'in TÜBİTAK görevlileri oldukları, TÜBİTAK'ın TSK için geliştirmiş olduğu Devletin güvenliğine ilişkin projeleri örgütün arşivinde saklanmak üzere gönderdikleri iddiasına müteallik olarak; sanıkların müdafiinin başvurusu üzerine TÜBİTAK'ın gönderdiği yazıda "Kurumumuzda proje geliştirme amacıyla kullanılan bilgisayarlar dışında her çalışanımızın eriştiği internet ve idari net bilgisayarları bulunmaktadır, îdari net bilgisayarları kurumun idari işleri için kullanılmakta olup internet gibi harici ya da dâhili başka bir ağa bağlı değildir. Dolayısıyla kurum dışından erişilemez. İnternet bilgisayarları internet ağına bağlı olmasına rağmen kurum dışından bu bilgisayarlara erişip herhangi bir işlem yapmak söz gelimi masa üstündeki bir dosyayı e posta ile bir başkasına göndermek ya da masa üstündeki bir dosyayı değiştirip kaydetmek mümkün değildir. Bu bilgisayarlar üzerinde herhangi bir işlem yapabilmek için mutlaka kurumda bulunulması gerekmektedir. Bilgisayarlar için kullanıcı isimleri sistem yöneticileri tarafından belli bir kurala göre verilmekte ve kullanıcılar tarafından değiştirilememektedir. Öte yandan bu bilgisayarlara kullanıcılar tarafından sistem yöneticisinin bilgisi ve onayı olmadan herhangi bir program yüklemek ya da kaldırmak ya da dışarıdan bir bilgisayar getirip iç ağlara bağlamak da mümkün değildir. İdari net bilgisayar ağında her çalışanın erişmeye yetkili olduğu bellek alanları belirlenmiş olup bu alanlar dışında kalan alanlara erişmeleri sistem tarafından engellenmektedir." şeklinde cevap verilmiştir.

TÜBİTAK'ın göndermiş olduğu yazının devamında, Yucel.Cipli isimli bilgisayarda son kaydedilen "arge98 personel listesi.xls" isimli dosyanın son kaydedildiği tarih olan 13/08/2009 tarihinde Yücel Çipli'nin istirahatlı olduğunun, 13/08/2009 tarihinde kurumlarının giriş çıkış kayıtlarını incelediklerinin ve bu tarihte işe geldiğine ilişkin bir kayda rastlamadıklarının, yine sanık Merdan Metin'e ait bilgisayarda son kaydedilen Merdan.doc isimli dosyanın son kaydedildiği tarih olan 18/08/2007 tarihinin Cumartesi gününe denk geldiğinin, giriş çıkış kayıtları incelendiğinde Merdan Metin'in bu tarihte işe geldiğine ilişkin bir kayda rastlanmadığının belirtildiği, ancak sanıkların iddia konusu suçlamalarla ilgili hukuksal durumlarını doğrudan etkileyecek olan bu yazının dosya arasına konmayıp soruşturma savcısı tarafından emanete kayıt edilip sanıklar ve müdafilerinin erişimine sunulmamasının anlaşılır bir durum olmadığı belirtilmiştir.

Sanıklar hakkında fuhuşa teşvik veya aracılık etme suçu nedeniyle kamu davası açılmış ise de; öncelikle üzerinde durulması gereken konunun yurt dışından kim yada kimler tarafından gönderildiği belli olmayan e mail ihbarı olduğu, kamuoyuna da yansımış Poyrazköy, Amirallere Suikast, Kafes Eylem planı gibi davalarda da aynı yöntemin kullanıldığı, kim veya kimler olduğu tespit edilemeyen sahte hesaplardan atılan bu e maillerle genelde ahlaken sorgulanacak ve toplumda ahlaksızlık olarak görülen iddialarla soruşturmaların başlatılıp sonrasında bulunan dijital materyallerle daha ciddi suçlamaları içeren soruşturmaların yapıldığının görüldüğü, Emniyet ve Jandarma istihbaratı ya da Milli İstihbarat Teşkilatı ve diğer yetkili kurumların haberdar olmadıkları suç isnatlarının yurtdışından sahte e mail ile sahte hesaplardan tespit edilemeyen şahıslar tarafından yapılmasının bu suçların onlar (ihbarcılar) tarafından bilinmesinin hayatın olağan akışı ile uyumlu bulunmadığı, belli bir yapı adına hareket edildiğine dair kuşkuları artırmıştır. Casusluk dosyasındaki örgütün sözde fuhuş faaliyetleri "Vika" kod adlı Leyla Tanrıverdiyeva isimli şahsın sözde irtibatları üzerine hazırlanmış ise de, iddianamede (25) ayrı yerde ismi geçen, askeri casusluk soruşturmasının şüphelileriyle sürekli irtibatlı olduğu iddia edilen eskort ajan kadın Vika'ya ulaşılamamış, dosya şüphelileriyle irtibatı tespit edilememiştir.

Yukarıda açıklandığı üzere sanıkların fuhuş yapan şahıslarla irtibatını gösteren bir tek telefon görüşmesinin tespit edilemediği, sahte oluşturulan veya yanlışlıkla yapılan Eşme sözü yerine Vika olarak iletişimin tespiti tutanağı tanzim edilip ve bunun yanlışlığı kamu davası açılmadan evvel tespit olunmasına ve de buna ilişkin ... Emniyet Müdürlüğünün resmi yazısının soruşturma dosyasına girmesine rağmen iddianameye sanık İbrahim Sezer'in Vika ile görüştüğünü yazıp iddia edilmesinin anlaşılır bir durum olmadığı, yine tüm dosya kapsamı incelendiğinde fuhuş yapan tek bir kadın olmadığı gibi fuhşun yapıldığı herhangi bir yerin de tespit edilemediği, sanık İbrahim Sezer'in evinde ele geçirilen 9 adet fiziki belge ile ilgili olarak Emniyet Genel Müdürlüğü Kriminal Polis Laboratuarı Daire Başkanlığının 28/10/2010 tarihli ekspertiz raporuna göre fiziki belgelerdeki yazının sanık İbrahim Sezer'e aidiyetinin tespit edilemediği, ortada sahte bir hesaptan gönderilen ve kim tarafından gönderildiği tespit edilemeyen e mail ihbarı, sahte veya yanlışlıkla oluşturulan iletişimin tespitine ilişkin tape örneği, delil olarak kabulü mümkün olmayan dijital veriler dışında birbirini hiç tanımayan, birbirleriyle hiç iletişimleri bulunmayan sanıkların fuhuş yaptırdıklarına ya da fuhşa aracılık ettiklerine ilişkin delil olmadığı bu nedenle beraatlerine karar verilmesi gerektiği ifade edilmiştir.

Sanıklara müsnet Siyasi ve Askeri Casusluk iddialarına yönelik yapılan değerlendirmede ise; sanıklar hakkında dijital verilerde bulunan, gizli oldukları iddia edilen bilgileri askeri casusluk amacıyla bulundurdukları iddia edilmiş ise de; dijital verilerin sanıklara aidiyetini gösteren hiçbir delilin elde edilmemiş oluşu, yine dosya kapsamında sanıkların bu amaçla bir araya geldiklerini gösteren fiziki takip kamera görüntüleri, tanık anlatımları, HTS kayıtları, somut ve ispat edilebilir hiçbir delilin dosyada bulunmadığı ayrıca sanıkların dijital nesnelerde yer alan gizli olduğu iddia edilen belgeleri herhangi bir yabancı ülkeye vermeye çalıştıkları, bu yönde görüşmeler yaptıkları, yabancı ülke ajanları ile buluşup konuştukları veya bu yönde bir menfaat ettiklerine dair dosyada her hangi bir kanıt bulunmadığı belirtilerek sanıkların beraatlerine karar verilmesi gerektiği ifade edilmiştir.

Dosyada bulunan dijital materyaller ile ilgili değerlendirmede; iddianamede yer verilen tüm suçlarla ilgili delillerin sanıklarda elde edilen dijital materyaller içerisinde yer alan verilerden ibaret olduğu ve kararın gerekçesinden de anlaşılacağı üzere mahkûmiyete esas tek gerekçenin bu dijital materyaller olduğu, bunun dışında her hangi bir delilin iddia edilmediği ve mahkemenin mahkûmiyet gerekçesinde başkaca bir delilin gösterilmediği, haklarında mahkûmiyet kararı verilen sanıkların Anayasa Mahkemesine başvurdukları,

Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu'nun "Yankı Bağcıoğlu kararı" olarak bilinen, Resmi Gazete'nin 12/05/2015 tarih ve 29353 sayısında yayınlanan 09/01/2015 tarih ve 2014/253 sayılı bireysel başvuru kararında özetle; "Kural olarak bilirkişinin sunduğu rapor ve mütalaalar derece mahkemeleri açısından bağlayıcı olmamakla birlikte, ilk derece mahkemesi tarafından esasa ilişkin değerlendirmeler yapılırken Cumhuriyet Savcısı tarafından yaptırılan incelemelerin belirli bir etkisi olmuştur. Başka bir deyişle somut davada ilk derece mahkemesi yalnızca dijital deliller üzerinde Cumhuriyet savcısı tarafından yaptırılan çözümleme ve incelemelerle kurumlardan gelen çizelgelere itibar etmiş, bu raporlara karşı başvurucuların mahkûmiyet kararının dayanağı olan dijital verilerin gerçeği yansıtmadığı iddialarını değerlendirmek üzere bilirkişi heyeti tayin etmesi ve rapor aldırılması yönündeki talepleri ile bu belgelerin imajlarının verilmesi talebini reddetmiştir. Somut olayda, dijital deliller içerisindeki bilgi ve belgelere dayanılarak başvurucuların mahkûmiyetine karar verilmiştir. Başvurucuların dijital verilerin gerçeği yansıtmadığı yönündeki iddialarının araştırılması amacıyla bu deliller üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılması veya bunlara ilişkin imajların verilmesi taleplerinin dijital belgelerin içeriklerinin devlet sırrı kapsamında kaldığından ve dijital delillerin usulüne uygun aramalar sonucu ele geçirildiğinden bahisle reddedilmesi yargılamanın bütünü yönünden adil yargılanma hakkını ihlal eder niteliktedir. Mahkemece delillerin bu şekilde gizlenmiş olması özellikle de devlet sırrı gerekçesi ile delillerin savunma makamına açılmaması ve incelettirilmemiş olması başvurucuların dijital delillerin sıhhati konusundaki iddialarını tam olarak ileri sürmesini imkânsız kılmıştır. Oysa mahkeme, bu dijital delillere göre bir değerlendirme yaparak mahkûmiyet kararı vermiş ve Yargıtay tarafından aynı nedenlerle verilen hüküm onanmıştır. Bu koşullarda mahkemece izlenen usul ve yöntemin, silahların eşitliği ilkesinin gereklerine uygun olmadığı ve başvurucunun menfaatlerini yeterince koruyan bir güvence içermediği açıktır" denilmek suretiyle mahkûmiyetine karar verilen sanıkların yapmış oldukları bireysel başvuru ile ilgili olarak silahların eşitliği yönünden adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine yönelik iddiaların kabul edilebilir olduğuna karar verdiği;

Tüm dosya kapsamı bir arada değerlendirildiğinde; dijital delillerin yargılamaya konu edilmesi, delillerin bulunması, kopyalanması, korunması gibi konuların adli bilişim hukuku açısından en önemli hususların başında geldiği, buna rağmen davaya ilişkin soruşturma makamlarının hazırladığı tüm tutanak ve inceleme raporlarının adli bilişim temel prensipleri ve standartlarına göre eksik hazırlandığının anlaşıldığı, bu delillerin incelenmesinin hangi inceleme yazılımıyla ve hangi sürümü ile yapıldığı, delile ait fiziksel bilgiler, delilin bütünlüğünün bozulmaması için kullanılan donanım ve yazılıma ait bilgiler, saat bilgileri, orijinal delilin nereye ve nasıl kopyalandığı, incelemeyi yapan kişinin uzmanlığının ne olduğu gibi hususların tutulan tutanak ve raporlarda belirtilmediği, bunların soruşturma ve kovuşturma aşamasında sanık ve müdafilerinin erişimine sunulmadığı dikkate alındığında dijital belgelere ilişkin şüphelerin oluşmasının kaçınılmaz olduğu, olay yerinde imaj alma işleminin yapılmadığı, olay yeri ekibinin kanıtların bire bir kopyasını alıp (imaj) oluşturulan bu kopyanın "Elektronik mühür" olarak tabir edilen hash değerinin sanığa ya da vekiline verilmediği, diğer bilgisayar sistemlerine nazaran CD, DVD ve flash bellek gibi materyallerin imajının alınmasının kolay medya çeşitlerinden olduğu, sadece okunabilir durumda oldukları için ve kapasitelerinin küçük olmasından dolayı imaj alma işleminin kısa sürdüğünün bilinen bir gerçek olduğu, olay yeri ekibinin kısa ve basit bir şekilde gerçekleştirebilecekleri imaj alma işini soruşturmanın daha ilk aşamasında yerine getirmedikleri, çok sonraları alınan imajların sanık ve müdafilerine verildiği dikkate alındığında el konulan dijital delillerin değişikliğe uğrayıp uğramadığını, manipüle edilip edilmediğini söylemenin imkânsız olduğu, dijital delillerin daha soruşturmanın başında güvenilirliğini yitirdiği ve delil bütünlüğünün bozulduğu belirtilmiştir.

Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi Bilişim ve Teknoloji Şubesinin meta verilerin değerlendirilmesi başlıklı raporunda özetle anti forensics (Karşıt adli bilişim) olarak da bilinen teknikler kullanarak dosya meta verileri (Başlık, konu, yazar ismi, şirket, kategori, oluşturma, değiştirme zamanları vb.) silinebilir ya da istenilen verilerle değiştirilebileceği belirtilmiş olup, sanıklarda ele geçen dijital delillerde bulunan meta verilerinin sanıklara ait olduğunu gösterir şekilde elektronik imza ile oluşturulmuş herhangi bir meta verinin dosyada mevcut bulunmadığı, yine el konulan ve davanın esasını teşkil eden dijital delillerin oluşturulduğu bilgisayarlara el konulmadığı, bu duruma göre dijital deliller içerisinde yer alan meta verilerinin sanıklar tarafından oluşturulduğunun tespit edilmesinin mümkün bulunmadığı, bu nedenlerle davaya konu olan dijital materyallerin sanıklar tarafından oluşturulduğunun kabulünün mümkün bulunmadığı ifade edilmiştir.

... Anadolu 5'inci Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda tesis edilen 29/01/2016 tarihli karar ile yukarıda ayrıntılarına yer verilen gerekçeler doğrultusunda sanıkların beraatına karar verildiği anlaşılmıştır.

... Askeri casusluk davası eliyle kurulan kumpasın hedefindeki TÜBİTAK'taki kriptolu telefonları üreten ekibin FETÖ/PDY terör örgütü tarafından bu dava sayesinde tasfiye edilerek kurumdan uzaklaştırıldığı, öte yandan Askeri casusluk soruşturmaları ve kovuşturmalarına şüpheli / sanık sıfatıyla dahil ettiği çok sayıda TÜBİTAK görevlisini bu yolla tasfiye eden paralel örgütün bu süreçten sonra kendisine mensup yüzlerce personeli TÜBİTAK'a alarak kadrolaşmaya gittiği, bu kadrolaşma sayesinde casusluk faaliyeti dahil her türlü hukuksuz işleme aracılık ettiği süreç içerisinde çok daha iyi anlaşılmıştır. Nitekim, TÜBİTAK'ta kriptolu telefonları geliştiren BİLGEM (Bilişim ve Bilgi Güvenliği İleri Teknolojiler Araştırma Merkezi) adlı birimin başkanı Yücel Çipli'nin askeri casusluk kumpasıyla tutuklanmasından sonra onun yerine bu göreve getirilen ve bilahare TÜBİTAK Başkan Yardımcılığı da yapan Hasan Palaz'ın, ... 2'nci Ağır Ceza Mahkemesinin 2015/202 esas, 2018/196 karar sayılı kararı ile FETÖ/PDY terör örgütü üyeliği suçundan mahkumiyetine karar verilmiş olması, Cumhurbaşkanı dahil devletin üst düzey yetkililerinin kriptolu telefonlarının dinlenildiği skandalın faillerinden olması ve Cumhurbaşkanı ...'ın Başbakan olduğu dönemde resmi konutu ile Keçiören'deki ikametindeki ofislerine örgüt mensuplarınca yerleştirilen dinleme cihazlarının (böcek) bulunmasından sonraki süreçte gerçek faillerin tespitini engellemek amacıyla olayla ilgili yürütülen ilk soruşturma sırasında dinleme cihazlarını çoklu priz içerisine sabitlemede kullanılan poliüretan maddenin yaş tespitiyle alakalı sahte bilirkişi raporu tanzim ederek / ettirerek resmi evrakta sahtecilik ve suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme suçlarını işlediğinin yargı kararıyla hüküm altına alınmış olması bunun en iyi örneklerinden birisini teşkil etmektedir.

İzmir Askeri Casusluk Davası;

Kamuoyunda İzmir Askeri Casusluk davası olarak bilinen İzmir 5'inci Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/100 esas, 2016/37 karar sayılı 357 sanıklı dosyasının yapılan yargılaması sonucu tesis edilen ve Yargıtay 16'ncı Ceza Dairesi'nin, aralarında muvazzaf askerlerin de bulunduğu 357 sanığın "silahlı terör örgütü üyesi olmak, casusluk, askeri gizli bilgi ve belge bulundurmak" suçundan yargılandığı İzmir'deki "askeri casusluk" davasında verilen beraat kararlarını 26/10/2016 tarihli kararla onaması suretiyle kesinleşen 26/02/2016 tarihli gerekçeli kararında ifade edildiği üzere özetle;

İzmir Emniyet Müdürlüğüne 10/08/2010 tarihinde gönderilen isimsiz elektronik posta ihbarında, İzmir'de genç kızları kandırarak zengin kişilere ve üst düzey bürokratlara para karşılığında pazarlayan bir çete olduğu, genç kızların elde edilen uygunsuz görüntüleri kullanılmak suretiyle tehdit edilip kendilerine bağımlı hale getirildiği ifade edilmiş, eylemin, örgüt faaliyeti kapsamında suç olarak değerlendirilmesi üzerine, iletişimin denetlenmesi ve teknik araçlarla izleme tedbirlerinin uygulandığı, iletişimin denetlenmesi ve teknik araçlarla izlemeler sonucunda elde edilen verilere göre; birinci aşamada eş zamanlı olarak, sanıkların adreslerinde aramalar yapılmıştır. İddianamede örgüt lideri olduğu iddia olunan sanık Bilgin Özkaynak'ın Sapanca'daki çiftlik evinde yapılan aramada, "PANDORA" ismi verilmiş ve davanın asıl dayanağı olan dijital materyaller, "COCO" ismi verilmiş dijital materyal ve fiziki dokümanların, ayrıca diğer sanıklarla ilgili yapılan aramalarda da dijital materyallerin, fiziki dokümanların ve bir kısım eşyanın ele geçirildiği, ikinci aşamada ise bu aramalarda ele geçirilen ve içinde suç unsuru olduğu iddia edilen materyallerden hareketle, suç işlemek amacıyla örgüt kurma, suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olma, devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme, yasaklanan bilgileri temin, yasaklanan bilgileri açıklama ve kişisel verilerin kaydedilmesi suçlarının işlendiği yönünde saptama yapılmıştır. İddia edilen örgütün suç şemasının oluşturulması sonrasında diğer bir kısım sanıkların adreslerinde de yapılan aramalarda suç unsuru taşıdığı iddia edilen materyaller ele geçirilmiş ve ele geçirilen bu materyaller ve dokümanlar dava konusu yapılarak 06/01/2013 tarihli birinci iddianame düzenlenmiş, diğer yandan birinci iddianamedeki 357 sanıktan 134'ünün adreslerinde yapılan aramalar sonucunda ele geçirilen ve suç unsuru taşıdığı iddia edilen materyaller ile kısmen de "PANDORA" isimli dijital materyaller suç konusu gösterilerek 13/02/2014 tarihli ikinci iddianame tanzim edilmiştir.

Yargılama sonucunda yapılan değerlendirmeler neticesinde; iddia olunan örgütün suç şemasının oluşturulmasına esas ve her iki iddianamenin asıl dayanağı olan sanıklar Bilgin Özkaynak, Narin Korkmaz, Safiye Köten, Onur Süer, Hakan Oğuzhan ve Filiz Albayrak'a ait olduğu iddia edilen dijital materyaller ve fiziki dokümanların ele geçirildiği aramaların hukuka aykırı olduğu, dolayısıyla ele geçirilen materyallerin de kanuna aykırı delil olduğu, ele geçen bu kanuna aykırı delil niteliğindeki materyaller esas alınarak diğer sanıkların adreslerinde yapılan aramaların da hem esas alınan delillerin kanuna aykırı olması nedeni ile hukuka aykırı hale geldiği, hem de bu aramaların büyük bir kısmının yapılış şekli ve/veya ele geçirilen dijital materyallerin imajlarının alınmamış olması nedeni ile bizatihi hukuka aykırı olduğu, hukuka aykırı aramalarda ele geçirilen bu materyaller dışında iddianamede deliller arasında gösterilen HTS, iletişimin denetlenmesi (tape) ve teknik araçlarla izleme kayıtlarında iddiaya konu suçlara ilişkin veri alışverişinin yapıldığının ya da internet üzerinden veri aktarımı yapıldığının saptanmadığı, bunun yanı sıra iletişimin denetlenmesi ve teknik araçlarla izleme tedbirlerinin uygulanması sonucunda elde edilen hukuka aykırı verilerin de iddiaya konu suçlara ilişkin delil niteliğinin bulunmadığı, iddiaya konu suçların işlendiğini gösteren hukuka uygun hiç bir delil mevcut olmaması itibariyle yüklenen suçların sanıklar tarafından işlendiğinin iddia olunamayacağı, bu itibarla, tüm sanıkların yüklenen suçları işlemedikleri sabit olduğundan ayrı ayrı beraatlerine karar verilmiştir.

FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün gerçekleştirmiş olduğu İzmir Askeri Casusluk operasyonunda şüphelilerin yapmış oldukları cinsel içerikli görüşmeler casusluk algısına dönüştürülmekte, sonuçta yapılan operasyonla ele geçirildiği iddia edilen dijital materyaller açıldığında sözde hedef örgütün yaptığı fişleme kayıtlarına ulaşılmakta, bu fişleme kayıtlarında mağdur gözüken kişiler hakkında yazılmış olan cinsel içerikli ya da meslek etiği ile bağdaşmayan durumlar kişilerin kurumlarına ve medya organlarına sızdırılmakta, böylece sıfatları şüpheli, müşteki veya mağdur olan kısaca dosya içerisinde adı geçen herkes bir şekilde mağdur edilmekte, bu durum kişinin iş ve aile hayatında geri dönülmez vahim sonuçlara yol açmaktadır.

Bu dosyada da yaklaşık 3100 kişi FETÖ tarafından mağdur edilmiştir. Örgütün bu eyleminin müzahir medya tarafından toplum üzerinde baskı ve kamuoyu oluşturmak, yapılan eylemi meşru göstermek ve kurum ve kişileri itibarsızlaştırmak adına birçok haber yapıldığı, bu haberlerin içeriğinde dosyanın en mahrem bilgilerinin bulunduğu, hemen hemen bütün haberlerin Cihan Haber Ajansı tarafından servis edildiği anlaşılmıştır.

FETÖ'nün, özellikle devletin üst kademesinde stratejik öneme sahip bakanlık bürokratlarını ve TSK personelini hedef alarak yürüttüğü tasfiye planı çerçevesinde, örgütün öğrencilik yıllarından başlayarak örgüt bilinci aşıladığı ve sorgusuz itaat anlayışı ile yetiştirdiği üyelerini, hedef alınan kurumlara yerleştirdikten sonra öncelikle buralarda görev alan diğer şahıslar hakkında raporlar hazırlamalarını sağlayarak fişlemeler yaptığı, fişlenen şahıslardan örgüte müzahir olanların devşirilmeye çalışıldığı, diğerlerinin ise özel hayat bilgileri, zaafları, siyasi eğilimlerinin bilgilerinin toplandığı, aynı zamanda kurum içinden ele geçirilebilen gizli çok gizli hizmete özel ayrımı yapılmaksızın her türlü bilgi ve belgenin fiziki veya dijital kopyalarının uyuyan hücre olarak faaliyet gösteren örgüt mensupları tarafından kurum dışına sızdırılarak "Abi" tabir edilen şahsılara iletildiği, zamanı geldiğinde örgüt lideri Fetullah Gülen'den aldıkları talimat doğrultusunda kurumlar içerisindeki örgüt mensuplarının harekete geçerek bu bilgileri önce internette yayınlayarak şahısların itibarsızlaştırılmalarını sağladığı, akabinde ise isimsiz ve imzasız ihbarlarla gerek adli gerekse idari soruşturmalara muhatap kılınmalarının yolunun açıldığı, böylelikle hedeflenen tasfiye planının adım adım uygulamaya konulduğu, bu çerçevede kamuoyunda fuhuş ve askeri casusluk olarak adlandırılan soruşturmanın temelini oluşturan ve Pandora veri tabanında bu yönde bilgilere yer verildiği göz önüne alındığında, Pandora veri tabanındaki bilgi ve belgeler ile adreslerde bulunan fiziki belgelerin geçmişte TSK içerisinde yapılanan FETÖ mensupları tarafından temin edildiği anlaşılmaktadır.

Bu şekilde yürütülmekte olan bu soruşturmalar esnasında yapılan iş ve işlemlerde kullanılan yasadışı ve konusu suç teşkil eden eylemlerin, TÜBİTAK, TİB, TSK, Emniyet, Yargı ve kurumların teftiş kurulları gibi diğer kurumlara yerleştirilmiş örgüt mensuplarınca düzenlenen raporlarla meşrulaştırılmasının sağlandığı, tasfiye gerçekleştikten sonra ise geride delil bırakmamak adına çeşitli kayıtların silindiği görülmektedir. Soruşturma dosyasında arama ve el koyma esnasında bahse konu materyallerin imajının alınmamış ve imajı alınana kadar geçen süreçte bu materyallerin usulüne göre muhafaza edilmemiş olmasından dolayı delil niteliğini kaybetmiş olduğu görmezden gelinerek "normal kullanıcı davranışlarıyla açıklanamayacak bir uyumsuzluğa rastlanılmadığı" yönünde rapor düzenleyerek yapılan usulsüz işlemleri meşrulaştırarak bürokratların ve TSK mensuplarının tasfiye edilmelerini hızlandıran TÜBİTAK görevlilerince yapılan bu usulsüz işlemlerin aynı şekilde soruşturma kapsamında bulunduğu iddia edilen fiziki belgeler ile hard diskler içerisindeki dijital bilgi / belge /dokümanların da ilişkilendirilen kişiye ait olup olmadığı veya söz konusu bilgi/belgeye ulaşıp ulaşmayacağı yönünde bir araştırma yapılmadan inceleme yapıldığı, incelemenin taraflı olarak emir komuta altında ve istihbarat görevlilerinin etkin olduğu bir heyet tarafından yapıldığı, tarafsız olarak inceleme yapacak görevlilerin baskı uygulanmak üzere heyetten ayrılmasının sağlandığı ve belge / doküman / bilgi notu / word belgeleri hakkında düzenlenen rapor doğrultusunda birçok kişi hakkında iddianame hazırlanmasına sebep olunarak birçok TSK personelinin tasfiye edilmesine imkân sağladıkları anlaşılmıştır.

Bu tespitler ışığında; soruşturmanın amacının aslında suç ve suçla mücadele olmadığı, aksine FETÖ'nün nihai hedefi olan "devletin stratejik ve kritik görevlerinde yer alan şahısların tasfiye edilerek örgüt mensuplarının boşalan bu kadrolara yerleştirilmesi, örgüt çıkarlarına karşı gelen veya daha önceden örgüt aleyhine iş ve işlemlerde bulunan birtakım şahıslardan intikam alınması amacıyla bu şahısların itibarsızlaştırılmalarının sağlanması, TSK ve devlet bürokrasisinin işlerliğini kaybederek ele geçirilmesi" projesini hayata geçirmek için atılan bir adım olduğu, soruşturma sonunda çok sayıda TSK mensubu ve bürokratlar hakkında adli işlem yapılmak suretiyle itibarsızlaştırılarak tasfiye edildiği göz önüne alındığında aslında örgütün asıl amacının Anayasa'da belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini değiştirmek; devlet otoritesini zaafa uğratmak, yıkmak veya ele geçirmek; temel hak ve hürriyetleri yok etmek; kamu düzenini bozarak Türkiye Cumhuriyeti Devletini ele geçirmek olduğu anlaşılmakta olup, İzmir askeri casusluk kumpas soruşturması kapsamında hukuka aykırı iş ve işlemler gerçekleştirerek çoğu TSK mensubu kumpas soruşturması mağdurlarına iftira atan, özel hayatın gizliliğini ve haberleşme hürriyetini ihlal eden FETÖ mensubu polisler hakkında İzmir 2'nci Ağır Ceza Mahkemesinde 2016/97 esas sırasına kayden görülen davada 29/05/2019 günlü duruşmada hüküm verildiği, gerekçeli kararın yazımı aşamasında verilen söz konusu hükümde, açık kaynak bilgilerine göre, İzmir askeri casusluk soruşturmasında sahte deliller üreterek kumpas kurdukları iddiasıyla yargılanan, aralarında eski İzmir İl Emniyet Müdürü Ali Bilkay'ın da bulunduğu (13)'ü tutuklu (90) sanıktan (41)'i hakkında "FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyeliği", "kamu görevlisinin resmi evrakta sahteciliği", "kamu görevlisi tarafından görevinin verdiği yetkiyi kötüye kullanmak suretiyle haberleşmenin gizliliğini ihlal" ve "özel hayatın gizliliğini ihlal" suçlarından 6 yıl 10 ay 15 günden 51 yıl 4 ay 5 güne kadar değişen miktarlarda hapis cezası tayin edildiği, hakkında yakalama kararı bulunan (15) sanığın dosyasının ayrıldığı, (34) sanık hakkında ise beraat hükmü tesis edildiği anlaşılmıştır.

Kozmik Oda Olayı;

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu İkinci Dairesi'nin 2016/99 esas sayılı soruşturma Dosyasında ifade edildiği ve açık kaynaklara yansıdığı üzere;

Olay tarihinde Genelkurmay 2'nci Başkanına bağlı Özel Kuvvetler Komutanlığı bünyesinde faaliyet gösteren Seferberlik Tetkik Kurulu ... Bölge Başkanlığında görevli askeri personeller Albay Erkan Yılmaz Büyükköprü ile Binbaşı İbrahim Göze, Ergenekon terör örgütü kapsamında iletişimin denetlenmesi tedbirleri yoluyla teknik takibe alınmıştır. Ancak, olayda kamuoyu desteğini almak için yazılı ve görsel medyada haber konusu olacak ve sansasyon yaratacak bir suçlama olarak; dönemin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın, bilgi sızdırdığı gerekçesiyle isimleri zikredilen askeri personel tarafından İstihbarata Karşı Koyma (İKK) faaliyetleri kapsamında takip edilen Kurmay Albay Baki Kaya'nın ikametinin bulunduğu Çukurambar semtinde ikamet etmesi fırsat olarak değerlendirilerek, ... Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğüne yapılan "Çukurambar'da, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın evine geliş gidişlerinde, evinin civarında 06 BH ... plakalı gri Renault ile 06 ...Y 48 plakalı araçları görüyorum. Araçlardan ve içindekilerden şüpheleniyorum. Bülent Arınç'a yönelik suikast yapacaklarından şüpheleniyorum" şeklindeki sahte bir ihbarla askeri personel tarafından Arınç'a yönelik "suikast girişimi"nde bulunulacağı isnadı ortaya atılmış, isnadı kuvvetlendirmek adına sahte delil yaratılarak, bazı belge ve notlara gerçekle bağdaşmayacak şekilde anlamlar yüklenmiş, İKK faaliyetleri kapsamında askeri personeli takip eden Albay Erkan Yılmaz Büyükköprü ile Binbaşı İbrahim Göze, 19/12/2009 tarihinde Başbakan Yardımcısı Arınç'ın ikametinin etrafında şüpheli davranışlarda bulundukları ve gerçek niyetlerinin Arınç'a yönelik suikast gerçekleştirmek olduğu şüphesi ve isnadı ile yakalanarak gözaltına alınmış, yapılan üst aramasında askeri personelden birinin Arınç'ın ev adresinin yazılı olduğu belirtilen bir not kağıdını yutmaya çalıştığı iddia edilmiş, bilahare iki subay ... Merkez Komutanlığına götürülerek evlerinde arama işlemi icra edilmiş, bilahare her zamanki yöntemle soruşturma mecrasından çıkarılmış, bu bağlamda içeriği sahte ihbar tutanağına dayanılarak, savunmada ileri sürülen deliller araştırılmadan, objektiflikten uzak ve taraflı hazırlanan kolluk değerlendirme tutanaklarına itibar edilerek, makul şüphe bulunmamasına karşın, sözde suikast delillerini bulma bahanesiyle, içerisinde devlet sırrı niteliğinde bilgi ve belgeler bulunan Seferberlik Tetkik Kurulu ... Bölge Başkanlığına ait (11) ve (16) nolu kozmik odalarda 27/12/2009 20/01/2010 tarihleri arasında hukuka aykırı yollarla arama ve el koyma işlemleri gerçekleştirilerek devlet sırrı niteliğindeki bazı bilgi ve belgelerin de bulunduğu dokümanlar ile elektronik veriler hukuka aykırı şekilde ele geçirilmiştir.

Bilahare, yaklaşık 25 gün süren arama sonucu CD, dosya ve harddisklerden oluşan "gizli belgeler"in dışarı çıkarılarak, kamuoyunca bilinen "Balyoz, Askeri Casusluk, Poyrazköy, Ergenekon ve Oda Tv" gibi davalarda bilirkişilik yapan ve taraflı bilirkişi raporu hazırlaması nedeniyle TÜBİTAK'tan uzaklaştırılan FETÖ ile bağlantılı Ünal Tatar isimli şahsa, soruşturma dosyasında herhangi bir görev ve yetkisi olmamasına rağmen Adliyede incelettirilmesi suretiyle imajı aldırılmış, bu suretle yetkisiz kişilerin devlet sırrı niteliğindeki bilgi ve belgelere vakıf olması sağlanmıştır.

Ceza Muhakemesi Kanununun 125'inci maddesi uyarınca, devlet sırrına ilişkin konularda soruşturma aşamasında inceleme yapılması dahi mümkün değilken, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin iç ve dış güvenliği açısından önemi haiz olan "Devlet sırrı" niteliğinde bulunan bilgi ve belgelerin, soruşturmada adı geçen hâkimler ile Cumhuriyet savcıları tarafından hukuka aykırı yollarla siyasal ve askeri casusluk maksadıyla ele geçirilip ifşa edildiği, soruşturma sürecinde, soruşturma konusu suçla ilgi ve bağlantısı bulunmayan ve suç niteliği taşımayan, FETÖ'ye ilişkin düşünce, eleştiri ve görüş içeren bilgi paylaşımında bulunan kişiler hakkında da hukuka aykırı yollarla iletişimin tespitine yönelik kararlar ve koruma tedbiri süresinin müteaddit kez uzatımına karar verilmek suretiyle, koruma tedbirlerinin ölçüsüz bir şekilde kullanıldığı, FETÖ nedeniyle haklarında adli soruşturma yürütülen birçok gerçek ve tüzel kişiyle yoğun irtibat ve bağlantı kurularak söz konusu eylemlerin gerçekleştirildiği görülmüştür.

Meclis Darbeleri Araştırma Komisyonuna da ifade veren Genelkurmay İstihbarat eski Başkanı İsmail Hakkı Pekin, Kozmik Oda isimli kitabında Seferberlik Tetkik Kurulunun bir Kuvâyı Milliye hareketi olduğunu, asimetrik bir tehdit neticesinde ordunun çökmesi ve yardıma ihtiyacı olması halinde halkın kendi içinde örgütleneceğini, Seferberlik Tetkik Kurulunun bu örgütlenmeyi planlayacak birim olduğunu, Amerikalıların suikast iddiasıyla buraya girmeye çalıştığını, bu operasyonun ABD'nin emriyle cemaatin polis ve hâkimleri tarafından yapıldığını, asıl girmek istenen yerin Gölbaşı'ndaki Özel Kuvvetler Komutanlığı karargâhı olduğunu ifade etmektedir. Ayrıca bu olayla ilgili araştırma ve soruşturmayı kendisinin yaptığını, buna göre; Bülent Arınç'ın Çukurambar Mahallesinde 1424 sokakta oturduğunu, oradaki askerlerin ise 1425 sokakta oturan bir subayı izlediklerini, cemaatin Bülent Arınç'a suikast iddiasıyla Hrant Dink ve Danıştay cinayetlerini Silahlı Kuvvetler üzerine yıkmayı ve Seferberlik Bölge Başkanlığındaki isim listesini almaya çalıştığını, bunun için herhangi bir ihbar yapılmadığı halde ihbar yapılmış gibi gösterilerek burada bir arama yapılmak istendiğini, ihbarın yapıldığını ise başka bir polisin iddia ettiğini, cemaatin önüne çıkacak engelleri teker teker ortadan kaldırmaya çalıştığını ve bu olayda başarılı olduğunu çünkü aradıklarını bulamamasına rağmen Seferberlik Tetkik Kurulunun ... Bölge Başkanlığını kapattırdıklarını, kozmik odada arama yapan hâkimin Arınç'a suikast iddiasıyla ilgili belge aramak için girdiğini, ilk gün elindeki listede yazılı kelimeler üzerinden bilgisayar sorgusu yaptığını, ikinci gün farklı bir liste ile geldiğini ve yine sorgu yaptığını, bu aramanın iki günde bittiğini, ondan sonra hâkim Kadir Kayan'a bütün evraka bakması şeklinde talimat verdiklerini ve 300.000 sayfalık evraka bakmasının istediklerini, cemaatin polislerinden ve Cumhuriyet Savcısı Mustafa Bilgili'den bu yönde talimat alması sebebiyle hâkimin geri kalan 24 gün bütün evraka bakmaya çalıştığını, bu soruşturma ve arama neticesinde Türk Devletinin işgal, istila, savaş, olağanüstü hal, ayaklanma gibi durumlarda ne gibi önlemler alacağı, hangi yöntemlerle tedbir alacağının artık düşmanları tarafından bilindiğini, cemaatin bu yolla Türkiye'nin savunma ve güvenlik politikalarını İsrail ve ABD'ye sızdırarak ülkemizi felç ettiğini dile getirmiştir.

Görüleceği üzere, Örgüt somut olayda, ileride anlatılacağı gibi aynen MİT tırları hadisesine benzer şekilde, önce hedefini belli etmiş, kendisini bu hedefe götürecek şekilde Genelkurmay Özel Kuvvetler Komutanlığında görev yapan iki subayı sözde Ergenekon terör örgütüyle ilişkilendirerek teknik takibe almış, her zamanki gibi en güçlü olduğu istihbarat, teknik ve fiziki takip araçlarıyla faaliyetlerinin içeriğini öğrenmiş, bu iki subayın İKK faaliyetleri kapsamında başka bir rütbeli askeri takip ettiklerine bu sayede muttali olmuş, yasal çerçevede yürütülen söz konusu takip faaliyetine konu Kurmay Albay Baki Kaya'nın ikametinin çevresinde takip edildiğini tespit etmiş, ancak böyle bir operasyon için kamuoyu desteği gerekli olduğundan, operasyona destek sağlamak ve görünüşte hukuki meşruiyet kazandırmak için takip edilen albayın ikametinin yakınında evi bulunan siyasi bir kişiliğin araştırılarak böylelikle evrak üzerinde ve görünüşte mağdur yapılacak kişinin ismi tespit edilmiş, sonrasında takip faaliyetine konu Albay Kaya'nın ikametinin bir alt sokağında mukim olan Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'a suikast suçlaması getirilerek buna yönelik suçun maddi eser ve delilleri yaratılmış, ihbar kurgulanmış, takip faaliyetinde olan askeri personelin suikast için Arınç'ın evinin bulunduğu çevrede yakalandıkları ve gözetleme yaptıkları süsü verilmiş, sonrasında bu olay bahanesiyle askeri personelin görev yaptıkları birim itibariyle Özel Kuvvetler K.lığına bağlı Seferberlik Tetkik Kuruluna girilerek kozmik birimlerde günlerce arama yapılmak suretiyle sözde suikastın delilleri bulunmaya çalışılmış, istenilen planlar elde edilip deşifre edildikten ve böylelikle gerçek hedefe ulaşıldıktan sonra zaten amaç hasıl olduğundan sözde suikast iddiasının üstü kapatılmış, zaten olaydan yaklaşık 6 yıl sonra 10/03/2015 tarihinde ... Cumhuriyet Başsavcılığınca suikast iddialarına ilişkin takipsizlik kararı verilerek olayın düzmece olduğu yargı kararıyla ortaya konulmuştur.

Kozmik oda hadisesi küresel güçlerin işbirlikçisi taşeron FETÖ silahlı terör örgütünün gerçekleştirmiş olduğu, Cumhuriyet tarihinin belki de en önemli casusluk faaliyetlerinden birisi olması hasebiyle çok önemlidir. Esasen, bu olay dahi başlı başına, örgütün küresel güçler adına casusluk faaliyeti yürüten bir ihanet şebekesi olduğunun göstergesidir. Eylem, Türk devletinin, maalesef geçmişinden bugüne gördüğü ve yaşadığı en derin ve en müessif ihanetlerden birisi olma vasfını taşımaktadır. Burada, örgüt mensubu yargı mensupları ve ... Terör Şube Müdürlüğü görevlilerinin gerçek amacı; suikast iddiasını içeren bir ihbarla ilgili tahkikat yapmak suretiyle, soruşturmayı bu mecrada yürütmek değildir. Bu olay bahanesiyle asıl gerçekleştirilmek istenilen; gerçek niyeti her zamanki gibi bir soruşturma kılıfına sokup gizleyerek ve maskeleyerek, suikast planı arayacağım bahanesiyle ülkenin muhtemel bir işgal halinde sivil halkın teşkilatlandırılması için gerekli gayri nizami harp (GNH) planlarının ve isim listelerinin muhafaza edildiği kozmik odalarına girip günlerce arama yapmak suretiyle, yüklenen suçla ilgisi olmayan devlet sırrı niteliğindeki yarım asırlık planlara ve bilgilere erişerek bunların deşifre edilmesini ve uşaklık ettikleri küresel güçlerin eline geçmesini sağlamaktır. Gerçek hedefi, FETÖ firarisi Emre Uslu'nun "derin devleti en çok sarsan şey kozmik odaya girilmesiydi. Kozmik odaya girilmesi çok şeyi değiştirdi..." sözlerindeki gizli şifrelerde aramak gerekmektedir. Suikast iddiasına ilişkin isimsiz ihbarın önceden kurgulanmış olduğu gün gibi aşikardır. Milletine ve devletine aidiyet duygusuyla bağlı, aklını ve beynini ipotek etmemiş, paralel devlete tabi olmayan, üzerinde taşıdığı üniformasına leke sürdürmemiş bir askerin bir Başbakan Yardımcısına suikast düzenleyebileceğini iddia etmek, böyle bir ihbarı ciddiye alıp işlem yapmak akıl sır erdirilebilir bir hadise değildir. Bunun, Türk Silahlı Kuvvetlerine komuta etmiş bir Genelkurmay Başkanına silahlı çete / terör örgütü lideri suçlaması getirilmesinden çok farkı olmasa gerektir. Böylesine düzmece bir olayın, devletin resmi hiyerarşisine tabi, paralel devlete ve küresel güçlere hizmet etmeyen kolluk, soruşturma birimleri ve hakimler eliyle gerçekleştirilmesi imkansızdır.

Öte yandan, bu başlık altında anlatılan Kozmik oda kumpasında, eski Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'a yönelik suikast iddialarıyla başlatılan ve ... Seferberlik Bölge Başkanlığı'nın "kozmik odaları"nda günlerce süren aramalarla devam eden soruşturmada görev alan hakim ve savcıların yargılandığı davada Yargıtay 16'ncı Ceza Dairesince 25/04/2019 tarihinde (gerekçeli karar yazım aşamasında) karar verildiği, yargılama aşamasında Genelkurmay adli müşavirliğince dosyaya gönderilen raporda, kozmik oda aramalarında TSK'nın devlet sırrı niteliğindeki belgelerinin ele geçirildiği tescillenerek, davaya konu belgelerden, incelenen 374 dijital veri ve 7 fiziki belgenin sadece 4'ünün oluşturulduğu tarihten itibaren devlet sırrı niteliği taşımadığı, ancak bunlar dışında kalan diğer tüm belgelerin başlangıcından itibaren devlet sırrı olduğu ve bu özelliklerini halen koruduğunun belirtildiği, aynı raporda "Devlet sırrı olduğu belirtilen bir kısım belgelerin, düşman ülkeye savaş hazırlıklarımızı, savaş etkinliğimizi ve çalışma prensiplerimizi ortaya koyabilecek nitelikte bilgiler içerdiği anlaşılmıştır" tespiti yapıldığı, ilk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 16'ncı Ceza Dairesi'nde görülen dava neticesinde verilen karar ile, Kozmik Oda'yı aratan eski savcı Mustafa Bilgili hakkında "devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri temin etmek" suçundan, TCK'nın 327/1 maddesi gereğince 7 yıl hapis, öte yandan "FETÖ'ye üye olmak" suçundan, TCK'nın 314/2. maddesi 11 yıl 3 ay hapis cezası tayin edildiği, Bilgili hakkında, devlet sırrına ilişkin bilgileri aynı suçtan başka davada yargılanan eski TÜBİTAK çalışanı Ünal Tatar'a vermek suretiyle "devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri casusluk amacıyla açıklamak" suçundan açılan kamu davasının tefrik edildiği, aynı dava kapsamında yargılanan ve kozmik oda soruşturmasında kararları bulunan eski hakimler Nihal Uslu ve Halil İbrahim Kütük'ün de FETÖ üyeliğinden mahkumiyetlerine karar verildiği, FETÖ suçlamasıyla kaçak olan eski hakim ve savcılar Dündar Örsdemir, Kadir Kayan ve Şadan Sakınan'ın davalarının ise ayrıldığı anlaşılmıştır.

... İl Jandarma Komutanı Hüseyin Kurtoğlu olayı;

2010 2012 yılları arasında ... İl Jandarma Komutanı olarak görev yapan Kurmay Albay Hüseyin Kurtoğlu FETÖ yapılanmasının yargı ayağı tarafından yapılan sözde soruşturmalar ve kovuşturmalar ile mağdur edilmiş ve terfi etmesi engellenmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Araştırma Komisyonuna 01/12/2016 tarihinde bilgi veren Hüseyin Kurtoğlu, 2011 yılında jandarmanın yürüttüğü bir hafriyat yolsuzluğu soruşturmasında iletişimleri kaydedilecek telefon numaraları arasında Başbakanlık merkez santralinin de farklı bir isimle mahkeme kararının içinde bulunduğunu belirlediklerini ve böyle bir dinlemenin yasa dışı olacağı gerekçesiyle ilgili numarayı TİB'e bildirmediklerini, bu nedenle daha sonra 17/25 Aralık soruşturmalarının altında imzası olacak Cumhuriyet savcılarından Muammer Akkaş ile karşıya geldiklerini, kendisi hakkında soruşturmaların bu olaydan sonra başlatıldığını belirmiştir.

Hüseyin Kurtoğlu hakkında yürütülmüş ve aşağıda ayrıntılarına yer verilen bu sözde kovuşturmalardan en önemlisine değinilmesinde fayda görülmüştür.

Silivri 7 No'lu Ceza İnfaz Kurumunda örgütsel faaliyetler, uyuşturucu vb. iddialarıyla tutuklu bulunan hükümlü Özgür Balcan'ın babasının 23/11/2011 günü vefatı üzerine aynı gün ... 13'üncü Ağır Ceza Mahkemesince "...Özgür Balcan'ın talebi üzerine dış güvenlik görevlisinin refakatinde yol süresi hariç (2) gün süreyle cenaze ve taziyeye katılması için izin verilmesine..." karar verilmiştir. Silivri 7 Nolu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu, anılan izin kararına atıf yapılan bir müzekkere ile hükümlünün 24/11/2011 günü saat 09.00'da babasının Tekirdağ ili Muratlı ilçesindeki cenazesine katılabilmesi için kurumdan teslim alınarak izin bitimi 25/11/2011 tarihinde saat 16.00'da tekrar kuruma teslim edilmesini Ceza İnfaz Kurumu Koruma Jandarma Tabur Komutanlığından istemiştir. Ancak, hükümlünün babasının cenazesine katılımının sağlamasının akabinde, refakatçi jandarma görevlilerinin, güvenlik yönüyle zafiyet yaşanacağı gerekçesiyle hükümlüyü cenaze evinden alarak Tekirdağ F Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna götürdükleri, hükümlünün 24/11/2011 gecesini bu cezaevinde geçirdiği, jandarma görevlilerinin ertesi gün hükümlüyü tekrar Tekirdağ Kapalı Ceza İnfaz Kurumundan alarak cenaze evine götürdükleri ve akabinde 25/11/2011 günü saat 17.39 itibariyle hükmünün infaz edildiği yer olan Silivri 7 Nolu Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna teslim ettikleri anlaşılmıştır.

Mahkumun teslim edilmesinden bir müddet sonra, 30/11/2011 günü, 7 No'lu Ceza İnfaz Kurumunda, şikayeti olmamasına rağmen cezaevi idaresince ifadesi alınmış; şahıs bu ifadesinde başından geçenleri anlatmış, o gün cenazeye katıldığını ancak evinde kalması gerekirken cezaevine konulduğunu, kimseden davacı ve şikayetçi olmadığını ama kendisinden sonra benzeri haksızlıklar yapılmaması konusunda tedbir alınması gerektiği minvalinde beyanda bulunmuş, 7 No'lu Ceza İnfaz Kurum müdürü bir sayfadan ibaret ifade tutanağını tanzim ederek üst yazı ile "istenilen bilgi ve belgeler yazımız ekinde gönderilmiştir" şeklinde izahat ile Silivri Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir. 02/12/2011 tarihinde savcılıkta hazır edilen tutuklunun, Cumhuriyet Savcısı tarafından, ifade sahibi olarak ifadesi alınmış ve Silivri Cumhuriyet Başsavcılığınca ... İl Jandarma Komutanı olan sanık Hüseyin Kurtoğlu ve sevkten sorumlu jandarma personeli hakkında "kişiyi hürriyetinden yoksun kılma" soruşturmaya başlanmıştır.

... İl Jandarma Alay Komutanı Hüseyin Kurtoğlu ifadelerinde, olayın jandarmanın adli görevi ile alakalı olmadığını, bir tutuklunun nakli, başka yere götürülmesi ve sevk edilmesinin jandarmanın idari görevlerinden olduğu hususunun mevzuatta açık olarak belli edilmiş olduğunu, bu itibarla iddia konusu işlemde bir hukuka aykırılık ve suç işlendiği iddiası varsa, göreviyle alakalı böyle bir suç iddiasına ilişkin soruşturma yürütülebilmesi için 4483 sayılı Memurların ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanmasına Dair Kanun gereği valilikten izin alınması gerektiğini, oysa ki somut olayda valilikten herhangi bir izin alınmamış olduğunu, şayet olayın adli bir görevin ifasına ilişkin olduğu kabul edilmesi ihtimalinde ise CMK m.161/5 maddesi gereği, jandarmanın o ilde bulunan en üst dereceli kolluk amiri olması hasebiyle 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanununa tabi olması nedeniyle özel soruşturma iznine tabi olduğunu, bu halde de HSYK'dan soruşturma izni alınması gerektiğini, ancak bu yönde alınmış herhangi bir izin de bulunmadığını ifade ederek soruşturmanın hukuka aykırı yürütüldüğünü ifade etmiş ise de, Silivri Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 28/02/2012 tarihli iddianame ile J. Alb. Hüseyin Kurtoğlu'nun hürriyeti tahdit suçundan cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmıştır.

Soruşturma sonucunda düzenlenen 28/02/2012 tarihli iddianamede özetle; kararın yerine getirilmesinde görev, yetki ve sorumlulukları bulunan şüphelilerin; bu kararın gereğini, mağdurun iki gün süreyle cenaze namazı, cenazenin defni ve taziyelerin kabulü gibi cenazeyle ilgili faaliyetlere katılmasını sağlamak suretiyle yerine getirmeleri gerektiği halde; iznin büyük bir bölümünde mağduru cenaze yerinden farklı yerlerde bulundurarak ve hatta yaklaşık 15 saatini başka bir ceza infaz kurumuna aldırarak geçirttikleri; suçun işlenmesinde şüphelilerden Hüseyin Kurtoğlu'nun, kanuna aykırı konusu suç oluşturan emir vermek suretiyle azmettiren statüsünde olduğu şeklindeki anlatımla kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve bu suça azmettirme fiillerinden bahisle, şüphelilerin cezalandırılmalarının istenildiği anlaşılmıştır.

Silivri 2'nci Asliye Ceza Mahkemesince yapılan yargılama, soruşturma ve kovuşturma evresi de dahil olmak üzere, olayın üzerinden 7 ay geçmeden 27/06/2012 tarihinde sonuçlanmıştır. Gerekçeli kararda özetle; ... İl Jandarma Komutanı olan sanık Hüseyin Kurtoğlu'nun konusu suç teşkil eden emri astı konumundaki diğer sanıklara vermek suretiyle mağdur Özgür Balcan'a yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu işlediği, mesleki bilgi ve tecrübeleri ile gereği eylemin hukuki sonuçlarını açık bir şekilde bilebilecek olması nedeni ile suç işleme kastının daha yoğun olduğu kanaatine varılarak ceza belirlenirken, alt sınırdan uzaklaşılma cihetine gidildiği belirtilmiş ve sonuç olarak 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği görülmüştür. Mahkumiyet hükmünün taraflarca temyizi üzerine, Yargıtay 14'üncü Ceza Dairesinin 21/03/2013 tarihli ilamı ile yerel mahkemece verilen hükmün onanmasına karar verilmiştir. Karara muhalif kalan Daire Başkanı Fevzi Elmas'ın karşı oyu özetle;

"Soruşturma aşamasındaki belirlenen hususlar dikkat çekici bulunmuştur. Öncelikle, tutuklanarak hürriyetlerinden yoksun hale gelen tutukluların özgürlüğünden söz edilemeyeceği için mağdur tutuklu bu suçun mağduru olamaz. Öte yandan tutuklunun izin dönüşü 25/11/2011 tarihinde tekrar cezaevine teslimine ilişkin Cumhuriyet savcısının talimatının yerine getirilmesi ve tutuklunun kendi evinde geceleyeceğine ilişkin yasal bir mevzuat hükmü olmayıp aksine, tutuklunun geceyi cezaevinde geçirmesine ilişkin Jandarma Teşkilatı Görev ve Yetkileri Yönetmeliğinin 75. maddesine göre uygulama yapan ve ayrıca Cumhuriyet savcısının izin bitimi 25/11/2011 tarihinde tutuklunun tekrar cezaevine getirilmesine yönelik yetkili amirin yazılı talimatını yerine getiren sanıkların eylemlerinde, hukuka aykırılık bulunmadığı gibi sanıkların eylemleri görevden kaynaklandığından sanıklar hakkında soruşturma ve kovuşturma şartı olan mülki amirden izin alınması için yargılamanın durdurulması gerekirken suç teşkil etmeyen eylemlerden dolayı beraatleri yerine, bunların cezalandırılmasına ve yasaklanmasına ilişkin yasal mevzuat gösterilmeden, ceza hukukunun temel prensiplerinden olan "kanunsuz suç olmaz" ilkesi de çiğnenerek, "konusu suç teşkil eden" emir verildiğinden bahisle tüm sanıkların mahkûmiyetlerine ilişkin yasal ve dayanaktan yoksun mahkûmiyet hükümlerinin isabetsizliği, bozmayı gerektirdiğinden, çoğunluk görüşüne katılamıyorum" şeklindedir.

Yargıtay 14'üncü Ceza Dairesinin 21/03/2013 onama ilamına, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 16/05/2013 tarihli itirazı üzerine dosyanın yeniden önüne geldiği aynı Daire, bu kez 13/06/2013 tarihli ilamında özetle; TCK'nın 109'uncu maddesine mümas kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun oluşabilmesi için kişinin hukuka aykırı olarak hürriyetinden yoksun kılınması gerektiğini, somut olayda hukuka aykırılık unsurun bulunmadığını, bir kanun emrinin icrası ve yerine getirilmesinin söz konusu olduğu belirtilerek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı yerinde görüldüğünden bahisle itirazın kabulüne, 21/03/2013 tarihli onama ve düzelterek onama kararının kaldırılmasına karar verildiği, karar gerekçesinde;

"Olayda, sıralı Jandarma görevlileri olan sanıkların eylemlerinin anılan mevzuat hükümleri ve Silivri Cumhuriyet Başsavcılığının talimatı çerçevesinde yerine getirildiği, bu kapsamda mağdura cenazesinin namaz ve defin işlemlerine katılması, taziyeleri iki gün içinde bir süre kabul etmesi imkânı verilerek, mağdura verilen iznin amacına uygun geçirilmesinin temin edildiği anlaşılmaktadır.

Kendilerine tebliğ edilen mesaj emriyle hareket eden ve bu emrin gereklerini yerine getirdikleri anlaşılan sanıkların, mağdura izin imkânı veren mahkeme kararından ya da içeriğinden haberdar olduklarına ve bu kararın kendilerine mesaj emriyle birlikte tebliğ edildiğine dair ve İl Jandarma Alay Komutanı olan sanığın somut olaya özgü diğer sanıklara emir ve talimat verdiğine ilişkin mahkemece yeterli araştırma yapılmamış olması bir yana, kendilerine, mahkeme kararına istinaden Cumhuriyet Başsavcılığınca tevdi edilen bir görevi, yukarıda gösterilen mevzuat hükümlerine ve yerleşmiş uygulamaya uygun olarak yerine getirdikleri anlaşılan ve mağdurun şikâyetçi olmadığı tüm sanıkların ne şekilde suç işleme kastı ile hareket ettikleri hususunun yerel mahkemece tam olarak ortaya konulamadığı gibi daha önce izin kullanan tutuklu Şükrü Doğan Yurdakul'un geceleyin kendi evinde konaklatılmış olması, tekil bir olay olup yüzlerce sevk ve nakil hizmetinin söz konusu olduğu Silivri Cezaevi gibi büyük bir cezaevinden sorumlu bulunan sanıkların suç işleme kasıtlarını göstermeye yeterli olmayacağı, bu itibarla sanıklar hakkında yukarıda izah edildiği şekilde suçun yasal unsurlarının oluşmaması ve suç işleme kastlarının da bulunmaması nedenlerine dayalı olarak beraatlerine karar verilmesi yerine mahkûmiyetleri cihetine gidilmesi, sanık Hüseyin'in görevinin gereği olarak her zaman gerçekleştirdiği standart davranışıyla işlediği eyleminde, hangi yasal ölçütlerin teşdit sebebi olarak kabul edildiği dosyadaki delillerle ve somut olayla bağdaştırılıp gösterilmeden, eylemin ağırlığıyla orantılı olması da gözetilerek sanık hakkında kanunda öngörülen cezanın alt sınırından hüküm kurulması yerine, alt sınırdan uzaklaşılarak hüküm kurulması suretiyle fazla ceza tayini, kanuna aykırı, sanıklar müdafilerinin temyiz nedenleriyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, bozulmasına" şeklindeki nedenlere dayanıldığı görülmüş, Yargıtay bozma ilamı üzerine yapılan yargılama neticesinde Silivri 2'nci Asliye Ceza Mahkemesince bozma ilamına uyularak suçun yasal unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle bu kez sanıkların ayrı ayrı beraatlerine karar verildiği anlaşılmış, öte yandan HSYK Teftiş Kurulu Başkanlığının 15/02/2016 tarihli raporu ile Hüseyin Kurtoğlu hakkındaki soruşturma ve kovuşturma sürecinde görev alan ilgililer hakkında soruşturma raporu tanzim edilerek adı geçenlerin tümü hakkında meslekten çıkarma cezası uygulanmasının ve kovuşturma yapılmasının talep edildiği, soruşturma ve kovuşturmada görev alan eski savcı Mehmet Kurt, eski hakimler Zuhal İşgören ve Ahmet Türkeri'nin FETÖ/PDY irtibatı nedeniyle HSYK Genel Kurulunun 24/08/2016 tarihli kararıyla bilahare meslekten ihraçlarına karar verildiği, ayrıca FETÖ/PDY üyeliği isnadıyla haklarında ceza davaları açıldığı, açık kaynak bilgilerine göre mahkumiyet kararı veren eski hakim firari Ahmet Türkeri hakkında Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen iddianame ile adı geçenin örgütün kriptolu haberleşme programı Bylock kullanıcısı olduğu ve FETÖ yöneticiliği iddiasıyla cezalandırılması istemiyle açılan dava nedeniyle halen yargılanmakta olduğu anlaşılmaktadır.

Öte yandan, olay sonrasında yaşanan süreç, esasen bu kumpas davasının neden yürütüldüğünü açıklayıcı mahiyettedir. Zira, 2010 2012 yılları arasında ... İl Jandarma K.lığı yapan Hüseyin Kurtoğlu, 2012 yılı Ağustos ayı Yüksek Askeri Şurâsında generalliğe terfi edebilecek iken, 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununun 65'inci maddesi hükmü (tutuklu ya da tahliye edilmekle birlikte kovuşturma veya duruşması devam eden veya hakkında verilen hüküm henüz kesinleşmemiş bulunan askeri personelin terfilerine engel teşkil eden yasa hükmü) uyarınca hakkında görülmekte olan kumpas davası nedeniyle kasıtlı olarak önü tıkandığından 2012 senesinde terfi şansını yitirmiş, aynı Şurâda onun yerine Bingöl İl Jandarma Alay Komutanı J. Kur. Alb. Hamza Celepoğlu tuğgeneralliğe terfi ettirilerek, öte yandan bir süredir cemaate müzahir internet siteleri ve medya kuruluşlarında hakkında kara propaganda yürütülen, FETÖ'nün saldırı ve kumpas girişimlerine maruz kalan, hatta İBDA/C silahlı terör örgütü üyeliği ile ilişkilendirilerek sahte kimlik üzerinden telefonlarının dinlenildiği ortaya çıkan Tuğg. Ünal Karaosmanoğlu'nun yerine Adana Jandarma Bölge Komutanlığı görevine atanmış ve 2012 2014 yılları arasında bu görevi yürütmüştür. Tuğgeneral Hamza Celepoğlu, Milli İstihbarat Teşkilatına ait ve devlet sırrı kapsamında yardım faaliyeti yürüten TIR'ların, 01/01/2014 tarihinde Hatay/Kırıkhan ve 19/01/2014 tarihinde Adana/Ceyhan'da, ..., Adana ve Hatay İl Jandarma Komutanlıklarında görev yapan, FETÖ/PDY mensubu jandarma görevlilerince MİT görevlilerine cebir şiddet uygulanmak suretiyle hukuka aykırı olarak durdurularak devlet sırrı niteliğindeki faaliyetin içeriğinin ifşa edilmesi ile sonuçlanan MİT tırları olaylarının cereyan ettiği dönemde Adana Jandarma Bölge Komutanı olarak görev yapmakta olup, bu olaylar nedeniyle, FETÖ ile irtibatlı/iltisaklı dönemin Adana Cumhuriyet Başsavcısı Süleyman Bağrıyanık, Başsavcı vekili Ahmet Karaca, özel yetkili savcılar Aziz Takçı, Özcan Şişman, Adana İl Jandarma Komutanı Albay Özkan Çokay, Adana, Hatay, ... il jandarma komutanlıklarında çeşitli rütbelerde görev yapan jandarma görevlileri ve ... Jandarma Kriminal Daire Başkanlığında görevli uzman personelle birlikte aynı örgütsel yapı içerisinde eylem ve irade birlikteliği içerisinde hareket ederek örgütsel talimat doğrultusunda MİT tırları olaylarını gerçekleştirdikleri iddiasıyla ilk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtay ‘da yargılanarak mahkum edilmişlerdir.

Bu olay, hiç kuşku yok ki, FETÖ terör örgütünün kendisine mani gördüğü, gerçekleştireceği komplolara (örneğin, uyduruk bir soruşturma bahanesiyle Başbakanlık merkez santralinin telefonlarının dinlenilmesine) engel olan kamu görevlilerini nasıl bertaraf ettiğinin, saf dışı bıraktığının, önünü keserek tasfiye etmek istediğinin, bunu yaparken de maalesef yargıyı araç ve silah olarak kullandığının en çarpıcı örneklerinden birisi olması itibariyle önemlidir. Soruşturma ve kovuşturma süreci ile mahkemece verilen mahkumiyet hükmü, İl Jandarma Komutanının belli bir talimat ve örgütsel plan doğrultusunda tasfiye edilmek istenildiğinin adeta resmidir. Zira, tutuklanarak veya mevkuf edilerek zaten hürriyetlerinden yoksun hale gelen hükümlü / tutukluların özgürlüğünden söz edilemeyeceği cihetle mağdur tutuklunun TCK'nın 109'uncu maddesinde düzenlenen suçun mağduru olabilmesi mümkün değildir. Bundan ayrı olarak, tutuklu / hükümlü sevk ve nakil görevinin idari bir görevin ifasına ilişkin olması karşısında 4483 SK hükümleri muvacehesinde açıkça ilin en büyük mülki amiri sıfatıyla validen inceleme / soruşturma izni alınması, şayet izin alınmadan dava açılması cihetine gidilmiş ise, dava şartının yerine getirilmesini teminen muhakemenin durmasına karar verilmesi gerektiği halde mahkemece bu yola tevessül edilmemesi ayrı bir hukuksuzluktur. Yapılan işlemin idari görevin ifasıyla alakası olmadığı ve fakat adli bir görevin ifasına ilişkin olduğu düşünüldüğünde ise CMK'nın 161/5 maddesinin açık hükmü karşısında 2802 SK hükümleri gereği bu kez Adalet Bakanlığı ve HSK'dan izin alınması gerekirken mahkemece bu yola da tevessül edilmemesi hukuka aykırılık boyutunu artıran başka bir unsurdur. Bunların da ötesinde, her gün yüzlerce sevk ve nakil hizmetinin söz konusu olduğu Silivri Cezaevi gibi büyük bir cezaevinde gerçekleşen böyle bir olay nedeniyle görevli personelin suç kastı olduğunun kabul edilmesi, öte yandan İl Jandarma Alay Komutanı olan sanığın, sevk / nakil görevini ifa eden Silivri Cezaevi Jandarma Tabur K.lığında görev yapan alt rütbedeki görevlilere somut olaya özgü emir ve talimat verdiğine ilişkin (Yargıtay bozma ilamı içeriğinden anlaşılacağı üzere) hiçbir kanıt bulunmadığı halde suça azmettirme fiilinin sübuta erdiğinin kabul edilerek mahkumiyetine karar verilmiş olması, yargılama faaliyetine belli bir maksat, plan ve örgütsel talimat doğrultusunda yaklaşıldığını, örgütün yargıdaki uzantıları eliyle aleyhinde tertiplenen kumpas davası ile terfi etmesinin önüne geçilen örgüt mensubu olmayan bir askerin yerine, önü açılan, örgütle irtibatının varlığına dair hakkında güçlü deliller bulunan, ondan daha kıdemsiz başka bir subayın generalliğe terfi ettirilerek daha nüfuzlu bir göreve getirildiğini ve bu nüfuzunu örgütsel bir eylemde kullandığını, terör örgütünün yargıdaki ayağı ve yapılanmasının bu tür davalara örgütsel saik ve talimatla yaklaşabildiğini çok açıkça göstermektedir.

Emin Arslan, Celal Uzunkaya, Mustafa Gülcü, Faruk Ünsal, Hanefi Avcı gibi üst düzey emniyet yetkililerine yönelik Davalar;

... İl Jandarma Komutanı Albay Hüseyin Kurtoğlu hakkında tezgahlanan kumpas benzeri komploların Emniyet teşkilatında da uygulandığı, Örgütün, bu yolla Emniyet Genel Müdürlüğü başta olmak üzere tüm illerde kendisine engel olacakları bertaraf etmek ve hedefine koyduğu kritik makamları boşaltmak için emniyet teşkilatındaki elemanları ile yargıdaki ve diğer kurumlardaki elemanlarının koordineli çalışmasıyla karalama, ihbar, komplo yöntemlerini kullandığı görülmüştür.

Emniyet teşkilatından bu tür komplo tahkikatlarıyla bertaraf edilmeye çalışılanlardan bilinenlerin başında Emin Arslan gelmektedir. Emin Arslan 1995 1997 yılları arasında Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi Başkanlığı, 1997 2001 yılları arasında Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı yaptıktan sonra 2001 yılında KOM'dan sorumlu Emniyet Genel Müdür yardımcılığı görevine atanmıştır. Yukarıdaki bölüm başlığı altında örgütün emniyet teşkilatı yapılanması kısmında da dile getirildiği üzere, gerçekleştirmeyi hedeflediği operasyonel icraatlarını tam anlamıyla yerine getirebilmek için Emniyet İstihbarat ve KOM Daire Başkanlıkları ile emniyet genel müdürlüğünün üst düzey makamlarını tamamen ele geçirmek isteyen örgüt özellikle 2000'li yılların ikinci yarısından itibaren bu makamlarda görev yapan üst düzey emniyet yetkililerini tasfiyeye dönük komplo soruşturma ve davaları tertiplemeye başlamıştır. Bu kapsamda, KOM Daire Başkanlığından sorumlu Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Emin Arslan'ın telefonları, İstihbarat Daire Başkanlığında yerleşmiş FETÖ yapılanmasına mensup sözde polislerce İBDA/C ve Hizbullah terör örgütü mensubu olduğu gerekçesiyle 07/04/2008 tarihinde ... Özel Yetkili 11'inci Ağır Ceza Mahkemesinden alınan 2008/2081 numaralı karar ile ilk önce İsmail Korkmaz, sonrasında ise İsmail Çalışkan ismiyle IMEI numarası üzerinden istihbari olarak dinlemeye başlanılmış, öte yandan KOM Daire Başkanlığında görev yapan ve cemaat / örgüt mensubu olmayan Mustafa Aral, Murat Nemutlu, Cem Cehdioğlu, Mehmet Ali Keskinkılıç gibi şube müdürlerinin telefonları da aynı şekilde, haklarındaki adli tahkikatın başlamasından aylar önce, 2008 yılının ilk aylarından itibaren sahte isimler ve IMEI numarası üzerinden aynı terör örgütleriyle ve organize suç örgütleriyle ilişkilendirilmek suretiyle istihbari yönden dinlemeye alınmış, buradan elde edilen ve toplanan bilgi havuzu üzerinden, hedef tahtasına oturtulan bu personelin kimlerle irtibatlandırılabileceği ve kimler üzerinden bunlara yönelik bir suç isnat edilebileceği tespit edildikten sonra da düğmeye basılarak peşinden sözde adli tahkikat süreci başlatılmıştır.

Bu bağlamda, KOM Daire Başkanlığından sorumlu Emniyet Genel Müdür yardımcısı Emin Arslan'ın istihbari yoldan teknik takibe alınmasıyla elde edilen ve toplanan bilgilerden hareketle, uyuşturucu kaçakçılığıyla ilgili muhbirlik ilişkisi çerçevesinde geçmişten beri irtibatlı olduğu Habib Kanat isimli bir şahıs ile ilişkilendirilecek şekilde uyuşturucu (sentetik uyuşturucu hap) imal ve ticareti yapıldığı iddiasıyla KOM Daire Başkanlığı Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğüne kimliği meçhul bir şahıs tarafından telefon yoluyla yapılan 21/12/2018 tarihli kurgusal nitelikteki ihbara istinaden Kanat ve çevresindekilerle ilgili adli soruşturma başlatılmış, soruşturma kapsamında izlenen hedef şahıslardan (muhbir) Habib Kanat ile Emin Arslan'ın 2009 yılı ortalarında telefonla konuştuğu ve irtibat kurduğu, ayrıca KOM'da çalışan şube müdürlerinin de, yukarıdaki paragrafta isimleri zikredilen, uyuşturucu imal ve ticareti yaptığı söylenen bu şahıs ve uyuşturucu çetesiyle kapsamı ve boyutu tam olarak tespit edilemeyen biçimde irtibatlarının bulunduğundan bahisle Emin Arslan ve ismi zikredilen şube müdürleri de Habib Kanat ile ilgili yetersiz delillere dayalı adli soruşturmanın içerisine kasten ve bilerek dahil edilmişler, bilahare ... Cumhuriyet Başsavcılığınca (CMK'nın 250'nci maddesi ile yetkili birimi) 08/09/2009 tarihinde 2008/768 soruşturma sayılı evrak üzerinden 2009/48 sayısıyla verilen yetkisizlik kararına istinaden ... Özel Yetkili Savcılık birimine gönderilen ve ...'da 2009/1831 numarasını alan soruşturma evrakı kapsamında Emin Arslan, Murat Nemutlu ve Mustafa Aral "örgüt faaliyeti çerçevesinde uyuşturucu uyarıcı madde imal ve ticareti yapan çete organizasyonuyla irtibatlı oldukları ve suç örgütüne yardım ettikleri" gerekçesiyle tutuklanmışlar, ... Özel Yetkili 9'uncu Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanmışlar, özel yetkili mahkemelerin kapatılması sonrası olay yerinin Anadolu yakasında bulunması hasebiyle ... Anadolu 6'ncı Ağır Ceza Mahkemesinde görülmeye devam edilen ve 15/06/2015 tarihinde bu mahkemede neticelendirilen ve kesinleşen dava neticesinde tüm suçlardan ayrı ayrı beraat etmelerine rağmen (aynı davada örgüt faaliyeti çerçevesinde uyuşturucu imal ve ticareti yaptığı iddia edilen ve emniyet müdürleriyle ilişkilendirilen Habib Kanat isimli şahsın da beraat ettiği anlaşılmıştır) geçmişte disiplin cezası almışlar, görevden uzaklaştırılmışlar, öte yandan uyuşturucu kaçakçılarıyla çıkar ilişkisi içerisinde olduklarına dair üzerlerine atılan iftira sayesinde kamuoyu ve emniyet teşkilat nezdinde itibar suikastine maruz bırakılmışlar, böylelikle ekarte edilerek tasfiye edilmişlerdir.

Öte yandan, halen Emniyet Genel Müdürlüğü görevini yürütmekte olan, dönemin Personel Daire Başkanlığından sorumlu Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Celal Uzunkaya da, bir diğer genel müdür yardımcısı Mustafa Gülcü ile birlikte, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün hedefi olmuş, örgüt bu tarihlerde uyguladığı itibarsızlaştırma metodunu ismi geçen emniyet müdürlerine de uygulamıştır. Bu bağlamda, aynen Emin Arslan'da olduğu gibi Genel Müdür yardımcısı Mustafa Gülcü 26/06/2007 tarihinde ... 11'inci Ağır Ceza Mahkemesinin kararıyla Hizbullah terör örgütü ile ilişkilendirilmek suretiyle "X kişi" ve "Yaşar Demir" isimleriyle IMEI numarası üzerinden istihbari amaçlı dinlemeye başlanılmış, bir diğer Genel Müdür Yardımcısı Celal Uzunkaya da aynı şekilde adli soruşturma öncesinde istihbari olarak sahte isimlerle teknik takip altına alınmış, irtibat ve ilişkileri takip edilip izlenip buradan elde edilen ve toplanan bilgi havuzu üzerinden, hedef tahtasına oturtulan bu kişilerin kimlerle irtibatlandırılabileceği ve kimler üzerinden bunlara yönelik bir suç isnat edilebileceği tespit edildikten sonra 2009 yılı içerisinde düğmeye basılarak sözde adli tahkikat süreci başlatılmış; edinilen bilgiler üzerinden bilahare İzmir Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığına isimsiz bir düzmece ihbar mektubu yazılarak olayın emniyet ve adliyeye intikal etmesi sağlanmış, dönemin emniyet genel müdür yardımcısı Celal Uzunkaya'nın daha önce 1980'li yıllarda İzmir İstihbarat Şube Müdürlüğünde görev yaptığı dönemden tanıdığı ve İzmir emniyetinin o tarihlerde bilgisinden istifa ettiği Barış Eser kod adlı kadrolu haber elemanı olması hasebiyle görevden kaynaklı insani ilişkilerini devam ettirdiği İrfan Erbarıştıran isimli şahıs üzerinden İzmir Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde adli tahkikat başlatılmış, bilahare Celal Uzunkaya ve Mustafa Gülcü'nün, organize bir suç yapılanması çerçevesinde bazı insanlar üzerinde korku yaratarak, emniyetle irtibatı olduğu izlenimi vermek suretiyle tehditle şahıslardan menfaat temin ettiği iddia edilen İrfan Erbarıştıran adlı bu kişinin çıkar amaçlı örgütsel faaliyetlerine bilerek ve isteyerek yardım ettiklerinden bahisle adli soruşturma sürecine dahil edilmeleri, ...'dan soruşturmanın yürütüldüğü İzmir'de mevcutlu olarak hazır edilmeleri suretiyle bir nevi gözaltına alınmaları, tutuklama istemiyle mahkemeye sevk edilmeleri, bir süre sonra açığa alınmaları ve görevden ayrılmak zorunda bırakılmaları sağlanmış, uzun yıllar süren yargılama süreci sonucunda İzmir 11'inci Ağır Ceza Mahkemesince görülen dava neticesinde beraat etmekle birlikte tehditle insanlardan para alan bir isimle maddi menfaat ilişkisi içerisinde olduklarına dair üzerlerine atılan çirkin iftira sayesinde EGM Genel Müdür yardımcısı Emin Arslan gibi siyasi iktidar, kamuoyu ve teşkilat nezdinde bir dönem için de olsa itibar suikastine maruz bırakılmaları hedefine ulaşılmış, böylelikle ekarte edilerek bir süre pasifize edilmişlerdir.

Aynı şekilde 2008 yılı içerisinde il müdürü olarak atanan dönemin Sakarya İl Emniyet Müdürü Faruk Ünsal ve o tarihte birlikte görev yaptığı bazı şube müdürleri, Sakarya'da çok sayıda suça karışan ve kamuoyunda "Akyazı Çetesi" veya "Yazıcı Çetesi" olarak bilinen organize suç grubuyla bağlantılı oldukları gerekçesiyle, İstihbarat Daire Başkanlığınca istihbari yoldan sahte isimlerle dinlenilerek teknik takip suretiyle haklarında bilgi toplanılmış, daha sonra Sakarya ilinde bizatihi kendi koordinelerinde yürüttükleri bir mafya soruşturmasını, soruşturmanın hedef şahıslarına sızdırdıkları gerekçesiyle ... Özel Yetkili Savcılık birimince haklarında adli soruşturma açılmış, 02/11/2009 tarihinde tutuklanmaları, yaklaşık 7 ay süreyle tutuklu kalmaları, hatta "örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek" suçundan ... Özel Yetkili 10'uncu Ağır Ceza Mahkemesinde yıllarca yargılanarak ceza almaları sağlandıktan sonra hedeflendiği gibi bir süre sonra görevden alınmaları ve böylelikle örgütsel amaç doğrultusunda ekarte edilmeleri temin edilmiştir. Ancak, mahkumiyet hükmünün Yargıtay'dan bozularak geri dönmesi ve 06/03/2014 tarihinde yürürlüğe giren kanun ile özel yetkili mahkemelerin lağvedilerek dosyanın suçun işlendiği yer yönünden yetki itibariyle Sakarya'ya gönderilmesi üzerine yargılama yapan Sakarya 3'üncü Ağır Ceza Mahkemesince 28/04/2018 tarihinde verilen karar ile olayın üzerinden yaklaşık 9 yıl geçtikten sonra üzerine atılı suçlardan beraatlerine karar verildiği, böylelikle Faruk Ünsal ve beraberinde yargılanan emniyet müdürlerinin organize suç örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etme suçlamasından aklandıkları ve kumpas sürecinin bu şekilde sonuçlandığı anlaşılmıştır.

Hanefi Avcı'ya yönelik kurulan kumpas ise en çarpıcı ve vahim örneklerden birisini teşkil etmektedir. 2003 2005 yıllarında Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı, 2005 2009 yılları arasında Edirne İl Emniyet Müdürlüğü görevlerini yürütmüş olup, 2009 yılı içerisinde son olarak Eskişehir İl Emniyet Müdürlüğüne atanan Hanefi Avcı tarafından bu görevi yürüttüğü sırada kaleme alınan ve açık kaynak bilgilerine göre ilk baskısının 20/08/2010 tarihinde piyasaya sürüldüğü anlaşılan "Haliçte Yaşayan Simonlar : Dün Devlet Bugün Cemaat" adlı kitapta, Avcı'nın o dönem cemaat kimliğiyle anılan Fetullahçı örgütün emniyetten sorumlu imamının "Kozanlı Ömer" kod adını kullanan, halen firari FETÖ mensubu Osman Hilmi Özdil isimli şahıs olduğunu belirtmesi, kitabın yayınlandığı tarihlerde tartışma konusu olan ve kamuoyunda bilinen önemli soruşturmalarda örgütün (kitaptaki terminolojiyle Cemaatin) yapmış olduğu bir takım hukuksuzlukları açığa vurup dile getirmesi, özellikle eski emniyet genel müdür yardımcısı Emin Arslan ile ilgili yapılan işlemlere açıkça karşı çıkması, aynı kitabın 500'üncü sayfasında kendisi ile ilgili olarak hukuka aykırı dinleme kararları alındığını, zira tedbire konu telefonu kullanan kişinin kendisi olduğu ve bu itibarla gerçek kimliğinin bilinmesine rağmen başkasının IMEI numarasına göre uzun bir süreden beri telefonunun dinlenildiğini öğrendiğini, İstihbarat Daire Başkanlığında bu şekilde hukuka aykırı dinleme yöntem ve usulünün daha bir çok kişiye uygulandığını, bu durumun İDB'deki ilgili amirlerin bilgisi hatta direktifleri olmaksızın yürütülmesinin mümkün olmadığını ifade etmesi nedeniyle ve özellikle kitabın yayımlanmasından sonraki süreç içerisinde örgütün hedef tahtasına oturmuş, ... Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma çerçevesinde 28/09/2010 tarihinde yakalanarak gözaltına alınmış, aynı tarihte konutu ve makam odası aranmış, tutuklanmış, ... 9'uncu (CMK'nın 250'nci maddesi ile görevli) Ağır Ceza Mahkemesinin 19/07/2013 tarih ve 2009/213 esas, 2013/137 sayılı kararı ile Devrimci Karargah terör örgütü üyesi Nejdet Kılıç isimli şahsa, hakkında yürütülen soruşturma ile ilgili bilgi verdiği, bu itibarla hal ve sıfatını bildiği şahsın araştırma ve soruşturmadan kurtulmasını sağlamaya dönük yardım ettiği, ayrıca meskeninde kaleşnikof marka uzun namlulu silah bulundurduğundan bahisle silahlı terör örgütüne yardım etmek ve 6136 sayılı Kanuna muhalefet suçlarından sonuç olarak 15 yıl 4 ay 5 gün hapis cezasına çarptırılmış, Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu hak ihlali kararı ve ardından gelen tahliye kararıyla 20/06/2014 tarihinde ceza evinden tahliye edilebilmiş, yapılan suçlamalar çerçevesinde 28/09/2010 20/06/2014 tarihleri arasında dört yıla yakın bir süre cezaevinde kalmıştır.

Bu arada, ... (Kapatılan) 9'uncu Ağır Ceza Mahkemesince verilen mahkumiyet hükümlerinin temyiz edilmesi üzerine inceleme yapan, bilahare FETÖ/PDY irtibatı nedeniyle üyelerinin tamamı meslekten ihraç edilmiş olup, halen yargılanmakta olan Yargıtay 9'uncu Ceza Dairesinin 22/12/2014 tarih ve 2014/5464 12447 sayılı kararı ile mahkumiyet hükümlerinin onanmasına karar verilmesiyle Hanefi Avcı hakkındaki mahkumiyet hükümleri kesinleşmiş, ancak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca CMK'nın 308'inci maddesi uyarınca olağanüstü kanun yollarından itiraz yoluna müracaat edilmesi ve 2797 sayılı Yargıtay Kanununa 02/12/2014 tarihinde eklenen geçici 14'üncü madde hükmü doğrultusunda Yargıtay Birinci Başkanlar Kurulunun 19/01/2015 tarihinde RG'de yayımlanan 2015/8 sayılı kararı ile itiraza konu suçların kanun yolu incelemesi görevinin Yargıtay 16'ncı Ceza Dairesine verilmesi sonrası itiraz konusu karar ile ilgili karar düzeltme incelemesinin adı geçen Daire tarafından yapılmasıyla birlikte verilen 30/04/2015 tarih ve 2015/3344 926 sayılı karar ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulü ile Yargıtay 9'uncu Ceza Dairesinin yerel mahkeme hükmünün onanmasına dair 22/12/2014 tarihli ilamının kaldırılmasına ve ... (Kapatılan) 9'uncu Ağır Ceza Mahkemesinin Hanefi Avcı hakkında tayin etmiş olduğu mahkumiyet hükümlerinin bozulmasına karar verilmiş,

Yargıtay 16'ncı Ceza Dairesinin 30/04/2015 tarihli söz konusu ilamında özetle, sanık Hanefi Avcı'nın üzerine atılı silahlı terör örgütüne yardım suçunun doğrudan ve özel kastla işlenebilecek suçlardan olduğu gözetildiğinde, yardım fiilinin bilerek ve istenilerek yapılması gerektiği, oysa ki dosya kapsamındaki delillere nazaran sanığın bu kastla hareket ettiğine dair kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği, hükme esas alınan delillerin suçun manevi unsurunun oluşumu için yeterli olmadığı, öte yandan 6136 sayılı Kanuna muhalefet suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı gerekçelerine dayanılmış, Yargıtay bozması sonrası tekrar yerel mahkemeye gelen dosyaya ilişkin 17/05/2017 tarihinde verilen karar ile sanığın tüm suçlardan beraatine karar verilmiş, Hanefi Avcı ile ilgili yaklaşık 8 yıl süren ve 4 yıla yakın tutuklu kalmasına neden olan kumpas davası süreci böylelikle sonuçlanmıştır.

Görüldüğü üzere, emniyet genel müdür yardımcılığı, il emniyet müdürlüğü, şube müdürlüğü gibi devletin güvenlik birimlerinden emniyet teşkilatın kritik makam ve mevkilerinde görev yapan, FETÖ mensubu olmayan bu şahıslar Emniyet Genel Müdürü ve İçişleri Bakanının haberi olmadan, onlara bilgi verilmeden, İstihbarat Daire Başkanlığındaki bir şube müdürü ve başkan yardımcısının yazdığı raporlarla, üstelik akıl, mantık, hukuk ve vicdan kriterlerini alt üst edecek şekilde Hizbullah, İBDA/C, Devrimci Karargah gibi terör örgütleriyle ilişkilendirilmek suretiyle kullandıkları mobil telefonların IMEI numarası üzerinden sahte isimlerle öncelikle istihbari dinlemeyle teknik takibe alınmış, böylelikle bu kişilerin görevleriyle ilgili yaptıkları tüm işlemlerin güvenliği ihlal edildiği gibi onlara yönelik tertiplenecek kumpasın bilgileri toplanarak alt yapısı ve zemini oluşturulmuş, bilahare tespit edilen irtibatları ve ilişkileri üzerinden kurgulanan sahte ihbarlarla, irtibatlı oldukları şahıslar üzerinden başlatılan adli soruşturmalara uyduruk gerekçelerle dahil edilmeleri suretiyle kriminalize edilmeleri sağlanmış, sonrasında uyuşturucu şebekelerine, organize suç örgütlerine, terör örgütlerine, mafyatik oluşumlara yardım ettikleri gerekçesiyle iftira, karalama ve itibarsızlaştırma yöntemleriyle tutuklanmışlar, görevlerinden uzaklaştırılmışlar ve örgütün hedeflediği gibi bertaraf edilmişlerdir.

Futbolda Şike Olayı;

Fethullahçı Terör Örgütünün ilk yıllarında futbola karşı önyargılı olduğu ancak futbolun kitleleri harekete geçirmedeki etkisini fark ettikten sonra bu alanla ciddi şekilde ilgilendiği anlaşılmaktadır. Fetullah Gülen'in öncelikle bir dönem Beşiktaş Spor Kulübünde yönetici olan, bilahare örgütün finans kuruluşu Bank Asya yönetim kurulu üyeliği ve başkanlığı da yapan İhsan Kalkavan ile futbol camiasına girme ve orada da bir kitle oluşturmaya çalıştığı, İhsan Kalkavan'ı Beşiktaş Spor Kulübü başkanlığına seçtirmeye çalıştığı, İhsan Kalkavan'ın seçilememesi üzerine, Futbolda Şike Kumpasına ilişkin ... Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen ve yargılaması ... 23'üncü Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/62 esas sayılı dosyası üzerinden halen yürütülmekte olan 01/12/2016 tarih ve 2016/164254 sor. sayılı iddianamede belirtildiği üzere, Gülen'in "yok dedi bana İhsan bey Kalkavan dedi, geçen gün gündüz konuştuk onunla, oturduk da, o profesyonel bir sporcu, dedi hocam böyle bir şey yapsak, bir alternatif takım da var dedi, onu ele alsak işlesek bunu zannediyorum bu işi ileriye götürürüz yani, üç beş sene içinde" şeklinde kamuoyuna yansıyan video kaydındaki konuşmasında olduğu gibi futbol camiasına giriş için alternatif arayışlarına girdiği anlaşılmaktadır.

Fetullah Gülen'in ABD'ye kaçmadan önceki zaman diliminde muhtemelen 1996/1998 yılları arasında kaydedildiği anlaşılan video görüntülerinde, Gülen'in Galatasaray Spor Kulübüne mensup yaklaşık 10 kadar futbolcuyla olan sohbetinde "Dua ile himmet ile Galatasaray'ı ayağa kaldırmak lazım" şeklindeki ifadeleri de yer almakta olup, söz konusu video kaydı Fetullah Gülen'in futbola olan yakın ilgisini ortaya koyan deliller arasındadır. Nitekim, bahse konu görüntülerde yer alan bazı futbolculardan Hakan Şükür ve Arif Erdem'in haklarında yürütülen FETÖ soruşturmaları / kovuşturmaları kapsamında halen yurt dışında kaçak oldukları bilinmekte olup, aynı görüntülerde yer alan eski Galatasaray'lı futbolcu İsmail Demiriz'in ise ... 23'üncü Ağır Ceza Mahkemesinde görülen Fetullahçı Terör Örgütü'nün "futbol yapılanması"na yönelik davada "silahlı terör örgütü üyeliği" suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezasına mahkum edildiği bilinmektedir.

FETÖ'nün, her türlü organizasyonda belirleyici ve hâkim konumda olmayı hedeflediği, kendisine muhalif veya temkinli davranan kurum kuruluş, dernek, vakıf v.b. yöneticilerini türlü kumpaslarla alaşağı ettiği / etmeye çalıştığı, her kuruluşta hâkim konumda olmayı hedeflediği bilinmektedir. 2010/2011 yıllarına gelindiğinde FETÖ'nün Türkiye'nin adli, idari, askeri v.b. yapılanmasında en üst seviyeye ulaştığı, belki de bir güç sarhoşluğu ile milyonlarca taraftar kitlesine sahip olduğu tahmin edilen Türkiye'nin en büyük sivil toplum kuruluşlarından Fenerbahçe Spor Kulübü ve Kulüp Başkanını hedefe koyduğu anlaşılmaktadır.

Bu minvalde, Örgüt kontrolündeki gazeteler ve televizyon kanalları aracılığıyla operasyon için uygun ortamı yaratmak adına gerekli enformasyon ve dezenformasyonun Örgüt yönetici/üyelerince yapıldığı, kumpasın planlandığı iddia edilen Zaman Gazetesi'nde yapılan toplantılardan birinde, örgütün üst düzey yöneticilerinden, FETÖ/PDY çatı davası ve şikede kumpas davası sanıklarından, halen yurt dışında kaçak olduğu bilinen, eski Fatih Üniversitesi Rektörü Şerif Ali Tekalan'ın, FETÖ'nün medya yöneticilerinden, Samanyolu yayın grubu koordinatörü Hidayet Karaca'ya "biz yapacağımız her infial oluşturacak olayda önce toplum dinamiklerini etkileyecek algı operasyonlarını oluştururuz" dediği, hatta "Güneş" mahlasıyla ifade veren gizli tanığın, ... 4'üncü Ağır Ceza Mahkemesinde görülen FETÖ/PDY çatı davasında 08/06/2018 tarihinde ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum edilen Hidayet Karaca ve İlhan İşbilen ile firari örgüt yöneticileri Şerif Ali Tekalan ve örgütün yayın organı Zaman gazetesinin o dönemki genel yayın yönetmeni Ekrem Dumanlı'nın katıldıkları söz konusu toplantıda ismi geçen örgüt yöneticilerinin hizmet hareketi/cemaat olarak ülkede her alanda var olduklarını, şirketleri, televizyonları, gazetelerinin bulunduğunu, her işi yaptıkları halde sporda etkin olmadıklarını dile getirip kitleleri etkileyen sporda da var olmaları gerektiğine dair konuşmalar yapıp neticesinde "biz futbola da girelim, bu anlamda emniyetteki arkadaşlarla bağlantı kuralım, onlar önleyici dinlemeler yapsınlar, alt yapı oluşsun, yasal çalışmaları da biz yaparız, sonrasında dosya hazırlar operasyon yaparız, Hidayet Karaca sen de bunun medya ayağını oluşturursun" diye karar aldıklarını ifade ettiği "Futbolda Şike Kumpası"na ilişkin ... Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 01/12/2016 tarih ve 2016/164254 soruşturma sayılı iddianamede yer alan tanık ifadeleri arasında yer almaktadır.

FETÖ mensuplarınca gerçekleştirilen kumpas organizasyonlarında, Örgütün operasyona maruz kalan kitlenin karşısındakileri ustaca yanlarına çekmeyi başardığı, böylece toplumun büyük kesiminin gerçekleştirdikleri operasyona desteğini sağlamak için algı operasyonları gerçekleştirdiği bilinmektedir. Kumpasın planlandığı Zaman Gazetesi'nde yapılan toplantılarda, örgüt yöneticilerinden Şerif Ali Tekalan'ın "emniyet somut belgeler ile bunu ortaya koyar biz de televizyon ve gazetemize anında servis edersek ve hatta operasyon yapılacak kulüplerin karşısındakiler de desteklenirse daha da etkili olur" dediği de Futbolda Şike Kumpasına ilişkin ... Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 01/12/2016 tarihli iddianamede yer alan tanık beyanlarındandır.

Operasyonun hazırlık sürecinde adliyede ve emniyette konuşlu FETÖ/PDY mensuplarınca her türlü hukuksuzluk gerçekleştirilmiştir. "Futbolda Şike Kumpası"na ilişkin ... Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 01/12/2016 tarih ve 2016/164254 soruşturma sayılı iddianamede; "futbol camiasını da ele geçirerek söz sahibi olmak isteyen Örgütün, bunu da Türkiye'nin büyük spor kulüplerinden biri olan ve büyük kitlelere hitap eden Fenerbahçe Spor Kulübü ile yapmak istediği, bunun için de örgütün sevmediği kulüp başkanı Aziz Yıldırım'ı hedef olarak seçtikleri, Isparta Cumhuriyet Başsavcılığında ele geçen belgede Aziz Yıldırım'ın din ile ilgisi olmadığından bahsedildiği, ancak Aziz Yıldırım'ı dini kullanan bir terör örgütü olan İBDA/C terör örgütü bahanesi ile istihbari olarak dinledikleri, 03/07/2011 tarihinde düzenledikleri Şike operasyonu ile Aziz Yıldırım'ı tutukladıkları, operasyon kapsamında gözaltına alınan şüphelilerden bazılarına 'Aziz Yıldırım'ı ver kurtul' diye Aziz Yıldırım aleyhine ifade vermek için yönlendirdikleri, bu vesile hem Aziz Yıldırım'dan kurtulmak hem de Kulübü ele geçirmek istedikleri" belirtilmektedir.

FETÖ'nün yargı, emniyet ve medya ayağı ile koordineli bir biçimde yürütülen şike soruşturması süreci, Örgüt üst düzey yönetiminde alınan karar doğrultusunda ve istihbari dinlemelerden elde edilen veriler ışığında, o tarihte ... Emniyeti Asayiş Şube Müdürlüğü Gasp Büro Amirliğinde görev yapan ve maçlarda da gözlemcilik yaptığı iddia edilen Lokman Yanık adlı bir polis memurunun, ... ili Zeytinburnu ilçesinde ticaretle uğraşan ve aynı zamanda Giresunspor Kulübü eski başkanı olan Osman Çırak isimli şahısla gerçekleştirdiği (Osman Yanık tarafından sonradan yalanlanan) resmi olmayan bir görüşmede, Osman Çırak'ın kendisinden önceki kulüp başkanı olan Olgun Peker ve silahlı adamları tarafından tehdit edildiğini, kulüp başkanlığından zorla uzaklaştırılması mahiyetinde bir takım baskılara maruz kaldığını söylediğinden bahisle konuya ilişkin hazırlamış olduğu 14/11/2010 tarihli bir raporu ... Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğüne ulaştırmasından sonra bu Şubede görevli Soner Koç isimli komiser tarafından aynı konuyla ilgili düzenlenen 30/11/2010 tarihli bir başka raporda; yapılan arşiv araştırmaları neticesi bir önceki raporda ismi geçen Olgun Peker isimli şahsın çok sayıda suç kaydının bulunduğu, 2004 yılında Sedat Peker liderliğindeki çıkar amaçlı suç örgütüne yönelik olarak gerçekleştirilen operasyonda, Peker grubunun, futbol camiasında bir hakimiyet kurma amaçlı olarak kendi aralarında ve futbol camiasından bir takım kişilerle telefon görüşmeleri yaptıklarının belirlendiği, bu tespitlerde daha ziyade Olgun Peker'in adının geçtiği, bu itibarla Olgun Peker'in geçmiş dönemlerde de futbol camiasında söz sahibi olmak için çalışmalarda bulunduğu, örgüt tarafından Peker soy isminin bir baskı ve tehdit aracı olarak kullanıldığı değerlendirmelerine yer verilmesiyle birlikte söz konusu raporlara istinaden ... C. Başsavcılığından 02/12/2010 günü soruşturma izni ve talimatı alınmasıyla birlikte başlatılmış olup,

Soruşturmanın başlamasından hemen ardından FETÖ'nün klasik soruşturma yöntem ve taktiğiyle ... 13'üncü Ağır Ceza Mahkemesinin 08/12/2010 tarih ve 2010/2539 sayılı kararı ile şüpheliler Olgun Peker, Hakan Karaahmet, Özden Tütüncü, Selim Kımıl, Candemir Sarı, Murat Yakarışık, Adil Şahin ve Mesut Erdoğan hakkında "suç örgütü kurmak ve buna bağlı olarak örgüt faaliyetleri" suçu bakımından CMK'nın 135 ve 137'nci maddelerine göre iletişimin tespiti, dinlenilmesi ve kayda alınmasına karar verilmiş, bu arada Olgun Peker liderliğindeki suç örgütüne yönelik yapılan teknik takip çalışmalarında Peker'in yetkili menajer olmadığı halde kurmuş olduğu menajerlik şirketi vasıtasıyla futbolcu transferlerinde ve Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) nezdinde etkin olduğu, özellikle Giresunspor'un borçları nedeniyle transfer tahtasının kapalı olması sonucu transfer gerçekleştirememesi üzerine görevdeki kulüp başkanı Ömer Ülkü tarafından Peker'den yardım istenildiği, Olgun'un da TFF Başkanı Mahmut Özgener ile görüşerek transfer tahtasının açılmasını sağladığı, bu iki kişinin yakın ilişki içerisinde bulunduğu, Özgener'in yetkisiz menajer olduğunu bildiği halde Olgun'un bu faaliyetlerine göz yumduğu, Olgun'un da bu ilişki sayesinde futbol çevrelerinde etkin konumda bulunduğunun tespit edildiğinden bahisle Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı Mahmut Özgener'in de aynı suç örgütü yapılanması içerisinde faaliyet yürüttüğü gerekçesiyle 04/02/2011 tarihinde alınan başka bir mahkeme kararıyla şüpheli sıfatıyla teknik ve fiziki takibe alınması yoluna gidilmiş,

Diğer yandan, soruşturmanın ilerleyen aşamalarında yapılan teknik takipler ışığında ulaşılan verilerden, 04/02/2011 tarihinden itibaren suç örgütü kurmak ve buna bağlı örgüt faaliyetleri suçu kapsamında iletişimin tespitine, dinlenmesine ve kayda alınması tedbirinin uygulanmasına karar verilen TFF Başkanı Mahmut Özgener ile Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım'ın yakın ilişki içerisinde oldukları, diğer kulüp başkanlarına karşı birlikte hareket ettikleri, görevi gereği tarafsız olması gereken TFF Başkanının Fenerbahçe futbol takımının oynadığı maçları Aziz Yıldırım'ın düdük çalmasını istediği hakemlerin yönetmesini sağladığı, bu hakemlerin kulüp aleyhine karar vermemesi hususunda ve diğer takımların aleyhine olacak biçimde Aziz Yıldırım'ın TFF Başkanı Mahmut Özgener'i etki altına almaya çalıştığı gerekçeleriyle, Mahmut Özgener hakkında teknik takibe başlanıldıktan sadece 14 gün sonra düzenlenen 16/02/2011 tarihli kolluk raporu üzerine, her zamanki bilinen yöntemle, suç örgütünün tüm yönlerinin deşifre edilebilmesi, eylemlerinin tam olarak ortaya çıkarılabilmesi ve şahısların örgüt içindeki konumlarının tam olarak anlaşılabilmesi bahanesiyle ... (Kapatılan) 12'nci Ağır Ceza Mahkemesinin (CMK'nın 250'nci maddesi ile görevli) 17/02/2011 tarihli kararıyla Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım hakkında suç işlemek amacıyla örgüt kurmak ve buna bağlı örgütün faaliyetleri suçu kapsamında CMK'nın 135 ve 137'nci maddelerine göre iletişimin tespitine, dinlenmesine ve kayda alınmasına karar verildiği, sonrasında da devam eden sözde eylemleri nedeniyle adı geçenler ve irtibatı olan kişilerle ilgili olarak da CMK 135 ve 140 kararları alınarak soruşturmanın sürdürüldüğü ve 03/07/2011 tarihinde de sansasyonel bir operasyonla neticelendirildiği anlaşılmıştır.

Görüldüğü üzere, FETÖ/PDY terör örgütü ve örgütün yönetim kademesi hedefi belirlemiş, bu çerçevede örgütün zaten güçlü olduğu istihbarat ağı (network) sayesinde önleme dinlemeleri yoluyla Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanının çevresindeki ilişkiler tespit edilmiş, Aziz Yıldırım'a nereden veya kimler üzerinden ulaşılabileceği ortaya konulmuş, bu hedef doğrultusunda önceden planlanmış ve kurgulanmış bir şekilde adli soruşturma başlatıldıktan sonra, bilahare soruşturma, asıl hedef aldığı kişiye doğru kar topu etkisiyle tedrici bir şekilde kademe kademe ilerlemeye başlamış, nitekim soruşturmanın başlamasından sadece iki buçuk ay sonra asıl hedefteki kişi ve bilahare çevresindeki kulüp yöneticilerinin telefonları takibe alınmıştır. Örgütün, işbirliği halinde hareket eden emniyet ve yargıdaki mensupları için Olgun Peker veya Mahmut Özgener asla soruşturmanın asıl hedefi olmayıp, bu isimler örgütü asıl hedefteki kişiye götürecek köprü işlevi gören birer aracıdırlar. Nitekim, Aziz Yıldırım'ı dinlemeden önce telefonları teknik takibe alınan ve Aziz Yıldırım ile çıkar amaçlı suç örgütü faaliyeti çerçevesinde bulunduğu iddia edilen Mahmut Özgener ile ilgili olarak yürütülen soruşturma neticesi iddianame bile düzenlenmeyip ek takipsizlik kararı (KYOK) verilmiş olması bunun en önemli göstergelerinden birisidir.

Her şeyden evvel, sözde soruşturmanın başlatılmasına neden olarak gösterilen 14/11/2010 ve 30/11/2010 tarihli polis raporlarında belirtilen iddia konusu olayların hemen hemen tamamına yakınının ... ile ilgisi bulunmamaktadır. Giresunspor Kulübü eski başkanı Osman Çırak'ın dile getirdiği iddia edilen, "sırf kulüp yöneticilerini zor durumda bırakmak için futbol takımı oyuncularının bir önceki başkan Olgun Peker ve adamları tarafından tehdit edilerek müsabaka kaybetmeye zorlanmaları, bu amaçla kulübün basılarak futbolcuların tehdit edilmesi, Giresunspor basın sözcüsü olan Ali Akdağ'ın 2010 yılı içerisinde Olgun Peker ve adamı olan Hakan Karaahmet'in azmettirmesi sonucu suç örgütü üyeleri Özden Tütüncü ve Selim Kımıl ile adamları tarafından dövülmesi, kulüp başkanlığını Olgun Peker'den devralan Osman Çırak'ın kulüp defterinin denetlenmesi için anlaştığı yeminli mali müşavir Veysel Ekmen'in geçmiş dönemle ilgili olumsuz rapor düzenlememekle tehdit edilmesi, Giresun Aktüel gazetesinde yazan Mustafa Cici adlı şahsın iş yerinin Olgun Peker ve adamları tarafından basılması, Osman Çırak'ın başkanlığı bırakması hususunda tehdit ve şantaja maruz kalması" gibi iddiaların ... ile ilgisi bulunmadığı halde, sırf Sedat Peker liderliğindeki suç örgütüne üye olmaktan daha önce hakkında yasal işlem yapılmış olan Olgun Peker organizesindeki suç çetesinin merkezinin ... olduğu, bu suç örgütünün faaliyetlerini ...'dan yönettiği, Osman Çırak'ın Zeytinburnu'ndaki iş yerinde tehdit edildiği gibi bahanelerle soruşturmanın en başından itibaren yetkisiz olarak ...'da başlatıldığı anlaşılmaktadır.

FETÖ mensuplarınca yürütülen soruşturmada; "silahlı suç örgütü" iddiası ile teknik takip yapıldığı, tüm delillerin bu suçtan dolayı toplandığı, yapılan operasyonlarda kişilerin ev ve işyerlerinde silah arandığı ancak bulunamadığı, sonrasında şahısların iletişimlerinin tespitinin devam ettiği dönemde 14/04/2011 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6222 sayılı Sporda Şiddet Ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun kapsamında "şike" yapmaktan tutuklandıkları, ancak kovuşturma aşamasında iddianameden farklı olarak "haksız ve ekonomik çıkar amaçlı suç örgütü" kurmak / yönetmek / üye olmaktan yargılama yapıldığı anlaşılmıştır. Dönemin ... Özel Yetkili 16'ncı Ağır Ceza Mahkemesi'nde müthiş bir hızla ve seri şekilde altı ay içerisinde görülen davanın, 02/07/2012 tarihinde karara bağlandığı, verilen mahkumiyet hükümlerinin Yargıtay 5'inci Ceza Dairesinin 17/01/2014 tarih ve 2013/16791 esas, 2014/516 sayılı ilamıyla kısmen onanmasına kısmen bozulmasına karar verildiği, haklarındaki mahkumiyet hükümlerinin bozulmasına karar verilen sanıklarla ilgili Yargıtay bozması sonrası yargılamanın, 06/03/2014 tarihinde yürürlüğe giren 21/02/2014 tarih ve 6526 sayılı Kanun ile Özel Yetkili Mahkemelerin kaldırılmasının ardından yeni kurulan ... 13'üncü Ağır Ceza Mahkemesinde görülmesine başlanıldığı, bu arada haklarında verilen hükümler kesinleşen başta Fenerbahçe spor kulübü başkanı Aziz Yıldırım ve diğer üst düzey kulüp yöneticileri olmak üzere diğer sanıkların yeniden yargılama talebiyle aynı mahkemeye yapmış oldukları başvuruların CMK m.311 gereğince kabul edilmesiyle beraber her iki davanın topluca birlikte görülmeye başlandığı ve ... 13'üncü Ağır Ceza Mahkemesinde yapılan yargılama neticesinde 09/10/2015 tarihinde soruşturmanın başından itibaren kurgulandığı ve delillerin hukuka aykırı olarak elde edildiğinden bahisle sanıkların tüm suçlardan beraatlerine karar verildiği,

Diğer taraftan, ... Cumhuriyet Başsavcılığınca, (1) numaralı şüphelisi Fetullah Gülen olmak üzere, Şerif Ali Tekalan, Hidayet Karaca, Ekrem Dumanlı vd. hakkında kamuoyunda "Futbolda Şike Davası" olarak bilinen davada örgütlü olarak kumpas kurdukları iddialarıyla başlatılan ve 2014/164254 sayısına kayden yürütülen soruşturma neticesinde "Futbolda Şike Kumpası"na ilişkin 01/12/2016 tarih ve 2016/164254 sor., 2016/4400 esas sayılı iddianame düzenlenerek kamu davası açıldığı, "Futbolda Şike Davası"nda FETÖ'nün rolünün tüm boyutlarıyla ortaya çıkması için ... 23'üncü Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/62 esas sayılı dosyasına kovuşturma yapıldığı ve incelemeye konu dava dosyası sanıklarından ... ve ...'in de halen bu dava kapsamında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyeliği, haberleşmenin ve özel hayatın gizliliğini ihlal, iftira, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, resmi belgede sahtecilik, kişiler arasında aleni olmayan konuşmaların kayıt altına alınması suçlarından yargılanmakta oldukları, futbolda şike kumpasının soruşturma ve kovuşturma evresinde görev yapmış olan, örgütün yargı yapılanmasında yer aldıkları gerekçesiyle meslekten ihraçlarına karar verilenlerden eski hakim Mehmet Ekinci'nin 27/01/2017 tarihinde saklandığı yerde polis tarafından yakalanarak ertesi gün tutuklandığı, hakkında yakalama kararı bulunan eski hakim Bülent Kınay'ın 22/10/2017 tarihinde Yunanistan'a kaçmak isterken sınırda yakalanarak tutuklandığı, aynı şekilde hakkında yakalama kararı bulunan eski hakim Hikmet Şen'in ise Bursa ilinde FETÖ/PDY üyelerinin gizlenmek için kullandıkları bilinen gaybubet evlerinden birisinde saklandığı sırada 30/03/2018 tarihinde emniyet güçlerince düzenlenen operasyonda yakalanarak gözaltına alındığı ve bilahare tutuklandığı, FETÖ/PDY üyeliği isnadıyla halen yargılamalarının devam ettiği, öte yandan FETÖ aidiyeti nedeniyle meslekten ihraç edilen ve 15 Temmuz darbe girişimi sürecinde firar ederek kaçtığı belirtilen soruşturma savcısı Mehmet Berk'in ise hakkında çıkarılan yakalama emrinin infaz edilememesi nedeniyle arandığı anlaşılmaktadır.

Tahşiye Davası;

Said Nursi'nin 1960 yılında ölümününden sonra yönetim anlayışı, siyasi olaylara bakış, etnik köken ve hizmet metodu gibi konulardaki görüş farklılıkları sonucu birçok Nur Cemaati grubu ortaya çıktığı, Said Nursi'nin talebelerinden olan Elazığ'lı emekli albay Hulusi Yahyagil'in de bu şekilde çevresinde ayrı bir grup/cemaat oluşturduğu, Yahyagil'in 1986 senesinde ölümünü müteakip Muş ili Merkez ilçesi İstasyon camiinde imamlık yapmakta olan Mehmet Doğan'ın, Nur cemaatinin bu kolunun kanaat önderi haline geldiği, çevresinde "Hoca abi" ve "Molla (Mele) Muhammed" olarak tanınan ve bilinen Mehmet Doğan'ın 1998 senesinde emekli olduktan sonra faaliyetlerini Muş ilinde sürdürdüğü, Risale i Nur külliyatındaki eserlere sözlük anlamı itibariyle "dipnot, açıklama, şerh" anlamlarına gelebilecek olan "haşiye"ler yazarak bir takım dini konuları kendi ilmi görüş ve düşüncesine göre açıklayıp izahatta bulunduğu, yapılan bu izahat ve açıklama işlemleri ile şerh düşme faaliyetlerine "Tahşiye" adı verildiği,

Mehmet Doğan ve cemaatine mensup kişilerin ağırlıklı olarak Muş ve çevresi olmak üzere tüm ülke çapına yayıldıkları, muhtelif il ve ilçelerde ders veyahut sohbet evi adı altında mekanlar oluşturdukları, bu evlerde dini sohbet ve toplantılar gerçekleştirildiği, özellikle Mehmet Doğan'ın fikir ve görüşleri çerçevesinde yazmış olduğu açıklama ve şerhlerin (haşiyelerin) grup/cemaat üyeleri tarafından takip edildiği, ilerleyen süreç içerisinde bu işlemlerin daha sistematik biçimde ve derli toplu olabilmesi amacı ile kanaat lideri Mehmet Doğan'ın onayı ile cemaate mensup olan Bünyamin Ateş, Mehmet Nuri Turan, Burhan Bozgeyik ve Mustafa Kaplan isimli şahısların 2004 yılında BMB adlı bir yayın grubu kurdukları, bu yayın grubunun çatısı altında Tahşiye, Rahle ve Cihangiran adlı yayın evleri oluşturup, bilahare bu isimle marka tescilleri yaptırdıkları, bu yayın evlerinden yayınlanan eserlerde İslam dininin kaynakları olan Kur'an ı Kerim, Sünnet, İcma i Ümmet ve Kıyas'ı esas aldıklarını belirttikleri, nitekim eserlerini Kültür Bakanlığının izni ile bandrollü olarak yayınladıkları, bu anlamda kitap ve eserlerle ilgili herhangi bir toplatma veya yasaklama kararı bulunmadığı ve eserlerin de yasak yayın hüviyetini haiz olmadığı,

Mehmet Doğan cemaatine ait ismi zikredilen yayın evlerinden çıkan ve bandrollü olarak yayınlanan "Cihadname, İkazname, İcaz'ül Kur'an, Red'dül Evham, Mesailu'z Zekat" isimli kitap ve eser içeriklerinde şiddet çağrısının yapıldığına dair herhangi bir bulguya rastlanılmadığı, gruba/cemaate ait eserlerde "cihat" olgusunun, benzer birçok dini eserde olduğu gibi ve İncil, Tevrat gibi diğer kutsal kitaplar, dini metinler ve literatürde bahsi geçtiği kadar işlendiği, yayın ve eserlerde cihadın maddi ve manevi cihat olarak iki şekilde tarif edildiği, manevi cihadın ancak ilimle, hikmetle, hakka davet ederek, nefis ve şeytanla yapılan mücadeleden oluştuğu, maddi cihadın ise devletlerin işi olduğu ve şahıslara yüklenemeyeceği, bunun ancak zulüm olduğunun belirtildiği, söz konusu yayın ve eserlerde mevcut kurulu anayasal düzene yönelik yer yer sert ve rahatsız edici eleştiriler getirilmekle birlikte doğrudan anayasal düzeni cebir şiddet yoluyla ortadan kaldırmaya yönelik bir şiddet çağrısının bulunmadığı, herhangi bir terör örgütünü övücü, destekleyici veya meşru gösterici bir söylem ve dil kullanılmadığı, her ne kadar 2009/1016 sayılı Tahşiye soruşturmasında Terörle Mücadele (TEM) Şube Müdürlüğünce hazırlanan raporda Mehmet Doğan cemaatinin/grubunun sahip olduğu muhtelif internet siteleri aracılığı ile şiddet içeren fikir ve görüşleri yaydıkları belirtilmiş ise de, söz konusu sitelerden yalnızca "www.tahsiye.com" adlı internet sitesinin BMB yayıncılık adına kayıtlı olduğu, diğer internet sitelerinin 2009/1016 sayılı soruşturmada işlem yapılan cemaat üyeleriyle ilgi ve irtibatının olmadığı, cemaat ile ilinti ve irtibatı tespit edilen "www.tahsiye.com" adlı internet sitesinde de herhangi bir şiddet çağrısının yapılmayıp, sadece grubun yayın evine ait eserlerin tanıtımının yapıldığı, soruşturma sürecinde yapılan araştırmalarda Mehmet Doğan ve çevresindekilerle alakalı "El Kaide Yanlısı Radikal Mehmet Doğan Grubu, Radikal Tahşiye Grubu, Tahşiyeciler" adı altında aktif ve canlı bir terör örgütü yapılanmasının varlığına dair bir hiçbir tespit yapılamadığı, şiddet içerikli bir eylem veya eylem planının varlığının da kesinlikle ortaya konulmadığı,

Ancak, Mehmet Doğan cemaatine ait ismi zikredilen yayın evlerinden çıkan "Cihadname, İkazname, İcaz'ül Kur'an, Red'dül Evham, Mesailu'z Zekat" isimli kitaplarda, öncülüğünü Fetullah Gülen'in yaptığı dinler arası diyalog teorisi ile tesettür, zekat ve kurban meselelerine dair görüşlerine karşı ağır eleştirel ve sert yorumlar getirildiği, bu hususlarda özetle; "Gülen'in liderliğini ve öncülüğünü yaptığı "dinler arası diyalog ve hoşgörü" fikrinin esasen kökü dışarıda olan emperyalist "Gizli Zındıka Komitesi" tarafından tamamen Kur'an ı Kerim'i tahrif etmek amacıyla geliştirildiği, dinler arası diyalog fikriyle İslamiyette çok başlılık yaratılarak adeta yeni bir din getirilmeye çalışıldığı, isim vermeden bir zatın (Fetullah Gülen) dinler arası diyalog ve hoşgörü teziyle Batılılara hizmet ederek Kur'an ve Said Nursi davasına büyük iftirada bulunduğu, başörtüsü ve tesettürün kesinlikle bir teferruattan (füruat) ibaret olmadığı, zekat ve kurbanın diğer kişi ve kuruluşlara verilmesinin dinen caiz olmadığı, kurban kesilmeden bedelinin yurt, dershane, vakıf gibi kurum ve kuruluşlara verilemeyeceği" şeklinde görüş ve düşüncelere yer verildiği, bu yorumlar nedeniyle Mehmet Doğan ve çevresindeki grubun Örgütün şimşeklerini üzerine çektiği, Mehmet Doğan cemaatinin, hassaten ve özellikle FETÖ/PDY'nin temel finans kaynaklarına (kurban, zekat) yönelik getirdiği ağır ve sert eleştirilerin örgütlü yapılanma tarafından dikkatle izlendiği ve bir süre sonra harekete geçildiği, binaenaleyh Mehmet Doğan ve çevresindekilerin bu nedenle hedef alındığı ve Tahşiye davasının temelini de bu durumun oluşturduğu,

Mehmet Doğan liderliğindeki grubun/cemaatin FETÖ/PDY tarafından hedef alınması kapsamında ilk önce ... İstihbarat Şube Müdürlüğünce harekete geçilerek gruba/cemaate mensup kişilerin Hizb ut Tahrir, İBDA C, El Kaide gibi silahlı terör örgütlerinin faaliyetlerinde bulundukları gerekçesiyle grup/cemaat üyeleri hakkında 04/11/2008 tarihinden itibaren 2559 sayılı Polis ve Vazife Salahiyetleri Kanununun ek 7/2 madde ve fıkrasına istinaden önleme (istihbari) dinlemesine başlandığı, böylelikle yapılan istihbari dinlemelerle kumpas niteliğindeki adli soruşturmanın alt yapısı ve zemininin oluşturulmasının sağlandığı, ... İstihbarat Şube Müdürü Ali Fuat Yılmazer imzasıyla 81 ilin il istihbarat şube müdürlüklerine gönderilen 03/12/2008 tarihli yazıda "dini istismar eden gruplardan Nur cemaatine bağlı Tahşiye grubunun Türkiye Cumhuriyeti Devletini Dar ül harp olarak ve Fetullah Gülen ile Nurcu Mehmet Kırkıncı grubunu ise münafık olarak gördükleri, Adalet ve Kalkınma Partisini İslam inkılabı önünde engel olarak değerlendirdikleri, grup mensuplarının bir kısım internet siteleri ile www.cihaderi.net adlı internet sitesinden görüntüler izleyerek cihada hazırlandıkları" ifade edilmesine rağmen, Muş İl İstihbarat Şube Müdürlüğünce buna gönderilen 26/12/2008 tarihli cevabi yazıda "...özellikle Fetullah Gülen grubunu türban ve dinler arası diyalog yaklaşımlarından dolayı ödün verdikleri düşüncesiyle dinden çıktıklarını savundukları ve şiddetle eleştirdikleri, grupta cihat hükmünün yoğun olarak işlendiği ancak çatışma bölgelerine gidip mücadele etmekten ise Türkiye sınırları içinde şiddete bulaşmadan cihad etme anlayışını benimsedikleri, El Kaide ve Hizbullah gibi dini motifli terör örgütleri ile PKK / KONGRAGEL terör örgütlerini hiçbir surette tasvip etmedikleri..."nin belirtildiği, bu yazı içeriğinin esasen grubun özelliklerini tüm yönleriyle gösterdiği,

Ancak, ... İstihbaratın diğer il istihbarat birimlerine göndermiş olduğu "grubun cihada hazırlandığı"na dair yazısının diğer istihbarat birimlerince teyit edilmemesine rağmen istihbari dinlemelere devam ederek bilgi toplamayı sürdürdüğü, bu arada örgüt lideri Fetullah Gülen'in www.Herkul.org adlı internet sitesi üzerinden Bamteli adıyla yayımlanan konuşma serisinden 06/04/2009 tarihli "İrtica Paranoyası ve Dua'nın Esası" adlı konuşmasında, samimi ve mütedeyyin müminleri terörist gibi göstermeye çalışan odakların yeni bir irtica yaygarası koparabileceğini söyleyip güya böyle bir tehlikeye işaret ettikten sonra ortamda bulunanlar arasından kendisine yöneltilen, "...aslında Anadolu insanından beslenmesi mümkün olmayan Hizb ut Tahrir, Hizb ul Vahşet ve son zamanlarda da El Kaide gibi örgütler tarafından işlendiği söylenen cinayetler yakın geçmişte ülkemizde de sıkça duyuldu ve çeşit çeşit vahşetler Müslümanlara isnat edilerek irtica tehlikesi gündemlerin ilk maddesine konuldu. Neyse ki, şimdi faillerin hemen hepsinin birer figüran ve yapılanların da entrika olduğu ortaya çıkıyor. Dahası, seçim sürecinde irtica meselesi hiç gündeme getirilmedi. Bu açıdan, artık Türkiye'de irtica oyunun sona erdiği söylenebilir mi? Yoksa, bundan sonra da benzer senaryoların kullanılması ihtimal dahilinde midir? İrtica geri döner mi, mütalaalarınızı lütfeder misiniz?.." şeklindeki soruya,

"...Türkiye'yi ne alaka eder EL KAİDE, işin aslı; Türkiye'de bir kısım zaafları olan cahil sınıf ve insanları kullanıyorlar, sanki Diyanet ve dini karalamak adına bir şeyler yapılıyor El Kaide dini temsil ediyor gibi, Hizb ul Vahşet'ten sonra onu da icat ettiler, Türkiye'de onu da icat ettiler, Hizb ul Vahşet'ten sonra onu da icat ettiler, yarın daha başka şeyler de icat edebilirler, mesela TAHŞİYE diye bir şey icat edebilirler. Hafizan Allah iyi organize edebilirler ise bunları, belki, hakiki Müslümanlarla, kitap okuyan Müslümanlarla, nezahetlerini, nezafetlerini, fikri saffetlerini bulundukları evlerde koruma adına okudukları kitaplarla ayakta durmaya çalışan insanların içine sokmaya sokmaya çalışırlar, onları güçlendirirlerse ellerine silahlar da verebilirler ve o kitapların arkasındaki zatın posterlerini evlerine asabilirler, size yakın kimselerin posterlerini de evlerine asabilirler, biz NURLARI HAŞİYE yapıyoruz dedirtirler, adlarına da TAHŞİYECİLER derler, sonra Kaleşnikof verirler ellerine, iki yerde bir şey yapınca bunlar, demek ki imkan bulunca silahlanabiliyor. Sonra hiç silahı milahı, tabancası, hatta çuvaldızı bile olmayan ... insanlara terörist damgası vururlar ... Allah o fırsatı vermesin, komplolarını kendi başlarına dolasın..." diye cevap verdiği,

Örgüt lideri Gülen'in, "El Kaide'nin doğrudan ülkemizde faaliyet ve eylemi olmasa da ülke içerisindeki başkaca dini grupların terörize edilebileceği, ellerine kaleşnikof silah ve tabanca verilerek şiddet eylemi yaptırılabileceği, adlarına da TAHŞİYECİLER denileceği" şeklindeki, kendi tabanına ve örgüt üyelerine yönelik subliminal mesajlar veren Mehmet Doğan liderliğindeki Nurcu gruba yönelik çok açıkça, hiçbir şek ve şüpheye yer bırakmayan hedef gösterir mahiyetteki söz ve açıklamalarından hemen sonra, normalde ülke gündeminde yer almayan bir konunun, örgütün basın yayın organları olan Bugün ve Zaman gazetelerinde, televizyon dizilerinde, özellikle örgüt mensubu Bayram Özbek isimli şahıs tarafından Nakkaş mahlasıyla senaryosu yazılan Samanyolu TV'de yayınlanan Tek Türkiye dizisinin Karanlık Karar Kurulu sahnelerinde mütemadiyen ve ısrarla işlenerek "Mehmet Doğan cemaatinin / Tahşiyecilerin silahlı terör örgütü kapsamına alınacağı"na dair yorumlarla Örgütün medya araçlarıyla algı yönetimi yapılmak suretiyle belli bir dini gruba/cemaate yönelik yapılacak olan soruşturmanın adeta fikri alt yapısının oluşturulduğu, bu arada ... 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 2015/281 esas sayılı dosyasına kayden ikinci heyetince görülen Tahşiye kumpası davası neticesinde 03/11/2017 tarihinde verilen karar ile FETÖ/PDY terör örgütü mensubiyeti nedeniyle mahkumiyetine karar verilmiş olan Bayram Özbek'in, ... DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel tarafından 22/08/2000 tarihinde düzenlenen iddianameye istinaden Örgüt lideri Fetullah Gülen aleyhinde ... 2 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinde görülmeye başlanan davada müdahillik talebinde bulunan Çağdaş Eğitim Vakfına (ÇEV) yönelik olarak, Vakıf Başkanı Gülseven Yaşer tarafından, o tarihte ... Emniyeti Terörle Mücadele Şubesi'nde görevli komiser yardımcısı Mesut Hayri Canöz sahte ismiyle kendilerine yanaşıp Fetullahçılarla ilgili emniyet içerisinden belge/bilgi temin etme noktasında sözde yardımda bulunma bahanesiyle güven telkin ettikten sonra ÇEV'e sızarak Nuh Mete Yüksel'e yönelik kaset kumpasını tezgahlayan kişi olarak teşhis edildiği,

Bu arada, istihbari çalışmalardan elde edilen Bilgiler sayesinde, ... İl Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdür Vekili Erol Demirhan imzasıyla Terörle Mücadele Şube Müdürlüğüne gönderilen, adli soruşturmanın zemini ve altyapısını oluşturan nitelikteki 29/04/2009 tarihli “Radikal Tahşiye Grubu” faaliyetleri konulu yazı ile, Mehmet Doğan liderliğindeki dini motifli ve şiddet söylemli sözde El Kaide yanlısı Tahşiye Grubunun süreç içerisinde şiddet eylemlerine tevessül edebileceği, grup mensuplarının diğer cemaat ve grupları dine aykırı faaliyetlerinden ötürü eleştirdikleri, hatta tekfir ettikleri, dini ve fikri çatışmaları her an boyutlandırma potansiyeli taşıdıkları, bunun ancak gruba yönelik yürütülecek bir adli soruşturmayla delillendirilebileceği ve soruşturma neticesi yapılacak bir operasyonla etkisiz hale getirilebileceklerinin ifade edilmesi üzerine, Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından başkaca herhangi bir araştırma yapılmaksızın hazır gelen bilgiye istinaden TEM Şube Müdür Vekili Ertan Erçıktı imzası ile 04/05/2009 tarihinde, yani İstihbarat Şubenin yazısının gelişinden dört (4) gün sonra, ... Cumhuriyet Başsavcılığının o tarihte faal olan CMK'nın 250'nci maddesi ile yetkili birimi nezdinde "Radikal Tahşiye Grubu" ile alakalı adli soruşturma yapılması için izin verilmesi talebinde bulunulduğu, bu talep yazısında İstihbarat Şube Müdürlüğünün 29/04/2009 tarihli bilgi notunun bire bir adeta kopyalandığı, savcılık tarafından bir gün sonra 05/05/2009 tarihinde soruşturma izni verilmesi üzerine 2009/1016 sayısına kayden soruşturma başlatıldığı, ertesi gün 06/05/2009 tarihinde İstihbarat Şubenin yazısında belirtilen 20 kişiye yönelik iletişimin dinlenmesi kararları alınarak soruşturma kapsamında toplam 67 şahıs hakkında El Kaide yanlısı silahlı terör örgütü üyesi olduklarından bahisle teknik ve fiziki takip tedbirlerine başvurulduğu, radikal eylem ve fikirleri olmayan müşteki Mehmet Doğan ve çevresindekilerin özellikle radikal El Kaide terör örgütü ile irtibatlı oldukları görüntüsünü ortaya koymak, bu yönde izlenim ve kanaat uyandırmak amacıyla, esasen grupla irtibatı ve bağlantısı olmayan bazı kişilerin (Mustafa Serkan Saraç, Mahsum Yeşilırmak gibi şahıslar) de kasıtlı olarak soruşturmaya dahil edilerek Mehmet Doğan grubu ile ilişkilendirilmeye çalışıldığı,

Soruşturma tarihine değin Bakanlar Kurulu veya Yargıtay kararlarında veyahut uluslararası kararlarda terör örgütü olduğuna yönelik herhangi bir kayda da rastlanılmamış olan, soruşturma sürecinde de somut ve aktif herhangi bir örgütsel eylem ve faaliyet veya buna dönük bir eylem planlarının varlığı tespit edilemeyen grubun/cemaatin silahlı terör örgütü olarak nitelendirilebilmesini temine yönelik olarak, FETÖ/PDY'nin ... İstihbarat ve Terör Şubelerinde görev yapan mensuplarınca önceden hazırlanmış kurgu ve plan dahilinde fikir ve eylem birliği içerisinde hareket edilerek, grup üyelerince çok yoğun olarak kullanılmayan, Bahçelievler Siyavuşpaşa Mahallesi Barbaros Caddesi 3. Sokak Dündar Apartmanı No:20/9 ... adresinde yer alan bir sohbet evine soruşturma kapsamında arama yapılmadan önceki gece (3) adet el bombası ve sair mühimmat (kısa ve uzun namlulu silahlara ait fişekler) yerleştirildiği, yerleştirilen bu bomba ve sair mühimmatın bilahare ertesi gün 22/01/2010 günü sabah erken saatlerde eş zamanlı olarak gerçekleştirilen arama neticesinde sohbet evinde önceden konulduğu yerde bulunduğu ve ele geçirildiği, operasyon kapsamında toplam 32 şüpheliye ilişkin 38 farklı adreste arama işlemi gerçekleştirildiği halde şüphelilerin konut ve iş yerlerinde isnat edilen silahlı terör örgütü üyeliği ile ilişkilendirilebilecek suç unsuru niteliğinde başkaca delil elde edilemediği, nitekim cemaat/grup üyelerinin toplanma yeri olan Güngören ilçesi, Mehmet Nesih Özmen Mahallesi Savaş Caddesi Emek Sokak Çetinkale Sitesi A Blok No:9/E adresinde bulunan Mescid i Nurani adı verilen mescitte veya grubun lideri Mehmet Doğan'ın Muş ilinden ...'a geldiğinde konakladığı aynı adresteki binada yer alan 16 numaralı dairede hiçbir suç unsuru ele geçirilmediği,

Buna rağmen, Bahçelievler Siyavuşpaşa'daki evde ele geçirilen 3 adet el bombası ve mermilere istinaden grup/cemaat üyeleri hakkında El Kaide yanlısı silahlı terör örgütü yöneticiliği/üyeliği gerekçesiyle adli işlem yapılarak grup/cemaate silahlı terör örgütü muamelesi yapıldığı, nitekim cemaat/grup üyelerinden Mehmet Doğan, Mustafa Kaplan, Mehmet Nuri Turan, Hilmi Azbay, Mehmet Süruri Kale, Turgut Yıldırım, Bünyamin Ateş, Saim Aşçı, Murat Öztürk, Hasip Danış isimli şahısların 25/01/2010 tarihinde tutuklanmalarına karar verildiği, cemaat/grup üyelerinin 25/01/2010 tarihinden 20/05/2011 tarihine değin yaklaşık 17 ay süreyle tutuklu kaldıkları, hatta Turgut Yıldırım isimli şahsın 16/09/2011 tarihine değin 21 ay süreyle tutuklu kaldığı, ... (Kapatılan) 14. Ağır Ceza Mahkemesinde devam eden yargılamanın özel yetkili mahkemelerin kaldırılmasından sonraki süreçte "silahlı terör örgütünden sürdürülen bir soruşturma ve kovuşturmanın esas delili niteliğindeki suça konu patlayıcı mühimmatın ... ili, Bahçelievler ilçesinde ele geçirilmiş oluşu" gerekçesiyle dosyanın yetkisizlik kararıyla gönderildiği Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesince yürütüldüğü, yargılama neticesi Bakırköy 3'üncü Ağır Ceza Mahkemesinin 15/12/2015 tarih ve 2015/264 esas, 2015/417 karar sayılı kararı ile özetle, "...sanıkların hukuka aykırı gerçekleştirilen arama neticesi ele geçirilen suç unsurları haricinde herhangi bir surette veya gevşek bir şekilde hiyerarşik bağ içerisinde olduklarına, bir silahlı eylem kararı aldıklarına veya bu yönde eylem planlaması yaptıklarına, görev paylaşımı yaptıklarına, El Kaide terör örgütü ile hiyerarşik olarak veya hiyerarşi dışı ilişkili olduklarına dair yeterli, kesin ve inandırıcı delillerin elde edilemediği..." gerekçesiyle silahlı terör örgütü üyeliği suçlarından ayrı ayrı beraatlerine karar verildiği, olayın soruşturmasında görev alan polislerce yerel mahkemenin katılma taleplerinin reddine ilişkin kararının usul ve yasaya aykırı olduğundan bahisle temyiz yoluna başvurdukları, buna yönelik temyiz itirazlarını inceleyen Yargıtay 16'ncı Ceza Dairesinin 14/11/2016 tarih ve 2016/5932 5637 sayılı ilamında "Davaya katılma talep eden Hidayet Karaca dışındaki diğer temyiz edenlerin soruşturmada görev alan kolluk amir ve memurları oldukları, Hidayet Karaca'nın ise kapatılan bir gazetenin genel yayın yönetmeni olduğu, sanıkların eylemleri nedeniyle suçtan doğrudan doğruya zarar görmedikleri, iddianamede taraf olmadıkları gibi bir sıfatlarının da bulunmadığından katılma istemlerinin reddine karar verilmesi usul ve kanuna uygun bulunduğundan katılma talep edenler vekillerinin temyiz istemlerinin reddi ile, redde ilişkin kararın onanmasına" karar verildiği, savcılık tarafından yerel mahkeme hükmü aleyhinde temyiz yasa yoluna müracaat edilmemesi nedeniyle de Tahşiye kumpasında mağdur olanlarla ilgili "silahlı terör örgütü üyeliği" suçundan verilen beraat hükümlerinin böylelikle kesinleştiği, bir başka deyişle FETÖ/PDY terör örgütünce kumpas bir soruşturmayla tutuklanarak aylar boyu özgürlüklerinden mahrum bırakılmak ve itibarsızlaştırılmak suretiyle mağdur edilen cemaat/grup üyelerinin kesinleşen yargı kararıyla beraat ettikleri,

Öte yandan kumpas delillerini (bomba ve sair mühimmat) cemaat/grup üyelerinin evlerine yerleştirerek silahlı terör örgütü üyeliği suçunun maddi eser ve delillerini uydurmak suretiyle iftira atan, iftira neticesinde kişilerin hürriyetinden yoksun kılınmasına neden olan ve belgede sahtecilik suçunu işleyen FETÖ/PDY mensubu polisler hakkında Tahşiye yayınevinin ortaklarından ve kumpas mağdurlarından Mehmet Nuri Turan'ın şikayeti üzerine ... Cumhuriyet Başsavcılığınca 2014/133596 sayılı evrak üzerinden yürütülen soruşturmaya istinaden açılan kamu davasının yargılaması neticesinde ... 14. Ağır Ceza Mahkemesinin ikinci heyetince verilen 03/11/2017 tarih ve 2015/281 esas, 2017/172 sayılı karar ile davada yargılanan sanık polisler ile Samanyolu Yayın Grubu Koordinatörü Hidayet Karaca hakkında FETÖ/PDY terör örgütü yöneticisi / üyesi olmak, suçun maddi eser ve delillerini uydurmak suretiyle iftira ve resmi belgede sahtecilik suçlarından mahkumiyet kararı verildiği anlaşılmıştır.

Odatv Olayı;

Odatv davası, "http://www.odatv.com" adlı internet sitesi üzerinden haber portalı olarak yayın hayatına başladığı 2007 yılından itibaren Fetullahçı terör örgütü ve özellikle örgütün en büyük tertibi olan Ergenekon davası aleyhindeki yayınları nedeniyle bir süre sonra örgütün hedefi haline gelen gazete çalışanlarını soruşturmalar ve tutuklamalar yoluyla cezalandırmaya dönük, Örgütün yine emniyet ve yargıdaki uzantılarının ortaklaşa tertiplediği ve Ergenekon soruşturmalarının basın ayağını oluşturan bir dava olarak akıllarda kalmış olan kumpas sürecidir. Odatv soruşturması, 2010 yılında şüpheliler hakkında teknik ve fiziki takip kararlarının alınmasıyla başlamış, ... polisi 14/02/2011 günü sabah saatlerinde soruşturma savcısı Zekeriya Öz'ün talimatıyla gazeteciler Soner Yalçın, Barış Terkoğlu, Barış Pehlivan, Ayhan Bozkurt'un evlerinde ve Odatv haber merkezinde arama yapılmış, gözaltılar sonrası 18/02/2011 tarihinde tutuklamaya sevk edilen Soner Yalçın, Barış Pehlivan ve Barış Terkoğlu (Kapatılan) ... 12'nci Ağır Ceza Mahkemesi Nöbetçi Hakimliği tarafından tutuklanarak cezaevine gönderilmiştir.

Soruşturma kapsamında 14/02/2011 tarihinde icra edilen arama neticesinde Soner Yalçın'ın sahibi olduğu Odatv bürosundaki bir bilgisayarda "Ulusal Medya 2010" adli bir dosyaya ulaşıldığı ve bu dosya içerisinde "Yalçın Hoca ile görüşüldü, Sabri Uzun, kitap yazmakta kararsız, ikna edilmeli, Hanefi cezaevinden çıkınca Emin Arslan'ın yanına gidecek, Ahmet Şık, Nedim (Şener)..." gibi ifadelerin geçtiği, ayrıca Ulusal Medya 2010 adlı dosyaya Odatv bilgisayarının yanı sıra gazeteciler Barış Pehlivan ve Müyesser Yıldız'ın bilgisayarlarında da ulaşıldığı gerekçeleriyle bu kez 03/03/2011 tarihinde yapılan ikinci dalga operasyonda gazeteciler Müyesser Yıldız, Doğan Yurdakul, Mümtaz İdil, Coşkun Musluk, Sait Çakır, Nedim Şener, Ahmet Şık ve İklim Bayraktar’ın evlerinde arama yapılarak haklarında gözaltı işlemleri uygulandığı, o dönem Odatv çalışanı olmayıp Milliyet gazetesi muhabir / yazarlarından olan Nedim Şener'in ise Temmuz/2009 tarihinde ilk basımı yapılan "Ergenekon Belgelerinde Fethullah Gülen ve Cemaat" adlı kitapta geçen örgüt aleyhindeki ifadeleri, Ergenekon'un cemaatin / örgütün bir kumpası ve tertibi olduğuna dair beyanları ile özellikle örgüte bağlı istihbaratçıların (polis ve jandarma teşkilatlarında görevli) Hrant Dink cinayetindeki sorumluluklarının anlatıldığı ve 2011 yılının Ocak ayında ilk baskısı yapılan "Kırmızı Cuma / Dink'in Kalemini Kim Kırdı?" adlı kitapta dile getirdiği görüş ve düşünceleri nedeniyle örgütün şimşeklerini üzerine çektiği ve bu nedenle sözde Ergenekon terör örgütünün medya yapılanması içerisine dahil edildiği,

03/03/2011 tarihli ikinci dalga operasyonda gözaltına alınan Müyesser Yıldız, Doğan Yurdakul, Coşkun Musluk, Sait Çakır, Nedim Şener ve Ahmet Şık'ın 06/03/2011 tarihinde ... (Kapatılan) 10'uncu Ağır Ceza Mahkemesi Nöbetçi Hakimliği kararıyla tutuklandıkları, bu arada Milli İstihbarat Teşkilatı dış operasyonlar birimi görevlisi Kaşif Kozinoğlu'nun aynı soruşturma kapsamında Afganistan'dan dönüşü sonrasında 10/03/2011 tarihinde; öte yandan aynı zamanda Devrimci Karargah davasında 28/09/2010'dan beri tutuklu bulunan eski emniyet müdürü Hanefi Avcı'nın ise 14/03/2011 tarihinde Odatv soruşturması kapsamında tutuklandıkları, ismi geçen gazeteciler ve diğer şüphelilerin tamamı hakkındaki tutuklama kararlarının genel olarak Ergenekon davasının inanılırlığını sarsmak amacıyla kamuoyunu yanıltıcı, asılsız haberler yayarak sözde Ergenekon terör örgütünün medya bölümünü oluşturmak iddialarına dayalı olduğu, 23/03/2011 tarihinde soruşturma savcısı Zekeriya Öz’ün talebiyle ... (Kapatılan) 12'nci Ağır Ceza Mahkemesi Nöbetçi Hakimi (halen FETÖ/PDY suçlamasıyla meslekten ihraç edilmiş olan ve firari olduğu bilinen eski hakim) Mehmet Karababa'nın, “İmamın Ordusu” isimli kitap taslağını gerekçe göstererek tüm kopyalarının toplatılmasına ve bu amaçla Türkiye'nin her yerinde arama yapılmasına karar verdiği, böylelikle hukuk tarihinde bir ilk olarak henüz 5187 SK hükümleri kapsamında basılı eser niteliğini kazanmamış, yayımlanmamış olan bir kitap taslağı hakkında koruma tedbiri uygulanarak elkoyma kararı verildiği, 29/03/2011 tarihinde Zekeriya Öz'ün Odatv soruşturmasından alınarak özel yetkileri de kaldırılmak suretiyle Kaçakçılık ve Narkotik suçlarından sorumlu ... Cumhuriyet Başsavcı Vekilliği görevine getirildiği, soruşturmada savcı Cihan Kansız'ın görevlendirildiği, savcı Cihan Kansız tarafından (14) sanık hakkında hazırlanan ve tek müştekisi Nazlı Ilıcak olan 26/08/2011 tarihli iddianamenin 09/09/2011 tarihinde ... (Kapatılan) 16'ncı Ağır Ceza Mahkemesi'nce kabul edildiği,

26/08/2011 tarihli iddianame kapsamında yukarıda isimleri zikredilen (14) sanık hakkında silahlı terör örgütü kurma ve yönetme, silahlı terör örgütüne üye olma, halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme, Devletin güvenliğine ilişkin gizli belgeleri temin etme, açıklanması yasaklanan gizli bilgileri temin etme, özel hayatın gizliliğini ihlal etmek, hukuka aykırı olarak kişiler verileri kaydetmek, adli yargılamayı etkilemeye teşebbüs etme suçlamalarının yöneltildiği, tutuklu yürütülen soruşturma neticesi açılan davada gazetecilerin, aynı zamanda Şike davasına bakan ... Özel Yetkili 16'ncı Ağır Ceza Mahkemesinde yargılandıkları, 13/11/2011 tarihinde MİT görevlisi tutuklu sanık Kaşif Kozinoğlu'nun cezaevinde hayatını kaybettiği, ilk duruşması 22/11/2011 tarihinde görülmeye başlayan davada 22/02/2012 tarihli duruşmada gazeteci Doğan Yurdakul'un sağlık sorunları gerekçe gösterilerek tahliye edildiği, 12/03/2012 tarihli oturumda gazeteciler Nedim Şener, Ahmet Şık, Coşkun Musluk ve Sait Çakır'ın tahliyesine karar verildiği, 18/06/2012 tarihinde gazeteci Müyesser Yıldız'ın tahliye edildiği, 24/08/2012 tarihinde hazırlanan TÜBİTAK raporunda suç konusu dokümanların sanıklara ait bilgisayarlarda hiç açılmadığı tespiti yapıldığı, 14/09/2012 tarihli duruşmada sanıklar Barış Pehlivan ve Barış Terkoğlu'nun tahliyesine karar verildiği, 12/11/2012 tarihli oturumda mahkemenin TÜBİTAK raporunda yazan lehe tespitler karşısında ek rapor talep ettiği, ek rapor talebi sonrasında TÜBİTAK çalışanı bilirkişilerin muğlak ifadelerle hazırladıkları raporu Mahkemeye sunduğu, 27/12/2012 tarihinde Soner Yalçın'ın, 12/12/2013 tarihinde ise son olarak sanıklar Hanefi Avcı ve Yalçın Küçük'ün tahliyelerine karar verildiği,

FETÖ/PDY terör örgütünün güçlü olduğu özel yetkili savcılık birimleri ve özel yetkili ağır ceza mahkemeleri eliyle yürüttüğü kumpas soruşturmaları ve davaları aracılığıyla çok sayıda kişiyi mağdur ettiği gerekçesiyle 21/02/2014 tarihinde Meclis'ten geçirilen ve 06/03/2014 tarihinde yürürlüğe giren 6526 SK ile özel yetkili mahkemelerin lağvedilmesiyle birlikte davaya bakan ... 16'ncı Ağır Ceza Mahkemesinin kapatıldığı ve dosyanın ... 18'nci Ağır Ceza Mahkemesi'ne devredildiği, bu arada yargılama devam ederken 08/07/2014 tarihinde AİHM'in gazeteciler Nedim Şener ve Ahmet Şık'ın ifade hürriyeti ve özgürlük haklarının ihlal edildiğine karar verdiği, Ağustos Kasım 2015 tarihlerinde Odatv soruşturmasını yürüten eski savcılar Zekeriya Öz ve Cihan Kansız'ın yurt dışına kaçtığı, 14/03/2016 tarihinde mahkeme tarafından bilirkişi olarak görevlendirilen Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyeleri tarafından hazırlanan raporda suçlamalara konu delillerin sahte olduğu tespitinde bulunulduğu, 16/07/2016 tarihinde özel yetkili mahkemedeki yargılamada görev yapan ve aynı zamanda şikede kumpas davasında da yargılama faaliyeti yürüten eski hakimler Mehmet Ekinci, Hikmet Şen ve Bülent Kınay hakkında yakalama kararı çıkartıldığı, bir süre sonra yakalandıkları, ... 18'inci Ağır Ceza Mahkemesinde görülen dava neticesinde 12/04/2017 tarihinde verilen karar ile, Odatv bilgisayarında bulunduğu iddia edilen Ulusal Medya 2010 adlı dosyanın korsan yöntemlerle bilgisayara dışarıdan müdahale edilerek yerleştirildiği hususunun yargılama aşamasında alınan bilirkişi raporlarıyla sübuta erdiği, böylelikle dijital verilerde sahtecilik yapılarak sahte delil üretildiğinin anlaşıldığı gerekçeleriyle Odatv kumpasına hedef olan tüm sanıkların üzerlerine atılı suçtan ayrı ayrı beraatlerine karar verildiği, kararın kesinleştiği, ancak yaklaşık 7 8 yıl süren yargılama sürecinde sanıkların sözde Ergenekon terör örgütünün medya yapılanmasını oluşturdukları şeklindeki kurgu iddialarla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı, ifade hürriyeti ve özgürlüklerinin ihlal edildiği anlaşılmıştır.

  1. Fetö/Pdy'nin 17/25 Aralık Öncesi Siyasete Müdahale Ve Siyasi İktidarı Tasfiye Girişimleri:

Genel Olarak;

Yukarıdaki bölümde FETÖ'nün tarihsel gelişim süreci anlatılırken de ifade edildiği üzere, 2000'li yılların sonu ve 2010'lu yılların başı örgütün gizli hedef ve ajandasını ifşa etmeye başladığı dönem olmuştur. 2000'li yılların sonuna değin, mevcut sistem ve müesses nizamla açıktan güç çatışmasına girmek yerine, takiyye stratejisini ön plana çıkararak, devlet yapısıyla çatışmayacak bir örgütlenme modeli benimseyen; ılımlı görünerek, gerek örgüt liderinin söylemleriyle gerekse medya ve kitle iletişim araçlarıyla mütemadiyen dinler arası diyalog, toplumsal uzlaşma, hoşgörü, eğitim, ahlak gibi hemen herkesin üzerinde ittifak edebileceği ortak değerler üzerinden toplumsal mesajlar veren, ancak sözde sivil toplum hareketi görüntüsü ve örtüsünün altına gizlenerek devletin stratejik kurum ve kuruluşlarının içerisine sızma ve ele geçirme hedefinden hiçbir zaman vazgeçmeyen; genel itibariyle hemen her dönemde içinde bulunduğu sosyo politik koşullara çok iyi uyum sağlayarak iktidar dengelerini gözetip siyasi konjonktür ve gidişatı iyi okuyan, bu özelliği nedeniyle gittikçe güçlenen FETÖ/PDY 2000'li yılların özelikle ikinci yarısından itibaren yargı, emniyet ve medyadaki mensupları eliyle gerçekleştirdiği ve uygulamaya soktuğu kumpas davaları yukarıda örnekleriyle izah edilmeye çalışılan aracılığıyla mutlak iktidarına giden yolda önüne engel olabilecek kişi, grup, topluluk, kurum ve kuruluşları bertaraf etmiş, kısmen veya tamamen ele geçirmiş, kendisine alan açmış, bu süreçten daha da güçlenerek çıkmış, belli bir noktaya kadar siyasi iktidarla açıktan güç çatışmasına girmekten kaçınarak gizli gündemini ve mücadelesini örtülü olarak gerçekleştirmiş ve yürütmüştür.

Gerçekten de, topluma, kendisini eğitim ve hizmet gönüllüsü bir sivil toplum hareketi olarak takdim eden FETÖ/PDY zaman içerisinde büyük bir gizlilikle devletin bütün kurumlarına yerleştirdiği mensupları vasıtası ile kamuda etkin ve belirleyici bir konuma gelmiştir. Özellikle 12/09/2010 tarihinde yapılan Anayasa değişikliği referandumu sonrası yeniden şekillenen Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu bu örgütsel yapının elemanları tarafından ele geçirilmiş, referandum sonrası yaşanan süreç yargı mekanizmasının adeta Örgüt tarafından teslim alınmasıyla sonuçlanmış, yargıdaki kritik önemi haiz görevler bu örgüte mensup Cumhuriyet savcısı ve hakimlere verilmiş, özel yetkili mahkemelere örgüt üyesi, örgütle irtibatlı veya iltisaklı hakim ve savcılar atanmış, örgütün mutlak iktidarına giden süreçte hayata geçirdiği kumpas soruşturmaları ve davaları, özel yetkili savcılıklar ve mahkemeler eliyle yürütülmüştür. Örgüt, bu sayede aşırı güç zehirlenmesine kapılarak adeta devlet içerisinde devlet gibi davranmaya başlamış, kendisini güçlü hissettikçe bu kez siyasi iktidara yönelik taleplerini artırmış, talepleri karşılanmayınca da elindeki gücü kanunsuz bir biçimde kötüye kullanarak, şiddeti, tedricen / kademeli olarak artan bir şekilde siyasi iktidara yönelik hukuksuz girişimlerde bulunmaya başlamıştır.

Bu bağlamda Örgüt, ilk önce 7 Şubat 2012 tarihinde MİT Müsteşarının ifadeye çağrılması olayı üzerinden siyasi iktidarla güç çatışmasına girerek Başbakan'ı devirmek istemiş, bundan sonuç alamayınca dershaneler krizini bahane ederek 17/25 Aralık 2013 tarihlerinde yargı ve emniyet kadrolarında yerleşik mensupları eliyle hükûmete yönelik darbe girişimlerinde bulunmuş, 17/25 Aralık darbe girişimleriyle siyasi ve ekonomik kriz ve kaos ortamı oluşturarak hükümeti iş göremez hale getirip istifaya zorlamış, ancak bu darbe girişimlerinin püskürtülmesi ve sonuç vermemesi üzerine 1 ve 19 Ocak 2014 tarihlerinde Milli İstihbarat Teşkilatına ait devlet sırrı kapsamındaki yardım TIR'larını durdurmak suretiyle Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Suriye'deki terör örgütlerine yardım ettiği intibasını oluşturarak dış güçler vasıtasıyla devletin ve hükümetin zora sokulup kaos ortamı yaratılmasına çalışmış, bunun da sonuç vermemesi ve örgütün her alanda tasfiyesine yönelik kapsamlı tedbirler alınması üzerine taşeronu olduğu küresel emperyalist güçlerin desteği ile 15 Temmuz 2016 günü tarihin en büyük ihanetlerinden birisini gerçekleştirerek Türk devletini yıkma, ele geçirme ve ülkeyi işgal girişiminde bulunmuştur.

Eldeki dava konusu somut olayda, örgütün emniyet ve yargı kadrolarında yerleşik mensupları eliyle 17 Aralık 2013 tarihinde gerçekleştirdiği eylemin, Hükümetin iş göremez hale getirilmesini ve istifasını sağlamaya yönelik cebri bir eylem ve emniyet / yargı eliyle gerçekleştirilen hukuksuz bir darbe girişimi niteliğinde olduğunun anlaşılabilmesi, bir başka deyişle Fetullahçı terör örgütünün Hükûmete yönelik eyleminin anlamlandırılabilmesi için özellikle 07/02/2012 tarihinden itibaren ülkede yaşanan gelişmeler ve Örgütün hassaten bu tarihten itibaren siyasete müdahale etmeye ve devlet otoritesini / iktidarı nihai olarak ele geçirmeye yönelik açık girişimlerinin kronolojik şekilde izah edilmesi gerekmektedir. Bu süreç bütünüyle izah edilmeden ve tam olarak anlaşılmadan, bir başka deyişle 7 Şubat MİT kriziyle başlayıp, 15 Temmuz 2016 tarihinde silahlı kanlı darbe teşebbüsüyle sonuçlanan süreçteki olaylar silsilesi irdelenmeden ve tahlil edilmeden, 17 Aralık eyleminin tek başına ele alınması, Örgütün bu olaydaki gerçek kurgu, niyet ve amacının anlaşılması ve değerlendirilmesi bakımından eksik ve yetersiz olacaktır.

Bu nedenle, kamuoyunda 7 Şubat MİT krizi olarak bilinen, arkasında FETÖ/PDY'nin olduğu, nihai hedefinde ise Başbakan ...'ın yer aldığı sivil darbe girişimi ile kamuoyu nezdinde de artık görünür hale gelen, kimi zaman şiddeti azalmış gözüken ve fakat içten içe hep devam eden, dershaneler kriziyle yükselişe geçen, sonrasında 17/25 Aralık 2013 tarihindeki sözde yolsuzluk operasyonlarıyla zirvesine ulaşan Fetullahçı terör örgütünün siyasi iktidara yönelik güç mücadelesinin yakın dönem kronolojisinin izah edilmesi gerekmektedir.

Mavi Marmara Katliamı ve Hakan Fidan'ın Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığına atanması :

2008 yılında Filistin sorununun çözümü için Türkiye'nin İsrail ile diğer Arap ülkeleri arasında arabuluculuk rolünü üstlendiği dönemde, diyalogların sonuç vermesi beklenirken aynı yılın Aralık ayında İsrail'in Gazze'ye saldırıları nedeniyle görüşmeler sona ermiş, İsrail'in Türkiye aracılığıyla süren görüşmeleri aniden keserek Gazze'ye yönelik düzenlediği saldırıların, çok sayıda sivilin katledilmesi ve ölümüyle sonuçlanması İsrail ile Türkiye arasındaki diplomatik ilişkileri de olumsuz yönde etkilemiş, nitekim 29/01/2009 tarihinde İsviçre'nin Davos kentinde gerçekleştirilen Dünya Ekonomik Forumu'nda BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon ve Arap Konseyi Genel Sekreteri Amr Musa'nın da katıldığı "Gazze: Ortadoğu'da Barış" konulu oturumda Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı ... ile İsrail Devlet Başkanı Şimon Peres arasında, Filistin'in Gazze şeridinde yaşanan sivil katliam ve ölümler nedeniyle, dünyanın gözü önünde yaşanan sert bir tartışma cereyan etmiş, siyasi literatüre "one minute krizi" olarak geçen bu olayda Başbakan Erdoğan'ın toplantıyı terk etmesiyle sonuçlanan tartışmadan sonra İsrail ile Türkiye arasında büyük bir diplomatik gerilim yaşanmış, gerilen ilişkilerin üzerine yaşanan Mavi Marmara katliamı sonrası FETÖ/PDY yapılanması, başta örgüt liderinin söylemleri olmak üzere medya ve kitle iletişim araçları eliyle siyasi iktidarı açıktan ve yüksek sesle biçimde eleştirmiş, olayda orantısız güç kullanarak uluslararası sularda sivil ve silahsız insanları katleden İsrail'den yana açıktan tavır aldığı gözlemlenmiştir.

İnsani Yardım Vakfı'nın (İHH) organizasyonuyla İsrail ablukasındaki Gazze'ye insani yardım malzemeleri götürmek üzere Mavi Marmara isimli gemiyle yola çıkan gönüllüler Gazze'ye yakın uluslararası sularda (İsrail'den 70 80 mil, 130 150 kilometre uzakta) İsrail ordusunun saldırısına maruz kalmış, 31/05/2010 tarihinde gerçekleşen bu olayda Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı dokuz (9) sivil insan / aktivist İsrailli komandolarca katledilmiştir. Örgütün, siyasi iktidara yönelik gizli niyet ve örtülü mücadelesini dışa vurduğu ilk olay olarak kabul edilen Mavi Marmara katliamı sonrası Türk Dışişleri İsrail'i devlet terörü yapmakla suçlarken ve hatta Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi tarafından hazırlanan olayla ilgili raporda, İsrail ordusunun, insanlık dışı muamelesiyle uluslararası hukuku ihlal ettiği, İsrail askerlerinin yardım filosuna verdiği askeri karşılığın orantısız ve gaddarlık düzeyinde olduğu, Mavi Marmara baskınının açıkça suç teşkil ettiğine dair kanıtlar bulunduğu, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin saldırı ile ilgili tezlerinin haklı bulunduğu belirtilirken, örgüt lideri Fetullah Gülen ise ABD gazetesi Wall Street Journal'e olaydan birkaç gün sonra 04/06/2010 tarihinde yaptığı açıklamada, Türkiye öncülüğündeki bir filotillanın İsrail'in onayını almadan ve İsrail ile uzlaşılmadan yardım götürmeye çalışmasını açıkça eleştirerek İHH'nın İsrail'in onayı olmadan yola çıkmasını otoriteye başkaldırı olarak niteleyen bir açıklama yapmış, bu açıklamasında "gördüğüm şeyler hiç de hoş değildi. Çok çirkin şeylerdi. Organizatörün Gazze'ye yardım götürmeden önce İsrail ile uzlaşma yolunu seçmemeleri faydalı sonuçlar doğurmayacak şekilde otoriteye başkaldırmaktır. İHH'nın politik bir amaç güdüp gütmediğini söylemek kolay değil" diyerek İsrail'i korumuş, ülkedeki dini referanslı diğer cemaatler ve sivil toplum kuruluşlarının aksine, aynı zamanda bir insanlık sorunu teşkil eden olayda İsrail'i hedef alan söylem ve tutum geliştirmek bir yana, ona yakın bir duruş sergilemiş, bu olay vesilesiyle dahi gerçekte dini bir cemaat kimliğinin olmadığını, her alanda örgütlenmek için dini cemaat kisvesine bürünmüş suigeneris bir taşeron örgüt olduğunu açıkça ortaya koymuştur.

Öte yandan, Mavi Marmara olayından sadece birkaç gün önce Başbakan Erdoğan tarafından 25/05/2010 tarihinde, o tarihte Başbakanlığa bağlı Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığına atanan Hakan Fidan, 31/05/2010 tarihinde cereyan eden Mavi Marmara olayı nedeniyle özellikle örgüte ait veya müzahir medya kuruluşları, basın yayın organları ve internet haber siteleri aracılığıyla ciddi surette tenkit edilmeye başlanmış, bu arada daha önce, Başbakan ...'ın "dış politika ve uluslararası güvenlikten sorumlu" Müsteşar Yardımcısı olarak görev yaptığı dönemde (14/11/2007 15/04/2010) aynı zamanda 2008 yılının Kasım ayı itibariyle Viyana'daki Birleşmiş Milletler Uluslararası Atom Enerjisi Kurumunda Türkiye'nin temsilcisi olarak görev yapmaya başlayan Hakan Fidan, burada yürüttüğü görevi esnasında, İran'ın barışçıl yollarla nükleer program geliştirme hakkına sahip olduğuna dair ileri sürdüğü görüş ve açıklamaları nedeniyle İsrail'in tepkisini çekmiş, aynı zamanda Türkiye, İran ve Brezilya arasında 17/05/2010 tarihinde akdedilen uranyum devir (takası) anlaşmasının mimarı olarak da görülmesinin etkisiyle hemen hemen aynı tarihlerde örgüt medyasında olduğu gibi İsrail gazetelerinde de aleyhte yayınlar yapılmaya başlanmıştır.

Nitekim, İsrail'de yayımlanan ve merkez sol çizgide yayın yaptığı belirtilen "Haaretz" isimli gazetede 07/06/2010 tarihinde "İsrail, Türkiye'nin yeni istihbarat başkanının İran'ı savunmasından dolayı endişeli" başlığıyla çıkan, söz konusu gazetenin savunma ve askeri konularda uzman yazarı Amir Oren imzalı haberde, Türkiye'nin Başbakanı ...'ın şahsi sırdaşı olan Hakan Fidan'ın 10 gün önce İsrail'in Mossad'ı ile Shin Bet güvenlik servisinin denk işlevlerini birleştiren MİT'in başkanı olarak görev üstlendiğini, İsrail savunma kurumu ve özellikle Mossad'ın, Türkiye'nin Milli İstihbarat Organizasyonu ile olan bağları sürdüren Dış İlişkiler Departmanının, Hakan Fidan'ın kısa bir süre önce bu organizasyonun başı olarak göreve atanmasından ve bu tayinin Türkiye'nin İsrail ve İran ile olan ilişkilerinin karşılıklı olası sonuçlarından ötürü kaygılı olduğunu, İsrail'in güvenlik kaynaklarının, Mavi Marmara olayının İsrail ile Türkiye arasındaki ilişkilerde, Fidan ve Dışişleri Bakanı Davutoğlu ile birlikte Erdoğan tarafından planlanmış olan kasıtlı değişiklikleri yansıttığına inandıklarını ifade ettiği, aynı tarihte "htttp://www.euractiv.com" isimli internet sitesinde yayınlanan "Mossad Mavi Marmara'nın arkasında MİT'ten şüpheleniyor" başlıklı haberde Mossad'ın Mavi Marmara gemisi operasyonunun arkasında MİT'in olduğundan şüphe ettiğinin belirtildiği, "htttp://www.turkishnews.com" isimli sitede 08/06/2010 tarihinde yayınlanan "Mossad'ı MİT korkusu sardı" başlıklı haberde ise Haaretz gazetesindeki habere yer verilerek İsrail'in Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığına Hakan Fidan'ın atanmasından dolayı kaygılı olduğunun dile getirildiği, öte yandan 06/08/2010 tarihinde "htttp://www.haberler.com" isimli internet sitesinde yayınlanan "MİT krizinde gerilim tırmanıyor" başlıklı haberde, dönemin İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak'ın 01/08/2010 tarihinde bir toplantı sırasında söylediği "İran destekçisi bir adam Türkiye Mossadı'nın başına atandı. Onların elinde önemli miktarda sırrımız var. Son iki aydaki izlenimimiz, bu sırları İran'a açabilecekleri şeklinde" sözlerine yer verildiği, ezcümle Hakan Fidan'ın Milli İstihbarat Teşkilatının başına atanmasından, onu Mavi Marmara olayını organize etmekle ve İran destekçisi olmakla suçlayan İsrail güvenlik birimleri ve yetkilileri gibi, aynı gerekçeyle itham eden FETÖ/PDY'nin de rahatsızlık duyduğu anlaşılmıştır.

FETÖ/PDY terör örgütü, emniyet istihbarat teşkilatında hakim olduğu gibi, sahip olduğu geniş arşivi, bilgi havuzu, istihbarat teknik imkan ve kabiliyetleri dolayısıyla esasen uzun zamandır Milli İstihbarat Teşkilatını da ele geçirmek ve hakim olmak istemiş, ilerleyen dönemde Türkiye'nin en yüksek kapasiteli istihbarat ve dinleme üssü olarak bilinen ... / Gölbaşı'ndaki Bayrak garnizonunda yer alan Genelkurmay Elektronik Sistemler Komutanlığının (GESKOM) tüm personel ve teçhizatı ile birlikte 2011 yılının sonlarında Milli İstihbarat Teşkilatına devredilmesi sonucu MİT'in elektronik ve teknik istihbarat kapasitesinin artmasıyla birlikte bu yöndeki arzu ve isteği had safhaya ulaşmış, hatta bu göreve, 16/10/2009 tarihinde Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı görevinden alınarak, pasif bir görev olan Strateji Geliştirme Dairesi Başkanlığına atanan, FETÖ/PDY mensubiyeti iddiasıyla ... 14'üncü Ağır Ceza Mahkemesinin halen ikinci heyetinde görülmekte olan Hrant Dink davasında sanık olarak yargılanan Ramazan Akyürek'i getirmek istediği dile getirilmiş (açık kaynak bilgileri), ancak bu emeline nail olamamış; Örgütün asıl hedefindeki Başbakan ...'ın güvendiği bir isim olan Hakan Fidan'ın ilk önce 15/04/2010 tarihinde MİT Müsteşar Yardımcılığı görevine ve akabinde 25/05/2010 tarihinde Emre Taner'in yerine Müsteşarlık görevine atanmasına engel olunamaması üzerine, FETÖ/PDY bu kez, Milli İstihbarat Teşkilatını tamamen ele geçirme nihai hedefi doğrultusunda, bilahare uygulamaya koyduğu başka kurgu soruşturmalar eliyle kurumsal olarak MİT'i ve Müsteşar Hakan Fidan'ı hedef almaya başlamış; bu bağlamda Erzurum Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığında görevli, halen FETÖ mensubiyeti nedeniyle ... 16'ncı Ağır Ceza Mahkemesinde tutuklu yargılanan, örgütün kriptolu haberleşme programı Bylock kullanıcısı olduğu belirlenen, nitekim 24/05/2019 tarihli karar duruşmasında (gerekçeli karar yazım aşamasında karar verildiği anlaşılmıştır) FETÖ/PDY terör örgütü üyeliği suçundan 11 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği anlaşılan, meslekten ihraç edilen eski savcı Osman Şanal'ın yürüttüğü "sözde Ergenekon terör örgütünün Erzincan yapılanması" soruşturması bahanesiyle dönemin Erzincan MİT Bölge Müdürü Şinasi Demir ile teşkilatta görevli Kıvılcım Üstel ve Sadri Barkın İnce'nin Ergenekon silahlı terör örgütü üyeliği iddiasıyla adeta bir terör örgütünün hücre evine baskın yapılır gibi Erzincan MİT Bölge Müdürlüğüne polis marifetiyle yapılan hukuksuz baskın neticesinde, üstelik görevlerini yerine getirirken işledikleri iddia olunan bir suçtan ötürü 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve MİT Kanununun o tarihte yürürlükteki 26'ncı maddesi gereğince Başbakan'dan soruşturma izni alınmadan gözaltına alınmaları ve tutuklanmaları sağlanmış; ... Cumhuriyet Başsavcılığınca 2011/762 sor. sayılı evrak üzerinden yürütülen ve devletin üst düzey yetkililerinin İran casusu olmakla suçlandığı "Selam Tevhid Kudüs Ordusu" terör örgütü soruşturmasının başlatılmasına esas teşkil eden Kamile Yazıcıoğlu isimli şahsın ilk olarak 08/08/2010 tarihinde Bursa Muammer Sencer Polis Merkezi Amirliğinde, bilahare 04/03/2011 ve 06/04/2011 tarihlerinde ... Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesinde alınan ifadelerine önceden kurgulanmış bir şekilde Hakan Fidan'ın ismi ilave edilerek Türkiye Cumhuriyetinin en önemli güvenlik ve istihbarat birimlerinden biri olan teşkilatın başındaki ismin ülkeye ihanet ettiği ve İran lehine casusluk yaptığı iddiasıyla soruşturmaya dolaylı olarak dahil edilerek teknik takip altına alınması sağlanmış, böylelikle iletişimleri ve faaliyetleri denetlenmiş; Milli İstihbarat Teşkilatını Ergenekon soruşturması üzerinden hedef yapma girişimlerine Teşkilatın Dış Operasyonlar Daire Başkanı Kaşif Kozinoğlu'nun Odatv kumpas soruşturması bahanesiyle tutuklanması sayesinde devam edilmiş, böylelikle MİT görevlilerine dönük kumpas girişimleriyle teşkilatı yıpratma, zayıflatma, ele geçirme hedefine ulaşılmaya çalışılmış, öte yandan Örgütün medya ve yayın organlarında MİT ve Hakan Fidan ile ilgili aleyhte algı faaliyetine başlanılmış, Mavi Marmara olayı gibi MİT ile ilişkilendirilen hemen her olaydan sonra Hakan Fidan hakkında ve onun üzerinden siyasi iktidar ve Başbakan Erdoğan aleyhinde örgütün sözlü ve yazılı, görsel ve işitsel medya araçları eliyle olumsuz haberler yapılmış, Örgüt böylelikle Milli İstihbarat Teşkilatı ve Müsteşarı Hakan Fidan üzerinden, Hükûmete ve Hükûmetin başı olan, mutlak iktidarına giden yolda en büyük engel olarak gördüğü Başbakan Erdoğan'a yönelik güç mücadelesini açıktan ortaya koymaya başlamıştır.

Nitekim, ... Cumhuriyet Başsavcılığınca 2014/39856 sayılı evrak üzerinden yürütülen bir soruşturma kapsamında Cumhuriyet Savcısı tarafından 25/11/2015 tarihinde ... Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesinde "Arif" mahlasıyla ifadesi alınan bir gizli tanığın ifadesinde, "...Cemaat Hakan Fidan'ı sevmez. Onun İran Ajanı olduğunu kabul ederler. Fetullah Gülen yanındakiler ile konuşurken 'Hakan Fidan'a dikkat edin, cemaat için tehlikelidir' demiştir. Hakan Fidan ifadeye çağrılmadan önceki toplantılarda devlete ve millete ihanet eden kim olursa olsun yargı önüne çıkarılacak diyorlardı. Bunu Şerif Ali Tekalan söyledi. Ona da Fetullah Gülen'in söylediğini söyledi..." şeklinde geçen sözlerin Örgütün Hakan Fidan'a bakış açısını gösterdiği, yine ... Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosunun 2015/48932 sayılı evrakı kapsamında tanık sıfatıyla yeminli olarak ifade veren ... İl Emniyet Müdürlüğü eski Güvenlik Şube Müdürü ve FETÖ/PDY üyesi Yunus Dolar'ın 22/09/2017 tarihli konuyla ilgili ifadesinde geçen, "...Benim 7 Şubat MİT kumpasının FETÖ/PDY tarafından gerçekleştirildiğini düşünmeme sebep olan şey, o dönem FETÖ'nün MİT'e kurumsal olarak soğuk bakmasıyla ilgiliydi. Ben örgütün bu kuruma soğuk baktığını bildiğim için 7 Şubat'ta MİT Müsteşarının ifadeye çağrılması olayını öğrenir öğrenmez bu işi gerçekleştirenlerin FETÖ terör örgütü olduğunu anladım ve bu nedenle örgüt üyesi Ercan Gün ve bilahare örgütün Marmara bölgesi emniyet sorumlusu Arif kod adlı mahrem imamla görüştüm..." şeklindeki ifadelerinin bunu açıkça teyit ettiği,

Öte yandan, Örgüte yakın internet sitelerinden olan ve nitekim 15 Temmuz darbe girişiminden sonra FETÖ/PDY'nün yayın organlarından olduğu gerekçesiyle olağanüstü hal kapsamında çıkarılan kanun hükmünde kararname ile kapatılan "htttp://www.aktifhaber.com" adlı internet haber sitesinde Yetkin Yıldız imzasıyla "... perdeleme mi yaptı?" başlığıyla 16/02/2012 tarihinde yayınlanmış olan ve Örgütün Hakan Fidan'a yönelik nefret düzeyindeki olumsuz bakış açısını yansıtan haberde, Başbakan Erdoğan'ın verdiği talimat üzerine Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarı Hakan Fidan tarafından yürütülen kapsamlı bir istihbari çalışma neticesi bürokrasideki Cemaat (FETÖ/PDY) mensuplarının isimlerinin listeler halinde belirlenerek fişleme yapılmak suretiyle bunların devletten tasfiye edilmeye çalışıldığı, bürokrat atamalarında Cemaate yakınlığı gerekçesiyle listesi yapılan görevlilerin devlet kademelerinden tasfiyesi için yürütülen çalışma ekibinin başında MİT ve Hakan Fidan olduğunun ifade edilmesi, nitekim Odatv soruşturması kapsamında 14/02/2011 ve 03/03/2011 tarihlerinde yapılan iki ayrı operasyonla isimleri kamuoyunda bilinen gazetecilerin tutuklanması yukarıda kumpas davaları bölümünde anlatılan olay sonrası artan tepkiler nedeniyle, operasyonların arkasındaki isim olduğu gerekçesiyle, ... İstihbarat Şube Müdürlüğünden sorumlu İl Emniyet Müdür Yardımcısı Ali Fuat Yılmazer'in, bu görevinden daha kızak ve pasif bir görev olan "tanık koruma" şubesi ve "bomba imha olay yeri inceleme" şubesinden sorumlu İl Emniyet Müdür Yardımcılığı görevine kaydırılması üzerine Örgütün MİT Müsteşarının başında olduğu bir ekip tarafından devletten tasfiye edilmeye çalışıldığına dair inancın artmasıyla bu kez Örgütün Hakan Fidan'a yönelik kumpas girişimlerinin hız kazandığı görülmüştür.

Başbakan'ın Çankaya'daki Resmi Konutu ve Keçiören'deki Konutunda Yer Alan Çalışma Ofislerine FETÖ Üyelerince Dinleme Cihazı (Böcek) Yerleştirilmesi :

2011 yılına gelindiğinde 12/06/2011 tarihinde yapılan milletvekili genel seçimlerinde FETÖ/PDY'nin siyasi beklentilerinin (sözde cemaate 70 80 milletvekilliği kontenjanı ayrılması talebinin reddedilmesi) iktidardaki AK Parti tarafından karşılanmaması, bu itibarla Hükûmet ve iktidar partisi tarafından örgütün siyasi uzantılarının Meclise girmesinin büyük ölçüde engellenmesi, Milli Eğitim Bakanlığının 2011 yılı stratejik planında örgütün mali ve insan kaynağının temelini teşkil eden dershanelerin kapatılmasının yer alması, Hükûmetin de bu yönde bir takım çalışmalar yapmaya başlaması, yukarıda paragrafta belirtildiği gibi örgüt mensuplarının kısmen de olsa bürokraside pasifize veya tasfiye edilmeye başlanılması gibi gelişmeler karşısında FETÖ/PDY terör örgütü Türkiye Cumhuriyeti Başbakanını casusluk amacıyla dinlemeye başlamış, nitekim doğrudan ABD'deki örgüt liderinden aldıkları talimat doğrultusunda harekete geçen örgütün emniyet istihbarat teşkilatındaki militanları Başbakan ...'ın Çankaya'daki resmi konutu ile Keçiören'deki ikametinde bulunan çalışma ofislerine dinleme cihazları (böcek) yerleştirme eylemini gerçekleştirerek, ülkenin Başbakanının kriptolu ve normal telefonlarından yaptığı görüşmelerini casusluk amacıyla dinlemişler, böylelikle nihai hedeflerindeki Başbakan ile ilgili bilgi ve veri toplamaya, muhtemel hareket ve davranış tarzları ile politikaları konusunda önceden istihbarat edinmeye çalışmışlardır.

FETÖ/PDY terör örgütü militanlarınca Başbakanın Çankaya ve Keçiören'deki resmi ve özel konutlarında yer alan çalışma ofislerine dinleme (böcek) cihazı yerleştirilmesi eylemi ... 2'nci Ağır Ceza Mahkemesinin 19/04/2018 tarih ve 2015/343 esas, 2018/508 karar sayılı ilamına konu olmuş, söz konusu eylem yaklaşık 208 sayfalık gerekçeli kararda detaylı olarak anlatılmıştır. Esasen, kamuoyunda böcek davası olarak bilinen dava daha önce ... 7'nci Ağır Ceza Mahkemesinde görülerek 26/06/2015 tarihinde karara bağlanmış, devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme, siyasal veya askeri casusluk, haberleşmenin gizliliğin ihlal, kişiler arasındaki konuşmaların hukuka aykırı olarak dinlenilmesi ve kayda alınması suçlarından sanıklar Mehmet Yüksel, Ahmet Türer, Zeki Bulut, Harun Yavuz, İbrahim Sarı, Hasan Palaz, Sedat Zavar ve İlker Usta'nın yargılandığı bu davada verilen hükümlerin temyiz davasına konu edilmesi üzerine inceleme yapan Yargıtay 16'ncı Ceza Dairesinin 28/06/2016 tarih ve 2016/638 4601 sayılı ilamı ile, "...Başbakanın resmi konut ve Keçiören ikametteki çalışma ofislerinde bulunan telefonlarla yapmış olduğu tüm görüşmelerin uzun bir süre zarfında dijital ses ve görüntü kaydı yapan elektronik cihazla dinlenilip kayıt altına alınmasında siyasi casusluk kastının varlığının, sanıklar hakkında açılan örgüt davası ile birlikte değerlendirilmesi gerektiği, ayrıca kabule göre de; sanıklar İlker Usta ve Sedat Zavar'ın Başbakanlık Çankaya resmi konutu ve Keçiören'deki ikametgahındaki çalışma ofislerine dinleme cihazları yerleştirerek cihazların MİT görevlileri tarafından bulundukları 28 29.12.2011 tarihine kadar dinleme yapma şeklinde gerçekleştiği kabul edilen eylemlerinin TCK'nın 328'nci maddesine temas eden siyasal veya askeri casusluk suçunu oluşturduğu gözetilmeden, dinlemelerin intikal ettirildiği bir ülkenin varlığının belirlenemediğinden bahisle suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde TCK'nın 327/1 maddesine temas eden devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme suçundan hüküm kurulması kanuna aykırı olduğundan hükümlerin bozulmasına..." karar verilmesi sonrası, bu kez ... 2'nci Ağır Ceza Mahkemesinin 2015/343 esas sayılı ana davasında görülen yargılama neticesi 19/04/2018 tarihinde yeniden hüküm tesis edilmiştir.

Mahkemenin karar gerekçesinde dile getirdiği eylemin oluş şekline göre; eylemin ABD'de yaşayan örgüt lideri tarafından verilen talimat doğrultusunda örgütün mahrem hizmet sınıfı içerisinde kabul ettiği ve özel önem atfettiği emniyet teşkilatında ve yine bu teşkilat içerisinde de en fazla önem atfettiği birimlerden biri olan İstihbarat Daire Başkanlığında görevli mensupları eliyle gerçekleştirildiği, eylemde dahli olan Ali Özdoğan'ın Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı Teknik Şube Müdürü, Sedat Zavar'ın İstihbarat Daire Başkanlığı Teknik Şube Müdür yardımcısı, Enes Çığci ve İlker Usta'nın aynı şubede görevli rütbeli polisler, Serhat Demir'in Başbakanlık Koruma Dairesi Başkanlığı Güvenlik Sistemleri ve Teknik Büro Amiri oldukları,

Emniyet İstihbarat Daire Teknik Şube Müdürü Ali Özdoğan ve yardımcısı Sedat Zavar'ın, kurumlarına, Almanya Stutgart'ta yıllık izinlerini geçireceklerini beyan ederek izin almak suretiyle 2011 yılının Haziran ayı içerisinde ABD'ye gittikleri, Fetullahçı Paralel Devlet Yapılanması terör örgütünün yönetildiği merkezinde yaptıkları temas ve görüşmeler sırasında Türkiye Cumhuriyeti Başbakanını casusluk amaçlı dinlemek için emir ve talimat aldıkları, bu emre uyarak organize oldukları, örgütün diğer birimlerinin Başbakanı dinlemek üzere aktif hale getirildiği, örgüt üyesi sanıkların bu dinlemeyi yapmak için gerekli araç gereç arayışına girdikleri, ilk önce Danimarka’da bulunan ve gizli dinleme cihazları üreten Cobham/Spectronic isimli firmayla bağlantı kurdukları ve ihtiyaç duydukları dinleme cihazlarını doğrudan bu firmadan haricen temin etmeye çalıştıkları fakat firmanın buna sıcak bakmaması nedeniyle firmanın Türkiye distribütörü ATH Savunma Güvenlik Çözümleri Sanayi Ticaret A.Ş. aracılığıyla İstihbarat Daire Başkanlığının resmi haber alma ödeneğini kullanmak suretiyle envantere de kaydetmeden 11/07/2011 tarihinde bu cihazları temin ettikleri, daha sonra diğer sanıkların da iştirakiyle bu dinleme cihazlarını önce seyyar elektrik prizlerinin içine yerleştirdikleri, bilahare Başbakanın kullandığı ofislere arama ve tarama yapmak bahanesiyle girerek çoklu seyyar prizleri değiştirdikleri, içinde dinleme cihazı bulunan seyyar prizi Başbakanın ofislerindeki telefonların hemen yanına bıraktıkları, ofisteki prizi kendileri getirmiş gibi alıp çıktıkları, Başbakanın siyasi, askeri, diplomatik, ekonomik ve diğer her türlü devlet adına gerçekleştirdiği toplantı, faaliyetleri ve görüşmeyi dinleyerek siyasi askeri casusluk yaptıkları,

Bu bağlamda, Sedat Zavar ve Serhat Demir’in buluşarak 4 5 Ekim 2011 tarihlerinde Başbakan'ın kullandığı Çankaya'daki resmi konut ve Keçiören'deki özel konutta keşif amaçlı tespit yaptıkları, örgüt üyesi Sedat Zavar’ın yine örgüt üyeleri İlker Usta ve Enes Çığci'den oluşan ekibiyle birlikte Lock 3 marka dinleme cihazlarını üçlü ve altılı prizlere yerleştirdikleri, sanıklar Ali Özdoğan ve Sedat Zavar’ın 28 Ekim 2011 tarihinde yeniden Amerika Birleşik Devletleri’ne gittikleri ve operasyon hazırlığının tamamlandığını bildirip son ve kesin talimatları aldıktan sonra 07/11/2011 tarihinde Türkiye’ye geri döndükleri, 24/11/2011 günü akşam saatlerinde dinleme cihazı arama ve tarama faaliyeti bahanesiyle Başbakanlığa ait Çankaya'daki resmi konuta ve Keçiören'deki özel ikamete giden örgütün Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı ve Başbakanlık Koruma Dairesi Başkanlığı kadrolarında yerleşik mensupları Serhat Demir, Sedat Zavar, Enes Çığci ve İlker Usta’nın kendilerine eşlik eden Volkan Korkmaz ve Hasan Narmanlı adlı konut personelini de çalışma ofislerinden dışarı çıkarıp onları meşgul etmek suretiyle, daha önceden birlikte yapıp hazırladıkları ve içerisinde dinleme cihazı bulunan çoklu elektrik prizlerini, mevcut prizleri çıkarıp yerine takmak suretiyle çalışma ofislerine yerleştirdikleri, bu dinleme cihazları aracılığıyla 24/11/2011 tarihinden itibaren, cihazların MİT görevlilerince yapılan arama / tarama faaliyetleri sırasında bulunduğu 28 29 Aralık 2011 tarihlerine değin Başbakanın resmi ve özel konutlarındaki çalışma ofislerinde yaptığı resmi ve özel görüşmelerin örgüt tarafından dinlemesini sağladıkları, örgütün böylelikle Başbakan'ın özel görüşmelerinin yanı sıra, devletin niteliği gereği gizli kalması gereken bilgilerini de elde ettiği,

Bu eylemle ilgili yapılan yargılama neticesinde 19/04/2018 tarihinde verilen karar ile, eylemin faillerinden olup yurt dışına kaçan firari sanıklar Serhat Demir, Ali Özdoğan ve Enes Çiğcı haklarındaki davaların ayrılmasına, Sedat Zavar ve İlker Usta'nın FETÖ/PDY terör örgütü üyesi olmak, eylemin açığa çıkmasını önleyici hileli davranışlarda bulunmak suretiyle nitelikli (ihtilasen) zimmet, birden fazla kişiyle kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle konut dokunulmazlığını ihlal, siyasal ve askeri casusluk, haberleşmenin gizliliğini ihlal ve kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması suçlarından ayrı ayrı cezalandırılmalarına karar verildiği, bu arada ... 2'nci Ağır Ceza Mahkemesinin 2015/202 esas, 2018/196 sayılı kararı ile FETÖ/PDY terör örgütü üyeliği suçundan daha önce mahkumiyetine karar verilmiş olan Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırmalar Kurumu / TÜBİTAK BİLGEM (Bilişim ve Bilgi Güvenliği İleri Teknolojiler Araştırma Merkezi) Başkanı Hasan Palaz, TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezinde (MAM) kimyager Hamza Turhan ile aynı kurumun BİMER adlı biriminde elektronik mühendisi olan Gökhan Vıcıl'ın ise olayla ilgili yürütülen ilk soruşturma sırasında dinleme cihazlarını çoklu priz içerisine sabitlemede kullanılan poliüretan maddenin yaş tespitiyle alakalı sahte bilirkişi raporu tanzim ederek örgüt üyeliği, resmi evrakta sahtecilik ve suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme suçlarını işlediklerinin sabit olduğu gerekçesiyle ayrı ayrı mahkumiyetleri cihetine gidildiği,

... 2'nci Ağır Ceza Mahkemesinin 19/04/2018 tarihli mahkumiyet kararı gerekçesinde eylemin FETÖ/PDY terör örgütünün emniyet istihbarat ve koruma daire başkanlıklarında görevli üyeleri eliyle ve örgütsel amaçla işlendiğine, bu eylemle Başbakan'ın resmi ve özel görüşmelerinin içeriğine vakıf olmak gayesiyle ve casusluk amacıyla hareket edildiğine işaret edildiği anlaşılmıştır. Başbakan ...'ın çalışma ofislerine dinleme cihazı yerleştirilmesi eylemi dahi, başlı başına, FETÖ/PDY terör örgütünün taşeron bir casusluk şebekesi olduğunu kabule yeterli niteliktedir. Devletin en önemli ve kritik güvenlik ve istihbarat birimlerinden olan Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığında görev yapan, resmi hiyerarşiye tabi bir polisin örgütsel bir aidiyet, mensubiyet ve motivasyon olmaksızın böyle bir eyleme tevessül etme cesareti göstermesi, daha ötesinde bu nevi bir eyleme girişme ihtiyacı duyması, mesleğini, kariyerini, özgürlüğünü, hayatını riske atması tahayyül edilmesi hemen hemen imkansız bir olaydır. Binaenaleyh, bu olay dahi Örgüt üyelerinin ne denli güdülenmeyle hareket ettiklerini göstermesi bakımından çarpıcı bir örnek olarak karşımıza çıkmaktadır.

Oslo Kayıtlarının Sızdırılması, Uludere Olayı:

7 Şubat MİT kumpası olayının öncüsü niteliğindeki ilk vakıa; illegal dinlemeler yoluyla elde edilmiş veya Teşkilatın arşivinden ele geçirilen ses kayıtlarının 13/09/2011 tarihinde sızdırılması biçiminde gerçekleştirilen siber saldırıyla olmuştur. Bu tarihte, internet üzerinden sızdırılan/dolaşıma sokulan ses kaydının hedefi eski ve yeni MİT yöneticileri olmuş; 13/09/2011 tarihinde PKK terör örgütüne yakınlığıyla bilinen Dicle Haber Ajansı (DİHA) internet sitesine sonradan bilgisayar korsanlığı yoluyla yüklendiği anlaşılan ses kayıtlarının, 2009 2010 yıllarında Güneydoğu sorununun barışçıl yollarla çözümüne yönelik olarak Norveç'in başkenti Oslo'da gerçekleştirilen "demokratik çözüm süreci" müzakerelerine ilişkin olduğu, ses kayıtlarına nazaran görüşmelerin bir tarafında Devlet adına müzakerelere katılan dönemin MİT Müsteşarı Emre Taner ve yardımcılarından Afet Güneş ile birlikte dönemin Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı Hakan Fidan'ın yer aldığı, diğer tarafında ise bazı üst düzey PKK'lı yöneticilerin bulunduğu dile getirilmiş; sabah saatlerinde DİHA'nın internet sitesinden "Görüşmelerin iç yüzü Erdoğan'ı yakacak" başlığıyla duyurulan haberin ardından, sözü geçen Haber Ajansının, söz konusu haberin, internet sitelerine bilgisayar korsanlığı yoluyla şifrelerinin kırılması sayesinde uzaktan gerçekleştirilen sanal bir saldırı sonucu yüklendiğini, nitekim ses kaydının yüklenmesinden sonra internet sitelerinin 2,5 saat süreyle devre dışı kaldığını, haberin sanal bir saldırı sonucu yüklendiğinin fark edilmesiyle hemen yayından kaldırıldığını duyurmasının ardından haber yayından kaldırılmış, ancak FETÖ/PDY terör örgütü tarafından illegal şekilde kaydedilerek veya FETÖ/PDY mensuplarınca teşkilatın arşivinden yasa dışı yollarla ele geçirilerek servis edilen Oslo görüşmelerine ait ses kayıtlarının sızdırılması hadisesinden sonra Hakan Fidan ve onun üzerinden Başbakan aleyhinde örgüt medyasında aleyhte yoğun bir kampanyanın yürütüldüğü, bu yolla hükûmetin terör sorununu bitirmek gayesiyle yürürlüğe koyduğu demokratik çözüm süreci adı altında PKK terör örgütünün sözde siyasi kanadıyla siyasi müzakere ve işbirliği sürecine girdiği şeklinde olumsuz bir algı yaratılarak toplumsal tepki doğuracağı düşünülen bir konuda Hükûmetin ve Başbakanın zor durumda bırakılmasının hedeflendiği anlaşılmıştır.

Nitekim bu husus, Türkiye Büyük Millet Meclisi Darbeleri Araştırma Komisyonunun 09/11/2016 tarihli toplantısına katılan eski Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarı Emre Taner tarafından da dile getirilmiş; söz konusu ifadesinde Fetullahçı terör örgütünün en sık kullandığı taktiklerden birisinin algı operasyonuyla kamuoyunu yönlendirmek olduğunu belirten eski Müsteşar Emre Taner, FETÖ/PDY terör örgütünün bu tür eylemlerle, devletin terörle mücadele eden kurumlarındaki üst kadrolarının, PKK terör örgütünün sözde siyasi kanadıyla işbirliği içinde hareket ettiği algısını yaratmaya çalıştığını, terörü bitirmek ve tasfiye edebilmek amacıyla belli bir dönem içerisinde icra edilen çözüm sürecinin başarıya ulaşamamasının sebeplerinden birisinin, FETÖ'nün Türkiye'nin PKK terörü belasından kurtulma başarısının dönemin Hükûmetine atfedilmesini engelleme çabası olduğunu ifade ederek, "Cemaat bu konuda çözüm sürecinin mevcut Hükûmet eliyle başarılmasından rahatsızdır. Bundan daha açık bir cevap olmaz herhalde." şeklinde konuşmuştur.

Oslo'ya ait ses kayıtlarının DİHA'nın internet sitesi ve üzerinde "Savaş yolunu seçen ve güç gösterisine soyunan bedelini öder!" yazılı olan bir PKK bayrağının fotoğrafı kullanılarak sızdırılmış olması, ilk başta olağan şüphelinin terör örgütü PKK olduğuna işaret etmiş ise de, Dicle Haber Ajansı yetkililerinin bilgisayar korsanlığına işaret ederek sızdırmayla ilgilerinin olmadığını açıklamaları, o tarihe değin kendisinden sadır olan eylemleri sahiplenme yönündeki genel taktiği bilinen PKK'nın, üst düzey yöneticileri aracılığıyla yaptığı açıklamada konuyla kendilerinin bir ilgisinin olmadığını duyurması, hatta PKK'nın hem Kandil'deki hem de Avrupa'daki yetkililerinin her fırsatta ses kayıtlarının sızdırılması komplosunun gerisinde FETÖ/PDY olduğunu dile getirmeleri karşısında, olayın gerçek failinin; casusluk faaliyetlerindeki eylem kabiliyeti ve yeteneği bilinen, nitekim bu konudaki becerisini ve maharetini; ülkesinin Başbakanı'nın resmi konutu ve çalışma ofisine gizlice dinleme cihazı (böcek) yerleştirerek, ülkenin gayri nizami harp planlarının muhafaza edildiği kozmik odalarına sanki bir terör örgütünün hücre evine girer gibi girerek burada arama yapmak suretiyle ele geçirdiği gizli belgeleri bilahare, uşaklık ettiği küresel güçlere servis ederek, ülkenin güvenlik ve istihbarat birimlerinden olan Milli İstihbarat Teşkilatına ait devlet sırrı kapsamındaki bir faaliyetinin içeriğini ifşa ederek (MİT TIR'larının durdurulması olayı), nihayet Dışişleri Bakanlığında 13/03/2014 tarihinde yapılan ve Dışişleri Bakanı, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı, MİT Müsteşarı ve Genelkurmay İkinci Başkanının katıldığı gizli toplantıyı siyasi ve askeri casusluk maksadıyla dinlemek suretiyle elde ettiği ses kayıtlarını bilahare internete sızdırarak ispatlamış olan, bu konuda uluslararası destekçileri ve sahiplerinden de mütemadiyen destek gören Fetullahçı terör örgütü olduğu anlaşılmış, o dönem Güneydoğu meselesinde müzakereyi değil ve fakat operasyonculuğu savunan, nitekim polis ve yargıdaki uzantıları eliyle 2009 2010 yıllarında yürürlüğe koyduğu KCK soruşturmaları/davaları bahanesiyle terörle ve şiddetle organik bağı olmayan insanları (akademisyen Büşra Ersanlı, yayıncı Ragıp Zarakolu gibi) da tutuklamak suretiyle çözüm sürecinin başarıya ulaşmasını istemediğini açıkça ortaya koyan Örgütün, 13/09/2011 tarihindeki ses kayıtlarının sızdırılması yoluyla oluşturulacak toplumsal tepki sayesinde Başbakanlığa bağlı MİT teşkilatı üzerinden doğrudan Başbakan ...'ı hedef aldığı anlaşılmıştır.

7 Şubat MİT kumpasının sinyallerini veren bir başka olay ise 28/12/2011 tarihinde meydana gelen Uludere hadisesi olmuştur. 28/12/2011 gece saatlerinde Şırnak'ın Uludere ilçesine bağlı Ortasu köyüne yakın sınır bölgesinde meydana gelen, sınır hattından Türkiye tarafına çok sayıda silahlı PKK'lı teröristin geçeceği ve bunların bilahare ağır silahlarla güvenlik birimlerine saldırı gerçekleştirecekleri yönünde edinilen istihbarat üzerine Türk Silahlı Kuvvetlerine ait F 16 savaş uçaklarının attığı bombalar yüzünden sınır hattında mazot ve sigara kaçakçılığı yapan 34 sivil vatandaşımızın hayatını kaybettiği olay sonrasında, diğer basın yayın organlarında olaya ilişkin soruşturmanın henüz neticelenmediği ve soruşturmanın devam ettiği gerçeği göz önüne alınarak daha temkinli ve tarafsız haberler yapılmaya çalışıldığı halde, Örgütün basındaki operasyonel kalemlerinden olan Emre Uslu ve Mehmet Baransu gazetelerinde kaleme aldıkları yazılarda olayın sorumlusunun Milli İstihbarat Teşkilatı olduğunu, kaçakçılık yapan çoğu çocuk 34 köylü vatandaşın uçaklarla bombalanarak öldürülmesine MİT'in kasten verdiği yanlış istihbaratın neden olduğunu, bir diğer anlatımla toplu ölümlerin müsebbibinin Milli İstihbarat Teşkilatı olduğunu belirtmişler, oysa ki, Milli İstihbarat Teşkilatının Uludere olayında istihbarat zafiyeti ve sorumluluğunun bulunduğuna dair net bir tespit bulunmamakla birlikte Örgüte ait gazete ve televizyonlarda bu olay bahanesiyle Başbakan Erdoğan'ın başta MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve bazı askeri yetkililer olmak üzere kimi çalışma arkadaşlarının istifa etmesi gerektiğine dair yayınlar yapılmış, MİT'e yönelik sistematik ve organize biçimde yapıldığı anlaşılan bu saldırılarda Başbakan Erdoğan ve Hükûmetinin yıprandığı, terörle mücadele edemediği düşüncesi topluma empoze edilmeye çalışılarak Hükûmetin zor durumda bırakılmasının hedeflendiği anlaşılmıştır.

Nitekim, 2010/2014 yılları arasında FETÖ/PDY terör örgütünün Güneydoğu bölge emniyet yapılanması içerisinde görev yapan, bu bağlamda 2010/2012 yılları arasında Diyarbakır'da emniyet biriminden sorumlu müdür olarak ve bilahare 2012/2014 yılları arasında Güneydoğu Anadolu emniyet birimlerinden sorumlu danışman olarak görev yaptıktan sonra 2014/2015 yılları arasında örgütün Marmara bölge emniyet yapılanmasında komiser yardımcılarından sorumlu müdür yardımcısı ve nihayet 2015/2016 yılları arasında aynı yapılanmada büyük bölge temsilcisine bağlı hukuk mesulü olarak görev yapmış olan gizli tanık Bayrak'ın, 09/01/2019 tarihinde alınan beyanı, daha önce 25/04/2017 tarihinde Yalova Cumhuriyet Başsavcılığında ve müteakiben 07/05/2017 tarihinde ... Cumhuriyet Başsavcılığında vermiş olduğu ifadelerinin bu savı destekleyici mahiyette olduğu değerlendirilmektedir.

Gizli tanık Bayrak, ifadelerinin konuyla ilgili kısmında, hadisenin yaşandığı dönem Diyarbakır'da Örgütün emniyet biriminden sorumlu müdür sıfatıyla katıldığı örgüt toplantılarında Şırnak ili Uludere ilçesi kırsalında meydana gelen bombalama olayına ilişkin olarak Kozanlı Ömer kod adlı emniyet imamı Osman Hilmi Özdil tarafından sürekli olarak Milli İstihbarat Teşkilatı içerisindeki bazı kişilerin kasıtlı olarak Türk Silahlı Kuvvetlerine yanlış istihbarat vererek olaya sebebiyet verdiklerine dair konuşmalar yapıldığını, Kozanlı Ömer'in MİT'in PKK/KCK içerisinde aldığı bilgileri yine kasıtlı olarak güvenlik birimlerine vermeyerek güvenlik birimlerinin eylemlere maruz kalmasına sebep olduğunu dile getirdiğini, nitekim bu tür konuşmalardan kısa bir süre sonra MİT'in üst düzey yöneticilerinin ...'da ifadeye çağrılmaları olayının yaşandığını ifade ettiği anlaşılmış, örgütün illegal nitelikteki emniyet yapılanması içerisinde son zamanda önemli görevler üstlenmiş olan gizli tanığın bu ifadesi Örgütün üst düzey yönetiminin spesifik olarak Uludere olayında ve genelde Milli İstihbarat Teşkilatını kasıtlı olarak itibarsızlaştırmaya ve yaşanan her olumsuz hadisede sorumlu göstermeye dönük tavrını göstermesi açısından önemli görülmüştür.

7 Şubat 2012 MİT Olayı :

MİT Müsteşarı ve eski MİT üst düzey yetkililerinin 07/02/2012 tarihinde ... Özel Yetkili Savcılık birimince PKK/KCK terör örgütüne yardım etmek suçu kapsamında şüpheli sıfatıyla ifadeye çağrılmaları hadisesiyle Örgüt, siyasi iktidara ilişkin hedef ve emellerini ilk kez açıkça ve net olarak ortaya koymuş, bu hadise ile gerek kamuoyunda gerekse siyasette Örgütün gerçek mahiyeti ve hedefleri konusunda ciddi şüpheler belirmiş ve Örgüte yönelik tedbirler alma fikri ilk kez etraflıca ve ciddi şekilde gündeme gelmiştir. Bu olayla birlikte, Örgütün dönemin Hükûmetinin varlığından ve yürüttüğü politikalardan rahatsız olan uluslararası güç odakları adına hareket ettiği bir iddia olmaktan çıkarak artık somut bir veriye dönüşmüştür.

Esasen, 7 Şubat MİT kumpası öncesinde Örgütün basın yayın organlarındaki medya unsurlarının yazdıkları yazılar eliyle, özellikle Diyarbakır ve ...'da yoğunlaşan PKK/KCK soruşturmalarının istihbarat yöneticilerine uzanacağının sinyallerinin önceden verildiği, nitekim 13/09/2011 tarihinde Oslo görüşmelerinin sızdırılmasından sonraki tarihlerde gazetelerinde kaleme aldıkları yazılarda, KCK terör örgütünü Milli İstihbarat Teşkilatı'nın kurdurduğu ve terör örgütünü MİT'in yönettiği, MİT'in PKK ile cezaevindeki örgüt lideri Abdullah Öcalan arasında kuryelik yaptığı, kimi eylemlerden öncesinde haberdar olmasına karşın bu eylemleri engellemediği ya da ilgili kolluk ve güvenlik birimlerine bildirmediği, hatta bazı teşkilat görevlilerinin terör eylemlerine katıldığı, MİT'in PKK'ya verdiği taahhütler kapsamında güvenlik güçlerinin operasyonlarını engellemek için çalışma yürüttüğü ve örgüte geri bildirimde bulunduğu iddialarını dile getirmeye başladıkları, bu yöndeki iddiaları en fazla dillendiren örgüt mensuplarından Mehmet Baransu ve Emre Uslu'dan, Taraf gazetesi yazarı Emre Uslu'nun bu yöndeki iddialarını aynı gazetede "KCK yöneticileri istihbarat elemanı" başlığıyla 16/11/2011 tarihinde yayımlanan köşe yazısında "...istihbarat teşkilatlarının doğal görevlerinden birisi mücadele ettikleri örgütlere sızmaktır. KCK yapılanması yeni bir yapılanma olarak ortaya çıkınca istihbarat birimleri de bu alanı bir fırsat alanı olarak görüp PKK içine sızmak için değerlendirmiş olabilir. Buraya kadar aslında her şey normal. Peki, KCK networkuna sızdırdığınız elemanlardan ne beklersiniz? PKK'nın yapacağı eylemleri güvenlik birimlerine bildirip eylemler olmadan önce önlenmesini beklersiniz değil mi? Hayır bizde böyle olmadı olmuyor. MİT ve askeri istihbarat birimlerinin KCK yapısı içindeki elemanları 'il sorumlusu" seviyesine çıktılar, serhildan eylemlerinde toplumu galeyana getirmek için yüzleri poşulu en önde yürüyenler arasında onlar da vardı; hatta en önde gidenler çoğu zaman onlardı. Polis de bunların kim olduğunu biliyor ve eylemlerde bunlara dokun(a)mıyordu. Yani KCK yapılanmasını iller bazında bizzat yöneten ve yönlendirenler aslında çoğunlukla istihbarat elemanları. Ben en azından dört önemli ilde tutuklanan KCK il sorumlularının bizzat istihbarat elemanları olduğunu biliyorum. Oslo'daki MİT PKK görüşmesinin ses kayıtlarında Afet Güneş PKK'lı Sabri Ok'a şehirleri bomba doldurdunuz hepsini biliyoruz demişti, Nereden biliyordu? Bizzat KCK networkunun illerdeki sorumlusu kendi elemanları olduğundan biliyordu. Peki, bunu Emniyet birimleriyle paylaşıp yakalattılar mı? Hayır. Hatta KCK operasyonu yapan Emniyet birimlerine çok kızdılar... Yani devlet PKK ile mücadele ederken istihbarat birimlerinin KCK içindeki elemanları şehir sorumlusu seviyesine gelmişti ama asıl görevleri olan PKK'nın şehirlerde yapacağı eylemleri bildirmek bir yana o eylemleri bizzat organize ediyordu. Emniyete de aslında hem PKK ile hem de o kesim istihbarat görevlileri ile mücadele etmek düşüyordu" içeriğindeki yazısıyla dile getirdiği, FETÖ/PDY'nin ilk önce basındaki uzantıları aracılığıyla ortaya attığı bu iddiaların her zaman olduğu gibi kısa bir süre sonra ve nitekim 7 Şubat 2012 tarihinde soruşturma konusu suçlamaya dönüştüğü anlaşılmıştır.

FETÖ/PDY iltisakı nedeniyle daha önce Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun 24/08/2016 tarih ve 2016/426 sayılı kararı ile meslekten ihraç edilmiş olan ... eski Cumhuriyet savcıları (36810) Bilal Bayraktar ve (39813) Sadrettin Sarıkaya hakkında 7 Şubat MİT kumpası olayına ilişkin olarak Hakimler ve Savcılar Kurulu 2'nci Dairesinin 15/11/2018 tarih ve 2018/705 sayılı kararıyla verilen kovuşturma iznine istinaden Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca "Yargıtay ilgili Ceza Dairesinde yargılanmak üzere haklarında son soruşturmanın açılmasına karar verilmesi" talebiyle Bakırköy 2'nci Ağır Ceza Mahkemesine hitaben düzenlendiği anlaşılan 14/12/2018 tarih ve 2018/13 soruşturma numaralı iddianamede 7 Şubat MİT kumpası olayının anlatıldığı görülmüştür.

Bu iddianamedeki tespitlere göre; olaya ilişkin adli süreç şu şekilde seyretmiştir. Müşteki Mustafa Özer isimli şahsın 1991 yılında Sabah gazetesinde muhabir olarak çalışmaya başladığı, 1997 yılından itibaren de yabancı basın kuruluşları ve haber ajansları adına çalıştığı, 2005 yılında MİT'ten gelen teklif üzerine irtibat görevlisi olarak çalışmaya başladığı, aynı zamanda yabancı haber ajanslarındaki işine de devam ettiği, o dönem itibariyle Fransız Haber Ajansı AFP'de şef ve foto muhabiri olarak çalıştığı, 2009 yılında Hükûmetin PKK/KCK silahlı terör örgütünün bitirilmesi amacıyla çözüm süreci başlattığı, MİT'in de bu sürecin sağlıklı yürümesi ve bilgi akışını sağlamak üzere sürece dahil olduğu, müştekinin de bu süreçte irtibat görevlisi olarak MİT ile birlikte çeşitli faaliyetlere katıldığı, iki arkadaşıyla birlikte ENNA adı altında bir haber ajansı kurduğu, ENNA ajansı adı altında PKK yöneticileriyle irtibata geçerek almış olduğu bilgileri analiz edilmek üzere MİT'e gönderdiği, ancak Fetullahçı silahlı terör örgütünün çözüm sürecine karşı olması sebebiyle süreci engellemeye çalıştığı, bu doğrultuda (Kapatılan CMK 250'nci maddesi ile özel yetkili) ... Cumhuriyet Başsavcılığında Cumhuriyet savcısı olarak görev yapan şüpheliler Bilal Bayraktar ve Sadrettin Sarıkaya'nın, Başsavcılığın 2010/521 soruşturma sayılı ana dosyası üzerinden PKK/KCK soruşturması yürüttükleri,

Başsavcılığın 2010/521 sayılı soruşturma evrakına ilişkin olarak 20/12/2011 tarihinde ... başta olmak üzere sekiz ayrı ilde yapılan KCK operasyonları kapsamında müşteki Mustafa Özer'in de, soruşturma kapsamında MİT adına çalıştığı bilindiği halde, evinde arama yapılarak gözaltına alındığı, şüpheli Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından 23/12/2011 tarihinde ifadesi alınan müştekinin aynı gün salıverildiği, 27/12/2011 tarihinde (Kapatılan CMK 250'nci maddesi ile özel görevli) ... 13'üncü Ağır Ceza Mahkemesi tarafından müşteki hakkında dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde yurt dışına çıkış yasağı konulduğu, soruşturma evresinde müşteki Mustafa Özer'in telefonunun dinlemeye alındığı, daha sonra soruşturma dosyasında gizlilik kararı bulunduğu halde müştekinin savcılıktaki beyanının kamuoyunda algı yaratılması için kasıtlı olarak basına sızdırıldığı, bu şekilde müştekinin Milli İstihbarat Teşkilatı adına çalıştığı deşifre edilerek PKK/KCK silahlı terör örgütüne hedef gösterildiği, nitekim ilişkisi deşifre olduğu için AFP ile ilişiğinin de kesildiği,

Bilahare aynı soruşturma kapsamında 13/01/2012 tarihinde 17 ilde eş zamanlı olarak gerçekleştirilen kapsamlı PKK/KCK operasyonları sırasında Barış ve Demokrasi Partisi sonradan Anayasa Mahkemesi kararıyla kapatılan Diyarbakır İl Yönetimi binasında polis tarafından yapılan aramada ele geçirilen hard diskin incelenmesinde, Hakan Fidan ve Fatma Afet Güneş'in PKK'nın Avrupa'daki sözde yöneticileriyle Norveç'in başkenti Oslo'da yaptığı görüşmelerin ses kayıtları olduğu değerlendirilen başka kayıtlar ve bazı yeni dokümanlar (Öcalan'a ait mektuplar vs.) elde edildiği, ele geçirilen belgelere istinaden ve operasyonlar kapsamında tutuklanan ve Öcalan'ın avukatlığını yapan bazı kişilerin MİT yetkililerine yönelik iddialarda bulunduğundan bahisle MİT Müsteşarı Hakan Fidan, eski Müsteşar Emre Taner, eski Müsteşar Yardımcısı Fatma Afet Güneş, aktif görevdeki Müsteşar Yardımcıları Hüseyin Emre Kuzuoğlu ve Yaşar Hakan Yıldırım'ın, soruşturma savcısı Sadrettin Sarıkaya tarafından "görev tanımlarıyla bağdaşmayacak şekilde hareket etmek suretiyle PKK/KCK terör örgütü içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek" suçundan şüpheli sıfatıyla 07/02/2012 tarihinde ifadeye çağrıldıkları, ilk olarak 7 Şubat 2012 tarihinde Hürriyet gazetesinin internet sitesinden duyurulan haberle ilgili ilkin resmi bir doğrulama yapılmasa da daha sonra olayın gerçekliğinin ortaya çıktığı, olay ilk duyulduğunda özel yetkili Başsavcıvekili Fikret Seçen'in iddiaları reddettiği, ancak ertesi gün iddiaları doğrulamak zorunda kaldığı, ... Başsavcısı Turan Çolakkadı'nın ise basına yaptığı açıklamada böyle bir soruşturmadan kesinlikle haberinin olmadığını, İl Başsavcısı olarak kendisine bilgi verilmesi icap ederken konudan kendisine bilgi verilmediğini söylediği, parelel örgütün basın yayın organlarından Bugün gazetesinde çıkan "Çok ağır iddialar" başlıklı haberde "ele geçen belgelere göre bölücü örgütle aynı planın parçası olmuşlar" şeklinde kesin bir yargıyla haber yapıldığı, diğer yandan yine terör örgütünün yayın organlarından Zaman gazetesinin 08/02/2012 tarihli konuyla ilgili haber başlığında "Savcılar Şimdiye Kadar Hiç Yanlış Yapmadı" ibarelerine yer verildiği, böylelikle örgüt adına soruşturma yürüten sözde savcıların iş ve işlemlerinin örgüt medyası tarafından böylelikle sahiplenildiği,

Soruşturmayı yürüten savcı Sadrettin Sarıkaya'nın şüpheli sıfatıyla ifadeye çağırdığı MİT mensuplarının ifade vermeye gitmedikleri, MİT Hukuk Müşavirliğinin savcılığın ifade alma davetine yanıt olarak bir yazı göndererek, görev ve yetki açısından yapılan işleme itirazda bulunduğu, gönderilen yazıda, iddia edilen suçlamanın, 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununa göre görev suçu kapsamında olduğu belirtilerek, Başbakanlıktan izin alınması gerektiğinin belirtildiği, MİT Hukuk Müşavirliğinin görev ve yetki yönünden yaptığı itirazları değerlendirmeye bile almayan savcı Sadrettin Sarıkaya'nın MİT mensuplarının ... Cumhuriyet Başsavcılığında ifade vermeleri için talimat gönderdiği, 10/02/2012 tarihinde ise ifadeye gitmeyen MİT mensupları hakkında yakalama kararı çıkardığı, yakalama kararında üst düzey Teşkilat mensuplarının polis tarafından görüldükleri yerde yakalanarak Beşiktaş'taki ... Özel Yetkili Savcılık birimine getirilmesinin istenildiği, kararın hemen akabinde basına servis edilmesinin ardından iddialar kapsamında kuvvetli suç şüphesi olduğu yönünde algı operasyonları yapılmaya başlandığı, yaşanan krizi önlemek amacıyla 11/02/2012 tarihinde MİT mensupları hakkındaki soruşturmaların Başbakanın iznine bağlayan yasa teklifinin Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulduğu, aynı tarihte soruşturma dosyasının özel yetkili savcı Sadrettin Sarıkaya'dan alınarak başka savcılara tevzi edildiği, yasa teklifinin 17/02/2012 tarihinde Meclisten geçmesiyle sivil darbe girişiminin başarısızlığı uğradığı, yapılan bu yasa değişikliğinin ardından Teşkilatın üst düzey yetkilileri hakkındaki yakalama kararlarının kaldırıldığı, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün, 7 Şubat 2012 tarihli bu olay sayesinde Başbakan ...'ın o dönem yaşadığı bilinen ciddi sağlık sorunlarını fırsat bilip emniyet ve yargıdaki militanları aracılığıyla MİT Müsteşarını ve diğer MİT personelini gözaltına almaya ve tutuklamaya kalkıştığı, doğrudan Başbakan'a bağlı Kurum yetkililerine yöneltilen iddia ve suçlamalar üzerinden ilerki aşamada Başbakan Erdoğan'ın da soruşturmaya dahil edileceği anlaşılmıştır.

... Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosunun 2015/48932 sayılı evrakı kapsamında tanık sıfatıyla yeminli olarak ifade veren (İst. C. Başsavcılığının 2019/4611 sayılı iddianamesine konu olduğu anlaşılmıştır) Yunus Dolar'ın 22/09/2017 tarihli konuyla ilgili ifadesinde geçen, 7 Şubat MİT kumpası olayının yaşandığı dönemde ... İl Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şube Müdürü olarak görev yapmakta olduğu, 7 Şubat MİT kumpasıyla dönemin MİT Müsteşarının ifadeye çağrılmasından sonra durumdan rahatsız olduğu ve FETÖ/PDY üyesi olduğunu bildiği Fox TV haber muhabiri olan Ercan Gün adlı şahsa olayın iç yüzünü sorduğu, Ercan'ın kendisine "MİT Müsteşarının ifadeye çağrılması olayının Amerika'da FETÖ/PDY terör örgütü lideri Fetullah Gülen'in de dahil olduğu 12 kişilik bir istişare heyetinden geçtikten sonra, bizzat Gülen'in talimatıyla gerçekleştiği, söz konusu istişarede 3 kişinin MİT Müsteşarının ifadeye çağrılmaması yönünde oy kullandığı, ancak Gülen'in de içerisinde yer aldığı 9 kişinin ise Müsteşarın ifadeye çağrılması yönünde oy kullandığı"nı söylediği, Ercan ile aralarında geçen bu konuşmadan sonra aklındaki soru işaretlerini gidermek amacıyla o dönem FETÖ/PDY terör örgütünün Marmara emniyet imamı olan ve mesleği avukatlık olan, gerçek ismini bilmediği ancak görse teşhis edebileceği "Arif" kod adlı kişiyle görüşerek olayı ona da sorduğu, Arif kod adlı mahrem imamın Ercan Gün'ün söylediklerini doğrulayarak Fetullah Gülen'in önce kararsız kaldığı, daha sonra dosya sağlam mı? diye sorduğu, sağlam denilmesi üzerine ise kumpas operasyonuna onay verdiği şeklindeki ifadelerinin de olayın tamamen Örgüt üst yönetiminde alınan ve kararlaştırılan ve bilahare uygulamaya konulan bir kumpas olduğunu açıkça gözler önüne sermektedir.

Bu arada 7 Şubat 2012 tarihinde yaşanan kumpas olayından sonra TBMM tarafından 17/02/2012 tarihli ve 6278 sayılı Kanunun 1'inci maddesiyle 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26'ncı maddesinde bulunan "MİT mensuplarının görevlerini yerine getirirken, görevin niteliğinden doğan veya görevin ifası sırasında işledikleri iddia olunan suçlardan ötürü haklarında cezai takibat yapılması Başbakan'ın iznine bağlıdır" ifadesi, "MİT mensuplarının veya belirli bir görevi ifa etmek üzere kamu görevlileri arasından Başbakan tarafından görevlendirilenlerin; görevlerini yerine getirirken, görevin niteliğinden doğan veya görevin ifası sırasında işledikleri iddia olunan suçlardan dolayı ya da 5271 sayılı Kanunun 250 nci maddesinin birinci fıkrasına göre kurulan ağır ceza mahkemelerinin görev alanına giren suçları işledikleri iddiasıyla haklarında soruşturma yapılması Başbakanın iznine bağlıdır." şeklinde değiştirilerek, MİT mensuplarının soruşturulmasının Başbakanın iznine bağlı olduğu daha netleştirilmiş, ihdas edilen bu hüküm uyarınca MİT mensuplarının veya belli bir görevi ifa etmek üzere kamu görevlileri arasından Başbakan tarafından görevlendirilen kimselerin görevlerini yerine getirirken, görevin niteliğinden doğan veya görevin ifası sırasında işledikleri iddia olunan suçlara dair soruşturma Başbakanın iznine bağlanmıştır.

... C. Başsavcılığınca 2010/521 sayılı evrak üzerinden yürütülen soruşturmanın anılan Kanun kapsamında bulunması nedeniyle, şüpheliler hakkında atılı suç dolayısıyla Başbakanlık tarafından 31/12/2012 ve 24/02/2013 tarihli kararlarla soruşturma izni verilmemiş, nitekim soruşturma izni verilmemesi dolayısıyla adı geçen üst düzey MİT yetkilileri hakkında ... Cumhuriyet Başsavcılığınca 22/03/2013 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Darbeleri Araştırma Komisyonunun 09/11/2016 tarihli toplantısına katılan eski Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarı Emre Taner, "7 Şubatta Fetullah Gülen şimdiki MİT Müsteşarını, beni, benim dönemimdeki yardımcımı, 2 MİT personelini yargı önüne çıkarmak için çok dehşetli bir kumpas kurmuştur. Ben KCK kurucusuyum iddiaya göre. Allah'ın işine bakın. Bir iddianame konur, doğru düzgün bir iddianame yazılır, başka bir şey değil" ifadelerine yer vermiştir.

Bir hukuk devletinde kuşkusuz ki, hiç kimsenin suç işleme özgürlüğü, dokunulmazlığı, masuniyeti yoktur. MİT görevlileri hakkında da suç işlediklerine dair iddialarda bulunulması olağandır. Ne var ki bunun bir usulü ve yöntemi vardır ve fakat Örgütün emniyet ve yargı birimlerince işbirliği ve iştirak halinde göz göre göre hukuksuzca bir işlem yapılmasının altında yatan motivasyon ve güdülenmenin farklı olduğu aşikardır. Bu motivasyon ve güdülenme, kaynağını hiç şüphe yok ki, örgütsel aidiyet, mensubiyet ve bağlılıktan almaktadır. Zira, esasen, 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun, ifadeye çağırma ve hatta yakalama çıkarma işleminin yapıldığı tarihte yürürlükte olan (yasa değişikliği yapılmazdan evvel yürürlükteki) metni dahi, MİT mensuplarının görevlerinin niteliğinden doğan veya görevlerinin ifası sırasında işledikleri dile getirilen iddia ve suçlamalara ilişkin soruşturmanın ancak Başbakandan alınacak izne tabi olduğunu, hiç duraksamaya yer bırakmayacak biçimde açık ve net olarak ortaya koymaktadır. Ne var ki, 2009 yılında soruşturma izni almadan Erzincan'daki MİT Bölge Müdürlüğüne baskın yaparak yakalayıp gözaltına aldıkları MİT mensuplarını tutuklamayı göze alan örgütün emniyet ve yargıdaki uzantıları için Kanun metninin bir önemi olmamış, hatta eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un görevini ifa ettiği 2008 2010 yılları arasındaki döneme ilişkin suç isnatları kapsamında 06/01/2012 tarihinde tutuklanmasına karar verirken, "Genelkurmay Başkanı, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanları ile Jandarma Genel Komutanının görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesi'nde Yargılanılacakları”na dair Anayasanın 148'nci maddesi dahi onlar için bir ehemmiyet taşımamıştır.

7 Şubat girişimiyle ilgili isimleri geçen ve olayda dahli oldukları gerekçesiyle 08/02/2012 tarihinde görevlerinden alınan ... Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ve İstihbarat Şubelerinin Müdürleri Yurt Atayün ve Erol Demirhan ile İl Emniyet Müdür Yardımcısı Ali Fuat Yılmazer kamuoyunda Tahşiye kumpası olarak bilinen davada FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyeliği suçundan ayrı ayrı mahkum edilmişlerdir. FETÖ/PDY iltisakı nedeniyle daha önce Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun 24/08/2016 tarih ve 2016/426 sayılı kararı ile meslekten ihraç edilmiş olan 7 Şubat dosyasının soruşturma savcılarından Bilal Bayraktar'ın Gaziantep 10'uncu Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/542 esas sayılı dosyasında ve ... 5'inci Sulh Ceza Hakimliğinin 2018/3735 değişik iş sayılı kararıyla FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyeliği isnadıyla hakkında yakalama emri düzenlendiği ve halen firari olarak arandığı, eski savcı Sadrettin Sarıkaya'nın ise Yargıtay 16'ncı Ceza Dairesinin (İlk Derece) 2016/2 esas sayılı Selam Tevhid Kudüs Ordusu kumpas davası dosyasında FETÖ/PDY silahlı terör örgütünü üye olma, siyasi ve askeri casusluk, gizli kalması gereken bilgileri açıklama ve bu suça teşebbüs etme, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırma ve görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek ve diğer suçlardan halen tutuklu olarak yargılandığı, meslekten ihraç edilmiş olan her iki eski savcı hakkında ayrıca Bakırköy C. Başsavcılığınca düzenlenen iddianameye istinaden, 7 Şubat MİT krizi olayında, üyesi oldukları FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün amaç ve gayesi doğrultusunda planlı ve sistematik bir şekilde yürüttükleri soruşturma ile yargı yetkisini kötüye kullanarak meşru Hükûmeti devirmeye çalıştıkları iddiasıyla ceza davası açıldığı ve yargılandıkları anlaşılmaktadır.

Bu iddianamede de dile getirildiği gibi, Fetullahçı terör örgütünün örgüt yönetiminden gelen talimatla emniyet ve yargı kadrolarında yerleşik üyeleri eliyle devreye soktuğu 7 Şubat soruşturması ile, kamuoyunda, Milli İstihbarat Teşkilatının PKK terör örgütüyle organize hareket eden bir istihbarat teşkilatı olduğu algısını oluşturmak istediği, sözde emniyet ve yargı görevlilerinin mensubu oldukları Fetullahçı terör örgütünün 07/02/2012 tarihinde MİT soruşturması ile yargıyı bir silah olarak kullanarak, bir yandan kendilerinden olmayan ve yeterince ele geçirilemeyen Milli İstihbarat Teşkilatını işlevsiz hale getirmek, dağıtmak, itibarsızlaştırmak, yönetimini tasfiye ve bertaraf edip nihayetinde teşkilatı büsbütün ele geçirmek, bir yandan da soruşturma ile Hükûmetin Güneydoğu sorununu çözmek amacıyla başlattığı barış sürecini sabote etmek, durdurmak ve akamete uğratmak için harekete geçtiği, soruşturma bahanesiyle Hükûmetin güvenlik politikasına müdahale ettiği, MİT yöneticilerinin ve talimatları doğrultusunda hareket ettikleri Başbakan'ın terör örgütüne yardımla suçlanmak istendiği, soruşturmanın Hükûmeti yıpratıp gözdağı vermek için yapıldığı, eski ve yeni MİT Müsteşarları üzerinden dönemin Başbakanı Erdoğan'a siyasi hesap çıkarılmaya çalışıldığı, ancak kendisinin hedefinde olduğu gibi aynı şekilde hizmet ettiği dış güçlerin de hedefinde olan MİT Müsteşarını 07/02/2012 tarihinde kurgusal bir soruşturma ile tutuklamak, sonrasında Başbakan ve dolayısıyla Hükûmete yönelmek isteyen FETÖ/PDY terör örgütünün bu denemesinin, dönemin Başbakanı ...'ın "asıl hedefin kendisi Olduğu”nu belirterek bu hukuksuz girişim karşısında MİT Müsteşarını ifade vermeye göndermemesi sayesinde ve akabinde belirtilen yasal değişiklik sonrası başarısızlıkla sonuçlandığı, bu itibarla 7 Şubat kumpasının sonraki süreçte mütemadiyen hedef büyütülerek ve adeta vites yükseltilerek, şiddeti artan bir dozda gelişen, 17/25 Aralık 2013 tarihlerindeki yargı darbesi girişimleri ve nihayet 15/07/2016 tarihinde anayasal düzeni ve meşru Hükûmeti ortadan kaldırmaya yönelik askeri darbe girişimi sürecinin ilk zinciri ve halkasını oluşturduğu anlaşılmıştır.

Nitekim, MİT eski Müsteşarı Emre Taner'in 09/11/2016 tarihli Araştırma Komisyonundaki ifadesinde geçen, "Savcı hâkim polis üçlüsünün çalışmalarının hız kazandığı bir dönemin sonucu olarak görülmesi gereken bu adımla hedef büyütülerek MİT Müsteşarları ve personeli üzerinden devletin ve Hükümetin tepe noktalarının zedelenmesi ve yargıya taşınmasının yanı sıra; yeterince ele geçirilemeyen ve canlı kaynaklar aracılığıyla istihbari faaliyet yürüten bir gizli servisin, büsbütün işlevsiz hâle getirilmesi, itibarsızlaştırılması, cezalandırılması ve nihayetinde tasfiye edilmesinin amaçlandığı"na dair sözlerinin de, doğrudan Başbakana bağlı ve sorumlu olan MİT Müsteşarına yönelik operasyonda asıl siyasi hedefin Başbakan olduğu, soruşturmanın suç teşkil eden bir eylemi ortaya koymaya ve delillendirmeye dönük hukuki bir faaliyetten ziyade yargı gücünü silah olarak kullanarak siyasi sonuç elde etmeye dönük terör eylemi olduğu hususundaki tezi destekleyici mahiyette olduğu değerlendirilmiştir.

Özel Yetkili Mahkemelerin Kaldırılması :

Bilindiği üzere, özel yetkili savcılık ve mahkeme tabiri Türk Hukukuna ilk olarak, 01/06/2005 tarihinde yürürlüğe konulan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 250'nci maddesinde yapılan düzenlemeyle girmiş, bir diğer deyişle Türk insanı özel yetkili mahkeme kavramı ve tabiriyle ilk kez bu şekilde karşılaşmıştır. Bu kurumun "öncülü" mahiyetindeki müesseseler ise bilindiği üzere Devlet Güvenlik Mahkemeleri olmuştur. Türk Hukuk sistemine ilk kez 1961 Anayasasına 1973 yılında eklenen bir maddeyle giren ve ilk defa 1773 sayılı Kanunla kurulan, bilahare Anayasa Mahkemesinin 1773 sayılı Kanunu şekil yönünden iptal etmesi üzerine 11/10/1976 tarihinde geçici olarak kaldırılmakla birlikte 1982 Anayasası'nda yapılan düzenlemeyle yeniden ihdas edilen, nitekim 16/06/1983 tarihli ve 2845 sayılı Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkındaki Kanun hükümlerine istinaden, faaliyete geçirildiği 01/04/1984 tarihinden itibaren yargılama faaliyetlerini yürütmeye başlayan DGM'ler, 16/06/2004 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilen 5190 sayılı "Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununda Değişiklik Yapılması ve Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kaldırılmasına Dair Kanun"un geçici 1'inci maddesinin yürürlüğe girdiği 30/06/2004 tarihi itibariyle lağvedilerek, yerine ise o tarihte yürürlükte bulunan 1412 sayılı eski Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 394/a maddesinde yapılan yasal düzenlemeyle ve 5190 SK ile getirilen ek sayesinde faaliyete geçirilen "5190 SK ile yetkili ağır ceza mahkemeleri" adı altında faaliyet göstermeye başlamış, 5271 sayılı CMK'nın yürürlüğe girdiği 01/06/2005 tarihinden sonra ise CMK'nın 250'nci maddesi ile yetkili ve görevli savcılık birimleri ile ağır ceza mahkemeleri hayata geçirilmiş, bu tarihten sonra faaliyete geçen CMK'nın 250'nci maddesi ile görevli ağır ceza mahkemeleri "Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri" ve savcılık birimleri ise "Özel Yetkili Savcılıklar" olarak adlandırılmaya başlanmış, öte yandan FETÖ/PDY terör örgütünün yargıdaki kadrolaşmasının belli bir yoğunluğa erişmesi, özel yetkili savcılıklar ve mahkemelerin kanundan kaynaklı görev, yetki ve yargılama usullerindeki farklılıklar ile görev alanına giren suçların niteliği, ağırlığı ve önemi karşısında bu yargı birimleri Örgütün özellikle ilgi ve hedef alanına girmiş, bu itibarla Örgüt, faaliyete geçtikleri tarihten itibaren özel yetkili savcılık birimleri ile mahkemelerde kadrolaşmaya ayrı ve özel bir önem göstermiş, kurguladığı ve tertiplediği kumpas soruşturma ve davalarını polisle işbirliği içerisinde bu birimlerdeki kadroları eliyle hayata geçirmeye başlamıştır.

Gerçekten de, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü, özellikle 2006 2007 yıllarından itibaren uygulamaya soktuğu ve 2008 2012 yılları arasındaki süreçte yoğunlaşan ve zirvesine ulaşan kumpas soruşturmaları ve davaları eliyle yargının ne kadar büyük bir güç olduğunu, yargıyı etkili ve operasyonel şekilde kullanmak suretiyle yapılamayacak hiçbir şey olmadığını ve her şeyin sınırsızca yapılabileceğini görmüştür. Nitekim Türkiye Cumhuriyetinde Genelkurmay Başkanlığı yapmış ve Türk Silahlı Kuvvetlerine komuta etmiş bir kişinin silahlı terör örgütü kurucusu ve yöneticisi olmak gibi akıl, mantık, hukuk ve vicdan ile izahı mümkün olmayan bir suçlamayla tutuklanması bunun en çarpıcı örneklerinden birisini teşkil etmiştir.

Yaşanan süreç içerisinde, yasal dayanağını 5271 sayılı CMK'nın 250'nci maddesinden alan özel yetkili mahkemelerin, adeta örgütün elinde tüm toplumu dizayn edecek etkili bir silaha dönüştüğü, yargının devlet ve toplum hayatında kesin belirleyici ve son karar verici olmasının örgütün işini kolaylaştırdığı, örgütün, yargıyı her açıdan etkin bir silah olarak kullandığı, sadece rakiplerini bertaraf etmek için değil, siyaseti dizayn etmek, siyasi partilerin yönetimlerini değiştirmek, toplumdaki etkinliğini artırmak, toplumu kontrol etmek, herkesle ilgili bilgi toplamak, ticari faaliyet alanlarını ve kamu kurumlarını ele geçirmek, hatta hükûmeti yıkmak ve kendi felsefesine uygun bir siyasi yapı oluşturmak için de bir araç olarak kullandığı, yargının, soruşturma unsurlarıyla, alt yapısıyla ve polisle desteklendiğinde örgütün kullanabileceği muazzam ve tehlikeli bir silaha dönüştüğü hep birlikte müşahede edilmiştir.

Ancak özellikle 12/09/2010 günü yapılan Anayasa referandumu sonrasında yeni oluşturulan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nda seçimle gelen üyeliklerin elde edilmesi, sonrasında kahir ekseriyeti Örgüte mensup 160 hâkim ve savcının 14/02/2011 tarihinde Yargıtay üyeliklerine seçilmesi ve yeni seçilen üyelerle Örgütün çoğunluğunu ele geçirdiği Yargıtay’da adeta tek söz sahibi olması sayesinde yüksek yargıda yaşanan değişimle, Örgütün elindeki bu silahın etki alanının adeta zirve yaptığının, yargıyı tekelinde ve yedinde tutan FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün kendisine engel olacağını düşündüğü hâkim savcı, asker, emniyet personeli, mülki amirler ve diğer kamu personelleri hakkında uydurma tahkikatlar, tutuklamalar yaparak saf dışı bıraktığının, bu yolla aynı zamanda diğer kişilere de gözdağı verdiğinin, silahlı kuvvetler mensupları ile ilgili uydurma soruşturmalar, toplu tutuklama ve davalarla TSK’nın etkisiz hale getirildiğinin farkına varılması ve bu silahın en etkili unsurunun özel yetkili mahkemeler olduğu gerçeğinin görülmesi üzerine,

Hükûmet tarafından sunulan yasa değişikliğine istinaden 02/07/2012 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülerek kabul edilen 6352 sayılı "Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava Ve Cezaların Ertelenmesi Hakkındaki" Kanunun 105'inci maddesi ile özel yetkili mahkemeler olarak tabir edilen CMK'nın 250'nci maddesi ile görevli ağır ceza mahkemeleri ve yetkili savcılıklar lağvedilerek ortadan kaldırılmış, lakin bir diğer yandan 6352 sayılı Kanunun 05/07/2012 tarihli Resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmesiyle birlikte CMK'nın 250'nci maddesi ile görevli mahkemelere artık yeni dava açılamayacağı öngörülmekle birlikte, aynı Kanunun geçici 2'nci maddesi hükmüne istinaden, bu mahkemelerin ellerinde bulunan derdest dava dosyalarıyla ilgili yargılama yetkisinin devamının kabul edilmesi ve beninsenmesi, ayrıca yürürlükten kaldırılan CMK'nın 250'nci maddesi ile görevli ve yetkili savcılık birimi ve ağır ceza mahkemelerinin yerine sadece adı değiştirilmek suretiyle 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 10'uncu maddesi ile görevli ve yetkili savcılıklar ile ağır ceza mahkemelerinin ihdas edilmesi nedeniyle, her ne kadar Örgütün yargıdaki etkinliği bir nebze olsun kırılmakla birlikte süreç içerisinde bu etkinliği yine de devam etmiş, bir diğer yandan Hükûmetin özel yetkili mahkemeleri (kısmen de olsa) kaldırmak suretiyle yargıdaki etkinliğini kırma iradesi yönünde sergilediği tavır ve tutuma karşı Örgüt, yukarıda kronolojik şekilde izahına çalışılan sürecin etkisiyle iyiden iyiye husumet duyduğu ve mutlak iktidarına giden yolda engel olarak gördüğü ...'ın başında olduğu Hükûmet aleyhinde silah olarak kullanacağı yeni kurgu soruşturmalar tertiplemiş, nitekim 7 Şubat MİT kumpasından kısa bir süre sonra 06/03/2012 tarihinde başlatılan 25 Aralık soruşturması ve özel yetkili mahkemelerin 05/07/2012 tarihi itibariyle lağvedilmesinden kısa bir süre sonra 13 21 Eylül 2012 tarihlerinde başlatılan 17 Aralık soruşturmaları buna bir tepki olarak geliştirilmiş, Örgüt böylelikle yeni saldırı hamlelerini gerçekleştireceği 17/25 Aralık'a kadar bir hazırlık sürecine girmiştir.

17/25 Aralık Soruşturmalarının Kurgulanması :

Yukarıda kronolojik şekilde izahına çalışıldığı üzere, FETÖ/PDY terör örgütü, çok istediği Milli İstihbarat Teşkilatının başına hiç istemediği Hakan Fidan'ın atanması, 2011 Haziran genel seçimlerindeki siyasi beklentilerinin iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından karşılanmaması, bürokrasideki üst düzey kadrolarının yavaş yavaş pasifize ve tasfiye edilmeye başlanması, çok önem atfettiği ve spor dünyası / futbol sektöründeki örgütsel hakimiyetinin bir aracı olarak gördüğü Futbolda şike yasası olarak bilinen 31/03/2011 tarih ve 6222 sayılı "Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun" hükümlerinde Başbakan Erdoğan ve siyasi iktidarının ısrarları sonucu yasalaşan 10/12/2011 tarih ve 6259 sayılı Kanun ile kapsamlı değişiklikler yapılarak cezaların hafifletilmesi, Başbakan Recep Tayyip Erdogan'ın 26'ncı Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un sözde Ergenekon terör örgütüyle ilişkilendirilerek 06/01/2012 tarihinde silahlı terör örgütü kurmak ve yönetmek iddiasıyla tutuklanmasına 09/01/2012 tarihinden itibaren açıktan tepki göstermesi, özellikle 7 Şubat MİT kumpasından sonraki süreçte özel yetkili mahkemelerin kapatılarak yargıdaki en etkili silahının kısmen de olsa elinden alınmasıyla birlikte, Başbakan Erdoğan ve siyasi iktidarının kendisine yönelik artık "gücünün dizginlenmesi ve etkinliğinin kırılması" yönünde bir irade ve tutum sergilemeye başladığını ve tavır aldığını belirgin bir şekilde fark etmesi üzerine, 2010 2011 yıllarından itibaren artan bir şekilde iyiden iyiye husumet duyduğu ve mutlak iktidarına giden yolda engel olarak gördüğü ...'ın başında olduğu 61'nci Hükûmet aleyhinde "silah olarak kullanacağı" yeni ve daha kapsamlı kurgu soruşturmalar tertiplemeye başlamış; nitekim 7 Şubat 2012 MİT kumpasından kısa bir süre sonra 06/03/2012 tarihinde başlatılan 25 Aralık soruşturması ve özel yetkili mahkemelerin lağvedilmesinden kısa bir süre sonra 13 21 Eylül 2012 tarihlerinde başlatılan 17 Aralık soruşturmaları eliyle, 7 Şubat MİT kumpasındakine nazaran Hükûmete yönelik daha şiddetli ve etkili gerçekleştireceği yeni bir saldırı hamlesi ve girişimin hazırlıklarını yürütme süreci içerisine girmiştir.

Fetullahçı terör örgütü 17/25 Aralık operasyonlarına giden hazırlık sürecinde ilk startı 7 Şubat MİT kumpasından hemen sonra vermiştir. Nitekim 25 Aralık soruşturması olarak bilinen ... Cumhuriyet Başsavcılığının 2012/656 sayılı soruşturması, 7 Şubat kumpasından yaklaşık bir ay sonra başlatılmıştır. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca FETÖ/PDY terör örgütü mensubiyeti nedeniyle meslekten ihraç edilmiş olan, firari eski savcı Muammer Akkaş tarafından ... Cumhuriyet Başsavcılığı'nın (TMK'nın 10'uncu maddesi ile yetkili) 2011/2323 sor.sayılı evrakı üzerinden jandarma eliyle yürütülen bir örgütlü suç soruşturmasında, teknik takibi yapılan şüphelilerin bir takım telefon konuşmalarının "suç örgütü faaliyetleri çerçevesinde kamu ihalelerine fesat karıştırma" suçlarının işlendiği yönünde suç şüphesi yarattığı gerekçesiyle 06/03/2012 tarihinde 2011/2323 sayılı soruşturma dosyasından tefrik kararı verilerek, tefrik edilen kısmı yönüyle 2012/656 sor. numarasına kayden bu kez ... Emniyeti Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Sahtecilik Büro Amirliği marifetiyle yeni bir soruşturma yürütülmeye başlanılmıştır.

25 Aralık kumpas davasına bakan ... 13'üncü Ağır Ceza Mahkemesinin 24/12/2018 tarihli ve 2015/366 esas sayılı dava dosyasının nihai karar gerekçesinde de belirtildiği üzere, suç örgütü faaliyeti çerçevesinde fesat karıştırıldığı belirtilen söz konusu ihale; Beşiktaş ilçesi Rumelihisarı Mahallesinde bulunan Etiler Polis Meslek Yüksekokulu arazisinin ihalesi meselesidir. Etiler'de bulunan polis okulu artık kullanılamaz hale gelmiştir. Nitekim Polis Akademisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan ... Etiler Polis Meslek Yüksek Okulunun bilahare ilerleyen süreç içerisinde Bakanlar Kurulu'nca 22/09/2014 tarihinde kapatılmasına karar verildiği anlaşılmaktadır. Okulun üzerinde bulunduğu yaklaşık 32 bin metrekare yüzölçümündeki arazi ekonomik değeri yüksek bir konumdadır. ...'un en değerli arazilerinden birisidir. Bulunduğu konum itibariyle karlılığı/rantı yüksek bir yatırım alanı olması hasebiyle bu arazinin ... Büyükşehir Belediyesi ile yapılacak bir protokol doğrultusunda değerlendirilmesi düşünülmektedir. Projeye göre İçişleri Bakanlığı ile İBB arasında arazinin mülkiyetinin Belediyeye geçmesi hususunda bir protokol akdedilmesi söz konusudur. Bunun karşılığında İBB ise Çatalca ilçesinde polis lojmanı ve sosyal tesis inşa edecek, ayrıca protokol karşılığında devralmış olduğu arazinin imar planını tadil etmek / değiştirmek suretiyle konut ve ticaret alanı (AVM, rezidans, restaurant, otel, vs) olarak değerlendirecek, karşılığında gelir elde edecektir. ... Büyükşehir Belediyesi bu arazinin inşaat işlemlerini hasılat paylaşımı yöntemiyle kendisine bağlı olan iştiraki niteliğindeki şirketlerden ... üzerinden veya Başbakanlık Toplu Konut İdaresi üzerinden yapıp yapmama noktasında kârlılık ve verimlilik araştırması yapmaktadır, ancak soruşturmanın başlatıldığı sırada henüz başlamış bir ihale süreci bulunmamaktadır.

Hal böyle iken, ... Cumhuriyet Başsavcılığında görev yapan Örgüt mensubu eski savcı Muammer Akkaş tarafından 2011/2323 sırasına kayden yürütülen başka bir soruşturma sırasında, bu soruşturma şüphelilerinden iş adamı Cengiz Aktürk'e yönelik gerçekleştirilen telefon, mail adresi ve fiziki takip tedbirleriyle tespit edilen konuşma ve görüşmeler içeriğinden; Cengiz Aktürk isimli şahıs tarafından kurulmuş olan Bosphorus 360 Danışmanlık Turizm İnşaat adlı şirketin muvazaalı (gizli) ortaklarının Yasin El Kadı, Usame Kutup, Muaz Kadıoğlu, Bilal Erdoğan isimli kişiler olduğu ve bu gizli ortakların siyaset ve kamudaki nüfuzları sayesinde Bosphorus 360 Danışmanlık Turizm İnşaat adlı şirketin Etiler Polis Meslek Yüksekokulu arazisinin satışı ihalesine fesat karıştırarak büyük miktarda rant elde edeceklerinden bahisle, FETÖ/PDY terör örgütünün ... Mali Şube Müdürlüğü yapılanmasında görev yapan adli kolluk görevlisi görünümlü mensupları, Muammer Akkaş tarafından 06/03/2012 tarihinde 2011/2323 sayılı soruşturma evrakından tefrikle oluşturulan 2012/656 sor. sayılı evrak üzerinden siyasileri ve iş adamlarını kapsayan geniş bir kitleyi dinlemeye başlamışlar,

Böylelikle henüz yapılmamış bir ihale üzerinden "suç örgütü faaliyeti çerçevesinde kamu ihalelerine fesat karıştırmak" suçundan başlatılan soruşturmada hedef şahıslar olmadıkları ve dolayısıyla haklarında verilmiş bir mahkeme kararı bulunmadığı halde yasama dokunulmazlığı bulunan ve aynı zamanda Anayasa'nın 100'üncü maddesi uyarınca özel soruşturma usulüne tabi olan 61'nci Hükûmetin Başbakanı ..., Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı ..., İçişleri Bakanı ..., Çevre ve Şehircilik Bakanı ..., Ulaştırma Bakanı..., Milli Eğitim Bakanı ..., Orman ve Su İşleri Bakanı..., Adalet Bakanı..., İçişleri Bakanı ..., Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı ..., Avrupa Birliği Bakanı..., Dışişleri Bakanı ..., Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, Gümrük ve Ticaret Bakanı..., Kültür ve Turizm Bakanı..., Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, iktidar partisine mensup milletvekilleri ..., ..., ..., ..., ..., Hüseyin Çelik, ... ve...'ın muhtelif tarihlerde hedef şahıslarla yapmış oldukları görüşmelere ilişkin seslerin çözümünü yapıp metin haline getirmek (kayıt altına aldırmak) suretiyle tape haline getirmişler, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı ...'ın Nisan 2012 tarihinde Haliç Kongre Merkezinde yapmış olduğu ve Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarı Hakan Fidan'ın da dahil olduğu bir görüşmeye ait güvenlik kamera görüntülerini temin edip bunu kamera izleme tespit tutanağı haline getirmişler, 14/10/2012 günü saat 13.30 sıralarında Üsküdar ilçesi Kısıklı Mahallesindeki konutunda Yasin El Kadı isimli şahısla buluştuğuna dair cell harita görüntülerini tutanak altına aldırarak bu hususa soruşturma evrakında yer vermişler, benzer şekilde şüpheli sıfatıyla uzun süre dinledikleri ve fakat sonradan hakkında fezleke dahi düzenlemedikleri ... isimli iş adamının Başbakan Erdoğan ile ...'da resmi konutta yaptığı görüşmeyi baz takibi yapmak suretiyle cell haritasını çıkararak soruşturma dosyasına koymuşlar, Başbakanlık Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansı eski çalışanı Abdülkerim Çay'a ait maillerden ele geçirildiği ileri sürülen Başbakan Erdoğan'ın da içinde yer aldığı 16 adet fotoğrafı soruşturma evrakı içerisine koymuşlar, Başbakan Erdoğan'a ulaşmak gayesiyle CMK'nın 135/1 maddesinin aradığı "suçun işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı" hususu araştırılmadan, danışmanları Aydın Ünal, ... ve Şenol Kazancı hakkında iletişim tespiti talebinde bulunarak telefon görüşmelerini kayıt altına aldırmışlar, böylelikle Başbakan ve 61'nci Hükûmet üyelerinin belli bir organizasyon dahilinde rüşvet ve yolsuzluğa bulaştıkları, kamu ihalelerine fesat karıştırdıkları, El Kaide terör örgütüne yardım ettikleri yönünde ulusal ve uluslararası kamuoyu nezdinde aleyhte ve olumsuz algı oluşturulabilmek için sözde delil toplama / biriktirme sürecine girmişler,

Kamuoyunda "ikinci dalga" ya da "25 Aralık Operasyonu" olarak da adlandırılan 2012/656 sayılı tahkikat kapsamında, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Hükûmetini, gerek yurt içinde ve gerekse uluslararası platformda zor durumda bırakmak ve itibarsızlaştırmak, soruşturmada şüpheli yaptıkları Yasin El Kadı (... Cumhuriyet Başsavcılığının 2004/881 ve 2005/576 hazırlık numaraları üzerinden ayrı ayrı yürütülen soruşturmalar neticesinde; El Kaide terör örgütü üyesi olduğuna veya örgüt ile bir irtibatının varlığına, terörizmi finanse ettiğine ve adı geçen örgüte yardım ettiğine dair hakkında dava açılmasını gerektirir herhangi bir delil ve emare elde edilemediği belirtilen) isimli şahıs üzerinden El Kaide terör örgütüne yardım ettiği görüntüsü vererek uluslararası yargı organları nezdinde hukuki ve cezai sorumluluk altına sokmak için sözde soruşturma işlemleri gerçekleştirmişler, örgüt mensubu eski savcı Muammer Akkaş ile işbirliği içerisinde hazırladıkları 15/12/2013 tarihli fezlekede Başbakan ...'ı kast ederek "örgütün tüm faaliyetlerinin daha üst bir makama ulaştığı ve onun haberi olmadan hiçbir menfaat / kazanım elde edilemediği, hiyerarşinin üstündeki kişinin R. Tayyip Erdoğan olduğu..." ve "4.Grup; ... liderliğindeki grup olup, bu grubun ...isimli şahıslardan müteşekkil olduğu, üstelik daha fazla şahsın yer aldığı ancak sınırlı teknik takip çalışmalarıyla ancak bu kadarının tespit edilebildiği, grubun liderliğini yapan...'ın da daha üst düzey birinin talimatlarıyla hareket ettiği..." şeklinde ibarelere yer vermişler, soruşturma kapsamında 21/07/2012 tarihinden 29/11/2013 tarihine değin Başbakan Erdoğan'ın hedef şahıslarla gerçekleştirmiş olduğu tam (58) görüşmeyi, öte yandan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı ...'ın (32), İçişleri Bakanı ...'in (15), Çevre ve Şehircilik Bakanı ...'ın (11), Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı...'ın (3), ayrıca yukarıda isimleri yazılı diğer Bakan ve milletvekillerinin de birden fazla görüşmesini suç unsuru içerdiğinden bahisle kayıt altına aldırıp tape haline getirerek, görev ve yetki hudutlarını açıkça tecavüz ederek tamamen örgütsel amaç ve kasıtla Başbakan ve Bakanlar hakkında suç isnadında bulunmuşlar,

Öte yandan aynı yöntemi, bunun devamında 2012 yılının Eylül ayı içerisinde başlatıp devreye soktukları 17 Aralık soruşturmaları olarak bilinen başka kurgusal soruşturmalar eliyle yürütmüşler; dönemin ... Cumhuriyet Başsavcı vekili (Kaçakçılık ve Narkotik Suçlar Bürosundan sorumlu) Zekeriya Öz'ün koordine ettiği ve operasyona dönüştürüldüğü 17/12/2013 tarihi itibariyle aynı soruşturma bürosunda görevli eski savcı Celal Kara'nın yürüttüğü 2012/120653 sayılı soruşturmada, Türkiye / İran arasında Halkbank üzerinden gerçekleştirilen "petrol ve doğalgaz karşılığında altın ihracatı" sisteminin işleyişi sırasında rüşvet alındığı, haksız menfaat temin edildiği iddialarıyla, öte yandan yine operasyona dönüştürüldüğü tarih itibariyle eski savcı Mehmet Yüzgeç'in yürüttüğü 2012/125043 sayılı soruşturmada, ... ilinde imarla ilgili işlemlerde yolsuzluk ve usulsüzlük yapıldığı gerekçeleriyle hedef şahıslar olmadıkları ve dolayısıyla haklarında verilmiş bir mahkeme kararı bulunmadığı halde yasama dokunulmazlığı bulunan ve aynı zamanda Anayasa'nın 100'üncü maddesi uyarınca özel soruşturma usulüne tabi olan 61'nci Hükûmetin İçişleri Bakanı ..., Çevre ve Şehircilik Bakanı ..., Avrupa Birliği Bakanı... ve Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan'ın muhtelif tarihlerde hedef şahıslarla yapmış oldukları görüşmelere ilişkin seslerin çözümünü yapıp metin haline getirmek (kayıt altına aldırmak) suretiyle tape haline getirmişler, soruşturma kapsamında Başbakan ...'ın Halkbank Genel Müdürü Süleyman Aslan ile gerçekleştirmiş olduğu ve içeriğinde suç unsuru bulunmayan 16/03/2013 tarihli bir görüşmeyi kayıt haline aldırmak suretiyle iletişim tespit tutanağına dönüştürmüşler, Hükûmet üyeleri olan Bakanlar Zafer Çağlayan, ..., ... hakkında CMK m.140 uyarınca verilmiş herhangi bir teknik araçlarla izleme kararı bulunmadığı halde muhtelif tarihlerdeki kamuya açık yerlerdeki faaliyetlerini ve ilişkilerini takip ederek kayıt altına (fiziki takip / kamera izleme tutanağı şeklinde) aldırmışlar, aynı Bakanların çıkar amaçlı suç örgütü lideri olduğu şüphesiyle takip edilen...ile ...'da 27/08/2013 ve 08/10/2013 günü buluştuğuna dair cell harita görüntülerini 02/09/2013 ve 15/10/2013 tarihlerinde ayrı ayrı olmak üzere iki kez tutanak haline getirmişler,

Böylelikle, aynen 25 Aralık soruşturmasında olduğu gibi Başbakan ve 61'nci Hükûmet üyelerinin sistematik olarak belli bir organizasyon dahilinde rüşvet ve yolsuzluğa bulaştıkları, kamu gücünü ve nüfuzunu kullanarak usulsüzlük yaptıkları ve haksız menfaat temin ettikleri yönünde ulusal ve uluslararası kamuoyu nezdinde aleyhte ve olumsuz algı oluşturulabilmek için sözde delil toplama / biriktirme sürecine girerek saldırı hamlelerine değin hazırlık yapmışlardır.

Dershanelerin Kapatılmasına Karar Verilmesi :

FETÖ/PDY, eğitim yapılanmasına özel bir önem vermiştir. Eğitim, örgüt açısından önemli bir finans kaynağı olmakla birlikte, örgütün asıl ve nihai amacına ulaşabilmesi için gerekli olan insan kaynağına erişebilmenin ve örgüt sistematiğine göre insan yetiştirmenin önemli bir aracı olmuştur. Dershaneler de örgüt açısından, amaçlarına hizmet edecek elverişli bir kurum türü olarak kendini göstermiştir.

Ülkemizde ilk dershane 1962 yılında açılmış, kısa sürede yaygınlaşmaya başlamış, özellikle de 80'li yıllardan itibaren ülke genelinde önemli sayılara ulaşmıştır. Dershanelerin açılmasında ve yaygınlaşmasında eğitim sistemlerinde küresel ölçekte meydana gelen gelişmelerin ülkemize doğrudan veya dolaylı etkisinin yanı sıra, ülkemizdeki eğitim sisteminin nitelik ve kapasite sorunlarına yönelik üretilen çözümlerin yetersiz kalmasının da önemli bir etkisi olmuştur. Öğrencilerin bir üst öğrenime geçmede tabi oldukları seçme sınavları ve üniversiteye yerleştirmede yapılan merkezi sınavların varlığı öğrencileri takviye dersleri almaya itmiştir. Eğitim kademeleri arasındaki geçiş sınavları ortaöğretim kurumları arasındaki çeşitlilik ve bu okullar arasındaki statü algısı ortaöğretime geçiş sınavlarını ortaya çıkarmıştır. Buna bağlı olarak dershaneler kısa sürede yaygınlaşmış ve önemli bir pazar haline gelmiştir. Dershaneler zamanla okullarda uygulanan öğretim programlarının işlevine zarar verecek bir noktaya gelmiştir. Öğrenciler okul saatleri dışındaki zamanlarını dershanelerde geçirmekte, hafta sonları da dahil zamanlarının önemli bir kısmını dershanelere ayırmak zorunda kalmışlardır. Hatta dershaneye gitmek isteyen öğrenciler belli dönemlerde rapor alma yoluna giderek, okul derslerini ihmal eder bir hale gelmiştir.

Belli bir siyasal amacı olan gruplar için dershaneler önemli bir insan kaynağı olarak da kullanılmıştır. Ülke genelinde eğitim açısından iddiası olan çocukların önemli bir kısmı dershanelere kayıt olmuş, bu durum da başarılı öğrencilerin seçimi ve yönlendirilmesinde planlı çalışan örgütler açısından önemli bir fırsata dönüşmüştür. Nitekim, dershanelerin oluşumu ve kitleselleşmesi FETÖ'nün ilgi alanına girmiş ve örgüt kısa sürede çok sayıda dershane açmıştır. Örgüt, öncelikle 1980'li yıllarda ... ve ... gibi büyük şehirlerde üniversiteye hazırlık için FEM (Fırat Eğitim Merkezi) ve Maltepe Dershaneleri, ortaöğretim öğrencileri için Anafen Dershaneleri adı altında oluşturmuş olduğu dershane zincirini kısa sürede tüm Anadolu kentlerine, hatta orta büyüklükte ilçelere kadar yaygınlaştırmıştır. Başta ..., ... ve İzmir gibi büyük şehirlerde önemli kazançlar elde eden Örgütün, tüm ülke genelinde yapılanması bu durumun örgüt açısından sadece eğitim veya ekonomik bir faaliyet alanı olmadığını ortaya koymuştur. Örgütün dershane yapılanmasındaki sistematiğini örgüte ait diğer eğitim kurumlarıyla da birlikte incelediğimizde örgütün eğitim alanında elde ettiği gücü ve bu gücün ortaya çıkaracağı tesirleri tespit etmek mümkün olacaktır. Örgüt bu durumu ekonomik açıdan önemli bir rant haline getirirken, başarılı ve zeki çocukları elde etme boyutuyla da örgütsel bir "devşirme" sistemi oluşturmuştur.

Örgüt, süreç içerisinde daha profesyonel bir yapılanmaya giderek "sınıflandırılmış" dershaneler oluşturmuştur. Aynı il veya ilçede aynı yapıya ait farklı isim ve statülerde dershaneler açılmıştır. Örgüt bu yeni yapılanması ile bir taraftan, farklı fiyat politikaları uygulayarak sektörde bir tekel oluşturma yoluna giderken, diğer taraftan da farklı zeka veya başarı düzeyine sahip öğrencilerin devam ettiği farklı dershaneler oluşturmuştur. Örgüt, sınıflandırdığı bu dershanelerde uyguladığı fiyat politikalarıyla da farklı sosyo ekonomik düzeydeki velileri kendi dershanelerine çekme yoluna gitmiştir. Buna bağlı olarak da çoğu zaman aynı cadde üzerinde farklı ekonomik seviyelere hitap eden ama aynı örgüte ait dershaneler ortaya çıkmıştır. Markalaştırılarak pazarlanan dershanelerde piyasanın çok üzerinde fiyatlara öğrenci kayıtları alınmış, bu yolla örgüte büyük paralar aktarılmıştır. Diğer taraftan, daha çok orta ve alt gelir guruplarına hitap eden örgüte ait dershanelerdeki öğrencilerden, örgüt açısından kazanılması hedeflenen öğrenciler üst sınıf dershanelere transfer edilerek bu öğrenciler örgüte kazandırma sürecine dahil edilmiştir.

Dershaneler örgüt mensuplarınca aynı zamanda bir örgüt eğitim kampı olarak kullanılmıştır. Örgüte ait hemen tüm dershanelerde, "beşinci kat" olarak bilinen özel mekanlar oluşturulmuş ve bu katlar örgütsel faaliyetler için kullanılmıştır. Örgütün üst kademe yöneticilerinin en önemli buluşma yerlerinden birisi de yine dershanelerde oluşturulan bu bölümler olmuştur. Örgüt lideri Gülen de, öğrencilerle buluşmalarını belli dönemlerde dershanelerdeki bu özel alanlarda yapmıştır.

Örgüt zaman içerisinde kendi örgüt yapılanması için dershane sistematiğini geliştirmiştir. Örgüte mesafeli ailelere ve öğrencilerine ulaşmak amacıyla, bazı illerde farklı dünya görüşlerinin arkasına saklanarak farklı isimler adı altında dershaneler kurulmuştur. Bunun için farklı dünya görüşünden olduğu bilinen dershane zincirlerinden isim hakları alınmıştır. Bunun sonucunda örgüt, birbiriyle hiçbir bağı olmadığı zannedilen bir tür "kripto dershaneler" oluşturmuştur. Yine örgüt, farklı kılık ve kisveye bürünen örgüt mensubu öğretmenleri farklı dershanelere yönlendirerek, bu dershanelerden öğrenci devşirme yoluna gitmiştir. Öğretmen içerisinde sağ, sol, liberal vb. rolleri üstlenen öğretmenler, farklı gruplara ait dershanelerde işe girip bu kurumlarda gizli bir şekilde örgüt faaliyetlerini yürütmüşlerdir. Ayrıca, kendisine biçilen "gelecek misyonu" açısından örgüt dershanesinde öğrenim görmesi uygun görülmeyen öğrencilerin bir kısmı da farklı kurumsal yapılardaki dershanelere yönlendirilmiş, takip ve kontrolleri de örgüt tarafından bu dershanelere yerleştirilen öğretmenler tarafından yapılmıştır. Özellikle askeri okullar ile polis kolejlerine hazırlanan çocuklar ile yargı gibi gizli faaliyetler yürütmeyi planladıkları alanlara yönlendirilecek öğrencilerin örgüte ait olmayan dershanelerde öğrenim görmesi sağlanmıştır. Örgüt oluşturduğu bu militan ağıyla, bir taraftan da başka dershanelerden kendi kurumlarına öğrenci transfer etme yoluna gitmiştir.

Yukarıda açıklanan etmenlere de bağlı olarak dershaneler sürekli büyüyen kurumlara dönüşmüştür. 1994 1995 eğitim öğretim yılında 920 olan dershane sayısı ortalama her yıl 200 artarak 4.262 sayısına kadar ulaşmıştır. Dershaneye kaydolan öğrenci sayısı da sürekli bir artış göstererek kayıtlı öğrenci sayıları 1.280.297 sayısına kadar yükselmiştir. 2009 2010 eğitim öğretim yılından itibaren ise dershane sayısında düzenli bir düşüş başlamış ve dershanelerin dönüşümüne ilişkin 6528 sayılı "Millî Eğitim Temel Kanunu ile Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun"un yürürlüğe girdiği 14/03/2014 tarihinde ise 3530 sayısına kadar gerilemiştir.

FETÖ/PDY örgütü bu süreçte tüm illerde ve önemli sayıda ilçede dershaneler açmış, Örgütün dershane sayısı bu dönemde 1000'i aşmıştır. Yaklaşık her üç dershaneden birini elinde bulunduran FETÖ örgütünün, bu kurumlardan elde ettiği maddi kazanç ve ulaştığı insan kaynağı ile diğer kamu kurumlarındaki örgütlü yapısı birlikte incelendiğinde, örgütün önemli bir yapılanmaya gittiği anlaşılmaktadır. Örgüt, dershane yapılanmasının üzerinden önemli bir geliri de yayımları sayesinde elde etmiştir. Kaynak kitap, yardımcı kitap, soru bankası, dergi gibi yayımlar kaydolan her öğrenciye satılarak önemli bir gelir kalemi daha oluşturulmuştur.

Bu minvalde, dershane sektörü ve sisteminin Örgütün finans gücü ve insan kaynağına olan muazzam etkileri nedeniyle, Örgütün ülke içerisindeki etkinliğinin kırılabilmesinin yolunun öncelikle bu imkan ve kabiliyetinin elinden alınmasından geçtiği gerçeği ve düşüncesinden hareket eden Başbakan ve Hükûmet üyeleri, 7 Şubat MİT kumpasındaki olayla birlikte artık dışa yansıyan ve açıktan görünür hale gelen Örgütün siyasi amaç ve emellerine karşılık, Örgütün sektörel olarak hakim olduğu dershane sisteminin ortadan kaldırılması gerektiğine dair düşüncelerini 2013 yılı içerisinde artık yüksek sesle dile getirmeye ve bu yönde beyanat ve açıklamalarda bulunmaya başlamışlar, öte yandan Başbakan ve dönemin Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı'nın (örneğin, 3 Temmuz 2013'de, Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı'nın bir gazetecinin kendisine sorduğu "SBS kalkıyor mu, dershaneler kapatılacak mı" sorusuna, "Çok kısa, SBS kalkıyor, dershaneler kapanıyor" yanıtını verdiği haberleri basına yansımıştır.) bu yöndeki beyanat ve açıklamaları Örgüt nezdinde büyük bir infiale, ciddi bir tepki ve öfkeye neden olmuş; nitekim dershaneler sayesinde çok geniş kitlelere ulaşabilen, öğrencileri istedikleri tasnife göre seçen ve istedikleri alana yönlendirerek örgüt açısından kullanışlı bir pozisyona getiren Örgüt, dershanelerin kapatılması ile insan kaynağına çok önemli bir darbe vurulacağını, çalışma sistemindeki can damarını kaybedeceğini ve arka bahçesinin adeta kurutulacağını, iktisadi açıdan da büyük zarara uğrayacağını öngörerek dershanelerin dönüştürülmesine yönelik yapılacak muhtemel yasal düzenlemelere büyük tepki göstermeye başlamış, bu itibarla dershanelerin kapatılması süreci FETÖ/PDY'nin Hükûmete karşı tavrının artık tamamen görünür düzeye evrilmesini ve taşınmasını sağlamıştır.

Nitekim, dershanelerin dönüşümüne ilişkin Milli Eğitim Bakanlığı yetkililerince yapılan birçok çalışma ve toplantıyı sabote etmeye çalışan örgüt mensupları, illerde sektör temsilcileri ile yapılan değerlendirme toplantılarının gerçekleşmesini engellemeye çalışmışlar, bu arada örgüt mensuplarınca bir takım tepkisel eylemler yapılmış, bu durum örgüt medyası tarafından sektörün tepkisiymiş gibi haberlerle kamuoyuna aktarılmış, öte yandan örgüt yöneticileri ve üyeleri tepkilerini yazılı ve görsel basın, sair kitle iletişim araçları üzerinden her fırsatta yüksek sesle dile getirerek "Eğitime darbe planı ve entrikası" olarak nitelendirdikleri bu girişimle alakalı olarak Hükûmeti ve Başbakan'ı açıktan tehdit etmeye başlamışlardır.

FETÖ/PDY yöneticiliğinden halen hakkında yakalama kararı bulunan ve ABD ülkesinde yaşadığı bilinen Emre Uslu 15/08/2013 tarihli Taraf gazetesinde yer alan "AKP Cemaat savaşını kim kaybeder" başlıklı köşe yazısında AK Parti'yi sarsacak tek yapının cemaat olduğunu, Cemaatin AK Parti aleyhinde kampanya yapması halinde AK Partinin oylarının yüzde 8 ile yüzde 15 arasında etkileneceğini belirtmiş, aynı gazetede yayınlanan 10/10/2013 tarihli "AKP Beyaz Türklerin Truva Atı mı?" başlıklı köşe yazısında ise ...'a yönelik sert ve ağır eleştirilerde bulunmuş, aynı süreçte FETÖ'nün bütün yayın organlarında, dershane meselesi sanki ülkenin eğitim sisteminin bir sorunu değil de sanki sadece cemaatin/örgütün münferit bir sorunuymuş gibi diğer yayın kuruluşlarının aksine, hemen her gün dershaneler olayı işlenmiş, örgütün en önemli yayın organlarından Zaman gazetesinde 14/11/2013 günü "Eğitime Büyük Darbe" ve 15/11/2013 günü "Böyle yasa darbe dönemlerinde bile uygulanmadı" manşetleriyle atılan haberlerde dershanelerin kapatılmasını veya dönüştürülmesini öngören yasa taslağı çalışmasına atıf yapılarak, bu olay üzerinden Hükûmet ve Başbakan ağır eleştirilere tabi tutulmuş, hatta üstü kapalı tehditlere maruz bırakılmıştır.

Örgüt lideri Fetullah Gülen'in sesli/ görüntülü video ve konuşmalarının yayınlandığı herkül.org (hercul.org) isimli web sitesinde, Zaman gazetesindeki haberin yayınlanmasından bir gün sonra 15/11/2013 tarihinde örgüt lideri Fethullah GÜLEN'in 18 dakikalık bir ses kaydı yayınlanmış, sitede Fethullah Gülen'in açıklamaları bir ön sunuşun akabinde şu ifadelerle sunulmuştur:

"Sevgili dostlar; Dershanelerin ve ücretsiz okuma salonlarının kapatılmasına ilişkin Milli Eğitim Bakanlığı tarafından hazırlanan bir kanun tasarısının gece Meclis’ten geçirileceğine yönelik haber yüreğimize hançer gibi saplandı. Ülkemizin geçirdiği değişik darbe dönemlerinde de benzer plan ve entrikalar görülmüştü; fakat, onlar, dindarlara karşı husumetini açıkça ortaya koyan insanların eliyle olmuştu. Bu defa her fırsatta “kardeş” olduğunu söyleyen, aynı safta yer tutan ve hizmet erlerinin yüzüne gülen bazı kimseler tarafından bir kısım planların yapıldığı ve uygulamaya konulacağı yazılıp çiziliyor. Biz, müminlerin bu kadar kötülük yapabileceklerine ve garazlara bina ettikleri icraatla milletin geleceğine kastedebileceklerine inanmak istemiyoruz. İnanmak istemiyor ve hala “Bu işte bir yanlışlık var!” diyoruz. Bununla beraber suret i hak perdesiyle işlenen bu haksızlık ve zulüm karşısında üzüntümüzü bastırmakta zorlanıyoruz. Ne var ki her zamanki gibi muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi imdadımıza yetişiyor; istikamet yolunu gösteriyor. Muhterem Hocamız kendileri de çok üzülmekle beraber haber duyulur duyulmaz “hâcet namazı” çağrısı yaptı. Biz de “Allah’ın bitirdiğini kimse bitiremez ama hâcet namazı kılmalı ki müminler münkirlerin dahi sakınacağı zulme girmesin.” diyerek duaya sarıldık. Duaya sarıldık zira, inanıyoruz ki hazımsızlık ateşini söndürecek ve basiret lütfedecek sadece Allah’tır; zâlime de mazluma da bir ferec vesilesi hâcet namazıdır. Meselenin makuliyet üzere bina edildiğini görseydik, aklî ve mantıkî argümanlar sıralamanın faydalı olabileceğini düşünürdük; fakat, mevzu şeyâtîn i ins ü cinnin tesvîli olunca, dua dua yakarmak ve “Allah kalbleri ıslah eylesin” demekten başka çare kalmıyor. Bu mülahazalarla hâcet namazına devam etme ve dostlarımızı da buna yönlendirme kararı aldık. Bu duygu ve düşüncelere uygun bir nağme hazırlamak üzereydik ki muhterem Hocamız 20 dakika kadar sohbet etti ve “Eğitime Darbe Planı” ile alakalı mütalaalarını anlattı. Kıymetli Hocamızın yorumunu merak eden sizleri daha fazla intizar içinde bırakmamak için özetlemeyi bile beklemeden bu çok çarpıcı açıklamayı arz ediyoruz" dedikten sonra Fetullah Gülen'in ses kaydının yayınlanmaya başlandığı,

Fethullah GÜLEN'in yayınlanan bu ses kaydında; "Siz doğru yolda yürüdüğünüz halde bir kesim her şeyi kendine benliğine bağlamış, dünyevi çıkarlara bağlamış, şöyle böyle dünyadan değişik şeyler kotarmaya bağlamış insanlar sizin aleyhinizdeyse şayet hangi zihniyet hangi düşüncede olursa olun isabetli bir yolda yürüyorsunuz demektir. Firavun aleyhinizdeyse isabetli bir yolda yürüyorsunuz demektir. Karun aleyhinizdeyse isabetli bir yolda yürüyorsunuz demektir. Samiri şayet sizin aleyhinizdeyse isabetli bir yolda yürüyorsunuz. Karun da Samiri de İsrailoğullarındandı. Onun için ara sıra yağmur yağar, rahmet güzel bir şey, fakat bazen de işte o loranj bulutlarında, oralarda iklim çok sert olduğundan dolayı, yağmur damlaları birkaçı bir araya gelir, bir de şöyle ceviz gibi, fındık gibi, nohut gibi dolular halinde inelim, yere indikten sonra, onlar da rahmettir de bazılarının kafalarına bamm diye düştükleri zaman bir şeye tembih ediyor demektir...Dolu düştüğü zaman paniğe kapılma, gelse celalinden cefa yahut cemalinden vefa ikisi de cana sefa. Lütfun da hoş, kahrın da hoş. Samimi bir gönülle hepsi nasıl değerlendirilecek, bunları değerlendirelim. Bunlara sizin hiç ihtiyacınız yoktu ama kendi ihtiyacımı sizin yüzünüze kendime karşı ifade etmiş olabilirim...Camiadan ayrılmayın diyor ve zinhar ayrılığa düşmeyin, şeytan ayrılığa düşen ve tek başına karar veren tiranlarla beraberdir. Şeytan kimle beraberse, onun Allah'la beraber olması muhaldir" dedikten sonra hitap ettiği kitle içerisinden bir örgüt mensubunun konuyla ilgili on binlerce mesaj aldıklarını söylemesi ve "dershanelerde çalışan hizmet bağlılarından bir tane öğretmen arkadaşımızın bile dershaneler kapanırsa ne iş yaparız gibi hiçbir endişesi yok, arkadaşlarımızın kaygısı yok" şeklindeki sözlerine üzerine devam ederek "...Teşekkür ederim, demek ki oturmuş arkadaşlar. Hizmet duygusu düşüncesi itibariyle, elmacık kadar dalya olmuş. Cennetin kapılarını bile bunlar kapamak isteyebilirler. Bunlar girmesinler biz girelim, en azından önce biz girelim. Bunların zaten girmeye hakkı yok diyenler çıkabilir. 60 ihtilalinden bu yana onu da gördük tokadını yedik, 70 darbesini gördük tekmesini yedik. 80 darbesini gördük onun da çiftesini yedik. Hepsinden bir şey yedik. Fakat tekme atan, tokat atan, çifte atanın şimdi hesapları görülüyor. Biz yapmadık onu, kader hüküm verdi ve kaderin o mevzuda figürü olarak kullandığı insanlar, onları öyle yaptılar. Bana dokunan bir yanı vardı, yaşlı başlı adamlar böyle orada hesap verince ciğerim yanıyor benim. Elimden bir imkân olsa ben onların hepsine serbestsiniz derim. Ne var ki birileri onları planlıyor, yapıyor, topuklarını birbirlerine vurdu, karşımızda dimdik durdu bu adamlar, bunlara bunu dedirttik diyorlar bir taraftan, kapalı kapılar ardından diyorlar, fakat bir taraftan da camia onu sanki bir kısım elamanlarına yaptırtıyormuş gibi onlara fısıldıyor. Bir taşla iki kuşu vurma gibi bir nifak hareketi içinde bulunuyorlar. Bana yakışmayan şeyler ama müsaadenizle bu kadarını da söyleyeyim." dediği,

Örgüt lideri ve mensuplarının Cumhurbaşkanı (dönemin Başbakanı) ...'dan sürekli olarak "Tiran, Firavun" diye söz ettikleri, bu hususun örgüt üyelerinin kriptolu iletişim programı Bylock'ta kendi aralarında cereyan eden mesajlaşmalarına yansıdığı, hatta ... 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/24 esas sırasına kayden görülen 15 Temmuz ... ana darbe davasının firari sanıklarından ve darbe girişiminin ... ayağındaki planlama faaliyetlerinin etkili isimlerinden FETÖ mensubu eski albay Onur Özden'in darbe girişiminin başarısızlıkla sonuçlandığının anlaşıldığı saatlerde faaliyetin iptal edildiği yönünde yapılan paylaşımlara karşılık motivasyonun kaybedilmemesi amacıyla 16/07/2016 günü saat 06.35 itibariyle Yurtta Sulh adlı whatsapp grubuna 05413304540 numaralı telefon üzerinden yazdığı anlaşılan mesaj içeriğinde Cumhurbaşkanı Erdoğan'a atfen söylediği "Tiran yurt dışına kaçtı, herkes devam edecek, tüm dostların iş başında olmaları gerekiyor, acilen herkese duyurun, televizyonlar sizi etkilemesin" şeklindeki paylaşımının bu hususa örnek teşkil ettiği, bir diğer emsal olayın dosya sanıklarından ... ile emniyet mahrem imamı Hayri Bakır arasında gerçekleşen 04/06/2015 tarihli Bylock yazışması olduğu, aşağıdaki bölümde ayrıntılı olarak yer verilecek olan bu yazışma içeriğinde emniyet mahrem imamı Hayri Bakır'ın birkaç gün sonra yapılacak olan 7 Haziran 2015 milletvekili genel seçimlerine yönelik tahminlerini sıralarken "...ihtimalleri sıralayıp duruyorum ... 5 Tiranı BM kararı Laheyde yargılama çıkar adam ülkeyi terk eder kaçar..." diyerek Başbakan için Lahey'deki uluslararası ceza divanında yargılama kararı çıkması halinde ülkeyi terk ederek kaçacağını ifade ederken Başbakan hakkında açıkça "Tiran" tabirini kullandığı,

FETÖ/PDY terör örgütü lideri Fetullah Gülen'in 15/11/2013 tarihli dershaneler mevzusu ile ilgili yukarıdaki konuşması içerisinde geçen, her zamanki gibi isim belirtmeksizin mensuplarına yönelik üstü kapalı (subliminal) mesajlarla ilettiği ifadelerinde yer alan "ayrılığa düşmeyin, şeytan ayrılığa düşen ve tek başına karar veren tiranlarla beraberdir... 60 ihtilalini gördük tokadını yedik, 70 darbesini gördük tekmesini yedik, 80 darbesini gördük onun da çiftesini yedik, hepsinden bir şey yedik. Fakat tekme atan, tokat atan, çifte atanın şimdi hesapları görülüyor..." şeklindeki sözlerindeki tahkir edici ve aynı zamanda tehdit edici sözlerle Hükûmete ve başındaki ...'a gözdağı vermeye çalıştığı, bunu yaparken konuşmanın yapıldığı tarihte ... Özel Yetkili 12'nci Ağır Ceza Mahkemesinde görülen 12 Eylül askeri darbesine ilişkin davada yargılanan 12 Eylül cuntasının lider ve yöneticilerinden Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya'nın durumunu yine üstü kapalı örnek göstererek "fakat tekme atan, tokat atan ve çifte atanın şimdi hesapları görülüyor" dediği anlaşılmıştır.

Bu arada, Örgüt lideri Gülen'in 15/11/2013 tarihli açıklamasından hemen bir gün sonra 16/11/2013 tarihli Taraf gazetesi “Gülen, Erdoğan'a rest çekti” manşetini atmış, sürecin devamında 28/11/2013 tarihinde Taraf gazetesinde Mehmet Baransu imzalı "Gülen'i bitirme kararı 2004'te MGK'da alındı" başlığıyla yayınlanan haber içeriğinde; “Gülen'i bitirme kararı 2004'te MGK'da alındı. Milli Güvenlik Kurulu'nun, 2004 yılı Ağustos ayında yaptığı toplantıda, 'Fethullah Gülen grubunun faaliyetlerine karşı alınması gereken tedbirler' başlığıyla, 'Cemaate karşı bir eylem planı hazırlanması' tavsiye kararı olarak hükümete bildirilmiş. Kararda, 'Bir eylem planı oluşturulmasının' kararlaştırıldığının altı çizilirken, resmî kurumların atacağı adımlar da tek tek sıralanıyor. Konunun 'Psikolojik harekât boyutuna' dikkat edilmesi gerektiği de vurgulanıyor. Gülen cemaatine karşı uygulanacak tedbirler için ise; Başbakanlık Uygulamayı Takip ve Koordinasyon Kurulu (BUTKK) koordinesinde, İçişleri Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı ve MİT Müsteşarlığı görevlendiriliyor.” şeklinde yorumlarda bulunularak 2004 yılının Ağustos ayında yapılan Milli Güvenlik Kurulu toplantısında FETÖ/PDY (Gülen Cemaatine) karşı alınan kararların altında dönemin Başbakanı ... ve 11'inci Cumhurbaşkanı (dönemin Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı) Abdullah Gül'ün de imzalarının bulunduğu ifade edilmiş, binaenaleyh haberde Hükûmetin dershanelerin kapatılması kararının Ağustos/2004 MGK kararları doğrultusunda verildiği algısı oluşturulmaya çalışılmıştır.

Dikkat çekici olan bir diğer husus ise; dershanelerin kapatılması tartışmaları sürecinde Dershaneler yasa tasarısı taslağının hazırlanmasından sorumlu tutulan ve bu nedenle FETÖ/PDY yayın organlarında boy hedefi haline getirilen dönemin Türkiye Cumhuriyeti Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarı Yusuf Tekin'in, yine dönemin Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş'un başdanışmanı Furkan Torlak ile dershane tartışmalarının yoğunlaştığı döneme tekabül eden 15/11/2013, 21/11/2013 ve 22/11/2013 tarihlerinde yapmış olduğu herhangi bir suç unsuru taşımayan olağan telefon görüşmelerinin, FETÖ/PDY mensupları tarafından yürütülen ve 17 Aralık soruşturmaları olarak bilinen soruşturmalarla telefon dinlemeleri aynı anda sonlandırılan Selam Tevhid Kudüs Ordusu terör örgütü soruşturması kapsamında "silahlı terör örgütüne üye olmak” suçlamasıyla ilişkilendirilerek iletişim tespit tutanağı haline getirildiğinin tespit edilmiş olmasıdır.

17/25 Aralık Darbe Girişimleri / Operasyonları :

FETÖ/PDY terör örgütü, Hükûmet tarafından dershanelerin kapatılmasına karar verilmesi ile birlikte, 2012/2013 yılları içerisinde 17/25 Aralık usulsüz soruşturmalar eliyle zaten hazırlığını yaparak biriktirmiş olduğu ve elinde tuttuğu verileri yaklaşan yerel seçimler öncesinde algı operasyonlarıyla kullanmak için örgüt liderinin talimatıyla harekete geçme kararı almış, bu kez operasyona yönelik eylem hazırlıklarına girişilmiştir.

17/25 Aralık operasyonlarının dershanelerin kapatılmasına karşı gösterilmiş örgütsel bir tepki ve gerçekleştirilmiş örgütsel birer terör eylemi olduğu hususu, esasen, terör örgütü lideri Fetullah Gülen'in 17 Aralık sürecinde ve henüz 25 Aralık operasyonu yapılmadan 3 gün evvel, o dönem Habertürk gazetesinde köşe yazarlığı yapan Fehmi Koru vasıtasıyla 11'nci Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e hitaben yazdığı (aşağıda bu konuya tekrar değinilecektir) 22/12/2013 tarihli mektupta geçen, "...Daha dershaneler meselesinin konuşulduğu ilk günlerde sayın Başbakanımıza da değişik vesilelerle ifade edildi; milletimiz için faydalı gördüğümüz müesseselerin kapatılmamasını ve mevcut halleriyle misyonlarını ifa etmeyi sürdürmesini arzuladığımız hususu kendilerine iletildi... Dünyanın dört bir tarafına dağılmış ve Allah'ın inayeti, Zat ı devletleriniz gibi kıymetli dostların himmet ve himayesiyle sürekli genişleyen hizmet hareketinin maalesef önünü kesmeye matuf gayretler olduğu aşikar hale geldi... Devlet büyüklerimizin uzatacakları dostluk ellerini mutlaka tutacağımızı, bize karşı samimiyetle atılan her adıma ilahi ahlaka iktîdaen on katıyla mukabelede bulunacağımızı, arkadaşlarımıza, dostlarımıza ve sevenlerimize itidal tavsiye ederek huzurun temini adına elimizden geleni yapmaya çalışacağımızı ve her zaman sulhun takipçisi / destekçisi olacağımızı arz ederim..." sözleriyle hiçbir tevile mahal bırakmaksızın apaçık ve net olarak sabittir.

Nitekim, 2007/2010 yılları arasında ...'da emniyet müdürlerinin ders sorumlusu / öğretmen olarak, akabinde 2010/2012 yılları arasında FETÖ/PDY terör örgütünün Güneydoğu bölge emniyet yapılanması içerisinde Diyarbakır'da emniyet biriminden sorumlu müdür olarak ve bilahare 2012/2014 yılları arasında Güneydoğu Anadolu emniyet birimlerinden sorumlu danışman olarak görev yaptıktan sonra 2014/2015 yılları arasında örgütün Marmara bölge emniyet yapılanmasında komiser yardımcılarından sorumlu müdür yardımcısı ve nihayet 2015/2016 yılları arasında aynı yapılanmada büyük bölge temsilcisine bağlı hukuk mesulü olarak görev yapmış olan gizli tanık Bayrak'ın dosya kapsamında 09/01/2019 tarihinde alınan beyanı, daha önce 25/04/2017 tarihinde Yalova Cumhuriyet Başsavcılığında ve müteakiben 07/05/2017 tarihinde ... C. Başsavcılığında vermiş olduğu ifadeleri, bu savı destekleyici mahiyette görülmüştür.

Gizli tanık Bayrak'ın konuyla ilgili anlatımlarında, "...2013 yılı sonbaharında örgüt ile hükûmet arasında dershanelerin kapatılması krizi gün yüzüne çıkınca bu krizin örgüt yararına olarak aşılması amacıyla Fetullah Gülen kendisini temsil etmesi ve taleplerini iletmesi için Ekrem Dumanlı ve Hidayet Karaca'yı o dönemde Başbakan olan ... ile görüşmeleri için görevlendirdiği, yapılan bu görüşmede özellikle Ekrem Dumanlı'nın Başbakana karşı sert bir üslupla dershaneler konusunda kesinlikle geri adım atmayacaklarını söylediği örgüt içerisinde konuşulmuştur. Bu görüşmeden sonra Ekrem Dumanlı ile Kozanlı Ömer kod adlı Osman Hilmi Özdil arasında gerçekleşen görüşmede artık konuşarak yapılabilecek bir şeyin kalmadığı, hak ettikleri kötü sona geldikleri ve örgütün artık gereğini yapması gerektiği kararını Fetullah Gülen'e onaylatarak almışlardır. Bunun sonucu olarak Kozanlı Ömer kod Osman Hilmi Özdil ile Bahadır kod Çetin Özgür tarafından Türkiye'de örgütle irtibatlı olan operasyonel emniyetçilere Hükûmete karşı ellerinde kullanabilecek tüm çalışmaları mümkün olan en kısa zamanda operasyon yapabilecek hale getirmelere talimatı verilmiştir. Bu talimatı alan emniyet mensupları özellikle ...'da ve İzmir'de zaten çok daha önceden bu amaca yönelik hazırladıkları adli dosyaları en kısa zamanda operasyona dönüştürmek için çok sayıda toplantılar yapmışlardır. Bu toplantılara soruşturma dosyalarında görevli savcılar davet edilmiştir. Bu toplantılar ... İzzettin Çalışlar caddesi üzerinde bulunan Bank Asya şubesinin yanındaki binanın en üst katında bulunan ve özellikle örgütün gizli toplantılar için kullandığı dairede yapılmıştır. Bu daire ... istihbarat imamı ve danışman olarak görevli Veysel kod Mensur Ünal adına kayıtlıdır. Ayrıca 2013 Kasım ve Aralık aylarında bu operasyonel çalışmaları hızlandırmak amacıyla Türkiye'deki farklı illerde çalışan özellikle istihbarat şubelerinde bulunan ve güvenilir olduğu düşünülen bazı rütbeli personel de örgüt talimatı ile izin alarak bu toplantılara katılmak, yapılacak operasyonların hazırlık aşamasında destek vermek için ... iline çağrılmıştır. Bu amaçla o tarihte Diyarbakır emniyet istihbarat şube müdürlüğünde B Büro amir yardımcısı olarak çalışan 2002 Polis Akademisi mezunu olan Zafer isimli emniyet personeli izin alarak o çalışmalara katılmıştır. Hükûmeti devirmeye yönelik olduğunu düşündüğüm bu çalışmaların sonucu, 17/25 Aralık 2013 tarihlerinde ... ve akabinde İzmir ilinde operasyonel çalışmalar gerçekleştirilmiştir. Bu operasyonların ... ayağının örgütteki sivil planlayıcısı Veysel / Ekrem kod adlı Mensur Ünal'dır, resmi görevli planlayıcısı ise Recai kod adlı Erol Demirhandır ... 2013 yılının Kasım ayında kamuoyuna Dershaneler krizi gündeme geldi. Örgüt toplantısında Kozanlı Ömer tarafından konu ile ilgili örgütün sözcüleri olan Ekrem Dumanlı ve Hidayet Karaca ile Başbakan ... arasında gerçekleşen görüşmede Ekrem Dumanlı'nın sözleriyle örgüt ile Hükûmet arasındaki iplerin kopmasına neden olduğu, bu konuda artık görüşmelerle kat edilecek bir yol olmadığı, örgütün de bundan sonra iyi niyetli davranmayacağı konuşuldu. Sonraki günlerde Diyarbakır'da görev yapan İstihbarat şube personeli 2002 mezunu Zafer Kocadağ ...'daki meslektaşlarınca gayri resmi olarak ...'a çağrıldı, kendisi de bu çağrıya icabet ederek izin alarak gitti, ...'daki bazı çalışmalara katıldı, Diyarbakır'a döndüğünde ... ilinin yapacağı bazı operasyonları hızlandırma adına yapılan çalışmalara katıldığını anlatmıştı. ... ilindeki çalışmaların İzzettin Çalışlar caddesindeki Bank Asya şubesinin yanındaki binanın en üst katında örgüt tarafından bir dairede yapıldığı ve bu dairenin tam karşısındaki dairede örgütle ilgisi olmayan Aktif A.Ş isimli bir şirket olduğunu duymuştum. Bu toplantıları yöneten kişiler dairenin de üzerine kayıtlı olduğu örgütün ... bölgesi istihbarattan sorumlu emniyet imamı Veysel / Ekrem kod Mensur Ünal ile örgütün operasyonel çalışmalarından sorumlu resmi görevli imamı Recai kod adlı Erol Demirhan'dır. Ayrıca bu operasyonların planlanmasında ... İstihbarat Daire Başkanlığından sorumlu emniyet imamı Bahadır kod Çetin Özgür ile Marmara bölge emniyet sorumlusu Arif kod adlı Ali Rıza Tekinkaya aktif görev yapmıştır. Toplantılara o dönem bu dosyaları oluşturan hem emniyet hem de adliyede görevli kişilerin katıldığını duydum ama kimler olduğunu bilmiyorum. 17 Aralıktan bir hafta öncesinde Veysel / Ekrem kod adlı Mensur Ünal ve Kartal kod adlı Türkiye yargı imamı İlyas Şahin operasyonun son şeklini sunmak üzere ABD'ye gidip gelmişlerdir. 17/25 Aralık 2013 tarihinden önce emniyetçilerin ... ilinde üç hafta kadar çalışmaları sürmüştür. Sadece 1998 Polis Akademisi mezunu Maksud kod adlı Mesut Yılmaz'ın Veysel / Ekrem kod Mensur Ünal'ın yardımcısı olduğundan katıldığını duydum. Bu dönem içerisinde arka arkaya 17 ve 25 Aralık operasyonları gerçekleşti. Ancak emniyet içerisindeki örgüt mensubu şube müdür seviyesinde ..., ... ve yardımcılarının öncelikle Başbakan Tayyip Erdoğan'ın oğlu Bilal Erdoğan, Yasin El Kadı ve iş adamlarına yönelik olarak yapılması planlanan 25 Aralık operasyonunun, 17 Aralıkta yapılan operasyondan önce yapılması yönünde bir kanaatlerinin olduğu, bunun sebebinin ise kamuoyunda Başbakan Erdoğan'ı zor durumda bırakarak, yapılacak diğer illegal operasyonlara zemin hazırlamak suretiyle halkın devlete olan güvenini azaltacağı, ülke gündeminde daha etkili olacağı yönünde bir görüş olduğu, ancak savcı ve hakimlerin...dosyasını önce yapmak istemelerinden dolayı bu görüşün ağır basarak 17 Aralık'ta bu operasyonun düğmesine basıldığı operasyonlardan sonra konuşulmuştu. Takip eden dönemde İzmir limanında Başbakan...'a yönelik bir operasyon gerçekleşti ... Danışman olarak katıldığım 30 Mart 2014 seçimleri öncesindeki son toplantıda İstihbarat Daire Başkanlığından gelen Recai kod Erol Demirhan başkanlığındaki istihbaratçı rütbeli polislerinden oluşan bir heyet yeni Türkiye emniyet imamı Kasım kod adlı Hamza Sevinç'e seçim analizi çalışması sunumu yaptılar. Bu sunumda Ak Partinin yerel seçimlerde çok önemli belediye başkanlıklarını kaybedeceğinin açıkça ortada olduğu bilgisi verilmiştir..." dediği anlaşılmıştır.

Gizli tanığın da ifadesinde belirttiği üzere, Hükûmet kanadındaki yetkili ağızlardan gelen dershanelerin kapatılacağı yönündeki açıklamalarla birlikte bu konuda Milli Eğitim Bakanlığı nezdinde yasa taslağı hazırlığına yönelik çalışma yürütüldüğünün anlaşılması, akabinde örgütün tüm medya unsurları ve legal görünümlü vakıf dernekler ve sair kuruluşlar aracılığıyla gösterdiği reaksiyona rağmen Başbakan ...'ın geri adım atmayacağı sinyallerini veren kararlı tutumu karşısında Hükûmeti devirmeye ve özellikle Başbakan Erdoğan'ı siyaseten tasfiye etmeye kesin olarak karar veren Örgüt yönetimi tarafından, 2012/2013 yıllarından beri zaten hazırlıkları yapılmış olan kurgusal nitelikteki soruşturmaların 30 Mart 2014 yerel seçimleri öncesinde operasyona dönüştürülmesi kararı verilerek, kararın alt düzeydeki operasyonel birimlere iletilmesiyle birlikte buna dönük toplantılar ve çalışmalar yapılmaya başlanmış;

Bu bağlamda, ... / Bahçelievler ilçesi İzzettin Çalışlar caddesi üzerinde bulunan ve örgütün Marmara bölge emniyet yapılanmasında istihbarat ve adli şubelerden sorumlu imamı (danışman unvanıyla) olarak görev yapan Veysel / Ekrem kod adlı firari Mensur Ünal adına kayıtlı olduğu dile getirilen hücrede gerçekleştirilen ve birkaç hafta sürdüğü anlaşılan toplantılara örgütün emniyet yapılanmasında üst düzey sorumlu imamları ile yargı ve emniyette yerleşik kadrolarında görevli mensupları iştirak etmiş, hatta örgütsel yapılanma içerisinde yer alıp, ... dışında Diyarbakır İl Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şubesi Bölücü Örgütler Haber Alma Bürosu (B Büro) amir yardımcısı olarak görev yapan Zafer Kocadağ gibi sözde emniyet görevlisi örgüt mensuplarının toplantılara katılımıyla destek alınmış, planlama toplantıları nihayetinde 30 Mart 2014 yerel seçimlerine az bir zaman kala kamuoyunda yolsuzluk algısı yaratarak iktidar partisini önce yerel seçimler ve ardından yapılması muhtemel erken genel seçimde hezimete uğratmak ve iktidardan uzaklaştırmak için yerel seçimlerden kısa bir süre önce operasyon yapılması kararı alınmış,

Bununla birlikte, 17 Aralık soruşturmalarından Mali Şubenin takip ettiği...soruşturmasının deşifre olması riskini yaratan bir takım olayların cereyan etmesi, bu bağlamda; 25/10/2013 günü Nuruosmaniye Orient Bazaar mevkiinde gerçekleştirilen fiziki takip işlemi sırasında soruşturma şüphelilerinden Özgür Özdemir'in Mali Şubenin takip tarassut ekiplerini fark ederek durumun Barış Güler üzerinden dönemin İçişleri Bakanı ...'e intikal ettirilmesi, bunun üzerine İçişleri Bakanı ... ve İl Emniyet Müdürü...'ın örgüt üyesi olmayan Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı Engin Dinç, ... Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürü Ahmet Arıbaş gibi emniyet müdürleri ve ilk derece mahkemesince örgüt üyeliğinin sabit olmadığından bahisle hakkında beraat kararı verilen Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Dairesi Başkanı sanık Mehmet Yeşilkaya (gerekçe kısmında sanığın hukuki durumu dairemizce değerlendirilmiş, ve ilk derece mahkemesinin kararının bozulması gerektiği belirtilmiştir.) üzerinden...ile ilgili ... KOM şubelerinde yürütülmekte olan bir adli soruşturma olup olmadığını öğrenmeye dönük girişimlerde bulunmaları, ... İstihbarat Şube Müdürü Ahmet Arıbaş'ın Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürü sanık ...'yı arayarak, diğer yandan yardımcısının da Mali Şube müdür yardımcısı sanık ...'u telefonla arayarak ısrarla bu yönde bir soruşturma olup olmadığını sormaları, soruşturmanın deşifre olma ihtimalinden şüphelenen Mali Şube ekiplerinin hedef şahısların ev ve iş yerleri önünde tedbirler aldırılabileceğinden bahisle yaptıkları araştırmalar sırasında 11/11/2013 günü Rıza Sarraf'ın Halide Edip Adıvar Caddesi No:9 11 Kanlıca / Beykoz adresinin önünde ... Emniyet İstihbarat Şube Müdürlüğü uhdesinde bulunan 34 ZP 7334 plaka sayılı sivil polis aracıyla gözetleme yapıldığını tespit etmeleri, nihayet tüm bunlardan kuşkulanılarak ... İstihbarat Şube Müdürlüğünün üst yönetimini takip altına almak ve muhtemel hareket ve davranış biçimlerini kontrol etmek gayesiyle tertiplenen ... C. Başsavcılığının 2013/153711 sayılı sözde suç soruşturması ileride daha detaylı olarak irdelenecektir sırasında yapılan dinlemeler sırasında örgütün ... Mali ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüklerinde görevli yönetici kadrosunun görevden alınarak tasfiye edileceğinin değerlendirilmesi üzerine operasyon tarihinin 30 Mart 2014 yerel seçimlerinden öne çekilmesine karar verilerek operasyon startı verilmiş,

Gizli tanık Bayrak'ın aşamalardaki beyanlarında dile getirdiği ve ... Emniyeti Kaçakçılık Şube Müdürlüğü Hudut Kapıları Büro Amirliği ve Ticaret Bakanlığı Atatürk Havalimanı Yolcu Salonu Gümrük Müdürlüğü ile gerçekleştirilen yazışmalar yoluyla yapılan araştırmaların da teyit ettiği üzere, 17/25 darbe girişimleri öncesinde örgütün Marmara bölgesi istihbarattan sorumlu emniyet imamı ve aynı zamanda operasyonların ... ayağının örgütteki sivil planlayıcılarından olan Veysel / Ekrem kod adlı Mensur Ünal ile Kartal kod adlı Türkiye yargı imamı İlyas Şahin yaklaşık üç (3) hafta süreyle üzerinde çalışılan 17 Aralık nihai darbe girişimi planını onaylatmak amacıyla birer gün arayla 12/12/2013 ve 13/12/2013 tarihlerinde ABD'ye giderek planı örgüt liderine onaylattıktan sonra operasyondan önce 15/12/2013 günü ülkeye dönerek aldıkları eylem talimatını örgütün yargı ve emniyetteki mensuplarına iletmişler,

Örgüt liderinden aldıkları nihai eylem talimatı doğrultusunda harekete geçen örgütün emniyet ve yargı kadrolarında yerleşik üyelerince fikir, eylem ve irade birliği içerisinde hareket edilerek, siyasi ve ekonomik kriz ve kaos ortamı oluşturarak Hükûmeti iş göremez hale getirip istifaya zorlamak ve Hükûmeti devirmek amacıyla 17 Aralık 2013 günü rüşvet ve yolsuzluk operasyonu adı altında birbirleriyle hiçbir bağlantısı olmayan, ayrıca aynı gün birlikte operasyon yapılması için fiili ve hukuki hiçbir gereklilik bulunmayan (3) ayrı soruşturma dosyasından, aralarında bakan çocukları, iş adamı, banka yöneticisi, belediye başkanı ve bürokratların bulunduğu toplam (92) kişi gözaltına alınarak operasyon başlatılmış, büyük bir örgütsel gizlilik içerisinde tertiplenen operasyondan emniyet ve yargı içerisinde yerleşik örgütsel dar kadro haricinde ... Cumhuriyet Başsavcısı Turan Çolakkadı ve ... İl Emniyet Müdürü... dahil örgütsel yapılanma dışında bulunan hiç kimseye bilgi verilmemiş, gözaltına alınan (92) şüpheliden aralarında iki bakan çocuğunun da bulunduğu (24)'ü tutuklanmış, bu arada şüphelilere yönelik aramalar sırasında elde edilen görüntüler ve soruşturma verileri (teknik ve fiziki takip verileri) operasyondan bir iki gün sonra hemen medya organlarına sızdırılıp basına servis edilerek özellikle Rıza Sarraf'ın bürokraside bazı Bakanlarla geliştirdiği ilişkiler ve rüşvet çarkı sayesinde kara para aklama, altın kaçakçılığı gibi suçları işlediği iddiasıyla "rüşvet ve yolsuzluk sarmalına girmiş bir siyasi iktidar" algısı yaratılmaya çalışılarak siyasi ve ekonomik kriz ve kaos ortamı oluşturmak suretiyle Hükûmeti iş göremez hale getirip istifaya zorlanmasına gayret edilmiş, nitekim ulusal ve uluslararası basında büyük yolsuzluk ve rüşvet operasyonu olarak dile getirilen haberlerde Cemaat / Fetullahçı örgüt mensubu savcı ve polislerce işbirliği içerisinde gerçekleştirilen operasyonun sansasyonel yönüne ve etkilerine işaret edilerek, kabine üyesi üç Bakanın çocukları, siyasetçi, bazı iş adamları ve bürokratlarının gözaltına alındığı operasyonun yerel seçimlere aylar kala Başbakan Erdoğan'a yönelik bir darbe girişimi olduğu ve Hükûmeti zor durumda bırakarak istifasını sağlamaya dönük olduğu yorumları yapılmış, bu arada operasyonun ciddi ekonomik etkileri de yaşanmış, borsada işlem gören şirketlerin piyasa değeri milyarlarca lira tutarında azalmış, döviz ve faizlerde çok ciddi artışlar olmuş, operasyonun etkileri yüzünden Hükûmetin üç üyesi Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, İçişleri Bakanı ... ve Çevre ve Şehircilik Bakanı ... tarihinde istifa etmek durumunda kalmışlardır.

Bu arada, 17 Aralık operasyonunun yapılmasını müteakip Hükûmet derhal harekete geçerek soruşturmaları yürüten ... Emniyet Müdürlüğü Mali ve Organize Suçlarla Mücadele Şubelerinin müdür ve amir kadrosunun önemli bir bölümünü 18/12/2013 günü ve devamında görevden alarak yerlerini değiştirmiş, ancak Mali Şube Müdürlüğünde tayin edilmeyen ve geride kalan daha alt kademedeki örgüt üyesi polis memurları, örgüt mensubu amirlerinin emriyle 25 Aralık soruşturma dosyasına ilişkin fiziki evrakı kâğıt kesme makinelerinden geçirerek ve dijital bilgilerin kendilerince önemli görülenlerini de ele geçmesin diye format atmak suretiyle yok etmiş, böylelikle şubeye yeni atanan yönetim kadrosunun operasyona dönüştürülecek yeni bir soruşturmanın varlığından bilgi sahibi olmasının önüne geçilmek istenmiş, öte yandan 25 Aralık soruşturmasına ilişkin fezlekenin düzenlenme tarihi 15/12/2013 tarihini ihtiva etmesine rağmen dinleme kararlarının uygulamasına devam edilmiş, sonlandırma ve imha emri ise 17/12/2013 tarihinde verilmiştir. Bununla birlikte fezleke adliyeye getirilerek aslında emniyette kalması gereken suretler de evrakın arasına katılarak soruşturma savcısı Muammer Akkaş'a teslim edilmiş, böylelikle 25 Aralık soruşturmasının eylem ve operasyon hazırlıklarına girişilmiştir.

Bu esnada, örgütün yayın organı Zaman gazetesinin kurucu yayın yönetmeni olarak bilinen, Habertürk gazetesi köşe yazarı Fehmi Koru 21/12/2013 tarihinde Amerika Birleşik Devletlerine giderek burada örgüt lideri Fetullah Gülen ile görüşmüş, Fetullah Gülen burada sözde iyi niyetli olduğunu belirterek sürecin düzgün yürütülmesine yönelik sözler sarf ettikten sonra bu temennilerini mektup haline getirmek istemiş ve 22/12/2013 tarihli mektup, Fehmi Koru vasıtasıyla dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e iletilmek üzere Koru’ya ABD'de teslim edilmiş, tâbii olarak anlaşılacağı üzere bu esnada 25 Aralık operasyonu daha henüz yapılmamıştır. FETÖ/PDY terör örgütü lideri Fetullah Gülen, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e hitaben kaleme aldığı söz konusu mektupta;

“Sayın Cumhurbaşkanım,

Aziz dost, kıymetli insan, Saygıdeğer Abdullah Gül Beyefendi

En içten hürmetlerimi arz eder, gönülden selamlarımla sağlık ve afiyet üzere bulunmanızı dilerim. Ülkemizin ve milletimizin huzurunu kaçıran her hadisenin Zat ı alilerinizi ne kadar üzdüğünün / üzeceğinin idrakinde olarak, aynı hüznü paylaştığımı ifade etmek istiyorum. Başkaları 'Hizmet', 'Hareket', 'Cemâat' veya 'Camia' gibi farklı isimlendirmelerde bulunsalar da aslında her tür, her anlayış, her renk ve her desenden insanın (camide bir araya gelip beraberce saf tutan insanların misillü) bir makuliyette ve bir mantıkiyette buluşmalarının şahs ı manevisi olarak gördüğüm adanmış ruhların faaliyetlerinin ve müesseselerinin hedef alınması karşısında çok mahzunum.

Daha dershaneler meselesinin konuşulduğu ilk günlerde Sayın Başbakanımıza da değişik vesilelerle ifade edildi; milletimiz için faydalı gördüğümüz müesseselerin kapatılmamasını ve mevcut halleriyle misyonlarını ifa etmeyi sürdürmesini arzuladığımız hususu kendilerine iletildi. Bu hareketin gönüllülerinin genel ve sosyal medya aracılığıyla elden geldiğince nezaket çerçevesinde kendilerini ifade etmelerinin ortaya atılan itham ve iftiralar neticesinde başladığı kamuoyunun malumu. Bu hususta kanunlar çerçevesinde hukukun gereklerinin seslendirildiğini düşünüyorum.

Zamanla içtimai hayat içinde birçok insanın hadiseye dâhil olması neticesinde maalesef yer yer nezaket ölçülerinin dışına çıkan bir üslup ile çok çirkin söz ve karşılıklı isnatların gündemde olması hasebiyle bunun önüne geçilmesi gerektiği akl ı selim sahiplerinin öncelikli bir zaruret olarak gördüğü bir husus. Özellikle bir kısım medya kuruluşlarında kara propaganda sayılabilecek yayınları sona ererse, dost ve arkadaşlarımın da sükûtu tercih edecekleri kanaatindeyim. Fakir'in de bu meselenin önünü kesmek için elinden geleni yapacağını bilmenizi isterim. Sürekli çirkin şeyler neşreden bir kesimin o kötü neşriyatının durması hususunda Zat ı alinizin de ciddi etkili adımlar atacağınıza, yeniden akl ı selime dönüşü sağlayacağınıza inanıyorum ve sizden bunu kemal i samimiyetle istirham ediyorum.

Muhterem efendim,

Devletin kanun çerçevesinde yürüyen işleyişi hususunda emir verme, müdahale etme ya da memurları bir noktaya sevk etme konumunda bulunmadığım Zat ı alinizin malumudur. Bununla birlikte, sohbetlerimde tansiyonun düşürülmesi adına dost, muhip ve sevenlerimize itidal tavsiye etmemin faydalı olacağı kanaatime sahip iseniz, bu hususta elimden gelen gayreti ortaya koymaya amadeyim.

Medyadan takip ettiğim kadarıyla, kamuoyunun da vakıf bulunduğu işleyen hukuki bir vetire ile ilgili olarak, bir taraftan görevliler kanunlar çerçevesinde vazifelerinin gereğini yerine getirerek suçluları tespit etmeye ve haklarında işlem yapmaya çalışıyorlar. Diğer taraftan, bu konuda sadece görevlerini yapmakla meşgul bulunan veya herhangi bir şey yapmasa da başka illerde olan bazı kimseler hakkında belli bir itham olmadan işlem yapılıyor. Kanunların belirlediği vazifeleri yine kanunlar çerçevesinde yerine getiren memurinin sırf belli bir yere nispet edilerek engellendiğini ve hatta süreçle hiçbir ilgisi olmadığı halde yine aynı nispete dayandırılarak tasfiyelerin (daha doğrusu kıyımların) yapıldığını üzüntüyle izlemekteyim. Devlet memurlarının üzerlerin gidip onları vazifelerini yapmaktan men etme ve masum vatan evladını sadece belli bir yere nispet ederek tasfiyeye/ kıyıma tabi tutma konusunda biz sussak bile zannederim maşeri vicdan susmayacaktır.

Sayın Cumhurbaşkanım,

Ayrıca, kamu kurumlarına giriş mülakatlarında ciddi bir eleme gayreti bulunduğu dillendiriliyor. Şu anda da eskiden beri olduğu gibi bazı insanlar hakkında 'Şu cemâatten, bu tarikattan; şu dershaneye gitmiş, bu okuldan mezun olmuş!' denilerek bilgi toplama ve engelleme yapıldığı ifade ediliyor. Bu haksız uygulamanın sadece genel müdür, müdür veya emniyet amiri konumunda da kalmadığı, ta memurlara kadar inmiş bulunduğu söyleniyor. Şimdiye kadar hayatın değişik alanlarında yalnızca 'falan yere, müntesip, falancı.. filancı..' görüldüğünden dolayı mağduriyete uğramış pek çok insanın yanımda gözyaşı döktüğüne şahit oldum. Fakat ben bunları hiç dillendirmediğim gibi o insanlara da sabır ve vifak tavsiye ettim. Belli bir yere nispet edilerek engellenen bu vatan evladı yakın çevrelerine, nazları geçen kimselere de üzülerek hislerini dile getirmekte, içlerini dökmektedirler. Bu ülkenin öz evladı, masum Anadolu insanlarının bir kısım kara listelere kaydedilmesine ve önlerinin kesilmesine matuf gayretlerin artık bütünüyle sona ermesi gerektiği kanaatindeyim. Dünyanın dört bir tarafına dağılmış ve Allah'ın inayeti, Zat ı devletleriniz gibi kıymetli dostların himmet ve himayesiyle sürekli genişleyen hizmet hareketinin maalesef önünü kesmeye matuf gayretler olduğu aşikâr hale geldi. Bu yakışıksız engelleme faaliyetlerinin önceden olmamakla birlikte hareketin büyümesi ve genişlemesiyle eş zamanlı olarak arttığı görülmektedir. Süleyman Efendi'nin talebelerinin, İlim Yayma Cemiyeti'nin, Menzil mensuplarının ve diğer meşreplerin/mesleklerin de aynı muameleye maruz kalmayacağı nasıl söylenebilir?

Kıymetli efendim,

Göndermek lütfunda bulunduğunuz kıymetli misafirin aktardığı hususları dikkate alarak, ifade etmeliyim ki, dün neredeysek şu yaklaşan seçim sürecinde de aynı yerde ve çizgide duruyoruz. Diyaloğa her zaman açık bulunduğumuzu, binaenaleyh Zat ı alilerinizin ve Sayın Başbakanın ortak tensiplerini tensibimiz sayacağımızı da belirtmek isterim. Bahse konu hususların Sayın Başbakanla da paylaşılmasını arzu ederim. Hayatını dinine, milletine ve insanlığa adama gayretindeki bir kardeşiniz olarak bütün samimiyetimle ifade etmeliyim ki, hep sulh ve huzurun, ittihad ve ittifakın, uhuvvet ve hulletin yanında yer almaya, Fakir'e sevgi duyanları da bu yönde teşvik etmeye çalıştım.

Gözümde ahiretin tüllenip durduğu şu yaşımdan sonra da başka bir sevdam, düşüncem ve emelim olamaz. Devlet büyüklerimizin uzatacakları dostluk ellerini mutlaka tutacağımızı, bize karşı samimiyetle atılan her adıma ilahi ahlaka iktidaen on katıyla mukabelede bulunacağımıza, arkadaşlarımıza, dostlarımıza ve sevenlerimize itidal tavsiye ederek huzurun temini adına elimizden geleni yapmaya çalışacağımızı ve her zaman sulhun takipçisi/destekçisi olacağımızı arz ederim.

Bu vesileyle, zat ı alilerinize, saygıdeğer Hayrunnisa Hanımefendi’ye ve saadetli ailenizin diğer fertlerine selam ve hürmetlerimi sunarım"

Demek suretiyle Camia, Cemaat, Hizmet Hareketi olarak adlandırdığı örgüt mensuplarının sadece görevlerini yaptıklarını ifade ederek, aynen "...kamuoyunun da vakıf bulunduğu işleyen hukuki bir vetire ile ilgili olarak..." sözcüklerini kullanmak suretiyle, devam eden 17 Aralık sürecini ve eylemleri durdurmak için şartlar öne sürüp, "Devlet büyüklerimizin uzatacakları dostluk ellerini mutlaka tutacağımızı, bize karşı samimiyetle atılan her adıma ilahi ahlaka iktidaen on katıyla mukabelede bulunacağımıza, arkadaşlarımıza, dostlarımıza ve sevenlerimize itidal tavsiye ederek huzurun temini adına elimizden geleni yapmaya çalışacağımızı..." sözleriyle Devletle adeta pazarlık yaparak, 17 Aralık kumpas eylemini, mektupta açıkça sahiplendiği FETÖ/PDY terör örgütünün yargı ve emniyet teşkilatındaki mensuplarının bizatihi kendisinin talimatıyla ika ettiğini, tevile mahal bırakmayacak biçimde bizzat kendisinden sadır olan yazılı belge hüviyetindeki söz konusu mektupla ikrar edip üstlenmiştir.

Mektupta ilk göze çarpan hususlar; 17 Aralık eyleminin, dershanelerin kapatılmasına karşı sözde hizmet erlerince geliştirilmiş bir tepki ve örgütsel bir eylem olduğu ve "kamuoyunun da vakıf bulunduğu işleyen hukuki bir süreçte sadece vazifelerinin gereğini yapmaya çalışan, suçluları tespit etmeye ve haklarında işlem yapmaya çalışan kamu görevlilerinin (memurînin) sırf belli bir yere nispet edilerek engellendiğini ve hatta tasfiyelerin (daha doğrusu kıyımların) yapıldığını üzüntüyle izlemekteyim" sözleriyle ise 17 Aralık soruşturması sebebiyle görevden alınan emniyet teşkilatındaki örgüt mensuplarının çok açık biçimde sahiplenildiğinin örgüt liderince aşikar biçimde ikrar edilmiş olmasıdır. Örgüt lideri burada "bize karşı samimiyetle atılan her adıma on katıyla mukabelede bulunacağımızı..." derken, olayın esasen iki tarafı olduğunu, bunun bir tarafının dershanelerin kapatılmasına karar veren, kamu kurum ve kuruluşlarına giriş mülakatlarında cemaat / örgüt mensuplarının önünü kesen, 17 Aralık operasyonunu gerçekleştiren örgüt mensubu emniyetçileri görevinden alan siyasi iktidar olup, diğer tarafının ise "dünyanın dört bir tarafına dağılmış hizmet erleri, Hizmet hareketi, Cemaat, Camia, kanunlar çerçevesinde vazifesini yerine getirmeye, suçluları tespit etmeye ve haklarında işlem yapmaya çalışan memurîn, masum vatan evladı, arkadaşlarımız, dostlarımız, sevenlerimiz" diye sözünü ettiği ve liderliğini yaptığı Örgüt olduğunu, dolayısıyla operasyonun temelinde yatan gerekçenin esasen güç, iktidar, çıkar ve menfaat olduğunu üstü kapalı biçimde ifade etmiştir.

Örgüt lideri tarafından kaleme alınan söz konusu mektupta tamamen "sulh"e dair ibareler olmasına, mektup içeriğinde yeni bir operasyon yapılacağına dair hiçbir ibare bulunmamasına, sadece sözde "hizmet hareketi"ne yakın olduğundan bahisle bir kısım insanların mağdur edilmemeleri, sulh için ellerinden gelenin yapılacağına dair temenniler ve vaadler yer almasına rağmen, mektubun kaleme alındığı tarih olan 22/12/2013 tarihi itibariyle 25 Aralık soruşturmasına yönelik bütün hazırlıklar yapılmış, hazırlanan soruşturma fezlekesi adliyeye intikal ettirilmiş, 17 Aralık operasyonunun akabinde Fetullah Gülen tarafından dönemin Cumhurbaşkanına yazılan mektup sonrası Hükûmet politikalarında bir değişiklik olmadığını gören FETÖ/PDY terör örgütü böylelikle yargı ve emniyetteki mensupları eliyle hükûmeti yıkma kastı ile başka bir operasyonu uygulamaya koymuş, nitekim siyasi iktidara yönelik yolsuzluk kılıfı kullanılarak düzenlenen 17 Aralık darbe girişiminin etkileri henüz devam ederken, kamuoyu nezdinde oluşturulan yolsuzluk algısını devam ettirmek amacıyla 25/12/2013 günü aynı örgüte mensup Cumhuriyet savcısı Muammer Akkaş tarafından ikinci bir operasyon için düğmeye basılarak, aynen 17 Aralık soruşturmalarında olduğu gibi ve burada yaşanan tecrübeye rağmen yine ... Cumhuriyet Başsavcısına herhangi bir bilgi verilmeden, aralarında Yasin El Kadı, ..., ..., ..., ..., Muaz Kadıoğlu, Cengiz Aktürk, ... gibi iş adamlarının da bulunduğu (41) şüpheli için gözaltı kararı verilmiş, Başbakan ...'ın oğlu Bilal Erdoğan'ın şüpheli sıfatıyla ifadeye çağrılmasına yönelik çağrı kağıdı düzenlenmiş, örgüt mensubu hakim ... vasıtasıyla CMK'nın 128'inci maddesine aykırı bir şekilde (7) gerçek ve (2) tüzel kişinin adına kayıtlı tüm malvarlığına el koyma kararı aldırılmıştır.

17 Aralık operasyonundan sonra kamuoyunu yakından ilgilendiren başka bir soruşturma dosyasının daha mevcut olduğu hususunda haricen bilgi sahibi olan ... Cumhuriyet Başsavcısı Turan Çolakkadı, operasyon girişiminden bir gün önce 24/12/2013 günü Cumhuriyet Başsavcı Vekili Oktay Erdoğan ile birlikte soruşturma savcısı Muammer Akkaş'ı makamına çağırarak bilgi almak istediğinde savcı Muammer Akkaş, dosya şüphelilerinin kimler olduğuna değinmeden yolsuzluk ve rüşvet suçlarına ilişkin farklı illerle de bağlantılı önemli ve kapsamlı bir soruşturma yaptığı yönünde özet şekilde bilgi vererek, soruşturma konusu suçlar ve şüphelilerle alakalı detaylı bilgiyi saklamış, İl Cumhuriyet Başsavcısı Turan Çolakkadı, Cumhuriyet savcısı Muammer Akkaş'a dosyayı Başsavcı Vekili Oktay Erdoğan ile birlikte inceleyerek bir gün sonra kendisine bilgi vermelerini istemişse de, Muammer Akkaş TMK Soruşturma Bürosundan sorumlu Başsavcı Vekili Oktay Erdoğan'ın çağırması üzerine onun yanına gitmediği gibi dosyayı ısrarla istemesine rağmen soruşturma evrakını Oktay Erdoğan'a teslim etmemiş ve yukarıda değinildiği gibi bir gün sonra 25/12/2013 tarihinde ise Cumhuriyet Başsavcından bilgi gizleyerek (41) şüpheli hakkında yakalanarak gözaltına alınmaları yönünde talimat vermiştir.

Kamuoyunda ikinci dalga veya 25 Aralık operasyonu olarak adlandırılan bu olayda, örgüt üyesi savcı Muammer Akkaş'ın gözaltı ve adliyeye celp talimatları 17 Aralık operasyonundan sonra emniyete yeni atanan Mali Şube Müdürlüğü görevlilerince yerine getirilmemiş, savcı Muammer Akkaş bunun üzerine soruşturmaya engel oldukları iddiasıyla ... Valisi Hüseyin Avni Mutlu, İl Emniyet Müdürü Selami Altınok ve sözde talimatını yerine getirmeyen sorumlu kolluk kuvvetleri hakkında "gizliliği ihlal, görevi kötüye kullanma ve delilleri yok etme" gerekçesiyle soruşturma başlatmış,

26/12/2013 tarihinde, soruşturmadan öncesinde kendisine herhangi bir şekilde bilgi verilmediği ve soruşturmanın gizliliğinin ihlal edildiği gerekçeleriyle İl Başsavcısı Turan Çolakkadı tarafından soruşturma dosyası örgüt mensubu savcı Muammer Akkaş'tan alınarak yerine Cumhuriyet Savcıları İrfan Fidan, Fuzuli Aydoğdu, İsmail Uçar ve İdris Kurt görevlendirilmiş, bu arada ... Cumhuriyet Başsavcı (TMK'nın 10'uncu maddesi ile yetkili) Vekili Oktay Erdoğan tarafından 25 Aralık soruşturması olarak bilinen 2012/656 sayılı soruşturmayı yürüten ... Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğüne gönderilen 26/12/2013 tarih ve 2012/656 sayılı yazı ile, soruşturma dosyasının, yeni görevlendirilen dört Cumhuriyet savcısı ile birlikte yapılan tetkikinde; dosyanın oldukça kapsamlı olduğu, ilgili Cumhuriyet savcılarının yeni görevlendirildiği, ilgili savcıların soruşturma dosyasına vukufiyet kesbetmelerinin zaman alacağı, soruşturma muktezasının ilgili dosyalar ve klasörler ile eklerinin tamamen incelenmesinden sonra tayin olunacağı, bu itibarla Mali Şube Müdürlüğüne daha önce savcı Muammer Akkaş tarafından gönderilmiş olan koruma tedbirlerinin (arama, elkoyma, gözaltı kararları) bu aşamada uygulanmasının doğru olmayacağı gerekçesiyle kararların uygulanmasından sarf ı nazar edilmesi yönünde talimat verilmiş, bunun üzerine savcı Akkaş aynı günün akşam saatlerinde "soruşturma yapmam engellenmiştir" diyerek adliye önünde gazetecilere korsan bildiri dağıtmış, öte yandan o dönem itibariyle üyelerinin büyük çoğunluğu FETÖ/PDY mensuplarından müteşekkil olan Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulundan 26/12/2013 tarihinde 9'a karşı 13 oy ile yayınlanan bir bildiriyle adli soruşturmaları bir üst birime bildirmeyi zorunlu kılan 21/12/2013 tarihli Adli Kolluk Yönetmeliği değişikliğinin soruşturmaların önünü tıkayacağı ve açıkça Anayasaya aykırı olduğundan dem vurularak 17/25 Aralık yargısal darbe girişimlerini gerçekleştiren örgüt üyelerine örtülü destek verilmiş, ekonomi çevrelerinde, operasyonlar nedeniyle borsadaki kayıpların 25/12/2013 günü soruşturmalarda isimleri geçen Bakanların istifası sonrası ortaya çıkan siyasi krizde 60 milyar TL'ye yükseldiğinin dile getirildiği anlaşılmıştır.

Binaenaleyh, buraya kadar izah edilmeye çalışılan bu süreç sonunda, FETÖ/PDY terör örgütünün gizli gündemini ve gerçek amaçlarını perdeleyen maske, 7 Şubat MİT kumpasında aralanmaya ve müteakiben dershanelerin kapatılması kararı üzerine de, siyasi ve ekonomik kriz ve kaos ortamı oluşturarak hükümeti iş göremez hale getirip istifaya zorlamaya yönelik gerçekleştirilen 17/25 Aralık operasyonlarıyla açığa çıkmıştır. Nihayet, sürecin devamında, 15 Temmuz askeri darbe girişiminde örgütün niyeti bütün açıklığıyla ortaya çıkmıştır. 17/25 Aralık yargı darbesi girişimleri, 7 Şubat 2012 tarihinde gerçekleştirilen ve sonuç alınamayan ilk girişimden sonra, suç teşkil eden bir eylemi ortaya koymaya ve delillendirmeye dönük soruşturma faaliyetlerinden ziyade, soruşturma görünümü altında ve bu kılıfa gizlenerek gerçekleştirilmiş, yargı ve polis gücünün silah olarak kullanıldığı, tamamen siyasi sonuç elde etmeye yönelik birer terör örgütü eylemi niteliğinde olup, bu girişimlerden de sonuç alamayan terör örgütü nihayet 15/07/2016 tarihinde anayasal düzeni ve meşru Hükûmeti tamamen ortadan kaldırmaya yönelik bir askeri darbe girişimi gerçekleştirmiş, zincirin halkası bu şekilde tamamlanmıştır. Sonuçları itibariyle, 17/25 Aralık darbe girişimlerinin, bahse konu örgütlü yapının, dini bir cemaat, ahlak ve eğitim hareketi veya iddia edildiği gibi sivil toplum örgütlenmesi olmayıp, aksine devlet otoritesini nihai olarak ele geçirmeyi hedefleyen bir terör örgütü olduğu hususunda devlet ve toplum nezdinde ortak vicdani kanaat oluşmasına giden süreçte başlangıç ve bir milat teşkil ettiğini söylemek yanlış bir değerlendirme olmayacaktır.

Mit Tır'larının Durdurulması Eylemleri :

Neticesine ulaşamayan 17/25 Aralık 2013 yargısal darbe girişimleri sonrası, FETÖ/PDY terör örgütünün, emniyet ve diğer kamu idarelerindeki (örneğin, istihbarat birimlerindeki) kadroları üzerinden temin ettiği 17/25 Aralık soruşturmalarıyla ilişkili ses kayıtlarının, örgüt güdümündeki basın yayın organları, medya kuruluşları, sosyal medya araçları vasıtasıyla belli bir organizasyon ve plan dahilinde ve aynı zamanda soruşturmaların gizliliğini ihlal eder biçimde 30/03/2014 yerel seçimlerine değin sistematik olarak servis edilerek ve yayınlanarak, kamuoyu nezdinde siyasi iktidar aleyhindeki rüşvet ve yolsuzluk algısının yaratılması/güçlendirilmesi yönündeki örgütsel nitelikteki eylem ve faaliyetlere devam edildiği, bu bağlamda özellikle 17/25 Aralık sürecinde etkinleştirilen "Haramzadeler" ve "Başçalan" isimli sosyal medya platformu twitter hesapları üzerinden sürekli olarak "şok ses kayıtları" denilmek suretiyle yayınlanan, kitleleri ajite edici nitelikteki algı yönetimine dönük ses kayıtları ile özellikle yerel seçimler öncesinde Hükûmete yönelik baskı oluşturulduğu, rüşvet / yolsuzluk iddialarıyla seçim sonuçlarını etkilenmesinin hedeflendiği anlaşılmış, Örgütün bu süreçte her türlü propaganda araçları eliyle ülkede yolsuzluk ve hukuksuzluğun arttığı, bu nedenle Hükûmetin siyasal iktidarın meşruiyetini kaybettiği yönünde algı faaliyetlerine devam ettiği müşahede edilmiştir.

Diğer yandan, sürecin burada tamamlanmadığı görülmüş; nitekim başarısız ve akim kalan 17/25 Aralık yargısal darbe girişimlerinden sonraki süreçte, bu kez, daha öncesinden kurgulanmış 2011/762 sayılı başka bir soruşturma ile bazı devlet kurumları ve üst düzey devlet görevlilerini, "Selam Tevhid Kudüs Ordusu" adlı terör örgütü üzerinden İran casusluğu ile suçlamak, terör örgütleriyle irtibatlı göstermek ve bu yönde başlatılacak operasyonel sürecin ön hazırlığını oluşturmak üzere 17/12/2013 tarihi öncesinden itibaren yayınlanmaya başlanan gazete haberleri, köşe yazıları ve dizi senaryoları ile kamuoyunu sistematik olarak kendi amaçları doğrultusunda yönlendirmeye çalışan Fetullahçı terör örgütü, bu sayede;

Türkiye’yi uluslararası toplum ve kamuoyu nezdinde zor duruma düşürüp itibarsızlaştırmak,

Milli İstihbarat Teşkilatının operasyonel imkan ve kabiliyetlerini zaafa uğratmak, Kamuoyunda Devlet birimleri arasında uyumsuzluk olduğu algısı yaratarak devlet otoritesini zaafa uğratmak,

Başarısız olduğu 17/25 Aralık yargısal darbe girişimlerinden sonra Örgüt olarak Hükûmet ve iç kamuoyu nezdinde yeniden güç gösterisinde bulunmak,

Uluslararası toplum nezdinde "Türkiye'nin DEAŞ, El Kaide, El Nusra gibi terör örgütlerine destek verdiği" algısının oluşturulmasına zemin hazırlamak, böylelikle başta ... olmak üzere devlet yetkililerini uluslararası yargı organları nezdinde hukukî ve cezaî sorumluluk altına sokmak, gayesi ile Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetinin Milli İstihbarat Teşkilatı ve İHH Vakfı adlı kuruluş üzerinden Suriye'de çatışan terör örgütlerine silah ve lojistik destek sağladığı yönünde algı yaratmaya çalışmış; bu yayınların akabinde Örgütün, 01/01/2014 tarihinde Hatay ili Kırıkhan ilçesinde ve 19/01/2014 tarihinde Adana ili Ceyhan ilçesinde MİT'e ait ve devlet sırrı kapsamında yardım faaliyeti yürüten yardım TIR'larının, önceden kurgulanmış sahte ihbarlar eliyle durdurularak faaliyetin içeriğinin ifşası suretiyle Türkiye'yi uluslararası toplum nezdinde güç durumda bırakmayı, Hükûmetin başı sıfatıyla Başbakan ...'ın terör destekçisi olduğundan bahisle Hollanda Lahey'deki uluslararası ceza mahkemesinde yargılanmasını sağlamayı hedeflediği anlaşılmıştır.

01/01/2014 tarihinde Hatay ili Kırıkhan ilçesinde ve 19/01/2014 tarihinde Adana ili Ceyhan ilçesinde MİT'e ait ve devlet sırrı kapsamında yardım faaliyeti yürüten TIR'ların önceden kurgulanmış sahte ihbarlar eliyle durdurularak faaliyetin içeriğinin iç ve dış kamuoyuna ifşa edilmesi eylemlerinin, bir başka deyişle MİT TIR'larına yönelik girişimin ne surette cereyan ettiğine dair açıklamalara geçmeden önce, Örgütün yargı ve kolluktaki uzantıları eliyle yürüttüğü Adana Özel Yetkili (TMK'nın 10'uncu maddesi ile yetkili) Savcılık birimindeki MİT TIR'ları soruşturmasının hangi amaçla yapıldığının daha iyi anlaşılabilmesi bakımından, bunun öncesinde örgütün medya unsurları eliyle gerçekleştirilen algı yönetimine dönük psikolojik harp (toplumsal harekat) faaliyeti niteliğindeki yayınlarla ilgili örnekler verilmesinin yerinde olacağı değerlendirilmiştir.

Bu bağlamda; ... Cumhuriyet Başsavcılığının 23/10/2015 tarih ve 2014/41637 soruşturma sayılı iddianamesi ile açılan ve ... 14. Ağır Ceza Mahkemesinin II. Heyetinde 2017/2 esas sırasına kayden görülmekte olan, kamuoyunda "Selam Tevhid kumpas davası" olarak bilinen davada, "silahlı terör örgütü kurma veya yönetme, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, Devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etme" suçlarından gıyaben yargılanan ve yurt dışında kaçak oluşu nedeniyle hakkında yoklukta tutuklama kararı bulunan, Amerika Birleşik Devletleri ülkesinde FETÖ firarisi olduğu bilinen Emre Uslu'nun ilk olarak 19/09/2013 tarihli Taraf gazetesinde yayınlanan "El Nusra'yı kim destekliyor" başlıklı köşe yazısında; El Nusra'yı Milli İstihbarat Teşkilatının desteklediğini, bu desteğin Mavi Marmara'yı organize eden İnsan Hak ve Hürriyetleri Vakfı (İHH) üzerinden verildiğini, MİT'in ne kadar yalanlasa da uzun bir müddet İHH üzerinden personel, silah ve büyük miktarda para yardımı yaptığını, Mavi Marmara eyleminin MİT tarafından durdurulabilecek olmasına rağmen kasıtlı olarak durdurulmadığını, tüm gelişmelerden İran ve destekçilerinin kazançlı olarak çıktığını belirten bir yazı kaleme aldığı,

FETÖ/PDY silahlı terör örgütü lideri Fetullah Gülen'in 25/09/2013 tarihinde "Din adına işlenen cinayetler" konulu yaptığı konuşmadan iki gün sonra Zaman gazetesinde bu konuşmanın İslamafobia'ya vurgu yapılarak haberleştirildiği, bu haberden kısa bir süre sonra 12/10/2013 tarihinde örgüte ait yayın kanallarından Samanyolu Televizyonunda yayınlanan "Şefkat Tepe" adlı dizinin 121'nci bölümündeki "Karanlık Karar Kurulu" sahnesinde oyuncular arasında "Türkiye'nin teröre destek veren ülkeler arasına sokulacağı, dünya çapında terör örgütü kabul edilmiş illegal yapılara yardım ettiği raporlanarak, uluslararası arenada ciddi bir yalnızlığa itileceği, El Kaide'ye, radikal dini örgütlere yardım ediyor algısı oluşturularak ülkenin yalnızlaştırılacağı" şeklinde diyaloglara yer verildiği, aynı dizinin 11/01/2014 tarihli bölümünde geçen "Karanlık Kurul" sahnesinde "Bir taraftan ülkenin kılcallarına kadar sızarak genleriyle oynuyoruz diğer taraftan aldığımız paralarla Suriye'deki katliamı artırıyoruz. Stratejimiz her şeye rağmen korku, panik, kaçırma, tır latma olacak. Her şey 'MİT' haline sokulursa olaylar da bitleşecek" şeklinde diyaloglara yer verildiği,

Emre Uslu'nun, ilerleyen süreçte örgütün yayın organlarından olduğu gerekçesiyle KHK ile bilahare kapatılan, İngilizce olarak yayımlanan Today's Zaman gazetesinde yazdığı 06/10/2013 tarihli ve "Disengaging From Al Qaeda" başlıklı köşe yazısında Türkiye'nin El Kaide militanlarının Türkiye sınırından Suriye'ye geçmesine göz yumduğunu, hatta bu gruplara MİT'in yardım ettiğini, bazı sivil toplum kuruluşlarının MİT'in El Kaide'ye yaptığı yardımlarda aracı olduğunu dile getirdiği, yine Taraf gazetesindeki "MİT haberleri neden sızdı, ne olur?" başlıklı 24/10/2013 tarihli köşe yazısında ise, "El Kaide'nin faaliyetlerinin Türkiye üzerinden koordine edildiği konusunda batılılarca ciddi kuşkuların olduğunu, MİT'in sistem dışı faaliyetlerinin Türkiye'nin izole olmasına neden olacağını, hatta Türkiye'nin terörü destekleyen devletler arasına sokulabileceği "ni ifade ettiği, öte yandan 01/01/2014 tarihli Hatay Kırıkhan'daki tır durdurma hadisesinden yaklaşık iki hafta sonra ve Adana Ceyhan'da vuku bulan 19/01/2014 tarihli ikinci ve asıl vahim olaydan birkaç gün önce twitter sosyal paylaşım sitesindeki hesabından 13/01/2014 tarihinde "çok yakında çok güzel şeyler olacak. Benden söylemesi...", "çok yoğun bir fırtınanın arkasından güneş açar ortalık muhteşem bir duruluk sessizlik ve güzelliğe bürünür ya. Öyle güzel şey..." şeklinde paylaşımlarda bulunduğu, bu tarihten hemen bir gün sonra 14/01/2014 tarihinde Serdar Bayraktutan'ın şube müdürü olarak görev yaptığı Van İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri tarafından Kilis ilinde bulunan İHH Vakfı bürosunda arama yapılarak bilgisayarlara el konulduğu, olayın akabinde örgüte yakın basın yayın kuruluşlarında yine MİT'in İHH üzerinden El Kaide'ye yardım ettiği iddialarının dile getirildiği, bunun hemen akabinde bir gün sonra ve çok dikkat çekici biçimde Adana'daki MİT TIR'ların durdurulması olayından sadece dört gün önce yine Emre Uslu'nun Taraf gazetesinde 15/01/2014 tarihinde yayınlanan "El Kaide, İHH, TIR vs." başlıklı yazısında ise;

"Polisin El Kaide'ye yönelik başlattığı operasyonda bazı İHH bürolarının basılması Türkiye El Kaideye yardım mı ediyor sorusunu yeniden gündeme getirdi. Türkiye'nin dış politikasıyla ilgilenen, Suriye'de neler oluyor diye merak edenlere 'Türkiye El Kaide'ye yardım ediyor mu' diye sorulsa alacağı cevap bellidir. Evet, yardım ediyor... Öyle ki El Kaide'ye destek yazıları ...'da duvarlarda görülmeye başlandı. 'Nusret Cephesine (El Nusra) selam, kafir Esad'a direnişe devam' yazan fotoğrafı ...'da çok işlek bir istasyonda çektim.

Peki soru şu: Türkiye El Kaideye nasıl yardım ediyor? Tabii ki istihbarat servisi üzerinden. Örneğin Adana'dan El Kaide'ye giderken yakalanan bir tır dolusu havan başlığı olayında üç kişi tutuklandı. Tutuklananlar, başlıkları üreten iki tornacı ve onları taşıyan TIR şoförü. Tüm sanıkların isim vererek, havanların sahibi olarak tanıttıkları Heysem Topalca isimli istihbarat elemanı gözaltına alındı ama tutuklanmadı. Muhtemelen MİT tarafından kurtarıldı. Daha sonra silah dolu TIR ve otobüsleri yakalayan polisler görevden uzaklaştırıldı ama silahları taşıyanlara bir şey yapılamadı. Normal bir ülkede böylesi bir skandal hükümet düşürür. Ancak bizde yetkililer pişkince 'bu görevimiz' diye başka ülkeye silah sevk ediyor. Bizim istihbarat servisimiz silah transferi işlerinde 'insani yardım kuruluşları'nı kullanır. Örneğin 2004 yılında Kızılay konvoyunu kullanarak Irak Türkmenlerine kalaşnikof götürürken enselenmişlerdi. Suriye'de de benzer bir durum var. Yine iddialara göre insani yardım kuruluşları bir kalkan olarak kullanılarak El Kaide'ye yardım sağlanıyor.

Bu iddiaların arasında karşımıza en sık çıkan isim de İnsani Yardım Vakfı İHH. Her ne kadar İHH bu iddiaları kesin bir dille yalanlıyorsa da açıklayamadıkları bazı olgular da var. Örneğin, geçen haftalarda ...'dan beş TIR insanı yardım malzemesini Suriye'ye gönderiyoruz diye bir tören düzenlediler. Oysa tören alanında sadece üç TIR vardı. O TIR'ların Suriye'ye gideceği gün Hatay'da bir TIR durduruldu ancak MİT o TIR'ı savcıya aratmadı. İlk gelen bilgilerde o TIR'ın İHH ile irtibatlı olduğu, hatta İHH'den biri tarafından kiralandığı iddia edildi. İHH bu iddiaları yalanladı ama ...'dan beş TIR gönderiyoruz diye üç TIR gönderince, diğer iki TIR neredeydi sorusu haliyle kuşkuları büyütüyor. Bir İHH gönüllüsü, o iki TIR'a Adana'da un ucuz olduğu için un yüklendiğini söyledi. Ancak ...'dan gönderilen TIR'lardan birinde de un yüklüydü. Eğer Adana'da un daha ucuzsa neden üç TIR da Adana'dan yüklenmedi?

Erdoğan o TIR'ın Bayırbucak Türkmenlerine yardım götürdüğünü iddia etti. Oysa Bayırbucak Türkmenleri Yayladağı'nın karşısında yaşar. Onlara götürülecek yardım Yayladağı sınır kapısından geçer. Cilvegözü sınır kapısından değil. Arada tam 100 kilometre mesafe vardır. O TIR Cilvegözü sınır kapısına gidiyordu ve o kapının karşısı El Kaidenin denetiminde. Aklımızla alay etmeyin bari... Yetkililerin kritik sorulara günü kurtarmak için verdiği tutarsız cevaplar Türkiye El Kaide'ye yardım ediyor algısını daha da güçlendiriyor. İHH'nin devletle olan ilişkisini New York Times, 'Türk siyasi elitiyle yoğun ilişkisi olan, devletin resmi sivil toplum kuruluşu' şeklinde anlatmıştı. Bu konuda ...'da duyduğum bazı vahim iddiaları ben de soru olarak sormuştum. İddialara göre İHH devlet kasasından bölgeye yardım taşıyor. Bu doğru mudur? Devlet kasasından yapılan bu yardımları denetleyen bir kurum var mıdır? MİT'in, şimdilerde ne kadar yalanlasa da, El Nusra cephesi üzerinden PYD'ye karşı mücadele ediyorum söylemini canlı tutmak için olsa gerek, uzun bir müddet İHH üzerinden personel, silah ve büyük miktarda para yardımı yaptığı iddiası doğru mudur? Bu iddialarıma İHH'den cılız itirazlar geldi ama devlet yetkilileri bir açıklama yapmadı. Polis El Kaide operasyonu çerçevesinde bazı İHH ofislerini de bastı. Kime sorsanız, sürpriz değil değerlendirmesini yapar. Gerçeği uzun süre gizleyemezsiniz..." diyerek MİT TIR'ları operasyonları öncesinde sürekli olarak Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Milli İstihbarat Teşkilatı ve İnsan Hak ve Hürriyetleri Vakfı (İHH) üzerinden Suriye'deki terör örgütlerine silah desteği sağladığı ve lojistik yardımda bulunduğu algısını oluşturmaya çalıştığı, nihayet Adana'da cereyan eden MİT TIR'larının durdurulması hadisesinden birkaç gün sonra 22/01/2014 tarihinde Taraf Gazetesi'nde yayınlanan "TIR'ları MİT'in Aydınlıkçı ekibi mi yakalatıyor" başlıklı köşe yazısında "Silahların El Kaide'ye gittiğini, MİT'in TIR'ların durdurulmasını engellemek için birçok önlem alabileceğini ancak bunu kasıtlı olarak yapmadığını, böylelikle TIR'ları yakalatmak istediğini, önce silahları yüklediklerini sonra da ihbar yaparak paralel savcılar bizi yakalıyor diyerek cemaat ile Erdoğan'ı karşı karşıya getirdiklerini, MİT'in içine sızmış bir Aydınlıkçı ekibin olduğunu, bu ekibin silahları yakalatarak Esad'a karşı silah gönderilmesini engellediği" şeklinde yorumlarda bulunarak bir yandan da eylemi gerçekleştiren FETÖ/PDY silahlı terör örgütünden dikkatleri uzaklaştırmayı amaçladığı anlaşılmıştır.

... İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü kadrolarında yerleşmiş olan FETÖ/PDY terör örgütü mensubu polislerce yürütülen 2011/762 soruşturma numaralı "Selam Tevhid Kudüs Ordusu" terör örgütü soruşturmasında, uydurma gerekçeler ve bağlantılar kurularak, üst düzey devlet yetkililerinin, Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarı Hakan Fidan ve Milli İstihbarat Teşkilatı'nın, İHH Başkanı Fehmi Bülent Yıldırım ve başkanı olduğu İnsan Hak ve Hürriyetleri Vakfı'nın, bahse konu terör örgütüyle ve İran lehine casusluk faaliyeti yürüttüklerinden bahisle bu ülkeyle irtibatlı gösterilmeye çalışıldıkları, soruşturma süresince "Selam Tevhid Kudüs Ordusu" terör örgütünün herhangi bir terör eyleminin tespit edilemediği, sadece uydurma gizli tanık ifadeleri, sahte ihbar ve istihbari yazışmalarla terör örgütü soruşturmasının üst düzey yetkililere ve MİT Müsteşarına teşmil edilmeye çalışıldığı, öte yandan MİT'e ait TIR'ların durdurulduğu tarihlerde İHH Vakfı'nın Kilis'teki bürolarına baskınlar yapılarak MİT'in İHH Vakfını kullanarak El Kaide gibi terör örgütlerine silah yardımında bulunduğu algısı oluşturulmaya çalışıldığı hususları birlikte değerlendirildiğinde ve dikkate alındığında, FETÖ/PDY terör örgütünce bu soruşturmalar ve eylemler yoluyla asıl yapılmak istenilen şeyin; 17/25 Aralık soruşturmaları ile eş zamanlı olarak Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde yürütülen 2011/762 sayılı soruşturma üzerinden devletin üst düzey yetkililerinin İran ülkesi lehine casusluk faaliyeti yaptıkları, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetinin Milli İstihbarat Teşkilatı ve İHH Vakfı üzerinden El Kaide ve El Nusra gibi terör örgütlerine silah ve lojistik desteği sağladığı iddialarını sözde delillendirmeye çalışarak bu verilerin bir dosyada toplanması, zamanı gelince siyasi sonuçlar elde etmeye dönük operasyonlarda kullanılması, rüşvet, yolsuzluk, İran casusluğu gibi isnat ve suçlamalarla Hükûmetin devrilmesi, Başbakan ...'ın siyasetin dışında bırakılması olduğu, nitekim 17/25 Aralık darbe girişimlerinin akim kalması üzerine 2011/762 sayılı kurgu soruşturmaya ait telefon dinlemelerinin 17/12/2013 tarihinde sonlandırılmasına rağmen, örgüt mensuplarınca sırf sözde Selam Tevhid Kudüs Ordusu terör örgütünün silah unsurunu delillendirmek amacıyla MİT TIR'larına yönelik girişimlerde bulunulduğu, böylelikle 17/25 Aralık'ta başarılamayan darbe girişimi sonrası Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve hükûmetin başında bulunan Başbakan ...'ı uluslararası yargı organları nezdinde yargılatmak suretiyle sonuç alınmasına çalışıldığı anlaşılmıştır.

Nitekim, gazeteciler Can Dündar ve Erdem Gül'ün "Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibariyle gizli kalması gereken bilgileri siyasal veya askeri casusluk maksadıyla temin etmek ve açıklamak, örgüt içerisindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen ya da tamamen engellemeye teşebbüs etmek" suçlarından sanık olarak yargılandıkları "MİT TIR'larına ait devletin güvenliği bakımından niteliği itibariyle gizli kalması gereken devlet sırrı kapsamındaki görüntülerin Cumhuriyet gazetesinin 29/05/2015 tarihli nüshasında yayımlanması eylemi"ne ilişkin ... 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/37 esas sayılı dava dosyasının 06/05/2016 tarihinde verilen 2016/162 sayılı kısmen mahkumiyet kısmen beraate dair kararına yönelik temyiz incelemesini gerçekleştiren Yargıtay 16'ncı Ceza Dairesi'nin 08/03/2018 tarih ve 2016/6690 esas, 2018/604 karar sayılı bozma ilamı gerekçesinde, "...19/01/2014 tarihinde meydana gelen arama olayı ile irtibatlı haberlerin güncelliğini kaybetmesinden yaklaşık 16 ay sonra, Suriye'de yaşanan terör olaylarının milli güvenlik için oluşturduğu ciddi ve yakın tehdidin devam ettiği, bu ülkeyle yaşanan gerginliğin sürdüğü ve uluslararası arenaya taşındığı bir süreçte, siyasi iktidarı gerek iç kamuoyunda gerekse uluslararası alanda 'teröre destek veren ülke' konumuna düşürmek ve adeta anılan ülkenin soyut iddialarına sözde delil yetiştirmek amacıyla, Cumhuriyet gazetesinin 29/05/2015 tarihli nüshasında davaya konu haberi dünya kamuoyuna da hitap ederek farklı ve çarpıcı bir üslupla yayınlayıp ortaya dökmesinden hemen sonra, doğrudan bu yayıma atıf yapılarak Suriye Arap Cumhuriyeti Birleşmiş Milletler Daimi Temsilciliği tarafından, Güvenlik Konseyi Başkanı ve Genel Sekreterine 05/06/2015 tarihli, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini şikayet eden özdeş mektup sunduğunun anlaşılması karşısında..." denilmek suretiyle eylemin niteliğine işaret edilmiştir. Yargıtay ilamı da dikkate alındığında FETÖ/PDY terör örgütü tarafından gerçekleştirilen "MİT TIR'larının örgütsel bir kasıt ve amaç doğrultusunda, hukuksuz bir biçimde durdurularak devlet sırrı niteliğinde gizli kalması gereken bilgilerin elde edilmesi ve bunun basın yayın yoluyla iç ve dış kamuoyuna servis edilmesi, açıklanması ve ifşa edilmesi" şeklindeki eylem ve girişiminin ardında yatan gerçek niyetin siyasi iktidarı gerek iç kamuoyu ve gerekse uluslararası alanda teröre destek veren ülke konumuna düşürmek olduğu, bunun bir ötesindeki adımın Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetinin başı sıfatıyla Başbakan ...'ın Lahey'deki Uluslararası Ceza Divanı'nda yargılanmasını sağlamak olduğu değerlendirilmiştir.

01/01/2014 tarihinde Hatay ili Kırıkhan ilçesinde ve 19/01/2014 tarihinde Adana ili Ceyhan ilçesinde MİT'e ait ve devlet sırrı kapsamında faaliyet yürüten yardım TIR'larının önceden kurgulanmış sahte ihbarlar eliyle durdurularak faaliyetin içeriğinin iç ve dış kamuoyuna ifşası eylemlerinin, bir başka deyişle MİT TIR'larına yönelik girişimin ne surette cereyan ettiğine dair açıklamalara Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu İkinci Dairesi'nin 2015/76 esas sayılı soruşturma dosyasında yer verilmiş olup, mezkur dosya içeriğinde özetle anlatıldığı üzere;

01 Ocak 2014 tarihli Hatay Kırıkhan'daki olay; 01/01/2014 günü Antakya Köprübaşı mevkiinde ankesörlü telefondan kendisini Tahir Kara ismiyle tanıtıp sıradan bir ihbar görüntüsü veren şahsın, ismini vermediği terör örgütüne ait silahların, plakasını verdiği araçlar içerisinde Hatay’ın Reyhanlı, Kırıkhan ve İslâhiye ilçeleri üzerinden Kilis iline götürüleceği şeklinde Jandarma 156 çağrı hattını saat 15.29'da arayarak ihbarda bulunduğu, akabinde Hatay İl Jandarma Komutanlığı Asayiş Şube Müdürlüğü 156 Harekât Merkezi İşlem Astsubayı olarak görev yapan Mehmet Mansur Avcı ve Ahmet Akdağ tarafından söz konusu ihbarın Emniyet birimleri ve Jandarmanın diğer birimlerine hemen haber verildiği, aynı zamanda saat 16.00'da ihbar bilgisinin Kırıkhan İlçe Jandarma Komutanlığı 156 Harekât Merkezine de iletildiği, Kırıkhan İlçe Jandarma Komutanlığı 156 Harekât Merkezinde görev yapan astsubaylar Halil İbrahim Kaplan ve Mahmut Göçer’in beyanlarına göre verilen ihbar bilgisinde sadece tırın silah yüklü olduğunun belirtildiği, bunun dışında El Kaide veya benzeri herhangi bir örgüte ait olduğu ya da gönderildiğine dair bir açıklamanın yapılmadığı, alınan ihbar bilgisinin görevli astsubay tarafından Kırıkhan İlçe Jandarma Komutanlığı Merkez Karakol Komutanı olarak görev yapan Jandarma Astsubay Kd. Bçvş. Cemil Çelik’e iletildiği,

Bu sırada MİT’e ait tır ve ona eşlik eden aracın Hatay Emniyet Müdürlüğü Bölge Trafik Şube Müdürlüğünde görev yapan Atilla Bozak tarafından ihbardan kısa bir süre sonra durdurulduğu, yapılan kimlik kontrolünde ilgililerin MİT mensubu olduklarını gösteren kimliklerini ibraz etmeleri üzerine adı geçen polis memuru tarafından serbest bırakıldıkları ve durumdan Hatay Trafik Şube Müdürlüğünün haberdar edildiği, Hatay Trafik Şube Müdürlüğü görevlileri tarafından da Hatay Jandarma 156 Harekât merkezine konu hakkında saat 16.47’de bilgi aktarıldığı, bunun üzerine 156 Harekât merkezinde görevli Mehmet Mansur Avcı tarafından bu bilginin 16.48 itibarıyla Kırıkhan İlçe Jandarma Komutanlığı dâhil diğer tüm jandarma birimlerine haber verildiği, bu arada Kırıkhan Merkez Karakol Komutanı Astsb. Cemil Çelik tarafından Reyhanlı istikametinden Kırıkhan istikametine doğru silah yüklü bir tır ve ona öncülük eden Fiat Linea marka bir aracın gittiği yönündeki ihbar bilgisinin İlçe Jandarma Komutanı Kubilay Ayvaz’a haber verildiği, Cemil Çelik’in aynı zamanda hazırlanarak tır ve aracın seyir halinde bulunduğu istikamete doğru hareket ettiği ve araçların yanına vardığında polis ekiplerinden bu şahısların MİT personeli olduğunu kesin olarak öğrendiği ve araçların MİT’e ait, personelin de MİT personeli olduğu bilgisini İlçe Jandarma Komutanı Kubilay Ayvaz’a ilettiği, bu sırada Jandarma Üstçavuş İsmail Değirmen’in Kırıkhan nöbetçi savcısı Yunus Alkan’ı arayarak ihbar ve gelişmeler hakkında bilgi verdiği, tırın MİT’e ait olduğunun Kırıkhan Nöbetçi C. Savcısı Yunus Alkan’a bildirilmesinin ardından Yunus Alkan’ın meslekte yeni olması nedeniyle durumu Kırıkhan Cumhuriyet Başsavcısı Yaşar Kavalcıoğlu’na ilettiği,

Başsavcının talimatı ile önce gözaltına alma ve arama kararı talep yazısı hazırlanması emri verdiği, Kırıkhan Cumhuriyet Başsavcısı Yaşar Kavalcıoğlu’nun Adana TMK 10'uncu maddesi ile görevli Cumhuriyet Savcısını aramasının ardından Nöbetçi Cumhuriyet Savcısı Yunus Alkan’ı yönlendirip Adana TMK 10'uncu madde ile görevli savcılığın yetkili olduğunu belirterek arama kararını vermekten vazgeçirdiği, İsmail Değirmen’in talep yazısını hazırlayıp nöbetçi C. Savcısının yanına gittiğinde nöbetçi C. Savcısının olayın artık kendi sorumluluğunda olmadığını, Adana TMK 10'uncu madde ile yetkili savcının yetkili olduğunu belirtmesi üzerine görevlinin “Kırıkhan” ibaresini daksilleyip “Adana” ibaresini ekleyerek Adana TMK 10'uncu madde ile yetkili savcılığa faksla gönderdiği, arama kararını Adana savcılığından tekrardan faksla alıp olay yerine gittiği, İlçe Jandarma Komutanı Kubilay Ayvaz'ın olay yerine gittiğinde MİT personeli ile tanışık çıkmaları nedeniyle bir süre sohbet ettikleri, bir kısım Jandarma görevlilerinin araçların MİT’e ait, personelin de MİT personeli olduğunun kesinleşmesine rağmen neden arama ve MİT’çilerin gözaltına alınma kararının verildiği, yine tırın aranmasında neden bu kadar ısrar edildiği konularında şüpheye düştüklerini belirttikleri,

Kırıkhan İlçe Jandarma Komutanı Kubilay Ayvaz'ın olay yerine gittiğinde FETÖ/PDY mensupları Kırıkhan C. Başsavcısı Yaşar Kavalcıoğlu ile Hatay İl Jandarma K.lığı İstihbarat Şube Müdürü Binbaşı Mehmet Fırat, Üsteğmen Gökhan Bakışkan, Üsteğmen Hayati Özcan ve Astsubay Orhan Şahin'in olay yerinde olduğu, nöbetçi C. Savcısının daha sonra olay yerine geldiği ve bir müddet sonra MİT personeli ile görüştüğü, MİT personelinin kendilerinin özel bir Kanuna tabi olduklarını belirterek arama yapılamayacağına dair tabi oldukları Kanun maddelerini gösterdikleri, nöbetçi C. Savcısı Yunus Alkan’ın FETÖ/PDY terör örgütü üyesi Adana TMK Savcısı Özcan Şişman ile telefonla görüşmesi esnasında bu durumu kendisine söylediği, Özcan Şişman’ın ise cevaben “kim söylüyor bunu” diyerek bunun doğru olmadığını ifade ettiği, Kubilay Ayvaz’ın bir defa Cumhuriyet Başsavcısı Yaşar Kavalcıoğlu’na ait, iki defa da Gökhan Bakışkan’a ait cep telefonu ile C. Savcısı Özcan Şişman ile konuştuğu, Özcan Şişman’ın bu konuşmalarda tırın güvenli bir yere çekilmesi, olayın adli bir olay olduğu, kim ararsa arasın etkilerinde kalınmaması ve Bakan dahil kimsenin telefonlarına cevap verilmemesi talimatlarını verdiği, Yaşar Kavalcıoğlu’nun tırın aranması yönünde teşebbüste bulunduğu, ancak MİT görevlilerinin tırın aranmasına müsaade etmedikleri,

Bu süreçte Hatay Cumhuriyet Başsavcısı Bestami Tezcan’ın Kırıkhan Cumhuriyet Başsavcısı Yaşar Kavalcıoğlu ile 11 kez kendi telefonundan, ulaşamayınca 2 kez de nöbetçi Cumhuriyet savcısının telefonu üzerinden görüşme yaptığı, kendisine, yapılan işlemin doğru olmadığını ve yasalara aykırı olduğunu, TMK 10'uncu maddesi ile görevli Cumhuriyet savcısının yetkisiz olduğunu, bu nedenle onun talimatı gereğince hareket etmemesi gerektiğini, ayrıca mahkemece verilen bir arama kararı yoksa burada gecikmesinde sakınca bulunan bir hal olmaması nedeniyle yetkili Cumhuriyet savcısının verdiği arama kararının yasal olmadığını, verdiği şifahi talimatın da kendisini bağlamayacağını, söz konusu tavrını devam ettirmesi durumunda bunun hukuki sorumluluk doğuracağını, yapılan işlemlerin usul ve yasaya uygun olmadığını defalarca hatırlattığı, ancak Yaşar Kavalcıoğlu’nun buna rağmen kolluğu koordine ederek araçların başında beklediği, Adana TMK 10'uncu maddesi ile görevli Cumhuriyet Savcısı FETÖ/PDY üyesi Özcan Şişman’ın olay yerine gelmesine değin şahısları ve araçları gözetim altında bulundurmak sureti ile olayın gerçekleşmesine doğrudan katkı sağladığı, yine Hatay Cumhuriyet Başsavcısı Bestami Tezcan’ın kendisine “Sen ne yapıyorsun, tırların başında mı bekliyorsun, savcının Adana’dan gelmesine kadar araçları kasıtlı olarak bilerek tutuyorsun, açıkça bu hukuka aykırı bir eylemdir. Yasa hükmü bu kadar açık olmasına rağmen neden bu şekilde davranıyorsun. Kastın nedir?” demesi üzerine, Yaşar Kavalcıoğlu’nun “hukuki sonuçlarına katlanırım” şeklinde cevap vererek sürdürdüğü,

Adana TMK 10'uncu maddesi ile yetkili Cumhuriyet Savcısının olay yerine gelmesinin beklenildiği sırada Hatay Valiliğince gönderilen “MİT görevlilerinin bağlı oldukları 2937 sayılı Kanuna göre personelin özel statüleri ve doğrudan Başbakanlık makamına bağlı olarak çalışmaları dolayısıyla usulüne uyulmaksızın alıkonulmamaları” konulu emrin Kırıkhan Kaymakamlığı Yazı İşleri Müdürü Muhammet Şahin tarafından olay yerine getirilerek Kubilay Ayvaz’a verildiği, bu emir üzerine olay yerinde bulunan Kırıkhan İlçe Jandarma Komutanlığına bağlı tüm unsurların İlçe Jandarma Komutanlığı merkezine çekilme emrinin verildiği, bu arada tırın hareket ettiği, bunun üzerine Başsavcı Yaşar Kavalcıoğlu’nun “Bir yere gidemezsiniz. Şu anda burada suç işleniyor” dediği, bunun üzerine Kubilay Ayvaz’ın tırın tekrar durdurulması emrini verdiği, bu esnada Yaşar Kavalcıoğlu ile MİT personeli arasında münakaşa yaşandığı, Cumhuriyet Başsavcısı Yaşar Kavalcıoğlu’nun “Buranın kralı benim, sizler de benim kölemsiniz, herkes benim dediğimi yapacak” dediği, akabinde Kubilay Ayvaz’ın emrine istinaden Kırıkhan İlçe Jandarma birliklerinin olay yerinden ayrıldığı, olay yerinden ayrılan tırın Yaşar Kavalcıoğlu’nun talimatıyla Hatay İstihbarat Şube Müdürlüğünde görevli Üsteğmen Gökhan Bakışkan ve Binbaşı Mehmet Fırat tarafından araçla takip edilerek durmasının sağlandığı,

Kırıkhan Jandarma ekiplerinin tırın ikinci kez durdurulduğu yere gelmedikleri, Özcan Şişman’ın Adana’dan hareket etmesinden önce MİT Hukuk Dairesi Başkanlığında hukuk müşaviri olan Ümit Ulvi Canikli isimli kişi tarafından saat 17.00 sıralarında cep telefonu ile aranarak tırın kendilerine ait olduğunu, 2937 sayılı Kanuna göre soruşturma izni olmadan araçta arama yapılamayacağını, usulsüz işlem yapıldığını belirttiği, Cumhuriyet savcısı Özcan Şişman’ın hukuk müşavirine cevaben bu şekilde konuşmaya devam etmesi halinde hakkında adli soruşturmayı etkilemeye teşebbüsten işlem yapacağını söylediği, saat 21.00 sıralarında Cumhuriyet savcısı Özcan Şişman’ın olay yerine geldiği ve gelir gelmez TEM Şube ekiplerine hitaben “bu şahıslar gözaltına alınsın, bunlara kelepçe takın, arama yapmalarına engel olun toplayın cep telefonlarını” şeklinde talimat verdiği, o sırada tırın kasasını açtırmak istediğinden dolayı MİT personelinin tırın arka kapısı önünde set oluşturduğu, MİT personelinin aracı açtırmayacaklarını, bunun suç olduğunu, Başbakanın izni ile ancak açtırabileceklerini C. Savcısı Özcan Şişman’a ilettikleri, C. Savcısı Özcan Şişman’ın aracın kilidinin anahtarının verilmesini istemesine rağmen talebi karşılanmayınca çilingir bulunması için talimat verdiği ve bu yönde girişimlerde bulunduğu, daha sonra Valilikten gelen talimatlar sonucunda saat 22.00 sıralarında tüm jandarma ve emniyet birimlerinin olay yerini terk ettiği, akabinde Hatay İstihbarat Şube Müdürlüğü personelinin de olay yerinden ayrıldığı ve böylelikle tırı arama girişiminin teşebbüs aşamasında kaldığı,

19 Ocak 2014 tarihli Adana / Ceyhan'daki olay; ... İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğü'nün “Suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, örgüte üye olmak, örgüt adına suç işlemek, örgüt kapsamında uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti yapmak” iddialarına ilişkin önleme dinlemesi adı altında toplam (29) kişiye ait (42) telefon numarasının ... 13'üncü Ağır Ceza Mahkemesi'nin (TMK'nın 10'uncu maddesi ile yetkili) kararlarıyla iletişimin ve sinyal bilgilerinin tespitini sağladığı, söz konusu kararlarda geçen dinlemelerin jandarma yüzbaşı Hakan Gençer, jandarma kıdemli çavuş Gültekin Menge, jandarma kıdemli çavuş Mahmut Özcan, uzman çavuş Cumali Katırcı, uzman çavuş Ahmet Yüksel ve uzman çavuş Hasan Ülker tarafından gerçekleştirildiği, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı'nın 27/03/2014 tarihli yazısı ile uyuşturucu madde ticareti ve 5607 SKM kapsamında haklarında önleme dinlemesi kararı verilen (29) kişiden (7) kişinin MİT personeli, bir kişinin de MİT personeli eşi olduğu ve bu kişilerin tamamının Adana’da durdurulacak olan tırlarla ilgili soruşturma konusu faaliyeti yürüten personel olduğu, üstelik bu telefonların da bu faaliyetlerde kullanıldığı, ... 13'üncü Ağır Ceza Mahkemesi'nden alınan dinleme kararları sonucunda 19/01/2014 günü MİT’in söz konusu faaliyetinde görev alan (7) kişinin kullandıkları cep telefonlarının diğer şüpheli telefon numaraları arasına serpiştirmek suretiyle dinlendiği, 07/01/2014 tarihinden itibaren faaliyetin detayı hakkında bu sayede önceden bilgi sahibi olunduğu, bir başka deyişle ... 13'üncü Ağır Ceza Mahkemesi'nin sözü edilen kararları uyarınca 07/01/2014 tarihinden itibaren MİT tarafından gerçekleştirilen devlet sırrı kapsamındaki faaliyetin detayı hakkında önceden bilgi sahibi olunduğu,

Bu bilgiler ışığında MİT personelinin, ... İl Jandarma İstihbarat Şubede görev yapan Hakan Gençer, Gültekin Menge, Ahmet Yüksel ve Cumali Katırcı tarafından görev bölümlerine göre takibe alındığı, olayın bir gün öncesi gecesi yani 18/01/2014 günü saat 22.00 sıralarında Gültekin Menge’nin Cumali Katırcı ve Ahmet Yüksel’i evinden aldığı, Ahmet Yüksel’i ... İl Jandarma Komutanlığında söz konusu faaliyette yer alan MİT personelinin telefonlarının takip edip bilgi vermesi için ekranın başında bıraktığı, MİT’e ait tırların ... Esenboğa Havaalanından ayrılmasını müteakip Ahmet Yüksel’in Gölbaşı güzergâhında bekleyen Gültekin Menge ve Cumali Katırcı’ya bilgi verdiği, bu bilgi akışı sonucunda söz konusu tırların Gölbaşı’na gelmesini müteakip plakalarını aldıkları, ardından Gültekin Menge’nin, Hakan Gençer’i arayarak durumdan haberdar ettiği ve Alay'da buluşmak üzere sözleştikleri, Gültekin Menge’nin Alay Komutanlığına geldikten sonra tırların hareketlerini takip ettiği, ardından Hakan Gençer ile buluşup birlikte ... Demetevler semtine gittikleri, orada Hakan Gençer’in yüzünü şapka ile gizleyerek bir büfeden telefon kartı alarak Gültekin Menge’ye verdiği, telefon kartı aldıkları büfenin yanında ankesörlü telefon olduğu halde Etlik semtine giderek orada MOBESE kameralarının görüş alanı dışında ara sokakta bulunan bir ankesörlü telefonla ancak bir jandarma personelinin bilebileceği Adana İl Jandarma Alay Komutanlığının sabit numarasını aramak suretiyle Gültekin Menge’nin ihbarda bulunduğu, ihbar esnasında Hakan Gençer’in arabada beklediği, Adana İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğünde görevli askerler tarafından tüm aşamalardan zaten öncesinde haberdar olunduğu, yüzbaşı Hakan Gençer'in gerek tırların hareket ettiği ...’da, gerekse tırların geçtikleri veya geçebilecekleri güzergâhtaki kolluk ve idari birimlere haber vermeden in hafta sonu tatili olan Pazar günü saat 03.57’de Adana İl Jandarma K.lığı İstihbarat Şube Müdürlüğünde görevli Üsteğmen Önder Kır’la görüşerek tırların ...'dan çıkışı ve Adana istikametine doğru gelişini plaka bilgileriyle birlikte haber verdiği,

Adana İl Jandarma K.lığı İstihbarat Şube Müdürlüğünde görevli FETÖ/PDY üyesi Üsteğmen Önder Kır’ın beraber görev yaptığı Üsteğmen Hüseyin Özmen’i durumdan haberdar ettiği, ardından saat 05.57’de olay günü nöbetçi olan savcı Atilla Rahimi yerine FETÖ/PDY mensubu savcı Aziz Takcı’ya bilgi verdiği, hemen arkasından 06.01’de Hakan Gençer’le görüştüğü, 06.04’te tekrar Aziz Takcı ile görüşerek yanında Hüseyin Özmen olduğu halde Aziz Takcı’nın evine sabah saatlerinde henüz güneş doğmadan görüşmek amacıyla gittiği, doğrudan herhangi bir adli görev ve sorumluluğu olmamasına rağmen Önder Kır’ın Aziz Takcı’nın evine çıkarak hayatın olağan akışına aykırı olacak şekilde pazar günü çok erken bir saatinde, aslında bundan sonra yapılmasını düşündükleri eylemin alt yapısının oluşturulması zımnında görüştükleri, bu görüşme neticesinde, ihbardan önce altı (6) kez Hakan Gençer’le ihbarın ne şekilde ve nasıl yapılacağını görüştüğü, ihbarın yapılmasından yaklaşık 18 dakika sonra saat 07.47’de tekrar görüştükleri, bu arada Aziz TAKCI’nın da ihbarın ardından saat 08.14’te Adana TMK 10'uncu maddesi ile görevli Cumhuriyet Başsavcı vekili Ahmet Karaca’yı arayarak bilgi verdiği, Aziz Takcı'nın olay günü nöbetçi olmadığı halde kendisine getirilen arama kararı üzerine, 01/01/2014 tarihinde Hatay Kırıkhan’da durdurulan tırın daha önce MİT’e ait olduğunun tespit edilerek bırakılması ve terör örgütü ile ilgili olduğununda bilinmesine, ayrıca yukarıda açıklandığı şekilde ...’dan yapılan istihbari bilgi sonucu tırların MİT’e ait olduğunun kesin olarak önceden öğrenilmesine karşın, “2014/2 sayılı soruşturma dosyası ile ilgisi olabilir” ibaresi düşerek gecikmesinde sakınca bulunan halin de ne olduğunu tam olarak açıklamadan, yapılan ihbar ses kaydı dökümünde “patlayıcı madde” denilip herhangi bir terör örgütünden de bahsedilmediği halde, sonradan “El Kaide terör örgütü” ve “silah ve mühimmat” ibareleri ilave edilen arama kararı talep yazısını kabul edip arama kararı verdiği, bu karardan sonra tırların durdurulmasından sonra Önder Kır ve Ahmet Karaca ile de birçok kez telefonla konuşarak durum hakkında değerlendirmelerde bulundukları,

Adana / Gaziantep otoyolu üzerinde yer alan Ceyhan / Sirkeli gişelerinde saat 12.00'dan itibaren (3) adet tırın ve bu araçlara eşlik ettiği öncü jandarma istihbarat elemanlarınca bildirilen teşkilat görevlilerinin içerisinde bulunduğu 34 plakalı binek aracın durdurulduğu, söz konusu araçlardaki MİT personelinin zorla araçlardan indirilerek yere yatırıldıkları, kendilerine fizik darp ve şiddet uygulandığı ve akabinde kelepçelendikleri, tırlardan biri üzerinde yapılan arama sırasında Fetullahçı terör örgütüne ait yayın organlarında çalışan basın mensuplarının görüntü aldıkları ve bu görüntüleri zaman kaybetmeden medyaya servis ettikleri, bu sırada iki tırın beklediği Adana Kürkçüler mevkiine Cumhuriyet Savcısı Aziz Takcı'nın da intikal ettiği, ilgili Cumhuriyet savcısının devlet sırrı niteliğindeki faaliyetin herhangi bir suç veya suç unsuru oluşturmadığının açıkça anlaşılmasına rağmen usulsüz olarak vermiş olduğu arama ve el koyma kararının icrasını sağlayarak tırlar içerisindeki malzemelerinin tespitini yaptırdığı, bu işlemler sırasında, TMK 10'uncu maddesi ile yetkili Cumhuriyet savcısı olarak görev yaptığı dönem içerisinde yürüttüğü diğer soruşturmaların tümünde arama ve tespit işlemlerine bizzat katılmadığı halde, önceki uygulamalarının aksine olay yerine bizzat giderek MİT’e ait tırların üzerine çıktığı, kasaları açtırdığı ve elindeki cep telefonu ile tırlarda bulunan malzemenin fotoğrafını çekip Jandarma personeline de kamera çekimi yaptırdığı, arama işlemleri devam ederken numune aldırarak 16.15 itibarıyla yangından mal kaçırırcasına o sırada olay yerinde bulunan Jandarma Olay Yeri İnceleme biriminde patlayıcı imha uzmanı olarak görev yapan Astsubay Kıdemli Başçavuş Celalettin Bardakçı’dan tırın kasasına bırakılan eşyanın incelenmesini ve fiziki inceleme raporu tanzim edilmesini istediği, akabinde alınan numunelerin ... Jandarma Kriminal Daire Başkanlığına gönderilmesi talimatları vererek bilirkişi raporları aldırıp dosya kapsamına eklemek suretiyle bilerek ve isteyerek görevi dışında, ihbar öncesi ve sonrası MİT’e ait olduğunu bildiği tırlarda arama kararı vermek, yapmak ya da yaptırmak ve ilgili tırları alıkoymak suretiyle bu bilgi ve görüntülerin basın yayın organlarında yer almasına sebep olacak şekilde devletin gizli sırlarını ifşa etme kastı ile hareket ettiği anlaşılmış olup,

Bu suretle, 01/01/2014 ve 19/01/2014 tarihli her iki olayda da sözde soruşturma işlemlerini yürüten ve/veya geçmişte uygulaması bulunmamasına rağmen bizatihi olay yerine giderek ısrarla söz konusu TIR'ları arama yönünde gayret sarf eden dönemin Adana Cumhuriyet Başsavcısı Süleyman Bağrıyanık, Adana C. Başsavcılığı TMK Bürosundan sorumlu Başsavcı Vekili Ahmet Karaca, Adana C. Başsavcılığı TMK Bürosu savcıları Aziz Takcı ve Özcan Şişman, Adana İl Jandarma Komutanı Özkan Çokay ile Hatay / Kırıkhan C. Başsavcısı Yaşar Kavalcıoğlu'nun, bu şekilde,

Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Hükümetini, gerek yurt içinde gerekse uluslararası platformda zor durumda bırakmak ve itibarsızlaştırmak, El Kaide vb. terör örgütlerine yardım ettiği görüntüsü vererek uluslararası yargı organları nezdinde hukukî ve cezaî sorumluluk altına sokmak amacıyla, "silahlı terör örgütü kurma ve yönetme, FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırma veya görevlerini tamamen veya kısmen engellemeye teşebbüs etme, Devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etme ve açıklama" suçlarını işledikleri iddiasıyla ayrı ayrı cezalandırılmaları istemiyle Adana Cumhuriyet Başasavcılığının 07/05/2014 tarih ve 2014/19640 sor.sayılı, 15/12/2014 tarih ve 2014/30800 sor.sayılı, 26/02/2015 tarih ve 2014/78106 sor.sayılı, ... Cumhuriyet Başsavcılığının 23/10/2015 tarih ve 2014/41637 sor.sayılı, 12/05/2016 tarih ve 2014/59974 sor.sayılı iddianameleri ile haklarında kamu davası açılan, ayrıca Osmaniye Ağır Ceza Mahkemesinin 11/09/2015 gün ve 220 241 sayılı (Ceyhan İlçe Jandarma Komutanı Erdal Yılmaz ile ilgili) ve İskenderun Ağır Ceza Mahkemesinin 04/09/2015 gün ve 185 162 sayılı (Kırıkhan İlçe Jandarma Komutanı Kubilay Ayvaz ile ilgili) kararları ile haklarında son soruşturmanın açılmasına karar verilen ... İl Jandarma K.lığı, Adana Bölge Jandarma K.lığı, Adana İl Jandarma K.lığı, Ceyhan İlçe Jandarma K.lığı, Kırıkhan İlçe Jandarma K.lığı, Hatay İl Jandarma K.lığı ve Jandarma Genel Komutanlığı Kriminal Dairesi Başkanlığında görev yapan asker sanıklar ile birlikte, Örgütsel bir yapının mensupları ve aynı zamanda plânlı ve sistematik bir şekilde yürütülen örgütsel bir faaliyetin parçası olarak, MİT tarafından 2937 sayılı Yasa kapsamında yasal olarak gerçekleştirilen devlet sırrı niteliğindeki faaliyetleri, yapılan ihbarlar öncesinde baştan beri bildikleri hâlde, bu faaliyetlere özgülenmiş TIR'larda usul ve yasaya aykırı olarak arama yaparak görüntü ve numune aldırdıkları ve bu görüntü ve bilgilerin basın yayın organlarında yer almasına neden oldukları iddialarıyla, Tarsus 2'nci Ağır Ceza Mahkemesince 15/07/2015 gün ve 172/176 sayı ve İskenderun Ağır Ceza Mahkemesince (Yaşar Kavalcıoğlu ile ilgili) 04/09/2015 gün ve 185 162 sayı ile verilen son soruşturmanın açılması kararlarına istinaden Yargıtay 16'ncı Ceza Dairesinin 2015/1 (İlk derece) esas sayılı dava dosyasına kayden yargılanmalarının yapıldığı,

Yargıtay 16’ncı Ceza Dairesinin 28.06.2019 tarih ve 2015/1 Esas, 2019/4 karar sayılı kararı ile sanıklar hakkında TCK’nın 309 ve 312. maddelerinden BERAAT hükmü, üzerlerine atılı TCK’nın 314, 327, 329 maddelerinden ise mahkumiyetleri yönünde hükümler kurulduğu ve Yargıtay 16. Ceza dairesinin söz konusu bu kararının ise Ceza Genel Kurulunun 2019/16.MD 656 2021/324 sayılı kararı ile onandığı anlaşılmıştır.

Yargıtay 16. Ceza Dairesi sanıklar üzerine atılı olan Anayasayı İhlal ( TCK md. 309) suçu yönünden verdiği beraat gerekçesi; “15 Temmuz 2016 günü işlenen darbe teşebbüsü sırasında iş bu dava dosyası kapsamında tutuklu olarak tutukevinde bulunan sanıkların, düzenlenen iddianamelerde hangi surette bu eyleme icrai ya da ihmali bir davranışla fail veya şerik olarak iştirak ettiği anlatılıp ortaya konamadığı gibi, yargılama aşamasında da bu yönde delile dayalı bir olgu saptanmış değildir. Diğer taraftan 01.01.2014 ve 19.01.2014 tarihli olayların, özellikle sanıkların yukarıda açıklandığı üzere, hükumetin icrai fonksiyonların kısmen veya tamamen engelleme niteliği arz etmeyen, fakat MİT'in bir faaliyeti üzerinden Hükumeti uluslararası arenada ve iç kamuoyunda zor duruma düşürmek olarak tebarüz eden amaç ve kastları da gözetildiğinde, mahiyetleri itibariyle TCK'nın 309. maddesinde düzenlenen suç bakımından elverişli/vahim eylem olarak kabulü de mümkün görülmediğinden maddi unsurları itibariyle oluşmayan müsnet suçtan CMK.nın 223/2 a maddesi gereğince ayrı ayrı BERAATLERİNE,” şeklinde olduğu,

Yine Yargıtay 16. Ceza Dairesi sanıklar üzerine atılı olan “cebir ve şiddet kullanarak T.C. Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek (TCK md. 312) suçu yönünden verdiği beraat gerekçesi ise; “somut olayda, sanıkların adli bir soruşturma işlemi görüntüsü altında, görevli MİT mensupları tarafından icra olunan ve doğrudan Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bir faaliyetle ilgili, niteliği gereği devlet sırrı olan bilgileri temin ve açıklamaktan ibaret eylemlerinin, sonuçları itibariyle T.C. Hükumetini ve MİT'i hedef aldığı tartışmasız ise de, doğrudan ve bir bütün halinde Bakanlar Kurulunun işlevini yerine getirmeyi engelleme unsuru gerçekleşmediğinden, diğer ifade ile eylem doğrudan bir kurumun (MİT) idari bir faaliyetine engel olma amacı taşıdığından, sanıkların maddi unsurları itibariyle oluşmayan müsnet suçtan CMK.nın 223/2 a maddesi gereğince ayrı ayrı BERAATLERİNE” şeklinde olduğu görülmektedir.

Karardan da anlaşılacağı üzere Yargıtay 16. Ceza dairesi; söz konusu ilamı ile MİT tırları kumpasını bir kesit, spesifik sadece Milli İstihbarat Teşkilatına yönelik olarak değerlendirerek sanıklar hakkında “cebir ve şiddet kullanarak T.C. Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek suçlarından” beraat yönünde hüküm kurmuştur.

Yukarıda da yapılan tüm bu değerlendirilmeler ışığında ise; 17/25 Aralık olayları bir bütün halinde değerlendirildiğinde siyasi icra fonksiyonunu kullanan heyete yani Bakanlar Kurulu ve Başbakan’a karşı dolayısıyla da hükümete karşı bir eylem olduğu görülmektedir.

17/25 Aralık ila 15 Temmuz darbe girişimi arasındaki süreç:

Genel olarak ifade edilmesi gerekirse, 17/25 Aralık 2013 tarihlerinden sonraki süreçte örgütle ilişkilendirilen emniyet ve yargı mensuplarına yönelik başlatılan adli ve idari soruşturmaların yoğunlaşması, 17/25 Aralık darbe girişimleri ve hemen akabinde 2014 yılı Ocak ayı içerisinde vuku bulan MİT TIR'larına yönelik eylemlerin etkisiyle Milli Güvenlik Kurulunda alınan kararlarda Fetullahçı yapılanmanın devletin bekasına ve milli güvenliğe tehdit oluşturan legal görünümlü illegal ve paralel devlet yapılanması niteliğinde olduğunun belirtilmesi, örgütün medya, basın yayın, iş, finans, ticaret, eğitim sektörlerinde faaliyet gösteren uzantılarına yönelik alınan tedbirlerin artırılması karşısında köşeye sıkışan ve kıskaca alınan terör örgütünün, 1 Kasım 2015 tarihinde gerçekleştirilen ve iktidardaki AK Partinin seçim başarısıyla sonuçlanan 26'ncı dönem milletvekili genel seçimlerinden sonraki süreçte, 2016 yılı içerisinde dış güçlerin de desteğini arkasına alarak silahlı bir darbe girişiminde bulunmaya karar verdiği anlaşılmış, nitekim zaman içerisinde yaşanan gelişmelerin bu tezi doğrular mahiyette olduğu görülmüştür.

Bu bağlamda, 17/25 Aralık girişimleri sonrası Hükûmet, FETÖ'nün tasfiyesi için öncelikle emniyet ve yargı kadrolarında örgüt mensuplarını tasfiye çalışmalarına başlamış, nitekim 17/25 Aralık 2013 sonrasında Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde 4 Genel Müdür Yardımcısı, 36 Daire Başkanı, 74 İl Emniyet Müdürü görevden uzaklaştırılmış, istihbarat, terörle mücadele, kaçakçılık ve organize suçlar, özel harekât başta olmak üzere operasyonel birimlerde görevli 34775 kişinin görev yeri değiştirilmiş, personel hakkında adli / idari soruşturmalar yapılmış, bu kapsamda 1000'e yakın emniyet personeli meslekten ihraç edilmiş, öte yandan 27/03/2015 tarih ve 6638 sayılı Kanun ile 3201 sayılı Emniyet Teşkilatı Kanununda yapılan düzenlemeler ile özellikle müdür rütbesinde bir kısım personel re'sen emekliye sevkedilmiş, bazı personelin ise başka kurumlarda görevlendirilmesi sağlanmış, örgütün neredeyse ele geçirmiş olduğu Polis Koleji kapatılmış, Polis Akademisinin 4 yıllık lisans düzeyinde eğitim veren Güvenlik Bilimleri Fakültesi Polis Amirleri Eğitimi Merkezine dönüştürülmüş, kamuoyunda "iç güvenlik paketi" olarak bilinen 6638 sayılı Kanun ile Jandarma Genel Komutanlığına yönelik düzenlemeler de yapılmış, özellikle atama işlemlerine yönelik İçişleri Bakanının yetkisi artırılmış, bu sayede yapılan kritik atama ve yer değişiklikleri ile FETÖ'nün jandarma içerisindeki etkinliği nispeten azaltılmış,

Bu arada terör örgütünün yargıdaki etkinliğini de kırmaya, hatta tamamen ortadan kaldırmaya dönük bir takım hukuki düzenlemeler gerçekleştirilmeye başlanmış, bu bağlamda Resmi Gazetenin 28933 mükerrer sayısında yayınlanarak 06/03/2014 tarihinde yürürlüğe giren 21/02/2014 tarih ve 6526 sayılı "Terörle Mücadele Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun"un geçici 14'üncü maddesi ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 10'uncu maddesi uyarınca görevli olan ağır ceza mahkemeleri ile yetkili savcılıklar ve özgürlük hakimlikleri olarak bilinen TMK Hakimlikleri lağvedilmiş, daha önce 02/07/2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanunun geçici 2'nci maddesi hükmüne istinaden ellerindeki dava dosyalarıyla sınırlı olmak üzere yargılama yetkilerinin devam etmesi öngörülen, nitekim kamuoyunda Ergenekon, Balyoz, Poyrazköy, Askeri Casusluk, Odatv gibi adıyla bilinen kumpas davalarına bakmaya devam eden CMK'nın 250'nci maddesi ile görevli ağır ceza mahkemelerinin de aynı Kanun ile kapatılması yoluna gidilmiş, bu sayede Örgütün bu mahkemelerdeki kadrolarda yerleşik militanları eliyle kumpas davaları olarak bilinen davaları daha fazla manipüle etmesinin önüne geçilmiş, bir süre sonra Anayasa Mahkemesinin bireysel başvurulara ilişkin hak ihlali kararları vermesinin de etkisiyle kumpas davalarında mağdur edilenlerin peş peşe tahliye edilmelerine başlanmış, nitekim ilk olarak Ergenekon davasında sözde silahlı terör örgütü kurucusu ve yöneticisi olmak ve Hükûmeti devirmeye teşebbüs suçlarından yaklaşık 2 yıl 2 ay süredir tutuklu bulunan 26'ncı Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru incelemesi neticesi verdiği karar üzerine ... 20'nci Ağır Ceza Mahkemesinin 07/03/2014 tarih ve 2014/193 değişik iş sayılı kararı ile ceza evinden tahliye edilmiş, peşi sıra bunu diğer tahliyeler izlemiş, bilahare ilk kapsamlı tahliyeler Balyoz davasında yaşanmış, Anadolu 4'üncü Ağır Ceza Mahkemesi'nin Anayasa Mahkemesi'nin hak ihlali kararına uyarak 19/06/2014 tarihinde Balyoz sanıklarının tamamının tahliyesine karar vermesiyle bu davada tutuklu hükümlü / sanık kalmamış, öte yandan kapatılan CMK 250 ile görevli ağır ceza mahkemelerinin ellerindeki dosyaların tevzi edildiği ağır ceza mahkemeleri kumpas davalarında mağdur edilen ve haklarındaki mahkumiyet hükümleri kesinleşen hükümlülerin yeniden yargılama taleplerini uygun bularak yargılamaları yenilemeye başlamış, yine bu bağlamda ... 13'üncü Ağır Ceza Mahkemesi futbolda şike kumpasında haklarındaki mahkumiyet hükümleri kesinleşen Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım ve kulüp yöneticilerinin yeniden yargılama başvurusunu 2014 yılının Temmuz ayı içerisinde kabul ederek yeniden yargılama kararı vermiş, böylelikle terör örgütünün yargıdaki uzantıları eliyle ve kumpas davaları marifetiyle yarattığı mağduriyetlerin yavaş yavaş ortadan kaldırılmaya başlamasıyla birlikte en azından hukuki normalleşme sürecine girilmiş,

Diğer yandan örgütün yüksek yargıdaki etkinliğini ortadan kaldırmaya dönük düzenlemeler kapsamında ilk olarak Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu dairelerinin yapısı değiştirilmiş, bu sayede örgütün HSYK marifetiyle yargı sistemini dilediği biçimde dizayn etmesi silahı elinden alınmış, 10 Ağustos 2014'te yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerini, geçerli oyların % 51.79'unu alan örgütün hedefindeki Başbakan ... kazanarak Türkiye Cumhuriyetinin 12'nci Cumhurbaşkanı seçilmiş, 12/10/2014 tarihinde yapılan HSYK seçimlerinde örgütün destek verdiği bağımsız görünümlü adayların seçimi kaybetmesi sonrası örgütün yüksek yargı ve ilk derece yargı teşkilatlarındaki etkinliğine büyük bir darbe vurulmuş, 1 Kasım 2015'de gerçekleştirilen 26'ncı dönem milletvekili genel seçimlerini iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi %49,50 oy oranına ulaşarak önde tamamlamış, böylelikle Türkiye Büyük Millet Meclisinde yeniden tek başına Hükûmeti kurabilecek sayısal çoğunluğa erişmiş,

Kumpas davalarında hukuksuz işlemlere imza atan, sahte delil üreten, kısmen var olan delilleri de kasten manipüle ederek telafisi güç veya imkansız mağduriyetler yaratan FETÖ/PDY mensubu polislere yönelik soruşturma süreçleri başlamış, ilk olarak 22/07/2014 tarihli operasyonda, sözde Selam Tevhid Kudüs Ordusu terör örgütü adlı soruşturma üzerinden yüzlerce kişiyi terörle ilişkilendirmek suretiyle İran lehine casusluk yapmakla suçlayan soruşturmada hukuksuz işlemler yapan polisler göz altına alınmış, devamında 01/09/2014 tarihinde 25 Aralık kumpas soruşturması ve 14/12/2014 tarihinde Tahşiye kumpası soruşturmasında hukuksuz eylem ve işlemlere imza atan şüpheli polislere yönelik geniş kapsamlı operasyonlar gerçekleştirilmiş, bu arada örgütün medya, basın yayın, iş, finans, ticaret, eğitim sektörlerinde bir başka deyişle legal alanda faaliyet gösteren uzantılarına yönelik kapsamlı tedbirlere başvurulmuş, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulunun 29/05/2015 tarihinde aldığı karar ile örgütün finans kuruluşu olan Asya Katılım Bankası A.Ş'nin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna devredilmesine karar verilmiş, 26/10/2015 tarihinde örgütle irtibatlı Koza İpek şirketler grubuna, 18/11/2015 ve 12/04/2016 tarihlerinde Kaynak Holding'e bağlı 31 şirket, bir vakıf ve bir derneğe, bilahare 04/03/2016 tarihinde ise Zaman gazetesine kayyum atanmış, 26/05/2016 tarihli Milli Güvenlik Kurulu toplantısında FETÖ'nün "milli güvenliği tehdit eden bir terör örgütü" olduğu vurgulanmış, 1 4 Ağustos 2016 tarihleri arasında yapılacak olan Yüksek Askeri Şura'nın Ağustos toplantılarında Türk Silahlı Kuvvetlerine sızmış FETÖ mensuplarının tasfiye edileceğine dair haberler basında yer almaya başlamış,

Adalet Bakanlığınca hazırlanan ve yüksek yargıda değişiklikler içeren "Danıştay Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı" 2016 yılı Haziran ayı içerisinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunulmuş, söz konusu tasarı 01/07/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunca kabul edilerek 6723 sayılı "Danıştay Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun" adıyla yasalaşmış, Yargıtay ve Danıştay üyelerinin görevlerinin sona erdirilerek, sadece Yargıtay ve Danıştay başkanları, başkanvekilleri, başsavcılar ve daire başkanlarının görevlerine devam edebilmesini, Yargıtay ve Danıştay'da hem daire sayısı hem de üye sayısının azaltılmasını, Yargıtay'da daire sayısının 46'dan 24'e, öte yandan üye sayısının ise 516'dan 200'e düşürülmesini, Danıştay'da daire sayısının 17'den 10'a, üye sayısının ise 195'den 90'a indirilmesini öngören düzenlemenin yürürlüğe girmesi halinde yüksek yargıya yerleşmiş FETÖ/PDY mensuplarının tasfiye edilecek olmasının örgüt adına telafi edilemez sonuçlar yaratacağı ortaya çıkmış,

Öte yandan ... Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosunca yürütülen 2014/37666 sayılı soruşturma neticesinde, Fetullah Gülen'in de aralarında olduğu terör örgütünün 75 yöneticisi hakkında silahlı terör örgütü kurma ve yönetme, Anayasal düzeni ihlal, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs, siyasi ve askeri casusluk yapma, zimmet, nitelikli dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, kişisel verilerin hukuka aykırı olarak kaydedilmesi, kişisel verileri hukuka aykırı olarak başkasına verme, yayma, ele geçirme suçlarını işledikleri iddiasıyla 14/07/2016 tarihinde "çatı davası" olarak bilinen kamu davası açılmış,

Özetle; Hükûmet tarafından 17/25 Aralık 2013 tarihlerindeki darbe girişimlerinin püskürtülerek, örgütün emniyet, yargı, finans, eğitim ve medya yapılanmalarına yönelik adli / idari soruşturmaların başlatılması ve örgütle mücadeleye dönük etkin tedbirlerin alınması şeklinde yaşanan tüm bu gelişmeler, örgüt üyelerini yeni ihdas edilen kadrolara yerleştirmek bir yana, mevcut kadrolarını korumakta zorlanan, ekonomik ve siyasi yönden zayıflayarak bir anlamda tasfiye sürecine giren, 40 yıla sari süreçte elde ettiği tüm kazanımları birer birer kaybettiğini gören terör örgütünü bir an evvel harekete geçmeye zorlamış, bu durum her alanda tasfiyenin kaçınılmaz olduğunu anlayan terör örgütünü anayasal düzeni ve Hükûmeti ortadan kaldırmaya yönelik askeri darbe girişiminde bulunmaya yöneltmiştir.

15 Temmuz Darbe Girişimi :

Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde yıllardan beri gayrimeşru yöntemlerle elde ettiği kazanımları muhafaza etmek için her türlü yola başvuran, bununla birlikte özellikle 17/25 Aralık 2013 tarihinden sonraki süreçte tüm devlet kurumlarında başlatılan örgüt üyelerinin tespit edilmesi ve tasfiyesine yönelik soruşturmaların TSK içerisinde de başlatılacağını gören ve anlayan FETÖ/PDY terör örgütü yönetimi, yukarıda özetlenmeye çalışılan sürecin etkisiyle 2015 yılı Kasım seçimlerinden sonra 2016 yılı içerisinde bir askeri darbe girişiminde bulunmayı kararlaştırmış, nitekim darbe girişiminin gerçekleştirilmesine dönük hazırlık ve planlamalara 2015 yılının sonlarına doğru başlanılmış (...'daki soruşturmada Adil Öksüz'ün Akıncı üssüne ilk olarak 27/12/2015 tarihinde gittiği tespit edilmiştir), nihayet son olarak, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, 2016 yılının Nisan ayında "İzmir'deki askeri casusluk soruşturmasında çeşitli usulsüzlükler yaparak sahte delil üretildiği" iddialarıyla ilgili FETÖ/PDY yapılanmasına yönelik (81) şüpheli hakkında hazırlanan iddianamenin İzmir 2'nci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilerek kovuşturma evresine geçilmesi, İzmir'de yürütülen askeri casusluk kumpas davası kapsamında FETÖ/PDY ile irtibatlı oldukları şüphesiyle bir kısım TSK personelinin ifadeye çağrılması, diğer yandan 1 4 Ağustos 2016 tarihleri arasında yapılacak olan Yüksek Askeri Şura'nın Ağustos toplantılarında Türk Silahlı Kuvvetlerine sızmış FETÖ mensuplarının tasfiye edileceğine dair bilgilerin sızmaya başlaması üzerine, terör örgütü FETÖ/PDY daha önce kararlaştırdığı darbe girişimini, tasfiye kararlarının alınacağı YAŞ toplantısından önce gerçekleştirmeye ve icraya koymaya karar vermiştir.

Gerçekten de, yukarıda özetlenen kronolojide belirtildiği üzere, 17/25 Aralık sonrası süreçte emniyet, yargı, eğitim, iş, finans ve medya yapılanmalarına yönelik soruşturmalar ve alınan tedbirler eliyle örgüte darbe vurulması, Milli Güvenlik Kurulu'nun 26/02/2014 ile 26/05/2016 tarihleri arasında gerçekleştirdiği müteaddit toplantılarda FETÖ/PDY'nin, milli güvenliği tehdit eden ve kamu düzenini bozan, Devlet içerisinde legal görünüm altında illegal faaliyetler yürüten, illegal ekonomik boyutu bulunan, diğer terör örgütleri ile işbirliği yapan bir terör örgütü olduğuna dair değerlendirmeler yapılarak bu terör örgütü ile Devletin tüm kurum ve birimleri ile birlikte etkin bir mücadele yapılmasına dair kararların alınması, Genelkurmay Başkanlığı'nda Emniyet Genel Müdürlüğü ve Milli İstihbarat Teşkilatı'ndan alınan bilgiler ve kurum içi değerlendirmelere göre 2016 yılı Ağustos ayında icra edilecek Yüksek Askerî Şura'ya yönelik kapsamlı çalışma yapılması, bu çalışmayla FETÖ/PDY terör örgütüyle ile irtibatı / iltisakı olan personelin TSK'dan ilişiğinin kesilmesinin hedeflenmesi, nihayet yüksek yargı organlarındaki hakimlerin görev süresini kısıtlayarak belli bir süre görev yapan hakimlerin değiştirilmesini öngören 01 Temmuz 2016 tarihli ve 6723 sayılı Danıştay Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un çıkarılması gelişmeleri karşısında devlet içerisinde 40 yıldır elde ettiği tüm kazanımları kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kaldığını ve tasfiyenin kaçınılmaz olduğunu anlayan FETÖ/PDY terör örgütü, bu riski göze alamayarak son çare olarak darbe kararını / planını icraya koymaya karar vermiştir.

Nitekim, ... 14. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen ve basın yayın organlarında "Uyuyan hücre davası" olarak adlandırılan 2017/20 esas sayılı dava dosyasında tanık sıfatıyla ifadesi alınan Deniz Astsubay Kıdemli Başçavuş Hüseyin Gürler'in de doğruladığı ... Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde alınan 01/09/2016 tarihli ifadesinde, geçmişte cemaat olarak bilinen örgütsel yapı ile 1998 senesinde tanıştığını, 2011 senesinde gemi görevi vesilesiyle Gölcük'te bulunan TCG Yarbay Kudret Güngör isimli gemiye tayininin çıktığını, buraya gittiğinde Osman kod adlı Kocaeli bölgesindeki denizci astsubayların imamı olan öğretmen bir şahsa devredildiğini, Osman'ın kendisini 2011 yılı içerisinde tanıştırdığı ve Semih abi olarak bildiği şahıs ile 2016 yılı içerisinde gerçekleştirmiş olduğu görüşmelerde (ifade tarihinden yaklaşık 4 ay önce olduğunu söylemekle bu görüşmelerin 2016 yılının Mayıs ayı içerisinde gerçekleştiği değerlendirilmiştir) Semih'in örgüt içerisinden aldığı bilgiye göre Yüksek Askeri Şura sonrası komuta kademesi oluştuktan sonra ya da Hükûmetin YAŞ'a yönelik çalışmasının FETÖ/PDY terör örgütünce öğrenilmesi halinde Yüksek Askeri Şura'dan önce darbe yapmayı planladığını kendisine söylediğini ifade ettiği, bu beyanın da örgütün Yüksek Askeri Şura kararları öncesi nihai çare olarak darbe planını icraya koymaya karar verdiğine delalet ettiği anlaşılmıştır.

Bu kapsamda, terör örgütünün mahrem hizmetler yapılanması içinde üst düzey yönetici konumunda bulunan, ... Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2016/103583 numaralı soruşturması neticesi düzenlenen iddianame ile kamuoyunda Akıncı Üssü Davası olarak bilinen ... 4'üncü Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2017/43 esas sayılı dava dosyasında firari sanık olarak yargılanan FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün Hava Kuvvetleri imamı Adil Öksüz'ün, terör örgütü lideri Fetullah Gülen'in talimatıyla darbe girişimine yönelik yapılacak planlama çalışmaları için ilk olarak 27/12/2015 tarihinde Akıncı Üssü olarak bilinen 4'üncü Hava Ana Jet Üssü'nün bulunduğu ...'nın Kazan ilçesine gittiği, bu ilk gidişin ardından, darbe girişiminin yaşandığı 15/07/2016 tarihine kadar tam 12 kez; 27 Aralık 2015, 9 Ocak 2016, 16 Ocak 2016, 30 Ocak 2016, 20 Şubat 2016, 29 Şubat 2016, 14 Mart 2016, 30 Mart 2016, 5 Mayıs 2016, 27 Mayıs 2016, 4 Haziran 2016, 15 Haziran 2016 tarihlerinde ve son olarak 13 Temmuz 2015 tarihlerinde yine aynı yere seyahatta bulunduğu, ... ile herhangi bir bağlantısı bulunmayan firari FETÖ imamı Adil Öksüz'ün darbe girişimindeki rolü dikkate alındığında kendisine verilen darbe plan ve organizasyonu şekillendirmek amacıyla bu şehre gittiği, firari Adil Öksüz'ün ayrıca aynı veya yakın tarih aralıklarında yurtdışına, özellikle Örgüt liderinin hayatını idame ettirdiği Amerika Birleşik Devletlerinin Pensilvanya eyaletine de ziyaretlerde bulunduğu, Anayasal düzeni yıkarak rejimi değiştirmek için artık zamanın geldiğini düşünen FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün kurucusu ve lideri Fetullah GÜLEN'in 19 Mart 2016 tarihli konuşmasında örgütün Anayasal düzeni değiştirme amacı doğrultusunda silahlı darbe girişiminin nihai talimatını verdiği, Örgüt liderinin verdiği bu talimatın, örgütün hücre tipi yapılanma modeline uygun olarak "abi imam" tabir edilen yönetici vasfını haiz sivil unsurlar vasıtasıyla, alt kademelerde yer alan Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde yuvalanmış, içinde generaller ve amirallerin de bulunduğu subay, astsubay, uzman er ve erbaşlar ile askeri öğrencilerden oluşan devletin silahlı gücünü kullanmaya yetkili hücrelere gizlilik kurallarına riayet edilerek ulaştırıldığı, küçük yaşlarda örgüte kazandırılarak "Mehdiyet İnancı" çerçevesinde örgüt liderine koşulsuz sadakat ve itaate şartlandırılmış sözde "Altın Nesil (!)"in de, yıllardır beklenen vaktin geldiği inancıyla "Altın Vuruşu" yapmak amacıyla 15/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmak ve Anayasal düzeni değiştirmek amacıyla Yurtta Sulh Konseyi adlı bir cunta yapılanması üzerinden Cumhuriyet tarihinin en kanlı darbe girişimine imza attığı,

Bununla birlikte, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü lideri Fetullah Gülen'in Amerika Birleşik Devletleri ülkesinden verdiği darbe talimatı uyarınca, adı geçen örgütün yönetici ve üyelerince planlanan ve uygulamaya konulan hain darbe girişiminin, halkın canı pahasına demokrasinin yanında yer alarak gösterdiği destansı direniş, örgüt mensubu olmayan devletine ve milletine bağlı kamu görevlilerinin olağanüstü gayreti, TSK içerisinde yer alan yurtsever unsurların karşı duruşu sonucunda 16/07/2016 tarihinde başarısızlıkla sonuçlandığı,

Öte yandan 15 Temmuz darbe girişimi kapsamında ülke genelinde cereyan eden olaylara ilişkin Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık makamınca yapılan resmi açıklamada, FETÖ/PYDY silahlı terör örgütü mensuplarınca devletin silahlı kuvvetlerine ait uçak, helikopter, tank ve silahlarla, kalkışmaya karşı koyan güvenlik görevlilerine ve sivil vatandaşlarımıza düzenlenen saldırılar sonucunda 4'ü asker, 63'ü polis ve 183'ü sivil olmak üzere toplam 250 kişinin hayatını kaybettiği, 23'ü asker, 154'ü polis ve 2.558'i sivil olmak üzere toplam 2.735 kişinin yaralandığı, darbecilerden 36'sının öldürülerek etkisiz hale getirildiği ve 49'unun ise yaralı halde ele geçirildiğinin beyan edildiği anlaşılmıştır.

Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin, Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 2'nci Ceza Dairesi'nin 01/03/2017 tarih ve 2017/248 146 sayılı ilamını temyiz mercii sıfatıyla incelemesi neticesi vermiş olduğu 14/07/2017 tarih ve 2017/1443 esas, 2017/4758 karar sayılı ilamında,

"Anayasa Mahkemesinin 30/06/2017 tarih, 30110 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 20.06.2017 tarih, 2016/22169 başvuru numaralı kararında ayrıntılı olarak yapılan tespitler, ... Cumhuriyet Başsavcılığının 03/03/2017 tarihli ve 2017/7327 sayılı, 2017/26 sayılı ve 2006/103583 soruşturma sayılı iddianamelerindeki belirlemelere göre, "Yurtta Sulh Konseyi" üyesi olan, "sıkıyönetim komutanı" olarak görevlendirilen, "sıkıyönetim mahkemeleri"ne ve "kritik önemdeki askerî ve sivil bürokratik makamlara" ataması planlanan bu kişilerin büyük bölümünün FETÖ/PDY mensubu olduğu ve bu görevlendirmelerin yapılmasında FETÖ/PDY içindeki hiyerarşinin dikkate alındığı,

Haklarında FETÖ/PDY'ye üye olmaktan işlem yapılan bazı emniyet mensuplarının ve mülki idare yetkililerinin darbe girişimi sonrasında ilan edilecek sıkıyönetim döneminde atanacakları resmî devlet kuruluşlarına gittiklerinin saptandığına dair bulgular, tanık olarak dinlenen Genelkurmay Başkanı ile İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca dinlenen gizli tanıkların (Şapka ve Kuzgun) anlatımları, şüpheli olarak dinlenen Amfibi Deniz Piyade Tugay Komutanı Tuğamiral Halil İbrahim Yıldız, Genelkurmay Başkanı'nın emir subayı olan Yarbay Levent Türkkan, Hava Kuvvetleri Komutanlığı Müşterek Hedef Analiz Yönetim Başkanı Tuğgeneral Gökhan Şahin Sönmezateş, Hava Kuvvetleri Komutanlığı Müşterek Hedef Üretim Analiz Merkezinde görev yapmakta olan Yüzbaşı A. P., Kara Kuvvetleri Tayin Daire Başkanlığında astsubay olarak görev yapmakta olan T. F. D., TSK'da pilot olarak görev yapan Yarbay İ. A., Akıncı 4'üncü Hava Ana Jet Üssü Komutanlığında pilot olarak görev yapan Teğmen M. M. gibi çok sayıda şüphelinin itiraf içeren beyanları, açık kaynak bilgileri, 15 Temmuz darbe kalkışması ile ilgili verilen mahkeme kararları, derdest bulunan dava dosyaları ve yürütülen soruşturmalar, resmi kurumların tespitleri değerlendirildiğinde; 15 Temmuz darbe teşebbüsünün, daha önce de birçok kez yaşandığı üzere uluslararası güç odaklarının da desteğiyle, esas itibariyle Türk Silahlı Kuvvetlerine sızmış FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarınca gerçekleştirildiği, kalkışmaya başka unsurların da katılmış olma ihtimalinin, darbenin bu karakterini değiştirmeyeceği değerlendirmesine" yer verilmiştir.

Yargıtay ilamında özetlenen bu veriler ışığında, 15 Temmuz 2016 günü Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Anayasal düzeninin değiştirilmesi amacıyla Türk Silahlı Kuvvetleri'ne sızmış FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensubu olan ve / veya bu örgütsel faaliyeti destekleyen (resmi açıklamalara göre) 8.000'in üzerinde askeri personel tarafından savaş uçakları dahil 35 uçağın, 3 geminin, 37 helikopterin, 74'ü tank olmak üzere 246 zırhlı aracın ve 4.000'e yakın hafif silahın kullanılması suretiyle; Cumhurbaşkanına suikasta teşebbüs edildiği, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin ve Cumhurbaşkanlığı Külliyesi başta olmak üzere birçok stratejik merkezin bombalandığı, Başbakan'ın konvoyuna silahlı saldırı gerçekleştirildiği, eyleme karşı koyan güvenlik görevlileri ile sokaklara çıkan sivillere devletin silahlı kuvvetlerine ait uçak, helikopter, tank ve silahlarla saldırılarak 4'ü asker, 63'ü polis ve 183'ü sivil olmak üzere 250 kişinin şehit edildiği, 23'ü asker, 154'ü polis ve 2558'i sivil olmak üzere toplam 2735 kişinin yaralandığı Ülke genelindeki bu darbe girişiminin,

Küresel güçlerin stratejik hedeflerini gerçekleştirmek üzerine kurulmuş taşeron bir örgüt olan işbirlikçi FETÖ/PDY silahlı terör örgütünce uluslararası güç odaklarının desteğiyle gerçekleştirildiği,

15 Temmuz darbe girişimini gerçekleştiren, asker kıyafeti giymiş ve örgütsel bağı olan terörist robotların amacının; her türlü silahı kullanmak suretiyle, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin tüm anayasal kurumlarını (yasama, yürütme, yargı erklerini) ele geçirmek ve bu süreç tamamlandıktan sonra devleti, toplumu ve fertleri FETÖ'nün ideolojisi doğrultusunda yeniden dizayn ederek oligarşik (aristokratik) özellikler taşıyan bir zümre eliyle ekonomik, toplumsal ve siyasal gücü yönetmek olduğu anlaşılmıştır.

**VII ** 17/25 ARALIK OPERASYONLARININ FETÖ / PDY EYLEMİ OLDUĞUNA DAİR DELİLLER / SAİR OLGULAR

Bu bölümde; 17/25 Aralık soruşturmalarının ve operasyonlarının, iş başındaki Hükûmeti devirmek amacıyla yapıldığına, bir başka deyişle 17/25 Aralık operasyonu ve yargısal darbe girişiminin FETÖ/PDY terör örgütünün bir terör eylemi olduğuna delalet eden sair / ortak kanıt ve olgular delilleriyle birlikte gerekçelendirilecektir.

17 ve 25 Aralık Dosyalarında ortak sanık ...'nun Emniyet Mahrem İmamı Hayri Bakır (İsa /Musa Kod Adlı) ile Yapmış Olduğu Bylock Yazışma İçerikleri;

Suç tarihinde ... Emniyet Müdürlüğü Mali Şube Müdürlüğünde Sahtecilik ve Nitelikli Dolandırıcılık soruşturma bürolarından sorumlu şube müdür yardımcısı olan sanık ...'nun, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu suç örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olan "Bylock iletişim sisteminin" kullanıcısı olduğu, bu hususun CGNAT verileri ve bunu destekler mahiyetteki 17/05/2017 tarihli Bylock "tespit ve değerlendirme tutanağı" ile 03/08/2017 tarihli Bylock "kimlik tespit ve değerlendirme tutanağı" biçimindeki teknik verilerle sabit olduğu anlaşılmıştır.

Sanık ... ile ilgili 17/05/2017 tarihli Bylock tespit ve değerlendirme tutanağında yer alan Bylock yazışma içeriklerine göre; kendi adına kayıtlı 5055446588 numaralı GSM hattı üzerinden 113220 ID nolu Bylock kullanıcısı sanık ...'nun, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü emniyet mahrem yapılanmasında ...'daki akademili / rütbeli emniyet personelinden sorumlu mahrem imam olarak görev yaptığı anlaşılan, İsa Musa kod adlarını kullanan 104869 ID nolu Bylock kullanıcısı Hayri Bakır ile Bylock programı üzerinden 29/05/2015 günü,

113220 ID: "Bankaya el konuldu, ne oluyor naapacağız abi" (2015 05 29, 22:54:19),

113220 ID: "Sonları yakın galiba inşaallah abi" (2015 05 29, 22:56:38),

113220 ID: "Ortadan kaybolma fikri nasıl abi bizim için" (2015 05 29, 23:00:40),

113220 ID: "Kendim için endişem yok zaten. Bence opr ihtimali olan kimse teslim olmamalı" (2015 05 29, 23:03:44),

113220 ID: "Adamlar çete" (2015 05 29, 23:05:48),

113220 ID: "Tam çete abi" (2015 05 29, 23:07:11),

113220 ID: "Ah abi o sıfırlanamaysn paralardan haberimiz olaydı da bunun ipini 17 Aralık'ta çekebilseydik" (2015 05 29, 23:08:20) şeklinde mail/mesaj gönderdiği tespit edilmiştir.

Sanık ... ile 104869 ID numaralı Hayri Bakır arasında devam eden Bylock yazışmalarında, ...'nun, Cumhuriyet gazetesi eski genel yayın yönetmeni Can Dündar'ın 29/05/2015 tarihinde Cumhuriyet gazetesinde yayımlamış olduğu MİT TIR'ları görüntülerine ilişkin haberle ilgili paylaşım yaparak 04/06/2015 günü saat 03.40'da "gece gece süper gitti haber", saat 03.43'de "abi Can Dündar yurt dışından talimatı onayı almadan o haberi yapar mı?, sen ne kadar dersen de kılını kıpırdatmaz" şeklinde mesaj/mail gönderdiği, yazışmanın devamında bu kez 104869 ID numaralı Bylock kullanıcısı İsa / Musa kod adlı mahrem imam Hayri Bakır'ın birkaç gün sonra yapılacak olan 7 Haziran 2015 milletvekili genel seçimleriyle ilgili tahminlerini dile getirdiği ve saat 03.49'dan itibaren "ihtimalleri sıralayıp duruyorum, 1 70 milletvekili istifa eder hükûmet düşer 2 Suriye ile savaşa gireriz 3 Güneydoğuyu ayaklandırır memlekette Ohal ilan eder 4 Büyük bir kaos ortamı çıkarır kriz olur 5 Tiranı BM kararı Laheyde yargılama çıkar adam ülkeyi terk eder kaçar 6 Necdet paşa anglosakson ülkelerinden talimat alır veya askerin içinden bazıları bir gecede Tiran ve avanelerini toplar ortalık temizlenir havuz medyası ele geçirilir olumsuz tek bir haber yapılmaz, 276 yı Allahın izniyle bulamayacak, HDP bağımsızların olduğu yerlerin dışında bizim desteğimizi alacak..." dediği, yazışmaların içeriğinin o tarihte ülkede meydana gelen güncel gelişmelerle tamamen uyumlu olduğu, emniyet birimlerince düzenlenen 12/08/2017 tarihli Bylock tespit değerlendirme tutanağında Ayser İlalan adlı şahıs adına kayıtlı 5303095141 nolu GSM hattı üzerinden kullanılan Bylock 104869 ID numarasına ait kullanıcı adı / şifre bilgileri incelendiğinde, kullanıcı adının Hayri Bakır isimli mahrem imamın örgütteki kod adıyla örtüşen biçimde "isa34", uygulama içi adının ise "34isa" olduğunun tespit edildiği, kullanıcıya ait Roster bilgileri kontrol edildiğinde "İsa A, ISA ABI, 34 ISA, E.İsa, isa bey" şeklinde isimlendirme yapıldığı, bu itibarla her ne kadar 5303095141 numaralı GSM hattı abone bilgilerine göre hat Ayser İlalan adına kayıtlı ise de, yapılan araştırmalar ve görüşme içeriklerinde diğer kişiler tarafından 104869 ID kullanıcısına "abi" diyerek hitap edilmesi, kullanıcı adı, uygulama içi adı, Roster bilgileri, şahsın eşi Ayşe Bakır'ın da yine Ayser İlalan adına kayıtlı 5303095140 numaralı GSM hattını kullandığının belirlenmesi karşısında 104869 ID'nin mahrem imam Hayri Bakır (TC 40117578542) tarafından kullanıldığı yönünde değerlendirme yapıldığının belirtildiği, ayrıca 104869 ID numaralı Hayri Bakır'ın sanık ...'ya ilaveten dosyanın diğer sanıklarından ... ve ...'ın kişi listesinde ekli olduğu, ...'ın Hayri Bakır'ı "ISA ABI" olarak kaydetmiş olduğu, 104869 ID numaralı kullanıcının kurduğu "ALAN" isimli Bylock grubunda dosya sanıklarımızdan ... ve ...'nun kayıtlı oldukları bilgilerinin yer aldığı anlaşılmıştır.

Örgütlü suçlar bilgi bankası üzerinden yapılan sorgulamada Hayri Bakır hakkında ... Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosunun 2017/66814 sayılı soruşturma evrakı üzerinden FETÖ/PDY silahlı terör örgütü yöneticiliği suçlamasıyla derdest soruşturma bulunduğu, soruşturma evrakının halen açık olduğu, öte yandan adı geçen şahsın aynı zamanda ... 2'nci Ağır Ceza Mahkemesinin 2018/47 esas sayılı dava dosyasında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olmak suçlamasıyla sanık olarak yargılandığı ve CMK'nın 94.maddesine istinaden mahkemesince hakkında çıkarılmış olan yakalama emrine istinaden arandığı anlaşılmıştır.

Sanık ...'nun Bylock üzerinden haberleştiği / iletişim kurduğu 104869 ID numaralı İsa / Musa kod adlı Hayri Bakır isimli şahsın, FETÖ/PDY terör örgütünün ... / Marmara bölge emniyet mahrem yapılanmasındaki önemli ve etkili şahıslardan olduğu ve görüşmelerin yapıldığı 29/05/2015 tarihi itibariyle FETÖ/PDY terör örgütünün Marmara / ... bölgesi rütbeli emniyet mensuplarından sorumlu mahrem imam konumunda (genel müdür) olduğu hususu, gerek gizli tanık Bayrak'ın ... Cumhuriyet Savcısı tarafından 07/05/2017 tarihinde alınan gizli tanık ifadesi, gerek gizli tanığın mahkemede 09/01/2019 tarihli duruşmadaki ifadesi (önceki beyan ve teşhislerinin doğru olduğunu teyit ettiği anlaşılmıştır), gerekse FETÖ/PDY'nin emniyet mahrem yapılanması içerisinde Özcan kod adıyla görev yapan Özkan Durmaz isimli şahsın Kocaeli C. Başsavcılığı ve Kocaeli 5'inci Ağır Ceza Mahkemesinde sanık sıfatıyla yapmış olduğu ifade ve savunmaları ile sabit gözükmektedir.

Gizli tanık Bayrak, 09/01/2019 tarihli oturumdaki yeminli ifadesinde teyit ettiği 07/05/2017 tarihli teşhisli ifadesinde, Musa kod adlı Hayri Bakır'ın, kendisinin de 19 yıl önce çalıştığı Balıkesir Zağnos Dershanesinden kimya öğretmeni arkadaşı olduğunu, 2014 yılında komiser yardımcılarından sorumlu mahrem imam olarak Diyarbakır'dan ...'a geldiğinde Hayri Bakır'ın örgütsel yapılanmada kendisinden üst konumda ve ... Bölgesi emniyet rütbeliler sorumlusu olarak görevli olduğunu, Musa kod adını kullandığını ve 2014 yılı itibariyle Topkapı Fatih Kolejinde öğretmen olarak görev yaptığını ifade etmiştir.

Bu ifadeyi teyiden, Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Soruşturma Bürosunun 2015/18583 sayılı soruşturma evrakına ilişkin olarak etkin pişmanlık hükümleri kapsamında şüpheli sıfatıyla ifade veren Özcan kod adlı Özkan Durmaz isimli şahsın da 21/11/2016 tarihli bir hayli ayrıntılı ifadesinde, 2004 2008 tarihleri arasında Sakarya Üniversitesi Fen / Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde lisans eğitimi gördüğünü, fakülte bitimi 2013 yılına değin İzmit, Körfez, Gölcük ilçelerinde örgütsel yapıya bağlı FEM Dershanelerinde sözleşmeli olarak çalıştığını, 2013 yılında yine örgütsel yapıya bağlı ... Topkapı'da bulunan Fatih Kolejine geçtiğini, 2013 yılı Temmuz ayında aynı Kolejde kimya öğretmeni olarak çalışan Hayri Bakır ile birlikte ...'daki Polis Akademisi mezuniyet törenine götürüldüğünü, törene götürülmeden önce ...'da komiser yardımcısı adayı Akademi öğrencileriyle tanıştırılacağı ve bu öğrencilerden ...'a tayini çıkan olursa onlarla irtibata geçmesinin söylenildiğini, ...'ya gittiklerinde Türkiye'nin her tarafından gelen ve sabah saatlerinde örgüte bağlı Turgut Özal Üniversitesinde buluşan örgüte mensup mahrem imamların o gün itibariyle Polis Akademisinden mezun olan 480 civarında komiser yardımcısını bölgelerine göre teslim almaya geldiklerini öğrendiğini, Polis Akademisinde okuyan öğrencilerin emniyet birimi içindeki örgüt yapılanmasında "üniversite" koluna girdiklerini, öğrencilerin Akademi'de okudukları dönemde ise "okulcu" tabir edilen örgüt abilerinin bulunduğunu, Akademide öğrenim gördükleri zaman zarfında tüm irtibatlarını okulcu abi ile sağladıklarını, mezuniyet günü onları komiser yardımcısı rütbesiyle atanıp gidecekleri yeni görev yerlerinde karşılayıp takip edecek örgüt abileri ile aralarındaki irtibat ve bağı okulcu abilerin sağladığını, okulcu abilerin Akademiden mezun olan öğrencilere tayinen gidecekleri illerde irtibat kuracakları abilerin telefonunu verdiğini, bu tanışma ile birlikte okulcu abinin görevinin sona erdiğini, tayinen yeni görev yerlerine giden komiser yardımcılarının da gittikleri illerde yeni abileriyle ankesörlü telefonla irtibat sağladıklarını, aynı sistemin Akademi dışındaki polis okulları ve askeri okullarda da işlediğini, 2013 yılının Temmuz ayındaki gidiş amaçlarının buna yönelik olduğunu, dolayısıyla mahrem imamların (abiler) akademiden mezun olan komiser yardımcılarından kendi bölgesine tayin olacak olanlarla bu şekilde tanışıp ilk irtibatı bu şekilde sağladıklarını, bu örgütsel organizasyona birlikte gittikleri Hayri Bakır'ın 2013 yılı itibariyle ...'da emniyet biriminin üniversite (akademi mezunu / rütbeli) kısmının tamamından sorumlu imam olduğunu, kendisinin ise aynı yıl ...'da 2013 yılı devresi komiser yardımcılarından sorumlu mahrem imam olarak görevlendirildiğini ve örgütsel yapılanmada Hayri Bakır'ın altında görev yaptığını, ...'dan ayrıldığı 30/06/2015 tarihi itibariyle Hayri Bakır'ın halen bu görevi sürdürdüğünü, görev yaptığı 2013 2015 yılları içerisinde sorumlu olduğu komiser yardımcılarından her ay maaşlarından belli oranlarda himmet adı altında aldığı paraları ... / Marmara bölgesi rütbeli emniyet mensupları sorumlusu Hayri Bakır'a teslim ettiğini, kullanmakta olduğu 05533998893 numaralı GSM hattı ile FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün gizli haberleşme programı olan ve münhasıran bu suç örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan Bylock isimli kriptolu programı kullandığını, Bylock (198049 ID numarası) isimli program üzerinden emniyet rütbeliler imamı Hayri Bakır ile de iletişim kurduğunu, Hayri Bakır'ın Musa / İsa kod adlarını kullandığını, eşinin adının Ayşe Bakır olduğunu, evinin yeri ve araç plaka bilgilerine dahi vakıf olduğunu, 17/25 Aralık sürecinde Çağlayan Adliyesi ve emniyet müdürlüğü önündeki gösterilerin halk tabanından geldiği izlenimi yaratıldığını, oysa ki bu gösterileri emniyet imamı Hayri Bakır'ın organize ettiğini, milletvekilliği seçimi zamanında ..., Ali Fuat Yılmazer gibi isimlerin seçim büro çalışmalarını, mali destek işlerini, muhtemel oy potansiyel çalışmalarını da Hayri Bakır'ın tertiplediğini beyan ettiği anlaşılmıştır.

Özcan kod adıyla bir dönem FETÖ/PDY yapılanması içerisinde yer alan ve 2013 2015 yılları arasında ...'daki 2013 yılı devresi komiser yardımcılarından sorumlu emniyet mahrem imamı konumunda olan Özkan Durmaz isimli şahıs hakkında ... Cumhuriyet Başsavcılığının 31/05/2017 tarih ve 2017/82075 soruşturma sayılı iddianamesi ile FETÖ/PDY terör örgütüne üye olma suçlamasıyla açılan kamu davasının ... 28'inci Ağır Ceza Mahkemesinin 17/07/2017 tarihli yetkisizlik kararıyla Kocaeli 5'inci Ağır Ceza Mahkemesine gönderildiği, burada ilk önce 2017/481 esas sayılı dava dosyasına kaydedildiği, bilahare 2018/12 esas numarasını aldığı, Özkan Durmaz'ın örgüt üyeliği iddiasıyla sanık olarak yargılandığı 2017/481 esas sayılı dosyanın 20/02/2018 tarihli duruşmasında yapmış olduğu savunmasında etkin pişmanlık kapsamında daha önce vermiş olduğu ifadelerin içeriğini aynen tekrar ettiğini söylediği, nitekim Özkan Durmaz ile ilgili olarak Kocaeli 5'inci Ağır Ceza Mahkemesinin 2018/12 esas sayılı dava dosyası üzerinden verilen 12/01/2019 tarih ve 2019/4 sayılı kararda adı geçenin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyeliği sabit görülmekle birlikte etkin pişmanlık hükümlerinin tatbiki ile sonuç olarak 1 yıl 10 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği anlaşılmıştır.

Gizli tanık Bayrak ve Özkan Durmaz'ın ifadelerindeki Hayri Bakır ile ilgili ortak noktalar; Hayri Bakır'ın örgütsel yapılanma içerisinde Marmara (...) Büyük Bölge emniyet rütbeliler (üniversite mezunları) sorumlusu mahrem imam olduğu, kod adlarının İsa / Musa olduğu, 2013 2015 yılları itibariyle Topkapı Fatih Kolejinde kimya öğretmeni olduğu hususlarıdır.

Emniyet birimlerince düzenlenen 12/08/2017 tarihli Bylock tespit değerlendirme tutanağında 104869 ID numarasına ait kullanıcı adı / şifre bilgileri incelendiğinde, gizli tanık Bayrak ve Özkan Durmaz'ın yukarıda özetlenen ifadelerinde dile getirildiği şekliyle Hayri Bakır isimli mahrem imamın örgüt içinde kullandığı belirtilen kod adıyla örtüşen biçimde kullanıcı adının "isa34", uygulama içi adının ise "34isa" olduğunun, öte yandan kullanıcıya ait Roster bilgilerinde "İsa A, ISA ABI, 34 ISA, E.İsa, isa bey" şeklinde isimlendirme yapıldığının, nihayet dosya sanıklarından ...'ın da Bylock iletişim sisteminde, adı geçen şahsı "ISA ABI" şeklinde kaydetmiş olduğunun anlaşılması karşısında, birbirini teyit eden bu hususlara istinaden, sanık ...'nun Bylock üzerinden irtibat kurduğu 104869 ID numaralı Bylock kullanıcısı Hayri Bakır'ın, Bylock yazışma tarihi itibariyle, Marmara (...) Büyük Bölge emniyet rütbeliler (üniversite mezunları) sorumlusu mahrem imam olduğu, yazışma tarihi itibariyle güncel konularla ilgili karşılıklı yazışma yaptıkları ve paylaşımda bulundukları, yazışmaların tamamının örgütsel mahiyet ve içerikte olduğu, 04/06/2015 tarihli yazışmalarda birkaç gün sonra yapılacak olan 7 Haziran 2015 milletvekili genel seçimlerine dair tahmin yürüttükleri, ihtimallerden biri olarak örgütsel jargonda kendi aralarında "Tiran" diye adlandırdıkları Cumhurbaşkanı ... ile ilgili Lahey Uluslararası Ceza Divanı'nda yargılama kararı çıkması durumunda ülkeyi terk edip kaçacağına dair tahminde bulundukları, bir diğer yandan Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulunun 29/05/2015 tarih ve 6318 sayılı kararı ile 5411 sayılı Bankacılık Yasası’nın 71’nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi hükmü gereğince TMSF’ye devredildiği bildirilen Bank Asya'nın durumuna ilişkin olarak sanık ...'nun aynı tarihli yazışmada "Bankaya el konuldu, ne oluyor naapacağız abi" dediği, Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan MİT TIR'ları görüntülerine ait habere atfen "gece gece süper gitti haber" diyerek yorum yaptıkları,

Diğer yandan, dava dosyasına konu 17 Aralık eylemi yönünden asıl önemli olan hususun ise; sanık ... tarafından, 29/05/2015 günü saat 23.08 itibariyle yazıldığı anlaşılan "Ah abi o sıfırlanamayan paralardan haberimiz olaydı da bunun ipini 17 Aralık'ta çekebilseydik" şeklindeki Bylock mesajının, sanığın ve sanıkla birlikte 17 Aralık soruşturmasını yürüten Mali Şube Müdürlüğü üst yönetiminde görevli FETÖ/PDY mensuplarının soruşturmadaki gerçek kurgu, niyet ve iradeleriyle, örgütsel amaç, hedef ve motivasyon kaynaklarına işaret etmesi olduğu, bir başka deyişle Mali Şube'nin yürüttüğü 2012/120653 sayılı suç soruşturmasının ve 17 Aralık operasyonunun gerçek amacının suçla mücadelede ve suçu delillendirmeye yönelik bir soruşturma faaliyetinden öte Hükûmeti ve Başbakan Erdoğan'ı devirmeye, siyaseten tasfiye etmeye yönelik örgütsel bir girişim olduğunu hiçbir tevile ve yoruma hacet bırakmaksızın çok açık ve net olarak ortaya koyan sözler olduğu anlaşılmıştır.

17/25 Aralık Dosyaları Ortak Sanıklarından ... İçin Örgüt Tarafından Özel Avukat Tutulması;

... C. Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosunca yürütülmekte olan 2017/68532 sayılı soruşturma kapsamında, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü Emniyet mahrem yapılanmasında yer alan "Garson" mahlaslı gizli tanıktan elde edilen dijital verilerin mali yönden raporlanması için Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü uhdesinde oluşturulan çalışma grubunca incelenmesinde, 1029 sayfalık belgenin 26. sayfasında "Maliye" ana klasörünün içinde bulunan "..." adlı klasör içeriğindeki "Dış Avukat Ödemesi" isimli excel belgesinde, Avukat Muammer Aydın'a ödenecek miktarın 160.000 Dolar olarak belirtildiği, belgenin 260. sayfasında Mali Dış Avukatlar Hakkındaki Kanaatler başlıklı belge içeriğinde "... Barosu Eski Başkanı. ... için tuttuğumuz avukatlardan. Medya açısından faydası olur diye düşündüğümüz bir avukat. Piyasada ismi bilinen birisi." şeklinde ibarelerin bulunduğu anlaşılmıştır.

Bu belge içeriğinden anlaşılacağı üzere, örgütün 17/25 Aralık soruşturmalarının Mali Şube ayağını yürüten Mali Şube Müdürlüğünün başındaki isim olan ...'nın suçlandığı ve yargılandığı davalar için özel olarak avukat tuttuğu, tutulan avukatın ... Barosu Başkanlığı yapmış, yargı camiasında tanınan ve ağırlığı olan bir isim olduğu, belge içeriğine göre, avukat için oldukça yüklü miktarda vekalet ücreti ödemesi yapıldığı, bu hususun bir yandan sanıkların eylemlerinin örgüt tarafından sahiplenildiğini gösterdiği gibi, diğer yandan eylemin örgütsel talimatla ve motivasyonla yapıldığına delalet ettiği değerlendirilmiştir.

FETÖ/PDY'nin 25/04/2015 tarihli korsan tahliye girişiminde dosya sanıklarından bir kısmının tahliye edilmeye çalışılması :

Korsan tahliye girişimine ilişkin olarak, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 24/08/2016 tarih ve 2016/426 karar sayılı Genel Kurul kararında belirtildiği üzere; ... Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından FETÖ/PDY terör örgütünün emniyet ve yargıda faal olan mensupları eliyle gerçekleştirdiği kumpas soruşturmaları ve soruşturmalardaki hukuksuz işlem ve eylemler ile ilgili yürütülen "emniyetteki paralel yapı soruşturmaları" olarak bilinen toplam 594 klasörden oluşan (7) farklı soruşturmada, "Terör Örgütüne Üye Olma, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevlerini Yapmasını Kısmen veya Tamamen Engellemeye Teşebbüs etme, Devletin Gizli Kalması Gereken Bilgileri Siyasal veya Askeri Casusluk Amacıyla Temin Etme" suçlarının da bulunduğu çok sayıda suçtan tutuklu bulunan şüpheli avukatlarının farklı tarihlerdeki tutukluluğa itiraz ve tahliye istemlerinin ... Sulh Ceza Hâkimliklerinin kararları ile ayrı ayrı reddedilmesi sonrasında, FETÖ/PDY lideri Fetullah Gülen'in yargıda faal olan örgüt üyesi hâkimlere vaaz/sohbet adı altında, dua kılıfına bürünmüş şekilde gönderdiği 19/04/2015 günlü "Mukaddes Çile ve Înfak Kahramanları" konulu kriptolu talimatta aynen,

"Şayet en mübarek insanlar hırpalanmışlarsa, preslerden geçmişlerse, dibeklerde adeta dövülmüşlerse, şayet siz vareste iseniz bundan, ne ölçüde vareste, bazılarınız çeker bazılarınız onların çektiğini paylaşır vareste değil bunlar onların ıstıraplarını o da ruhunda duyar. O mevzuda yapılması gerekli olan şeyler mevzuunda bir küheylan gibi şahlanır, bir üveyik gibi kanatlanır Allah'ın izni inayeti ile paylaşıyor demektir bu da. Evet birileri içeride medrese i yusufiye yaşarlar, berikiler de dışarıda oturur kalkar onlara dualar ederler. Onları en çabuk zamanda çok rahatlıkla salıver Allah'ım, salıver onlarla beraber bir sürü aileyi kırk bin tane aileyi elli bin tane aileyi yüz bin tane aileyi belki on milyon aile de mi on milyon, on milyon aileyi sevindir Allah'ım..." şeklinde tutukluların tahliyesi yönünde talimat vermesinin ertesi günü, 20/04/2015 Pazartesi günü ... Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/40810 (Hrant Dink cinayetinde kamu görevlilerinin ihmalleri soruşturması), 2014/41637 (Selam Tevhid Kudüs Ordusu terör örgütü kumpas soruşturması), 2014/69722 (istihbarattaki yasa dışı dinlemeler), 2014/86706 (şüpheliler Ahmet Özdil ve Özgür Nikbay'ın tutuklu bulundukları kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçuna ilişkin soruşturma), 2014/115949 (25 Aralık soruşturması), 2014/118651 (şüpheli Halil Hilal Seyfi'nin tutuklu bulunduğu kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçuna ilişkin soruşturma) ve 2014/133596 (Tahşiye kumpası soruşturması) sayılı soruşturma dosyalarına ilişkin olarak, şüpheliler müdafileri tarafından, ... Adliyesindeki sulh ceza hâkimliklerinde görevli tüm hâkimlerin reddi ve şüphelilerin tahliyesi istemlerini içeren, normal prosedürde mahkeme kalemine verilmesi, kayıt ve tarama işleminden sonra mahkeme hâkimine intikal etmesi gereken 20/04/2015 tarihli 51 adet dilekçenin rutin uygulamaya aykırı şekilde bizzat ... 29'uncu Asliye Ceza Mahkemesi hâkimi ...'e verildiği, dilekçelerin tamamında ... 29'uncu Asliye Ceza Mahkemesi hakimi ...'in 20/04/2015 günlü havalesinin bulunduğu, adı geçenin görev yaptığı mahkeme itibariyle yetkisiz olmasına karşın dilekçeleri ertesi gün, yani farklı bir hâkimin nöbetçi olduğu günde, tüm personelin ayrılmasından sonra gizlilik içerisinde sisteme kaydettirdiği, (7) farklı soruşturma evrakına ait talepleri birleştirdiği,

Soruşturma dosyaları üzerindeki kısıtlama kararı nedeniyle UYAP bilişim sistemi üzerinden erişim imkânı bulunmamasından dolayı elektronik ortamda incelenmeyen, fiziki soruşturma dosyaları da bulunmadığı halde, sadece şüpheliler müdafilerinin sundukları dilekçeler ve ekleri ile yetinerek, ... Sulh Ceza Hâkimliklerinden gönderilen tüm görüş yazıları da olumsuz olmasına rağmen 24/04/2015 Cuma günlü karar ile şüpheliler müdafiilerinin ... Sulh Ceza Hâkimleri ..., Durmuş Karaçalı, İslam Çiçek, Recep Uyanık, Cevdet Özcan, Fevzi Keleş, İsmail Yavuz, Atilla Öztürk, Hüseyin Kürşad Serbes ve Necmettin Kafalı'ya yönelik ret taleplerinin tamamının kabulüne, soruşturma dosyalarındaki şüphelilerle ilgili tahliye taleplerine bakmak üzere isim ve sicil numarasını da belirtmek suretiyle, FETÖ/PDY terör örgütü üyesi olup nöbet görevi saat 17.00 itibariyle sona eren ... 32'nci Asliye Ceza Mahkemesi Hâkimi ...'in görevlendirilmesine kesin olmak üzere karar verdiği, meşru olmayan görevlendirme sonrası şüpheliler müdafilerinin dilekçeleri, tutuklama kararları, önceki tahliye talepleri ve mahkemelerin ret kararlarından oluşan tekmil evrakın zabıt kâtibi tarafından ... 32'nci Asliye Ceza Mahkemesi'ne götürüldüğü, adı geçen zabıt kâtibinin tanık sıfatıyla alınan 25/04/2015 tarihli beyanında belirtildiği üzere ... 32'hnci Asliye Ceza Mahkemesinin tüm personelinin mahkemeden ayrılmış olduğu ve kalem kapısının kilitli olduğu, nöbet görevi saat 17.00 itibariyle sona ermesine rağmen hâkim ...'in odada tek başına oturduğu ve gelen dosyaları zabıt kâtibinden teslim aldığı,

5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkındaki Kanunun 18/06/2014 tarih ve 6545 sayılı Kanunun 48'inci maddesi ile değişik 10'uncu maddesinde sulh ceza hâkimliğinin, kanunların ayrıca görevli kıldığı haller saklı kalmak üzere, münhasıran yürütülen soruşturmalarda hâkim tarafından verilmesi gerekli kararları almak, işleri yapmak ve bunlara karşı yapılan itirazları incelemekle görevli olduğunun belirtilmesine ve asliye ceza mahkemelerinin soruşturma evresindeki işlemlerle ilgili hiçbir bir yetkisi bulunmamasına rağmen, görev yaptığı mahkemeye nazaran üst merci sıfatı da bulunmayan ve bu yönüyle eşdeğer olan 29'uncu Asliye Ceza Mahkemesi hâkiminin kanuna aykırı şekilde görevlendirme kararını esas alarak, sadece soruşturma numaraları ve tutuklu şüphelilerin isimleri değiştirilmek suretiyle verdiği aynı içerik ve mahiyetteki 25/04/2015 tarih ve 2015/143, 144, 145, 146, 147, 148, 149 değişik iş sayılı (7) ayrı kararla, 594 klasörden oluşan soruşturma dosyaları kendisine intikal etmeden, atılı suçlar nedeniyle soruşturma dosyalarındaki delilleri incelemeden, suç ve deliller ile her bir şüpheli yönünden ayrı ayrı kişiselleştirme yapılmaksızın, genel geçer ve birbirinin kopyası niteliğindeki gerekçelerle tutuklu (63) şüphelinin tahliyesine karar verdiği,

Bu usulsüz kararlarla ilgili olarak ... (Nöbetçi) 10'uncu Sulh Ceza Hakimliğinin 25/04/2015 gün ve 2015/836, 837, 839, 840, 841, 845, 846 değişik iş sayılı kararları ile 29'uncu Asliye Ceza Mahkemesinin 24/04/2015 gün ve 2015/92 değişik iş sayılı kararının "usul ve yasaya aykırı hukuken geçersiz, uygulanabilirliği olmayan ve yok hükmünde olduğu" yönünde karar verdiği, ... 10'uncu Sulh Ceza Hakimliğinin ayrıca ... 32'nci Asliye Ceza Mahkemesinin verdiği tahliye kararlarının da yok hükmünde olduğu yönündeki 25/04/2015 gün ve 2015/847 değişik iş sayılı kararıyla korsan tahliyelerin gerçekleşmediği, öte yandan tahliye kararının verilmesi için hafta sonu Cumartesi tatil gününde sarf edilen olağanüstü çabanın son derece dikkat çekici olduğu ve örgüt lideri Fetullah Gülen tarafından verilen talimatın ivedilikle yerine getirilmesi amacına matuf olduğunun tartışma götürmeyecek şekilde açık ve net olduğu, hal böyle iken; Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunda üye olarak görevliyken daha sora örgüt bağlantısı nedeniyle meslekten ihraç edilen ve yargılanan iki üyenin ilgililer hakkında ceza tayin edilmemesi gerektiği yönündeki muhalefet şerhleriyle bir hukuk katliamına sahip çıkmalarının, Örgüt mensuplarının yargı teşkilatı içerisindeki görev ve sıfatları ne olursa olsun, örgüt menfaatleri uğruna hukuku bir silah olarak kullanmaktan çekinmeyeceklerini ortaya koyduğu,

FETÖ/PDY terör örgütü lideri Fetullah Gülen'in talimatı ile usulsüz korsan tahliye girişiminde bulunan hâkimler ... ile ...'in Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca meslekten çıkarılmalarına karar verildiği, adı geçenler hakkında Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca iddianame düzenlendiği, ağır cezayı gerektiren suçüstü hükümlerinin varlığına binaen Bakırköy 2'nci Ağır Ceza Mahkemesince tutuklandıkları, son soruşturmalarının ilk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 16'ncı Ceza Dairesinde görüldüğü, 16'ncı Ceza Dairesinin 24/04/2017 tarih ve 2015/3 esas, 2017/3 karar sayılı kararı ile sanıklar ... ve ...'in sübuta eren silahlı terör örgütü FETÖ/PDY üyesi olmak suçundan eylemlerine uyan 5237 sayılı TCK'nın 314/2 ve 3713 sayılı Kanununun 5/1 maddeleri gereğince ayrı ayrı 9 ar yıl hapis; görevi kötüye kullanma suçundan TCK'nın 257/1 maddesi uyarınca ayrı ayrı 1 er yıl hapis cezası ile cezalandırılmalarına karar verildiği, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve 2017/16.MD 956 esas, 2017/370 karar sayılı ilamı ile Daire kararının onandığı ve sanıklar hakkındaki mahkumiyet hükümlerinin kesinleştiği, böylelikle FETÖ/PDY terör örgütünün yargı yapılanmasında yer alan eski hakimler ... ve ... tarafından, örgütün hiyerarşik yapılanması içerisinde yer alan sözde avukat sıfatını haiz militanlarıyla irade ve eylem birliği içerisinde örgütsel işbirliğiyle gerçekleştirilen 25/04/2015 tarihli "korsan tahliye girişimi" eyleminin, örgüt liderinin talimatıyla yerine getirilmiş ve işlenmiş örgütsel bir eylem olduğu hususunun kesinleşmiş yargı kararı ile hüküm altına alındığı anlaşılmıştır.

ABD'de yaşayan FETÖ/PDY terör örgütü liderinin talimatıyla gerçekleştirilmiş olan, ... Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü soruşturmalarda örgüt üyeliği suçundan tutuklu olan şüphelilerin usul ve kanuna tamamen aykırı biçimde tahliye edilmeleri girişimine dair örgütsel eylemde, 17/25 Aralık dosyalarında yargılanan sanıklar ..., ..., ..., ..., ...ve Hüseyin Korkmaz'ın da, o tarihte tutuklu oldukları 2014/115949 sayılı soruşturma evrakı (25 Aralık kumpas soruşturması) kapsamında tahliye edilmeye çalışıldıkları, binaenaleyh örgüt liderinin talimatıyla örgütün yargı yapılanmasındaki hücrelerinde yerleşik mensupları eliyle gerçekleştirilen bir örgütsel eylem ile örgütün emniyet yapılanmasında yerleşik mensuplarının ceza infaz kurumundan salıverilmelerine çalışıldığı, böylelikle örgütsel talimat ve motivasyonla gerçekleştirildiği anlaşılan bu korsan tahliye eylemi ile aynı örgüt yapılanmasında yer alan sanıkların sahiplenildiği değerlendirilmiştir.

Gizli tanık Bayrak'ın 17/25 Aralık operasyonlarının planlamasının örgüte ait hücre evlerinde yapıldığı ve nihai planın örgüt liderince onaylandığına dair beyanları : Yukarıdaki paragraflarda Fetullahçı terör örgütünün Hükûmete karşı eylemlerini anlamlandırmak adına 15 Temmuz darbe girişimine kadarki sürecin kronolojisinin izah edildiği kısımda da değinildiği üzere; 2007/2010 yılları arasında ...'da emniyet müdürlerinin ders sorumlusu / öğretmen olarak, akabinde 2010/2012 yılları arasında FETÖ/PDY terör örgütünün Güneydoğu bölge emniyet yapılanması içerisinde Diyarbakır'da emniyet biriminden sorumlu müdür ve bilahare 2012/2014 yılları arasında Güneydoğu Anadolu emniyet birimlerinden sorumlu danışman olarak görev yaptıktan sonra 2014/2015 yılları arasında örgütün Marmara bölge emniyet yapılanmasında komiser yardımcılarından sorumlu müdür yardımcısı ve nihayet 2015/2016 yılları arasında aynı yapılanmada büyük bölge temsilcisine bağlı hukuk mesulü olarak görev yapmış olan gizli tanık Bayrak'ın dava dosyası ile birleştirilmesine karar verilen yine ... 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 2019/8 esas sayılı dava dosyasında 09/01/2019 tarihinde alınan beyanı, daha önce 25/04/2017 tarihinde Yalova Cumhuriyet Başsavcılığında ve müteakiben 07/05/2017 tarihinde ... C. Başsavcılığında vermiş olduğu ifadelerinde;

"...2013 yılı sonbaharında örgüt ile hükûmet arasında dershanelerin kapatılması krizi gün yüzüne çıkınca bu krizin örgüt yararına olarak aşılması amacıyla Fetullah Gülen kendisini temsil etmesi ve taleplerini iletmesi için Ekrem Dumanlı ve Hidayet Karaca'yı o dönemde Başbakan olan ... ile görüşmeleri için görevlendirdiği, yapılan bu görüşmede özellikle Ekrem Dumanlı'nın Başbakana karşı sert bir üslupla dershaneler konusunda kesinlikle geri adım atmayacaklarını söylediği örgüt içerisinde konuşulmuştur. Bu görüşmeden sonra Ekrem Dumanlı ile Kozanlı Ömer kod adlı Osman Hilmi Özdil arasında gerçekleşen görüşmede artık konuşarak yapılabilecek bir şeyin kalmadığı, hak ettikleri kötü sona geldikleri ve örgütün artık gereğini yapması gerektiği kararını Fetullah Gülen'e onaylatarak almışlardır. Bunun sonucu olarak Kozanlı Ömer kod Osman Hilmi Özdil ile Bahadır kod Çetin Özgür tarafından Türkiye'de örgütle irtibatlı olan operasyonel emniyetçilere Hükûmete karşı ellerinde kullanabilecek tüm çalışmaları mümkün olan en kısa zamanda operasyon yapabilecek hale getirmelere talimatı verilmiştir. Bu talimatı alan emniyet mensupları özellikle ...'da ve İzmir'de zaten çok daha önceden bu amaca yönelik hazırladıkları adli dosyaları en kısa zamanda operasyona dönüştürmek için çok sayıda toplantılar yapmışlardır. Bu toplantılara soruşturma dosyalarında görevli savcılar davet edilmiştir. Bu toplantılar ... İzzettin Çalışlar caddesi üzerinde bulunan Bank Asya şubesinin yanındaki binanın en üst katında bulunan ve özellikle örgütün gizli toplantılar için kullandığı dairede yapılmıştır. Bu daire ... istihbarat imamı ve danışman olarak görevli Veysel kod Mensur Ünal adına kayıtlıdır. Ayrıca 2013 Kasım ve Aralık aylarında bu operasyonel çalışmaları hızlandırmak amacıyla Türkiye'deki farklı illerde çalışan özellikle istihbarat şubelerinde bulunan ve güvenilir olduğu düşünülen bazı rütbeli personel de örgüt talimatı ile izin alarak bu toplantılara katılmak, yapılacak operasyonların hazırlık aşamasında destek vermek için ... iline çağrılmıştır. Bu amaçla o tarihte Diyarbakır emniyet istihbarat şube müdürlüğünde B Büro amir yardımcısı olarak çalışan 2002 Polis Akademisi mezunu olan Zafer isimli emniyet personeli izin alarak o çalışmalara katılmıştır. Hükûmeti devirmeye yönelik olduğunu düşündüğüm bu çalışmaların sonucu, 17/25 Aralık 2013 tarihlerinde ... ve akabinde İzmir ilinde operasyonel çalışmalar gerçekleştirilmiştir. Bu operasyonların ... ayağının örgütteki sivil planlayıcısı Veysel / Ekrem kod adlı Mensur Ünal'dır, resmi görevli planlayıcısı ise Recai kod adlı Erol Demirhandır ... 2013 yılının Kasım ayında kamuoyuna Dershaneler krizi gündeme geldi. Örgüt toplantısında Kozanlı Ömer tarafından konu ile ilgili örgütün sözcüleri olan Ekrem Dumanlı ve Hidayet Karaca ile Başbakan ... arasında gerçekleşen görüşmede Ekrem Dumanlı'nın sözleriyle örgüt ile Hükûmet arasındaki iplerin kopmasına neden olduğu, bu konuda artık görüşmelerle kat edilecek bir yol olmadığı, örgütün de bundan sonra iyi niyetli davranmayacağı konuşuldu. Sonraki günlerde Diyarbakır'da görev yapan İstihbarat şube personeli 2002 mezunu Zafer Kocadağ ...'daki meslektaşlarınca gayri resmi olarak ...'a çağrıldı, kendisi de bu çağrıya icabet ederek izin alarak gitti, ...'daki bazı çalışmalara katıldı, Diyarbakır'a döndüğünde ... ilinin yapacağı bazı operasyonları hızlandırma adına yapılan çalışmalara katıldığını anlatmıştı. ... ilindeki çalışmaların İzzettin Çalışlar caddesindeki Bank Asya şubesinin yanındaki binanın en üst katında örgüt tarafından bir dairede yapıldığı ve bu dairenin tam karşısındaki dairede örgütle ilgisi olmayan Aktif A.Ş isimli bir şirket olduğunu duymuştum. Bu toplantıları yöneten kişiler dairenin de üzerine kayıtlı olduğu örgütün ... bölgesi istihbarattan sorumlu emniyet imamı Veysel / Ekrem kod Mensur Ünal ile örgütün operasyonel çalışmalarından sorumlu resmi görevli imamı Recai kod adlı Erol Demirhan'dır. Ayrıca bu operasyonların planlanmasında ... İstihbarat Daire Başkanlığından sorumlu emniyet imamı Bahadır kod Çetin Özgür ile Marmara bölge emniyet sorumlusu Arif kod adlı Ali Rıza Tekinkaya aktif görev yapmıştır. Toplantılara o dönem bu dosyaları oluşturan hem emniyet hem de adliyede görevli kişilerin katıldığını duydum ama kimler olduğunu bilmiyorum. 17 Aralıktan bir hafta öncesinde Veysel / Ekrem kod adlı Mensur Ünal ve Kartal kod adlı Türkiye yargı imamı İlyas Şahin operasyonun son şeklini sunmak üzere ABD'ye gidip gelmişlerdir. 17/25 Aralık 2013 tarihinden önce emniyetçilerin ... ilinde üç hafta kadar çalışmaları sürmüştür. Sadece 1998 Polis Akademisi mezunu Maksud kod adlı Mesut Yılmaz'ın Veysel / Ekrem kod Mensur Ünal'ın yardımcısı olduğundan katıldığını duydum. Bu dönem içerisinde arka arkaya 17 ve 25 Aralık operasyonları gerçekleşti. Ancak emniyet içerisindeki örgüt mensubu şube müdür seviyesinde ..., ... ve yardımcılarının öncelikle Başbakan Tayyip Erdoğan'ın oğlu Bilal Erdoğan, Yasin El Kadı ve iş adamlarına yönelik olarak yapılması planlanan 25 Aralık operasyonunun, 17 Aralıkta yapılan operasyondan önce yapılması yönünde bir kanaatlerinin olduğu, bunun sebebinin ise kamuoyunda Başbakan Erdoğan'ı zor durumda bırakarak, yapılacak diğer illegal operasyonlara zemin hazırlamak suretiyle halkın devlete olan güvenini azaltacağı, ülke gündeminde daha etkili olacağı yönünde bir görüş olduğu, ancak savcı ve hakimlerin...dosyasını önce yapmak istemelerinden dolayı bu görüşün ağır basarak 17 Aralık'ta bu operasyonun düğmesine basıldığı operasyonlardan sonra konuşulmuştu. Takip eden dönemde İzmir limanında Başbakan...'a yönelik bir operasyon gerçekleşti ... Danışman olarak katıldığım 30 Mart 2014 seçimleri öncesindeki son toplantıda İstihbarat Daire Başkanlığından gelen Recai kod Erol Demirhan başkanlığındaki istihbaratçı rütbeli polislerinden oluşan bir heyet yeni Türkiye emniyet imamı Kasım kod adlı Hamza Sevinç'e seçim analizi çalışması sunumu yaptılar. Bu sunumda Ak Partinin yerel seçimlerde çok önemli belediye başkanlıklarını kaybedeceğinin açıkça ortada olduğu bilgisi verilmiştir..." dediği,

Gizli tanığın ifadesinden ve yukarıda özetlenen kronolojik süreçte yaşanan ve gelişmelerden anlaşılacağı üzere, Hükûmet kanadındaki yetkili ağızlardan çıkan dershanelerin kapatılacağı yönündeki açıklamaların 2013 yılı yaz aylarının sonuna doğru artması, siyasi iktidarın bu konudaki kararlılığının örgüt yönetimince görülmesi ve anlaşılması, dershanelerle ilgili yasa taslağı hazırlığına yönelik Milli Eğitim Bakanlığı nezdinde çalışma yürütüldüğünün ortaya çıkması, akabinde örgütün tüm medya unsurları ve legal görünümlü vakıf dernekler ve sair kuruluşlar aracılığıyla gösterdiği reaksiyona rağmen Başbakan ...'ın geri adım atmayacağı sinyallerini veren kararlı tutumu karşısında Hükûmeti devirmeye ve özellikle Başbakan Erdoğan'ı siyaseten tasfiye etmeye kesin olarak karar veren Örgüt yönetimi tarafından, özellikle 2012/2013 yıllarından beri zaten hazırlıkları yapılmış olan kurgusal nitelikteki soruşturmaların 30 Mart 2014 yerel seçimleri öncesinde operasyona/eyleme dönüştürülmesi kararının verildiği ve bu kararın alt düzeydeki operasyonel birimlere iletilmesiyle birlikte buna dönük toplantılar ve çalışmalar yapılmaya başlandığı,

Bu bağlamda ... / Bahçelievler ilçesi İzzettin Çalışlar caddesi üzerinde bulunan ve örgütün Marmara bölge emniyet yapılanmasında istihbarat ve adli şubelerden sorumlu imamı (danışman unvanıyla) olarak görev yapan Veysel / Ekrem kod adlı firari Mensur Ünal adına kayıtlı olduğu belirtilen hücre evinde gerçekleştirilen ve birkaç hafta sürdüğü anlaşılan toplantılara örgütün emniyet yapılanmasında üst düzey sorumlu imamları ile yargı ve emniyette yerleşik kadrolarında görevli mensuplarının iştirak ettiği, hatta örgütsel yapılanma içerisinde yer alıp, ... dışında Diyarbakır İl Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şubesi Bölücü Örgütler (B) Haber Alma Bürosu amir yardımcısı olarak görev yapan Zafer Kocadağ gibi emniyet görevlisi örgüt mensuplarının toplantılara katılımıyla dışarıdan da destek alındığı, planlama toplantıları nihayetinde 30 Mart 2014 yerel seçimlerine az bir zaman kala kamuoyunda yolsuzluk algısı yaratarak iktidar partisini önce yerel seçimler ve ardından yapılması muhtemel erken genel seçimde hezimete uğratmak ve iktidardan uzaklaştırmak için yerel seçimlerden kısa bir süre önce operasyon yapılması kararı verildiği,

Bununla birlikte, 17 Aralık soruşturmalarından Mali Şubenin takip ettiği...soruşturmasının deşifre olması riskini yaratan bir takım olayların cereyan etmesi, bu bağlamda; 25/10/2013 günü Nuruosmaniye Orient Bazaar mevkiinde gerçekleştirilen fiziki takip işlemi sırasında soruşturma şüphelilerinden Özgür Özdemir'in Mali Şubenin takip tarassut ekiplerini fark ederek durumun Barış Güler üzerinden dönemin İçişleri Bakanı ...'e intikal ettirilmesi, bunun üzerine İçişleri Bakanı ... ve İl Emniyet Müdürü...'ın örgüt üyesi olmayan Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı Engin Dinç, ... Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürü Ahmet Arıbaş gibi emniyet müdürleri ve ilk derece mahkemesince örgüt üyeliğinin sabit olmadığından bahisle hakkında beraat kararı verilen Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Dairesi Başkanı sanık Mehmet Yeşilkaya ( sanık hakkında ilk derece mahkemesince verilen hüküm, gerekçe ve karar kısmında da belirtildiği üzere bozulmuştur.) üzerinden...ile ilgili ... KOM şubelerinde yürütülmekte olan bir adli soruşturma olup olmadığını öğrenmeye dönük girişimlerde bulunmaları, ... İstihbarat Şube Müdürü Ahmet Arıbaş'ın Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürü sanık ...'yı arayarak, diğer yandan yardımcısının da Mali Şube müdür yardımcısı sanık ...'u telefonla arayarak ısrarla bu yönde bir soruşturma olup olmadığını sormaları, soruşturmanın deşifre olma ihtimalinden şüphelenen Mali Şube ekiplerinin hedef şahısların ev ve iş yerleri önünde tedbirler aldırılabileceğinden bahisle yaptıkları araştırmalar sırasında 11/11/2013 günü Rıza Sarraf'ın Halide Edip Adıvar Caddesi No:9 11 Kanlıca / Beykoz adresinin önünde ... Emniyet İstihbarat Şube Müdürlüğü uhdesinde bulunan 34 ZP 7334 plaka sayılı sivil polis aracıyla gözetleme yapıldığını tespit etmeleri, nihayet tüm bunlardan kuşkulanılarak ... İstihbarat Şube Müdürlüğünün üst yönetimini takip altına almak ve muhtemel hareket ve davranış biçimlerini kontrol etmek gayesiyle tertiplenen ... C. Başsavcılığının 2013/153711 sayılı sözde suç soruşturması yukarıda detaylı olarak irdelenmiştir sırasında yapılan dinlemelerde örgütün ... Mali ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüklerinde görevli yönetici kadrosunun görevden alınarak tasfiye edileceğinin değerlendirilmesi üzerine operasyon tarihinin 30 Mart 2014 yerel seçimlerinden öne çekilmesine karar verilerek operasyon startı verildiği,

17/25 darbe girişimleri öncesinde örgütün Marmara bölgesi istihbarattan sorumlu emniyet imamı ve aynı zamanda operasyonların ... ayağının örgütteki sivil planlayıcılarından olan Veysel / Ekrem kod adlı Mensur Ünal ile Kartal kod adlı Türkiye yargı imamı İlyas Şahin'in yaklaşık üç (3) hafta süreyle üzerinde çalışılan 17 Aralık nihai darbe girişimi planını onaylatmak amacıyla birer gün arayla 12 13 Aralık 2013 tarihlerinde ABD'ye giderek planı örgüt liderine onaylattıktan sonra 15/12/2013 tarihinde ülkeye dönerek eylem talimatını örgütün yargı ve emniyetteki mensuplarına ilettikleri, talimatı alan örgüt mensuplarının da 17 Aralık 2013 günü rüşvet ve yolsuzluk operasyonu kılıfı altında birbirleriyle hiçbir bağlantısı olmayan (3) ayrı soruşturma dosyasından aralarında bakan çocukları, iş adamı, banka yöneticisi, belediye başkanı ve bürokratların bulunduğu toplam 92 kişiyi gözaltına alınarak operasyon başlattıkları,

Yargılamayı Yapan Mahkemece ... Emniyeti Kaçakçılık Şube Müdürlüğü Hudut Kapıları Büro Amirliği ve Ticaret Bakanlığı Atatürk Havalimanı Yolcu Salonu Gümrük Müdürlüğü ile yapılan yazışmalar sonucu dava dosyasına ayrı ayrı gönderilen 29/01/2019 ve 27/02/2019 tarihli cevabi yazılara nazaran, 29464581740 TC kimlik numaralı 1971 d.lu Mensur Ünal'ın 17 Aralık operasyonundan sadece dört (4) gün önce 13/12/2013 günü ... Atatürk Havalimanından kalkan Türk Hava Yollarının TK3 sefer sayılı uçağı ile Amerika Birleşik Devletlerinin New York şehrinde bulunan JFK Havalimanına giderek, iki gün sonra 15/12/2013 günü bu kez JFK Havalimanından kalkan THY'ye ait TK4 sefer sayılı uçak ile Türkiye'ye geri döndüğü, diğer yandan 13822567712 TC kimlik numaralı 1966 d.lu Kartal kod adlı Türkiye yargı imamı İlyas Kartal'ın da bundan bir gün öncesinde 12/12/2013 günü ... Atatürk Havalimanından çıkış yaptığı, tam olarak nereye gittiğine dair kayıtlara ulaşılamasa da gizli tanığın somut olgular ve verilerle destekli beyanlarına nazaran İlyas Kartal'ın da bir gün öncesinde terör örgütü liderinin yaşadığı ABD ülkesine gittiği, hatta ikilinin daha önce aynı yılın Mayıs ayı içerisinde birkaç gün arayla ... Atatürk Havalimanından New York JFK Havalimamına gidiş ve dönüş yaptıklarına dair kayıtların bulunduğu,

Öte yandan, FETÖ/PDY terör örgütünün Marmara bölgesi istihbarat ve adli şubelerden sorumlu emniyet imamı ve aynı zamanda 17/25 Aralık operasyonlarının ... ayağının örgütteki sivil planlayıcılarından Veysel/ Ekrem kod adlı mahrem imam Mensur Ünal'ın, Memduh Şahinoğlu isimli şahıs (TC 38905162486) adına kayıtlı 5395523451 numaralı hat üzerinden (105807) ID numarasıyla örgütün kriptolu haberleşme programı olan Bylock kullanıcısı olduğu, 04/08/2017 tarihli Bylock kimlik tespit ve değerlendirme tutanağında bu ID'ye ait kullanıcı adı / şifre bilgileri incelendiğinde kullanıcı adının "Veysell", uygulama giriş şifresinin "2013.Toshiba" ve uygulama içi adının "EKREM" olduğu, kullanıcıya ait Roster bilgilerinde (bu ID'yi ekleyenlerin bu kullanıcıya verdikleri isimler) "ekrem yvz, VYSL, Arge Ekrem, EKREM (AG Veysel), Ekrem Mansur, mansur, Mansur abi, Veysel mansur" şeklinde isimlendirme yaptıkları, dijital verideki telefon numarası kolonu üzerinde yapılan aramada 5395523451 numaralı GSM hattının Mensur Ünal isimli mahrem imama ait olduğunun belirtildiği, ayrıca Bylock listesinde dava dosyamız sanıkları ..., ..., ..., ... ve ...'in yer aldıkları, öte yandan gizli tanık Bayrak tarafından operasyonların resmi görevli planlayıcısı ve örgütün İstihbarat Dairesinden sorumlu imamlarından olduğu dile getirilen Recai kod adlı Erol Demirhan'ın dosya sanıklarından ...'nın Bylock kişi listesinde (27) ID numarasıyla ekli kişi olduğu, Bylock kayıtlarında da kod adının gizli tanığın ifade ettiği gibi Recai olduğu, ayrıca sanıklar ... ve ...'ın Erol Demirhan'ın da içerisinde olduğu "Mdr" isimli Bylock grubunda üye oldukları, gizli tanık Bayrak tarafından Marmara bölgesi istihbarat ve adli şubelerden sorumlu emniyet imamı Mensur Ünal'ın bölge yapılanmasındaki resmi görevli yardımcısı olduğu ve operasyonla ilgili planlama toplantılarına katıldığı söylenilen Maksud kod Mesut Yılmaz'ın ... Emniyeti İstihbarat eski Şube Müdür yardımcısı kendi adına kayıtlı hat üzerinden (150) ID numarasıyla Bylock kullanıcısı olduğu ve dosya sanıklarından...ve ...'nın Bylock kişi listelerinde 150 ID numarasıyla ekli kişi olduğu, ayrıca dosya sanıkları ..., ..., ..., ...'nun Maksud kod adlı Mesut Yılmaz ile birlikte (962) ID numaralı Muhammet Alıç Arif kod adlı Ali Rıza Tekinkaya'nın 17/25 Aralık operasyonlarının akabinde firar etmesinden sonra örgütün Marmara / ... emniyet büyük bölge imamı olduğu, Mehmet, Orhan ve Necati kod adlarını kullandığı anlaşılan şahıs tarafından kurulan "öğrenci" isimli Bylock grubuna üye oldukları, Muhammet Alıç isimli emniyet imamının ayrıca dava dosyası sanıklarından ... ve ...'un da Bylock kişi listelerinde kayıtlı olduğu, dolayısıyla operasyonda ismi geçen mahrem imamlarla operasyonda resmi görev üstlenenlerin kesin olarak irtibatlı oldukları,

Bir diğer yandan, gizli tanık Bayrak'ın ifadesinde kod adlarını ve isimlerini zikrettiği, ...'da icra edilen 17 Aralık darbe girişimi planlama toplantılarına katılanlar arasında isimleri geçen kişilere ilişkin olarak ilk derece mahkemesince örgütlü suçlar bilgi bankasından yapılan sorgulamada, bu kişilerden, mahrem imam Arif kod adlı Ali Rıza Tekinkaya'nın 7 Şubat MİT kumpasına ilişkin tanık Yunus Dolar'ın da ifadesinde geçen mahrem imam ... 3'üncü Sulh Ceza Hakimliğinin 28/11/2016 tarih ve 2016/4683 değişik iş sayılı kararına istinaden FETÖ/PDY silahlı terör örgütü yöneticiliği suçundan hakkında çıkarılmış olan yakalama kararına istinaden aranmakta olduğu, Mehmet / Necati ve Orhan kod adlarını kullanan mahrem imam Muhammet Alıç'ın aynı suçtan ... 25'inci Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/799 esas ve Adana 11'inci Ağır Ceza Mahkemesinin 2108/134 esas sayılı dosyalarında sanık olarak yargılanmakta olduğu, aynı şekilde hakkında çıkarılmış yakalama emrine istinaden arandığı, kayınbiraderi Murat Yavuz'un alınan beyanlarında Muhammet Alıç'ın Yunanistan ülkesinde firari olduğunu söylediği, Maksud kod adlı ... eski İstihbarat Şube Müdür Yardımcısı Mesut Yılmaz hakkında sanık sıfatıyla yargılanmakta olduğu ... 13'üncü Ağır Ceza Mahkemesinin 2015/371 esas sayısına kayden görülmekte olan "usulsüz dinleme" davasında FETÖ/PDY örgüt üyeliği nedeniyle yakalama kararı çıkarılmış olduğu, halen firari olup arandığı, Bahadır kod adlı mahrem imam Çetin Özgür hakkında FETÖ üyeliğinden ... 2'nci Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/452 esas sayısına kayden dava açılmış dava bulunduğu, hakkında yakalama kararı bulunduğu, Recai kod adlı ... eski İstihbarat Şube Müdürü (2009 2012) Erol Demirhan'ın ise ... 14. Ağır Ceza Mahkemesinin II. Heyetinde görülen Tahşiye kumpası davasında 03/11/2017 tarih ve 2015/281 esas, 2017/172 sayılı karar ile örgüt üyeliğinden 12 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, gizli tanık Bayrak tarafından, 17 Aralık öncesinde görevli olduğu Diyarbakır İstihbarat Şube Müdürlüğünden gelerek planlama toplantılarına katıldığı belirtilen Zafer Kocadağ hakkında ise Diyarbakır 4'üncü Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/414 esas sayılı dosyasına kayden FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyeliğinden açılmış ve görülmekte olan dava bulunduğu, Veysel ve Ekrem kod adlarını kullanan mahrem imam Mensur Ünal ile ilgili ise bilgi bankasında herhangi bir kayıt bulunmadığı anlaşılmıştır.

Gizli tanık Bayrak'ın aşamalardaki beyanlarında dile getirdiği ve ilk derece mahkemesince yapılan araştırmaların da teyit ettiği üzere, 17 Aralık soruşturmalarının operasyon planlamasının FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün mahrem yapılanmasında yer alan mahrem imamların, yargı ve kolluk mensuplarının birkaç hafta süren ortaklaşa çalışmasıyla yapıldığı, operasyonun 30/03/2014 tarihli yerel seçimlerden kısa bir süre önce gerçekleştirilmesi düşünülmekle birlikte, yukarıda izah edilen gelişmeler ışığında operasyon tarihinin öne çekildiği, nihayet örgüt liderinden gelen nihai talimatla soruşturmaların Hükûmeti devirmek amacıyla sansasyonel ve ses getirecek biçimde 17 Aralık 2013 tarihinde operasyona dönüştürüldüğü, bu durumun benzerlerinin 7 Şubat MİT kumpasında ve bilahare 15 Temmuz hain darbe girişimi öncesinde de yaşandığı, nitekim 7 Şubat MİT kumpasının izah edildiği bölümde dile getirildiği üzere bir dönem ... Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şube Müdürü olarak görev yapmış olan FETÖ/PDY mensubu Yunus Dolar'ın İst. C. Başsavcılığının 2015/48932 sayılı soruşturması sırasında tanık olarak verdiği ifadelerine nazaran MİT Müsteşarının ifadeye çağrılması yönündeki kararın 07/02/2012 tarihi öncesinde ABD'de toplanan örgüt istişare heyetinde alındığı ve Türkiye'deki örgüt üyelerine iletilmesiyle icraya konulduğu, öte yandan 15 Temmuz darbe girişimi öncesinde örgütün Hava Kuvvetleri imamı firari terörist Adil Öksüz'ün örgüt yöneticisi Kemal Batmaz ile birlikte nihai darbe planını Pensilvanya'da yaşayan örgüt lideri Fetullah Gülen'e onaylatmak amacıyla 11/07/2013 günü Amerika Birleşik Devletleri'ne gidip onay aldıktan sonra 13/07/2013 günü tekrar Türkiye'ye dönerek eylem talimatını örgüt mensuplarına ilettikleri ve nihai eylem talimatını alan teröristlerin 15 Temmuz günü harekete geçerek darbe planını icraya koydukları hususunun 15 Temmuz darbe girişimi davalarına ilişkin kesinleşen yargı kararlarıyla ortaya konulduğu, bu itibarla FETÖ/PDY tarafından gerçekleştirilen gerek 7 Şubat darbe girişimi ve kumpası, gerek dava konusu 17 Aralık yargısal darbe girişimi ve gerekse 15 Temmuz askeri darbe girişimi eylemlerinin tamamının örgüt lideri ve yönetiminin talimatıyla işlendiği anlaşılmıştır.

17 Aralık Soruşturmalarını Yürüten Eski Savcıların Fetö/Pdy Terör Örgütü İle İrtibatlarının Varlığına Dair Deliller;

17 Aralık soruşturmalarından Mali Şube ve Organize Suçlarla Mücadele Şubeleri eliyle takibi yapılan 2012/120653 ve 2013/24880 sayılı Rıza Sarraf / Halkbank ve Fatih Belediyesi / Anıtlar Kurulu konulu soruşturmaların, soruşturma ve operasyon savcısı Celal Kara ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesinde takibi yapılan 2012/125043 sayılı Toki/Çevre Şehircilik imar yolsuzluğu konulu soruşturmanın, soruşturma ve operasyon savcısı Mehmet Yüzgeç ile soruşturmaların "koordinatör başsavcı vekili" konumundaki dönemin Kaçakçılık ve Narkotik Suçlar Soruşturma Bürosundan sorumlu ... C. Başsavcı Vekili Zekeriya Öz hakkında Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 3'üncü Dairesi tarafından verilen soruşturma izni sonrası HSYK Başmüfettişliği eliyle yürütülen soruşturma neticesinde düzenlenen soruşturma raporunda, adı geçenlerin, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü yöneticisi / üyesi oldukları ve Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs ettiklerine dair haklarında kamu davası açılmasına yeterli delil elde edildiği gerekçesiyle ayrı ayrı kovuşturma izni verildiği, verilen izinler üzerine Bakırköy C. Başsavcılığınca "son soruşturmanın açılması ve kovuşturmanın Yargıtay ilgili Ceza Dairesinde yapılmasına karar verilmesi" talebiyle Bakırköy 2'nci Ağır Ceza Mahkemesine hitaben 11/08/2016 tarih ve 2016/4 soruşturma numaralı iddianame düzenlendiği,

Bakırköy 2'nci Ağır Ceza Mahkemesinin 23/11/2016 tarih ve 2016/276 esas, 2016/276 sayılı "son soruşturmanın açılması" kararı üzerine adı geçenler hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü yöneticiliği ve üyeliği, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, görevi kötüye kullanmak, resmi evrakta sahtecilik, haberleşmenin gizliliğini ihlal, kişiler arasındaki konuşmaların dinlenilmesi ve kayda alınması, özel hayatın gizliliğini ihlal, iftira, suç uydurma, nitelikli tehdit, nitelikli dolandırıcılık, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından cezalandırılmaları talebiyle açılan davanın ilk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 16'ncı Ceza Dairesinin 2016/4 esas sırasına kayden görülmesine ve yargılanmalarına başlanıldığı, Yargıtay 16. Ceza Dairesinin kapatılması üzerine söz konusu kişilerin yargılanmasına Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 2021/4 Esas sayılı dosyası üzerinden halen devam edildiği, aynı zamanda meslekten de ihraç edilmiş olan FETÖ/PDY mensubu eski savcılardan Celal Kara ve Zekeriya Öz'ün, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 3'üncü Dairesi tarafından 17 Aralık soruşturmalarıyla ilgili verilen 07/08/2015 günlü inceleme ve soruşturma izni sonrası HSYK Teftiş Kurulu Başkanlığının kendileriyle alakalı 10/08/2015 günü tutuklama talebine istinaden Bakırköy 2'nci Ağır Ceza Mahkemesinin 10/08/2015 gün, 2015/874 değişik iş sayılı tutuklamaya yönelik yakalama müzekkeresi tanzimi kararından evvel Artvin / Sarp kara hudut kapısı üzerinden yurt dışına kaçmış olmaları nedeniyle ve Mehmet Yüzgeç'in ise halen yurt içinde veya yurt dışında bilinmeyen bir yerde kaçak olması hasebiyle Yargıtay Dairesindeki davanın eski savcıların yokluklarında devam ettiği anlaşılmaktadır.

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca "son soruşturmanın açılması ve kovuşturmanın Yargıtay ilgili Ceza Dairesinde yapılmasına karar verilmesi" talebiyle Bakırköy 2'nci Ağır Ceza Mahkemesine hitaben düzenlenen 11/08/2016 tarih ve 2016/4 soruşturma numaralı iddianamede ağırlıklı olarak, eski Cumhuriyet savcısı olan sanıkların, 17 Aralık soruşturmaları ve operasyonunda görev alan FETÖ/PDY mensubu emniyet görevlileriyle aynı suç işleme iradesi ve eylem birlikteliği içerisinde işledikleri hukuka aykırı soruşturma iş ve işlemlerine yer verildiği, özellikle HSYK'nın işlem tarihinde yürürlükte bulunan 10 numaralı genelgesi ile 01/10/2012 tarihinde güncellenen ... Cumhuriyet Başsavcılığına ait çalışma talimatının 13 14'üncü sayfalarında yer alan "Özel Soruşturma Bürosu" başlıklı kısmındaki açık düzenleme gereği Hükûmet üyesi Bakanlarla ilgili suç atfeden soruşturma evrakını Özel Soruşturma Bürosuna devretmeleri icap ederken, bu yola tevessül etmeyerek tahkikat evrakını kasıtlı olarak uhdelerinde tutmak suretiyle, üstelik mevzuat ve yargı kararları gereği gözetim ve denetim yetkisini haiz İl Cumhuriyet Başsavcısını da olaydan bilgilendirmeyerek soruşturmaları örgütsel bir gizlilik ve disiplin içerisinde yürüttüklerine işaret edildiği, öte yandan anılan iddianamenin 400'üncü sayfasından itibaren eski savcıların bireysel olarak örgütle bağlantıları ve irtibatlarını gösteren delillere yer verildiği anlaşılmış, bu itibarla, dava dosyamız sanıkları ile aynı örgütsel yapılanmaya bağlı olarak örgütsel eylem ve irade birlikteliği çerçevesinde 17 Aralık soruşturmalarını yürüten ve operasyona imza atan eski Cumhuriyet savcılarıyla ilgili örgütsel aidiyetlerinin varlığına delalet eden kanıt ve olgulara bu başlık altında değinilmesi gerekli görülmüştür.

Söz konusu delillerden bazıları;

1 ... Emniyet Müdürlüğü Mali Şube eliyle takip edilen 2012/120653 sayılı ve Organize Şube eliyle takip edilen 2013/24880 sayılı suç soruşturmalarını yürüten ve operasyonlarını yapan eski savcı Celal Kara'nın, Cumhuriyet gazetesinin genel yayın yönetmenliğini yapan Can Dündar ile gerçekleştirmiş olduğu ve sözü geçen gazetenin 25 Ocak 2015 ila 30 Ocak 2015 tarihli nüshalarında yayımlanan altı (6) günlük röportaj dizisinde dile getirmiş olduğu ifadeler,

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen iddianamede (sayfa 214 ve devamındaki bölüm), 2012/120653 ve 2013/24880 sayılı soruşturmaların adı geçen Cumhuriyet savcısının uhdesinden alınarak başka Cumhuriyet savcısına devredilmesine ve röportaja konu olayların kovuşturmaya yer olmadığına dair kararla sonuçlanmış olmasına karşın, eski savcı Celal Kara'nın kamuoyunu provoke etmek, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanını ve idarecileri itibarsızlaştırmak, ayrıca röportajın yapıldığı tarih itibariyle yaklaşan milletvekili genel seçimi öncesi Hükûmet ve hükûmet eden siyasi parti hakkında olumsuz algı oluşturmak için Cumhuriyet gazetesi genel yayın yönetmeni Can Dündar ile yaptığı ve Cumhuriyet gazetesinin 25 ila 30 Ocak 2015 tarihli nüshalarında yer bulan röportaj dizisinde;

a )25 Ocak günü "1 Numara Erdoğan'dı" manşetiyle ve "Erdoğan vardı inkar mı edeyim?" başlığıyla, 26 Ocak günü "Yolsuzluğa yol oldular" manşetiyle ve "Sadece 20 kişi biliyordu" başlığıyla, 27 Ocak 2015 günü "Odama giren çıkanı izlediler" manşetiyle ve "Odama gireni kamerayla izlediler", "O kayıt gerçek" başlığıyla, 28 Ocak 2015 günü "Bakan çocukları süt dökmüş kedi gibiydi" manşetiyle ve "Ulan bir dansözle resmini de mi bulamadınız?" başlığıyla, 29 Ocak günü "Fethullahçı değil mi?" manşetiyle ve "Savcım dosya sizden alındı" başlığıyla, 30 Ocak 2015 günü "7 konuşmada Erdoğan'ın adı geçiyor" manşetiyle ve "İşte Erdoğan'ın adının geçtiği konuşmalar" başlığıyla yayınlanan söz konusu röportajlarda, bir yargı mensubu olarak tarafsızlığını korumak adına basına beyanat vermekten kaçınmak yerine, adeta hükümeti toplum nazarında itibarsızlaştırarak ve basını da bu yönde kullanarak hükümeti istifaya dair manevi cebir şeklinde beyanatlarda bulunduğu,

b )Anılan yazı dizisinin tamamı incelendiğinde, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanının örgüt lideri olduğu izlenimi oluşturmaya çalıştığı, eski Başbakan halen halk oylamasıyla seçilen Cumhurbaşkanı ...'ı yolsuzluk, rüşvet, para aklama, nüfuzunu kullanarak çıkar sağlama amacıyla kurulmuş bir suç örgütünün lideri ve yöneticisi olduğu isnadında bulunduğu, toplum nezdinde haksız algı oluşturmaya çalıştığı, 17 Aralık soruşturmasının amacını anlatırken hedefinin özellikle Başbakan olduğunu ortaya koyduğu gibi, hakkında takipsizlik kararı verilen bahse konu soruşturma dosyasıyla ilişiği kesilmiş olmasına rağmen, görevini kötüye kullanarak TCK'da hüküm altına alınan hakaret ve iftira suçlarını oluşturan ve de müştekiyi örgüt lideri olmakla itham eden ifadeleri kullandığı,

c )Bahsedilen soruşturmada takipsizlik kararı verilmesine, takipsizlik kararının gerekçesindeki "....'ın isminin soruşturma dosyasında bulunmadığı, özel olarak Bilal Erdoğan hakkında dinleme kararı olmamasına rağmen usule aykırı olarak haklarında dinleme kararı olan kişiler üzerinden dinleme yapıldığı..." şeklinde açıklamadan anlaşıldığı üzere müşteki hakkında iddia edilen bir suçlama da bulunmamasına rağmen, kendi ifadeleriyle, operasyonun asıl hedefinin dönemin Başbakanı olan ... olduğunu, ekip olarak keyfiyetle alınan kararlar ile usulsüz işlemler yaptıklarını itiraf ettiği, müştekinin adının dosyada olmayışını da yeterli kanıtın olmadığı gerekçesine dayandırarak müştekiye attığı iftiraya uydurma bir zemin hazırladığı,

d )Söz konusu röportajdaki, "Bizim dosyamızda Bilal Erdoğan'la ilgili bariz bir şey yoktu. Ama Başbakan'la ilgili bir şeyler çıkardı. Zaten vardı tapelerde ... Var yani, bunu inkâr mı edeyim? Var. Biz polis fezlekelerine de yazmamıştık, Meclis'e gönderdiğimiz bilgi notuna da eklemedik, ama bence işin içindeydi Erdoğan." şeklindeki ifadesiyle müştekinin ve müştekinin oğlu Bilal Erdoğan hakkında dosyada suç teşkil eden bir delilin olmadığını, fezlekelerde de yer almadığını itiraf etmesine; soruşturma sonunda kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilerek müştekiyi zan altında bırakan tüm iddiaların yargısal bir kararla çürütülmüş olmasına rağmen, beyanatlarıyla müştekiyi suçlayıp yeniden zan altında bırakmaya çalıştığı,

e )17 Aralık operasyonunun, suçla mücadeleden öte Hükümeti devirmeye yönelik bir girişim olduğunu ispatlayan anılan yazıda, müştekiye hitaben, "Doğrudan ismi olmasaydı, tapelerde bilgi olmasaydı da iddianamede ismi geçecekti" şeklindeki, sadece kendi kanaati ve yorumuyla sanığı belirlemeye çalıştığını ispat eden ifadesiyle, ceza muhakemesine aykırı ifşaatta bulunarak, sivil şahıslar üzerinden bakanlara, oradan da müşteki Türkiye Cumhuriyeti Başbakanına ulaşarak Hükümeti devirme operasyonunun bir parçası olduğunu gösterdiği, böylelikle kamuoyunda algı oluşturma gayesi ile bir kısım yorum ve isnatlarda bulunduğu tespitlerine yer verildiği görülmektedir.

2014 yılının Ocak ayı içerisinde MİT TIR'larına ait hukuka aykırı yollarla elde edilen devlet sırrı kapsamındaki görüntüleri yaklaşık bir buçuk yıl sonra bahse konu gazetenin 29/05/2015 tarihli nüshasında yayınlamaktan ötürü "devletin güvenliğine ilişkin gizli bilgileri siyasi ve askeri casusluk amacıyla temin etmek ve yayınlamak" ve "FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne yardım etmek" suçlarını işlediği iddiasıyla halen yargılanmakta olan firari Can Dündar ile FETÖ/PDY terör örgütü üyeliği isnadıyla halen yargılanmakta olan eski savcı firari Celal Kara arasında gerçekleştirilen röportajlardaki isnat ve yorumların; soruşturmayı yürüten savcının olaya bakış açısını tam olarak yansıttığı, eski savcı Celal Kara'nın operasyonun asıl hedefinin özellikle Başbakan olduğunu ve 17 Aralık operasyonunun suçla mücadelede ve suçu delillendirmeye yönelik bir soruşturma faaliyetinden öte Hükûmeti devirmeye yönelik bir girişim olduğunu adeta itiraf eder biçimde sarf ettiği beyanatlar, kendisinin ve emrindeki adli kolluk görevlisi sanıkların örgütsel nitelikteki kastını ve hedefini ortaya çıkarmaktadır.

2 ) 17 Aralık soruşturmalarının koordinatör Başsavcı Vekili olarak görev almış olan Zekeriya Öz ile ilgili aleyhteki tespitler,

Eski Cumhuriyet Başsavcı Vekili Zekeriya Öz'ün 17 Aralık 2013 günü operasyona dönüştürülen her üç soruşturma evrakının kapsam ve mahiyeti hakkında da bilgi sahibi olduğu, 2012/120653 ve 2013/24880 sayılı soruşturmaları, bu soruşturmaları yürüten eski savcı Yılmaz Kıstı'nın ayrılması üzerine, özellikle kendisine bağlı Kaçakçılık ve Narkotik Suçlar Soruşturma Bürosunda görev yapan Cumhuriyet Savcısı Celal Kara'ya tevzi ederek adı geçen C. Savcısı tarafından yürütülmesini sağladığı, Zekeriya Öz'ün daha evvelki yürüttüğü malum soruşturmalar nedeniyle kamuoyunun yakından tanıdığı bir kişi olması sebebiyle, toplumda yolsuzlukla mücadele ediyor görüntü ve algısı oluşturarak ayrıca kamuoyu desteğini alabilmek için Cumhuriyet savcıları Celal Kara ve Mehmet Yüzgeç tarafından yürütülen 2012/120653, 2012/125043 ve 2013/24880 sayılı soruşturmalarda koordinatör Başsavcı vekili olarak görev aldığı, adı geçen Cumhuriyet savcılarını yönlendirmesinin yanında 17 Aralık operasyonu sonrası şüphelilerin gözaltında bulunduğu 19/12/2013 tarihinde Mali Suçlar ve Organize Suçlar Şubelerine yeni atanan ve göreve yeni başlayan kolluk görevlilerine gözdağı vermek için ... Emniyet Müdürlüğüne gittiğinin tespit edildiği,

Ayrıca, Zekeriya Öz'ün Dubai'de bir dönem ailesiyle yapmış olduğu 77000 USD tutarındaki tatil masraflarının 2012/125043 sayılı soruşturma şüphelilerinden Ali Ağaoğlu'nun sahibi olduğu Ağaoğlu şirketler grubu tarafından karşılandığı yönünde basında çıkan haberler üzerine tatil masraflarının ödemelerini kendisinin yaptığına dair "belge göstereceğim" diye açıklama yapmasını müteakip, avukat Tayfun Aktaş ve halen firari müteahhit Aytaç Ocaklı adlı kişilerin Zekeriya Öz adına Ali Ağaoğlu'ndan makbuz talep ettikleri, makbuz verilmemesi üzerine Zekeriya Öz ile yakın ilişki içerisinde olan Av. Tayfun Aktaş isimli şahsın Ali Ağaoğlu'nu "bu işin sonunun kötü olacağını, haklarında dosyalar hazırlayacaklarını, hükûmetin düşürüleceğini, taraflarını belli etmelerini, bunun çok güçlü bir organizasyon olduğunu, onlarla beraber çalışmazlarsa hayatı kendilerine zindan edeceğini, Başbakan'ın hırsız olduğunu, bu hırsızlarla beraber aynı safta olmamalarını" beyanla tehdit ettiği iddiasına yer verildiği, (Bu konuya ilişkin farklı bir dosya üzerinden Zekeriya Öz hakkında HSYK Kurul Başmüfettişliğince ayrıca soruşturma yürütülerek meslekten ihraç şeklinde sonuçlandığı),

Meslekten ihraç edilen eski savcı Zekeriya Öz'ün, Dubai tatilinin masraflarının kendisi tarafından karşılandığına ilişkin belge almaları için av. Tayfun Aktaş ile bazı kişileri, iş adamı Ali Ağaoğlu'nun ofisine yolladığı ve örgütün korkutuculuk gücünden istifade suretiyle tehdit ettirdiği iddiasıyla sanık Tayfun Aktaş hakkında FETÖ/PDY terör örgütü üyesi olmak suçundan ... Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosunun 2017/108143 sor., 2017/30703 esas ve 2017/5493 sayılı iddianame ile kamu davası açıldığı ve ... 34'üncü Ağır Ceza Mahkemesinde tutuklu olarak yargılandığı anlaşılmıştır.

Zekeriya Öz’ün de aynen Celal Kara'nın yaptığı gibi röportaj ve sosyal medya paylaşımlarında bulunarak kamuoyunu provoke etmeye çalıştığı, bu konunun da yukarıda bahsi geçen Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca 11/08/2016 tarihli iddianamesinde de yer aldığı, bu bağlamda, eski savcı Zekeriya Öz'ün 2012/120653, 2012/125043 ve 2013/24880 sayılı soruşturmaların başka büroda görev yapan Cumhuriyet savcısına devredilmesine, soruşturmaların kovuşturmaya yer olmadığına dair kararla sonuçlanmış olmasına karşın, kamuoyunu provoke etmek, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanını ve idarecileri itibarsızlaştırmak ayrıca yaklaşan milletvekili genel seçimi öncesi hükümet ve hükümet eden parti hakkında olumsuz algı oluşturmak için Bugün gazetesi yazarı Nazlı Ilıcak ile yaptığı röportajda;

23/02/2015 günü, "Bakanların Dosyası Niye Ayrılmadı Eleştirisine 17 Aralık Başsavcı Vekili Öz Cevap Verdi: 'Ciğeri kediye teslim edemezdik', 17 Aralık Yolsuzluk ve Rüşvet Soruşturması'nın Başsavcı Vekili Zekeriya Öz yazarımız Nazlı llıcak'a konuştu. Efsane Savcı, Türkiye'yi ve dünyayı sarsan soruşturmaları anlattı",

24/02/2015 günü, "usulsüz hediye diyerek rüşvet dosyasının kapatan savcıya Zekeriya ÖZ'den tepki: 'rüşvet suçu tarihte hiç böyle tanımlanmamıştı',

26/02/2015 günü, "Savcı Zekeriya Öz 17 Aralık sonrasını değerlendirdi: 'ülkeyi kaosa atacaklarını beklemiyordum' ve benzeri...", başlıklar altında soruşturmalar ve soruşturmalarda geçen kişilerle ilgili beyanat vererek Fetullahçı terör örgütünün Hükümeti yıkma amaç ve doğrultusunda algı oluşturduğunun,

Öte yandan, şahsi twitter hesabından 2014 yılında yaptığı paylaşımlarda;

Helikopter kazası sonucu hayatını kaybeden Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ile ilgili olarak; "Muhsin Yazıcıoğlu'nu ortadan kaldıran İrancı bakan kimdi..?", "Muhsin Yazıcıoğlu AKP'ye ne demişti: Yolsuzluklarınız diğer hükümetler dönemindeki yolsuzluklara rahmet okutacak hale geldi. Altınızdan pis kokular geliyor. Sizi uyarıyorum.", "Muhsin Yazıcıoğlu'nu AKP'ye katarak gelecekte herhangi alternatiflik bir kaygı taşımak istemeyen Ampüllerin Efendisi, Muhsin Başkan'dan gelen 'ret' cevabı sonrası adeta çıldırmıştı. (Sen kim oluyorsun?)", "Ve Muhsin Başkan'ın AKP İran aleyhine edindiği kozmik bilgileri arşivlediği ve bir takım yerlere sızdırdığı öngörüsü AKP'de sonun başlangıcı olabilirdi.", "Ve Keş Dağları üstünde iki F 4 uçağı Yazıcıoğlu'nun helikopterinin çok çok yakınından geçerek hava basıncı oluşturdu. Türbülansa sokarak düşmesini sağladı.", "Olaydan iki saat sonra düşen helikopterin koordinat bilgileri Başbakanlığa ulaşmıştı ulaşmasına amma..! Babası 35 yıl İran'da kalan çok ünlü İrancı bakanımız koordinat bilgilerini herkesten gizliyor ve yırtıp çöpe atıyordu...", "Ampullerin Efendisi kendisine iki saat sonra ulaşan helikopterin düştüğü yer koordinat bilgilerine şöyle bir göz gezdirdikten sonra "BIRAKIN ÖLSÜN YAVV" demesi İrancı bakanı sevinçten çılgına çevirmişti ve o sevinçle hemen telefona sarıldı.", "Bu arada Keş Dağları üzerinden kendisine bildirilen rota üzerinden uçarak, bilmeden Muhsin Başkan'ın helikopterinin düşmesini sağlayan o iki pilot, Suriye'de Esed rejiminin vurarak düşürdüğü 2 pilot mu? ona da sıra gelecek...!" (Bu konuya ilişkin farklı bir dosya üzerinden HSYK Kurul Başmüfettişliğince ayrıca soruşturma yürütüldüğü) şeklinde paylaşımlarda bulunduğu,

Ayrıca, hakkında tutuklamaya yönelik yakalama kararı çıkarılması ve 10/08/2015 tarihinde Celal Kara ile birlikte yurt dışına kaçmasından kısa süre evvel 02/08/2015 günü şahsi twitter hesabından yaptığı; "Hırsızlıklarını ve yolsuzluklarını örtbas için kanun değiştirip Hâkim Savcı ve Polis tutuklattıranlar, iktidar için şehitlerin sayısından medet umuyor", "Seçim uğruna her gün şehit haberleri görüp oy oranı arttırma derdindeki vicdansızlar, Ülkeyi hırs ve iktidarınız için kan gölüne çevirdiniz", "Gezi olaylarına PKK müdahil olsaydı şuan hükümet edenlerin bu makamda oturma imkânları olmayacaktı. PKK kimden emir adıysa katılmadı", "Gezi olaylarına PKK nedense hiç katılmadı ve müdahil olmadı. Bu konu PKK tarafından pişmanlık olarak dile getirildi", "Gezi olaylarının çözüm süreciyle alakasının olmadığını bilmeyen bir geçici Başbakan tarafından yönetiliyoruz" içerikli paylaşımlarıyla bir yargı mensubuna yakışmayacak, tarafsızlığını zedeleyecek ve yargısal etik ilkeleri ile bağdaşmayacak bir tavır takındığı anlaşılmıştır.

Bakırköy C. Başsavcılığınca düzenlenen iddianamede Zekeriya Öz ile ilgili yer verilen bir diğer delilin, şahsın amcasının oğlu olan ve Bursa ilinde yaşayan Yusuf Öz isimli şahsın Milliyet gazetesine ait internet sitesinde yer alan 13/08/2015 tarihli "Zekeriya Öz'ün kuzeni konuştu : Kaçmasaydı daha hoş olurdu" başlıklı haber ve yazıda dile getirdiği "Bence kalsaydı, kaçmasaydı, daha hoş olurdu. Yani Türk yargısına kendisini teslim etmesi gerekirdi ... Zekeriya Öz vatanını milletini seven bir insandır. Hangi güçler bunu ona yaptırdı, ya da neden yapmak zorunda kaldı ben de anlamış değilim ... Burada Fethullah Hoca'nın herhalde grubu ağır bastı. Onların okullarında okuduğu için ya da inandığı için minnet duygusundan dolayı onlarla birlikte hareket etme zorunluluğu duydu..." şeklindeki ifadeleri ve bu ifadeler üzerine soruşturmayı yürüten HSYK Başmüfettişliğince Bursa Cumhuriyet Başsavcılığınca tanık sıfatıyla alınan ifadeleri olduğu, Yusuf Öz'ün tanık sıfatıyla verdiği ifadelerinde amcasının oğlu Cumhuriyet savcısı Zekeriya Öz'ün kendisiyle olan sohbetlerinde Fethullah Gülen grubuyla bir ilişkisi olduğuna dair herhangi bir söylemde bulunmadığını ve 17 Aralık veya diğer soruşturmalarda Fethullah Gülen yapılanmasının amcasının oğlu olan Zekeriya Öz üzerinde ne gibi etki ve yönlendirmesinin olduğu konusunda bilgi ve görgüsünün bulunmadığını, ancak Zekeriya Öz'ün öğrencilik hayatında Fethullah Gülen'in yurtlarında kaldığını bildiğine dair beyanlarına yer verildiği anlaşılmıştır.

Dosyaya konu 17 Aralık soruşturmalarının koordinatör savcısı Zekeriya Öz ile ilgili dile getirilen ve FETÖ/PDY terör örgütüyle arasında organik bağın varlığına delalet eden en önemli delillerin; eski savcının yakını Yusuf Öz isimli şahsın HSYK Başmüfettişliği eliyle yürütülen soruşturmada Bursa Cumhuriyet Başsavcılığınca tanık olarak alınan ifadesinde, Zekeriya Öz'ün öğrencilik yıllarında FETÖ yurtlarında kaldığına dair ifadeleri ile Öz'ün doğrudan siyasi içerik taşıyan, 17 Aralık soruşturmalarında örgütsel talimat / motivasyonla ve başından beri siyasi hedef / saik gözeterek hareket ettiğini ortaya koyan gazete röportajları ve sosyal medya paylaşımları olduğu görülmektedir.

3 ) Hasan Polat isimli şahsın başka bir soruşturma kapsamında şüpheli sıfatıyla Mehmet Yüzgeç ile ilgili vermiş olduğu ifadeler,

Hasan Polat isimli şahıs ... Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen 2016/97787 sayılı bir suç soruşturması kapsamında şüpheli sıfatıyla müdafi eşliğinde alınan (25) sayfalık ifadesinde özetle, 1969 yılında Erzurum'da doğduğunu, cemaat ile Erzurum İmam Hatip Lisesinin son sınıfında okuduğu esnada 1985 1986 yıllarında tanıştığını, o dönem cemaat olarak bilinen yapıya ait Nil Dershanesinde üniversiteye hazırlık kursuna gittiğini, o tarihte Erzurum Lisesi'nde okuyan Sedat Sami Haşıloğlu (Ergenekon davası hakimlerinden) ile Erzurum merkezde yer alan Oba otelinin karşısında bulunan Özen Apartmanı'ndaki aynı cemaat evine ve aynı dershaneye birlikte gittiklerini, Haşıloğlu'nun üniversite sınavında Hukuk Fakültesini, kendisinin ise 1986 senesinde ... Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesini kazandıklarını, ...'a gelince örgüt evlerinde kalmaya başladığını, ilk önce ev imamı olduğunu, 1988 1989 eğitim öğretim yılında Tıp Fakültesi 3'üncü sınıfta öğrenci iken Fatih ilçesi Halıcıoğlu Caddesi Öz Apartmanında ev imamlığı yapmaya başladığını aynı zamanda Pertevniyal Lisesinde öğrenim gören lise öğrencilerini askeri okul sınavlarına hazırladığını, bu öğrencilerden Kadir Akyol, İsmail İpekçi, Yavuz Al ve Fehmi Demir isimli lise öğrencilerinin 1989 senesinde Deniz Harp Okulu ve Kara Harp Okulunu kazandıklarını, ilk kez böylelikle askeri okullara öğrenci soktuğunu, aynı yıl başka evlerde imamlık yapan Ahmet kod adlı Mehmet Yüzgeç, Selim kod adlı Rasim İsa Bilgen ve Cemil kod adlı Cemal Gürgen'in de kendisi gibi harp okullarına öğrenci soktuklarını, 1989 1990 senesinde Sultanahmet semt imamı olduğunu, 1990 yılında semt imamı olarak Cağaloğlu ve ... Erkek Liselerinin sorumlu ağabeyliği görevini yürüttüğünü, bu yıl da Mehmet Mükerrem Arı ve Gökay Bulut isimli öğrencileri Harp Okullarına soktuğunu, 1991 1994 tarihleri arasında Fatih Bölge imamı olduğunu, 1994 1997 yılları arasında ... Maltepe eyalet imamı (Maltepe/Tuzla mıntıkasını kapsayan bölge) olduğunu, 1997 senesinde Kuzey Kıbrıs'a STV temsilcisi görünümü altında ülke imamı olarak tayin olduğunu, 1999 yılı Eylül ayında Ege bölgesi imamı Mustafa Yeşil'in yanına eğitim sorumlusu olarak gönderildiğini, 1999 yılı Kasım ayında o dönemde örgütün Hava Kuvvetleri imamı olan Mustafa Özcan'dan (halen örgütün 2.numaralı ismi) izin alarak Erzurum'lu Rufai tarikatı şeyhi Celaleddin Adıgüzel'in kızıyla evlendiğini, ancak bu evlilikten sonra cemaat içerisinde hakkında söylenti çıkarılarak cemaat içi gizli bilgileri kayın pederine sızdırdığının söylendiğini, bunun üzerine görevden alınarak Gaziantep iline ve bilahare kısa bir süreliğine ABD'ye gönderildiğini ve örgüt içerisinde yaşadığı ciddi anlaşmazlıklardan ötürü nihayet 2001 yılında örgütten ayrıldığını, örgüt içerisinde iken kod adının Dr. İhsan olduğunu ifade ettiği, öte yandan ifadesinin 23'üncü sayfasında örgütün hakim / savcı yapılanmasında tanıdığı isimlerden birisinin semt imamlığı yaptığını söylediği Mehmet Yüzgeç olduğunu ifade ettiği görülmüş,

Hasan Polat isimli şahsın kolluk ve savcılık huzurunda isimlerini verdiği ve örgütle irtibatlı olduğunu ifade ve teşhis ettiği şahıslarla ilgili olarak ... Cumhuriyet Başsavcılığınca ... 14. Ağır Ceza Mahkemesine açılan ve 2017/20 esas sayısına kayden görülen davanın yargılaması sırasında, 07/07/2017 tarihli oturumda tanık olarak yeminli ifadelerine başvurulduğu, tanığın buradaki kapsamlı ifadesinde soruşturma evresinde şüpheli sıfatıyla alınmış ifadelerinin doğru olduğunu ve içeriğini aynen tekrar ettiğini ifade ettiği, aynı şekilde Türkiye Büyük Millet Meclisi Darbeleri Araştırma Komisyonunun 08/12/2016 tarihli 20'nci toplantısındaki ifadelerinin de aynı mahiyette olduğu anlaşılmıştır.

Bir dönem örgüt içerisinde etkin konum ve görevlerde bulunmuş olan Hasan Polat'ın farklı aşamalarda dile getirdiği bu beyanlarından 17 Aralık soruşturmalarında görev alan ve FETÖ/PDY mensubiyeti gerekçesiyle meslekten ihraç edilmiş olan eski savcı Mehmet Yüzgeç'in 1980'li ve 90'lı yıllardan beri yapının içerisinde bulunduğu, örgüt evlerinde öğrencileri askeri okul sınavlarına hazırladığı, semt imamlığı yaptığı, örgütsel geçmişinin bu yıllara dayandığı ve örgütün yargı teşkilatındaki kadrolarında yerleşik üyelerinden biri olduğu anlaşılmıştır.

4 )17 Aralık soruşturmalarında görev alan eski savcılarla ilgili bir diğer delil ise münhasıran FETÖ/PDY terör örgütü mensuplarınca kullanılan kriptolu haberleşme programı Bylock kullanıcısı olduklarının tespit edilmiş olmasıdır.

a ) Mehmet Yüzgeç Bylock tespiti

Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nde ilk derece mahkemesi sıfatıyla hakkında yargılama yürütülen ve 2012/125043 soruşturma numaralı soruşturmanın operasyon aşamasında savcısı olan eski Cumhuriyet savcısı Mehmet Yüzgeç'in, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 tarih, 2017/16 956 Esas ve 2017/370 sayılı kararı ile onanarak kesinleşen, Yargıtay 16. Ceza Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği 24.04.2017 tarih, 2015/3 esas, 2017/3 karar sayılı kararında belirtildiği üzere FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu suç örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olan "Bylock iletişim sisteminin" kullanıcısı olduğu,

Mehmet Yüzgeç hakkında düzenlenen 14/03/2018 tarihli Bylock tespit ve değerlendirme tutanağından elde edilen bilgilere göre; Bylock ID numarasının: "106285", Kullanıcı adının: "kubra96", Şifresinin: "96.kubra" olduğu (Mehmet Yüzgeç'in 1996 doğumlu, Kübra isimli kız çocuğunun bulunduğu tespit edilmiştir), Mehmet Yüzgeç'e ait olduğu belirlenen 106285 ID'yi ekleyenlerin bu ID'yi "ÖZLEM, yusuf bey, dost, MY kubra96, yusuf, yusuf maras, kubra 96" şeklinde kaydettikleri,

106285 ID'ye bağlı kişi listesinde ihraç edilmiş olan eski yargı mensupları 53867 ID numaralı Nuri Karakuş, 325661 ID numaralı Erdal Kılıç, 411918 ID numaralı Mehmet Karababa, 159383 ID numaralı Muammer Akkaş, 163110 ID numaralı Dursun Çakıl ile 50303 ID numaralı Nazmiye Kaya, 36054 ID numaralı Feyzullah Gülbent, 70595 ID numaralı Oktay Kaya'nın" ekli oldukları, yine 106285 ID'nin ekledikleri arasında, dava konusu yapılan 2012/120653 soruşturma numaralı soruşturmanın operasyon aşamasında savcısı olan firari konumdaki eski Cumhuriyet savcısı 183773 ID numaralı Bylock kullanıcısı Celal Kara'nın da bulunduğu,

481727 ID nolu Bylock hesabını kullanan örgütün Gaziantep Bölgesinde bulunan örgüt mensubu hâkim ve savcılardan sorumlu "Emin" kodlu Resul Yüksektepe'nin kurduğu ve Mehmet Yüzgeç'in kullanımındaki 106285 ID'nin de katılımcısı olduğu "abiler" isimli Bylock grubunda eski yargı mensupları oldukları anlaşılan "6841 ID nolu Zülfikar Altınyüzük, 51237 ID nolu Oğuzhan Kır, 53867 ID nolu Nuri Karakuş, 63978 ID nolu Rafet Emre, 100049 ID nolu Ali Özel, 100703 ID nolu Aydın Eser, 151879 ID nolu Osman İlter Doğan, 187421 ID nolu Mehmet Tank, 325661 ID nolu Erdal Kılıç, 440226 ID nolu Mehmet Çekiç, 468599 ID nolu Ali Mazhar Okumuş, 512393 ID nolu Bünyamin Esen'in kayıtlı oldukları,

106285 ID nolu Mehmet Yüzgeç'in, 53876 ID nolu Bylock kullanıcısı Nuri Karakuş'a,

106285 : geçen dayımı gördüm rüyamda.. (2016/01/06 19:23:58)

106285 : ayrılırken elini öpmek istedim ..önce Estağfurullah deyip öptürmek istemedi (2016/01/06 19:25:06 )

106285 : sonra ben ısrar ettim.. hocam belki sizi bir daha göremem, verin elinizi öpeyim dedim (2016/01/06 19:25:52)

106285 : verdi elini... o kadar çok öptüm ki, bu ara kendisi de beni kucaklayıp sürekli başımdan öptü (2016/01/06 19:26:55 )

106285 : sonra ağlayarak ayrılırken hocam hakkınızı helal edın dedim.. (2016/01/06 19:27:51 )

106285 : size olan bütün hakkımı helal ediyorum dedi (2016/01/06 19:28:32 )

106285 : bir ay oldu hala sana yaazarken heyacanlanıyorum. (2016/01/06 19:29:16 )

Şeklinde Bylock üzerinde yazılı mesajlar gönderdiği, bu mesajlarda Mehmet Yüzgeç'in rüyasında dayı, hoca olarak bahsettiği kişiyi gördüğünden, elini öptüğünden, onun da kendisini kucaklayarak başından öptüğünü, ayrılırken helalleştiklerini yazdığı,

Yine 17/02/2016 tarihli Bylock yazışma içeriklerinden Mehmet Yüzgeç adına Danıştay'da açılacak dava ile ilgili yazışmalar yapıldığı, yazışmalar içeriğinden örgüt mensupları tarafından dilekçenin birlikte hazırlandığının anlaşıldığı, yapılan çalışmanın ...'ya onaylatıldıktan sonra avukata ulaştırılacağının da yazılı olduğu, Mehmet Yüzgeç'in, 53867 ID numaralı Bylock kullanıcısı örgüt mensubu Nuri Karakuş'a açılacak davada ek yapılabilecek hususları yazdığı tespit edilmiştir.

b . Celal Kara Bylock Tespiti

Hakkında Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nde ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yürütülen ve 2012/120653 soruşturma numaralı soruşturmanın operasyon aşamasında savcısı olan eski Cumhuriyet savcısı Celal Kara'nın, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 tarih, 2017/16 956 Esas ve 2017/370 sayılı kararı ile onanarak kesinleşen, Yargıtay 16. Ceza Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği 24.04.2017 tarih, 2015/3 esas, 2017/3 karar sayılı kararında belirtildiği üzere FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu suç örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olan "Bylock iletişim sisteminin" kullanıcısı olduğu,

Celal Kara hakkında düzenlenen 26/07/2017 tarihli Bylock Tespit ve Değerlendirme Tutanağından elde edilen bilgilere göre; Bylock ID numarasının: "183773" olduğu, Celal Kara'ya ait olduğu belirlenen 183773 ID'yi ekleyenlerin bu ID'yi "lastman, CLLkr, celal bey, lastman2, başka, cllkr, KAHRAMAN, ank691ara, celal abi" şeklinde kaydettikleri,

Celal Kara'ya ait olduğu belirlenen 183773 ID'nin, eski yargı mensupları oldukları anlaşılan 92448 ID nolu Nurullah Çınar, 201871 ID nolu ..., 159382 ID nolu Muammer Akkaş, 177172 ID nolu Yıldırım Şafak'ın da ekli oldukları, 183773 ID'ye bağlı kişi listesinde "ihraç edilmiş olan eski yargı mensupları 159382 ID numaralı Muammer Akkaş, 201871 ID numaralı ..., 92448 ID numaralı Nurullah Çınar'ın da ekli oldukları tespit edilmiştir.

c ) Zekeriya Öz Bylock Tespiti

Hakkında Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nde ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yürütülen ve 2012/120653, 2012/125043 ve 2013/24880 soruşturma numaralı soruşturmaların koordinatör Başsavcı Vekili olan eski Cumhuriyet savcısı Zekeriya Öz'ün, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 tarih, 2017/16 956 Esas ve 2017/370 sayılı kararı ile onanarak kesinleşen, Yargıtay 16. Ceza Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği 24.04.2017 tarih, 2015/3 esas, 2017/3 karar sayılı kararında belirtildiği üzere FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu suç örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olan "Bylock iletişim sisteminin" kullanıcısı olduğu,

Zekeriya Öz hakkında düzenlenen 02.07.2017 tarihli Bylock Tespit ve Değerlendirme Tutanağından elde edilen bilgilere göre; Bylock ID numarasının: "403413", Kullanıcı adının: "limitsiz", Şifresinin: "3526.zeki" olduğu, Zekeriya Öz'e ait olduğu belirlenen 403413 ID'yi ekleyenlerin bu ID'yi "Zafer Bey, zafer, ist, limitsiz" şeklinde kaydettikleri, Zekeriya Öz'e ait olduğu belirlenen 403413 ID'nin eklediği kişiler arasında ihraç edilmiş olan eski yargı mensubu 411918 ID numaralı Mehmet Karababa ile Zekeriya Öz'ün avukatlığını yapmış olan 17032 ID numaralı Yusuf Danyal Kılıçalp'in de bulunduğu,

Zekeriya Öz'ün kullanımındaki 403413 ID'nin 411918 ID numaralı Bylock kullanıcısına

"dayi yine saglam binalar yapsin arkadaslar demis" (2015/08/21,14:40:05),

"eger kacmak yok sonuna kadar direnise devam denseydi sorguda sov yapmayi dusunuyordum" (2015/08/21,14:59:00),

"dayi son haftalatdaki cikislari milletteki umitsizlik tavan yapmis onun icin soyluyormus" (2015/09/29, 14:05:34) şeklinde mesajlar gönderdiği, mesaj içeriklerinde "dayı" olarak belirtilen kişinin örgüt lideri Fetullah Gülen olduğu,

Zekeriya Öz'ün avukatlığını yapan, yurtdışına kaçmasına yardım ettiği ortaya çıkan, 17032 ID nolu Bylock kullanıcısı olan Yusuf Danyal Kılıçalp'in, (13/08/2015, 11:25:54'te) 403413 ID numaralı Zekeriya Öz'e göndermiş olduğu yazılı mesajda;

"13.09.2015 tarihli Bazı yazılı ve görsel basın yayın organlarında çıkan haberlerle ilgili tekzip metnidir. Savcı zekeriya özle tanışıklığım meslektaşlık ilişkisi ve oğlu Talha öz ün avukatlık stajınının bir kısmını ofisimde yapmasından kaynaklanmaktadır. Talha özün 2 Ağustos 2015 tarihinde de sarıyerdeki düğün törenine katıldım. eşimin gelemediğini ama düünden sonra Fatsa ya davet ettiğini burada misafir etmek istediğimizi, Fatsadan Ayder yaylasına geçip gezeceğimizi söyledim. Kendileri de gelmek istediklerini söylediler. Eşiyle birlikte geldiler. Evimizde misafir ettik. Sabah kahvaltısından sonra Fatsa çevresini gezdik. Öğle yemeğini Fatsa da kamuya açık alandaki kalabalık bir sahil Restaurant ta yedik. Sonra eşim, Zekeriya bey ve eşi ile birlikte Orduya ordan Giresun Bulancakta sahilde kamuya açık kalabalık bir Kafe'de oturduk. Daha sonra Giresun ve Trabzon şehir merkezlerini gezdik. Oradan Ayder yaylasına gitmek için Rize yi de geçtikten sonra geç olduğu için Ardeşen de yine gece açık ve kalabalık bir lokantada yemek yedik ve yanındaki Kafe'de oturduk. Buradan Aydere nasıl gideceğimizi yolların nasıl olduğunu sorduğumuzda garson bu geç vakitte zor olacağını sabah daha iyi olacağını söyledi. Zekeriya bey o zaman bu gece Batum a geçelim gece orda kalıp gezeceğimizi söyledi. Ben ve eşim de Batuma başka bir gün başka misafirlerle gideceğimizi planladığımızı söyledim. Onlar da Sarp a kadar kendilerini bırakmamı istedi. Batumda gezip ertesi gün uçakla İstanbula döneceklerini söylediler. Bu yüzden ben ve eşim, Zekeriya bey ve eşi ile birlikte Sarp sınırına bırakıp Fatsaya döndük. Ayrıca maddi gerçeğin ortaya çıkması açısından sabah üzerindeki tişörtü değiştirmeden Sarpa da aynı tişörtle geçmiştir.

1.Zekeriya öz o ana kadar herhangi bir yurtdışı yasağı ya da tutuklama gibi yasal kısıtlaması olmayan seyahat özgürlüğü olan bir kişidir. Kaldı ki demokratik hukuk Devletleri'nde tarafsız ve bağımsz bir yargı kararının bir gün önceden bilinmesi de temel ve evrensel hukuk kurallarıyla çelişmektedir. Yapılan seyahat turistik amaçlı olağan ve sıradan bir seyahattir. Niyet okumalarla, varsayımlarla, şüphe ve kanaatlerle tarafımı suçlayarak bir plan çerçevesinde Zekeriya Özün kaçırılması sözkonusu değildir. Kaçmayı düşünen bir insanın eşiyle seyahat etmesi ya da kaçırmayı düşünen bir insanın eşiyle ve eşinin adına kayıtlı bir araçla kaçırmayı düşünmesi akla ve mantığa terstir. Ayrıca Artvin Valisi de kişilerin sınırda tanınsalar dahi haklarında bir yurtdışı yasağı ya da tutuklama kararı olmadığından bu kimselerin yurtdışı çıkışının yasal olarak engelleyemeyeceğini belirtmiştir.

2.Bazı haberlerde araçta Celal kara nın da olduğu yazılmış ise de bu tamamen yalan ve iftiradır. Zira Celal Karayı tanımam. Kaldıki araçta iki aile varken böyle bir yolculuk da hayatın olağan akışına terstir.

3.Hidayet Karacanın sadece sorgusuna diğer iki meslektaşımla ceza hukuku tecrübemden dolayı girmekten öteye geçmeyen bir avukatlık ilişkisi olmuştur.Devamında da vekalet ilişkim olmadığı gibi Hidayet karacanın avukatı da değilim. Sayın Fethullah Gülen'in de hiçbir zaman avukatı olmadım.

4.Eşimin isminin yazılması, özel hayatıma ilişkin bu kadar ayrıntının yazılması bazı basın organlarında çıkan haberlerin iftira ve yalanlarda ne kadar pervasızca ileri gittiklerinin ve evrensel basın ahlak ve ilkelerine ne kadar aykırı olduğunun ortaya çıkması ve maddi gerçeğin ortaya çıkması içindir.

5.Yapılan yalan haberlerin gerek meslek hayatımı gerekse sosyal hayatımızı olumsuz etkileyeceğinden ve gerçeğin bu şekilde olduğunun bilinmesi için kamuoyuna saygılarımla sunarım. Avyusuf Danyal Kılıçalp", "Tekzibi düşünüyorum uygun mu" (13/08/2015, 11:26:19'te) şeklinde yazılı iletiler gönderdiği tespit edilmiştir.

Zekeriya Öz hakkında düzenlenen 20/03/2018 tarihli Bylock Tespit ve Değerlendirme Tutanağından elde edilen bilgilere göre; Bylock ID numarasının: "147320", kullanıcı adının: "gencos", şifresinin: "3526.z" olduğu, Zekeriya Öz'e ait olduğu belirlenen 147320 ID'yi ekleyenlerin bu ID'yi "2) Zafer Bey, Zafer, zafer" şeklinde kaydettikleri,

Zekeriya Öz'e ait olduğu belirlenen 147320 ID'nin eklediği kişiler arasında İhraç edilmiş olan eski yargı mensupları 98063 ID numaralı Cihan Kansız, 183598 ID numaralı Fikret Seçen, 62374 ID numaralı İsmail Kantar, 159382 ID numaralı Muammer Akkaş, 183602 ID numaralı Mehmet Karababa ile 183582 ID numaralı ve Macide Zoroğlu adına kayıtlı hattı kullanan ... Bölgesinde bulunan örgüt mensubu hâkim ve savcılardan sorumlu "Bahadır" kodlu sivil imam Mustafa Aksu, 183547 ID numaralı Havva Yılmaz adına kayıtlı hattı kullanan, yargının sivil imamları olarak bilinen şüphelilerin üst yöneticisi konumunda olan "Erdoğan ve Azmi " kodlu Erkan Yılmaz'ın kayıtlı oldukları,

183582 ID numaralı ve Macide Zoroğlu adına kayıtlı hattı kullanan, ... Bölgesinde bulunan örgüt mensubu hâkim ve savcılardan sorumlu "Bahadır" kodlu sivil imam Mustafa Aksu'nun kurduğu "GRUBUM" adlı gruba 147320 ID numaralı Zekeriya Öz ile ihraç edilmiş eski yargı mensupları olan 159382 ID numaralı Muammer Akkaş, 183596 ID numaralı İsmail Savaş Yüksel, 183597 ID numaralı İbrahim Ethem Kuriş, 28029 ID numaralı Çapan (Celal) Çalışkan'ın üye oldukları tespit edilmiştir.

Mali Şubenin yürüttüğü 2012/120653 sayılı soruşturmanın etkili isimlerinden firari sanık Hüseyin Korkmaz ile firari sanık Sinan Sağyalavaç arasındaki spark programı yazışmaları;

Hüseyin Korkmaz 17/25 Aralık sürecinin önemli isimlerinden birisidir. Nitekim, aşağıda "17 Aralık soruşturmalarının örgütsel amaç ve motivasyonla yapıldığına delalet eden soruşturmalardaki diğer hukuka aykırılıklar" üst başlığı ve "Mali şubenin fezleke yazımının soruşturma özelinde ayrı bir odada gizlilik içerisinde yapılması" alt başlığı altında anlatılacak olan bölümde de ifade edildiği üzere, Fetullahçı Terör Örgütü / Paralel Devlet Yapılanması'nın, takipsizlikle sonuçlanan "25 Aralık kumpas Soruşturması”nda da usulsüzlükler yaptığı ve 25 Aralık 2013 tarihinde darbeye teşebbüs ettiği iddiasıyla ... 13'üncü Ağır Ceza Mahkemesinin 24/12/2018 tarihinde karara çıkan 2015/366 esas sayılı dava dosyasında sanık olup, bu dosyada kaçak oluşu nedeniyle hakkındaki dava dosyasının tefrikine karar verilen ve dosya kapsamında da hakkındaki yoklukta tutuklama kararının infaz edilememesi sebebiyle dosyası ayrılmış olan; diğer yandan ... 13'üncü Ağır Ceza Mahkemesinde görülen "25 Aralık" kumpas davasında tutuklu olarak yargılanırken 09/02/2016 tarihli oturumda tahliye edildikten sonra aynı yılın Ağustos ayı içerisinde illegal yollarla Türkiye'den ayrılarak birkaç ülke değiştirmeyi müteakip sahte pasaportla Amerika Birleşik Devletleri ülkesine giderek Amerikan federal emniyet birimleriyle irtibata geçmek suretiyle beraberinde bu ülkeye götürdüğü soruşturmaya ait bir kısım delilleri 50.000 USD karşılığında işbirliği çerçevesinde ABD Federal Soruşturma Bürosuna (FBI) teslim ettikten sonra "ABD Hazine Bakanlığını dolandırmak için kumpas kurmak, ABD Uluslararası Acil Ekonomik Güç Yasasını ve İran'a yönelik ABD yaptırımlarını ihlal etmek, bankacılık sisteminde sahtekarlık yapmak" gibi suçlardan bu ülkede yargılanarak hüküm giyen eski Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Hakan Atilla davasında tanıklık yaptığı, New York Güney Bölge Federal Mahkemesinde görülen davada tanık kürsüsündeki ifadelerinde 17/25 Aralık soruşturmalarının tam merkezinde görev yaptığını, binlerce telefon görüşmesini dinlediğini ifade ettiği bu süreçte açık kaynaklara yansıyan firari sanık Hüseyin Korkmaz'ın,

Münhasıran FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarınca kullanılan ve Yargıtay kararlarıyla da örgütsel bir iletişim sistemi ve haberleşme ağı (network) olduğu kabul edilen Bylock kullanıcısı olduğu hususunun, gerek Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumundan celp olunan sanığa ait internet trafik bilgileri (CGNAT verileri) ve gerekse ... İl Emniyet Müdürlüğünce düzenlenen Bylock tespit ve değerlendirme tutanakları içeriğinden sabit olduğu, sanıkla ilgili düzenlenen iki ayrı tespit değerlendirme tutanağının birisinde Bylock ID (kimlik) numarasının 50220, kullanıcı adının "09341712", uygulama içi adının "Rüşvet Lanetlidir", Bylock mesajının "Haram saltanatı yıkılır elbet!", son online tarihinin 31/08/2014 saat 23.36 olarak gözükürken, diğer tutanakta Bylock ID (kimlik) numarasının 3838, kullanıcı adının "092721", şifresinin "dilruba2721", uygulama içi adının "Hüseyin Korkmaz", Bylock mesajının "Ben diyorum evde ta.p bitmi..", son online tarihinin 30/05/2014 saat 21.42 olarak gözüktüğü, Roster bilgilerinde 50220 numaralı ID'yi kaydeden ve hemen hemen tamamına yakını FETÖ üyeliği nedeniyle görevden ihraç edilmiş eski emniyet personeli olan Bylock kullanıcılarının bu ID'yi "Rusvet Lanetlidir ç, Huseyin, HUSEEN, Hüseyin Korkmaz" şeklinde adlandırdıkları, öte yandan 3838 ID numarasına ait Bylock şifresinin "dilruba2721" olduğu, sanığın nüfus aile kayıt tablosu incelendiğinde Dilruba Korkmaz isminde 03/01/2014 doğum tarihli bir kızının bulunduğu, yukarıda belirtilen ID numaralarının sanığa ait olduğu ve böylelikle sanığın Bylock kullanıcısı olduğunun hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde teknik verilerle sabit olduğu anlaşılmaktadır.

FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısı içerisinde faaliyet gösterdiği ve terör örgütüyle arasında organik bağ bulunduğu bu şekilde sabit olan sanık Hüseyin Korkmaz'ın 17 Aralık soruşturmalarından 2012/120653 sayılı soruşturmanın her aşamasında etkin bir şekilde çalıştığı, zira soruşturma dosyasının suç tarihi itibariyle Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Nitelikli Dolandırıcılık Büro Amirliğinde ekip amiri olarak görev yapan eski komiser yardımcısı firari sanık Hüseyin Korkmaz'a zimmetlendiği, sanık Hüseyin'in başından itibaren örgütsel amaçlarla kurgulanarak yine örgütsel bir disiplin, gizlilik ve motivasyon içerisinde yürütülen ve örgüt talimatıyla operasyona dönüştürülen soruşturmada özellikle siyasi dokunulmazlığı haiz ve özel soruşturma usulüne tabi Bakanlarla ilgili dolaylı yoldan soruşturma yürütülerek hukuka aykırı usul ve yöntemlerle delil toplanması sürecinde önemli bir rol ifa ettiği, karar alma süreçlerine katıldığı, soruşturma iş ve işlemlerine yön veren beyin takımı olarak tabir edilebilecek ekip içerisinde yer aldığı, soruşturma fezlekesi ve Bakanlarla ilgili ayrıntılı 309 sayfalık suç raporunun soruşturma sürecinde amiri konumundaki örgüt üyesi diğer sanıkların bilgi ve talimatları doğrultusunda firari sanık Hüseyin Korkmaz tarafından hazırlandığı, sanıklar ... ve Hakan Ürkmez ile ... Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/115949 (25 Aralık kumpas soruşturması) sayılı soruşturmasında Yavuz ve Fatih mahlaslarıyla ifadeleri alınan gizli tanıkların beyanlarına nazaran Bakanlarla ilgili suç isnatlarını içeren fezleke ve 309 sayfalık raporun yazımı işini tamamen örgütsel bir motivasyonla ve Hükûmete yönelik eş zamanlı yürütülen 2012/656 sor.sayılı 25 Aralık kumpas soruşturmasının ekip amiri ... ile birlikte aynı odada teknik büro görevlileriyle birlikte koordineli biçimde yürüttüğü, kısacası bu soruşturmaya örgütsel karakterini kazandıran önemli hukuka aykırılıklar ve farklılıklar noktasında özel bir görev ifa ettiği anlaşılmıştır.

Soruşturmayı yürüten sanıkların amacının iş başındaki Hükûmeti devirmek olduğunu gösteren delillerden birisi de; soruşturmada bu denli kritik ve önemli görev ifa ettiği anlaşılan FETÖ/PDY terör örgütü üyesi firari sanık Hüseyin Korkmaz ile suç tarihinde Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik ve Fiziki Takip Büro Amirliğinde dinlemeci polis olarak görev yaptığı anlaşılan, aynı şekilde kaçak olduğu ve savunması alınamadığı için dosyası tefrik edilmiş olan firari sanık Sinan Sağyalavaç arasında, Mali Şube Müdürlüğünde kurulu bilgisayarlar arası anlık yazışma amacıyla kullanılan "Spark" adlı yazılım programı üzerinden gerçekleşen ve 25 Aralık dosyası olarak bilinen 2015/366 esas sayılı dava dosyası iddianamesinde de yer alan yazışma içerikleridir. Kolluk fezlekesinin yazımı aşamasında 323700 sicil numaralı Hüseyin Korkmaz ile 331150 sicil numaralı Sinan Sağyalavaç arasında yapıldığı anlaşılan bu yazışma içeriklerinde;

Hüseyin Korkmaz : "buradan iş çıkartacağız unutma" (12/11/2013 10.55)

Sinan Sağyalavaç : "inşallah bitecek komiserim, rahat olun" (12/11/2013 10.55)

Hüseyin Korkmaz : "güzel bir konu olacak bu" (12/11/2013 10.55)

Sinan Sağyalavaç : "nefes aldırmayacağız onlara" (12/11/2013 10.55)

Hüseyin Korkmaz : "kabineyi toparlayacağız burada" (12/11/2013 10.56)

Sinan Sağyalavaç : :) (12/11/2013 10.56)

Hüseyin Korkmaz : :) (12/11/2013 10.56)

Sinan Sağyalavaç : "komiserim listeyi atabilir misiniz"

Şeklinde diyalogların geçtiği, adı geçen sanıkların sarf ettiği "nefes aldırmayacağız onlara, kabineyi toparlayacağız burada" sözlerinin muhatabının, açıkça anlaşılacağı üzere, Mali Şubenin yürüttüğü 2012/120653 sayılı soruşturmada hedef alınan Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti olduğu, nitekim bu hususun, ... 1 No’lu Hâkimlik (TMK 10. maddesi ile görevli) tarafından verilen 29/01/2014 tarih ve 2014/109 değişik iş sayılı kararına istinaden 17/25 Aralık operasyonlarından sonra Mali Şube Müdürlüğünde kurulu bulunan HP_CZC1515YF2_Hitachi_MN124032ZL8XD_2TB seri nolu bilgisayar ve hard diski üzerinde yapılan bilirkişi incelemesi neticesinde Spark isimli anlık yazışma amacıyla kullanılan yazılıma ait dosyalardan "331150@malispark" isimli belge içerisinde yer aldığının tespit edildiği, her ne kadar bir kısım sanıklar savunmalarında Spark yazışmalarının kurmaca olduğunu, zira söz konusu yazışmaların yapıldığı iddia edilen 12/11/2013 tarihinde bilirkişi incelemesine konu YF2 seri nolu bilgisayarın firari sanık Hüseyin Korkmaz'ın zimmetinde dahi bulunmadığını, söz konusu bilgisayarın Mali Şubeye 28/11/2013 tarihinde gelerek kayda girdiğini ve 04/12/2013 tarihinde Hüseyin Korkmaz'a teslim edilerek zimmetlendiğini, bu nedenle YF2 seri nolu söz konusu bilgisayarın Şubeye gelmesinden ve Hüseyin Korkmaz'a şahsen zimmetlenmesinden önce bahse konu yazışmaların yapılmasının fiilen mümkün olmadığını, dolayısıyla yazışmaların sonradan kurgulandığını ve böylelikle kumpas kurulduğunu ifade etmişlerse de, bilgisayardaki dijital verilerin yapılan bağımsız bilirkişi incelemesi neticesinde elde edildiği, bilgisayarın kayda giriş ve Hüseyin Korkmaz'a zimmetlenmesine ilişkin tutanakların bilgisayarın fiili tesliminden sonraki bir tarihte de düzenlenmesinin mümkün olabileceği hususları gözetildiğinde bir kısım sanıkların Spark yazışmalarının kurgu olduğuna dair savunmalarının muteber olmadığı ve suçtan kurtulmaya yönelik olduğu anlaşılmıştır.

Örgüt üyesi polis müdürlerinin operasyondan sonra 7 Haziran 2015 tarihli milletvekili genel seçimlerinde örgütsel dayanışma ile aday olmaları;

Sanık ...'nın 7 Haziran 2015 tarihindeki 25'inci dönem milletvekili genel seçimlerinde ... 2'nci bölgeden bağımsız aday olarak seçime katıldığı, YSK verilerine göre 33055 oy aldığı, aynı seçimde FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olmaktan hakkında birçok soruşturma ve kovuşturma bulunan, hatta hakkında kesinleşmiş mahkumiyet hükmü bulunan ... eski İstihbarat Şube Müdürü Ali Fuat Yılmazer'in 1'nci bölgeden, aynı şekilde silahlı terör örgütüne üye olmaktan soruşturma bulunan firari şüpheli eski futbolcu Hakan Şükür'ün de 3'üncü bölgeden bağımsız aday oldukları, Ali Fuat Yılmazer'in 59699 oy, Hakan Şükür'ün ise 48883 oy aldığı, sanık ...'ın yine 7 Haziran 2015 seçimlerinde ... ilinden 1'inci bölgeden, öte yandan FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olmaktan hakkında birçok soruşturma ve kovuşturma bulunan, hatta Ali Fuat Yılmazer gibi hakkında kesinleşmiş mahkumiyet hükmü bulunan ... eski Terörle Mücadele Şube Müdürü Yurt Atayün'ün de 2'nci bölgeden bağımsız aday oldukları, ...'ın 39527, Yurt Atayün'ün ise 41197 oy şeklinde, birbirlerine yakın miktar ve oranlarda oy aldıkları anlaşılmaktadır.

Hiç kuşku yok ki, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının siyasi haklar ve ödevler başlıklı dördüncü bölümünde, Anayasanın 67'nci maddesinde düzenlenmiş olan seçme / seçilme hakkı Türk vatandaşlığına bağlı en temel siyasi haklardan birisi olup, her Türk vatandaşı gibi sanıkların da, milletvekilliğine engel teşkil edecek ve kısıtlılıkları sonucunu doğuracak surette kesin hüküm giyene değin, kanunda gösterilen şartlara uygun olarak seçme, seçilme ve bağımsız olarak veya bir siyasi parti içerisinde siyasi faaliyette bulunma hakkına sahip oldukları izahtan vareste bir husustur. Dolayısıyla, kaynağını doğrudan anayasadan alan bu siyasi hakkın kullanımının örgüt üyeliğine ve dava konusu eylemin örgütsel eylem olarak kabulüne bir dayanak ve gerekçe olarak gösterilmesi ilk bakışta yanlış değerlendirilebilir. Ne var ki, burada sorgulanan ve değerlendirmesi yapılan asıl husus; sanıkların sahip oldukları anayasal nitelikteki bir siyasi hakkı, hayatın olağan akışına uygun olmayan ve örgütlü bir işbirliği ve dayanışmanın varlığına delalet eden biçimde kullanmış oldukları gerçeğidir. Zira, gözden kaçırılmamalıdır ki, sanıklar ile birlikte aynı dönem ... Emniyetinde görev yapan ve FETÖ/PDY üyeliği nedeniyle soruşturma geçirmiş, yargılanmış, hatta hüküm giymiş ve bu nedenle meslekten ihraç edilmiş olan kişilerin geçmişe dayalı siyasi bir faaliyetleri, seçmen tabanları bulunmamaktadır.

Bu itibarla, haklarında FETÖ/PDY üyeliği iddiası bulunan bu kişilerin, daha homojen bir sosyolojik yapıya sahip kentlerde değil ve fakat ... ve ... gibi seçmen sayısı milyonlara varan büyük ve kozmopolit metropollerde aynı seçime girerek, üstelik herhangi bir siyasi partiye bağlı olmadan ve fakat farklı seçim çevrelerinde birbirlerine rakip olmaksızın aday olarak, ancak ideolojik ve organize olabilen siyasi grup ve fraksiyonlara tabi adayların alabileceği bir oy sayısına ulaşmış olmalarının hayatın olağan akışına uygun olmadığı, bu durumun örgütsel bir işbirliği içerisinde birlikte hareket ettiklerini ve aralarındaki örgütsel dayanışmayı gösterdiği, seçimlerde FETÖ/PDY mensupları ve sempatizanları tarafından desteklendiklerine delalet ettiği şeklinde değerlendirilmiş,

Ayrıca FETÖ/PDY mensuplarına yönelik soruşturmalarda bu değerlendirmeyi doğrulayacak şekilde, Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Soruşturma Bürosunun 2015/18583 sayılı soruşturma evrakına ilişkin olarak etkin pişmanlık hükümleri kapsamında şüpheli sıfatıyla ifade veren Özcan kod adlı Özkan Durmaz isimli şahsın 21/11/2016 tarihli savcılık ifadesi ve örgüt üyeliği iddiasıyla sanık olarak yargılandığı Kocaeli 5'inci Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/481 esas sayılı dosyasının 20/02/2018 tarihli duruşmasında etkin pişmanlık kapsamında daha önce vermiş olduğu ifadelerine atıf yapmış olduğu savunmasında, milletvekilliği seçimi zamanında ..., Ali Fuat Yılmazer gibi isimlerin seçim büro çalışmalarını, mali destek işlerini, muhtemel oy potansiyel çalışmalarını 7 Haziran 2015 milletvekili seçimlerinin gerçekleştirildiği tarihte FETÖ/PDY'nin Marmara (...) Büyük Bölge emniyet rütbeliler (üniversite mezunları) sorumlusu olan mahrem imam Hayri Bakır'ın yaptığını ifade ettiği anlaşılmış,

Netice itibariyle, FETÖ/PDY terör örgütünün emniyet yapılanması içerisinde mahrem imam seviyesine yükselmiş, örgütün Marmara bölgesi 2013 yılı komiser yardımcılarından sorumlu emniyet imamı Özcan kod adlı Özkan Durmaz'ın bu beyanı da dikkate alındığında belirtilen tarihteki genel seçimlerdeki adaylıkları zaten hayatın olağan akışına uygun düşmeyen örgüt üyesi eski emniyetçilerin milletvekili adaylıklarının örgüt tarafından organize edildiği, bu durumun aralarındaki örgütsel bağ ve dayanışmaya, birbirlerinin yürüttükleri soruşturmaların içeriğinden bilgi sahibi olduklarına ve nihayet 17 Aralık soruşturmalarının örgütsel karakter taşıdığına delalet ettiği yönünde vicdani sonuç ve kanıya ulaşılmıştır.

FETÖ/PDY terör örgütü lideri Fetullah Gülen'in örgüt mensupları ve eylemlerini sahiplenir nitelikteki konuşmaları;

Örgüt lideri Fetullah Gülen'in özellikle 17 Aralık operasyonundan itibaren, süreç içerisinde, devlet kadrolarında yerleşik örgüt mensuplarını ve eylemlerini sahiplenici nitelikte konuşmalar yapıp, bu yönde açıklama ve beyanatta bulunduğuna tanık olunmuştur. Soruşturmalar ve operasyon ile buna imza atanların bizatihi örgüt lideri tarafından sahiplenilmesi, hiç kuşku yok ki, 17 Aralık eyleminin FETÖ/PDY terör örgütünden sadır olan bir eylem olduğuna delalet eden unsurlardan birisi ve en önemlilerindendir.

Örgüt liderinin bu yöndeki mesajlarını daha ziyade "www.herkul.org" isimli internet sitesinde Bamteli adıyla yayınlanan sesli / görüntülü video konuşmaları ve sözde vaazları üzerinden verdiği anlaşılmıştır. Örgütün ideolojisi ve örgüt üyelerinin zihin yapısı irdelendiğinde; örgüte hakim olan Fetullah Gülen'in "seçilmiş kişi, ahir zaman Mehdîsi" olduğu ve bu nedenle "olacak hadiseleri önceden haber verdiği" kabul ve anlayışının bir tezahürü olarak, örgüt liderinin söz konusu internet platformu üzerinden yayınlanan, ileriye dönük örgütsel eylemlere ilişkin şifreli / subliminal mesajlarının iletildiği ve ezoterik (gerçek anlamını yalnızca örgüt içerisinde belirli bir statüye sahip oldukça dar bir çevrenin anlayabileceği) bir dil kullanarak yaptığı konuşmalarına çok önem atfedildiği, nitekim örgüt liderinin 15 Temmuz darbe girişimi öncesinde 19/03/2016 tarihinde Pensilvanya'daki malikânesinde üzerine ilk kez giydiği hâki renkli (asker yeşili) cübbesiyle örgüt mensuplarının karşısına çıkarak yapmış olduğu, açık kaynaklarda "Sıfır Sorun (!) Bamteli" başlığıyla yayınlanan, sözlerinin arasına sürekli olarak hazırlıkları yapılan darbe girişiminin ipuçlarını serpiştirdiği, özellikle Türk Silahlı Kuvvetleri içerisine sızmış olan örgüt mensuplarını hedef alarak gerçekleştirdiği sözde vaazının bu anlamda en önemli örneklerden birisini teşkil ettiği anlaşılmaktadır.

1 )Örgüt liderinin 17 Aralık soruşturmaları ile ilgili örgüt mensupları ve eylemlerini sahiplenir nitelikteki konuşmalarına ilk örnek; www.herkul.org isimli web adresinde "401. Nağme Yolsuzluk" başlığıyla yayınlanan 20 Aralık 2013 tarihli Bamteli konuşmasıdır. Malûm, "beddua konuşması" olarak bilinen bu konuşmasında örgüt lideri Fetullah Gülen'in, "...Fakat bazı cinayetler vardır ki bunlar umumun hukukuna tecavüzle oluşmuş günahlardır bunlar. Amme hakkıdır. Amme hakkı aynı zamanda Allah hakkıdır. İster İslam'ın hukuk sistemi, isterse modern hukuk sistemi amme hakkına taallûk eden meselelerde kat'iyen müsamahaya gidemezler. Umumun hukuku söz konusudur. Umuma ait şeyler çalınmış çırpılmışsa, bunu ne Mecelle kurallarıyla siz şöyle böyle yumuşatabilirsiniz, ne de başka demagojilerle ve diyalektiklerle, Amme hakkıdır bu. Umumun hukukuna tecavüz edilmişse, bir tek arpa umum milletin hakkıysa, o yenmişse, o mevzuda birisi göz yumuyorsa, o da haramilerle müşterek demektir. İşte orada göz yumulamaz. Burada bu göz yummama mevzuunda esas budur, temel budur, usul budur... Suçluluk psikolojisiyle suçlar görünmezden gelinerek, harâmîlik, kırk harâmîlik görünmezlikten gelinerek, 'Acaba bunu kime affetsek bu mevzuda, gündem değiştirerek halkın dikkat nazarını kimin üzerine çevirsek ki, bir yönüyle belki halk nazarında bu mesâvîden sıyrılmış olsak'. Bunlar dine karşı diyalektik yapmak demektir. Dinin temel disiplinlerine karşı demagoji yapmak demektir hafizanallah. Bu da günahı ikileştirme demektir. Bu aynı zamanda toplumun birbirine çok yakın olan parçalarını, moleküllerini birbirinden koparıp atıp işe yaramaz hale getirmek demektir... Çünkü mesâvîyi (fenalığı, kötülüğü) Allah biliyor, harâmîliği Allah biliyor, hırsızlığı Allah biliyor, rüşveti Allah biliyor. Öbür tarafta teker teker tek arpadan hesap sorma esprisine bağlı olarak hepsinin hesabını Allah sorar... Fakat eğer hakikaten bu olumsuz şeylerin üzerine giden arkadaşlar, kimse onlar tanımıyorum, binde birini bile tanımıyorum. Bu işin üzerine, hukukun ve aynı zamanda sistemin, dinin ve aynı zamanda demokrasinin gerektirdiği şeyler bunlardır deyip arınma adına, temizlenme adına, kirlerin öbür tarafta kalmasına meydan vermeme adına bir şey yaparken dinin ruhuna aykırı bir şey yapmışlarsa, bize de nispet ediyorlar, 'dolayısıyla ben bizi de onların içinde görerek diyorum' dinin ruhuna aykırı bir şey yapmışlarsa, yaptıkları şey Kur'an'ın temel disiplinlerine aykırıysa, Sünnet i Saliha'ya aykırıysa, İslam'ın hukukuna aykırıysa, modern hukuka aykırıysa, günümüz demokratik telakkilere aykırıysa, Allah bizi de onları da yerlerin dibine batırsın, evlerine ateş salsın, yuvalarını başlarına yıksın. Ama öyle değilse, hırsızı görmeden hırsızı yakalayanın üzerine gidenler, cinayeti görmeyip de masum adamlara insanlara cürüm atmak suretiyle onları karalamaya çalışanlar Allah onların evlerine ateşler salsın, yuvalarını yıksın, birliklerini bozsun, duygularını sinelerinde bıraksın, önlerini kessin, bir şey olmaya imkan vermesin" şeklinde beddua ettiği, böylelikle rüşvet ve yolsuzluk operasyonu olarak servis edilen 17 Aralık operasyonunu konu alan "yolsuzluk" adlı bu konuşmasıyla bir yandan operasyonu yapan polislerle ilgili "binde birini bile tanımam" derken, öte yandan onları örgütle ilişkilendirerek görevden uzaklaştıran siyasi iktidarı ve Başbakanı kast ederek beddua niteliğinde ağır sözler sarf ettiği, bu minvalde 17 Aralık soruşturmaları ile ilgili örgüt mensupları ve eylemlerini açıkça sahiplendiği anlaşılmıştır.

2 )FETÖ/PDY terör örgütü lideri Gülen'in 17 Aralık operasyonu ile ilgili örgüt mensuplarını ve eylemi sahiplenici nitelikteki diğer bir açıklaması da, yukarıda bahsedildiği üzere, 17 Aralık operasyonundan sonra dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e hitaben, Habertürk gazetesi köşe yazarı Fehmi Koru vasıtasıyla göndermiş olduğu 22/12/2013 tarihli mektuptur. Gülen'in söz konusu mektupta dile getirdiği,

“Sayın Cumhurbaşkanım,

Aziz dost, kıymetli insan, Saygıdeğer Abdullah Gül Beyefendi

En içten hürmetlerimi arz eder, gönülden selamlarımla sağlık ve afiyet üzere bulunmanızı dilerim. Ülkemizin ve milletimizin huzurunu kaçıran her hadisenin Zat ı alilerinizi ne kadar üzdüğünün / üzeceğinin idrakinde olarak, aynı hüznü paylaştığımı ifade etmek istiyorum. Başkaları 'Hizmet', 'Hareket', 'Cemâat' veya 'Camia' gibi farklı isimlendirmelerde bulunsalar da aslında her tür, her anlayış, her renk ve her desenden insanın (camide bir araya gelip beraberce saf tutan insanların misillü) bir makuliyette ve bir mantıkiyette buluşmalarının şahs ı manevisi olarak gördüğüm adanmış ruhların faaliyetlerinin ve müesseselerinin hedef alınması karşısında çok mahzunum.

Daha dershaneler meselesinin konuşulduğu ilk günlerde Sayın Başbakanımıza da değişik vesilelerle ifade edildi; milletimiz için faydalı gördüğümüz müesseselerin kapatılmamasını ve mevcut halleriyle misyonlarını ifa etmeyi sürdürmesini arzuladığımız hususu kendilerine iletildi. Bu hareketin gönüllülerinin genel ve sosyal medya aracılığıyla elden geldiğince nezaket çerçevesinde kendilerini ifade etmelerinin ortaya atılan itham ve iftiralar neticesinde başladığı kamuoyunun malumu. Bu hususta kanunlar çerçevesinde hukukun gereklerinin seslendirildiğini düşünüyorum.

Zamanla içtimai hayat içinde birçok insanın hadiseye dâhil olması neticesinde maalesef yer yer nezaket ölçülerinin dışına çıkan bir üslup ile çok çirkin söz ve karşılıklı isnatların gündemde olması hasebiyle bunun önüne geçilmesi gerektiği akl ı selim sahiplerinin öncelikli bir zaruret olarak gördüğü bir husus. Özellikle bir kısım medya kuruluşlarında kara propaganda sayılabilecek yayınları sona ererse, dost ve arkadaşlarımın da sükûtu tercih edecekleri kanaatindeyim. Fakir'in de bu meselenin önünü kesmek için elinden geleni yapacağını bilmenizi isterim. Sürekli çirkin şeyler neşreden bir kesimin o kötü neşriyatının durması hususunda Zat ı alinizin de ciddi etkili adımlar atacağınıza, yeniden akl ı selime dönüşü sağlayacağınıza inanıyorum ve sizden bunu kemal i samimiyetle istirham ediyorum.

Muhterem efendim,

Devletin kanun çerçevesinde yürüyen işleyişi hususunda emir verme, müdahale etme ya da memurları bir noktaya sevk etme konumunda bulunmadığım Zat ı alinizin malumudur. Bununla birlikte, sohbetlerimde tansiyonun düşürülmesi adına dost, muhip ve sevenlerimize itidal tavsiye etmemin faydalı olacağı kanaatime sahip iseniz, bu hususta elimden gelen gayreti ortaya koymaya amadeyim.

Medyadan takip ettiğim kadarıyla, kamuoyunun da vakıf bulunduğu işleyen hukuki bir vetire ile ilgili olarak, bir taraftan görevliler kanunlar çerçevesinde vazifelerinin gereğini yerine getirerek suçluları tespit etmeye ve haklarında işlem yapmaya çalışıyorlar. Diğer taraftan, bu konuda sadece görevlerini yapmakla meşgul bulunan veya herhangi bir şey yapmasa da başka illerde olan bazı kimseler hakkında belli bir itham olmadan işlem yapılıyor. Kanunların belirlediği vazifeleri yine kanunlar çerçevesinde yerine getiren memurinin sırf belli bir yere nispet edilerek engellendiğini ve hatta süreçle hiçbir ilgisi olmadığı halde yine aynı nispete dayandırılarak tasfiyelerin (daha doğrusu kıyımların) yapıldığını üzüntüyle izlemekteyim. Devlet memurlarının üzerlerin gidip onları vazifelerini yapmaktan men etme ve masum vatan evladını sadece belli bir yere nispet ederek tasfiyeye/ kıyıma tabi tutma konusunda biz sussak bile zannederim maşeri vicdan susmayacaktır.

Sayın Cumhurbaşkanım,

Ayrıca, kamu kurumlarına giriş mülakatlarında ciddi bir eleme gayreti bulunduğu dillendiriliyor. Şu anda da eskiden beri olduğu gibi bazı insanlar hakkında 'Şu cemâatten, bu tarikattan; şu dershaneye gitmiş, bu okuldan mezun olmuş!' denilerek bilgi toplama ve engelleme yapıldığı ifade ediliyor. Bu haksız uygulamanın sadece genel müdür, müdür veya emniyet amiri konumunda da kalmadığı, ta memurlara kadar inmiş bulunduğu söyleniyor. Şimdiye kadar hayatın değişik alanlarında yalnızca 'falan yere, müntesip, falancı.. filancı..' görüldüğünden dolayı mağduriyete uğramış pek çok insanın yanımda gözyaşı döktüğüne şahit oldum. Fakat ben bunları hiç dillendirmediğim gibi o insanlara da sabır ve vifak tavsiye ettim. Belli bir yere nispet edilerek engellenen bu vatan evladı yakın çevrelerine, nazları geçen kimselere de üzülerek hislerini dile getirmekte, içlerini dökmektedirler. Bu ülkenin öz evladı, masum Anadolu insanlarının bir kısım kara listelere kaydedilmesine ve önlerinin kesilmesine matuf gayretlerin artık bütünüyle sona ermesi gerektiği kanaatindeyim. Dünyanın dört bir tarafına dağılmış ve Allah'ın inayeti, Zat ı devletleriniz gibi kıymetli dostların himmet ve himayesiyle sürekli genişleyen hizmet hareketinin maalesef önünü kesmeye matuf gayretler olduğu aşikâr hale geldi. Bu yakışıksız engelleme faaliyetlerinin önceden olmamakla birlikte hareketin büyümesi ve genişlemesiyle eş zamanlı olarak arttığı görülmektedir. Süleyman Efendi'nin talebelerinin, İlim Yayma Cemiyeti'nin, Menzil mensuplarının ve diğer meşreplerin/mesleklerin de aynı muameleye maruz kalmayacağı nasıl söylenebilir?

Kıymetli efendim,

Göndermek lütfunda bulunduğunuz kıymetli misafirin aktardığı hususları dikkate alarak, ifade etmeliyim ki, dün neredeysek şu yaklaşan seçim sürecinde de aynı yerde ve çizgide duruyoruz. Diyaloğa her zaman açık bulunduğumuzu, binaenaleyh Zat ı alilerinizin ve Sayın Başbakanın ortak tensiplerini tensibimiz sayacağımızı da belirtmek isterim. Bahse konu hususların Sayın Başbakanla da paylaşılmasını arzu ederim. Hayatını dinine, milletine ve insanlığa adama gayretindeki bir kardeşiniz olarak bütün samimiyetimle ifade etmeliyim ki, hep sulh ve huzurun, ittihad ve ittifakın, uhuvvet ve hulletin yanında yer almaya, Fakir'e sevgi duyanları da bu yönde teşvik etmeye çalıştım.

Gözümde ahiretin tüllenip durduğu şu yaşımdan sonra da başka bir sevdam, düşüncem ve emelim olamaz. Devlet büyüklerimizin uzatacakları dostluk ellerini mutlaka tutacağımızı, bize karşı samimiyetle atılan her adıma ilahi ahlaka iktidaen on katıyla mukabelede bulunacağımıza, arkadaşlarımıza, dostlarımıza ve sevenlerimize itidal tavsiye ederek huzurun temini adına elimizden geleni yapmaya çalışacağımızı ve her zaman sulhun takipçisi/destekçisi olacağımızı arz ederim.

Bu vesileyle, zat ı alilerinize, saygıdeğer Hayrunnisa Hanımefendi’ye ve saadetli ailenizin diğer fertlerine selam ve hürmetlerimi sunarım" şeklindeki sözlerdir.

Örgüt lideri Gülen'in, mektuptan aynen alıntılanan yukarıdaki sözleriyle, 20/12/2013 tarihli yolsuzluk konulu Bamteli konuşmasında "binde birini bile tanımam" demesine rağmen iki gün sonraki mektupta "adanmış ruhlar, hizmet erleri" diye sahiplendiği ve yücelttiği, 17 Aralık operasyonundan sonra görevlerinden alınan emniyet kadrolarında yerleşik örgüt mensuplarının sadece kanunlar dairesinde görevlerini yaptıklarını ifade ettiği, "...kamuoyunun da vakıf bulunduğu işleyen hukuki bir vetire ile ilgili olarak bir taraftan görevliler kanunlar çerçevesinde vazifelerinin gereğini yerine getirerek suçluları tespit etmeye ve haklarında işlem yapmaya çalışıyorlar. Diğer taraftan, bu konuda sadece görevlerini yapmakla meşgul bulunan veya herhangi bir şey yapmasa da başka illerde olan bazı kimseler hakkında belli bir itham olmadan işlem yapılıyor..." sözcüklerini kullanmak suretiyle mektubun iletildiği 22 Aralık 2013 tarihi itibariyle halen devam etmekte olan 17 Aralık sürecinde görev almış olan ve "sadece kanunlar dairesinde vazifelerinin gereğini yerine getirerek suçluları tespit edip haklarında işlem yapmaya çalışanlar" olarak nitelendirdiği örgüt üyesi polislerin haksız ve nedensiz yere itham edilerek haklarında işlem yapıldığını, devlet memurlarının örgütle (Cemaat, Camia veya Hizmet hareketi olarak adlandırdığı) ilişkilendirilerek tasfiye edilmeleri ve kıyıma uğratılmalarının kendisini ziyadesiyle üzdüğünü, "maşeri vicdan" olarak nitelendirdiği toplumsal vicdanı / kamuoyunu da rahatsız ettiğini belirttiği, öte yandan 17 Aralık sürecini kast ederek bu süreci durdurmak için şartlar öne sürüp, "Devlet büyüklerimizin uzatacakları dostluk ellerini mutlaka tutacağımızı, bize karşı samimiyetle atılan her adıma ilahi ahlaka iktidaen on katıyla mukabelede bulunacağımıza, arkadaşlarımıza, dostlarımıza ve sevenlerimize itidal tavsiye ederek huzurun temini adına elimizden geleni yapmaya çalışacağımızı..." sözleriyle de Devletle adeta pazarlık yaparak, 17 Aralık kumpas eylemini, mektupta açıkça sahiplendiği FETÖ/PDY terör örgütünün yargı ve emniyet teşkilatındaki mensuplarının bizatihi kendisinin talimatıyla ika ettiğini bizzat kendisinden sadır olan yazılı belge hüviyetindeki söz konusu mektupla tevile mahal bırakmayacak biçimde ikrar edip üstlendiği anlaşılmıştır.

Mektupta hemen ilk bakışta göze çarpan hususlar; 17 Aralık eyleminin dershanelerin kapatılmasına karşı "sözde hizmet erleri"nce geliştirilmiş bir tepki ve örgütsel bir eylem olduğunun, "kamuoyunun da vakıf bulunduğu işleyen hukuki bir süreçte sadece vazifelerinin gereğini yapmaya çalışan, suçluları tespit etmeye ve haklarında işlem yapmaya çalışan kamu görevlilerinin (memurînin) sırf belli bir yere nispet edilerek engellendiğini ve hatta tasfiyelerin (daha doğrusu kıyımların) yapıldığını üzüntüyle izlemekteyim" sözleriyle ise 17 Aralık soruşturması sebebiyle görevden alınan emniyet teşkilatındaki örgüt mensuplarının çok açık biçimde sahiplenildiğinin örgüt liderince aşikar biçimde ikrar edilmiş olmasıdır. Örgüt liderinin burada "bize karşı samimiyetle atılan her adıma on katıyla mukabelede bulunacağımızı..." derken, olayın esasen iki tarafı olduğunu, bunun bir tarafının dershanelerin kapatılmasına karar veren, kamu kurum ve kuruluşlarına giriş mülakatlarında cemaat / örgüt mensuplarının önünü kesen, 17 Aralık operasyonunu gerçekleştiren örgüt mensubu emniyetçileri görevinden alan siyasi iktidar olup, diğer tarafının ise "dünyanın dört bir tarafına dağılmış hizmet erleri, Hizmet hareketi, Cemaat, Camia, kanunlar çerçevesinde vazifesini yerine getirmeye, suçluları tespit etmeye ve haklarında işlem yapmaya çalışan memurîn, masum vatan evladı, arkadaşlarımız, dostlarımız, sevenlerimiz" diye sözünü ettiği ve liderliğini yaptığı Cemaat olduğunu, dolayısıyla operasyonun temelinde yatan asıl gerekçenin, lideri olduğu örgüt açısından esasen güç, iktidar, çıkar ve menfaat olduğunu üstü kapalı biçimde ortaya koyduğu anlaşılmıştır.

3 )FETÖ/PDY terör örgütü lideri Gülen'in 17 Aralık operasyonu ile ilgili örgüt mensuplarını ve eylemi sahiplenici bir diğer konuşması ise, kamuoyunda 22 Temmuz operasyonu olarak bilinen süreçte haklarında gözaltı ve tutuklama işlemi yapılan FETÖ/PDY mensubu polislere hitaben gerçekleştirdiği ve www.herkul.org/herkul nağme/411 nağmeutanacak is yapmadınız dimdik durun ve ahirete alacakli gidin/ linkli internet adresinde, "411. Nağme: Utanacak İş Yapmadınız; Dimdik Durun ve Ahirete Alacaklı Gidin!" başlığıyla 27/07/2014 tarihinde yayınlanan konuşmasında, ''Fakat size bugüne kadar hırsız demediler değil mi? Hepiniz böyle alnı açık, yüzü ak! Elhamdülillah! Bize hırsız demediler. İrtikâp yaptı demediler, bir kısım densizler size haşhaşi diyorlar, size çete diyorlar, size örgüt diyorlar, size bir şeye talip nazarıyla bakıyorlar... devletin parası deniz, yemeyen domuz dememiş iseniz şayet, bence bir ayıp işlememişsiniz! Hiç utanmayın! daima dimdik durun'' şeklinde konuşarak rüşvet ve yolsuzluk operasyonu olarak servis edilen 17 Aralık operasyonunu kast ederek, bu operasyonu gerçekleştiren sözde emniyet mensubu polisleri açıkça sahiplenerek ne şekilde davranmaları gerektiği hususunda onları talimatlandırdığı, diğer yandan örgüt üyesi sözde polisleri haşhaşi, çete, örgüt olarak nitelendirenlere hakaret ederek hırsızlık yapmadıklarını, ayıplı ve kusurlu olmadıklarını, utanmamaları ve dik durmaları gerektiğini tembihlediği, örgüt liderinin bu konuşmasının basın yayın organlarında ''Utanacak İş Yapmadınız; Dimdik Durun'' şeklinde haberleştirildiği, bu konuşma ve haberlerden sonra gözaltındaki şüphelilerin ve yakınlarının "dik durma" söylemini kullandıkları anlaşılmıştır.

4 )FETÖ/PDY terör örgütü lideri Gülen'in 17/25 Aralık operasyonları ile ilgili örgüt mensuplarını ve eylemi sahiplenici bir diğer konuşması, devam eden süreçte www.herkul.org/herkul nagme/448 nagme metanetimizin temeli ve imtihanin kaybedenleri linkli adreste, 06/01/2015 tarihinde "448. Nağme: Metanetimizin Temeli ve İmtihanın Kaybedenleri" başlıklı konuşmasında ceza infaz kurumlarında tutuklu bulunan örgüt üyelerini kast ederek yapmış olduğu, "şimdi günümüzde de bazı arkadaşlarımız hapishanelere atılıyorlar ve hakikaten o şeydeki arkadaşlar bi kere istintak (sorgulama) döneminde ifadelerinin alındığı dönemde ta bilmem yedinci kat yerin altında orada o soğukta her türlü imkandan mahrumiyet içinde yemek vermeme su içirmeme. Silivri'de bugün de gastede veya televizyonda gastedeydi resmi vardı adam çağırmışlar gelirken de bir şişe su almış eline yani insanın çok dikkatine dokunuyor. O arkadaşlarımın çoğu işte bugün Türkiye'nin her yerinde hemen bu türlü şeylere maruz kalıyorlar yani. Bir bir diğer taraftan da hergün yeni bir böyle algı operasyonu şeklinde bir şeyler yapmak suretiyle içeridekiler kadar sizin de bizim de moralimizi bozuyorlar. Böyle adeta sürekli zıpkın yiyor gibi bir şey oluyoruz yani. Şimdi bu adamlar bazı arkadaşlarımızı aldılar. Yarın işin ucu bize gelir dayanırsa ne yaparız bu mevzuda." şeklindeki konuşmasıdır. Konuşma içeriğinden de anlaşılacağı üzere, 17/25 Aralık operasyonlarından sonra 22/07/2014 tarihinden itibaren gerçekleştirilen kumpas operasyonlarında tutuklanan FETÖ/PDY mensubu emniyet görevlilerini "bazı arkadaşlarımız hapishanelere atılıyorlar..." diyerek sahiplendiği, 06/01/2015 tarihi itibariyle dosya sanıklarından bir kısmının (örneğin ..., ..., ..., ..., ...) ceza infaz kurumlarında tutuklu bulundukları anlaşılmıştır.

5 )FETÖ/PDY terör örgütü lideri Gülen'in 17/25 Aralık operasyonları ile ilgili örgüt mensuplarını ve eylemi sahiplenici bir diğer konuşmasına örnek ise, FETÖ lideri Fetullah Gülen'in yargıda faal olan Örgüt üyesi hâkimlere vaaz / sohbet adı altında, dua kılıfına bürünmüş şekilde gönderdiği 19/04/2015 günlü "Mukaddes Çile ve Înfak Kahramanları" konulu kriptolu talimatla ceza infaz kurumlarında tutuklu bulunan FETÖ/PDY mensuplarının tahliye edilmesini istemesidir.

Örgüt lideri Gülen'in 19/04/2015 tarihinde yine Bamteli konuşmasında aynen, "Şayet en mübarek insanlar hırpalanmışlarsa, preslerden geçmişlerse, dibeklerde adeta dövülmüşlerse, şayet siz vareste iseniz bundan, ne ölçüde vareste, bazılarınız çeker bazılarınız onların çektiğini paylaşır vareste değil bunlar onların ıstıraplarını o da ruhunda duyar. O mevzuda yapılması gerekli olan şeyler mevzuunda bir küheylan gibi şahlanır, bir üveyik gibi kanatlanır Allah'ın izni inayeti ile paylaşıyor demektir bu da. Evet birileri içeride medrese i yusufiye yaşarlar, berikiler de dışarıda oturur kalkar onlara dualar ederler. Onları en çabuk zamanda çok rahatlıkla salıver Allah'ım, salıver onlarla beraber bir sürü aileyi kırk bin tane aileyi elli bin tane aileyi yüz bin tane aileyi belki on milyon aile de mi on milyon, on milyon aileyi sevindir Allah'ım..." şeklinde sözlerle tutukluların tahliyesi yönünde talimat vermesinin ertesi günü, 20/04/2015 tarihinde başlayan korsan tahliye sürecinde, ... Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/40810, 2014/41637, 2014/69722, 2014/86706, 2014/115949, 2014/118651 ve 2014/133596 sayılı soruşturma dosyalarında kanuna aykırı tahliyeler yapılmaya çalışıldığı,

FETÖ/PDY terör örgütü lideri Fetullah Gülen'in talimatı ile usulsüz korsan tahliye girişiminde bulunan hâkimler ... ile ...'in bilahare Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca meslekten çıkarılmalarına karar verildiği, adı geçenler hakkında Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca iddianame düzenlendiği, ağır cezayı gerektiren suçüstü hükümlerinin varlığına binaen Bakırköy 2'nci Ağır Ceza Mahkemesince tutuklandıkları, son soruşturmalarının ilk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 16'ncı Ceza Dairesinde görüldüğü, 16'ncı Ceza Dairesinin 24/04/2017 tarih ve 2015/3 esas, 2017/3 karar sayılı kararı ile sanıklar ... ve ...'in sübuta eren silahlı terör örgütü FETÖ/PDY üyesi olmak ve görevi kötüye kullanmak suçlarından cezalandırılmalarına karar verildiği, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve 2017/16.MD 956 esas, 2017/370 karar sayılı ilamı ile Daire kararının onandığı ve mahkumiyet hükümlerinin kesinleştiği, böylelikle FETÖ/PDY terör örgütünün yargı yapılanmasında yer alan eski hakimler ... ve ... tarafından, örgütün hiyerarşik yapılanması içerisinde yer alan militanlarıyla irade ve eylem birliği içerisinde örgütsel işbirliğiyle gerçekleştirilen 25/04/2015 tarihli "korsan tahliye girişimi" eyleminin, örgüt liderinin talimatıyla yerine getirilmiş ve işlenmiş örgütsel bir eylem olduğu hususunun kesinleşmiş yargı kararı ile hüküm altına alındığı,

Öte yandan ABD'de yaşayan FETÖ/PDY terör örgütü liderinin talimatıyla gerçekleştirilmiş olan, ... Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü soruşturmalarda örgüt üyeliği suçundan tutuklu olan toplam (63) şüphelinin usul ve kanuna tamamen aykırı biçimde tahliye edilmeleri girişimine dair örgütsel eylemde, aynı zamanda davaya konu dosyalarda yargılanan sanıklar ..., ..., ..., ..., ...ve Hüseyin Korkmaz'ın da, o tarihte tutuklu oldukları 2014/115949 sayılı soruşturma evrakı (25 Aralık kumpas soruşturması) kapsamında tahliye edilmeye çalışıldıkları, binaenaleyh örgüt liderinin talimatıyla örgütün yargı yapılanmasındaki hücrelerinde yerleşik mensupları eliyle gerçekleştirilen bir örgütsel eylem ile örgütün emniyet yapılanmasında yerleşik mensuplarının ceza infaz kurumundan salıverilmelerine çalışıldığı, böylelikle örgütsel talimat ve motivasyonla gerçekleştirildiği anlaşılan bu korsan tahliye eylemi ile aynı örgüt yapılanmasında yer alan sanıkların sahiplenildiği değerlendirilmiştir.

Sanıkların örgüt medyası tarafından sahiplenilmeleri;

Örgütün yayın organlarında ve örgüt mensuplarının sosyal medyadan paylaştıkları mesajlarda sanıkların yoğun olarak desteklendikleri ve yaptıkları soruşturmaların sahiplenilerek Hükûmete karşı aleyhte yoğun propagandalar yapıldığı, 17 Aralık soruşturmalarını yürüten FETÖ/PDY üyesi emniyet görevlilerinin adına, örgüte müzahir olmayan yazılı ve görsel medyada hemen hemen hiç yer verilmezken, öte yandan örgüte ait medya kuruluşlarında yapılan görüntülü yayınlar ve haberlerde soruşturmaları yürüten örgüt mensubu sanıkların rüşvet ve yolsuzlukları ortaya çıkartan kahramanlar olarak yüceltilerek mütemadiyen sahiplenildikleri,

Bu bağlamda, ... C. Başsavcılığınca FETÖ/PDY'ye yönelik yürütülen 2014/37666 sayılı “FETÖ/PDY çatı soruşturması” kapsamında KOM Daire Başkanlığından talep edilen FETÖ'nün yayın organlarında 01/10/2013'den 2015 yılı sonuna kadar soruşturma kapsamındaki yayınlar için verilen raporda; 17 Aralık ve sonrasında gerçekleşen önemli olaylara ilişkin bu yayın organlarında 25.802 adet haber ve tartışma programının tespit edildiği, raporun FETÖ şüphelileri ile ilgili yapılan haberler başlığı altında sanık ...'nın 2014 yılında örgütün yayın organlarından Bugün TV'de 5, Kanaltürk'de 6, STV'de 9, STV Haber'de 14, 2015 yılında Bugün TV'de 2, STV Haber'de 4 programa konuk olduğu ve 17/25 Aralık soruşturmaları ile ilgili açıklamalarda bulunduğu, sanık ...'ın 2014 yılında Bugün TV'de 8, Kanaltürk'de 2, STV'de 2, STV Haber'de 6, 2015 yılında Bugün TV'de 5, STV Haber'de 1 programa konuk olduğu ve 17/25 Aralık soruşturmaları ile ilgili açıklamalarda bulunduğu, sanık ...'in Bugün TV'de 3, Kanaltürk'de 1, STV'de 1, STV Haber'de 4, 2015 yılında STV Haber'de 1 programa konuk olduğu ve 17/25 Aralık soruşturmaları ile ilgili açıklamalarda bulunduğu, sanık ...'nun Bugün TV'de 3, Kanaltürk'de 1, STV'de 1, STV Haber'de 12, 2015 yılında Bugün TV'de 5, STV Haber'de 2 programa konuk olduğu ve 17/25 Aralık soruşturmaları ile ilgili açıklamalarda bulunduğu, sanıkların bu şekilde örgütün yayın organları ve medya araçları üzerinden kamuoyunu yönlendirmeye çalıştıkları, 15 Temmuz 2016 darbe girişimi sonrası tamamının örgütle irtibatlı olduğu gerekçesiyle kapatıldığı bilinen bu televizyon kuruluşları dışında ana akım medya olarak bilinen diğer televizyon kuruluşları ve haber programlarında açıkça sanıkları sahiplenir tarzda yayınlara yer verilmediği anlaşılmıştır.

Sanıklardan ...'ın, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra çıkarılan olağanüstü hal KHK'sı ile kapatılan örgüte ait medya kuruluşlarından Bugün TV adlı ulusal televizyon kanalında 28/10/2014 tarihinde Tarık Toros isimli örgütün medyadaki önemli figürlerinden, halen FETÖ soruşturmaları kapsamında yurt dışında firari olduğu bilinen bir şahsın sunumunu yaptığı programa çıkarak, bu programda yaklaşık bir saat süreyle 17 Aralık soruşturmalarından, Hükûmetin Güneydoğu ile ilgili çözüm sürecine, terörle mücadeleden, Kobani eylemlerine dair birçok konu ile ilgili konuştuğu ve "son üç yıllık süreçte yolsuzluk yoğunluğu görülüyor. Bu da bizim radarımıza yakalandı. Hangi taşı kaldırsak yolsuzluk bulduk... 17 Aralık değil, asıl 18 Aralık darbedir... (terörle mücadeleye ilişkin) Selin önüne katılmış bir kütük gibi ülkemiz. Planlı bir politika yürütülmüyor. Açılım sürecinde örgüt alan kazanıyor..." şeklinde siyasi yorumlar yaptığı, sanığın belirtilen programdaki açıklamalarının yine örgüte ait medya kuruluşlarından Zaman Gazetesinin "www.zaman.com.tr" adlı haber sitesinde hemen iki gün sonra 30/10/2014 tarihinde "Polis müdüründen ezber bozan açıklamalar: 17 Aralık'tan bir hafta önce bizi alacaklardı, başaramadılar" başlığıyla haberleştirildiği ve Türkiye'nin en büyük yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasının ardından görevinden alınan eski ... Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü ...'ın 17 Aralık soruşturmasıyla ilgili çarpıcı açıklamalarda bulunduğunun belirtildiği, sanıkların böylelikle Örgütün yayın organlarında desteklendikleri ve yaptıkları soruşturmaların sahiplenilerek yüceltildiği anlaşılmıştır.

Bir kısım sanıkların gözaltına alındıklarında ortaklaşa gösterdikleri örgütsel tepkiler;

FETÖ/PDY terör örgütü üyesi sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve firari sanık Hüseyin Korkmaz'ın 2014 ve 2015 yıllarındaki gözaltı süreçlerinde üzerinde "sı fır!", "ze ro!" ibareleri yazan tek tip tişörtler giyerek geliştirmiş oldukları "önceden planlanmış, kurgulanmış, birbirinden haberli örgütsel tepki"nin de soruşturmalara ve operasyona örgütsel karakter kazandıran, örgütsel amacın varlığına işaret eden ve eylemin örgüt eylemi olduğunu ortaya koyan bir diğer somut gösterge olduğu, ismi geçen sanıkların bu örgütsel davranış biçiminde dışa vurdukları ifadelerle Başbakan ile oğlu Bilal Erdoğan arasında 17 Aralık sabahı gerçekleştiği iddia edilen konuşma içeriğindeki sözlere gönderme yaptıkları, bunun da bir yandan soruşturmayı başlatan, koordine eden, talimatlarıyla yönlendiren, iletişim denetlenmesi ve takip işlemlerini gerçekleştiren tüm emniyet kadrosunun FETÖ/PDY terör örgütü mensubiyetini bulunduğunu gösterdiği gibi, diğer yandan soruşturmanın FETÖ/PDY mensupları tarafından yasal hiyerarşi dışında örgüt hiyerarşisiyle Başbakan Erdoğan'ı ve başında bulunduğu Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini devirmek amacıyla başlatılıp yürütüldüğüne delalet ettiği değerlendirilmiştir.

**VIII ** 17/25 ARALIK 2013 TARİHİNDE OPERASYONA KONU OLAN SORUŞTURMA DOSYALARININ İNCELENMESİ

17/25 Aralık süreci, FETÖ/PDY (Fetullahçı Terör Örgütü / Paralel Devlet Yapılanması) silahlı terör örgütünün Türkiye Cumhuriyeti hükûmetini cebren ortadan kaldırmaya yönelik olarak, yargı ve emniyet kadrolarında yerleşmiş mensupları eliyle, hukuki bir soruşturma kılıfı ve görünümü altında girişmiş olduğu, suigeneris (kendine özgün) ve tarihteki öncüllerinden hayli farklı darbe teşebbüsü niteliğiyle tarihe geçmiş bir süreç olarak karşımıza çıkmıştır.

FETÖ/PDY (Fetullahçı Paralel Devlet Yapılanması) silahlı terör örgütü tarafından, meşru ve demokratik seçimlerle iş başına gelmiş Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini tamamen veya kısmen iş yapamaz hale getirmek veya devirmek amacıyla, konuları ve içerikleri itibariyle birbiriyle ilintisiz soruşturma dosyalarının, yargı ve emniyetteki kadrolarda yerleşmiş Örgüt mensupları eliyle 17/12/2013 tarihinde aynı gün operasyona dönüştürülmesi suretiyle ulusal ve uluslararası kamuoyu nezdinde hükûmet aleyhinde büyük bir rüşvet ve yolsuzluk algısı yaratılmasının hedeflendiği, bu sayede silahlı terör örgütünün emniyet ve yargı teşkilatındaki uzantıları eliyle aynı gün operasyona dönüştürülen soruşturma dosyalarının, silahlı terör örgütünün devlet otoritesinin ele geçirilmesi şeklindeki amaç fiilinin gerçekleştirilmesi yönünde bir silah ve araç olarak kullanıldığı değerlendirilmiştir.

Yine aynı şekilde 17 Aralık 2013 tarihinde amacına ulaşamayan örgüt mensuplarının, 2012/656 sayılı soruşturma dosyası üzerinden 25 Aralık 2013 tarihinde kamuoyunda 25 Aralık olarak bilinen soruşturma dosyasını operasyona dönüştürdüğü, ancak yukarıda da belirtildiği üzere 17 Aralık operasyonundan sonra emniyete yeni atanan Mali Şube Müdürlüğü görevlilerince usulsuz talimatların yerine getirilmediği ve bu sayede örgütün amacına ulaşamadığı anlaşılmıştır.

17/12/2013 tarihinde Fetullahçı Paralel Devlet Yapılanması terör örgütünün emniyet ve yargı teşkilatı içerisinde yerleşmiş mensuplarınca gerçekleştirilen yargısal darbe girişiminde bir silah olarak kullanılan soruşturma dosyaları; ... C. Başsavcılığı'nca ... Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlükleri marifetiyle takip edilen ve yürütülen, konuları ve hedef şahısları itibariyle birbiriyle bağlantılı olmayan soruşturmalardır.

İlk derece mahkemelerinde dava konusu yapılan 2012/120653 125043 numaralı 17 Aralık soruşturmalarıyla ilgili olarak ... Cumhuriyet Başsavcılığınca 30/04/2014 ve 16/10/2014 tarihlerinde, 2012/656 ( yeni numarası 2014/42981) numaralı 25 Aralık soruşturmasıyla ilgili olarakta 25/07/2014 tarihinde ayrı ayrı takipsizlik kararları verilmiş olup, bahse konu soruşturma şüphelilerinin durumu iş bu yargılamaların yapıldığı tarih itibariyle hukuken bir sonuca ve muktezaya bağlanmış durumdadır. 5271 sayılı CMK'nın 173'üncü maddesi kovuşturmaya yer olmadığına dair karar ile sonuçlandırılan bir soruşturmaya ilişkin ne suretle kamu davası açılacağını ve bunun şartlarını ortaya koymuştur. 5271 sayılı CMK'nın 225/1 maddesi yargılama faaliyetinin çerçevesini çizmiş, bu bağlamda hükmün ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve fail hakkında verileceğini öngörmüştür. ... 13 Ağır Ceza Mahkemesi ve ... 14 Ağır Ceza Mahkemelerince bahsi geçen yargılamalara esas iddianamelerde 17/25 Aralık soruşturma dosyalarının şüphelileri hakkında açılmış bir kamu davası ve suç isnadı bulunmamaktadır. Bu durum muvacehesinde ilk derece mahkemelerince yapılan yargılama neticesi verilen hükümde de takipsizlik kararlarına konu iddia ve eylemlerin yargılamasının yapılması, soruşturmalara konu iddia ve eylemlerin tartışılması söz konusu olmamıştır. Bu itibarla ilk derece mahkemesindeki yargılamaların konusu, 17/25 Aralık soruşturmalarını sonuca bağlayan kovuşturmaya yer olmadığına dair kararların incelenmesi ve hukuken yerindeliği noktasında bir değerlendirmesini yapmak olmayıp, aksine bu soruşturmaların örgütsel bir amaçla ve belli bir siyasi hedef ve maksat gözetilerek başlatılıp başlatılmadığı, bu şekilde sürdürülüp sürdürülmediği ve böylelikle neticelendirilip neticelendirilmediği, 17/25 Aralık soruşturmalarının temel karakteristik özelliklerini, bu soruşturmaları yürüten yargı ve emniyet birimlerinin FETÖ/PDY aidiyet ve mensubiyetlerinin belirleyip belirlemediği, 17/25 Aralık 2013 tarihlerinde operasyona dönüştürülen soruşturma kılıfı ve görünümündeki eylemlerin silahlı terör örgütünün bir eylemi olup olmadığı, soruşturmaların silahlı terör örgütünün amaç fiilinin gerçekleştirilmesi noktasında sonuç almaya ve sonucu gerçekleştirmeye elverişli bir silah / cebri güç olarak kullanılıp kullanılmadığı hususları teşkil etmektedir.

Konunun daha iyi anlaşılabilmesi bakımından 17/12/2013 tarihinde operasyona dönüştürülen (3) ayrı soruşturma dosyalarının ve 25 Aralık 2013 tarihinde operasyona dönüştürelen soruşturma dosyasının genel hatlarıyla bir incelemesinin yapılması gerekmektedir. Bu itibarla, söz konusu soruşturma dosyalarının, içeriği, kapsamı, konusu, ne şekilde başladığı, ne şekilde sonuçlandığı konuları belirlenecek ve incelemesi yapılan dosyanın ilk derece mahkemesi önüne ne şekilde geldiği izah edilerek son olarak soruşturmalarda tespit edilen usulsüzlük ve hukuka aykırılık konularına değinilecektir.

A) 17 Aralık 2013 tarihinde operasyona dönüştürülen soruşturma dosyaları

1.Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce Yürütülen 2012/120653 Nolu Soruşturma Dosyası;

1.1.Soruşturmanın Başlangıç Süreci / Aşaması;

Kamuoyunda "Halkbank Rıza Sarraf" dosyası olarak bilinen, ... Cumhuriyet Başsavcılığı Kaçakçılık ve Narkotik Suçlar Soruşturma Bürosunca 2012/120653 soruşturma numarası üzerinden yürütülen soruşturma evrakı ... Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünün soruşturma bürolarından birisi olan ve suç tarihi itibariyle büro amirliği görevini sanıklardan ...'in yürüttüğü Nitelikli Dolandırıcılık Büro Amirliğinde takip edilmiştir.

25/05/2009 tarihinde Bakan onayı ile yürürlüğe giren ve soruşturmanın başladığı tarihte yürürlükte bulunan "Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı Merkez ve İl Teşkilatı, Kuruluş, Görev ve Çalışma Yönetmeliği" uyarınca, soruşturmanın başladığı 13/09/2012 tarihinde ... Mali Şube teşkilat yapılanması içerisinde Sahtecilik Büro Amirliği, Suç Gelirleriyle Mücadele Büro Amirliği, Nitelikli Dolandırıcılık Büro Amirliği, Kaçakçılık Suçlarıyla Mücadele Büro Amirliği, Göçmen Kaçakçılığı ve İnsan Ticareti Büro Amirliği olmak üzere beş (5) ayrı soruşturma bürosu bulunmakta olup, Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliği, Adli İşlemler Büro Amirliği gibi soruşturmalara teknik / hukuki destek mahiyetli yardımcı bürolar haricinde ayrıca İdari Büro, Bilgi İşlem (Bilgi Teknolojileri) ve Arşiv Büro, İstatistik Büro, Güvenlik ve Nezarethane Büro, Hudut Kapıları Büro gibi şubedeki rutin işleyişle ilgili tali nitelikli büro amirliklerinin bulunduğu, sanık ...'in suç tarihinde Suç Gelirleriyle Mücadele Bürosu ve dava konusu 2012/120653 numaralı soruşturmanın yürütüldüğü Nitelikli Dolandırıcılık Büro amirlikleri görevini aynı anda yürüttüğü, bir başka deyişle her iki büronun da amiri olduğu, Suç Gelirleriyle Mücadele Büro Amirliğinin personel sayısı itibariyle nicelik olarak çok donanımlı bir büro olmadığı, nitekim bu büroda sadece 332517 sicil sayılı polis memuru sanık...'ın görev yaptığı, sanık ...'nun Nitelikli Dolandırıcılık Soruşturma Bürosundan sorumlu Şube Müdür Yardımcısı, sanık ...'un Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliğinden sorumlu Şube Müdür Yardımcısı, sanık ...'nın ise Mali Şube Müdürü olduğu,

Soruşturmanın operasyona dönüştürüldüğü 17/12/2013 tarihinden birkaç gün sonra KOM Yönetmeliği doğrultusunda bir kısım emniyet şube müdürlüklerinin yeniden yapılandırılması kapsamında Nitelikli Dolandırıcılık Büro Amirliğinin Ekonomik Suçlar ve Yolsuzluk Suçları Büro Amirlikleri şeklinde iki ayrı birim şeklinde yapılandırıldığı, aynı şekilde Suç Gelirleriyle Mücadele Büro Amirliğinin de Suç Gelirlerini Araştırma ve Aklama Suçları Büro Amirlikleri şeklinde iki ayrı birim olarak yapılandırıldığı, hatta 24/07/2013 tarihinden itibaren ayrı bir KOM birimi olarak ihdas edilen "Kaçakçılık Suçlarıyla Mücadele Şube Müdürlüğü"nün 18/12/2013 tarihi itibariyle faal hale getirildiği, bu bağlamda Mali Şube yapılanması içerisinde bulunan Kaçakçılık Suçlarıyla Mücadele Büro Amirliği, Göçmen Kaçakçılığı ve İnsan Ticareti Suçlarıyla Mücadele Büro Amirliği ve Hudut Kapıları Büro Amirliği ile Organize Şube Müdürlüğü yapılanması içerisinde bulunan Silah ve Mühimmat Kaçakçılığı Suçlarıyla Mücadele, Tehlikeli Madde Kaçakçılığı Büro Amirliklerinin bu şubelerden ayrılarak 18/12/2013 tarihi itibariyle faal hale gelen Kaçakçılık Suçlarıyla Mücadele Şube Müdürlüğü bünyesinde yapılandırıldıkları anlaşılmıştır.

... Mali Şube Müdürlüğünde görevli adli kolluk görevlileri marifetiyle 2012/120653 sayısına kayden yürütülen soruşturmanın görünüşte isimsiz ihbarlar ile MASAK ve KOM Daire Başkanlığının raporlarına istinaden başlatıldığı anlaşılmaktadır. Bu geçmişe dönük isimsiz ihbarlar ile MASAK ve KOM Daire Başkanlığı raporları, ilgili büro amiri sanık ... tarafından kendisine verilen talimat doğrultusunda, ... Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Suç Gelirleriyle Mücadele Büro Amirliğinde görev yapan 332517 sicil sayılı polis memuru sanık... tarafından derlenerek ve sair arşiv bilgileriyle desteklenerek 04/09/2012 tarihli bir rapora dönüştürülmüş, söz konusu rapor bilahare büro amirliği ve buradan da şube müdürlüğü eliyle ... C. Başsavcılığına sunularak 2012/120653 sayılı soruşturma sürecinin başlatılmasını sağlamıştır. Suç tarihinde Mali Şube Müdürlüğü Suç Gelirleriyle Mücadele Büro Amirliğinde görevli polis memuru sanık... tarafından derlenip hazırlanarak görev yaptığı Büro Amirliğine hitaben düzenlenen 04/09/2012 tarihli ve 11 sayfalık söz konusu ön araştırma raporunda, özellikle kuyumcular, döviz büroları ve bunlarla ilişkili şahıs ve şirketler üzerinden suç gelirlerinin aklandığına dair Mali Şubeye geçmişte yapılan isimsiz ihbarlar ile MASAK ve KOM Daire Başkanlığı gibi kurumlar eliyle Mali Şubeye gönderilmiş olan aynı konuya dair bazı raporların özetlenip derlendiği ve neticesinde de bir değerlendirmede bulunulduğu görülmektedir. 04/09/2012 tarihli bu raporda;

Raporunun konusunun; Şişli Cumhuriyet Başsavcılığının 08/10/2008 tarihli ve eski Soruşturma No:2004/46272 (yeni Soruşturma No:2004/258646) sayılı yazısı ekinde yer alan, 13/05/2008 tarih R 61 sayılı MASAK raporunda bildirilen şüpheli işlemleri gerçekleştiren şahıslar ve döviz bürolarıyla ilgili Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğüne yapılan ihbarlarda ismi geçen şahıs ve şirketlerle alakalı polisiye takip veya uygun görülecek diğer usullerle Türkiye çapında faaliyetlerinin izlenmesi yoluyla "karapara aklama" suçunun işlenip işlenmediğinin araştırılması olarak belirtildiği,

Rapor içeriğinde; döviz büroları ve karapara konusuyla ilgili Muhabere Elektronik Şube Müdürlüğü ve Mali Şube Müdürlüğüne yapılan 01/11/2009, 07/05/2010 ve 18/07/2012 tarihli isimsiz mail ve faks ihbar içeriklerinden söz edildiği, bunun akabinde, Mali Suçları Araştırma Kurulunun R 61 sayılı raporuna konu Vala Dış Ticaret Ltd. Şti. (Vala Döviz) adlı firmayla alakalı şirket ortaklığı bilgilerine, sözü geçen şirketin faal olup olmadığı yönünde mahallinde yapılan araştırma sonuçlarına, ticaret odası kayıtlarına, mali gücünün çok üstünde son derece şüphe arz eden para transferleri tespit edildiği belirtilen Vala Dış Ticaret firması eski çalışanı ve yetkilisi Abdurrahman İşcen ile ilgili bilgilere yer verilerek, devamında, kaynağı belirsiz yüksek miktarda paraların yurt dışına transferleri konusunda ulusal basında çıkan haberlere konu gerçek ve tüzel kişilerle ilgili, özellikle Durak Döviz isimli işyeri, bu şirketin ortağı olan Happani soy isimli şahıslar ve bunların ortağı olduğu Royal Denizcilik Endüstriyel Makine ve Kıymetli Madenler AŞ unvanlı şirket yetkilisi Rıza Sarraf'ın diğer ortaklık ve malvarlığı bilgilerine, ayrıca 22/06/2010 31/10/2010 tarihleri arasındaki süreçte Rusya'ya yüklü miktarda para taşımacılığı yapan 14 kurye ile birlikte isimleri tespit edilen toplam 55 kişinin isimlerine yer verildiği,

Raporun sonuç kısmında ise özet olarak; raporda isimleri geçen gerçek ve tüzel kişilerle alakalı sadece banka hesaplarındaki şüpheli hareketleri dikkate alınarak karapara / suç geliri aklandığına dair bir değerlendirmede bulunulmasının sağlıklı olmayacağı, günümüzde bankacılık sisteminin gelişmiş olması ve para havalelerinin kısa bir süre içerisinde ve güvenilir bir şekilde bankalar aracılığıyla yapılabilmesine rağmen şahısların yüksek miktarda nakit parayı beraberinde yurt dışına çıkarmaları ve bu kişilerden bir çoğunun döviz bürolarıyla ilişkisinin bulunmasının dikkat çekici olduğu belirtilerek, özellikle isimleri 18/07/2012 tarihli faks ihbarında zikredilen gerçek kişilerin belirli bir organizasyon (suç örgütü) dahilinde hareket edip etmedikleri, birbirleriyle bağlantılı olup olmadıkları ve döviz büroları / kuyumcular aracılığıyla yapılan şüpheli para transferlerinin suçtan kaynaklanıp kaynaklanmadığı hususlarının tespitinin ancak CMK'nın 135 ve 140'ncı maddeleri çerçevesinde gerçekleştirilecek adli soruşturma tedbirleriyle mümkün olacağı ve bu şekilde delillendirilebileceğinin ifade edildiği, nihayet son sayfada şüpheli görülen şahısların tespit edilen telefon hatları ile açık kimlik bilgilerine yer verildiği,

Sanık... tarafından Mali Şube Müdürlüğü Suç Gelirleriyle Mücadele Büro Amirliğine hitaben tanzim olunan 11 sayfalık ve 04/09/2012 tarihli bu ön araştırma raporunun düzenlenmesinden (9) gün sonra adli kolluk amiri sıfatıyla ... Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürü ... imzasıyla ... Cumhuriyet Başsavcılığına hitaben yazılan 13/09/2012 tarih ve 2012/1958 sayılı ve "talimat talebi" konulu yazı ile,

Muhabere Elektronik Şube Müdürlüğüne gelen 01/11/2009 tarih 12721 sayılı ve 07/05/2010 tarih 6484 sayılı elektronik posta ihbarları ile doğrudan Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğüne gönderilen 18/07/2012 tarihli isimsiz faks ihbarı "ilgi" tutulmak suretiyle, gereği için Mali Şube Müdürlüğüne gönderilen tüm bu ihbarlar, Maliye Bakanlığı Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı (MASAK) raporu ve görsel basında çıkan haberlere istinaden Mali Şube Müdürlüğü görevlilerince (sanık... tarafından) yapılan ön araştırma neticesinde "örgütlü halde kaçakçılık ve kara para aklama" suçlarını işledikleri değerlendirilen şahıslar hakkında düzenlenen 04/09/2012 tarihli ön araştırma raporunun yazı ekinde gönderildiği belirtilerek,

İhbarlarda iddia edilen hususlar ile ilgili Ceza Muhakemesi Kanununun 158 ve Adli Kolluk Yönetmeliğinin 6'ncı maddeleri uyarınca Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğüne gerekli soruşturma talimatının verilmesinin istenildiği, bu talimat talebi üzerine 13/09/2012 günü, Kaçakçılık ve Narkotik Suçlar Soruşturma Bürosundan sorumlu ve 25/07/2011 tarihinden beri bu görevi yürüten Cumhuriyet Başsavcı Vekili Zekeriya ÖZ (35837) tarafından evrak üzerine "K.K. Z.Ö" şeklinde havale ve paraf işlemi yapılarak soruşturmaya kayıt talimatı verildiği, verilen talimat üzerine 13/09/2012 günü saat 16.01 itibariyle ... Cumhuriyet Başsavcılığı Kaçakçılık ve Narkotik Suçlar Bürosunda görevli zabıt katibi Fatih Erol (134491) tarafından UYAP bilişim sistemi üzerinden 2012/120653 soruşturma sırasına kayıt işlemi yapılmasıyla hukuken adli soruşturma sürecinin başladığı, ismi geçen zabıt katibi tarafından UYAP bilişim sistemine "şüpheli meçhul sanık" şeklinde giriş yapılmasını müteakip, Kaçakçılık ve Narkotik Suçlar Soruşturma Bürosundan sorumlu Cumhuriyet Başsavcı Vekili Zekeriya ÖZ (35837) tarafından tevzi işlemi yapılarak dosyanın aynı Büroda görevli Cumhuriyet Savcısı Yılmaz Kıstı'ya (40243) tevdi edildiği, böylelikle soruşturma evrakının Yılmaz Kıstı'nın uhdesine aktarıldığı, soruşturmada ilk olarak C. Savcısının talebi üzerine ... 5'inci Sulh Ceza Mahkemesinin 17/09/2012 tarih ve 2012/562 değişik iş sayılı kararı ile CMK'nın 153/2 maddesi gereğince şüpheli, vekil ve müdafilerinin soruşturma evrakını incelemesi ve belgelerden örnek almasının engellenmesi yönünden kısıtlılık kararı verildiği, soruşturmanın bu şekilde başlangıcından itibaren 25/06/2013 tarihine kadarki tüm soruşturma iş ve işlemlerinin Cumhuriyet Savcısı Yılmaz KISTI tarafından yürütüldüğü,

Cumhuriyet Savcısı Yılmaz Kıstı'nın Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 10'uncu maddesi ile görevli özel yetkili soruşturma bürosunda belirtilen tarihte yetkilendirilmesi üzerine soruşturma dosyasının 09/07/2013 tarihinde Kaçakçılık ve Narkotik Suçlar Soruşturma Bürosundan sorumlu Başsavcı vekili sıfatıyla Zekeriya Öz tarafından bu kez yine aynı büroda görevli Cumhuriyet Savcısı Celal Kara'nın (36921) uhdesine aktarıldığı, nitekim bu tarihten itibaren dosyanın operasyona dönüştürüldüğü 17/12/2013 günü de dahil olmak üzere 18/12/2013 tarihine değin soruşturma dosyasındaki iş ve işlemlerin resmi olarak tek başına Celal Kara tarafından yürütüldüğü, 18/12/2013 tarihinde ise ... Cumhuriyet Başsavcısı Turan Çolakkadı tarafından Memur Suçları Soruşturma Bürosunda görevli C. Savcısı Ekrem Aydıner ve Özel Soruşturma Bürosunda görevli C. Savcısı Mustafa Erol'un soruşturma iş ve işlemlerinin yürütülmesinde soruşturma savcısı Celal Kara ile birlikte görevlendirildikleri, ismi geçen (3) savcının 18/12/2013 tarihinden 30/01/2014 tarihine değin yaklaşık 40 gün süreyle soruşturmayı birlikte yürüttükleri, belirtilen tarihte ise Cumhuriyet Savcısı Ekrem Aydıner'in soruşturma dosyasında tek başına yetkilendirildiği, adli soruşturmanın da 16/10/2014 tarihinde adı geçen Cumhuriyet Savcısı tarafından kovuşturmaya yer olmadığına dair karar ile hukuken bir sonuç ve muktezaya bağlandığı anlaşılmıştır.

1.2.Soruşturmanın Görünürde Sebebini Oluşturan İddialar;

Soruşturmaya dayanak teşkil eden sebepler 3 başlık altında toplanacak olursa;

1.2.1.İhbarlar ;

01/11/2009 tarihli e mail ihbarı; ... Emniyet Müdürlüğü Muhabere Elektronik Şube Müdürlüğüne 88.247.189.36 numaralı IP adresinden ve kimliği meçhul şahıs tarafından gönderilen 01/11/2009 tarihli (saat 17.59) ve 12721 sayılı e posta ihbar formunda (yazıldığı şekliyle imla hatalarıyla birlikte aynen);

"Konu kapalı çarşıda mercan kapısı çıkışında bulunan ATLAS DÖVİZ büfesinin yaptığı illegal işler başta kara para aklamak ve yurd içi ve yurt dışına kayri resmi havale yapmak ve vergi kaçırmak iş yeri sahibi olup daha yakın bir zamana kadar türk vatandaşlığı bile olmadığı halde 8.10 yıldan bu yana döviz bürosu sahibi olması ve bu işten bu kadar kısa sürede floryada 500 bin usd daire ve altındaki jeep Q7 250 300 bin ero olması dubaide yerinin olması havale işlerinin takibi için doğu beyazıt.te.cizirede.van.da birkaç döviz bürosuyla karşılıklı çalışıyor olması hatta da en az bir iki defa atatürk hava limanına kaçak yolla en azı 1 milyon usd en fazla 3.4 milyon olmak kaydıyla kaçak yolla para gelmesi onun gidi getirme işinide yanında çalışan soy adını bilmediğim ve adlarının murat ve resul olduğunu bildiğim kişilerin yaptığını ve onlarıda iş yerinde çalışan sorumlu ibo isimli polislik gibi şerefli bir işi lekelemiş ve görevden atılmış bir p bozuntusu ve adını bilmediğim iranlı olduğunu bildiğim genel kordinatör sıfatıyla orada bulunan şaısın yönlendirdiğini biliyorum.tlf 02125269812 nodan tam emin değilim. süleyman sakan tel 05324246022 iş yeri sahibi" denildiği,

Sözü geçen ihbarın haber merkezi grup amiri ve evrak memuru tarafından gereği için Mali Şube Müdürlüğüne dağıtımının yapılması üzerine ihbardan bir gün sonra 02/11/2009 tarihinde Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Suç Gelirleriyle Mücadele Büro Amirliğinin 2009/6332 evrak sırasına kaydının yapıldığı, bu ihbar akabinde adli soruşturmaya başlanıldığına veya ihbar yapılmasını müteakip ihbarın C. Başsavcılığına iletilerek adli soruşturma talimatı istenildiğine dair bir kayda veya evraka rastlanılmadığı, ihbarın 13/09/2012 tarihli soruşturma talimat talep yazısında ilgi tutulduğu anlaşılmıştır.

07/05/2010 tarihli e mail ihbarı; ... Emniyet Müdürlüğü Muhabere Elektronik Şube Müdürlüğüne 88.233.248.161 numaralı IP adresinden ve (kimlik vermek istemiyorum diyen) kimliği meçhul şahıs tarafından gönderilen 07/05/2010 tarihli (saat 17.15) ve 6484 sayılı "kara para aklayan bi iranlı" konulu e posta ihbar formunda;

"mrb sıze bu ıhbarı verırken çok vıjdanım rahat rıza zarrap adlı sahıs yanı ebru gundesın kocası ıranlıbı genc babası dubaıdekendı burda yurd dısından ıstanbula her gun mılyonlarca doları turkıyeye sokuyolar ve bu işi ... beyazıt kapali carsıda durak dövız adı verilen sırkette farklı kısılerı kullanarak yapıyolar kapalı carsıdabı cokbunun gıbı ısımlerını ılerleyen zamandavereceyımkısılerde var ama oncelıkle bunu cokertın arkasından cokkısı vereceyım sıze kımlıyımısaklarsanızsevınırım artı rıza zarrabın dıer yaptıgıkanunsuz iş esas iş bahcelı evlerde bulunan metroportdakı sırketınde bır kumar sıtesının kazanan musterılerının paralarını farklı kısılerın hesaplarını kullanarak sahıplerıne ulastırıyo yanı kısacası rıza zarrab yanı ebru gundesın kocası seyh oglu falan deıl bı numaralı karaparacıdır saygılarımla daha sonra sıze bu olayla farklı ısımlerde vereceyım saygılar devletıme guvenıyorum" denildiği,

Sözü geçen ihbarın haber merkezi grup amiri ve evrak memuru tarafından gereği için Mali ve Asayiş Şube Müdürlüklerine, bilgi için ise İstihbarat Şube Müdürlüğüne dağıtımının yapılması üzerine ihbardan bir gün sonra 08/05/2010 tarihinde Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Suç Gelirleriyle Mücadele Büro Amirliğinin 2010/2742 evrak sırasına kaydının yapıldığı, aynı şekilde bu ihbar akabinde adli soruşturmaya başlanıldığına veya ihbar yapılmasını müteakip ihbarın C. Başsavcılığına iletilerek adli soruşturma talimatı istenildiğine dair bir kayda veya evraka rastlanılmadığı, ihbarın 13/09/2012 tarihli soruşturma talimat talep yazısında ilgi tutulduğu anlaşılmıştır.

18/07/2012 tarihli faks ihbarı; ... Emniyet Müdürlüğüne 18/07/2012 tarihinde gönderilen faks ihbarında;

"Sayın yetkililer size bundan birkaç ay önce bir ihbarda bulunmuştum. Arabacı döviz ve Sapan döviz büroları İran ve kuzey Irak üzerinden getirdikleri paraları aklıyor. Bu kişiler terör ve uyuşturucu mafyaları ile bağlantılıdırlar demiştim. Ancak bu kişilerin asıl piri ve bütün irtibatları sağlayan...ve Abdullah HAPPANİ'dir. Kilisli Happanilerin sahibi oldukları Royal Denizcilik, Safir Altın, Hicran Kuyumculuk, Atanur Kuyumculuk, Taha Kıymetli Madenler, Mümtaz Kuyumculuk, Dimet Kuyumculuk isimli firmalar ile İran'a, Arabistan'a ve Irak'a altın ihracı yapıyor gibi gösterip yıllardır uyuşturucu ve kaçakçılık çetelerinin paralarını döndürüyorlar. Durak Döviz, Atlas Döviz ve Malan Döviz'i de bu işlerinde kullanmaktadır. Rıza SARRAF 0532 2026666 ve 0533 3500000 nolu telefonları, Abdullah Happani de 0530 3107445 numaralı kullanır. Bu Rıza şarkıcı Ebru Gündeş'in kocasıdır. Haberde karısına milyon dolarlık yat, kat, pırlanta aldı diye haber çıkıyor. Nerden geliyor bu para. Kaynağı nedir. İşte kaynağı uyuşturucu ve kaçakçı parasıdır. Bütün dövizcileri organize ediyor. Benim ülkemde krallar gibi yaşıyor. Ben vatanını milletini seven biri olarak gururuma dokunuyor hazmedemiyorum bunları. Bunlarla ortak çalışanlar İran bağlantılı Taha Kıymetli Madenler sahibi Nesteren Deniz 0532 3642199, Arabistan bağlantılı Atanur Kuyumculuk sahibi Taha Ahmet Alacacı 0532 2913749, İranlı Babak Behravesh Alamdari 0507 7665079, ünlü karaparacı İranlı Cafer Einaki Koçheh Bagh 0533 4227178, Royal Denizcilik ortakları Abdurrahman Nenem 0532 2144264, Rıza Sarraf'ın şoförü Turgut Happani 0530 8740404 ve İranlı Muhammed Zarrab 0533 2531015 ve 0532 3153584, Cemalettin Happani 0530 7603621, Abdurrahman İşcen 0533 3569363 ve Pötürgeli Türker Sargın 0536 3478492 numaraları kullanırlar. Size sadece Turgut Happani'yi anlatsam yeter karapara aklamada. Bu şahıs Rıza Sarraf'ın şoförüdür. Hatta gazetelrde haberleri çıktı Rusya'da 150 milyon dolar parayla yakalandı diye. Bu parada Rıza Sarraf'ındır. Bu adamı kurye olarak kullanır. gazeteleri araştırın göreceksiniz bu adamın nasıl Rusya'da yakalandığını, hatta gazetelere çıktı birsürü balya balya paralarla çekilmiş fotoları. Rıza Sarraf denilen adam İran'a altın satıyo gibi görünüp karaparaları bu yöntemle Türkiye'ye geri sokuyor. Bakın araştırın bir yıl içinde ne kadar İran'a altın satmış. Son günlerde gazetelerde çıkan İran'a altın ihracatı haberlerine bakarsanız bu çetenin döndürdüğü uyuşturucu ve kaçakçılık parasının büyüklüğünü göreceksiniz. Güya İran'a altın ihracatı rekorları kırılıyormuş. Neden acaba? İşte bu adamların ihraç etmiş gibi göstererek karşılığında akladıkları paranın miktarı bu...bu paralar uyuşturucu çetelerine dolayısıyla PKKya akan para. PKK ve uyuşturucu baronları paralarını bunlarla transfer ediyor. Can güvenliğim olmadığından ismimi yazmadım. Önce polisimize sonra yüce Türk adaletine güveniyorum. Bu adamların üstüne gidin Türkiye tarihinde karapara rekoruyla karşılaşacaksınız. Kolay gelsin" denildiği,

Sözü geçen ihbarın aynı gün 18/07/2012 tarihinde Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Suç Gelirleriyle Mücadele Büro Amirliğinin 2012/1958 evrak sırasına kaydının yapıldığı, Mali Şube Müdürlüğünün ... Cumhuriyet Başsavcılığından soruşturma başlatılması için talimat talep eden 13/09/2012 tarihli yazısında söz konusu faks ihbarının Mali Şube evrak sırasına kaydedildiği 2012/1958 sayısının kullanıldığı anlaşılmıştır.

1.2.2.Happani Grubu Değerlendirme Raporu;

Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele (KOM) Daire Başkanlığı Mali Suçlar ve Suç Gelirleriyle Mücadele Şube Müdürlüğü nezdindeki Suç Gelirlerini Araştırma Bürosu adlı birimi tarafından 03/06/2011 tarihinde düzenlenerek aynı tarihte elektronik olarak dijital ortam üzerinden (EBYS veya KOMBS üzerinden) ve bilahare 06/06/2011 tarihinde üst yazıyla fiziki olarak KOM Daire Başkanı imzasıyla ... Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü'ne gönderilen, konusu itibariyle esasen döviz büroları ve kuyumcular bağlantılı yurt dışına kaynağı belirsiz şüpheli para transferlerini, bunun hukuki sonuçlarını değerlendiren "Happani Grubu Analiz ve Değerlendirme Raporu"nda;

"12.02.2007 tarihinde Kapıkule Hudut Kapısından yurt dışına çıkış yapmak isteyen bir TIR aracında 202 kg eroin maddesi ele geçirilmiş, akabinde ... Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2007/1258 sayılı soruşturma dosyası ile mahkeme kararı çerçevesinde Edirne KOM Şube Müdürlüğünce gerçekleştirilen iletişimin dinlenmesi tedbirinin uygulanması sürecinde, değişik gerçek / tüzel kişiler arasında kaynağı belli olmayan yüksek miktarda paranın uluslararası transferinin yapıldığı, bu transferlere aracılık yapan kişiler arasında Durak Döviz isimli işyeri ve Abdullah isimli çalışanının da bulunduğu tespit edilmiştir.

... Muhabere Elektronik Şube Müdürlüğü'nün 07.05.2010 tarihli ve İhbar No:6484 sayılı e posta ihbar formunda İranlı...isimli şahsın kendisinin ...'da, babasının ise Dubai'de olduğu, yurtdışından milyonlarca doları Türkiye'ye soktukları, bu işi ... Beyazıt Kapalıçarşıda faaliyet gösteren Durak Döviz isimli işyerinde farklı kişileri kullanarak yaptıkları iddia edilmiştir.

21.12.2010 tarihli ulusal basında Moskova Havalimanı'ndaki gümrük görevlilerinin kontrolleri esnasında ...'dan Rusya'ya giden üçü Azeri biri İranlı olmak üzere dört kişinin bavul ve sırt çantalarında 14,5 Milyon Dolar ve 4 Milyon Avro ele geçirildiği ve şahısların gözaltına alındığı haberi yer almış, bahse konu habere istinaden 23.12.2010 tarihinde Rusya İnterpolü'nden polisiye işbirliği kapsamında bilgi talep edilmiş, 16.03.2011 tarihinde alınan cevabi yazı ile, Azeri vatandaşları Vagif BADALOV, Ramin ISMAILOV, Gusein ISMAILOV ve İran vatandaşı Mohammadsadig RASTGARSHISHEGARHANEKH isimli şahısların üzerinde yüklü miktarda nakit para ile 16.12.2010 tarihinde ...'dan Moskova'ya uçakla geldikleri, ancak herhangi bir bildirimde bulunmadıklarından adı geçen şahıslar hakkında gümrük yetkilileri tarafından Rusya Ceza Kanunu'nun 188.maddesine (kaçakçılık fiilinden) göre işlem yapıldığı, soruşturmanın halen devam ettiği bilgisi alınmıştır.

15.04.2011 tarihli ulusal basında ise, genel olarak "150 milyon Doları bavulla kaçırdılar" başlığı altında, Rusya Federal Gümrük Servisinin başlatmış olduğu çalışmalar neticesinde 14 kuryenin tespit edilerek isimlerinin ülkemiz makamlarına bildirildiği ve para transferlerinin soruşturulmasının istenildiği, söz konusu şahısların Dubai'den gelen ve Azeri işadamlarına ait olduğu iddia edilen 40 milyon dolar ve 10 milyon Avro'yu 37 ayrı seferde valizlerle Rusya'ya taşıdığı, Ebru Gündeş'in eşi Reza Sarraf'ın şoförü olan Turgut Happani isimli şahsın 14 kurye arasında yer aldığına ilişkin iddialar yer almıştır.

Yukarıda adı geçen gerçek/tüzel kişiler ve faaliyetleri hakkında MASAK, ... ve Edirne Emniyet Müdürlükleri ile Daire Başkanlığımız Mali ve Narkotik Şube Müdürlüklerince değişik tarihlerde yürütülen çalışmalarda somut bir neticeye varılması mümkün olmamış ise de gelinen nokta itibariyle yürütülen çalışmaların neticelerinin anlamlı bir şekilde birleştirilerek analize tabi tutulması ihtiyacı hasıl olmuştur. Bu amaç doğrultusunda hazırlanan eldeki raporda Durak Döviz ile ortakları Turgut Happani, Abdullah Happani, Serdal Happani, Şenel Happani ve...isimli şahısların kimlik ve adres bilgileri, yasa dışı faaliyetleri, vergi mükellefiyet, mal varlığı ve yurt dışına giriş çıkış bilgileri mercek altına alınmıştır.

Tasfiye Halinde Homa Yapı Gıda Tek. Tur. Oto. İç Dış Tic. AŞ (yüzde 4 hisse), Bella İnşaat Turizm ve Otomotiv San. Dış Tic. Ltd. Şti (yüzde 50 hisse) ve 18/01/2008 tarihinde faaliyete geçen Royal Denizcilik ve Endüstriyel Makine San. Tic. AŞ'nin (yüzde 80 hisse ve yönetim kurulu başkanı) ortaklarından olan Rıza Sarraf'ın aynı zamanda 27/12/2010 tarihinde kuruluş kaydı gerçekleşen ve Merter / ... vergi dairesinin 7350691410 vergi kimlik numarasında kayıtlı, Metroport Busidence Plaza B Blok Kat 8 No:152 Bahçelievler / ... adresinde faaliyet gösteren Royal Holding AŞ'nin de % 72 hissedarı ve yönetim kurulu başkanı olduğu, Royal Holding AŞ'nin diğer hissedarlarının Fathariz Amir (yüzde 1 hisse), Abdullah Happani (yüzde 1 hisse), Hamid Reza Fath Razi (yüzde 1 hisse) ve Mohamad Zarrab (yüzde 25 hisse) olduğu anlaşılmaktadır.

Royal Holding A.Ş.'nin alt firmalarının Durak Döviz A.Ş., Tural Ltd. Şti. ve Pırlanta Ltd. Şti. ünvanlı firmalar olduğu, İran ve Dubai'ye külçe altın ihracaatı ve İran'da Atasay Kuyumculuk ile ortak hurda altından külçe altın imalatı yapacakları, ihraç bedelleri ile bankalardan ve Rona Döviz A.Ş.'den yine külçe altın alacakları, firmaların ihraç bedelleri için bankalar ile çalıştığı ve adı geçen firmaların İran'ın ticari işlemleri için para giriş çıkışlarına aracılık ettiği bilgileri istihbar edilmiştir.

Ayrıca Rıza Sarraf'ın Durak Döviz ve Kıymetli Madenler Ticaret AŞ'nin 2007 ve 2008 yıllarında % 47,50 hissesi ile ortaklığı mevcuttur.

Durak Döviz ve Kıymetli Madenler Ticaret AŞ döviz bürosu olarak 20/01/2005 tarihinde kuruluş kaydının yapıldığı tarih itibariyle ortaklık yapısının Serdal Happani (yüzde 88 hisse), Şenel Happani (yüzde 3 hisse), Turgut Happani (yüzde 3 hisse), Abdullah Happani (yüzde 3 hisse) ve Hüsamettin Altınbaş'tan (yüzde 3 hisse) oluştuğu, Rıza Sarraf'ın 2007 2008 yıllarında şirkette hissedar gözüktüğü, 05/08/2010 tarihli Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinden anlaşıldığı üzere bilahare şirketin 27/07/2010 tarihli olağan genel kurul toplantısı ile 350.000 TL olan sermayesinin 500.000 TL olduğu, şirket ortaklarının Abdullah Happani, Hüsamettin Altınbaş, Turgut Happani, Murat Cesurtürk ve Sabri Berk'ten oluştuğu, yönetim kurulu başkanının Sabri Berk olduğu, ortaklık yapısında bilahare kısmi değişikliğe gidildiği, nitekim 01/06/2011 tarihli Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi incelendiğinde şirket ortaklarından Turgut Happani yerine Turhan Yılmaz'ın bahse konu şirkete ortak olduğu, diğer şirket ortaklarının ortaklık paylarının ise devam ettiği anlaşılmıştır.

Rıza SARRAF ve Durak Döviz ve Kıymetli Madenler Tic. A.Ş.'nin ortakları olan HAPPANİ ailesi ve diğer aile üyeleri hakkında; ... Cumhuriyet Başsavcılığı'ndan alınan 08.01.2009 tarihli ve 2008/2779 sayılı yazısında;

... Kapalıçarşı'da Bilal HAPPANİ, Kadir HAPPANİ, Zeynel HAPPANİ ve İrfan HAPPANİ isimli şahısların karapara akladıkları, yılda yaklaşık 1.000.000 USD haksız para kazandıkları,

... Ticaret Odası kayıtlarından yapılan sorgu neticesinde; Bilal HAPPANİ isimli şahsın "Avrasya Kıymetli Madenler Turizm Gıda Tekstil Sanayi ve Ticaret Ltd.Şti." (Sermayesi 250.000 YTL), Abdullah HAPPANİ ve Serdal HAPPANİ'nin "Durak Döviz Ticaret A.Ş." (Sermayesi 350.000 YTL) ve Abdullah HAPPANİ ile Turgut HAPPANİ'nin "Royal Denizcilik ve Endüstriyel Makine Sanayi ve Ticaret A.Ş" (Sermayesi 1.000.000 TL) firmalarının ortağı olduğu, Abdulkadir HAPPANİ ve Halil HAPPANİ'nin ortağı bulunduğu "Mavi Kıymetli Madenler Turizm Otomotiv Gıda Tekstil Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti." adlı firmanın 04.06.2008 tarihi itibarı ile kurulduğu ve sermayesinin 150.000 YTL olduğu, ancak bu firmaların tabela firmaları olduğu yönünde izlenimlerin oluştuğu, Mavi Kıymetli Mad. Tur. Oto. Gıda Teks. San. ve Tic. Ltd. Şti.'nin faaliyet adresine yönelik yapılan araştırmalarda işyerinde herhangi bir ticari faaliyetin yürütüldüğüne dair bir emare bulunmadığı,

Alınan ihbar neticesinde; ihbarcının yakını olduğunu belirttiği HAPPANİ soyadlı kişilerin İran'lı şahısların eli altında çalıştıkları, yurtdışından karapara havalesi yaparak yüzdelik karşılığında "milyon dolarlar" getirdikleri, Kilis'te bazı kişiler adına açılan sahte hesaplara gelen paralardan "yüzde bir" yüzdelik sözü verdikleri, bu şekilde birisine söz verdikleri halde yüzdelik payı vermemelerinden dolayı şahsın hesabında bulunan parayı vekaleti iptal ederek çektiği, Kilis'te akrabaları kavga edince durumun meydana çıktığı, Kilis Öncüpınar Mahallesinde bundan başka en az 10 kişinin daha bulunduğunu, bu kişilerin 3 5 sene içerisinde ...'a sahip olduklarını, Fahri HAPPANİ, Mehmet HAPPANİ, Serdar HAPPANİ isimli şahısların Kilis İl Sağlık Müdürlüğünde temizlik şirketinde sözleşmeli çalıştıklarını, paranın Kilis Garanti Bankasından çekildiğini, banka hesaplarına ulaşıldığında da durumun anlaşılacağının iddia edildiği belirtilmiştir.

Azeri işadamları Nizami AZİMOV, Hüseyin G. İSMAYİLOV ve Vagıf BADALOV'a ait olduğu iddia edilen ve bir yıl içerisinde yaklaşık 150 Milyon Doların yurt dışına çıkarılması olayı (21.12.2010 tarihli basın haberleri) ile ilgili olarak ilk aşamada yapılan tespitler:

22 Haziran 31 Ekim 2010 tarihleri arasında yukarıda isimleri geçen şahıslarca Rusya'ya çok yüklü miktarlarda nakit para girişi yapıldığı ve şahısların paranın kaynağını açıklamada yetersiz kaldıkları ve bu parayla Moskova ya da Moskova bölgesinde gayrimenkul alımı yapacaklarının iddia edildiği,

22 Haziran 31 Ekim 2010 tarihleri arasında adı geçen şahısların yurt dışına çıkardıkları para miktarı: 10.300.000,00 EURO ve 37.122.968,00 USD olduğu belirtilmiştir.

MASAK'ın kurye olduklarını belirtmiş olduğu Hüsamettin Altınbaş, Mustafa Aşiroğlu, Sefer Berkant Berk, Sabri Berk, Ertuğrul Bozdoğan, Adem Gelgeç, Murat Cesurtürk, Erol Erdoğan, Adnan Menderes Yazar, Yücel Özçil, Kadir Happani, Turgut Happani, Mustafa Happani ve Ömer Şanlı isimli toplam 14 şahıs ile beraber hareket eden şahısları tespit edebilmek (kurye oldukları değerlendirilen) için yurda giriş çıkış kayıtlarının incelenmesi ile yapılan çalışmalar neticesinde MASAK'ın bildirdiği 14 kişi ile birlikte tespit edilen toplamda 55 kişinin (sonuç ve değerlendirme kısmının yer aldığı 49.sayfada isimleri yazılıdır) kurye faaliyetinde bulunduğu değerlendirilmektedir.

Yukarıda isimleri yazılı şahısların birlikte hareket ettikleri ve kısa süreli yurt dışına giriş çıkış yaptıklarının tespit edilmesi, banka hesaplarında şüpheli işlemlerin bulunması, basında yer alan haberler ve tarafımıza intikal ettirilen ihbarlar da dikkate alındığında bahse konu şahısların beraberinde yüksek miktarda nakit parayı yurt dışına çıkardığı değerlendirilmektedir.

Bu bilgilerden hareketle, günümüzde bankacılık sisteminin gelişmiş olması, para havalelerinin kısa bir süre içinde ve güvenilir bir şekilde bankalar aracılığıyla yapılabilmesine rağmen şahısların yüksek miktarda nakit parayı beraberinde yurtdışına çıkarması ve bu kişilerden çoğunun Döviz Büroları ile ilişkisinin bulunması dikkat çeken hususlardır.

Paranın kurye kullanılarak yurda sokulacağı / yurttan çıkarılacağının tespiti ya da yurda giriş çıkışlarda yolcu üzeri ve eşyasında kaynağı belli olmayan nakit ele geçirilmesi hallerinde takip edilecek hareket tarzının belirlenmesinde kambiyo ve suç gelirlerinin aklanmasının önlenmesi ile ilgili mevzuat göz önünde bulundurulur.

Rapora konu edilen para taşımacılığını mevzuat çerçevesinde incelendiğinde; yurda giriş çıkışlarda şahısların beraberinde taşıdığı nakit paralara ilişkin düzenlemeler Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karar'da yer aldığı,

1567 Sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanunu'nda yurtdışına beyan edilmeden çıkartılan nakit paralar ile ilgili idari para cezasına ilişkin düzenlemeler yer aldığı, idari para cezasına karar vermeye Cumhuriyet Savcısı'nın yetkili olduğu,

Ayrıca 5549 Sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun'un 16. Maddesine göre Türk Parası, döviz veya bunlarla ödemeyi sağlayan belgeleri yurt dışına çıkaran veya yurda getiren yolcular, gümrük idaresinin talebi üzerine bunlarla ilgili olarak tam ve doğru açıklama yapmakla mükellef olduğu, Gümrük idaresince beraberindeki değerler hakkında açıklama yapmayan yolcuya beraberindeki değerin, tutar konusunda gerçeğe aykırı açıklamada bulunan yolcuya beyan ettiği değer ile gerçek değer arasındaki farkın onda biri kadar idari para cezası verileceği, Binbeşyüz Türk Lirası'na kadar olan farklar için bu madde hükümlerinin uygulanmayacağı anlaşılmıştır.

Yapılan incelemelerde bahse konu şahısların çoğunun Azeri uyruklu olduğu, çok sayıda şahsın birlikte hareket ettiği ve kurye olarak para taşımacılığı yaptıkları anlaşılmış olup bu para taşımacılığının hangi amaçla yapıldığı / yapılıyor olabileceğine ilişkin değerlendirmeler şu şekildedir;

MASAK'ın aldığı istihbaratlar doğrultusunda; Royal Holding A.Ş.'nin alt firmaları olan Durak Döviz A.Ş., Tural Ltd. Şti. ve Pırlanta Ltd. Şti.'nin İran ve Dubai'ye külçe altın ihracatı ve İran'da Atasay Kuyumculuk ile ortak hurda altından külçe altın imalatı yapıyor, ihraç bedelleri ile bankalardan ve Rona Döviz A.Ş.'den yine külçe altın alıyor olabilecekleri, bu kapsamda İran bağlantılı ticari işlemler kaynaklı paraların giriş çıkışına aracılık ediyor olabilecekleri,

Yurt dışında kazanılan ancak legal / illegal kaynağı bilinmeyen paraların Rusya'ya ulaştırılması için Dubai'den ülkemize sokuluyor olabileceği,

Bu kişilerce ya da üçüncü kişilerce işlenmiş suçlardan (herhangi bir tespit bulunmamaktadır) elde edilen gelirin izini kaybettirmek için ülke dışına çıkartılıyor, bu kapsamda Türk Ceza Kanunu'nun 282. Maddesinde düzenlenen "Suçtan Kaynaklanan Malvarlığı Değerlerini Aklama" suçunun işleniyor olabileceği,

Bu paraların Türkiye'de veya başka bir ülkede kayıt dışı ticaret kapsamında kazanılmış olabileceği ve bu şekilde vergi incelemesine tabi tutulmaması amacıyla ülkemizden çıkartılıyor olabileceği değerlendirilmiştir.

Yapılması öngörülen işlemler;

Yukarıda tabloda yer alan şahısların yurt dışına giriş çıkış bilgileri ile ilgili olarak uçuş bilgilerinin temini ile gittikleri / geldikleri ülke / ülkelerin öğrenilmesi,

Yabancı ülkelerden yabancı uyruklu şahısların (özellikle Azerbaycan uyruklular için Azerbaycan ve Rusya'dan) ülkelerinde herhangi bir suçtan kayıtlarının bulunup bulunmadığının öğrenilmesi,

Bahse konu şahısların ülkemize giriş çıkış yaptıkları tarihlerde Gümrük görevlilerine herhangi bir bildirimde bulunup bulunmadıklarına dair bilgilerin ilgili makamlardan temin edilmesi,

Cumhuriyet Başsavcılığı ile irtibata geçilerek yurt dışına nakit olarak çıkartılan paraların kaynağının tespitine yönelik çalışmaların başlatılması ile ilgili izin alınması, şeklinde değerlendirilmiştir. Arz. 03/06/2011" denilmiştir.

Bu değerlendirme raporunun KOM Daire Başkanlığının 06/06/2011 tarih ve 298907 sayılı üst yazısı ekinde ... Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğüne gönderilmesini ve ulaşmasını müteakip, ... Mali Şube Md. Suç Gelirleriyle Mücadele Büro Amirliğinde görevli 332517 sicil sayılı polis memuru sanık... ile Büro Amiri sanık ... tarafından 09/06/2011 tarihli müşterek imzalı tek sayfadan oluşan bir tutanak tanzim edildiği,

Bahse konu tutanakta, ülkemizden kaynağı belli olmayan nakit paraların başka ülkelere çıkışını sağlayan organizasyonun deşifre edilmesine yönelik yürütülen çalışmalara katkı sağlamak amacıyla KOM Daire Başkanlığınca hazırlanarak dijital ortamda 03/06/2011 tarihinde gönderilen kapsamlı analiz ve değerlendirme raporunun kısa bir incelemesinin yapılarak konu ile ilgili birim amirine bilgi verildiği ve gerekli çalışmalara başlanıldığının ifade edildiği, bu raporun da adli soruşturmanın başlangıcında değerlendirildiği anlaşılmıştır.

1.2.3. 13/05/2008 Tarihli ve R 61 Sayılı Masak Raporu;

Bankalar Yeminli Murakıbı Mehmet Tahir Özsoy tarafından düzenlenerek Maliye Bakanlığı Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı'na sunulan 13/05/2008 tarihli R 61 sayılı "Atik İşcen Rumuzlu Aklama İncelemeleri" rumuzlu, MASAK tarafından da bilahare 10/06/2008 tarih ve 6517 sayılı yazı ekinde Şişli Cumhuriyet Başsavcılığının 2004/46272 sayılı soruşturması ilgi tutulmak suretiyle Şişli Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilen, yine bilahare 2004/46272 numaralı soruşturma evrakına ilişkin iş ve işlemleri yürüten Şişli Cumhuriyet Savcısı Sait Kunt imzasıyla gereğinin ifası ricasıyla 08/10/2008 tarih ve 2004/46272 sayılı talimat yazısı ekinde ... Mali Şube Müdürlüğüne gönderilen ve 31/10/2008 tarihinde Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünün Suç Gelirleriyle Mücadele Büro Amirliğinin 2008/4985 evrak sırasına kaydedilen yazı ekindeki R 61 sayılı raporun ... Mali Şube birimince adli soruşturmanın başlangıcında esas alındığı ve değerlendirildiği anlaşılmıştır.

1.3.Soruşturma Süreci;

... Cumhuriyet Başsavcılığının Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü eliyle yürüttüğü 2012/120653 sayılı soruşturmasının 25/05/2009 tarihinde Bakan onayı ile yürürlüğe giren "Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı Merkez ve İl Teşkilatı, Kuruluş, Görev ve Çalışma Yönetmeliği" doğrultusunda "planlı operasyon projeli soruşturma" kategorisinde değerlendirilmesi ve nitekim soruşturma başladıktan kısa bir süre sonra 08/10/2012 tarihinde KOM Başkanlığına O 1 planlı operasyon bilgi formunun gönderilmiş olması hasebiyle, operasyona dönüştürüldüğü 17/12/2013 tarihine kadarki süreçte soruşturma iş ve işlemlerinin yoğunlukla telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesi ve teknik araçlarla izleme tedbirleri ile yürütüldüğü, bu nedenle soruşturmanın projeli soruşturma kategorisinde ele alındığı,

Bu bağlamda, soruşturmanın başlangıcından bir (1) gün sonra Kaçakçılık ve Narkotik Suçları Soruşturma Bürosunda görevli soruşturma savcısı Yılmaz Kıstı tarafından ... 5'nci Sulh Ceza Mahkemesine hitaben yazılan 14/09/2012 tarih ve 2012/120653 soruşturma numaralı "iletişimin dinlenmesi" konulu talep yazısı ile, Rıza Sarraf, Abdullah Happani, Turgut Happani, Mohammed Zarrab, Taha Ahmet Alacacı, Nesteren Zarei Deniz, Türker Sargın, Abdurrahman İşcen, Cemalettin Happani, Abdurrahman Nenem, Jafar Einaki Koucheh Bagh, Babak Behravesh Alamdari isimli 12 gerçek kişi şüpheli ile tüzel kişi konumundaki Durak Döviz ve Kıymetli Madenler Ticaret AŞ hakkında "haksız ekonomik çıkar sağlamak amacıyla suç örgütü kurmak, örgüt faaliyeti çerçevesinde kaçakçılık (yurt dışına kaçak yollardan altın ticareti yapmak 5607 SKM) yapmak ve örgüt faaliyeti çerçevesinde suç gelirlerinin aklanması" suçlarını işlediklerine dair kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle suç delili elde edilmesi imkanının bulunmadığı gerekçesiyle (3) ay süreyle telekomünikasyon yoluyla iletişimin tespiti, dinlenilmesi, kayda alınması ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi, tespit edilen suç unsuru görüşmelerin çözülerek metin haline getirilmesi isteminde bulunulduğu,

Talebi değerlendiren ... 5'nci Sulh Ceza Mahkemesinin 17/09/2012 tarih ve 2012/561 değişik iş sayılı kararı ile yukarıda ismi geçen şüpheliler ile ilgili iletişimin denetlenmesi tedbirinin uygulanması talebini kabul ederek atılı suçları işledikleri yönünde kuvvetli şüphe bulunan şüphelilerin suç unsuru taşıyan eylemlerinin tespitine yönelik olarak delil elde edilmesi amacıyla 5271 sayılı CMK'nın 135 ve 137'nci maddelerine göre (3) ay süreyle telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesi tedbirinin uygulanmasına karar verdiği, soruşturma kapsamında ilk CMK 135 tedbirinin bu şekilde başladığı ve devam ettiği,

Teknik takip işlemleri ve adli dinlemelerin başladığı 17/09/2012 tarihinden soruşturmanın operasyona dönüştürüldüğü ve fezlekenin düzenlenerek şüphelilerin adliyeye sevk edildiği, bir başka deyişle adli dinlemelerin sonlandığı 20/12/2013 tarihine değin aradan geçen yaklaşık 15 aylık süreçte toplam 35 farklı sulh ceza mahkemesinden 48 ayrı mahkeme kararı (değişik iş numarası üzerinden) ile 7'si sabit hat, 74'ü yurt içi GSM hattı ve 2'si yabancı telefon hattı olmak üzere 83 adet telefon numarası ve aralarında riza_sf@hotmail.com adlı e mail adresi de dahil olmak üzere 14 adet elektronik posta adresi (toplam 97 adet hedef numara mail) hakkında CMK'nın 135'nci maddesine istinaden telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesi kararı alındığı,

Bu süreçte ve soruşturma kapsamında "hedef şahıs" olarak toplam 53 şüpheli hakkında 5271 sayılı CMK 135/1 maddesi uyarınca telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesi tedbiri uygulandığı, 17/09/2012 tarihli iletişimin denetlenmesine dair ilk adli dinleme kararında ismi geçen 12 gerçek kişi de dahil olmak üzere bu 53 şüphelinin Abdullah Happani, Abdurrahman İşcen, Abdurrahman Nenem, Adem Gelgeç (soy isim değişikliği ile Karahan), Ahad Khabbaz Tamimi, Ahmet Murat Öziş, Babak Behravesh Alamdari, Babak Zanjani, Barış Güler, Cemalettin Happani, Cengiz Kumartaşlıoğlu, Ebru Gündeş Sarraf, Elnaz Daghighna, Emin Hayyam, Emir Eroğlu, Emrah Happani, Ercan Sağın, Ertuğrul Bozdoğan, Fatma Aslan, Hakkı Selçuk Şanlı, Halil İbrahim Akkaya, Hasan Çebi, Hikmet Tuner, Hüsamettin Altınbaş, İrfan Işıkgün, Jafar Eınaki Koucheh Bagh (Cafer Saran), Kamelya Cemşidiran, Kudret Tuncel, Levent Balkan, Mehmet Bilici, Mehmet Happani, Mohammedsadeg Rastgarshishehg, Mohammad Zarrab (vatandaşlığa geçiş ile Can Sarraf), Muacet Korkmaz, Murat Cesurtürk, Murat Yılmaz, Mustafa Behçet Kaynar, Nesteren Zarei Deniz, Onur Kaya, Orhan İnce, Özgür Özdemir, Özgür Erker, Rıza Sarraf, Rüçhan Bayar, Salih Kaan Çağlayan, Süleyman Aslan, Süleyman Happani, Taha Ahmet Alacacı, Turgut Happani, Türker Sargın, Umut Bayraktar, Yaşar Aktürk ve Yücel Özçil isimli şahıslar olduğu, dolayısı ile soruşturma kapsamında hedef şahıs olarak haklarında iletişimin denetlenmesi kararı alınan şüphelilerin bu isimlerden oluştuğu,

Soruşturmanın başlangıcında iletişim denetlenmesi taleplerine esas suçlar; "haksız ekonomik çıkar sağlamak amacıyla suç örgütü kurmak, örgüt faaliyeti çerçevesinde kaçakçılık (yurt dışına kaçak yollardan altın ticareti yapmak 5607 SKM) ve örgüt faaliyeti çerçevesinde suç gelirlerinin aklanması" olarak gösterilmiş iken, devamında ilk kez 3 ay süre ile haklarında iletişimi denetlenmesi tedbiri istenilen bir kısım şüphelilerle ilgili 14/12/2012 tarihli kolluk ve savcılık tedbir talep yazılarında bu suçlara ek olarak bu kez "rüşvet" suçunun da eklenildiği,

Her ne kadar tedbir talebine esas teşkil eden, Mali Şube Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliği görevlisi 34 TM 00145 aidiyet numaralı sanık... tarafından düzenlenen (4) sayfalık rapor ve bu raporu içeren Şube Müdürü imzalı kolluk tedbir talep üst yazısı içeriğinde hangi kamu görevlisine rüşvet verildiği şüphesini ortaya koyan veya buna delalet eden bir tape içeriği ya da özetine yer verilmemiş olmakla birlikte talebi değerlendiren ... 11'inci Sulh Ceza Mahkemesinin 17/12/2012 tarih ve 2012/771 değişik iş sayılı kararı ile vaki talebi kabul ederek telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesi kararı verdiği, böylelikle bu tarihten itibaren rüşvet suçunun soruşturma kapsamında CMK 135 tedbirine dahil edildiği, dinlemeler sırasında devamında bu suçlara ek olarak "hayali ihracat ve örgüt faaliyeti çerçevesinde resmi belgede sahtecilik" suçlarının da 24/05/2013 ve 09/09/2013 tarihli kolluk ve savcılık tedbir talep yazıları ve dolayısıyla iletişim denetlenmesi kararlarında şüphelilere yüklenen / isnat olunan suçlar arasında zikredilmeye başlanıldığı,

Soruşturma kapsamında teknik takip çalışmalarının devamı sırasında Mali Şube Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliği görevlileri 34 TM 00145 aidiyet numaralı sanık... ve 34 TM 00184 aidiyet numarası tanımlı sanık ... tarafından düzenlendiği anlaşılan bila tarihli "tutanak" başlıklı belgede, "suç örgütü lideri Rıza Sarraf'ın usulsüz işlerini kolaylaştırmak için çeşitli kamu görevlilerine rüşvet verdiği, bu kapsamda ...'in oğlu Barış Güler'e de belli aralıklarla rüşvet verdiği, bu işe hedef şahıslardan şüpheli Özgür Özdemir isimli şahsın aracılık ettiği, bu kapsamda yürütülen teknik takip çalışmalarında 25/10/2013 günü suç örgütü lideri şüpheli Rıza Sarraf'ın örgüt yöneticisi şüpheli Abdullah Happani'ye şüpheli Barış Güler'e verilmek üzere bir diğer şüpheli Özgür Özdemir'e üç (3) milyon dolar rüşvet parası teslim edilmesi yönünde talimat verdiğine dair bilgi edinilmesi üzerine fiziki takip görevlileri tarafından aynı gün Nuruosmaniye Caddesinde bulunan Orient Bazaar önüne gidilerek fiziki takip çalışması yapıldığı sırada şüphelinin takip edilme şüphesiyle olay yerinde bulunan Mali Şube fiziki takip görevlilerinin fotoğraflarını çekerek Barış Güler'e aktardığı, Barış Güler tarafından da ...'e aktarıldığı, ...'in de Barış Güler'i telefonla arayarak rüşvet parasının teslim alınması için bu yöntemi bir daha denememeleri ve takipten şüphelenilen şahısların kim olduğunu araştıracağı şeklinde uyardığı, bilahare ...'in danışmanı Salih Barış Kıranta'nın Barış Güler ile irtibata geçerek Özgür Özdemir'in çekmiş olduğu fotoğrafları kendisine göndermesini isteyip konuyu araştıracağını söylediğinin tespit edildiği belirtilerek dosyanın sızması ihtimaline karşılık soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı Celal Kara'ya sözlü olarak bilgi verildiği ve Savcıdan da teknik takibe son verilmesi talimatı alındığı"nın belirtildiği,

İçeriğinde herhangi bir tarih ibaresi ihtiva etmemekle birlikte, savunmalara ve dosya içerisindeki sair bilgi ve belgelere nazaran 25/10/2013 veya 26/10/2013 tarihlerinde düzenlendiği anlaşılan bu tutanağa derc edildiği üzere, soruşturma savcısı Celal Kara'nın çıkış talimatıyla, 17/09/2012 tarihinden beri devam eden teknik takip işlemlerine 26/10/2013 tarihinde son verildiği, lakin dinlemelere son verilmesinden sonra Mali Şube Müdürlüğüne 22/11/2013 tarihinde gönderilen bir elektronik posta ihbarı gerekçe gösterilerek bahse konu ihbar içeriğinde dile getirilen konuların yürütülmekte olan 2012/120653 soruşturma numaralı evrak kapsamındaki suçlarla alakalı olduğu belirtilerek, teknik takip faaliyetine son verilmesinden yaklaşık (45) gün sonra soruşturma savcısınca 10/12/2013 tarihli yeni bir talep yazısı ile başta şüpheli...olmak üzere bir kısım şüphelilerin kullandıkları (40) ayrı telefon numarası hakkında CMK'nın 135'inci maddesi uyarınca (1) ay süreyle iletişimin denetlenmesi karar talebinde bulunulduğu, vaki talebin kabulüne karar veren ... 9'uncu Sulh Ceza Mahkemesinin 10/12/2013 tarih ve 2013/664 değişik iş sayılı kararı ile iletişimin denetlenmesi kararı verildiği,

Soruşturma kapsamındaki son adli dinleme kararının ise ... 18'inci Sulh Ceza Mahkemesince verilen 16/12/2013 tarih ve 2013/744 değişik iş sayılı karar olduğu, bu karar ile aynı tarihli kolluk savcılık talebine istinaden şüpheli Halil İbrahim Akkaya'nın kullandığı telefon hatları ve riza_sarraf@hotmail.com isimli e posta adresi kullanıcısı şüpheli Rıza Sarraf'ın telekomünikasyon yoluyla iletişimlerinin (1) ay süreyle denetlenmesine karar verildiği, bu kararın ertesi gün 17/12/2013 tarihinde yapılan operasyon sonrası bir kısım şüphelilerin göz altına alınarak adliyeye sevk edilmeleri ve soruşturma evrakının kolluk fezlekesi ekinde Cumhuriyet Başsavcılığına intikal ettirilmesi nedeniyle ... Mali Şube Müdürü Hakan Sıralı imzasıyla C. Başsavcılığına gönderilen 20/12/2013 tarih ve 2012/36 sayılı yazı ile "...suç konusu ile ilgili tüm çalışmaların tamamlanması, operasyon yapılması ve konuyla ilgili başka bir çalışma konusu kalmadığından bahisle teknik takibi devam etmekte olan şüpheliler hakkındaki iletişimin tespiti tedbirine son verilerek kayıtlı tüm verilerin ve ses kayıtlarının imha işlemlerinin yapılması hususunda talimatlarınızı arz ederim" şeklindeki talimat talep yazısına aynı gün onay verilmesi ile 20/12/2013 tarihi itibariyle adli dinlemelere son verildiği ve CMK 135 kapsamında başkaca bir karar alınmadığı,

Bunun yanında, 2012/120653 numaralı yürütülen soruşturma kapsamında 5271 sayılı CMK'nın 140'ıncı maddesi uyarınca "teknik araçlarla izleme" tedbirlerinin de uygulandığı, bu tedbire ilk olarak soruşturmanın başlamasından kısa bir süre sonra adli kolluk biriminin şüpheli Rıza Sarraf'a yönelik teknik araçlarla izleme talebi üzerine suç tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı CMK'nın 140/2 madde ve fıkrası gereği "gecikmesinde sakınca bulunan hal" nedeniyle soruşturma savcısı Yılmaz Kıstı'nın yazılı emri ile başvurulduğu, C. Savcısının 03/10/2012 tarihli yazılı emri ile, teknik takip (dinleme) çalışmaları devam eden şüphelilerden Rıza Sarraf'ın ...'da bazı şahıslar ile kaçak yollardan altın ve nakit para ticaretine dair birebir görüşme yapacağı, bu amaçla 03/10/2012 günü saat 19.15 20.00 sıralarında Atatürk Havalimanından iki adet bavul ile yurda giriş yapacağı bilgisine istinaden adı geçene yönelik teknik araçlarla izleme çalışması yapılarak ses ve görüntü kaydının (fiziki takip) alınması talimatı verildiği, bilahare 04/10/2012 günlü talep yazısı ile Cumhuriyet Savcısının sulh ceza mahkemesinden 03/10/2012 tarihli teknik araçlarla izleme kararının onanmasını ve ayrıca şüpheli...hakkında CMK'nın 140'ıncı maddesine istinaden ilk kez 4 (dört) hafta süreyle teknik araçlarla izleme kararı verilmesini talep ettiği,

Talep üzerine, ... 32'nci Sulh Ceza Mahkemesinin 04/10/2012 tarih ve 2012/500 değişik iş sayılı kararı ile "suç örgütü kurmak, yurt dışına kaçak yollardan altın ihraç etmek, bu yolla kazanılan malvarlığı değerlerini aklama" suçları kapsamında Cumhuriyet Savcısının teknik araçlarla izleme kararının onanmasına ve şüpheli...isimli şahıs hakkında yüklenen suçların işlendiğine dair kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilemeyeceği gerekçesiyle CMK'nın 140'ıncı maddesine istinaden kamuya açık yerlerdeki faaliyetlerinin teknik araçlarla izlenebilmesi, ses veya görüntü kaydının alınabilmesi amacıyla dört (4) hafta süreyle teknik araçlarla izleme yapılmasına karar verildiği, verilen bu karar ile birlikte soruşturma kapsamında CMK 140 tedbirinin de uygulanmaya başlanıldığı,

Devamında soruşturma kapsamında şüpheliler hakkında teknik araçlarla izlemeye dair verilen toplam 38 ayrı karar bulunduğu, soruşturma kapsamında verilen son teknik araçlarla izleme kararının ... 24'üncü Sulh Ceza Mahkemesinin 25/10/2013 tarih ve 2013/497 değişik iş sayılı kararı olduğu, bu karar ile şüpheli...liderliğindeki suç örgütünün altın kaçakçılığı ve kara para aklama suçlarını işlemek, bu kapsamdaki işlerini hızlandırmak için bazı kamu görevlilerine sağladığı maddi menfaatlerin temininde rüşvete aracılık yaptığı iddia edilen şüpheli Özgür Özdemir hakkında daha önce verilmiş bulunan teknik araçlarla izleme kararının ikinci kez bir hafta süreyle uzatılmasının karara bağlandığı, yukarıda teknik takip kısmında izah edildiği üzere soruşturmanın deşifre olduğunu düşünen adli kolluk görevlilerinin 26/10/2013 tarihi itibariyle teknik takibi sonlandırdıkları ve 10/12/2013 tarihine değin teknik takip karar talebinde bulunulmadığı, bu itibarla en son yapılan teknik araçlarla izleme karar talebinden sonra 25/10/2013 tarihinden sonra yeniden teknik araçlarla izleme talebinde de bulunulmadığı anlaşılmıştır.

1.4.Soruşturma Birimince Yapılan Operasyon Süreci ve Sonrası;

13/09/2012 tarihinde başlatılan soruşturma üzerinden 15 aylık bir süre geçtikten sonra soruşturmayı yürüten ve dosyayı uhdesinde tutan Cumhuriyet Savcısı Celal Kara'nın eş zamanlı operasyon talimatı verdiği ve nitekim 16/12/2013 tarihinde ... 18'inci Sulh Ceza Mahkemesine müracaatla "suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, yönetmek veya üye olmak, örgüte yardım etmek, rüşvet almak, vermek ve rüşvete aracılık etmek, resmi belgede sahtecilik, altın kaçakçılığı, fuhşa aracılık etmek" suçlarına yönelik yürütülen soruşturma kapsamında CMK'nın 116 ve devamı maddelerine istinaden 17/12/2013 19/12/2013 tarihleri arasında şüphelilerin ikamet ve iş yerleri adreslerinde arama yapılması ve yapılacak arama neticesi elde edilmesi muhtemel suç delillerine el koyma kararı verilmesi talebinde bulunduğu,

... 18'inci Sulh Ceza Mahkemesinin 16/12/2013 tarih ve 2013/733 değişik iş sayılı kararı ile talebin usul ve yasaya uygun olduğu değerlendirmesiyle ... sınırları içerisinde yerleşik 20 şüpheli hakkında 17/12/2013 19/12/2013 tarihleri arasında gündüz vakti bir defaya mahsus olmak üzere arama yapılmasına ve arama neticesi elde edilmesi muhtemel suç delillerine el konulmasına karar verildiği, Cumhuriyet Savcısı Celal Kara'nın ise 17/12/2013 günü ... merkezli olmak üzere birkaç ilde eş zamanlı yapılan operasyon neticesi 32 şüpheli hakkında yakalama talimatı verdiği, ilk gün yapılan operasyonda firari oldukları belirtilen şüpheliler Emin Hayyam, Can Sarraf ve Omid (Ümit) Saeidzaman haricindeki 29 şüphelinin yakalanarak savcılık talimatı ile ... Emniyet Müdürlüğünde gözaltına alındıkları,

Şüphelilerden Fatma Aslan'ın 17/12/2013 günü savcılık talimatıyla kolluk ifadesinin ardından kolluk aşamasında, diğer şüpheliler Hüsamettin Altınbaş, İrfan Işıkgün, Murat Cesurtürk, Turgut Happani, Taha Ahmet Alacacı, Ertuğrul Bozdoğan ve Türker Sargın'ın ise 19/12/2013 günü yine savcılık talimatıyla kolluk aşamasında serbest bırakılmalarının ardından geri kalan toplam (21) şüphelinin 20/12/2013 tarihinde mevcutlu olarak kolluk fezlekesi eşliğinde ... Cumhuriyet Başsavcılığına sevk edildikleri, bu (21) şüpheliden 14'ünün aynı tarihte tutuklanmaları talebiyle Sulh Ceza Mahkemesine sevk edilir iken, Cemalettin Happani, Ercan Sağın, Halil İbrahim Akkaya, Yücel Özçil, Adem Gelgeç, Murat Yılmaz ve Mustafa Behçet Kaynar isimli (7) şüphelinin ise tutuklamaya sevk edilmeden adliyeden serbest kaldıkları,

(14) şüpheliden Hikmet Tuner, Özgür Özdemir, Barış Güler ve Salih Kaan Çağlayan'ın rüşvet almaya ve vermeye aracılık etmek suçundan, Muacet Korkmaz, Emir Eroğlu ve Rüçhan Bayar'ın suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak suçundan, Süleyman Aslan ve Onur Kaya'nın rüşvet almak suçundan, Umut Bayraktar'un suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak, rüşvet almaya ve vermeye aracılık etmek suçlarından, Ahmet Murat Öziş, Mohammedsadeg Rastgar ve Abdullah Happani'nin suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, rüşvet almaya ve vermeye aracılık etmek suçlarından ve Rıza Sarraf'ın ise suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, rüşvet vermek suçlarından ... 25'inci Sulh Ceza Mahkemesinin 20/12/2013 tarih ve 2013/130 sorgu sayılı kararı ile tutuklanarak ceza infaz kurumuna gönderildikleri,

Soruşturmanın devamı sırasında, tutuklu şüphelilerden Muacet Korkmaz ve Emir Eroğlu'nun 20/01/2014 tarihinde, Rüçhan Bayar'ın 30/01/2014 tarihinde tahliye edildikleri, tutuklu şüpheliler Süleyman Aslan, Abdullah Happani, Ahmet Murat Öziş, Onur Kaya, Umut Bayraktar ve Mohammedsadeg Rastgar Shishehgarkhaneh'in ... 19'uncu Sulh Ceza Mahkemesinin 14/02/2014 tarih ve 2014/87 değişik iş sayılı kararı ile tahliyelerine karar verildiği, diğer tutuklu şüpheliler Hikmet Tuner, Özgür Özdemir, Barış Güler, Salih Kaan Çağlayan ve Rıza Sarraf'ın ise ... 3'üncü Sulh Ceza Mahkemesinin 28/02/2014 tarih ve 2014/1258 değişik iş sayılı kararı ile tahliyelerine karar verildiği, bu tahliye kararı ile birlikte 28/02/2014 tarihi itibariyle soruşturmada tutuklu şüpheli kalmadığı,

18/12/2013 tarihinde, yani operasyon yapıldıktan bir gün sonra şüphelilerin emniyetteki gözaltı işlemlerinin devam ettiği süreçte ... Cumhuriyet Başsavcısı Turan Çolakkadı tarafından C. Savcısı (36921) Celal Kara ile birlikte (25994) Ekrem Aydıner ve (28205) Mustafa Erol isimli Cumhuriyet Savcılarının da soruşturmanın yürütülmesi konusunda görevlendirildikleri,

... Cumhuriyet Başsavcılığı HSYK Bürosunun 18/12/2013 tarih ve 2013/2210 sayılı görevlendirme konulu yazısında, aralarında kamu görevlilerinin de bulunduğu birçok kişi hakkında 2012/120653, 2012/125043, 2013/24880 numaralarıyla başlatılan soruşturmalar kapsamında 17/12/2013 tarihi itibariyle aramalar yapılarak çok sayıda şüphelinin gözaltına alınması karşısında, soruşturmaların kapsamı, şüpheli sayısının çokluğu, gözaltına bulunanların işlemlerinin yasal sürede bitirilmesinin gerektiği nazara alınarak ve delillerin tam olarak toplanması, soruşturmaların kısa sürede ikmal edilmesi için mevcut savcılara yardım etmek üzere Memur Suçları Soruşturma Bürosu Cumhuriyet Savcılarından Ekrem Aydıner ve Özel Soruşturma Bürosundan Cumhuriyet Savcısı Mustafa Erol'un görevlendirildiklerinin, ayrıca mukteza tayininde ve soruşturmaların seyri ile ilgili herhangi bir hususta ihtilaf vukuu halinde adı geçen C. Savcılarından ikisinin imzası ile işlem yapılacağının bildirildiği,

Her üç C. Savcısının bu görevlendirme talimatı doğrultusunda bir süre soruşturmayı birlikte yürüttükleri, ancak ... C. Başsavcılığının 29/01/2014 tarih ve 291 sayılı yazısı ile yapılan yeni iş bölümü ve yine Başsavcılığın 30/01/2014 tarih ve 2014/312 HSYK sayılı yazıları ile anılan soruşturmayı tek başına yürütmekle ... C. Savcısı (25994) Ekrem Aydıner'in görevlendirildiği, bu itibarla 30/01/2014 tarihinden sonraki soruşturma iş ve işlemlerinin C. Savcısı Ekrem Aydıner tarafından tek başına yürütüldüğü,

Soruşturmada isimleri zikredilen bu iki savcı henüz görevlendirilmeden ve fiilen göreve başlamadan evvel, soruşturma iş ve işlemlerinin ... C. Savcısı Celal Kara tarafından tek başına yürütüldüğü süreçte Celal Kara tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunulmak üzere Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne gönderilmek üzere ... C. Başsavcılığı Özel Soruşturma Bürosuna hitaben yazılan 18/12/2013 tarih ve 2012/120653 sayılı yazıda;

Cumhuriyet Başsavcılığının 2012/120653 soruşturma sayısı üzerinden yürütülmekte olan soruşturma sırasında elde edilen deliller ve ulaşılan bulgular doğrultusunda Ekonomi Bakanı..., İçişleri Bakanı ... ve Avrupa Birliği Bakanı... hakkında suç teşkil eden eylemleri ile ilgili olarak hazırlanan (309 sayfalık) ayrıntılı rapor, olayların ayrıntılı anlatımına ilişkin fezleke, gerek fezleke ve gerekse suç raporunun dayanağını teşkil eden fiziki takip tutanakları, teknik takip tutanakları (suç teşkil eden eylemlere dair telefon görüşmeleri/tapeler), ses ve görüntü CD/DVD'leri ile ilgili mahkeme kararlarından oluşan soruşturma evrakının Anayasanın 100'üncü maddesi uyarınca yazı ekinde gönderildiği belirtilerek, bu delillere ek olarak aramalardan elde edilecek deliller ve yazışmalar neticesinde kamu kurumlarından alınacak delillerin de bilahare gönderileceğinin ifade edildiği, böylelikle adı geçen Bakanlarla ilgili toplanan tüm delillerin iddia konusu suç eylemlerinin anlatıldığı fezleke ve raporun TBMM'ye sunulmak üzere Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne gönderilmek istenildiği,

Lakin, ... Cumhuriyet Başsavcılığının yürürlükteki çalışma talimatı gereğince Başbakan, Bakanlar ve üst düzey görevliler hakkındaki soruşturmaların özel soruşturma bürosunca yapılması gerektiğinden bahisle Bakanlarla ilgili toplanan deliller, fezleke ve 309 sayfalık ayrıntılı raporun 18/12/2013 tarihli bu yazı ile Meclis Başkanlığına gönderilmeyip, 28 klasörden oluşan tekmil soruşturma evrakının bilahare bir dizi pusulasına bağlanarak Kaçakçılık ve Narkotik Suçlar Bürosu soruşturma savcıları Celal Kara, Ekrem Aydıner ve Mustafa Erol tarafından müşterek imzalı, aynı mahiyet ve içerikteki 26/12/2013 tarihli başka bir yazı ile ... C. Başsavcılığı Özel Soruşturma Bürosuna gönderilmesini müteakip, Özel Soruşturma Bürosundan sorumlu C. Başsavcı Vekili Ali Cengiz Hacıosmanoğlu imzalı 31/12/2013 tarihli yazı ile Bakanlık Muhabere Bürosu marifetiyle Adalet Bakanlığına gönderildiği,

Ne var ki, Adalet Bakanlığının 29/01/2014 tarih ve 75723908 103 0021 2014 372/7268 sayılı yazısı ile, "....İçişleri eski Bakanı Mardin Milletvekili ..., Ekonomi eski Bakanı Mersin Milletvekili... ve Avrupa Birliği eski Bakanı ... Milletvekili...'ın işledikleri iddia edilen suçların Bakanlar Kurulunun genel siyaseti veya Bakanlıkların görevleri nedeniyle işlendiğine ilişkin değerlendirmede bulunulması nedeniyle adı geçenler hakkındaki soruşturma dosyasının Bakanlığımız aracı kılınmaksızın Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına gönderilmesi, kişisel suç kapsamında kaldığının değerlendirilmesi halinde ise Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 83.maddesi gereği yasama dokunulmazlığının kaldırılması talebiyle fezlekeli evrakın Adalet Bakanlığına gönderilmesi..." gerekçesiyle evrakın ekleriyle birlikte ... Cumhuriyet Başsavcılığına iade edilmesi üzerine ... C. Başsavcılığı Özel Soruşturma Bürosunun bu kez 21/02/2014 tarih ve 2013/20764 C.M.sayılı yazısı ile Bakanlarla ilgili soruşturma dosyası ve delillerin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına gönderildiği, ismi geçenler Bakanlar hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki Meclis Soruşturma Komisyonu kurulması sürecinin de bundan sonra başladığı,

Soruşturma neticesinde Cumhuriyet Savcısı Ekrem Aydıner tarafından verilen 16/10/2014 tarih ve 2012/120653 soruşturma, 2014/69582 karar sayılı "kovuşturmaya yer olmadığına dair" karar ile soruşturma kapsamında haklarında CMK 135 tedbiri uygulanan şüpheliler Abdullah Happani, Adem Gelgeç (Karahan), Ahmet Murat Öziş, Barış Güler, Cemalettin Happani, Cengiz Kumartaşlıoğlu, Ebru Gündeş Sarraf, Emin Hayyam, Emir Eroğlu, Emrah Happani, Ercan Sağın, Ertuğrul Bozdoğan, Fatma Aslan, Halil İbrahim Akkaya, Hikmet Tuner, Hüsamettin Altınbaş, İrfan Işıkgün, Jafar Eınaki Koucheh Bagh (Cafer Saran), Mehmet Bilici, Mehmet Happani, Mohammedsadeg Rastgarshishehg, Mohammad Zarrab (Can Sarraf), Muacet Korkmaz, Murat Cesurtürk, Murat Yılmaz, Mustafa Behçet Kaynar, Nesteren Zarei Deniz, Onur Kaya, Özgür Özdemir, Özgür Erker, Rıza Sarraf, Rüçhan Bayar, Salih Kaan Çağlayan, Süleyman Aslan, Süleyman Happani, Taha Ahmet Alacacı, Turgut Happani, Türker Sargın, Umut Bayraktar ve Yücel Özçil'e (40 kişi) ek olarak soruşturma kapsamında haklarında doğrudan CMK 135 tedbiri uygulanmamış olan şüpheliler Ceylan Er, İsmail Karaarslan, Mehmet Ali Aşiroğlu, Mehmet Hakan Atilla, Mehmet Hakan Bayramiç, Mehmet Şenol Çağlayan, Metin Cabir, Mustafa Aşiroğlu, Özlem Adatepe, Sabri Berk, Salih Barış Kıranta, Tevfik Usta ve Yasin Ata (13 kişi) dahil toplam 53 şüpheli hakkında üzerlerine atılı tüm suçlardan takipsizlik kararı verildiği,

Soruşturma kapsamında haklarında şüpheli sıfatıyla 5271 sayılı CMK 135 tedbirine başvurulan şüphelilerden Abdurrahman İşcen, Abdurrahman Nenem, Ahad Khabbaz Tamimi, Babak Behravesh Alamdari, Babak Zanjani, Elnaz Daghighna, Hakkı Selçuk Şanlı, Hasan Çebi, Kamelya Cemşidiran, Kudret Tuncel, Levent Balkan ve Yaşar Aktürk'ten takipsizlik kararında söz edilmediği, bir başka deyişle takipsizlik kararında bu 12 kişinin şüpheli olarak gösterilmedikleri, dolayısıyla haklarında herhangi bir karar verilmediği, ayrıca hakkında şüpheli sıfatıyla CMK 135 tedbiri uygulanan Orhan İnce'nin ise 17/12/2013 tarihli operasyon sonrası savcılık talimatı ile "bilgisine başvurulan şahıs" sıfatıyla ifadesine başvurulduğu, 16/10/2014 tarihli takipsizlik kararında adı geçenin şikayetçi olarak gösterildiği,

16/10/2014 tarihli takipsizlik kararına yönelik itirazların ... 6'ncı Sulh Ceza Hakimliğinin 15/12/2014 tarih ve 2014/3162 değişik iş sayılı karar ile değerlendirilerek, takipsizlik kararına itiraz eden kişi ve kuruluşlardan Orhan İnce dışındakilerin soruşturmanın tarafı olmadıkları, soruşturulan suçlarla alakalı olarak suçtan doğrudan zarar gören sıfatı taşımayan kolluk görevlileri ile dosyanın mağduru olmayan kişi ve kuruluşlar oldukları, dosya kapsamında taraf sıfatlarının bulunmadığı, bu nedenle karara itiraz haklarının bulunmadığından bahisle bu kişiler tarafından yapılan tüm itirazların işin esasına girilmeden usul yönünden reddine, müşteki eski emniyet müdürü Orhan İnce'nin itirazının ise; eski kamu görevlisi olan müştekinin tayininin ilk önce ... dışındaki illere çıkarılması, akabinde meslekten ihraç edilmesi eylemlerinde eski İçişleri Bakanı ... hakkındaki soruşturma evrakının Türkiye Büyük Millet Meclisi Soruşturma Komisyonuna gönderilmiş oluşu, adı geçenle ilgili Cumhuriyet Başsavcılığının soruşturma yapma yetkisinin bulunmaması, diğer şüpheliler...ve Barış Güler'e ise şikayet konusu bu olay nedeniyle hukuken atfedilebilecek suç teşkil eden bir eylemlerinin bulunmadığı gerekçeleriyle adı geçen müşteki yönünden esastan reddine kesin olarak karar verildiği, sonuç itibariyle 2012/120653 numaralı soruşturma şüphelileri hakkında verilen 16/10/2014 tarih ve 2012/120653 soruşturma, 2014/69582 karar sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın itiraz yoluyla ... 6'ncı Sulh Ceza Hakimliğinin 15/12/2014 tarih ve 2014/3162 değişik iş sayılı karar ile vaki itirazların reddine dair karar verilerek hukuki denetiminden geçmesini müteakip, soruşturma sürecinin sonlandığı anlaşılmıştır.

2.Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce Yürütülen 2012/125043 Nolu Soruşturma Dosyası;

2.1.Soruşturmanın Başlangıç Süreci / Aşaması;

Kamuoyunda "TOKİ Maslak 1453" dosyası olarak bilinen, ... Cumhuriyet Başsavcılığı Sahtecilik ve Dolandırıcılık Suçları Soruşturma Bürosunca 2012/125043 soruşturma numarası üzerinden yürütülen soruşturma evrakı ... Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünün soruşturma bürolarından birisi olan ve suç tarihi itibariyle büro amirliği görevini sanıklardan ...'nün yürüttüğü Organize Suç Örgütleri 2 Büro Amirliğince takip edilmiştir.

25/05/2009 tarihinde Bakan onayı ile yürürlüğe giren ve soruşturmanın başladığı tarihte yürürlükte bulunan "Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı Merkez ve İl Teşkilatı, Kuruluş, Görev ve Çalışma Yönetmeliği" uyarınca, soruşturmanın başladığı 21/09/2012 tarihinde ... Organize Suçlarla Mücadele Şube teşkilat yapılanması içerisinde Organize Suç Örgütleri 1 Büro Amirliği, Organize Suç Örgütleri 2 Büro Amirliği, Organize Suç Örgütleri 3 Büro Amirliği, Silah ve Mühimmat Kaçakçılığı Büro Amirliği ve Tehlikeli Madde Kaçakçılığı Büro Amirliği olmak üzere beş (5) ayrı soruşturma bürosu bulunmakta olup, Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliği, Soruşturma Destek Büro Amirliği gibi soruşturmalara teknik / hukuki destek mahiyetli yardımcı bürolar haricinde ayrıca İdari Büro, Bilgi Teknolojileri ve Arşiv Büro, İstatistik ve Değerlendirme Büro, Güvenlik ve Nezarethane Büro gibi şubedeki rutin işleyişle ilgili tali nitelikli büro amirliklerinin bulunduğu, sanık ...'nün suç tarihinde dava konusu soruşturmanın yürütüldüğü Organize Suç Örgütleri 2 Büro Amirliği görevini yürüttüğü, sanıklardan ...'nun Organize Şube'de Teknik Takip ve İzleme Büro Amiri, sanık ...'in gerek soruşturma bürosundan gerekse teknik takip ve izleme bürodan sorumlu Şube Müdür Yardımcısı, sanık ...'ın ise Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü olduğu anlaşılmıştır.

2012/125043 numaralı soruşturma, ... İl Emniyet Müdürlüğü Muhabere Elektronik Şube Müdürlüğüne 18/09/2012 tarihinde elektronik posta yoluyla gelen bir ihbara istinaden başlamış gözükmektedir. Bu mail ihbarında özetle; Ali Ağaoğlu isimli şahsın devletten çok ucuza aldığı arazilere binalar diktiğinin, bilahare millete fahiş fiyatlarla satarak köşeyi döndüğü ve Türkiye'nin sayılı zenginleri arasına girdiğinin, Ali Ağaoğlu'nun tanıdığı bürokratları sayesinde ucuza kapattığı arazileri bilahare imara açtırdığı veya emsal değerlerini yükselterek bu arazilerden inanılmaz paralar kazandığının, Ağaoğlu'nun çoğu inşaatında emsal değeri göz önüne almadığı ve bu duruma kimsenin ses çıkarmadığı belirtilmiştir.

18/09/2012 tarihli söz konusu ihbar sonrası, aynen Mali Şube Müdürlüğünde yürütülen 2012/120653 numaralı soruşturmada olduğu gibi, Organize Suç Örgütleri 2 Büro Amirliğinde görevli komiser yardımcısı sanık ... tarafından Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğüne hitaben düzenlenen 20/09/2012 tarihli raporda 18/09/2012 tarihli bu ihbardan söz edilerek ihbarla ilgili yapılan çalışmalara yer verildiği, bu bağlamda ihbarda belirtilen Ali Ağaoğlu isimli şahsın gerçek kimlik bilgilerinin Ali İbrahimağaoğlu isimli şahıs olduğu ve 532 .... numaralı telefonu kullandığı, ihbar içeriğinde geçtiği şekliyle Sadık isimli şahsın kullandığı belirtilen 530 ... numaralı hattın Ali Ağaoğlu'nun sahibi olduğu Akdeniz İnşaat ve Eğitim Hizmetleri AŞ'ye ve 537 ... numaralı hattın ise Hüseyin Gıranta isimli şahıs adına kayıtlı olduğu, ancak her iki hattın da Sadık ? isimli şahıs tarafından kullanıldıklarının değerlendirildiği, yine ihbar içeriğinde Abdullah ? isimli şahsın kullandığı belirtilen 532 .... numaralı hattın Hakan Öztürk isimli şahıs adına, 545 ... numaralı hattın Sedat Açıkgöz isimli şahıs adına kayıtlı olmakla birlikte açık kimliği tespit edilemeyen Abdullah isimli şahıs tarafından kullanıldığının değerlendirildiği belirtilerek, 18/09/2012 tarihli e mail ihbarında isim ve telefon numaraları belirtilen şahıslarla ilgili yapılan araştırmalara değinildiği, raporda bilahare ihbarda zikredilen 11/07/2012 tarihli Akmerkez önündeki darp ve kurşunlama olayı ile "Ağaoğlu Maslak 1453" projesi ile ilgili olarak yapılan bazı araştırmalara yer verildiği,

Sanık ... tarafından kaleme alınan 20/09/2012 tarihli raporun sonuç kısmında, ihbarda belirtilen hususların teyidi ve adı geçen şahısların illegal bir oluşum içerisinde bulunup bulunmadıklarının tespit edilmesi, illegal bir oluşumun tespit edilmesi halinde çıkar amaçlı suç örgütünün yapısının ve faaliyetlerinin tüm yönleriyle deşifre edilebilmesi, suç örgütünün gerçekleştirdiği eylemlerin ve örgüt adına hareket eden şahısların ortaya çıkartılabilmesi amacıyla soruşturma izni alınmasının uygun olacağının ifade edildiği, (3) sayfadan oluşan raporun son sayfasında emniyet (büro) amiri sıfatıyla sanık ...'nün "görüldü" şeklinde parafının yer aldığı,

20/09/2012 tarihli rapor ve ekindeki ihbarın, ... Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü ... imzalı 21/09/2012 tarihli ve "soruşturma talimatı" konulu üst yazı ile ... Cumhuriyet Başsavcılığına intikal ettirilerek, ihbarda geçen hususlar ile ilgili ve Ali Ağaoğlu liderliğindeki iddia konusu suç örgütünün yapısının ve faaliyetlerinin tüm yönleriyle deşifre edilebilmesi için Cumhuriyet Başsavcılığından gerekli soruşturma talimatının verilmesinin istenildiği, söz konusu talimat talebi üzerine 21/09/2012 tarihi itibariyle Sahtecilik ve Dolandırıcılık Suçları Soruşturma Bürosundan sorumlu ve 25/07/2011 tarihinden beri bu görevi yürüten (... C. Başsavcılığı HSK Bürosunun 27/11/2018 tarih ve 2018/5920 sayılı yazısı içeriğinde belirtildiği üzere) Cumhuriyet Başsavcı Vekili Ercan Şafak (33383) tarafından evrak üzerine havale işlemi yapılarak soruşturmaya kayıt ve ayrıca soruşturma evrakının C. Savcısı Seyfettin Yiğit'e tevdi edilmesi talimatı verildiği, verilen talimat üzerine 21/09/2012 günü saat 15.46 itibariyle UYAP bilişim sistemi üzerinden 2012/125043 soruşturma sırasına kayden soruşturma işlemlerinin başlatıldığı, C. Başsavcı Vekili Ercan Şafak tarafından aynı gün "şüpheli meçhul sanık" şeklinde giriş yapılmasını müteakip tevzi işlemi yapılarak dosyanın aynı soruşturma bürosunda görevli Cumhuriyet Savcısı Seyfettin Yiğit'e (38855) tevzi edildiği, soruşturmanın bu şekilde 21/09/2012 tarihinde başlangıcından itibaren 13/06/2013 tarihine kadarki tüm soruşturma iş ve işlemlerinin Sahtecilik ve Dolandırıcılık Soruşturma Bürosunda görevli Cumhuriyet Savcısı Seyfettin Yiğit tarafından yürütüldüğü,

Cumhuriyet Savcısı Seyfettin Yiğit'in HSYK adli yargı kararnamesi ile Haziran 2013 tarihi itibariyle tayinen ... C. Savcılığı görevinden ayrılması üzerine dosyanın kendisine aktarıldığı aynı büroda görevli C. Savcısı Ekrem Türkoğlu'nun ... Cumhuriyet Başsavcılığı Müracaat ve Suçüstü Bürosuna hitaben yazdığı 01/07/2013 tarih ve 2012/125043 sayılı yazı ile dosyanın soruşturmasının ... C. Başsavcılığı İş Bölümü Çalışma Talimatı uyarınca Örgütlü Suçlar Bürosunca yürütülmesi gerektiğinden bahisle adı geçen büroya tevzisini talep etmesi ve bu talebin Müracaat Suçüstü Bürosundan sorumlu C. Başsavcı Vekili Cihan Kansız (34287) tarafından onaylanmasıyla soruşturma dosyasının 04/07/2013 tarihinde tevziye tabi tutularak Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosunda görevli Cumhuriyet Savcısı Bekir Gencer'in (39754) uhdesine aktarıldığı, C. Savcısı Bekir Gencer'in bu tarihten itibaren adli ara vermenin başladığı 20/07/2013 tarihine değin ve müteakiben adli ara verme yıllık izin sonrası görevine tekrar başladığı 16/09/2013 tarihinden 27/11/2013 tarihine değin yaklaşık 3 aylık süreçte uhdesinde bulunan soruşturma dosyası ile ilgili muhtelif karar (iletişimin denetlenmesi, fiziki takip gibi) taleplerinde bulunduğu, ... Cumhuriyet Başsavcılığının 01/10/2012 tarihinde yürürlüğe giren çalışma talimatı uyarınca Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosunun görev tanımı içerisinde 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 10'uncu maddesinde belirtilen ve TMK Soruşturma Bürosunun görevine girenler hariç olmak üzere TCK'nın 220'nci maddesinde belirtilen çıkar amaçlı suç örgütü mensuplarının örgüt faaliyeti çerçevesinde işlediği her türlü suçların soruşturmasını yapmak olduğu,

C. Savcısı Bekir Gencer'in Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu Başsavcı Vekilliği makamına hitaben yazdığı 27/11/2013 tarihli yazı ile, daha önce Sahtecilik ve Dolandırıcılık Suçlar Soruşturma Bürosunda görevli ve soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısının il dışına tayin olması hasebiyle Örgütlü Suçlar Bürosuna gönderilen 2012/125043 numaralı soruşturma dosyasındaki mevcut delillerin incelenmesinde, haklarında soruşturma yürütülenlerin büyük çoğunluğunun kamu görevlisi olduğu, bu itibarla soruşturma konusu bazı suçlar bakımından 4483 sayılı Yasanın uygulanmasının gerekebileceği, yine 3628 sayılı Kanunda sayılan ve soruşturma konusu olan rüşvet suçunun soruşturmasının ... Cumhuriyet Başsavcılığı iş bölümü talimatı gereğince Memur Suçları Soruşturma Bürosunca yapılması gerektiği görüş/kanaatiyle ekindeki (8) klasör evrak bulunan dosyanın memur suçları bürosuna gönderilmesini ilgili Başsavcı Vekilinin takdir ve değerlendirmesine arz ettiği,

27/11/2013 tarihli bu yazı üzerine Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosundan sorumlu C. Başsavcı Vekili Fikret Seçen'in (34460) uygun görüşüyle soruşturma dosyasının 02/12/2013 tarihinde bu kez Memur Suçları Soruşturma Bürosuna aktarıldığı, bu bürodaki savcı görevlendirilmesi ve tevzi işleminin 02/09/2013 29/01/2014 tarihleri arasında Memur Suçları Soruşturma Bürosundan sorumlu olarak görev yapan ve 02/12/2013 tarihi itibariyle izinli veya raporlu olmadığı belirtilen C. Başsavcı Vekili Ali Cengiz Hacıosmanoğlu tarafından yapılması icap ederken onun tarafından değil ve fakat bu büroyla ilgisi olmayan Kaçakçılık Narkotik Suçlardan Sorumlu Başsavcı Vekili Zekeriya Öz (35837) tarafından yapılarak soruşturma dosyasının memur suçları bürosunda görevli C. Savcısı Mehmet Yüzgeç'e (37299) tevzi edilmesiyle soruşturma dosyasındaki iş ve işlemlerin bu tarihten itibaren operasyona dönüştürüldüğü 17/12/2013 günü de dahil olmak üzere 18/12/2013 tarihine değin tek başına Mehmet Yüzgeç tarafından yürütüldüğü, bu tarihte ise ... Cumhuriyet Başsavcısı Turan Çolakkadı tarafından Memur Suçları Soruşturma Bürosunda görevli C. Savcısı Ekrem Aydıner ve Özel Soruşturma Bürosunda görevli C. Savcısı Mustafa Erol'un soruşturma savcısı Mehmet Yüzgeç ile birlikte soruşturma iş ve işlemlerinin yürütülmesinde görevlendirildikleri, ismi geçen (3) savcının 18/12/2013 tarihinden 30/01/2014 tarihine değin yaklaşık 40 gün süreyle soruşturmayı birlikte yürüttükleri, belirtilen tarihte ise Cumhuriyet Savcısı Ekrem Aydıner'in soruşturma dosyasında tek başına yetkilendirildiği, adli soruşturmanın da 30/04/2014 tarihinde adı geçen Cumhuriyet Savcısı tarafından kovuşturmaya yer olmadığına dair karar ile hukuken bir sonuç ve muktezaya bağlandığı anlaşılmıştır.

2.2.Soruşturmanın Görünürde Sebebini Oluşturan İddialar

Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce C. Başsavcılığından istenilen soruşturma talimat yazısı, bu yazıya ekli 20/09/2012 tarihli sanık ... tarafından düzenlenen rapor ve 17/12/2013 tarihli kolluk fezlekesinde, soruşturmanın başlangıcına neden olarak 18/09/2012 tarihli elektronik posta ihbarı ve bu ihbarda dile getirilen hususlar gösterilmiştir.

Yukarıda izah edildiği üzere, ... İl Emniyet Müdürlüğü Muhabere Elektronik Şube Müdürlüğüne 18/09/2012 günü saat 22.11'de 188.3.106.78 numaralı IP adresinden elektronik posta yoluyla gönderilen isimsiz mail ihbarında, kimliği meçhul ihbar sahibinin, Ali Ağaoğlu'nun devletten çok ucuza aldığı arazilere binalar diktiğini, bilahare millete fahiş fiyatlarla satarak köşeyi döndüğünü ve Türkiye'nin sayılı zenginleri arasına girdiğini, Ali Ağaoğlu'nun tanıdığı bürokratları sayesinde ucuza kapattığı arazileri bilahare imara açtırdığı veya emsal değerlerini yükselterek bu arazilerden inanılmaz paralar kazandığını, Ağaoğlu'nun çoğu inşaatında emsal değeri göz önüne almadığı ve bu duruma kimsenin ses çıkarmadığını, bu usulsüzlükleri bir arkadaşının Akmerkez Papermoon'da Ağaoğlu'nun suratına karşı saydığını, bunun üzerine Ağaoğlu'nun adamlarını arkadaşının üzerine salarak tartakladığını, araçlarını kurşunlattığını, Ağaoğlu'nun tanıdığı emniyet müdürleri sayesinde bu olayı kapattığını, Ağaoğlu'nun en büyük vurgunu tanıtımını yeni yaptığı Maslak projesinde yapacağını, bu projede emsal değerinin 2.2 ve toplam inşaat hakkının 550.000 metrekare civarında olduğunu, ancak Ağaoğlu'nun bu projede 680.000 metrekarelik alanı işgal ettiğini, bu durumun tarafsız bilirkişilerce kolaylıkla tespit edilebileceğini, Ağaoğlu'nun bu durum ortaya çıkmasından çok korktuğunu, projenin iptal edilip emsal değerine çekildiğinde kaçak yapıların yıkılması gerekeceğini, bunun da Ağaoğlu'nun rantına balta vuracağını, Ağaoğlu'nun bu durumun ortaya çıkması halinde zarar görmemek için Sadık ve Abdullah isimli iki şahısla sürekli görüştüğünü, bunlar aracılığıyla olayı kapatmaya çalıştığını, Türkiye'nin en zengin adamı olmasına rağmen yolsuzluk yapması ve tüyü bitmemiş yetim hakkını yemesinin kanına dokunduğunu ifade ettiği,

18/09/2012 tarihli ihbar üzerine Organize Suçlarla Mücadele Şubesi Organize Suç Örgütleri 2 Büro Amirliğince ihbarla ilgili yapılan çalışmalar sonucunda düzenlendiği belirtilen 20/09/2012 tarihli raporda dile getirildiği üzere; Ali Ağaoğlu isimli şahsın gerçek kimlik bilgilerine göre kayden Ali İbrahimağaoğlu isimli şahıs olup, 532 ...numaralı telefonu kullandığının, ihbar içeriğinde yalnızca isimleri belirtilen ve açık kimlik bilgileri belirtilmeyen Ali Ağaoğlu'nun irtibatlı olduğu Sadık ve Abdullah isimli şahısların kullandığı telefonların Ali Ağaoğlu'nun sahibi olduğu Akdeniz İnşaat ve Eğitim Hizmetleri AŞ, Hüseyin Gıranta, Sedat Açıkgöz ve Hakan Öztürk isimli şahıslar adına kayıtlı olduğunun tespit edildiği,

Ayrıca ihbarda belirtilen darp ve kurşunlama olayı ile ilgili yapılan araştırmalar neticesinde; Beşiktaş ilçesi, Etiler Mahallesinde bulunan Akmerkez AVM'nin arka kısmında 11/07/2012 günü gece saat 23.20 sıralarında silahla ateş edilmesi olayı ilgili olarak olay yeri yakınında bulunan bir otoparkta görevli Metin GÜNEŞ isimli şahsın tanık sıfatıyla alınan ifadesinde, "olay gecesi saat 23.20 sıralarında Düzdere Sokak üzerinde bulunan trafik ışıklarında bekleyen, gri renkli üstü açık ve plakasını 34 AGA ... olarak gördüğü Rolls Royce marka araç içerisinde şoför mahallinde Ali Ağaoğlu'nun olduğu halde aynı araç içerisinde yanında üç kişinin daha bulunduğunu, bu aracın arkasında ise koyu renkli Ford Mondeo marka aracın olduğunu, bu araçta da iki kişinin bulunduğunu, söz konusu araçların trafik ışıklarında beklediği sırada Ali Ağaoğlu'nun kullanımında bulunduğu araca yaklaşan 4 erkek şahıstan birisinin Ali Ağaoğlu yaptığın ayıptır diyerek Ağaoğlu'nu darp etmeye çalıştığı sırada Ağaoğlu'nun aracının arkasında bulunan koyu renkli araçtan inen silahlı iki şahsın Ağaoğlu'nu darp etmeye çalışan erkek şahıslara doğru yöneldiği ve yere doğru bir el ateş ettiğini, bunun üzerine 4 erkek şahsın kaçarak Kile Restaurant karşısında park halinde bulunan bordo renkli Ford Fiesta marka araca bindiklerini, bu esnada söz konusu araçtan da iki el silah sesi geldiğini, sonrasında Ağaoğlu'nun kullandığı araç ile arkasında bulunan koyu renkli Ford Mondeo marka aracın olay yerinden uzaklaştıklarını" ifade ettiği, olayın tek görgü tanığı Metin Güneş isimli şahsın olaya karışanlardan birisinin Ali Ağaoğlu olduğunu net bir şekilde ifade etmesine karşın Asayiş Projesi kayıtlarında bahse konu olayın faili meçhul olarak kayıtları girdiği, Ali Ağaoğlu ve korumalarının ifadesine başvurulmadığı ve buna yönelik bir tahkikat yürütülmediği, ihbarda belirtildiği gibi Ağaoğlu'nun bürokrasideki gücü, mevcut konumu ve bağlantıları sayesinde olayı kapattığı ve faili meçhul olarak kayıtlara geçmesini sağladığı, bu nedenle olayla ilgili tahkikat evrakının temini halinde soruşturmanın deşifre olma ihtimalinin yüksek olduğu,

18/09/2012 tarihli ihbarda belirtilen Maslak projesinin, Ağaoğlu şirketler grubu tarafından Maslak Ayazağa'da Fatih Ormanları ile Park Orman'ın bitişiğindeki, Maslak Askeri Bölgede 3'üncü Kolordu K.lığı Karargahının da yer aldığı askeri kışlanın kuzeyinde, Atatürk Oto Sanayi Sitesinin batısında bulunan, 322.750 metrekare yüzölçümlü taşınmaz parseli üzerine yapıldığı, projenin adının "Ağaoğlu Maslak 1453" olduğu, söz konusu projenin yapıldığı arazinin mülkiyetinin Emlak Konut Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı A.Ş'ye ait olduğu, arsanın hasılat paylaşımı ihalesinin 21/09/2010 tarihinde gerçekleştiği, ihaleyi Yeşil İnşaat ve Metal Yapı önderliğindeki konsorsiyumun 3.251.000.000 TL hasılat ve bu hasılattan % 37 pay teklif vererek kazandığı, ancak ilerleyen süreçte ihaleyi kazanan grubun arsanın ihaleden önce 11/08/2010 tarihinde onaylanmış olan 1/5000 ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planına karşı idari yargıda açılan iptal davalarını gerekçe göstererek ihaleden çekildiği, bunun üzerine ihalede 3.250.000.000 TL hasılat ve % 35,5 kar payı ile en yüksek ikinci teklifi veren Ali Ağaoğlu'nun 13/12/2010 tarihinde ihalenin peşinatını ödeyerek Emlak GYO ile anlaşma imzaladığı, 2010 yılında gerçekleşen hasılat paylaşım ihalesi süreciyle ilgili yapılan açık kaynak araştırmalarında arsa üzerinde toplam 4.260 adet konut yapılabilecek iken, Ağaoğlu Maslak 1453 projesinde toplam 4.700 konut yapılacağı, toplam satılabilir inşaat alanı 1.082.535 metrekare iken, Maslak 1453 projesindeki toplam inşaat alanının 1.684.977 metrekare olduğu, bu itibarla projedeki toplam inşaat alanının toplam satılabilir inşaat alanından yaklaşık 600.000 metrekare fazla olduğu, dolayısıyla konut alanları emsal değerinin çok üzerinde bir inşaat imal edildiği,

Ayrıca açık kaynak araştırmasında; Habertürk gazetesi muhabiri Özden Atik tarafından yapılan "Ali Ağaoğlu hakkında Maslak projesinden dolayı suç duyurusunda bulunuldu" başlıklı haberde; Şişli ilçesi Maslak Ayazağa Mahallesi Söğüt Sokak'ta ikamet eden Coşkun TOZLU isimli şahsın Maslak projesinin yanında bulunan arazisinin satılması için Ali Ağaoğlu ve bir çalışanı tarafından üstü kapalı tehdit edildiğini ileri sürerek suç duyurusunda bulunduğunu belirttiği, bu şahsın açık kimlik bilgilerinin belirlendiği ve Şişli ilçesi Maslak Mahallesi Söğüt Sokak No:4/4 sayılı adreste ikamet ettiğinin tespit edildiği, Coşkun Tozlu isimli şahsın ifadesine başvurulması durumunda Ali Ağaoğlu'nun mevcut konumu sebebiyle soruşturmanın gizliliğine zarar gelebileceği tespitlerine yer verilerek,

Sonuç itibariyle, ihbarda zikredilen hususların, yapılan açık kaynak araştırmasında ulaşılan tespitlerin, ihbarda belirtilen silahlı çatışma olayına ilişkin tahkikatın birçok yönden eksik yürütülmesi ve olayın faili meçhul kalmasının hep birlikte değerlendirilmesi neticesinde söz konusu faaliyetlerin ancak birden fazla kişinin belli bir suç organizasyonu dahilinde ortak hareket etmesiyle yapılabileceği ve bu nedenle örgütlü bir yapının bulunduğu gerekçeleriyle adli soruşturmaya başlanıldığı anlaşılmaktadır.

2.3.Soruşturma Süreci;

... Cumhuriyet Başsavcılığının Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü eliyle yürüttüğü 2012/125043 sayılı soruşturmasının 25/05/2009 tarihinde Bakan onayı ile yürürlüğe giren "Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı Merkez ve İl Teşkilatı, Kuruluş, Görev ve Çalışma Yönetmeliği" doğrultusunda "planlı operasyon projeli soruşturma" kategorisinde değerlendirilmesi hasebiyle, operasyona dönüştürüldüğü 17/12/2013 tarihine kadarki süreçte soruşturma iş ve işlemlerinin yoğunlukla telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesi ve teknik araçlarla izleme tedbirleri ile yürütüldüğü,

Bu bağlamda, soruşturmanın başladığı 21/09/2012 tarihinden üç (3) gün sonra Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdür Yardımcısı sanık ... imzası ile ... C. Başsavcılığına yazılan 24/09/2012 tarihli "dinleme kararı" konulu talep yazısı ile soruşturmanın tam olarak aydınlatılabilmesi ve şüphelilerin tespiti ile suç delillerinin eksiksiz toplanabilmesi, grubun hiyerarşik yapısının deşifre edilerek faaliyetlerinin ortaya çıkarılması ve şüphelilerin suç delilleri ile birlikte yakalanabilmesinin fiziki takip ve tarassut çalışmaları ile mümkün olmaması ve başka suretle delil elde edilmesi imkanı bulunmaması gerekçeleriyle Ali İbrahimağaoğlu, Hüseyin Gıranta, Hakan Öztürk ve Sedat Açıkgöz isimli şahısların kullanımında bulunan telefonların iletişimlerinin 5271 sayılı CMK'nın 135 137 138 maddeleri ile 14/02/2007 tarihli CMK'da Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Denetlenmesi, Gizli Soruşturmacı ve Teknik Araçlarla İzleme Tedbirlerinin Uygulanmasına ilişkin yönetmelik çerçevesinde (3) ay süreyle tespiti, dinlenilmesi, kayda alınması, sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi, tespit edilen suç unsuru görüşmelerin çözülerek metin haline getirilmesi amacıyla iletişimin denetlenmesi karar talebinde bulunulmasının istenildiği,

Vaki talep üzerine, soruşturmayı yürüten C. Savcısı Seyfettin Yiğit'in 24/09/2012 tarih ve 2012/125043 sayılı talep yazısı ile "çıkar amaçlı suç örgütü kurmak ve buna bağlı olarak örgüt faaliyetleri" suçundan yürütülen soruşturmada delil elde edilmesi ve başka suretle delil elde etme imkanının bulunmadığından bahisle şüpheliler Ali İbrahimağaoğlu, Hüseyin Gıranta, Hakan Öztürk ve Sedat Açıkgöz hakkında iletişim tedbirine karar verilmesi isteminde bulunulduğu, talebi değerlendiren ... 16'ncı Sulh Ceza Mahkemesinin 24/09/2012 tarih ve 2012/576 değişik iş sayılı kararı ile CMK'nın 135 ve devamı maddeleri uyarınca telefon dinlemesi yapılarak delil elde edilebilmesi için suçun işlendiğine dair makul şüphenin bulunması, başka suretle delil elde etme imkanının bulunmaması icap ettiği, ancak somut olayda dinleme talep edilen şüpheli sayısı göz önüne alındığında atılı suça ne suretle karıştıklarının belirtilmediği ayrıca şüphelilerin suç örgütü kurduklarına dair somut ve yeterli delil bulunmadığından bahisle iletişimin tedbiri talebinin reddine karar verildiği,

Soruşturma savcısınca talebin reddine dair karar aleyhinde 27/09/2012 tarihinde itiraz kanun yoluna başvurulması üzerine merci sıfatıyla inceleme yapan ... 40'ıncı Asliye Ceza Mahkemesinin 01/10/2012 tarih ve 2012/147 değişik iş sayılı kararı ile, soruşturmaya konu e postayı gönderen kişinin kimliğinin tespit edilerek ihbarda söz ettiği olayla ilgili olarak ayrıntılı beyanının alınması, ihbarda belirtilen araç kurşunlama olayının tespit edilerek soruşturma evrakının alınması, açık kaynaklardan temin edilen Coşkun Tozlu isimli şahsın tehdit edilmesi ile ilgili bu kişinin beyanına başvurulması, varsa soruşturma evrakının temini ile delil toplanmasının mümkün olduğundan bahisle ve "...Mahkememize gönderilen soruşturma dosyasında Emniyet Müdürlüğü Muhabere Elektronik Şube Müdürlüğüne gönderilen 18/09/2012 tarihli ihbar, 11/07/2012 tarihinde işlenen bir suç nedeniyle Metin Güneş isimli kişinin ifade özeti ve gazete kupürleri dışında delil bulunmamaktadır. Mahkememize sunulan bu deliller kuvvetli suç şüphesi uyandırmamaktadır. Bu nedenle, gerek soruşturma dosyasında mevcut delillerin kuvvetli suç şüphesi uyandırmaması ve gerekse başka yolla delil toplanmasının mümkün olması karşısında ... 16. Sulh Ceza Mahkemesinin talebin reddine dair değişik iş kararında hukuka aykırılık görülmediğinden itirazın reddine karar vermek gerekmiştir" denilerek vaki itirazın reddine karar verildiği,

Telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesi tedbiri talebinin reddedilmesi üzerine, soruşturmayı yürüten kolluk birimince ihbara konu Maslak 1453 adlı konut projesinin inşa edileceği taşınmaz ile ilgili Emlak Konut Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı AŞ tarafından Yetkin Gayrimenkul Değerlendirme ve Danışmanlık AŞ adlı özel bir firmaya yaptırılan gayrimenkul değerleme raporu temin edilerek ve 18/09/2012 tarihli ihbarın gönderildiği 188.3.106.78 sayılı IP adresinin gönderici bilgileri ile ilgili araştırma yapılarak (söz konusu IP adresi ile ilgili net bir tespit yapılamadığı belirtilmiştir), 11/07/2012 tarihli silahla ateş edilmesi hadisesi ve Coşkun Tozlu isimli şahsın tehdit edilmesi olayı ile alakalı yapılması muhtemel bir araştırmanın şüphelilerden Ali Ağaoğlu isimli şahsın konumu sebebiyle soruşturmanın gizliliğine zarar verebileceği de belirtilerek derlenen evrakın tekrar C. Savcılığına sunulmasını müteakip, ... 40'ıncı Asliye Ceza Mahkemesinin red kararında işaret ettiği eksik hususların ikmal edildiğinden bahisle, soruşturma savcısınca 05/10/2012 tarihli talep yazısı ile (Nöbetçi) Sulh Ceza Mahkemesinden yeniden talepte bulunulduğu, talebi değerlendiren ... 33'üncü Sulh Ceza Mahkemesinin 05/10/2012 tarih ve 2012/510 değişik iş sayılı kararı ile yukarıda ismi geçen şüpheliler ile ilgili iletişimin denetlenmesi tedbirinin uygulanması talebinin kabul edilerek atılı suçları işledikleri yönünde kuvvetli şüphe bulunan şüphelilerin suç unsuru taşıyan eylemlerinin tespitine yönelik olarak delil elde edilmesi amacıyla 5271 sayılı CMK'nın 135 ve 137'nci maddelerine göre (3) ay süreyle telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesi tedbirinin uygulanmasına karar verildiği, soruşturma kapsamında ilk CMK 135 tedbirinin bu şekilde başladığı ve devam ettiği,

Teknik takip işlemlerinin ve adli dinlemelerin başladığı 05/10/2012 tarihinden soruşturmanın operasyona dönüştürüldüğü, ön fezlekenin düzenlenerek şüphelilerin adliyeye sevk edildiği, bir başka deyişle adli dinlemelerin sonlandığı 19/12/2013 tarihine değin aradan geçen yaklaşık 15 aylık süreçte (42) farklı sulh ceza mahkemesinden CMK'nın 135'nci maddesine istinaden telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesine dair (232) ayrı karar alındığı, soruşturma kapsamında teknik takibe dair operasyon öncesi yapılan son taleplerin 16/12/2013 tarihi itibariyle yapıldığı, buna göre 16/12/2013 tarihinde soruşturma savcısı Mehmet Yüzgeç tarafından şüpheliler Murat Kurum, Mehmet Ali Kahraman, Hüseyin Avni Sipahi ve Abdullah Oğuz Bayraktar hakkındaki telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesine dair tedbirlerin 18/12/2013 tarihinden itibaren (1) ay süreyle uzatılmasına karar verilmesinin istenildiği, vaki taleplerin ... 18'inci Sulh Ceza Mahkemesinin 16/12/2013 tarih ve 2013/672 687 689, 691 ve 693 değişik iş sayılı kararlar ile kabul edilerek adı geçen şüpheliler hakkındaki devam eden tedbirlerin (1) ay süreyle uzatılmasına karar verildiği,

Bu süreçte ve soruşturma kapsamında hedef şahıs olarak 55 şüpheli hakkında (toplam 116 ayrı telefon numarası ile 28 e posta adresi üzerinden) 5271 sayılı CMK 135/1 maddesi uyarınca telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesi tedbiri uygulandığı, 05/10/2012 tarihli iletişimin denetlenmesine dair ilk adli dinleme kararında ismi geçen (4) kişi de dahil olmak üzere bu şahısların Abdullah Oğuz Bayraktar, Abdullah Uçar, Ahmet Ayyıldız, Ahmet Emil, Ahmet Özyazıcı, Ali Demirhan, Ali İbrahimağaoğlu, Ali Karaaslan, Ali Kurt, Aliseydi Karaoğlu, Aytaç Ölkebaş, Barış Kurt, Burçin Erhan Kip, Celal Şişman, Davut Koçlu, Ekrem Eray Arda, ..., Ergül Çınar, Ertuğrul Karaaslan, Fatih Güner, Fuat Kuşçu, Gökhan Saral, Hakan Gedikli, Halil İbrahim Demirhan, Hanifi Tekin, Hasan Rahvalı, Hüseyin Avni Sipahi, Hüseyin Gıranta, İhsan Ayazoğlu, İlhan Bellek, İsmail Kibici, İsmayil Çakal, Mehmet Ali Kahraman, Mehmet Erdal, Mehmet Karataş, Mesut Pektaş, Muammer Akıncı, Muharrem Usta, Murat Kıran, Murat Kurum, Namık Ural, Oğuzhan Usta, Okay Dikmen, Osman Ağca, Ömer Çamoğlu, Ömer Derbazlar, Sadık Göncü, Sadık Soylu, Salih Ogur, Sedat Açıkgöz, Serhat Altıncı, Süleyman Aksoy, Turgay Albayrak, Yavuz Çelik ve Ziya Yılmaz isimli şahıslar olduğu, dolayısı ile soruşturma kapsamında hedef şahıs olarak haklarında iletişimin denetlenmesi kararı alınan şüphelilerin bu isimlerden oluştuğu,

Soruşturmanın başlangıcında ve devamında iletişim denetlenmesi taleplerine esas suçlar "çıkar amaçlı suç örgütü kurmak ve buna bağlı örgüt faaliyetleri" olarak olarak gösterilmiş iken, 12/11/2012 tarihli tedbir talebinde soruşturma konusu suçun bu kez "suç örgütü kurmak suretiyle cebir, baskı, şiddet ile haksız ekonomik çıkar sağlamak" olarak gösterildiği, 34 TO 74068 aidiyet numaralı teknik takip personelinin düzenlemiş olduğu 19/12/2013 tarihli "iletişimin tespiti, dinlenilmesi, kayda alınması ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi işlemlerine son verilmesi" talepli tutanağın, 34 TO 00002 aidiyet numaralı Teknik Takip ve İzleme Büro Amiri sanık ... tarafından uygun görüşle imzalanmasının ardından C. Savcısının talimatıyla bu tarih itibariyle soruşturma kapsamındaki adli dinlemelere son verildiği ve CMK 135 kapsamında başkaca bir karar alınmadığı anlaşılmıştır.

2.4.Soruşturma Birimince Yapılan Operasyon Süreci ve Sonrası;

21/09/2012 tarihinde başlatılan soruşturma üzerinden 15 aylık süre geçtikten sonra, soruşturmayı yürüten ve dosyayı uhdesinde tutan Cumhuriyet Savcısı Mehmet Yüzgeç'in eş zamanlı operasyon talimatı verdiği ve nitekim 16/12/2013 tarihinde ... 18'inci Sulh Ceza Mahkemesine müracaatla "suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, yönetmek veya üye olmak, örgüte yardım etmek, rüşvet almak, vermek ve rüşvete aracılık etmek, resmi belgede sahtecilik, altın kaçakçılığı, fuhşa aracılık etmek" suçlarına yönelik yürütülen soruşturma kapsamında CMK'nın 116 ve devamı maddelerine istinaden 17/12/2013 günü şüphelilerin ikamet ve iş yerleri adreslerinde arama yapılması ve yapılacak arama neticesi elde edilmesi muhtemel suç delillerine el koyma kararı verilmesi talebinde bulunduğu,

... 18'inci Sulh Ceza Mahkemesinin 16/12/2013 tarih ve 2013/675 değişik iş sayılı kararı ile talebin usul ve yasaya uygun değerlendirilerek (22) şüpheli hakkında 17/12/2013 gününden itibaren 24 saat içerisinde arama yapılmasına ve arama neticesi elde edilmesi muhtemel suç delillerine el konulmasına karar verildiği, Cumhuriyet Savcısı Mehmet Yüzgeç'in de 17/12/2013 günü eş zamanlı yapılan operasyon neticesi (22) şüpheli hakkında yakalama talimatı verdiği, ilk gün yapılan operasyonda (22) şüphelinin yakalanarak savcılık talimatı ile ... Emniyet Müdürlüğünde gözaltına alındıkları, ikinci gün ise Fuat Kuşçu, İsmayil Çakal, Abdullah Uçar, Oğuzhan Usta ve Okay Dikmen isimli (5) şüphelinin daha gözaltına alındıkları, bu itibarla 2012/125043 numaralı soruşturmanın operasyon sürecinde toplam (27) kişinin gözaltına alındıkları,

Soruşturmayı yürüten ... Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce operasyondan sonra Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığına gönderilen soruşturmaya ilişkin 17/12/2013 tarih ve 762020 KOM, 18/12/2013 tarih ve 765526 KOM, 22/12/2013 tarih ve 773689 KOM sayılı S Formları (KOM birimlerince gerçekleştirilen yakalamalara ait ön bilgi formları) içeriğinden de anlaşılacağı üzere, gözaltına alınan şüphelilerden ..., Oğuzhan Usta ve Okay Dikmen'in 19/12/2013 tarihinde; şüpheli Mesut Pektaş'ın ise 20/12/2013 tarihinde ifadesi alındıktan sonra soruşturma savcısının talimatı ile kolluk aşamasında salıverildikleri, 20/12/2013 tarihinde ... Cumhuriyet Başsavcılığına sevk edilen şüpheliler Davut Koçlu, Fatih Güner, Salih Oğur, Osman Ağca, Ahmet Ayyıldız ve Ertuğrul Karaaslan'ın savcılık ifadelerinin ardından serbest bırakıldıkları, şüpheliler Murat Kurum, Ali Ağaoğlu ve Aytaç Ölkebaş'ın savcılık ifadelerinin ardından haklarında adli kontrol kararı verilmesi talebiyle mahkemeye sevk edildikleri ve adı geçen şüphelilerin adli kontrol kararı ile serbest bırakıldıkları, savcılık ifadelerinin ardından sorgularının icrası ile tutuklanmaları talebiyle nöbetçi sulh ceza mahkemesine sevk edilen şüpheliler Hüseyin Avni Sipahi, Aliseydi Karaoğlu, Yavuz Çelik, Mehmet Erdal, İsmail Kibici, Ekrem Eray Arda, Abdullah Oğuz Bayraktar, Ahmet Emil, Ali Karaaslan, Sadık Soylu, Mehmet Ali Kahraman, Fuat Kuşçu, Abdullah Uçar ve İsmayil Çakal isimli şahıslar hakkındaki tutuklama talebinin reddedilerek adı geçen şüpheliler hakkında da adli kontrol kararı verildiği, böylelikle soruşturma kapsamında tutuklanan şüpheli bulunmadığı,

Yukarıda ifade edildiği üzere, 18/12/2013 tarihinde, yani operasyon yapıldıktan bir gün sonra şüphelilerin emniyetteki gözaltı işlemlerinin devam ettiği süreçte ... Cumhuriyet Başsavcısı Turan Çolakkadı tarafından 2012/125043 sayılı soruşturmanın yürütülmesi konusunda C. Savcısı (36921) Mehmet Yüzgeç ile birlikte (25994) Ekrem Aydıner ve (28205) Mustafa Erol isimli Cumhuriyet Savcılarının da görevlendirildikleri,

... Cumhuriyet Başsavcılığı HSYK Bürosunun 18/12/2013 tarih ve 2013/2210 sayılı görevlendirme konulu yazısında, aralarında kamu görevlilerinin de bulunduğu birçok kişi hakkında 2012/120653, 2012/125043, 2013/24880 numaralarıyla başlatılan soruşturmalar kapsamında 17/12/2013 tarihi itibariyle aramalar yapılarak çok sayıda şüphelinin gözaltına alınması karşısında, soruşturmaların kapsamı, şüpheli sayısının çokluğu, gözaltına bulunanların işlemlerinin yasal sürede bitirilmesinin gerektiği nazara alınarak ve delillerin tam olarak toplanması, soruşturmaların kısa sürede ikmal edilmesi için mevcut savcılara yardım etmek üzere Memur Suçları Soruşturma Bürosu Cumhuriyet Savcılarından Ekrem Aydıner ve Özel Soruşturma Bürosundan Cumhuriyet Savcısı Mustafa Erol'un görevlendirildiklerinin, ayrıca mukteza tayininde ve soruşturmaların seyri ile ilgili herhangi bir hususta ihtilaf vukuu halinde adı geçen C. Savcılarından ikisinin imzası ile işlem yapılacağının bildirildiği,

Soruşturmada iki savcı henüz görevlendirilmezden evvel, soruşturma iş ve işlemlerinin ... C. Savcısı Mehmet Yüzgeç tarafından tek başına yürütüldüğü süreçte Mehmet Yüzgeç tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına gönderilmek üzere ... C. Başsavcılığı Özel Soruşturma Bürosuna hitaben yazılan 18/12/2013 tarih ve 2012/125043 sayılı "bilgi notu" konulu ve ekinde 4 adet klasör bulunduğu belirtilen 27 sayfadan oluşan yazıda;

C. Başsavcılığının 2012/125043 soruşturma sayısı üzerinden yürütülmekte olan soruşturma sırasında elde edilen deliller ve ulaşılan bulgular doğrultusunda Çevre ve Şehircilik Bakanı ... hakkında suç teşkil eden eylemleri ile ilgili olarak hazırlanan bilgi notu ve elde edilen bir kısım delillerin (mahkeme kararları, tape kayıtları, fiziki takip tutanakları, 17/12/2013 tarihli ön fezleke) yazı ekinde gönderildiği belirtilerek, bu delillere ek olarak aramalardan elde edilecek deliller ve yazışmalar neticesinde kamu kurumlarından alınacak delillerin de bilahare gönderileceğinin ifade edildiği, nitekim 25/12/2013 tarihli ayrı bir yazıyla operasyonda gözaltına alınan şüphelilerin emniyet ve savcılık ifadeleriyle birlikte üç (3) adet DVD'nin de Meclis'e gönderildiği, böylelikle Çevre ve Şehircilik Bakanı Bakan ... ilgili toplanan tüm deliller ve iddia konusu suç eylemlerinin anlatıldığı bilgi notu / raporun TBMM'ye gönderildiği, dönemin Çevre ve Şehircilik Bakanı ... hakkındaki Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki Soruşturma Komisyonu kurulması sürecinin de böylelikle başladığı,

Soruşturma neticesinde Cumhuriyet Savcısı Ekrem Aydıner tarafından verilen 30/04/2014 tarih ve 2012/125043 soruşturma, 2014/31821 karar sayılı "kovuşturmaya yer olmadığına dair" karar ile soruşturma kapsamında haklarında CMK 135 tedbiri uygulanan şüpheliler Abdullah Uçar, Abdullah Oğuz Bayraktar, Ahmet Ayyıldız, Ahmet Emil, Ahmet Özyazıcı, Ali İbrahimağaoğlu, Ali Karaaslan, Ali Demirhan, Aliseydi Karaoğlu, Aytaç Ölkebaş, Barış Kurt, Davut Koçlu, Ekrem Eray Arda, ..., Ergül Çınar, Ertuğrul Karaaslan, Fatih Güner, Fuat Kuşcu, Hakan Gedikli, Hüseyin Avni Sipahi, İlhan Bellek, İsmail Kibici, İsmayil Çakal, Mehmet Erdal, Mehmet Ali Kahraman, Mesut Pektaş, Murat Kıran, Murat Kurum, Oğuzhan Usta, Okay Dikmen, Osman Ağca, Ömer Derbazlar, Ömer Çamoğlu, Sadık Soylu, Salih Ogur, Turgay Albayrak ve Yavuz Çelik'e (37 kişi) ek olarak ayrıca soruşturma kapsamında doğrudan hedef şahıs olarak haklarında CMK 135 tedbiri uygulanmamış olan şüpheliler Ahmet Nazif Zorlu, Ahmet Sedat Artukoğlu, Ali Akyar, Ali Fahri Gürsoy, Ali Osman Öztürk, Arif Yüksel, Cavit Ayrıkaya, Erhan Uludağ, Hamza Dalkılıç, Hilmi Aydın, İsmail Ünal, Kemal Sevgili, Mehmet Kıroğlu, Mehmet Ali Aydınlar, Mehmet Mustafa Tural, Münir Yazıcı, Necmettin Şentürk, Osman İyimaya, Savaş Çekin, Sema Uluışık, Şükrü Arslantürk, Tevhide Banu Sargın, Yaşar Sevgili (23 kişi) dahil toplam 60 şüpheli hakkında üzerlerine atılı resmi belgeyi bozma, yok etme veya gizleme, rüşvet almak ve vermek, imar kirliliğine neden olmak, suç işlemek için örgüt kurmak, suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak, görevi kötüye kullanmak suçlarından takipsizlik kararı verildiği,

Soruşturma kapsamında haklarında şüpheli sıfatıyla 5271 sayılı CMK 135 tedbirine başvurulan şüphelilerden Ali Kurt, Burçin Erhan Kip, Celal Şişman, Gökhan Saral, Halil İbrahim Demirhan, Hanifi Tekin, Hasan Rahvalı, Hüseyin Gıranta, İhsan Ayazoğlu, Mehmet Karataş, Muammer Akıncı, Muharrem Usta, Namık Ural, Sadık Göncü, Sedat Açıkgöz, Serhat Altıncı, Süleyman Aksoy ve Ziya Yılmaz isimli şüphelilerden ise 30/04/2014 tarihli takipsizlik kararında herhangi bir şekilde söz edilmediği, bir başka deyişle takipsizlik kararında bu 18 kişinin şüpheli olarak gösterilmedikleri, dolayısıyla haklarında herhangi bir karar verilmediği, soruşturmaya ilişkin olarak Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 30/04/2014 tarihli, 2012/125043 soruşturma ve 2013/31821 karar numaralı kovuşturmaya yer olmadığına dair karar aleyhinde itiraz kanun yoluna başvurulmadığı, böylelikle takipsizlik kararının itiraz vaki olmaksızın neticelendiği ve soruşturma sürecinin bu şekilde sonlandığı anlaşılmıştır.

B) 25 Aralık 2013 tarihinde operasyona dönüştürülen ve Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce yürütülen 2012/656 Sayılı soruşturma dosyası;

1 Soruşturmanın Başlangıç Süreci;

... Valiliği Emniyet Müdürlüğü Muhabere Elektronik Şube Müdürlüğü’ne 2011 yılı içerisinde değişik tarihlerde elektronik ihbarlar yapıldığı.

İhbarlarda; ... İli Anadolu Yakasında bulunan bir kısım hafriyat firmalarının yapmış oldukları taşıma işlemleri esnasında tonaj uygulamasına uymadıklarının, bir kısım emniyet görevlilerinin rüşvet ilişkisi içinde olduklarının ve bir kısmının da siyasi baskılardan korktukları için tonaj uygulamasına uymayan firmalara göz yumduklarının, bu durumun ise tonaj kuralına uyan firmalar açısından haksız rekabet teşkil ettiğinin bildirildiği.

Bunun üzerine ... Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından çıkar amaçlı suç örgütü kurmak ve yönetmek iddialarını soruşturmak amacıyla 2011/2323 numaralı dosya üzerinden soruşturma açıldığı, soruşturma devam etmekte iken haklarında telefon dinleme ve teknik takip kararı bulunan bir kısım şüpheliler hakkında yapılmakta olan telefon dinlemeleri esnasında takip edilen örgüt faaliyetleri kapsamından daha farklı suç unsurlarına rastlanılması nedeniyle 06/03/2012 tarih ve 2012/81 sayılı tefrik kararı ile dosyanın ayrılmasına karar verildiği ve tefrik olunun dosyanın CMK 250 ile yetkili Cumhuriyet Başsavcılığının 2012/656 sırasına kaydedilerek şüpheliler Abdulkerim Çay ve Cengiz Aktürk haklarında örgüt üyesi olmak suçundan soruşturmaya başlanıldığı.

Cumhuriyet savcısı tarafından tefrik kararında “ihaleye fesat karıştırmak” suçu yazıldığı halde, Asliye cezalık bir suç olmasına rağmen dosyanın terör suçlarının soruşturmasın yapmakla özel görevli CMK 250. maddeye göre yetkili bölümde soruşturmaya devam edildiği,

Oysaki soruşturma işlemleri tamamen yasal prosedüre uygun yapılması gereken bir yargılama işlemi olup Cumhuriyet savcısının takdirine bırakılmadığı, Hangi suçların CMK 250 ile özel yetkili mahkemelerce bakılacağına dair kanunda açık düzenleme olduğu, bu suçlarla mücadelenin özel soruşturmayı gerekli kılmasından hareketle kanun koyucunun bir takım usûl farklılıkları öngördüğü, gözaltı vs. gibi hürriyeti kısıtlayıcı işlemler bakımından şüpheliler aleyhine düzenleme yaptığı, söz konusu dosyanın soruşturma ve kovuşturma aşamasının tefrik kararına göre bahsi geçen özel yetkili savcı ve mahkemelerden farklı bir mahkemede görülmesi gerekirken, tabi olmadığı bir usulde yürütüldüğü anlaşılmıştır.

Şüpheliler Abdulkerim Çay vc Cengiz Aktürk'ün 2011/2323 sayılı dosyada yapılan takip esnasında yapmış oldukları konuşmalardan yola çıkılarak diğer şüpheliler Usame Kutup, Muaz Kadı, Sezgin Akbaba, Mehmet İlker Aycı ve ... haklarında da 06/03/2012 tarihinde CMK 250. Maddesi ile yetkili 12. Ağır Ceza Mahkemesinden telefonlarının dinlenmesine ve iletişimlerinin tespitine dair karar alındığı.

Başlatılan soruşturmanın konusunu Suç işlemek amacıyla örgüt kurmak ve ihaleye fesat karıştırmak suçlarının oluşturduğu, devam eden süreçte şüpheliler 1 Ahmet Şakir Demir.2 Cengiz Özdemir, 3 ..., 4 Süleyman Genç, 5 Nebil Hakimi, 6 Cengiz Aktürk, 7 ..., 8 Mecit Mert Çetinkaya, 9 Mehmet İlker Aycı, 10 Muslafa Latif Topbaş, 11 ..., 12 Semih Demirci, 13 Sezgin Akbaba, 14 Usame Kutup, 15 Yasin El Kadı, 16 Abdulkerim Çay, 17 Abdurrahman Gürsoy, 18 Emir İlter, 19 ..., 20 ..., 21 Muaz Kadıoğlu, 22 Şenol Kazancı, 23 Mehmct Fatih Saraçoğlu, 24 Muhammet Fatih Sarıoğlu, 25 Ertan Şimşek, 26 ..., 27 Gökhan Özdcmir, 28 Hasan Osman Çelik, 29 Kenan Avis, 30 ..., 31 ..., 32 Sami Kılıç, 33 Sezgin Üğlü, 34 Ömer Baktır, 35 Celal Koloğlu, 36 Dilek Cengiz, 37 Nuri Özaltın, 38 Osman Bozkurt, 39 Ömer Sertbaş, 40 Abdurrahman Gürsoy, 41 ..., 42 Salih Koç, 43 Ahmet Koyuncu, 44 Asım Cengiz, 45 Fahrettin Yıldırım, 46 Nurettin Özaltın, 47 Medet Nebi Yanık, 48 Mehmet Öner, 49 Ömer Faruk Şanal, 50 Adem Baştürk, 51 Adem Peker, 52 Adem Taşçı, 53 Adnan( Cenk inşaat), 54 Aynur Uluğtekin, 55 Deniz Aktürk, 56 Metin (Hano Grup adına) 57 Osman Ağca, 58 Salim Arda Enmut, 59 Selcan Zeliha Özkök, 60 Süleyman Genç, 61 Turgut Simitçioğlu, 62 Fuat Kılıç, 63 Ahmet Kılıç, 64 Avni Çelik, 65 Aydın Ünal, 66 Barış Kartal, 67 Cengiz Özdemir, 68 Asım Cengiz, 69 ..., 70 Ahmet Suat Özyazıcı, 71 Hasan Osman Çelik, 72 Hayrettin Özaltın, 73 İbrahim Çeçen, 74 Mahir Katırcı, 75 ..., 76 Mustafa Bayraktar, 77 ..., 78 Oğuzhan Boyacı haklarında iletişimin tespiti,

Şüpheliler Abdulkerim Çay, Adem Peker, Cengiz Aktürk, Deniz Aktürk, ..., Mehmet İlker Aycı, Muaz Kadıoğlu, ..., Sami Kılıç, ..., Sezgin Akbaba, Yasin El Kadı, Fuat Kılıç, Ahmet Kılıç, haklarında fizikî takip,

2125231373@tînet, 2125231373adsl@turk.net, 2126218619adsl@turk.net, cengizakturk@bosphoms360.com, info@cengizakturk.com.tr, cengizakturk70@hotmail.com, cengizakturk@turktelekom.com.tr, cengizakturkinfo@cengizakturk.com.tr, cengizakturk@hotmail.com.tr, cengizakturk@gmail.com, cengiz2453@hotmail.com, cengizakturk@hotmail.com 4676870@ttnet, acay@invest.gov.tr, kerimcay@yahoo.com, 7677307@ttnet,seferkocabas@ttnet, sefer1959@ttnet, iayci@invest.gov.tr, ayci.mi@gmail.com, üsamah_qutup@hotmail.com, osama@qutubtech.net, osuma.m.qutb@gmiail.com, osama@qutubholidays.com, osama@forectechme.com, muazk80@gmail.com, mustafatopbas@ttnet, fsarac@cyh.com.tr, ggokhanozdemir@gmail.com, farukkalyoncu@yahoo.com, kavis@kalyongrup.com, szozkok@kalyongrup.com, aulugtekin@ kalyongrup.com, ockalyoncu@kalyongrup.com, agursoy@gursoygrup.com.tr, ftp.kalyongrup.com isimli mail adresleri hakkında mail inceleme kararlarının alındığı.

Dosyada şüphelilere atılı olan suçların; 1 Suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, yönetmek , üye olmak, örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek, 2 Rüşvet vermek, rüşvet almak, rüşvete aracılık etmek. 3 Resmi belgede sahtecilik, 4 İhaleye fesat karıştırmak, 5 İrtikap, 6 İmar kirliliğine neden olmak, 7 Pasaport Kanunu’na muhalefet, 8 Suçtan kaynaklanan mal varlığını aklama suçları olduğu anlaşılmıştır.

2 Soruşturmanın görünürde sebebini oluşturan iddialar;

Etiler'de bulunan polis okulu artık kullanılamaz hale gelmiştir. Nitekim Polis Akademisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan ... Etiler Polis Meslek Yüksek Okulunun bilahare ilerleyen süreç içerisinde Bakanlar Kurulu'nca 22/09/2014 tarihinde kapatılmasına karar verildiği anlaşılmaktadır. Okulun üzerinde bulunduğu yaklaşık 32 bin metrekare yüzölçümündeki arazi ekonomik değeri yüksek bir konumdadır. ...'un en değerli arazilerinden birisidir. Bulunduğu konum itibariyle karlılığı/rantı yüksek bir yatırım alanı olması hasebiyle bu arazinin ... Büyükşehir Belediyesi ile yapılacak bir protokol doğrultusunda değerlendirilmesi düşünülmektedir. Projeye göre İçişleri Bakanlığı ile İBB arasında arazinin mülkiyetinin Belediyeye geçmesi hususunda bir protokol akdedilmesi söz konusudur. Bunun karşılığında İBB ise Çatalca ilçesinde polis lojmanı ve sosyal tesis inşa edecek, ayrıca protokol karşılığında devralmış olduğu arazinin imar planını tadil etmek / değiştirmek suretiyle konut ve ticaret alanı (AVM, rezidans, restaurant, otel, vs) olarak değerlendirecek, karşılığında gelir elde edecektir. ... Büyükşehir Belediyesi bu arazinin inşaat işlemlerini hasılat paylaşımı yöntemiyle kendisine bağlı olan iştiraki niteliğindeki şirketlerden ... üzerinden veya Başbakanlık Toplu Konut İdaresi üzerinden yapıp yapmama noktasında kârlılık ve verimlilik araştırması yapmaktadır, ancak soruşturmanın başlatıldığı sırada henüz başlamış bir ihale süreci bulunmamaktadır.

Hal böyle iken, ... Cumhuriyet Başsavcılığında görev yapan Örgüt mensubu eski savcı Muammer Akkaş tarafından 2011/2323 sırasına kayden yürütülen başka bir soruşturma sırasında, bu soruşturma şüphelilerinden iş adamı Cengiz Aktürk'e yönelik gerçekleştirilen telefon, mail adresi ve fiziki takip tedbirleriyle tespit edilen konuşma ve görüşmeler içeriğinden; Cengiz Aktürk isimli şahıs tarafından kurulmuş olan Bosphorus 360 Danışmanlık Turizm İnşaat adlı şirketin muvazaalı (gizli) ortaklarının Yasin El Kadı, Usame Kutup, Muaz Kadıoğlu, Bilal Erdoğan isimli kişiler olduğu ve bu gizli ortakların siyaset ve kamudaki nüfuzları sayesinde Bosphorus 360 Danışmanlık Turizm İnşaat adlı şirketin Etiler Polis Meslek Yüksekokulu arazisinin satışı ihalesine fesat karıştırarak büyük miktarda rant elde edeceklerinden bahisle, FETÖ/PDY terör örgütünün ... Mali Şube Müdürlüğü yapılanmasında görev yapan adli kolluk görevlisi görünümlü mensupları, Muammer Akkaş tarafından 06/03/2012 tarihinde 2011/2323 sayılı soruşturma evrakından tefrikle oluşturulan 2012/656 sor. sayılı evrak üzerinden siyasileri ve iş adamlarını kapsayan geniş bir kitleyi dinlemeye başlamışlar,

Ayrıca soruşturmaya konu fezlekede; Termik Santrallerin özellestirme kapsamından çıkarılarak renovasyonu baslığıyla bir bölüm düzenlendiği, bu bölümde devletin daha önce termik santrallerin özellestirilmesine karar verdigi halde, sonradan bu projeden vazgeçilerek renovasyonu kararı aldıgı, bu kararda ise Bosphorus 360 isimli firmaya bu isten kar saglamak amacının güdüldügünden bahsedildiği anlaşılmıştır.

Genel olarak 25 Aralık soruşturmasında İddialar; Etiler polis okulu ve Bosphorus 360 Danışmanlık Turizm İnşaat adlı şirkete verilen ihaleler üzerinden anlatılmış ve suça konu iddialara ilişkin şüpheliler 5 ( beş) gruba ayırarak iddiaları derç edilmiştir.

Fezleke düzenlenirrken 5 ayrı grup olduğundan bahsedilerek her grubun başına 1 kişinin lider olarak yazıldığı, bu kapsamda 1. Grubun liderinin Yasin El Kadı, 2. Grubun liderinin M.Latif Topbaş, 3. Grubun liderinin N. Bilal Erdoğan, 4. Grubun Liderinin..., 5. Grubun liderinin ise Cemal Kalyoncu olarak gösterildiği ve iddiaların bu gruplar üzerinden bahsedilerek anlatıldığı görülmüştür.

3 Soruşturma ve Operasyon süreci ve sonrası;

Örgüt mensuplarınaca Emniyet ve yargıyı adeta silah şeklinde kullanarak hazırlanan ve operasyona dönüştürülen soruşturmada; hedef şahıslar olmadıkları ve dolayısıyla haklarında verilmiş bir mahkeme kararı bulunmadığı halde yasama dokunulmazlığı bulunan ve aynı zamanda Anayasa'nın 100'üncü maddesi uyarınca özel soruşturma usulüne tabi olan 61'nci Hükûmetin Başbakanı ..., Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı ..., İçişleri Bakanı ..., Çevre ve Şehircilik Bakanı ..., Ulaştırma Bakanı..., Milli Eğitim Bakanı ..., Orman ve Su İşleri Bakanı..., Adalet Bakanı..., İçişleri Bakanı ..., Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı ..., Avrupa Birliği Bakanı..., Dışişleri Bakanı ..., Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, Gümrük ve Ticaret Bakanı..., Kültür ve Turizm Bakanı..., Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, iktidar partisine mensup milletvekilleri ..., ..., ..., ..., ..., Hüseyin Çelik, ... ve...'ın muhtelif tarihlerde hedef şahıslarla yapmış oldukları görüşmelere ilişkin seslerin çözümünü yapıp metin haline getirmek (kayıt altına aldırmak) suretiyle tape haline getirmişler, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı ...'ın Nisan 2012 tarihinde Haliç Kongre Merkezinde yapmış olduğu ve Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarı Hakan Fidan'ın da dahil olduğu bir görüşmeye ait güvenlik kamera görüntülerini temin edip bunu kamera izleme tespit tutanağı haline getirmişler, 14/10/2012 günü saat 13.30 sıralarında Üsküdar ilçesi Kısıklı Mahallesindeki konutunda Yasin El Kadı isimli şahısla buluştuğuna dair cell harita görüntülerini tutanak altına aldırarak bu hususa soruşturma evrakında yer vermişler, benzer şekilde şüpheli sıfatıyla uzun süre dinledikleri ve fakat sonradan hakkında fezleke dahi düzenlemedikleri ... isimli iş adamının Başbakan Erdoğan ile ...'da resmi konutta yaptığı görüşmeyi baz takibi yapmak suretiyle cell haritasını çıkararak soruşturma dosyasına koymuşlar, Başbakanlık Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansı eski çalışanı Abdülkerim Çay'a ait maillerden ele geçirildiği ileri sürülen Başbakan Erdoğan'ın da içinde yer aldığı 16 adet fotoğrafı soruşturma evrakı içerisine koymuşlar, Başbakan Erdoğan'a ulaşmak gayesiyle CMK'nın 135/1 maddesinin aradığı "suçun işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı" hususu araştırılmadan, danışmanları Aydın Ünal, ... ve Şenol Kazancı hakkında iletişim tespiti talebinde bulunarak telefon görüşmelerini kayıt altına aldırmışlar, böylelikle Başbakan ve 61'nci Hükûmet üyelerinin belli bir organizasyon dahilinde rüşvet ve yolsuzluğa bulaştıkları, kamu ihalelerine fesat karıştırdıkları, El Kaide terör örgütüne yardım ettikleri yönünde ulusal ve uluslararası kamuoyu nezdinde aleyhte ve olumsuz algı oluşturulabilmek için sözde delil toplama / biriktirme sürecine girmişler,

Kamuoyunda "ikinci dalga" ya da "25 Aralık Operasyonu" olarak da adlandırılan 2012/656 sayılı tahkikat kapsamında, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Hükûmetini, gerek yurt içinde ve gerekse uluslararası platformda zor durumda bırakmak ve itibarsızlaştırmak, soruşturmada şüpheli yaptıkları Yasin El Kadı (... Cumhuriyet Başsavcılığının 2004/881 ve 2005/576 hazırlık numaraları üzerinden ayrı ayrı yürütülen soruşturmalar neticesinde; El Kaide terör örgütü üyesi olduğuna veya örgüt ile bir irtibatının varlığına, terörizmi finanse ettiğine ve adı geçen örgüte yardım ettiğine dair hakkında dava açılmasını gerektirir herhangi bir delil ve emare elde edilemediği belirtilen) isimli şahıs üzerinden El Kaide terör örgütüne yardım ettiği görüntüsü vererek uluslararası yargı organları nezdinde hukuki ve cezai sorumluluk altına sokmak için sözde soruşturma işlemleri gerçekleştirmişler, örgüt mensubu eski savcı Muammer Akkaş ile işbirliği içerisinde hazırladıkları 15/12/2013 tarihli fezlekede Başbakan ...'ı kast ederek "örgütün tüm faaliyetlerinin daha üst bir makama ulaştığı ve onun haberi olmadan hiçbir menfaat / kazanım elde edilemediği, hiyerarşinin üstündeki kişinin R. Tayyip Erdoğan olduğu..." ve "4.Grup; ... liderliğindeki grup olup, bu grubun ...isimli şahıslardan müteşekkil olduğu, üstelik daha fazla şahsın yer aldığı ancak sınırlı teknik takip çalışmalarıyla ancak bu kadarının tespit edilebildiği, grubun liderliğini yapan...'ın da daha üst düzey birinin talimatlarıyla hareket ettiği..." şeklinde ibarelere yer vermişler, soruşturma kapsamında 21/07/2012 tarihinden 29/11/2013 tarihine değin Başbakan Erdoğan'ın hedef şahıslarla gerçekleştirmiş olduğu tam (58) görüşmeyi, öte yandan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı ...'ın (32), İçişleri Bakanı ...'in (15), Çevre ve Şehircilik Bakanı ...'ın (11), Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı...'ın (3), ayrıca yukarıda isimleri yazılı diğer Bakan ve milletvekillerinin de birden fazla görüşmesini suç unsuru içerdiğinden bahisle kayıt altına aldırıp tape haline getirerek, görev ve yetki hudutlarını açıkça tecavüz ederek tamamen örgütsel amaç ve kasıtla Başbakan ve Bakanlar hakkında suç isnadında bulunmuşlar,

Örgütsel tutum ile yapılan hazırlıklar sonucu hazırlanan 15/02/2013 tarihli 2012/656 soruşturma dosyasına esas fezleke tarihinin de doğru olmadığı, fezlekede parafı bulunan Başkomiser ...’ un Kayseri İlinde iznini geçirmek üzere 13.12.2013 tarihinde ölüm nedeniyle (7) günlük mazeret iznine çıktığı ve 20.12.2013 tarihinde başlama yaptığı, fezlekenin düzenlendiği 15.12.2013 tarihinde mazeret izinli olduğu, yine fezleke üzerinde parafı bulunan Komiser Yardımcısı ...’ in hafta istirahatli olduğu tespit edilmiş, şüphelilerin izinli oldukları halde fezlekede paraflarının bulunduğu tespit edilmiştir.

Örgüt lideri tarafından kaleme alınan yukar ki bölümlerde behsi geçen mektubun kaleme alındığı tarih olan 22/12/2013 tarihi itibariyle 25 Aralık soruşturmasına yönelik bütün hazırlıklar yapılmış, hazırlanan soruşturma fezlekesi adliyeye intikal ettirilmiş, 17 Aralık operasyonunun akabinde Fetullah Gülen tarafından dönemin Cumhurbaşkanına yazılan mektup sonrası Hükûmet politikalarında bir değişiklik olmadığını gören FETÖ/PDY terör örgütü böylelikle yargı ve emniyetteki mensupları eliyle hükûmeti yıkma kastı ile başka bir operasyonu uygulamaya koymuş, nitekim siyasi iktidara yönelik yolsuzluk kılıfı kullanılarak düzenlenen 17 Aralık darbe girişiminin etkileri henüz devam ederken, kamuoyu nezdinde oluşturulan yolsuzluk algısını devam ettirmek amacıyla 25/12/2013 günü aynı örgüte mensup Cumhuriyet savcısı Muammer Akkaş tarafından ikinci bir operasyon için düğmeye basılarak, aynen 17 Aralık soruşturmalarında olduğu gibi ve burada yaşanan tecrübeye rağmen yine ... Cumhuriyet Başsavcısına herhangi bir bilgi verilmeden, aralarında Yasin El Kadı, ..., ..., ..., ..., Muaz Kadıoğlu, Cengiz Aktürk, ... gibi iş adamlarının da bulunduğu (41) şüpheli için gözaltı kararı verilmiş, Başbakan ...'ın oğlu Bilal Erdoğan'ın şüpheli sıfatıyla ifadeye çağrılmasına yönelik çağrı kağıdı düzenlenmiş, örgüt mensubu hakim ... vasıtasıyla CMK'nın 128'inci maddesine aykırı bir şekilde (7) gerçek ve (2) tüzel kişinin adına kayıtlı tüm malvarlığına el koyma kararı aldırılmıştır.

17 Aralık operasyonundan sonra kamuoyunu yakından ilgilendiren başka bir soruşturma dosyasının daha mevcut olduğu hususunda haricen bilgi sahibi olan ... Cumhuriyet Başsavcısı Turan Çolakkadı, operasyon girişiminden bir gün önce 24/12/2013 günü Cumhuriyet Başsavcı Vekili Oktay Erdoğan ile birlikte soruşturma savcısı Muammer Akkaş'ı makamına çağırarak bilgi almak istediğinde savcı Muammer Akkaş, dosya şüphelilerinin kimler olduğuna değinmeden yolsuzluk ve rüşvet suçlarına ilişkin farklı illerle de bağlantılı önemli ve kapsamlı bir soruşturma yaptığı yönünde özet şekilde bilgi vererek, soruşturma konusu suçlar ve şüphelilerle alakalı detaylı bilgiyi saklamış, İl Cumhuriyet Başsavcısı Turan Çolakkadı, Cumhuriyet savcısı Muammer Akkaş'a dosyayı Başsavcı Vekili Oktay Erdoğan ile birlikte inceleyerek bir gün sonra kendisine bilgi vermelerini istemişse de, Muammer Akkaş TMK Soruşturma Bürosundan sorumlu Başsavcı Vekili Oktay Erdoğan'ın çağırması üzerine onun yanına gitmediği gibi dosyayı ısrarla istemesine rağmen soruşturma evrakını Oktay Erdoğan'a teslim etmemiş ve yukarıda değinildiği gibi bir gün sonra 25/12/2013 tarihinde ise Cumhuriyet Başsavcından bilgi gizleyerek (41) şüpheli hakkında yakalanarak gözaltına alınmaları yönünde talimat vermiştir.

Kamuoyunda ikinci dalga veya 25 Aralık operasyonu olarak adlandırılan bu olayda, örgüt üyesi savcı Muammer Akkaş'ın gözaltı ve adliyeye celp talimatları 17 Aralık operasyonundan sonra emniyete yeni atanan Mali Şube Müdürlüğü görevlilerince yerine getirilmemiş, savcı Muammer Akkaş bunun üzerine soruşturmaya engel oldukları iddiasıyla ... Valisi Hüseyin Avni Mutlu, İl Emniyet Müdürü Selami Altınok ve sözde talimatını yerine getirmeyen sorumlu kolluk kuvvetleri hakkında "gizliliği ihlal, görevi kötüye kullanma ve delilleri yok etme" gerekçesiyle soruşturma başlatmış,

26/12/2013 tarihinde, soruşturmadan öncesinde kendisine herhangi bir şekilde bilgi verilmediği ve soruşturmanın gizliliğinin ihlal edildiği gerekçeleriyle İl Başsavcısı Turan Çolakkadı tarafından soruşturma dosyası örgüt mensubu savcı Muammer Akkaş'tan alınarak yerine Cumhuriyet Savcıları İrfan Fidan, Fuzuli Aydoğdu, İsmail Uçar ve İdris Kurt görevlendirilmiş, bu arada ... Cumhuriyet Başsavcı (TMK'nın 10'uncu maddesi ile yetkili) Vekili Oktay Erdoğan tarafından 25 Aralık soruşturması olarak bilinen 2012/656 sayılı soruşturmayı yürüten ... Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğüne gönderilen 26/12/2013 tarih ve 2012/656 sayılı yazı ile, “soruşturma dosyasının, yeni görevlendirilen dört Cumhuriyet savcısı ile birlikte yapılan tetkikinde; dosyanın oldukça kapsamlı olduğu, ilgili Cumhuriyet savcılarının yeni görevlendirildiği, ilgili savcıların soruşturma dosyasına vukufiyet kesbetmelerinin zaman alacağı, soruşturma muktezasının ilgili dosyalar ve klasörler ile eklerinin tamamen incelenmesinden sonra tayin olunacağı, bu itibarla Mali Şube Müdürlüğüne daha önce savcı Muammer Akkaş tarafından gönderilmiş olan koruma tedbirlerinin (arama, elkoyma, gözaltı kararları) bu aşamada uygulanmasının doğru olmayacağı gerekçesiyle kararların uygulanmasından sarf ı nazar edilmesş” yönünde talimat verilmiş, bunun üzerine savcı Akkaş aynı günün akşam saatlerinde "soruşturma yapmam engellenmiştir" diyerek adliye önünde gazetecilere korsan bildiri dağıtmıştır.

Ayrıca sonradan yapılan yargılamalar sonucu FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibatları mahkeme kararlarıyla sabit olan ve o dönem Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunda üye olarak bulunan bir kısım yargı mensubunun 26/12/2013 tarihinde 9'a karşı 13 oy ile yayınlanan bir bildiriye imza atarak, adli soruşturmaları bir üst birime bildirmeyi zorunlu kılan 21/12/2013 tarihli Adli Kolluk Yönetmeliği değişikliğinin soruşturmaların önünü tıkayacağı ve açıkça Anayasaya aykırı olduğundan dem vurularak 17/25 Aralık yargısal darbe girişimlerini gerçekleştiren örgüt üyelerine örtülü destek vermişlerdir.

Yukarıda başlangıç ve operasyon süreci anlatılan ve ayrıca bir başlık altında yapılan usulsüzlüklerin detaylı şekilde anlatılacağı örgüt güdümünde eski yargı mensuplarınca hazırlanan ve operasyona dönüştürülen 2012/656 ( yeni numarası 2014/42981) soruşturma sayılı dosya hakkında ... Cumhuriyet Başsavcılığının 25/07/2014 tarih ve 2014/42981 soruşturma, 2014/54619 karar sayılı kararı ile Kovuşturmaya Yer Olmadığına şeklinde karar verildiği ve söz konusu kararın kesinleştiği anlaşılmıştır.

Söz konusu Kovuşturmaya Yer Olmadığına ilişkin kararın netice kısmı;

“Netice olarak 06/03/2013 tarihinde ... Cumhuriyet Başsavcılığı 250.madde ile yetkili bölümünün başlatmış olduğu soruşturmanın örgüt üyeliği ve ihaleye fesat karıştırmak suçlarından olduğu, ancak yasanın açık hükmünden anlaşılacağı üzere iletişimin tespitinde talep maddesi olarak kullanılan suç maddelerine taalluk eden eylemlerin takibinin ... Cumhuriyet Başsavcılığının özel yetkili olmayan kısmında soruşturulmasının gerekeceği, bu nedenle soruşturmanın Cumhuriyet Başsavcılığının görevsiz bölümünde başlatılmış olduğu, daha sonra kurulan TMK bölümünde HSYK’ca atanan 3 hakim olduğu halde nöbet listesine bakılmaksızın hep aynı hakim tarafından iletişimin dinlenmesine dair kararların verildiği, iletişimin tespitinin kesintisiz olması gerektiği kuralına uyulmayarak sürekli olarak kesintiler yapıldığı, değişen suç vasıflarına göre CMK 138/2’deki açık hükme riayet edilmeyerek yasaya aykırı delil toplandığı, hakkında soruşturma yapılması özel şartlara tabi olan kişiler hakkında bu kurallara uyulmaksızın doğrudan soruşturma yapıldığı, bir kısım kişiler hakkında dinleme kararı alınmaksızın diğer şüphelinin dinleme karan üzerinden uzun süre dinlenilmeye devam edildiği ve sonuç olarak yaklaşık 1005 sahifelik fezlekesi bulunan başlangıçta 54 klasörden oluşan bir dosyanın meydana getirilmiş olduğu.

Haklannda herhangi bir dinleme kararı olmamasına rağmen Başbakan ve Ulaştırma Bakanı’nın dolaylı yollardan dinlenilmek suretiyle Anayasanın 83. ve 100. maddelerine açıkça muhalefet edilerek yasal olmayan şekilde soruştturma yürütüldüğü, emniyetin her biriminin bağımsız olarak çalışması gerektiği halde, narkotik büro ile maliye şubeninin delil toplarken birlikte hareket ederek Emniyet Müdürlüğü’nün teamüllerine aykın şekilde davrandıkları. Henüz sorutturmanın sonlandırılmasını gerektirir bir durum yokken takip edilen ihalelerin çoğunun yapılmadığı aşamada, bütün birimlerin takipli dosyalarını 15 17 Aralık tarihleri arasında sonlandırarak Cumhuriyet Başsavcılığımıza getirmek suretiyle kollektif bir irade ortaya koydukları.

CMK 160. Maddesine göre Cumhuriyet Savcısı suçun işlendiği izlenimini veren bir hali öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere işin gerçeğini araştırmaya başlar, Cumhuriyet Savcısının şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlü olduğu, soruşturmanın amacının maddi hakikatin ortaya çıkarılması olduğu. Bu işlemeler esnasında soruşturmacı evrensel hukuk ilkeleri, anayasa ve kanunlar ile bağlıdır. Maddi hakikat araştırılırken yasanın verdiği sınırlar dışına çıkılmamalıdır.

Anayasamızın başlangıç kısmında “ Kuvvetler ayrımının, Devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip, belli Devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı medeni bir işbölümü ve işbirliği olduğu ve üstünlüğün ancak Anayasa ve kanunlarda bulunduğu” düzenlemesinin yapıldığı.

Yasama ve yürütmenin hukuk normları ile bağlı olduğu kadar, yargı yetkisini kullanan makamların da anayasa ve yasalarla bağlı oldukları ve siyaseti dizayn etmek gibi bir görev ve yetkilerinin bulunmadığı.

Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanının örgüt lideri olarak gösterilmesi ve “dönemin başbakanı” ibaresi kullanılmak suretiyle fezleke düzenilmesi, soruşturmayı hazırlayanların hukuki bir soruşturma görünümü altında, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini cebren ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs ettiklerini ortaya koşmaktadır.

Bu konuda soruşturma başlatılabilmesi için keyfiyetin ... Cumhuriyet Başsavcılığına BİLDİRİLMESİNE.

Her ne kadar şüphelilerin örgüt kurdukları, yönettikleri ve bu örgütün faaliyetleri kapsamında ihaleye fesat karıştırıldığı iddiaları üzerine soruşturma başlatılmış ise de, şüphelilerin birbirleriyle irtibatlarının hiyerarşik bir yapılanma içerisinde olmadığı, şüphelilerin suç işlemek amacıyla bir araya geldiklerine dair delil elde edilemediği, örgütün unsurlarından suç işlemede devamlılık unsurunun meydana gelmediği anlaşılmakla dosyada adı geçen bütün şüpheliler hakkında örgüt kurmak ve örgüt üyesi olmak suçlarından KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA.

Fezleke başlangıcında ismi geçen, ilgili bölümlerde suçları tek tek incelenen ve uyap sistemine şüpheli olarak kaydedilen şüphelilerin ( hakkında ayırma kararı verilenler hariç olmak üzere) ihaleye fesat karıştırmak ve bölümlerinde tek tek incelenen suçları işlediklerine dair delil elde edilemediği anlaşılmakla bu suçlar yönünden KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA,

Anayasanın 100 ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzüğü’nün 107. Maddesine göre Başbakan ve Bakanlar hakkında soruşturma yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisine ait olduğundan Cumhuriyet Başsavcılığımızın bu sıfata sahip kişiler hakkında soruşturma ve kovuşturma yetkisi olmadığı, ayrıca ilgililer hakkında dosyada yasal olarak elde edilmiş bir delil bulunmamakla KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA,

Soruşturma dosyasından tefrik edilen Mecidiyeköy Mahmutbey metro ihalesi ve Çanakkale Ezine yolu ihalesinde ihaleye fesat karıştırıldığına dair tespit yapılırken iletişimin tespiti kararlarının TCK 235. maddesinden alındığı, bu durumda hernekadar iletişimin tespiti kararları arasında kesintilerin bulunması ve yönetmeliğe aykırı dinleme yapılmış olmasına rağmen maddi hakikatin araştırılması gerektiğine karar verilmiş olup BU İKİ EYLEMLE İRTİBATLI OLAN ŞÜPHELİLER HARKINDAKİ EVRAKIN TEFRİKİNE. “ şeklinde olduğu görülmüştür.

IX. BAKANLARLA İLGİLİ TEŞKİL EDİLEN MECLİS SORUŞTURMA KOMİSYONU SÜRECİ: **

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 24'üncü yasama döneminin 5'inci yasama yılında Ekonomi eski Bakanı..., İçişleri eski Bakanı ..., Avrupa Birliği eski Bakanı... ile Çevre ve Şehircilik eski Bakanı ... hakkında kurulan Meclis Soruşturma Komisyonunca düzenlenen 05/01/2015 tarihli ve 681 sıra sayılı soruşturma komisyon raporu incelendiğinde, söz konusu rapor içeriğinden, 24/04/2014 tarihinde Isparta milletvekili Süreyya Sadi Bilgiç ve 76 milletvekili tarafından;

Bazı menfaatler karşılığında bir şahsın İran'a altın ihracatı işlerinde imtiyaz sağladığı, Gana ülkesinden kaçak yollarla yurda sokulmak istendiği iddia edilen 1,5 ton altınla ilgili adli ve idari soruşturmaları engelleyerek altının Dubai'ye çıkışını sağlamaya çalıştığı ve bu eylemlerinin 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununa muhalefet oluşturduğu, bu eylemlerin ayrıca Türk Ceza Kanununun 204 ve 252'nci maddelerine uyduğu iddiasıyla Ekonomi eski Bakanı... hakkında,

Bazı menfaatler karşılığında bir şahsın araçlarına trafikte emniyet şeridini kullanma imtiyazı sağladığı, söz konusu şahıs için koruma polisi görevlendirdiği, bu şahısla birlikte gözaltına alınan bazı şüphelilerin ve yakınlarının yasaya aykırı olarak istisnai yoldan Türk vatandaşlığına geçirilmesini sağladığı, bu şahısla ilgili adli veya istihbari çalışma yapılıp yapılmadığının araştırılması için talimat verdiği, bu şahsın usulsüzleri hakkında basında çıkacak haberlerin engellenmesi için girişimde bulunduğu ve bu eylemlerinin Türk Ceza Kanununun 204, 252, 255 ve 285'inci maddelerine uyduğu iddiasıyla İçişleri eski Bakanı ... hakkında,

Bazı maddi menfaatler karşılığında bir şahsın turizm belgeli bir otel kiralama girişimi ile yakınlarına vize alınması işleri için aracılık ettiği, bu şahısla ilgili bir soruşturma olup olmadığı yönünde ilgili kurum ve kuruluşlarda araştırma yapılmasını sağladığı, bu şahsın faaliyetiyle ilgili basında haber yapılmasının önlenmesi için girişimlerde bulunduğu ve bu eylemlerin Türk Ceza Kanunu’nun 255 ve 252’nci maddelerine uyduğu iddiasıyla Avrupa Birliği eski Bakanı... hakkında,

Bir suç örgütünün yönetici ve üyelerince kendisine sağlanan ve miktar ve değeri tespit edilemeyen bazı menfaatler karşılığında kişiye özel imtiyazlı imar planlarını onaylattığı, imar planlarına aykırı olarak yapılan bazı projelerin usulsüzlüklerine göz yumduğu ve denetimlerden sorunsuzca geçmelerini sağladığı ve bu eylemlerin bir kısmının kendisinin görevde olduğu sırada ve onun bilgisi doğrultusunda gerçekleştirildiği, ayrıca Bakanlıktan iş alan bazı şirketlerin yemek işlerinin yakınlarının ortağı olduğu şirketlere verilmesi için tavassut ettiği ve bu eylemlerin Türk Ceza Kanunu’nun 255 ve 257’nci maddelerine uyduğu iddiasıyla Çevre ve Şehircilik eski Bakanı ... hakkında Anayasa’nın 100’üncü, İçtüzük’ün 107 ve 108’inci maddeleri uyarınca bir Meclis Soruşturması açılmasına ilişkin önerge (9/8) sunulduğu,

24/04/2014 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunulan 9/8 Esas numaralı Meclis Soruşturması açılmasına dair önergenin TBMM Genel Kurulu'nun 05/05/2014 tarihli 84’üncü birleşiminde görüşüldüğü ve Ekonomi eski Bakanı..., İçişleri eski Bakanı ..., Avrupa Birliği eski Bakanı... ile Çevre ve Şehircilik eski Bakanı ... hakkında bir Meclis soruşturması açılmasına, soruşturmayı yapacak olan 15 kişilik Komisyonun iki aylık çalışma süresinin Başkan, başkanvekili, sözcü ve katip seçimiyle başlamasına karar verildiği, nitekim TBMM Genel Kurulunun 08/07/2014 tarihli 113’üncü birleşiminde 9/8 esas numaralı Meclis Soruşturması Komisyonuna üye seçimi yapıldığı, 09/07/2014 tarihinde yapılan ilk Komisyon toplantısında da Başkan, başkanvekili, sözcü ve katip seçiminin gerçekleştirildiği,

Komisyon Başkanlığına Adalet ve Kalkınma Partisi Kastamonu Milletvekili Hakkı Köylü'nün seçildiği, Komisyonda Adalet ve Kalkınma Partisine mensup dokuz (9), Cumhuriyet Halk Partisine mensup dört (4) ve Milliyetçi Hareket Partisine mensup bir (1) milletvekilinin görev yaptıkları, Komisyonun kurulmasına dayanak olan 9/8 esas numaralı Meclis soruşturması önergesinde haklarında Meclis soruşturması açılması istenilen eski bakanlara isnat edilen fiillerin, Komisyon tarafından yürütülen soruşturmanın konusunu teşkil ettiği, Komisyonun, soruşturma önergesinde belirtilen fiillerle sınırlı olarak soruşturma yürüttüğü, Meclis Soruşturma Komisyonunun Anayasa’nın 100’üncü, TBMM İçtüzüğü’nün 107 ila 113’üncü maddeleri ile diğer hükümleri ve Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri çerçevesinde görev yaptığı, 09/07/2014 tarihi itibariyle başlayan Komisyon çalışmalarının 09/01/2015 tarihinde sona erdiği,

Komisyonun, 09/01/2015 tarihinde sona eren çalışma süresi içinde 12 resmi toplantı gerçekleştirdiği, 13’ü ... Alt Komisyonunda olmak üzere 23 tanığın ifadeye davet edildiği; ayrıca, haklarında soruşturma yürütülen eski Bakanların savunmalarının alındığı ve mal varlıklarıyla ilgili bilirkişi raporu hazırlatıldığı, bu arada Komisyon'un, resmi toplantıları dışında da çalışmalar yürüttüğü; ... Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen 2012/120653 no’lu ve 2012/125043 no’lu soruşturmalara ait 137 adet klasör dosyanın Komisyon ve ... Alt Komisyonu tarafından incelendiği anlaşılmıştır.

Komisyon tarafından haklarında Meclis Soruşturması açılmasına karar verilen eski Bakanlar ile ilgili yürütülen soruşturma neticesi düzenlenen raporun "Meclis Soruşturmasına konu iddiaların incelenmesi" bölümünde aşağıdaki tespit ve değerlendirmelere yer verildiği görülmüştür.

"Anayasanın 6. maddesindeki; “…Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 20.01.2006 tarih ve 100 sayılı Genelgesinde “…Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı Genel Sekreterliği'nin 17 Kasım 1997 tarih ve 9427/23887 sayılı yazısında da belirtildiği üzere; görevde bulunan veya görevinden ayrılan Başbakan ve bakanlar hakkında Bakanlar Kurulu'nun genel siyaseti veya Bakanlıkların görevleriyle ilgili olarak yapılan şikâyet ve ihbarların, ancak Anayasa'nın 100'üncü ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü'nün 107'nci maddelerine göre işleme tâbi tutulacağı,…” şeklindeki düzenlemeleri nazara alarak; ... Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu ve emrinde çalışan Emniyet Organize Suçlar Şube Müdürlüğü tarafından yasaların hileli yollar denenerek aşılması suretiyle yetkisiz hukuksuz olarak yürütülen soruşturma neticesinde 4 eski Bakan hakkında düzenledikleri rapor ve ekinde yer alan iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması ve teknik araçlarla takip sonucu elde edilen bulgular yok hükmünde olup, Türkiye Büyük Millet Meclisine aksettirilen soruşturma evrakının bir ihbar mahiyetinde kabul edilmesi gerektiği ve bu düşünce ile tetkik ve tahkikata başlayarak yeniden usule uygun delil araştırması yapılması icap etmiştir.

Bu bağlamda, dönemin Ekonomi Bakanı...'a atfedilen : Rıza SARRAF’tan sağlanan, miktar ve değeri tespit edilemeyen bazı maddi menfaatler karşılığında;

a )Bu şahsın İran'a altın ihracatı yapması işlerinde imtiyaz sağladığı,

b )Gana'dan kaçak yollarla yurda sokulmak istendiği iddia edilen 1,5 ton altınla ilgili adli ve idari soruşturmaları engelleyerek, altının Dubai'ye çıkışını sağlamaya çalıştığı,

şeklindeki eylemler Ekonomi Bakanı yönünden iddiadan öteye geçememiş, toplanan delillerde de bu suçları oluşturacak unsurlara dahi rastlanmamış olup, 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'na Muhalefet, 5237 sayılı TCK’nın 204. Maddesinde tanımlanan Resmî Belgede Sahtecilik ve 252. maddesindeki Rüşvet suçlarının yukarıda izah edildiği üzere unsurları itibariyle oluşmasına vücut vermeyeceği gibi yine zikredilen hukuka uygun olarak elde edilen deliller muvacehesinde kanıtlanamamıştır.

Kamuoyunda 17 Aralık operasyonu olarak bilinen, Ekonomi Bakanı...’ın da isminin geçtiği ... Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosunca yürütülen 2012/120653 numaralı soruşturma ilgili bakanlar dışındaki şüpheliler yönünden 16.10.2014 tarih ve 2014/69582 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair kararla sonuçlanmış ve itiraz üzerine ... 6'ncı Sulh Ceza Mahkemesince ele alınan söz konusu karar hukuka uygun bulunarak vaki itirazların reddiyle 15/12/2014 tarih ve 2014/3162 sayılı kararıyla kesinleşmiştir.

Dönemin İçişleri Bakanı ...'e atfedilen : Rıza SARRAF’tan sağlanan, miktar ve değeri tespit edilemeyen bazı maddi menfaatler karşılığında;

a )Bu şahsın araçlarına trafikte emniyet şeridini kullanma imtiyazı verdiği ve adı geçen şahıs için koruma polisi görevlendirdiği,

b )Bu şahısla birlikte gözaltına alınan bazı şüphelilerin ve yakınlarının yasaya aykırı olarak istisnai yoldan Türk vatandaşlığına geçirilmesini sağladığı,

c )Bu şahısla ilgili adli veya istihbari çalışma yapılıp yapılmadığının araştırılması için talimat verdiği,

d )Bu şahsın usulsüzlükleri hakkında basında çıkacak haberlerin engellenmesi için girişimde bulunduğu,

şeklindeki eylemlerin hiçbirisi doğrudan İçişleri Bakanlığının görevleri arasında kabul edilecek hususlar olmayıp 5237 sayılı TCK’nın 204. maddesinde tanımlanan resmi belgede sahtecilik, 255. maddesindeki nüfuz ticareti, 252. maddesindeki rüşvet ve 285. Maddesindeki gizliliğin ihlali suçlarının yukarıda izah edildiği üzere unsurları itibariyle oluşmasına vücut vermeyeceği gibi yine zikredilen hukuka uygun olarak elde edilen deliller muvacehesinde kanıtlanamamıştır. Malvarlığı araştırması için görevlendirilen Bilirkişi tarafından yapılan tetkikat sonucu düzenlenen raporlardan da ilgili bakanın kendisiyle ilgili bakanlık yaptığı süre zarfında malvarlığı ile gelirleri arasında uyumsuzluğa rastlanmadığı anlaşılmıştır.

Kamuoyunda 17 Aralık operasyonu olarak bilinen, İçişleri Bakanı ...'in de isminin geçtiği ... Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosunca yürütülen 2012/120653 numaralı soruşturma ilgili bakanlar dışındaki şüpheliler yönünden 16.10.2014 tarih ve 2014/69582 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair kararla sonuçlanmış ve itiraz üzerine ... 6.Sulh Ceza Mahkemesince ele alınan sözkonusu karar hukuka uygun bulunarak vaki itirazların reddiyle 15.12.2014 tarih ve 2014/3162 sayılı kararıyla kesinleşmiştir.

Dönemin Avrupa Birliği Bakanı...'a atfedilen : Rıza SARRAF’tan sağlanan, miktar ve değeri tespit edilemeyen bazı maddi menfaatler karşılığında;

a )Bu şahsın turizm belgeli bir otel kiralama girişimi ile yakınlarına vize alınması işleri için aracılık ettiği,

b )Bu şahısla ilgili bir soruşturma olup olmadığı yönünde ilgili kurum ve kuruluşlarda araştırılma yapılmasını sağladığı,

c )Bu şahsın faaliyetiyle ilgili olarak basında haber yapılmasının önlenmesi için girişimlerde bulunduğu,

şeklindeki eylemlerin hiçbirisi Avrupa Birliği Bakanlığının görevleri arasında kabul edilecek husular olmayıp 5237 sayılı TCK’nın 255. maddesinde tanımlanan nüfuz ticareti ve 252. maddesindeki rüşvet suçlarının yukarıda izah edildiği üzere unsurları itibariyle oluşmasına vücut vermeyeceği gibi yine zikredilen hukuka uygun olarak elde edilen deliller muvacehesinde kanıtlanamamıştır. Malvarlığı araştırması için görevlendirilen Bilirkişi tarafından yapılan tetkikat sonucu düzenlenen raporlardan da ilgili bakan ve eşinin soruşturma önergesinde belirtilen fiillerden kaynaklanan malvarlığı edindiği yolunda bir bulguya rastlanılmadığı anlaşılmıştır.

Kamuoyunda 17 Aralık operasyonu olarak bilinen, Avrupa Birliği Bakanı...’ın da isminin geçtiği ... Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosunca yürütülen 2012/120653 numaralı soruşturma ilgili bakanlar dışındaki şüpheliler yönünden 16.10.2014 tarih ve 2014/69582 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair kararla sonuçlanmış ve itiraz üzerine ... 6. Sulh Ceza Mahkemesince ele alınan sözkonusu karar hukuka uygun bulunarak vaki itirazların reddiyle 15.12.2014 tarih ve 2014/3162 sayılı kararıyla kesinleşmiştir.

Dönemin Çevre ve Şehircilik Bakanı ...'a atfedilen : Bir suç örgütünün yönetici ve üyelerinin kendilerine sağlanan ve miktar ve değeri tespit edilemeyen bazı menfaatler karşılığında;

a )Kişiye özel imtiyazlı imar planlarını onaylattıkları,

b )İmar planlarına aykırı olarak yapılan bazı projelerin usulsüzlüklerine göz yumdukları ve denetimlerden sorunsuzca geçmelerini sağladıkları, bu eylemlerin bir kısmının Çevre ve Şehircilik Eski Bakanı Trabzon Milletvekili ...'ın görevde olduğu sırada ve onun bilgisi doğrultusunda gerçekleştirildiği,

c )Ayrıca bu Bakanlıktan iş alan bazı şirketlerin yemek işlerinin yakınlarının ortağı olduğu şirketlere verilmesi için tavassut ettiği,

şeklindeki eylemler Çevre ve Şehircilik Bakanı yönünden iddiadan öteye geçememiş toplanan delillerde de (hukuksuz teknik dinleme ve takip ile tanık beyanları) bu suçları oluşturacak unsurlara dahi rastlanmamış olup, 5237 sayılı TCK’nın 255. Maddesinde tanımlanan nüfuz ticareti ve 251. maddesindeki görevi kötüye kullanma Rüşvet suçlarının yukarıda izah edildiği üzere unsurları itibariyle oluşmasına vücut vermeyeceği gibi yine zikredilen hukuka uygun olarak elde edilen deliller muvacehesinde kanıtlanamamıştır. Malvarlığı araştırması için görevlendirilen Bilirkişi tarafından yapılan tetkikat sonucu düzenlenen raporlardan da bakanlık sürecinde ilgili bakan ve yakınlarının malvarlıkları ile gelirleri arasında uyumsuzluk olduğuna ilişkin herhangi bir bulguya rastlanılmadığı anlaşılmıştır.

Kamuoyunda 25 Aralık operasyonu olarak bilinen, Çevre ve Şehircilik eski Bakanı ...’ın da isminin karıştığı ... Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosunca yürütülen 2012/125043 numaralı soruşturma bakan dışındaki şüpheliler yönünden 30.04.2014 tarih ve 2014/31821 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair kararla sonuçlanmış ve süresinde itiraz edilmeyerek kesinleşmiştir." ibarelerine yer verildiği anlaşılmıştır.

Meclis Soruşturma Komisyonu raporunun sonuç ve değerlendirme kısmında ise;

"Suç şüphesi altındaki kişilerle mücadele edilirken “Hukuka uygun / hukuka aykırı her türlü yöntem kullanılabilir, gerekirse 3'üncü kişilerin hukukları dahi ihlal edilebilir.” anlayışı çoktan beyinleri terk etmiş olmalı, yasa koyucunun murat ettiği şekilde, kişi hak ve özgürlüklerine saygıda azami gayret sarfedilerek kurallar işletilmeli, özellikle yargı adına hareket eden yargı mensupları ile kolluk kuvvetlerinin faaliyetlerinde mevzuata uygun hareket etmeleri sağlanmalı, aksi halde yaptıkları işe gölge düşürecekleri, şaibeli bir hal alan soruşturmaların toplum nazarında güvenirliğinin kalmayacağı, toplumsal barışın bozulacağı bir gerçektir.

1982 Anayasasının Özel Hayatın Gizliliği ve Korunması başlıklı IV. Bölümünde Özel Hayatın Gizliliği alt başlıklı 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayatın korunmasına büyük önem atfedilmiş, özel hayatın gizliliğini ihlal anlamı taşıyan iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması 5271 sayılı CMK’nın 135. maddesinde, teknik araçla izleme CMK’nın 140. maddesinde açıklandığı üzere çok sıkı şartlara bağlanmıştır. Aksi davranış sergileyenlerin 5237 sayılı TCK’da öngörülen cezai yaptırımlarla karşılaşacakları bir gerçektir.

Anayasanın 6. maddesi ile Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 20.01.2006 tarih ve 100 sayılı Genelgesi birlikte ele alındığında, ... Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu ve emrinde çalışan Emniyet Organize Suçlar Şube Müdürlüğü tarafından yasaların hileli yollar denenerek aşılması suretiyle yetkisiz hukuksuz olarak yürütülen soruşturma neticesinde 4 eski Bakan hakkında düzenledikleri rapor ve ekinde yer alan iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması ve teknik araçlarla takip sonucu elde edilen bulgular yok hükmündedir.

Kanun koyucu ceza hukukumuzun tamamına teşmil ettiği cezalandırma stratejisi olarak soruşturma kovuşturma kapsamında yapılan tüm işlemlerin başından sonuna kadar hukuka uygun olmasını istemiştir. Hukuksuz yolsuz işlemlere kapı aralamak yeni hukuksuz yolsuz işlemlere davetiye çıkarmak demektir. Bu nedenle yargı erkini kullananların bu bilinçle hareket ederek yasa koyucunun muradına uygun davranması elzemdir.

Komisyonumuza aksettirilen her iki soruşturma evrakı 4 eski Bakan yönünden bir ihbar mahiyetindedir ve bu düşünce ile tetkik ve tahkikata başlanarak yeniden usule uygun delil araştırması yapılmıştır.

Mahkeme kararına dayanılarak bir kişi hakkında iletişimin tespiti ve denetlenmesi kayda alınırken başka bir kişiyle yapılan konuşma sırasında suç şüphesi verecek bir delil elde edilmesi halinde bu delil tesadüfi delil olup dinleme yapanın bu delili derhal Cumhuriyet savcısına bildirmesi ve Cumhuriyet savcısının da CMK’nın 138’inci maddesi gereğince bu delille gerekli işleme başlayıp başlamamayı takdir etmesi gerekir. Ancak, bu delil elde edildikten sonra dinlemeye devam edilerek aynı kişi hakkında yeni deliller elde edilmeye çalışılması halinde sonradan elde edilecek delillerin tesadüfi delil olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı, bu kişiyle ilgili yeni bir dinleme kararı almadan devam edilerek elde edilecek delillerin tamamen hukuka aykırı ve geçersiz olduğunun kabulü zorunludur.

Tesadüfi delil elde edildikten sonra bu delilden istifade edilerek yeni bir soruşturma açılmadığı hallerde ilk elde edilen tesadüfi delilin ihbar niteliğinden öteye geçmesi mümkün değildir. Bütün bunların yanında bakanlarla ilgili olarak elde edilen tesadüfi delilden sonra Cumhuriyet savcısının soruşturma açma yetkisi bulunmadığına göre artık bu delil de yapılan soruşturmada değerlendirmeye alınamaz.

Bakanlara atfedilen suçlardan özellikle yolsuzluk olarak belirtilen rüşvet suçunun işlenebilmesi için taraflar arasında belirli bir işin yapılması veya yapılmaması konusunda bir anlaşma yapılmış olması gerekir. Keza, yapılacak işin de ilgili bakanın görev alanında olması esastır. Yapılan soruşturmada her 4 Bakana da isnat edilen fiillerin her biri ayrı ayrı değerlendirildiğinde bu fiillerde hukuka aykırı bir durum görülmemiştir. Dolayısıyla, rüşvet vermeyi ve almayı gerektirecek bir husus görülmemekle birlikte bir an için bunların hepsini bir tarafa koyduğumuz takdirde dahi rüşvet olarak bir para alışverişinin yapıldığı hususunda dava açmayı gerektirecek kadar yeterli şüpheye ulaşılamamıştır. Esasen yolsuzluk suçlarından sayılan zimmet, irtikap gibi fiillerin işlendiğine dair de hiçbir delil yoktur. Zaten bu konuda bir iddia da yoktur." şeklinde açıklamalara yer verildiği anlaşılmıştır.

Sonuç itibariyle, Komisyon raporunun sonuç ve karar kısmında, Yüce Divana sevk konusunda yeterli şüpheye ulaşılamadığından Ekonomi eski Bakanı..., İçişleri eski Bakanı ..., Avrupa Birliği eski Bakanı... ile Çevre ve Şehircilik eski Bakanı ...’ın Yüce Divana sevk edilmemesine Komisyonun 05/01/2015 tarihli toplantısında oy çokluğuyla (5’e karşı 9 oyla) karar verildiği, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 24'üncü dönem 5'inci yasama yılının 20/01/2015 tarihinde yapılan 44'üncü birleşiminde 681 sıra sayılı Ekonomi eski Bakanı..., İçişleri eski Bakanı ..., Avrupa Birliği eski Bakanı... ile Çevre ve Şehircilik eski Bakanı ... hakkında kurulan 9/8 esas numaralı Meclis Soruşturma Komisyonu Raporu ile ilgili görüşmelerin yapıldığı, akabinde Meclis Genel Kurulunda yapılan gizli oylamalar sonucunda, bakanların Yüce Divan'a sevk edilmemesine karar verildiği, ... Cumhuriyet Başsavcılığının 2012/120653 125043 numaralı soruşturmalarında ismi geçen, aşağıdaki bölümlerde detaylı olarak izah edileceği üzere haklarında delil toplanılarak yetkisiz ve hukuksuzca soruşturma yürütülen Bakanlarla ilgili Meclis soruşturması sürecinin bu şekilde neticelendiği anlaşılmıştır

X.: 17/25 ARALIK SORUŞTURMALARINDAKİ HUKUKA AYKIRILIK, İHLALLER VE USULSÜZLÜKLER;

A) 17 ARALIK SORUŞTURMALARINDAKİ HUKUKA AYKIRILIK, İHLALLER VE USULSÜZLÜKLER;

1.Soruşturma Nedenlerine Dair Tespit Edilen Hukuka Aykırılıklar, Soruşturmaların Kurgulanması;

1.1.Mali Şube'nin Takip Ettiği...Dosyası ;

... Emniyeti Mali Şube Müdürlüğünce takip edilen 2012/120653 sayılı soruşturmanın görünürde sebebini oluşturan iddialar ve nedenlerin (3) başlık altında toplandığı, bu bağlamda soruşturmanın odağındaki...liderliğindeki suç örgütünün ... Kapalıçarşı'da faaliyet gösteren döviz büroları, kuyumcular ve kendisine bağlı paravan şirketler üzerinden komisyon karşılığında yurt dışına kaynağı belirsiz para taşımacılığı ile altın kaçakçılığı yaptığı ve bu faaliyetten elde ettiği suç gelirlerini akladığı yönündeki iddialara dayalı soruşturmanın temelini; emniyete yapılan ihbarlar, Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığınca düzenlenerek ... Mali Şubeye gönderilen 03/06/2011 tarihli Happani grubu değerlendirme raporu ile Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığınca düzenlenerek soruşturmadan yaklaşık dört yıl önce Şişli (Kapatılan) Cumhuriyet Başsavcılığı eliyle ... Mali Şubeye gönderilmiş olan 13/05/2008 tarihli R 61 kod numaralı MASAK raporunun oluşturduğu anlaşılmaktadır.

Nitekim bu hususun, yine yukarıda ayrıntılı olarak ifade edildiği üzere, ... Mali Şube Müdürü sıfatıyla adli kolluk amiri sanık ...'nın altında imzasının bulunduğu 13/09/2012 tarihli soruşturma talimat talep yazısının ekinde yer alan, sanık... tarafından hazırlanmış 04/09/2012 tarihli ve 11 sayfalık ön araştırma raporunda, bilahare soruşturmanın operasyona dönüştürülerek delillerin toplanmasına ve şüphelilerin yakalanmasına dönük arama, elkoyma, gözaltı, ifade alma işlemlerinin ikmalinden sonra düzenlenen 20/12/2013 tarihli kolluk fezlekesinde ve Bakanlarla ilgili ayrıntılı suç eylemlerinin anlatıldığının ifade edildiği 309 sayfalık raporda da bu şekilde ifade edildiği görülmektedir.

Hal böyle olmakla, bu bölüm başlığı altında soruşturmanın başlangıcını teşkil eden ve görünürde başlama sebebini oluşturan iddiaların ayrıntılı olarak incelemesini yapmak, bunların soruşturmanın başlatıldığı tarih itibariyle, soruşturma için objektif ve nesnel şartları oluşturup oluşturmadığının tespiti gerekmiştir.

1.1.1. R 61 Sayılı Masak Raporunun Değerlendirilmesi;

Dosya içerisinde bulunan, (41) sayfadan oluşan ve altında Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) Denetim II Daire Başkanlığında görevli Bankalar Yeminli Murakıbı Mehmet Tahir Özsoy imzası bulunan "ATİK İŞCEN Rumuzlu Aklama İncelemeleri Hakkındaki" R 61 sayılı raporun MASAK raporu olarak nitelendirilmesinin sebebinin; rapor düzenleme talebinin Maliye Bakanlığı Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığından (MASAK) gelmesi ve raporun da anılan Kurula ibraz edilmesinden kaynaklı olduğu görülmektedir. Raporu hazırlayan MASAK uzmanı değil ve fakat BDDK yeminli murakıbıdır, ancak raporun düzenleme talebi MASAK'tan gelmiş, düzenlenen rapor da bu Kurula sunulmuştur.

13/05/2008 tarihli ve R 61 sayılı MASAK raporunda adı geçen Abdurrahman İşcen ismi, 2012/120653 sayılı soruşturmanın başlangıcında 13/09/2012 tarihli soruşturma talep yazısına ekli olarak sunulan 04/09/2012 günlü ön araştırma raporunun son sayfasında, R 61 sayılı rapora atfen...liderliğindeki suç örgütü yapılanmasına dahil şahıslar arasında olduğunun belirtilmesi ve nitekim soruşturma başladıktan hemen sonra 17/09/2012 tarihinde Mali Şube ve soruşturmayı yürüten C. Savcısı tarafından...suç grubuna dahil olduğu gerekçesiyle telekomünikasyon yoluyla iletişiminin denetlenmesi istenilen ve talebe binaen mahkemece hakkında iletişimin denetlenmesi tedbirine karar verilen şahıslar arasında yer alıyor olması itibariyle önem arz etmekte olup, nitekim raporun da gerek bu nedenle gerekse adı geçenle ilişkilendirilerek soruşturmaya dayanak alınması sebebiyle incelenmesi gerekmektedir.

(41) sayfalık rapor incelendiğinde, raporun düzenlenmesi safahatının esasen soruşturmadan yaklaşık 10 yıl öncesine 2003 yılına dayandığı, Mehmet Tahir Özsoy tarafından 2008 yılında inceleme yapılana değin aradan geçen zaman zarfında muhtelif denetim elemanlarınca sürdürülen incelemeler bulunduğu, bu bağlamda sürecin esasen Maliye Bakanlığı Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığının BDDK'yı muhatap 02/06/2003 tarih ve 1551 sayılı yazısı ile başladığı, MASAK'ın söz konusu yazısında Muhammed Sadettin Atik isimli şahsın bazı faaliyetlerinin, o tarihte yürürlükte bulunan ve halen mülga nitelikteki 13/11/1996 tarihli ve 4208 sayılı Karaparanın Aklanmasının Önlenmesine Dair Kanun kapsamında incelenmesinin istenildiği, bunun üzerine 10/06/2003 tarihinde bahse konu incelemede Bankalar Yeminli Başmurakıbı Dr. Sedat Yetim ile Yeminli Murakıp Haluk Tözüm'ün görevlendirildikleri, Dr. Sedat Yetim ve Haluk Tözüm'ün birlikte yürüttükleri ATİK rumuzlu incelemeyle ilgili olarak düzenledikleri "18/09/2003 tarih ve MASAK / R 6, 6" sayılı raporda Muhammed Sadettin Atik isimli şahıs hakkında 765 sayılı Türk Ceza Kanununa aykırılıktan Cumhuriyet Başsavcılığına ivedi suç duyurusunda bulunulması kanaatine varıldığının ifade edildiği (hatta bu raporun 2003 yılında İngiltere'de havaalanında şüpheli para ile yakalanan Muhammed Sadettin Atik'in yargılandığı İngiltere Londra Isleworth Crown Court Mahkemesinde bu şahsın aleyhine sayılan deliller arasında yer aldığı ve ismi geçen mahkemede görülmekte olan karapara aklama davasının 15/07/2004 tarihli son celsesinde Sadettin Atik'in suçunu itiraf ederek 3 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırıldığı ifade edilmiştir.),

Öte yandan, Bank Mellat isimli İran menşeli bankanın Türkiye Merkez Şubesinin MASAK'a göndermiş olduğu 13/05/2004 günlü bir yazı ile Vala Dış Tic. Ltd. Şti. ünvanlı firma çalışanı Abdurrahman İşcen adlı şahıs ile ilgili 25/03/2004 ve 02/04/2004 tarihli şüpheli işlem bildirimlerinde bulunarak, 04/12/1997 ila 02/04/2004 tarihleri arasındaki (7) yıllık dönem içerisinde bu şahsın hesabına 8.613.945 USD, 98.700 Alman Markı ve 19.970 Euro tutarında (140) adet şüpheli havale işlemi gerçekleştirildiğini ihbar etmesi üzerine MASAK'ın aynen Sadettin Atik'te olduğu gibi BDDK yeminli murakıplarından Abdurrahman İşcen isimli şahsın faaliyetlerinin de 4208 sayılı Karaparanın Aklanmasının Önlenmesine Dair Kanun kapsamında incelenmesini istediği, vaki talep üzerine Muhammed Sadettin Atik hakkında inceleme raporu düzenleyen aynı murakıplar Dr. Sedat Yetim ve Haluk Tözüm tarafından bu kez "20/10/2004 tarih ve MASAK / R 6, 4 sayılı" İŞCEN rumuzlu inceleme raporunun düzenlendiği,

20/10/2004 tarihli ve R 6, 4 sayılı raporda, ... Ticaret Odası'nın resmi internet sitesinde yer alan bilgilere göre 1997 yılında kurulmuş ve Kapalıçarşı Halıcılar Caddesi No:93 Beyazıt, Eminönü / ... adresinde faaliyet gösteren, ortaklarının İran uyruklu Bahram Dargahi Moghaddam (% 35 pay), Hassan Dargahi Moghaddam (% 35 pay) ve Omran Memarı Khameneh (% 30 pay) isimli şahıslar olduğu anlaşılan Vala Dış Tic. Ltd. Şti. unvanlı firmada ücretli olarak çalışan, Mayıs 2004 tarihine ait maaş bordrosunda aylık 1 milyar TL (eski para birimi ile) net ücret alan, bu itibarla aylık geliri ve yaşam standartları belli olan Abdurrahman İşcen isimli şahsın para hareketlerinin şahsın mali gücünün çok üzerinde olduğunun, gerçekten de Bank Mellat nezdinde yapılan incelemelerde adı geçen şahsın 04/12/1997 ila 02/04/2004 döneminde özellikle Çin başta olmak üzere muhtelif ülkelerdeki muhtelif şahıslar adına yüksek tutarlı havaleler gönderdiğinin, yüksek tutarlı bu işlemlerle ilgili sorular yönelten banka yetkililerine tatmin edici cevaplar veremediği ve işlemlerin ticari saikle yapıldığına dair proforma fatura veya benzeri evrakı tevsik edemediği dikkate alındığında kısıtlı bir ücretle çalışan Abdurrahman İşcen'in şahsi parası olması mümkün görülmeyen bu meblağların uluslararası boyutta bir karapara aklama organizasyonuyla ilgili olmasının muhtemel gözüktüğünün, adı geçen şahsın Türkiye çapındaki faaliyetlerinin kolluk kuvvetlerince teknik takip ve izlemeye konu edilmesinin ve yapılacak teknik takip ve izleme neticesinde olası yasa dışı hususların tespiti halinde şüpheli hesap hareketlerinin 4208 SK'nın 9'uncu maddesi uyarınca aklama suçu kapsamında ilgili savcılık tarafından değerlendirilmesinin uygun olacağının ifade edildiği,

Adı geçen yeminli murakıplar tarafından Abdurrahman İşcen hakkında düzenlenen İŞCEN rumuzlu 20/10/2004 tarihli inceleme raporunun MASAK Başkanlığına sunulmasını müteakip, MASAK tarafından hemen akabinde Şişli Cumhuriyet Başsavcılığına yazılan 12/11/2004 tarihli ve 6455 sayılı suç duyurusu mahiyetindeki yazıda söz konusu inceleme raporuna atfen Abdurrahman İŞCEN tarafından yurt dışına yapılan çok sayıda ve yüksek tutardaki havale işlemlerinin 4208 SK ve buna istinaden çıkarılan Uygulama Yönetmeliği ile Tebliğde belirtilen şüpheli işlem kapsamında değerlendirilebileceği ifade edilerek firmanın İran uyruklu ortakları ile Abdurrahman İşcen isimli çalışanının tüm banka ve özel finans kurumları nezdindeki her türlü mevduat, altın, hazine bonosu, devlet tahvili ve Takasbank nezdindeki mali varlıkları üzerine tedbir konulmasının talep edildiği,

Suç duyurusu mahiyetindeki 12/11/2004 tarihli yazı üzerine Şişli (Kapatılan) Cumhuriyet Başsavcılığının 2004/46272 soruşturma numarasına kayden soruşturma başlatıldığı ve MASAK'tan gelen tedbir talepli yazıya istinaden sulh ceza mahkemesinden adı geçen şüphelilerin mali varlıkları üzerine tedbir kararı verilmesi talebinde bulunulduğu, vaki talebe istinaden Şişli (Kapatılan) 1'inci Sulh Ceza Mahkemesinin 26/11/2004 tarih ve 2004/824 müteferrik sayılı kararı ile şahısların her türlü mevduat, altın, hazine bonosu ve devlet tahvili ile Takasbank nezdindeki hisse senetleri, hak ve alacaklarının dondurulmasına karar verildiği, bu kararın Şişli C. Başsavcılığının 14/12/2004 tarih ve 2004/46272 Haz.sayılı yazı ile MASAK Başkanlığına gönderilerek daha detaylı yapılacak bir inceleme neticesi tekrar düzenlenecek raporun yeniden Şişli C. Başsavcılığına gönderilmesinin istenildiği,

Bu gelişmelerden sonra ve birkaç murakıp değişikliğini (istifa, yurt dışı görevlendirme gibi) müteakip, Devlet Bakanlığı ve Başbakan Yardımcılığı Makamının 22/10/2007 tarih ve 6345 sayılı onayına ve BDDK Denetim II Daire Başkanlığının 24/10/2007 tarihli görevlendirme yazısına istinaden BDDK Yeminli Murakıbı Mehmet Tahir Özsoy'dan önceki raporların da gözden geçirilmesi suretiyle yeni bir inceleme raporu hazırlaması istenildiği, bankalar yeminli murakıbı Mehmet Tahir Özsoy tarafından düzenlenen 13/05/2008 tarih ve R 61 sayılı "Atik İşcen Rumuzlu Aklama İncelemeleri" konulu raporun Maliye Bakanlığı Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığına sunulmasını müteakip, MASAK tarafından 10/06/2008 tarih ve 6517 sayılı yazı ekinde Şişli Cumhuriyet Başsavcılığının 2004/46272 sayılı soruşturması ilgi tutulmak suretiyle yeniden Şişli Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiği,

13/05/2008 tarih ve R 61 sayılı raporun sonuç ve tahlil kısmında, rapor içerisinde irdelenen banka hesaplarında şüpheli hareketler gözlenen ve aralarında Abdurrahman İşcen'in de yer aldığı sayısı 30'u aşkın gerçek ve tüzel kişinin banka hesaplarında gerçekleşen şüpheli hesap hareketlerinin 4208 SK'nın 9'uncu maddesi ve 5237 sayılı TCK'nın 282'nci maddesi uyarınca aklama suçu kapsamında ilgili savcılık tarafından takdir ve değerlendirilmesinin uygun olacağının mütalaa edildiğinin belirtildiği,

13/05/2008 tarihli ve R 61 sayılı raporun şüpheli Abdurrahman İşcen ile ilgili soruşturma dosyasına intikali üzerine 2004/46272 numaralı soruşturma evrakına ilişkin iş ve işlemleri yürüten Şişli Cumhuriyet Savcısı Sait Kunt imzasıyla 08/10/2008 tarih ve 2004/46272 sayılı yazı ile ... Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğüne gönderildiği ve 31/10/2008 tarihinde Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Suç Gelirleriyle Mücadele Büro Amirliği'nin kayıtlarına girdiği, 2008/4985 evrak sırasına kaydedilen söz konusu talimat yazısında, yazı ekindeki R 61 sayılı raporun sonuç kısmında şüpheli para hareketlerinin varlığından bahsedilmesine nazaran, bu hareketlerin karapara aklanması mahiyetinde olup olduğununancak şüpheli işlemleri gerçekleştiren şahısların polisiye takip veya uygun görülecek diğer usullerle faaliyetlerinin izlenmesi yoluyla anlaşılacağının ifade edilmesi karşısında soruşturma konusu şüpheliler ile ilgili gerekli araştırmanın yapılarak şüpheliler tarafından karapara aklama suçunun işlenip işlenmediğinin tespiti talimatının verildiği,

Ancak, 31/10/2008 tarihinde ... Mali Şube Müdürlüğüne gönderilen tahkikat talimatı ile ilgili olarak 2011 yılının Mayıs ayına değin herhangi bir işlem yapılmadığı, bu tarihte yapılan işlem ve ... Ticaret Odası kayıtlarından yapılan sorgulamalarda "Atik İşcen Rumuzlu Aklama İncelemeleri" raporunun konusunu teşkil eden Vala Dış Ticaret Ltd. Şti adlı firmanın 31/01/2011 tarihi itibariyle oda kaydının iptal olduğunun ve böylelikle tasfiye edildiğinin, 02/05/2011 tarihinde mahallinde yapılan kontrolde şirketin faaliyet adresinde Saran Kuyumculuk ve Dış Ticaret Ltd. Şti. unvanlı başka bir firmanın faaliyet gösterdiğinin, 180.000 TL sermayeli söz konusu firma ortaklarının Mehmet Happani ve Gülpembe Happani isimli şahıslar olduğunun, Abdurrahman İşcen isimli şahsın ise Vala Dış Ticaret Ltd. Şti.adlı firmanın 17/01/2005 tarihine kadar eski çalışanı/yetkilisi olduğu hususlarının tespit edildiği,

Nihayet, bazı ilçe adliyelerinin birleştirilmesi uygulaması çerçevesinde Şişli Adalet Dairesinin 2011 yılının Temmuz ayında kapatılarak ... Adliyesi bünyesinde birleşmesi hasebiyle Şişli (Kapatılan) Cumhuriyet Başsavcılığının 2004/46272 hazırlık sayılı soruşturma evrakının ... Cumhuriyet Başsavcılığının 2004/258646 soruşturma numarasını aldığı, 31/01/2011 tarihi itibariyle oda kaydı iptal edilen eski Vala Dış Ticaret Ltd. Şti'nin İran uyruklu ortakları Bahram Dargahi Moghaddam, Hassan Dargahi Moghaddam ve Omran Memarı Khameneh ile firma yetkilisi/çalışanı Abdurrahman İşcen'in şüphelileri olduğu söz konusu soruşturma evrakı ile ilgili olarak ise 11/04/2017 gün ve 2004/258646 soruşturma, 2017/25783 sayılı karar ile kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği, bu karar ile ilgili yapılan incelemede, yapılan soruşturma neticesinde ismi geçen şüphelilerin TCK'nın 282'nci maddesinde belirtildiği şekliyle 1 yıl veya daha fazla hapis cezasını gerektiren bir suçtan kaynaklı malvarlığı değerini edinip iktisap ettiklerine ve aynı şekilde atılı suçun suç işlemek için teşkil edilmiş bir örgütün faaliyetleri çerçevesinde işlendiğine dair herhangi bir delil elde edilemediği, mevcut haliyle atılı suçun TCK'nın 66/1 e maddesi uyarınca 8 yıllık genel zamanaşımı süresine tabi olduğu, zamanaşımını kesen herhangi bir neden bulunmadığı, son eylem tarihine (son eylem tarihinin tespitinde son şüpheli işlem bildiriminin yapıldığı 02/04/2004 tarihinin esas alındığı anlaşılmaktadır) nazaran atılı suçun 02/04/2012 tarihinde zamanaşımına uğradığı gerekçeleriyle takipsizlik kararı verildiği, 11/04/2017 tarihli takipsizlik kararının itiraz vaki olmaksızın kesinleştiği ve soruşturmanın bu şekilde kapandığı anlaşılmıştır.

Yukarıda izah olunan hususlardan anlaşılacağı ve 2012/120653 sayılı soruşturma neticesinde verilen 16/10/2014 tarihli ve 2014/69582 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın 48'inci sayfasında da işaret edildiği üzere, soruşturmanın başlangıcında dayanak olarak alınan, bankalar yeminli murakıbı Mehmet Tahir Özsoy tarafından düzenlenerek MASAK'a sunulan ve oradan da ilgisi gereği Şişli (Kapatılan) Cumhuriyet Başsavcılığının 2004/46272 sayılı soruşturma evrakına, bilahare Şişli C. Başsavcılığının kapatılarak dosyalarının ... C. Başsavcılığına devredilmesi nedeniyle de ... C. Başsavcılığının takipsizlikle neticelenen 2004/258646 sayılı soruşturma evrakı içerisine giren 13/05/2008 tarihli R 61 sayılı MASAK raporunun 2012/120653 sayılı soruşturmanın şüphelileriyle hiçbir ilgisi yoktur. Söz konusu soruşturmanın...veya diğer şüphelilerle ilişkilendirilmesi olanaklı değildir.

Her ne kadar, sanıklar savunmalarında R 61 sayılı raporun, 18/07/2012 tarihli isimsiz faks ihbarında belirtilen kişiler ve hususiyetle bu ihbarda ismi zikredilen Abdurrahman İşcen ismi yönünden soruşturma başlangıcında değerlendirmeye alındığını, Abdurrahman İşcen'in doğrudan...ile bağlantısı bulunmamakla birlikte Sarraf'ın liderliğindeki suç örgütü yapılanması içerisinde yer alan Happani grubu ile bağlantılı olduğunu, Abdurrahman İşcen'in yetkilisi olduğu ve çalıştığı Vala Dış Ticaret Ltd.Şti unvanlı firmanın faaliyet gösterdiği Kapalıçarşı Halıcılar Caddesi No:93 Beyazıt, Eminönü / ... adresinde 2011 yılından sonra faaliyet gösteren Saran Kuyumculuk ve Dış Ticaret Ltd. Şti. unvanlı şirket ortaklarının Mehmet Happani ve Gülpembe Happani isimli şahıslar olduğunu, Abdurrahman İşcen'in bu şirkette de yetkili olup Happaniler ile bu nedenle bağlantılı olduğunu belirtmişlerse de, bu savunmaların maddi gerçekle örtüşmediği, zira Abdurrahman İşcen'in 31/01/2011 tarihi itibariyle ticaret odası kaydı iptal edilerek tasfiye edilen Vala Dış Ticaret Ltd. Şti. adlı firmada ancak 17/01/2005 tarihine kadar çalıştığı hususunun bizzat Mali Şube yetkilileri tarafından 31/10/2008 tarihinde Şişli C. Başsavcılığı tarafından kendilerine gönderilen tahkikat yapılması konulu talimat yazısına istinaden 02/05/2011 tarihinde mahallinde tespit edildiği, Abdurrahman İşcen'in bu şirketten ayrıldıktan sonra aynı adreste faaliyet göstermeye başlayan Saran Kuyumculuk firmasıyla veya bu şirketin ortakları gözüken soy adı Happani olan şahıslarla veyahut Happani'lerin içinde olduğu iddia edilen...suç örgütü ile bağlantısının varlığını ortaya koyan 18/07/2012 tarihli kurgulanmış ihbar dışında somut herhangi bir bilgi, belge, kayıt bulunmadığı anlaşılmıştır.

Sonuç İtibariyle; 13/05/2008 tarihli R 61 sayılı MASAK raporunun gerçekte soruşturma şüphelileriyle hiçbir bağı ve ilgisi olmadığı halde FETÖ/PDY üyesi adli kolluk görevlisi sanıklarca bilinçli ve kasıtlı olarak 18/07/2012 tarihli ihbarda ismi geçen Abdurrahman İşcen ismi üzerinden 2012/120653 numaralı soruşturmayla, soruşturma şüphelileriyle ve hususiyetle de suç örgütü lideri olduğu iddia edilen...ile ilişkilendirilmeye, böylelikle rapor ile soruşturma ve şüpheliler arasında bir bağ kurulmaya ve aleyhte delil yaratılmaya çalışıldığı anlaşılmıştır. Bu durumun altında yatan gerçek sebebin ise; soruşturma başlatılması için isimsiz ihbarlar dışında sanki başka delillerin de mevcut olduğu, ihbarların MASAK raporu gibi resmi kurum / kuruluşlarca düzenlenmiş somut bilgi, belge ve kanıtlarla desteklendiği yönünde bir izlenim yaratmaya dönük, bir başka deyişle örgütsel yapı dışındaki üçüncü kişilerin ilk bakışta bu yönde bir algı edinmelerini sağlamaya yönelik aleyhte delil oluşturma çabası ve faaliyetinin bir ürünü olduğu, böylelikle teknik ve fiziki takip taleplerini değerlendiren mahkemeler nezdinde ihbarlar dışında resmi kurumlarca düzenlenmiş raporların da mevcut olduğu, emniyetin sadece isimsiz ihbarlarla hareket etmediği, ihbara konu iddiaların boş ve temelsiz olmayıp aksine dolu olduğu, teknik ve fiziki takip taleplerinin belli bir temele dayalı olduğu şeklinde bir algı yaratılmaya çalışılarak soruşturmanın hemen başlangıcında başvurulan CMK 135 kararının gerekçesinin ve altyapısının oluşturulduğu, sonuç olarak raporun soruşturmanın başlangıcında deyim yerindeyse adeta bir dolgu malzemesi olarak kullanıldığı, raporun soruşturmayla ilişkilendirilebilmesi için Abdurrahman İşcen'in adının 18/07/2012 tarihli kurgulanmış ihbarda bilinçli olarak zikredildiği anlaşılmıştır.

Nitekim soruşturmanın başında örgütsel yapı içerisinde gösterilen Abdurrahman İşcen hakkındaki iletişimin denetlenmesi tedbirinin sadece bir kez (3) ay süreyle uzatılmasının talep edilmiş oluşu, bunun devamında operasyona değin yaklaşık bir yıllık süreçte bir daha uzatma talebinde bulunulmamış olması, ayrıca adı geçenin ilk başta...suç örgütü yapılanması içerisinde olduğunun iddia edilmesine karşın fezlekede suç örgütü yapılanması içerisinde gösterilmeyişi, fezlekede herhangi bir suç görüşmesine dair iletişim tespit tutanağına yer verilmemesi ve 17 Aralık operasyonunda hakkında herhangi bir arama, elkoyma, yakalama, gözaltı ve tutuklama gibi koruma tedbirlerine başvurulmamış olması hususlarının da söz konusu soruşturmadaki usulsüzlükleri teyit edici mahiyette somut olgular olduğu değerlendirilmiştir.

1.1.2. Happani Grubu Raporunun Değerlendirilmesi;

Yukarıda soruşturmanın görünürdeki sebebini oluşturan iddiaların izah edildiği bölümde de açıklandığı üzere, (56) sayfadan oluşan 03/06/2011 tarihli "Happani grubu değerlendirme raporu"nun Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele (KOM) Daire Başkanlığı Mali Suçlar ve Suç Gelirleriyle Mücadele Şube Müdürlüğü Suç Gelirlerini Araştırma Büro Amirliğince aynı tarihte dijital ortamda (EBYS veya KOMBS üzerinden) ... Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğüne gönderildiği, bilahare yine ... Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğüne yazılan ve üzerinde beşli paraf blokunun yer aldığı; Büro Amir Yardımcısı sanık Fatih Yardım, Büro Amiri sanık ..., Şb. Md. Yrd. sanık Muhammet Murat Yaşar, Şb. Md. firari sanık Alparslan Çalışkan, Daire Bşk. Yrd. sanık ...tarafından paraflanmış, Daire Başkanı sanık Mehmet Yeşilkaya tarafından imzalanmış 06/06/2011 tarihli ve 298907 sayılı yazıda söz konusu raporun daha önce dijital ortamda Şube Müdürlüğü ilgili personeline gönderildiği belirtilerek raporda yer alan ilgili şahıslar / suç organizasyonlarına yönelik gerekli çalışmaların yürütülmesi ve gelişmelerden Daire Başkanlığına bilgi verilmesinin istenildiği anlaşılmaktadır.

Happani grubu değerlendirme raporu incelendiğinde raporun Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığından gelen bilgilere ve buna istinaden yapılan arşiv çalışmalarına istinaden düzenlendiği, bu meyanda MASAK'tan gelen bilgilerin emniyete bildirilmesi ve bilgi / veri paylaşımı uygulamasının kurumlar arası işleyişe dayalı olduğu görülmektedir. Happani grubu değerlendirme raporunun Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığınca neye istinaden ve hangi gerekçeyle düzenlendiği, bu raporun FETÖ/PDY'nin yargı ve emniyetteki uzantıları eliyle hayata geçirilen kurgusal nitelikli soruşturma sürecinin bir parçası olup olmadığı ve çıkış noktasının daha iyi anlaşılabilmesi için raporun hazırlanma sürecinin evveliyatının izah edilmesi gerekmektedir.

Bu hususta, bir kısım sanıklar hakkında disiplin soruşturması yürüten polis başmüfettişi Kenan Aydoğan tarafından sorulan sorulara İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğünce verilen 01/09/2015 tarihli ve 560001 sayılı (6) sayfadan oluşan cevabi yazı içeriği ile MASAK ve KOM Daire Başkanlıkları arasında yapılan karşılıklı yazışmalar, söz konusu raporun neye istinaden, hangi gerekçeyle ve hangi süreçte düzenlendiği konusunda hasıl olan şüpheleri bir miktar giderebilecek mahiyettedir.

Buna göre; 01/09/2015 tarihli cevabi yazı ve karşılıklı yazışma içeriklerinden Maliye Bakanlığı Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı ile Emniyet Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı arasında MASAK'a intikal eden şüpheli para hareketlerine dair polisiye çalışmalarda faydalı olabilecek verilerin / bilgilerin KOM Başkanlığına bildirilmesi ve ayrıca her iki kurum yetkilileri tarafından zaman zaman ortak çalışma grupları teşkil edilerek aklama suçlarının takibi konusunda müşterek faaliyetler yürütülmesine dair bilgi / veri paylaşımı amaçlı protokoller imzalandığı, hatta MASAK ile KOM Başkanlığı arasında 2010 2014 yılları arasında 27 ayrı soruşturma kapsamında işbirliği ve yazışma yapıldığı, bu işbirliğinin tamamına yakınında adli kovuşturma gerçekleştiğinin belirtildiği anlaşılmaktadır.

Nitekim, 01/09/2015 tarihli söz konusu cevabi yazıda MASAK ile KOM Daire Başkanlıkları arasında bilgi paylaşımına esas olmak üzere daha önce 17/04/2006 tarihinde bir protokol imzalandığı, Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı ile KOM Daire Başkanlığı arasında bilgi paylaşımına ilişkin en son akdedilen protokolün 11/02/2011 tarihli protokol olduğu, 11/02/2011 tarihli protokolün 3'üncü maddesinde, bahse konu protokolün, 5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanunun 19'uncu maddesi ile 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanununun 2, 6 ve Ek 7'nci maddelerine dayanılarak hazırlanmış olduğunun ifade edildiğinin belirtildiği, bu bağlamda suç gelirlerinin tespiti, takibi ve aklanmasının önlenmesine yönelik bilgi paylaşımı ve karşılıklı işbirliği ile ortak faaliyet yürütülmesine dair akdedilen protokollerin hukuki dayanağının bahse konu kanun hükümleri olduğu,

Ayrıca yine 01/09/2015 tarihli yazıdan anlaşıldığına göre, 25/05/2009 tarihli Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı Merkez ve İl Teşkilatı Kuruluş, Görev ve Çalışma Yönetmeliğinin merkez biriminde yer alan ekonomik suçlar, sahtecilik, yolsuzlukla mücadele, aklama suçları ve suç gelirlerini araştırma büro amirliklerinin görevlerine ilişkin düzenleme getiren 37'nci maddesinin 1'inci fıkrasının (b) bendinin "mücadelesiyle görevli olduğu suçlarla ilgili olarak; istihbari bilgi toplamak, değerlendirmek, suçun men ve takibi amacıyla gerekli tedbirleri almak, gerektiğinde ulusal veya uluslararası operasyonlara dönüştürmek, il birimlerince bu konularda gerçekleştirilen operasyonel çalışmalara destek vermek ve gerekli yönlendirmeyi yaparak koordinasyonu sağlamak" hükmünü amir olduğu, bu kapsamda merkez biriminde yer alan bürolarca Daire Başkanlığı arşiv kayıtlarından ve açık kaynaklardan araştırma yapılarak o ilde ikamet eden kişiler veya faaliyet gösteren şirketler hakkında derlenen bilgilere istinaden taşra teşkilatında yer alan ilgili il birimlerine değerlendirme raporları gönderilmesi uygulamasının dayanağını yönetmelik hükmünden alan rutin bir uygulama olduğu,

Netice itibariyle, Maliye Bakanlığı Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) Başkanlığı ile Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele (KOM) Daire Başkanlığı arasında 5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun hükümleri kapsamında suç gelirlerinin tespiti, takibi ve aklanmasının önlenmesine yönelik olarak ortak çalışma grupları oluşturmak suretiyle yürütülecek çalışma faaliyetlerinin usul ve esaslarının belirlenmesi amacıyla bilgi/veri paylaşımına yönelik olarak daha önce de akdedilen protokoller bulunduğu, raporun hazırlanmasından önce imzalanmış ve yürürlükte olan en son tarihli protokolün 11/02/2011 tarihli protokol olduğu, bu protokolün, Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığına bildirilen şüpheli para hareketlerine ilişkin yapılması muhtemel polisiye takip ve çalışmalara esas bilgi/veri paylaşımı ve karşılıklı işbirliğini öngördüğü, bir diğer deyişle MASAK'ın başka kurumlardan kendisine intikal eden polisiye takibe esas bilgi / verilerin Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Daire Başkanlığı ile paylaşılmasına yönelik olduğu, 03/06/2011 tarihli Happani grubu değerlendirme raporunun hazırlanma sürecinin de MASAK'tan gelen bilgilere istinaden başladığı, dayanağını yönetmelikten alan rutin uygulama doğrultusunda MASAK'tan intikal eden bilgi/veriler doğrultusunda açık kaynaklardan ve arşiv bilgilerinden de istifade eden Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Daire Başkanlığı Mali Suçlar ve Suç Gelirleriyle Mücadele Şube Müdürlüğü Suç Gelirlerini Araştırma Büro Amirliğinin 03/06/2011 tarihli raporu derleyip hazırlayarak adli birim konumundaki ... Mali Şube Müdürlüğüne gönderdiği anlaşılmaktadır.

Somut olayda raporun hazırlanma sürecini neyin tetiklediği meselesine gelince; 03/06/2011 tarihli raporun konusu bölümünde de açıklandığı üzere, MASAK'tan gelen bilgiler ve raporun hazırlanma sürecinin 21/12/2010 tarihli ulusal basında, Rusya'nın başkenti Moskova şehrinin Vnoukovo Havalimanındaki gümrük görevlilerinin kontrolleri esnasında, ...'dan Rusya'ya giden, üçü Azeri ve biri İranlı olmak üzere toplam dört kişinin bavul ve sırt çantalarında 14,5 milyon USD ile 4 milyon Euro ele geçirildiği ve şahısların gözaltına alındığı haberinin yer almasıyla başladığı kanaati uyanmaktadır.

Nitekim, Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığınca İnterpol Europol Sirene Dairesi Başkanlığına yazılan 23/12/2010 tarihli 578601 sayılı yazı ile, 21/12/2010 tarihinde ulusal basında çıkan ...'dan Moskova'ya giden uçak yolcularının bavul ve sırt çantalarında yüklü miktarda döviz ele geçirilmesi olayı ile ilgili haberler nedeniyle Rus İnterpol birimiyle temasa geçilerek söz konusu şahısların açık kimlik bilgileri, tespit edilebilen ülkemiz bağlantıları (Türkiye'de bulundukları süre zarfında irtibata geçtikleri kişiler / telefon numaraları vb.) ve ele geçirilen paranın kaynağı ile ilgili açıklamalarına ilişkin bilgilerin temini ile gönderilmesinin istenildiği, bu yazı üzerine Türk İnterpolü tarafından Rus İnterpolüne yazılan 05/01/2011 tarihli yazı ile söz konusu bilgilerin talep edildiği, Rus İnterpol biriminin buna mukabil 05/03/2011 tarihli yazısı ile şahısların kimlik bilgilerini bildirdiği, gelen cevabi yazının da Emniyet İnterpol Daire Başkanlığı tarafından 16/03/2011 tarihli ve 8969 sayılı yazı ile KOM Daire Başkanlığına bildirildiği, söz konusu yazıda 16/12/2010 tarihinde ...'dan Moskova'ya havayoluyla ve üzerlerinde gümrüğe bildirilmemiş yüklü miktarda nakit para ile giden Azeri vatandaşları Vagif Badalov, Ramin Ismailov ve Gusein Ismailov ile İran uyruklu Mohammedsadig Rastgarshıshegarhanekh isimli şahıslar hakkında Rus gümrük yetkilileri tarafından kaçakçılık şüphesiyle Rusya Ceza Kanununun 188'inci maddesine göre işlem yapıldığı, soruşturmanın devam ettiğinin belirtildiği görülmüştür.

Emniyet Genel Müdürlüğü birimleri, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Gümrük Muhafaza Genel Müdürlüğü ile Rusya federal gümrük servisi ve emniyet birimleri arasında yapılan yazışmalar, ulusal basında konuyla ilgili çıkan bu haberlerden sonra Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığına intikal eden Türkiye'den başka ülkelere kaynağı belli olmayan nakit paraların çıkışına aracılık eden (ayaklı borsacı olarak tabir edilen) 14 kişilik kurye listesinin bilgi paylaşımına yönelik yukarıda detayları açıklanan protokol çerçevesinde MASAK tarafından ilk olarak 22/03/2011 tarihinde Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Dairesi Başkanlığına yazılan B.07.0.MSK.0.12 663.08 4540 sayılı "bilgi gönderme ve bilgi talebi" konulu yazıyla ve bilahare 19/04/2011 tarih ve B.07.0.MSK.0.12 663.08 6049 sayılı "bilgi gönderme ve bilgi talebi" konulu yazı ile bildirilerek, yürütülecek çalışmalar sırasında elde edilmesi muhtemel bilgilerin de Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığına gönderilmesinin istenildiği,

Daire Başkanı Ömer Keskin imzalı 19/04/2011 tarihli Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı yazısının Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığına ulaşmasıyla 21/04/2011 tarihi itibariyle Daire Başkanlığının Mali Suçlar ve Suç Gelirleriyle Mücadele Şube Müdürlüğü evrak kaydına girdiği ve 99971 sayısını alarak gereğinin ifası için sanıklardan ...'ın büro amirliği görevini yürüttüğü Suç Gelirlerini Araştırma Büro Amirliğine havalesinin yapıldığı, 03/06/2011 tarihli Happani grubu değerlendirme raporunun yukarıda açıklanan 25/05/2009 tarihli KOM Daire Başkanlığı kuruluş, görev ve çalışma yönetmeliğinin merkez şube müdürlüğü ve bürolarına verdiği görev ve yetkiye istinaden bu büro amirliğinde görevli polis memuru firari sanık Hayri Akın ve komiser yardımcısı rütbesinde büro amir yardımlığı görevini yürüten sanık Fatih Yardım (mali hukuk açısından değerlendirme ve sonuç bölümünün) tarafından müştereken hazırlandığı anlaşılmıştır.

Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Dairesi Başkanlığınca hazırlanarak dijital ortamda EBYS veya KOM Bilgi Sistemi üzerinden 03/06/2011 tarihinde ... Emniyeti Mali Şube Müdürlüğüne gönderilen 56 sayfalık Happani grubu değerlendirme raporunun hazırlanma sürecinin yukarıda izah edilen minvalde geliştiği, ayrıca 21/12/2010 tarihli haberlerden ayrı olarak MASAK yazısının gönderildiği zamana yakın bir tarihte yine 15/04/2011 tarihli ulusal basında çıkan haberlerde "150 milyon doları bavulla kaçırdılar" başlığı altında, Moskova Vnoukovo Havalimanındaki 16/12/2010 tarihli yakalamadan hareketle bu olaya karışan şahıslarla birlikte Rusya federal gümrük servisinin başlattığı çalışmalar neticesinde isimleri bildirilen 14 kuryenin Dubai'den gelen ve Azeri iş adamlarına ait olduğu iddia edilen 40 milyon dolar ve 10 milyon Euro tutarındaki parayı 37 seferde valizlerle Rusya'ya taşıdıklarına, sanatçı Ebru Gündeş'in Azeri uyruklu eşi Reza Zarrab'ın şoförü olan Turgut Happani isimli şahsın da 14 kişilik kurye listesinde bulunduğuna dair iddiaların yer alması üzerine artık gelinen noktada Türkiye'den yurt dışına kaynağı belirsiz para transferi gerçekleştiren gerçek ve tüzel kişilerle ilgili çeşitli kurumlardan intikal eden ve arşivde yer alan bilgilerin anlamlı bir şekilde birleştirilerek analize tabi tutulması ihtiyacının hasıl olduğundan bahisle 03/06/2011 tarihli "değerlendirme raporunun" hazırlandığı ve bu amaç doğrultusunda hazırlandığı belirtilen raporda Durak Döviz firması ile ortakları Turgut Happani, Abdullah Happani, Serdal Happani, Şenel Happani ve...isimli şahısların kimlik ve adres bilgileri, yasa dışı faaliyetlerine ilişkin bilgiler, vergi mükellefiyet, malvarlığı ve yurt dışına giriş çıkışa dair bilgilerinin ayrıntılı olarak mercek altına alındığı anlaşılmıştır.

Raporun 30'uncu sayfasında, MASAK'ın daha önce gönderdiği 19/04/2011 tarihli yazı ile kurye olduklarını belirtmiş olduğu (14) kişiyle ile birlikte hareket eden şahısları tespit edebilmek için bu şahısların yurda giriş çıkış kayıtlarının incelendiği belirtilerek, bu incelemenin POLNET bilgi sistemi üzerindeki "tahdit ve hudut kapıları yolcu projesi veri tabanı" üzerinden soyadına göre süzme analiz yöntemi sayesinde yapılan sorgulama ile gerçekleştirildiği, yapılan sorgulama neticesinde aralarında...ile şirket ortaklıkları bulunan Happani soy isimli bir kısım şahısların da bulunduğu (41) kişiyle birlikte toplam (55) kişinin (isimleri raporun 49 50'nci sayfalarında gösterilen) birlikte hareket ediyor ve kısa süreli yurt dışına giriş çıkış yapıyor olmaları, banka hesaplarında şüpheli işlemlerin varlığı, basında yer alan haberler ve haklarında yapılan ihbarlara nazaran beraberlerinde yüksek miktarda nakit parayı yurt dışına çıkardıkları ve bu itibarla komisyon karşılığı para taşıma / transfer sisteminde kuryelik yaptıkları sonucuna ulaşıldığının belirtildiği,

Raporun sonuç ve değerlendirme kısmında, rapora konu edilen bu para taşımacılığının kambiyo (1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkındaki Kanun ve 32 sayılı Karar) ve suç gelirlerinin aklanmasının önlenmesi ile ilgili mevzuat kapsamındaki karşılığına değinildiği ve nihayet bu para taşımacılığının hangi amaçla yapılıyor olabileceğine dair ihtimal ve değerlendirmelere yer verildiği, bu bağlamda raporda isimlerine yer verilen kurye şahısların dahil oldukları organizasyonun,

MASAK'tan gelen istihbari bilgiler doğrultusunda İran bağlantılı ticari işlemler kaynaklı paraların giriş çıkışına aracılık ediyor olabileceği,

Yurt dışında kazanılan ancak legal / illegal kaynağı bilinmeyen paraların Rusya'ya ulaştırılması için Dubai'den Türkiye'ye sokuluyor olabileceği,

Bu kişilerce ya da üçüncü kişilerce işlenmiş suçlardan elde edilen gelirin izini kaybettirebilmek için ülke dışına çıkartılıyor ve bu kapsamda 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 282'nci maddesinde düzenlenen "suçtan kaynaklı malvarlığı değerlerini aklama" suçunun işleniyor olabileceği,

Bu paraların Türkiye'de veya başka bir ülkede kayıt dışı ticaret kapsamında kazanılmış olabileceği ve bu şekilde vergi incelemesine tabi tutulmaması amacıyla ülkemizden çıkartılıyor olabileceği ihtimallerinin değerlendirildiği,

Konusu itibariyle özellikle ... / Kapalıçarşı merkezli döviz büroları ve kuyumcularla bağlantılı şahıslar üzerinden gerçekleştirilen yurt dışına kaynağı belirsiz şüpheli para transferleri ile bunun hukuki sonuçlarını değerlendiren "Happani Grubu Analiz ve Değerlendirme Raporu"nun son paragrafında, yapılması öngörülen işlemler başlığı altında Cumhuriyet Başsavcılığı ile irtibata geçilerek yurt dışına nakit olarak çıkartılan paraların kaynağının tespitine yönelik çalışmaların / adli sürecin başlatılması ile ilgili soruşturma izni alınması gerektiği bir başka deyişle adli soruşturma sürecinin başlatılması görüş ve kanaatinin ifade edildiği görülmektedir.

Öte yandan, raporun 03/06/2011 tarihinde dijital olarak ve bilahare 06/06/2011 tarih ve 298907 Komes sayılı yazı ekinde gönderilmiş olduğu ... Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Suç Gelirleriyle Mücadele Büro Amirliğinde görevli 332517 sicil sayılı polis memuru sanık... tarafından genel olarak incelemesi yapılarak konu ile ilgili birim amirine bilgi verilmek suretiyle gerekli çalışmalara başlanıldığına dair 09/06/2011 tarihli bir tutanak düzenlendiği, tutanağın altının adı geçen sanık ile birlikte Suç Gelirleriyle Mücadele Büro Amiri sıfatıyla sanık ... tarafından imzalandığı, her ne kadar tutanakta birim amirine bilgi verilerek gerekli çalışmalara başlanıldığı belirtilmiş ise de, raporun, 2012/120653 numaralı soruşturmayı yürüten ... Mali Şubeye ulaştığı ve incelendiğinin tutanağa bağlandığı Haziran 2011 tarihinden soruşturmanın başladığı Eylül 2012 tarihine değin aradan geçen 15 aylık süre zarfında herhangi bir çalışma yapılmadığı, raporun sonuç ve değerlendirme kısmında yapılması öngörülen işlemler başlığı altındaki bölümde ifade edilen Cumhuriyet Başsavcılığı ile irtibata geçilerek paraların kaynağının tespitine yönelik adli soruşturma başlatılması yönünde herhangi bir çalışmaya tevessül edilmediği anlaşılmaktadır.

Kuşkusuz ki, Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı ile bir il KOM birimi niteliğindeki ... İl Emniyeti Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü arasında resmi olarak hiyerarşik bir ilişki bulunmamakta ve ...'daki Daire Başkanlığından gelen değerlendirme raporu doğrultusunda mutlak surette adli soruşturmaya başlanılması gereğine işaret eden hukuki bir zorunluluk bulunmamakta ise de, ...'daki KOM Daire Başkanlığının Türkiye çapındaki il KOM birimleri üzerinde mevcut olan "operasyonel çalışmalara destek vermek ve gerekli yönlendirmeyi yaparak koordinasyonu sağlamak" yetkisine nazaran raporda isimleri belirtilen kişilerle alakalı şüpheli para hareketleri ve taşımacılığının kaynağına dair bir soruşturma başlatılmasına yönelik önerisinin Haziran 2011 tarihi itibariyle ... Mali Şube yetkililerince dikkate alınmadığı gibi, çalışmalara başlanıldığına dair bir tutanak düzenlendiği halde bunun aksine aradan geçen uzun zaman zarfında bu yönde bir irade sergilenmediği, çalışmalara başlanıldığına dair 09/06/2011 tarihli tutanağın sadece formalite ve göstermelikten ibaret olduğu görülmektedir.

Yukarıda izah edilen 01/09/2015 tarihli Emniyet Genel Müdürülüğü yazısında, başmüfettiş tarafından sorulan bir başka soruya cevaben, Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığınca 2010 2014 yılları itibariyle yolsuzluk suçları ile mücadele kapsamında (33) adet, sahtecilik suçları ile mücadele kapsamında (38) adet, ekonomik suçlarla mücadele kapsamında (80) adet olmak üzere toplam (151) adet değerlendirme raporu yazılarak aidiyetleri gereği toplam (37) ayrı il birimine gönderildiğinin, 2010 2014 yılları itibariyle ...'a yazılan (34) değerlendirme raporundan (6) tanesinin operasyona dönüştürüldüğünün belirtildiği görülmektedir.

Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığınca, soy adı Anıl olan şahıslara ait paravan şirketler üzerinden Kuzey Irak'taki firmalar ile ticari faaliyette bulunan bazı Türk firmalarının bu ticaretten elde ettikleri nakit paraların gümrüğe beyan edilerek komisyon karşılığında Türkiye taşınması şeklindeki benzer iddialar nedeniyle Anıl grubu değerlendirme raporu adıyla düzenlenen değerlendirme raporunun 20/10/2011 tarihli yazıyla Şırnak İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Cizre KOM Grup Amirliğine intikal ettirildiği olay, bu konuda verilebilecek en yakın örneklerden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Anıl grubu ile alakalı olarak MASAK tarafından veri paylaşımına yönelik protokol çerçevesinde 22/03/2011 tarihinde KOM Daire Başkanlığına intikal ettirilen bilgi / verilere istinaden yapılan arşiv araştırması ve analiz çalışması sonucu Daire Başkanlığınca düzenlenen değerlendirme raporunun 20/10/2011 tarihinde Şırnak İl Emniyet Müdürlüğüne gönderildiği,

KOM Daire Başkanlığının Anıl grubu ile ilgili değerlendirme raporunda ismi geçen Cizre ilçesi Şah Mahallesi Nusaybin Caddesi No:85/C sayılı adreste faaliyet gösteren Arıhan Ticaret unvanlı firma sahipleri olan İdris Anıl ve Ömer Anıl isimli şahısların "Kuzey Irak'ta faaliyet gösteren firmalar ile ticaret yapan Türk firmalarının ticaretten elde ettikleri nakit paralarını gümrüğe beyan ederek komisyon karşılığında Türkiye'ye getirdikleri, gerçekleştirilen para transferlerinin ticari faaliyete ilişkin olduğuna dair tespitler olmakla birlikte, söz konusu para transferlerini gerçekleştiren şahısların ve transfer yaptıkları şahıslardan bazılarının KİHBİ kayıtlarının olmasından dolayı, kayıt dışı ya da suç gelirinin de yapılan transferler arasında olabileceği şüphesinin hasıl olması nedeniyle gümrüğe beyan edilerek yasal bir görünüm kazanan paraların esasen suç işlenmesi neticesinde elde edilen para niteliğinde olup Arıhan Ticaret unvanlı işyerinin de sadece kamuflaj amaçlı faaliyet gösterdiği" iddialarıyla suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçundan İdris Anıl, Ömer Anıl ve kurye oldukları iddia edilen Şaban Işıktaş, Mesut Boyacı, Abdullah Işıktaş ve Fuat Emek isimli şahıslar hakkında Cizre Cumhuriyet Başsavcılığınca 18/01/2012 tarihinde 2012/124 sayılı soruşturmaya kayden adli tahkikata başlanıldığı, hatta yürütülen soruşturma neticesi düzenlenen 24/05/2013 tarihli kolluk fezlekesi içeriğinden 18/01/2012 tarihinde başlayan ve 15/01/2013 tarihine değin devam eden şüphelilere yönelik teknik takip çalışmaları ile 23/05/2013 tarihine değin süren soruşturma sürecinde şüpheliler hakkında TCK kapsamında herhangi bir cezai işlemi gerektirecek suç unsuru elde edilemediği ve yalnızca ülkeye giriş çıkışlarında yanlarında bulundurdukları paralarla ilgili idari ceza uygulandığı anlaşılmıştır.

Verilen benzer nitelikteki bu örnekten de anlaşılacağı üzere Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığınca değerlendirme raporuna konu edilen ve şüpheli para hareketleri / transferleri olduğu belirtilen Anıl grubu adlı başka bir grup ile ilgili araştırma sonuçlarının Şırnak İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğüne bildirilmesinden kısa bir süre sonra, dava konusu somut olaydaki Happani grubu değerlendirme raporundan farklı olarak adli boyut kazandığı ve soruşturmaya konu edildiği görülmektedir.

Değerlendirme raporunun muhatabı olan ... Mali Şube Müdürlüğünce 2011 yılında rapora adli boyut kazandırılmasına yönelik bir çalışma yapılmamasının nedeni hususunda sanıklardan Fatih Yardım'ın ifade ve savunmalarının aydınlatıcı ve bu yöndeki soru işaretini giderici mahiyette olduğu değerlendirilmiştir. Gerçekten de, sanık Fatih Yardım'ın 08/12/2015 tarihinde kollukta müdafi eşliğinde alınan ifadesinde ve ilk derece mahkemesinde bu ifadesini teyit eder nitelikteki ayrıntılı savunmasının konuyla ilgili kısmında, Happani grubunun değerlendirme raporunun ... Mali Şube Müdürlüğüne gönderilmesinden sonra akıbetini sormak amacıyla (sanık savunmasında MASAK tarafından konu ile ilgili araştırma yapılarak neticesinden bilgi talep edilmesi nedeniyle evrakın açıkta kalmaması için akıbetini araştırdığını ifade etmiştir) telefonla arayarak irtibat kurduğu ... Emniyeti Mali Şube Müdürlüğü Suç Gelirleriyle Mücadele Büro Amiri sanık ...'in kendisine "ya kardeş işler yoğun, bu konular döviz bürolarını ilgilendirir, polisin işi değil, hala bir tespitimiz olmadı, olunca döneceğiz" diyerek kendisini geçiştirdiğini ifade ettiği anlaşılmış, bu beyanın bilahare dava konusu soruşturmayı yürütecek olan ... Mali Şube birimindeki büro amiri tarafından dile getirilmesinin çok önemli olduğu değerlendirilmiştir.

Sonuç İtibariyle; Rıza Sarraf grubu ile alakalı çıkar amaçlı suç örgütü faaliyeti çerçevesinde altın kaçakçılığı ve kara para iddialarına ilişkin suç soruşturması başlatılması amacıyla 13/09/2012 tarihinde ... Cumhuriyet Başsavcılığından izin talep eden ve bilahare soruşturmayı yürütecek olan ... Mali Şube polisinin Happani grubu değerlendirme raporunun kendisine gönderildiği Haziran 2011 tarihi itibariyle...ile ilintili döviz büroları üzerinden kara para aklama iddialarıyla ilgili bir suç soruşturması yapma iradesi, bu yönde bir niyeti, çabası veya gayretinin bulunmadığı açıktır.

Her ne kadar bu rapor, rapora konu gerçek kişiler ve bağlantılı şirket / ortaklıklar yönünden somut bir suç isnadı getirmemekle ve adli soruşturma başlatılması yönünde kesin bir hüküm içermemekle birlikte buna benzer diğer raporlarla (örneği yukarıda verildiği gibi Anıl grubu) alakalı adli süreçlerin işletilmiş ve çalışmaların adli boyuta taşınmış oluşu, ayrıca raporda belirtilen gerçek kişilerin belirli bir organizasyon (suç örgütü) dahilinde hareket edip etmedikleri, birbirleriyle bağlantılı olup olmadıkları ve döviz büroları aracılığıyla yapılan şüpheli para transferlerinin öncül suçtan kaynaklanıp kaynaklanmadığı hususlarının ancak CMK'nın 135 ve 140'ncı maddeleri çerçevesinde gerçekleştirilecek adli soruşturma tedbirleriyle (teknik takip ve izleme) tespit edilebileceğinin belirtilmiş olması karşısında raporun gönderildiği 2011 Haziran itibariyle...liderliğindeki iddia konusu suç örgütü yapılanması hakkında bu rapora istinaden teknik takipli bir adli soruşturma sürecinin başlatılması için yeterli veriler olmadığından söz edilemeyecektir / veya bu tarihlerde bir adli soruşturma başlatılması anormal karşılanmayacaktır.

Ne var ki, 2011 Haziran itibariyle de ... Mali Şube Müdürlüğünde karar mekanizmasında görev yapan sanıklarca bu tarihte dikkate alınmayan, iş yoğunluğu gerekçesiyle ve doğrudan polisi ilgilendirmediği bahanesiyle göz ardı edilen Happani grubu değerlendirme raporunun 15 ay sonra Eylül 2012 tarihinde soruşturmanın başladığı süreçte akla geldiği ve kullanıldığı görülmektedir. Elbette ki, sanıklar raporun varlığından 2011 yıl Haziran ayı itibariyle de haberdardır. Ancak bu tarih itibariyle...ve döviz bürolarıyla ilgili suç soruşturması yapmak yönünde bir irade, niyet ve istekleri veya bu yönde bir gayretleri bulunmadığından, daha doğrusu bu yönde örgütsel bir gereklilik görülmediğinden veya talimat alınmadığından, zamanlamasını Örgütün ayarlayıp belirlediği ve talimatla başlattığı soruşturma sürecinde raporun kullanılması gerekmiş, böylelikle aynen R 61 sayılı MASAK raporunda olduğu gibi Happani grubu değerlendirme raporunun da ihbarı destekleyen resmi kuruluşlarca düzenlenmiş raporlar bulunduğu algısını yaratmaya dönük ve mahkemelerden teknik takip kararı alabilmek için soruşturmanın altyapısını desteklemeye yönelik bir dolgu malzemesi olarak kullanıldığı kanaatine varılmıştır.

1.1.3. Edirne'deki Uyuşturucu Olayının Değerlendirilmesi;

Bu başlık altında, ... Cumhuriyet Başsavcılığının 2012/120653 numaralı "Rıza Sarraf Halkbank" konulu soruşturmasına dayanak alındığı anlaşılan "Happani Grubu Analiz ve Değerlendirme Raporu"nda zikredilen 2007 yılında Edirne'deki bir tırda yakalanan uyuşturucu olayına ve bu olayla iddia edildiği gibi...soruşturmasının bağlantısı olup olmadığına da değinmek gerekmektedir.

Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Daire Başkanlığı Mali Suçlar ve Suç Gelirleriyle Mücadele Şube Müdürlüğünün ... Mali Şube'ye gönderdiği 06/06/2011 tarihli yazısı ekinde bulunan "Happani Grubu Değerlendirme Raporu" başlıklı 03/06/2011 tarihli raporun giriş kısmında Edirne'de yakalanan tırda uyuşturucu madde ele geçirilmesinden sonraki süreçte yapılan adli dinlemelerde...ile bağlantılı Abdullah Happani ve Durak Döviz isimli işyerinin uyuşturucu madde ticareti / kaçakçılığı yapan gruplarla bağlantılı olduklarına dair tespitlere ulaşıldığı belirtilerek,

12/02/2007 tarihinde Edirne / Kapıkule kara hudut kapısından çıkış yapmak isteyen bir tır aracında 202 kg eroin maddesi ele geçirildiği, bu çerçevede ... Cumhuriyet Başsavcılığının (CMK.nın 250.maddesi ile görevli) 2007/1258 soruşturma dosyasına kayden mahkeme kararı çerçevesinde Edirne KOM Şube Müdürlüğünce gerçekleştirilen iletişimin dinlenmesi tedbirinin uygulanması sürecinde değişik gerçek / tüzel kişiler arasında kaynağı belli olmayan yüksek miktarda paranın uluslararası transferinin yapıldığı, bu transferlere aracılık yapan kişiler arasında Durak Döviz isimli iş yeri ve Abdullah isimli çalışanının da karıştığının tespit edildiği bildirilerek, bunun devamında 07/05/2010 tarihinde yapılan isimsiz ihbar ve 21/12/2010 tarihinde ulusal basında çıkan haberler arasında bağlantı kurulmaya çalışıldığı,

Bir başka deyişle, 2007 yılında Edirne'de yapılan uyuşturucu operasyonu sonrasındaki istihbari ve adli çalışmalarda elde edilen telefon görüşmelerinden hareketle Happani grubu ve Durak Döviz ile ilgili bir takım şüphelere ulaşıldığı, nitekim bu şüphelerin sonraki tarihlerde gelen ihbarlar ve ulusal basında çıkan yurt dışına fiziki olarak (kaynağı belirsiz) para transfer edildiğine dair haberlerle somutlaştığı belirtilerek, analiz ve değerlendirme raporu hazırlanması gerekçelerinden biri olarak Edirne olayının gösterildiği, raporun konusu ve arşiv bilgileri kısmında bu olaya değinildiği, bir kısım sanık savunmalarında da Edirne olayının...grubunun suç gelirlerini akladığına dair ihbarları teyit eder mahiyette ve bu yönde soruşturmaya başlanılması yönünde haklı gerekçe oluşturur nitelikte olduğunun dile getirildiği anlaşılmıştır.

Oysa ki, her ne kadar soruşturmaya dayanak 03/06/2011 tarihli Happani grubu analiz ve değerlendirme raporunda, Edirne'deki tırda uyuşturucu yakalanması hadisesinin...ve onunla bir suç örgütü yapılanması içerisinde birlikte hareket ettiği iddia edilen Happani soy isimli şahıslar ile Durak Döviz Ticaret AŞ yönünden "kaynağı belirsiz şüpheli para hareketleri" konusuyla alakalı haklarında inceleme yapılarak bir analiz değerlendirme raporu düzenlenmesinin gerekçelerinden biri olduğu, nitekim bu hususun aynı zamanda sözü geçen suç grubuyla alakalı soruşturma başlatılması yönünden de makul şüphe nedenlerinden biri olduğu belirtilmiş ise de, ... C. Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosunun 16/10/2014 tarih ve 2012/120653 sor, 2014/69582 karar sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair kararında da dile getirildiği üzere, esasen Edirne olayının...ve suç örgütü yapılanması içerisinde birlikte hareket ettiği iddia edilen Happani soy isimli şahıslarla bir irtibatının varlığının tespit edilemediği anlaşılmaktadır.

Konunun daha iyi anlaşılabilmesi bakımından Edirne'deki operasyonda ele geçen uyuşturucu olayı ve bu olay akabinde gerçekleştirilen iletişimin denetlenmesi tedbirleri çerçevesinde tespit edilen hususların kronolojik sırasıyla izah edilmesi yerinde olacaktır.

Edirne olayı ile alakalı olarak, Edirne Cumhuriyet Başsavcılığının 2007/1227 sayılı soruşturma evrakı üzerinden düzenlenen fezlekeye istinaden ... Cumhuriyet Başsavcılığı (CMK.250.madde ile görevli birimi) tarafından düzenlenen 14/06/2007 tarih ve 2007/303 sor., 2007/884 esas sayılı iddianame içeriği ve iddianame ekindeki evrak kapsamından,

12/02/2007 günü saat 02.00 sıralarında Türkiye'den yurt dışına çıkış yapmak üzere Edirne / Kapıkule kara hudut kapısı tır gümrük sahasına gelen şüpheli Yusuf Kırbıyık isimli şahsın, burada gümrük yetkililerine, sevk ve idaresindeki 34 AT 2570 plaka sayılı çekiciye bağlı 34 ZV 1509 plaka sayılı dorsenin yüklenmesi esnasında araç başında bulunmadığını, dorsenin Kapıkule'de kendisine teslim edildiğini, bu itibarla araçtaki yükten şüphelendiğini ve bu nedenle dorsenin X Ray cihazına sevk edilmesini istediğini belirterek bizzat bu yönde ihbar ve talepte bulunması üzerine, görevli gümrük muhafaza memurları tarafından aracın güvenlik mührünün açılarak yapılan detaylı inceleme neticesinde 40 adet boş tabuttan 29 adedinin içerisinde özel olarak hazırlanmış bölme içerisinde 400 adet preslenmiş ve bantlanmış vaziyette daralı ağırlığı 202.97 kg ve net ağırlığı 197 kg gelen eroin maddesinin ele geçirildiği,

Bu olay üzerine şüpheli organizasyonla alakalı örgütlü uyuşturucu ticareti soruşturması genişletildiğinde; olaya konu 40 adet tabutun ...'dan Berke Gıda Turizm Tekstil Orman Ürünleri Pazarlama Ticaret isimli bir şirket tarafından Hollanda'da faaliyet gösteren Berke İm En Export isimli firmaya ihraç amaçlı gönderilmek üzere tır aracına 10/02/2007 tarihinde yüklendiğinin, taşıma işinin İdol Uluslararası Taşımacılık ve Ticaret adlı bir şirkete verilerek bu şirkete ait 34 AT 2570 plaka sayılı çekici ve 34 ZV 1509 plaka sayılı dorse aracılığıyla Hollanda'ya götürüleceğinin, ihracatçı şirketin sorumlu müdürünün soruşturma kapsamında 14/02/2007 tarihinde Edirne 1'nci Sulh Ceza Mahkemesince tutuklanan Ergün Ergül olduğunun, taşımacı şirket yetkililerinin ise firari şüpheli İhsan Sevilir, Ali Rıza Ergezen ve yine soruşturma kapsamında 14/02/2007 tarihinde tutuklanan Ferdi Cesur isimli şahıslar olduğunun tespit edildiği,

Yapılan soruşturma neticesinde; Edirne 1'nci Sulh Ceza Mahkemesinin 25/05/2007 tarihli kararı ile hakkında tutuklamaya yönelik yakalama emri çıkarılan nakliyeci firma hissedarı ve yetkililerinden İhsan Sevilir'in örgütlü bir şekilde uyuşturucu madde ticareti yapmak amacıyla diğer şüphelilerle birlikte suç örgütü kurduğu ve örgütlü bir şekilde uyuşturucu madde ticareti yapmak suçunu işledikleri iddiasıyla yukarıda tarih ve sayısı belirtilen iddianame ile eylemlerine uyan TCK'nın 188/3 4 5, 220/1 maddeleri gereğince cezalandırılmaları istemiyle kamu davası açıldığı, davanın yargılamasının CMK'nın 250'nci maddesi ile görevli ve yetkili ... 12'nci Ağır Ceza Mahkemesinin 2007/372 esas sırasına kayden görülerek bir kısım sanıklar hakkında mahkumiyet hükmü tesis edildiği anlaşılmıştır.

Öte yandan, olayın soruşturmasını yürüten Edirne İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünün 202 kg eroin maddesinin ihracına karışmak suçundan aranan İhsan Sevilir isimli şüpheliyi arama çalışmaları sırasında elde ettiği bir takım istihbari bilgiler neticesinde açık kimlik bilgileri belirlenemeyen ve fakat kullandıkları telefonlar belirlenen bir kısım şüpheli şahıslardan oluşan organizasyonun örgütlü şekilde uyuşturucu ticareti yaptığı ve uluslararası boyutta yüksek miktarda "kara para aklama" faaliyeti yürüttükleri ve böylelikle uluslararası boyuttaki uyuşturucu madde ticaretinden / kaçakçılığından elde edilen geliri akladıkları iddiasıyla ... Cumhuriyet Başsavcılığının CMK'nın 250'nci maddesi ile yetkili birimine başvurarak bir kısım şüphelilerin telekomünikasyon yoluyla iletişimlerinin tespiti, dinlenilmesi ve kayda alınması için mahkeme kararı alınmasını talep ettiği,

Edirne Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünün 15/05/2007 tarihli soruşturma talebi üzerine ... Cumhuriyet Başsavcılığı'nın CMK'nın 250.maddesi ile yetkili birimince 16/05/2007 tarihinde 2007/1258 soruşturma sırasına kayden "örgütlü şekilde suçtan kaynaklı malvarlığı değerlerini aklama" suçundan soruşturma başlatıldığı, yetkili mahkemelerden alınan dinleme kararlarının Edirne Emniyet Müdürlüğüne gönderilerek iletişimin denetlenmesi faaliyeti yürütüldüğü, ancak dinleme ve tespit faaliyeti devam ederken ... Cumhuriyet Başsavcılığının CMK'nın 250.maddesi ile yetkili birimi tarafından 02/08/2007 tarih ve 2007/1258 sor., 2007/303 sayılı karar ile "suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama" suçundan görevsizlik kararı verilerek evrakın görev ve yetki itibariyle Edirne Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiği, buna karşılık Edirne Cumhuriyet Başsavcılığınca aralarında Rıza Sarraf'ın da bulunduğu toplam 36 şüpheli hakkında verilen 31/10/2007 tarih ve 2007/6892 sor., 2007/801 sayılı karar ile, Edirne Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünün 30/10/2007 tarih ve 2007/634 sayılı raporuna atfen kara para aklama faaliyetlerinin yurt içindeki merkezinin ... ili Eminönü semtinde bulunan Kapalıçarşı içindeki döviz büroları olduğu ve bu itibarla yapılan soruşturma neticesi atılı suçun Edirne C. Başsavcılığı yargı hudutları dışında işlenen bir suç olduğunun anlaşıldığı, kaldı ki atılı suçla ilgili olarak ... Cumhuriyet Başsavcılığınca (CMK'nın 250.maddesi ile yetkili olmayan birimi) 2006/9542 sayılı evrak üzerinden ayrı bir soruşturma yürütüldüğü gerekçeleriyle teknik takip işlemleri sonlandırılarak yetkisizlik kararı ile evrakı yeniden ... Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiği,

Edirne C. Başsavcılığının 31/10/2007 tarihli yetkisizlik kararı sonrası ... Cumhuriyet Başsavcılığı Ekonomik Suçlar Bürosunun 2007/51314 sırasına kaydedilen soruşturma evrakının nihayet görev ve iş bölümü uyuşmazlığı neticesi tekrar CMK'nın 250.maddesi ile yetkili birimine aktarılması ile bu kez 2009/1826 soruşturma numarasını aldığı ve soruşturma neticesinde düzenlenen 08/06/2010 tarih ve 2009/1826 sor., 2010/498 esas nolu iddianame ile şüpheliler Ergün Ergül, Ali Rıza Ergezen ve Hasan Sevilir isimli şahıslar hakkında örgütlü şekilde suçtan kaynaklı malvarlığı değerlerini aklama suçundan ... 11'nci Ağır Ceza Mahkemesinin (CMK'nın 250.maddesi ile görevli) 2010/211 esas sıralı dosyasına kayden kamu davası açıldığı, aralarında Durak Döviz ortağı ve yetkilileri Abdullah Happani, Serdal Happani, Hüsamettin Altınbaş, Malik Cemiloğlu ve Rıza Sarraf'ın da bulunduğu diğer şüpheliler hakkında ise ek takipsizlik kararı verildiği, bu soruşturmanın böylelikle sonuçlandığı anlaşılmıştır.

Bu arada, Edirne ve ... Cumhuriyet Başsavcılıklarının karşılıklı görev ve yetki uyuşmazlığına dair kararlarında zikrettikleri ... Cumhuriyet Başsavcılığı Ekonomik Suçlar Soruşturma Bürosunun 2006/9542 sayılı soruşturma evrakının Rıza Sarraf'ın bir dönem hissedarı olup, daha sonra gizli ortağı olduğu iddia edilen Durak Döviz Ticaret AŞ ve ortakları Serdal Happani, Abdullah Happani, Hüsamettin Altınbaş ile Azeri uyruklu Malik Cemiloğlu isimli şahıslarla ilgili olduğu, soruşturmanın Türk Telekom'a ait 81.214.167.43 IP numarası üzerinden ve mahmut362@hotmail.com adlı hotmail hesabından ... İl Emniyet Müdürlüğü Muhabere Elektronik Şube Müdürlüğüne gönderilen 04/02/2006 tarihli bir e mail ihbarında Kapalıçarşıda faaliyet gösteren Durak Döviz Ticaret AŞ'nin Türkiye ve Azerbaycan arasında kaçakçılık yaparak karapara akladığı iddiasına ilişkin olarak başladığı, 4208 SK kapsamında iddiaların araştırılıp incelenmesi için Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığına yazılan yazıya verilen 13/09/2006 tarihli yazı ve 27/13 sayılı inceleme raporunun incelenmesinde iddiaları teyit eden delil bulunmadığı, herhangi bir belgeye rastlanmadığı, 4208 SK kapsamında yapılacak işlemin bulunmadığı gerekçeleriyle unsurları itibariyle oluşmayan müsnet suçtan şüpheliler hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği, esasen dosya kapsamında Durak Döviz ile alakalı suçtan kaynaklı malvarlığı değerlerinin aklanması iddiasıyla yürütüldüğü tespit edilebilen ilk soruşturmanın da bu soruşturma olduğu anlaşılmıştır.

Edirne olayı menşeli...ile ilişkili bir diğer ve son soruşturmanın ise ... Cumhuriyet Başsavcılığının CMK'nın 250.maddesi ile yetkili biriminin 2009/2943 sırasına kayden yürütülen ve sonuçlandırılmış olan soruşturma evrakı olduğu anlaşılmaktadır. Bu soruşturma da, yine Edirne İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünün yaptığı istihbari çalışmalar neticesinde ve uluslararası uyuşturucu madde kaçakçılığı gruplarının para aktarımı aşamasında döviz ve kuyumcu bürolarıyla irtibatlı oldukları yönünde bir takım bulgulara (ara yakalamalarla) ulaşıldığından bahisle aralarında...ve Abdullah Happani'nin de bulunduğu bir kısım şüphelilerin örgütlü şekilde uyuşturucu madde kaçakçılığı yaptıkları yönündeki çalışmalar doğrultusunda hazırlanan ve ... Cumhuriyet Başsavcılığının CMK'nın 250.maddesi ile yetkili birimine sunulan rapora istinaden 03/12/2007 tarihinde başlatılmış, soruşturmanın başlatılmasını müteakip 04/12/2007 tarihinden itibaren ilk olarak ... 11'nci Ağır Ceza Mahkemesinden alınan 04/12/2007 tarih ve 2007/1143 sayılı teknik iletişimin denetlenmesi kararı ve devamında yetkili mahkemelerden alınan kararlar ile teknik takip faaliyetlerine başvurulmuş, lakin 04/12/2007 04/10/2008 tarihleri arasında sürdürülen teknik takip çalışmaları sırasında şüphelilerin suç unsuru taşıdığı değerlendirilen herhangi bir görüşme yapmadıklarının Edirne İl Emniyetinin 14/01/2009 tarihli raporuyla belirtilmesi üzerine soruşturma evrakının tetkiki neticesi şüphelilerin müsnet örgütlü şekilde uluslararası uyuşturucu madde ticareti yapmak suçunu işlediklerine dair istihbari bilgiler dışında haklarında soruşturmaya devam etmeyi gerektirir nitelik ve yeterlilikte kanıt elde edilemediği gerekçesiyle 19/01/2009 tarih ve 2009/2943 sor., 2009/48 sayılı karar ile kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği görülmüştür.

Sonuç İtibariyle; yukarıda kronolojik olarak izahına çalışılan soruşturma dosyaları içeriklerinden anlaşılacağı üzere, Edirne olayı menşeli ... ve Edirne Cumhuriyet Başsavcılıkları nezdinde sürdürülen adli soruşturma, teknik takip ve çalışmalar neticesinde Edirne olayının...ve bir suç örgütü yapılanması içerisinde birlikte hareket ettiği iddia edilen Happani soy isimli şahıslarla bir irtibatının varlığının tespit edilemediği, bu soruşturmalarda adı geçenler ile bunlara ait döviz büroları ve kuyumcuların uluslararası boyutta ve örgütlü bir şekilde uyuşturucu madde kaçakçılığı yapan organizasyon ve gruplarla irtibatlı olduklarına ve bu suretle bu öncül suçtan kaynaklı malvarlığı değerlerini akladıklarına dair herhangi bir tespite varılamadığı, bu itibarla Edirne olayından hareketle ve sonradan gelişen ihbar ve sair hususların bu olayı doğruladığından bahisle...ve Happaniler hakkında Eylül 2012 tarihinde suçtan kaynaklı malvarlığı değerlerini aklama suçundan yeniden bir soruşturma başlatılmasını gerektirir objektif ve maddi nitelikte kanıt ve nedenlerin varlığından söz edilemeyeceği, bir başka deyişle soruşturmanın başladığı 13 Eylül 2012 tarihi itibariyle Edirne olayı ile...soruşturması arasında bir bağlantı bulunmadığı, yukarıda R 61 sayılı MASAK raporu ve KOM Başkanlığının Happani grubu değerlendirme raporu kısımlarında izah edildiği üzere bu olayın da adli soruşturmayı kurgulayan FETÖ/PDY üyesi bir kısım sanıklarca soruşturmanın başlatılması için ihbarlar dışında başka deliller de bulunduğu izlenimi yaratmak için kurgusal nitelikli soruşturmada kullanıldığı değerlendirilmiştir.

1.1.4. İhbarların Değerlendirilmesi / İstihbari Dinleme;

Yukarıda Edirne olayı ile ilgili bölümde değinildiği üzere; dosya kapsamında Durak Döviz ve ortaklarıyla alakalı suçtan kaynaklı malvarlığı değerlerinin aklanması iddiasıyla yürütüldüğü tespit edilebilen ilk soruşturmanın da bir e mail ihbarına dayalı olduğu anlaşılmıştır.

Buna göre, Rıza Sarraf'ın ticaret sicil kayıtlarına göre 2007 2009 yılları arasında % 47,50 hisseyle resmi ortağı olduğu ve aynı zamanda yine iddiaya göre belli bir tarihten sonra da gizli ortağı olup komisyon ücreti karşılığında kaynağı belirsiz nitelikteki yüksek tutardaki nakit paraları çevirme / döndürme işlemini bu ortaklık üzerinden gerçekleştirdiği dile getirilen, Kapalıçarşı Kavaflar Caddesi No:17 Eminönü, Fatih / ... faaliyet adresli Durak Döviz ve Kıymetli Madenler Ticaret AŞ ve ismi zikredilmese de dolaylı olarak Rıza Sarraf ile ilgili kayıtlara yansıyan suç gelirlerinin aklanması konulu ilk suç ihbarının 04/02/2006 günü saat 21.32 sıralarında Türk Telekom'a ait 81.214.167.43 IP adresinden ve mahmut362@hotmail.com adlı hotmail kullanıcı hesabından elektronik posta yoluyla ... Emniyet Müdürlüğü Muhabere Elektronik Şube Müdürlüğüne gönderilen e mail ihbarı olduğu, kimliği meçhul şahıs tarafından yapılan sözü geçen ihbarda "... Kapalıçarşıdaki Durak Döviz isimli firmanın Azerbaycan ve Türkiye arasında kanunsuz dolar kaçakçılığı yaptığı, kara para akladığı, Azerbaycan'da da devlet memuru olan Malik Cemiloğlu'nun bunlarla iş yaptığı, Malik Cemiloğlu'nun telefonunun 0099 450 223 00 14 olduğu"nun ifade edildiği,

... Cumhuriyet Başsavcılığının 2006/9542 soruşturma sırasına kaydedilen söz konusu ihbara istinaden Cumhuriyet Başsavcılığı Ekonomik Suçlar Soruşturma Bürosunca yürütülen soruşturma neticesinde Durak Döviz ve Kıymetli Madenler Ticaret A.Ş. ve şirket yetkilileri Serdal Happani, Abdullah Happani, Hüsamettin Altınbaş ile ihbarda ismi zikredilen Malik Cemiloğlu hakkında verilen 21/09/2006 tarih ve 2006/9542 sor., 2006/11096 karar numaralı kovuşturmaya yer olmadığına dair karar ile "iddiaların 4208 sayılı Kanun kapsamında araştırılıp incelenmesi için Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı'na yazılan yazıya verilen 13/09/2006 tarihli yazı ve konu ile ilgili 26/07/2006 tarih ve ÖNİ.27/13 sayılı raporun incelenmesinde; iddiaları teyit eden delil bulunmadığı, herhangi bir belgeye rastlanmadığı, 4208 SK kapsamında yapılacak bir işlem bulunmadığı" gerekçesine dayanıldığı, böylelikle ilk ihbara dayalı soruşturmanın takipsizlikle neticelendiği anlaşılmıştır.

Bu ihbardan sonra Durak Döviz ve...isminin zikredildiği ikinci ihbarın 07/05/2010 tarihli e mail ihbarı olduğu görülmektedir. Her ne kadar, 07/05/2010 tarihli ihbar öncesinde yine e mail yoluyla gönderilen 01/11/2009 tarihli isimsiz ihbar soruşturmanın başlangıcındaki soruşturma izni verilmesine dair 13/09/2012 tarihli yazıda ve bilahare soruşturmayla ilgili teknik ve fiziki takip taleplerinde "ilgi tutularak" soruşturma şüphelileriyle alakalıymış gibi gösterilmeye çalışılmış ise de, 01/11/2009 tarihli ihbarda Durak Döviz ve...isimlerinin açıkça zikredilmediği görülmektedir. Bu itibarla ilk olarak değerlendirilmesi gereken 07/05/2010 tarihli ihbardır.

... Emniyet Müdürlüğü Muhabere Elektronik Şube Müdürlüğüne kimliği meçhul şahıs tarafından ve 88.233.248.161 numaralı IP adresinden e mail yoluyla gönderilen 07/05/2010 tarihli (saat 17.15) ve 6484 sayılı "kara para aklayan bi İranlı" konulu e posta ihbarda çok detaya girmeden özetle Ebru Gündeş'in eşi İranlı Rıza Zarrab adlı şahsın kendisinin ...'da, babasının ise Dubai'de olduğu, yurt dışından her gün milyonlarca doları Türkiye'ye soktukları, Zarrab'ın bir numaralı kara paracı olduğu, bu işi ... Beyazıt Kapalıçarşı'da bulunan Durak Döviz isimli iş yerinde farklı kişileri kullanarak yaptıkları iddia edilmiştir.

08/05/2010 tarihinde ... Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Suç Gelirleriyle Mücadele Büro Amirliğinin 2010/2742 evrak sırasına kaydı yapılan bu ihbar akabinde, ihbarda ismi zikredilen...hakkında adli soruşturmaya başlanıldığına veya ihbar yapılmasını müteakip ihbarın C. Başsavcılığına iletilerek adı geçen yönüyle adli soruşturma izni/talimatı istenildiğine dair bir kayda veya evraka rastlanılmamış, ancak ihbarın 13/09/2012 tarihli soruşturma izin/talimat talep yazısında ilgi tutulduğu görülmüştür.

5271 sayılı CMK'nın 158, 161/2 ve Adli Kolluk Yönetmeliğinin 6'ncı maddeleri hükümleri muvacehesinde, kolluk birimine intikal eden ve suç işlendiği şüphesine işaret eden ihbar ve şikayetler ile elkonulan olayların gecikmeksizin ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına bildirilmesi gerekir iken, 07/05/2010 tarihli söz konusu ihbarın Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiğine, böylelikle ihbarda dile getirilen hususlardan Cumhuriyet Başsavcılığının haberdar edildiğine veya 18/07/2012 tarihli ihbarda olduğu gibi bu ihbar sonrası ön araştırma yapılarak araştırma neticesi düzenlenecek bir raporun C. Başsavcılığına bildirildiğine dair bir bilgi belgeye rastlanılmamış, diğer ihbarlardan farklı olarak 07/05/2010 tarihli ihbarın haber merkezi grup amiri ve evrak memuru tarafından gereği için Mali ve Asayiş Şube Müdürlüklerine, bilgi için ise İstihbarat Şube Müdürlüğüne dağıtımının yapıldığı görülmüştür. Bu husus, sanıkların savunmalarında dile getirdikleri gibi rutin bir uygulamanın sonucu da olabilir ki, esasen 07/05/2010 tarihli ihbarın kurgusal nitelikli soruşturmanın bir parçası olduğu ve adli birimde görevli sanıklarca kurgulandığına dair elde yeterli veri bulunmamaktadır. Her şeyden evvel, 07/05/2010 tarihli ihbar da 04/02/2006 tarihli ihbar gibi fazla teferruat içermemekte, hususiyetle CMK 135'e göre alınacak karar gerekçesini oluşturacak hacim ihtiva etmemektedir.

Ne var ki, 07/05/2010 tarihli e mail ihbarının önemi, ... İstihbarat Şubesine bilgi amaçlı gönderilen bu ihbara istinaden istihbari dinleme yapılmış olmasıdır. Nitekim, sözü geçen ihbar tutanağı ... İstihbarat Şubesinin iletişime müdahale talep formlarına ekli olduğu gibi, yapılan dinlemeler sonucu İstihbarat Şube tarafından düzenlenerek Mali Şubeye gönderilen 02/09/2012 tarihli yazıda da ilgi tutulduğu anlaşılmıştır. Ancak İstihbarat Şube tarafından, ihbarın bilgi amaçlı kendilerine gönderildiği tarihten itibaren soruşturmanın başladığı yakın tarihe değin aradan geçen iki (2) yıllık süreçte herhangi bir çalışma yapılmadığı veya yapılmışsa bile sonucundan bilgi vermediği halde, her nedense 18/07/2012 tarihli detaylı ihbardan sadece (5) gün önce, 12/07/2012 tarihinde, 07/05/2010 tarihli ihbarda ismi geçen...ile ilgili yetkili hakimlikten önleme (istihbari) dinlemesi kararı alınması için harekete geçilmesi hayli dikkat çekicidir.

... İl Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürlüğünce 2014/55422 sayılı evrak üzerinden sanıklar hakkında yürütülen soruşturma evresinde dosyaya gönderilen 16/09/2015 tarih ve 528334 sayılı yazı ekindeki bilgi notu ile iletişime müdahale talep formları ile ekli evrak içeriğinden anlaşılacağı üzere;

... İstihbarat Şube Müdürlüğünün organize suç örgütleriyle ilgili haber alma bürosu olan (R) Büro Amirliğince düzenlenen 12/07/2012 tarihli ilk iletişime müdahale talep formu ile "....cebir ve tehdit yoluyla haksız ekonomik çıkar sağlamak amacıyla kurulmuş örgütlü bir yapı içerisinde yer aldıkları ve suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklamak suretiyle ülke ekonomisine dolayısıyla da ulusal güvenliğe büyük zararlar verdikleri hakkında istihbari bilgiler alınan...ve irtibatlı olduğu şahısların örgütün etkinliğini artırmak ve kamuoyunda tedirginlik oluşturmak amacıyla örgüte yeni üye kazandırma ve genişleme politikası güttükleri, başta kamu personeli olmak üzere farklı bürokratik çevrelerle ilişki arayışı içerisine girdikleri ve bu ilişkiler sayesinde olası soruşturma ve kovuşturma çalışmalarına karşı nüfuz etmek istedikleri, vs...." gerekçelerden söz edilerek...hakkında (3) ay süreyle istihbari amaçlı dinleme kararı alınmasına esas rapor düzenlendiği, bu rapor üzerine dönemin İstihbarat Şube Müdürü hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyeliği suçundan soruşturma ve kovuşturma yürütülen ve bu gerekçeyle meslekten ihraç edilen firari eski emniyet mensubu Serdar Güldalı tarafından imzalanan 13/07/2012 tarih ve 259441 sayılı yazı ile...hakkında 2559 sayılı Kanunun 5397 SK ile değişik Ek 7 maddesinde istinaden önleme amaçlı dinleme kararı verilmesi talep edildiği, ilk olarak ... 10'uncu Ağır Ceza Mahkemesinin 13/07/2012 tarih ve 2012/1362 teknik takip numaralı kararı ile...hakkında ilk kez (3) ay süreyle iletişimin dinlenmesi ve kayda alınması kararı verildiği, devamında ... 23'üncü Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 12/10/2012 tarihli ilk kez uzatma, ... 22'nci Ağır Ceza Mahkemesinin 11/01/2013 tarihli ikinci kez uzatma, ... 22'nci Ağır Ceza Mahkemesinin 10/04/2013 tarihli üçüncü kez uzatma kararları ile Rıza Sarraf'ın kullandığı GSM numaralarının istihbari amaçlı teknik takibine devam edildiği, nihayet yasa gereği üçüncü ve son kez verilen 10/04/2013 tarihli teknik takip kararının 10/07/2013 tarihine değin geçerlilik süresi olduğu halde 10/05/2013 tarihinde İstihbarat Şube Müdürü Serdar Güldalı imzalı yazı ile iletişimin dinlenilmesi tedbirine son verilerek 17/05/2013 tarihli imha tutanağı ile...tarafından kullanılan 5322026666 numaralı hatta ait 37104 veri, 5333500000 numaralı hatta ait 36182 verinin silme kırma yöntemince ... İstihbarat Şube Müdürlüğü personelince imha edildiğine dair tutanak düzenlendiği anlaşılmıştır.

Dolayısıyla, ... İstihbarat Şube Müdürlüğü bilgi amaçlı kendisine gönderilen 07/05/2010 tarihli ihbara konu...ile ilgili olarak iki (2) yıl süreyle istihbari amaçlı dinleme kararı alınması yönünde herhangi bir girişime tevessül etmediği halde, 12/07/2012 tarihinde...ile ilgili önleme dinlemesi için iletişime müdahale talep formu düzenleyerek yetkili hakimlikten karar alınması için harekete geçmiş, 13/07/2012 tarihinde yetkili hakimlikten alınan karar ile başlayan önleyici dinlemeler 10/05/2013 tarihine değin devam etmiş, 13/07/2012 tarihinde başlayan önleme dinlemesi sürecinde emniyete 18/07/2012 tarihli hayli teferruatlı ihbar yapılmış, bu arada ... İstihbarat Şubesinin önleme dinlemeleri sırasında elde ettiği veriler ve yaptığı istihbari çalışmalara istinaden hazırladığı 02/09/2012 tarihli "karapara aklama faaliyetleri" konulu yazı ... Mali Şube Müdürlüğüne bildirilmiş, akabinde Mali Şube'de bir ön araştırma raporu hazırlanarak yaklaşık (10) gün sonra 13/09/2012 tarihinde Savcılığa müracaatla soruşturma izni talep edilmiştir.

02/09/2012 tarihli yazıda; 07/05/2010 tarihli ihbar içeriğindeki iddialara konu...isimli şahsın açık kimlik bilgilerine, sanatçı Ebru Gündeş Sarraf ile evli olduğuna, Mohammad Zarrab ve Abdullah Happani isimli şahıslarla ortak olduğuna, Bahçelievler ilçesi Metroport girişi Busidence Plaza'da faaliyet gösteren Royal Holding AŞ'nin yönetim kurulu başkanı olduğuna, şahsın Abdullah Happani, Mehmet Happani, Taha Ahmet Alacacı, Jafar Einaki Koucheh Bagh ve Mohammad Zarrab isimli şahıslarla birlikte Royal Holding AŞ adına Şili, Kongo, Zimbabwe, Zambiya, Tanzanya'dan İran'a getirilen işlenmemiş altını Türkiye'de ... Altın Rafinerisi ve Kuyumcukent'te bulunan ofislerinde işlemden geçirerek, Dubai, Ürdün ve İran'a ihraç ettiklerine, İran dışındaki ülkelerden doğrudan Türkiye'ye altın getirilirken kurye şahısları kullandıklarına, söz konusu şahısların...liderliğinde hiyerarşik bir sistem içerisinde hareket ederek kaynağını gizli tuttukları şüpheli para transferleri gerçekleştirdikleri ve ticari faaliyetleri dışında elde ettikleri kaynağı belirsiz paraları yurt dışından Türkiye'ye getirdiklerine, ayrıca...ve yakın adamlarının bahse konu faaliyetleri sırasında bazı bürokrat ve üst düzey kamu kurumu görevlisi şahıslar ile ilişki geliştirme arayışı sergilediklerine dair bilgilere yer verildiği görülmüş, 02/09/2012 tarihli İstihbarat Şube yazısı ile ... İl Emniyeti Mali Şube Müdürlüğüne gelen 18/07/2012 tarihli faks ihbarında dile getirilen hususların içerik olarak büyük bir kısmı itibariyle aynı olduğu anlaşılmıştır.

Sonuç İtibariyle; 18/07/2012 tarihli ihbar, istihbari dinlemeler neticesi elde edilen veriler ışığında kurgulanmış bir ihbardır. İhbar, örgütün sonuçları itibariyle kapsamlı ve projeli tabir edilen bu tür soruşturmalar yönünden klasik bir çalışma yöntemi ve taktiğidir. Nitekim yukarıda "FETÖ/PDY silahlı terör örgütü" üst başlığı altında "Örgütün gerçekleştirdiği, kullandığı veya manipüle ettiği olaylar / kumpas davaları" alt başlığı altında da dile getirildiği üzere, özellikle 2007 2012 yılları arasında gerçekleştirilen, toplumun hemen her kesitini etkileyen, örgütün nihai amacına giden yolda önünde engel olarak gördüğü kişi, kuruluş, grup ve yapıları tasfiyeye yönelik FETÖ kumpas soruşturmalarındaki en etkili yöntemin; kaynağı belirsiz veya yurt dışı kaynaklı IP adreslerinden yapılan isimsiz elektronik posta ihbarları ile faks veya mektup yoluyla gönderilen isimsiz ihbarlar olduğu, kurgusal soruşturmaların ancak ve ancak legal / illegal istihbari dinlemeler yoluyla edinildiği ve bir bilgi havuzundan beslendiği aşikar olan çok kapsamlı bu tür ihbarlara dayanılarak başlatıldığı ve şekillendirildiği, 2012/120653 sayılı soruşturma sürecini başlatan 18/07/2012 tarihli kapsamlı ve ayrıntılı ihbarın da istihbari çalışmalar sonucu elde edilen bilgiler ışığında kurgulandığı, nitekim ... İstihbarat Şube Müdürlüğünden gereği için Mali Şube Müdürlüğüne gönderilen 02/09/2012 tarihli yazıda dile getirilen "Rıza Sarraf ve yakın adamlarının bahse konu faaliyetleri sırasında bazı bürokrat ve üst düzey kamu kurumu görevlisi şahıslar ile ilişki geliştirme arayışı sergiledikleri" biçimindeki değerlendirmenin, sanık savunmaları ve 20/12/2013 tarihli kolluk fezlekesinin aksine Bakan (en azından Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan) ve üst düzey kamu görevlilerinin soruşturmaya sonradan tesadüfi delillerle değil, aksine soruşturmanın başlangıcında doğrudan hedef alınarak dahil edildiklerini gösterdiği, bir başka deyişle soruşturmanın zaten olayın bu yönü bilinerek ve hedef alınarak ve buna yönelik veriler elde etmeye matuf olarak başlatıldığı, ayrıca 18/07/2012 tarihli ayrıntılı ihbarda, haklarında sözde ihbar yapılan tüm şüphelilerin telefonlarına yer verilmesinin de, yine klasik bir FETÖ soruşturma taktiği olarak, CMK'nın 135'inci maddesine göre alınacak telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesi kararının gerekçesini oluşturma amacına yönelik olduğu, ezcümle 13/09/2012 tarihinde resmi olarak başlatılan 2012/120653 sayılı Rıza Sarraf / Halkbank soruşturması sürecinin, tamamen, FETÖ/PDY terör örgütünün zaten çok güçlü ve etkin olduğu istihbarat alanındaki bilgi havuzundan beslendiği aşikar olan hayli detaylı ve kapsamlı nitelikteki isimsiz ihbarla tetiklendiği ve başlatıldığı, isimsiz ihbar dışında diğer resmi kurumlara (MASAK ve KOM Daire Bşk.lığı gibi) ait uzmanlık ve analiz / değerlendirme raporlarının kullanılmasının sebebinin ise, ihbara konu olayla ilgili, ihbar dışında ayrıca resmi kuruluşlarca düzenlenmiş bir takım raporların da mevcut olduğu izlenimi yaratmaya dönük örgütsel bir soruşturma taktiği ve algı faaliyeti olduğu, bu sayede söz konusu raporların mahkemelerden teknik takip kararı alabilmek için soruşturmanın altyapısını desteklemeye yönelik bir dolgu malzemesi olarak kullanıldığı, netice itibariyle soruşturmanın bu şekilde FETÖ/PDY tarafından kurgulandığı vicdani sonuç ve kanaatine varılmıştır.

1.2.Organize Şubenin Takip Ettiği Toki/Maslak Dosyası;

Soruşturmaların içeriği, kapsam ve mahiyetinin genel hatlarıyla izah edildiği yukarıdaki V.Bölümde de anlatıldığı ve ... Emniyeti Organize Şube Müdürlüğünce takip edilen 2012/125043 sayılı soruşturmanın görünürde sebebini oluşturan iddialar kısmında dile getirildiği üzere, 2012/125043 sayılı Toki/Maslak suç soruşturması, Fetullahçı paralel devlet yapılanması silahlı terör örgütünün kurgusal nitelikli kumpas soruşturmalarına karakteristik özelliğini veren biçimde emniyete yapılan çok detaylı isimsiz bir ihbara istinaden, görünürde, kamuoyunda müteahhit Ali Ağaoğlu kimliğiyle bilinen nüfus kayıtlarında gerçek adının Ali İbrahimağaoğlu olduğu öğrenilen şahıs liderliğinde meydana getirilmiş çıkar amaçlı bir suç örgütü merkezinde başlatılmış, suç soruşturması daha sonra yine FETÖ/PDY terör örgütünün kurgusal nitelikteki kumpas soruşturmalarına hususiyet veren biçimde kartopu mantığıyla genişleyerek her nasılsa Çevre ve Şehircilik Bakanlığı odaklı bir suç örgütüne evrilmiş, ancak gerçekte 2012/125043 sayılı kurgusal soruşturmanın, 18/09/2012 tarihinde ... Emniyet Müdürlüğü Muhabere Elektronik Şube Müdürlüğüne gönderilen isimsiz elektronik posta ihbarına istinaden alınan iletişimin denetlenmesi ve teknik araçlarla izleme tedbirlerinin üzerine inşa edildiği değerlendirilmiştir.

Bu itibarla, her şeyden önce ve evvel emirde görünürde suç soruşturmasının başlatılmasına sebebiyet veren, esas kurgunun zeminini ve altyapısını oluşturan 18/09/2012 tarihli isimsiz e posta ihbarının ve akabinde yapılan işlemlerin irdelenmesi gerekmektedir. Soruşturmaların içeriği, kapsam ve mahiyetinin izah edildiği üst bölümde de izah edildiği üzere, ... İl Emniyet Müdürlüğü Muhabere Elektronik Şube Müdürlüğüne 18/09/2012 günü saat 22.11'de 188.3.106.78 numaralı IP adresinden elektronik posta yoluyla gönderilen isimsiz mail ihbarında, kimliği meçhul sözde ihbar sahibinin, Ali Ağaoğlu'nun devletten çok ucuza aldığı arazilere binalar diktiğini, bilahare millete fahiş fiyatlarla satarak köşeyi döndüğünü ve Türkiye'nin sayılı zenginleri arasına girdiğini, Ali Ağaoğlu'nun tanıdığı bürokratlar sayesinde ucuza kapattığı arazileri bilahare imara açtırdığı veya emsal değerlerini yükselterek bu arazilerden inanılmaz paralar kazandığını, Ağaoğlu'nun çoğu inşaatında emsal değeri göz önüne almadığı ve bu duruma kimsenin ses çıkarmadığını, bu usulsüzlükleri bir arkadaşının Akmerkez Papermoon'da Ağaoğlu'nun suratına karşı saydığını, bunun üzerine Ağaoğlu'nun adamlarını arkadaşının üzerine salarak tartakladığını, araçlarını kurşunlattığını, Ağaoğlu'nun tanıdığı emniyet müdürleri sayesinde bu olayı kapattığını, Ağaoğlu'nun en büyük vurgunu tanıtımını yeni yaptığı Maslak projesinde yapacağını, bu projede emsal değerinin 2.2 ve toplam inşaat hakkının 550.000 metrekare civarında olduğunu, ancak Ağaoğlu'nun bu projede 680.000 metrekarelik alanı işgal ettiğini, bu durumun tarafsız bilirkişilerce kolaylıkla tespit edilebileceğini, Ağaoğlu'nun bu durum ortaya çıkmasından çok korktuğunu, projenin iptal edilip emsal değerine çekildiğinde kaçak yapıların yıkılması gerekeceğini, bunun da Ağaoğlu'nun rantına balta vuracağını, Ağaoğlu'nun bu durumun ortaya çıkması halinde zarar görmemek için Sadık ve Abdullah isimli iki şahısla sürekli görüştüğünü, bunlar aracılığıyla olayı kapatmaya çalıştığını, Sadık'ı 05302379474 ve 05374811134 numaralı telefondan, Abdullah'ı da 05327769497 ve 05459145864 numaralı telefondan aradığını, Türkiye'nin en zengin adamı olmasına rağmen yolsuzluk yapması ve tüyü bitmemiş yetim hakkını yemesinin kanına dokunduğunu ifade ettiği görülmüş,

Öte yandan, 18/09/2012 tarihli isimsiz ihbar üzerine ... Emniyeti Organize Suçlarla Mücadele Şubesi Organize Suç Örgütleri 2 Büro Amirliğince, ihbarla ilgili sözde yapılan çalışmalar sonucunda, o dönem Büro Amirliğinde komiser yardımcısı olarak görev yapan ve bilahare soruşturma sürecinde çok etkin görev ifa edecek olan, 17/12/2013 tarihli 393 sayfalık kolluk fezlekesini şubede görevli örgüt mensubu amirlerinin bilgisi ve talimatları doğrultusunda hazırlayan, soruşturma dosyasının grup amiri olan sanık ... tarafından Şube Müdürlüğüne hitaben düzenlendiği anlaşılan "rapor" başlıklı 20/09/2012 tarihli belgede; Ali Ağaoğlu isimli şahsın gerçek kimlik bilgilerine göre kayden Ali İbrahimağaoğlu isimli şahıs olup, 5322136373 numaralı telefonu kullandığının, ihbar içeriğinde yalnızca isimleri belirtilen ve açık kimlik bilgileri belirtilmeyen Ali Ağaoğlu'nun irtibatlı olduğu Sadık ve Abdullah isimli şahısların kullandığı telefonların Ali Ağaoğlu'nun sahibi olduğu Akdeniz İnşaat ve Eğitim Hizmetleri AŞ, Hüseyin Gıranta, Sedat Açıkgöz ve Hakan Öztürk isimli şahıslar adına kayıtlı olduğu tespit edildiğinin ifade edildiği,

Ayrıca ihbarda belirtilen darp ve kurşunlama olayı ile ilgili araştırma yapıldığı belirtilerek, yapılan bu araştırmalar neticesinde; Beşiktaş ilçesi, Etiler Kültür Mahallesinde bulunan Akmerkez AVM'nin arka kısmında 11/07/2012 günü gece saat 23.20 sıralarında silahla ateş edilmesi olayı ilgili olarak olay yeri yakınında bulunan bir otoparkta görevli Metin GÜNEŞ isimli şahsın tanık sıfatıyla alınan ifadesinde, "olay gecesi saat 23.20 sıralarında Düzdere Sokak üzerinde bulunan trafik ışıklarında bekleyen, gri renkli üstü açık ve plakasını 34 AGA ... olarak gördüğü Rolls Royce marka araç içerisinde şoför mahallinde Ali Ağaoğlu'nun olduğu halde aynı araç içerisinde yanında üç kişinin daha bulunduğunu, bu aracın arkasında ise koyu renkli Ford Mondeo marka aracın olduğunu, bu araçta da iki kişinin bulunduğunu, söz konusu araçların trafik ışıklarında beklediği sırada Ali Ağaoğlu'nun kullanımında bulunduğu araca yaklaşan 4 erkek şahıstan birisinin Ali Ağaoğlu yaptığın ayıptır diyerek Ağaoğlu'nu darp etmeye çalıştığı sırada Ağaoğlu'nun aracının arkasında bulunan koyu renkli araçtan inen silahlı iki şahsın Ağaoğlu'nu darp etmeye çalışan erkek şahıslara doğru yöneldiği ve yere doğru bir el ateş ettiğini, bunun üzerine 4 erkek şahsın kaçarak Kile Restaurant karşısında park halinde bulunan bordo renkli Ford Fiesta marka araca bindiklerini, bu esnada söz konusu araçtan da iki el silah sesi geldiğini, sonrasında Ağaoğlu'nun kullandığı araç ile arkasında bulunan koyu renkli Ford Mondeo marka aracın olay yerinden uzaklaştıklarını" ifade ettiği, olayın faillerinin bulunmasıyla ilgili tahkikatın halen devam ettiğinin öğrenildiğinin ifade edildiği,

Öte yandan, 18/09/2012 tarihli isimsiz e posta ihbarında belirtilen Ağaoğlu Maslak 1453 inşaat projesindeki usulsüzlük iddialarıyla ilgili ayrıntılı bir çalışma yapıldığı intibaını uyandırmak için bununla ilgili önceden çalışılmış açık kaynak bilgilerine yer verildiği, bu minvalde; ihbarda belirtilen Maslak projesinin Ağaoğlu şirketler grubu tarafından Maslak Ayazağa'da Fatih Ormanları ile Park Orman'ın bitişiğindeki 314 dönümlük araziye yapıldığı, projenin adının "Ağaoğlu Maslak 1453" olduğu, ... Maslak Mahallesi Söğüt Sokakta ikamet eden Coşkun Tozlu isimli şahsın, Maslak projesinin yanında bulunan arazisinin satılması için Ali Ağaoğlu ve bir çalışanı tarafından tehdit edildiğini ileri sürerek suç duyurusunda bulunduğu yönünde bilgiler edinildiği ifade edilerek, bu bilgilerin yanı sıra devamında "Ağa'yı parası aklayamadı" başlıklı bir diğer haberde ise Ali Ağaoğlu'nun 2B kapsamında ... Çekmeköy'de bulunan arazilerinin olduğundan 20 dönüm kaçak gösterildiği, hatanın Milli Emlak tarafından fark edilmesi üzerine Hazine'nin 20 milyon TL zarardan kurtarıldığı yönünde bilgilere yer verildiğinin belirtildiği, raporun sonucunda da ihbarda ileri sürülen hususlar, ihbardan iki ay önce Etiler Akmerkez'de meydana gelen araç kurşunlama hadisesinin faili meçhul denilerek kapatılmış oluşu, ihbara konu usulsüz inşaat projesiyle ilgili yapılan açık kaynak araştırmasında tespit edilen bilgiler çerçevesinde iddiaların teyidi, soruşturulması, ismi geçen şahısların illegal bir oluşum içerisinde bulunup bulunmadıklarının tespit edilmesi, illegal bir oluşumun tespiti halinde çıkar amaçlı suç örgütünün yapısının ve faaliyetlerinin tüm yönleriyle tespit edilebilmesi, suç örgütünün gerçekleştirdiği eylemlerin ve örgüt adına hareket eden şahısların ortaya çıkarılabilmesi amacıyla soruşturma izni alınmasının uygun olacağının değerlendirildiğinin ifade edildiği,

Nitekim daha önce üst bölümde de ifade edildiği üzere, sanık ... imzasıyla sunulan (3) sayfadan oluşan sözde raporun son sayfasına emniyet (büro) amiri sıfatıyla sanık ...'nün "görüldü" şeklinde parafı düşülerek, 20/09/2012 tarihli sözde rapor ve ekindeki isimsiz ihbarın, ... Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü sanık ... imzalı 21/09/2012 tarihli ve "soruşturma talimatı" konulu üst yazı ile ... Cumhuriyet Başsavcılığına intikal ettirildiği, soruşturma talepli yazıda yapılan açık kaynak araştırmasında ulaşılan tespitlerin, ihbarda belirtilen silahlı çatışma olayına ilişkin tahkikatın birçok yönden eksik yürütülmesi ve olayın faili meçhul kalmasının hep birlikte değerlendirilmesi neticesinde söz konusu faaliyetlerin ancak birden fazla kişinin belli bir suç organizasyonu dahilinde ortak hareket etmesiyle yapılabileceği ve bu nedenle örgütlü bir yapının bulunduğu gerekçeleriyle adli soruşturma izninin istenildiği, söz konusu talimat talebi üzerine de 21/09/2012 tarihi itibariyle 2012/125043 sayılı suç soruşturmasının başlatıldığı, benzer gerekçelerle kısa bir süre sonra telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesi ve teknik araçlarla izlemeye dair tedbir kararlarının alınarak soruşturmanın çerçevesinin genişletilerek sürdürüldüğü anlaşılmıştır.

Her şeyden önce belirtmek gerekir ki, isimsiz ve hayli teferruatlı ihbarda iddia edilen hususların tamamı çıkar amaçlı bir suç örgütü şüphesiyle soruşturmaya başlatılmasını gerektirmeyen nitelikte iddialardır. Sanıklar her ne kadar savunmalarında 11/07/2012 tarihinde Etiler Akmerkez'de meydana gelen araç kurşunlama olayının tek görgü tanığı Metin Güneş isimli şahsın olaya karışanlardan birisinin Ali Ağaoğlu olduğunu net bir şekilde ifade etmesine karşın ... Asayiş Projesi (İSTAP) kayıtlarında bahse konu olayın faili meçhul olarak kayıtları girdiğini, adli nitelikteki olayın meydana geldiği yer itibariyle Beşiktaş İlçe Emniyet Müdürlüğü mıntıkasında yer alan Etiler Şehit Naci Soydan Polis Merkezi Amirliğince Ali Ağaoğlu ve korumalarının ifadesine başvurulmadığını ve buna yönelik bir adli tahkikat yürütülmediğini, isimsiz ihbarda belirtildiği gibi Ağaoğlu'nun bürokrasideki gücü, mevcut konumu ve bağlantıları sayesinde olayı kapatıldığına ve evrakın faili meçhul olarak kayıtlara girilmesinin sağlandığına dair kuşkular bulunduğunu, bu nedenle olayla ilgili tahkikat evrakının temini halinde soruşturmanın deşifre olma ihtimalinin yüksek olduğunu ifade etmişlerse de, faili meçhul şekilde kayıtlara girildiği söylenilen araç kurşunlatma hadisesiyle ilgili tahkikat evrakının yeniden ele alınarak delillerin toplanması her zaman için mümkün olup, bu çaptaki bir adli olaydan çıkar amaçlı bir suç örgütü şüphesinin çıkarılmış olması, bu olayın örgütlü suç soruşturmasına başlanılması için kurgusal soruşturmada görünürde hukuki bir enstrüman ve araç olarak kullanıldığının en büyük delili olarak karşımıza çıkmaktadır.

Ayrıca, imar kirliliği ve imar yolsuzluğu iddialarının normal bir suç soruşturmasına konu edilebileceği ve suç soruşturmasında temin edilebilecek bilirkişi raporlarıyla maddi gerçeğin açığa çıkarılabileceği, suç tespitine ulaşılması halinde normal mahkemelerde ceza yargılaması yapılarak hüküm tesis edilebileceği gerçeği düşünüldüğünde, Ali Ağaoğlu'nun bürokratik bağlantıları nedeniyle, imara aykırılık eylemlerinin ancak birden fazla kişinin belli bir suç organizasyonu dahilinde ortak hareket etmesiyle yapılabileceği ve bu nedenle örgütlü bir yapının bulunduğu gerekçeleriyle önceden peşin kabulle çıkar amaçlı bir suç örgütü soruşturmasına konu edilmesinin de, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün kurguladığı diğer kumpas soruşturmalarına karakteristik özelliğini veren biçimde, örgütlü suç soruşturması başlatma bahanesiyle bir takım suç iddiaları veya adi vakalar yahut olayların istihbari dinlemelerden elde edilen bilgi ve veriler ışığında kurgusal nitelikli isimsiz ihbarlarla detaylandırılarak emniyete ve oradan adliyeye intikal ettirilmesiyle büyük çaplı ses getiren operasyonlara dönüştürülmesi şeklindeki örgütsel taktik ve yöntemin bu olayda da uygulandığı kanaatine varılmasına sebebiyet vermiştir.

Bunun ötesinde, aşağıda detaylı olarak izahına çalışılacak olan soruşturmada tespit edilen diğer hukuka aykırılıklar, usulsüzlük ve ihlallerle birlikte değerlendirildiğinde, emniyete yapılmış olan 18/09/2012 tarihli isimsiz e posta ihbarında Sedat Açıkgöz, Hakan Öztürk ve Hüseyin Gıranta adlı şahıslar adına kayıtlı telefonları kullandıkları ve fakat soy isimleri ile açık kimliklerinin tespit edilemediği dile getirilen Abdullah adlı kişinin; Çevre ve Şehircilik Bakanı ...'ın oğlu Abdullah Oğuz Bayraktar, Sadık diye belirtilen kişinin ise; Bakan Bayraktar'ın danışmanı Sadık Soylu olduğunun ... Emniyeti Organize Şube Müdürlüğünde görev yapan FETÖ/PDY mensubu adli kolluk görevlilerince en başından beri zaten bilindiği, isimsiz ihbarda bu kişilerin kullandıkları telefon numaralarının dahi yazılı olduğu, açıkça anlaşılacağı üzere; 18/09/2012 tarihli isimsiz ihbarın, adli kolluk görevlisi sanıklarca Çevre ve Şehircilik Bakanı ...'ı dolaylı yoldan dinlemek, çevresindeki kişiler ve ilişkileri üzerinden Bakan ile ilgili dolaylı yoldan soruşturma yürüterek delil elde etmek amacıyla kurgulanmış bir ihbar niteliğinde olduğu, uzun süre adli dinleme yapabilmek için kamuoyunca tanınan iş adamı / müteahhit Ali Ağaoğlu'nun korumalarının karıştığı bir silahlı tartışma gerekçe gösterilerek suç örgütü isnadında bulunulduğu, suç örgütü şüphesi ve intibaı yaratmak için Sedat Açıkgöz, Hakan Öztürk ve Hüseyin Gıranta adlı ilgisiz kişilerin isimlerinin kolluk ve savcılık talep yazıları içerisine serpiştirildiği, oysa ki operasyon öncesi hazırlanan 17/12/2013 tarihli kolluk fezlekesinde soruşturmanın başlangıcında varlığı iddia edilen Çevre / Şehircilik Bakanlığında odaklanmış çıkar amaçlı suç örgütü şeması içerisinde ne Ali Ağaoğlu'nun ne de Sedat Açıkgöz, Hakan Öztürk ve Hüseyin Gıranta'nın adının yer almadığı, Ali Ağaoğlu suç örgütüne dahil olarak faaliyet yürüttükleri iddiasıyla haklarında soruşturma izni alınan ve bilahare ilk dinleme talep yazılarında isimleri zikredilen Sedat Açıkgöz, Hakan Öztürk ve Hüseyin Gıranta hakkında zaten soruşturmanın devamında bir daha CMK m.135 tedbiri uygulanması talebinde bulunulmadığı, Bakanın oğlu ve Bakan danışmanının telefonlarını dinleyebilmek için bu kişilerin isminin sanki bir suç örgütü yapılanması içerisindeymişler görüntüsü verebilmek için formaliteden evrak üzerinde zikredildiği ve ortaya atıldığı, hatta daha ötesinde soruşturmanın başlangıcında çıkar amaçlı suç örgütü kurmak ve buna bağlı örgüt faaliyetlerinden ötürü somut delillere dayalı kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı gerekçesiyle CMK m.135 gereği hakkında iletişimin denetlenmesi tedbiri uygulanmış olan, soruşturmanın başlatılmasının gerekçesini oluşturan iddiaların merkezinde yer alan Ali Ağaoğlu'nun 17 Aralık operasyonu sonrası savcı Mehmet Yüzgeç tarafından mevcut delil durumu itibariyle sadece adli kontrol istemiyle mahkemeye sevk edilebildiği,

Soruşturma kapsamında yapılan teknik ve fiziki takipler sonucu Çevre / Şehircilik Bakanlığı odağında varlığının tespit edildiği belirtilen suç örgütünde örgüt yöneticileri olarak Çekmeköy eski Belediye Başkanı Hüseyin Avni Sipahi, Çevre ve Şehircilik Bakanının oğlu Abdullah Oğuz Bayraktar ve Bakan danışmanı Sadık Soylu'nun gösterildiği, öte yandan Toplu Konut İdaresi Başkanlığının bir iştiraki olan Emlak Konut Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı A.Ş Genel Müdürü, TOKİ ... Emlak Dairesi Başkanı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Mekansal Planlama Genel Müdürü, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Müşaviri, ... Çevre ve Şehircilik İl Müdürü, Müdür Yardımcıları, bu kurumlardaki diğer şube müdürü, müdür yardımcısı pozisyonundaki şahısların ise suç örgütü üyesi olarak gösterildikleri, sonuç olarak asılsız suç örgütü iddiasıyla soruşturma başlatıp, bu soruşturma üzerinden teknik ve fiziki takip kararları alınmasındaki asıl amaç ve gerçek niyetin; Örgütsel plan ve hedef doğrultusunda Hükûmet aleyhinde soruşturma dosyası oluşturabilmek ve zahiren soruşturma verisi toplamak için ...'da imarla ilgili bürokratik kadro üzerinden siyasi bir kişilik olan Çevre / Şehircilik Bakanını dinlemek ve takip etmek olduğu, bu itibarla 2012/125043 sayılı imar yolsuzluğu adı verilen soruşturmanın en başından itibaren ... Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünün üst yönetim kadrosunda görev yapan FETÖ/PDY mensubu adli kolluk görevlisi sanıklar tarafından kurgulanarak, devamında soruşturma kapsamındaki iş ve işlemlerin de bu çerçevede yürütüldüğü, koordine edildiği, yönlendirildiği ve operasyonla neticelendirildiği vicdani sonuç ve kanısına ulaşılmıştır.

2.Soruşturmaların Başlatıldığı Birimlere Dair Göze Çarpan Usulsüzlükler;

2.1. Mali Şube'nin Takip Ettiği...Dosyası;

Soruşturma dosyaları içeriğinin anlatıldığı bölümde detaylı olarak izah edildiği üzere, 13/09/2012 tarihinde 2012/120653 sırasına kayden başlatılan soruşturma ... Cumhuriyet Başsavcılığı Kaçakçılık ve Narkotik Suçlar Soruşturma Bürosunca yürütülmüştür. Suç soruşturmasının bahse konu tarihte Rıza Sarraf, Abdullah Happani, Turgut Happani, Mohammed Zarrab, Taha Ahmet Alacacı, Nesteren Zarei Deniz, Türker Sargın, Abdurrahman İşcen, Cemalettin Happani, Abdurrahman Nenem, Jafar Einaki Koucheh Bagh ve Babak Behravesh Alamdari isimli şüpheliler hakkında suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, örgüt faaliyeti çerçevesinde kaçakçılık (5607 sayılı Kaçakçılık Kanununa muhalefet) ve örgüt faaliyeti çerçevesinde suçtan kaynaklı malvarlığı değerlerini suç gelirlerini aklama suçlarından başladığı anlaşılmaktadır.

Bilindiği üzere, 5271 sayılı CMK'nın "görev ve yargı çevresinin belirlenmesi" başlıklı 250'nci maddesi ve dolayısıyla bu kanun hükmü çerçevesinde faaliyet gösteren CMK'nın 250'nci maddesi ile görevli soruşturma (savcılık) birimleri ve ağır ceza mahkemeleri kamuoyunda 3'üncü yargı paketi olarak bilinen ve 05/07/2012 tarihli Resmi Gazetede yayımlanmak suretiyle yürürlüğe giren 02/07/2012 tarih ve 6352 sayılı Kanunun 105'inci maddesi ile yürürlükten kaldırılmış, yerine ise 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 10'uncu maddesi ile görevli soruşturma birimleri ve yargı çevreleri birden fazla ili kapsayan ağır ceza mahkemeleri ihdas edilmiştir.

2012/120653 sayılı soruşturmanın başladığı 13/09/2012 tarihi itibariyle 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 10'uncu maddesinin yürürlükte olduğu ve dolayısıyla TMK'nın 10'ncu maddesi ile görevli / yetkili soruşturma birimlerinin faal olduğu, öte yandan 05/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren 02/07/2012 tarih ve 6352 sayılı Kanunun 75'inci maddesi ile değişik 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun göreve ilişkin "görev ve yargı çevresinin belirlenmesi, soruşturma ve kovuşturma usulü" başlıklı 10'uncu maddesinin, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan; örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçtan kaynaklı malvarlığı değerlerini aklama suçu ile ilgili soruşturmaların Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca bu suçların soruşturmalarında görevlendirilen Cumhuriyet savcılarının görev yaptığı TMK'nın 10'uncu maddesi ile görevli / yetkili soruşturma birimleri tarafından yürütüleceği, bu suçlardan açılacak davalara ise yargı çevresi birden çok ili kapsayacak şekilde belirlenecek illerde görevlendirilecek ağır ceza mahkemelerinde bakılacağı hükümlerini amir olduğu anlaşılmaktadır.

Esasen, soruşturmanın başladığı tarihte yürürlükte bulunan 3713 SK'nın 10'ncu maddesinde yer alan göreve ilişkin düzenlemenin, söz konusu Kanun maddesinin yürürlükten kaldırdığı 5271 sayılı CMK'nın 250'nci maddesindeki önceki düzenlemeye koşut bir düzenleme içerdiği, diğer yandan örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçtan kaynaklı malvarlığı değerlerini aklama suçu ile ilgili soruşturmaların özel yetkili savcılıklarca yürütüleceğine, kovuşturmalara ise özel yetkili mahkemelerce bakılacağına dair hükmün ise 26/06/2009 tarih ve 5918 sayılı Kanun ile ihdas edildiği görülmektedir. Gerçekten de, 5271 sayılı CMK'nın "görev ve yargı çevresinin belirlenmesi" başlıklı 250'nci maddesinin 1'inci fıkrasının (a) bendinin ilk düzenleniş hali yalnızca Türk Ceza Kanununda yer alan örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen uyuşturucu ve uyarıcı madde imal ve ticareti suçu ile ilgili soruşturmaların CMK'nın 250'nci maddesi ile görevli / yetkili Savcılık birimlerince yürütüleceği hükmünü amir iken, 09/07/2009 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 26/06/2009 tarihli "Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun"un 7'nci maddesiyle 5271 sayılı CMK'nın 250'nci maddesinin 1'inci fıkrasının (a) bendine eklenen hüküm ile örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçtan kaynaklı malvarlığı değerlerini aklama suçu ile ilgili soruşturmaların da özel yetkili savcılıklar eliyle yürütüleceği düzenlemesinin getirildiği, 5271 sayılı CMK'nın 250'nci maddesi ile görevli soruşturma ve kovuşturma birimlerini ilga ederek yerine TMK'nın 10'uncu maddesi ile görevli soruşturma ve kovuşturma birimlerini ihdas eden 02/07/2012 tarih ve 6352 SK ile değişik 3713 sayılı TMK'nın 10'ncu maddesinde de aynı düzenlemenin yer aldığı anlaşılmaktadır.

Bu durum muvacehesinde, 2012/120653 sayılı soruşturma şüphelilerine yüklenen eylemler arasında örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçtan kaynaklı malvarlığı değerlerini aklama suçunun da bulunması karşısında soruşturmanın başladığı 13/09/2012 tarihi itibariyle yürürlükteki 3713 sayılı TMK'nın 10'uncu maddesi hükmü uyarınca şüphelilerle ilgili suç soruşturmasının Terörle Mücadele Kanunu (TMK) Soruşturma Bürosunda yürütülmesi yasal bir zorunluluk olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu durum bir iş bölümünün gereği olarak değil ve fakat soruşturmanın başladığı tarih itibariyle yasal bir zorunluluk gereğidir. Bilindiği üzere, göreve ilişkin düzenlemeler kamu düzenine ilişkin hususlardan olup, soruşturma ve kovuşturmanın her aşamasında yargı birimlerince re'sen gözetilmesi gerekir. Kaldı ki, 25/07/2011 tarihli bir önceki çalışma talimatı ve eklerini yürürlükten kaldıran ve 02/10/2012 tarihinde yürürlüğe giren ... Cumhuriyet Başsavcılığı Çalışma Talimatının Terörle Mücadele Kanunu Soruşturma Bürosu başlıklı ilgili kısmında da, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçu ile ilgili soruşturmaların Terörle Mücadele Kanunu Soruşturma Bürosunda yapılacağı belirtilmiştir.

... Cumhuriyet Başsavcılığının, bir nüshası dosya içerisinde bulunan 27/11/2018 tarih ve 2018/5920 HSK.M sayılı yazısı içeriğinden de anlaşılacağı üzere, 17/07/2012 tarihinden itibaren ve soruşturmanın başladığı tarih itibariyle de ... Cumhuriyet Başsavcılığı TMK 10'ncu maddesi ile yetkili bölümünden sorumlu bir başka deyişle Terörle Mücadele Kanunu (TMK) Soruşturma Bürosundan sorumlu Cumhuriyet Başsavcı Vekilinin Oktay Erdoğan (29429) olduğu anlaşılmakta olup, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçtan kaynaklı malvarlığı değerlerini aklama suçu iddiasıyla başlatılacak bir soruşturmanın yasanın emredici nitelikteki hükmü ve savcılık çalışma talimatı gereğince ... Cumhuriyet Başsavcılığının TMK 10'ncu maddesi ile yetkili soruşturma bürosunda başlatılması gerekmesine göre kolluğun soruşturma talep / izin yazısının da ancak bu kısımdan sorumlu Cumhuriyet Başsavcı Vekili Oktay Erdoğan'ın maddi ve hukuki denetiminden geçmek suretiyle soruşturmaya kaydedileceği hususu izahtan varestedir.

Hal böyle olmakla birlikte, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi kolluk görevlisi sanıklarca, Örgütün yargıdaki uzantılarıyla eylem ve irade birliği içerisinde hareket edilerek soruşturmanın gizlilik içerisinde yürütülmesi ve dar bir kadro tarafından bilinmesi amacına matuf olarak, örgüt üyesi olmayan ve örgütle iltisakı bulunmayan TMK Soruşturma Bürosu Başsavcı Vekili Oktay Erdoğan'ın denetiminden kaçırmak için hususiyetle Kaçakçılık ve Narkotik Suçlar Soruşturma Bürosunda "başlatıldığı ve yürütüldüğü" anlaşılmaktadır. Soruşturmanın başlatıldığı 13/09/2012 tarihi itibariyle Kaçakçılık ve Narkotik Suçlar Bürosundan sorumlu başsavcı vekili ise; silahlı terör örgütü FETÖ/PDY yöneticiliği / üyeliği isnadıyla hakkında birçok soruşturma bulunan, hatta 17 Aralık soruşturmaları nedeniyle Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek, silahlı terör örgütü kurmak ve yönetmek, haberleşmenin gizliliğini ihlal, özel hayatın gizliliğini ihlal ve diğer suçlardan Yargıtay 16'ncı Ceza Dairesinde ilk derece mahkemesi sıfatıyla hakkında kovuşturma yürütülmekte olan, Bylock kullanıcısı olduğu tespit edilen ve halen yurt dışında kaçak olduğu bilinen meslekten ihraç edilmiş eski savcı Zekeriya Öz olup, 2012/120653 sayısına kaydedilen Mali Şube Müdürü sanık ... imzalı soruşturma izni talepli 13/09/2012 tarihli üst yazıda da Zekeriya Öz'ün havale ve imzasının bulunduğu, evrakın adı geçenin imzasıyla soruşturmaya kaydedildiği anlaşılmaktadır.

Yukarıda da "17 Aralık soruşturmalarını yürüten eski savcıların FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibatlarının varlığına dair deliller" alt başlığı altında değinildiği üzere, 17 Aralık soruşturmalarının koordinatör savcısı sıfatıyla şüphelilerin emniyette gözaltında bulundukları ve ifadelerinin alındığı süreçte 19/12/2013 günü rutinin aksine operasyonun yürütüldüğü ... Mali Şube Müdürlüğüne giderek 18/12/2013 tarihinde yeni görevlendirilen emniyet yönetici kadrosunu tehdit ettiği yönünde açık kaynak bilgileri de bulunan eski savcı Zekeriya Öz, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 3'üncü Dairesi tarafından 17 Aralık soruşturmalarıyla ilgili verilen 07/08/2015 günlü inceleme ve soruşturma izni sonrası HSYK Teftiş Kurulu Başkanlığı Büşmüfettişliğinin 10/08/2015 günü kendisiyle birlikte diğer şüpheliler Celal Kara ve Mehmet Yüzgeç hakkındaki tutuklama talebine istinaden Bakırköy 2'nci Ağır Ceza Mahkemesinin 10/08/2015 gün, 2015/874 değişik iş sayılı tutuklamaya yönelik yakalama müzekkeresi tanzimi kararından evvel Artvin / Sarp kara hudut kapısı üzerinden yurt dışına kaçmış, kaçmadan kısa bir süre evvel 02/08/2015 tarihinde twitter hesabından "hırsızlık ve yolsuzlarını örtbas için kanun değiştirip hakim savcı ve polis tutuklattıranlar, iktidar için şehitlerin sayısından medet umuyor", "seçim uğruna her gün şehit haberleri görüp oy oranı artırma derdindeki vicdansızlar. Ülkeyi hırs ve iktidarınız için kan gölüne çevirdiniz", "gezi olaylarına PKK müdahil olsaydı şu an hükumet edenlerin bu makamda oturma imkanları olmayacaktı. PKK kimden emir aldı ise katılmadı!", "Gezi olaylarının çözüm süreciyle alakasının olmadığını bilmeyen bir geçici Başbakan tarafından yönetiliyoruz" şeklinde doğrudan siyasi içerik taşıyan, 17 Aralık soruşturmalarında örgütsel talimat / motivasyonla ve başından beri siyasi hedef / saik gözeterek hareket ettiğini çok açık ve net biçimde ortaya koyan paylaşımlar yaptığı görülmüştür.

Bu itibarla ilk derece mahkemesince yapılan değerlendirme; “soruşturmanın başlangıcındaki soruşturma bürosu tercihinin ve soruşturmaya kayıt ile soruşturma savcısını belirleme (dosya tevzi etme) hususunda takdir yetkisi ve inisiyatifini kullanacak olan ilgili Başsavcı vekili olarak Zekeriya Öz'ün tercih edilmesinin tamamen bilinçli ve kasıtlı bir tercih olduğu, bu konudaki sürecin tesadüfi şekilde gelişmediği, soruşturma evrakının başlangıçtan itibaren Cumhuriyet Başsavcılığından gizlenmesi ve sadece Örgütle irtibatlı / iltisaklı yargı ve emniyet mensuplarınca bilinmesini temine yönelik olarak özellikle TMK Soruşturma Bürosu Başsavcı Vekilinin denetiminden kaçırılarak başka bir soruşturma bürosunda başlatıldığı, ayrıca UYAP bilişim sistemine taraf (şüpheli) bilgileri girilmeyip "meçhul şüpheli" kaydı da yapılarak soruşturmanın başından itibaren gizlendiği kanaati oluşmuştur. Nitekim, yeri geldiğince yeniden izah edilecek olmakla birlikte, dosya sanıklarından dönemin Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü ... savunması sırasında kendi şubesiyle ilgili benzer bir konu hakkında sorulan soruya suç / soruşturma tarihinde ... C. Başsavcılığının TMK Soruşturma Bürosundan sorumlu Başsavcı Vekili Oktay Erdoğan'ın kolluk eliyle yürütülen projeli (teknik ve fiziki takipli) soruşturmalara mesafeli yaklaşması nedeniyle bu tür soruşturmaların TMK Büro eliyle yürütülmesinin tercih edilmediğini ifade etmiştir. Bu durum dahi Örgütün yargı ve emniyetteki uzantılarının soruşturmayı özellikle denetimden kaçırmak, gizlemek amacıyla ve yalnızca dar bir kadro içerisinde bilinecek şekilde sürdürülmesini sağlamak için bu şekilde hareket ederek soruşturmayı Kanunun amir hükmüne rağmen görevli olmayan bir soruşturma bürosunda yürüttüklerinin zımni bir itirafı niteliğinde görülmüştür.” Şeklinde olduğu belirlenmiştir.

Benzer nitelikte, soruşturmanın başlangıcındaki gizleme yönteminin Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü eliyle yürütülen 2012/125043 numaralı imar dosyasında da uygulandığı anlaşılmış olup, bu hususa yeri geldiğinde değinilecek olmakla birlikte, 25 Aralık soruşturması olarak bilinen ... Cumhuriyet Başsavcılığının 2012/656 sayılı soruşturmasında ise bunun aksi yönünde bir uygulama yapıldığı görülmüştür. Nitekim, ... Cumhuriyet Başsavcılığının 2012/656 sayılı evrakı üzerinden yürütülen sözde yolsuzluk ve ihaleye fesat karıştırma soruşturmasının operasyona dönüştürülmeye çalışıldığı ve fakat emniyet birimlerinin sözde yakalama / gözaltı talimatlarını yerine getirmemesi nedeniyle hükûmete yönelik bir diğer kalkışma girişiminin akim kaldığı ve başarılı olunamadığı, 25/12/2013 tarihinden sonraki süreçte kamuoyunda ve medya organlarında dahi "Terör mahkemesi yolsuzluğa bakar mı?" şeklinde ciddi soru işaretleri uyandıran (Hürriyet gazetesi Sedat Ergin, 08/01/2014 tarihli köşe yazısı, sayfa 18) 25 Aralık soruşturmasında bilindiği üzere; soruşturma şüphelilerinin büyük kısmını Türkiye'nin son dönemdeki büyük altyapı projelerinin yüklenici firmalarının yöneticilerinin oluşturmasına, soruşturmada şüphelilere atfedilen suçların haksız ekonomik çıkar amacıyla suç örgütü kurmak ve örgüt faaliyeti çerçevesinde kamu ihalelerine fesat karıştırmak suçları olarak nitelendirilmesine, bu veriler ışığında dosyanın CMK'nın 250.maddesi ile görevli veya 3713 sayılı TMK'nın 10'uncu maddesi ile görevli TMK Soruşturma Bürosunda soruşturulabilmesi için bu iş adamlarına ve dosya şüphelilerine yüklenilen çıkar amaçlı suç örgütü faaliyeti çerçevesinde kamu ihalelerine fesat karıştırma suçunun ancak cebir ve tehdit uygulanarak işlenmesinin gerekmesine, bir başka deyişle soruşturma şüphelilerine yüklenen bu suçların "cebir ve tehdit" unsurlarını da içermesinin zorunlu olmasına, 06/03/2012 tarihinde 2011/2323 sayılı soruşturmadan tefrik edilerek 2012/656 numaralı soruşturma üzerinden haklarında ihaleye fesat karıştırma suçundan soruşturma başlatılan şüpheliler (Cengiz Aktürk, Usame Kutup, Muaz Kadıoğlu) hakkında ise "cebir ve tehdit" faktörünün varlığına dair hiçbir somut olgu ve maddi delil bulunmamasına rağmen 25 Aralık soruşturması olarak bilinen 2012/656 sayılı soruşturmanın CMK'nın 250.maddesi ile görevli soruşturma bürosunda başlatıldıktan sonra 05/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren yasa gereği bu büronun lağvedilmesi üzerine yerine ihdas edilen Terörle Mücadele Kanunu (TMK) Soruşturma Bürosunda ve FETÖ/PDY firarisi eski savcı Muammer Akkaş tarafından yürütüldüğü anlaşılmıştır ki, bu hususa 25 Aralık soruşturmasına dair düzenlenen 28/09/2015 tarihli iddianame ve yargılama neticesi ... 13'üncü Ağır Ceza Mahkemesinin 2015/366 esas sayılı dosyasına ait 24/12/2018 tarihli gerekçeli kararda da yer verildiği ve dile getirildiği görülmüştür.

Bu arada hatırlatmak gerekir ki, ... Cumhuriyet Başsavcılığı'nın CMK'nın 250'nci maddesi ile yetkili birimi tarafından jandarma eliyle yürütülmekte olan 2011/2323 soruşturma sırasına kayıtlı örgütlü dosya takibi yapılmakta iken, dosyadaki bir takım konuşmaların ihaleye fesat karıştırma suçu oluşturabileceğinden bahisle 06/03/2012 tarihinde dosya şüphelilerinden bir kısmı hakkında tefrik kararı yazılarak dosyanın 2012/656 sıra numarasına kaydı suretiyle başlatılan 25 Aralık soruşturmasının özel yetkili büroda başlatıldığı 06/03/2012 tarihi itibariyle CMK'nın 250'nci maddesi ile yetkili Başsavcı vekilinin yine FETÖ/PDY mensubiyeti iddiasıyla hakkında çok sayıda iddia, soruşturma ve kovuşturma bulunan firari eski savcı Fikret Seçen olduğu, Turan Çolakkadı'nın 05/04/2011 tarihi itibariyle ... Cumhuriyet Başsavcısı olmasından sonra adı geçenin Turan Çolakkadı'nın yerine 11/04/2011 tarihinden itibaren ve 02/07/2012 tarihine değin ... Cumhuriyet Başsavcılığı CMK 250.maddesi ile yetkili bölümünden (yani terör ve terörle ilintili örgütlü suçlardan) sorumlu Cumhuriyet Başsavcı vekili olarak görev yaptığı anlaşılmıştır.

Bu sayede, CMK'nın 250.maddesi ile yetkili veya TMK Soruşturma Bürolarında soruşturulmaması gereken, bu büroların kanunla ve çalışma talimatıyla çizilmiş görev alanına girmeyen bir soruşturma (25 Aralık soruşturması olarak bilinen 2012/656 soruşturma) ilgili Başsavcı vekilinin Örgüt irtibatı / mensubiyeti nedeniyle bu soruşturma bürosunda başlatılıp idame ettirilirken, Kanun ve kanuna istinaden çıkarılan çalışma talimatı gereği bu Büroların görev alanına giren soruşturmalar ise (davanın konusunu teşkil eden 2012/120653 125043 numaralı soruşturmalar) soruşturma başlangıç tarihlerinde ilgili Bürolardan sorumlu Başsavcı Vekillerinin Örgüt irtibatı / mensubiyeti olmaması nedeniyle sırf gizlemek amacıyla ilgisiz soruşturma bürolarında başlatılmıştır.

Bu noktada ifade etmek gerekir ki, görüldüğü üzere Örgüt tarafından bu tür soruşturmaların "başlangıç" aşamasındaki gizleme ve soruşturma bürosu seçimi faaliyetlerine çok önem verildiği değerlendirilmiştir. FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün emniyetteki uzantıları eliyle yoğunlukla teknik ve fiziki takip tedbirleri üzerinden yürütülen kapsamlı, aynı zamanda 2007 yılından sonraki süreçte büyük siyasi, sosyal ve ekonomik sonuçlar doğurmuş olan kurgusal nitelikteki soruşturmaların Örgütün yargıdaki uzantılarıyla eylem ve irade birliği içerisinde yürütüldüğü bilinmekle birlikte, dinleme ve izleme faaliyetlerinin tamamen kolluk güçlerince yürütülmesi, eylem ve işlemlerin yoğunlukla emniyette gerçekleştirilmesindeki nedenlerinden ötürü bu nitelikteki soruşturmaların yürütülmesi ve yönlendirilmesindeki asıl inisiyatifin Örgüt üyesi kolluk görevlileri ve bunların kadrolaştıkları emniyetin İstihbarat, Terör, Kaçakçılık, Mali Suçlar, Narkotik ve Organize gibi operasyonel birimlerinde olduğu, bu tür kurgusal nitelikteki soruşturmaların Örgütün özellikle kadrolaştığı bu operasyonel birimlerinde görev yapan kolluk güçlerince yönlendirildiği ve bu konudaki belirleyici gücün Örgüt üyesi kolluk görevlileri olduğu gerçeği aynı zamanda maddi bir vakıa olarak karşımıza çıkmıştır.

Nitekim, ilk derece mahkemesinde tanık olarak ifadesi alınan eski savcı Yılmaz Kıstı duruşmadaki yeminli beyanında, suç tarihinde bizatihi kendi uhdesinde bulunan 2012/120653 sayılı soruşturma evrakının mahiyetinin...ile ilgili kaçakçılık ve daha ziyade 213 sayılı Kanuna muhalefet (vergi usulsüzlüğü) boyutunda olduğunu bildiğini, soruşturmanın ilerleyen safhalarında kolluk görevlilerinin dönemin kabine üyeleri bazı bakanların suça karıştıkları iddialarıyla ilgili kendisine herhangi bir surette bilgi vermediklerini, buna dair iletişim görüşmelerinden, fiziki takip verilerinden ve sair delillerden bilgi sahibi olmadığını, projeli (teknik fiziki takipli) soruşturmalar olarak bilinen bu tür kapsamlı soruşturmalarda, soruşturma içeriği ve kapsamından emniyetin ilgili biriminin kendilerini brife ettikleri ve bilgilendirdikleri oranda bilgi sahibi olabileceklerini ifade ettiği görülmüş, aynı mahiyetteki beyanın 2012/125043 sayılı soruşturmayı bir süre uhdesinde bulunduran savcı Bekir Gencer'in tanıklık ifadesinde de dile getirildiği anlaşılmıştır. Birbirini destekler nitelikteki beyanların yukarıdaki paragrafta dile getirilen maddi gerçeği doğrudan teyit eder mahiyette olduğu değerlendirilmiştir.

SONUÇ İTİBARİYLE; her iki dosyada da, kurgusal nitelikteki kapsamlı soruşturmaların resmiyete döküldüğü ve hukuken soruşturma kılıfına sokulduğu başlangıç aşamalarında soruşturma bürosu seçimine dikkat edildiği, zira soruşturmaya kayıt işleminin bu aşamada yapıldığı, projeli (teknik ve fiziki takipli) tabir edilen dosyalarda adli kolluk birimleri olan operasyonel şube müdürlüklerinin (terör, organize, kaçakçılık, mali, narkotik gibi) getirdiği soruşturma izin talep yazısının ilgili bürodan sorumlu başsavcı vekilinin süzgecinden ve aynı zamanda maddi ve hukuki denetiminden geçtiği, soruşturma evrakının tevzi edileceği soruşturma savcısının da bu aşamada belirlendiği, bu itibarla örgütle irtibatı veya iltisakı olmayan bir başsavcı vekilinin denetimine sunulmasının dikkat çekebileceğinin değerlendirildiği, yahut örgütün gizliliği korumak için, kalabalık evrak içerisinde gözden kaçacak şekilde söz konusu evrakları denetime sunduğu, bu sayede olabildiğince dar bir kadro çerçevesinde ve gizlilik içerisinde yürütülmesinin sağlandığı, bu nitelikteki soruşturmaların başlatılmasından sonraki süreçte, soruşturmanın teknik ve fiziki takip odaklı ve yoğunlukla bu şekilde yürütülmesi hasebiyle, soruşturmanın yönlendirilmesi, koordinasyonu ve takibindeki inisiyatif adli kolluk birimine bir başka deyişle emniyette olacağından başlangıcındaki büro seçimine daha çok önem verildiği, dava konusu Mali Şube tarafından 2012/120653 sayılı suç soruşturmasında da bu şekilde hareket edildiği belirlenmiştir.

2.2. Organize Şube'nin Takip Ettiği Toki Dosyası;

Aynı şekilde soruşturma dosyaları içeriğinin anlatıldığı önceki bölümlerde detaylı olarak izah edildiği üzere, 21/09/2012 tarihinde 2012/125043 sırasına kayden başlatılan soruşturma ... Cumhuriyet Başsavcılığı Sahtecilik ve Dolandırıcılık Suçları Soruşturma Bürosunca yürütülmüştür. Suç soruşturmasının bahse konu tarihte Ali İbrahimağaoğlu, Sedat Açıkgöz, Hakan Öztürk ve Hüseyin Gıranta isimli şüpheliler hakkında "çıkar amaçlı suç örgütü kurmak ve buna bağlı olarak örgüt faaliyetleri" suçlarından başlatıldığı, soruşturmanın devamında iletişimin denetlenmesine dair taleplerin sıklıkla bu şekilde yapıldığı, 12/11/2012 tarihli iletişimin denetlenmesi talep yazısında soruşturma konusu suç kısmında "suç örgütü kurmak suretiyle cebir, baskı, şiddet ile haksız ekonomik çıkar sağlamak" ibaresinin kullanıldığı, öte yandan soruşturma izin talebine esas kolluk rapor ve izin talep yazılarında suç soruşturması gerekçelerinden birisi olarak; şüpheli Ali Ağaoğlu ile ilişkilendirilen 11/07/2012 tarihli araç kurşunlama ve silahla tehdit olayının gösterildiği ve yine öte yandan soruşturmanın başlamasına gerekçe gösterilen Ağaoğlu Maslak 1453 isimli inşaat projesinin yapıldığı taşınmaza komşu parsel sahibi Coşkun Tozlu isimli şahsın Ali Ağaoğlu ve bir çalışanı tarafından tehdit edildiğine dair iddialara yer verildiği, hatta tehdit olayı ile ilgili yapılan çalışmalardan söz edilerek inşaat projesinin yapıldığı Maslak Mahallesi Söğüt Sokak adresinde mukim olan Coşkun Tozlu isimli şahsın Ağaoğlu'na ait Maslak projesi yanında bulunan arsasını satması için Ağaoğlu ve çalışanı tarafından tehdit edildiğine dair suç duyurusunda bulunduğunun, bunun Habertürk muhabiri Özden Atik tarafından haberleştirildiğinin ifade edildiği, böylelikle Ali Ağaoğlu liderliğinde oluşturulduğu belirtilen çıkar amaçlı suç örgütünün eylemlerini baskı ve tehdit yoluyla işlediği iddialarına yer verildiği,

Öte yandan 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun göreve ilişkin "görev ve yargı çevresinin belirlenmesi, soruşturma ve kovuşturma usulü" başlıklı 10'uncu maddesinin 4'üncü fıkrasının (a) bendinde, Türk Ceza Kanununda yer alan; haksız ekonomik çıkar sağlamak amacıyla kurulmuş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde cebir ve tehdit uygulanarak işlenen suçlarla ilgili soruşturmaların Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca bu suçların soruşturmalarında görevlendirilen Cumhuriyet savcılarının görev yaptığı TMK'nın 10'uncu maddesi ile görevli / yetkili soruşturma birimleri tarafından yürütüleceği, bu suçlardan açılacak davalara ise yargı çevresi birden çok ili kapsayacak şekilde belirlenecek illerde görevlendirilecek ağır ceza mahkemelerinde bakılacağı hükümlerini amir olduğu anlaşılmaktadır.

Bu durum muvacehesinde, 2012/125043 sayılı soruşturma şüphelilerine isnat olunan iddialara nazaran, soruşturmanın başladığı 21/09/2012 tarihi itibariyle yürürlükteki 3713 sayılı TMK'nın 10'uncu maddesinin 4'üncü fıkrasının (a) bendi hükmü uyarınca, şüphelilerle ilgili örgütlü suç soruşturmasının Terörle Mücadele Kanunu (TMK) Soruşturma Bürosunda yürütülmesi yasal bir zorunluluk olarak karşımıza çıkmaktadır. Madem, çıkar amaçlı bir suç örgütünün çok yüksek miktarda haksız ekonomik çıkar / rant elde etmek amacıyla açıkça imara aykırı inşaat yaptığı, bu sırada komşu parsel maliklerine yönelik baskı ve tehdit yollarına müracaat ettiği, imara aykırılıkların ortaya çıkmasının önüne geçmek için bürokratik bir takım ilişkilerini ve nüfuzunu kullandığı, bu iddiaları dile getirenleri silahla tehdit ettiği iddiaları ortaya atılmış, bu doğrultuda suç örgütü şüphesiyle soruşturma izni alınmıştır, o halde dile getirilen bu iddia ve kolluk tespitlerine nazaran örgütlü suç soruşturmasının yetkilendirilmiş savcılıkta (TMK Büroda) başlatılması ve yürütülmesi, bir iş bölümünün gereği olarak değil ve fakat soruşturmanın başladığı tarih itibariyle yasal bir zorunluluk gereği olarak karşımıza çıkmaktadır. Bilindiği üzere, göreve ilişkin düzenlemeler kamu düzenine ilişkin hususlardan olup, soruşturma ve kovuşturmanın her aşamasında yargı birimlerince re'sen gözetilmesi gerekir. Kaldı ki, 25/07/2011 tarihli bir önceki çalışma talimatı ve eklerini yürürlükten kaldıran ve 02/10/2012 tarihinde yürürlüğe giren ... Cumhuriyet Başsavcılığı Çalışma Talimatının Terörle Mücadele Kanunu Soruşturma Bürosu başlıklı ilgili kısmında da, haksız ekonomik çıkar sağlamak amacıyla kurulmuş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde cebir ve tehdit uygulanarak işlenen suçlarla ilgili soruşturmaların Terörle Mücadele Kanunu Soruşturma Bürosunda yapılacağı belirtilmiştir. Yukarıda, soruşturmanın başlatılması sebebine dair tespit edilen hukuka aykırılıklar kısmında da dile getirildiği üzere, isimsiz ve hayli teferruat içeren 18/09/2012 tarihli kurgusal nitelikteki ihbarda iddia edilen hususlar ilk derece mahkemesinin kabulünde de belirtildiği üzere çıkar amaçlı bir suç örgütü şüphesiyle soruşturmaya başlatılmasını gerektirmeyen nitelikte iddialardır. Ancak, madem bu iddialarla bir örgütlü suç soruşturma izni alınmıştır, o halde iddiaların içeriğine nazaran bu örgütlü suç soruşturmasının yasal olarak yürütülmesi icap eden yer yetkilendirilmiş savcılık yani TMK Soruşturma Bürosudur.

Mali Şubenin 2012/120653 sayılı soruşturmasıyla ilgili bir önceki bölümde ifade edildiği üzere, ... Cumhuriyet Başsavcılığının, bir nüshası dosya içerisinde bulunan 27/11/2018 tarih ve 2018/5920 HSK.M sayılı yazısı içeriğinden de anlaşılacağı üzere, 17/07/2012 tarihinden itibaren ve soruşturmanın başladığı tarih itibariyle de ... Cumhuriyet Başsavcılığı TMK 10'ncu maddesi ile yetkili bölümünden sorumlu bir başka deyişle Terörle Mücadele Kanunu (TMK) Soruşturma Bürosundan sorumlu Cumhuriyet Başsavcı Vekilinin Oktay Erdoğan (29429) olduğu anlaşılmakta olup, Türk Ceza Kanununda yer alan; haksız ekonomik çıkar sağlamak amacıyla kurulmuş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde cebir, baskı ve tehdit uygulanarak suç işlendiği iddiasıyla başlatılacak bir soruşturmanın yasanın emredici nitelikteki hükmü ve savcılık çalışma talimatı gereğince ... Cumhuriyet Başsavcılığının TMK 10'ncu maddesi ile yetkili soruşturma bürosunda başlatılması gerekmesine göre adli kolluk birimi olan Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünün soruşturma talep / izin yazısının da ancak bu kısımdan sorumlu Cumhuriyet Başsavcı Vekili Oktay Erdoğan'ın maddi ve hukuki denetiminden geçmek suretiyle soruşturmaya kaydedilmesi gerektiği hususu izahtan varestedir.

Ancak hal böyle olmakla birlikte, yukarıdaki bölümlerde de izahına çalışılan Mali Şube soruşturmasında olduğu gibi 2012/125043 sayılı soruşturmada da aynı şekilde, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi kolluk görevlisi sanıklarca, Örgütün yargıdaki uzantılarıyla eylem ve irade birliği içerisinde hareket edilerek soruşturmanın gizlilik içerisinde yürütülmesi ve dar bir kadro tarafından bilinmesi amacına matuf olarak, örgüt üyesi olmayan ve örgütle iltisakı bulunmayan TMK Soruşturma Bürosu Başsavcı Vekili Oktay Erdoğan'ın denetiminden kaçırmak için hususiyetle Sahtecilik ve Dolandırıcılık Suçlar Soruşturma Bürosunda "başlatıldığı ve yürütüldüğü" anlaşılmaktadır. Nitekim, soruşturmanın başlatıldığı 21/09/2012 tarihi itibariyle Sahtecilik ve Dolandırıcılık Suçlar Soruşturma Bürosundan sorumlu başsavcı vekili ise silahlı terör örgütü FETÖ/PDY üyeliği isnadıyla ... 32'nci Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanarak 07/12/2018 tarih ve 2017/227 esas, 2018/227 sayılı karar ile 9 yıl 4 ay 15 gün hapis cezası ile mahkumiyetine karar verilmiş ve meslekten ihraç edilmiş olan eski savcı Ercan Şafak olup, 2012/125043 sayısına kaydedilen Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü sanık ... imzalı soruşturma izni talepli 21/09/2012 tarihli üst yazıda da başsavcı vekili Ercan Şafak'ın havale ve imzasının bulunduğu, evrakın adı geçenin imzasıyla soruşturmaya kaydedildiği anlaşılmaktadır.

Bu itibarla ilk derece Mahkemesince de yapılan değerlendirmenin; “2012/125043 sayılı soruşturmanın başlangıcındaki soruşturma bürosu tercihinin ve soruşturmaya kayıt ile soruşturma savcısını belirleme (dosya tevzi etme) hususunda takdir yetkisi ve inisiyatifini kullanacak olan ilgili Başsavcı vekili olarak örgütle irtibatı yargı kararıyla hüküm altına alınmış olan Ercan Şafak'ın tercih edilmesinin tamamen bilinçli ve kasıtlı bir tercih olduğu, bu konudaki sürecin tesadüfi şekilde gelişmediği, soruşturma evrakının başlangıçtan itibaren Cumhuriyet Başsavcılığından gizlenmesi ve sadece Örgütle irtibatlı / iltisaklı yargı ve emniyet mensuplarınca bilinmesini temine yönelik olarak özellikle TMK Soruşturma Bürosu Başsavcı Vekilinin denetiminden kaçırılarak başka bir soruşturma bürosunda başlatıldığı, ayrıca UYAP bilişim sistemine taraf (şüpheli) bilgilerinin tamamı girilmeyip "meçhul şüpheli" kaydı yapılarak veya göstermelik birkaç şüphelinin kimlik bilgisi girilerek soruşturmanın başından itibaren gizlendiği kanaati oluşmuştur. Nitekim, soruşturma izin talep yazısının altında bizatihi imzası olan dosya sanıklarından dönemin Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü ...'ın savunması sırasında konuyla ilgili sorulan soruya suç / soruşturma tarihinde ... C. Başsavcılığının TMK Soruşturma Bürosundan sorumlu Başsavcı Vekili Oktay Erdoğan'ın kolluk eliyle yürütülen projeli (teknik ve fiziki takipli) soruşturmalara mesafeli yaklaşması nedeniyle bu tür soruşturmaların TMK Büro eliyle yürütülmesinin tercih edilmediğine yönelik beyanlarının Örgütün yargı ve emniyetteki uzantılarının soruşturmayı özellikle denetimden kaçırmak, gizlemek amacıyla ve yalnızca dar bir kadro içerisinde bilinecek şekilde sürdürülmesini sağlamak için bu şekilde hareket ederek soruşturmayı Kanunun amir hükmüne rağmen görevli olmayan bir soruşturma bürosunda yürüttüklerinin zımni bir itirafı niteliğinde olduğu değerlendirilmiş, nihayetinde bu soruşturmada da 2012/120653 sayılı diğer soruşturmada olduğu gibi hareket edildiği sonucuna ulaşılmıştır.” Şeklinde oluşa uygun olduğu tespit edilmiştir.

3.Tesadüfi Delil / Dolaylı Dinleme Yönünden Yapılan Hukuka Aykırılık

Bu başlık altında yer verilecek hukuka aykırılık / ihlal ve usulsüzlük tespitleri iddianameyle dava konusu yapılan her iki soruşturma, bir başka deyişle Mali ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlükleri eliyle takip edilen, koordine edilen, talimatlarla yönlendirilen, teknik ve fiziki takip işlemleri takip edilen 2012/120653 ve 2012/125043 sayılı soruşturmalar yönüyle ayrım yapılmaksızın izah edileceğinden, ayrı ayrı başlıklar halinde değil ve fakat tek başlık altında anlatılmaya çalışılacaktır.

Bilindiği üzere, tesadüfen elde edilen deliller; yürütülen bir soruşturma veya kovuşturma sırasında başvurulan koruma tedbirlerinin uygulanmasında ele geçirilen ve soruşturma veya kovuşturma konusu suç dışında bir suçun işlendiğini gösteren delillerdir. Kanunda her ne kadar arama, elkoyma ve iletişimin denetlenmesi tedbirleri açısından düzenlenmiş olsa da diğer tedbirlerin uygulanması sırasında da tesadüfi delil elde edilebilir. Bu durumda, doktrinde CMK'nın 138'inci maddesi hükmünün bu deliller hakkında kıyasen uygulanmasının mümkün olduğu kabul edilmektedir.

Kişiler arasındaki haberleşmenin dinlenilmesine ilişkin ilk yasal düzenleme 01/08/1999 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanununda yer almıştır. 4422 SK'nın 2'nci maddesi uyarınca aynı Kanunda katalog halinde sınırlı olarak sayılan suçların soruşturmasında, başkaca kanıt elde etme olanağı bulunmayan hallerde hakim kararıyla ve gecikmesinde sakınca bulunan durumlarda Cumhuriyet savcısının kararı ile iletişimin tespiti ve dinlenilmesi ilk kez hukuken olanaklı hale gelmiş, telekomünikasyon yoluyla iletişimin tespiti, dinlenilmesi ve kayda alınmasına ilişkin bir sonraki hukuki düzenlemenin 01/06/2005 yürürlük tarihli 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununda yapılması hasebiyle 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanunun 18'inci maddesi ile 4422 sayılı Kanun yürürlükten kaldırılmıştır.

5271 sayılı CMK'nın soruşturma tarihinde de yürürlükte bulunan "tesadüfen elde edilen deliller" başlıklı 138'inci maddesinin ikinci fıkrası "...Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında, yapılmakta olan soruşturma ve kovuşturmayla ilgisi olmayan ve ancak, 135 inci maddenin altıncı fıkrasında sayılan suçlardan birinin işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delil elde edilirse; bu delil muhafaza altına alınır ve durum Cumhuriyet Savcılığına derhal bildirilir" hükmünü taşımaktadır. Aynı düzenlemeye, Ceza Muhakemesi Kanununun 140/A maddesine istinaden çıkarılmış olan ve "Ceza Muhakemesinde Öngörülen Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Denetlenmesi, Gizli Soruşturmacı ve Teknik Araçlarla İzleme Tedbirlerinin Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik" başlığını taşıyan 14/02/2007 tarihli yönetmeliğin 14'üncü maddesinde de yer verildiği görülmektedir.

01/06/2005 tarihinde yürürlüğe giren Ceza Muhakemesi Kanununda yapılan düzenleme ile yasada sınırlı olarak sayılan suçlarla ilgili olarak telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesi olanağı getirilmiştir. 5271 sayılı CMK'nın telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesine dair 135'inci maddesindeki düzenleme, 01/06/2005 tarihi itibariyle bütün ek ve değişiklikleriyle birlikten yürürlükten kalkan 4422 sayılı Kanundaki düzenlemeye paralel olmakla birlikte, farklı olarak CMK'nın 138/2 madde ve fıkrası düzenlemesi sayesinde telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında bir başka suçun işlendiği şüphesini uyandıracak şekilde tesadüfen elde edilen kanıtların değerlendirilmesi olanağı da tanınmıştır. Ne var ki, yasa maddesinde de açıkça dile getirildiği üzere telefon dinlemesi sırasında tesadüfen elde edilen kanıtların dikkate alınabilmesi için, tesadüfen elde edilen kanıtın işaret ettiği suçun da Kanunun 135'inci maddesinde sayılan katalog suçlardan birisine uygun olması gerekmektedir. Bu halde durum derhal Cumhuriyet Savcısına bildirilerek bu kanıtın değerlendirilmesi söz konusu olabilecek ve yasa dışı elde edilmiş kanıt olarak değerlendirilmeyecektir.

Yukarıki bölümlerde de detaylı olarak izah edildiği üzere, Mali Şube Müdürlüğünce 13/09/2012 tarihinde 2012/120653 sırasına kayden başlatılan soruşturmada şüphelilere yönelik olarak ilk başta "suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, örgüt faaliyeti çerçevesinde kaçakçılık (5607 sayılı Kaçakçılık Kanununa muhalefet) ve örgüt faaliyeti çerçevesinde suçtan kaynaklı malvarlığı değerlerini suç gelirlerini aklama" suçları isnat edildiği halde soruşturmanın devamında özellikle hedef şahıslara yönelik telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesi tedbirlerinin uygulanması esnasında...liderliğindeki suç örgütünün örgütlü bir yapılanma çerçevesinde hareket ederek haksız ekonomik çıkar elde etme amacına matuf olarak kamu otoritesini satın alma yoluna tevessül ettiği ve bu yolla bazı üst düzey kamu görevlileri, bir kamu bankası genel müdürü ve bazı bakanlara rüşvet adı altında haksız menfaat sağladığı, Ekonomi Bakanı yöneticiliğinde ve İçişleri Bakanı yöneticiliğinde iki ayrı suç grubunun, Rıza Sarraf liderliğindeki örgüt ile rüşvet suçunu işleme amacıyla ve tek bir organizasyon çatısı altında fiili ve sürekli bir birliktelik sergiledikleri, bu suç örgütlerinin rüşvet vermek ve rüşvet almak suçlarını belli bir hiyerarşi ve koordinasyon ağıyla, belli sistemde ve sürekli olarak işledikleri, bu bağlamda karşılıklı rüşvet anlaşması çerçevesinde rüşvet verme ve alma suçlarınn işlendiği şüphesini uyandıracak deliller (telefon görüşmelerinden) elde edildiğinden bahisle TCK'nın 252'nci maddesinde düzenlenen rüşvet suçundan teknik takip kararı alınarak dinlemelere devam edildiği,

Organize Şube Müdürlüğünce 21/09/2012 tarihinde 2012/125043 sırasına kayden başlatılan soruşturmada ise, ilk başta Ali Ağaoğlu liderliğinde teşekkül ettiği belirtilen çıkar amaçlı suç örgütüne yönelik örgüt faaliyetlerinin soruşturma konusu edildiği halde soruşturmanın devamında özellikle hedef şahıslara yönelik telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesi tedbirlerinin uygulanması esnasında herhangi bir resmi sıfatı ve kimliği bulunmayan Hüseyin Avni Sipahi liderliğindeki Çevre ve Şehircilik Bakanlığında odaklanan ve Bakanlıkta büyük bir nüfuzu ve etkinliği olduğu tespit edilen, aynı zamanda Çevre ve Şehircilik Bakanının oğlu ve danışmanının da yöneticisi oldukları çıkar amaçlı bir suç örgütünün iş adamı Ali Ağaoğlu başta olmak üzere Osman Ağca ve ... gibi birçok inşaat firması sahibi iş adamlarının ...'daki usulsüz imar projelerine onay verilmesini sağladığı, ... Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediyeleri gibi yerel idare birimlerince onaylanmayan veya onaylanması mümkün olmayan imtiyazlı imar plan tadilatlarını Çevre ve Şehircilik Bakanlığının yetki alanına sokarak kamu kurumlarındaki diğer örgüt üyeleri aracılığıyla rüşvet vererek / verdirerek plan tadilatlarının Bakanlık eliyle onaylanmasını sağladıkları, örgüt yöneticilerinin Bakanlıktaki örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen eylemlerde Bakanlıktaki nüfuzu kullandıkları, suç örgütünün böylelikle haksız menfaat sağladığı, örgütün eylem ve faaliyetleri neticesinde işlediği rüşvet, irtikap, nüfuz ticareti, resmi belgede sahtecilik, resmi belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemek, imar kirliliğine neden olma, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununa muhalefet (md.65) ve 2960 sayılı Boğaziçi Koruma Kanununa muhalefet (md.18) suçlarının bir çoğunun Çevre ve Şehircilik Bakanı ...'ın "bilgisi ve talimatı"yla gerçekleştiği, bir diğer deyişle suç örgütünün liderinin Bakan ... olduğu şüphesini uyandıracak deliller elde edildiğinin iddia edildiği, 2012/125043 sayılı soruşturma çerçevesinde başından sonuna değin yapılan bütün teknik ve fiziki takip taleplerinde "çıkar amaçlı suç örgütü kurmak ve buna bağlı olarak örgüt faaliyetleri" şeklinde şablon bir gerekçeye dayanıldığı ve iletişimin denetlenmesi ve teknik araçlarla izlemeye dair bütün kararların bu gerekçeyle alındığı,

Diğer yandan, 2012/120653 125043 sayılı soruşturmalar süresince telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesine dair haklarında verilmiş bir tedbir karar bulunmadığı halde;

Başbakan ...'ın Süleyman Aslan ile gerçekleştirdiği 16/03/2013 tarihli 1 adet telefon görüşmesinin,

Ekonomi Bakanı...'ın 29/09/2012 25/10/2013 tarihleri arasında 26 adet telefon görüşmesinin,

Avrupa Birliği Bakanı...'ın 24/01/2013 12/10/2013 tarihleri arasında 17 adet telefon görüşmesinin,

İçişleri Bakanı ...'in 20/05/2013 17/12/2013 tarihleri arasında 42 adet telefon görüşmesinin,

Çevre ve Şehircilik Bakanı ...'ın 22/10/2012 17/12/2013 tarihleri arasında 66 adet telefon görüşmesinin

Çözümünün yapılarak iletişim tespit tutanağı / tape haline getirildiği ve gerek asıl delil mahiyetindeki seslerin (görüşmelerin), gerekse bu seslerin metin çözümlerinin yapıldığı tape kayıtlarının soruşturma evrakı arasında muhafaza edildiği, telefon görüşme içeriklerine dair bu tape kayıtlarına her iki şubede görevli adli kolluk görevlilerince düzenlenen kolluk fezlekelerinde yer verildiği gibi Mali Şubenin soruşturmasına ilişkin ismi geçen Bakanlarla ilgili olarak düzenlenerek 21/02/2014 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına gönderilen 309 sayfalık raporda ve ayrıca Organize Şubenin soruşturmasına ilişkin olarak soruşturma savcısı Mehmet Yüzgeç imzasıyla 18/12/2013 ve 25/12/2013 tarihlerinde TBMM Başkanlığına gönderilen 27 sayfalık bilgi notu / raporlarda yer verildiği, her iki soruşturmaya ilişkin telefon görüşmelerine dair ses ve kayıtların da ayrıca delil mahiyetinde olmak üzere Bakanlarla ilgili soruşturmayı yapmak üzere Meclis Başkanlığına gönderildiği anlaşılmıştır.

Yukarıdaki paragrafta da belirtildiği üzere, 2012/120653 ve 2012/125043 sayılı soruşturmaların başlangıcı aşamasında gerek Hükûmet üyesi Bakanlar Zafer Çağlayan, ..., ... ve ... ve gerekse Halkbank Genel Müdürü Süleyman Aslan ile ilgili suç örgütü yöneticiliği, rüşvet ve nüfuz ticareti, vs.suçlara dair iddia ve suçlamalar bulunmamaktadır. Bir başka deyişle, ismi geçen şahıslara yönelik bahse konu iddialar soruşturmaların başlangıç aşamasında 2012/120653 125043 sayılı soruşturmalar ve bu soruşturmalar kapsamında CMK'nın 135'inci maddesi uyarınca başvurulan iletişimin denetlenmesi tedbirlerinin konusunu teşkil etmemektedir.

Bunun aksine, 2012/120653 ve 2012/125043 sayılı soruşturmaların birer özeti mahiyetindeki 17/12/2013 ve 20/12/2013 tarihli kolluk fezlekelerinde, ancak soruşturmanın devamı ve ilerleyen safhalarında telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesi tedbirinin hedef şahısları konumundaki soruşturma şüphelilerinin gerek kendi aralarında gerekse üçüncü şahıs durumundaki Bakanlarla gerçekleştirmiş oldukları telefon görüşmelerinde Bakanların suç örgütü kurup yönettiklerine, karşılıklı rüşvet anlaşması çerçevesinde rüşvet verilip rüşvet alındığına dair delillere ulaşıldığı, dolayısıyla soruşturmaların başlangıcında uygulanan tedbirlerin konusunun dışında başka suç ya da suçların işlenildiği iddia edilmektedir. TCK'nın 220/1 ve 252'nci maddelerinde tanımını bulan "suç işlemek amacıyla örgüt kurmak ve yönetmek" ve "rüşvet" suçlarının CMK'nın 135/6 madde ve fıkrasında sayılan katalog suçlardan olduğu da dikkate alındığında, bu haliyle, iddia konusu ve sonradan ortaya çıkan suç veya suçlara dair telefon görüşme içeriklerinin, başlangıçta konu edilmedikleri 2012/120653 125043 sayılı soruşturmalar yönünden 5271 sayılı CMK'nın 138/2 maddesi uyarınca "tesadüfen elde edilmiş delil" hükmünde olduğunda kuşku ve duraksama bulunmamaktadır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 03/07/2007 tarih ve 2007/5.MD 23 esas, 2007/167 karar sayılı ilamına konu olayda, liderliğini S.P isimli şahsın yaptığı çıkar amaçlı suç örgütünün mevcudiyeti ve işlediği suçlara ilişkin kanıtların tespiti amacıyla, örgüt liderinin avukatlığını üstlenip aynı zamanda hukuki yardımda bulunan şüpheli avukat Ç.Ö'e ait telefonun da aralarında bulunduğu telefonların ... 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 17/05/2004 gün ve 2004/930 değişik iş sayılı kararı uyarınca ve 4422 SK'nun 2'nci maddesine istinaden 17/05/2004 16/08/2004 tarihleri arasında dinlenilmesine izin verildiği, alınan dinleme kararı doğrultusunda söz konusu avukat şüphelinin cep telefonundan yapılan görüşmelerin tespiti sırasında şüphelinin 02/06/2004 ila 14/07/2004 tarihleri arasında C. Savcısı Ö.G.S ile 11 kere görüşmelerinin belirlendiği anlaşılmış olup,

Ceza Genel Kurulunun 03/07/2007 tarihli ilamında "...iletişimin tespiti kararı Av. Ç. Ö'e ait cep telefonu için alınmış olup, sanık Ö.G.S hakkında verilmiş herhangi bir iletişimin dinlenmesi kararı bulunmamaktadır. Sanığa ait olan iletişimin tespiti tutanakları, tesadüfen elde edilmiş kanıt niteliğindedir. Bu konuşmalarda tesadüfen elde edildiği kabul edilen suç kanıtının değerlendirilebilmesi için 4422 sayılı Yasada herhangi bir hüküm yer almadığı gözetildiğinde, iletişimin tespitine ilişkin bu tutanaklar yasa dışı elde edilmiş kanıt niteliğindedir. Kaldı ki, 5271 sayılı CMY.nın 138.maddesine göre de bu tutanağa yasal bir kanıt değeri verilmesi olanaksızdır. Zira, tesadüfen elde edilen bu kanıt üzerine, ilk görüşmenin tespitinden sonra değil, bütün görüşmeler kayıt edildikten sonra durum C. Savcısına bildirilmiş, sanık hakkında herhangi bir iletişimin tespiti kararı olmaksızın tespit yapılmış olduğundan, bu tutanaklar yasa dışı elde edilmiş kanıt niteliğindedir. Yasa dışı elde edilen bir kanıtın ise soruşturma ve kovuşturma aşamalarında kullanılmasına olanak bulunmamaktadır..." şeklinde değerlendirme yapıldığı anlaşılmıştır.

Objektif bir gözle bakıldığında anlaşılacağı üzere, Genel Kurulun bu ilamı iki ayrı tespiti ihtiva etmektedir. Kuşkusuz ki ilk tespit, yürütülen bir suç soruşturması sırasında hakkında iletişimin tespiti kararı uygulanan şüpheli avukat ile iletişime geçen ve görüşmelerinin suç unsuru içerdiği değerlendirilen sanık Cumhuriyet savcısı ile ilgili telefon dinlemelerinin gerçekleştiği tarihte, tesadüfi kanıt müessesesine yer veren 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu henüz yürürlükte olmayıp, görüşmelerin yapıldığı tarihte yürürlükte olan 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanununda ise iletişimin denetlenmesi sırasında yapılmakta olan soruşturma ile ilgisi olmayan ve fakat başka bir suçun işlendiği şüphesini ortaya koyacak kanıtların bir başka deyişle tesadüfen elde edildiği kabul edilen delillerin hukuken suç kanıtı olarak değerlendirilebileceğine dair bir hüküm / düzenleme bulunmaması nedeniyle, iletişimin tespitine ilişkin tutanakların yasa dışı elde edilmiş kanıt niteliğinde olduğuna dairdir.

Bununla birlikte, Ceza Genel Kurul ilamında yapılan ve konunun özü açısından gözden kaçırılmaması gereken asıl önemli ikinci tespitin ise; iletişimin tespiti kararının avukat şüpheliye ilişkin olması ve dosya sanığı Cumhuriyet Savcısı hakkında verilmiş herhangi bir iletişimin denetlenmesi kararı bulunmaması karşısında, sanık Cumhuriyet savcısına ait iletişimin tespiti tutanaklarının tesadüfen elde edilmiş kanıt niteliğinde olduğunun kabulü, tesadüfen elde edilen bu kanıt üzerine, ilk görüşmenin tespitinden sonra değil ve fakat bütün görüşmelerin kaydedilmesinden sonra durumun Cumhuriyet Savcısına bildirilerek sanık hakkında herhangi bir iletişim denetlenmesi kararı olmaksızın dinleme yapılmış olması hasebiyle de bu tutanakların yasa dışı kanıt niteliğinde olduğunun ve yasa dışı elde edilen kanıtın da soruşturma ve kovuşturma aşamalarında kullanılmasının olanaklı olduğununkabulü noktasında olduğu anlaşılmaktadır.

Her ne kadar sanıklar aşamalarda ki savunmalarında, yukarıda örneği verilen 03/07/2007 tarihli Yargıtay Ceza Genel Kurulu ilamına konu olayın 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanununun yürürlükte olduğu ve dolayısıyla 5271 sayılı CMK'nın 138'inci maddesinde ifadesini bulan tesadüfi delil kavramı ile ilgili herhangi bir yasal düzenlemenin mevcut olmadığı bir tarihteki adli dinlemeye ilişkin olduğunu, Ceza Genel Kurulunun söz konusu olayda iletişim tespitine ilişkin tutanakların yasa dışı olarak elde edilmiş kanıt niteliğinde olduğu yönündeki karar ve kabulünün, tamamen, 4422 sayılı Kanunun yürürlüğü döneminde telefon dinlemeleri sırasında tesadüfen elde edilen kanıtların hukuken değerlendirilebileceğine dair 4422 sayılı Kanun metninde yasal bir karşılık ve hüküm bulunmaması nedeni ve gerekçesine dayalı olduğunu, bu itibarla 03/07/2007 tarihli Yargıtay ilamının somut olaya emsal teşkil edemeyeceğini ifade etmişlerse de, bu savunmaların tamamen konunun özü ve esasını hukuken çarpıtmaya matuf nitelikte olduğu açıktır. Üst paragrafta yapılan açıklamada da belirtildiği gibi, Genel Kurulun söz konusu ilamında "...Kaldı ki" ile başlayan ve devam eden cümle içerisindeki tespitinden de anlaşılacağı üzere, Yüksek Yargıtay'ın somut olaydaki iletişim tespitine ilişkin tutanakların yasa dışı olarak elde edilmiş kanıt niteliğinde olduğuna dair kabul ve kararının gerekçesinin diğer yönünün; tesadüfen elde edilen kanıt üzerine bu ilk görüşmenin tespitinden sonra durumun derhal Cumhuriyet Savcısına bildirilmeyerek kolluk tarafından delil toplanmaya devam edilmesi ve hakkında iletişimin denetlenmesi kararı bulunan soruşturma şüphelisi avukat ile görüşen sanık Cumhuriyet savcısı hakkında soruşturmanın devamında herhangi bir iletişimin denetlenmesi kararı alınmamasına dayalı olduğu herhangi bir tevile ve yoruma yer vermeyecek surette açık ve net olarak anlaşılmaktadır.

Nitekim yine Yargıtay 16'ncı Ceza Dairesinin, kamuoyunda Ergenekon davası olarak bilinen yargılamaya ilişkin ... 13'üncü Ağır Ceza Mahkemesince verilen 05/08/2013 tarih ve 2009/191 esas, 2013/95 karar sayılı kararın temyiz incelemesi neticesi verdiği 21/04/2016 tarih ve 2015/4672 esas, 2016/2330 karar sayılı ilamında da aynen "...yürütülen bir soruşturma veya kovuşturma sırasında, soruşturma veya kovuşturma konusu suç dışında bir suçun işlendiğini gösteren deliller tesadüfen elde edilen delillerdir. Ceza Muhakemesi Kanununda arama, el koyma ve iletişimin denetlenmesi koruma tedbirleri için düzenlenmiş olan bu tip deliller, diğer koruma tedbirlerinin (örneğin, teknik takip, gizli soruşturmacı görevlendirilmesi) uygulanmasıyla da elde edilmiş olabilir. Böyle bir durumda Ceza Muhakemesi Hukukunda kıyas yasağı olmadığından, CMK'nın 138'inci maddesi hükmü kıyasen bu deliller hakkında da uygulanabilecektir. Tesadüfen elde edilen deliller ve bunların değerlendirilmesi, temel hak ve özgürlüklere müdahale alanını genişlettiği ve özel hayata yeni ve bağımsız bir müdahale niteliğinde olduğu için bazısınırlamalara tabidir. Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında elde edilen tesadüfi delillerin katalog suçlardan birisine ait olması öngörülmüştür... Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin dinlenmesi tedbiri uygulandığı sırada elde edilen tesadüfi delillerin hukuka uygun kabul edilip kullanılabilmeleri için, bu delilin elde edildiğine ilişkin derhal savcılığa bilgi verilmesi gerekir. Savcılığın bilgilendirilmesi, tesadüfi delil elde edildikten sonra dinlemenin bitirilmesi beklenerek veya dinlemeye devam edilip başka tesadüfi deliller de elde edildikten sonra gerçekleştirilmişse tesadüfi deliller hukuka aykırı hale gelecek ve kullanılamayacaktır..." denilerek tesadüfen elde edilen delillerin bir an evvel muhafaza altına alınması ve bu durumun gecikmeksizin derhal Cumhuriyet savcısına bildirilmesi gereğine işaret edilmiş, adli kolluğun bu yola gitmeksizin tesadüfi delili elinde bekletmek suretiyle hakkında dinleme kararı olmayan şüpheli veya sanığı, hakkında dinleme kararı olan şüpheli veya sanık üzerinden dinlemeye devam ederek "dolaylı dinleme" yapması halinde elde edilen tesadüfi delilin hukuka aykırı olacağı ifade edilmiştir.

Bu minvalde, mahkeme kararına dayanılarak bir kişi hakkında iletişimin denetlenmesi tedbiri uygulanırken bir başka kişiyle yapılan görüşme sırasında CMK'nın 135'inci maddesinin 6'ncı fıkrasında sayılan katalog suçlardan birisinin işlendiği şüphesini ortaya koyan bir delil elde edilmesi halinde bu delil "tesadüfi delil" mahiyetinde olduğundan dinleme yapan adli kolluk biriminin bu delili muhafaza altına alarak durumu derhal soruşturma savcısına bildirmesi, Cumhuriyet Savcısının da CMK'nın 138/2 maddesi gereğince bu delille ilgili gerekli işleme başlayıp başlamamayı takdir etmesi gerekmektedir. Ancak, bu delil elde edildikten sonra adli kolluk tarafından dinleme işlemine devam edilerek aynı kişi hakkında yeni deliller elde edilmeye çalışılması halinde sonradan elde edilecek delillerin tesadüfi delil olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı, bu kişiyle ilgili yeni bir dinleme kararı almadan dinlemeye devam edilerek elde edilecek delillerin tamamen hukuka aykırı ve geçersiz kanıt niteliğinde olduğunun kabulü zorunludur. Tesadüfi delil elde edildikten sonra bu delilden istifade edilerek yeni bir soruşturma açılmadığı hallerde ilk elde edilen tesadüfi delilin ihbar niteliğinden öteye geçmesi mümkün değildir. Bütün bunların yanında Bakanlarla ilgili olarak elde edilen tesadüfi delilden sonra, Cumhuriyet savcısının soruşturma açma yetkisi bulunmadığına göre artık bu delilin de yapılan soruşturmada değerlendirmeye alınması hukuken olanaksızdır.

Dava konusu somut olayda ve 2012/120653 sayılı soruşturmada, Ekonomi Bakanı... ile ilgili olarak soruşturma şüphelisi / hedef şahıs...ile yapmış olduğu 29/09/2012 tarihli görüşmenin suç unsuru içerdiğinden bahisle iletişimin tespit tutanağı haline getirildiği anlaşılmaktadır. Buna göre, soruşturmayı yürüten adli kolluk birimi olan ... Mali Şube personeli "suç örgütü, kaçakçılık ve aklama" suçlarını işlediği iddiasıyla...liderliğindeki bir suç organizasyonu hakkında yürüttüğü soruşturmada gerçekleştirilen iletişimin denetlenmesi tedbirinin uygulanması sırasında dönemin Ekonomi Bakanı Çağlayan'ın 29/09/2012 tarihinde gerçekleştirdiği telefon görüşmesinin rüşvet suçu yönünden şüphe uyandırdığı, görüşmede bir rüşvet anlaşmasının varlığına dair deliller elde edildiği ve suç unsuru içerdiği gerekçesiyle tape yapılması cihetine gitmiştir. Bu haliyle ve iddialara göre söz konusu görüşmeye ait sesler (görüşme içeriği) soruşturma kapsamında sonradan ortaya çıkan rüşvet suçu yönünden tesadüfi bir delil niteliğinde olup, 5271 sayılı CMK'nın 138/2 madde ve fıkrası uyarınca yapılması gereken; bu delilin muhafaza altına alınarak durumun derhal Cumhuriyet Savcısına bildirilmesi, Cumhuriyet Savcısınca yapılması gereken de olayın bir tarafının Anayasanın 100'üncü maddesi gereği özel soruşturma usulüne tabi Bakan olması hasebiyle özel soruşturma bürosundan sorumlu Başsavcı Vekili ve Cumhuriyet Başsavcısının olaydan haberdar edilerek bilgilendirilmeleri, bu yolla da olayın ve delillerin ivedilikle / bekletilmeksizin Bakan hakkında soruşturma açılmasını takdir edecek yetkili makam olan Türkiye Büyük Millet Meclisine intikal ettirilmesinin sağlanmasıdır.

Öte yandan, Avrupa Birliği Bakanı... ile ilgili olarak soruşturma şüphelisi / hedef şahıs...ile yapmış olduğu 24/01/2013 tarihli görüşmenin suç unsuru içerdiğinden bahisle iletişimin tespit tutanağı haline getirildiği anlaşılmaktadır. Buna göre, soruşturmayı yürüten adli kolluk birimi olan ... Mali Şube personeli "suç örgütü, kaçakçılık ve aklama" suçlarını işlediği iddiasıyla...liderliğindeki bir suç organizasyonu hakkında yürüttüğü soruşturmada gerçekleştirilen iletişimin denetlenmesi tedbirinin uygulanması sırasında dönemin Avrupa Birliği Bakanı...'ın 24/01/2013 tarihinde gerçekleştirdiği telefon görüşmesinin suç şüphesi uyandırdığı ve suç unsuru içerdiği gerekçesiyle tape yapılması cihetine gitmiştir. Dolayısıyla bu haliyle ve iddialara göre söz konusu görüşmeye ait sesler (görüşme içeriği) soruşturma kapsamında sonradan ortaya çıkan rüşvet suçu yönünden tesadüfi bir delil niteliğinde olup, 5271 sayılı CMK'nın 138/2 madde ve fıkrası uyarınca yapılması gereken; bu delilin muhafaza altına alınarak durumun derhal Cumhuriyet Savcısına bildirilmesi, Cumhuriyet Savcısınca yapılması gereken de yukarıdaki şekilde olayın bir tarafının Anayasanın 100'üncü maddesi gereği özel soruşturma usulüne tabi Bakan olması hasebiyle özel soruşturma bürosundan sorumlu Başsavcı Vekili ve Cumhuriyet Başsavcısının olaydan haberdar edilerek bilgilendirilmeleri, bu yolla da olayın ve delillerin ivedilikle / bekletilmeksizin Bakan hakkında soruşturma açılmasını takdir edecek yetkili makam olan Türkiye Büyük Millet Meclisine intikal ettirilmesinin sağlanmasıdır.

Bir diğer yandan, gerek 20/12/2013 tarihli soruşturma fezlekesinde ve gerekse sanık savunmalarında...ile ... arasındaki rüşvet ilişkinin kurulmasına Berber Yaşar lakabı ile bilinen Yaşar Aktürk isimli şüphelinin aracılık ettiği, nitekim...ile Yaşar Aktürk arasında gerçekleşen 05/04/2013 tarihli görüşmenin buna delalet ettiği, bu görüşmenin hemen akabinde Rıza Sarraf'ın ...'dan ...'ya giderek İçişleri Bakanı ... ile makamında gerçekleştirdiği 07/04/2013 tarihli yüz yüze ilk görüşmede rüşvet anlaşmasının gerçekleştirildiği ve rüşvet ilişkisinin böylelikle başladığı, ...'in bu görüşmede Rıza Sarraf'tan Bakanlığının görevine giren ve bu nedenle yapacağı işler karşılığında (Sarraf'ın yakınları ve suç örgütündeki İran uyruklu komisyoncuların istisnai yoldan Türk vatandaşlığına alınmaları, koruma polisi tahsisi, trafikte emniyet şeridi imtiyazının sağlanması mevzuları) para istediği, Sarraf'ın bu parayı vermeyi kabul ettiği, nitekim bu hususun yüz yüze görüşmenin hemen akabinde...ile Yaşar Aktürk arasında cereyan eden 07/04/2013 tarihli telefon görüşmesine yansıdığı, ...'e bu şekilde sağlanacak maddi menfaatin yanında, bu eylemlerin ve rüşvete aracılığın takibini yapacak olan Barış Güler'e de "danışmanlık" adı altında maddi menfaat sağlanacağı konusunda anlaşmaya varıldığı dile getirilmiş ve iddia edilmiştir.

Bu haliyle, soruşturmayı yürüten adli kolluk birimi olan ... Mali Şube personeli "suç örgütü, kaçakçılık ve aklama" suçlarını işlediği iddiasıyla...liderliğindeki bir suç organizasyonu hakkında yürüttüğü soruşturmada gerçekleştirilen iletişimin denetlenmesi tedbirinin uygulanması sırasında Rıza Sarraf Yaşar Aktürk, Rıza Sarraf Barış Güler, Rıza Sarraf Mustafa Köse, Rıza Sarraf Abdullah Happani arasında gerçekleşen 05/04/2013, 07/04/2013, 11/04/2013, 12/04/2013 ve 13/04/2013 tarihli telefon görüşmelerinin suç şüphesi uyandırdığı ve suç unsuru içerdiği gerekçesiyle tape yapılması cihetine gitmiştir. O halde bu haliyle ve iddialara göre söz konusu görüşmelere ait sesler (görüşme içeriği) soruşturma kapsamında sonradan ortaya çıkan İçişleri Bakanı ...'e menfaat temin edileceğine dair rüşvet suçu yönünden tesadüfi bir delil niteliğinde olup, 5271 sayılı CMK'nın 138/2 madde ve fıkrası uyarınca yapılması gereken; bu delilin muhafaza altına alınarak durumun derhal Cumhuriyet Savcısına bildirilmesi, aynı şekilde Cumhuriyet Savcısınca yapılması gereken de olayın bir tarafının Anayasanın 100'üncü maddesi gereği özel soruşturma usulüne tabi Bakan olması hasebiyle özel soruşturma bürosundan sorumlu Başsavcı Vekili ve Cumhuriyet Başsavcısının olaydan haberdar edilerek bilgilendirilmeleri, bu yolla da olayın ve delillerin ivedilikle / bekletilmeksizin Bakan hakkında soruşturma açılmasını takdir edecek yetkili makam olan Türkiye Büyük Millet Meclisine intikal ettirilmesinin sağlanmasıdır.

Nihayet, 2012/125043 sayılı soruşturmada, Çevre ve Şehircilik Bakanı ... ile ilgili olarak soruşturma şüphelisi / hedef şahıs Ali İbrahimağaoğlu ile yapmış olduğu 22/10/2012 tarihli görüşmenin suç unsuru içerdiğinden bahisle iletişimin tespit tutanağı haline getirildiği anlaşılmaktadır. Buna göre, soruşturmayı yürüten adli kolluk birimi olan ... Organize Şube personeli "çıkar amaçlı suç örgütü kurmak ve buna bağlı olarak örgüt faaliyetleri" suçlarını işlediği iddiasıyla Ali İbrahimağaoğlu liderliğindeki bir suç organizasyonu hakkında yürüttüğü soruşturmada gerçekleştirilen iletişimin denetlenmesi tedbirinin uygulanması sırasında dönemin Çevre ve Şehircilik Bakanı ...'ın 22/10/2012 tarihinde gerçekleştirdiği telefon görüşmesinin suç örgütü kurmak, yönetmek ve örgüt faaliyeti çerçevesinde eylemlerde (rüşvet, nüfuz ticareti, imar kirliliğine neden olmak gibi) bulunmak suçu yönünden şüphe uyandırdığı, görüşmede buna dair deliller elde edildiği ve suç unsuru içerdiği gerekçesiyle tape yapılması cihetine gitmiştir. Bu haliyle ve iddialara göre söz konusu görüşmeye ait sesler (görüşme içeriği) soruşturma kapsamında sonradan ortaya çıkan suç işlemek amacıyla örgüt kurmak ve yönetmek suçu yönünden tesadüfi bir delil niteliğinde olup, 5271 sayılı CMK'nın 138/2 madde ve fıkrası uyarınca yapılması gereken; bu delilin muhafaza altına alınarak durumun derhal Cumhuriyet Savcısına bildirilmesi, Cumhuriyet Savcısınca yapılması gereken de olayın bir tarafının Anayasanın 100'üncü maddesi gereği özel soruşturma usulüne tabi Bakan olması hasebiyle özel soruşturma bürosundan sorumlu Başsavcı Vekili ve Cumhuriyet Başsavcısının olaydan haberdar edilerek bilgilendirilmeleri, bu yolla da olayın ve delillerin ivedilikle / bekletilmeksizin Bakan hakkında soruşturma açılmasını takdir edecek yetkili makam olan Türkiye Büyük Millet Meclisine intikal ettirilmesinin sağlanmasıdır.

Oysa ki, somut olayda tesadüfi delil kavramına ilişkin mevzuat ve yargısal içtihatlarla somutlaşan suçun delillendirilmesi uygulamasına uygun hareket edilmediği çok açık ve net olarak gözükmektedir. Dosya kapsamında yargılanan sanıklar her ne kadar savunmalarında Bakanlarla ilgili (rüşvet, nüfuz ticareti vs.,) suç şüphesi yaratan olayların ve buna dair delillerin soruşturma savcısına sözlü olarak mütemadiyen bildirildiğini, savcının bu gelişmelerden ve işlenen suçlardan her daim bilgi sahibi olduğunu, savcı talimatı dışında hareket etmelerinin söz konusu olmadığını ileri sürmüşlerse de, ilk derece mahkemesinde tanık olarak ifadesi alınan soruşturma savcılarından Yılmaz Kıstı'nın 03/01/2019 tarihli duruşmadaki yeminli beyanında, suç tarihinde bizatihi kendi uhdesinde bulunan 2012/120653 sayılı soruşturma evrakının mahiyetinin...ile ilgili kaçakçılık ve daha ziyade 213 sayılı Kanuna muhalefet (vergi usulsüzlüğü) boyutunda olduğunu bildiğini, soruşturmanın ilerleyen safhalarında kolluk görevlilerinin dönemin kabine üyeleri bazı bakanların suça karıştıkları iddialarıyla ilgili kendisine herhangi bir surette bilgi vermediklerini, buna dair iletişim görüşmeleri ve tapelerden bilgi sahibi olmadığını beyan etmesi, öte yandan 2012/125043 sayılı suç soruşturmasında bir dönem görev alan tanık Bekir Gencer'in de benzer mahiyette beyanda bulunması karşısında buna dair sanık savunmalarının temelinden çöktüğü, bundan ayrı olarak adli kolluk görevlisi sanıkların ismi geçen (4) Bakan ile ilgili iddia konusu suçları işledikleri bilgisine ulaşılır ulaşmaz, tesadüfen elde edilen delillerden Cumhuriyet savcısını bilgilendirdiklerine ve bu aşamadan sonra delil toplamaya devam edilip edilmemesi ile ilgili olarak soruşturmanın asli sahibi olan Cumhuriyet savcısından yazılı talimat aldıklarına, Cumhuriyet savcısının da soruşturmaya devam edilmesi yönünde adli kolluk görevlilerine talimat verdiğine dair dava dosyasında yazılı bir belge ve evrak da bulunmadığı, sanıkların da zaten savunmalarında bu yönde bir evrakın varlığından söz etmedikleri anlaşılmaktadır.

Vakıa, bir an için adli kolluk görevlisi sanıkların soruşturma şüphelisi olmayan Bakanlarla ilgili aynı zamanda soruşturma konusu da olmayan bir suçun işlendiği şüphesini ortaya koyan delillere temas etmeleri halinde CMK'nın 138/2 maddesi uyarınca bundan Cumhuriyet savcısını bilgilendirmeleri ihtimalinde Bakanların sıfatı ve iddia konusu suçların niteliğine nazaran Anayasanın 100'üncü maddesi gereği özel soruşturma usulüne tabi olmaları nedeniyle Cumhuriyet savcısınca evrakın uhdesinde tutularak soruşturma yapılması zaten mümkün olmayıp, bu halde soruşturma savcısınca yapılması gereken; olay ve delillerin ivedilikle / bekletilmeksizin Bakanlar hakkında soruşturma açılmasını takdir edecek yetkili makam olan Türkiye Büyük Millet Meclisine intikalinin sağlanması için özel soruşturma Bürosundan sorumlu Başsavcı Vekili ve Cumhuriyet Başsavcısının olaydan haberdar edilerek bilgilendirilmeleri böylelikle soruşturmanın Bakanlar yönüyle özel soruşturma bürosuna devredilmesi olmakla birlikte, bu durum, olayın başka bir boyutunu teşkil etmektedir. Ancak, bu durum, adli kolluk görevlisi sanıkların soruşturmada elde edilen tesadüfi delillerden Cumhuriyet savcısını bilgilendirmedikleri ve bu durumu gizleyerek hedef şahıslar üzerinden Bakanların telefonlarını dolaylı olarak uzun süre dinlemek suretiyle delil biriktirdikleri gerçeğini ortadan kaldırmayacaktır.

5271 sayılı CMK'nın 161/3 maddesinde Cumhuriyet savcısının, yürütülen bir suç soruşturmasına ilişkin olarak adli kolluk görevlilerine emirlerini yazılı olarak ve acele hallerde ise sözlü olarak vereceği, sözlü emrin en kısa sürede yazılı olarak da bildirileceği hükme bağlanmıştır. Bilindiği üzere ceza yargılamasının kovuşturma evresine açıklık ve sözlülük, buna mukabil soruşturma evresine ise gizlilik ve yazılılık ilkeleri hakimdir. Bu itibarla, CMK'nın 138/2 maddesi hükmü aynı Kanunun 161/3 maddesinin emredici hükmü ile birlikte değerlendirildiğinde; bir suç soruşturmasında görev alan adli kolluk görevlilerinin telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında yapılmakta olan soruşturmayla ilgisi olmayan ve ancak CMK'nın 135/6 maddesinde sayılan katalog suçlardan birinin işlendiği şüphesini uyandıran bir delil elde etmeleri halinde söz konusu delili muhafaza altına alarak durumu Cumhuriyet savcısına bildirmeleri durumunda, Cumhuriyet savcısının muhafaza altına alınan bu deliller ve soruşturmaya ilişkin emirlerini adli kolluk personeline yazılı olarak vermesi gerektiği yahut ilk başta verdiği sözlü emirleri bilahare yazılı hale dönüştürmesi gerektiği zaten yasal bir gereklilik olarak karşımıza çıkmaktadır.

Kaldı ki, gerek soruşturma konuları ve gerekse soruşturmada ismi geçen kişiler yönünden önem arz eden bu nevi bir soruşturmada adli kolluk görevlisi sanıkların iletişimin denetlenmesi tedbirinin uygulanması sırasında karşılaştıkları yeni durum ve olgulardan, Bakanlarla ilgili tesadüf ettiklerini söyledikleri suç görüşmeleri ve rüşvet suçuna işaret eden delillerden soruşturma savcısını sözlü olarak bilgilendirdiklerini ve buna mukabil Cumhuriyet savcısının adli kolluk görevlisi sanıklara tesadüfen elde edilen delillere konu şahıs ve olaylarla ilgili sadece sözlü emir verdiğini düşünmek zaten hukuken, aklen ve mantıken olası gözükmemektedir.

Üstelik, adli kolluk görevlisi olarak yürüttükleri alelade ve sıradan suç soruşturmalarında dahi, görevleriyle alakalı tesis ettikleri işlemler nedeniyle ileride yasal bir sorumlulukla karşılaşmamak ve muhtemel bir suç isnadına muhatap olmamak düşüncesi ve endişesiyle hareket ederek soruşturma sırasında karşılaştıkları olağan / olağandışı her türlü gelişmeden Cumhuriyet savcısını bilgilendirdikleri ve buna mukabil Cumhuriyet savcısından soruşturma ile ilgili aldığı her türlü emir ve talimatı yazılı evraka dönüştürmeye çalıştıkları bilinen adli kolluk görevlilerinin, gerek CMK'da öngörülen yasal gereklilik nedeniyle ve gerekse ülkemizde yerleşik olan bu kolluk / yargı pratiği karşısında Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetinde görev yapan kabine üyelerinden bir kısmının ve en önemlisi görev yaptıkları teşkilatın bağlı olduğu bakanlığın en tepesinde yer alan İçişleri Bakanının isminin geçtiği böyle önemli bir soruşturmada Cumhuriyet savcısından herhangi bir yazılı emir / talimat almadan adli soruşturmaya devam ettiklerine dair savunmalarının zaten inandırıcı bulunması ve bu savunmalara itibar edilmesi mümkün görülmemiştir.

Sonuç İtibariyle; ilk derece mahkemesince kararında da belirttiği üzere “ sanıkların üyesi oldukları FETÖ/PDY silahlı terör örgütünden aldıkları talimat doğrultusunda Türkiye Cumhuriyeti hükûmetini ortadan kaldırma veya kısmen ya da tamamen iş yapamaz hale getirme gayelerini gerçekleştirmek için; kendi kurguladıkları soruşturmalarda mevzuat hükümlerine aykırı şekilde hedef şahıslar üzerinden kabine üyelerinin telefonlarının iletişimin tespiti ve kayda alınmasını sağlayarak uzun süre "dolaylı dinleme" gerçekleştirmek suretiyle 5271 sayılı CMK'nın 138/2 maddesinde öngörülen tesadüfen elde edilen delillere ilişkin mevzuat hükümlerine açıkça aykırı hareket ettikleri, yukarıda ifade edildiği gibi Ekonomi Bakanı...'ın yaklaşık 13 14 aylık süreçte toplam 26 adet, İçişleri Bakanı ...'in yaklaşık 7 aylık süreçte toplam 42 adet, Avrupa Birliği Bakanı...'ın 9 10 aylık süreçte toplam 17 adet, Çevre ve Şehircilik Bakanı ...'ın yaklaşık 14 aylık süreçte toplam 66 adet telefon görüşmesinin iletişim tespit tutanağı haline getirildiği dikkate alındığında, Bakanların suça temas ettikleri şüphesinin ilk olarak oluştuğu ve bu suç şüphesine işaret eden kanıtlara ulaşıldığını ilk olarak tespit ettikleri anda bu delilleri muhafaza altına almak suretiyle soruşturma savcısını bilgilendirerek onun vereceği yazılı talimatlara göre hareket etmeleri gerekirken, bu yola gitmeyip, bu şüphelerin oluştuğu tarihlerde soruşturmaları yürüten soruşturma savcılarını bilgilendirmedikleri veya gizledikleri, bilahare soruşturmaları deruhte eden örgüt üyesi eski savcılar Celal Kara ve Mehmet Yüzgeç ile tam bir eylem ve işbirliği içerisinde hareket etmek suretiyle haklarında iletişimin denetlenmesi kararı olmayan Bakanları tamamen örgütsel bir gizlilik içerisinde ve uzun süre dolaylı olarak dinleyerek telefon görüşmeleri içeriklerini iletişim tespit tutanağı haline getirdikleri ve böylelikle anayasal nitelikteki haberleşme hürriyetine de açıkça müdahale teşkil edecek biçimde ısrarla yasa dışı delil elde etme çabası içerisine girdikleri, örgütsel bir faaliyet çerçevesinde ve hukuka aykırı yöntemle elde ettikleri yasa dışı bu kanıtları soruşturma / operasyon savcıları Celal Kara ve Mehmet Yüzgeç ile işbirliği içerisinde hazırladıkları soruşturma fezlekelerinde, Mali Şube tarafından Bakanlarla ilgili düzenlenen hiçbir hukuki dayanağı bulunmayan ayrıntılı suç raporunda ve her iki soruşturmaya ilişkin bilgi notlarında tamamen hukuksuz olarak kullandıkları, görünüşte çıkar amaçlı bir suç örgütü soruşturması yürüttükleri görüntüsü verip, gerçekte amaçladıkları gibi bu soruşturmanın hedef şahısları üzerinden telefon dinlemeleri bahanesiyle Hükûmet üyeleri ile ilgili delil toplayıp daha sonra bu delilleri elde bekletme / biriktirme yöntemiyle hareket ettikleri, böylelikle hakkında dinleme kararı olmayan kişileri, hakkında dinleme kararı olan şüpheliler üzerinden uzun süre dinleyerek "dolaylı dinleme yasağı"na aykırı hareket ettikleri ve bilahare kendileri gibi FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi eski savcılar Zekeriya Öz koordinesinde Celal Kara ve Mehmet Yüzgeç ile birlikte soruşturmayı sansasyonel bir biçimde, ilintili olmadığı başka soruşturma dosyaları ile operasyona dönüştürerek soruşturma dosyasında elde edilen arama görüntüleri, fiziki takip tutanakları ve ses kayıtlarını yazılı, görsel ve sosyal medyaya servis edip yayınlanmasını sağlayarak hükûmetin istifasını sağlamayı amaçladıkları kanaatine varılmıştır.” Şeklinde olduğu belirlenmiştir.

4.Tanıklıktan Çekinme Hususundaki Yasal Düzenlemeye Aykırılık;

Bilindiği üzere, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun suç tarihinde yürürlükte bulunan "İletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması" başlıklı, 25/05/2005 tarih ve 5353 SK ile değişik 135'inci maddesinde; "(1) Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada, suç işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması durumunda, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi tespit edilebilir, dinlenebilir, kayda alınabilir ve sinyal bilgileri değerlendirilebilir. Cumhuriyet savcısı kararını derhâl hâkimin onayına sunar ve hâkim, kararını en geç yirmidört saat içinde verir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi halinde tedbir Cumhuriyet savcısı tarafından derhâl kaldırılır. (2) Şüpheli veya sanığın tanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasındaki iletişimi kayda alınamaz. Kayda alma gerçekleştikten sonra bu durumun anlaşılması hâlinde, alınan kayıtlar derhâl yok edilir...",

"Tanıklıktan çekinme" başlıklı 45'inci maddesinde ise; "(1) Aşağıdaki kimseler tanıklıktan çekinebilir: a) Şüpheli veya sanığın nişanlısı, b) Evlilik bağı kalmasa bile şüpheli veya sanığın eşi, c) Şüpheli veya sanığın kan hısımlığından veya kayın hısımlığından üstsoy veya altsoyu, d) Şüpheli veya sanığın üçüncü derece dahil kan veya ikinci derece dahil kayın hısımları, e) Şüpheli veya sanıkla aralarında evlâtlık bağı bulunanlar, (2) Yaş küçüklüğü, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı nedeniyle tanıklıktan çekinmenin önemini anlayabilecek durumda olmayanlar, kanunî temsilcilerinin rızalarıyla tanık olarak dinlenebilirler. Kanunî temsilci şüpheli veya sanık ise, bu kişilerin çekinmeleri konusunda karar veremez, (3) Tanıklıktan çekinebilecek olan kimselere, dinlenmeden önce tanıklıktan çekinebilecekleri bildirilir. Bu kimseler, dinlenirken de her zaman tanıklıktan çekinebilirler" şeklinde hükümler yer aldığı, tanıklıktan çekinme ile ilgili CMK'nın 45'inci maddesinde suç tarihinden sonra da herhangi bir değişiklik yapılmadığı ve hükmün aynen muhafaza edildiği anlaşılmaktadır.

Suç tarihinden sonra, 21/02/2014 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilerek 06/03/2014 tarihli Resmi Gazetede yayımlanmak suretiyle yürürlüğe giren 6526 sayılı "Terörle Mücadele Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun"un 12'nci maddesi ile CMK'nın 135'inci maddesinde yapılan değişiklik ile bu maddeye birinci fıkra hükmünden sonra gelmek üzere ikinci fıkra eklenmiş ve madde numaraları buna göre teselsül ettirilmiş, bu bağlamda yasa değişikliğinden önce yasa maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen "tanıklıktan çekinebilecek kişilerle olan iletişimin kayda alınması yasağı" bu tarihten sonra 135'inci maddenin 3'üncü fıkrasında düzenlenmiş, bununla birlikte normatif olarak hükmün içeriğinde herhangi bir değişiklik yapılmamış ve yasak aynen korunmuştur.

Madde hükmünden de anlaşılacağı üzere, şüpheli veya sanığın tanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasında gerçekleşen iletişimi dinlenemez ve kayda alınamaz, fakat bu iletişimi tespit edilebilir, sinyal bilgileri değerlendirilebilir. Çünkü, suç tarihi itibariyle CMK'nın 135'inci maddesinin 2'nci fıkrasında yer alan ve suç tarihinden sonra 21/02/2014 tarih ve 6526 SK ile yapılan kısmi değişiklikle içeriğinde hiçbir değişiklik yapılmaksızın aynı maddenin 3'üncü fıkrasında düzenlenen hükümde; tanıklıktan çekinebilecek kişiler arasında gerçekleşen iletişimin içeriğine ulaşılmaksızın ve müdahale edilmeksizin yalnızca kimin kiminle görüştüğüne dair bilgiler, bir başka deyişle HTS verilerinin ve yine tanıklıktan çekinebilecek kişiler arasında gerçekleşen iletişimin içeriğine müdahale edilmeksizin yalnızca sinyal bilgilerinin iletişim sistemleri üzerinde bıraktığı izlerin tespit edilerek, bunlardan anlamlandırılan sonuçlar çıkarmak üzere gerçekleştirilen değerlendirme işlemlerinin bir başka deyişle sinyal bilgilerinin elde edilmesi yasaklanmamıştır.

5271 sayılı CMK'nın 135'inci maddesinin suç tarihinde 2'nci fıkrasında yer alan hükmü, lafzi olarak, yalnızca şüpheli veya sanığın tanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasında gerçekleşen iletişimin kayda alınması yasağını öngörmekle birlikte, yasağın getirilme amacı uyarınca, bunun yalnızca iletişimin kayda alınmasını değil, kayıt için zorunlu olan dinlemeyi de kapsayacağı kabul edilmektedir. Çünkü kanun koyucunun, tanıklıktan çekinme hakkına sahip olan arasındaki iletişimin denetlenmesi yasağını "içerik öğrenme" ile sınırlı düzenlediği, böylelikle bu kişiler arasında yapılan iletişimin içeriğinin takip edilip öğrenilmesini yasakladığı, iletişimin içeriğinin öğrenilmesinin ise, işin doğası gereği sadece kayda almayı değil, şüphesiz bunun öncesinde dinlemeyi de kapsadığı, bu itibarla CMK'nın 135/3 (suç tarihinde ikinci fıkra) maddesi hükmünün, hem iletişimin dinlenmesini hem de kayda alınmasını yasakladığı kabul edilip benimsenmektedir.

Nitekim, "Ceza Muhakemesi Kanununda Öngörülen Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Denetlenmesi, Gizli Soruşturmacı ve Teknik Araçlarla İzleme Tedbirlerinin Uygulanmasına İlişkin Yönetmeliğin" iletişimin dinlenmesi ve kayda alınması tanımına yer veren 4/e maddesinde dinleme ve kayda almanın; "telekomünikasyon yoluyla gerçekleştirilmekte olan konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması ile diğer her türlü iletişimin uygun teknik araçlarla dinlenmesi ve kayda alınmasına yönelik işlemler" olarak tanımlanması da bu görüşü doğrulamaktadır.

Ceza Muhakemesi Kanununun telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesi başlıklı 135'inci maddesinde öngörülen "tanıklıktan çekinebilecek kişilerle olan iletişimin kayda alınması yasağı"nın kapsamının "iletişimin dinlenmesi ve kayda alınması"nı içerdiği bu şekilde belirlendikten sonra hemen ifade edilmelidir ki, öğretide ve uygulamada bu yasağın kapsamının belirlenmesi noktasında geçmişte zaman zaman birbiriyle çelişkili görüşler dile getirilmiş ve birbiriyle çelişen yargı kararları verilmişse de artık öğretide ve yargısal içtihatlarda genel kabul gördüğü üzere; şüpheli ya da sanıkların "birlikte suç işleme şüphesi bulunmayan" tanıklıktan çekinebilecek kişilerle yaptıkları görüşmelerin kanuni delil olmadığı konusunda herhangi bir tereddüt bulunmadığı, lakin akrabalık ilişkilerinin sağladığı kolaylıklardan yararlanarak şüpheli ya da sanıkların birlikte suç işleme kuşkusu altında bulunan tanıklıktan çekinebilecek kişilerle yaptıkları iletişimin dinlenmesi ve kayda alınmasında hukuki bir engel bulunmadığı ve bu yolla elde edilen delillerin kanuna aykırı olarak elde edildiğinden söz edilemeyeceğinin benimsendiği görülmektedir.

Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 19/02/2013 tarih, 2011/5.MD 137 esas ve 2013/58 karar ve 03/06/2014 tarih, 2013/10 642 esas ve 2014/302 karar sayılı kararlarında, tanıklıktan çekinme hakkı olanların birlikte suça karışıp şüpheli veya sanık sıfatını almaları halinde dinlenebilecekleri görüşünün benimsendiği, lakin özellikle bir kısım sanıklarca da savunmalarında dayanak delil olarak gösterilen 19/02/2013 tarih ve 2011/5.MD 137 esas, 2013/58 karar sayılı karar içeriğinden de anlaşılacağı üzere, her iki tarafın şüpheli veya sanık olup akrabalıkları nedeniyle tanıklıktan çekinme hakkı olduğu durumda, "dolaylı dinleme" yöntemine başvurulmayıp, her ikisi için de usule uygun dinleme kararı alınması kaydıyla teknik takip yapılabileceğinin kabul edildiği anlaşılmaktadır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 19/02/2013 tarih ve 2011/5.MD 137 esas, 2013/58 karar sayılı kararı incelendiğinde; irtikap ve suç işlemek amacıyla kurulan örgüte yardım etme suçlarından sanık A.K ile irtikap suçundan sanıklar M.K, H.K, R.S ve H.Ş'in yapılan yargılamaları sonucunda ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapan Yargıtay 5'inci Ceza Dairesince ilkin 05/06/2009 gün ve 1 5 sayı ile; sanık A.K'un suç işlemek amacıyla kurulan örgüte yardım etme, sanıklar H.K, R.S ve H.Ş'in irtikap suçlarından beraatlerine, sanık A.K'un rüşvet alma suçuna teşebbüsten 5237 sayılı TCK'nın 252/1 2, 35/2, 62 ve 53.maddeleri uyarınca 1 yıl 1 ay 10 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, CMK'nın 231/5 maddesi uyarınca hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, sanık M.K'un rüşvet alma suçuna teşebbüsten 5237 sayılı TCK'nın 252/1, 35/2, 62 ve 53.maddeleri uyarınca 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, sabıkası nedeniyle hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına, hapis cezasının TCK'nın 51/1 a maddesi uyarınca ertelenmesine karar verildiği, sanık A.K müdafinin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yapmış olduğu itirazın Yargıtay 6'ncı Ceza Dairesince 30/09/2009 gün ve 5 5 sayı ile reddedildiği, bu arada rüşvet suçuna teşebbüsten hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olan sanık A.K müdafi tarafından hükümden sonra 22/07/2010 tarihinde yürürlüğe giren 6008 sayılı "Terörle Mücadele Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun"un 7 ve geçici 2.maddeleri hükümleri uyarınca 15 gün içerisinde dilekçe verilmek suretiyle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararın kaldırılarak yargılamaya devam edilmesi isteminde bulunulması üzerine, bu sanık hakkında rüşvet suçuna teşebbüsten verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin olarak yargılamaya devam eden Yargıtay 5'inci Ceza Dairesince 02/02/2011 gün ve 1 5 sayılı ek karar ile; sanık A.K'un TCK'nın 252/1 2, 35/2, 62, 53 ve 51/1 a maddeleri uyarınca 1 yıl 1 ay 10 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve cezasının ertelenmesine karar verildiği, bu hükmün de adı geçen sanık müdafi tarafından temyiz edilmesi üzerine uyuşmazlığın Yargıtay Ceza Genel Kurulu önüne geldiği somut olayda;

İzmir Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilen bir ihbar mektubunda, bir kısım avukatların örgütlü bir şekilde İzmir F Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumlarında bulunan tutuklu kişilerle temas kurup, tahliye ettirmek için büyük miktarda para talep ettikleri, aksi taktirde tahliye olmalarının mümkün olmadığını söyleyerek baskı kurduklarının belirtilmesi üzerine İzmir C.Başsavcılığınca 2008/48 sayı ile soruşturma başlatıldığı, bu soruşturmanın devam ettiği sırada suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve tefecilik suçundan İzmir F Tipi Kapalı Cezaevinde tutuklu bulunan müşteki V.O.Ç’in başvurusu nedeniyle 27/03/2008 tarihinde Cumhuriyet savcısı tarafından alınan ifadesinde; para karşılığı tahliye edilmesi konusunda kendisine birçok avukatın gelip teklifte bulunduğunu beyan etmesi üzerine, 5271 sayılı CMK'nun 250. maddesi uyarınca kurulan İzmir Özel Yetkili Nöbetçi Ağır Ceza Mahkemesinin 30/06/2008 gün ve 703 sayılı kararıyla CMK'nun 139. maddesine göre; “suç örgütünün faaliyetlerinin ortaya çıkartılabilmesi amacıyla” GS 211 kod numaralı görevlinin "Av. K.K" ismiyle gizli soruşturmacı olarak görevlendirildiği,

Elde edilen deliller üzerine 18/10/2008 tarihinde ilkin sanıklar A.E, İ.C.V, H.K ve H.Ş’in, bilahare 20/10/2008 tarihinde ise sanık M.K'un telefonlarının CMK'nun 135 ve 140. maddeleri uyarınca dinlenip tespiti, kayda alınması, sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi, teknik araçlarla gizli olarak izlenmelerine, ses ve görüntü kayıtlarının alınmasına karar verildiği,

Daha sonra meydana gelen gelişmeler nedeniyle müşteki V.O.Ç'ın tahliyesi konusunda, olay tarihi itibariyle birinci sınıf hakim olan ve 5271 sayılı CMK'nın 250.maddesi uyarınca kurulmuş bulunan İzmir Özel Yetkili 10'uncu Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı olarak görev yapmakta olan sanık A.K'un da suça katıldığı yolunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması gerekçesiyle 20/10/2008 tarihinde kullandığı (5) adet telefonunun CMK'nun 135. maddesi gereğince 3 ay süreyle dinlenip tespiti, kayda alınması, sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine karar verildiği, bir gün sonra 21/10/2018 tarihinde de başka bir telefonunun dinlenilmesine ve aynı Kanunun 140. maddesi gereğince kamuya açık yerlerdeki faaliyetlerinin 4 hafta süre ile teknik araçlarla gizli olarak izlenmesine, ses ve görüntü kayıtlarının alınmasına karar verildiği,

Bu arada 22/10/2008 günü İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 12451 sayılı yazısı üzerine Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü tarafından aynı gün ve 11536 sayı ile; “A.K hakkında ihbar yazısı ve eklerinde belirtilen konular ve mahallinde ortaya çıkabilecek sair hususlarla ilgili olarak Cumhuriyet Başsavcı Vekili M.D’ın soruşturma için görevlendirildiği” hususunun bildirildiği, 22/10/2008 günü İzmir Özel Yetkili 10'uncu Ağır Ceza Mahkemesinde yapılan duruşmada müşteki V.O.Ç'in yargılandığı suçlardan oyçokluğuyla tahliyesine karar verildiği, sanık A.K'un da müştekinin tahliyesi yönünde oy kullandığı, tahliye sonrasında tahliye nedeniyle verilmesi kararlaştırılan 350.000 TL tutarındaki paranın sanık M.K'a Dalaman'da gizli soruşturmacı tarafından teslim edildiği sırada bu sanığın, sanık A.E ile birlikte görevlilerce yakalandığı, aynı gün saat 22.15 sıralarında sanık A.K'un usulüne uygun olarak gözaltına alındığı anlaşılmış olup,

Ceza Genel Kurulunun sanık A.K ile yeğeni olan sanık M.K ve kardeşi olan H.K arasında yapılan ve mahkeme kararıyla dinlenilmesi ve kayda alınmasına karar verilen telefon konuşmalarının yasal delil olmayacağı hususunda yaptığı değerlendirmesinde aynen;

"Şüpheli ya da sanıkların, birlikte suç işleme şüphesi bulunmayan tanıklıktan çekinebilecek kişilerle yaptıkları görüşmelerin kanuni delil olmadığı konusunda herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır. Bu konuda sorun, akrabalık ilişkilerinin sağladığı kolaylıklardan yararlanarak şüpheli ya da sanıkların birlikte suç işleme kuşkusu altında bulunan kişilerle yaptıkları iletişimin dinlenmesi ve kayda alınmasında doğmaktadır.

Öğretide aksine görüşler bulunmakla birlikte, CMK'nun 135/2. maddesi hükmünün birlikte suç işleme şüphesi altında bulunan kişileri kapsamayacağı, tanıklıktan çekinme hakkına sahip kişinin suça katıldığı daha önceden başka delillerle belirlenmiş ise artık bu noktada CMK'nun 135/2. maddesi kapsamına giren bir dinleme ve kayıt yasağından söz edilemeyeceği, çünkü konuşması kayıt altına alınan kişinin, tanıklıktan çekinme hakkına sahip kişi sıfatını o kayıttan önce kaybettiği kabul edilmektedir. (Ersan Şen, Türk Hukukunda Telefon Dinleme Gizli Soruşturmacı X Muhbiri, s.162 163, Seçkin Yayınevi, ..., 2011; Murat Yardımcı, Türk Hukukunda İletişimin Denetlenmesi, s.211, Seçkin Yayınevi, ..., 2009)

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu ele alındığında;

Sanık A.K ile yeğeni olan sanık M.K ve kardeşi olan sanık H.K arasında yapılan ve mahkeme kararıyla dinlenilmesi ve kayda alınmasına karar verilen telefon konuşmaları, bu kişilerin suça katıldıklarının daha önceden başka delillerle belirlenmesi ve bunlar hakkında da mahkeme kararıyla iletişimin tespiti ve kayda alınmasına karar verilmiş olması nedeniyle kanuni delil olarak kullanılabileceğinin kabulü gerekmektedir. Aksi halde; tanıklıktan çekinme hakkına sahip kişilerin, aynı suçu birlikte işlemelerinin kanun koyucu tarafından himaye edildiği sonucuna ulaşılır ki bunun kabulü de mümkün değildir" tespitinde bulunduğu anlaşılmaktadır.

Karardan da anlaşılacağı üzere, Yargıtay Ceza Genel Kurulu haklarında iletişimin denetlenmesi tedbiri uygulanan şüpheli ya da sanıkların birlikte suç işleme kuşkusu altında bulunan tanıklıktan çekinebilecek kişilerle yaptıkları iletişimin dinlenmesi ve kayda alınmasında hukuki bir engel bulunmadığı ve bu yolla elde edilen delillerin kanuna aykırı olarak elde edildiğinden söz edilemeyeceğine işaret ederken, net bir ölçü ortaya koyduğu ve ancak suç şüphesi altında yer alan her iki kişi için de usulünce mahkeme kararıyla iletişimin tespiti ve kayda alınmasına karar verilmiş olması halinde, dinlemeden elde edilen delillerin yasal delil değeri taşıyacaklarını ifade ettiği gayet açık ve net olarak anlaşılmaktadır. Esasen, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun bu içtihadının, bir önceki bölümde yer verilen, hakkında iletişimin denetlenmesi kararı bulunmayan kişiyi, dinleme kararı bulunan şüpheli veya sanık üzerinden dinleyerek ve iletişimini kayıt altına alarak "dolaylı dinleme" yöntemine başvurulmasının hukuki mahzurlarını ortaya koymak ve bunun yolunu kapatmak amacına matuf verildiği değerlendirilmiştir.

Sonuç itibariyle, konuyu düzenleyen 5271 sayılı CMK'nın 135/3 maddesinde (suç tarihi itibariyle ikinci fıkra hükmünde) net bir düzenleme olmamakla birlikte, konunun öğretideki çoğunluk görüşü ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun içtihatları ve uygulamasıyla hemen hemen netleştiği, böylelikle CMK'nun 135/3 (suç tarihi itibariyle 135/2) maddesi hükmüyle getirilmiş olan delil elde etme yasağının "birlikte suç işleme şüphesi altında bulunan kişileri" kapsamayacağı, tanıklıktan çekinme hakkına sahip kişinin suça katıldığı daha önceden başka delillerle belirlenmiş ise artık bu noktada CMK'nun 135/2 maddesi kapsamına giren bir dinleme ve kayıt yasağından söz edilemeyeceği, çünkü konuşması kayıt altına alınan kişinin, tanıklıktan çekinme hakkına sahip kişi sıfatını o kayıttan önce kaybettiği, bu durumda birlikte suç işleme kuşkusu altında bulunan her iki şüpheli / sanık için de usulünce mahkeme kararıyla iletişimin tespiti ve kayda alınmasına karar verilmiş olması şartıyla dinlemeden elde edilen delillerin yasal delil değeri taşıyacağının kabul edilip benimsendiği anlaşılmaktadır.

Dava konusu somut olay yönünden değerlendirme yapıldığında; örgütsel amaç doğrultusunda hukuka aykırı dinlemelere karar verdikleri ve bu dinlemeleri gerçekleştirdikleri gerekçesiyle haklarında ceza hükmü tesis edilen sanıkların konuyla ilgili savunmalarında, 2012/120653 sayılı suç soruşturması kapsamında şüpheli Salih Kaan Çağlayan hakkında ilk kez ... 21'inci Sulh Ceza Mahkemesinin 26/07/2013 tarih ve 2013/306 değişik iş sayılı kararı ile Akel Alüminyum Sanayi ve Ticaret AŞ adına kayıtlı, kullanıcısı Salih Kaan Çağlayan olan 0532 228 19 80 numaralı telefon için CMK'nın 135'inci maddesi uyarınca (3) ay süreyle iletişimin denetlenmesi tedbiri kararı verilmesiyle birlikte tedbir uygulanmaya başlanıldığını, soruşturma şüphelisi Salih Kaan Çağlayan ile babası Ekonomi Bakanı... arasında gerçekleşen 30/08/2013 tarihli telefon görüşmesi ve iletişimin, Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan'ın suça iştirakinin bundan önceki tarihte delillerle tespit edilmiş oluşu ve bu nedenle Zafer Çağlayan'ın artık bu tarih itibariyle tanıklık sıfatını kaybetmiş olup, rüşvet suçunun "şüphelisi" sıfatını haiz olması nedeniyle tape yapılarak iletişim tespit tutanağı haline getirildiğini; öte yandan yine 2012/120653 sayılı suç soruşturması kapsamında şüpheli Barış Güler hakkında ilk kez ... 8'inci Sulh Ceza Mahkemesinin 24/05/2013 tarih ve 2013/352 değişik iş sayılı kararı ile CMK'nın 135'inci maddesi uyarınca (3) ay süreyle iletişimin denetlenmesi tedbiri kararı verilmesiyle birlikte tedbir uygulanmaya başlanıldığını, söz konusu tedbirin devamında ... 20'nci Sulh Ceza Mahkemesinin 23/08/2013 tarih ve 2013/358 değişik iş sayılı kararı ile (3) ay süreliğine birinci kez uzatıldığını, soruşturma şüphelisi Barış Güler ile babası İçişleri Bakanı ... arasında gerçekleşen 21/07/2013 tarihli ilk telefon görüşmesi ve devamında gerçekleşen 06/08/2013, 14/08/2013, 22/08/2013, 06/09/2013, 07/09/2013, 14/09/2013 (dört ayrı görüşme), 09/10/2013, 25/10/2013, 26/10/2013 ve 17/12/2013 (iki ayrı görüşme) tarihlerinde gerçekleşen iletişimlerin, İçişleri Bakanı ...'in suça iştirakinin bundan önceki tarihte delillerle tespit edilmiş oluşu ve bu nedenle ...'in artık bu tarih itibariyle tanıklık sıfatını kaybetmiş olup, rüşvet suçunun "şüphelisi" sıfatını haiz olması nedeniyle tape yapılarak iletişim tespit tutanağı haline getirildiğini ifade ettikleri,

Diğer yandan Organize Suçlarla Mücadele Şubesinde yürütülmüş olan 2012/125043 sayılı suç soruşturması kapsamında ise, şüpheli Abdullah Oğuz Bayraktar hakkında ilk kez ... 27'nci Sulh Ceza Mahkemesinin 02/11/2012 tarih ve 2012/679 değişik iş sayılı kararı ile CMK'nın 135'inci maddesi uyarınca (3) ay süreyle iletişimin denetlenmesi tedbiri kararı verilmesiyle birlikte tedbir uygulanmaya başlanıldığını, devamında uzatma kararları verildiğini, soruşturma şüphelisi Abdullah Oğuz Bayraktar ile babası Çevre ve Şehircilik Bakanı ... arasında gerçekleşen 17/12/2013 tarihli telefon görüşmesi ve iletişimin, Çevre ve Şehircilik Bakanı ...'ın suça katıldığının bundan önceki tarihte delillerle tespit edilmiş oluşu ve bu nedenle ...'ın artık bu tarih itibariyle tanıklık sıfatını kaybetmiş olup, "şüpheli" sıfatını haiz olması nedeniyle tape yapılarak iletişim tespit tutanağı haline getirildiğini ifade ettikleri, özetle soruşturma şüphelileri Salih Kaan Çağlayan, Barış Güler ve Abdullah Oğuz Bayraktar ile aralarında CMK 45/1 maddesi çerçevesinde tanıklıktan çekinmeyi gerektirir derecede ve yakınlıkta akrabalık ilişkisi bulunan babaları..., ... ve ... arasındaki ilişkinin "görünüşte tanıklık ve fakat gerçekte ise suç ortaklığı" niteliğinde olduğunu, bu nedenle Yargıtay Ceza Genel Kurulunun emsal nitelikteki 19/02/2013 tarih ve 2011/5.MD 137 esas, 2013/58 karar sayılı kararı doğrultusunda ve soruşturma savcılarının talimatıyla, şüpheliler ile birlikte aynı suçu işleme şüphesi altında bulunan tanıklıktan çekinme hakkına sahiplik derecesinde yakınlık ilişkisine sahip Bakanlar arasındaki görüşmelerin iletişim tespit tutanağı haline getirildiğini beyan ettikleri anlaşılmıştır.

Her şeyden evvel belirtmek gerekir ki, aşağıdaki bölümde detaylı olarak izah edilecek olmakla birlikte, soruşturmaları fiilen yürüten, yönlendiren, karar verici konumda olan, teknik takip işlemlerini gerçekleştiren, bunun için gerekli mahkeme kararlarını temin eden, dinlemeleri icra eden tüm sanıkların bir taraftan Bakanlarla ilgili herhangi bir suç soruşturması yürütmediklerini, bu bağlamda Bakanların şüpheli konumunda olmadığını ifade ederken, diğer yandan Bakanların tanıklıktan çekinme derecesindeki çocuklarıyla gerçekleştirdikleri telefon görüşmelerini yapmazdan evvel zaten suça iştirak ettiklerinin belirlendiğine, bu itibarla o andan itibaren tanıklıktan çekinme özelliğini zaten kaybettikleri ve "örgüt lideri ve yöneticisi, rüşvet veya sair suçlara iştirak eden şüpheli" sıfatını kazandıklarına, soruşturma şüphelisi olan çocukları ile aralarındaki ilişkinin görünüşte tanıklık olmakla birlikte gerçekte suç ortaklığı ilişkisi olduğuna dair savunmalarının kendi içerisinde taşıdığı muazzam çelişki bir yana, ceza yargılaması hukuku bakımından ancak hakkında soruşturma yürütülen ve suç şüphesi altında bulunan bir kişinin "şüpheli" olarak nitelendirilebilecek olduğu gerçeği karşısında sanıkların Bakanlarla ilgili soruşturma yürütmediklerine dair maddi gerçeklikle ilgisi olmayan, soyut ve inandırıcılıktan tamamen uzak, kendi içerisinde tutarsız ve çelişkili savunmalarının kendilerini suçtan ve cezadan kurtarmaya dönük olduğu değerlendirilmiştir.

Diğer yandan konumuz açısından asıl önemli olan ise, sanıklarca yürütülen 17 Aralık soruşturmalarında "aralarında tanıklıktan çekinme ilişkisi olup birlikte suç işleme kuşkusu altında bulunan her iki kişi için de usulünce mahkeme kararıyla iletişimin tespiti ve kayda alınmasına karar verilmiş olması halinde ancak birbirleriyle iletişimlerinden elde edilen delillerin yasal delil değeri taşıyacağına" dair, tanıklıktan çekinme ile ilgili yasal düzenlemenin ruhuna ve konuyla ilgili bizzat kendilerinin emsal gösterdiği Yargıtay içtihadıyla içeriği somutlaşan uygulamalara açıkça aykırı davranılmasıdır. Zira bir yandan Anayasanın 83/2 maddesi çerçevesinde milletvekili dokunulmazlığının iletişimin denetlenmesi yönünden bir güvence sağlamadığını, şahsi hürriyeti kısıtlayıcı bir yönü bulunmaması nedeniyle iletişimin denetlenmesi tedbirinin Anayasanın 83/2 maddesinde sayılan yasak işlemlerden olmadığını, bu nedenle yürütülen bir suç soruşturması sırasında milletvekili sıfatını haiz olan Bakanlar hakkında da esasen iletişimin denetlenmesine dair karar alınabileceğini, ancak yürüttükleri soruşturmalardaki hedef şahıslarla ilgili elde ettikleri delillerin mebzul miktarda olması sebebiyle soruşturma savcısıyla da istişare ederek bu yola tevessül etmediklerini ve gerek görmediklerini belirten sanıkların, madem bu yönde anayasal veya yasal engel yok ise, soruşturma konusu suça katıldıklarının önceden tespit edilmiş olması nedeniyle bu tarihler itibariyle tanıklıktan çekinme hakkını kaybettiklerini ve bu nedenle soruşturma şüphelisi çocuklarıyla gerçekleştirmiş oldukları telefon görüşmelerinin iletişim tespit tutanağı haline getirildiğini söyledikleri Bakanlarla ilgili şüpheli konumuna düştüğünü söyledikleri tarihler itibariyle neden 5271 sayılı CMK m.135 çerçevesinde iletişimin denetlenmesi kararı almadıklarına dair hukuki açıdan tatmin edici bir savunma getiremedikleri, bu konuda soruşturma savcısı ile iştirak ederek hareket ettiklerine dair savunmalarının ise gerçeği yansıtmadığı, zira ilk derece mahkemesinde tanık olarak ifadesi alınan 2012/120653 sayılı suç soruşturmasının ilk savcısı Yılmaz Kıstı'nın Bakanlarla ilgili suç şüphesi hasıl olduğuna dair görüşmelerden kendisinin bilgisinin olmadığını, kolluk tarafından yapılan dinlemelerde buna ilişkin seslerin varlığından herhangi bir bilgi verilmediğini, Bakanlarla çocukları arasındaki iletişimin dinlenmesi ve kayda alınmasına dair kolluğa bir talimat vermediğini ifade ederken, 2012/125043 sayılı suç soruşturmasının savcılarından Bekir Gencer'in de dönemin Çevre ve Şehircilik Bakanı ... ile suç şüphesini ortaya koyan telefon görüşmeleri ve tapelerden bilgisinin olmadığını, kendisinin tetkik ettiği soruşturma evrakı kapsamında Bakana suç atfedilmesini gerektirecek veya Bakan ile ilişkilendirilebilecek somut bir suç şüphesine kesinlikle rastlamadığını ifade ettiği, bu itibarla sanıkların bu savunmalarının da boşa çıktığı,

Sonuç İtibariyle; ilk derece mahkemesinin kararında da belirtildiği şekilde; “Bakanlarla ilgili var olduğunu söyledikleri ilk suç şüphesinin oluşmasından sonra, soruşturmayı yürüten ilk savcılardan habersiz ve onların da malumatı haricinde, anayasal ve yasal gereğine tevessül etmeyerek örgütsel bir gizlilik ve disiplin içerisinde uzun bir süre üçüncü şahıslar üzerinden dolaylı dinleme yapmak suretiyle Bakanları dinleyip dolaylı yoldan soruşturma yürüterek delil topladıkları, bu arada Bakanlar..., ... ve ... ile aralarında tanıklıktan çekinme ilişkisi bulunan çocukları arasındaki görüşmeleri usul ve yasaya aykırı olarak dinleyip kayda almak suretiyle iletişim tespit tutanağı haline getirdikleri, daha sonra ellerinde biriktirdikleri delilleri, örgütsel bir eylem ve irade birliği çerçevesinde hareket ettikleri anlaşılan, halen kaçak olan, FETÖ/PDY üyesi eski savcılar Zekeriya Öz, Celal Kara ve Mehmet Yüzgeç ile koordineli biçimde 17 Aralık operasyonunda kullanarak Hükûmetin istifasını sağlamayı amaçladıkları” değerlendirilmiştir.

5.Özel Soruşturma Usulüne Tabi Başbakan ve Bakanlarla İlgili Delil Toplanması / Mevzuata Aykırı Olarak Soruşturma Yürütülmesi;

Suç tarihinde ve halen yürürlükte olan 1982 tarihli Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 100'üncü maddesi Türkiye Büyük Millet Meclisinin bilgi edinme ve denetim yolları üst başlığı altında Başbakan ve bakanların görevleriyle ilgili suç işledikleri isnadı halinde yürütülecek olan Meclis soruşturması müessesesini düzenlemiş, bu sayede Başbakan ve bakanların görevleri ile ilgili bir suç işlemeleri veya bu yönde bir isnatla karşılaşmaları halinde haklarında özel soruşturma usulünün uygulanacağını, bu bağlamda Başbakan veya Bakanlar hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az onda birinin vereceği önerge ile soruşturma açılmasının istenebileceğini, Meclisin bu istemi en geç bir ay içerisinde görüşerek soruşturma açılmasına karar verilmesi halinde bu halde Başbakan veya bakanlarla ilgili suç soruşturmasının ancak Meclis'te teşkil edilecek bu komisyon tarafından yürütüleceğini öngörmüştür.

1982 Anayasanın 100'üncü maddesi bu şekilde görevleriyle ilgili suçlar yönünden özel soruşturma usulüne tabi tuttuğu Başbakan veya bakanlar yönünden Meclis eliyle yürütülecek soruşturmanın hiçbir aşamasında Cumhuriyet savcısına ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununu dolayısıyla onun emrindeki adli kolluk personeline herhangi bir görev vermemiştir. Oysa ki, ... Emniyet Müdürlüğü Mali ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüklerinde adli kolluk yetkilisi / görevlisi olarak görev yapan FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi bir kısım sanıklar tarafından iş ve işlemleri yürütülen dava konusu 2012/120653 125043 sayılı suç soruşturmalarında suç tarihinde Bakanlık görevini ifa eden..., ..., ... ve ... hakkında savcılık ve kolluk görevlileri tarafından suç soruşturması yürütüldüğü, soruşturma iş ve işlemleri tesis edildiği, Anayasaya aykırı olarak doğrudan Bakanlarla ilgili "görevleriyle ilgili suç isnatları" çerçevesinde delil toplanması cihetine gidildiği tespit edilmiştir.

Anayasanın "Meclis soruşturması" başlıklı 100'üncü maddesinde düzenlenen özel soruşturma usulü çerçevesindeki genel izah ve anlatımlara geçmeden önce, 2012/120653 125043 sayılı kurgusal nitelikteki soruşturmalarda dönemin kabine üyeleri Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, İçişleri Bakanı ..., Avrupa Birliği Bakanı... ve Çevre ve Şehircilik Bakanı ... ile ilgili FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün ... Cumhuriyet Başsavcılığı ve ... Mali / Organize Şube Müdürlüklerinde yerleşmiş örgüt üyeleri vasıtasıyla gerçekleştirilen soruşturma iş ve işlemlerinin nelerden ibaret olduğunun öncelikle izah edilmesi gerekmektedir.

Her şeyden evvel, ... İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde görev yapan adli kolluk görevlisi sanıklarca hazırlanan 20/12/2013 tarihli fezlekenin "rüşvet eylemleri" kısmında Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan ve grubu ile olan rüşvet ilişkisi, İçişleri Bakanı ... ve grubu ile olan rüşvet ilişkisi ve Avrupa Birliği Bakanı... ile olan rüşvet ilişkisi adlı başlıklar oluşturulduğu görülmüş,

Yukarı bölümlerde soruşturmaların içeriği izah edilirken, 2012/120653 numaralı soruşturmanın içeriği, soruşturmada dile getirilen iddialar kısmında da anlatıldığı üzere fezleke kapsamında;

"Yapılan teknik ve takip çalışmalarında, Rıza Sarraf liderliğindeki örgütün, Ekonomi Bakanı..., İçişleri Bakanı ..., Avrupa Birliği Bakanı... ve Halkbank Genel Müdürü Süleyman Aslan ile örgüt faaliyeti çerçevesinde haksız maddi menfaat ilişkisi geliştirdiği, bu kapsamda Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan ve İçişleri Bakanı ... yöneticiliğinde iki ayrı grubun, Rıza Sarraf liderliğindeki örgüt ile rüşvet suçunu işleme amacıyla ve tek bir organizasyonun çatısı altında fiili ve sürekli bir birliktelik sergiledikleri, bu örgütlerin rüşvet vermek ve rüşvet almak suçlarını belli bir hiyerarşi ve koordinasyon ağıyla, belli sistemde ve sürekli olarak işledikleri belirlenmiştir.

Ekonomi Bakanı M. Zafer Çağlayan yöneticiliğindeki örgütte Halkbank Genel Müdürü Süleyman Aslan, oğlu Salih Kaan Çağlayan, özel kalemleri Onur Kaya ve Mustafa Behçet Kaynar'ın faaliyet gösterdiği, bu şahısların...liderliğindeki örgüt ile aralarındaki rüşvet eylemlerini örgüt faaliyeti çerçevesinde gerçekleştirdikleri anlaşılmıştır. Fatma Aslan'ın Süleyman Aslan'a getirilen rüşvetlerle ilgili bilinçli bir şekilde aracılık ettiği anlaşılmıştır. Rüşvet eylemlerinde Zafer Çağlayan'ın kardeşi Mehmet Şenol Çağlayan'ın da iştirakinin olduğu belirlenmiştir.

İçişleri Bakanı ... yöneticiliğindeki örgütte, oğlu Barış Güler, Özgür Özdemir, Hikmet Tuner ve Barış Kıranta isimli şahısların faaliyet gösterdiği, bu şahısların sistemli bir şekilde...liderliğindeki örgüt ile aralarındaki rüşvet eylemlerini örgüt faaliyeti çerçevesinde gerçekleştirdikleri görülmüştür.

Bahse konu örgütlerin tek bir irtibat ağı altında, Rıza Sarraf'ın liderliğindeki suç örgütünün eylemleri doğrultusunda rüşvet faaliyetleri gerçekleştirdikleri anlaşıldığından, soruşturmamızda eylemler, Rıza Sarraf liderliğindeki örgütün faaliyetleri, sistemleri, menfaatleri ve rüşvet ilişkileri odak alınarak ele alınmıştır. Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, İçişleri Bakanı ..., AB Bakanı... ve Halkbank Genel Müdürü Süleyman Aslan'a verilen paralar ve karşılığında sağlanan menfaatler, Rıza Sarraf liderliğindeki örgütün rüşvet faaliyetleri içerisinde bölümler halinde anlatılacaktır. Diğer yandan örgüt ile ilgili hususlara değinilirken, Zafer Çağlayan ve ... tarafından yönetilen rüşvet örgütleriyle ilgili de açıklamalar yapılacaktır." şeklinde Hükûmet üyesi Bakanlarla ilgili açıkça suç isnadında bulunur nitelikte yorum ve değerlendirmeler yapıldığı anlaşılmıştır.

Bunun yanında, kolluk fezlekesinde Ekonomi Bakanı..., Avrupa Birliği Bakanı... ve İçişleri Bakanı ...'e ait çok sayıdaki telefon görüşmelerine yer verildiği, fezlekenin birçok yerinde adı geçen Bakanlarla ile ilgili soruşturma konusuyla ilgili olup olmadığına bakılmaksızın fotoğraflara ve adı geçenlere suç isnadını içerir yorumlara yer verildiği, Bakanlara yönelik yapılan isnatların toplam 227 sayfaya yakın olduğu tespit edilmiştir.

Daha detaylı incelendiğinde ise;

a )20/12/2013 tarihli fezlekenin 282, 283, 284, 285 ve 286'ncı sayfalarında Zafer Çağlayan'ın fotoğraflarının konulduğu, fezlekenin 29, 42, 59, 180, 188, 196, 235, 244, 334, 471'nci sayfalarında Zafer Çağlayan'ın...ve Süleyman Aslan ile telefon görüşmelerine yer verildiği, 44 ve 260'ncı sayfalarında Salih Kaan Çağlayan ve Zafer Çağlayan arasında cereyan eden 30/08/2013 tarihli görüşmeye yer verildiği, fezlekenin 182'nci sayfasında Zafer Çağlayan ile...mesajlaşma trafiğinin takip edildiği ve baz bilgisinin yer aldığı, fezlekenin 13'üncü sayfasında Zafer Çağlayan ve grubu, 14, 24, 30, 36 ve 42'nci sayfalarında "örgütüne dair", 45, 50, 70, 167 ve 194'üncü sayfalarında "örgüt üyelerinden" ibarelerine yer verildiği, 488, 491 ve 493'üncü sayfalarında ise Zafer Çağlayan'dan suç örgütü yöneticisi olarak söz edildiği belirlenmiştir.

b )20/12/2013 tarihli fezlekenin birçok yerinde örneğin 18, 21, 37, 38, 40, 41, 42, 52, 227, 228, 229, 230, 233, 235, 236, 380, 381, 382, 385, 387, 390, 391, 392, 393, 394, 395, 403, 405, 416, 417, 419, 420, 424, 425, 433, 439, 457, 464'üncü sayfalarında ...'in Rıza Sarraf, Özgür Özdemir ve oğlu Barış Güler ile telefon görüşmelerine yer verildiği, fezlekenin 379'uncu sayfasında ... ve...ile ilgili yapılan fiziki takip işleminden söz edildiği, fezlekenin 13'üncü sayfasında ... ve grubu ibaresine yer verildiği, fezlekenin 14, 36, 40, 41, 42, 50, 70, 296, 306, 368, 487, 492 ve 498'inci sayfalarında ...'den açıkça "örgüt yöneticisi" olarak söz edildiği, fezlekenin 17'nci sayfasında...ile ... arasında rüşvet ilişkisinin başladığından bahisle İçişleri Bakanı ile...arasında suç işleme kastı etrafında fiili birliktelik başladığının belirlendiğinin ifade edildiği, yine fezlekenin 23, 32, 54, 370 ve 375'inci sayfalarında İçişleri Bakanı ... ile ilgili suç isnatlarında bulunulduğu belirlenmiştir.

c )20/12/2013 tarihli fezlekenin birçok yerinde örneğin 231, 334, 421, 467, 469, 470, 471, 474, 476 ve 478'inci sayfalarında...'ın...ile olan telefon görüşmelerine yer verildiği, fezlekenin 32, 50, 54, 70, 296, 306, 465 ve 490'ıncı sayfalarında Avrupa Birliği Bakanı... ile ilgili suç isnadında bulunulduğu tespit edilmiştir.

... İl Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde görev yapan adli kolluk görevlisi sanıklarca hazırlanan ve bir kısmının dosya içerisinde bulunduğu anlaşılan 2012/125043 sayılı soruşturmaya ilişkin 17/12/2013 tarihli ön fezlekede ise; "örgüt liderliğini Hüseyin Avni Sipahi isimli şahsın yaptığı çıkar amaçlı suç örgütünde Sipahi'nin herhangi bir resmi sıfatı ve kimliği bulunmamasına rağmen Çevre ve Şehircilik Bakanı ... ile samimi ilişki içerisinde olduğu, örgütün yönetici kadrosunda bulunan Sadık Soylu'nun Bakan danışmanı olduğu, Abdullah Oğuz Bayraktar'ın ise Bakan'ın oğlu olması nedeniyle, söz konusu suç örgütünün Çevre ve Şehircilik Bakanlığında büyük bir etkinliğinin ve nüfuzunun olduğu, belirtilen nedenlerle birçok iş adamının normal şartlarda imar izni alamayacakları projeler için suç örgütüne müracaat ettiği, suç örgütünün ise çok kısa bir süre içerisinde büyük meblağlara karşılık gelen haksız menfaatler karşılığında usulsüz projelere onay alınmasını sağladığı, suç örgütünün eylem ve faaliyetlerinin birçoğunun Çevre ve Şehircilik Bakanı ...'ın bilgisi ve talimatıyla gerçekleştiğinin belirlendiği, bunun yanısıra ...'ın, Bakanlık tarafından yapılacak bazı ihaleleri önceden belirlediği şirketlere verilmesi ve söz konusu şirketlerin enerji ve yemek işlerini aynı zamanda oğlu olan örgüt yöneticisi Abdullah Oğuz Bayraktar'ın gayri resmi ortağı olduğu DAF Enerji ve Pınar Yemek isimli şirketlere verilmesi için kamu görevlilerine açık bir şekilde talimat verdiği"ne dair iddialara yer verildiği, dolayısıyla Bakan hakkında üstü kapalı olarak suç örgütü liderliği suçlaması getirildiği gibi nüfuz ticareti ve örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen diğer suçların isnat edildiği, diğer yandan adli kolluk görevlisi sanıklarla eylem ve irade birliği içerisinde hareket eden örgüt mensubu eski savcı Mehmet Yüzgeç imzasıyla 17 Aralık operasyonu sonrası dönemin Çevre ve Şehircilik Bakanı ... ile ilgili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına gönderilen ve eklerinde iletişimin denetlenmesi ve fiziki takibe ilişkin tutanakların, mahkeme kararlarının, 393 sayfalık kolluk fezlekesinin, şüphelilerin emniyet ve savcılık ifadelerinin, 3 adet DVD'nin bulunduğu 18/12/2013 tarihli 27 sayfalık bilgi notu ve 25/12/2013 tarihli raporda da aynı isnatlara yer verildiği anlaşılmaktadır.

Öte yandan, Örgütsel talimatla kurgulanarak başlatıldığı anlaşılan 2012/120653 sayılı soruşturmada yine örgütsel kast ve saikle dönemin kabine üyesi Bakanlarla ilgili açıkça Anayasaya aykırı biçimde soruşturma yürütülerek delil toplandığına delalet eden bir diğer önemli örnek ise 309 sayfalık suç raporudur. Yukarıdaki bölümde de yer verildiği üzere, söz konusu raporun, soruşturma neticesi ve 17/12/2013 tarihli operasyon sonrası hazırlanarak Cumhuriyet Başsavcılığına sunulan 20/12/2013 tarihli 504 sayfalık kolluk fezlekesinin Ekonomi Bakanı..., İçişleri Bakanı ... ve Avrupa Birliği... hakkındaki iddia konusu suç eylemlerinin anlatıldığı geniş bir özeti mahiyetinde olduğu anlaşılmıştır.

18/12/2013 tarihinde görevinden alınan ve bu itibarla sözü geçen tarih itibariyle adli kolluk görevi/yetkisi sona ermiş olan eski Mali Şube Müdürü sanık ... tarafından her sayfası paraflanmış vaziyetteki, son sayfası ise yine ... ve bir sonraki gün görevlerinden alınan Şube Müdür Yardımcıları sanıklar...ile ... tarafından 18/12/2013 tarihinde müştereken imza altına alınmış olan, bilahare Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderilen iddia konusu suç eylemlerine ilişkin "rapor" başlıklı 18/12/2013 tarihli 309 sayfalık söz konusu belge / dokümanın hazırlanarak Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesi / sunulması ile alakalı Cumhuriyet Başsavcılığının veya soruşturmayı yürüten ilgili C. Savcısının herhangi bir yazılı talimatının bulunmadığı görülmüştür.

Bilindiği üzere, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 161/3 maddesi Cumhuriyet Savcısının, adli kolluk yetkilisi ve görevlilerine emirlerini yazılı olarak ve acele hallerde ise sözlü olarak vereceği, acele hallerde sözlü olarak verilen emrin en kısa zamanda yazılı olarak da bildirileceği hükmünü amirdir. Oysa ki, adli kolluk somut olayda yasaya açıkça aykırı olarak ve çok açık biçimde örgütsel saikle hareket ederek, Cumhuriyet Başsavcılığından yazılı bir talimat almaksızın Bakanların işledikleri iddia edilen suç ve eylemlere ilişkin Ceza Yargılaması Usulünde karşılığı bulunmayan ve daha öncesinde pratikte emsali ve muadili görülmeyen bir doküman / rapor hazırlayarak bunun Başsavcılık eliyle Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderilmesini sağlamıştır.

Bu noktada yeri gelmişken belirtmek gerekir ki, Anayasaya, ceza ve ceza usul mevzuatına açıkça aykırı olarak düzenlenen 309 sayfalık söz konusu raporun 17 Aralık darbe girişiminden sonraki süreçte ... Cumhuriyet Başsavcılığınca gereğinin takdiri ve ifası amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderilmiş olmasının rapora ve raporun düzenleniş gerekçesine hukuki bir haklılık ve meşruiyet kazandırmayacağı izahtan vareste bir husustur. Zira, anayasa ve yasalara açıkça aykırı olarak düzenlenmiş de olsa, Hükûmet üyesi Bakanlarla ilgili 18/12/2013 tarihli rapordaki iddiaların gereğini, raporda işlendiği iddia edilen suç ve eylemler ile bunların ilişkili olduğu bulgu ve kanıtların takdirini, delillerin hukuka uygun toplanıp toplanmadığının değerlendirmesini yapacak olan nihai makam ve mercinin Türkiye Büyük Millet Meclisi olması karşısında 18/12/2013 tarihli bu raporun Başsavcılık nezdinde bekletilmesine, muhafaza edilmesine ve Meclise gönderilmemesine tevessül edilmesi zaten hukuken olanaklı değildir. Bu itibarla, sanıkların huzurdaki savunmalarında dile getirdikleri; "hukuka aykırı delillerin ve bu bağlamda 309 sayfalık raporun operasyondan sonra Meclise gönderilmesinin kendileri tarafından hukuka aykırı delil toplanmadığının bir delili mahiyetinde olduğu, aksi halde FETÖ/PDY irtibatıyla suçlanmayan Başsavcılık birimlerince de zaten Meclise gönderilmeyeceği" şeklindeki savunmalarına hukuken itibar etmek mümkün değildir. Rapor açıkça anayasa ve yasaya aykırı olarak tanzim edilmiş olmakla birlikte, raporda dile getirilen Bakanlarla ilgili suç iddialarının gereğini takdir edecek ve delillerin hukuka aykırı toplanıp toplanmadığını değerlendirecek olan; Bakanlarla ilgili görev suçu iddiaları bakımından yetkili soruşturma merci konumundaki Türkiye Büyük Millet Meclisidir. O halde, operasyon ile birlikte soruşturma ve içeriğine muttali olan ... Cumhuriyet Başsavcılığının elde edilen delillerle birlikte söz konusu raporu Meclise göndermemesi düşünülemez. Raporun gönderilmiş olması da adli kolluğun hukuka uygun usul ve yöntemlerle kanıt elde ettiği ve raporun tanzim edilmesi noktasında kolluğa hukuki bir mesnet ve gerekçe sağladığı şeklinde yorumlanamaz.

Kaldı ki, 18/12/2013 tarihli rapor ve ekindeki belgelerin gönderildiği Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde, Meclis Genel Kurulunun 05/05/2014 tarihli 84'üncü birleşiminde teşkiline karar verilen, 681 sıra sayılı Meclis Soruşturma Komisyonu tarafından düzenlenerek Meclis Genel Kuruluna sunulan 05/01/2015 tarihli Komisyon raporunda da, "Anayasanın 6. maddesinde “…Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.” Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 20.01.2006 tarih ve 100 sayılı Genelgesinde “…Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı Genel Sekreterliği'nin 17 Kasım 1997 tarih ve 9427/23887 sayılı yazısında da belirtildiği üzere; görevde bulunan veya görevinden ayrılan Başbakan ve bakanlar hakkında Bakanlar Kurulu'nun genel siyaseti veya Bakanlıkların görevleriyle ilgili olarak yapılan şikâyet ve ihbarların, ancak Anayasa'nın 100'üncü ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü'nün 107'nci maddelerine göre işleme tâbi tutulacağı,…” şeklindeki düzenlemeleri nazara alarak; ... Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu ve emrinde çalışan Emniyet Organize Suçlar Şube Müdürlüğü tarafından yasaların hileli yollar denenerek aşılması suretiyle yetkisiz hukuksuz olarak yürütülen soruşturma neticesinde 4 eski Bakan hakkında düzenledikleri rapor ve ekinde yer alan iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması ve teknik araçlarla takip sonucu elde edilen bulgular yok hükmünde mülahaza edilmek suretiyle aksettirilen soruşturma evrakının bir ihbar mahiyetinde kabul edildiği ve bu düşünce ile tetkik ve tahkikata başlayarak yeniden usule uygun delil araştırması yapıldığı" şeklinde tespit ve değerlendirmelere yer verilmek suretiyle 2012/120653 ve 2012/125043 nolu soruşturmalarda görev yapan Cumhuriyet savcısı ve adli kolluk personeli tarafından yasama dokunulmazlığını haiz ve özel soruşturma usulüne tabi Bakanlar hakkında yapılan soruşturma iş ve işlemlerinin açıkça yetkisiz ve hukuksuz yapıldığı, bu itibarla hukuken yok hükmünde kabul edildiği belirtilerek, Meclis Başkanlığına gönderilen rapor ve ekindeki belgelerin yalnızca bir ihbar mahiyetinde değerlendirildiği ifade edilmiştir.

Bu itibarla, 309 sayfalık rapor ve ekindeki belgelerin (suç fezlekesi, iletişim tespiti ve fiziki takip tutanakları, vs.) 17 Aralık Hükûmete yönelik darbe girişimi sonrası Meclise gönderilmiş olması, bu rapor ve ekindeki belgelerin Türkiye Büyük Millet Meclisince yasaların hileli yollar denenerek aşılması suretiyle yetkisiz ve hukuksuz olarak yürütülen soruşturma neticesinde ulaşılmış bulgu ve veriler niteliğinde değerlendirilerek hukuken yok hükmünde addedilmesi / kabul edilmesi gerçeği karşısında raporun düzenlenmesine bir haklılık ve hukuki meşruiyet kazandırmayacak olup, aksine Meclis Soruşturma Komisyonunun 05/01/2015 tarihli nihai raporu dahi sanıkların bu yöndeki savunmalarını temelinden çürüten bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır.

Öte yandan hiç kuşkusuz ki, Anayasanın 100 ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunun 160, 161'nci maddelerine aykırı olarak bu raporun hazırlanabilmesi dahi 2012/120653 sayılı kurgusal nitelikteki soruşturmanın FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün emniyet ve yargıdaki uzantıları eliyle tam bir işbirliği ve eylem irade birlikteliği içerisinde örgütsel bir gizlilikle yürütüldüğünün en önemli kanıtlarından birisidir. Örgütsel bir birliktelik ve işbirliği olmaksızın böyle bir raporun hazırlanabilmesi, devlet aygıtının resmi hiyerarşik zinciri içerisinde ve olağan emir talimat ilişkisi çerçevesinde zaten olanaklı değildir. Zira, devlet otoritesi ve resmi hiyerarşi çerçevesinde görev yapan ve normlar hiyerarşisine göre hareket ederek suç soruşturması yürüten hiçbir Cumhuriyet savcısının Anayasanın 100'üncü maddesine açıkça aykırı böyle bir belge veya dokümanın hazırlanması noktasında adli kolluk görevlilerine yazılı talimat vermesi, keza adli kolluk yetkilisi / görevlilerinin de ceza usul yasası gereği Cumhuriyet savcısından yazılı talimat almaksızın Bakanlarla ilgili delil toplamaya devam ederek bunun neticesi bir rapor düzenlemeleri ihtimali düşünülemez. Nitekim bu rapor da devlet aygıtının resmi ve olağan hiyerarşik zinciri içerisinde normlar hiyerarşisi çerçevesinde hareket ederek soruşturma yürüten bir Cumhuriyet savcısı ve yasal çerçevede onun emrinde hareket eden adli kolluk görevlilerince değil, aksine örgütsel talimat ve saiklerle hareket eden Paralel Devlet Yapılanması üyesi savcı Celal Kara ve görünürde emrinde çalışan adli kolluk görevlileri tarafından açıkça yetkisiz ve hukuksuz olarak yürüttükleri bir soruşturma çerçevesinde hazırlanmıştır.

Esasen, somut olayda, Fetullahçı Paralel Devlet Yapılanması silahlı terör örgütü üyeliği ve Hükûmete karşı kalkışma suçlarından halen Yargıtay 16'ncı Ceza Dairesinde ilk derece sıfatıyla yargılanmakta olan FETÖ/PDY üyesi firari eski soruşturma savcısı Celal Kara'nın, aynı örgüt üyeleri sanık ... ve firari sanık Hüseyin Korkmaz'a hitaben ayrı ayrı gönderdiği (adı geçenlerin talebi üzerine haklarında yürütülen disiplin tahkikatı sürecinde polis başmüfettişlerine sunulmak gerekçesiyle yazdığı söylenen ve birer örnekleri dosyada bulunan) 25/06/2014 ve 27/06/2014 tarihli yazılı beyanları zaten aralarındaki örgütsel işbirliği ve irade birliğinin üzeri örtülü bir kanıtı niteliğindedir.

Zira her ne kadar, FETÖ/PDY üyesi eski soruşturma savcısı firari Celal Kara'nın bu yazılı beyanlarında, bir yandan mezkur 309 sayfalık raporun, Anayasanın 100'üncü maddesi uyarınca özel soruşturma usullerine tabi Bakanların suç teşkil eden eylemlerinin TBMM tarafından soruşturulmasına yönelik olarak tamamen kendisinin talimatıyla ve tümüyle hukuki gerekçelerle hazırlatılmış bir metin niteliğinde olduğunu ifade ederken, diğer yandan bahsi geçen raporun hazırlanması için Ceza Muhakemesi Kanununda Cumhuriyet savcısının yazılı talimatının gerektiğine dair hiçbir hüküm bulunmadığını, kaldı ki hiçbir talimatı olmasa dahi savcı adına hareket eden kolluk görevlilerinin savcılığa yardımcı olacak belgeleri hazırlama hususundaki gayret ve ihtimamının sorgulanacak bir eylem değil ve fakat takdir edilecek bir eylem olarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade ettiği anlaşılmaktadır.

Soruşturma ve operasyon tarihi itibariyle meslekte yaklaşık 20 yıla yakın bir kıdem ve tecrübeye haiz olduğu gerçeği gözetildiğinde, eski savcı Celal Kara'nın, yürütülen bir suç soruşturmasında adli kolluk görevlilerine yönelik emir ve talimatlarını kanunen yazılı olarak vermesi gerektiğini, istisnai olarak acele hallerde vereceği sözlü emirleri ise en kısa sürede yazılı olarak da bildireceğini bilmemesi, bu yöndeki mevzuat hükümleri ve uygulamadan bi haber olması, yaklaşık 5 6 ay süreyle uhdesinde tuttuğu, konusu ve ismi geçen şahıslar itibariyle görece böylesine önemli bir soruşturmada Bakanlarla ilgili iddia konusu suç eylemlerinin anlatıldığı, Bakanlarla ilgili açıkça örgüt yöneticisi, rüşvet alan, rüşvet anlaşması yapan gibi suç isnadında bulunan tespit ve yorumlara yer verilen raporu hazırlayan kolluk görevlilerinin örgütsel bir işbirliği, motivasyon ve saik olmaksızın sadece görevden kaynaklı bir gayret ve ihtimamla hareket etmeyeceklerini bilmemesi veya öngörmemesi zaten düşünülemeyeceğinden raporun hazırlanması konusundaki talimatın kendisince verildiğine dair yazılı beyanlarının örgütsel işbirliği ile suç işleme eylem ve iradesiyle birlikte hareket edildiğinin zımni bir itirafı ve göstergesi olarak değerlendirilmesi gerekmiştir.

Ayrıca hatırlatmak gerekir ki, 309 sayfalık bu raporun Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderilen nüshası haricindeki diğer nüshasının 17 Aralık operasyonundan sonra teşkil edilen Mali Şube Yolsuzluk Suçlarıyla Mücadele Büro Amirliği arşiv kayıtlarının incelenmesi (Büro Amiri Başkomiser Hakan Korkmaz tarafından) sırasında 10/03/2014 tarihinde bulunması üzerine, ihbar üzerine görevlendirilen polis başmüfettişlerince yürütülen disiplin tahkikatı neticesi bir kısım sanıklar hakkında adli görevi kötüye kullandıkları gerekçesiyle düzenlenen 15/04/2014 tarihli tevdi (suç) raporunun ... Cumhuriyet Başsavcılığına sunulduğu ve suç ihbarı niteliğindeki tevdi raporunun 2014/55422 sayısı üzerinden soruşturma defterine kayıt edilerek sanıklar hakkındaki adli soruşturma sürecinin başladığı anlaşılmaktadır.

18/12/2013 tarihli ve 309 sayfadan müteşekkil olan, Bakanların görevleriyle ilgili işledikleri iddia edilen eylemlerin anlatıldığı ayrıntılı suç raporunda da, yukarıda ifade edildiği üzere zaten 504 sayfalık soruşturma fezlekesinin spesifik olarak Bakanlarla ilgili bir özeti mahiyetinde olması hasebiyle, Ekonomi Bakanı..., İçişleri Bakanı ... ve Avrupa Birliği... hakkında suç isnatlarında bulunulduğu görülmektedir.

Yine öte yandan, görünürde Rıza Sarraf, Ali Ağaoğlu veya Hüseyin Avni Sipahi liderliğindeki iddia konusu suç örgütleriyle ilgili yürütülen suç soruşturmalarında Başbakan ve Bakanlarla ilgili yetkisiz ve hukuksuz olarak delil toplanılması cihetine gidildiğini gösteren diğer hususlar; telefon dinlemeleri neticesi Bakanlarla ilgili düzenlenen iletişim tespit tutanakları, Bakanların baz sinyal bilgilerinin takibine yönelik cell harita görüntülerinin tespitine dair düzenlenen tutanaklar, görünüşte soruşturma şüphelileriyle alakalı düzenlenmiş gözükse de Bakanlarla ilgili kasten delil oluşturulmaya çalışıldığı iradesi ve niyetini ortaya koyan teknik araçlarla izleme (fiziki takip) tutanaklarıdır.

Bu çerçevede ilk olarak telefon dinlemeleri neticesi Başbakan ve Bakanlarla ilgili iletişim tespit tutanağı (tape kaydı) düzenlenmesi meselesine değinmek gerekirse; 2012/120653 sayılı soruşturma kapsamında, yasama dokunulmazlığını haiz ve Anayasanın 100'üncü maddesi uyarınca özel soruşturma usulüne tabi Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı (halen Cumhurbaşkanı) ...'ın 16/03/2013 günü saat 22.22'de, 2012/120653 sayılı soruşturmanın hedef şahıslarından Halkbankası Genel Müdürü Süleyman Aslan ile gerçekleştirmiş olduğu bir telefon görüşmesinin, içeriğinde hiçbir suç unsuru bulunmadığı halde Örgüt üyesi sanıklarca iletişim tespit tutanağı haline getirilerek TK:1984703014 ID numaralı tape kaydının oluşturulduğu, böylelikle Başbakanın iletişiminin suç unsuru içerdiğinden bahisle CMK'nın 135'inci maddesi uyarınca iletişim tespit tutanağı haline getirildiği çok açık ve bariz olarak anlaşılmaktadır.

Diğer taraftan, 2012/120653 sayılı soruşturma süresince aynı şekilde yasama dokunulmazlığını haiz ve Anayasanın 100'üncü maddesi uyarınca özel soruşturma usulüne tabi 61'inci Cumhuriyet Hükumetinin Avrupa Birliği Bakanı...'ın 2012/120653 sayılı soruşturmanın hedef şahıslarından...ile gerçekleştirmiş olduğu on yedi (17) adet telefon görüşmesinin Örgüt üyesi sanıklarca iletişim tespit tutanağı haline getirilerek,tape kayıtlarının oluşturulduğu, böylelikle Avrupa Birliği Bakanının iletişimlerinin suç unsuru içerdiğinden bahisle CMK'nın 135'inci maddesi uyarınca iletişim tespit tutanağı haline getirildiği anlaşılmış,

2012/120653 sayılı soruşturma süresince yasama dokunulmazlığını haiz ve Anayasanın 100'üncü maddesi uyarınca özel soruşturma usulüne tabi 61'inci Cumhuriyet Hükûmetinin İçişleri Bakanı ...'in 2012/120653 sayılı soruşturmanın hedef şahıslarından Rıza Sarraf, Özgür Özdemir ve oğlu Barış Güler ile gerçekleştirmiş olduğu kırk iki (42) adet telefon görüşmesinin Örgüt üyesi sanıklarca iletişim tespit tutanağı haline getirilerek, tape kayıtlarının oluşturulduğu, böylelikle İçişleri Bakanının iletişimlerinin suç unsuru içerdiğinden bahisle CMK'nın 135'inci maddesi uyarınca iletişim tespit tutanağı haline getirildiği anlaşılmış,

2012/120653 sayılı soruşturma süresince yasama dokunulmazlığını haiz ve Anayasanın 100'üncü maddesi uyarınca özel soruşturma usulüne tabi 61'inci Cumhuriyet Hükûmetinin Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan'ın 2012/120653 sayılı soruşturmanın hedef şahıslarından Rıza Sarraf, Süleyman Aslan ve oğlu Salih Kaan Çağlayan ile gerçekleştirmiş olduğu yirmi altı (26) adet telefon görüşmesinin Örgüt üyesi sanıklarca iletişim tespit tutanağı haline getirilerek, tape kayıtlarının oluşturulduğu, böylelikle Ekonomi Bakanının iletişimlerinin suç unsuru içerdiğinden bahisle CMK'nın 135'inci maddesi uyarınca iletişim tespit tutanağı haline getirildiği anlaşılmıştır.

2012/125043 sayılı soruşturma süresince yasama dokunulmazlığını haiz ve Anayasanın 100'üncü maddesi uyarınca özel soruşturma usulüne tabi 61'inci Cumhuriyet Hükûmetinin Çevre ve Şehircilik Bakanı ...'ın 2012/125043 sayılı soruşturmanın hedef şahıslarından Hüseyin Avni Sipahi, Murat Kurum, Sadık Soylu, Abdullah Oğuz Bayraktar, Ali İbrahimağaoğlu, Mehmet Ali Kahraman, Fatih Güner, Ahmet Ayyıldız, Mehmet Erdal, ..., Aliseydi Karaoğlu ile gerçekleştirmiş olduğu altmış altı (66) adet telefon görüşmesinin Örgüt üyesi sanıklarca iletişim tespit tutanağı haline getirilerek, tape kayıtlarının oluşturulduğu, böylelikle Çevre ve Şehircilik Bakanının iletişimlerinin suç unsuru içerdiğinden bahisle CMK'nın 135'inci maddesi uyarınca iletişim tespit tutanağı haline getirildiği belirlenmiştir.

Diğer yandan, soruşturma süreçlerinde Bakanlarla ilgili ayrıca fiziki takip (teknik araçlarla izleme) işlemlerine başvurulduğu da görülmüştür. Nitekim bunlardan ... ile ilgili 26/04/2013 tarihli teknik araçlarla izleme ve Zafer Çağlayan ile ilgili 28/06/2013 tarihli teknik araçlarla izleme faaliyetlerinde bulunulduğu, ayrıca... ile ilgili 19/04/2013 tarihli teknik araçlarla izleme eylemi ile ilgili usulsüz takip faaliyetine ilişkin fiziki takip tutanağının örgüt mensuplarınca basın yayın organlarına sızdırılarak operasyondan sonra 19 20/12/2013 tarihli basın yayın organlarında "Bakanın başını ağrıtacak görüntüler" başlığıyla yayımlandığı belirlenmiştir.

2012/120653 sayılı soruşturma sürecinde dönemin kabine üyesi Bakanlarla ilgili teknik araçlarla izleme faaliyetine konu tutanaklar incelendiğinde;

1 )Bu tutanaklardan ilki; suç tarihinde Ekonomi Bakanı olarak görev yapan... ile ilgili teknik araçlarla izleme faaliyetidir. 08/07/2013 tarihinde saat 17.00'de tanzim edilen fiziki takip ve kamera görüntüsü izleme tutanağının 34 TM 00177 aidiyet numaralı 359514 sicil sayılı Komiser Yardımcısı sanık ..., 34 TM 00091 aidiyet numaralı 303379 sicil sayılı polis memuru sanık Volkan Demirdelen, 34 TM 00094 aidiyet numaralı 282240 sicil sayılı polis memuru sanık ..., 34 TM 00102 aidiyet numaralı 294549 sicil sayılı polis memuru sanık Kamil Bilgiç, 34 TM 00152 aidiyet numaralı 303778 sicil sayılı polis memuru sanık ..., 34 TM 00167 aidiyet numaralı 304319 sicil sayılı polis memuru sanık ..., 34 TM 00168 aidiyet numaralı 296368 sicil sayılı polis memuru sanık ... ve 34 TM 00185 aidiyet numaralı 340401 sicil sayılı polis memuru sanık Yusuf Ayyıldız tarafından düzenlendiği ve tanzim edilen tutanakta 28/06/2013 tarihinde ... Beşiktaş'taki Çırağan Sarayına gelen Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan'ın da görüntülerinin yer aldığı anlaşılmıştır.

08/07/2013 tarihli "fiziki takip ve kamera görüntüsü izleme tutanağı" içeriğinden, 2012/120653 sayılı soruşturma kapsamında Rıza Sarraf'a ait içerisinde para dolu olan bir çantanın Sarraf'ın kuryesi olarak görev yapan Halil İbrahim Akkaya isimli şahıs tarafından 28/06/2013 günü Fatih ilçesi Nuruosmaniye Caddesi üzerinde yer alan Orient Bazaar isimli iş merkezinden çıkarılarak bu şahsın sevk ve idaresindeki 34 AG 1053 plaka sayılı motosikletle götürülüp Beşiktaş civarında Mehmet Sarı isminde bir şahsa teslim edileceği bilgisi edinilmesi üzerine Mali Şube fiziki takip ve tarassut kısmında görevli ekiplerce aynı gün saat 15.00 sıralarında Orient Bazaar isimli iş merkezi civarına geçilerek takip tarassut faaliyetine başlanıldığı, bu esnada şüpheli Halil İbrahim Akkaya isimli şahsın saat 15.19 sıralarında 34 AG 1053 plaka sayılı motosiklet ile bahse konu adresten çıkış yaptığının görülmesi ile birlikte şahsın Beyoğlu ilçesi Cumhuriyet Caddesine kadar fiziki takibinin yapıldığı, ancak soruşturmanın güvenliği ve takip faaliyetinin fark edilerek sızmasının önüne geçilmesi bakımından adı geçen şahsın takibine Cumhuriyet Caddesi üzerinde son verildiği, bunun akabinde şahsın fiziki takibine son verildiği noktadan Beşiktaş istikameti yönüne gidiş güzergahında yer alan Dolmabahçe Caddesi, Barbaros Bulvarı ve Çırağan Caddesi üzerindeki Mobese kameralarının incelenmesi neticesinde şahsın sevk ve idaresindeki motosikletle saat 15.59 sıralarında Ortaköy istikametindeki Çırağan Caddesi üzerinde bulunan Çırağan Sarayına giriş yaptığının tespit edildiği (görüntü 3 4), Çırağan Sarayına ait kameraların incelenmesi neticesinde ise; içerisinde para dolu çantanın teslim edileceği bilgisi edinilen Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan'ın protokolünde yer alan danışmanlarından Mehmet Sarı isimli şahsın Halil İbrahim Akkaya isimli şahıstan yaklaşık 13 dakika önce Zafer Çağlayan'ın konvoy heyetiyle birlikte Çırağan Sarayına gelerek protokol kapısından giriş yaptığının belirlendiği, Mehmet Sarı isimli şahsın içeride bir süre bekledikten sonra protokol kapısından çıkış yaparak konvoyun dördüncü sırasında bulunan Saray bahçesinde park halindeki aracın yanına gelerek bir süre beklediği, motosiklet ile saat 15.59 sıralarında Çırağan'a gelen Halil İbrahim Akkaya isimli şahsın konvoyun dördüncü sırasında bulunan aracın yanına gelerek motosikletini park edip beraberinde getirdiği çantayı burada kendisini bekleyen Mehmet Sarı'ya teslim ettiği, Mehmet Sarı'nın da çantayı alarak buradaki aracın içerisine koyduğu, bir süre araç içerisinde bekledikten sonra hızlı bir şekilde araçtan çıkıp koşarak tekrar protokol kapısından giriş yaptığı, motosikletli Halil İbrahim Akkaya isimli şahsın ise çantayı teslim ettikten sonra saat 16.01 sıralarında Çırağan'dan ayrıldığı tespiti ile bahse konu fiziki takip ve kamera görüntüsü izleme tutanağının 08/07/2013 günü saat 17.00 itibariyle yukarıda ismi geçen aidiyet numaraları yazılı fiziki takip görevlilerince müştereken imza altına alındığı anlaşılmaktadır.

Burada önemli olan husus; şüpheli Halil İbrahim Akkaya veya Mehmet Sarı isimli şahıslarla alakalı 28/06/2013 günü öncesinde mahkemelerden alınmış teknik ve/veya fiziki takip kararı bulunmamasından (şüpheli Halil İbrahim Akkaya ile ilgili ilk dinleme kararının bu olaydan sonra ... 2'nci Sulh Ceza Hakimliğinin 12/07/2013 gün ve 2013/337 değişik iş sayılı kararı ile verildiği, soruşturma süresince Mehmet Sarı ile ilgili verilmiş herhangi bir iletişimin denetlenmesi kararı bulunmadığı anlaşılmaktadır) veyahut şüphelinin iş yerinden çıkarak belli bir yere kadar takip edilmesine dair CMK 140 çerçevesinde yürütülen teknik araçlarla izleme faaliyetinin sonradan hakim onayına sunulmamış olmasından ziyade yapılan teknik takip / dinleme faaliyeti çerçevesinde içerisinde para bulunduğu belirtilen çantayı teslim edecek ve teslim alacak şahısların bir şekilde tespit edilmesiyle birlikte münhasıran bu kişilere yönelik gerçekleştirilmesi icap eden teknik araçlarla izleme ve kamera görüntüsü izleme faaliyeti yönünden "hiçbir zorunluluk ve gereklilik olmadığı halde" Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan'ın beraberindeki heyetle birlikte Çırağan Sarayı protokol kapısı önündeki ve girişindeki görüntülerine yer verilerek, Ekonomi Bakanının kamuya açık yerlerdeki faaliyetlerinin takip altına alınmış ve denetlenmiş olmasıdır. Burada yapılmak istenilen ve asıl amaçlanan; içerisinde para dolu çantanın teslimi eylemi içerisinde Ekonomi Bakanının da bulunduğu izlenimi ve algısını yaratmaktır. Zaten içeriği yukarıda özetlenen tutanak incelendiğinde, tutanak altına alınarak ispatı gereken ve delillendirilmesi icap eden eylem ya da olayın; içerisinde para olduğu belirtilen çantanın teslim anına dair görüntüler olduğu, teslim anının Ekonomi Bakanının Çırağan Sarayı protokol kapısından içeriye giriş anından yaklaşık 13 15 dakikalık bir zaman dilimi sonra gerçekleştiği, Bakanın teslim anındaki görüntülerde zaten yer almadığı, buna rağmen protokol kapısından giriş anının tamamen aleyhinde olumsuz algı yaratmak ve Bakan ile ilgili kasten delil oluşturmak için tutanağa yerleştirildiği çok açık ve net olarak anlaşılmaktadır.

2 )Fiziki takip tutanaklarından ikincisi; suç tarihinde İçişleri Bakanı olarak görev yapan ... ile ilgili teknik araçlarla izleme faaliyetidir. 27/04/2013 tarihinde saat 10.30'da tanzim edilen fiziki takip tutanağının 34 TM 00163 aidiyet numaralı 303304 sicil sayılı polis memuru sanık Erol Karaboyun ve 34 TM 00168 aidiyet numaralı 296368 sicil sayılı polis memuru sanık ... tarafından düzenlendiği ve tanzim edilen fiziki takip tarassut tutanağında "... Cumhuriyet Başsavcılığının 2012/120653 no'lu soruşturması kapsamında ... 7'nci Sulh Ceza Mahkemesinin vermiş olduğu 26/04/2013 tarih ve 2013/258 sayılı teknik araçlarla izleme kararına istinaden teknik takibi yapılan...isimli şahsın Şişli ilçesi Halaskargazi Caddesi Zafer Sokak No:8 adresinde bulunan İş Bankasının üstünde bulunan binaya 26/04/2013 günü saat 18.00 sıralarında gideceği bilgisi verilmesi üzerine, 26/04/2013 günü saat 18.10 sıralarında bahse konu yere gidildiğinde Zafer Sokak ve Dershane Sokak kesişiminde...adına kayıtlı 34 HE 0363 plaka sayılı beyaz renkli BMW marka aracın park halinde durduğu yanında da ...'in aracının park halinde durduğu, araçların yanında da ...'in korumalarıyla birlikte Rıza Sarraf'ın korumalarının beklediği görüldüğü, soruşturmanın güvenliği ve ilerleyen aşamaları açısından fiziki takip ve tarassut işlemine son verildiği" ifadelerine yer verildiği tespit edilmiştir.

Sanık ...'nın 08/12/2015 tarihinde müdafi eşliğinde alınan kolluk ifadesinde ve derece mahkemesi huzurunda 14/03/2018 tarihli 25'inci oturumda müdafi eşliğinde alınan savunmalarında, 27/04/2013 tarihli fiziki takip tutanağını ekip arkadaşı Erol Karaboyun ile düzenleyerek birlikte imza altına aldıklarını, Mali Şube takip tarassut kısmında görev yaptığı süre içerisinde amirlerinin Kısım Amiri Başkomiser ... ve komiser yardımcısı ... olduğunu, olay tarihinde Mali Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliğinde Takip Tarassut Kısım Amiri olan Başkomiser ...'in talimatıyla takip tarassut faaliyetine konu belirtilen adrese gittiklerinde söz konusu adreste Rıza Sarraf'ın özel aracı, beraberinde korumaları ile siyah bir makam aracı ve yanında kalabalık bir koruma grubu bulunduğunu tespit ettiklerini, Bakan korumalarından bir tanesinin geçmişte motosikletli polis timlerinde beraber görev yaptığı Metin Yılmaz isimli bir polis memuru olması ve bu şahsın Bakan koruması olduğunu bildiği için makam aracı ve korumaların İçişleri Bakanına ait olduğunu anladığını, Rıza Sarraf veya Bakanı herhangi bir şekilde görmediklerini, görüşme ve buluşma içeriğinde zaten herhangi bir suç unsuru tespit etmediklerini, yapılan faaliyetle alakalı sadece gördüklerini tutanağa bağlamak üzere Şube'ye intikal ettiklerini, yaptıkları çalışmada herhangi bir suç unsuru tespit etmediklerini, ayrıca kamera vs. cihazla şüpheli şahıs / şahıslara ait ses veya görüntü kaydı almadıkları için düzenleyeceği tutanakta ...'in makam aracı ve korumalarını gördüklerinden söz etmeyi düşünmediğini ancak Kısım Amiri sanık ...'in, yürütülen soruşturma açısından ehemmiyet arz etmesi sebebiyle, orada bulunan makam aracının İçişleri Bakanı ...'e ait olduğu hususunun özellikle ve mutlak surette fiziki takip tutanağında bulunması gerektiği yönünde kendilerine talimat verdiğini, fiziki takipte görevli memur olması hasebiyle soruşturma konusunu bilmediği ve olaya hakim olmadığı için bunun sebebini o an itibariyle anlayamadığını, ancak kısım amiri olduğu için amirinin verdiği talimat gereği 27/04/2013 tarihli fiziki takip ve tarassut tutanağında ...'in ismini zikrettiklerini ifade ettiği anlaşılmıştır.

14/02/2007 tarihli Ceza Muhakemesi Kanununda Öngörülen Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Denetlenmesi, Gizli Soruşturmacı ve Teknik Araçlarla İzleme Tedbirlerinin Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 17/3 ve 19/1 madde ve fıkrası hükümlerinde de belirtildiği üzere teknik araçlarla izleme tedbirinin konusu şüpheli veya sanığın iş yeri ve kamuya açık yerlerdeki her türlü hareket veya ilişkilerinin teknik araçlarla gizli olarak gözetlenmesi, izlenmesi ya da yaptıkları konuşmalarının tespiti amacını güden işlemler olup, yönetmelik hükmünde de belirtildiği üzere yapılan faaliyetin CMK 140 gereğince düzenlenecek fiziki takip ve tarassut tutanağına konu olması için bizatihi içerisinde şüpheli şahıs bulunan ses veya görüntülerin kayda alınması gerekmektedir.

Oysa ki burada dikkat çekici olan husus; fiziki takip tarassut ekibinde görevli polis memuru ...'nın, içeriğinde herhangi bir suç unsuru bulunmaması ve şüpheli şahsa ait bir görüntü de alınmaması nedeniyle fiziki takip tarassut tutanağı düzenleme gereği duymadığı ve tutanakta özellikle belirtmek istemediği halde, sanık ...'in görüşme ve buluşmanın bir tarafının İçişleri Bakanı ... olduğunun yürütülen soruşturma açısından önem arz ettiğini söyleyerek mutlak surette ismine yer verilmesi yönündeki talimatı doğrultusunda ...'in ismine CMK'nın 140'ıncı maddesi gereği düzenledikleri fiziki takip ve tarassut tutanağında yer verilmiş olmasıdır.

Bu itibarla sanık ...'nın savunmaları ile 27/04/2013 tarihli tutanak içeriği birlikte değerlendirildiğinde, FETÖ/PDY üyesi adli kolluk görevlisi sanıkların İçişleri Bakanının kamuya açık yerlerdeki hareket ve özel ilişkilerini izleyip fiziki takip tarassut tutanağına aktarılmasını sağlayarak Örgütsel bir kasıtla Bakan ile ilgili özellikle delil toplama amacı güttükleri, bilahare bu delili, yürüttükleri kurgusal nitelikli soruşturmada ileride Bakan ve dolayısıyla onun bir parçası olduğu siyasi iktidar aleyhinde kullanmayı planladıkları, bu sayede özel soruşturma usulüne tabi Bakan ile ilgili dolaylı yoldan delil toplama ve soruşturma faaliyeti yürüttükleri anlaşılmıştır.

3 )Fiziki takip tutanaklarından üçüncüsü; suç tarihinde Avrupa Birliği Bakanı olarak görev yapan...'ın görev yaptığı Bakanlık ... Ofisinin görüntülerinin yer aldığı teknik araçlarla izleme faaliyetidir. 25/04/2013 tarihinde saat 13.00'de tanzim edilen fiziki takip tutanağının 34 TM 00121 aidiyet numaralı 315589 sicil sayılı polis memuru sanık Yalçın Aksoy ve 34 TM 00168 aidiyet numaralı 296368 sicil sayılı polis memuru sanık ... tarafından düzenlendiği ve tanzim edilen fiziki takip tarassut tutanağında "Mali Şube Müdürlüğünce yürütülmekte olan Cumhuriyet Başsavcılığının 2012/120653 nolu soruşturması kapsamında ... 38'inci Sulh Ceza Mahkemesinin vermiş olduğu 19/04/2013 tarihli ve 2013/209 sayılı teknik araçlarla izleme kararına istinaden teknik takibi yapılan...isimli şahsın 19/04/2013 günü saat 16.00 sıralarında isminin Halil olduğunu bildiğimiz bir kurye ile buluşarak paket teslim aldıktan sonra Beşiktaş ilçesi Ortaköy semti Muallim Naci Caddesi No:18'de bulunan Avrupa Birliği Bakanlığı ... Ofisine gideceği bilgisi biz görevlilere bildirilmesi üzerine aynı gün saat 15.00 sıralarında bilinen adrese gidilerek gerekli güvenlik tedbirleri alındıktan sonra beklenilmeye başlanıldığı, saat 16.15 sıralarında...isimli şahsın şoförü ve koruması ile birlikte tekne ile Ortaköy iskelesine geldiğinin görüldüğü, daha sonra yapılan takip tarassut işleminde bilinen adresin bulunduğu Muallim Naci Caddesi üzerinde 34 AG 1053 plaka sayılı motosikletli kuryeden Rıza Sarraf'ın şoförünün bir paket alarak bunu Rıza Sarraf'a verdiğinin, Sarraf'ın da paketi aldıktan sonra Avrupa Birliği Bakanlığı ... Ofisine girdiğinin görüldüğü, Sarraf'ın saat 16.41 sıralarında Bakanlık Ofisinden çıkarak tekrar Ortaköy iskelesi yönünde yürüdüğünün görüldüğü, soruşturmanın güvenliği ve ilerleyen aşamaları açısından fiziki takip ve tarassut işlemine son verildiği " ifadelerine yer verildiği tespit edilmiştir.

Sanık Yalçın Aksoy'un 26/03/2014 tarihli müfettişlik ifadesinde, 08/12/2015 tarihinde müdafi eşliğinde alınan kolluk ifadesinde ve derece mahkemesi huzurunda 10/12/2018 tarihli 109'uncu oturumda müdafi eşliğinde yasal hakları tahtında alınan savunmasında, 19/04/2013 tarihli fiziki takip tutanağı altındaki imzanın kendisine ait olduğunu, mahkeme kararına istinaden gerçekleştirilen takip tarassut faaliyetlerine genellikle Mali Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliği Takip Tarassut Kısım Amiri olan Başkomiser ... ve aynı kısımda 2012 yılı Temmuz ayından itibaren görev yapmaya başlayan komiser yardımcısı ...'in yönlendirmesi ve talimatıyla gittiğini, somut olayda da bu şekilde olduğunu, ...'ın Bakanlığını yaptığı Avrupa Birliği Bakanlığı'nın Ortaköy'deki ... Ofisine 19/04/2013 günü takip amaçlı gittiğinde yanında başka fiziki takipçi arkadaşlarının da bulunduğunu, ancak kimler olduğunu hatırlamadığını, takip esnasında Rıza Sarraf'ın motosikletli bir kuryesinin geldiğini, Sarraf'ın kuryenin getirdiği kutuyu alarak binaya girip bir süre sonra da çıkarak oradan ayrıldığını, bu hususları anahtarlık kameraya kaydettiğini, yaptığı takip tarassut faaliyeti sona erince olay yerinden ayrılmak için kısım amiri ...'e bilgi vererek geç vakit olduğunu trafiğin yoğunlaşacağını söyleyip görüntüleri ertesi gün şubede tutanağa bağlamak kaydıyla Beykoz'daki evine gitmek için izin istediğini, ancak ...'in "herkes o görüntüleri bekliyor sen şubeye gel görüntüleri getir" diyerek çağırması üzerine şubeye giderek anahtarlık kamerada aldığı görüntüyü ortak kullanımdaki bilgisayardan bir flash belleğe atarak Başkomiser ...'e flash bellek ile elden teslim ettiğini, teslim ettiği görüntülerin içerisinde ortam seslerini de barındıran ham görüntüler olduğunu, ertesi gün video görüntüsü ile alakalı ses kısma ve resimleme çalışmalarını tamamlayıp tutanağı ve düzenlenmiş video görüntülerini CD ortamına aktararak takip konusunda dinledikleri şahısla ilgili bilgi sahibi olmaları için mutat olduğu üzere ilgili dinlemeci memura teslim ettiğini, 17 Aralık operasyonu sonrası basına sızan ve youtube isimli video paylaşım sitesinde görüp bizzat izlediği olayla ilgili görüntülerin sesi kısılmamış ham görüntüler olduğunu anladığını, bu ham görüntüleri 19/04/2013 günü ...'e kendisinin teslim ettiğini, ancak basına ne şekilde veya kim tarafından sızdırıldığını bilmediğini, tutanak düzenlemeden önce Rıza Sarraf'ın Bakanlık ofisine gittiğini tutanakta belirtip belirtmemekle alakalı tereddüt yaşadığını, bu hususu kısım amiri ...'e sorduğunda İbiş'in soruşturmadan / konudan Başbakan'ın veya devlet yetkililerinin haberinin olduğunu, o yüzden rahat çalışmalarını ve herhangi bir sıkıntı olmayacağını söylediğini ifade ettiği anlaşılmıştır.

Burada da dikkat çekici olan hususlar; yukarıdaki paragrafta anlatılan konuda olduğu gibi fiziki takip tarassut kısmında görevli polis memuru Yalçın Aksoy'un tutanakta belirtmek konusunda tereddüt yaşadığı bir konuda sanık ...'in talimatı doğrultusunda Rıza Sarraf'ın gittiği adresin Avrupa Birliği Bakanlığı ... Ofisi olduğu hususuna fiziki takip ve tarassut tutanağında özellikle yer verilmiş olması, görüntülerin Mali Şubede herkes tarafından beklendiğinin ifade edilerek ivedilikle temin edilmeye çalışılması, operasyondan sonra görüntülerin ham haliyle Bakanla ilgili rüşvet ve yolsuzluk algısı oluşturmak amacıyla basına sızdırılması, bir polis memuru tarafından Bakan aleyhinde delil toplama faaliyetinin bir ürünü olabileceği ihtimali değerlendirilen işlem için sanık ...'in "konudan Başbakanın veya devlet yetkililerinin haberi var, rahat olun, sıkıntı olmaz" minvalindeki sözlerle soruşturma içeriğinden bilgi sahibi olmayan polis memurlarının bir yandan soruşturma ile ilgili motivasyonunun sağlanması, diğer yandan ise Örgütle bağı olmadığı için soruşturmadan bilgi sahibi olmayan polis memurları üzerinde emir otorite ilişkisi ve nüfuz kullanılmak suretiyle soruşturmada adeta kullanılarak aldatılmış olmalarıdır.

Bu itibarla sanık Yalçın Aksoy'un savunmaları ile 25/04/2013 tarihli tutanak içeriği birlikte değerlendirildiğinde, FETÖ/PDY üyesi adli kolluk görevlisi sanıkların Avrupa Birliği Bakanının kamuya açık yerlerdeki hareket ve özel ilişkilerini izleyip fiziki takip tarassut tutanağına aktarılmasını sağlayarak Örgütsel bir kasıtla Bakan ile ilgili özellikle delil toplama amacı güttükleri, bilahare bu delili, yürüttükleri kurgusal nitelikli soruşturmada ileride Bakan ve dolayısıyla onun bir parçası olduğu siyasi iktidar aleyhinde kullanmayı planladıkları, nitekim Rıza Sarraf'ın elindeki bir kutuyla Bakanlık ofisini ziyaretine ilişkin görüntülerin 17 Aralık operasyonundan sonra basına ve sosyal medyaya sızdırılarak aleyhte algı yaratıldığı, bu sayede özel soruşturma usulüne tabi Bakan ile ilgili dolaylı yoldan delil toplama ve soruşturma faaliyeti yürüttükleri belirlenmiştir.

2012/120653 sayılı soruşturmada Bakanlarla ilgili Örgütsel bir kast ve saikle toplanılarak dolaylı yoldan soruşturma yürütüldüğünü ortaya koyan bir diğer veri ise; Bakanların kullandıkları mobil / cep telefonlarının baz sinyallerine göre konumlarının takip edilerek bunu ortaya koyan cell harita görüntülerinin tutanağa bağlanmış olmasıdır.

Buna göre; soruşturma evrakı içerisinde bulunan ve Mali Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliğinde dinlemeci polis memuru olarak görev yapan 34 TM 00145 aidiyet numaralı sanık... ile 34 TM 00184 aidiyet numaralı sanık ... tarafından müşterek imza ile düzenlendiği anlaşılan 02/09/2013 tarihli tutanak içeriğinden, suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, rüşvet, suçtan elde edilen mal varlığının aklanması, örgüt faaliyeti kapsamında sahtecilik, kaçakçılık ve hayali ihracat ile ilgili olarak 0 533 350 00 00, 0 532 202 66 66, 0 532 176 66 66 ve 0 531 475 10 53 numaralı hatların kullanıcısı...isimli şahsın 27/08/2013 günü saat 15.54 sıralarında ... ili Çankaya ilçesi Emek mahallesi mevkiinde Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan'ın bulunduğu mekanda buluştuklarının, aynı buluşmada Avrupa Birliği Bakanı...'ın da bulunduğunun tespit edilerek buna dair cell harita görüntülerine yer verildiği anlaşılmış, yine aynı tarihli tutanak içeriğinden Rıza Sarraf'ın aynı tarihte saat 18.37 sıralarında ... ili Çankaya ilçesi Devlet Mahallesi mevkiinde İçişleri Bakanı ...'in bulunduğu mekanda buluştuklarının tespit edilerek buna dair cell harita görüntülerine yer verildiği, aynı sanıklar tarafından birlikte düzenlendiği anlaşılan 15/10/2013 tarihli tutanak içeriğinden ise soruşturma şüphelisi Rıza Sarraf'ın 08/10/2013 günü saat 09.53 sıralarında ... ile Yenimahalle Alacaatlı mahallesi mevkiinde Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan'ın konutunda buluştuklarının tespit edilerek buna dair cell harita görüntülerine yer verildiği, bu hususlara fezleke ve raporda da yer verildiği anlaşılmıştır.

Bu tutanaklar münderecatından da anlaşılacağı üzere, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına bağlı olup, buradan emir ve talimat alan ... Mali Şube Müdürlüğü görevlisi sanıklar böylelikle, soruşturma şüphelisi Rıza Sarraf'ın takibi görüntüsü ve adı altında Bakanların baz sinyal bilgilerinden hareketle onların ilişkilerini, görüşmelerini, hareketlerini takip altına almak suretiyle dolaylı yoldan Bakanlarla ilgili soruşturma yürüterek 2012/120653 sayılı soruşturma süresince Bakanlarla ilgili delil toplamışlardır.

Sanıklar her ne kadar aşamalardaki benzer mahiyet ve içerikteki savunmalarında ısrarla, 2012/120653 125043 sayılı soruşturmalarda Bakanlarla ilgili özel soruşturma usullerine riayet edildiğini, soruşturma sırasında yasama dokunulmazlığını haiz Bakanlara yönelik tutma, gözaltına alma, sorgulama vb. gibi temsil özelliklerine halel getirecek hiçbir koruma tedbiri uygulanmadığını, hatta hukuk sisteminin cevaz verdiği Ceza Muhakemesi Kanununun 135 ve 140'ıncı maddeleri çerçevesinde telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesi ve teknik araçlarla izleme tedbirlerine dahi başvurulmadığını, ikametlerinde veya iş yerlerinde arama tedbirleri uygulanmadığını, Bakanların yürütülen suç soruşturmasının şüphelileriyle çıkar amaçlı suç ilişkisi içerisinde girmiş olmaları hasebiyle yapılan iletişimin denetlenmesi faaliyetinin doğası gereği dinlemeye takıldıklarını, Anayasa Mahkemesinin 18/05/2011 tarih ve 2009/1 esas, 2011/82 karar sayılı kararında bu durumun iletişimin dinlenmesi tedbirinin uygulanmasıyla ilgili bir zorunluluktan kaynaklandığına işaret edildiğini, buna göre dinleme kararı her ne kadar şüpheli ya da sanık hakkında verilmiş olsa da telefonla yapılan iletişim faaliyetinin en az iki kişi arasında gerçekleştiği gerçeği dikkate alındığında, uygulamada iletişimi yasal olarak dinlenen kişi ile iletişim kuran üçüncü kişilerin iletişimlerinin dolaylı olarak dinlenilmesinin de kaçınılmaz olduğunu, Bakanlarla ilgili dinlemelerin bu şekilde gerçekleştiğini, soruşturma süresince kabine üyesi hiçbir Bakan hakkında hedef şahıs olarak doğrudan CMK 135 tedbirine başvurulmadığını, Bakanlarla ilgili bir soruşturma yürütülmediğini, delil toplanmadığını, yapılan soruşturmada Bakanların şüpheli konumunda olmadığını ifade etmişlerse de;

Bu savunmalarının tamamen suçtan kurtulmaya dönük, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün geçmişten beri süre gelen biçimde uyguladığı artık anlaşılan klasik gizleme, gizlenme ve takiyye stratejisinin bir ürünü olduğu, Bakanların yaklaşık 15 aylık soruşturmalar süresince takip altına alındıkları, Bakanlarla ilgili Örgüt talimatıyla ve örgütsel motivasyon ve saikle delil toplanarak dolaylı yoldan örtülü / gizli biçimde soruşturma yürütüldüğü, kolluk fezlekeleri, rapor ve bilgi notlarında Bakanlarla ilgili görevleriyle ilgili işledikleri iddia edilen suçlardan ötürü doğrudan "suç örgütü yöneticisi, rüşvet alan" gibi, ancak hakkında soruşturma yürütülen bir kişiye izafe edilebilecek türden terminolojik ifadelerle açıkça suç isnadında bulunulduğu, hakkında dinleme kararı bulunan soruşturma şüphelileri üzerinden uzun süre iletişimleri denetlenerek Örgütün bu tür kurgusal soruşturmalarda uyguladığı klasik yöntem olan "dolaylı dinleme" yoluyla Bakanlar hakkında delil toplandığı ve biriktirildiği, bilahare bu delillerin Örgüt talimatı ile gerçekleştirilen sansasyonel nitelikli bir operasyonla ortaya saçılarak ve basın yayın organlarına sızdırılarak iş başındaki Hükûmetin ulusal ve uluslararası kamuoyu nezdinde rüşvet ve yolsuzluğa bulaşmış bir siyasi iktidar olduğu yönünde olumsuz bir algı yaratılmak suretiyle istifa etmesine veya iş yapamaz hale getirilmesine teşebbüs edildiği anlaşılmıştır.

Kaldı ki soruşturmaları fiilen yürüten, koordine eden, yönlendiren, karar verici konumda olan, teknik takip işlemlerini gerçekleştiren, bunun için gerekli mahkeme kararlarını temin eden, dinlemeleri icra eden tüm sanıklar savunmalarında bir yandan Bakanlarla ilgili soruşturma yürütmediklerini, bu bağlamda Bakanların şüpheli konumunda olmadığını ifade ederken, öte yandan bu savunma ile tamamen kendi içerisinde çelişen ve adeta kendi savunmalarını nakzeden biçimde (yukarıda tanıklıktan çekilme konusu ile ilgili izahat yapıldığı sırada dile getirildiği üzere) Bakanların tanıklıktan çekilme derecesindeki yakınlarıyla ilgili telefon görüşmeleri yapmazdan evvel zaten suça iştirak ettiklerinin belirlendiğini, bu itibarla o andan itibaren tanıklıktan çekilme özelliğini kaybettiklerini ve "suça iştirak eden şüpheli" konumunda olduklarını ifade etmişlerdir. Bu itibarla, sanıkların, yürürlükteki Anayasa ve yasalara aykırı olarak Bakanlarla ilgili açıkça yetkisiz ve hukuksuz olarak dolaylı şekilde yürüttükleri soruşturmalarda bir yandan Bakanların şüpheli sıfatını haiz olmadığını ifade ederken, gerçekte ise, yukarıda özetlenen soruşturma iş ve işlemleriyle bunun aksini ortaya koyan ve kendi savunmalarını nakzeden biçimde hareket ettikleri tespit edilmiştir.

Bu noktada, sanık ...'nın hakkında ön inceleme yürüten Mülkiye Başmüfettişleri Bahadır Karakaya ve Turgay Alpman'a sunmuş olduğu 19 sayfadan oluşan ve 21/07/2014 tarihinde verdiği, dosyada bir örneği bulunan yazılı savunmasında Bakanların tanıklıktan çekinme derecesindeki yakınlarıyla gerçekleştirdikleri telefon görüşmelerinin iletişim tespit tutanağı haline getirilmesi ile ilgili konuyla alakalı verdiği cevaplarda yer alan; İçişleri Bakanı ...'in çıkar amaçlı suç grubu içerisinde faaliyet gösterdiği hususunun, oğlu Barış Güler ile telefon görüşmesi yapmadan önce tespit edildiğine, oğlu Barış Güler ile telefon görüşmelerinin bu nedenle kaydedildiğine, ...'in Barış Güler ile telefon görüşmesi yapmadan önce tanıklıktan çekinme özelliğini yitirdiğine, "suça iştirak ettiği"ne ve dosya kapsamında "şüpheli" konumda olduğuna dair beyan ve ifadeleri bu konuda çarpıcı bir örnek olması yönünden dikkat çekici bulunmuştur ki, aynı ifadelerin sanık ...'ın aynı kapsamda mülkiye başmüfettişlerine sunmuş olduğu 22/07/2014 tarihli yazılı savunmalarında Çevre ve Şehircilik Bakanı ... yönünden dile getirildiği görülmüştür.

Oysa bilinmektedir ki, ceza yargılaması hukukunda ancak hakkında soruşturma yapılan bir kişi "şüpheli" olarak nitelendirilmekte olup, nitekim Ceza Muhakemesi Kanununun tanımlar kısmındaki 2/1 a maddesinde de şüphelinin "soruşturma evresinde, suç şüphesi altında bulunan kişiyi" ifade ettiği belirtilmiştir. Öğretide de şüphelinin soruşturma evresinde suç şüphesi altında bulunan kişiyi ifade ettiği benimsenmiştir (Bahri Öztürk, Nazari ve Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku). Gayet net ve apaçık bu durum muvacehesinde, sanıkların Bakanlarla ilgili soruşturma yürütmediklerine dair maddi gerçeklikle ilgisi olmayan, soyut ve inandırıcılıktan tamamen uzak savunmalarına itibar edilmesi mümkün görülmemiştir.

Gelinen aşamada, yasama dokunulmazlığını haiz milletvekilleri ve Bakanlarla ilgili soruşturma usulleri, kişisel veya görev suçu isnadı halinde hal ve hareket tarzı, görevleri sebebiyle işledikleri suçlar nedeniyle haklarında doğrudan doğruya ceza soruşturması ve kovuşturması yapılıp yapılamayacağı konuları ile alakalı suç tarihinde Ülkemizde yürürlükteki hukuki düzenlemeler ile uygulamanın, bir başka deyişle teorideki durum ile pratikteki uygulamanın izahına çalışılmasının, konunun daha iyi anlaşılabilmesi bakımından, yerinde olacağı değerlendirilmiştir.

5.1.Yasama Dokunulmazlığı Kavramı;

Bilindiği üzere, "soruşturma" başlığı altında düzenlenen Ceza Muhakemesi Kanununun 157 ve devamı maddelerinin birlikte değerlendirilmesinden, bir suça ilişkin ihbar ve şikayetin Cumhuriyet Başsavcılığına veya kolluk makamlarına yapılabileceği, vaki ihbar ve şikayet üzerine soruşturmanın da Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülmesi genel kural olarak kabul edilmiştir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununu, ceza muhakemesinin yürüyüşünü iki evrede düzenlemiştir. Bunlar soruşturma ve kovuşturma evreleridir. CMK md.2 uyarınca soruşturma evresi suç işlendiği şüphesinin yetkili makamlarca öğrenildiği anda başlar ve iddianamenin kabulüyle birlikte kovuşturma evresine geçilir. Ceza Yargılaması Usul Hukukuna göre soruşturmayı yürütmek yetkisi Cumhuriyet savcısına aittir. Cumhuriyet savcısı emrindeki adli kolluk birimleri marifetiyle delilleri toplar ve kamu davasının açılmasına yer olup olmadığını değerlendirir.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunun 164/1 madde ve fıkrası uyarınca, adli kolluk; 4/6/1937 tarihli ve 3201 sayılı Emniyet Teşkilatı Kanununun 8, 9 ve 12'nci maddeleri, 10.3.1983 tarihli ve 2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanununun 7'nci maddesi, 2/7/1993 tarihli ve 485 sayılı Gümrük Müsteşarlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 8'inci maddesi ve 9/7/1982 tarihli ve 2692 sayılı Sahil Güvenlik Komutanlığı Kanununun 4'üncü maddesinde belirtilen soruşturma işlemlerini yapan güvenlik görevlilerini ifade etmektedir.

Ceza muhakemesinde genel kural, Cumhuriyet savcısının, soruşturmaya şikayet, izin, müracaat gibi bir şartın gerçekleşmesini beklemeksizin re'sen başlamasıdır. Ancak ceza muhakemesi hukukumuzda soruşturma konusu suç, sanığın sıfatı ya da yaptığı görev vs. dikkate alınarak farklı düzenlemelere tabi kılınmış soruşturmalar da vardır. Gerçekten de, kimi kamu görevlilerinin görev ve sıfatlarının hassasiyetini gözeten anayasa ve yasa koyucu irade, görevleri sebebiyle işledikleri suçlar nedeniyle bunların doğrudan doğruya ceza soruşturma ve kovuşturmasına tabi tutulmalarının, kamu hizmetinin işleyişinde duraksamalara ve kamu otoritesinin zedelenmesine yol açacağı kaygısıyla, bazı özel yasalara koyduğu hükümlerle yukarıda belirtilen genel kuralın ayrıksı ve istisnai hükümlerine yer vererek bunlar hakkında özel bir soruşturma ve kovuşturma yöntemi öngörmüştür.

Bu özel soruşturma / kovuşturma yöntemlerinden günlük hayatta en sık karşılaşılanları memurlar / kamu görevlileri ile 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanununa tabi yüksek öğretim üyeleri / görevlileriyle ilgili olanlarıdır. Bu bağlamda, 02/12/1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkındaki Kanun kapsamında yer alan kamu görevlileriyle ilgili olarak mezkur Kanunun 2/1 madde ve fıkrasındaki "Bu Kanun, Devletin ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre yürüttükleri kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevleri ifa eden memurlar ve diğer kamu görevlilerinin görevleri sebebiyle işledikleri suçlar hakkında uygulanır." şeklindeki hüküm ile kamu görevlileriyle alakalı soruşturma açılabilmesi yönünden ön inceleme ve izin koşulunu getirmiş, ağır cezayı gerektiren suç üstü hali ve 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanununun 17/1 maddesinde sayılan suçlarda ise genel kuralın uygulanacağını, bir başka deyişle resen soruşturma başlatılacağını düzenlemiştir.

Yürütmüş oldukları görev ve sıfatlarının hassasiyeti nedeniyle özel soruşturma usulüne tabi olan ve haklarında genel hükümlerden ayrıksı düzenlemeler getirilen diğer şahıslar ise milletvekili, Başbakan ve bakanlardır. Bu bağlamda Anayasa koyucu, milletvekili, Başbakan ve bakanların işledikleri iddia edilen suçlar yönünden "soruşturma" ve "kovuşturma" yöntemlerinin farklı olması gerektiği düşüncesiyle, Anayasanın 83 ve 100'üncü maddelerinde yer verdiği düzenlemelerle Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri ile Başbakan ve Bakanlar hakkında suç isnadı halinde yapılacak işlemlerin usul ve kurallarını ayrıca belirlemiş, milletvekilleri yönünden Anayasanın 83'üncü maddesinde "yasama dokunulmazlığı", 100'üncü maddesinde ise Başbakan ve bakanlar yönünden "özel soruşturma usulü" öngörmüştür.

Bilinen en eski anayasal kurumlardan biri olup, tarihi kökenlerinin araştırılması eski Roma medeniyetine kadar inilmesini gerektiren "yasama bağışıklıkları" özellikle temsili hükûmet rejimlerinin teşekkülleri sonrasında ehemmiyet kazanmışlardır. Parlamentarizm gibi, yasama dokunulmazlığı da aynen İngiltere kökenli bir müessese olup, bu kurum ve anlayışın temelinde esasen parlamentonun monarşik iktidara karşı yürüttüğü bağımsız olma mücadelesi ve genel olarak siyasi iktidarı kayıtlama amacı bulunmaktadır. Nitekim, kurumun doğuşu ve gelişimi, yasama dokunulmazlığının, iktidar gücünü elinde tutan yürütme organına karşı muhalefet edenleri koruma amacı taşıdığını ve kamu yararı düşüncesine dayanmakta olduğunu göstermektedir. Nitekim Anayasa Mahkemesi de aynı istikametteki kararlarında özetle "yasama dokunulmazlığı, yasama organı üyelerini siyasal iktidarlara karşı işlevleri yönünden korumak amacıyla tarihsel bir gelişimin sonucunda oluşmuştur" tespitinde bulunduktan sonra, yasama organı üyelerinin meclis çalışmalarına ve faaliyetlerine katılmalarının ve bağımsızlıklarının güvencesi sayılan bu kurumun maksadını "siyasal nedenlerle milletvekilini, özellikle, siyasal iktidarın açtırmak isteyeceği kovuşturmalara karşı korumaktır" şeklinde izah etmiştir. İngiltere'de doğmuş olan yasama dokunulmazlığı müessesesi 1789 Fransız Devrimi'nin akabinde Fransa üzerinden Kıta Avrupası'na yayılmıştır. Fransa'da kabul görüşünün köklerinde "kuvvetler ayrılığı" teorisi bulunan yasama dokunulmazlığı, gelişen süreçte kurumsallaşarak vazgeçilmez bir anayasal kurum haline gelmiştir. Bunda, dokunulmazlığın kişisel bir imtiyaz değil ve fakat milletvekilliği vazifesi ile bağlantılı bir himaye olduğunun anlaşılmasının payı büyüktür (O. Serkan Gülfidan Yasama Dokunulmazlığı, Levha Yayınları, ... Ekim 2011).

Bugün için kullanılan tanım ve terimlerdeki farklılıklara rağmen, bir yanda kovuşturma faaliyetlerine karşı yasama çalışmaları çerçevesinde açıklanan düşünceleri ve kullanılan oyları kapsar biçimde parlamenterlerin ifade özgürlüklerini koruyan "yasama sorumsuzluğu", diğer yanda mensup oldukları parlamentonun izni olmaksızın parlamenterlerin göz altına alınma, tutuklanma gibi bir takım takibat işlemlerine maruz kalmalarını engelleyen "yasama dokunulmazlığı", yasama bağışıklığının iki türü olarak Avrupa devletlerinin pek çoğu tarafından tanınmaktadır.

Kıta Avrupası hukukunun etkilerini gösterdiği ülkemizde halen yürürlükteki 1982 Anayasası "yasama dokunulmazlığı" kenar başlığını taşıyan 83'üncü maddesinde, dokunulmazlık yasama sorumsuzluğu ile beraber düzenlenmiştir. İlk fıkrası yasama sorumsuzluğuna, takip eden fıkraları ise yasama dokunulmazlığına dair olan bu madde hükmünde "Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, Meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerinden, Mecliste ileri sürdükleri düşüncelerinden, o oturumdaki Başkanlık Divanının teklifi üzerine Meclisçe başka bir karar alınmadıkça bunları Meclis dışında tekrarlamak ve açığa vurmaktan sorumlu tutulamazlar.

Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili, Meclisin kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz. Ağır cezayı gerektiren suçüstü hali ve seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar bu hükmün dışındadır. Ancak, bu halde yetkili makam durumu hemen ve doğrudan doğruya Türkiye Büyük Millet Meclisine bildirmek zorundadır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi hakkında, seçimden önce veya sonra verilmiş bir ceza hükmünün yerine getirilmesi, üyelik sıfatının sona ermesine bırakılır; üyelik süresince zamanaşımı işlemez.

Tekrar seçilen milletvekili hakkında soruşturma ve kovuşturma, Meclisin yeniden dokunulmazlığını kaldırmasına bağlıdır.

Türkiye Büyük Millet Meclisindeki siyasi parti gruplarınca, yasama dokunulmazlığı ile ilgili görüşme yapılamaz ve karar alınamaz" denilmektedir.

Öğretide ve teoride "muvakkat dokunulmazlık", "dar anlamıyla dokunulmazlık", "nisbi masuniyet" gibi tamlamalarla da anılagelen yasama dokunulmazlığı parlamenter fonksiyon dışında kalan fiillere ilişkin olması ve mutlak olmaması (öte yandan yasama sorumsuzluğunun mutlaklığı, sürekli ve kaldırılamaz olmasıyla, meclisin iç disiplin yaptırımları ayrık olmak üzere hukuki ve cezai sorumsuzluğu bir arada içermesini ifade etmektedir) dolayısıyla "mutlak dokunulmazlık / masuniyet" olarak da adlandırılan yasama sorumsuzluğundan ayrılır ve esasen onu tamamlayan bir kurum olarak telakki edilir. Öğretide ve doktrinde değişik şekillerde tanımlanmakla birlikte, milletvekili dokunulmazlığının (muvakkat / nisbi dokunulmazlık) tanımı ve çerçevesi hususunda üzerinde ittifak edilen görüş; milletvekillerinin suç işledikleri iddiasına istinaden haklarında cezai takibat (kovuşturma) yapılabilmesinin meclis kararı olmadan mümkün olmaması, meclis kararı olmadıkça bir milletvekili hakkında suç işlediği isnadıyla kovuşturmaya girişilememesi ve fakat soruşturma yapılabilmesi yönündedir (Kemal Gözler, Türk Anayasa Hukuk Dersleri, Bursa 2007).

Teoride ve doktrinde üzerinde ittifak edilen görüşe göre, bir muhakeme / kovuşturma engeli olarak kabul edilen ve milletvekili sıfatının kazanılması ile başlayıp, milletvekilinin ölümü, yasama döneminin sona ermesi ve tekrar seçilememe hali, milletvekilliğinin Anayasanın 84'üncü maddesinde sayılan sebeplerle (istifanın kabulü, TBMM üyeliğine seçilmeye engel bir suçtan ötürü kesin hüküm giyme, kısıtlanma gibi) düşmesi, dokunulmazlığın bizatihi TBMM tarafından meclis kararıyla kaldırılması ya da dokunulmazlığın kendiliğinden kalktığı "ağır cezayı gerektiren suçüstü hali ve seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar" istisnasına temas edilinceye değin devam ettiği kabul edilen yasama dokunulmazlığı kurumu, ceza muhakemesi hukuku ve Anayasanın 83/3 maddesi yönüyle de ceza infaz hukuku ile ilgili bir müessese olup, Anayasanın 83'üncü maddesinin 2'nci fıkrası yasama dokunulmazlığının engel olduğu işlemleri tahdidi olarak saymış bulunmaktadır. Genel kabul gören bu görüşe göre, seçimden önce veya sonra bir suç işlediği iddia olunan milletvekili, dokunulmazlığı son bulmadıkça ya da TBMM tarafından kaldırılmadıkça yasak işlemler kapsamında tutulamayacak, sorguya çekilemeyecek, tutuklanamayacak ve yargılanamayacak, buna mukabil milletvekilleri hakkında Anayasa'da tahdidi olarak sayılan ve milletvekilinin hareket özgürlüğünün kısıtlanması sonucunu doğuran istisnai haller dışındaki soruşturma iş ve işlemleri ile koruma tedbirleri uygulanabilecek, bu bağlamda başlı başına hareket hürriyetini kısıtlayıcı bir tedbir olması hasebiyle milletvekili üst aramasına tabi tutulamayacak olmakla birlikte, milletvekilinin hareket hürriyetini kısıtlayıcı bir yönü ve içeriği bulunmayan konut ve iş yeri araması işlemi uygulanabilecek, öte yandan CMK'nın 135 ila 138'inci maddelerinin öngördüğü şartlar oluşmuş ise bir milletvekili hakkında telekomünikasyon yoluyla iletişiminin denetlenmesi tedbiri uygulanabilecektir.

Vakıa genel ve kabul edilen görüş bu yönde olmakla birlikte, öğretide bunun aksine görüşler de bulunmaktadır. Bu görüşe göre; "Milletvekili veya bu sıfatı taşımayan bakanların dokunulmazlığı, Anayasanın 83'üncü maddesinde düzenlenmiştir. Dokunulmazlık, mutlak ve muvakkat, yani geçici olarak ikiye ayrılır. Mutlak dokunulmazlık, Mecliste veya Meclis çalışmalarında kullanılan oy, ileri sürülen söz ve davranışlardan dolayı milletvekilinin sorumluluğunun olmamasıdır ki, bu sorumluluk milletvekilliği sıfatı son bulduğunda, hatta geçici dokunulmazlığın kaldırılması sırasında da devam eder. Geçici dokunulmazlık ise, milletvekilinin işlediği iddia edilen suçlardan dolayı Türkiye Büyük Millet Meclisi kararı olmadıkça, yani dokunulmazlığı kaldırılmadıkça veya milletvekilliği son bulmadıkça yargılanamaması demektir. Yargılanamama, hem soruşturma ve hem de kovuşturma evrelerini kapsar. Bu sebeple, TBMM’ye bildirilmek kaydıyla milletvekilinin işlediği iddia edilen suç ağır cezalık suçüstü hali veya seçimden önce soruşturulmasına başlamak kaydıyla Anayasa m.14’ün kapsamına giren bir eylem olmadığı takdirde yargılama, yani iddiaya konu suçla ilgili soruşturma ve kovuşturma yapılamaz. Bu yasak, yalnızca milletvekilinin tutulamayacağı, sorguya çekilemeyeceği ve tutuklanamayacağı anlamına gelmez.

Anayasa m.83/2’nin birinci cümlesinde öngörülen yasak, milletvekilinin yargılanması aşamasını kapsamaktadır. Yargılama ise bir bütün olup, soruşturma ve kovuşturma evrelerini içine alır. Nitekim “tanımlar” başlıklı CMK m.2’de şüpheli, soruşturma, sanık ve kovuşturma aşamaları tanımlanırken, bir bütün olarak ceza yargılamasından bahsedildiği görülmektedir. Anayasa m.83/2’de geçen “Meclis kararı” ve “yargılama yasağı” kavramları, milletvekili hakkında Anayasa m.83/2’de sayılmayan suçlardan dolayı suçlama yapılmasını, yani milletvekiline “şüpheli” ve “sanık” sıfatları ile muamele edilmesini de engeller.

Türkiye Büyük Millet Meclisi kararı olmadıkça milletvekilinin iletişiminin şüpheli veya sanık sıfatıyla denetlenmesi, ancak ağır cezalık suçüstü hali ile seçimden önce soruşturulmasına başlanılmak kaydıyla Anayasa m.14’ün kapsamına giren istisnai hal ve eylemlerde mümkündür. Bu halde bile, durum derhal ve doğrudan doğruya TBMM’ye bildirilmek zorundadır.

Aksi düşüncenin kabulü halinde milletvekili dokunulmazlığının bir anlamı kalmaz. Özellikle muhalefet partisine üye milletvekiline veya bağımsız milletvekiline bir suç atfedilerek, milletvekilini tutmadan, sorguya çekmeden, tutuklamadan ve mahkeme önüne çıkarmadan soruşturulup hakkında delil toplanması kabul edildiğinde, o milletvekilinin yasama dokunulmazlığının, halkı özgürce temsil etme iradesini kullanabilmesinin, ifade hürriyeti ve eleştirme hakkının korunmasından, yani güvence altında olduğundan bahsedilemez. Bu yöntemle, temsili demokraside halkın temsilcilerinin temsil etme iradelerinin özü zedeleneceği gibi, hak ve hürriyetlerinin baskı altına alınması kaçınılmaz olacaktır. Yasama dokunulmazlığı; bilinenin aksine iktidar partisi milletvekillerini değil, esas itibariyle baskı altına alınmaları her zaman mümkün olan muhalif milletvekillerini korur. Yasama dokunulmazlığının varlık sebebi de, temsili demokraside halkın iradesinin özgürce parlamentoya taşınabilmesidir.

Anayasa m.83/2’de öngörülen yasama dokunulmazlığı; tutma, ifade alma, sorguya çekme, tutuklama ve kovuşturma ile sınırlı anlaşıldığında, “şüpheli” sıfatıyla milletvekili hakkında soruşturma başlatılması veya devam eden bir soruşturmaya milletvekilinin “şüpheli” sıfatıyla dahil edilmesi veya dolaylı dinleme yasak olmasına rağmen bir başkasının üzerinden milletvekilinin iletişimin denetlenmesi mümkün olabilir ki, yasama dokunulmazlığının içini bu şekilde boşaltmak ve halkın iradesini kullanan insanları sürekli takip edilebilir hale getirmek kabul edilemez.

Milletvekilinin iletişiminin denetlenmesinden umulan yarar ile yasama dokunulmazlığının varlık sebebi ve amacı karşılaştırıldığında, yasama dokunulmazlığı ile temsili demokraside korunan halk iradesinin ön planda olacağı, “yasama dokunulmazlığı” gibi birçok haklı gerekçeye sahip bir müessesenin “kimsenin suç işleme özgürlüğü olamaz”, “yargı ayrıcalığı kabul edilemez”, “herkes eşittir” türünde yüzeysel sözlere kurban edilemeyecek önemi bulunmaktadır. Bu dokunulmazlığı, gerçekten hukukilik denetimine muhtaç ve yargıdan bağışık tutulmaması gereken kişi, eylem ve tasarruflarla karıştırmamak gerekir.

Soruşturma izni alınmadan kamu görevlilerinin ve avukatların iletişimlerinin denetlenmediği bir yerde, halkı temsil edenlerin muhaberat hürriyetlerinin daha kolay kısıtlanabilmesi kabul edilemez ve bu tür bir uygulama milletvekilliği sıfatı ile de bağdaşmaz. Sıfata bağlı tüm dokunulmazlıklar kaldırıldığında, haberleşme hürriyetine getirilebilecek kısıtlamanın doğrudan tatbiki de mümkün olabilir."

Ancak, yukarıda ifade edildiği gibi, yasama dokunulmazlığını bir dava engeli olarak görmeyip, bir ceza muhakemesi koşulu olarak kabul eden çoğunluk görüşüne göre; milletvekilleri hakkında işledikleri iddia edilen kişisel suçlarıyla alakalı dokunulmazlığının kaldırılmasına gerek olmaksızın soruşturma yürütülebilecek, ifadelerine başvurulmaksızın deliller eksiksiz toplanabilecek, suçun işlendiği hususunda yeterli şüpheye ulaşılması durumunda kamu davası da açılabilecek, ancak istisnaen soruşturmasına seçimden önce başlanılmış olmak kaydıyla Anayasanın 14'üncü maddesinde sayılan suçlar ve ağır cezayı gerektiren suç üstü hali hariç olmak üzere dokunulmazlığı kaldırılmadığı sürece milletvekilleri hakkında hareket hürriyetlerini kısıtlayıcı adli kontrol tedbirlerine (örneğin yurt dışına çıkamama) tedbirlerine başvurulamayacak, yakalanamayacak, "gözaltı" tedbiri CMK md.91 uyarınca esasen yakalamanın bir neticesi olduğundan milletvekilleri gözaltına alınamayacak, hiçbir surette zorla getirilemeyecek, tutuklanamayacak, beden muayenesine tabi tutulamayacak, adli müşahede amaçlı gözlem altına alınamayacak, başlı başına hareket hürriyetini kısıtlayıcı bir tedbir olması hasebiyle üst aramasına tabi tutulamayacak, 5271 sayılı CMK'nın 2'nci maddesinin (h) bendi uyarınca şüpheli veya sanık sıfatıyla kolluk, Cumhuriyet savcısı, hakim veya mahkeme tarafından ifade ve sorguları yapılamayacak ve mahkeme huzurunda yargılanamayacaklardır.

Bu sebeple, milletvekilleri hakkında yukarıda sayılan ayrıksı haller hariç ve aşağıda ayrıntılı olarak izah edileceği üzere yalnızca "kişisel suçları"yla alakalı (hazırlık) soruşturma işlemlerinin yapılması, Cumhuriyet Savcısı tarafından bir iddianame düzenlenerek mahkemeye verilmesi ve ceza davası açılabilmesi mümkün kabul edilmekte, hatta dava açılması durumunun, tek başına yasama faaliyetlerine katılmayı engellemeyeceği cihetle bunda dokunulmazlık kurumunun amacıyla çelişen bir yön de bulunmadığı, yasama dokunulmazlığının bulunmaması bir ceza muhakemesi şartı olduğuna göre, açılan davada mahkemenin davanın reddine değil ve fakat CMK'nın 223/8 madde ve fıkrası gereği muhakemenin durmasına karar vereceği de ileri sürülmektedir.

Lakin, her ne kadar teoride böyle olmakla birlikte, uygulamada milletvekilleri ile alakalı işledikleri iddia olunan "kişisel suçları" nedeniyle yetkili Cumhuriyet Başsavcılıklarınca düzenlenen ve milletvekilinin ifadesine başvurulmaksızın ve yukarıda zikredilen yasak işlemler yerine getirilmeksizin toplanan delilleri de içeren soruşturma evrakının, haklarında doğrudan dava açılması cihetine gidilmeden, dokunulmazlığın kaldırılması istemini içeren bir fezlekeye bağlanarak Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü eliyle ve (suç tarihinde) Başbakanlık kanalıyla milletvekili hakkında dokunulmazlığın kaldırılması hususunda gereğini takdir edecek olan Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderildiği, burada Komisyonlarda bekleyen dokunulmazlık dosyalarının, ilgili parlamenterin milletvekilliği sıfatını kaybetmesi ve yeniden seçilememesi veya Meclis kararıyla dokunulmazlığının kaldırılmasına karar verilmesi halinde tekrar yetkili soruşturma birimlerine gönderilerek milletvekili hakkında görevli ve yetkili mahkemelere dava açılması yoluna gidildiği herkesçe malum ve bilinen bir husustur.

5.2.Meclis Soruşturması;

Meclis soruşturması, yukarıda örnek olarak değinilen istisnai düzenlemelerdeki gibi, özel hükümlere tabi tutulmuş bir soruşturma türüdür. Bu soruşturmada, hiçbir aşamada Cumhuriyet savcısına ve emrindeki adli kolluk görevlilerine görev/yetki verilmemiştir. 1982 tarihli Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 100'üncü maddesi Türkiye Büyük Millet Meclisinin bilgi edinme ve denetim yolları üst başlığı altında Başbakan ve bakanların görevleriyle ilgili suç işledikleri isnadı halinde yürütülecek olan Meclis soruşturması müessesesini düzenlemiş, bu sayede Başbakan ve bakanların "görevleri ile ilgili bir suç işlemeleri veya bu yönde bir isnatla karşılaşmaları halinde" haklarında özel soruşturma usulünün uygulanacağını, bu bağlamda Başbakan veya Bakanlar hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az onda birinin vereceği önerge ile soruşturma açılmasının istenebileceğini, Meclisin bu istemi en geç bir ay içerisinde görüşerek soruşturma açılmasına karar verilmesi halinde bu halde Başbakan veya bakanlarla ilgili suç soruşturmasının ancak Meclis'te teşkil edilecek bu komisyon tarafından yürütüleceğini öngörmüştür.

Meclis soruşturmasının sonunda, Türkiye Büyük Millet Meclisi genel kurulu, ilgili bakan veya başbakanın yargılanmak üzere Yüce Divan'a sevk edilip edilmeyeceğine karar verecektir. Öyleyse meclis soruşturması, ceza muhakemesinin, kamu davasının açılmasıyla başlayan kovuşturma evresinden (CMK md. 2/1 f ve md. 175/1) önce gelen bir aşamasıdır ve bu aşamanın ceza muhakemesinin "soruşturma evresi" içerisinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Meclis soruşturması her ne kadar Anayasa'nın "Türkiye Büyük Millet Meclisinin Bilgi Edinme ve Denetim Yolları" başlıklı alt bölümünde düzenlenmiş olsa da, soru, genel görüşme, meclis araştırması ve gensorunun aksine bir siyasal denetim aracı değil ve fakat adli denetim aracıdır. Çünkü, meclis soruşturması açılmasıyla birlikte Başbakan veya bakanların görevleriyle ilgili işledikleri iddia olunan suçlardan ötürü ceza muhakemesinin soruşturma evresine başlanmış olmaktadır. Şu halde meclis soruşturması, Meclisin bir yasama faaliyeti değil, Anayasa md. 100'ün verdiği yetkiye dayanarak yürüttüğü adli bir faaliyettir. Nitekim, meclis soruşturmasının adli bir faaliyet olması sebebiyle, Anayasa md. 100/4, milletvekillerinin kendi vicdani değerlendirmelerini temin amacıyla, "Meclisteki siyasi parti gruplarında, Meclis soruşturması ile ilgili görüşme yapılamaz ve karar alınamaz" hükmünü sevk etmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 113'üncü maddesi de bu yasağı tekrarlamaktadır (Metin Feyzioğlu, Meclis Soruşturması, Savaş Yayınevi, ... 2006).

Başbakan ve bakanların görev suçlarıyla ilgili Cumhuriyet savcıları ve emrindeki adli kolluk tarafından soruşturulmamasının bir nedeni, bu nedenin haklılığı veya haksızlığı bir yana, Başbakan ve bakanların görevlerini yerine getirirken hukuka uygun davransalar dahi soruşturulacakları ve belki de haklarında kamu davası açılacağı endişesini azaltmak olsa gerektir. Başbakan ve bakanların üstlendikleri idari ve siyasi sorumlulukların, siyasi saiklere dayanan ihbar ve suçlamalarla karşı karşıya kalma ihtimallerinin yüksekliğinin, farklı bir soruşturma usulünün kabulüne zemin hazırladığı düşünülebilir. Kaldı ki, Bakanlar bakanlık kuruluşunun en üst amiri konumundadır. Daha alt düzeydeki kamu görevlilerinin dahi görevleriyle ilgili işledikleri iddia edilen suçlarda soruşturmanın açılması ve yürütülmesinin kural olarak farklı bir usule tabi kılınması karşısında, Başbakan ve bakanların da farklı usulle soruşturulması evleviyetle kabul edilmesi gereken bir durumdur (Metin Feyzioğlu, Meclis Soruşturması, Savaş Yayınevi, ... 2006).

Meclis soruşturmasının konusu, Başbakan ve bakanların görevleriyle ilgili bir suç işleyip işlemedikleridir. Her ne kadar, Anayasanın 100'üncü maddesi lafzı gereği, Başbakan ve bakanların kişisel suçlarının, yani görevleriyle ilgili olmayan suçlarının meclis soruşturmasının konusuna girmediği hususunun madde metninden açıkça anlaşılamadığı ileri sürülebilirse de, Meclis soruşturması Anayasaya göre Türkiye Büyük Millet Meclisinin denetim yollarından biri olup, Başbakan ve bakanların kişisel suçlarıyla ilgili Meclisin denetim yapmasına yer olmadığına göre, amaçsal yorum neticesi Meclis soruşturmasının konusunun da elbette ki bu kişilerin işlediği iddia edilen görev suçları olduğu hususu teoride de uygulamada da artık kabul edilip benimsenmiştir. Nitekim, Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkilerini hükme bağlayan Anayasa'nın suç tarihinde yürürlükteki 148/6 madde ve fıkrası, Anayasa Mahkemesinin, Bakanlar Kurulu üyelerini (21/01/2017 tarihli ve 6771 sayılı Kanunun 16'ncı maddesiyle yapılan anayasa değişikliğiyle Bakanlar Kurulu üyeleri ibaresi, Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanları şeklinde değiştirilmiştir) görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divan sıfatıyla yargılayacağından söz ettiğine göre, Yüce Divan tarafından yapılacak kovuşturmanın öncesindeki meclis soruşturmasının konusunu da görev suçlarının oluşturacağı açıktır. Kaldı ki TBMM İçtüzüğünün 107/2 maddesinde de, meclis soruşturmasının konusunun görevle ilgili bir fiil olması gerektiği ifade edilmiştir.

"Görevle ilgili suç"un ne olduğu yorumlanırken, Anayasanın 100'üncü maddesinden yola çıkılması yerinde olacaktır. Buna göre Anayasa, görev sırasında işlendiği ileri sürülen bütün suçları, görevle ilgili kabul ederek, özel bir soruşturma usulüne tabi tutmayı amaçlamamıştır. Anayasa'nın özel soruşturma usulüne bağlamak istediği suçlar, Başbakanlık veya bakanlık yetkileri kullanılarak işlendiği ileri sürülen suçlardır. Netice itibariyle, ister görevde isterse görevinden ayrılmış olsun, Başbakan veya bakanların işledikleri iddia edilen "Bakanlık dönemi veya bakanlık görevleriyle ilgili olmayan kişisel suçları"nın soruşturması genel hükümlere göre yapılacak, şayet görevde iseler Anayasanın 112/4 maddesi atfı ile Başbakan veya bakan sıfatını taşıdıkları sürece milletvekillerinin yasama dokunulmazlığına sahip olacaklarından böyle bir ihtimalde Anayasanın 83'üncü maddesindeki yasama dokunulmazlığı devreye girecek, görevde olmamaları halinde ise soruşturma genel hükümlere göre yürütülecektir (Metin Feyzioğlu, Meclis Soruşturması, Savaş Yayınevi, ... 2006).

Bu arada yeri gelmişken belirmek gerekir ki, 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu gibi belirli suçların Cumhuriyet savcıları tarafından re'sen soruşturulmasını düzenleyen kanun hükümlerinin, Başbakan ve bakanların görevleriyle ilgili işlediği ileri sürülen suçlar açısından uygulanabilirliği bulunmamaktadır. Zira, Anayasanın 100'üncü maddesi bu anlamda herhangi bir istisnaya yer vermemektedir. Nitekim 3628 SK'nın 17/2 madde ve fıkrasında da "...görevleri veya sıfatları sebebiyle özel soruşturma ve kovuşturma usulüne tabi olan sanıklarla ilgili kanun hükümleri saklıdır" hükmü mevcut olup, bu hüküm de sözü geçen Kanunun 17/1 maddesinde tahdidi olarak sayılan suç iddialarının muhatabının Başbakan veya bakanlar olması ihtimalinde Cumhuriyet savcılarınca bir soruşturma yürütülemeyeceğini, bu durumda da soruşturma yetkisinin Türkiye Büyük Millet Meclisine ait olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

1982 Anayasasının 98 ve 100'üncü maddeleri ile Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 107 ila 113'üncü maddelerinde düzenlenen ve yukarıda açıklandığı gibi niteliği itibariyle Meclisin adli denetim araçlarından birisi olan Meclis soruşturması esasen bir ceza soruşturması olup, soruşturma Meclis eliyle yapılmaktadır. Bu itibarla, Başbakan ve bakanlar hakkındaki ceza soruşturması, Anayasada özel olarak düzenlenmiş ve bu düzenleme TBMM İçtüzüğünde somutlaştırılmıştır. Bu prosedür Meclise verilecek bir soruşturma önergesi ile başlamakta, soruşturma açılmasına karar verilmesi halinde soruşturma komisyonunun kurulması, bu komisyonun belli bir süre içerisinde çalışmalarını tamamlaması ve raporunu Meclise sunması, raporun Meclis genel kurulunda görüşülmesi aşamalarından geçerek TBMM üye tam sayısının salt çoğunluğu ile ilgilinin Yüce Divan'a sevkine ya da ilgilinin Yüce Divan'a sevkinin reddine karar verilmesiyle sonuçlanmaktadır. Bu itibarla, gerek doktrin ve gerekse uygulamada, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Yüce Divan'a sevk kararına kadar geçen süreç ceza muhakemesinin soruşturma evresine, soruşturma komisyonu raporu ve Genel Kurulun Yüce Divan'a sevk kararı dava açan belge / iddianameye benzetilmekte, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Yüce Divan'a sevk etmeme kararı ise Ceza Muhakemesi Kanununun 172'nci maddesinde düzenlenen kovuşturmaya yer olmadığı (takipsizlik) kararına benzetilmektedir.

Meclis soruşturmasının, ceza muhakemesinin soruşturma evresine benzetilmesinin doğal sonucu olarak, Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önerge de Cumhuriyet savcısına yapılan ihbar ve şikayet dilekçesine benzetilmektedir. TBMM İçtüzüğünün 107'nci maddesi hükmü ışığında, soruşturma komisyonu teşkiline dair önergede; Bakanlar Kurulunun genel siyasetinden veya bakanlıkların görevleriyle ilgili işlerden dolayı hakkında soruşturma açılması istenilen Başbakan veya bakanın ceza sorumluluğunu gerektiren fiillerinin görevleri sırasında işlendiğinden bahsedilmesi, hangi fiillerinin hangi kanun ve nizama aykırı olduğunun gerekçe gösterilmek ve maddesi de yazılmak suretiyle belirtilmesi zorunluluk arz etmektedir.

Başbakan ve bakanların görevleriyle ilgili işledikleri suçlarda özel soruşturma usulünü bu şekilde genel olarak izah ettikten sonra tekrar belirtmek gerekir ki, teoride olduğu gibi Yüce Divan uygulamalarında da Başbakan ve Bakanların memur / kamu görevlisi olarak kabul edildiği ve bu şahısların görev / sıfatlarının kendilerine sağladığı kolaylıktan yararlanarak işledikleri iddia edilen bütün suçların görev suçu kapsamında değerlendirildiği anlaşılmaktadır.

Bu noktada, Cumhur Ersümer ve Koray Aydın'ın Yüce Divan yargılamalarına ilişkin kararların incelenmesinde, 57'nci Cumhuriyet Hükûmetinde 29/05/1999 05/09/2001 tarihleri arasında Bayındırlık ve İskan Bakanı olarak görev yapmış olan Koray Aydın'ın ihaleye fesat karıştırma, görevi kötüye kullanma, haksız mal edinme suçlarından Anayasa Mahkemesinde Yüce Divan sıfatıyla yargılandığı 2004/4 esas ve 2007/2 karar sayılı davanın 05/10/2007 tarihinde beraat ile neticelenen hükmünde ve aynı Hükûmette 29/05/1999 27/04/2001 tarihleri arasında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı olarak görev yapmış olan Mustafa Cumhur Ersümer'in aynı şekilde ihaleye fesat karıştırma, görevi kötüye kullanma suçlarından Anayasa Mahkemesinde Yüce Divan sıfatıyla yargılandığı 2004/3 esas ve 2007/1 karar sayılı davanın, "bir kısım suçlardan açılan kamu davasının kesin hükme bağlanmasının 4616 SK uyarınca ertelenmesine, Esenboğa santral ihalesi ile ilgili olarak 765 sayılı TCK'nın 240/1 maddesi uyarınca sanığa verilen cezanın ertelenmesi" şeklinde 27/07/2007 tarihinde neticelenen hükmünde Bakanların memur / kamu görevlisi olarak kabul edildiği ve bu şahısların görev / sıfatlarının kendilerine sağladığı kolaylıktan yararlanarak işledikleri iddia edilen bütün suçların görev suçu kapsamında değerlendirildiği açıkça belirtilmektedir. Bu itibarla Anayasa Mahkemesinin bu konudaki Yüce Divan uygulamalarının öğreti / doktrin ile örtüştüğü, Bakanların görev ve sıfatlarının kendilerine sağladığı kolaylıktan yararlanarak işledikleri iddia edilen bütün suçların görev suçu kapsamında değerlendirildiği anlaşılmaktadır.

1982 Anayasası ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğündeki düzenlemeler ile öğretideki görüş ve Yüce Divan uygulamaları bu şekilde iken, Adalet Bakanlığının konuyla ilgili genelgelerinin de aynı mahiyette olduğu anlaşılmaktadır. Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün yasama dokunulmazlığının kaldırılması ile ilgili işlemler konulu, 20/01/2006 tarihli ve 100 sayılı, 21/12/2011 tarihli ve 100/1 sayılı genelgelerinde açıkça görev suçu ve kişisel suç ayrımına yer verildiği, Bakanlık genelgeleriyle uygulamaya ilişkin kapsam ve koşulların açıkça ve somut olarak belirlendiği görülmektedir.

Adalet Bakanlığının 20/01/2006 ve 21/12/2011 tarihli aynı konuya ilişkin bu genelgeleri incelendiğinde, genelgelerde öncelikle yukarıda izahına çalışılan 1982 Anayasasının 83, 100, 112'nci ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün "Meclis soruşturması açılması için önerge" başlıklı 107'nci maddeleri hükümlerine yer verildikten sonra, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Sekreterliğinin 17 Kasım 1997 tarih ve 9427/23887 sayılı yazısına atfen Başbakan ve Bakanlar Kurulu üyesi bakanların görev nedeniyle işledikleri suçların soruşturmasının ancak Meclis soruşturması yoluyla mümkün olabileceğinin, bu itibarla görevde bulunan veya görevinden ayrılan Başbakan ve bakanlar hakkında Bakanlar Kurulunun genel siyaseti veya Bakanlıkların görevleriyle ilgili olarak yapılan şikayet ve ihbarların, ancak Anayasanın 100'üncü ve TBMM İçtüzüğünün 107 nci maddelerine görev işleme tabi tutulacağının, bu gibi başvurular (ihbar / şikayetler) ile ilgili Adalet Bakanlığınca yapılacak herhangi bir işlem bulunmadığı cihetle bu tür evrakın Bakanlığa gönderilmemesi gerektiğinin ifade edildiği, diğer yandan milletvekilleri ile ilgili kişisel suç iddiaları veya Başbakan veya bakanların işledikleri iddia edilen "Bakanlık dönemi veya bakanlık görevleriyle ilgili olmayan" kişisel suçlarda ise Başbakan, bakanlar ve milletvekillerinin ifadesine başvurulmadan, soruşturmanın ağır ceza merkezlerinde bizzat Cumhuriyet başsavcısı veya başsavcı vekili tarafından, mülhakatlarda ise varsa Cumhuriyet başsavcısı veya başsavcı vekili, olmadığı takdirde Cumhuriyet savcısı tarafından bizzat yapılarak, leh ve aleyhteki delillerin eksiksiz toplanması, suçun işlendiği hususunda kamu davası açılmasını sağlayacak yeterli şüpheye ulaşılması ve kamu davası açılmasını sağlayacak şartların bulunması halinde yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin düzenlenecek fezlekeye bağlı evrakın TBMM Başkanlığına sunulmak üzere Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne gönderilmesi, bu tür kişisel suç isnatlarında kamu davası açılması için yeterli delil elde edilememesi ve kovuşturma imkanının bulunmaması hallerinde mahallinde yasal gereğine tevessül edilerek Bakanlığa herhangi bir bilgi veya belge gönderilmemesi gerektiğinin gayet açık ve netlikte ifade edildiği anlaşılmıştır.

Görüldüğü üzere, 1982 Anayasasının suç tarihinde yürürlükteki 83, 98, 100, 112'nci maddeleri ile 148/6 madde ve fıkrası hükmü, suç tarihinden sonra yapılan anayasa değişikliğiyle Anayasanın 100'üncü maddesine muadil olarak getirilen 106'ncı maddesi hükmü, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 107 ila 113 maddeleri, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri, öğretide hakim olan görüş, Anayasa Mahkemesinin Yüce Divan uygulamaları, TBMM Genel Sekreterliğinin 17/11/1997 tarihli 9427/23887 sayılı yazıları, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığınca yayımlanarak tüm adli teşkilata duyurulan 20/01/2006, 21/12/2011 tarihli genelgeler ışığında konu gayet sarih, açık ve net olup, buna göre dava konusu 2012/120653 125043 numaralı soruşturmaların yürütüldüğü tarih itibariyle görevde bulunan Başbakan ve Bakanlar Kurulu üyesi bakanların Bakanlar Kurulunun genel siyaseti veya Bakanlıkların görevleriyle ilgili suç iddialarının, bir başka deyişle görev nedeniyle işledikleri iddia edilen suçların soruşturması ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az onda birinin vereceği önergenin kabulüyle açılabilecek bir Meclis soruşturması eliyle yürütülebilecek olup, böyle bir soruşturma yönünden Cumhuriyet savcısı ve emrindeki adli kolluk görevlilerinin herhangi bir soruşturma ve delil toplama yetkisi bulunmamaktadır.

Haddi zatında bu husus, sanıkların sürekli olarak savunmalarında atıf yaptıkları ... Cumhuriyet Başsavcılığının Özel Soruşturma Bürosundan sorumlu başsavcı vekili Ali Cengiz Hacıosmanoğlu tarafından 17 Aralık 2013 tarihli operasyondan sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına yazılan 21/02/2014 tarih ve 2013/20764 C.M. Sayılı yazı içeriğinde de dile getirilmiş, ekinde delil klasörlerinin yer aldığı 21/02/2014 tarihli bu yazıda, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 100'üncü maddesi hükümleri çerçevesinde Başbakan veya Bakanlar hakkında Bakanlar Kurulunun genel siyasetinden veya Bakanların görevleriyle ilgili işlerden dolayı Başsavcılıkça bir soruşturma yürütme yetkisi bulunmadığı cihetle fezleke düzenlenmesi söz konusu olmadığından, elde edilen delil niteliğindeki belgelerin, görevden kaynaklı suçlar yönünden soruşturmaya yetkili makam olan ve dolayısıyla bu belgeleri takdir edecek olan Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderilmek durumunda olunduğu belirtilmiştir.

Derece mahemelerince de takdir kılanan Somut olayda, 2012/120653 sayılı suç soruşturması sırasında dönemin Ekonomi Bakanı... ile ilgili olarak Rıza Sarraf'tan sağlanan bazı maddi menfaatler karşılığında bu şahsın ve ortağı olduğu şirketlerin İran ülkesine altın ihracı yapması işlerinde imtiyaz sağladığına, İran'a yönelik uygulanan uluslararası nitelikteki ticari ve finansal yaptırımlarının aşılması için geliştirildiği söylenilen "İran'ın Türkiye'ye ihraç ettiği petrol ve doğalgaz ürünleri karşılığında İran Merkez Bankası adına Halkbank'taki hesabında biriken İran'a ait nakit rezervlerinin / petrol ve doğalgaz gelirlerinin Rıza Sarraf'a ait şirketler üzerinden altın ihracı ve transit gıda / ilaç ticareti yöntemiyle Türkiye'den çıkarılarak, İran'ın sıcak para ihtiyacının karşılanması ve bu sayede uluslararası ödemelerinin gerçekleştirilmesi sistemi"nin işletilmesi sırasında haksız çıkar elde ettiğine dair kuvvetli suç şüphesini ortaya koyan delillere temas edildiği iddia edilmiştir.

Sanıkların bizatihi kendi savunmalarında da belirttikleri üzere; 06/04/2011 tarih ve 6223 sayılı yetki yasasına istinaden Bakanlar Kurulunca çıkarıldığı anlaşılan Ekonomi Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki 08/06/2011 tarih ve 637 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin, Bakanlığın görevlerinin detaylı olarak anlatıldığı 2'nci maddesinde ifade edildiği üzere, ülkenin dış ticaret, ihracat ve ithalatı ile ilgili genel politika ve esaslarını belirlemek, bununla ilgili gerekli tedbirleri almak, bu faaliyetlerle ilgili temas ve koordinasyonu sağlamak görevinin Ekonomi Bakanlığına ait olduğu, nitekim Ekonomi Bakanlığının organizasyon şemasına bakıldığında ana hizmet birimleri arasında İhracat Genel Müdürlüğü ve İthalat Genel Müdürlüğünün bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu itibarla, 2012/120653 sayılı suç soruşturmasında Ekonomi Bakanı...'a atfedilen eylem ve isnatların adı geçenin Bakanlığını yaptığı Ekonomi Bakanlığının görev alanında bulunduğu, bir başka deyişle doğrudan Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan'ın göreviyle ilişkili olduğu, nitekim sanıkların da aşamalardaki tüm savunmalarında...suç grubu tarafından Ekonomi Bakanına sağlanan maddi menfaatlerin Ekonomi Bakanlığının görevine giren ve dolayısıyla Bakanın ifa ettiği görevin ifasıyla ilgili bir işin yapılması veya yapılmaması karşılığında sağlanan menfaatler niteliğinde olması hasebiyle, Bakanın soruşturma kapsamındaki eylemlerinin, TCK'nın 252'nci maddesinde düzenlenen rüşvet suçuna karşılık geldiğini ifade ettikleri anlaşılmaktadır.

Bir diğer yandan, 2012/120653 sayılı suç soruşturması sırasında dönemin İçişleri Bakanı ... ile ilgili olarak Rıza Sarraf'tan sağlanan bazı maddi menfaatler karşılığında bu şahsın araçlarına trafikte emniyet şeridini kullanma imtiyazı verdiğine, adı geçen şahıs için koruma polisi tahsisini sağladığına, bu şahsın yakınları ve kurye faaliyetlerinde kullandığı İran uyruklu bir kısım şahısların yasaya aykırı olarak istisnai yoldan Türk vatandaşlığına geçirilmelerini sağladığına dair suç şüphesini ortaya koyan kanıtlara ulaşıldığı iddia edilmiştir. Her ne kadar, İçişleri Bakanı ile ilgili başka iddialar dile getirilmiş ise de, bunların soruşturmanın ilerleyen safhalarında tespit edildiği bizatihi sanıklarca dile getirilmiştir.

Bu haliyle, dönemin İçişleri Bakanı ...'e atfedilen temel suç isnadı, bizatihi başında bulunduğu ve en üst amiri olduğu İçişleri Bakanlığı teşkilatının görev alanı ile ilgili hususlardır. Koruma polisi tahsisi, emniyet şeridi imtiyazı sağlanması, nüfus ve vatandaşlık işleriyle ilgili hizmetlerin doğrudan adı geçenin amiri olduğu Bakanlığa bağlı emniyet teşkilatı ve Nüfus ve Vatandaşlık Hizmetleri Genel Müdürlüğünün görev alanına giren hususlar olduğunda kuşku bulunmamaktadır. Hal böyle iken, 2012/120653 sayılı suç soruşturmasında İçişleri Bakanı ...'e atfedilen eylem ve isnatların adı geçenin Bakanlığını yaptığı İçişleri Bakanlığının görev alanında kaldığı, bir başka deyişle doğrudan İçişleri Bakanı ...'in göreviyle ilişkili olduğu, nitekim sanıkların da aşamalardaki tüm savunmalarında...suç grubu tarafından İçişleri Bakanına sağlanan maddi menfaatlerin İçişleri Bakanlığının görevine giren ve dolayısıyla Bakanın ifa ettiği görevin ifasıyla ilgili bir işin yapılması veya yapılmaması karşılığında sağlanan menfaatler niteliğinde olması hasebiyle, Bakanın soruşturma kapsamındaki eylemlerinin, TCK'nın 252'nci maddesinde düzenlenen rüşvet suçuna karşılık geldiğini ifade ettikleri anlaşılmaktadır.

Öte yandan, 2012/120653 sayılı suç soruşturmasına ilişkin düzenlenen 20/12/2013 tarihli kolluk fezlekesinin 465 ve devamı sayfaları ile 309 sayfalık ayrıntılı raporda dönemin Avrupa Birliği Bakanı... ile ilgili olarak, Rıza Sarraf'tan sağlanan bazı maddi menfaatler karşılığında Bakanlık nüfuzunu kullanarak bu şahsın Beyoğlu / Fındıklı'da turizm belgeli bir otel kiralama girişimi, Sarraf'ın babası Hüseyin Sarraf'a İtalya vizesi alınması ve yine Sarraf'ın İran işlerinin takip edileceği bir banka kurma işleri için aracılık ettiğine, Rıza Sarraf'ın yasa dışı faaliyetleriyle ilgili basında çıkacak aleyhteki haberlerin önlenmesi için Bakanlık nüfuzunu kullanmak suretiyle girişimde bulunduğuna ve bu amaçlarla rüşvet aldığına dair suç şüphesini ortaya koyan kanıtlara ulaşıldığı iddia edilmiştir. Bu haliyle, her ne kadar suç fezlekesi ve Bakanlarla ilgili raporda...'a yönelik atfedilen suç "rüşvet" olarak nitelendirilmiş ise de, esasen, Avrupa Birliği Bakanı...'a yönelik temel suç isnadının, doğrudan Bakanlığının görev alanına giren hususlarda bir işin yapılması veya yapılmaması için menfaat karşılığı hareket ettiğine dair olmadığı, menfaat temini karşılığında görevine girmeyen ve yetkili olmadığı haksız bir takım işleri gördürmek için Bakanlık nüfuzunu kullanarak girişimde bulunmak şeklinde yine doğrudan Bakanlık sıfatının kendisine sağladığı nüfuz ve kolaylıktan istifade suretiyle işlenebilecek eylemlere ilişkin olduğu, nitekim sanıkların da aşamalardaki savunmalarında...suç grubu tarafından Avrupa Birliği Bakanına sağlandığı iddia edilen haksız menfaatlerin Bakanın haiz olduğu kamu gücü ve nüfuzunu kullanmak suretiyle edindiği yararlar niteliğinde olması hasebiyle, Bakanın soruşturma kapsamındaki eylemlerinin, TCK'nın 255'nci maddesinde düzenlenen nüfuz ticareti suçuna karşılık geldiğini ifade ettikleri, ne suretle nitelendirilirse nitelendirilsin rüşvet ve nüfuz ticareti suçlarının Bakanlık göreviyle ilintili veya Bakanlık sıfat ve nüfuzunun kullanılması suretiyle işlenebilecek fiiller olduğu, ezcümle doğrudan görevle ilişkili olduğu anlaşılmaktadır.

Nihayet, 2012/125043 sayılı suç soruşturması kapsamında dönemin Çevre ve Şehircilik Bakanı ...'a yöneltilen temel suçlama; Hüseyin Avni Sipahi isimli şahıs liderliğinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığında büyük bir etkinliğe sahip olan suç örgütünün iş adamı Ali Ağaoğlu başta olmak üzere Osman Ağca, ... gibi inşaat firması sahibi birçok iş adamı ile sıkı bir irtibat içerisinde olduğu ve bu kişilerin mevcut imar planlarına aykırı usulsüz projelerine onay verdiği, suç örgütünün yönetici kadrosunda bulunan Abdullah Oğuz Bayraktar'ın Çevre ve Şehircilik Bakanı ...'ın oğlu, yönetici kadroda yer alan bir diğer isim olan Sadık Soylu'nun ise Bakan Bayraktar'ın danışmanı olması nedeniyle suç örgütünün Çevre ve Şehircilik Bakanlığında büyük bir etkinlik ve nüfuza sahip olduğu, Hüseyin Avni Sipahi, Abdullah Oğuz Bayraktar ve Sadık Soylu liderliğindeki bu suç örgütünün yönetici ve üyelerinin kendilerine sağlanan haksız bir takım maddi menfaatler karşılığında ...'da kişiye özel imtiyazlı imar planlarını Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca onaylatılmasını ve imar planlarına aykırı olarak yapılan bazı projelerin usulsüzlüklerine göz yumarak ve denetimlerden sorunsuzca geçmelerini sağlayarak haksız çıkar elde ettikleri, suç örgütü yöneticisi ve üyelerinin bu eylemlerin büyük bir kısmını dönemin Çevre ve Şehircilik Bakanı Trabzon milletvekili ...'ın bilgisi ve onun talimatı dahilinde gerçekleştirdikleri, dolayısıyla ismi geçen örgüt yöneticilerinin üzerinde Çevre ve Şehircilik Bakanının yer aldığı, hatta Bakan ...'ın Bakanlıktan iş alan bazı şirketlerin enerji ve yemek işlerinin oğlu Abdullah Oğuz Bayraktar'ın gizli ortağı olduğu şirketlere verilmesi için tavassutta bulunarak nüfuz ticareti yaptığı noktasında toplanmaktadır.

Bu haliyle Çevre ve Şehircilik Bakanı ...'a soruşturma kapsamında izafe edilen eylemlerin bizzat başında bulunduğu Bakanlık teşkilatında odaklanan suç örgütünün gerçekleştirdiği iddia edilen suç teşkil eden eylem ve fiillere ilişkin olduğu, suç örgütünün Bakanın bilgisi ve talimatı dahilinde gerçekleştirdiği imar usulsüzlerinin büyük bir kısmını Bakanlığın görevlerine ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki 29/06/2011 tarih ve 644 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümlerinin doğrudan Bakanlığa verdiği onay yetkilerinin (özel proje alanı, kentsel tasarım projesi ilanı, vs) menfaat karşılığında kullanılması suretiyle işlendiğinin iddia edildiği, dolayısıyla 2012/125043 sayılı suç soruşturmasında dönemin Çevre ve Şehircilik Bakanı ...'a atfedilen eylem ve isnatların adı geçenin Bakanlığını yaptığı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının görev alanında bulunduğu, bir başka deyişle doğrudan Çevre ve Şehircilik Bakanı ...'ın göreviyle ilişkili olduğu görülmektedir.

Yukarıda detaylı olarak izah edilen gerek mevzuat gerekse Bakanlık genelgeleri ve Yüce Divan kararları ile yerleşik hale gelmiş olduğu anlaşılan uygulama muvacehesinde, ... Cumhuriyet Başsavcılığınca ... Mali ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlükleri eliyle yürütülen 2012/120653 ve 2012/125043 sayılı suç soruşturmalarında dönemin Ekonomi Bakanı..., İçişleri Bakanı ..., Avrupa Birliği Bakanı... ve Çevre Şehircilik Bakanı ...'a atfedilen eylemler ve suç isnatlarının doğrudan adı geçenlerin başlarında bulunduğu Bakanlıkların görevleriyle ilgili ve/veya Bakanlık sıfatlarından kaynaklı hususlar olduğu, bir diğer söyleyişle Bakanlara izafe edilen eylemlerin ancak görev ve/veya sıfatlarının kendilerine sağladığı kolaylıktan yararlanarak işlenebileceği, bu itibarla iddia / isnatların doğrudan ve tamamen görevle ilişkili olduğunda hiçbir kuşku ve tereddüt bulunmadığı, Başbakan ve Bakanlar Kurulu üyesi bakanların görev nedeniyle işledikleri iddia edilen suçları soruşturma yetkisinin ise her aşamada ancak ve ancak Türkiye Büyük Millet Meclisine ait olması karşısında ... Cumhuriyet Başsavcılığının 2012/120653 125043 sayılı soruşturmalarını belli bir aşamadan sonra yürüterek operasyonu koordine eden / yapan FETÖ/PDY üyesi eski savcılar Zekeriya Öz, Celal Kara ve Mehmet Yüzgeç ile ... Organize ve Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüklerinde görev yapan FETÖ/PDY üyesi sanıkların 14 15 aylık soruşturmalar süresince açıkça yetkisiz olarak hukuksuz bir soruşturma yürüttükleri anlaşılmaktadır.

Her ne kadar sanıkların bir kısmı konuyla ilgili dile getirdikleri beyan ve savunmalarında; bir dönem Adalet ve İçişleri Bakanlıkları görevini yürüten Mehmet Ağar'ın, kamuoyunda Susurluk davası olarak bilinen olay nedeniyle Bakanlık göreviyle ilişkili dönemde işlediği "cürüm işlemek için silahlı teşekkül oluşturmak" suçundan Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturulduğunu ve yargılamanın ... 11'inci Ağır Ceza Mahkemesince yürütülerek sonuç itibariyle 5 yıl hapis cezasına mahkum edildiğini, Bakanlık göreviyle ilişkili ve bu dönemle alakalı suçlardan ötürü soruşturmanın Meclis'te değil ve fakat savcılık tarafından yürütüldüğünü ifade etmişlerse de, açık kaynaklardan yapılan araştırmalarda gerçekte bu hususun sanıklarca dile getirildiği gibi olmadığı,

Buna göre; 03/11/1996 tarihinde meydana gelen Susurluk kazası sonrası ortaya atılan iddialar kapsamında 11/11/1996 tarihinde ... Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığınca "cürüm işlemek amacıyla silahlı teşekkül oluşturmak" suçundan eski MİT mensubu Korkut Eken, eski emniyet görevlileri İbrahim Şahin, Ayhan Çarkın, Oğuz Yorulmaz, Ayhan Akça, Ziya Bandırmalıoğlu, Ercan Ersoy ve diğerleri hakkında başlatılan soruşturma sırasında ... DGM Başsavcılığı tarafından hazırlanarak o tarih itibariyle Mecliste milletvekili sıfatını haiz olan eski Bakan Mehmet Ağar'ın dokunulmazlığının kaldırılması istemiyle Meclise gönderilen fezlekenin Türkiye Büyük Millet Meclisi genel kurulunda 11/12/1997 tarihinde yapılan oylaması sonucunda Ağar'ın milletvekili dokunulmazlığının kaldırıldığı, bunun üzerine ... DGM Cumhuriyet Başsavcılığınca Mehmet Ağar hakkında henüz Bakanlık görevini yürütmediği dönemde işlediği "cürüm işlemek amacıyla silahlı teşekkül oluşturmak, gıyabi tutuklama kararı ile aranan Abdullah Çatlı'nın yerini bildiği halde yetkili mercilere haber vermeyerek saklamak, Yaşar Öz ve Çatlı gibi kişilere silah taşıma izin belgeleri ve hususi yeşil pasaport vererek görevi suiistimal etmek" suçlarından cezalandırılması için kamu davası açıldığı, ... 6 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 04/05/1998 tarihli duruşmada sanığa isnat edilen suçların Bakanlık dönemine ait olduğu ve dolayısıyla Anayasanın 100'üncü maddesindeki prosedürden sonra Yüce Divan'da yargılanabileceği gerekçesiyle Mehmet Ağar hakkında görevsizlik kararı verdiği, lakin ... DGM Başsavcılığının bu kararı temyiz etmesi üzerine istemi görüşen Yargıtay 8'inci Ceza Dairesinin 09/07/1998 tarihinde verdiği karar ile Mehmet Ağar'a isnat edilen fiillerin Bakanlık değil ve fakat daha önce ifa ettiği Emniyet Genel Müdürlüğü dönemini kapsadığı gerekçesiyle bu kararı bozarak kaldırdığı, sonraki süreçte ise Mehmet Ağar ile ilgili yargılamanın 18/04/1999 ve akabinde gerçekleştirilen 03/11/2002 milletvekili genel seçimlerinde üst üste yeniden milletvekili seçilmesi hasebiyle durmasına karar verildiği, ilerleyen safhada Ağar'ın dosyasının ...'dan yetkisizlikle görevli ve yetkili ...'ya gönderildiği ve yargılamanın burada sürdürüldüğü, Ağar hakkında ... 11'inci Ağır Ceza Mahkemesince suç işlemek amacıyla silahlı suç örgütü meydana getirmek suçundan verilen 5 yıl hapis cezasına dair mahkumiyet hükmünün Yargıtay 9'uncu Ceza Dairesince onanarak kesinleştiği, hükmün infazının yapıldığı, hukuki sürecin genel hatlarıyla bu şekilde cereyan ettiği, netice itibariyle bir kısım sanıkların savunmalarında dile getirdiklerinin aksine eski İçişleri ve Adalet Bakanı Mehmet Ağar ile ilgili mahkumiyetine konu iddia ve suç isnatlarının Bakanlık dönemine ilişkin değil ve fakat Bakanlık görevinden önce 1993 1995 yılları arasında ifa ettiği emniyet genel müdürlüğü dönemine ilişkin olduğu, bu suçlamaların ve Mehmet Ağar ile ilgili iddiaların Susurluk kazası sonrası ortaya çıkan bir takım kanun dışı ilişkiler ve iddialar kapsamında eski MİT ve emniyet yetkilileri, organize suç örgütü mensupları hakkında Devlet Güvenlik Mahkemesi C. Başsavcılığınca yürütülen soruşturma sırasında ortaya atıldığı ve soruşturulduğu, Mehmet Ağar'ı ilgilendiren yönüyle soruşturma konularının Bakanlık dönemiyle ilgili olmadığı, ezcümle olayın soruşturma biçimi ve yöntemi itibariyle davaya konu soruşturmayla benzer özellikler taşımadığı anlaşılmaktadır.

Yine her ne kadar bir kısım sanıklar savunmalarında geçmişte Yüce Divan'da yargılanmış olan eski Başbakan Ahmet Mesut Yılmaz, eski Devlet Bakanı Güneş Taner, eski Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Cumhur Ersümer ile eski Bayındırlık ve İskân Bakanı Koray Aydın davalarını emsal göstermişlerse de, bu olayların soruşturma evreleri yönü itibariyle de benzer yönlerinin bulunmadığı, zira yukarıdaki paragraflarda değinildiği üzere kararlarının dijital birer suretleri dosya içerisine alınan ve birer örneği de sanıklara tebliğ edilen Ahmet Mesut Yılmaz, Güneş Taner, Cumhur Ersümer ve Koray Aydın'ın Yüce Divan yargılamalarına ilişkin kararların incelenmesinde;

30/06/1997 11/01/1999 tarihleri arasında Türkiye Cumhuriyetinin 55'inci Hükûmetinin Başbakanı olarak görev yapmış olan Ahmet Mesut Yılmaz ile 30/06/1997 23/11/1998 tarihleri arasında aynı Kabinede Devlet Bakanı olarak görev yapmış olan Güneş Taner'in, daha önce Tasarruf Mevduatı ve Sigorta Fonuna devredilmiş olan Türk Ticaret Bankası (Türkbank) ihalesi sürecinde ihale komisyonunu aşarak dönemin başbakanı ve bakanı sıfatıyla ihaleye katılacak olanlarla fiyat konuşmak bahanesiyle bizzat görüşmek suretiyle ihaleye fesat karıştırma suçunu işledikleri iddiasıyla Anayasa Mahkemesinde Yüce Divan sıfatıyla birlikte yargılandıkları 2004/2 esas sayılı davanın 23/06/2006 tarihinde, "sanıkların eylemlerinin 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 240.maddesine uymasına, 23 Nisan 1999 tarihinden önce gerçekleştirilmiş olmasına ve görevi kötüye kullanma suçunun 21/12/2000 günlü, 4616 sayılı Yasa'nın 1 inci maddesinde sayılan kapsam dışı suçlar arasında yer almamasına göre 4616 SK uyarınca davanın kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine" biçiminde sonuçlanan hükmünde, eski Başbakan ve Devlet Bakanı hakkındaki iddiaların; Türk Ticaret Bankasının ihalesi sürecinde 04/08/1998 tarihinde açık artırma usulü yöntemiyle yapılan ihaleye katılan ve ihaleyi kazanan firma olan Korkmaz İnşaat Taahhüt ve Ticaret AŞ sahibi ve yetkilisi Korkmaz Yiğit ile o tarihte organize suç örgütü lideri olduğu iddiasıyla aranan ve yurt dışında kaçak olarak bulunan Alaettin Çakıcı arasındaki 21/05/1998 günü kayda alınan telefon görüşme kayıtları, ... 5 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi Başkanlığının 18/05/1998 tarihli ve 1998/179 müteferrik numaralı Korkmaz Yiğit'in 05……..1 numaralı telefonunun bir ay süre ile teknik takibe alınmasına ilişkin karar ve ekleri, MİT Müsteşarlığının Türkbank ihalesi ve Hayyam Garipoğlu ile ilgili yazıları ile bilgi notları, Türkbank ihalesi ve Alaettin Çakıcı ile Korkmaz Yiğit arasındaki ilişkiler konusunda Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığından ... Emniyet Müdürlüğüne ve TMSF'ye intikal eden bilgi notları ve resmi yazılar şeklindeki yazılı kanıtlara dayalı olduğunun belirtildiği, yürütülen suç soruşturması sırasında Anayasanın 100'üncü maddesi uyarınca özel soruşturma usulüne tabi Başbakan ve Bakanla ilgili dolaylı yoldan da olsa bir teknik takip (dinleme) yapıldığına veya kolluk ve savcılık birimlerince Başbakan ve Bakanla ilgili delil toplandığına / soruşturma yürütüldüğüne dair hiçbir tespit ve kanıt bulunmadığı gibi hüküm içeriğinde bu yöndeki bir delile de dayanılmadığı, Başbakan ve Bakan ile ilgili ihaleye fesat karıştırma iddialarının, hukuken, Türkbank ihalesi sürecinde haklarında soruşturma yürütülen ve özel soruşturma usulüne tabi olmayan yukarıda ismi zikredilen ve diğer kişilerle ilgili elde edilen ve toplanan kanıtlar ışığında bilahare teşkil edilecek olan Meclis soruşturma komisyonu eliyle gündeme getirildiği, bu itibarla olayın soruşturma biçimi ve yöntemi itibariyle davaya konu soruşturmayla benzer özellikler arz etmediği,

57'nci Cumhuriyet Hükûmetinde 29/05/1999 05/09/2001 tarihleri arasında Bayındırlık ve İskan Bakanı olarak görev yapmış olan Koray Aydın'ın ihaleye fesat karıştırma, görevi kötüye kullanma, haksız mal edinme suçlarından Anayasa Mahkemesinde Yüce Divan sıfatıyla yargılandığı 2004/4 esas sayılı davanın 05/10/2007 tarihinde beraat ile neticelenen hükmünde, eski Bayındırlık ve İskân Bakanı hakkındaki temel suçlamalar ve iddiaların, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Yapı İşleri Genel Müdürlüğü bünyesinde yapılan kamu ihaleleri nedeniyle ... Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma yürütülerek 31/10/2001 tarihli, 2001/477 hazırlık sayılı ve 2001/233 esas numaralı iddianame ile haklarında ceza davası açılan 361 sanıklı davanın soruşturması (kamuoyunda Vurgun operasyonu olarak bilinen soruşturma) sırasında elde edilen delillere dayalı olduğunun belirtildiği, hükmün içeriğinde veya gerekçenin başka bir bölümünde soruşturma şüphelileriyle ilgili uygulanan iletişimin denetlenmesi tedbirinden elde edilmiş ve Bakanı da ilgilendiren veya Bakanın görüşmelerinin de iletişim tespit tutanağı haline getirildiği herhangi bir kanıta yer verilmediği, bir başka deyişle Bakanla ilgili suçlamalara konu temel iddiaların Bakanlık bürokratları ve yetkilileri, ihalelere iştirak eden şirket yetkilileri gibi Anayasanın 100'üncü maddesi uyarınca özel soruşturma usulüne tabi olmayan şüphelilerle ilgili yürütülen soruşturma sırasında ortaya çıkan delillere dayalı olduğu, bu soruşturma sırasında Bakanla ilgili (yargılama konusu somut olayda olduğu gibi) dolaylı yoldan soruşturma yürütüldüğüne işaret eden herhangi bir kanıt, bulgu, iz veya emare bulunmadığı, nitekim Koray Aydın'ın da 30/03/2005 tarihinde Yüce Divan'daki sorgu ve savunmasında kendisiyle ilgili hukuka aykırı yol ve yöntemle delil elde edildiğine dair bir beyanda bulunmadığı, yalnızca DGM'de yargılanan sanıkların mahkeme huzurundaki savunmalarında emniyet, DGM Başsavcılığı ve yedek hakimlikte alınan ifadelerinin baskı ve işkence altında alındığını söyleyerek bunları kabul etmediklerini, kaldı ki DGM'de yargılanan bu kişilerin yasak sorgu yöntemiyle alındığı için kanıt niteliği taşımayan beyanlarında dahi kendisi hakkında suç teşkil eden bir iddiada bulunmadıklarını ifade ettiği, bu itibarla olayın soruşturma biçimi ve yöntemi itibariyle davaya konu soruşturmayla benzer özellikler arz etmediği,

Nihayet, aynı Hükûmette 29/05/1999 27/04/2001 tarihleri arasında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı olarak görev yapmış olan Mustafa Cumhur Ersümer'in ihaleye fesat karıştırma, görevi kötüye kullanma suçlarından Anayasa Mahkemesinde Yüce Divan sıfatıyla yargılandığı 2004/3 esas sayılı davanın, "bir kısım suçlardan açılan kamu davasının kesin hükme bağlanmasının 4616 SK uyarınca ertelenmesine, Esenboğa santral ihalesi ile ilgili olarak 765 sayılı TCK'nın 240/1 maddesi uyarınca sanığa verilen cezanın ertelenmesi" şeklinde 27/07/2007 tarihinde neticelenen hükmünde de aynı şekilde eski Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı hakkındaki suçlamaya dönük iddiaların temel kaynağının, Bakanlık ve bağlı kuruluşları (TEAŞ, BOTAŞ gibi) bünyesinde yapılan enerji santrali vb. kamu ihalelerine fesat karıştırıldığından bahisle ... Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma yürütülerek haklarında ceza davası açılan Bakanlık üst düzey bürokratları, bazı enerji dağıtım şirketleri yetkilisi ve yöneticisi iş adamlarının soruşturması (kamuoyunda Beyaz Enerji operasyonu olarak bilinen soruşturma) sırasında elde edilen delillere dayalı olduğunun belirtildiği, hatta açık kaynaklardan yapılan tespitler ışığında dönemin ... Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcısı Cevdet Volkan'ın dokuzu tutuklu toplam 15 sanık hakkında suç işlemek için teşekkül oluşturmak, rüşvet ve görevi kötüye kullanmak suçlarından ötürü 24/04/2001 tarihinde düzenlenen Beyaz Enerji iddianamesi sonrası soruşturma savcısı Talat Şalk ile birlikte düzenlediği basın toplantısında iddianamede Enerji Bakanı Cumhur Ersümer'in adının dinlenen bazı tanık ve sanık ifadeleri kapsamında geçtiğini ve iddianamede bağlantı kurulduğu ölçüde yer verildiğini ancak Anayasanın 100'üncü maddesinin başbakan ve bakanlar hakkındaki soruşturmanın nasıl yapılacağını düzenlediğini ve özel soruşturma usulüne tabi tuttuğunu, bu bağlamda Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı hakkında soruşturma yapmalarının, takipsizlik kararı vermelerinin ve fezleke hazırlamalarının Anayasa gereğince mümkün olmadığını, Bakanla ilgili ancak Meclis tarafından oluşturulacak soruşturma komisyonunun olayı soruşturacağını ve sunacağı raporun Meclis genel kurulunda görüşüleceğini ifade ettiğinin anlaşıldığı, nitekim soruşturma şüphelileriyle ilgili ulaşılan kanıtların Bakanı ilgilendiren yönü olması hasebiyle daha sonradan Meclise gönderilerek soruşturma komisyonu eliyle soruşturulmasının sağlandığı, yine açık kaynaklardan tespit edildiği kadarıyla dönemin ... DGM Cumhuriyet Savcısı Talat Şalk tarafından düzenlenen Beyaz Enerji iddianamesinde bir kısım tanık ve sanık ifadelerinden hareketle Enerji Bakanına suç isnat eden ve Bakanı enerji ihalelerine fesat karıştırma, görevini suistimal ve kamuyu zarara uğratmakla itham eden kısımların ise hukuk tekniği açısından yanlış olduğu ve nitekim bu yönüyle o tarihlerde yoğun bir eleştiriye ve tenkite tabi tutulduğunun anlaşıldığı, bu itibarla Beyaz Enerji olayında Anayasanın 100'üncü maddesi gereği özel soruşturma usulüne tabi olmayan sanıklarla alakalı düzenlenen iddianamede Anayasanın 100'üncü maddesi gereği özel soruşturma usulüne tabi olan dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Cumhur Ersümer'e yönelik doğrudan suç isnat eden hukuk tekniği açısından sorunlu kısımlar dışında bahse konu bu olayın da soruşturma biçimi ve yöntemi itibariyle davaya konu soruşturmayla benzer özellikler arz etmediği anlaşılmış olup, izah edilen tüm bu tespitler ışığında bir kısım sanıkların ismi geçen Bakanların Yüce Divan'da yargılanmalarına esas delillerin de benzer yöntemlerle elde edildiğine dair maddi gerçeklikle örtüşmeyen bu yöndeki savunmalarına hukuken itibar edilmemiştir.

SONUÇ İTİBARİYLE Derece Mahkemesince de kabul edildiği üzere; gerek tesadüfi delil kavramıyla alakalı hukuka aykırılık ve gerekse yasama dokunulmazlığını haiz / özel soruşturma usulüne tabi Başbakan ve bakanlarla ilgili delil toplanması / dolaylı yoldan soruşturma yürütülmesine dair usulsüzlük ve hukuka aykırılık başlıkları altında izah edilmeye çalışılan tüm bu hususların birlikte değerlendirilmesi neticesinde;

1982 Anayasasının ilgili hükümleri, Meclis içtüzüğü, Anayasa Mahkemesinin yüce divan uygulamaları ile somutlaştığı üzere, Başbakan veya bakanlarla ilgili görevlerinden kaynaklı iddialar nedeniyle yürütülecek bir suç soruşturmasının ancak Türkiye Büyük Millet Meclisinde teşkil edilecek bir soruşturma komisyonu tarafından yürütüleceği,

Normlar hiyerarşisinin en tepesinde yer alan Anayasa'nın, bu nevi özel bir usule tabi suç soruşturmasının hiçbir aşamasında Cumhuriyet savcısı ve Ceza Muhakemesi Kanunu gereği emrinde hareket eden kolluk amir ve görevlilerine herhangi bir yetki vermediği,

... Cumhuriyet Başsavcılığınca ... Mali ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlükleri eliyle yürütülen 2012/120653 ve 2012/125043 sayılı suç soruşturmalarında dönemin Ekonomi Bakanı..., İçişleri Bakanı ..., Çevre ve Şehircilik Bakanı ...'a atfedilen eylemler ve suç isnatlarının doğrudan adı geçenlerin başlarında bulunduğu Bakanlıkların görevleriyle ilgili hususlar olduğu, Avrupa Birliği Bakanı...'a atfedilen eylemlerin ise adı geçenin Bakanlık nüfuzunun kullanılması suretiyle işlediği iddia edilen fiiller olduğu, bir diğer söyleyişle Bakanlara izafe edilen eylemlerin ancak görev ve sıfatlarının kendilerine sağladığı kolaylıktan yararlanarak işlenebilecek fiil ve olaylar olduğu, bu durumda Bakanlarla ilgili soruşturmanın Türkiye Büyük Millet Meclisinde teşkil edilecek bir soruşturma komisyonu tarafından yürütülmesi gerektiği,

Oysa ki, somut olayda 2012/120653 ve 2012/125043 sayılı soruşturmalarda Bakanların görev alanına giren suç iddialarına ilişkin uzun sayılabilecek bir süre delil toplanıldığı, soruşturmanın hedef şahısları üzerinden Bakanlarla ilgili dolaylı olarak soruşturma yürütüldüğü, 2012/120653 sayılı soruşturmada Başbakanın içeriğinde suç unsuru bulunmayan telefon görüşmesinin iletişim tespit tutanağı haline getirildiği, her iki soruşturmada Bakanların ise yaklaşık 14 15 aylık soruşturma sürecinde çok sayıda telefon görüşmesinin suç örgütü yöneticiliği, rüşvet ve sair suçlara dair kanıtlar içerdiğinden bahisle aynı şekilde iletişim tespit tutanağı haline getirildiği, Bakanların anayasa ile güvence altına alınmış haberleşme hürriyetlerine açıkça müdahale edildiği,

Mali Şube soruşturmasında Bakanların kamuya açık yerlerdeki üçüncü şahıslarla olan ilişkileri ve hareketlerinin uzun süre takip altına alındığı, kullandıkları mobil telefonların baz sinyal kayıtlarının takip edilerek aynı şekilde ilişkileri ve hareketlerinin denetlendiği, böylelikle ancak hakkında soruşturma yürütülen şüpheli bir şahıs için uygulanabilecek koruma tedbirlerinin, görünüşte hedef şahıslara yönelik uygulandığı bahanesi ve aldatmacasıyla, Bakanlara yönelik tatbik edilerek ve uygulanarak ileride yapılacak olan 17 Aralık operasyonları için altyapı oluşturulduğu ve delil biriktirildiği,

Ceza Muhakemesi Kanunu gereği, ancak, hakkında bir ceza soruşturması yürütülen kişi yönünden "şüpheli" nitelendirmesi yapılabileceği, şüphelinin ise yasal tanıma göre soruşturma evresinde suç şüphesi altında bulunan kişiyi ifade ettiği bilinen bir gerçek olduğu halde, soruşturmaları yürüten adli kolluk görevlisi sanıkların düzenledikleri kolluk fezlekeleri, 309 sayfalık rapor ve dosyaya sundukları yazılı sözlü savunmalarında Bakanlardan suç örgütü yöneticisi, suç örgütüne talimat veren örgüt lideri, rüşvet alan, suça iştirak eden şüpheli diye söz ederek Bakanlarla ilgili soruşturma yürüttüklerini zımnen itiraf ettikleri, yukarıda teferruatlı olarak izah edilen tüm bu hususların sanıkların Bakanlarla ilgili delil toplama ve soruşturma yapma iradesinin birer tezahürü ve göstergesi olduğu,

... Mali ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüklerinde görevli yönetici ve amir pozisyonunda olan sanıklarca devlet aygıtı içerisinde resmi ve olağan hiyerarşiye tabi olmaları halinde yapılması gereken hareket tarzı; çıkar amaçlı bir suç örgütü / grubu ile alakalı kaçakçılık, suçtan kaynaklı malvarlığı gelirlerini aklama, evrakta sahtecilik, imar kirliliği, vs. suçlardan yürütülen bir soruşturmada Bakanların göreviyle alakalı bir suç işlendiği şüphesini ortaya koyan delillere tesadüf ettikleri anda 5271 sayılı CMK'nın 138/2 maddesi gereği bu delili muhafaza altına alıp, durumdan Cumhuriyet Savcısını bilgilendirmeleri gerekip,

Cumhuriyet Savcısının ise böyle bir durumda Bakanla ilgili soruşturma yürütme yetkisini haiz olmaması hasebiyle özel soruşturma bürosundan sorumlu başsavcı vekili ve Cumhuriyet Başsavcısını derhal haberdar edip onları bilgilendirerek, bir başka deyişle olayı bu aşamadan itibaren adı geçen makamlara devrederek Bakanlarla ilgili hasıl olan suç şüphesine işaret eden ve tesadüfen elde edilmiş olan delillerin, Bakanlar hakkında soruşturma açılmasını takdir edecek yetkili makam olan Türkiye Büyük Millet Meclisine intikalini sağlaması, bu sayede Bakanlarla ilgili suç isnatlarıyla ilgili tesadüfen elde edilen deliller ışığında soruşturma komisyonu eliyle suç soruşturması sürecinin başlatılmasını sağlaması gerekir iken,

Mali ve Organize Suçlarla Mücadele Şubelerinde görev yapan örgüt üyesi sanıkların, Bakanlarla ilgili ilk suç şüphesine tesadüf edildiğini söyledikleri soruşturma iş ve işlemlerinin (iletişim tespit tutanakları, fiziki takipler vs.) tesis edildiği aşamada, bir başka deyişle Zafer Çağlayan yönünden 2012 yılının Eylül ayının sonu, ... yönünden 2013 yılının Nisan ayı, ... yönünden 24/01/2013 ve ... yönünden 22/10/2012 tarihleri itibariyle bu delilleri muhafaza altına alıp soruşturmaları bu tarihler itibariyle yürüten savcıları bu durumdan bilgilendirmeyerek, soruşturmaları Bakanlar yönüyle soruşturma savcılarından dahi gizleyip, haklarında iletişimin denetlenmesi kararı olmayan Bakanları tamamen örgütsel bir gizlilik içerisinde ve uzun süre dolaylı olarak dinleyerek telefon görüşmeleri içeriklerini iletişim tespit tutanağı haline getirdikleri ve böylelikle anayasaya açıkça aykırı yetkisiz ve hukuksuz soruşturmalar yürüttükleri, kendi kurguladıkları soruşturmalarda hedef şahıslar üzerinden kabine üyesi Bakanlarla ilgili soruşturma iş ve işlemleri gerçekleştirmek suretiyle, görünüşte çıkar amaçlı bir suç örgütü soruşturması yürüttükleri görüntüsü verip, gerçekte amaçladıkları gibi soruşturmaların hedef şahısları üzerinden telefon dinlemeleri / fiziki takipler bahanesiyle 61'nci Hükûmet üyeleri ile ilgili delil toplayıp daha sonra bu delilleri elde bekletme / biriktirme yöntemiyle hareket ettikleri,

Bilahare operasyondan yaklaşık 6 ay öncesinde Mali Şube soruşturmasını üstlenen ve kendileriyle aynı örgütsel yapı içerisinde faaliyet gösterdiği aşikar olan eski Cumhuriyet savcısı firari Celal Kara, öte yandan operasyondan yaklaşık 15 gün öncesinde Organize Şube soruşturmasını üstlenen ve kendileriyle aynı örgütsel yapı içerisinde faaliyet gösterdiği aşikar olan eski Cumhuriyet savcısı Mehmet Yüzgeç ile birlikte iştirak ilişkisi içerisinde aynı suç işleme kararı çerçevesinde hareket etmek suretiyle, örgütsel bir faaliyet çerçevesinde ve hukuka aykırı yöntemle elde ettikleri yasa dışı bu kanıtları soruşturma fezlekelerinde, Bakanlarla ilgili düzenledikleri hiçbir hukuki dayanağı bulunmayan ayrıntılı suç raporunda ve iştirak ilişkisi içerisinde oldukları savcılar eliyle TBMM Başkanlığına gönderilen bilgi notlarında tamamen hukuksuz olarak kullandıkları, sanıkların bu eylemleriyle Bakanlarla ilgili özel soruşturma usulüne, dolayısıyla anayasa ve kanunlara açıkça aykırı hareket ettikleri, Birlikte üyesi oldukları FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün devlet otoritesini ele geçirmeye dönük nihai amacı doğrultusunda ve Örgütün Hükûmet politikalarından duyduğu rahatsızlık nedeniyle, Örgüt yönetiminden aldıkları talimat doğrultusunda Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini, gerek yurt içerisinde ve gerekse uluslararası platformda zor durumda bırakmak ve itibarsızlaştırmak ve dolayısıyla Hükûmeti ortadan kaldırma veya kısmen ya da tamamen iş yapamaz hale getirmek suretiyle görevlerini yapmasını engelleme gayelerini gerçekleştirmek için; bilahare soruşturmaları sansasyonel bir tarzda ilintili olmadığı başka soruşturma dosyaları ile operasyona dönüştürerek soruşturma dosyalarında elde edilen arama görüntüleri, fiziki takip tutanakları ve ses kayıtlarını yazılı, görsel ve sosyal medyaya servis edip yayınlanmasını sağlayarak, Örgütün kontrolündeki basın yayın kuruluşlarının desteğini alarak, medya, psikolojik harekat ve propaganda araçlarını da kullanmak suretiyle planlı ve sistematik bir şekilde yürütülen bir organizasyonun parçası olarak hükûmetin istifasını sağlamayı amaçladıkları kanaatine varılmıştır.

6.Soruşturmalardan ve Operasyondan Üstlere Bilgi Verilmemesi / Operasyonun Yapılış Şekline Dair Usulsüzlükler;

... Mali ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüklerinde adli kolluk olarak görevli FETÖ/PDY üyesi sanıklarca "soruşturma ve operasyondan sıralı amirlere, mülki makamlara ve Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığına bilgi verilmemesi" hususunu incelemeye geçmeden önce ilk olarak soruşturmanın kurumsal olarak ... Cumhuriyet Başsavcılığından ve kişisel olarak Başsavcıdan gizlenmesi meselesine değinmek gerekmektedir.

Evvel emirde belirtmek gerekir ki, yukarıda soruşturmalar ile ilgili genel bilgilerin izah edildiği bölümde de ifade edildiği üzere, ... Cumhuriyet Başsavcılığının Mali Şube eliyle yürüttüğü 2012/120653 sayılı Rıza Sarraf Halkbank konulu soruşturması, ... Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürü sanık ... tarafından imzalanarak ... Cumhuriyet Başsavcılığına sunulmuş olan ve soruşturma izin talebini içeren 13/09/2012 tarihli resmi yazının, FETÖ/PDY üyeliği iddiasıyla halen Yargıtay 16'ncı Ceza Dairesinde yargılanmakta olan eski savcı firari Zekeriya Öz tarafından aynı tarihte havale ve parafe edilerek savcılık esas defterine kaydedilmesi talimatıyla saat 16.01 itibariyle ... Cumhuriyet Başsavcılığı Kaçakçılık ve Narkotik Suçlar Bürosunda görevli zabıt katibi Fatih Erol (134491) tarafından UYAP bilişim sistemi üzerinden 2012/120653 soruşturma sırasına kayıt işlemi yapılmasıyla başlatılmış olup, ismi geçen zabıt katibi tarafından UYAP bilişim sistemine "şüpheli meçhul sanık" şeklinde giriş yapılarak herhangi bir isim belirtilmediği anlaşılmıştır.

Oysaki adli soruşturma sürecini başlatan 13/09/2012 tarihli yazı ekindeki raporda 12 kişinin ismine yer verildiği, soruşturmanın başlangıcından bir gün sonra savcılığa ve sulh ceza mahkemesine hitaben yazılan 14/09/2012 tarihli kolluk ve savcılık talep yazılarında da bu 12 kişi hakkında iletişimin denetlenmesi karar taleplerinde bulunulduğu halde soruşturulan kişilerin ismine UYAP kayıtlarında yer verilmeyerek, soruşturmanın en başından itibaren örgütsel bir gizlilik içerisinde yürütülmesi kaygısı ve hassasiyeti doğrultusunda hareket edildiği ve nitekim operasyon tarihine değin soruşturma süresince UYAP kayıtlarına taraf bilgisi eklenilmediği, taraf ekleme ve suç bilgisi kayıt işlemlerinin operasyondan sonra 20/12/2013 tarihinde yapıldığı görülmektedir.

Öte yandan, ... Cumhuriyet Başsavcılığının Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü eliyle yürüttüğü 2012/125043 sayılı Toki/Maslak 1453 konulu imar yolsuzluğu soruşturması, ... İl Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü sanık ... tarafından imzalanarak ... Cumhuriyet Başsavcılığına sunulmuş olan ve soruşturma izin talebini içeren 21/09/2012 tarihli resmi yazının, ... 32'inci Ağır Ceza Mahkemesinin 07/12/2018 tarih ve 2017/227 esas, 2018/227 sayılı kararı uyarınca FETÖ/PDY üyeliği nedeniyle 9 yıl 4 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilen, örgüt üyeliği suçundan mahkum edilen ve HSYK kararıyla meslekten ihraç edildiği anlaşılan, suç tarihinde ... C. Başsavcılığı Sahtecilik ve Dolandırıcılık Suçları Soruşturma Bürosundan sorumlu başsavcı vekili eski savcı Ercan Şafak tarafından aynı tarihte havale ve parafe edilerek savcılık esas defterine kaydedilmesi talimatının verilmesiyle birlikte saat 15.46 itibariyle ... Cumhuriyet Başsavcılığı Sahtecilik ve Dolandırıcılık Bürosunda görevli zabıt katibi tarafından UYAP bilişim sistemi üzerinden 2012/120653 soruşturma sırasına kayıt işlemi yapılmasıyla başlatılmış olup, aynen 120653 sayılı soruşturmada olduğu gibi UYAP bilişim sistemine "şüpheli meçhul sanık" şeklinde giriş yapılarak herhangi bir isim belirtilmediği, devamında ilk olarak 28/09/2012 tarihinde Ali Ağaoğlu'nun dosyaya taraf olarak eklendiği, sonrasında 04/03/2013 tarihinde Ahmet Ayyıldız'ın, 03/08/2013 tarihinde şüpheli Aliseydi Karaoğlu'nun, 25/08/2013 tarihinde şüpheli Ali Karaaslan'ın eklendiği, bunun dışında başkaca bir kayıt girilmediği, dolayısıyla aynen 120653 sayılı suç soruşturmasında olduğu gibi soruşturmanın en başından itibaren örgütsel bir gizlilik içerisinde yürütülmesi kaygısı ve hassasiyeti doğrultusunda hareket edildiği, operasyon tarihine değin soruşturma süresince UYAP kayıtlarına taraf bilgisi eklenilmediği, taraf ekleme ve suç bilgisi kayıt işlemlerinin operasyondan sonra 20/12/2013 tarihinde yapıldığı anlaşılmıştır.

Bu durum elbette ki, normal suç soruşturmalarında sergilenen hareket tarzı ve gösterilen bir refleks değildir. 13/09/2012 ve 21/09/2012 tarihlerinden 20/12/2013 tarihine değin yaklaşık 15 aylık süreçte soruşturmanın taraf bilgilerinin olduğu gibi girilmemesi ve UYAP kayıtlarında gizlenmesi bilgi saklanması, kuşkusuz ki bu soruşturmaların, terör örgütünün yargı ve emniyetteki uzantıları eliyle fikir ve eylem birliği içerisinde hareket edilmek suretiyle yürütülerek operasyona dönüştürüldüğü ve sonuç alınmaya çalışıldığının kanıtı ve göstergelerinden birisidir.

01 Ekim 2012 tarihinde güncellenen ... Cumhuriyet Başsavcılığına ait çalışma talimatının 13 14'üncü sayfalarında yer alan "özel soruşturma bürosu" başlıklı kısmında; "Bakanlar Kurulu Üyeleri, milletvekilleri, Valiler, Vali yardımcıları, Kaymakamlar, Büyükşehir ve İlçe Belediye Başkanları, MİT Bölge Başkanları, generaller, Müsteşarlar ve Müsteşar yardımcıları hakkındaki soruşturmalar..., Cumhuriyet Başsavcısı ve yetkili Cumhuriyet Başsavcı Vekili tarafından verilen benzer diğer işler de bu büroda yerine getirilir" hükmü yer almakta iken, soruşturmaları yürüten Cumhuriyet savcıları Yılmaz Kıstı, Celal Kara, Seyfettin Yiğit, Bekir Gencer ve Mehmet Yüzgeç'in Kaçakçılık ve Narkotik Suçlar, Örgütlü Suçlar ve Memur Suçları Soruşturma Bürolarında görev yaptıkları, Özel Soruşturma Bürosuyla ilgilerinin bulunmadığı, öte yandan Mali Şubenin takip ettiği 2012/120653 sayılı soruşturma savcısı Yılmaz Kıstı'nın ilk derece mahkemesinde ki yeminli tanık beyanında soruşturma evrakını uhdesinde bulundurduğu yaklaşık 10 aylık süreçte, soruşturmada, özel soruşturma bürosunun görev alanına giren ve bu soruşturma usulüne tabi Bakanlar Kurulu üyeleriyle alakalı bir suç şüphesine ulaşıldığından kendisinin bilgi sahibi olmadığını, Mali Şubede görevli adli kolluk yetkilisi ve görevlisi sanıkların kendisine bu yönde bir bilgi vermediklerini, adliyedeki çalışma talimatından haberinin olduğunu, kendisine böyle bir bilgi verilmesi veya Bakanlarla ilgili suç şüphesine tesadüf edildiğinden haberi olması ihtimalinde soruşturmayı özel soruşturma bürosuna devredeceğini ve Başsavcıya bilgi vereceğini ifade ettiği, 2012/125043 sayılı soruşturmaya yaklaşık 2,5 ay süre vaziyet eden soruşturma savcısı Bekir Gencer'in de aşamalardaki yeminli beyanında soruşturma evrakını fiilen uhdesinde bulundurduğu süre içerisinde Çevre ve Şehircilik Bakanı ... ile ilgili bir suç şüphesine ulaşıldığından bilgi sahibi olmadığını, Organize Şubede görevli adli kolluk yetkilisi ve görevlisi sanıkların kendisine bu yönde bir bilgi vermediklerini, buna dair bir görüşme tapesi getirmediklerini, aynı şekilde adliyedeki çalışma talimatından haberinin olduğunu, kendisine böyle bir bilgi verilmesi veya Bakanlarla ilgili suç şüphesine tesadüf edildiğinden haberi olması ihtimalinde soruşturmayı özel soruşturma bürosuna devredeceğini ve Başsavcıya bilgi vereceğini ifade ettiği,

FETÖ/PDY silahlı terör örgütü yöneticisi ve üyeleri olarak 17 Aralık soruşturmalarının yargı ayağında görev aldıkları, soruşturmaları koordine ettikleri ve terör örgütünün emniyetteki uzantıları eliyle işbirliği içerisinde soruşturmaları birlikte yürüttükleri iddiasıyla yargılamaları halen Yargıtay 16'ncı Ceza Dairesinde devam eden firari eski Cumhuriyet savcıları Zekeriya Öz, Celal Kara ve Mehmet Yüzgeç ile ilgili Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Teftiş Kurulu eliyle yürütülen soruşturma sırasında Kurul Başmüfettişleri Vedat Ali Tektaş ve Ömer Kara tarafından tanık sıfatıyla ifadesine müracaat edilen dönemin ... Cumhuriyet Başsavcısı Turan Çolakkadı'nın 17/02/2014 tarihli ifadesinde; yaklaşık 3 sene kadar ... Cumhuriyet Başsavcısı olarak görev yaptığını, bilahare ... Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı görevine atanması hasebiyle 18/01/2014 tarihi itibariyle İl Başsavcılığı görevinden ayrılarak buradaki görevine başladığını, 17 Aralık 2013 tarihinde kamuoyuna birinci operasyon veya "rüşvet ve yolsuzluk operasyonu" şeklinde yansıyan, Cumhuriyet savcıları Celal Kara ve Mehmet Yüzgeç tarafından yürütülen soruşturmalar ile ilgili olarak, ... Cumhuriyet Başsavcılığı çalışma talimatında belirtilmesine ve bu çalışma talimatının savcıların tamamına tebliğ edilmesine rağmen, öncesinde şahsına bilgi verilmediğini, 17 Aralık günü adliyedeki çalışma odasına saat 08.30 09.00 gibi geldiğinde biraz sonra Başsavcı Vekili Zekeriya Öz'ün yanına geldiğini, elinde bir kısım notlar bulunduğunu ve bu notlardan kendi sorumluluğunda bulunan Kaçakçılık ve Narkotik Suçlar Soruşturma Bürosunda görevli Celal Kara'nın yürüttüğü soruşturma ile ilgili bilgiler aktardığını, Mehmet Yüzgeç'in yürüttüğü soruşturma ile ilgili de birkaç cümle söz ettiğini ancak bilgi aktarmadığını, soruşturmalarla ilgili kendisine neden daha önce bilgi verilmediğini, bu saatten sonra verilen bilginin bir anlamı olmadığını ifade ettiğini, bu arada televizyonu açtığında soruşturma ile ilgili haber bültenlerinde yapılan yayınların yer aldığını gördüğünü, Başsavcı vekili Zekeriya Öz'e yönelttiği "neden bana daha önce bilgi vermediniz" sorusuna Öz'den tatmin edici bir cevap alamadığını, Öz'ün bu üç soruşturmaya ilişkin neden aynı gün operasyon yapıldığına dair bir açıklama da getirmediğini ifade ettiği,

6087 sayılı Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun 14/4 a ve 17/1 maddeleri gereğince hakim ve savcıların görevlerinden dolayı veya görevleri sırasında işledikleri iddia edilen suçlarla ilgili inceleme ve soruşturma yapma yetkisini haiz olup, bu nedenle yürüttükleri adli nitelikteki soruşturmalarda 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun soruşturmaların yürütülmesiyle alakalı Cumhuriyet savcısına tanıdığı tüm adli yetkileri kullanabilen Kurul Başmüfettişlerinin eski savcılarla ilgili yürüttükleri soruşturma sırasında CMK hükümleri uyarınca yemini tahtında dinledikleri Turan Çolakkadı'ya ait bu yeminli ifade içeriğinden, Özel Soruşturma Bürosu tarafından yürütülmesi gereken soruşturmaların Örgütle irtibatlı adı geçen eski savcılar tarafından yetkisizce uhdelerinde tutulduğu, Başsavcılık makamını temsil eden ... Cumhuriyet Başsavcısına tahkikattan ve konuları itibariyle birbirinden farklı ve ilgisiz 3 farklı soruşturma kapsamında 17 Aralık 2013 günü operasyon yapılacağına dair operasyon öncesinde herhangi bir bilgi verilmediği, soruşturmaların ve operasyonun tamamen örgütsel gizlilik içerisinde yürütüldüğü anlaşılmaktadır.

Oysa ki, Cumhuriyet Başsavcısının yetki ve sorumluluğuna ilişkin yasal mevzuat incelendiğinde, 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkındaki Kanunun "Cumhuriyet Başsavcısının görevleri" başlıklı 18'inci maddesinde;

"Cumhuriyet Başsavcısının görevleri şunlardır : 1 )Cumhuriyet başsavcılığını temsil etmek, 2 )Başsavcılığın verimli, uyumlu ve düzenli bir şekilde çalışmasını sağlamak, iş bölümünü yapmak, 3 )Gerektiğinde adli göreve ilişkin işlemleri yapmak, duruşmalara katılmak ve kanun yollarına başvurmak, 4 )Kanunlarla verilen diğer görevleri yapmak. Ağır Ceza Mahkemesi Cumhuriyet başsavcısının; ağır ceza mahkemesinin yargı çevresinde görevli Cumhuriyet başsavcıları, Cumhuriyet başsavcı vekilleri, Cumhuriyet savcıları ile bağlı birimler üzerinde gözetim ve denetim yetkisi vardır. Asliye Ceza Mahkemesi Cumhuriyet başsavcısının o yer yargı çevresinde görevli Cumhuriyet savcıları ile bağlı birimler üzerinde gözetim ve denetim yetkisi vardır." şeklinde düzenleme getirildiği görülmektedir. Aynı Kanunun Cumhuriyet savcısının görevleri başlıklı 20'nci maddesinde ise Cumhuriyet savcısının adli göreve ilişkin işlemleri yapmak, duruşmalara katılmak ve kanun yollarına başvurmak görevi yanında, Cumhuriyet başsavcısı tarafından verilen adli ve idari görevleri yerine getirmek olduğu belirtilmiştir.

2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanununun "gözetim ve denetim hakkı" kenar başlıklı 5/1 maddesinde ise "Ağır Ceza Cumhuriyet başsavcılarının, merkezdeki Cumhuriyet başsavcı vekilleri ve savcıları ile bağlı ilçe Cumhuriyet başsavcıları ve Cumhuriyet savcıları üzerinde gözetim ve denetim hakkına sahip olduğu" ifade edilmiştir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 03/03/2009 tarih, 2009/3 21 esas, 2009/46 karar sayılı ilamında "yasal düzenlemelere göre ağır ceza Cumhuriyet başsavcısı soruşturma aşamasında diğer Cumhuriyet savcıları arasında iş bölümü yaparak kimin hangi soruşturmayı yürüteceğini belirleme, soruşturma sonucunda iddianame ve kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararlara "görüldü" yapmak suretiyle bu belgelerdeki görüşü benimseme, gerektiğinde bunlarda değişiklik yapılmasını isteme, kendiliğinden düzeltme yapma, kovuşturma aşamasında ise duruşmada yer alacak Cumhuriyet savcısını belirleme, gerektiğinde duruşmada Cumhuriyet savcısı olarak iddia makamında bizzat yer alma hak ve yetkisine sahip olduğu" belirtilmiştir.

Öte yandan Anayasa‟nın 90. maddesi uyarınca bir iç hukuk normu haline gelen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 01/10/1982 gün ve 8692/79 56 sayılı Piersack / Belçika kararında özetle; “Yargıçlardan birisinin, daha önce tahkikatı yürüten savcılık biriminin başı olarak görev yaptığı, bu dosyayla ilgilenen görevlilerin hiyerarşik üstü olarak mahkemeye sunulacak yazılı mütalaaları gözden geçirip düzeltme, olayda benimsenecek yaklaşımı tartışma ve hukuki noktalardan kendilerine tavsiyede bulunma hakkına sahip olduğu” yönünde karar vermiştir.

Nihayet, HSYK’nın soruşturma tarihinde yürürlükte bulunan “soruşturmanın usul ve esasları” başlıklı 10 numaralı genelgesinde; “Kamuoyunda yanlış yorumlamalara ve yakınmalara sebebiyet verilmesinin önüne geçilmesi bakımından; Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, Başbakan, Yüksek Yargı Organı Başkanları ve Başsavcıları, Genelkurmay Başkanı, Bakanlar, Milletvekilleri, Kuvvet Komutanları gibi devletin üst düzey görevlerinde hizmette bulunmuş veya hâlen hizmette bulunan kişiler hakkındaki soruşturmaların kolluğa bırakılmaması, Cumhuriyet başsavcılarının, merkez ve mülhakatındaki olayları ve soruşturmaları titizlikle takip etmeleri; mevzuat ve teamül gereği bizzat yürütmeleri gereken soruşturmaları diğer Cumhuriyet savcılarına bırakmamaları” hükmüne yer verilmiştir.

Görüldüğü üzere, Ağır Ceza Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcısının, Ağır Ceza Mahkemesinin yargı çevresinde görevli ilçe Cumhuriyet Başsavcıları, Cumhuriyet Başsavcı vekilleri, Cumhuriyet savcıları ile bağlı birimler üzerinde, Cumhuriyet Başsavcı vekillerinin de kendisine bağlı olan büroda görevli Cumhuriyet savcıları üzerinde gözetim ve denetim yetkisi bulunmaktadır. Başsavcı, başsavcılık makamını temsil eder ve diğer savcılar arası koordinasyonu sağlar. Cumhuriyet Başsavcısı, bu yetkisini savcılığı yönetmek, denetlemek, Cumhuriyet savcılarına dava açma konusunda emir vermek ve ikâme yetkisini kullanıp bir soruşturmayı bir Cumhuriyet savcısından alıp diğer bir Cumhuriyet savcısına vermek veyahut da soruşturmaya kendisi devam etmek suretiyle kullanabilir.

Oysa ki, soruşturmaları kolluk görevlileriyle örgütsel bir işbirliği ve gizlilik içerisinde bir süre yürüterek operasyona dönüştüren eski savcılar firari Mehmet Yüzgeç, Celal Kara ile Bakırköy 2'nci Ağır Ceza Mahkemesince haklarında çıkarılan 10/08/2015 gün ve 2015/874 değişik iş sayılı tutuklamaya yönelik yakalama müzekkeresinin tanziminden birkaç gün evvel Kara ile birlikte yurt dışına kaçan firari Zekeriya Öz'ün (2012/120653 sayılı soruşturmanın yürütüldüğü kaçakçılık narkotik suçları bürosundan sorumlu başsavcı vekili) ... Cumhuriyet Başsavcılığına ait çalışma talimatı ve 10 numaralı HSYK Genelgesinde açıkça öngörülmesine rağmen, yukarıda açıklanan mevzuat hükümleri ve içtihatlar kapsamında kendileri üzerinde gözetim ve denetim yetkisini haiz bulunan ... Cumhuriyet Başsavcısına kamuoyunu yakından ilgilendiren bu mahiyetteki önemli soruşturmalarla ilgili hiçbir bilgi vermedikleri, soruşturmaları kurumsal olarak Başsavcılık makamından gizledikleri ve özel soruşturma bürosuna devretmedikleri, ayrıca hiçbir bilgi vermeden gizlilik içerisinde yürüttükleri soruşturmalar kapsamında çok sayıda kişi hakkında arama, el koyma ve yakalama gözaltı gibi tedbirler içeren 17 Aralık 2013 tarihli gizli operasyon talimatını verdikleri, kolluk eliyle birbiriyle ilgisiz soruşturmaları kamuoyunda ses getirmesi için ve algı yaratmaya dönük tamamen siyasi maksatla ve sonuç almak saikiyle yine Başsavcıdan habersiz operasyona dönüştürdükleri anlaşılmıştır.

Bu aşamada konumuz açısından izah edilmesi gereken önem arz eden diğer husus ise, ismi geçen firari soruşturma savcıları ve bu soruşturma savcılarından Celal Kara'nın görev yaptığı Soruşturma Bürosundan sorumlu firari Başsavcı vekili ile aynı örgütsel yapı içerisinde hareket eden ... Organize ve Mali Şube Müdürlüklerinde görevli FETÖ/PDY üyesi sanıklarca soruşturma ve operasyondan sıralı amirlere ve Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığına bilgi verilmemesi ve soruşturmaların gizlenmesi mevzusudur. Bu noktada yeri gelmişken hemen ifade etmek gerekir ki, 17 Aralık soruşturmaları olarak bilinen ... Cumhuriyet Başsavcılığının 2012/120653 ve 2012/125043 numaralı soruşturma dosyalarını, emniyetin operasyonel birimlerinin başında olmaları hasebiyle adli kolluk sorumlusu sıfatıyla yürüten ... Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü sanık ... ve Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürü sanık ...'nın bu dosyaların gerek tahkikat gerekse operasyon sürecinden sıralı amirleri olan ... İl Emniyet Müdürüne herhangi bir bilgi vermedikleri konusunda bir ihtilaf ve çekişme bulunmamakta olup, sanıklar da aşamalardaki yazılı sözlü ifadelerinde zaten aksi yönde bir savunma getirmemişler, ancak bu şekilde davranırken yasa ve mevzuata uygun hareket ettiklerini ifade etmişlerdir.

Yine yeri gelmişken belirtmek gerekir ki, İçişleri Bakanlığı genelgelerinde de ifade edildiği üzere; "Polis teşkilatı açısından; adli işlerden sorumlu polis karakolları ve polis merkezi amirleri, ilçe emniyet amirleri, il merkezlerinde ağırlıklı olarak adli görevleri ifa eden asayiş, kaçakçılık ve organize, narkotik, mali, organize, terörle mücadele, çocuk, olay yeri inceleme, yabancılar, güvenlik ve özel harekat şube müdürleri, Jandarma teşkilatı açısından; ilçe jandarma komutanı, jandarma karakol komutanları, asayiş şube müdürlüğü nezdinde kurulu bulunan olay yeri inceleme timleri, köpek timleri, parmak izi ve avuç izi kısmı personellerinin başındaki görevliler" gibi adli kolluk görevlileri üzerinde gözetim, denetim, planlama yetkilerini haiz bulunanların adli kolluk sorumluları olduğu kabul edilmektedir.

Dava konusu soruşturmaların ... Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ve ... Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü eliyle yürütülmüş olmaları hasebiyle, suç tarihi itibariyle Şube Müdürü sıfatıyla bu adli kolluk birimlerin başında bulunan sanıklar ... ve ...'nın adli kolluk yetkilisi ve sorumlusu oldukları, bu itibarla sıralı amirleri konumundaki İl Emniyet Müdürüne bilgi verip vermeme konusunda kendilerine sorumluluk atfedilebilecek ve suç isnat edilebilecek kişilerin de şube müdürü konumundaki her iki sanık olduğunda kuşku bulunmamaktadır. Nitekim, İçişleri Bakanlığı Mülkiye Teftiş Kurulu Başkanlığınca soruşturma ve operasyondan sıralı amirlere, mülki amire ve KOM Daire Başkanlığına bilgi verilmemesi ile alakalı 18/12/2013 tarihi itibariyle başlatılan ve yürütülen ön inceleme ve soruşturma dahi bu iki isim hakkında yapılmış, ismi geçen şube müdürlerinin maiyetinde görev yapan diğer adli kolluk birim amiri ve görevlilerine bu yönden bir suçlama ve isnatta bulunulmamıştır. Bu nedenle sıralı amire bilgi verilmemesi ile ilgili yapılacak açıklamalar ve bu hususta getirilecek suçlamaların muhataplarının da adı geçen sanıklar olduğunda tereddüt bulunmamaktadır.

Dönemin ... Mali Suçlarla Mücadele ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürleri olmaları hasebiyle bir yandan adli soruşturmalar yönünden adli kolluk yetkilisi / sorumlusu sıfatını haiz olan ve öte yandan idari görevleri yönünden hiyerarşik olarak sıralı amirleri ve aynı zamanda sicil amirleri konumundaki İl Emniyet Müdürünün maiyetinde görev yapan ... ve ...'ın konuyla ilgili benzer mahiyet ve içerikteki savunmalarında; Organize ve Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürü olmaları nedeniyle adli kolluk yetkilisi konumunda olduklarını, adli kolluk olarak yürüttükleri bir soruşturma kapsamında 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve Adli Kolluk Yönetmeliği çerçevesinde sadece Cumhuriyet Savcısının emrinde görev yaptıklarını, Cumhuriyet savcısının bilgisi ve talimatı dışında hareket etmelerinin söz konusu olamayacağını, gerek CMK hükümleri ve gerekse 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu, Adli Kolluk Yönetmeliği, Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Yönetmeliği, diğer yönetmelikler ve sair mevzuat gereği kendilerine adli kolluk yetkisi ve sorumluluğu tanınmamış olan İl Emniyet Müdürü ile mahallin en büyük mülki amiri konumundaki İl Valisine yürüttükleri bir adli soruşturma kapsamında bilgi vermek zorunda olmadıklarını, Valilerin hazırlık soruşturmaları ile ilgili emir verme ve talepte bulunma yetkilerinin zaten Avrupa Birliğine uyum yasaları çerçevesinde 2004 yılında 5442 sayılı İl İdaresi Kanununun 10'uncu maddesinde yapılan yasal değişiklikler sonucunda kaldırıldığını, dolayısıyla mevzuatta bilgi vermeyi zorunlu kılan hiçbir hüküm yer almadığını, bu nedenle bilgi vermeme konusuyla alakalı kesinlikle yasa dışı bir eylemlerinin bulunmadığını, kanuna uygun davrandıklarını, nitekim mahkemede tanık sıfatıyla dinlenilen İl Emniyet Müdürü...'ın da aşamalardaki çeşitli ifadelerinde adli kolluk amiri sıfatı bulunmaması hasebiyle yürütülen soruşturmalardan kendisine bilgi verilmemesinin hukuken normal olduğunu belirttiğini, 2012/120653 ve 2012/125043 sayılı soruşturmalarda savcıların soruşturmayla alakalı adli kolluk yetkisi bulunmayan hiç kimseye ve bu bağlamda il emniyet müdürüne bilgi verilmemesi konusunda kendilerine açıkça talimat verdiklerini, adli soruşturmalarda savcıların talimatı ve izni dışına çıkarak sıralı amire bilgi vermelerinin soruşturmaların sızmasına ve dolayısıyla gizliliğin ihlaline sebebiyet vereceği için emniyet müdürüne herhangi bir bilgi verilmediğini, aksi davranışın suç teşkil edeceğini, KOM Daire Başkanlığına bilgi verilmediği hususunun doğru olmadığını, Mali Şube soruşturması kapsamında düzenlenen 08/10/2012 tarihli O 1 adı verilen planlı operasyon bilgi formunun Mali Şube olarak kendilerince düzenlenerek ... Emniyet Genel Müdürlüğündeki Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığına soruşturmanın başlangıcından kısa bir süre sonra gönderildiğini, ancak mevzuattan kaynaklı hukuki bir zorunluluk olmaması, Daire Başkanlığı ile aralarında hiyerarşik anlamda bir ast üst ilişkisi bulunmaması ve Daire Başkanı sanık Mehmet Yeşilkaya üzerinden gerek bu soruşturmanın ve gerekse benzer nitelikteki önemli soruşturmaların muhataplarına sızdırılmasına dair geçmişte yaşamış oldukları ve tecrübe ettikleri olaylar nedeniyle operasyondan önce sözlü olarak bilgi vermediklerini ifade ettikleri anlaşılmıştır.

Konunun izahı bakımından ilkin bununla ilgili mevzuattaki düzenlemelere bakılması yerinde olacaktır. Her şeyden evvel, bilindiği üzere 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun soruşturma işlemleri başlığını taşıyan 160 ve 161'inci maddeleri hükümleri, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hali öğrenir öğrenen Cumhuriyet savcısının, bunun üzerine kamu davası açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere emrindeki adli kolluk görevlileri marifetiyle derhal işin gerçeğini araştırmaya başlayacağını, adli kolluk görevlilerinin de elkoydukları olayları, yakalanan kişiler ile uygulanan tedbirleri emrinde çalıştıkları Cumhuriyet savcısına derhal bildirmek ve Cumhuriyet savcısının adliyeye ilişkin bütün emirlerini gecikmeksizin yerine getirmekle yükümlü olduklarını öngörmüştür.

Buna göre, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun suç tarihinde yürürlükte olan, "Cumhuriyet savcısının görev ve yetkileri" kenar başlıklı 161'inci maddesinde 160'ıncı maddeye atıf yapılarak, bir ila beşinci fıkralarında; "(1) Cumhuriyet savcısı, doğrudan doğruya veya emrindeki adli kolluk görevlileri aracılığı ile her türlü araştırmayı yapabilir; yukarıdaki maddede yazılı sonuçlara varmak için bütün kamu görevlilerinden her türlü bilgiyi isteyebilir. Cumhuriyet savcısı, adli görevi gereğince nezdinde görev yaptığı mahkemenin yargı çevresi dışında bir işlem yapmak ihtiyacı ortaya çıkınca, bu hususta o yer Cumhuriyet savcısından söz konusu işlemi yapmasını ister. (2) Adli kolluk görevlileri, elkoydukları olayları, yakalanan kişiler ile uygulanan tedbirleri emrinde çalıştıkları Cumhuriyet savcısına derhal bildirmek ve bu Cumhuriyet savcısının adliyeye ilişkin emirlerini gecikmeksizin yerine getirmekle yükümlüdür. (3) Cumhuriyet savcısı, adli kolluk görevlilerine emirleri yazılı; acele hallerde, sözlü olarak verir. Sözlü emir, en kısa sürede yazılı olarak da bildirilir. (4) Diğer kamu görevlileri de, yürütülmekte olan soruşturma kapsamında ihtiyaç duyulan bilgi ve belgeleri, talep eden Cumhuriyet savcısına vakit geçirmeksizin temin etmekle yükümlüdür. (5) Kanun tarafından kendilerine verilen veya kanun dairesinde kendilerinden istenen adliye ile ilgili görev veya işlerde kötüye kullanma veya ihmalleri görülen kamu görevlileri ile Cumhuriyet savcılarının sözlü veya yazılı istem ve emirlerini yapmakta kötüye kullanma veya ihmalleri görülen kolluk amir ve memurları hakkında Cumhuriyet savcılarınca doğrudan doğruya soruşturma yapılır. Vali ve kaymakamlar hakkında 2.12.1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun hükümleri, en üst dereceli kolluk amirleri hakkında ise, hakimlerin görevlerinden dolayı tabi oldukları yargılama usulü uygulanır..."

"Adli kolluk ve görevi" kenar başlıklı 164'üncü maddesinde; "(1) 4/6/1937 tarihli ve 3201 sayılı Emniyet Teşkilatı Kanununun 8, 9 ve 12'nci maddeleri, 10.3.1983 tarihli ve 2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanununun 7'nci maddesi, 2/7/1993 tarihli ve 485 sayılı Gümrük Müsteşarlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 8'inci maddesi ve 9/7/1982 tarihli ve 2692 sayılı Sahil Güvenlik Komutanlığı Kanununun 4'üncü maddesinde belirtilen soruşturma işlemlerini yapan güvenlik görevlilerini ifade eder. (2) Soruşturma işlemleri, Cumhuriyet savcısının emir ve talimatları doğrultusunda öncelikle adli kolluğa yaptırılır. Adli kolluk görevlileri, Cumhuriyet savcısının adli göreve ilişkin emirlerini yerine getirir. (3) Adli kolluk, adli görevlerinin haricindeki hizmetlerde, üstlerinin emrindedir."

"Diğer kolluk birimlerinin adli kolluk görevi" kenar başlıklı 165'inci maddesinde; "Gerektiğinde veya Cumhuriyet savcısının talebi halinde, diğer kolluk birimleri de adli kolluk görevini yerine getirmekle yükümlüdür. Bu durumda, kolluk görevlileri hakkında, adli görevleri dolayısıyla bu Kanun hükümleri uygulanır."

Bu hükümlerin ortaya koyduğu en önemli sonuç; 5271 sayılı Ceza Usul Kanununun öngördüğü sistemde soruşturmanın asıl sevk ve idare edicisi bir başka deyişle asli sahibinin Cumhuriyet savcısı olduğu, bu itibarla bir suçun ortaya çıkmasıyla veya suç şüphesiyle birlikte başlayan adli soruşturma sürecinde adli kolluk görevlileri ve sorumlularının münhasıran suç soruşturmasında tek yetkili olan Cumhuriyet savcısının emri altında oldukları, adli kolluk görevlilerinin Cumhuriyet savcısının adliyeye ilişkin bütün emirlerini gecikmeksizin yerine getirmekle yükümlü oldukları, adli kolluğun adli görevlerinin haricindeki hizmetlerde ise üstlerinin emrinde olduğu gerçeğidir ki, zaten bu hususlarda herhangi bir çekişme ve tereddüt bulunmamaktadır.

Öte yandan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 167'nci maddesi hükmüne istinaden çıkarılan ve 01/06/2005 tarihli ve 25832 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Adli Kolluk Yönetmeliğinin "Adli kollukla ilgili esaslar" kenar başlıklı 5'inci maddesinde; "Adli kollukla ilgili düzenleme ve uygulamalarda genel esaslara uyulur : a) Cumhuriyet savcıları, adli görevlere ilişkin emir ve talimatlarını öncelikle adli kolluk sorumlularına veya adli kolluk görevi ifa eden diğer birim amirlerine verir. Adli kolluk, bağlı bulunduğu kolluk teşkilatının bir parçası olup, öncelikli görevi, karşılaştığı suçun işlenmesini önlemektir. Cumhuriyet savcılarınca, adli görevler ile ilgili emir ve talimatlar zorunluluk bulunmadıkça, kolluk birimlerinin aralarındaki iş bölümü ile kolluk teşkilatlarının görev ve yetki alanları gözetilerek verilir. Adli kolluk, adli görevlerin haricindeki hizmetlerde üstlerinin emrindedir. Adli kolluk görevlilerine, adli görevi bulunmayan üstleri tarafından, yürütülen soruşturma ile ilgili emir ve talimat verilemez. Yönetmeliğin 7 nci maddesi hükümleri saklıdır. Adli kolluk görevlileri, kadrolarında yer aldıkları birimlere mevzuatla verilmiş ve adli görev kapsamı dışında kalan diğer görev ve hizmetleri de yerine getirirler. b) Adli kolluk görevlilerinin özlük hakları, bağlı oldukları teşkilat tarafından yürütülür." denildikten sonra,

"Görev ve yetkiler" başlıklı 6'ncı maddesinin birinci fıkrasında kanundaki düzenlemeyle örtüşen şekilde adli kolluk görevlilerinin Cumhuriyet savcısının adli görevlere ilişkin emirlerini gecikmeksizin yerine getireceği ve yürütülen soruşturma iş ve işlemleri sırasında Cumhuriyet savcısının emrinde oldukları ifade edildikten sonra, aynı maddenin 2'nci fıkrasında yine Kanundaki düzenlemeyle paralel biçimde, adli kolluk görevlilerinin kendilerine yapılan bir suça ilişkin ihbar ve şikayetleri; elkoydukları olayları, yakalanan kişiler ile uygulanan tedbirleri derhal Cumhuriyet başsavcılığına bildirmek durumunda oldukları ve Cumhuriyet savcısının emri doğrultusunda işin aydınlatılması için gerekli soruşturma işlemlerine başlayacakları öngörülmüştür.

Her ne kadar, 21/12/2013 tarihinde yapılan değişiklikle Yönetmeliğin 6'ncı maddesinin ikinci fıkrasına "ve en üst dereceli kolluk amirine bildirir" şeklinde hüküm eklenerek adli kolluk görevlilerinin bir suça ilişkin ihbar ve şikayetlerle elkoydukları olayları, yakalanan kişiler ile uygulanan tedbirleri Cumhuriyet başsavcılığı yanında ayrıca en üst dereceli kolluk amirine de bildirmeleri şartı getirilmiş ise de, yine bilindiği üzere Türkiye Barolar Birliğinin yönetmelik değişikliği ile ilgili yürütmeyi durdurma istemli açmış olduğu iptal davası üzerine inceleme yapan Danıştay Onuncu Dairesinin 27/12/2013 tarihinde verdiği 2013/8108 esas sayılı karar ile gerek ikinci fıkra hükmüne ek olarak getirilen "ve en üst dereceli kolluk amirine bildirir" ibaresinin ve gerekse aynı değişiklikle 6'ncı madde hükmünde ihdas edilen 3 ve 4'üncü fıkralarının yürütülmesinin durdurulmasına karar verilmesi karşısında ve soruşturmanın gizliliği prensibi de dikkate alındığında, 17 Aralık soruşturmalarının yürütüldüğü tarih itibariyle yürürlükteki CMK hükümleri ve Adli Kolluk Yönetmeliğinin 6/2 maddesi hükmü muvacehesinde adli kolluk sorumlusu ve yetkililerinin veya adli kolluk görevi ifade eden diğer birim amirlerinin, yürüttükleri soruşturmalar sırasında adli görevlerine ilişkin olarak Cumhuriyet savcısından başka birisinden emir ve talimat alacaklarına dair bir düzenleme bulunmadığı gibi, aksine yürürlükteki yasa ve yönetmelik hükümlerinde adli kolluk görevlilerine, adli görevi bulunmayan üstleri tarafından, yürütülen bir suç soruşturması ile ilgili emir ve talimat verilemeyeceğinin belirtildiği anlaşılmaktadır.

Mamafih, burada zaten açıklığa kavuşturulması gereken husus; ilde en üst dereceli kolluk amiri konumundaki il emniyet müdürünün adli görevinin bulunmaması hasebiyle yürütülmekte olan bir suç soruşturması ile ilgili astı konumundaki adli kolluk yetkilisi ve sorumlularına emir ve talimat verip veremeyeceği meselesi değildir, ki zaten yürürlükteki düzenlemeler karşısında bu konuda bir ihtilaf ve çekişme bulunmamaktadır. Dolayısıyla, il emniyet müdürlerinin şube müdürlerine bir suç soruşturması ile ilgili emir ve talimat verip veremeyecekleri tartışması hukuken zaten yersizdir. Burada asıl izaha muhtaç olan husus; adli görev kapsamındaki suç soruşturması sırasında il emniyet müdüründen emir ve talimat almak meselesi değil, soruşturmayı yürüten adli biriminin başındaki şube müdürü sıfatıyla adli kolluk sorumlularının, adli görevlerinin haricindeki hizmetlerde maiyetinde görev yaptıkları ve emrinde oldukları üstleri konumundaki il emniyet müdürüne bilgi vermeleri gerekip gerekmediği sorunudur. Bu itibarla, adli görev ile alakalı emir / talimat alma meselesi ile bilgi verip vermeme mevzusunun birbirinden ayırt edilmesi gerekmektedir.

Bilgi vermenin gerekli olup olmadığı konusunda da mer'i hukuk açısından hemen belirtmek gerekir ki, 17 Aralık operasyonundan sonra 21 Aralık 2013 tarihinde Adli Kolluk Yönetmeliğinin 6'ncı maddesinin ikinci fıkrasında bir değişiklik yapılarak, üst paragrafta dile getirildiği üzere bilahare iptal başvurusu üzerine Danıştay ilgili dairesince yürütmesi durdurulan "ve en üst dereceli kolluk amirine bildirilir" ibaresinin ikinci fıkra hükmüne eklenilmesinden, 17 Aralık soruşturmalarının yürütüldüğü ve operasyonun yapıldığı tarih itibariyle bir başka deyişle yönetmelik ihtiyacı değişikliği lüzumunun hasıl olmasından evvelki tarihte, adli kolluk yetkilisi ve sorumlularının, yürütülen bir suç soruşturmasından, kendilerine yapılan bir suça ilişkin ihbar ve şikayetlerden; el koydukları olaylardan ve uygulanan tedbirlerden o ildeki en üst dereceli kolluk amiri konumundaki il emniyet müdürüne bilgi vermeleri ve onları bilgilendirmeleri gereği ve zaruretine işaret eden bir düzenleme bulunmadığı, nitekim yönetmelik değişikliğinin zaten bunu sağlama iradesi doğrultusunda yapıldığı ve bu husustaki hukuksal boşluğu ortadan kaldırmaya matuf olarak gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır. Nitekim, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 18/10/2011 tarihli ve 7 numaralı genelgesinin sonuç bölümündeki 7 nolu bendinde "Adli kolluğun, sıralı amirlerine ve mülki makamlara, meydana gelen bütün olayları en ince ayrıntısına kadar bilgi ve haber verme zorunluluğu bulunmadığından önleyici kolluk görevi ile güvenlik ve asayişin sağlanması bakımından genel ve bilgilendirme amacına yönelik düzenlenecek vukuat raporunun, soruşturmanın gizliliği ve masumiyet karinesinin ihlaline ve delillerin kaybına sebep olmamak koşuluyla verilmesi" konusunda gerekli dikkat ve özenin gösterilmesi gereğine işaret edildiği bölümde de adli kolluğun, sıralı amirlerine ve mülki makamlara, meydana gelen bütün olayları en ince ayrıntısına kadar bilgi ve haber verme zorunluluğu bulunmadığına değinildiği anlaşılmaktadır.

Oysa ki, her ne kadar kanun, yönetmelik ve genelgedeki durum bir başka deyişle mer'i hukuk açısından hal böyle olmakla birlikte, 17 Aralık 2013 tarihine değin bu hususta emniyet teşkilatı pratiğinde ... özelinde yerleşmiş olan uygulamanın ve emniyetin iç işleyişinin ne yönde olduğu ziyadesiyle daha önemlidir. Zira, 17 Aralık 2013 tarihine değin uygulamanın ne şekilde ve yönde tezahür ettiği, hukuk normlarının ve düzenleyici işlemlerinin sıkı sıkıya uygulanıp uygulanmadığı, bunlara sıkı sıkıya bağlı kalınıp kalınmadığı, 17 Aralık soruşturmaları özelinde rutinin ve olağanın dışına çıkılıp çıkılmadığı ortaya konulmadan sanıkların 17 Aralık soruşturmalarında rutinden farklı ve örgütsel bir saik ve motivasyonla hareket edip etmedikleri, soruşturmaları örgütsel bir gizlilik ve disiplin içerisinde yürütüp yürütmedikleri noktasında yapılacak açıklamalar ve ulaşılacak sonuçlar kesinlikle yetersiz olacaktır. Bu yüzden, hukuken bilgi vermek zorunda mıydı yoksa değil miydi tartışmasından ziyade, bilgi verme noktasında daha önce nasıl hareket ediyordu, bu soruşturmalar özelinde ne yaptı sorusuna yanıt aramak daha önemlidir, ki bu konuda tanık sıfatıyla ifadesine başvurulan, 17 Aralık soruşturmalarının yürütüldüğü ve operasyona dönüştürüldüğü tarihte ... İl Emniyet Müdürlüğü görevini yürüten...'ın başka bir soruşturma kapsamındaki ifadeleri ve derece mahkemesinde huzurundaki tanık beyanları ile sanık ...'ın bir başka soruşturma kapsamında verdiği ifade ve savunmalarının hayli aydınlatıcı ve kanaat verici mahiyette olduğu değerlendirilmiştir.

Tanık...'ın, öncelikle 15 Temmuz darbe girişimi sonrası kendisi hakkında silahlı terör örgütüne üyelik, yardım vs. suçlardan yürütülen soruşturma sırasında ... Mali Şube Müdürlüğünde müdafi eşliğinde ve şüpheli sıfatıyla alınan 02/09/2016 tarihli ifadesinin konuya ilişkin kısmında, 2009 yılının Temmuz ayından 2013 yılının sonlarına değin görev yaptığı ... İl Emniyet Müdürü sıfatıyla kendisinin adli kolluk sorumlusu olmadığını, dolayısıyla teknik dinleme ve teknik araçlarla izleme gibi işlemlere izin verme yetkisinin bulunmadığını, bu hususlardaki yetkinin savcı ve adli kolluk olan şube müdürleri arasındaki işlemler olduğunu, ancak teamüller gereği emniyet müdürlüklerinde operasyon planlaması aşamasında operasyon safahatına geçilmeden önce bir bilgi notunun makama iletileceğini, böylelikle operasyonda hedef sayısı, hangi suçlardan hangi maksatla operasyon yapıldığı ve hedeflerin önem derecesi konusunda bilgi arz edildiğini, ancak 17 Aralık soruşturmaları gibi kumpas soruşturmalarında Şube Müdürlerinin bilgi ve belge saklamaları halinde il emniyet müdürünün yürütülen bir soruşturmadan bilgi sahibi olmasının mümkün olmayacağını, nitekim daha önce 7 Şubat MİT krizi olayında dönemin Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarı Hakan Fidan ile ilgili yürütülen soruşturmadan ve müsteşarın ifadeye çağrıldığından hiçbir şekilde bilgi sahibi olmadığını, savcının Müsteşarı ifadeye çağırdığını medyadan öğrendiğini, 7 Şubat MİT krizi olayından sonra ... istihbarat ve terör şube müdürlerinin müdüriyet emrine alındıklarını, daha sonra da ...'ya tayin edildiklerini, Selam Tevhid terör örgütü soruşturmasından da bunun 17 Aralık soruşturmaları akabinde medyaya sızmasından dolayı bilgi sahibi olduğunu, 17 Aralık operasyonundan öncesinde bilgi sahibi olmadığını, 17 Aralık operasyonunu İl Valisi Hüseyin Avni Mutlu'nun cep telefonundan kendisini arayıp emniyet güçlerinin dönemin Çevre ve Şehircilik Bakanı ...'ın soy adı Sipahi olan bir danışmanının Üsküdar ilçesinde yer alan konutuna arama amaçlı gittiklerini söyleyerek konudan bilgi sahibi olup olmadığını sorması üzerine öğrendiğini, buna rağmen o esnada soruşturmaların içeriğini kesinlikle bilmediğini ve İl İstihbarat Şube Müdürü Ahmet Arıbaş ile Üsküdar İlçe Emniyet Müdürü Mahir Yavaş'ı arayarak konunun iç yüzünü öğrenmeye çalıştığını, lakin bir bilgi edinemediğini, bu esnada Valinin tekrar kendisini arayarak bu kez İçişleri Bakanının oğlunun konutunun polis tarafından basıldığını söylemesi üzerine şaşkınlığının iyice arttığını ve konu hakkında bilgi edinmek için maiyetinde görev yapan operasyonel şube müdürlerini aradığını, telefonuna çıkan Organize Şube Müdürü ...'ın "konu bizim" diye cevap vermesi üzerine "nasıl olur bana bilgi vermezsiniz, İçişleri Bakanının oğlunun evi basılıyor, benim haberim yok, bu nasıl iş" diye bağırarak tepki gösterdiğinde ...'ın "Yakub ile arz edeceğiz" efendim diye cevap verdiğini, bunun üzerine az sonra Beylerbeyi Polisevindeki konutuna gelen soruşturmaları yürüten Mali ve Organize Şube Müdürleri ... ve ... ile polis evinin bir odasına geçmek suretiyle bu iki isimden konunun iç yüzünü anlatmalarını isteyerek "bana nasıl haber vermeden böyle bir iş yaparsınız" diye her ikisine de kızıp tepki gösterdiğinde her iki şube müdürünün savcının böyle istediğini ve bu yönde talimat verdiğini, nitekim yasanın da bu şekilde olduğunu, kendilerinin adli kolluk sorumlusu olmaları dolayısıyla yapılan işlemlerden sorumlu olduklarını ve yaptıklarının tamamen yasal olduğunu, bilgi vermeleri halinde soruşturmaların deşifre olacağı bunun da sorumluluk doğuracağını söylediklerini, soruşturma dosyaları içerikleri ile alakalı her iki şube müdürünün kendisine arz ettiği bilgi notlarını incelediğinde ciddi yolsuzluk iddiaları bulunduğunu görmesi üzerine "madem böyle iddialar vardı, benim neden haberim olmadı" diyerek devamında bu iddiaların Türkiye'yi derinden sarsacağını, herkesin bunun altında kalacağını söyleyip "bu durum sizi yakacak" dediğinde her iki şube müdürünün de aynı tepkiyi vererek savcı talimatından söz edip "biz her şeyi göze aldık" şeklinde karşılık verdiklerini, bunun üzerine her iki şube müdürünü de yanından kovduğunu, 17 Aralık operasyonu sonrası 18/12/2013 günü her iki şube müdürünü de görevden alarak yerlerine yeni müdürler atadığını, 19/12/2013 tarihinde ise kendisinin tayinin çıktığını ve merkez Valiliği görevine atandığını, 17 Aralık operasyonu sonrası 25 Aralık günü operasyona dönüştürülmek istenilen soruşturma dosyası içeriğinden de öncesinde bilgi sahibi olmadığını, gözaltı listesinin basında yayınlanması ile haberdar olduğunu, 17 Aralık sabahı yanına geldiklerinde her iki şube müdürünün de bu konudan söz etmediklerini, bu durumun da kendilerinin ne denli art niyetli olduklarını ve gizli hesapları bulunduğunun açık bir göstergesi olduğunu, daha öncesinde kamuoyunda Şike davası olarak bilinen olayda soruşturmanın başlangıcında bilgi sahibi olmadığını, ancak operasyon aşamasından önce sorumlu il emniyet müdür yardımcısı Mutlu Ekizoğlu tarafından kendisine bir bilgi notu getirilerek bilgi verildiğini ifade ettiği anlaşılmış,

Tanık...'ın sanık sıfatıyla yargılandığı ... 30'uncu Ağır Ceza Mahkemesindeki davanın yargılaması sırasında yaptığı savunmasında kolluktaki ifadesini tekraren, 17 Aralık günü operasyonu yapılan soruşturmaların hükûmeti düşürmeye yönelik bir darbe girişimi olduğunun apaçık belli olduğunu, hazırlık aşaması birkaç ayı bulabilecek olan bu büyüklükteki soruşturma ve operasyonlardan ilgili şube müdürlerinin kendisine hiçbir surette bilgi vermediklerini ve soruşturmaları kendisinden sakladıklarını, bunu da mevzuatın arkasına saklanarak yaptıklarını, şube müdürlerinin bu şekilde hareket ederken adli soruşturmaların mevzuat gereği adli kolluk sorumlusu denilen emniyet şube müdürü ve ilgili savcının birlikte yürüttüğü bir süreç olduğu ve bu nedenle il emniyet müdürüne bilgi vermek mecburiyetinde olmadıkları gerekçesine dayandıklarını, bu sayede örgütsel şekilde hareket eden savcı, polis amir ve memur grubundan oluşan dar bir adliye polis kadrosuyla en kripto şekilde Bakan ve bakan yakınlarının telefonları dinlenilerek, takipler yapılarak bir soruşturma yürütüldüğünün, bu sayede de yolsuzluk adı altında hükûmeti düşürme operasyonuna hazırlandıklarının anlaşıldığını, sanık şube müdürlerinin olayda mevzuatı kullanarak kendisine bilgi vermediklerini ifade ettiği görülmüştür.

Tanık... ilk derece mahkemesinde 02/01/2019 tarihli 111'nci celsedeki yeminli tanıklık ifadesinin ilgili kısmında, önceki ifadelerine atıfla 17 Aralık sabahı öncesinde soruşturma ve operasyondan bilgi sahibi olmadığını, nitekim firari savcı Celal Kara'nın da daha sonra Cumhuriyet gazetesine verdiği röportajda kendisini kast ederek il emniyet müdürünün soruşturmadan bilgisi yoktu diye beyanatta bulunduğunu, sanıkların daha önce polis teşkilatı tarihinde emsali görülmemiş şekilde yürüttükleri soruşturmada 13 ay süreyle Bakanları dinlediklerini, sanıkların bu soruşturmalar öncesinde yürüttükleri herhangi bir yolsuzluk veya çete soruşturmasında mutlak surette soruşturmanın başlangıcında veya bir yerinde adli yönden olmasa bile bir şekilde ana hatlarıyla bilgi arz ettikleri halde bu olayda o şekilde davranmadıklarını, zaten sanıklara gösterdiği tepkinin de bu nedenle olduğunu, Şike olayında da operasyon öncesinde o tarihte Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünden sorumlu il müdür muavini sıfatıyla Mutlu Ekizoğlu tarafından konuyla ilgili ana hatlarıyla kendisine bilgi verildiğini ifade ettiği anlaşılmıştır.

Konuyla alakalı olarak, sanıklardan ...'ın ... Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturması 2014/164254 sayısı üzerinden yürütülerek, ... 23'üncü Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/62 esas sırasına kayden davası açılan ve kamuoyunda "Şikede kumpas davası" olarak bilinen ceza davasının soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı huzurunda vermiş olduğu 23/09/2016 tarihli savcılık ifadesinin de önem arz ettiği değerlendirilmiştir.

...'ın bahse konu ifadesinin 17'nci sayfasında, ... Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce 03/07/2011 tarihinde gerçekleştirilen eş zamanlı operasyon sonucu aleniyete intikal eden şike soruşturması sürecinde, soruşturma konusunun Olgun Peker merkezli gelişmelerden çıkıp, Türkiye Futbol Federasyonuna sirayet etmeye başladığı aşamada İl Emniyet Müdürü...'a soruşturmayla ilgili bilgi vermeye başladığını, nitekim Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü olarak görev yaptığı yaklaşık 4 yıllık dönemde İl Emniyet Müdürü Çapkın'ın ... Emniyetinin kendisi gibi operasyonel birimlerinin başında olan terörle mücadele ve istihbarat şube müdürleri ile bu şubelerden sorumlu il müdür yardımcılarıyla birlikte haftada en az 3 4 kez mesai saatleri içerisinde makamında toplantı yaptığını ve bu suretle İl Müdürü ile devamlı olarak bir araya geldiklerini, bu görüşmelerde emniyet müdürünü mütemadiyen brife ettiklerini ve bilgilendirdiklerini, hatta Şike soruşturmasında Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım'ın ismi geçmeye başlayınca İl Emniyet Müdürünün soruşturmayla yakından ilgilenmeye ve konuyu takip etmeye başladığını, soruşturma dosyası ile alakalı kendisinden günü birlik bilgi ve izahat istemeye başladığını, bunun üzerine kendisinin de günlük olarak şube müdür yardımcılarından aldığı bilgileri notlar halinde il müdürü Çapkın'a arz ettiğini, soruşturmayı operasyon sürecine değin adım adım tüm aşamasında izah ettiğini, Emniyet Müdürünün önemli bütün soruşturmalarda operasyon öncesinde bilgi istediğini, kendilerinin de bilgi verdiğini, bunun bir teamül haline geldiğini, nitekim il emniyet müdürünün önemli soruşturmalarla alakalı operasyon öncesinde bir bilgi notu dosyası hazırlattığını, bunun formatını da kendisinin belirlediğini ve önemli bu soruşturmalarla alakalı bilgi notunu operasyon öncesinde Başbakan'a bilgi olarak arz ettiğini ifade ettiği anlaşılmıştır.

Görüldüğü üzere gerek dönemin İl Emniyet Müdürü ve gerekse maiyetinde görev yapmış olan bir Şube Müdürünün bizatihi kendi beyanlarından, 17 Aralık soruşturmaları öncesinde ...'da gerçekleştirilen önemli sayılabilecek türden hemen hemen bütün kapsamlı yolsuzluk ve çete soruşturmalarında soruşturma ve operasyon süreçlerinden ilin en üst dereceli kolluk amiri olması hasebiyle İl Emniyet Müdürünün hukuken bir zorunluluk gerekmese de bilgilendirildiği, hatta kamuoyunda bir dönem çok ses getiren, Türkiye'de milyonlarca taraftarı olan spor kulüplerinin üst düzey yöneticileri, Futbol Federasyonu yetkilileri, menajerler, teknik direktörler ve bazı futbolcuların, ezcümle futbol camiasından önemli isimlerin gözaltına alınıp tutuklandıkları 03/07/2011 Şike operasyonu öncesinde soruşturma dosyası içerisinde var olan adli verilerin dahi detaylarıyla birlikte İl Emniyet Müdürüyle paylaşıldığı ve ona bilgi verildiği, dolayısıyla mer'iyetteki düzenlemelerin aksine İl Emniyet Müdürünün bilgilendirilmesinin emniyet iç işleyişinde yerleşik bir uygulama ve hatta bir teamül haline geldiği anlaşılmaktadır.

Ne var ki, bunun bir teamül niteliği taşıdığı 17 Aralık öncesindeki diğer organize suç örgütü ve yolsuzluk soruşturmalarının yürütüldüğü tarihlerde de, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve Adli Kolluk Yönetmeliği hükümlerinin yürürlükte olduğu ve bu soruşturmalar yönünden de en üst dereceli kolluk amirinin bilgilendirilmesinin hukuken zorunlu olmadığı izahtan varestedir. Ancak bu durumun, her nedense, şube müdürü olan sanıklar ... ve ...'ı önceki soruşturmaların deşifre olabileceği korku ve endişesiyle il emniyet müdürüne bilgi vermekten alıkoymadığı görülmektedir. Sanıkların 17 Aralık öncesindeki diğer önemli soruşturmalar yönünden il emniyet müdürü ile aralarında var olan bilgi akışının 17 Aralık soruşturmalarına gelince her nedense kesilmesinin müsebbibi olarak bu soruşturmaların savcılarını göstermeleri ve onların açık talimatına bağlamaları da inandırıcı ve kabul edilebilir değildir. Zira, Mali Şubenin yürüttüğü 2012/120653 sayılı suç soruşturmasında yaklaşık 10 ay süreyle soruşturma savcısı olarak görev yapan ve ilk derece mahkemesinde tanık olarak ifadesi alınan Yılmaz Kıstı'nın bu yönde bir beyanı olmamıştır. Bu soruşturmayı kendisinden devralarak operasyona dönüştüren FETÖ/PDY üyesi eski savcı Celal Kara ise yurt dışında bilinmeyen bir yerde kaçaktır. Öte yandan Organize Şubenin yürüttüğü 2012/125043 sayılı suç soruşturmasında yine yaklaşık 9 10 ay süreyle görev yapan eski Cumhuriyet savcısı Seyfettin Yiğit 15 Temmuz darbe girişimi sonrası ceza evinde intihar ederek hayatını kaybetmiştir. Bu soruşturmayı ismi geçenden devralarak izinli olduğu dönem dışında 2,5 ay süreyle soruşturma iş ve işlemlerini yürüten ve aşamalarda tanık olarak ifadesi alınan Cumhuriyet savcısı Bekir Gencer'in de bu yönde bir beyanı olmamıştır. Nihayet, operasyondan sadece 15 gün önce soruşturma dosyasını üstelenerek 17 Aralık günü operasyon yapan FETÖ/PDY üyesi eski savcı Mehmet Yüzgeç de kaçaktır. Bu itibarla, Yılmaz Kıstı ve Bekir Gencer dışındaki diğer eski savcıların bu husustaki beyanlarının alınması fiilen imkansızdır. Kaldı ki, bir an için ifadeleri alınsa ve bu yönde bir talimatları olduğunu ifade etseler bile, 17 Aralık öncesi önemli addedilebilecek soruşturmalarda il emniyet müdürünü bilgilendiren şube müdürlerinin, soruşturma savcılarının bu konudaki sıkı veya esnek tutum ve tavırlarına göre ikircikli ve farklı tutum ve davranış sergileyebileceklerini kabul etmek ve bunu haklı ya da mazur görmek mümkün değildir.

Zira, gözden kaçırmamak icap eder ki madem, hukuk ve yasa, yürütülen bir suç soruşturmasından, adli kolluk yetkisi ve sorumluluğu bulunmayan il emniyet müdürünün bilgilendirilmesi noktasında, onun maiyetinde görev yapan şube müdürlerine herhangi bir yükümlülük yüklememekte ise, bunun, aralarında ayrım yapılmaksızın ve herhangi bir fark gözetilmeksizin, yürütülen görece tüm önemli soruşturmalarda mutat olduğu üzere rutin olarak uygulanması gerekmekte, bir başka deyişle bu konudaki davranış biçiminin bir tutarlılık göstermesi icap etmektedir. Bu itibarla, 17 Aralık soruşturmaları öncesinde yürütülen önemli suç soruşturmalarında savcıların izin vermesi nedeniyle teamülen il emniyet müdürü bilgilendirilirken, 17 Aralık soruşturmalarının içeriği itibariyle sızabileceği ve deşifre olacağı endişesiyle savcı talimatıyla rutinin dışına çıkılarak bilgi verilmediğinin söylenmesi ve bunun dayanağının da 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, Adli Kolluk Yönetmeliği veya Hakimler Savcılar Yüksek Kurulunun 18/10/2011 tarihli 7 nolu genelgesi gibi yasa yönetmeliğe bağlanması, dönemin İl Müdürü...'ın deyimiyle art niyetli biçimde adeta hukuku kendi amaçları doğrultusunda bir aparat olarak kullanarak hedeflenen irade ve örgütsel amaç doğrultusunda sonuç elde etmeye çalışmak, suçlanınca da daha önce zaten sıkı sıkıya uygulanmadığı kendilerince de itiraf edilen hukuk kurallarını mazeret göstermektir.

Kaldı ki, devletin kendisine ... gibi önemli bir metropolün emniyet müdürlüğü görevi tevdi etmiş olduğu ve meslek hayatı süresince 1984 yılından itibaren 2013 yılı sonuna değin yaklaşık 30 yıl süreyle il emniyet müdürlüğü görevi yürütmüş bir kişinin soruşturmaları deşifre edeceği peşinen nasıl kabul edilmiştir? Suç tarihi itibariyle ... Emniyetinde şube müdürlüğü görevini yürüten sanıkları, il emniyet müdüründen daha güvenilir ve muteber kılan nedir? İl emniyet müdürünün bilgilendirilmesi ve soruşturmaların onun tarafından sızdırılması halinde sorumluluk şube müdürlerinde mi olacaktır veya sızması halinde o ana kadar elde edilmiş soruşturma delilleri zayi mi olacaktır veyahut içerisinde bürokrat, siyasetçi, Bakan yakını, danışmanı, iş adamı, mimar, şehir plancısı gibi kişilerin isimlerinin geçtiği ve dolayısıyla istenildiğinde büyük ihtimalle kendilerine ulaşılabilecek durumunda olan onlarca kişinin sırf kamuoyunda ses getirmesi, sansasyonel etki yaratması için sabahın erken saatlerinde evlerinde yakalanarak gözaltına alınmaları şeklinde ve derdest edilerek emniyete götürülmeleri biçiminde gerçekleştirilen büyük çaplı operasyonun yapılması olmazsa olmaz ve elzem midir?

Oysa ki gerçek olan şudur ki, soruşturmaları yürüten adli birimlerin başındaki adli kolluk sorumlusu olan eski şube müdürü sanıklar 17 Aralık soruşturmalarının yürütüldüğü tarihe değin, emniyet iç işleyişinde teamül haline geldiği üzere İl Emniyet Müdürüne bilgi verirken, hatta kimi soruşturmalardaki adli verileri dahi ayrıntısıyla paylaşırken, aynı Örgütsel yapı içerisinde eylem ve irade birliği dahilinde birlikte hareket ettikleri eski savcılar Celal Kara, Mehmet Yüzgeç ve Zekeriya Öz'ün, kendilerinin gözetim ve denetiminden sorumlu İl Başsavcısına bilgi vermemeleri gibi, onlar da maiyetinde görev yaptıkları İl Emniyet Müdürü...'a soruşturmalar ve operasyon öncesinde özellikle bilgi vermemişler, soruşturmaları ve operasyonu kendisinden gizlemişler, hatta ve hatta yanı başında istihbarattan sorumlu il emniyet müdür yardımcısı ve istihbarat şube müdürü olarak görev yapan kendi meslektaşlarını zimmet suçuna yönelik delil elde etme bahanesiyle dinledikleri ve teknik araçlarla izledikleri (İst. C. Başsavcılığının 2013/153711 sayılı soruşturması) halde il emniyet müdürünü bundan dahi haberdar etmemişler, sonrasında da...'ın tanıklık ifadesinde belirttiği gibi emniyet teşkilatı tarihinde emsali daha önce görülmemiş biçimde konuları itibariyle birbirinden farklı ve bağlantısı bulunmayan soruşturmaları Örgütsel talimatla tam bir gizlilik içerisinde yürüterek sonuçta aynı gün operasyonla neticelendirmişlerdir.

Oysa ki, şube müdürü sıfatıyla adli kolluk sorumlusu olan sanıkların 5271 sayılı CMK ve adli kolluk yönetmeliği uyarınca savcının emrinde olup, adli görevlerini savcının emriyle yerine getirecekleri su götürmez bir gerçeklik olmakla birlikte, idari görevleri yönünden bağlı oldukları ve kendilerinin sıralı amiri ve sicil amirleri konumunda olan; adli görevleri dışında kendileri üzerinde emir verme, gözetim ve denetim yetkisini haiz olan; hiyerarşik teşkilatlanma açısından kolluk birimlerinin en üst derecedeki amiri konumundaki İl Emniyet Müdüründen bilgi saklamaları, uzun sayılabilecek bir süreçte soruşturmaları bütünüyle gizli yürütmeleri ve böylesine önemli soruşturmaların varlığından dahi il emniyet müdürünü haberdar etmemeleri devlet teşkilatı geleneği, yerleşik teamüller, ast üst ilişkileri ve resmi hiyerarşik davranış kalıpları içerisinde kabulü imkansız, tamamen örgütsel bir refleks ve davranış biçimidir. Paralel devlet yapılanması bünyesinde değil ve fakat resmi hiyerarşi içerisinde ve bu anlayış çerçevesinde hareket eden bir şube müdürünün sosyo ekonomik ve siyasal boyutları ve dahi neticeleri olan böylesine önemli soruşturmalardan, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 18/10/2011 tarihli ve 7 numaralı genelgesinde dile getirildiği ölçüde, en ince ayrıntısına kadar değil ve fakat soruşturmanın gizliliği hükümlerine halel gelmeyecek ve soruşturma dosyasındaki tüm adli verilerin paylaşılması sonucunu doğurmayacak derecede, hiyerarşik olarak bağlı bulunduğu sıralı amiri konumundaki il emniyet müdürüne bilgi vermemesi ve paylaşımda bulunmamasının hayatın olağan akışı ve gündelik yaşamın olağan deneyimleri çerçevesinde imkansız olduğu değerlendirilmiştir.

Haliyle, bu noktada yeri gelmişken, soruşturmadan il emniyet müdürünün haberi yok iken, kimlerin haberinin olduğuna!, kimlerin bilgilendirildiğine dikkat çekmek gerekmektedir. İddianamede de dile getirildiği ve dosya eklerinde delillerine yer verildiği üzere; bir dönem darbe planı olduğu iddia edilen "Balyoz Güvenlik Harekat Planı"na ilişkin, nereden ve ne şekilde temin ettiği kuşkulu binlerce sayfa belge, CD ve teyp kasetlerinden oluşan kumpas delillerini bavulla götürerek 30/01/2010 tarihinde ... Cumhuriyet Başsavcılığına teslim eden kişi olarak "bavulcu gazeteci" namıyla bilinen ve halen FETÖ/PDY üyeliği isnadıyla birçok davada halen tutuklu olarak yargılanmakta olan Mehmet Baransu isimli şahsın twitter sosyal paylaşım sitesinde 15/04/2013 tarihinde yapmış olduğu "İrandan para nasıl çıkar. Bir sanatçının eşi Rize'ye altınları gönderir. Kapalı çarşıya girer. Para Dubai İsveç'e dağılır. Sonra..." şeklindeki paylaşımı hayli çarpıcı nitelikte bulunmuştur. Mehmet Baransu'nun, ... Mali Suçlarla Mücadele Şubesinin yürüttüğü 2012/120653 sayılı suç soruşturmasının konusu olan vesoruşturmanın merkezinde yer alan İran'ın Türkiye'ye ihraç ettiği doğalgaz ve petrol gelirlerinin altın ihracı sistemi yöntemiyle Türkiye'den çıkarılarak İran'ın finansal ödemelerinde kullanılması sisteminin işleyişi sırasında yapılan usulsüzlük ve rüşvet iddialarıyla ve soruşturma konularıyla ilgili bilgi sahibi olduğunu gösteren bu paylaşımından sonra, silahlı terör örgütüyle iltisaklı olduğu gerekçesiyle 15 Temmuz sonrası KHK ile kapatılmış olan ve özellikle 2007 2013 yılları arasındaki süreçte Örgüt tarafından gerçekleştirilen ve bugün için artık kumpas olduğu kabul edilen kamuoyunca malum hayati soruşturma ve dava süreçlerinde yaptığı algı niteliğindeki haber ve yayınlarla FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün nihai amacına yardım ve hizmet eden ve dahi Örgütün bu süreçte en önemli medya ve psikolojik harekat propaganda araçlarından birisi olma işlevini yürüten Taraf isimli günlük ulusal gazetede 23/04/2013 tarihinde yazmış olduğu "İktidarın ömrü uzun sürmez" başlıklı köşe yazısında, iktidardaki AK Partinin, "hırsızlık, yolsuzluk ve usulsüzlük yapanlar" ve bunların kamudaki ortaklarını kurtarmak için son bir yıldır gece yarısı bir dizi yasal düzenleme yaptığı şeklinde görüş ve yorumlarla başlayıp "hırsızlarla ortaklık yapan Ak Parti'nin kamu kurumundaki elemanları ve bakanlar bir kez daha yargıdan kaçırıldı" şeklindeki ifadelerle devam eden yolsuzluklarla ilgili yazısının devamında aynen "Geçenlerde görüştüğüm bir isim yapılanların ileride tek tek ortaya çıkacağını söyledi. 'Biraz sabretmek gerektiğini' belirtip, devlet arşivlerinde her şeyin kaydedilip, bir yerlere not edildiğini de vurguladı. Yazılmamak üzere anlattıklarını kendisine söz verdiğim için şimdilik sizlerle paylaşamıyorum. Ancak şunu söyleyebilirim. Yapılanlar yok edilmeyecek bir şekilde devlet arşivlerinde kaydediliyor. Sayıştay'dan bir yetkilinin şu cümlesiyle yazımı noktalayayım: 'Gerçekler bir gün ortaya çıktığında iktidarın ömrü öğlenden ikindiye kadar sürmez.' Bu söz sanırım çok şey anlatıyor" şeklindeki ifadelerle biten sözleri hayli önemlidir. Aynı şahsın 17/12/2013 Salı günü gerçekleştirilen 17 Aralık operasyonundan sadece iki gün önce, 15/12/2013 tarihinde yine twitter sosyal paylaşım sitesinde yapmış olduğu ve iki gün sonra yapılacak operasyondan bilgi sahibi olduğunu belli eden "Salı günü de sürprizlerim olacak inşallah" şeklindeki paylaşımı ise, ortada var olan bunca somut kanıt ve işarete rağmen, soruşturmadan bilgi sahibi olmadığı yönünde halen ortaya atılan tüm itirazları ve bu yönde akla gelebilecek şüpheleri artık tamamen ortadan kaldıracak mahiyettedir.

Zira bilinmektedir ki, 2012/120653 sayılı soruşturmanın konusu bellidir. Soruşturmanın merkezindeki ve iddiaların odağında yer alan kişi, eşinin kamuoyunca yakından tanıdığı ve twitter paylaşımında ifade edildiği gibi ses sanatçısı olduğu bilinen Rıza Sarraf'tır. Soruşturmada iddia edildiği üzere, İran'ın Türkiye'de Halkbank hesabında biriken nakit rezervlerinin altın ihracıyla Türkiye'den çıkarılması şeklinde işlediği belirtilen sistemin işleyişi sırasında, sahibi / ortağı olduğu Royal Denizcilik ve Endüstriyel Makine San. Tic. A.Ş. ve Safir Altın Ticaret İthalat ve İhracat Ltd. Şti. isimli şirketler üzerinden altın ihraç eden ve döviz, kuyumculuk ile sair faaliyetlerini ise bu sektörün merkezi durumundaki Beyazıt Kapalıçarşı'da yer alan gayri resmi ortağı (bir dönem resmi ortağı) olduğu belirtilen Durak Döviz ve Kıymetli Madenler Ticaret A.Ş. üzerinden idare eden kişi Rıza Sarraf'tır. Mehmet Baransu isimli şahsın 15/04/2013 tarihli sosyal paylaşımında gösterip işaret ettiği hedef ve adres gayet açık ve nettir, sadece ve sadece isim belirtilmemiştir. Vakıa, sosyal medya paylaşımında yazıldığı gibi 2012/120653 sayılı suç soruşturmasında İran'dan para çıktığına, altınların Rize'ye gönderildiğine, paranın İsveç'e dağıldığına dair bir kısmı alakasız iddialar yer almamakta olup, Türkiye'de üretilen herhangi bir altının ihraç edilmediği, altının İsviçre'den ithal edildiği, İran'a fiziken gönderilen altın bulunmadığı, altın ihracının sadece bir ödeme sistemi olduğu iddia edilmektedir. Ancak Mehmet Baransu, söz konusu paylaşımında her zamanki bilindik örgütsel takiyye yöntemleriyle ters algı yaratmaya çalışmış, gizli şifreleri 23/04/2013 tarihli köşe yazısı içeriğinden rahatlıkla anlaşılacağı üzere "bu yapılanların bir daha yok edilmeyecek biçimde devlet arşivlerinde kaydedilip bir yere not edildiğini" söylemek suretiyle esasen soruşturma içeriğinden ve Rıza Sarraf'ın soruşturma konusu yapılan faaliyetlerinden bilgi sahibi olduğunu ayan beyan açık etmiş, öte yandan soruşturma sürecinde ve operasyon öncesinde siyasi iktidarın zaten bir hırsızlık ve yolsuzluk sarmalı içerisinde olduğu ve siyasi ömrünün uzun sürmeyeceği yönünde toplumsal bilinçaltında sürekli bir algı oluşturmaya ve böylelikle 17 Aralık operasyonuyla birlikte soruşturmaların toplumda genel bir kabul ile karşılanarak ulusal ve uluslararası kamuoyunda meşru ve mazur görülmesini sağlamaya dönük psikolojik harekat, propaganda ve zihinsel altyapı faaliyetlerini yürüttüğü açıkça anlaşılmıştır.

Öte yandan, ... 14. Ağır Ceza Mahkemesince görülen ve "Selam Tevhid kumpas davası" olarak bilinen davada, "FETÖ/PDY silahlı terör örgütü kurma veya yönetme, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, Devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etme" suçlarından kaçak olması hasebiyle hakkında yoklukta tutuklama kararı bulunan, silahlı terör örgütü FETÖ/PDY yöneticisi olduğu iddiasıyla hakkında daha pek çok soruşturma ve kovuşturma yürütülen ve halen Amerika Birleşik Devletleri ülkesinde FETÖ firarisi olduğu bilinen Emre Uslu'nun da yine twitter sosyal paylaşım sitesinden yapmış olduğu 24/07/2013 tarihli paylaşımında "Çok ilginç bir skandalın peşindeyim. İşin içinde İçişleri Bakanı var, para var, danışman var, kumpas var. Parçaları birleştireyim yazarım" dedikten sonra bu kez 12/08/2013 tarihinde yaptığı "Bakan çocuklarının adı yolsuzluklara karışmışsa kim Güler kim ağlar?" içeriğindeki paylaşımı, yine operasyondan kısa bir süre önce 11/12/2013 tarihli twitter paylaşımındaki "MİT Mehmet Baransu'ya kardeşi üzerinden saldırdı iyi etti. Şu AK ÇOCUKLARI teker teker yazma zamanı...Varan 1 bir sonraki twitte..." şeklindeki ifadeleri, nihayet operasyondan sadece 7 gün sonra 24/12/2013 tarihinde yaptığı ve 12/08/2013 tarihli twitter mesajını hatırlatan ve ona atıf yapan "O twiti hatırlatma günü : Bakan çocuklarının adı yolsuzluğa karışmışsa kim Güler kim ağlar..." paylaşımı çok daha dikkat çekicidir.

Önceki bölümlerde de defaatle ifade edildiği üzere, 2012/120653 sayılı suç soruşturmasında dönemin İçişleri Bakanı ...'in, şahsın araçlarına trafikte emniyet şeridini kullanma imtiyazı sağlama ve koruma polisi görevlendirme, yakınlarının yasaya aykırı olarak istisnai yoldan Türk vatandaşlığına geçirilmesini sağlama gibi usulsüz işlemler karşılığında Rıza Sarraf'tan rüşvet aldığı, Bakan danışmanlarından Salih Barış Kıranta ile Bakanın oğlu Barış Güler'in ... yöneticiliğindeki suç örgütü yapılanması içerisinde rüşvete aracılık eden kişiler arasında oldukları, öte yandan Ekonomi Bakanı...'ın oğlu Salih Kaan Çağlayan ile özel kalem müdürü Onur Kaya ve özel kalem personeli Mustafa Behçet Kaynar'ın da Zafer Çağlayan yöneticiliğindeki suç örgütü yapılanması içerisinde rüşvete aracılık eden kişiler arasında oldukları iddia edilmiştir. Emre Uslu'nun sosyal paylaşım mesajlarında kullandığı "Bakan, Bakan çocukları, Ak Çocuklar, para, danışman, yolsuzluk" sözcükleriyle neyi kast ettiği çok açık ve nettir. Uslu, üstelik soy isim de belirterek, "Bakan çocuklarının adı yolsuzluğa karışmışsa kim Güler kim ağlar?" demek suretiyle dönemin İçişleri Bakanı ...'in soy adını açıkça zikretmek suretiyle, esasen hiçbir yoruma, tevile, izaha mahal bırakmayacak biçimde soruşturma içeriğinden bilgi sahibi olduğunu belli etmiştir. Operasyondan bir hafta önceki attığı twitteki içeriği ve zamanlaması, operasyondan bir hafta sonraki paylaşımında 12/08/2013 tarihindeki "kim Güler kim ağlar?" mesajına atıf yapması, güya gazeteci kimliğiyle yolsuzluk iddialarını araştırdığı sırada soruşturma konularına kendiliğinden muttali olduğu izleniminden ziyade doğrudan soruşturmanın içeriğiyle alakalı malumat sahibi olduğunu açık ve net olarak ortaya koymaktadır.

FETÖ/PDY yöneticisi / üyesi Emre Uslu'nun Taraf gazetesinde yayınlanan 19/12/2013 tarihli "operasyonu nereden biliyordum" başlıklı köşe yazısında, 17 Aralık operasyonlarından öncesinde haberdar olduğuna, cemaat yapılanması ve örgütsel bir dayanışma içerisinde soruşturmayı yürüten emniyet birimlerince kendisine bilgi sızdırıldığına dair eleştirilere verdiği yanıtlardaki "operasyondan ve soruşturmadan kesinlikle bilgi sahibi olmadığı, Bakan çocuklarının boğazına kadar yolsuzluğun içine battığını herkesin zaten bildiği, Bakan çocuklarının karıştığı yolsuzluk iddialarının ayyuka çıktığı, bu iddiaların bir çoğunun Tophane'de, Fatih'te, Çamlıca'da nargile kafelerinde dile getirilen türden iddialar olduğu, hatta ... tarafından bir yıl önce Meclis çatısı altında bile açıklandığı, operasyondan önceki twitter paylaşımlarının 17 Aralık soruşturmalarıyla yakından uzaktan ilgisi olmadığı, İçişleri Bakanı ...'in danışmanlarının adının karıştığı havaalanları ile ilgili bir yolsuzluk konusu ile alakalı olduğu" yönündeki yazı ve yorumlarının tamamen hedef saptırmaya ve üzerinde oluşan "soruşturma içeriğinden bilgi sahibi olduğu"na dair kuşkuları bir şekilde geçiştirmeye / savuşturmaya dönük, yine her zamanki bilindik örgütsel takiyye yöntemleriyle algı yaratmaya yönelik soyut beyanlar niteliğinde olduğu, nitekim havaalanları ile ilgili olduğunu söylediği yolsuzluk iddiasının içeriğinin ne olduğuna dair herhangi bir açıklama getiremediği, ne bahse konu köşe yazısında ne de başka bir platformda kimi ve neyi kast ettiğini izah etmediği ya da edemediği, Uslu'nun da bu eylemleriyle diğer yandan Baransu gibi aynı misyonu yerine getirerek siyasal iktidar ve bakanlarla ilgili yolsuzluk iddialarının adeta ayyuka çıktığı şeklinde toplumda bir bilinçaltı ve algı yaratmaya, bu sayede 17 Aralık operasyonunun zaten haklı gerekçelere dayandığına dair toplumda genel bir kabul ve kanaat oluşturmaya, bu yönde kamuoyu yaratmaya dönük psikolojik harekat ve algı yönetimi faaliyeti yürüttüğü açıkça anlaşılmaktadır.

Netice itibariyle, soruşturmaları yürüten adli birimlerin başındaki adli kolluk sorumlusu olan eski şube müdürü sanıkların aynı Örgütsel yapı içerisinde eylem ve irade birliği dahilinde birlikte hareket ettikleri eski savcılar Celal Kara, Mehmet Yüzgeç ve Zekeriya Öz'ün, kendilerinin gözetim ve denetiminden sorumlu İl Başsavcısına bilgi vermemeleri gibi, maiyetinde görev yaptıkları sıralı amirleri İl Emniyet Müdürü...'a soruşturmalar ve operasyon öncesinde herhangi bir bilgi vermedikleri, bir dönem cemaat olarak tabir edilen örgütsel yapı içerisinde sözde gazeteci kimlikleri ile hareket ederek bu kimlikleri sayesinde yazdıkları yazılar, yaptıkları haberler, televizyon programları vasıtasıyla örgütün bilindik kumpas soruşturmalarında algı yönetimi faaliyetlerini yürüten Emre Uslu ve Mehmet Baransu'ya örgütsel işbirliği ve dayanışma içerisinde bilgi verildiği halde sıralı amir konumundaki İl Emniyet Müdüründen bilgi saklanıldığı, sanıkların böylelikle örgütsel bir motivasyon ve saikle tam bir gizlilik içerisinde yürüttükleri ve konuları itibariyle birbiriyle bağlantısı bulunmayan soruşturmaları aynı gün operasyonla neticelendirerek ulusal ve uluslararası kamuoyu nezdinde Hükûmet aleyhinde yolsuzluk algısı yaratmaya çalıştıkları değerlendirilmiştir.

Bilgi saklama / gizleme başlığı altında, izah edilecek bir diğer konu ise Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele (KOM) Daire Başkanlığına / Başkanına bilgi verilmemesi meselesidir. Sanıklardan ...'nın konuyla ilgili savunmalarında; 2012/120653 sayılı suç soruşturmasının başlangıcında, planlı operasyon bilgi formu denilen O 1 formunu, 08/10/2012 tarihinde Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığına gönderdiklerini, bunun ötesinde adli kolluk birimi olarak soruşturma süresince kendilerince yapılan tüm adli dinlemelerin KOM Daire Başkanlığı üzerinden Telekomünikasyon İletişim Başkanlığına bildirildiğini, bu sebeple soruşturma kapsamında kimler hakkında iletişimin denetlenmesi tedbiri uygulandığından Daire Başkanlığının da bilgi sahibi ve haberdar olduğunu, ... Mali Şube olarak soruşturmayı ve dolayısıyla hakkında telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesi tedbiri uygulanan kişileri özellikle ve kasten gizleme gibi bir durumlarının söz konusu olmadığını, ancak gerek mevzuattan kaynaklı hukuki bir zorunluluk bulunmaması, gerek Daire Başkanlığı ile aralarında hiyerarşik anlamda bir ast üst ilişkisi bulunmaması ve gerekse de Daire Başkanı sanık Mehmet Yeşilkaya üzerinden gerek bu soruşturmanın ve gerekse benzer nitelikteki önemli bir takım soruşturmaların muhataplarına sızdırılmasına dair geçmişte yaşamış oldukları ve tecrübe ettikleri bazı olaylar nedeniyle Daire Başkanlığına operasyondan önce sözlü olarak bilgi vermediklerini ifade ettiği, öte yandan suç tarihi itibariyle TOKİ / Maslak konulu 2012/125043 numaralı soruşturmayı yürüten adli birim olan Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünün başındaki sanık ...'ın da bu konudaki benzer nitelikteki savunmasında, operasyon öncesinde Daire Başkanlığına yazılı / sözlü olarak bilgi vermediklerini, 2012/125043 nolu soruşturmanın başlangıcı veya devamında O 1 planlı operasyon bilgi formunun gönderilmesinin sehven unutulduğunu, bunun ancak bir ihmal olarak nitelendirilebileceğini, projeli (teknik takipli) soruşturmayı özellikle gizleme amacıyla hareket ettiklerinin bir göstergesi olamayacağını, bu formun zaten birden fazla ili ilgilendiren ve kapsayan nitelikteki operasyonlarda koordinasyon görevi yürütecek olan Daire Başkanlığının bilgilendirilmesi mahiyetini taşıyan şeklen ve formalite icabı düzenlenen bir form niteliğinde olduğunu, gönderilmemiş olmasının önemli bir eksiklik olarak telakki edilemeyeceğini, Mehmet Yeşilkaya'nın daha önce operasyon öncesi aşamada birçok soruşturmayı deşifre etmeye ve teknik takip faaliyetlerini sızdırmaya dönük tavır ve davranışlar sergilemiş olması hasebiyle operasyon öncesi soruşturmanın deşifre olmaması için Daire Başkanlığına bilgi vermediklerini, operasyon sonrası düzenlenen "yakalamalara ait ön bilgi formu" niteliğindeki (S) formlarının ise yönetmelik gereği operasyondan sonraki altı (6) saatlik süre zarfında KOM evrak sistemi üzerinden Daire Başkanlığına gönderildiğini ifade ettiği anlaşılmıştır.

Her şeyden evvel belirtmek gerekir ki, 25/05/2009 tarih ve B050APK0060003 010.03 14.11.1 sayılı Bakan onayı ile yürürlüğe girdiği anlaşılan ve soruşturmaların başladığı tarihte yürürlükte bulunan "Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı Merkez ve İl Teşkilatı, Kuruluş, Görev ve Çalışma Yönetmeliği"nin ilgili hükümleri uyarınca, Emniyet Genel Müdürlüğü merkez teşkilat yapısı içerisinde yer alan KOM Daire Başkanlığı ile bu Daire Başkanlığının illerdeki taşra birimleri olduğu anlaşılan Mali Suçlarla Mücadele ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlükleri arasında hiyerarşik anlamda bir altlık üstlük ilişkisi bulunmadığı, lakin Daire Başkanlığının kanun ve yönetmelik gereği mücadelesiyle görevli olduğu suçlarla ilgili olarak; istihbari bilgi toplamak, değerlendirmek, suçun men ve takibi amacıyla gerekli tedbirleri almak, gerektiğinde ulusal veya uluslararası operasyonlara dönüştürmek, il birimlerince bu konularda gerçekleştirilen operasyonel çalışmalara destek vermek ve gerekli yönlendirmeyi yaparak koordinasyonu sağlamak yetkisini haiz olduğu, bir başka deyişle özellikle illerdeki taşra KOM birimlerince yürütülen ve gerektiğinde birden fazla ili ilgilendiren projeli çalışmalar olarak adlandırılan teknik ve fiziki takipli soruşturmalar ve operasyonel faaliyetler konusunda il taşra birimleri üzerinde koordinasyon yetkisine sahip olduğu anlaşılmaktadır.

Nitekim, suç tarihinde yürürlükte bulunan 25/05/2009 tarihli Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı Merkez ve İl Teşkilatı, Kuruluş, Görev ve Çalışma Yönetmeliğinin "operasyonlar" başlıklı 97'nci maddesinde, Daire Başkanlığının, görev alanına giren suçlarla ilgili operasyon planı yapacağı ve uygulamaya koyarak gerekli koordineyi sağlayacağı ifade edildikten sonra, bunun devamında, kaçakçılık ve organize suçlarla mücadele operasyonlarının bir plan dahilinde yapılacağı ve operasyonel çalışmaların her aşamasına ilişkin bilginin anında Başkanlığa ve gerektiğinde ilgili il birimine gönderileceğinin, planlı operasyonların Başkanlığın koordinesinde yürütüleceğinin, bu operasyonlara ilişkin yürütülecek çalışmaların; planlama, başlangıç ve her aşamasında Başkanlığa düzenli bilgi akışı sağlanacağının ifade edildiği görülmektedir.

Aynı düzenlemelerin 2009 yönetmeliğinden önce yürürlükte bulunan Yönetmeliğin 46 ila 48'inci maddelerinde de yer aldığı, nitekim İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğünün 31/01/2006 tarihli ve 13 nolu "formlar" konulu genelgesinde bahse konu Yönetmeliğin 46 ila 48'inci maddelerinde yer alan operasyonel çalışmalarda izlenecek yol ve yöntemlere ilişkin aynı mahiyetteki hükümlerine atıfla, bu hükümlerin işlerliğini sağlamak ve Daire Başkanlığının görev alanına giren suçlarla mücadeleyi etkinleştirmek amacıyla 25 29 Aralık 2005 tarihlerinde ...'da düzenlenen Stratejik Araştırmalar Kurulu 33'üncü toplantısında kararlaştırılan beş (5) adet formdan sadece O 1 formunun usulüne uygun olarak Başkanlığa gönderileceğinin, diğer formların ise yalnızca il birimleri tarafından gerçekleştirilecek çalışmalarda yararlanılmak üzere yine il birimlerinde muhafaza altına alınacağının, öte yandan il birimleri tarafından gerçekleştirilecek operasyon çalışmalarında ve O 1 formunun gönderilmesinde söz konusu genelgede Ek 6 olarak belirtilen "planlı operasyonun işleyiş süreci"ne uyulacağının belirtildiği anlaşılmaktadır.

31/01/2006 tarihli genelgenin eklerinde yer alan planlı operasyon işleyiş süreci formunda ise, soruşturma kapsamında elde yeterli derecede operasyonun temelini oluşturacak materyal olması halinde, O 1 planlı operasyon bilgi formunun doldurularak Şube Müdürü imzasıyla kişiye özel ve "gizli" gizlilik derecesi ile mazrufen KOM Daire Başkanına gönderileceği ve bu tarihten itibaren operasyonun fiilen başlamış sayılacağının, nitekim bu tarihten itibaren Merkezde ilgili Şubesince buna dair bir dosya açılacağı ve sorumlu bir amir atanacağının, Daire Başkanlığınca operasyonla ilgili illerin tüm ihtiyaçlarına imkanlar ölçüsünde destek sunulacağının, planlı operasyonların Başkanlıkça koordine edileceğinin, operasyonla ilgili elde edilen adli verilerin Başkanlığa gönderilmeyeceği ve fakat operasyonun gidişatı hakkında belli periyotlarla Başkanlığın bilgilendirileceğinin, operasyonun konusu şayet başka illeri de ilgilendirdiği takdirde gerekli koordinasyon ve bilgi paylaşımının sağlanacağının, operasyonun yakalamaya dönüşeceği zaman (alarm durumunda) operasyona başlanacağının en az altı (6) saat önceden Başkanlığa sözlü olarak bildirileceği ve operasyondan sonraki altı (6) saat içerisinde de yakalamalara ait ön bilgi formu mahiyetindeki S formunun Başkanlığa gönderileceğinin düzenlendiği görülmektedir.

Hatta, planlı operasyonlara ilişkin formların gönderilmesi ve Daire Başkanlığının bu tür operasyonların gidişatı hakkında belli periyotlarla bilgilendirilmesi noktasında fiilen yaşanan aksaklıklar ve tespit edilen eksikliklerle ilgili Emniyet Genel Müdürlüğünün 81 ilin emniyet müdürlüklerine, KOM Şube Müdürlüklerine ve ... İl Emniyet Müdürlüğüne bağlı Mali, Narkotik ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüklerine zaman zaman yazılar gönderilerek, bahse konu formların gönderilmesi ve Daire Başkanlığı ile bilgi paylaşımı ve akışının sağlanması noktasında gerekli hassasiyetin gösterilmesinin istenildiği, nitekim Emniyet Genel Müdürlüğünce teşkilata gönderilen ve örnekleri dava dosyası içerisinde bulunan 13/04/2006, 07/02/2007, 28/02/2007, 06/07/2010, 12/08/2010 ve 01/07/2013 tarihli yazılarda mütemadiyen bu hususlara işaret edilerek, 31/01/2006 tarihli 13 sayılı genelgede belirtilen hususlara titizlikle riayet edilmesinin istenildiği anlaşılmaktadır.

Dava konusu somut olayda, bilindiği üzere ... Mali Şubenin takip ettiği 2012/120653 sayılı suç soruşturması ile Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünün takip ettiği 2012/125043 ve 2013/24880 sayılı suç soruşturmaları 17 Aralık 2013 tarihinde birlikte operasyona dönüştürülmüştür. Bunlardan yukarıda da ifade edildiği üzere, 2012/120653 sayılı "suç işlemek amacıyla örgüt kurmak ve örgüt faaliyetleri çerçevesinde kaçakçılık" konulu...soruşturması ile ilgili O 1 formunun 08/10/2012 tarihinde ... Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce KOM Daire Başkanlığına bildirildiği, ... Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen 2013/24880 sayılı "Anıtlar Kurulu ve Fatih Belediyesi" konulu soruşturma ile ilgili O 1 formunun 06/03/2013 tarihinde ... Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce KOM Daire Başkanlığına bildirildiği, 2012/125043 sayılı TOKİ konulu soruşturma ile ilgili olarak Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce gönderilmesi gereken O 1 bilgi formunun Daire Başkanlığına gönderilmediği, yönetmelik hükmü uyarınca operasyon yakalamaya dönüşeceği zaman (alarm durumunda) Daire Başkanlığına her üç soruşturmayla alakalı yapılması gereken sözlü bildirimin yapılmadığı, operasyonun yakalamaya dönüşmesinden sonraki altı (6) saat içerisinde gönderilmesi gereken S formlarının Organize Şube tarafından 17/12/2013 21/12/2013 tarihleri arasındaki süreçte gün gün düzenlenerek Daire Başkanlığına gönderildiği, Mali Şube tarafından ise S formu düzenlenmediği anlaşılmaktadır.

Üst paragraflarda da dile getirildiği üzere, 17 Aralık soruşturmaları, emniyetin operasyonel adli birimleri niteliğindeki Mali Şube ve Organize Şube Müdürlükleri tarafından 5271 sayılı CMK'nın 135 140 maddeleri çerçevesinde iletişimin denetlenmesi ve teknik araçlarla izleme tedbirleri uygulanarak ve ağırlıklı olarak bu koruma tedbirleri merkezinde yürütülmüş olmaları hasebiyle 25/05/2009 tarihli yönetmelik hükmü doğrultusunda planlı operasyon veya projeli dosya olarak tabir edilen soruşturmalardır. Bu soruşturmalarda, iletişimin denetlenmesi ve teknik araçlarla izleme tedbirleri dahil tüm soruşturma iş ve işlemlerini yürüten ve takip eden adli birimler 25/05/2009 tarihli yönetmelik çerçevesinde kurulmuş ve faaliyet gösteren Emniyet Genel Müdürlüğü merkez teşkilatlanmasında yer alan Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığına bağlı taşra teşkilatındaki il birimleridir. O halde, il KOM birimleri tarafından takip edilen bu tür planlı operasyonlar veya projeli işlerde (soruşturmalarda) suç tarihi itibariyle yürürlükteki 25/05/2009 tarihli yönetmelikte belirtilen yol ve yöntemlerin takip edilmesi gerektiği sonucuna varmak yanlış olmayacaktır.

Bu yönüyle sonuç olarak, ilgili yönetmelik ve genelgeler doğrultusunda soruşturmaların planlama, başlangıç ve her aşamasında Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığına düzenli bir bilgi akışı sağlanması, her ne kadar operasyonla ilgili elde edilen adli veriler gönderilmeyecek olmakla birlikte soruşturmanın gidişatı hakkında belli periyotlarla Daire Başkanlığının bilgilendirilmesi, operasyonun yakalamaya dönüşeceği zaman yönetmelik tabiriyle "alarm durumu"nda operasyona başlanacağının Daire Başkanlığına en az altı saat öncesinden sözlü olarak bildirilmesi gerektiği halde 17 Aralık soruşturmaları yönünden bu yollara tevessül edilmeyerek KOM Daire Başkanının devre dışı bırakıldığı, soruşturmalarda elde edilen adli veriler dışında gidişatla ilgili belli periyotlarla bilgi verilmesi bir yana soruşturmalar ve 17 Aralık operasyonunun deşifre olabileceği ve sızabileceği gerekçesiyle Daire Başkanından gizlendiği;

Sanıkların dönemin KOM Daire Başkanı Mehmet Yeşilkaya'nın gerek Mali Şubenin takip ettiği soruşturma özelinde gerekse görev yaptığı süre içerisinde genel olarak soruşturmaları dışarı sızdırmaya dönük tutum ve davranışları nedeniyle güvenilir bulmadıkları için kendisine bilgi vermediklerini söylemelerinin esasen maddi gerçeği yansıtmadığı, zira 22/02/2011 tarihi itibariyle bu göreve getirildiği anlaşılan KOM Daire Başkanı Mehmet Yeşilkaya'nın savunmalarında; 2011 yılında göreve getirildiği tarihten sadece birkaç ay sonra, bir başka deyişle bu konulardaki güvenilirliği sanıklarca henüz daha test edilip bilinmeden, 03/07/2011 tarihinde ... Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce gerçekleştirilen şike operasyonundan kendisine bilgi verilmediği halde, 15 Temmuz sonrası her ikisi de FETÖ/PDY üyeliğinden yargılanarak ceza almış olan dönemin Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Ömer Altıparmak'ın (kamuoyunda böcek davası olarak bilinen davada ... 2'nci Ağır Ceza Mahkemesinin 19/04/2018 tarih ve 2015/343 esas, 2018/508 karar sayılı ilamı ile FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyeliğinden mahkum edildiği) konumu gereği soruşturma ve operasyonla ilgisi olmayan dönemin ... İstihbarat Şube Müdürü Erol Demirhan vasıtasıyla operasyon öncesinde haberdar edildiğini, Daire Başkanı olduğu bir teşkilatın taşradaki il birimi tarafından gerçekleştirilen böylesine önemli bir operasyon öncesinde ... Organize Suçlar Şube Müdürü olan sanık ... tarafından kendisine herhangi bir bilgi verilmediğini, bir başka deyişle konuyla doğrudan ilgisi olmayan İstihbarat Daire Başkanının bile örgütsel dayanışma gereği haberi olurken, konuyla ilgisi olduğu halde kendisinin bilgilendirilmediğini söylemesi ayrıca 17 Aralık operasyonundan birkaç gün önce KOM Daire Başkanı olarak 12/12/2013 tarihinde ... İl Emniyet Müdürlüğü Organize ve Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürleri sanıklar ... ve ...'ı görevlerinden aldırmak üzere ...'a geldiğini, ... Emniyet Müdürü... ile yaptığı görüşmede ismi geçen Şube Müdürlerinin kendi başlarına buyruk davrandıklarını, bu yüzden uyumlu çalışamadıklarını söyleyip görevlerinden alınmalarını ve yerlerine halen aktif görevde bulunan başka iki ismin atanmasını teklif ettiğini, ancak bu girişiminden bir sonuç alamadığını, ...'ya dönüşte Emniyet Genel Müdürü Mehmet Kılıçlar ile aynı konuda görüşme yaparak ondan da bu konuda destek istediğini, ancak bu girişimden de olumlu bir sonuç alamadığını, sonradan öğrendiğine göre ...'da İl Emniyet Müdürü... nezdinde yapmış olduğu görevden alma girişimini öğrenen Şube Müdürleri ... ve ...'ın kendilerinin görevden alınma ihtimalini soruşturma savcısı ile paylaştıklarını, savcının da bu durumda soruşturma ve operasyonun akamete uğrayacağını söylemesiyle birlikte alelacele operasyona karar verdiklerini ve 17 Aralık günü operasyon gerçekleştirdiklerini, 17 Aralık soruşturmalarından ve operasyondan öncesinde kesinlikle haberinin olmadığını, 17 Aralık sabahı ilk olarak Başbakanın Özel Kalem Müdürü Hasan Doğan'ın kendisini araması ve bilgi notu istemesi üzerine haberdar olduğunu, akabinde İçişleri Bakanı ...'in kendisini arayarak oğlu Barış Güler'in gözaltına alındığını belirttiğini, Mali Şubenin bilgi notunun 17 Aralık sabahı saat 09.30 10.00 gibi gönderildiğini, gelen bilgi notunu arz etmek üzere Başbakanlık konutuna gittiğini, Mali Şubenin yürüttüğü soruşturmaya ait bilgi notunu arz etmek üzere konuta gitmesinden sonra EGM KOM Daire Başkanlığı Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Sait Eren'in kendisini arayarak bir operasyon daha olduğunu haber verdiğini, ... Organize Suçlar Şubesinin Çevre ve Şehircilik Bakanı ... ile ilgili imar soruşturması ve operasyonundan da bu şekilde haberdar olduğunu ifade etmiş olması dikkate alındığında, sanıkların aynı örgütsel yapı ve dayanışma içerisinde hareket etmediklerini bildikleri dönemin KOM Daire Başkanı Mehmet Yeşilkaya'yı soruşturmalar ve operasyonla ilgili olarak gerek bu sebeple ve gerekse sanık Yeşilkaya'nın süreç içerisinde soruşturmayı öğrenmeye yönelik somut bir takım girişimleri nedeniyle ve soruşturmalara muttali olması halinde bulunduğu konum gereği mutlak surette İçişleri Bakanını bilgilendireceği, bu sayede de soruşturmaları deşifre etmek suretiyle örgütsel bir gizlilik ve disiplin içerisinde yürütülen süreci akamete uğratacağı gerekçesiyle kasten bilgilendirmedikleri, dolayısıyla soruşturmaların emniyette ve adliyede adeta kapalı devre sistemi içerisinde örgütsel bir disiplin ve gizlilik dahilinde yürütülerek operasyonla sonuçlandırıldığı, bu itibarla örgütsel saikle hareket edilerek Daire Başkanı / Başkanlığının bilgilendirilmesine dair konuyla ilgili suç tarihinde yürürlükte bulunan İçişleri Bakanlığı yönetmeliği ve genelgelere aykırı hareket edildiği anlaşılmaktadır.

İncelenecek olan bir diğer husus ise; operasyonun yapılış tarzı ve şekline ilişkindir. Her şeyden evvel belirtmek gerekir ki, emniyet ve yargı pratiğinden de bilinegeldiği üzere 17 Aralık operasyonuna konu olan soruşturmalar gibi şüpheli sayısı ve ihtiva ettiği konular itibariyle karmaşık ve kapsamlı, iletişimin denetlenmesi ve teknik araçlarla izleme tedbirlerinin yoğun olarak uygulandığı soruşturmaların, bu soruşturmaları yürüten Cumhuriyet savcıları ve adli kolluk birimleri açısından ciddi bir zaman, emek, iş gücü ve mesaiyi gerektirdiği izahtan vareste bir husustur. Bu haliyle, bu tür soruşturmaların operasyona dönüştürülmesi emniyete personel yükü getirecek, öte yandan soruşturma savcısını da fazladan ek bir mesai harcama zorunda bırakacaktır. Binlerce sayfayı bulan iletişimin tespiti tutanaklarının, tape kayıtlarının, fiziki takip tutanaklarının, operasyonla birlikte aramalarda elde edilen delillerin, yakalama / gözaltı sonrası kollukta alınan ifadelerin okunması, incelenmesi, tahlili, hukuken değerlendirilmesinin soruşturma savcısı açısından yoğun bir mesaiyi gerektireceği gibi kolluk birimleri açısından da ciddi bir emek ve mesaiyi gerektireceği açıktır. Hatta savcılıkta ifade alan Cumhuriyet savcılarının, görev yaptığı soruşturma bürosundan sorumlu başsavcı vekili veya bizatihi başsavcının talimatı ve uygun görmesiyle yeri geldiğinde diğer Cumhuriyet savcılarıyla takviye edildiği, böylelikle gözaltı süresi dikkate alınarak soruşturmanın kolluk ve savcılık aşamasının elden geldiğince çabuk nihayetlendirilmek suretiyle şüphelilerin serbest bırakılması veya sorgularını icrası için hakim huzuruna çıkarılması cihetine gidildiği herkesçe malumdur. Nitekim, gerek adli kolluk birimi olan operasyonel nitelikteki emniyet şube müdürlüklerinin ve gerekse soruşturma makamı olan savcıların fiiliyatta zaten yoğun olan iş yükünü daha da ağırlaştıracak bu tür soruşturmaların operasyona dönüştürülmesi süreçlerini zaman açısından planlama aşamasında daha titiz hareket ederek, bu konudaki emek ve mesailerini hayli iktisatlı ve ekonomik harcama gayretine girdikleri, bir soruşturmanın operasyonu üzerinde motive olup yoğunlaşmışken, yüzlerce / binlerce sayfa evrak içeren başka bir kapsamlı soruşturmayı operasyona dönüştürmemek için belli bir süre erteledikleri, hatta kolluk birimleri ile istişare ederek zamanlamasını ayarladıkları bilinen gerçeklerdir.

Somut olayda ise, konuları itibariyle birbiriyle bağlantısı bulunmayan üç ayrı soruşturma evrakı aynı gün operasyona dönüştürülmüştür. Bu durum, kuşkusuz ki yukarıda izah edilmeye çalışıldığı üzere normalde emniyet ve savcılık birimleri açısından mutlak surette ek bir emek ve mesai külfeti yaratacak, hatta gerektiğinde soruşturma konularının ve elde edilen delillerin hukuken yeterince tahlil edilememesi ve adli hata yapılması gibi riskleri de beraberinde getirebilecek, nedensiz yere ek personel ve araç takviyesini gerektirecek, lojistik bir takım ilave ihtiyaçları doğuracak, lüzumsuz ve kesinlikle tercih edilmeyecek bir uygulama biçimi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu durumu, bir başka deyişle, üç ayrı soruşturmanın aynı gün operasyona dönüştürülmesini, bir kısım sanıkların dile getirdiği gibi Organize Şubenin yürüttüğü ve takip ettiği 2013/24880 soruşturma sayılı Anıtlar Kurulu ve Fatih Belediyesi yolsuzluk dosyası ile Mali Şubenin yürüttüğü ve takip ettiği 2012/120653 sayılı Rıza Sarraf / Halkbank konulu soruşturma dosyasının savcılarının aynı savcı (Celal Kara) olması ile açıklamak, dolayısıyla bu konudaki belirleyici irade ve tercih yetkisinin sözü geçen soruşturmaları yürüten savcıya ait olduğunu söylemek, bahse konu soruşturmaların konuları ile şüphelilerinin birbiriyle ilgisiz ve bağlantısız kişiler olması da göz önüne alındığında, kesinlikle inandırıcı bir savunma değildir.

17 Aralık 2013 tarihinde 2013/24880 sayılı soruşturma kapsamında dönemin Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir'in de aralarında bulunduğu çoğu bürokrat tam (41) şüpheli konut ve iş yerlerinde yakalanarak gözaltına alınmış, ertesi gün yani 18 Aralık 2013 günü (4) şüphelinin daha yakalanmasıyla gözaltındaki kişi sayısı bu soruşturma özelinde (45) kişiye ulaşmıştır. Öte yandan, 2012/120653 sayılı soruşturma kapsamında Bakan çocukları Salih Kaan Çağlayan ve Barış Güler ile bakan danışmanları ve özel kalem müdürlerinin de aralarında bulunduğu (29) şüpheli konut ve iş yerlerinde yakalanarak gözaltına alınmış, böylelikle her iki soruşturma dosyasında iki günde gözaltına alınan şüpheli sayısı (74) kişiye ulaşmıştır. Yine diğer yandan, bu soruşturma şüphelilerine ait ifade tutanakları ve kolluk fezlekesinden oluşan 3419 sayfa belgenin, dahası yüzlerce ve binlerce sayfa tutan tapeler, fiziki takip tutanakları, aramalarda elde edilen bulgu ve kanıtlara ilişkin tutanaklardan oluşan soruşturma evrakının okunması, incelenmesi, tahlili, şüphelilerin hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu tespitler ışığında, hayatın olağan akışı çerçevesinde, soruşturmaları uhdesinde tutan savcı Celal Kara'nın sergilemesi icap eden normal hareket tarzı; bu soruşturmalara ilişkin mahallindeki delillere erişme ve bunlara elkoyma, soruşturma şüphelilerinin eş zamanlı olarak yakalanarak gözaltına alınması gibi sonuçları olan operasyonları kollukla eş güdüm halinde ayrı tarihlerde gerçekleştirmek iken, bunun aksine davranarak gerek kendisi gerekse adli kolluk için ziyadesiyle emek ve mesai gerektiren, hatta normal şartlarda bir Cumhuriyet savcısının domine ettiği bir soruşturma sürecinde bir insanın fiziki olarak kolay kolay altından kalkamayacağı yoğunlukta bir iş yükünün altına girmesi sonucunu doğuran davranış biçimini tercih etmesi olağan ve sıradan karşılanabilecek bir durum olmayıp, bu durum esasen, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün adliye ve emniyet ayağında kadrolaşarak örgütsel bir eylem ve işbirliği içerisinde hareket eden eski savcı ve adli kolluk görevlilerinin soruşturmaları örgütsel bir kasıt ve amaçla aynı gün operasyona dönüştürdüklerinin kanıtı olarak gözükmektedir.

Kaldı ki, aynı durum Organize Şubenin yürüttüğü ve takip ettiği 2012/125043 soruşturma sayılı TOKİ ve Maslak imar yolsuzlukları konulu soruşturma evrakının savcısı Mehmet Yüzgeç açısından ziyadesiyle geçerlidir. 17 Aralık operasyonundan sadece 15 gün önce soruşturma evrakını üstlenen bir Cumhuriyet savcısının, görev yaptığı Memur Suçları Soruşturma Bürosunda uhdesinde daha birçok kapsamlı soruşturma evrakı bulunduğu gerçeği göz önüne alındığında, bu denli kısa bir süre içerisinde bu nevi kapsamlı bir soruşturma evrakını inceleyerek dosyaya hakim olması, örgütün yapısı ile eylem ve faaliyetlerine vakıf olması hukuken ve fiilen hemen hemen imkansız veya çok güç olduğu halde, soruşturma savcısının, dönemin Çevre ve Şehircilik Bakanının oğlu Abdullah Oğuz Bayraktar, Bakan danışmanı Sadık Soylu ve Hüseyin Avni Sipahi isimli şahıs yöneticiliğindeki çıkar amaçlı organize bir suç örgütünün ... ilinde gerçekleştirdiği iddia edilen her biri sofistike ve karmaşık bir takım imar usulsüzlüğü eylemlerine işaret eden ve soruşturma sürecinde elde edilen kanıtlara hakim olmasını, suç örgütü yöneticisi ve üyesi oldukları iddia edilen siyasetçi, siyasetçi yakını, bürokrat, müteahhit, şehir plancısı, kültür ve tabiat varlıklarını koruma kurulu üyesi konumundaki şahısların iddia konusu eylemlerdeki konumlarını bilmesini gerektiren bir işleme (operasyona) kalkışması aynı şekilde bu durum da esasen, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün adliye ve emniyet ayağında kadrolaşarak örgütsel bir eylem ve işbirliği içerisinde hareket eden eski savcı ve adli kolluk görevlilerinin soruşturmaları örgütsel bir kasıt ve amaçla aynı gün operasyona dönüştürdüklerinin kanıtı ve göstergesi olarak karşımıza çıkmaktadır.

Öte yandan, konuları itibariyle birbiriyle bağlantısı bulunmayan soruşturmaların aynı gün operasyona dönüştürülmesi, bu soruşturmaları takip eden ve yürüten emniyetteki adli birimler açısından da nedensiz yere ek personel ve araç takviyesini gerektirecek, lojistik bir takım ilave ihtiyaçları doğuracak mahiyettedir. Her şeyden evvel, Celal Kara'nın uhdesinde bulunan Fatih Belediyesi ve Anıtlar Kurulu dosyasını takip eden Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü görevlisi ve yetkililerinin, aynı gün Mehmet Yüzgeç'in uhdesinde bulunan Toki ve Maslak imar yolsuzluğu dosyası için operasyon yapmalarını gerektirir nesnel hiçbir adli gereklilik ve ihtiyaç bulunmamaktadır.

Dosya içerisinde bulunan ekip talebi konulu resmi yazılar içeriğinden, Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünün operasyondan bir gün öncesinde Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğüne yazdığı 16/12/2013 tarih ve 47909374.46755 759582 sayılı yazı ile bir gün sonra 17/12/2013 Salı günü yapılacak olan operasyona katılmak üzere her biri üç personelden oluşan 28 ayrı ekibin görevlendirilerek, 17/12/2013 tarihinde saat 05.00'de İl Emniyet Müdürlüğü yemekhane salonunda hazır bulundurulmalarını istediği, bunun üzerine Narkotik Şube tarafından aynı gün ve 47909374.59351 760660 sayılı resmi yazı ile bu talebe olumlu yanıt verilerek operasyon için görevlendirilen (28) ekibin bilgilerinin yazı ekinde gönderildiği, aynı Şube tarafından devamında 18 Aralık 2013 tarihinde yapılacak mesken ve iş yeri araması, yakalama ve gözaltına alma faaliyetlerine katılmak üzere bu kez (10) ekibin daha görevlendirilmesinin istenildiği, Narkotik Şube tarafından 17/12/2013 günlü bu talebe de olumlu yanıt verilerek görevlendirmelerin yapıldığı, nihayet Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünün 16/12/2013 tarih ve 47909374.59352 759615 sayılı yazı ile bir gün sonra 17/12/2013 Salı günü yapılacak olan operasyona katılmak üzere her biri üç personelden oluşan 16 ayrı ekibin görevlendirilerek, 17/12/2013 tarihinde saat 05.00'de İl Emniyet Müdürlüğü yemekhane salonunda hazır bulundurulmalarını istediği, bunun üzerine Narkotik Şube tarafından aynı gün ve 47909374.59351 760689 sayılı resmi yazı ile bu talebe olumlu yanıt verilerek operasyon için görevlendirilen (15) ekibin bilgilerinin yazı ekinde gönderildiği anlaşılmaktadır.

Soruşturmalarla ile ilgisi olmayan başka bir adli birime yazılan personel ve ekip görevlendirilmesine dair şubeler arası bu karşılıklı yazışmalar içeriğinden, Mali Şube ve Organize Şubenin arama ve yakalama işlemlerine bir başka deyişle operasyonlara katılacak kendi personelleri haricinde sadece 17 Aralık Salı günü için Narkotik Şube Müdürlüğünden 129 personelin (her biri üç kişiden oluşacak şekilde 43 ayrı ekip) görevlendirildiği, bunun ötesinde örneğin Süleyman Aslan, Barış Güler gibi önem atfedilen bazı şüphelilerin ikamet ve iş yeri aramaları işlemlerine ayrıca ... Emniyetinin terör ve siber suçlar gibi diğer birimlerinden de personel takviyesinin yapıldığı, bu durumun haliyle emniyette personel, araç, nezarethane gibi ilave bir takım lojistik ihtiyaçlar yarattığı anlaşılmaktadır. Oysa ki bu yönden bir gereklilik olmadığı ve adli / idari maslahata da uygun olmadığı halde soruşturmaların örgütsel bir amaç ve saikle aynı gün operasyona dönüştürüldüğü görülmektedir.

Bu bağlamda dikkat çeken ve göze çarpan başkaca önemli husus; soruşturma birimlerinin, bir yandan 17 Aralık soruşturmalarının tam olarak operasyona evrilmeye yeterlilik ve elverişlilikte olmadığı iradesi ve niyetiyle hareket ettiğine işaret eden biçimde soruşturmalara ilişkin yeni dinleme kararları alındığı tarihlerde, diğer yandan görünürdeki bu iradeleriyle çelişen biçimde aniden ve alelacele her üç soruşturma dosyasına operasyon yaparak sadece ilk gün (92) şüpheliyi gözaltına almış olmalarıdır.

Bu bağlamda, ... Mali Şubenin yürüttüğü 2012/120653 sayılı soruşturma yönünden ifade etmek gerekirse, soruşturmanın konusu ve safahatının anlatıldığı üst bölümde de belirtildiği üzere, 2012/120653 sayılı soruşturmanın deşifre olduğu gerekçesiyle 26/10/2013 tarihi itibariyle dinleme faaliyetine son verilerek Cumhuriyet savcısı Celal Kara tarafından çıkış talimatı verildiği ve 26/10/2013 tarihinden 10/12/2013 tarihine değin yaklaşık 45 gün süreyle herhangi bir adli dinleme yapılmadığı halde 10/12/2013 günü 28 farklı şüphelinin kullanıcısı olduğu 40 ayrı telefon hattıyla ilgili iletişimin tespiti, dinlenilmesi, kayda alınması ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi amacıyla CMK'nın 135'inci maddesi uyarınca (1) ay süreyle iletişimin denetlenmesi karar talebinde bulunulduğu, vaki talep üzerine ... 9'uncu Sulh Ceza Mahkemesinin 10/12/2013 tarih ve 2013/664 değişik iş sayılı kararı ile talebin kabulü yönünde karar verildiği, bu itibarla operasyondan yaklaşık bir hafta öncesinde dinlemelere tekrar başlanıldığı, dolayısıyla bir yönüyle soruşturma evrakının henüz tekemmül etmediği düşüncesiyle telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesi tedbiri uygulanmasına devam edildiği halde,

Öte yandan ... Organize Şubenin yürüttüğü 2013/24880 sayılı soruşturması yönünden ifade etmek gerekirse, 2013/24880 sayılı Anıtlar Kurulu / Fatih Belediyesi dosyasında ... 16'ncı Sulh Ceza Mahkemesinin 13/12/2013 gün ve 2013/597 değişik iş sayılı kararı ile şüphelilerden Bora Selim'e ait ve ... 18'inci Sulh Ceza Mahkemesinin 17/12/2013 tarih ve 2013/697 değişik iş sayılı kararı ile şüphelilerden Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir'in kullanımında olan telefonlar için 3'er ay süre ile iletişimin tespiti, dinlenilmesi, kayda alınması ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi yönünde karar alındığı, dolayısıyla bir yönüyle soruşturma evrakının henüz tekemmül etmediği düşüncesiyle telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesi tedbiri uygulanmasına devam edildiği halde,

... Organize Şubenin yürüttüğü 2013/24880 sayılı soruşturması yönünden ifade etmek gerekirse, 2013/24880 sayılı Anıtlar Kurulu / Fatih Belediyesi dosyasında ... 16'ncı Sulh Ceza Mahkemesinin 13/12/2013 gün ve 2013/597 değişik iş sayılı kararı ile şüphelilerden Bora Selim'e ait ve ... 18'inci Sulh Ceza Mahkemesinin 17/12/2013 tarih ve 2013/697 değişik iş sayılı kararı ile şüphelilerden Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir'in kullanımında olan telefonlar için 3'er ay süre ile iletişimin tespiti, dinlenilmesi, kayda alınması ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi yönünde karar alındığı, dolayısıyla bir yönüyle soruşturma evrakının henüz tekemmül etmediği düşüncesiyle telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesi tedbiri uygulanmasına devam edildiği halde, ... Organize Şubenin yürüttüğü 2012/125053 sayılı TOKİ dosyasında ise, soruşturmayı 02/12/2013 tarihi itibariyle üstlenen eski Cumhuriyet savcısı Mehmet Yüzgeç'in talepleriyle; aynı tarihte ... 36'ncı Sulh Ceza Mahkemesinin 2013/682 değişik iş sayılı kararı ile şüpheliler Ali İbrahimağaoğlu ve Sadık Soylu hakkındaki iletişimin denetlenmesi tedbirinin kararda belirtilen iletişim numarası ile alakalı 10.kez bir ay süreyle uzatılmasına; aynı mahkemenin 02/12/2013 tarih ve 2013/685 değişik iş sayılı kararı ile şüpheli Hakan Gedikli isimli şahıs hakkındaki iletişimin denetlenmesi tedbirinin kararda belirtilen iletişim numarası ile alakalı 6.kez bir ay süreyle uzatılmasına; aynı mahkemenin 02/12/2013 tarih ve 2013/688 değişik iş sayılı kararı ile şüpheliler Ahmet Ayyıldız, Mehmet Erdal, Turgay Albayrak, Ergül Çınar hakkındaki iletişimin denetlenmesi tedbirinin kararda belirtilen iletişim numaraları ile alakalı 4.kez bir ay süreyle uzatılmasına; aynı mahkemenin 02/12/2013 tarih ve 2013/692 değişik iş sayılı kararı ile şüpheli Serhat Altıncı hakkında CMK'nın 135'inci maddesi uyarınca 22/02/2014 tarihine değin iletişimin denetlenmesi tedbirinin uygulanmasına; aynı mahkemenin 02/12/2013 tarih ve 2013/693 değişik iş sayılı kararı ile şüpheli Ertuğrul Karaaslan hakkında CMK'nın 135'inci maddesi uyarınca (3) ay süreyle iletişimin denetlenmesi tedbirinin uygulanmasına; aynı mahkemenin 02/12/2013 tarih ve 2013/694 değişik iş sayılı kararı ile şüpheli Ali Karaaslan hakkında CMK'nın 135'inci maddesi uyarınca 17/02/2014 tarihine değin iletişimin denetlenmesi tedbirinin uygulanmasına; ... 38'inci Sulh Ceza Mahkemesinin 03/12/2013 tarih ve 2013/682 değişik iş sayılı kararı ile şüpheliler Muharrem Usta ve Ömer Derbazlar hakkında kararda belirtilen iletişim numaralarıyla alakalı CMK'nın 135'inci maddesi uyarınca (3) ay süreyle iletişimin denetlenmesi tedbirinin uygulanmasına; ... 5'inci Sulh Ceza Mahkemesinin 06/12/2013 tarih ve 2013/551 değişik iş sayılı kararı ile şüpheli Osman Ağca hakkındaki iletişimin denetlenmesi tedbirinin kararda belirtilen numara üzerinden 10/12/2013 tarihinden itibaren (1) ay süreyle uzatılmasına; ... 7'nci Sulh Ceza Mahkemesinin 09/12/2013 tarih ve 2013/728 değişik iş sayılı kararı ile şüpheliler Hanifi Tekin, Burçin Erhan Kip, Namık Ural ve Gökhan Saral isimli şahıslar hakkında C. Savcısınca verilen iletişimin denetlenmesine dair kararın onanmasına ve 3 ay süreyle iletişimin denetlenmesine; ... 14'üncü Sulh Ceza Mahkemesinin 12/12/2013 tarih ve 2013/646 değişik iş sayılı kararı ile şüpheli Yavuz Çelik hakkındaki iletişimin denetlenmesi tedbirinin 12/12/2013 tarihinden itibaren 4.kez (1) ay süreyle uzatılmasına; aynı mahkemenin 12/12/2013 tarih ve 2013/648 değişik iş sayılı kararı ile şüpheliler Yavuz Çelik, Davut Koçlu ve Okay Dikmen hakkındaki iletişimin denetlenmesi tedbirinin 12/12/2013 tarihinden itibaren 9.kez (1) ay süreyle uzatılmasına; ... 16'ncı Sulh Ceza Mahkemesinin 13/12/2013 tarih ve 2013/593 değişik iş sayılı kararı ile şüpheli Ömer Derbazlar hakkında kararda belirtilen sabit hatta ilişkin CMK'nın 135'inci maddesi uyarınca 03/03/2014 tarihine değin iletişimin denetlenmesi tedbirinin uygulanmasına; nihayet ... 18'inci Sulh Ceza Mahkemesinin 16/12/2013 tarih ve 2013/672 687 689 691 693 değişik iş sayılı kararları ile şüpheliler Mehmet Ali Kahraman, Abdullah Oğuz Bayraktar, Murat Kurum, Hüseyin Avni Sipahi daha önce CMK 135 maddesi uyarınca verilmiş olan iletişimin denetlenmesi tedbirlerinin 18/12/2013 tarihinden itibaren 1 ay süreyle uzatılmasına karar verildiği, dolayısıyla bir yönüyle soruşturma evrakının henüz tekemmül etmediği düşüncesiyle ve soruşturmanın geldiği aşama itibariyle operasyon yapmaya müsait olmadığı cihetle delillendirmeye dönük telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesi tedbiri uygulanmasına devam edildiği halde,

Bizatihi, yaklaşık 30 yıl bulan uzunca bir süre il emniyet müdürlüğü tecrübesi olan ve bu itibarla geçmişe dönük uygulamaları gayet iyi bilen dönemin ... İl Emniyet Müdürü...'ın tanık olarak anlatımlarında dile getirdiği ve bir kısım sanıkların da savunmalarında (örn; sanıklar ..., ... gibi) belirttikleri üzere, konuları itibariyle birbiriyle bağlantılı olmayan (3) ayrı kapsamlı nitelikteki soruşturma dosyasının daha önce emsali görülmemiş bir şekilde aynı gün operasyona dönüştürülerek; Mali Şubenin yürüttüğü 2012/120653 sayılı suç soruşturmasında 17 Aralık günü (29) şüpheli, Organize Şubenin yürüttüğü 2012/125043 sayılı suç soruşturmasında aynı gün (22) şüpheli ve yine aynı Şubenin yürüttüğü 2013/24880 sayılı suç soruşturmasında aynı gün (41) şüpheli olmak üzere her üç soruşturma kapsamında 17/12/2013 günü toplam (92) şüpheli hakkında yapılan eş zamanlı operasyon sonucu yakalama ve gözaltı tedbiri uygulanmak suretiyle ulusal ve uluslararası kamuoyu nezdinde ses getirecek biçimde sansasyon yaratılmasının ve bilahare soruşturma dosyalarının içeriğindeki verilerin yazılı ve görsel basın yayın organlarına, sosyal medyaya, sair kitle iletişim araçlarına servis edilmesi sayesinde buralarda yer alması sağlanarak iş başındaki Hükûmet aleyhinde kamuoyu nezdinde rüşvet ve yolsuzluk algısı oluşturulmasının, böylelikle de Hükûmeti oluşturan siyasi partiye mensup dört Bakanı, yine siyasi iktidarı elinde tutan siyasi partiye mensup ve ...'un tarihi yarımadasını sınırları içerisine alan en önemli ilçelerinden Fatih ilçesi Belediye Başkanını ve çevresindeki bürokratları, kamu otoritesine etki eden siyaset kurumu ve dolayısıyla yine siyasi iktidar ile ilişkilendirilebilecek nitelikteki kamu kurumları olan Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü, Toplu Konut İdaresi Başkanlığı, Emlak Konut Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurullarında görev yapan bürokratları ilgilendiren, toplum tarafından her zaman için hassasiyetle karşılanan ve iddiası dahi dile getirildiğinde siyasi risk ve sonuçlar yaratabilecek mahiyette olan rüşvet / yolsuzluk ithamı ve suçlamaları üzerinden Hükûmetin istifasının hedeflendiği, bu itibarla 17 Aralık operasyonunun yapılma biçiminin dahi başlı başına Hükûmeti devirmeye yönelik bir darbe girişimi ve sivil şahıslar üzerinden Bakanlara, oradan da müşteki Türkiye Cumhuriyeti Başbakanına ulaşarak Hükûmetin iş yapamaz hale gelmesini sağlama amacına yönelik, Örgütün emniyet / yargı ayağının işbirliğiyle devşirilmiş operasyonunun birinci dalgası olduğunu ortaya koyar nitelikte olduğu değerlendirilmiştir.

Nitekim Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca eski Cumhuriyet savcıları ile ilgili hazırlanan son soruşturmanın açılması talepli iddianamenin 177 ve devamındaki sayfalarda "operasyon sonrası görsel yayınlar yanında bir kısım ulusal ve uluslararası yazılı haberler" başlığı altındaki bölümde de belirtildiği üzere, 17 Aralık 2013 tarihinden bir gün sonra ulusal ve uluslararası basında çıkan haber ve yayınlarda da birbiriyle bağlantısız nitelikteki soruşturmaların olağan dışı şekilde aynı gün operasyona dönüştürülmesinin sansasyonel yönüne ve etkilerine işaret edilerek, bu bağlamda Fransız Associated Press (AP) ajansı tarafından aynı gün abonelerine yönelik duyurulan haberlerde ve dolayısıyla dış basında kabine üyesi üç Bakanın çocukları, siyasetçi, meşhur bazı iş adamları ve bürokratlarının gözaltına alındığı operasyonun yerel seçimlere aylar kala Başbakan Erdoğan'a yönelik bir darbe olduğu yorumunun yapılması; ulusal gazetelerde kara para, yolsuzluk ve rüşvet operasyonu adı verilen, üç bakanın oğlunun gözaltına alındığı dev operasyonun Türkiye'yi derinden sarstığının, üç farklı soruşturmanın kamuoyunda ses getirmesi için aynı gün operasyona dönüştürülmesinin amacının 30 Mart 2014 tarihinde yapılacak olan mahalli idareler seçimleri ile Ağustos'taki Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi siyaseti dizayn etmek olduğunun ve bu nedenle operasyonun örgüt tarafından gerçekleştirilen seçime ayarlı derin bir operasyon olduğunun, öte yandan Cumhuriyet savcıları ve adli kolluk tarafından yürütülen soruşturma dosyaları arasında hukuki ve fiili bir bağlantı bulunmaması, yasal bir gereklilik de olmadığı halde aynı gün birden fazla şüphelinin gözaltına alınması, kamuoyunu yakından ilgilendiren bu mahiyetteki soruşturmaların hiçbir aşamasında Cumhuriyet Başsavcısına bilgi verilmemesi, işlemlerin UYAP sistemi dışında yapılmak suretiyle bilgi saklanması hususlarına nazaran soruşturmaların Hükûmete yönelik yapıldığı yönündeki genel kanıyı güçlendirdiğinin ifade edilmesi, açık kaynaklardan dosyaya yansıdığı kadarıyla gazetelerin ekonomi sayfalarında yer alan haberlerde ... merkezli operasyondan hemen sonra Borsa ...'da işlem gören şirketlerin piyasa değerinin 60 milyar TL eridiğinin, ilk hafta 41 milyar TL'yi bulan borsadaki kayıpların 25/12/2013 günü soruşturmalarda isimleri geçen Bakanların istifası sonrası ortaya çıkan siyasi krizde 60 milyar TL'ye yükseldiğinin, öte yandan Merkez Bankasının hafta başında açıkladığı yüklü döviz satışlarıyla tarihi zirvesinden dönen Amerikan dolarının üç bakanın istifa etmesiyle artan siyasi riskler nedeniyle yeniden yükselişe geçerek o dönem için tarihinin en yüksek düzeyine ulaştığının belirtilmesi, ayrıca operasyondan sonra Cumhuriyet gazetesi genel yayın yönetmeni firari Can Dündar'a konuşan FETÖ/PDY üyesi eski savcı firari Celal Kara'nın röportaj dizisinde, 17 Aralık soruşturmalarından Mali Şube soruşturmasının amacını anlatırken hedeflerinin özellikle Başbakan olduğunu ve 17 Aralık operasyonunun suçla mücadelede ve suçu delillendirmeye yönelik bir soruşturma faaliyetinden öte Hükûmeti devirmeye yönelik bir girişim olduğunu adeta ispat eder ve ortaya koyar biçimde, "1 Numara Erdoğan'dı, 1 Numaranın kim olduğunu iddianamede işleyecektim" ve "Erdoğan vardı inkar mı edeyim, bence perde arkasından işin içindeydi Erdoğan" başlığıyla yayımlanan röportajlar içeriklerinde sarf ettiği sözlerle eski Başbakan ve halen seçilmiş Cumhurbaşkanı olan ...'ın yolsuzluk, rüşvet, kara para aklama, nüfuzunu kullanarak çıkar sağlama amacıyla kurulmuş bir suç örgütünün yöneticisi ve lideri olduğu algısını oluşturmaya çalışması hususları hep birlikte ve bir arada değerlendirildiğinde; 17 Aralık operasyonunun yapılma biçiminin, operasyonun ertesinde yarattığı ve siyasi sonuçları da olan finansal ve ekonomik etkilerinin, uluslararası ve ulusal basındaki yansımalarının, operasyonun Hükûmeti devirmeye yönelik bir darbe girişimi niteliğinde olduğunu ve sivil şahıslar üzerinden Bakanlara, oradan da müşteki Türkiye Cumhuriyeti Başbakanına ulaşarak Hükûmetin iş yapamaz hale gelmesini sağlama amacına yönelik, Örgütün emniyet / yargı ayağının işbirliğiyle devşirilmiş operasyonunun birinci dalgası mahiyetinde olduğu somut olay, dosya içeriği ve mahkemenin kabulü ile belirlenmiştir.

B) 25 ARALIK SORUŞTURMALARINDAKİ HUKUKA AYKIRILIK, İHLALLER VE USULSÜZLÜKLER;

Bu bölümde Kamuoyunda 25 Aralık operasyonı olarak bilinen, ... Cumhuriyet Başsavcılığının 2012/656 soruşturma sayılı dosyası üzerinden yürütülerek 25 Aralık 2013 günü operasyona dönüştürülen soruşturma dosyasına ilişkin olarak; yukarı ki bölümlerde yapılan genel açıklamalar ve 17 Aralık soruşturmalarındaki benzerlik kapsamında, söz konusu dosyaya ilişkin güdülen amaç ve kanuna aykırı olarak yapılan usulsüz işlemler derece mahkemelerinin kabulüde göz önüne alınarak anlatılacaktır.

Yukarıda detaylı olarak anlatılan 17 Aralık 2013 tarihinde operasyona dönüştürülen dosyalara dair, örgüt elemanları tarafından güdülen amaç ve bu amaça matuf olarak yapılan usulsüz işlemler ile mevzuata aykırılıklar yine bu bölümde anlatılacak olan 25 Aralık 2013 tarahinde operasyona dönüştürülen ... Cumhuriyet Başsavcılığının 2012/656 soruşturma sayılı dosyası içinde geçerli olmakla birlikte, tekrardan kaçınmak bağlamında söz konusu usulsüzlükler anlatılırken yukarıki bölümlere atıfta bulunularak geçilecektir.

1 ) Soruşturmanın Başlamasına ve yapılan dinlemelere dair usülsüzlükler;

Yukarıda da bahsedildiği üzere söz konusu soruşturma kapsamında, ... Valiliği Emniyet Müdürlüğü Muhabere Elektronik Şube Müdürlüğü’ne 2011 yılı içerisinde değişik tarihlerde elektronik ihbarlar yapıldığı,

İhbarlarda; ... İli Anadolu Yakasında bulunan bir kısım hafriyat firmalarının yapmış oldukları taşıma işlemleri esnasında tonaj uygulamasına uymadıklarının, bir kısım emniyet görevlilerinin rüşvet ilişkisi içinde olduklarının ve bir kısmının da siyasi baskılardan korktukları için tonaj uygulamasına uymayan firmalara göz yumduklarının, bu durumun ise tonaj kuralına uyan firmalar açısından haksız rekabet teşkil ettiğinin bildirildiği,

Bunun üzerine ... Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından çıkar amaçlı suç örgütü kurmak ve yönetmek iddialarını soruşturmak amacıyla, Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2011/2323 soruşturma sırasına kayıtlı bir örgütlü dosya takibi yapıldığı, soruşturmanın CMK 250. maddesine göre yetkili Cumhuriyet savcılığı tarafından jandarma eliyle hazırlandığı, soruşturma devam etmekte iken haklarında telefon dinleme ve teknik takip kararı bulunan bir kısım şüpheliler hakkında yapılmakta olan telefon dinlemeleri esnasında takip edilen örgüt faaliyetleri kapsamından daha farklı suç unsurlarına rastlanılması nedeniyle 06/03/2012 tarih ve 2012/81 sayılı tefrik kararı ile dosyanın ayrılmasına karar verildiği ve tefrik olunun dosyanın CMK 250 ile yetkili Cumhuriyet Başsavcılığının 2012/656 sırasına kaydedilerek şüpheliler Abdulkerim Çay ve Cengiz Aktürk haklarında örgüt üyesi olmak suçundan soruşturmaya başlanıldığı,

Cumhuriyet savcısı tarafından tefrik kararında “ihaleye fesat karıştırmak” suçu yazıldığı halde, Asliye cezalık bir suç olmasına rağmen dosyanın terör suçlarının soruşturmasın yapmakla özel görevli CMK 250. maddeye göre yetkili bölümde soruşturmaya devam edildiği,

Oysaki soruşturma işlemleri tamamen yasal prosedüre uygun yapılması gereken bir yargılama işlemi olup Cumhuriyet savcısının takdirine bırakılmadığı, Hangi suçların CMK 250 ile özel yetkili mahkemelerce bakılacağına dair kanunda açık düzenleme olduğu, bu suçlarla mücadelenin özel soruşturmayı gerekli kılmasından hareketle kanun koyucunun bir takım usûl farklılıkları öngördüğü, gözaltı vs. gibi hürriyeti kısıtlayıcı işlemler bakımından şüpheliler aleyhine düzenleme yaptığı, söz konusu dosyanın soruşturma ve kovuşturma aşamasının tefrik kararına göre bahsi geçen özel yetkili savcı ve mahkemelerden farklı bir mahkemede görülmesi gerekirken, tabi olmadığı bir usulde yürütüldüğü anlaşılmıştır. Yukarıda 17 Aralık soruşturmaları anlatılırken “soruşturmanın başlatıldığı birimlere dair göze çarpan usulsüzlükler” başlığı altında yapılan açıklamalar burası içinde geçerliği olduğundan tekrar edilmeyecektir.

Burada önemli olan bir hususta soruşturmanın nedenidir. Şöyle ki; Etiler'de bulunan polis okulu artık kullanılamaz hale gelmiştir. Nitekim Polis Akademisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan ... Etiler Polis Meslek Yüksek Okulunun bilahare ilerleyen süreç içerisinde Bakanlar Kurulu'nca 22/09/2014 tarihinde kapatılmasına karar verildiği anlaşılmaktadır. Okulun üzerinde bulunduğu yaklaşık 32 bin metrekare yüzölçümündeki arazi ekonomik değeri yüksek bir konumdadır. ...'un en değerli arazilerinden birisidir. Bulunduğu konum itibariyle karlılığı/rantı yüksek bir yatırım alanı olması hasebiyle bu arazinin ... Büyükşehir Belediyesi ile yapılacak bir protokol doğrultusunda değerlendirilmesi düşünülmektedir. Projeye göre İçişleri Bakanlığı ile İBB arasında arazinin mülkiyetinin Belediyeye geçmesi hususunda bir protokol akdedilmesi söz konusudur. Bunun karşılığında İBB ise Çatalca ilçesinde polis lojmanı ve sosyal tesis inşa edecek, ayrıca protokol karşılığında devralmış olduğu arazinin imar planını tadil etmek / değiştirmek suretiyle konut ve ticaret alanı (AVM, rezidans, restaurant, otel, vs) olarak değerlendirecek, karşılığında gelir elde edecektir. ... Büyükşehir Belediyesi bu arazinin inşaat işlemlerini hasılat paylaşımı yöntemiyle kendisine bağlı olan iştiraki niteliğindeki şirketlerden ... üzerinden veya Başbakanlık Toplu Konut İdaresi üzerinden yapıp yapmama noktasında kârlılık ve verimlilik araştırması yapmaktadır, ancak soruşturmanın başlatıldığı sırada henüz başlamış bir ihale süreci bulunmamaktadır.

Hal böyle iken, ... Cumhuriyet Başsavcılığında görev yapan Örgüt mensubu eski savcı Muammer Akkaş tarafından 2011/2323 sırasına kayden yürütülen başka bir soruşturma sırasında, bu soruşturma şüphelilerinden iş adamı Cengiz Aktürk'e yönelik gerçekleştirilen telefon, mail adresi ve fiziki takip tedbirleriyle tespit edilen konuşma ve görüşmeler içeriğinden; Cengiz Aktürk isimli şahıs tarafından kurulmuş olan Bosphorus 360 Danışmanlık Turizm İnşaat adlı şirketin muvazaalı (gizli) ortaklarının Yasin El Kadı, Usame Kutup, Muaz Kadıoğlu, Bilal Erdoğan isimli kişiler olduğu ve bu gizli ortakların siyaset ve kamudaki nüfuzları sayesinde Bosphorus 360 Danışmanlık Turizm İnşaat adlı şirketin Etiler Polis Meslek Yüksekokulu arazisinin satışı ihalesine fesat karıştırarak büyük miktarda rant elde edeceklerinden bahisle, FETÖ/PDY terör örgütünün ... Mali Şube Müdürlüğü yapılanmasında görev yapan adli kolluk görevlisi görünümlü mensupları, Muammer Akkaş tarafından 06/03/2012 tarihinde 2011/2323 sayılı soruşturma evrakından tefrikle oluşturulan 2012/656 sor. sayılı evrak üzerinden siyasileri ve iş adamlarını kapsayan geniş bir kitleyi dinlemeye başladıkları anlaşılmıştır. Burada dikkat çeken husus daha ihale süreci başlamayan bir konu hakkında, ihaleye fesat karıştıracağı düşüncesi ile hareket edilmesidir.

Bahsedildiği üzere soruşturma aşamalarında, şüpheliler Abdulkerim Çay ve Cengiz Aktürk'ün 2011/2323 sayılı dosyada yapılan takip esnasında yapmış oldukları konuşmalardan yola çıkılarak diğer şüpheliler Usame Kutup, Muaz Kadı, Sezgin Akbaba, Mehmet İlker Aycı ve ... haklarında da 06/03/2012 tarihinde CMK 250. Maddesi ile yetkili 12. Ağır Ceza Mahkemesinden telefonlarının dinlenmesine ve iletişimlerinin tespitine dair karar alındığı ve bu kararlar sonrasında hükemiti yönetmekle görevli Başbakan ve bakanlar da olmak üzere yasama dokunulmazlığına sahip birçok kişi hakkında dolaylı ve doğrudan dinlemeler yapıldığı,

Bu bağlamda Anayasa'nın 100'üncü maddesi uyarınca özel soruşturma usulüne tabi olan 61'nci Hükûmetin Başbakanı ..., Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı ..., İçişleri Bakanı ..., Çevre ve Şehircilik Bakanı ..., Ulaştırma Bakanı..., Milli Eğitim Bakanı ..., Orman ve Su İşleri Bakanı..., Adalet Bakanı..., İçişleri Bakanı ..., Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı ..., Avrupa Birliği Bakanı..., Dışişleri Bakanı ..., Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, Gümrük ve Ticaret Bakanı..., Kültür ve Turizm Bakanı..., Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, iktidar partisine mensup milletvekilleri ..., ..., ..., ..., ..., Hüseyin Çelik, ... ve...'ın muhtelif tarihlerde hedef şahıslarla yapmış oldukları görüşmelere ilişkin seslerin çözümünü yapıp metin haline getirmek (kayıt altına aldırmak) suretiyle tape haline getirmişler, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı ...'ın Nisan 2012 tarihinde Haliç Kongre Merkezinde yapmış olduğu ve Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarı Hakan Fidan'ın da dahil olduğu bir görüşmeye ait güvenlik kamera görüntülerini temin edip bunu kamera izleme tespit tutanağı haline getirmişler, 14/10/2012 günü saat 13.30 sıralarında Üsküdar ilçesi Kısıklı Mahallesindeki konutunda Yasin El Kadı isimli şahısla buluştuğuna dair cell harita görüntülerini tutanak altına aldırarak bu hususa soruşturma evrakında yer vermişler, benzer şekilde şüpheli sıfatıyla uzun süre dinledikleri ve fakat sonradan hakkında fezleke dahi düzenlemedikleri ... isimli iş adamının Başbakan Erdoğan ile ...'da resmi konutta yaptığı görüşmeyi baz takibi yapmak suretiyle cell haritasını çıkararak soruşturma dosyasına koymuşlar, Başbakanlık Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansı eski çalışanı Abdülkerim Çay'a ait maillerden ele geçirildiği ileri sürülen Başbakan Erdoğan'ın da içinde yer aldığı 16 adet fotoğrafı soruşturma evrakı içerisine koymuşlar, Başbakan Erdoğan'a ulaşmak gayesiyle CMK'nın 135/1 maddesinin aradığı "suçun işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı" hususu araştırılmadan, danışmanları Aydın Ünal, ... ve Şenol Kazancı hakkında iletişim tespiti talebinde bulunarak telefon görüşmelerini kayıt altına aldırmışlar, böylelikle Başbakan ve 61'nci Hükûmet üyelerinin belli bir organizasyon dahilinde rüşvet ve yolsuzluğa bulaştıkları, kamu ihalelerine fesat karıştırdıkları, El Kaide terör örgütüne yardım ettikleri yönünde ulusal ve uluslararası kamuoyu nezdinde aleyhte ve olumsuz algı oluşturulabilmek için sözde delil toplama / biriktirme sürecine giriştikleri tespit edilmiştir. Daha önce detaylı olarak anlatılan yasama dokunulmazlığı, meclis soruşturması gibi kavram ve kurumlar tekrara düşmemek için burada ayrıca anlatılmayacaktır.

Dosyada polis gerçekte şüpheli yapmak istediği kişileri değil ona ulaşmak istediği kişileri dinlemeye dâhil etmek için rapor düzenlediği, örneğin Başbakan ... takip etmek için ... şüpheli gösterilerek onun üzerinden ...’da bulunan Başbakanlık konutunda yapılan ... ve Tayyip Erdoğan görüşmesinin baz istasyonu takibi yapılmak suretiyle CELL haritası çıkartıldığı, bu bağlamda yasama dokunulmazlığı olan kişiler hakkında dolaylı dinlemeler yaptığı,

Sanıklardan Murat KARA(362879) ile Hüseyin TOKGÖZ arasındaki 11.12.2013 tarihli SPARK görüşmelerininde de;

362879@malispark 332878@malispark/Spark 2.6.3

“P.M TC BULUŞMASINI SÖYLEDİN Mİ “ şeklinde yazışma bulunduğu, yazışmada PM TC buluşması olarak bahsettikleri konunun PM(Prime Minister Başbakan) ile ... arasında ...’da bulunan Başbakanlık Resmi Konutu’ndaki görüşmenin kastedildiği,

Fezleke incelendiğinde ise, ...’in şüpheli olarak gösterilmediği, hakkında herhangi bir gözaltı kararı olmadığı, buna rağmen dosyada şüpheli olarak yer aldığı ve uzun süre iletişimin tespit edildiği, ...’in aslında dosyadaki ihalelerle ilgisinin olmadığı, buna rağmen ...’i bir şekilde dinlemeye alarak hakkında ki özel bilgileri elde ettikleri, kendisinin iş ilişkilerini, kimlerle buluştuğunu ve özel yaşamını kayda aldıkları, söz konusu kayıtların 2012/656 sayılı dosyada mevcut olduğu anlaşılmıştır.

Ayrıca Turgay Cinerin sahibi olduğu medya da dershaneler hususunda haber yapılmaması için, örgüt mensubu mali şubede görev yapan polislerden bir tanesinin ... ile görüşmeye gittiği, daha sonra polisler kendi aralarında yazıştıkları spark programında Ciner’e gittiğini ve konuşacak halini bırakmadığı şeklinde yazışmalar olduğu, Ayrıca ...’de ifadesinde bu hususu tevilli olarak ikrar ederek yapılacak olan bir programla ilgili kendisinden ricada bulununulduğunu bildirdiği anlaşılmaktadır.

Sebebi anlaşılamayan bir diğer usulsüz dinleme ise; Osman Ağca isimli iş adamının dinlenmesi olmuştur. Osman Ağca yorum inşaat isimli firmanın ve Gözgrup isimli zincir dükkanları sahibidir. Birçok üst düzey bürokrat ve yargı mensubunu tanımaktadır. Bu nedenle geçmiş dönem Yargıtay Başkanı İsmail Rüştü Cirit ve Ombudsman Nihat Ömeroğlu’yla tanışmaktadırlar. Osman Ağca aynı zamanda dönemin Anadolu Başsavcısı Celal Avar, ... Başsavcı Vekilleri Zekeriya Öz ve Fikret Seçen ile de görüşmektedir. Osman Ağca 17 ve 25 Aralık dosyaları kapsamında da teknik takibe alınmış ve telefonları dinlenmiştir. Ancak bakıldığında görülecektir ki, Osman Ağca uzun süre dinlenmiş olmasına rağmen hakkında herhangi bir gözaltı kararı ve malvarlığına ilişkin tedbir talebi ve kararı yoktur. Daha da ilginç olanı, şüpheliler arasında adı geçmediği ve kendisine ihaleye fesat karıştırmak suçuyla ilgili atfedilen bir cürüm olmadığı tespit edilmiştir.

Osman Ağca’nın normal şartlar altında niye dinlendiği anlaşılamamakta, ancak Anadolu Başsavcısının konuşma tapelerinin yapılması ve Nihat Ömeroğlu ile İsmail Rüştü Cirit’in bulundukları bir davet yemeğinde yapılan konuşmaların ortam dinlemesiyle kayda alınması örgütün art niyetinin bir göstergesi olarak karşımıza çıkmaktadır.

Dinlemelere takılan dikkat çekici bir husus ta; firari sanık ve eski Başsavcı vekili Zekeriya Öz şüpheli sıfatıyla iletişimi tespit edilen Osman Ağca ile telefon görüşmesi yapmakta, yaptığı görüşmelerde Adidas Marka mont gördüğünü ve bunu almak istediğini bildirmekte, Osman Ağca da faturanın şirketine kesilmesini belirtmekte, yine Zekeriya Öz Osman Ağca’ya ait Gözgrup mağazalarından birisinden gözlük aldığı, Osman Ağca’nın yine faturanın şirketine kesilmesini istediği tespit edilmiştir.

2012/656 sayılı soruşturma evrakında içeriği hiçbir suç teşkile etmeyen birçok insanın konuşmasını tape yapan şüpheliler, eski bir yargı mensubunun başkasından çıkar elde ederek meseleğin onur ve şerefini ayaklar altına almasına görmeden, Zekeriya Öz hakkındaki dinlemiyi BaşsavcıX olarak kodlayarak çözümledikleri ve herhangi bir işlem yapmadıkları ve fezlekede bu husustan hiç bahsetmedikleri anlaşılmaktadır.

Örgütün istedikleri kişileri dinleyerek dolaylı yollardan suç isnat etmeye çalıştığına ve dinlemelerde suç unsuru bulunmasına rağmen örgütün istemediği kişiler hakkındaki konuşmasını tape yaptırmadığına ilişkin dosyada beyanı bulunan Gizli tanık Fatih beyanında; “Gizli Tanık Fatih” tarafından dosya kapsamı ile ilgili olarak vermiş olduğu ifadesinde; “Başbakan ile Süleyman ASLAN arasında gerçekleşen “M. Latif TOPBAŞ’ ın Kadıköy de bir iflâs dosyası” hakkındaki bir görüşmesinin Başbakan’ın lehine olur diye kullandırılmadığını; dosya kapsamında dinleme kararları için istenilen Hâkim denk gelmeyince üç dört günlük boşluk bırakılarak dinlemeye karar alındığını ve hiç çıkış yapılmamış gibi devam edildiğini, normal şartlarda dinleme görevlilerinin dinlemeleri yaptıktan sonra yeni bir suç unsuruna rastlamaları durumunda her iki dinlemecinin birlikte imzaladıkları bir rapor düzenlediklerini, ancak bu dosyada bu şekilde çalışmadıklarını, amirlerin ‘şu telefon numaraları da dinlenecek, bunlara ilişkin bir rapor yazın’ dediklerini, kendilerinin de sanki o telefon numaralarında suç unsuru olan bir konuşma varmış gibi bir rapor tuttuklarını, ilk zamanlar hiçbir ses kaydı olmamasına, hiçbir konuşma bulunmamasına rağmen rastgele kişiler hakkında rapor tuttuklarını, çünkü bunu amirlerinin istediklerini, tuttukları rapor üzerine Savcının da zaten olaydan haberdar olduğu için dinleme talebini imzaladığını, Hâkimin de hiçbir zorluk çıkarmadan kararı verdiğini, yani bu soruşturmada Emniyet bir kişiyi dinlemek istediği zaman suçu olsun olmasın, dinleme kararı alabildiklerini, Cumhuriyet Savcısı Muammer AKKAŞ’ tan gece vakti bile dinleme talebi alabildiklerini, Hâkiminde hiçbir zorluk çıkarmadan her defasında kararı imzaladığını, Nöbetçi Hâkim istedikleri hâkim olmadığında 1 hafta öncesinden ve ya sonrasından karar alabildiklerini, hep aynı Hâkim’ den karar alabilmek için saat 5’ ten sonra karar alınabildiği halde sanki gündüz vakti alınmış gibi imzalattıklarının olduğunu”

“TRT ihalesi ve Başkent Doğalgaz ihalesi ile ilgili olarak Latif TOPBAŞ ve İbrahim ŞAHİN arasında geçen görüşmelerin tape yaptırılmadığını, tape yapıldığı halde ...tarafından iptal ettirildiği; personele Yasama dokunulmazlığı bulunan Başbakan ile ilgili tüm görüşmelerin tape yapılması talimatının verildiğini; Osman AĞCA’ nın, Başsavcı Vekili Zekeriya ÖZ ve Fikret SEÇEN ile yapmış olduğu telefon görüşmelerinin çözümlerinin görevli memurlar tarafından yapıldığını, ancak amirleri tarafından tape yaptırılmadıklarını, Osman AĞCA’ dan Başsavcı Vekili Zekeriya ÖZ’ ün Adidas Mont istediği ve faturasını Osman AĞCA’ nın ödediği ve ücretsiz gözlük verdiğinin tespit edildiği, Osman AĞCA’ nın Fikret SEÇEN ile bir iş takibi konusunda konuşmasının olduğunu ancak görüşmelerle ilgili amirleri tarafından tape yapılmamaları hususunda talimat verildiğini; dinlenilen kişilerin Başbakan ve Bakanlar olduğunu, bunun sıkıntı olabileceğini üstlerine söylendiğinde kendisine “KORKMA BÖYLE BİR DOSYADA ÇALIŞMAK HERKESE NASİP OLMAZ, BU DOSYA BUNLARI GÖTÜRÜR BİR SIKINTI YOK” dediği, tespit edilmiştir

Yine Ali Ağaoğlu hakkında da iletişimin tespiti işlemi yaptıkları ve fezlekede kendisinden şüpheli olarak bahsettikleri halde, sebebi anlaşılamaz şekilde gözaltı listesinde isminin bulunmayışı ve malvarlığına tedbir konulacak işadamları arasında olmaması; aslında hakkında tedbir uygulananlardan daha vahim olan rüşvet suçlamasıyla suçlanmasına rağmen bu şekilde bir tasarrufta bulunulması, soruşturmayı hazırlayan görevlilerin kanuni sebeplerle değil de, kendilerini yönlendiren örgüt imamlarının talimatıyla hareket etmelerinin göstergesidir.

2 2012/656 soruşturma sayılı dosyada yapılan sair usulsüzlükler;

Dosya tekemmül etmemesine rağmen soruşturmaya başlanması;

Eski Savcı Muammer Akkaş 15.12.2013 tarihinde 14 şüphelinin telefonunu bir ay süre ile daha dinlemek için girişimlerde bulunduğu ancak aynı gün polise talimat verip soruşturmayı sonlandırmalarını istediği bunun üzerine kolluk görevlileri tarafından, bütün dosya münderecatını çuvallara doldurup eski savcı Muammer Akkaş’a teslim edildiği tesbit edilmiştir. Bilindiği üzere soruşturmayı sonlandırmak için artık toplanacak delilin kalmamasının gerektiği, kolluk tarafından tüm araştırmalar yapılarak deliller toplandıktan sora soruşturmanın sonlanıp fezlekeye bağlanabileceği,

Yine aynı savcı 17.12.2013 tarihinde emniyete yazı yazarak bütün dinleme işlemlerinin sonlandırılması talimatını verdiği, yeni dinleme kararları alınmışken, dinleme için bir aylık süre varken, usulsüzlüğü iddia edelin ihaleler henüz yapılmamışken durduk yerde neden soruşturmanın sonlandırılmak istediğinin bir soru işareti olarak kaldığı anlaşılmaktadır. Burada dikkate çeken bir hususun da dosya içeriğine göre Emniyet Müdür yardımcısı Hamza Tosun’un 17.12.2013 tarihinde Örgüt Lideri Fetullah Gülen’in yardımcısı Sinan Dursun ile telefon görüşmesi yapmasıdır. Sinan Dursun uzun süreden beri Amerika’da yaşayan ve örgüt lideri Fetullah Gülen’in yardımcısıdır ve Rumi Forum üyesidir. Hamza Tosun 17 Aralık’ta bu görüşmeyi yaptıktan sonra dinleme işlemlerine son verilmiş olması akıllara katılar ötesinden bir talimat alınıp alınmadığını getirmektedir.

Ayrıca sanıkların spark isimli programdaki konuşmalarıda söz konusu şüpheleri destekler mahiyettedir. Bu bağlamda;

... 1 No’lu hâkimlik (TMK 10. maddesi ile görevli ) tarafından verilen 29.01.2014 tarih ve değişik iş no:2014/109 kararı ile inceleme yapılan 8_hp_trf2450zxh_seagate_s2a9vg3l_500gb\tespit edilen dosyalar \spark (sube icianlıkyazışmakayıtları) 332878@malispark\transcripts\ 362879@malispark. xml isimli dosyaların içerisinde bulunan ve 332878 (Hüseyin TOKGÖZ ve 362879 (Murat Kaya) sicil sayılı kolluk görevlileri arasında 09.12.2013 gerçekleştiği değerlendirilen, aşağıda belirtilen anlık ileti (spark) konuşmalarından özetle:

Murat KAYA: “ŞEF AMİR”

Hüseyin TOKGÖZ: “NASIL YANİ”

Murat KAYA: “ABİ NE ZAMAN GELECEK DEDİ TÜRKİYEYE KESİN BENDE TAHMİNİ 6 7 GÜN DEDİM HADİ HAYIRLISI”

Hüseyin TOKGÖZ: “NEDEN SORDU ACEP”

Murat KAYA: “BİLMEM???”

Hüseyin TOKGÖZ: “6 7 GÜN SONRA MI”

Murat KAYA: “OPRSN”, “EVET”

Hüseyin TOKGÖZ: “İNŞ”, “SELAM VE DUA İLE”

Yine log kayıtlarından sanıklardan Hayrettin CAN’ ın kullandığı tespit edilen HP TRF2450ZSP Seagate S2A9SX2F seri numaralı bilgisayara ait harddisk üzerinde yapılan inceleme sonucunda düzenlenen raporda;

Hayrettin CAN’ ın SPARK isimli mesajlaşma programı üzerinden İbrahim Arslan’ a “SALI OPERASYON OLABİLİR”, “TEYAKKUZDAYIZ” şeklinde yazdığının görüldüğü,

Ayrıca 332878 (Hüseyin TOKGÖZ) ve 362879 (Murat Kaya) sicil sayılı kolluk görevlileri arasında 15.12.2013 gerçekleştiği değerlendirilen, aşağıda belirtilen anlık ileti (spark) konuşmalarından özetle:

Murat KAYA: “ÇIKIŞ YAZISI ALIYORUZ”

Hüseyin TOKGÖZ: “NASIL YANİ”

Murat KAYA: “ANLADIĞIN GİBİ, YANİ”

Hüseyin TOKGÖZ: “KOMPLEMİ”

Murat KAYA: “DEDİĞİN GİBİ”

Murat KAYA: “ÇIKIŞ YAZISI ALIYORUZ”

Hüseyin TOKGÖZ: “NASIL YANİ”

………………………………………………….

Hüseyin TOKGÖZ: “TEDBİR AMAÇLI YAZDIRIYORLAR Mİ, NE OLUR NE OLMAZ DİYE”

Murat KAYA: “SANMIYORUM SABRİ, YARIN SAVCIYA GİDECEK, ”

Hüseyin TOKGÖZ: “SİZDE KALSİN,TAMAM”

Murat KAYA: “TAMAM”

Hüseyin TOKGÖZ: “ELİMİZDE OLACAK TARİHSİZ”

Murat KAYA: “ÖYLEMİ,”

Hüseyin TOKGÖZ: “BİRŞEY OLDUĞUNDA, HEMEN ÇİM”

Murat KAYA: “SABRİYE YARIN GİDECEKSİN DEDİ SAVCIYA, HEEEE”

Hüseyin TOKGÖZ: “ÇIKMAK İÇİN”

Murat KAYA: “SABRİYE YARIN GİDECEKSİN DEDİ SAVCIYA, HEEEE” yazışmaların bulunduğu,

Yazışmalardan ve HTS kayıtlarından henüz dosyada takıp edilen şüphelilerin iletişiminin tespitine yönelik yeni kararlar alınmış iken ve takip devam ederken alınan bir talimat üzerine dinlemeleri sonlandıracakları ve her ihtimale karşı tarihsiz bir fezleke düzenleyerek savcıya sunacakları, yurt dışından gelecek olan abi diye tabir edelin birinden bahsettikleri anlaşılmaktadır.

Yasama dokunulmazlığı olan kişiler hakkında dolaylı yollardan, usulsüz ve asılsız tespitler yapılarak fezlekeye derç edilmesi;

Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü görevlilerince hazırlanarak Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilen 2012/656 numaralı soruşturmaya ait fezleke incelendiğinde;

Fezlekenin 10. sayfasında, “Soruşturma süresince Yasin EL KADI’ nın yurda giriş yasağının olması ve BM El Kaide irtibatlı şahıslar listesinde yer alması münasebetiyle şahsın ... İlinde bulunduğu süre içerisinde ve Başbakan R.Tayyip ERDOĞAN, M.Latif TOPBAŞ isimli şahıslarla görüşmeler yaptığı sıralarda şahsa Başbakanlık Korum Görevlilerinin üstlerinden aldıkları emirlere istinaden refakat ettikleri görülmüştür.”… “Birinci Grup Faaliyetleri başta olmak üzere tüm gurupların hemen bütün faaliyetlerinden Başbakanlık yetkililerinin haberdar olduğu…” ve “Etiler Polis Okulu Arazisi konusu örneğinde olduğu kimin ne kadar kar elde edeceğine (oran miktar) üst düzey birinin kendisini karar verdiği…” ifadelerinin olduğu, Yasama dokunulmazlığı bulunan Bakan... ile ilgili olarak “...’ ın liderliğini 4.Grubu ihaleye fesat karıştırmak ve rüşvet faaliyetlerinin de daha üst düzey bir yerin talimatları ile şekillendiği tespit edilmiştir.” ….ifadesinin geçtiği, tespit edilmiştir. Yasama dokunulmazlığı bulunan kişiler ile ilgili olarak suç tasnifi yapıldığı ve örgüt liderliği ifadesinin yer aldığı görülmüştür.

Fezlekenin 10 ve 11. sayfalarında yer alan “... ve ...’ nun liderliğini yaptığı 5.Grubun da yukarıda bahsedilen (4.Grup) rüşvet eylemi ile oluşturulacak Zirve Holding bünyesindeki medya grubu ile ilgili faaliyetleri de üst makamların bilgisi ile takip ettiği tespit edilmiştir.”… “Örgütün tüm faaliyetlerinin daha üst bir makama ulaştığı ve onun haberi olmadan hemen hiçbir menfaat/kazanım elde edilemediği görülmüştür” ifadelerinin yer aldığı,

Fezlekenin 12.sayfasında Yasama dokunulmazlığı olan... ile ilgili olarak “4.Grup... liderliğindeki grup olup bu grubun Ömer SERTBAŞ, ..., Celal KOLOĞLU, İbrahim ÇEÇEN, Adnan ÇEBİ, Nihat ÖZEMİR, Mehmet Nazif GÜNAL”… “isimli şahısların da müteşekkil olduğu üstelik daha fazla şahsın yer aldığı ancak sınırlı teknik takip çalışmalarıyla ancak bu kadarının tespit edilebildiği anlaşılmıştır. Grubun liderliğini yapan...’ ın da daha üst düzey birinin talimatlarıyla hareket ettiği…” ifadesinin yer aldığı tespit edilmiştir.

Yukarıda bahsi geçen Bakan...’ dan daha üst düzeyde biri olan kişi olarak Başbakan ...’ın kastedildiği anlaşılmaktadır.

Yine ... Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilen 2012/656 sayılı soruşturmaya dair dosya içeriğinde 06.04.2013 günü tanzim edilen tutanakta “... Cumhuriyet Başsavcılığının 2012/656 soruşturma numarasına kayden Suç İşlemek Amacıyla Örgüt Kurmak, İhaleye Fesat Karıştırmak suçu ile ilgili olarak 0536 330 88 53 numaralı hattı kullanan Yasin EL KADI isimli şahsın 14.10.2012 günü saat 13.30 sıralarında Başbakan ... isimli şahsın ilimiz ... Üsküdar İlçesi sınırları içerisinde bulunan evinde buluşacağı tespit edilmiş ve buluştuklarına dair CELL Harita görüntüleri aşağıda gösterilmiştir.” İfadesinin geçtiği tutanakta iki adet görüntünün olduğu ve “GÖRÜNTÜ 1 Yasin El KADI’ nın R. Tayyip ERDOĞAN’ ın evinde bulunduğu saat:13.37” ifadesinin altında CELL Harita görüntüsü olduğu; “GÖRÜNTÜ 2 Yasin El KADI’ nın R. Tayyip ERDOĞAN’ ın evinde bulunduğu saat:15.11” ifadesinin altında CELL Harita görüntüsü olduğu; tespit edilmiştir.

Ayrıca gizli tanık Fatih ih beyanlarına göre fezlekede; seçilmiş hükümetin ve yürütmenin başı olan ve şu an Cumhurbaşkanı olan ...’ın dönemin başbakanı olarak ismi geçtiği gizli tanığın beyanlarında “Operasyon hazırlık sürecinde kendisine 95 96 kişiden bahsedildiğini, Başbakan’ ın da gözaltına alınacaklar arasında olduğunu, bu konuyu...’ ında çok iyi bildiğini, ancak sonradan bir şekilde fezlekeyi değiştirdiklerini, 17 Aralık Operasyonu’ nun akabinde Mali Şube’ nin kadrosuna yönelik yapılan yer değiştirmelerin bunların moralini çok bozduğunu, bütün amirlerin ilk günlerde hızla ilişiklerinin kesildiğini, birkaç gün içinde normal memurların da ilişiklerinin kesilmeye başladığını, herkesin yeni görev yerlerine gittiğini, böyle bir bozgun olunca anladığı kadarıyla Adliye’ de fezlekenin değiştirildiğini, son 1 ay içerisinde çok yoğun bir şekilde tape yapılmaya başlandığını, Fatih Komiser’ inde fezleke işini hızlandırdığını, zaten son 3 ay içerisinde de kontrolsüz şekilde yeni numaraların girildiğini, suç işleyip işlemediğine bakılmaksızın amirlerin bildirdiği bütün numaralar hakkında rapor düzenlediklerini ve dinleme kararı aldıklarını, özellikle dinlemeleri Başbakan’ ın etrafında yoğunlaştırdıklarını, Şenol KAZANCI, Aydın İNAL ve ... isimli Başbakanlık Danışmanlarının hiçbir suçlarının olmadığı halde sırf Başbakan’ ı daha etraflı dinleyebilmek için bunlar hakkında dinleme kararı aldıklarını, hatta Fatih Komiser’ in bize ileride sorarlarsa Başbakanlık telefonlarını niye dinlediniz, danışmanları niye dinlediniz diye ...’ a sorduklarını, bir şey deriz geçer gider diye cevap verdiğini, “...’ ın Sabri isimli arkadaşı ile görüştüğünü, ‘size bir şey sorarlarsa biz bir şey bilmiyoruz, amirlerimiz ne dediyse onu yaptık dersiniz’ dediğini; ayrıca ...’ın bütün bilgisayarlara format emri verdiğini ve bunu wipe denilen ve geri dönüştürülmesi mümkün olmayan bir programla yapıldığını” beyan ettiği,

Gizli Tanık Fatih ifadesinde yapılan şeylerin yanlış olduğunu bildiği ve üstlerinin bütün kayıtları yok ettiğini anladığı için ...’in kendisine vermiş olduğu çalışma bilgilerini flash belleğine aldığını ve savcılığa teslim etmesi üzerine, flash bellek içeriğinde bulunan belgeler üzerinde mahkeme kararıyla yapılan inceleme sonucu, ... R.Tayyip ERDOĞAN İrtikâp Anlaşması ve ...’in ...’ ye Şantaj Yapması ibarelerinin bulunduğu bölümlerin olduğu ancak savcılığa teslim edilen 2012/656 sayılı soruşturma fezlekesinde bu kısımların yer almadığı tespit edilmiştir.

Görüldüğü üzere örgütün emniyet ve yargıyı kendi çıkarları için kullandığı, örgütsel amaç için suç isnadında bulundukları belirlenmekle; yasama dokunulmazlığı bulunan soruşturması ve kovuşturması hassasiyet gerektirdiği için farklı mevzuat ve usullere tabi olan kişiler hakkında sadece dinleme faaliyeti gerçekleştirmekle kalmadığı, bu kişiler hakkında suç isnadında bulunacak şekilde cümleler fezlekeye derç ettiği tespit edilmiştir. Yukarıda 17 Aralık soruşturmalarındaki usulsüzlükler anlatılırken yasama dokunulmazlığına sahip kişilerin nasıl bir mevzuat ve usul çerçevesinde haklarında işlem yapılacağı ayrıca anlatılmıştır.

Sanıkların Bilgisayarlarında yapılan inceleme ve SPARK isimli program üzerinde yaptıkları konuşmalara örnekler;

Sanıkların kullanmış oldukları bilgisayarlar üzerinde usulüne uygun şekilde yapılan incelemeler neticesinde elde edilen hususlardan bazıları örnek olarak aşağıda belirtilmiştir. Buna göre;

Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde 2012/656 sayılı soruşturma sürecinde kullanıldıkları anlaşılan ve mühürlenerek ... 1 No’ lu Hâkimlik (TMK 10. Maddesi ile görevli) tarafından verilen 29.01.2014 Tarih ve Değişik İş no:2014/109 kararı ile incelemesi yapılan (14) adet bilgisayar üzerinde yapılan inceleme neticesi alınan uzman incelemesi raporunda; hard diskler üzerinde silinmiş alanlarda bulunan verilerin kurtarılarak kaydedildiği, bazı verilerin true crypt programıyla şifrelenmiş olduğu ve halen çözümlemelerinin yapılamamış olduğu, kurtarılan bilgilerin dijital ortamda ve fiziki ortamda çıktılarının alındığı ve dosyaya sunulduğu; düzenlenen inceleme raporunda özetle;

(Dell_8R3FG4J_Seagate_9VP1D5GE_1TB ) seri numaralı bilgisayar ve hard diski ile ilgili düzenlenen İnceleme raporunda;

“Tespit edilen dosyalar” isimli klasörün içerisinde ise sırasıyla 1’ den 19’ a kadar numaralandırılmış 19(On dokuz) adet operasyon ile alakalı fezlekeler ve bazı görüşmelere ait tapelerin yer aldığı, T.C. Başbakanı ... hakkında dönemin başbakanı, yolsuzluk yaptığı ve ihaleye fesat karıştırdıkları, ...’IN usulsüzlük ve yolsuzluğu yaptığı, bizzat yönettiği gibi cümlelere yer verilen Microsoft Word dosyalarının bulunduğu,

331150@malispark isimli dosyanın içeriğinde bulunan firari sanıklar Hüseyin TOKGÖZ ile Sinan SAĞYALAVAÇ arasındaki 12.11.2013 tarihli spark görüşmesinde de,

Hüseyin TOKGÖZ ; “buradan iş çıkartacağız unutma”

Sinan SAĞYALAVAÇ: “inşallah bitecek komiserim” “rahat olun”,

Hüseyin TOKGÖZ : “güzel bir konu olacak bu”

Sinan SAĞYALAVAÇ: “nefes aldırmayacağız onlara, kabineyi toparlayacağız burada”

Sinan SAĞYALAVAÇ: “komiserim listeyi atabilir misiniz” şeklinde yazışmalar bulunduğu,

... 1 No’lu Hâkimlik (TMK 10. Maddesi ile görevli ) tarafından verilen 29.01.2014 tarih ve Değişik İş no:2014/109 kararı ile inceleme yapılan (HP_TRF2450ZXF_ Seagate_S2A9VGE0_500GB ) seri numaralı bilgisayar ve hard diski ile ilgili düzenlenen İnceleme raporunun 15. Sayfasından itibaren belirtildiği üzere;

Word isimli klasör içerisinde 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18 ve 19 isimli Microsoft Word dosyalarının bulunduğu ve bu dosyalar içerisinde yapılan incelemelerde bahse konu operasyon ile alakalı fezlekeler ve bazı görüşmelere ait tapelerin yer aldığı T.C. Başbakanı Sayın ... hakkında dönemin başbakanı, yolsuzluk yaptığı ve İhaleye Fesat Karıştırdıkları, ...’ın usûlsüzlük ve yolsuzluğu yaptığı, bizzat yönettiği gibi cümlelere yer verildiği,

... 1 No’lu Hâkimlik (TMK 10. Maddesi ile görevli ) tarafından verilen 29.01.2014 Tarih ve Değişik İş no:2014/109 kararı ile inceleme yapılan (HP_TRF2450ZXH_Seagate_S2A9VG3L_500GB ) seri numaralı bilgisayar ve hard diski ile ilgili düzenlenen İnceleme raporunun 29. Sayfasından itibaren belirtildiği üzere;

ŞUBE İCİ ANLIK YAZIŞMA KAYITLARI \332878@malispark \transcripts 320866@malispark. xml isimli dosyaların içerisinde bulunan ve 332878 (Hüseyin TOKGÖZ) ve 320866 (Raif BEKTAŞ) sicil sayılı kolluk görevlileri arasında gerçekleştiği değerlendirilen 23.11.2013 tarihli anlık ileti (spark) konuşmalarında;

Raif BEKTAŞ; “anlatıma bunu yazıyor muyuz”

Hüseyin TOKGÖZ; “EVET”

Raif BEKTAŞ : “bi de hna fidanı müsteşar diye yazayım mı”

Hüseyin TOKGÖZ; “HİÇ AF YOK” “NORMAL YAZ” “HEPSİNİ NE GEÇİYORSA”

Raif BEKTAŞ; “hasan doğan kim”

Hüseyin TOKGÖZ; “RECEP AĞANIN ÖZEL KALEM MÜDÜRÜ”

şeklinde yazışmaların bulunduğu;

(ŞUBE İÇİ ANLIK YAZIŞMAKAYITLARI) 332878@malispark\transcripts\ 362879@malispark.xml isimli dosyaların içerisinde bulunan ve 332878 (Hüseyin TOKGÖZ) ve 362879 (Murat KAYA) sicil sayılı kolluk görevlileri arasında gerçekleştiği değerlendirilen, aşağıda belirtilen anlık ileti (spark) konuşmalarından özetle, TiB kayıtlarını eve götüreceklerini beyan ettikleri, ... ve X şahıs olarak belirttikleri şahıslar arasında geçen konuşmayı ileti olarak birbirleriyle paylaştıkları ve bu hususta bilgi notu hazırladıkları, THY Marka Müdürü Serdar Özer ÖZTÜRK’ ün kendi tabirleri ile MFG’ ye (Fetullah Gülen) hakaret ettiğini kendi aralarında yazdıkları ve hakareti yaptığı söylenen Serdar ÖZTÜRK’ e yönelik olduğunu değerlendirilen hakaret içerikli konuşmaların olduğu, Milletvekili Hakan ŞÜKÜR’ün (Adalet ve Kalkınma Partisi)’ istifa etmesi ve “istifa etti mi ettirildi mi” şeklinde konuşmaların olduğu tespit edildiğinin bildirildiği, Söz konusu yazışmaların ilgili kısımlarının özetle;

Hüseyin TOKGÖZ; “MFG YE HAKARET” “ETMİŞ”, “THY Marka Müdürü Serdar Özer Öztürk'ün”, “netten bak”, “SÖVMEK SERBEST AMA İÇİNDEN”, “GÜLENE HAKARET YA”, “SAF MISIN SEN”,

Murat KAYA: “gördüm”, “nete yeni bakyım”

Hüseyin TOKGÖZ; “ok”

Murat KAYA: “……………….”, “……………………….”,

Hüseyin TOKGÖZ; “İÇİNDEN SÖV DEMEDİMMİ” şeklinde olduğu,

... 1 No’ lu Hâkimlik (TMK 10. Maddesi ile görevli ) tarafından verilen 29.01.2014 Tarih ve Değişik İş no:2014/109 kararı ile inceleme yapılan (Hp_TRF32980N_WD_WCC2EJE39529_500GB ) seri numaralı bilgisayar ve hard diski ile ilgili düzenlenen İnceleme raporunun 38. Sayfasından itibaren belirtildiği üzere;

Word klasörünün içerisinde 10 adet Microsoft Office belgesinin bulunduğu, bu belgelerin yapılan incelemesinde 4 no’ lu belgenin ilk sayfasında Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Sayın ... hakkında “Görüşmeden Etiler arazisi ile ilgili gelişmeleri takip ederken ...’ın Başbakan R. Tayyip ERDOĞAN’ın talimatı ile takip ettiğini vurguladığı, bu durumun Etiler Polis Okulu arazisine örgüt üyeleri tarafından gayrimenkul yaptırılması talimatının Başbakandan geldiği anlaşılmaktadır.” Şeklinde ifadelerin bulunduğu, 8 no’ lu belgenin her sayfasında Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Sayın ... hakkında “BAŞBAKAN RTE’NIN ÖRGÜT LİDERİ OLDUĞUNA DAİR GÖRÜŞME.” Şeklinde ifadelerin bulunduğu, 9 no’ lu belgenin ilk sayfasında Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Sayın ... hakkında “BAŞBAKAN RTE’NIN ÖRGÜT LİDERİ OLDUĞUNA DAİR GÖRÜŞME.” Şeklinde ifadelerin bulunduğu, 10 no’ lu belge içerisinde Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Sayın ... hakkında 377 “BAŞBAKAN RTE’NIN ÖRGÜT LİDERİ OLDUĞUNA DAİR GÖRÜŞME.” şeklinde ifadelerin bulunduğu tespit edildiğinin bildirildiği,

HARD DİSK SERİ NO: STABL7MT1T78TB Hard diskin birinci bölümü açıldığında; 23 ARALIK 2013 günü geri dönüşümsüz silme programı WİPE ile silme işlemi gerçekleştirildiği, ayrıca sabit disk üzerinde bilinen yüksek güvenlikli şifreleme yazılımı olan 22 Aralık 2013 tarihinde açılmış TRUECRYPT isimli programın ve kablosuz ağ şifrelerini kırmada kullanılan BLACK KİNG programının bulunduğu,

Bilirkişi inceleme raporunda sabit diskin (JP1572JE2XXELK) 14 ARALIK 2009 tarihinde kurulduğu, Owner’ın USER olarak tanımlandığı, bilgisayar adının KOMISTMALI0175 olarak tanımlandığı,15 OCAK 2014 tarihinde geri geri dönüşümsüz silme programı R WİPE kullanılarak silme işlemi yapıldığı ayrıca sabit disk içerisinde TRUCRYPT isimli bilinen yüksek güvenlik şifreleme programına ait kalıntılar bulunduğu,

GB8603W8SC seri numaralı imaj içerisinde bulunan hard disklerin bilirkişi inceleme raporunda sabit diskin kurulum tarihinin olmadığı anlaşılmış, 19 Aralık 2013 tarihinde geri geri dönüşümsüz silme programı R WİPE kullanılarak silme işlemi yapıldığı ayrıca sabit disk içerisinde TRUCRYPT isimli bilinen yüksek güvenlik şifreleme programına ait kalıntılar bulunduğu

Sankıların kullanmış oldukları bilgisayarlarda çıkan ve yukarıda da belirtelen örneklerden de anlaşılacağı üzere; sanıkların demokratik yöntemlerle ve defaatçe seçilmiş olan ve kararın yazıldığı bugünlerde de halkın takdiriyle Cumhurbaşkanlığı makamında bulunan ...’ı örgüt lideri konumuna sokmaya çalıştıkları, Türkiye Cumhuriyeti Milli İstihbarat Teşkilatının başındaki kişi olan MİT müsteşarının adını suça bulaştırmaya çalıştıkları, örgüt liderine sevgi duymayan kişilere hakaretlerde bulundukları tespit edilmiş olup, söz konusu tespitler sayfalarca anlatılacak uzunlukta olmakla birlikte, kararın gereksiz yere uzamaması bağlamında bahsedilerek geçilmiştir.

Söz konusu soruşturmanın emniyet ve yargı içerisindeki mevzuat ve teammülere aykırı olarak, sıralı amirlerden gizlenilerek yürütülmesi;

17 Aralık operasyonundan sonra kamuoyunu yakından ilgilendiren başka bir soruşturma dosyasının daha mevcut olduğu hususunda haricen bilgi sahibi olan ... Cumhuriyet Başsavcısı Turan Çolakkadı, operasyon girişiminden bir gün önce 24/12/2013 günü Cumhuriyet Başsavcı Vekili Oktay Erdoğan ile birlikte soruşturma savcısı Muammer Akkaş'ı makamına çağırarak bilgi almak istediğinde savcı Muammer Akkaş, dosya şüphelilerinin kimler olduğuna değinmeden yolsuzluk ve rüşvet suçlarına ilişkin farklı illerle de bağlantılı önemli ve kapsamlı bir soruşturma yaptığı yönünde özet şekilde bilgi vererek, soruşturma konusu suçlar ve şüphelilerle alakalı detaylı bilgiyi saklamış, İl Cumhuriyet Başsavcısı Turan Çolakkadı, Cumhuriyet savcısı Muammer Akkaş'a dosyayı Başsavcı Vekili Oktay Erdoğan ile birlikte inceleyerek bir gün sonra kendisine bilgi vermelerini istemişse de, Muammer Akkaş TMK Soruşturma Bürosundan sorumlu Başsavcı Vekili Oktay Erdoğan'ın çağırması üzerine onun yanına gitmediği gibi dosyayı ısrarla istemesine rağmen soruşturma evrakını Oktay Erdoğan'a teslim etmemiş ve yukarıda değinildiği gibi bir gün sonra 25/12/2013 tarihinde ise Cumhuriyet Başsavcından bilgi gizleyerek (41) şüpheli hakkında yakalanarak gözaltına alınmaları yönünde talimat vermiştir.

Kamuoyunda ikinci dalga veya 25 Aralık operasyonu olarak adlandırılan bu olayda, örgüt üyesi savcı Muammer Akkaş'ın gözaltı ve adliyeye celp talimatları 17 Aralık operasyonundan sonra emniyete yeni atanan Mali Şube Müdürlüğü görevlilerince yerine getirilmemiş, savcı Muammer Akkaş bunun üzerine soruşturmaya engel oldukları iddiasıyla ... Valisi Hüseyin Avni Mutlu, İl Emniyet Müdürü Selami Altınok ve sözde talimatını yerine getirmeyen sorumlu kolluk kuvvetleri hakkında "gizliliği ihlal, görevi kötüye kullanma ve delilleri yok etme" gerekçesiyle soruşturma başlatmış,

26/12/2013 tarihinde, soruşturmadan öncesinde kendisine herhangi bir şekilde bilgi verilmediği ve soruşturmanın gizliliğinin ihlal edildiği gerekçeleriyle İl Başsavcısı Turan Çolakkadı tarafından soruşturma dosyası örgüt mensubu savcı Muammer Akkaş'tan alınarak yerine Cumhuriyet Savcıları İrfan Fidan, Fuzuli Aydoğdu, İsmail Uçar ve İdris Kurt görevlendirilmiş, bu arada ... Cumhuriyet Başsavcı (TMK'nın 10'uncu maddesi ile yetkili) Vekili Oktay Erdoğan tarafından 25 Aralık soruşturması olarak bilinen 2012/656 sayılı soruşturmayı yürüten ... Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğüne gönderilen 26/12/2013 tarih ve 2012/656 sayılı yazı ile, soruşturma dosyasının, yeni görevlendirilen dört Cumhuriyet savcısı ile birlikte yapılan tetkikinde; dosyanın oldukça kapsamlı olduğu, ilgili Cumhuriyet savcılarının yeni görevlendirildiği, ilgili savcıların soruşturma dosyasına vukufiyet kesbetmelerinin zaman alacağı, soruşturma muktezasının ilgili dosyalar ve klasörler ile eklerinin tamamen incelenmesinden sonra tayin olunacağı, bu itibarla Mali Şube Müdürlüğüne daha önce savcı Muammer Akkaş tarafından gönderilmiş olan koruma tedbirlerinin (arama, elkoyma, gözaltı kararları) bu aşamada uygulanmasının doğru olmayacağı gerekçesiyle kararların uygulanmasından sarf ı nazar edilmesi yönünde talimat verilmiş, bunun üzerine savcı Akkaş aynı günün akşam saatlerinde "soruşturma yapmam engellenmiştir" diyerek adliye önünde gazetecilere korsan bildiri dağıttı tespit edilmiştir.

Aynı şekilde soruşturmayı yürüten kolluk biriminin başındaki sanıklar Yakup Saygılı ve ... gibi kişilerin böylesi büyük bir soruşturmadan, emniyetteki teammülere aykırı olarak üstleri konumundaki İl Emniyet müdürüne haber vermedikleri, İl Emniyet Müdürü...’ın aşamalardaki beyanlarında açıkça belirtilmiştir.

Tıpkı 17 Aralık soruşturmalarında olduğu gibi 25 Aralık 2013 tarihinde operasyona dönüştürülen 2012/656 sayılı soruşturma dosyasının da, dönemin ... Başsavcısı Turan Çolakkadı ve dönemin Emniyet Müdürü...’dan habersiz olarak yürütüldüğü, bu bağlamda mevzuat, usul ve teamüllerin nasıl olduğu yukarıda ayrıca açıklandığı, sanıkların söz konusu hükümlere ve uygulamalara aykırı davranarak örgütsel bir tavır sergiledikleri yadsınamaz bir gerçek olarak ortaya çıkmaktadır.

XI SORUŞTURMALARIN ÖRGÜTSEL AMAÇ VE MOTİVASYON İLE YAPILDIĞINA DELALET EDEN SAİR HUSUSLAR: **

Daha önce de ifade edildiği üzere, 17 Aralık soruşturmalarının FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün amaçları ve hedefleri doğrultusunda kurgulanarak bu örgütün emniyet ve yargıda kadrolaşmış üyelerince ortak bir suç işleme kararı doğrultusunda örgütsel bir irade ve eylem birliği içerisinde ve yine örgütsel bir saik ve motivasyonla yürütülerek operasyonla neticelendirildiği, bu sayede iş başındaki Hükûmetin ortadan kaldırılması veya görevlerini yapması tamamen veya kısmen engellenmeye çalışıldığı anlaşılmıştır. Yukarıdaki bölümde 17 ve 25 Aralık soruşturmalarında tespit edilen hukuka aykırılıklar, ihlaller ve bir takım usulsüzlükler başlığı altında soruşturmaların belli bir örgütsel amaç doğrultusunda başından beri kurgulanarak bu çerçevede yürütüldüğünü ortaya koyan hususlara yer verilmiş olmakla birlikte, soruşturmalarda örgütsel amaç ve motivasyonla hareket edildiğine delalet eden ve fakat üst bölümdeki bahse konu başlıklar altında yer verilmemiş olan, dikkat çekici başkaca hususlar olduğu da değerlendirilmekle, bu başlık altında bu hususlara yer verilmesi gerekli görülmüştür.

1.Mali Şubenin Fezleke Yazımının Soruşturma Özelinde Ayrı Bir Odada Gizlilik İçerisinde Yapılması;

Dava dosyası sanıklarından ...'nun 07/03/2014 tarihli müfettişlik ifadesi, 08/12/2015 tarihli savcılık ifadesi ve 10/12/2018 tarihli 109 nolu celsedeki savunmalarında özetle; 2010 yılı Ekim ayından 2014 yılı Şubat ayına değin Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Nitelikli Dolandırıcılık Büro Amirliği yolsuzluk suçları masasında diğer sanık Hakan Ürkmez gibi aynı şekilde mukayyit olarak görev yaptığını, nitelikli dolandırıcılık büro amirliğinde yolsuzluk masasından başka ayrıca banka, çek dolandırıcılığı, kara para aklama, genel dolandırıcılık gibi farklı proje masalarının da bulunduğunu, görevi sırasında genelde projeli (teknik ve fiziki takipli soruşturma dosyaları) dosyaların fezlekelerinin hazırlığını yaptıklarını, 17 Aralık soruşturmalarından 2012/120653 sayılı suç soruşturmasının bir kısmında görev aldığını, soruşturmadaki görevinin; soruşturmayla bizzat ilgilenen ekip amiri Hüseyin Korkmaz'ın kendisine tevdi ettiği Rıza Sarraf'a ait Türkiye, İran, Çin ve Dubai'deki para transferlerine ait görüşme tapelerinin içeriğine herhangi bir şekilde müdahale edilmeksizin dijital ortamda yazım kurallarına ve fezleke formatına uygun şekilde hazırlanarak tekrar ekip amiri Hüseyin'e teslim edilmesi işi olduğunu, Hüseyin Korkmaz'ın bu soruşturma özelinde fezleke yazım işini 25 Aralık soruşturmasının ekip amiri olan komiser yardımcısı Fatih Yiğit ile birlikte teknik bürodan memurların da bulunduğu ve bilgisayarların kurulu olduğu ayrı bir odada yaptığını, görev yaptığı bu soruşturma öncesinde şubede bu şekilde komiser yardımcıları tarafından ayrı bir odada çalışma yapılması şeklinde farklı bir çalışma biçimine tanık olmadığını, gerek bu durumdan dolayı gerekse operasyonda Bakanlar ve çocuklarının bulunmasından dolayı strese girdiğini ve şubeden ayrılmak istediğini, bu yöndeki istek ve arzusunu ısrarla operasyondan önce Hüseyin'e ilettiğinde operasyondan sonra ayrılabilirsin diyerek kendisini geri çevirdiğini, şubede görev yaptığı dört yıllık süre içerisinde böyle planlanmış bir projeli operasyona tanık olmadığını, Hüseyin'in 17 Aralık operasyonu öncesinde soruşturma evrakı ile özel olarak ilgilenerek bilgileri olabildiğince diğer personelden gizlemeye çalıştığını, tapeler ve diğer evrakın paylaştırılması, okunması ve değerlendirilmesini bizatihi kendisinin yaptığını, ayrıca komiser yardımcısı Hüseyin'in aidiyet kodu bulunması hasebiyle telefon dinlemelerinin yapıldığı KDM modülünden de çıktı alıp, konuşma seslerine ulaşabildiğini ifade ettiği anlaşılmış,

Dava dosyası sanıklarından Hakan Ürkmez'in 28/03/2014 tarihli müfettişlik ifadesi ile 10/12/2018 tarihli ve 109 nolu celsedeki savunmasında özetle; 2007 yılında polis okulundan mezuniyetini müteakip ... Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde göreve başladığını ve şubenin çeşitli bürolarında büro memuru olarak görev yaptığını, Mali Şube tarafından yürütülen 2012/120653 sayılı Rıza Sarraf / Halkbank soruşturmasının olduğu tarihlerde Mali Şube Nitelikli Dolandırıcılık Büro Amirliği yolsuzluk suçları masasında mukayyit polis memuru olarak görev yaptığını, mukayyit olarak asli görevinin ilgili kurumlarla (savcılık, nüfus müdürlüğü, banka, vs.) yazışmaları hazırlamak olduğunu, 17 Aralık operasyonundan sonra Mali Şubenin yapısının kısmen değiştirilmesi sırasında yeni kurulan Yolsuzluk Suçları Büro Amirliğinde görev yapmaya başladığını, 2014 yılının Temmuz ayında Sultangazi İlçe Emniyet Müdürlüğüne tayini çıkana değin burada görev yapmaya devam ettiğini, yaklaşık 15 ay süren 2012/120653 sayılı soruşturmanın 504 sayfadan oluşan kolluk fezlekesi ile Bakanlara suç isnat eden ve suç teşkil ettiği iddia edilen ayrıntılı eylemlerinin anlatıldığı 309 sayfalık raporu Nitelikli Dolandırıcılık Büro Amirliğinde komiser yardımcısı rütbesiyle ekip amiri olarak görev yapan ve halen ABD ülkesinde firari olan sanık Hüseyin Korkmaz'ın kendi bilgisayarında hazırladığını, Hüseyin Korkmaz'ın fezleke yazımını rutinden farklı olarak teknik büronun olduğu yerde farklı bir odada yaptığını, daha sonra şube müdürü ...'nın görevden alındığı tarih olan 18/12/2013 günü Bakanlarla ilgili 309 sayfalık rapor ve 20 Aralık 2013 tarihli kolluk fezlekesinin çıktılarının Hüseyin Korkmaz'ın bilgisayarından alınarak sonrasında paraflandığını, 309 sayfalık raporun da Hüseyin Korkmaz tarafından onun bilgisayarında hazırlandığını bildiğini ifade ettiği anlaşılmıştır.

Ayrıca ismi geçen sanıkların ifade ve savunmalarına ek olarak konuyla ilgili başka bir soruşturma kapsamında ifade veren gizli tanık beyanlarının da bulunduğu anlaşılmış, bu ifadelerin konuyla ilgili maddi ve somut bilgiler ihtiva etmesi hasebiyle yukarıda ismi geçen sanık savunmalarını destekleyici yan delil mahiyetinde oldukları kanaati ve kabulüyle bu gizli tanık beyanlarına da değinilmesi gerekli görülmüştür.

Bu çerçevede, ... Cumhuriyet Başsavcılığınca 2014/115949 (25 Aralık kumpas soruşturması) sayılı soruşturma üzerinden Yavuz mahlasıyla ifadesi alınan gizli tanığın da yeminli beyanında; 17 Aralık operasyonu öncesinde Mali Şube Müdürlüğünde olağanüstü bir tedbir dönemi başladığını, bilgisayarları şifrelendirmelerin, format işlemlerinin bizzat ...tarafından yapılmasının dikkati çektiğini, 17 Aralık operasyonuna bir ay kala Teknik Büro Amiri...'in teknik destek birimine emir vererek 10 adet bilgisayarı idari büro karşısındaki odaya kurdurduğunu, çok yoğun şekilde çalışmaya başladıklarını, normalde mesai saatinde herkes ayrılırken gece saat 12'lere kadar ve hatta sabahlara kadar çalışıldığını, Hüseyin komiser ile Fatih komiserin ayrı ayrı soruşturmalar yürüttükleri halde burada aynı odada çalışmaya başladıklarını ifade ettiği,

Öte yandan ... Cumhuriyet Başsavcılığınca 2014/115949 (25 Aralık kumpas soruşturması) sayılı soruşturma üzerinden Fatih mahlasıyla ifadesi alınan gizli tanığın da yeminli beyanında; 17/25 Aralık operasyonları öncesinde Mali Şubede dinlemeci olarak görev yaptığını ve 25 Aralık kumpas soruşturması olarak bilinen 2012/656 sayılı soruşturmanın dinlemelerinde görev aldığını, fezlekelerin yazımı aşamasında bu soruşturmanın kolluk fezlekesini hazırlayan ekip amiri komiser yardımcısı ...'in ekibi ile 17 Aralık kumpas soruşturmalarından birisi olan 2012/120653 sayılı soruşturmanın kolluk fezlekesini hazırlayan ekip amiri komiser yardımcısı Hüseyin Korkmaz'ın aynı odada eş güdümlü çalışmaya başladıklarını, hatta Fatih Yiğit'in fezleke yazımı sırasında Hüseyin Korkmaz'a "ben dönemin Başbakan'ı yazıyorum" dediğinde Hüseyin'in bunu memnuniyetle karşıladığını ve onayladığını ifade ettiği görülmüştür.

Sonuç itibariyle, sanık savunmaları ve bunları destekleyici mahiyetteki gizli tanık ifadelerinden de anlaşılacağı üzere, 17 Aralık soruşturmalarından, soruşturması Mali Şube tarafından yürütülen ve takip edilen Rıza Sarraf / Halkbank dosyası olarak bilinen 2012/120653 sayılı soruşturma dosyasının, suç tarihi itibariyle Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Nitelikli Dolandırıcılık Büro Amirliğinde ekip amiri olarak görev yapan eski komiser yardımcısı firari sanık Hüseyin Korkmaz'a zimmetlendiği, soruşturma fezlekesi ve Bakanlarla ilgili ayrıntılı 309 sayfalık suç raporunun soruşturma sürecinde amiri konumundaki örgüt üyesi diğer sanıkların bilgi ve talimatları doğrultusunda firari sanık Hüseyin Korkmaz tarafından hazırlandığı, sanığın fezleke hazırlığını ve yazım işini Teknik Büro Amirliğinde görevli örgüt üyeleriyle koordineli biçimde ve aynı şubede eş zamanlı olarak yürütülen 2012/656 soruşturma sayılı 25 Aralık kumpas soruşturmasının ekip amiri olan örgüt üyesi ... ile birlikte örgütsel gizlilik esaslarına riayet ederek ve rutinden farklı olarak ayrı bir yerde yaptığı, bu sayede özellikle soruşturma dosyası içerisinde yer alan siyasi dokunulmazlığı haiz Bakanlarla ilgili toplanan verilerin örgüt üyesi olmayan alt düzeydeki diğer polis memurları tarafından öğrenilmesine engel olunduğu, nitekim sanık ...'nun daha önce şubede yürütülen diğer projeli soruşturmalarda bu şekildeki mutat dışı bir çalışma biçimine tanık olmadığını söylediği, ekip amiri firari sanık Hüseyin Korkmaz'ın operasyon öncesinde soruşturma evrakı ile özel olarak ilgilenerek bilgileri olabildiğince diğer personelden gizlemeye çalıştığı, özellikle soruşturmanın Bakanlar yönüyle deşifre olmaması için gizli kalması gerektiği düşünülen tapeler ve diğer evrakın okunması ve değerlendirilmesini bizatihi kendisinin yaptığı, ayrıca teknik büro amirliğinde görev yapmaması hasebiyle normal şartlarda ancak bir teknik büro personelinin sahip olabileceği bir aidiyet koduna sahip olmaması ve dolayısıyla adli nitelikteki telefon dinlemelerinin yapıldığı Telekomünikasyon İletişim Başkanlığının Kanuni Dinleme Modülü (KDM) sistemine erişim imkanı bulunmaması icap eden firari sanık Hüseyin'in yine rutin dışı olarak bu seslere erişip dinleme yaptığı, dosya eki klasörlerden 40 nolu klasör içerisinde bulunan 11/06/2015 tarihli tutanak içeriğinden de anlaşılacağı üzere; TİB tarafından 30/04/2015 tarihli yazı ekinde ... Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilen log kayıtlarının incelenmesi neticesinde 2012/120653 sayılı soruşturma kapsamında seslere ulaştıkları tespit edilen aidiyet kodları yazılı on iki (12) personelden Hüseyin Korkmaz haricindekilerin tamamının Mali Şube Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliği personeli oldukları (17/12/2013 tarihli Mali Şube personel / görev listesinden tek tek bakılarak tespit edilmiştir) anlaşılmasına rağmen teknik büro personeli olmayan Hüseyin Korkmaz'ın 34 TM 00221 aidiyet koduyla soruşturma kapsamında dinleme yaparak seslere ulaşabildiği ve log kayıtlarına nazaran tam 885 adet sese eriştiğinin belirlendiği, bu durumun esasen sanıkların aşamalarda dile getirdikleri "dinlemelerin yapıldığı teknik kısıma ancak teknik büro personelince parmak izi sistemi ve retina taraması sistemiyle girilebildiği"ne dair savunmayla da çelişen bir husus olduğu, tüm bu izahatlar çerçevesinde 2012/120653 sayılı suç soruşturmasına şubede yürütülen diğer projeli suç soruşturmalarından çok farklı ve özel bir önem atfedildiği, fezlekesinin dahi eş zamanlı yürütülen başka bir kumpas soruşturmasıyla birlikte izole edilmiş ayrı bir odada hazırlandığı, bu itibarla soruşturmanın tam bir örgütsel gizlilik ve disiplin içerisinde, örgütsel motivasyonla yürütüldüğü, nitekim sanık ...'nun bu durumu şubede görev yaptığı dört yıllık süre içerisinde böyle planlanmış bir projeli operasyona tanık olmadığı biçimindeki sözlerle özetlediği,

Yukarıda Spark yazışmaları bölümünde de değinildiği üzere, ... 13'üncü Ağır Ceza Mahkemesinde görülen "25 Aralık" kumpas davasında tutuklu yargılanırken 09/02/2016 tarihli oturumda tahliye edildikten sonra aynı yılın Ağustos ayı içerisinde illegal yollarla Türkiye'den ayrılarak birkaç ülke değiştirmeyi müteakip sahte pasaportla Amerika Birleşik Devletleri ülkesine giderek Amerikan emniyet birimleriyle irtibata geçmek suretiyle beraberinde bu ülkeye götürdüğü soruşturmaya ait bir kısım delilleri 50.000 USD karşılığında işbirliği çerçevesinde ABD Federal Soruşturma Bürosuna (FBI) teslim ettikten sonra "ABD Hazine Bakanlığını dolandırmak için kumpas kurmak, ABD Uluslararası Acil Ekonomik Güç Yasasını ve İran'a yönelik ABD yaptırımlarını ihlal etmek, bankacılık sisteminde sahtekarlık yapmak" gibi suçlardan bu ülkede yargılanarak hüküm giyen eski Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Hakan Atilla davasında tanıklık yaptığı, New York Güney Bölge Federal Mahkemesinde görülen davada tanık kürsüsündeki ifadelerinde 17/25 Aralık soruşturmalarının tam merkezinde görev yaptığını, binlerce telefon görüşmesini dinlediğini ifade ettiği bu süreçte açık kaynaklara yansıyan firari sanık Hüseyin Korkmaz’ın;

Münhasıran FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarınca kullanılan ve Yüksek Yargıtay kararlarıyla da örgütsel bir iletişim sistemi ve haberleşme ağı (network) olduğu kabul edilen Bylock kullanıcısı olduğu hususunun, gerek Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumundan celp olunan sanığa ait internet trafik bilgileri (CGNAT verileri) ve gerekse ... İl Emniyet Müdürlüğünce düzenlenen Bylock tespit ve değerlendirme tutanakları içeriğinden sabit olduğu, sanıkla ilgili düzenlenen iki ayrı tespit değerlendirme tutanağının birisinde Bylock ID (kimlik) numarasının 50220, kullanıcı adının "09341712", uygulama içi adının "Rüşvet Lanetlidir", Bylock mesajının "Haram saltanatı yıkılır elbet!", son online tarihinin 31/08/2014 saat 23.36 olarak gözükürken, diğer tutanakta Bylock ID (kimlik) numarasının 3838, kullanıcı adının "092721", şifresinin "dilruba2721", uygulama içi adının "Hüseyin Korkmaz", Bylock mesajının "Ben diyorum evde ta.p bitmi..", son online tarihinin 30/05/2014 saat 21.42 olarak gözüktüğü, Roster bilgilerinde 50220 numaralı ID'yi kaydeden ve hemen hemen tamamına yakını FETÖ üyeliği nedeniyle görevden ihraç edilmiş eski emniyet personeli olan Bylock kullanıcılarının bu ID'yi "Rusvet Lanetlidir ç, Huseyin, HUSEEN, Hüseyin Korkmaz" şeklinde adlandırdıkları, öte yandan 3838 ID numarasına ait Bylock şifresinin "dilruba2721" olduğu, sanığın nüfus aile kayıt tablosu incelendiğinde Dilruba Korkmaz isminde 03/01/2014 doğum tarihli bir kızının bulunduğu, yukarıda belirtilen ID numaralarının sanığa ait olduğu ve böylelikle sanığın Bylock kullanıcısı olduğunun hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde teknik verilerle sabit olduğu,

FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısı içerisinde faaliyet gösterdiği ve terör örgütüyle arasında organik bağ bulunduğu bu şekilde sabit olan sanık Hüseyin Korkmaz'ın 17 Aralık soruşturmalarından 2012/120653 sayılı soruşturmanın her aşamasında çok etkin bir şekilde çalıştığı, başından itibaren örgütsel amaçlarla kurgulanarak yine örgütsel bir disiplin, gizlilik ve motivasyon içerisinde yürütülen ve örgüt talimatıyla operasyona dönüştürülen soruşturmada özellikle siyasi dokunulmazlığı haiz Bakanlarla ilgili dolaylı yoldan soruşturma yürütülerek hukuka aykırı usul ve yöntemlerle delil toplanması sürecinde önemli bir rol ifa ettiği, karar alma süreçlerine katıldığı, soruşturma iş ve işlemlerine yön veren beyin takımı olarak tabir edilebilecek ekip içerisinde yer aldığı, örgüt tarafından ortadan kaldırılması hedeflenen veya iş yapamaz hale getirilmek istenilen iş başındaki Hükûmetle ilişkilendirilen yönüyle Bakanlarla ilgili suç isnatlarını içeren fezleke ve 309 sayfalık raporun yazımı işini tamamen örgütsel bir motivasyonla ve Hükûmete yönelik eş zamanlı yürütülen 2012/656 soruşturma sayılı 25 Aralık kumpas soruşturmasının ekip amiri ... ile birlikte aynı odada teknik büro görevlileriyle birlikte koordineli biçimde yürüttüğü, kısacası bu soruşturmaya örgütsel karakterini kazandıran önemli hukuka aykırılıklar ve farklılıklar noktasında özel bir görev ifa ettiği anlaşılmıştır.

2.Mali Şubenin Takip Ettiği Soruşturmada Dinlemelerin Ağırlıklı Olarak İki/üç Personel Tarafından Yapılmış Oluşu;

Yukarıda soruşturmaların anlatıldığı bölümde ayrıntılı olarak dile getirildiği üzere, ... Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde yürütülen 2012/120653 sayılı suç soruşturmasının başlangıcı olan 13/09/2012 tarihinden hemen bir gün sonra "iletişimin dinlenmesi" konulu 14/09/2012 tarihli kolluk ve savcılık talep yazılarına istinaden ... 5'inci Sulh Ceza Mahkemesinin 17/09/2012 tarih ve 2012/561 değişik iş sayılı kararı ile şüpheliler Rıza Sarraf, Abdullah Happani, Turgut Happani, Mohammed Zarrab, Taha Ahmet Alacacı, Nesteren Zarei Deniz, Türker Sargın, Abdurrahman İşcen, Cemalettin Happani, Abdurrahman Nenem, Jafar Einaki Koucheh Bagh, Babak Behravesh Alamdari hakkında suç işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkanının bulunmaması nedeniyle şüphelilerin suç unsuru taşıyan eylemlerinin tespitine yönelik olarak delil elde edilmesi amacıyla 5271 sayılı CMK'nın 135 ve 137'nci maddelerine göre (3) ay süreyle telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesi tedbirinin uygulanmasına karar verildiği, soruşturma kapsamında ilk CMK 135 tedbirinin bu şekilde başladığı,

Teknik takip işlemleri ve adli dinlemelerin başladığı 17/09/2012 tarihinden başlamak üzere soruşturmanın operasyona dönüştürüldüğü ve fezlekenin düzenlenerek şüphelilerin adliyeye sevk edildiği, bir başka deyişle savcı tarafından yazılı olarak çıkış talimatı verilerek adli dinlemelerin sonlandığı 20/12/2013 tarihine değin (26/10/2013 10/12/2013 tarihleri arasında kesintiye uğramıştır) aradan geçen yaklaşık 15 aylık süreçte toplam 35 farklı sulh ceza mahkemesinden 48 ayrı mahkeme kararı (değişik iş numarası üzerinden) ile 7'si sabit hat, 74'ü yurt içi GSM hattı ve 2'si yabancı telefon hattı olmak üzere 83 adet telefon numarası ve aralarında riza_sf@hotmail.com adlı e mail adresi de dahil olmak üzere 14 adet elektronik posta adresi (toplam 97 adet hedef numara mail) hakkında CMK'nın 135'nci maddesine istinaden telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesi kararı alındığı, soruşturma kapsamında "hedef şahıs" olarak toplam 53 şüpheli hakkında 5271 sayılı CMK 135/1 maddesi uyarınca telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesi tedbiri uygulandığı,

Soruşturmanın kapsamlı oluşu da dikkate alındığında, bu haliyle hedef şahısların, 15 aylık soruşturma sürecinde haklarında adli dinleme kararı alınmayan yüzlerce kişiyle gerçekleştirdiği binlerce telefon görüşmesine ait seslerin Telekomünikasyon İletişim Başkanlığının KDM sistemine düşmesiyle birlikte soruşturma süresince çok yoğun bir dinleme faaliyetinin gerçekleştiği, bu bağlamda dinleme faaliyeti sürecinde binlerce sesin dinlenildikten sonra, ses dosyalarına ait ekranda "değerli sakla, suç unsuru var, suç unsuru yok, tanıklıktan çekilme" gibi butondan işaretlenerek seslerin tasnifinin yapıldığı, Tibnot ismiyle geliştirilen yardımcı nitelikteki yazılım programına görüşme içeriklerinin özetlendiği, dinleme kısım amiri ve/veya diğer amirler tarafından tape yapılması işaretlenen binlerce sesin çözülüp metin haline getirilerek iletişim tespit tutanağına dönüştürüldüğü, bir başka deyişle tape yapıldığı, şüphelilerle ilgili iletişimin denetlenmesi ve uzatılması karar talep yazılarına esas raporların hazırlandığı, ezcümle soruşturma süresince iletişimin denetlenmesi faaliyeti kapsamında çok yoğun emek ve mesai gerektiren iş ve işlemler tesis edildiği anlaşılmıştır.

Nitekim, ... Cumhuriyet Başsavcılığınca 17/25 Aralık operasyonları sonrası adli kolluk görevlisi olan dosya sanıklarıyla alakalı 2014/55422 sayılı evrak üzerinden yürütülen soruşturma sırasında Telekomünikasyon İletişim Başkanlığına yazılan 23/03/2015 tarih ve 2014/55422 sayılı yazı ile 2012/120653 sayılı suç soruşturması kapsamında dinleme işlemi yapan tüm aidiyet numaraları, bu aidiyet numaralarının söz konusu soruşturma kapsamında yaptıkları dinleme, tape kayıt, tape silme gibi işlemler, bu işlemleri hangi tarihlerde ve hangi IP adresleri üzerinden yaptıklarının tespit edilerek gönderilmesinin istenildiği, bunun üzerine Telekomünikasyon İletişim Başkanlığının 30/04/2015 tarih ve 204779 sayılı cevabi yazısı ile istenilen log kayıtlarının gönderildiği, ayrıca ... Cumhuriyet Başsavcılığınca ... Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğüne yazılan talimat yazılarıyla 2012/120653 soruşturma sayılı dosyaya ait tüm sesleri içeren Toshiba marka 53T9SVDZSSX3 seri numaralı 1 TB harici harddisk içerisinde bulunan sesler ve TİB'den gelen log kayıtlarından yola çıkılarak soruşturma kapsamında ulaşılan toplam görüşme sayıları ve bu seslere ulaşan aidiyet kodlarının tespitinin istenildiği, yapılan çalışma sonucu düzenlenerek dosyaya sunulan ve dosya eki klasörlerden 40 numaralı klasör içerisinde yer alan 11/06/2015 tarihli tutanakta 2012/120653 sayılı soruşturma kapsamında seslere ulaşan aidiyet kodlarının;

34 TM 00040K (yönetici aidiyet; aidiyet düzenleme yani sisteme aidiyet tanıtma, yetkilendirme, iptal konularında yetkili personel), 243082 sicil sayılı Mali Şube Teknik Takip ve İzleme Büro Amiri emniyet amiri sanık...,

34 TM 00024 aidiyet kodlu, 165188 sicil sayılı, teknik büroda görev yapan polis memuru Selami Şimşek,

34 TM 00061 aidiyet kodlu, 282708 sicil sayılı, teknik büroda kısım amiri olarak görev yapan komiser yardımcısı sanık ...,

34 TM 00143 aidiyet kodlu, 270740 sicil sayılı, teknik büroda görev yapan polis memuru Osman Aygün,

34 TM 00145 aidiyet kodlu, 319457l sicil sayılı, teknik büroda görev yapan polis memuru sanık...,

34 TM 00150 aidiyet kodlu, 331150 sicil sayılı, teknik büroda görev yapan polis memuru firari sanık Sinan Sağyalavaç,

34 TM 00171 aidiyet kodlu, 330813 sicil sayılı, teknik büroda görev yapan polis memuru Recai Kaya,

34 TM 00174 aidiyet kodlu, 315355 sicil sayılı, teknik büroda görev yapan polis memuru Fatih Okyay,

34 TM 00178 aidiyet kodlu, 313563 sicil sayılı, teknik büroda 02/08/2012 30/05/2013 tarihleri arasında bir süre dinleme kısım amiri olarak görev yaptığı ve personel görev listesinden daha sonra pilotaj temel kursu için ...'ya gittiği anlaşılan komiser yardımcısı Cemil Cansever,

34 TM 00184 aidiyet kodlu, 340342 sicil sayılı, teknik büroda görev yapan polis memuru sanık ...,

34 TM 00198 aidiyet kodlu, 351006 sicil sayılı, teknik büroda görev yapan polis memuru İhsan Efe,

34 TM 00221 aidiyet kodlu, 323700 sicil sayılı, Nitelikli Dolandırıcılık Büro Amirliğinde ekip amiri olarak görev yapan komiser yardımcısı sanık Hüseyin Korkmaz olduğunun,

Ayrıca, dosya kapsamında ulaşılan görüşmelere ait tüm ses ID'lerin 688923 adet olduğunun, TİB log kayıtlarındaki ses ID'lerinin 311412 adet olduğunun, tüm seslerin depolandığı harici bellek ve TİB'den alınan ID'lerin karşılaştırmasında mükerrer kayıtlar olup, bu haliyle kayıtların bire bir örtüşmediğinin tespit edildiğinin belirtildiği, ayrıca yukarıda isimleri belirtilen personelin ulaşmış olduğu ses ID'leri ile kaç kez ulaşıldığına dair hazırlanan excel dosyası içeriğinden sanık...'in (3) adet, Selami Şimşek'in (29) adet, sanık ...'ın (104) adet, Osman Aygün'ün (34) adet, sanık...'ın (7188) adet, firari sanık Sinan Sağyalavaç'ın (1765) adet, Recai Kaya'nın (6) adet, Fatih Okyay'ın (1) adet, Cemil Cansever'in (1) adet, İhsan Efe'nin (4) adet, teknik büro personeli olmayan soruşturma bürosu personeli firari sanık Hüseyin Korkmaz'ın (885) adet ve sanık ...'ın tam (301392) adet sese ulaştıklarının tespit edildiği, bunlardan sanıklar ... ve... haricindekilerin seslere ulaştıkları tarihlerin daha ziyade soruşturmanın başlangıcına tekabül eden 2012 yılı Eylül, Ekim ve Kasım aylarına ilişkin olduğu, soruşturmanın devamında ise yoğunlukla sanıklar... ve ...'ın aidiyet kodlarıyla seslere ulaşıldığı, öte yandan Başbakan ve Bakanlara ait toplam 86 adet tape kaydı incelendiğinde iletişim tespit tutanaklarından 2'sinin altında Abdullah Altay, 13'ünün altında Sinan Sağyalavaç, 73'ünün altında ... ve 84'ünün altında ise...'ın aidiyet numarası ve imzalarının yer aldığı (tutanakların altında iki personelin kodu ve imzasının bulunması hasebiyle toplam 172 adet imzanın yarısının 86 tutanağa denk geldiği anlaşılmıştır), Abdullah Altay'ın sadece operasyon günü olan 17/12/2013 tarihine ilişkin ...'e ait (2) adet görüşmenin iletişim tespit tutanağında aidiyet numarası ve imzasının bulunduğu anlaşılmıştır.

Dolayısıyla, gerek soruşturma dosyası içerisindeki karar talep yazılarına esas raporların incelenmesinden gerek Başbakan ve Bakanlara ait görüşmelere ilişkin iletişim tespit tutanakları ile log kayıtlarına ilişkin 11/06/2015 tarihli inceleme tutanağı ve ekindeki excel tabloları ve gerekse bizatihi sanık savunmalarının değerlendirilmesinde; 15 ay gibi uzun süren soruşturma sürecindeki dinleme, tape kayıt, raporlama faaliyetlerinin hemen hemen tamamına yakınının yoğunlukla ve ağırlıklı olarak Mali Şube Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliği'nde dinlemeci polis memuru olarak görevli 34 TM 00145 aidiyet numaralı sanık... ve 34 TM 00184 aidiyet numarası tanımlı sanık ... tarafından yerine getirildiği, aidiyet kodları yukarıda belirtilen ve büyük bir kısmı dosyada sanık olmayan polis memuru diğer dinlemeci personelin soruşturmanın başlangıcına tekabül eden tarihlerde az sayıda dinleme faaliyeti gerçekleştirdikleri, yukarıdaki başlık altında ifade edildiği gibi teknik büro amirliğinde görev yapmadığı halde soruşturmanın yürütüldüğü büroda ekip amiri olan firari sanık Hüseyin Korkmaz'ın da 34 TM 00221 aidiyet koduyla dinleme yaparak seslere ulaştığı, (1765) adet sese ulaştığı belirtilen 34 TM 00150 aidiyet numaralı firari sanık Sinan Sağyalavaç'ın bu dinlemeleri daha ziyade soruşturmanın sonlarına doğru gerçekleştirdiği, iş ve işlemlere ilişkin rapor ve tutanakların altında ... ve...'a nazaran görece daha az sayıda imzasının yer aldığı, öte yandan 34 TM 00179 aidiyet numaralı polis memuru sanık Abdullah Altay'ın esasen Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Göçmen Kaçakçılığı ve İnsan Ticareti Büro Amirliğinde tercüman olarak görev yaptığı sırada Afgan göçmeni olması hasebiyle Farsça diline hakimiyeti nedeniyle Teknik Büro Amirliğinde görevlendirilmesiyle münhasıran soruşturma şüphelisi Rıza Sarraf'ın gerçekleştirdiği Farsça görüşmelerin dinlemelerini yaptığı, ancak örgüt üyesi olmayan sanık Abdullah Altay'a soruşturmanın amacını ve nihai hedefini ele verecek olan Başbakan ve Bakanlar gibi siyasi kişiliklerin ağırlıkla...ile gerçekleştirdikleri görüşmelerin dinleme işleminin yaptırılmadığı, böylelikle Abdullah Altay'ın soruşturma kapsamında siyasilerin seslerine erişmesinin özellikle bilinçli ve kasıtlı olarak engellendiği, bu sayede Abdullah'ın soruşturmanın bu "mahrem ve gizli" yönünün dışında tutulmasına gayret edildiği, sadece operasyon tarihi olan 17 Aralık 2013 günü sabah erken saatlerde İçişleri Bakanı ...'in oğlu Barış Güler ile gerçekleştirdiği (2) adet görüşmeyi dinleyerek iletişim tespit tutanağı haline getiren sanık ...'ın tutanak altında en az iki personelin imzasının bulunması gerektiğinden bahisle tutanağı imzalamasını söylemesi üzerine bu iki adet iletişim tespit tutanağında aidiyet numarası ve imzasının bulunduğu anlaşılmıştır.

Binaenaleyh, 15 ay gibi uzun süren soruşturma süresince iletişimin denetlenmesi faaliyeti kapsamında çok yoğun zaman, emek ve mesai gerektiren, normalde iki/üç kişinin kolaylıkla altından kalkamayacağı hacim ve yoğunlukta olan, hatta tabiri caiz ise insan üstü bir çalışma gerektiren, diğer emniyet birimlerinde 10 11 kişilik dinleme ekibi tarafından yerine getirilen bu dinleme, ses çözümü, tape yapılması ve iletişim raporlarının hazırlanması faaliyetlerinin 2012/120653 sayılı soruşturma özelinde yoğunlukla ve ağırlıklı olarak sadece 2 3 dinlemeci personel tarafından yerine getirilmesinin de soruşturmanın örgütsel bir gizlilik, disiplin ve motivasyon içerisinde yürütüldüğüne; soruşturmanın detaylarını bilen personel sayısının mümkün olduğunca çok kişinin vukufiyetine imkan vermeyecek sayısal boyutta kalmasına özen gösterildiğine; özellikle siyasi konum ve kişilikleri bulunan ve soruşturmanın amacı / hedefini ele verecek Başbakan ve Bakanlarla ilgili seslerin dinlenilmesi, çözümü ve tape yapılması faaliyetinin önemi dikkate alındığında dinlemeci personelin özellikle örgüt üyelerinden seçilerek soruşturmanın dışarı sızmasının engellenmek istenildiğine; öte yandan normal suç soruşturmalarında rastlanılması mümkün olmayacak örgütsel bir motivasyonla hareket edildiğine delalet ettiği değerlendirilmiş, nitekim FETÖ/PDY üyesi firari eski savcı Celal Kara'nın Cumhuriyet gazetesine verdiği röportaj dizisinin 25/01/2015 tarihli kısmında ifade ettiği gibi operasyonun detaylarını kaç kişinin bildiğine dair yöneltilen soruya cevap verirken dile getirdiği "fiziki takibi yapanlar sadece izlediklerini kadarını bilir. Dosyanın içeriğini bilmezler. Amirlerinden iki kişi biliyordu. Operasyonu yürütenler, ..., Kazım Aksoy, ..., ..., Hüseyin Korkmaz, Savaş Akyol; müdüründen polisine kadar tecrübeli, çalışkan ve dürüst insanlardı. Teknikten dinleme yapan 7 8 memur ve soruları hazırlayan 4 5 kişi biliyordu. Benim katibim biliyordu. Yani toplasanız 20 kişiyi geçmez..." şeklindeki sözlerin de bu kanaati güçlendirir nitelikte olduğu, soruşturma savcısının teknik büroda soruşturmayla ilgili dinleme yapan memur sayısını bilemeyebileceği ve dolayısıyla 7 8 memur şeklinde yanlış telaffuz etmiş olabileceği, ancak bu beyanatların ortaya koyduğu asıl önemli olan hususun tamamen örgütsel bir gizlilik içerisinde yürütülmüş olan soruşturma ve operasyona ait detayların örgüt üyesi dinlemeci polis memurları tarafından da bilindiği ve firari soruşturma savcısı tarafından ikrarla dile getirilmiş olması olduğu değerlendirilmiştir.

3.Soruşturmalarda Bakanların İsim ve Konumlarının İletişimin Denetlenmesi Karar Talep Yazılarında Özellikle Gizlenmesi;

Yukarıdaki paragrafta da belirtildiği üzere, sanıklar savunmalarında, 17/25 Aralık soruşturmaları kapsamında Hükûmet üyesi Bakanlar ile ilgili suç örgütü kurma ve yönetme, rüşvet, nüfuz ticareti, vs. gibi suçların işlendiğine dair iddia ve tespitlerinin soruşturmaların başlangıcı aşamasında yer almadığını, soruşturmaların başlangıcında ne bu yönde bir iddianın ne de kendilerince yapılmış buna dair bir tespitlerinin olmadığını, buna dair suç şüphelerinin soruşturmanın ilerleyen aşamalarında ortaya çıktığını ve delillerinin de soruşturmanın hedef şahısları üzerinden ilerleyen safhalarda elde edildiğini dile getirmişlerdir.

Nitekim yukarıda yapılan detaylı açıklamalardan açıkça anlaşıldığı ve bu konudaki örneklerin sayısı çoğaltılabileceği üzere, soruşturmaların asıl amacı ve hedeflediği siyasi kişiliklerin kamufle edilmesi, perdelenmesi, bunun soruşturma evrakından anlaşılmaması için rüşvete veya nüfuz ticaretine aracılık ettiği belirtilenler ile Bakanlar arasındaki yakınlık durumuna, konumlarına, kimin lehine rüşvete aracılık edildiğine veya kimin nüfuzundan yararlanılarak menfaat temin edildiğine dair hiçbir açıklamaya yer verilmeksizin sadece kimlik bilgileri zikredilerek, şüpheli Bakan çocukları, danışmanları ve özel kalem personelinin "çeşitli kamu kurumlarındaki üst düzey yetkililerle görüşmeler ayarladığı" veya "çeşitli kamu kurumlarındaki üst düzey yetkililer nezdinde işlerini kolaylaştırmak için maddi menfaat sağladığı" gibi ifadelerle geçiştirildiği, hiçbir resmi sıfatı bulunmayan Abdullah Oğuz Bayraktar'ın hangi konumu ve sıfatı sayesinde veya kimin üzerinden kamu nüfuzunu kullandığı veya Barış Güler ve Salih Kaan Çağlayan'ın kime rüşvet verilmesine veya maddi menfaat sağlanmasına aracılık ettiğinin izah edilmeksizin basma kalıp ifadelerle tekrar cihetine gidilerek istenilen kararların alındığı, bu sayede bir yandan soruşturmaların asıl amacı ve hedeflediği siyasi kişilikler kamufle edilirken öte yandan iletişimin denetlenmesi kararı veren hakimlerin, mahkemelerde herkesin malumu olduğu iş yoğunluğu nedeniyle zaten kapsamlı olan soruşturma evrakına detayıyla nüfuz edememelerinin etkisiyle, bu konulardaki hukuki denetim imkanlarının tamamen ortadan kaldırılması suretiyle kararlar alındığı, böylelikle silahlı terör örgütünün adliye ve emniyetteki uzantıları konumundaki, soruşturmalarda işbirliği içerisinde hareket eden eski savcılar ve adli kolluk görevlisi sanıkların her türlü hukuki araç ve enstrümanı örgütsel amaçları doğrultusunda kullanarak gizli gündemlerini, asıl amaç ve niyetlerini operasyona değin gizledikleri değerlendirilmiştir.

4.Mali Şube Soruşturmasında Başbakanın Suç Unsuru İçermeyen 11/15 Görüşmesinin Tape Haline Getirilmesi;

Mali Şube tarafından yürütülen 2012/120653 sayılı suç soruşturmasında başlangıçtaki kurgu ve amaç doğrultusunda dönemin Başbakanı (halen katılan Cumhurbaşkanı) ...'ın hedef alındığı, Örgütün soruşturma ve 17 Aralık operasyonu aracılığıyla Başbakanın siyaseten tasfiyesi amacıyla hareket ettiği, bu sayede olağan bir suç soruşturmasında olması düşünülemeyecek şekilde "siyasi bir hedef gözetildiği" anlaşılmıştır. Her ne kadar, 20/12/2013 tarihli kolluk fezlekesinde ve Bakanlarla ilgili 309 sayfalık raporda Başbakan hakkında açıkça ismi zikredilerek doğrudan bir suç isnadına yer verilmemekle birlikte, iletişimin denetlenmesi tedbirinin uygulanması esnasında soruşturmanın hedef şahıslarından Halkbank Genel Müdürü şüpheli Süleyman Aslan ile Başbakan ... arasında 16/03/2013 tarihinde gerçekleşen, soruşturma konularıyla ilgisi olmayan ve suç unsuru içermeyen olağan bir görüşmenin TK.1984703014 ID numarasıyla tape kaydı oluşturularak iletişim tespit tutanağı haline getirilmiş olmasının, Başbakanın siyaseten hedef alındığını ve soruşturmanın bu yönden araçsal bir nitelik taşıdığını gösteren en önemli göstergelerden biri olduğu değerlendirilmiştir.

Olağan şartlarda suçun delilini ortaya koymayan, suç unsuru içermeyen bir görüşmenin iletişim tespit tutanağı haline getirilmesi mümkün değildir ki, soruşturma savcıları tarafından adli kolluk birimlerine mutat olarak yazılan "iletişimin dinlenmesi talimatı" konulu şablon yazılarda da, hakkında mahkeme kararı alınan telefona ait verilerin dinlenerek kayıt altına alınması ve yapılacak çalışmalar sonucu ancak suçun delilini ortaya koyan ve suçu deşifre eden, suç unsuru niteliği taşıyan, şüphelilerin suç ile ilişkisini gösteren ya da soruşturma konusu dışında CMK'nın 135.maddesinin 6.fıkrasında sayılan suçlardan birinin işlendiği şüphesini uyandırabilecek görüşmelerin çözülerek metin haline getirilmesi talimatlarının verildiği zaten bilinen bir husustur. Hal böyle iken, soruşturma konusu suçun delilini ortaya koymayan, suçu deşifre etmeyen, suç unsuru niteliği taşımayan, soruşturma şüphelisi Süleyman Aslan'ın müsnet suçla herhangi bir surette ilgisini göstermeyen, soruşturma konusu dışında bir suçun işlendiği şüphesini de uyandırmayan, bunun da ötesinde karşı tarafında Anayasanın özel soruşturma usulüne tabi tuttuğu bir Başbakanın yer aldığı, hatta içeriği itibariyle onun da lehine değerlendirilmesi icap eden bir görüşmenin ne suretle çözülerek metin haline getirildiğinin başka bir açıklaması ve izahı bulunmamaktadır.

Zira, 16/03/2013 tarihli söz konusu görüşme içeriği incelendiğinde; Başbakanın, bir kamu bankası olan Halkbank'ın alacaklısı olduğu ve Kadıköy Asliye Ticaret Mahkemesi kararıyla daha önce iflasına karar verilmiş olan Neksan Makine AŞ isimli şirketin mallarının tasfiye edilerek alacaklarının ödenmesi için Kadıköy İcra İflas Müdürlüğünde oluşturulan iflas masasına Halkbank'ın alacağının 137 milyon TL olarak değil ve fakat 50 milyon TL olarak düşük kaydedildiğine, bu arada müflis şirket adına tapuda kayıtlı, ... ili Pendik ilçesi Ballıca köyü sınırları içerisinde bulunan, 5.5 milyon metrekare yüzölçümünde ve bilirkişi raporuna göre 198.650.000 TL değerinde ve Bankanın alacağını karşılayacak miktarda bir taşınmaz bulunmakta iken Bankanın müflis şirketten olan alacağının, üstelik varlık yönetimi şirketi statüsünde olmadığı için alacağı temlik yetkisi de bulunmayan bir üçüncü şirkete gereksiz yere devredilerek Bankanın 87 milyon TL zarara uğramasına sebebiyet verildiğine dair bir takım duyumlar aldığını belirterek Halkbank Genel Müdüründen konuyla ilgili izahat isteyip kendisine olayın hukuki gerekçelerini ortaya koyan bir bilgi notu hazırlamasını istediği, dolayısıyla suç unsuru içermesi bir yana kamu alacağının tahsili noktasında gösterdiği hassasiyet nedeniyle Başbakan'ın lehine değerlendirilmesi gereken bir hususun suç unsuru içerdiği gerekçesiyle tape yapıldığı görülmektedir.

Öte yandan bu hususun esasen, ... Cumhuriyet Başsavcılığınca, 25 Aralık kumpas soruşturması olarak bilinen 2014/115949 sayılı soruşturma üzerinden Fatih mahlasıyla ifadesi alınan gizli tanık tarafından da yeminli ifadesinde dile getirilmiş olduğu, buna göre; 25 Aralık soruşturması sırasında Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliğinde dinlemeci polis memuru olarak görev yaptığını, 25 Aralık soruşturması olarak bilinen 2012/656 sayılı soruşturmanın dinlemelerinde görev aldığını belirten gizli tanığın, aynı ifadesinde, 17 Aralık dosyası ile ilgili Mali Şube'de çalışma yapan ekipten ilk önceleri haberinin olmadığını, ancak onların da üst düzey bir dosya çalıştıklarını tahmin ettiğini, sık sık Rıza Sarraf'ın adının geçtiğini, bu dosyada yaptıkları bir dinleme verisini kendilerine getirdiklerini, bu ses kayıtlarında ... isimli şahsın Kadıköy'de bir iflas dosyasından ihale ile almış olduğu arazinin değerinden çok az bir bedelle satıldığından söz eden Başbakan'ın "böyle ihale mi olur, buna kargalar güler" diye laf ettiğini, bunu dosyaya sundukları halde Başbakan'ın lehine olur diye 2012/656 sayılı soruşturmada kullandırılmadığını beyan ettiği anlaşılmıştır.

16/03/2013 tarihli görüşme içeriği gizli tanığın savcılık ifadesiyle birlikte değerlendirildiğinde, Başbakan ...'ın, 17 Aralık soruşturmalarından Mali Şube Nitelikli Dolandırıcılık Büro Amirliğinin yürüttüğü 2012/120653 sayılı suç soruşturmasında hedef şahıslardan Halkbank Genel Müdürü Süleyman Aslan ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinin içeriği itibariyle hiçbir suç unsuru içermediği anlaşıldığı ve bilindiği halde, başından beri siyasi bir hedef ve gayeyle hareket eden adli kolluk görevlilerince, aynı Şubenin bir başka bürosu olan Sahtecilik Bürosu tarafından yürütülmekte olan 25 Aralık kumpas soruşturmasında aleyhte delil olarak değerlendirilebileceği ve kullanılabileceği düşüncesiyle tape haline getirildikten sonra bu soruşturmayı yürüten görevlilere götürüldüğü, ancak bunun Başbakan'ın lehine olacağı düşüncesiyle her iki soruşturmanın fezlekesinde de kullanılmadığı, fezlekede kullanılmayan bir görüşmenin yukarıda açıklanan şekilde örgütsel amaç doğrultusunda tape haline getirildiği değerlendirilmiştir.

Ayrıca, aşağıdaki bölümde yer verilecek olup, soruşturma ile ilgisi olmamasına, fezlekede bununla ilgili doğrudan herhangi bir suç isnadında bulunulmamasına ve hatta fezlekede buna dair görüşmelere ve fiziki takiplere yer verilmemesine, içeriğinde bir suç unsuru tespit edilememesine, hatta telefon görüşmelerine nazaran bağış parası olduğu en başında bilinmesine rağmen Rıza Sarraf'ın Türgev'e (Türkiye Gençlik ve Eğitime Hizmet Vakfı) yaptığı bağışla ilgili üçüncü kişilerle gerçekleştirdiği görüşmelerinin tape haline getirildiği, Rıza Sarraf'ın çalışanlarından soruşturma şüphelisi Ahmet Murat Öziş'in bağış parasını götürmek amacıyla 19/07/2013 ve 30/07/2013 tarihlerinde Türgev binasına gidişlerinin teknik araçlarla izlendiği ve fiziki takip tutanağı düzenlendiği, bu yolla Türgev ve onun yönetiminde bulunan oğlu Bilal Erdoğan münasebetiyle Başbakan'ın soruşturmayla ilişkilendirilmeye çalışıldığı, yine öte yandan fezlekede Amerika Birleşik Devletleri tarafından İran'a uygulanan ekonomik ve ticari ambargonun delindiği vurgusu yapılarak her ne kadar bunun soruşturmanın konusunu teşkil etmediği, bu yöndeki kararın bir Hükûmet politikası ve hükûmetin siyasi ekonomik tercihi olduğu belirtilmekle birlikte, bir diğer yandan bir kısım sanıkların aşamalarındaki savunmalarında imalı bir biçimde Ekonomi Bakanı ve Halkbank genel müdürünün menfaatlendiği iddia edilen petrol ve doğalgaz karşılığı altın ihracı sisteminin işleyişinin Başbakanın bilgisi dahilinde olduğunu dile getirdikleri anlaşılmıştır.

Başbakan'ın 16/03/2013 tarihli telefon görüşmesi ile oğlu Bilal Erdoğan'ın mütevelli heyetinde bulunduğu Türgev ile ilgili içeriğinde suç unsuru bulunmayan telefon görüşmelerinin iletişim tespit tutanağı haline getirilerek bu yönde delil toplanılmaya gayret edilmesinin, bir kısım sanıklarca İran'a yönelik Amerikan yaptırımlarını deldiği iddia edilen sistemin işleyişinin Başbakanın bilgisi dahilinde olduğunun dile getirilmesinin soruşturmanın başlangıcındaki örgütsel niyet, amaç, kurgu ve hedefi esasen ortaya koyduğu, nitekim tüm bu hususların soruşturmanın ileriki aşamalarında terör örgütü mensubu soruşturma savcısı tarafından kullanılarak operasyondan sonraki aşamada soruşturmaya Başbakan'ın dahil edilmesinin hedeflendiği, soruşturmanın operasyon aşamasında ve fezlekede ise bu hedefin gizlenmeye çalışıldığı, haddi zatında soruşturma savcısının terör örgütünün bu gizli amaç ve hedefini Cumhuriyet gazetesinde 2015 yılında Can Dündar'a verdiği röportajlarda çok açık biçimde ifşa ettiği değerlendirmesine varılmıştır.

Cumhuriyet gazetesinin o dönem genel yayın yönetmenliğini yapan, Fetullahçı paralel devlet yapılanması silahlı terör örgütünün sivil ve asker mensuplarınca işbirliği dahilinde hareket edilerek 2014 yılının Ocak ayı içerisinde MİT tırlarına ait hukuka aykırı yollarla elde edilen devlet sırrı kapsamındaki görüntüleri yaklaşık bir buçuk yıl sonra bahse konu gazetenin 29/05/2015 tarihli nüshasında yayınlamaktan ötürü "devletin güvenliğine ilişkin gizli bilgileri siyasi ve askeri casusluk amacıyla temin etmek ve yayınlamak" ve "FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne yardım etmek" suçlarını işlediği iddiasıyla halen yargılanmakta olan Can Dündar ile 17 Aralık soruşturmalarının savcılarından olan Fetullahçı terör örgütü mensubu firari Celal Kara arasında gerçekleştirilen, sözü geçen gazetenin 25/01/2015 30/01/2015 tarihleri arasındaki nüshalarında altı (6) bölüm halinde dizi şeklinde yayımlanan röportajlarda Can Dündar ile Celal Kara arasında cereyan eden ve aşağıda şekilde geçen diyalogların, eski soruşturma savcısı ve onunla eylem / irade birliği içerisinde hareket eden adli kolluk görevlisi sanıkların örgütsel nitelikteki kastını ve hedefini ortaya koyması bakımından önemli olduğu değerlendirilmiştir.

"CAN DÜNDAR Meclis’teki oylamayı izlediniz mi?

CELAL KARA İzledim, ama sonucu biliyordum zaten... “Yüzde 99 gitmeyecekler Yüce Divan’a” diyordum.

CAN DÜNDAR – Niye?

CELAL KARA Onlar gitse Bilal de peşlerinden giderdi de ondan.

CAN DÜNDAR Sizce kapandı mı 17 Aralık dosyası?

CELAL KARA Kapanmadı, kapanamaz. Kapanmasının tek yolu, zanlıların yargı önüne çıkmasıdır. Sonunda nereye kadar gidecekse...

CAN DÜNDAR Yargılanacaklar mı sizce?

CELAL KARA Konjonktür ne olur bilemem. Ama eninde sonunda bu yargılama olacaktır. ‘Erdoğan vardı inkâr mı edeyim?’

CAN DÜNDAR Başbakan, “Asıl hedef bendim. Oğlum üzerinden bana ulaşacaklardı” diyor. Bu iş sonunda Bilal üzerinden Erdoğan’a uzanacak mıydı gerçekten?

CELAL KARA Burada kimse hedef değildi. Hukuki olarak ne gerekiyorsa, o yapıldı. Dinlemelerde Sarraf’la bakanların ve çocuklarının ilişkisi çıkmasa, biz zorla mı bulaştıracaktık? Yani sen suç teşkil eden işlere girmedin de, biz mi bulaştırdık? Bizim dosyamızda Bilal Erdoğan’la ilgili bariz bir şey yoktu. Ama Başbakan’la ilgili bir şeyler çıkardı. Zaten vardı tapelerde...Var yani, bunu inkâr mı edeyim? Var. Biz polis fezlekelerine de yazmamıştık, Meclis’e gönderdiğimiz bilgi notuna da eklemedik, ama bence işin içindeydi Erdoğan.

CAN DÜNDAR Ne var Erdoğan’la ilgili?

CELAL KARA Rıza Sarraf ile Zafer Çağlayan arasında geçen bir konuşma var. Sarraf, ismini vermeden, “Beyefendi’ye de bir şeyler yapalım” diyor. Çağlayan da ya kıskançlıktan, ya doğrudan adı geçmesin diye, belki ikisini de gözeterek, “Beyefendi’ye değil ama çevresine bir şeyler yapalım” cevabını veriyor. Bunun üzerine TÜRGEV’e 500 bin dolar gönderiliyor. Öyle bir dolaylı irtibat var. Ama orada doğrudan Bilal Erdoğan’ın bir irtibatı yok.

CAN DÜNDAR Ama Başbakan’ın oğluna “Sıfırlayın” talimatı da o gün...

CELAL KARA Soruşturmanın içeriğini tam olarak bilemedikleri ve başlarına ne geleceğini kestiremedikleri için bir tedbir almaydı o...

‘O beni 1 Numara’ya götürecek’

CAN DÜNDAR “Erdoğan işin içindeydi” dediniz. Başından beri mi?

CELAL KARA İlk başlangıcında işin içinde olmadığını zannediyorum. Yani Rıza Sarraf’ın irtibatlarını geliştirmeye çalıştığı aşamada... Ama sonrasında Sarraf, “Beyefendi’ye de bir şeyler yapalım” dedikten sonra ve istisnai yoldan adam başı 1 milyon dolar karşılığında akrabalarını Türk vatandaşlığına geçirdiğinde, zannediyorum artık her şeyden bilgisi var. Tapelere de yansıyor bu...Rıza Sarraf, Abdullah Happani ile görüşmesinde, ...’tan bahsederken “O, beni 1 Numara’ya ulaştıracak” diyor. Bağış’ın üzerindeki 1 Numara kim olabilir? Başbakan’dır.

CAN DÜNDAR Erdoğan’la Sarraf’ın doğrudan teması var mı?

CELAL KARA Başbakan, Sarrafla doğrudan telefon irtibatı kurmamış. Zafer Çağlayan ve ... üzerinden haberleşiyorlar. Güler’le de bu irtibatı gösterir konuşmaları var. Sarraf, bir an evvel abisinin, akrabalarının vatandaşlığa geçmesiyle ilgili “Beyefendi’nin haberi var değil mi” deyince, “Tabii tabii, Beyefendi destekliyor” cevabını alıyor. İstisnai yoldan vatandaşlığa alınma, İçişleri Bakanı ön ayak olsa bile Bakanlar Kurulu’nda imzaya açılıyor. Başbakan’ın onayı ve bilgisi olmadan bunların olabilmesine imkân yok. Öbür yandan puzzle’ın parçalarını tamamlayan bir de fotoğraf var: Bir protokol sırasında Başbakan, eşi, bakanlar ve...görünüyor. Sarraf kim? Kaç yaşında bir adam? Ne sıfatla o protokol fotoğrafında yer alıyor? 17 Aralık’ı izleyen günlerde Erdoğan, Sarraf için “Hayırsever bir iş adamıdır” dedi. Tanışıyorlar demek ki...Hayırseverliğini nereden biliyorsun? Kime ne hayırseverlik yapmış? TÜRGEV’e yapıyor. Ayrıca AK Parti’nin anket parasını da o ödüyor. 350 küsur bin TL. Parti adına dağıtılan Ramazan erzağı için de yüz binlerce lira ödüyor. Bunların hepsinden Başbakan haberdar.

CAN DÜNDAR Öyleyse neden soruşturmayı Başbakan’a kadar uzatmadınız?

CELAL KARA Erdoğan’la ilgili denilebilirdi ki: “Beyefendi’nin o olduğunu nereden biliyorsun?” Dosyanın teknik detayını bilen ben ve kolluk amirleri, bahsi geçenin Erdoğan olduğunu bildiğimiz halde, doğrudan ismi geçmediği için ve “1 Numara” lafı, diğerlerine göre biraz muğlak kaldığı için onu bilgi notuna katmadık. Düşünün ki; durumları çok net olan bakanlar hakkında dahi akla ziyan yorumlarla savunma gerekçeleri üretiliyor, durumu ancak tüm delillerin ve ifadelerin değerlendirmesi sonucunda ortaya çıkabilecek olan Başbakan’ı dosyaya katsaydık neler söylenirdi?

‘İddianamede Erdoğan olacaktı’

CAN DÜNDAR Bu, siyasi bir kaygı... Erdoğan bağlantısı hukuken mi zayıftı?

CELAL KARA Hukuken zayıf değil. Var temeli. Ama o aşamada o ismi ortaya atsanız, bu, tartışmaya açık bir durum olacak. Dosyanın üzerinde gizlilik kararı var. Bunu ben nasıl anlatacağım ki kamuoyuna? “Arkadaş bak, soruşturmaya başladığım dönemde işin içinde bakanlar yoktu. İşin ortasında bakanların ve çocuklarının bu işin içinde olduğu anlaşıldı. Tapelerin tamamını toplayıp detaylı inceledikten sonra da anladık ki, Başbakan da var perde arkasında...” mı diyecektim? Ama ben bunu iddianamede irdeleyecektim. Başlığı hazırlamıştım: “Rıza Sarraf liderliğindeki örgütün önünü açmak için üst düzey siyasiler ve yakınlarına yaptığı yardımlar.” Bu başlık altında, tapelerle birlikte “1 Numara”nın ve “Beyefendi"nin kim olduğu da irdelenecekti.

CAN DÜNDAR Bütün verilere bir arada bakınca rüşvet dosyasında Erdoğan’ın yerini nasıl tanımlarsınız?

CELAL KARA Dönen işlerin Başbakan’dan habersiz, bilgisiz ve izinsiz dönmesine imkân ve ihtimal yok. Telefon konuşmalarına, aralarındaki diyaloglara bakınca kesinlikle diyorsunuz ki, perde arkasından bu işlere yol ve izin veren, Başbakan’dır"

Evvel emirde ifade etmek gerekirse; röportaj içeriğinde örgüt mensubu firari eski savcı tarafından söylenen bazı sözlerin esasen birbirini nakzeder biçimde olduğu, zira röportajın bir yerinde Bilal Erdoğan ile ilgili bariz bir şey (delil / tespit) yoktu, Bilal Erdoğan ile doğrudan bir irtibat yoktu derken, öte yandan Can Dündar'ın Meclisteki yüce divan oylamasını izlediniz mi? sorusuna karşılık olarak verdiği cevapta, "izledim, ama sonucu zaten önceden biliyordum, yüzde 99 yüce divana gitmeyecekler diyordum, zira onlar gitse Bilal de peşlerinden giderdi de ondan" diyerek kendi içerisinde tutarsızlığa ve çelişkiye düştüğü, öte yandan, soruşturmanın amacını anlatırken, hedeflerinin özellikle Başbakan olduğunu ve 17 Aralık operasyonunun suçla mücadelede ve suçu delillendirmeye yönelik bir soruşturma faaliyetinden öte Hükûmeti devirmeye yönelik bir girişim olduğunu adeta itiraf eder biçimde sarf ettiği, "1 Numara Erdoğan'dı, 1 Numaranın ve Beyefendinin kim olduğunu iddianamede işleyecektim, Erdoğan vardı inkar mı edeyim, bence perde arkasından işin içindeydi Erdoğan, Başbakan’ın onayı ve bilgisi olmadan bunların olabilmesine imkân yok, perde arkasından bu işlere yol ve izin veren, Başbakan’dı" şeklindeki sözlerle eski Başbakan ve halen seçilmiş Cumhurbaşkanı olan ...'ın yolsuzluk, rüşvet, kara para aklama, nüfuzunu kullanarak çıkar sağlama amacıyla kurulmuş bir suç örgütünün yöneticisi ve lideri olduğu algısını oluşturmaya çalıştığı, soruşturmanın başlangıçtaki kurgusunda zaten var olan ve devamında da ortaya konulan niyet, irade, amaç ve hedefin tamamen bunu sağlamaya dönük olduğu, soruşturma ve operasyonun ise bu yönde bir araç ve silah olarak kullanıldığı,

Öte yandan "sanıkların FETÖ/PDY ile bağlantılarına dair ortak deliller" kısmında dile getirildiği üzere, 113220 ID nolu Bylock kullanıcısı olan sanık ...'nun, FETÖ/PDY emniyet mahrem yapılanmasında ...'daki akademili / rütbeli emniyet personelinden sorumlu olup, İsa / Musa kod adıyla mahrem imam olarak görev yaptığı ve 104869 ID nolu Bylock kullanıcısı olduğu tespit edilen Hayri Bakır isimli sivil mahrem imam ile örgütün kriptolu haberleşme programı Bylock üzerinden 29/05/2015 günü aralarında gerçekleşen karşılıklı anlık mesajlaşma sırasında Hayri Bakır'a gönderdiği belirlenen;

Saat 22:54:19 : "Bankaya el konuldu, ne oluyor naapacağız abi",

Saat 22:56:38 : "Sonları yakın galiba inşaallah abi",

Saat 23:00:40 : "Ortadan kaybolma fikri nasıl abi bizim için",

Saat 23:03:44 : "Kendim için endişem yok zaten. Bence opr ihtimali olan kimse teslim olmamalı",

Saat 23:05:48 : "Adamlar çete",

Saat 23:07:11 : "Tam çete abi",

Saat 23:08:20 : "Ah abi o sıfırlanamayan paralardan haberimiz olaydı da bunun ipini 17 Aralıkta çekebilseydik",

Şeklindeki yazılı mesajın ve özellikle mesajda dile getirilen "ipini çekme" ifadesinin, 2012/120653 sayılı soruşturmanın ve 17 Aralık operasyonunun amacının suçla mücadelede ve suçu delillendirmeye yönelik bir soruşturma faaliyetinden öte Hükûmeti ve Başbakan Erdoğan'ı devirmeye, siyaseten tasfiye etmeye yönelik örgütsel bir girişim olduğunu hiçbir tevile ve yoruma hacet bırakmaksızın çok açık ve net olarak ortaya koyan sözler olduğu, ayrıca örgüt mensubu sanıklar ..., ..., ..., ..., Hüseyin Korkmaz ve ...'in gözaltı süreçlerinde üzerinde "sı fır!", "ze ro!" ibareleri yazan tek tip tişörtler giyerek geliştirdikleri "önceden planlanmış, kurgulanmış, birbirinden haberli örgütsel tepki"nin de aynı amacı ortaya koyan bir diğer somut gösterge olduğu, ismi geçen sanıkların bu örgütsel davranış biçiminde dışa vurdukları ifadelerle Başbakan ile oğlu Bilal Erdoğan arasında 17 Aralık sabahı gerçekleştiği iddia edilen konuşma içeriğindeki sözlere gönderme yaptıkları, bunun da bir yandan soruşturmayı başlatan, koordine eden, talimatlarıyla yönlendiren, iletişim denetlenmesi ve teknik takip işlemlerini gerçekleştiren emniyet kadrosunun FETÖ/PDY terör örgütü mensubiyetini bulunduğunu gösterdiği gibi, diğer yandan soruşturmanın FETÖ mensupları tarafından yasal hiyerarşi dışında örgüt hiyerarşisiyle Başbakan Erdoğan'ı ve başında bulunduğu Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini devirmek amacıyla başlatılıp yürütüldüğüne delalet ettiği, Başbakan ve Türgev ile ilgili içeriğinde suç unsuru bulunmayan telefon görüşmelerinin bu amaçla iletişim tespit tutanağı haline getirildiği savını destekleyen veriler olduğu değerlendirilmiştir.

5.Mali Şubenin Yürüttüğü Soruşturma Kapsamında Türgev'e Yapılan Bağış Faaliyetinin Delillendirilmeye Çalışılması;

2012/120653 sayılı soruşturmada ve 17 Aralık operasyonunda örgütsel nitelikte siyasi hedef gözetildiğine delalet eden unsurlardan bir diğeri; kısa adı Türgev olan, dönemin Başbakanı ve 61'inci Hükûmetin başı olan ...'ın oğlu Bilal Erdoğan'ın da mütevelli heyetinde yer aldığı Türkiye Gençlik ve Eğitime Hizmet Vakfı isimli vakıf tüzel kişiliği ve Bilal Erdoğan üzerinden Başbakan aleyhinde delil elde edilmeye çalışıldığını gösteren biçimde, Türgev'e bağış yapılmasıyla alakalı içeriğinde suç unsuru bulunmayan telefon görüşmelerinin tape haline getirilmiş olması ve ayrıca konuyla ilgili fiziki takip faaliyeti yürütülerek buna dair fiziki takip tarassut ve görüntü alma tutanağı düzenlenmesi cihetine gidilmiş olmasıdır.

Soruşturma kapsamında Türgev'e bağış yapılmasına ilişkin telefon görüşmelerinin iletişim tespit tutanağı haline getirilmiş olduğu, öte yandan Rıza Sarraf'ın elemanlarından soruşturma şüphelisi Ahmet Murat Öziş'in bağış parasını götürmek amacıyla 19/07/2013 ve 30/07/2013 tarihlerinde Türkiye Gençlik ve Eğitime Hizmet Vakfı'nın Akşemsettin mahallesi Albay Cemil Sakarya Sokağı No:3 5 Fatih / ... adresinde yer alan genel müdürlük binasına gidişlerinin teknik araçlarla izlendiği ve fiziki takip tutanağı düzenlendiği hususları, bunların, bir kısım sanık savunmalarında dile getirilmesiyle anlaşılmıştır.

Nitekim sanıklardan ...'un 19/09/2018 tarihli 79'uncu celsede konuyla ilgili savunmasında özetle; Amerika Birleşik Devletlerinin İran'ın nükleer programının barışçıl olmadığı ve küresel terörü finanse ettiği gerekçesiyle bu ülkeye yönelik uyguladığı ekonomik ve ticari ambargo kapsamında 01/07/2013 tarihinden itibaren üçüncü ülkelerin İran'a yönelik kıymetli maden ticaretine yasak getirdiğini, bu bağlamda 1 Temmuz 2013 tarihinden itibaren altın ihracının da ambargo kapsamına alındığını, ancak 2014 yılındaki yerel seçimlere kadar cari açığın kapanmasını isteyen Başbakan'ın İran'la petrol / doğalgaz ticaretinde altın ihracı şeklinde ödeme sisteminin işletilmesine devam edilmesi talimatı vermesi nedeniyle bu sistemin işletilmesine devam edildiğini, Rıza Sarraf'ın, Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan engeline takıldığı için, sistemin işleyişine onay veren Başbakan'a doğrudan bir menfaat temin edemediğini, ancak Bilal Erdoğan'ın yönetiminde olduğu Türgev vakfına bağış adı altında para gönderdiğini tespit ettiklerini, bu paranın tamamen gelecekte iyi ilişkilerin devamını sağlama gayesine yönelik olarak gönderildiğini, suç örgütü lideri Rıza Sarraf'ın bu amaçla dönemin Türgev genel müdürü Salih Koç isimli şahısla telefonda görüşerek kurye Ahmet Murat Öziş aracılığıyla 19/07/2013 tarihinde 2 milyon TL ve bilahare yine aynı şahıs aracılığıyla 30/07/2013 tarihinde 1 milyon TL olmak üzere toplam 3 milyon TL tutarında parayı bağış adı altında olmak üzere Türgev'e gönderdiğini, paraların bu tarihlerde gönderildiği hususunu buna dair telefon görüşmeleri ve kuryelere yönelik gerçekleştirilen fiziki takip tarassut faaliyetleri sayesinde tespit ettiklerini, Rıza Sarraf, Abdullah Happani, Ahmet Murat Öziş ve Türgev Genel Müdürü Salih Koç arasında cereyan eden konuya ilişkin telefon görüşmelerinin bu nedenle savcı talimatıyla tape yapıldığını, mahkeme kararına istinaden gerçekleştirilen fiziki takip tarassut faaliyetinin de bu nedenle bilahare fiziki takip tarassut ve görüntü alma tutanağına dönüştürüldüğünü ifade ettiği, ancak Türgev'e bağışın ne suretle suç unsuru içerdiğine, Rıza Sarraf ile Bilal Erdoğan arasında bununla alakalı yapılmış bir görüşme olup olmadığına, bağış karşılığında...liderliğindeki iddia konusu suç örgütünün Bilal Erdoğan veya onun üzerinden Başbakan'ın siyasi ve kamusal nüfuzundan istifa ederek hangi haksız menfaati elde ettiklerine, bu paranın hukuka aykırı olarak sağlanan bir menfaat karşılığında verildiğine dair somut bir eylem ve suç tespitlerinin olup olmadığına dair yöneltilen sorulara, bunun, dosyanın kapatılmaması ve takipsizlikle sonuçlandırılmaması ihtimalinde ileride soruşturma savcısınca veya mahkemece takdir edileceği ve araştırılması gerektiği şeklinde suallere yanıt vermekten uzak kaçamak cevap verdiği,

Öte yandan soruşturma şüphelilerinden Ahmet Murat Öziş isimli şahsın, her iki seferde de yanında (X) isimli bir şahıs olduğu halde, 19/07/2013 ve 30/07/2013 tarihlerinde Fatih ilçesi Nuruosmaniye Caddesi üzerinde bulunan Orient Bazaar adlı iş merkezindeki Rıza Sarraf'a ait ofisten sırt çantasıyla çıkarak Akşemsettin mahallesi / Fatih'te yer alan Türgev genel müdürlüğüne gidişlerinin 22/07/2013 ve 01/08/2013 tarihlerinde ayrı ayrı "fiziki takip tarassut ve görüntü alma tutanağı"na bağlandığı anlaşılmıştır.

Binaenaleyh, Türgev'e bağış yapılmasıyla ilgili gerek telefon görüşmeleri ve gerekse fiziki takiplere 20/12/2013 tarihli kolluk fezlekesinde yer verilmediği, dolayısıyla fezlekede doğrudan bu yönden suç isnadında bulunulmadığı, somut olarak hangi fiili yahut suçu delillendirmek amacıyla iletişimin denetlenmesi ve teknik araçlarla izleme tedbirlerine konu edildiği sanıklarca da ortaya konulamadığı halde, FETÖ/PDY mensubu Mali Şube görevlilerince Türgev'e bağış hususunun delillendirilmiş olmasının, örgüt mensubu soruşturma savcısının röportajında dile getirdiği gibi, soruşturmanın operasyondan sonraki ileriki aşamalarında aleyhte delil olarak kullanılacağını gösterdiği, bu durumun bir yandan soruşturmanın başlangıcındaki örgütsel niyet, amaç, kurgu, hedef ve kararlılığı ortaya koyduğu gibi öte yandan operasyondan sonraki aşamada soruşturmaya Başbakan'ın dahil edilmesinin hedeflendiğine, soruşturmanın operasyon aşamasında ve fezlekede bu hedefin gizlenmeye çalışıldığına ve soruşturmanın nihayet Başbakan Erdoğan ile başında bulunduğu Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini devirmek amacıyla başlatılıp yürütüldüğüne işaret eden önemli bir gösterge niteliğinde olduğu değerlendirilmiştir.

6.Alt Düzeydeki Personelin Soruşturmaya Motive Edilmeye Çalışıldığını Gösteren Söz ve Eylemler;

Yukarıda, "özel soruşturma usulüne tabi başbakan ve bakanlarla ilgili delil toplanması / dolaylı yoldan soruşturma yürütülmesi" başlığı altında da ifade edildiği üzere, ... Emniyet Müdürlüğü Mali ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüklerinde adli kolluk yetkilisi / görevlisi olarak görev yapan FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi bir kısım sanıklar tarafından iş ve işlemleri yürütülen dava konusu suç soruşturmalarında, olay tarihinde 61'inci Cumhuriyet Hükûmetinde Bakanlık görevini ifa eden..., ..., ... ve ... hakkında savcılık ve kolluk görevlileri tarafından suç soruşturması yürütüldüğüne, soruşturma iş ve işlemleri tesis edildiğine, Anayasaya aykırı olarak doğrudan Bakanlarla ilgili "görevleriyle ilgili suç isnatları" çerçevesinde delil toplanması cihetine gidildiğine dair çok sayıda delil, iz ve emare bulunduğu, bu bağlamda yaklaşık 14 15 ay süren soruşturma sürecindeki telefon görüşmelerinin iletişim tespit tutanağı haline getirilmesinin, kullandıkları telefonlara ait baz sinyal kayıtlarının takip edilerek cell/harita görüntülerinin tutanağa bağlanmış olmasının, hedef şahısların takibi adı altında Bakanların görüntülerine yer veren usulsüz fiziki takip tutanakları düzenlenmesinin özel soruşturma usulüne tabi Bakanlarla delil toplandığına delalet ettiği anlaşılmış, nitekim bu hususlara daha önce değinilmiştir.

Bu hukuka aykırı nitelikteki soruşturma işlemleri yapılırken ve delillendirme faaliyetleri yerine getirilirken, örgütsel yapı içerisinde yer almayan veya yapı içerisinde yer almakla ve soruşturma kapsamında özel soruşturma usulüne tabi Bakanlarla ilgili delil toplama faaliyeti yürütüldüğünü bilmekle birlikte buna rağmen soruşturmanın nihai amacını bilmeyen veya bu konuda karar alma / inisiyatif gösterme yetkisini haiz olmayan alt düzeydeki polis memurlarının bir yandan soruşturmadan üst düzey devlet yetkililerinin haberi olduğu şeklindeki sözlerle aldatılırken, öte yandan soruşturmaya motivasyonlarının sağlandığı tespit edilmiş, dolayısıyla bu hususu ortaya koyan beyan ve delillerin önem arz ettiği, daha önce sanık Yalçın Aksoy'un ifadelerinden hareketle değinilen bu hususa, kısmen tekrar mahiyetinde de olsa, "17 Aralık soruşturmalarının örgütsel amaç ve motivasyonla yapıldığına delalet eden sair hususlar" başlığı altında değinilmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

Mali Şube tarafından yürütülen 2012/120653 sayılı soruşturma kapsamında, suç tarihinde Avrupa Birliği Bakanı olan...'ın görev yaptığı Bakanlık ... Ofisinin görüntülerinin yer aldığı 19/04/2013 tarihli teknik araçlarla izleme faaliyetine ilişkin 25/04/2013 tarihli fiziki takip tutanağını düzenleyen 34 TM 00121 aidiyet numaralı 315589 sicil sayılı polis memuru sanık Yalçın Aksoy 26/03/2014 tarihli müfettişlik ifadesinde, 08/12/2015 tarihli müdafi eşliğindeki kolluk ifadesinde ve mahkeme huzurunda 10/12/2018 tarihli savunmasında; kısım amirinden gelen talimat üzerine 19/04/2013 günü takip tarassut amacıyla...'ın Bakanlığını yaptığı Avrupa Birliği Bakanlığı'nın Ortaköy'deki ... Ofisi civarına gittiğini, bir süre sonra deniz yoluyla Ortaköy'e gelen...isimli şahsın motosikletle takip mahalline gelen bir kuryeden elden teslim aldığı paketle Bakanlık ofis binasına girerek bir süre orada kaldığını, daha sonra çıkarak tekrar aynı yolla Ortaköy'den ayrıldığını, takip mahallinde bizzat gördüğü bu olayları görev için yanında bulundurduğu anahtarlık kameraya kaydettiğini, yaptığı takip tarassut faaliyeti sona erince olay yerinden ayrılmak için takip tarassut kısım amiri ...'e telefonda bilgi vererek geç vakit olduğunu, az sonra trafiğin yoğunlaşacağını söyleyip görüntüleri ertesi gün şubede tutanağa bağlamak kaydıyla Beykoz'daki evine gitmek için izin istediğini, ancak ...'in "herkes o görüntüleri bekliyor sen şubeye gel görüntüleri getir" diyerek çağırması üzerine şubeye giderek anahtarlık kamerada aldığı görüntüyü ortak kullanımdaki bilgisayardan bir flash belleğe atarak Başkomiser ...'e flash bellek ile elden teslim ettiğini, tutanak düzenlemeden önce Rıza Sarraf'ın Bakanlık ofisine gittiğini tutanakta belirtip belirtmemekle alakalı tereddüt yaşadığını, bu hususu kısım amiri ...'e sorduğunda İbiş'in soruşturmadan / konudan Başbakan'ın veya devlet yetkililerinin haberinin olduğunu, o yüzden rahat çalışmalarını ve herhangi bir sıkıntı olmayacağını söylediğini ifade etmiştir.

Sanık Yalçın Aksoy'un beyanlarına nazaran bu alt başlık açısından dikkat çekici olan ve soruşturmada örgütsel amacın varlığına işaret eden hususlar; fiziki takip tarassut kısmında görevli polis memuru Yalçın Aksoy'un fiziki takip ve tarassut tutanağında belirtip belirtmemek noktasında tereddüt yaşadığı bir konuda, takip tarassut kısım amiri olan örgüt mensubu eski başkomiser sanık ...'in talimatı doğrultusunda Rıza Sarraf'ın gittiği adresin Avrupa Birliği Bakanlığı ... Ofisi olduğu hususuna tutanakta özellikle yer vermiş olması ve ayrıca sanık ... tarafından polis memuru Yalçın'a takip faaliyetine dair görüntülerin Mali Şubede herkes tarafından beklendiğinin ifade edilerek bu görüntülerin ivedilikle temin edilmeye çalışılması hususlarıdır. Bu ifadeler, kuşkusuz ki, soruşturma kapsamında yasal hiyerarşi dışında örgüt hiyerarşisi ile hareket eden FETÖ/PDY mensubu adli kolluk görevlisi sanıkların örgütsel amaç ve motivasyonla hareket ettiklerini, bir polis memurunun dahi Bakanla ilgili yetkisiz ve hukuksuz olarak soruşturma yürütüldüğü algısına sebebiyet vereceğinden bahisle tutanağa yazıp yazmamak konusunda tereddüt geçirdiği bir hususun örgüt üyesi kısım amiri tarafından soruşturma için önem arz ettiğinden bahisle tutanağa geçirilmesini sağladığını, ayrıca görüntüleri ertesi gün getirerek tutanak düzenleyeceğini söyleyen polis memurunun alelacele şubeye gelmesi, görüntülerin herkes tarafından beklenildiği söylenerek görev gereği yürütülen olağan bir suç soruşturmasından farklı, kaynağını yasal hiyerarşiden almayan, örgütsel bir aidiyet, bağlılık ve adanmışlık duygusundan beslenen farklı bir saik ve güdülenmeyle hareket edildiğini gösteren beyanlardır.

Öte yandan, aynı beyanlar bir yönüyle "konudan Başbakanın veya devlet yetkililerinin haberi var, rahat olun, sıkıntı olmaz" minvalindeki sözler söylenerek bir yandan soruşturma içeriğinden bilgi sahibi olmayan polis memurunun soruşturma ile ilgili motivasyonunu sağlamaya dönük, ayrıca diğer yönüyle Örgütle bağı olmadığı için soruşturmadan bilgi sahibi olmayan polis memurları üzerinde emir otorite ilişkisi ve nüfuzun kötüye kullanılması suretiyle soruşturmada adeta kullanılarak aldatılmış olduklarına delalet eden ifadeler niteliğindedir. Bu durum, Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliğinin fiziki takip tarassut kısmında görev yapan ve soruşturma kapsamında yalnızca sahada kendilerine verilen takip tarassut faaliyetini yürütmeleri hasebiyle ve bir kısmının örgütsel aidiyeti ve mensubiyetinin tespit edilememesi sebebiyle soruşturmanın sadece takip ettikleri / izledikleri hedef şahıslarla ilgili bölümüne vakıf oldukları değerlendirilen Yalçın Aksoy ve onun konumundaki fiziki takip görevlilerinin, şube içerisinde, soruşturma konusundan Başbakanın veya üst düzey devlet yetkililerinin haberi olduğu hususunu kendi aralarındaki sohbetlerde çok kuvvetle muhtemel konuştukları gerçeği ile birlikte düşünüldüğünde, bu şekilde görev yapan birçok personelin aldatılarak aynı motivasyonla hareket edilmesinin sağlanıldığı daha iyi anlaşılacaktır.

Bu başlık altında dile getirilebilecek bir diğer örnek; Organize Suçlarla Mücadele Şubesi tarafından yürütülen 2012/125043 sayılı soruşturma kapsamında gerçekleştirilen teknik takip / dinleme faaliyetleri sırasında, teknik takip faaliyetini gerçekleştiren dinlemeci personelin, dönemin Çevre ve Şehircilik Bakanı ...'ın seslerinin KDM sistemine düşmesi bir başka deyişle soruşturmada teknik takibi yapılan hedef kişilerin Çevre ve Şehircilik Bakanı Bayraktar ile telefon görüşmesi yapmaları halinde mutlak surette ve ne olursa olsun amirlere ve üstlere bilgi vermelerinin tembihlenmesi hususudur. Bu hususun ise, 2012/125043 sayılı suç soruşturması kapsamında Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliğinde 34 TO 74068 aidiyet numarasıyla dinlemeci personel olarak görev yapan sanık ... tarafından esasa ilişkin savunmalarının alındığı 18/02/2019 tarihli 115'inci celsede dile getirildiği anlaşılmıştır.

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Başkanlığından celp olunarak dosyaya getirtilen 2012/125043 sayılı soruşturma kapsamında gerçekleştirilen teknik takip / dinleme faaliyetlerine ilişkin log kayıtlarının incelenmesinde; 2012/125043 sayılı suç soruşturması süresince Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliğinde görevli polis memuru olarak 34 TO 74068 aidiyet numarasıyla dinleme yaptığı ve Çevre ve Şehircilik Bakanı ...'ın soruşturma kapsamında iletişim tespit tutanağı haline getirilen toplam 66 adet telefon görüşmesinden, ses ID numaraları ve tarihleri kayıtlarda ayrıntılı olarak belirtilen, 22 görüşmesini 70 kez dinlediği tespit edilen, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensubiyetinden ötürü 5237 sayılı TCK'nın 314/2, 3713 SK'nın 5/1 maddeleri uyarınca mahkumiyetine karar verilen sanık ...'un 18/02/2019 tarihli oturumdaki esasa ilişkin savunmasının konuyla ilgili kısmında özetle;

2008 yılı Temmuz'da polis memuru olarak atandıktan kısa bir süre sonra 2009 yılı başlarında Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünün teknik takip kısmında dinlemeci olarak göreve başladığını, teknik takipte (A), (B), (C) ve (D) şeklinde dört ayrı dinleme grubunun bulunduğunu, her bir grupta yaklaşık 12 13 dinlemeci personelin görev yaptığını ve başlarında komiser yardımcısı rütbesinde bir grup amirinin bulunduğunu, Organize Şube'de yürütülen teknik takipli soruşturmaların dinleme faaliyetlerinin bu gruplarda görev yapan polislerce yerine getirildiğini, kendisinin (B) grubunda görev yaptığını, Toki dosyası olarak bilinen başta Ağaoğlu Maslak 1453 projesi olmak üzere ...'daki imar yolsuzlukları ve usulsüzlüklerine dair 2012/125043 numaralı soruşturmanın dinlemelerinin (B) grubu dinlemecileri tarafından yapıldığını, soruşturma sürecinde yaptığı dinlemeler sırasında Bakan ...'ın hedef şahıslarla olan görüşmelerine tanık olduğunu ve o dönem Telekomünikasyon İletişim Başkanlığının KDM (kanuni dinleme modülü) sistemine otomatik olarak düştüğü için bu sesleri dinlediğini, ancak bu görüşmelerde herhangi bir suç unsuruna rastlamadığından dolayı Tibnot programına da içeriğinde suç unsuru var diye not almadığını, KDM sisteminde suç unsuru görüşmeleri ifade eden "değerli sakla" butonunu da işaretlemediğini, buna rağmen bu görüşmelerin kendisinin bilgisi ve iradesi dışında tape yapıldığını sonradan öğrendiğini ve anladığını, soruşturma kapsamında görev alan grup komiserleri Necmettin Karapınar ve ...'in diğer soruşturmalardan farklı ve rutin dışı olarak bu soruşturmada "Bakan ...'ın görüşmesi olursa, suç unsuru içersin içermesin ne olursa olsun mutlak surette bize bilgi verin" diye tembihte bulunup sözlü talimat verdiklerini, bu nedenle Bakanın sesi düştüğü vakit mutlaka grup komiserini bilgilendirdiklerini, soruşturmanın Bakan ile ilgili yönünü 17 Aralık sabahı Mali Şubenin yürüttüğü soruşturmayla birlikte operasyon yapıldığı zaman anladığını ve idrak ettiğini, böylelikle gerçek amacın imar usulsüzlüğü ve yolsuzluğunu soruşturmak değil ve fakat işin içerisine Bakanı / Bakanları da katarak hükûmeti zor durumda bırakmak olduğunu 17 Aralık sabahı anladığını ifade ettiği görülmüştür.

Sanık ...'un esasa ilişkin savunmaları sırasında sarf ettiği bu sözlerden ortaya çıkan esas gerçek; Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce 2012/125043 sor.sayısı üzerinden takibi yapılan ve soruşturulan asıl hususun, soruşturmadaki temel amaç ve gayenin, FETÖ/PDY mensubu adli kolluk görevlisi sanıkların ifade ettikleri gibi Çekmeköy eski Belediye Başkanı Hüseyin Avni Sipahi liderliğinde, Çevre ve Şehircilik Bakanlığında etkin olan haksız ekonomik çıkar amaçlı suç örgütünün ...'da gerçekleştirdiği imar yolsuzlukları ve usulsüzlüklerini tespit etmek, suçla mücadele etmek ve suçu delillendirmek olmayıp ve fakat Çevre ve Şehircilik Bakanı ... ve çevresindeki ilişkiler üzerinden aleyhinde veri ve delil toplamak olduğunun anlaşılmış olmasıdır. Sanık ..., kurgusal nitelikteki soruşturmayı başlatan, koordine eden, talimatlarıyla yönlendiren FETÖ mensubu Organize Şubedeki yönetici kadrosunun Bakan ...'ın içeriğinde suç unsuru bulunsun bulunmasın tüm görüşmelerinden kendilerine bilgi verilmesi ve haberdar edilmeleri talimatı verdiklerini, bu görüşmelerin içeriğinde suç unsuru geçmese bile iletişim tespit tutanağı haline getirildiğini dile getiren ifadeleriyle aslında bu gizli niyeti, amacı ve hedefi açıkça ortaya koymuş bulunmaktadır.

7.Soruşturmaların Başında Hemen Telefon Dinlemelerine Başlanılması / Telefon Dinlemelerinin Ölçüsüz Yapılması;

Herkesçe malum olduğu üzere, adli dinleme olarak bilinen, suç veya faillerinin ortaya çıkarılması amacıyla iletişimin tespiti, iletişimin dinlenmesi, kayda alınması ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin usul ve esaslar 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 135 ila 138'inci maddelerinde düzenlenmiş bulunmaktadır. Telekomünikasyon yoluyla yapılan bir iletişimin denetlenmesinin maddi anlamda hukuka uygunluğu için, hakim kararı veya onayı, öte yandan isnat olunan suçun da CMK m.135/8'de yer alan katalog suçlardan olması yeterli değildir. Şüphesiz ki bunlar yasanın zorunlu olarak aradığı şekli gerekliliklerdir. Bunun ötesinde adli amaçlı dinleme kararının, esasen, CMK m.135 ila 138'de öngörülen emredici hükümleri karşılayacak somut hukuki ve fiili gerekçelere sahip olması gerekmektedir.

Ne var ki kağıt üzerinde böyle olmakla birlikte, ülkemizde ilk hukuki altyapısı, 1999 yılında yürürlüğe giren 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu ile oluşturulan ve bilahare 01/06/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile çerçevesi genişletilen ceza muhakemesinde telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesi tedbirinin, süreç içerisinde fiilen, silahlı terör örgütü FETÖ/PDY tarafından ve onun emniyet ve yargıda yerleşmiş mensupları eliyle, toplumsal yaşamın hemen her kesitini, basını, medyayı, sporu, siyaseti, ekonomiyi dizayn etmek için kurgulanan ve gerçekleştirilen kumpas soruşturmalarında çok etkili bir silah olarak kullanıldığına, araçsallaştırıldığına, suiistimal edildiğine maalesef tanık olunmuş, silahlı terör örgütü FETÖ bu süreçte özellikle jandarma ve emniyette en güçlü olduğu istihbarat birimleri ile operasyonel birim olarak tabir edilen, adli soruşturmaları yürütme yetkisini haiz terör, organize, kaçakçılık, mali ve narkotik şubeler eliyle önleyici ve adli dinleme faaliyetleri üzerinden her türlü kötü emelini gerçekleştirmekte başarılı olmuştur.

Gerçekten de, özellikle silahlı terör örgütü FETÖ/PDY'nin kadrolaşarak emniyet ve yargıda etkili bir güce eriştiği 2007 yılından sonra belirginleşen soruşturma süreçlerinde alınan dinleme kararlarında somut ve hukuki fiili gerekçeler gösterilmemiş, basmakalıp sözler kullanılarak taleplerin dayanakları oluşturulmuş, yargı kararlarında da bu dayanaklara yer verilmeksizin yalnızca CMK m.135'in birkaç cümlesi tekrar edilmiş, telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi somut delillere ulaşmada veya somut delilleri desteklemede uygulanması gereken "son çare" ve "ikincil yöntem" olarak görülmemiş, şüpheli veya sanığın iddiaya konu suçu işlediğine dair kuvvetli şüphe sebepleri veya kuvvetli şüpheyi gösteren somut olgular aranmadığı gibi, başka şekilde delil elde etmenin mümkün olup olmadığı gerçek anlamda araştırılmamış, telefon veya ortam dinleme; asli delil elde etme yöntemi olarak görülmüş, buradan elde edilen kayıtlara yüksek değer verilmiş, suçlamalar da bu kayıtların subjektif yorumu suretiyle yapılmış, hayat alanları izlemeye alınan insanlar adeta konuşamaz, telefonda veya birlikte olduklarında şaka dahi yapamaz hale getirilmiş, bireylerin insan haklarının güvence altına alınmasına dair uluslararası hukuk metinleri ve Anayasanın 20 22'nci maddeleriyle güvence altına alınmış olan özel hayatın gizliliği ve haberleşme hürriyetinin özünü zedeleyen müdahaleler yapılmış, demokratik ve güvenli bir toplumda yaşamak isteyen hiç kimsenin itiraz edemeyeceği "örgütlü suçlulukla mücadele" kılıfına gizlenen örgütsel amaç ve hedefler uğrunda toplumun hemen her kesiti adeta dinlendiği paranoyasına kapılmıştır.

Telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesi için gerekli olan mahkeme kararları alınırken; kimi zaman terör örgütünün yargı içerisinde yerleşmiş olan soruşturma birimleri ve mahkemelerde görev yapan savcı ve hakimleri kullanılmış, kimi zaman bu soruşturmalar özelinde olduğu gibi örgütün emniyetteki uzantıları eliyle soruşturmaların nihai ve gerçek amacını gizleyecek ve kamufle edecek biçimde iletişim talep raporları ve yazılarına her şey tüm çıplaklığıyla derc edilmemiş ve yazılmamış, böylelikle mahkemelerde görev yapan ve örgütsel mensubiyetleri ve aidiyetleri olmayan hakimlerin hukuki denetim imkanı ortadan kaldırılmış, kimi zaman tapelerin tamamının bazı soruşturma savcılarından dahi gizlenmesi yoluyla gerçek hedef ve niyet saklanmış, öte yandan soruşturma operasyon aşamasına getirildiğinde ise örgüt mensubiyeti ve aidiyetinde kuşku bulunmayan savcılarla işbirliği içerisinde hareket edilerek düğmeye basılmış, maalesef kimi zaman da emniyet tarafından klasör klasör getirilen soruşturma evrakının adliyelerdeki malum iş yükü ve yoğunluğunun etkisiyle yeterince incelenememesinden ve bazen de yargıçların normal hiyerarşik yapı içerisinde hareket ettikleri düşünülen / sanılan emniyet personelinin önlerine getirdikleri kapsamlı nitelikteki örgütlü suç soruşturmalarını zaafa uğratmak endişelerinden yararlanılmış ve bunlardan istifade edilmiştir.

FETÖ/PDY silahlı terör örgütünce kurgulanan ve örgütün yargı ve emniyette yerleşmiş mensupları eliyle hayata geçirilen bilinen kumpas soruşturmalarda özellikle sözde delillerin uydurulması / yaratılması ve toplanması süreçlerinde "suç örgütü" kavramı üzerinden dinlemeler yapılmış, hatta adli dinleme yapılmadan önce şartları itibariyle daha kolay uygulanan "önleme dinlemesi" vasıta olarak kullanılmış, adli dinlemelerde ise varsayıma dayalı ve peşin kabullerle "suç örgütü" oluşturulmak suretiyle takibe konu edilen suçların katalog suç kapsamına girip girmediği dikkate alınmaksızın, "suç örgütü" üzerinden gerçekleştirilen dinlemelerden elde edilen kayıtlar "delil" sayılmış, soruşturma ve kovuşturmalar bu şekilde şeklen hukuka uygun gibi gözüken ancak maddi olarak hakikate ve hukuka aykırı sözde deliller üzerine bina edilmiş, böylelikle Örgüt özellikle emniyet istihbarat ve diğer adli birimlerdeki mensupları, yargıdaki uzantıları eliyle sahip olduğu imkan ve kabiliyetler ile hukukun kendisine tanıdığı ve maalesef araçsallaştırıp kötü niyetlerine alet ettiği iletişimin denetlenmesi gibi bir takım hukuki enstrümanlar sayesinde artık kumpas oldukları kamuoyunun kahir ekseriyetince de kabul edilen soruşturma ve kovuşturma süreçlerini yürütmüş, pek çok kişi, grup, yapı ve topluluğu itibarsızlaştırmış, insanların hayatlarını karartmış, bir kısmının ise cezaevlerinde ölmesine sebebiyet vermiştir.

Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, silahlı terör örgütü FETÖ/PDY'nin özellikle kolluk ve yargıda gücünün doruklarına eriştiği 2007 2013 yılları arasındaki süreçte gerçekleştirilen çok sayıda örgütlü suç soruşturmasında telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesi tedbirinin bir araç olarak kullanıldığı, telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesinin somut delillere ulaşmada veya somut delilleri desteklemede uygulanması gereken "son çare" ve "ikincil yöntem" olarak görülmediği, şüpheli veya sanığın iddiaya konu suçu işlediğine dair kuvvetli şüphe sebepleri veya kuvvetli şüpheyi gösteren somut olgular aranmadığı gibi, başka şekilde delil elde etmenin mümkün olup olduğunungerçek anlamda araştırılmadığı, örgütlü suçla mücadelede başka suretle delil elde etmenin imkansızlığı veya güçlüğü bahanesi ve mazeretine sığınılarak daha doğrusu bu argüman kullanılarak telefon veya ortam dinlemenin asli delil elde etme yöntemi olarak görüldüğü, adli dinlemelerin TCK'nın 220'nci maddesinde tanımını bulan ve CMK'da katalog suç olarak sayılan "suç örgütü" üzerinden gerçekleştirildiği, adli dinlemelerde varsayıma dayalı ve peşin kabullerle "suç örgütü" oluşturulmak suretiyle takibe konu edilen suçların katalog suç kapsamına girip girmediği dikkate alınmaksızın dinleme faaliyetlerinin "suç örgütü" üzerinden gerçekleştirildiği, bütün soruşturmaların da başlangıçta hukuki olmayan bu kararlar üzerine inşa edildiği artık bilinen ve gerçek bir vakıa olarak karşımıza çıkmış, bu tür eylem ve işlemlerin gerçekleştirildiği soruşturmaların ise karakteristik bir FETÖ soruşturması olduğu şüphesiyle yaklaşılması sonucunu beraberinde getirmiştir.

Bu konuda verilebilecek en iyi örneklerden birisi, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü tarafından yürütülmüş bir kumpas davası niteliğinde olduğu, ilk derece mahkemesinin kararı ile ortaya konan kamuoyunda bilinen ismiyle Tahşiye kumpası davasıdır.

Bahse konu davaya ilişkin karar gerekçesi incelendiğinde; Fetullahçı terör örgütünün ... İl Emniyeti İstihbarat Şube Müdürlüğünde yerleşmiş mensupları eliyle aynı örgütün Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde görev yapan üyelerine gönderilmiş olan "Radikal Tahşiye Grubu Faaliyetleri" konulu, içeriği somut hiçbir veri ile desteklenmemiş 29/04/2009 tarihli resmi yazının hemen akabinde dört gün sonra ... Cumhuriyet Başsavcılığının o tarihte faal olan CMK'nın 250.maddesi ile yetkili Birimi nezdinde 04/05/2009 tarihli yazı ile soruşturma izni talep edildiği, terör şubenin izin talebinin ertesi gün olan 05/05/2009 günü 2009/1016 sayısına kayden soruşturma izni verilerek bir adli soruşturma başlatıldığı, hemen aynı gün bahse konu tarihte ... Terör Şube Sağ Terörle Mücadele Büro Amiri sıfatını haiz olan, aynı zamanda dosyamız sanıklarından, ... imzası ile TEM Teknik Büro Amirliğine yazılan şube içi yazışma niteliğindeki bir resmi yazı ile haklarında soruşturma izni verilen yazı içeriğinde isimleri belirtilen 20 kişi ile alakalı teknik takip çalışmalarına esas olmak üzere kullanımlarındaki mobil telefon hatları ile gerekli araştırmaların yapılması hususunda talepte bulunulduğu, Teknik Büro Amirliğince yapılan sadece bir (1) günlük sözde araştırma neticesinde İstihbarat Şube Müdürlüğünün 29/04/2009 tarihli bilgi notunda isimleri belirtilen 20 kişinin fiili kullanımında bulunan mobil telefon hat numaralarının tespit edilerek 06/05/2009 tarihli yazı ile soruşturma bürosuna bildirildiği, bunun hemen akabinde aynı gün 06/05/2009 tarihli yazı ile bu kez şüphelilerin kullanımında bulunduğu tespit edilen mobil telefon hatları ile alakalı olarak ... Cumhuriyet Başsavcılığından 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun (CMK) 135.maddesinde yazılı "telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesi" tedbirinin uygulanması için görevli ve yetkili mahkemeler nezdinde gerekli kararların alınması talebinde bulunulduğu, yerinde görülen vaki istem üzerine ... 11. Ağır Ceza Mahkemesi Nöbetçi Hakimliğinin 06/05/2009 tarih ve 2009/545 teknik takip nolu kararı ile talep yazısında belirtilen 20 kişi hakkında CMK'nın 135.maddesindeki "iletişimin içeriğinin tespiti ve denetlenmesi" tedbirinin uygulanmasına karar verildiği, soruşturma kapsamında bu tarihten itibaren yaklaşık 8 9 ay süreyle uygulanan ve başka şüphelilerin dahil olmasıyla genişletilen iletişimin denetlenmesi tedbirine dair diğer kararların, soruşturmanın hemen başında suç örgütünün varlığı gerekçesine dayalı olarak verilen hukuka aykırı bu ilk karar üzerine inşa edildiği, bu süreçte soruşturma şüphelileri aleyhine delillerin kasten uydurulduğu, var olan delillerin ise kasten aleyhe yorumlandığı, dinlemeler dışında hukuka uygun elde edilen veri ve deliller olmadığı, 22/01/2010 tarihli eş zamanlı operasyonda soruşturma şüphelilerine isnat edilen silahlı terör örgütü suçunun maddi eser ve delillerinin kasten uydurulması babında soruşturma şüphelilerinden birisinin sohbet evine önceden patlayıcı mühimmat yerleştirilerek arama sırasında şüphelinin evinde bulunmuş gibi hareket edildiği, bu sayede Tahşiye gurubu olarak bilinen bir dini cemaat üyelerine kumpas kurulduğu, 22/01/2010 tarihli operasyon bir kenara bırakılırsa özetle Tahşiye grubu olarak bilinen cemaat üyelerine yönelik sözde örgüt soruşturmasının FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün emniyetteki uzantıları eliyle ve örgüt liderinin talimatıyla kurgulanıp başlatıldığı ve başlangıcından hemen sonra alınan teknik ve fiziki takip kararları uygulanarak sürdürüldüğü, kumpas soruşturmasının şeklen hukuka uygun gibi gözüken maddi anlamda hukuka aykırı telefon dinlemeleri ve fiziki takipler üzerine inşa edildiği ifade edilmiştir.

Dava konusu somut olayda, Organize ve Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüklerince takip edilen ve yürütülen 2012/120653 ve 2012/125043 sayılı soruşturmalarda da aynı yöntemin uygulandığı; adli dinleme kararlarının varsayıma dayalı, peşin kabulle oluşturulmuş "suç örgütleri" üzerinden alınarak, soruşturmaların hukuki olmayan bu ilk kararlar üzerine inşa edildiği, nitekim Organize Şubenin yürüttüğü 2012/125043 sayılı görünüşteki suç soruşturmasının 18/09/2012 tarihli ihbar üzerine 21/09/2012 tarihinde başlatılmasından sadece (3) gün sonra 24/09/2012 tarihinde sulh ceza mahkemesinden iletişimin denetlenmesi kararının istenildiği, vakıa ... 16'ıncı Sulh Ceza Mahkemesinin aynı tarihli ve 2012/576 değişik iş sayılı kararı ile "şüphelilerin suç örgütü kurduklarına dair somut ve yeterli delil bulunmadığı" gerekçesiyle talebin reddedildiği, üstelik ... 40'ıncı Asliye Ceza Mahkemesinin 01/10/2012 tarihli kararıyla da bu karara yönelik itirazın "mahkemeye sunulan delillerin kuvvetli suç şüphesini uyandırmadığı, e posta ihbarını yapan kişinin tespit edilip ayıntılı beyanı alınarak somut delillerin tespitini gerektiği, gerçekleştiği iddia edilen araba kurşunlama olayı ile ilgili soruşturma yapılması için iletişimin tespiti yoluyla delil toplanmasının gerekli olmadığı, öncelikle başka yollarla delil toplanması, en azından böyle bir çabadan sonra başka yolla delil toplanmasının neden mümkün olduğunundelilleriyle açıklanması gerektiği, bu nedenle sulh ceza mahkemesinin itiraz konusu kararında isabetsizlik bulunmadığı" gerekçesiyle reddine karar verildiği halde, sonuç vermeyeceği zaten bilinen araştırmalar yapılmış gibi göstermelik bir iki tutanak düzenlendikten sonra talebin tekrarlandığı, Başsavcılığın bu gerekçeleri ekleyerek 05/10/2012 tarihinde bu defa ... 33'üncü Sulh Ceza Mahkemesinden talepte bulunduğu, ... 33'üncü Sulh Ceza Mahkemesinin talep doğrultusunda "çıkar amaçlı suç örgütü kurmak ve buna bağlı olarak örgüt faaliyetleri" kapsamında delil elde edilmesi gerekçesiyle CMK'nın 135'inci maddesi uyarınca şüpheliler A.İ, H.G, S.A ve H.Ö'ün iletişimlerinin (3) ay süreyle denetlenmesine karar verildiği, soruşturma kapsamında diğer şüphelilerin iletişimlerinin denetlenmesine dair sonraki kararların, soruşturmanın başlangıcından hemen kısa bir süre sonra alınan bu ilk dinleme kararı ile yapılan dinleme ve tespitler sırasında elde edilen bilgilere dayandırılarak alındığı görülmektedir.

Görüleceği üzere, Organize Şube eliyle yürütülen 2012/125043 sayılı soruşturmada, FETÖ soruşturmalarının karakteristik özelliklerini yansıtan biçimde, başlangıcından çok kısa bir süre sonra iletişimin denetlenmesi tedbirine başvurulmuş, muhtemelen başlangıçta öngörülmeyen biçimde ortaya çıkan talebin reddi ve itiraz süreçleri de bir şekilde aşıldıktan sonra telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesi tedbiri uygulanmaya başlanmış, soruşturma kapsamında asıl hedeflenen diğer şüphelilerle ilgili iletişimin dinlenilmesi kararları bu ilk karar üzerine bina edilmiş, soruşturmanın başlangıcındaki ilk dinleme kararı yine FETÖ soruşturmalarının karakteristik özelliklerini yansıtan biçimde torba madde olarak değerlendirilen TCK m.220'ye mümas "çıkar amaçlı suç örgütü kurmak ve buna bağlı olarak örgüt faaliyetleri"nden alınmış, bir araç kurşunlama hadisesinden yola çıkarak her nasılsa Ali Ağaoğlu'nun iddia konusu imar yolsuzluklarını ve usulsüzlüklerini ancak ve ancak birden fazla kişinin belli bir suç organizasyonu dahilinde ortak hareket etmesiyle gerçekleştirebileceği ve bu nedenle örgütlü bir yapının bulunduğu peşin kabulünden hareket edilmiş, varsayıma dayalı ve peşin kabullerle "suç örgütü" oluşturulmak suretiyle takibe konu edilen diğer suçların (imar kirliliğine neden olmak, resmi ve özel evrakta sahtecilik, nüfuz ticareti, Boğaziçi ve Kıyı Kanunlarına muhalefet, vs gibi) katalog suç kapsamına girip girmediği dikkate alınmaksızın yaklaşık 14 ay süren dinleme faaliyetlerinin tamamı "suç örgütü" üzerinden hukuka aykırı olarak gerçekleştirilmiş ve yine her nedense soruşturmanın başlangıcında çıkar amaçlı suç örgütü kurmak ve buna bağlı örgüt faaliyetlerinden ötürü somut delillere dayalı kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı gerekçesiyle CMK m.135 gereği hakkında iletişimin denetlenmesi tedbiri uygulanan soruşturma şüphelisi Ali Ağaoğlu'nun 17 Aralık operasyonu sonrası mevcut delil durumu itibariyle sadece adli kontrol istemiyle mahkemeye sevk edilebildiği anlaşılmıştır.

Bir diğer yandan, Mali Şube eliyle yürütülen 2012/120653 sayılı soruşturmada, yine FETÖ soruşturmalarının karakteristik özelliklerini yansıtan biçimde, soruşturmanın başlangıcından çok kısa bir süre sonra iletişimin denetlenmesi tedbirine başvurulduğu, suç soruşturmasının 13/09/2012 tarihinde başlatılmasından sadece (1) gün sonra, her nasılsa şüpheliler hakkında soruşturmanın ertesi günü kuvvetli suç şüphesine ulaşıldığı belirtilerek 14/09/2012 tarihinde sulh ceza mahkemesinden iletişimin denetlenmesi kararının istenildiği, ... 5'inci Sulh Ceza Mahkemesince soruşturmanın başlamasından sadece dört gün sonra verilen 17/09/2012 tarihli karar ile şüpheli...ve beraberindeki 11 gerçek kişi hakkında "çıkar amaçlı suç örgütü kurmak, suç örgütü faaliyeti çerçevesinde altın kaçakçılığı ve suç gelirlerinin aklanması" suçlarının işlendiğine dair kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka surette delil elde etme imkanın bulunmaması nedeniyle CMK'nın 135'inci maddesi uyarınca (3) ay süreyle iletişimlerinin denetlenmesine karar verildiği, soruşturma kapsamında diğer şüphelilerin iletişimlerinin denetlenmesine dair sonraki kararların, soruşturmanın başlangıcından hemen kısa bir süre sonra alınan bu ilk dinleme kararı ile yapılan dinleme ve tespitler sırasında elde edilen bilgilere dayandırılarak alındığı, Mali Şubece 14/09/2012 tarihli yazıyla haklarında adli dinleme kararı talep edilen 12 kişiden 5'inin ... İstihbarat Şubesince 02/09/2012 tarihli yazıyla Mali Şubeye isimleri bildirilen kişiler olduğu,

Binaenaleyh, dava konusu her iki soruşturmada, silahlı terör örgütü FETÖ/PDY'nin kadrolaşarak emniyet ve yargıda etkili bir güce eriştiği 2007 yılından sonra belirginleşen soruşturma süreçlerinde olduğu gibi ve FETÖ soruşturmalarının karakteristik özelliklerini yansıtan biçimde; telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesi tedbirinin bir araç olarak kullanıldığı, telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesinin somut delillere ulaşmada veya somut delilleri desteklemede uygulanması gereken "son çare" ve "ikincil yöntem" olarak görülmediği, soruşturmaların başlangıcından hemen birkaç gün sonra iletişim tedbirine başvurulduğu, şüphelilerin iddiaya konu suçları işlediklerine dair kuvvetli şüphe sebepleri veya kuvvetli şüpheyi gösteren somut olgular aranmadığı gibi, başka şekilde delil elde etmenin mümkün olup olduğunungerçek anlamda araştırılmadığı, örgütlü suçla mücadelede başka suretle delil elde etmenin imkansızlığı veya güçlüğü bahanesi ve mazeretine sığınılarak daha doğrusu bu argüman kullanılarak telefon dinlemenin asli delil elde etme yöntemi olarak görüldüğü, adli dinlemelerin TCK'nın 220'nci maddesinde tanımını bulan ve CMK'da katalog suç olarak sayılan "suç örgütü" üzerinden gerçekleştirildiği, adli dinlemelerde varsayıma dayalı ve peşin kabullerle "suç örgütü" oluşturulmak suretiyle takibe konu edilen suçların katalog suç kapsamına girip girmediği dikkate alınmaksızın dinleme faaliyetlerinin "suç örgütü" üzerinden yapıldığı, telefon dinlemelerinin müteaddit kez uzatılmasına karar verilmek suretiyle koruma tedbirlerinin aşırı derecede ölçüsüz bir şekilde kullanıldığı, 17 Aralık soruşturmalarının bu özellikleri itibariyle de "örgütsel amaç ve motivasyonla, örgütün kumpas soruşturmalarındaki bilindik usul ve yöntemleri uygulanarak" başlatılıp yürütüldüğü değerlendirilmiştir.

8.Rıza Sarraf'a Ait Şifreyle E mail Adresine Girilerek CMK 134 Çerçevesinde E posta Takibi Suretiyle Hukuka Aykırı Delil Elde Edilmesi;

Mali Şube tarafından yürütülen 2012/120653 sayılı suç soruşturmasında, soruşturma şüphelisi Rıza Sarraf'ın kullandığı değerlendirilen "riza_sf@hotmail.com" adlı elektronik posta adresi hakkında ilk kez, altında sanık ...'a ait 34 TM 00184 aidiyet numarası ve imzasının yer aldığı 04/04/2013 tarihli kolluk raporuyla yapılan talep üzerine ... 17'nci Sulh Ceza Mahkemesinin 05/04/2013 tarih ve 2013/141 değişik iş sayılı kararı ile CMK m.135 uyarınca tedbir kararı verildiği, söz konusu karar ile şüphelinin mobil telefonları yanında ayrıca bu elektronik posta adresi üzerinden üçüncü kişilerle gerçekleştirdiği suçla ilgili görüşmelerinin / mail trafiğinin CMK'nın 135'inci maddesi çerçevesinde, daha önce verilmiş olan tedbirin bir aylık uzatma süresinin hitam bulduğu anlaşılan, 14/04/2013 tarihine değin denetlenmesine karar verildiği, hemen akabinde CMK'nın 135'inci maddesi çerçevesinde uygulanan bu tedbirin, altında sanıklar ... ve...'ın aidiyet numaraları ve imzaları yer alan, 10/04/2013 tarihli kolluk raporuyla yapılan talep üzerine ... 25'inci Sulh Ceza Mahkemesinin 11/04/2013 tarih ve 2013/213 değişik iş sayılı kararı ile 14/04/2013 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere bir (1) ay süreliğine uzatılmasına karar verildiği, hatta söz konusu tedbirin bilahare ... 26'ncı Sulh Ceza Mahkemesince talebe binaen 10/05/2013 tarihli karar ile 14/05/2013 tarihinden geçerli olmak üzere bir ay süreliğine tekrar uzatılmasına karar verildiği,

Hal böyle iken, yani Rıza Sarraf'ın kullandığı mobil telefonlar ile birlikte ayrıca riza_sf@hotmail.com adlı elektronik posta adresi üzerinden üçüncü kişilerle gerçekleştirdiği suçla ilgili görüşmelerinin / mail trafiğinin CMK'nın 135'inci maddesi çerçevesinde takibine karar verilmiş ve bu tedbir uygulanmakta iken, bundan birkaç gün sonra 34 TM 00145 aidiyet numaralı sanık... tarafından düzenlenen 15/04/2013 tarihli raporda Rıza Sarraf'ın her türlü müşterileriyle iletişimini riza_sf@hotmail.com adresi üzerinden gerçekleştirdiği, bilgi ve belgeleri bu mail üzerinden gönderdiği, ancak şüphelinin e posta dökümlerine sistem vasıtasıyla ulaşılamadığı, bu nedenle bahse konu belgelerin aydınlatılabilmesi için e posta adresine girilmek suretiyle inceleme yapılabilmesinin gerekli olduğu ifade edilerek, CMK'nın 135'inci maddesi kapsamında yapılan dinlemeler sonucu öğrenilen / elde edilen şifresiyle mail adresine girilmek suretiyle inceleme kararı alınmasında yarar olduğunun ifade edilmesiyle birlikte savcılık talebi üzerine ... 33'üncü Sulh Ceza Mahkemesinin 17/04/2013 tarih ve 2013/242 değişik iş sayılı kararıyla "söz konusu e posta adresine şifresiyle girilmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere inceleme yapılmasına" karar verildiği, lakin mahkeme kararında yasal dayanağının gösterilmediği, alınan bu kararla birlikte kolluk tarafından şubede kurulu ve internet erişimi olan bir bilgisayar üzerinden 17/04/2013 günü saat 21.14 itibariyle Rıza Sarraf'a ait mail şifresiyle e posta adresine girilerek Sarraf'ın geçmişe dönük mail trafiğinin CMK m.134 çerçevesinde incelendiği ve buna dair bir "mail inceleme tutanağı" düzenlendiği, düzenlenen bu tutanakta soruşturma şüphelilerinden Abdullah Happani'nin Rıza Sarraf'a 29/03/2013 tarihinde göndermiş olduğu ve Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan'ın adının geçtiği excel ortamında tutulmuş kayıtlarının varlığının tespit edildiği, söz konusu excel tablosunun Sarraf ile Bakan arasındaki rüşvet iddiasına delil olarak gösterildiği anlaşılmıştır.

Belirtmek gerekir ki, soruşturma neticesinde verilen 16/10/2014 tarihli ve 2012/120653 sor., 2014/69582 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın 40 ve devamı sayfalarında da dile getirildiği üzere, yapılan işlemin hukuka aykırı olduğu değerlendirilmiştir. Zira, anlaşıldığı üzere, adli kolluk birimleri tarafından 17/04/2013 tarihli mahkeme kararı üzerine gerçekleştirilen mail inceleme işlemi, şifresiyle girilmek suretiyle bir dijital ortamdaki verilerin uzaktan elde edilmesine yönelik olup, üstelik bu verilerin daha önce gerçekleştirilmiş bir iletişime ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.

Ceza Muhakemesi Kanununda Öngörülen Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Denetlenmesi, Gizli Soruşturmacı ve Teknik Araçlarla İzleme Tedbirlerinin Uygulanmasına İlişkin 14/02/2007 tarihli yönetmeliğin tanımlar başlıklı 4'üncü maddesinde iletişimin dinlenmesi ve kayda alınması; telekomünikasyon yoluyla gerçekleştirilmekte olan konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması ile diğer her türlü iletişimin uygun teknik araçlarla dinlenmesi ve kayda alınmasına yönelik işlemleri olarak tanımlanmış iken, öte yandan aynı maddede telekomünikasyonun ise, işaret, sembol, ses ve görüntü ile elektrik sinyallerine dönüştürülebilen her türlü verinin; kablo, telsiz, optik, elektrik, manyetik, elektromanyetik, elektro kimyasal, elektro mekanik ve diğer iletim sistemleri vasıtasıyla iletilmesi, gönderilmesi ve alınmasını ifade ettiği belirtilmiştir.

Dolayısıyla 14/02/2007 tarihli yönetmelik hükmündeki tanımlardan da anlaşılacağı üzere, şüpheli veya sanığın ancak devam eden ileriye dönük mail iletişimi telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesi tedbiriyle takip edilebilir ve CMK'nın 135'inci maddesinde düzenlenen tedbirin konusu olabilir ki, zaten riza_sf@hotmail.com adlı elektronik posta adresiyle alakalı daha önce ... 17'inci ve 25'inci Sulh Ceza Mahkemelerince CMK'nın 135'inci maddesi çerçevesinde verilmiş ve uygulanmakta olan iletişimin denetlenmesi kararları bulunduğu halde, bu şekilde mail şifresiyle e posta adresine girilmek suretiyle geçmişe dönük dijital veriler ve elektronik posta trafiği üzerinde inceleme yapılmasının hukuki çerçevede bir izahı bulunmamaktadır.

Her ne kadar sanık savunmalarında ve 15/04/2013 tarihli kolluk raporunda şüphelinin e posta dökümlerine sistem vasıtasıyla teknik olarak ulaşılamadığı, bu nedenle bahse konu belgelerin aydınlatılabilmesi için e posta adresine girilmek suretiyle inceleme yapılabilmesinin gerekli olduğu, bu nedenle CMK m.134 üzerinden mail incelemesi yoluna başvurulduğu ifade edilerek yapılan işlemin gerekçesi bu şekilde dile getirilmiş ise de, savcılık tarafından soruşturma kapsamında adli kolluk birimine yazılan talimat yazılarında da CMK'nın 135'inci maddesindeki tedbirin uygulanması kapsamında telefon üzerinden (mobil / sabit) gerçekleştirilen iletişimlerin TİB Kanuni Dinleme Modülü (KDM) sistemi üzerinden dinlenerek kayda alınması, diğer yandan e posta adresine gelen ve gönderilen elektronik iletiler ile MSN programı üzerinden yapılan anlık görüşmelerin (chat) ise yine TİB'in ADIT programı üzerinden izlenerek kayda alınması gerektiğinin açıkça belirtildiği, bir diğer söyleyişle e posta takibinin ancak CMK m.135 çerçevesinde yapılabileceğinin belirtildiği, dolayısıyla yasa ve yönetmelik hükmü ile adli kolluk birimlerine yazılan talimatlarda e posta takibinin buna dair mahkeme kararında belirtilen tarihten itibaren ve ancak ileriye dönük gerçekleştirilen iletişim ve iletilerin takibinin yapılmasının açıkça ifade edildiği anlaşılmaktadır.

Oysa ki, somut olayda elektronik posta adresine, ne şekilde ele geçirildiği belli olmayan şifre ile girilmek suretiyle inceleme yapılmıştır. Her ne kadar, kolluk raporu ve talep yazılarında, e posta adresine ait mail şifresinin CMK'nın 135'inci maddesi uyarınca yapılan dinlemeler sırasında tespit edildiği belirtilmiş ise de, ne 15/04/2013 tarihli kolluk raporunda ne de kolluk fezlekesinde bu denli önemli bir işleme dayanak teşkil eden şifrenin zikredildiği herhangi bir konuşmaya yer verilmediği görülmektedir. Konuyla ilgili olarak sanıklardan... her ne kadar savunmalarında, Rıza Sarraf'ın mail şifresinde sorun yaşadığını, bunu telefonda görüştüğü Aykut isimli çalışanıyla arasındaki karşılıklı iletişim sırasında zikrettiğini, şifrenin bu vesileyle Rıza Sarraf'a yönelik gerçekleştirilen dinleme faaliyeti sırasında öğrenildiğini ifade etmişse de, savunmasını tevsik edici ve belgelendirici bir tape içeriği sunulmadığı görülmüştür. Bu durum, adli kolluk görevlilerinin şifreyi kırmak olarak tabir edilen, sistemi bozmak suretiyle mail adresine ulaştıkları şüphesini kuvvetlendirmektedir. Bu şekilde, daha önce gönderilmiş bir elektronik posta içeriğinin, somut olayda olduğu gibi mahkeme kararıyla ve şifre girilmek suretiyle tespit edilmesi ve dosyaya delil olarak konulması, bilahare bu delile kolluk fezlekesi ve Bakanlarla ilgili Meclis Başkanlığına gönderilen raporda yer verilmesi hukuken doğru değildir.

Herkesçe malum olduğu üzere, bilgileri otomatik işleme tabi tutulmuş bir sistemde muhafaza edilen geçmişe dönük bilgi ve verilerin incelenmesi CMK'nın 134'üncü maddesine göre yapılmak durumundadır. CMK'nın 134'üncü maddesinde öngörülen "bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerde arama, kopyalama ve elkoyma" tedbiri ise, madde metninden de açıkça anlaşılacağı üzere, ancak yürütülen bir soruşturma kapsamında "ele geçirilmiş olan" dijital materyale yani cihaza bizatihi müdahale edilmek suretiyle icra edilebilen bir tedbirdir. Genel olarak öğretide de, e postanın, bireylerin görüş alışverişinde bulunup bilgi paylaşması vasıtası olması hasebiyle haberleşme hürriyetinin kapsamında kabul ve koruma gördüğü, bu alışveriş sırasında suç içeren iletişimde bulunulması halinde bunun ancak CMK m.135'deki tedbir yoluyla delillendirilebileceği, soruşturma çerçevesinde bireyin e posta üzerinden yaptığı görüşmelerin, CMK m.134'de düzenlenen bilgisayar kütüklerinde arama, kopyalama ve elkoyma yoluyla takibinin hukuken olanaklı olmadığı, zira e postanın bilgisayarda veya sair dijital materyallerde duran sabit bir bilgi, veri ve program olmayıp, tümü ile Anayasanın 22'nci maddesi kapsamında değerlendirilmesi gereken haberleşme hürriyetinin bir kullanım şekli olduğu kabul edilip benimsenmektedir. Somut olayda ise, yukarıda da izah edildiği üzere CMK m. 134'e dayandırılan 17/04/2013 tarihli mail inceleme işleminin yapıldığı tarihte soruşturma şüphelisi Rıza Sarraf'a ait bilgisayar ve sair dijital materyallerin henüz ele geçirilmemiş olduğu, yapılan bu işlemden tam sekiz (8) ay sonra 17/12/2013 tarihinde yapılan operasyonla birlikte cihazlara elkonulduğu ve ele geçirildiği izahtan varestedir. Dolayısıyla CMK'nın 134'üncü maddesinin içeriğine aykırı olarak yapılan işlem ve delil elde etme yöntemi, kanunda düzenlenmemiş olup, olmayan bir yetkinin adli kolluk birimlerince kullanılması anlamına gelir ki, bunun şekli anlamda var olan ve fakat maddi anlamda hukuka açıkça aykırı olan, hatta yasal dayanak da içermeyen bir mahkeme kararına istinaden yapılmış olmasının yapılan işlemi hukuka uygun hale getirmeyeceği değerlendirilmiştir.

Sonuç itibariyle, şüphelinin e posta takibiyle ilgili CMK'nın 135'inci maddesi çerçevesinde mahkeme kararına istinaden yapılan telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesi tedbirinin devamı ve uygulanması sırasında, ne suretle ele geçirildiği belli olmayan mail şifresiyle bir başka bilgisayar üzerinden sisteme girilerek, sistemde muhafaza edilen ve daha önce gerçekleştirilmiş geçmişe dönük bir iletişime ilişkin verilerin elde edilmesi ve incelenmesi, bu yolla rüşvet miktarlarını gösterir ve excel ortamında tutulduğu belirtilen geçmişe ait bir takım kayıtlarının varlığının tespit edilmesi, her ne kadar sanıklar tarafından aksi iddia edilse ve sıklıkla uygulanan bir tedbir olduğu belirtilse de, olağan bir suç soruşturmasında gösterilecek bir adli kolluk refleksi olmayıp, yapılan hukuka aykırı bu delil elde etme usul ve yönteminin, 17 Aralık soruşturmalarının "örgütsel amaç ve motivasyonla, örgütün kumpas soruşturmalarındaki bilindik usul ve yöntemleri uygulanarak" gerçekleştirildiğini ortaya koyan ve kaynağını ancak örgütsel bir aidiyet, bağlılık ve adanmışlık duygusundan alan ve bunlardan beslenen, diğer suç soruşturmalarından farklı bir saik ve güdülenmeyle hareket edildiğine delalet eden unsurlardan birisi olduğu belirlenmiştir.

9.Mali Şube Soruşturmasında Operasyon Öncesi Aşamada İsmen Bilirkişi Görevlendirilmesi;

17 Aralık soruşturmalarında şüphelilere yüklenilen suçlama ve iddialar kısmında da dile getirildiği üzere, Mali Şube tarafından takip edilen 2012/120653 sayılı suç soruşturmasının fezlekesinde...liderliğindeki suç örgütünün soruşturma sırasında tespit edilen en önemli kaçakçılık, sahtecilik ve rüşvet eylemlerinden birinin Gana'dan Türkiye'ye kaçak yolla 1,5 ton altın getirilmesi eylemi olduğu iddia edilmiş, 20/12/2013 tarihli kolluk fezlekesinin "eylemler" başlığıyla anılan bölümünde yer verilen ve 504 sayfalık fezlekenin 70 ila 166'ıncı sayfaları arasında yaklaşık 100 sayfada izah edildiği anlaşılan bu eylemde özet olarak; Rıza Sarraf liderliğindeki suç örgütü tarafından 31/12/2012 tarihinde mineral samples (doğal taş) olarak gerçeğe aykırı beyanla Gana ülkesinden çıkarılan 1.500 kg (1,5 ton) altın cinsi eşyanın ULS Havayolları isimli özel bir kargo / taşımacılık firmasına ait TC ABK tescilli ve KZU 750 sefer sayılı kargo uçağı ile Gana'dan havayoluyla Türkiye'ye getirildiği, altın yüklü kargo uçağının 01/01/2013 tarihi sabah saat 06.40 sıralarında taşıdığı yüke dair hiçbir evrak olmaksızın Atatürk Havalimanına iniş yaptığı, Rıza Sarraf liderliğindeki suç örgütünün altınları kaçak yoldan Türkiye'ye sokmak için içeriği itibariyle sahte fatura ve airwaybill (havayolu taşıma senedi) düzenlediği, ilgili gümrük idaresindeki görevli memurlarca uçağın taşıdığı yüke dair sonradan kendilerine ibraz edilen evrakın içeriği itibariyle sahte, yanıltıcı ve farklı olduğunun anlaşılarak eşyanın gerçekte altın cinsinden olduğunun tespit edilmesi ve olayın yazılı ve görsel medyada yer bulması nedeniyle suç örgütünün bu kez altınları sahte evrak kullanarak yurda kaçak yolla sokmak eyleminden vazgeçerek 65.000.000 USD değerindeki altın cinsi eşyayı adli soruşturma konusu yapılması ve mahkemece tedbir konulmasını önleyerek yurt dışına güvenli bir yere götürmek için Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan'ı devreye soktuğu ve Bakanın nüfuzunu kullanarak gümrük idaresinin talimatı ile altının orijinal olmayan evrak ile hiçbir soruşturmaya muhatap olmaksızın üçüncü bir ülke konumundaki Birleşik Arap Emirlikleri ülkesinin başkenti Dubai'ye gönderilmesini sağladığının iddia edildiği görülmüştür.

Gana altın olayı ile ilgili ilk soruşturmanın, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Rehberlik ve Denetim Başkanlığınca 18/02/2013 tarihinde yapılan görevlendirme üzerine Bakanlık teftiş kurulunda görevli gümrük ve ticaret başmüfettişi Mehmet Eryılmaz tarafından yürütülen müfettişlik incelemesi ve soruşturması olduğu, bu soruşturma sonucu Mehmet Eryılmaz hazırlanan 18/03/2013 tarih ve 52 6 sayılı 22 sayfalık raporun, olayın gerçekleştiği iddia edilen gümrük sahası itibariyle Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının yetki sınırları içerisinde kalması hasebiyle suç duyurusu yazısı ekinde Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığına tevdi edildiği, 18/03/2013 tarihli söz konusu raporda eylemin kaçakçılık ve kambiyo mevzuatı açısından ayrı ayrı irdelendiği ve sonuç itibariyle özet olarak külçe altının gümrük vergisinden muaf ve KDV'den istisna olduğu dikkate alındığında söz konusu altınların Türkiye'ye ithaline teşebbüs edilmesi eyleminin 21/03/2007 tarihli ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununun ihlal eder yönü bulunmadığı, ancak 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetinin Korunması Hakkındaki Kanunda öngörülen idari yaptırımı gerektirir nitelikte olduğunun belirtildiği, öte yandan gümrüğe sunulan ilk belgelerde eşyanın "mineral samples / doğal taş" olarak tanımlanmış olması, sonradan gümrüğe ibraz edilen belgelerde (konşimento) ise farklı beyanda bulunulması nedeniyle altın cinsindeki eşya ile ilgili olarak farklı ve yanıltıcı bilgilerin yer alması nedeniyle, Türk Ceza Kanununun evrakta sahtecilik hükümlerinin ihlal edilip edilmediği hususunun ise adli soruşturmaya yetkili Savcılık makamınca değerlendirilmesi gerektiğinin ifade edildiği,

Bundan sonra olayın, 18/03/2013 tarihli müfettişlik raporunun suç duyurusu yazısı ekinde sunulduğu Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı Kaçakçılık ve Mali Suçlar Soruşturma Bürosunca ilkin 2013/37910 sor.sırasına kayden soruşturulmasına başlanıldığı, ne var ki Kaçakçılık ve Mali Suçlar Bürosunca eylemin 1567 sayılı Kanun hükümleri uyarınca idari para cezasını gerektirir nitelikte kabahat nevinden olduğu gerekçesiyle soruşturma evrakının 08/04/2013 tarihinde Bakırköy CBS Kabahatler Bürosuna gönderildiği ve burada 2013/902 kabahat numarasını aldığı, lakin Kabahat Bürosunca da soruşturma evrakı içeriğine nazaran olayda gümrük muhafaza müdür ve görevlileri hakkında görevi kötüye kullanma suçunun işlendiğine dair şüpheler bulunduğu gerekçesiyle soruşturma evrakının tefrik edilerek bu yönü itibariyle soruşturma icrası yönünden gereğinin takdir ve ifası için evrakın 12/04/2013 tarihinde Memur Suçları Soruşturma Bürosuna gönderildiği, evrakın burada yeni bir soruşturma numarasına kaydedilmesiyle bu kez 2013/41365 soruşturma numarasını aldığı, Memur Suçları Soruşturma Bürosunca görevi kötüye kullanma suçunun unsurlarının tespit edilemediğinden bahisle evrakın özel evrakta sahtecilik suçu yönünden değerlendirilmesi gerekçesiyle 18/04/2013 tarihinde bu kez Genel Soruşturma Bürosuna gönderildiği, Genel Soruşturma Bürosunca 2013/41365 sor. sayısı üzerinden yürütülen soruşturma sırasında bu kez gümrük başmüfettişi bilirkişi Öner Yıldız'dan bilirkişi raporu temin edildiği, bilirkişi Öner Yıldız'ın sunduğu 07/11/2013 tarihli bilirkişi raporunda olayda evrakta sahtecilik fiilinin unsurlarının oluşmadığı ve fakat 1567 SK'nın 3/2 maddesi gereğince işlem tesis edilmesi gerektiği görüşünün belirtilmesi üzerine 08/11/2013 tarihinde soruşturma evrakının mükerreren yeniden Kabahatler Bürosuna gönderildiği, nitekim Kabahatler Bürosu Savcısınca Genel Soruşturma Bürosuna yazılan 18/11/2013 tarih ve 2013/902 kabahat numaralı yazı ile olayla ilgili olarak Kabahat Bürosu tarafından 2013/902 nolu kabahat evrakı üzerinden zaten soruşturmaya devam edilmekte olduğu belirtilerek evrakın Genel Soruşturma Bürosuna iade edildiği, bunun üzerine soruşturma evrakının 20/11/2013 tarihinde 2013/112787 soruşturma numarasını aldığı ve 25/11/2013 tarihinde bu soruşturma numarası üzerinden verilen 2013/51549 sayılı "kovuşturmaya yer olmadığına dair" karar ile aralarında Rıza Sarraf'ın ortağı olduğu iddia edilen İran uyruklu Babak Zanjani'nin de bulunduğu 11 şüpheli hakkında özel evrakta sahtecilik suçundan takipsizlik kararı verildiği, netice itibariyle Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen ve sonuçlandırılan soruşturma neticesinde Gana altın olayıyla ilgili şüpheliler hakkında 25/11/2013 tarihli KYOK ile özel evrakta sahtecilik iddiasından takipsizlik verildiği, kaçakçılık iddiasının sabit görülmediği, kambiyo mevzuatına aykırılıktan bir başka deyişle 1567 SK'nuna muhalefetten ötürü 18/12/2013 tarih ve 2013/902 kabahat no, 2013/2119 sayılı karar ile 1567 SK'nun 3/2 maddesi uyarınca 57.789.210'ar TL idari para cezasına hükmedildiği, Gana altın olayıyla ilgili Bakırköy C. Başsavcılığındaki soruşturmanın serencamının özetle bu şekilde olduğu,

Öte yandan...liderliğindeki suç örgütünün 2012/120653 sayılı soruşturma sırasında tespit edilen en önemli kaçakçılık, sahtecilik ve rüşvet eylemlerinden biri olduğu iddia edilen Gana altın olayı ile ilgili olarak, suç örgütüne yönelik soruşturmayı yürüten Mali Şube Müdürlüğünde görevli adli kolluk görevlisi sanıklarca ayrı bir bilirkişi incelemesi yaptırıldığı, bu çerçevede gümrük başmüfettişi Şener Çelepçıkay'a ayrı bir rapor hazırlattırıldığı, gümrük başmüfettişi Şener Çelepçıkay tarafından 17 Aralık operasyonundan bir gün sonra 18/12/2013 tarihinde iki klasör halinde dosyaya sunulan 164 sayfalık raporda, bahse konu "altın"ın Türkiye'deki gerçek alıcısı olan ve paravan şirket niteliğindeki "Duru Döviz Menkul Kıymetler A.Ş." adlı şirketi Emin Hayyam adlı şüpheli üzerinden yöneten, dolayısıyla olayın asli sorumlusu olan...ve diğer bir kısım şüpheliler hakkında kaçakçılık, özel ve resmi evrakta sahtecilik, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, gümrük görevlileri yönünden rüşvet suçları yönünden takibatta bulunulması gerektiği şeklinde görüş belirtildiği anlaşılmıştır.

Mali Şube tarafından 2012/120653 sayısı üzerinden yürütülen soruşturmaya ilişkin olarak ... Cumhuriyet Savcısı Ekrem Aydıner tarafından verilen 16/10/2014 tarihli ve 2012/120653 sor., 2014/69582 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın 55 ve devamı sayfalarında Gana altın olayı ile ilgili tespitlere yer verilerek, Gana'dan gelen altınlarla ilgili iddia ve suçlamalara ilişkin olarak Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma neticesi kararlar verildiği, bu bağlamda belgede sahtecilik iddiasının soruşturulup takipsizlikle sonuçlandırıldığı, bu nedenle belgede sahtecilik iddiasının yeniden soruşturma konusu yapılabilmesinin CMK'nın 172/2 maddesi çerçevesinde ancak yeni ve yeterli delil elde edilmesiyle mümkün olabileceği, öte yandan kaçakçılık iddiasının da yine Bakırköy CBS tarafından 2013/902 kabahat numaralı dosyada sonuçlandırıldığı ve idari yaptırım uygulanmasına karar verildiği, dolayısıyla 2012/120653 sayılı soruşturmayı yürüten Mali Şube'de görevli adli kolluk görevlilerince, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturulup muktezaya bağlanmış olan eylemlerle ilgili yeni bir bilirkişi görevlendirerek işlem yapılmış olmasının hukuka aykırı olduğu ifade edilmiş, takipsizlik kararında yapılan bu tespitlere karşın sanıklar tarafından yapılan savunmalarda ise özet itibariyle, Bakırköy C. Başsavcılığınca yapılan soruşturmanın, olayla ilgili kendilerinde var olan teknik takip ve dinlemelerden elde edilmiş veriler olmaksızın yürütülerek sonuçlandırıldığı, oysa ki olayın ancak teknik takip ve dinlemelerden elde edilen veriler ışığında tam olarak aydınlatılabildiği ve tüm yönleriyle ortaya konulabildiği, nitekim gümrük başmüfettişi Şener Çelepçıkay tarafından sunulan 18/12/2013 tarihli raporda olaya ilişkin telefon dinlemelerinden elde edilen veriler ışığında değerlendirme yapılmış olması hasebiyle söz konusu raporun Gana olayını tüm gerçekliğiyle yansıttığı, Bakırköy C. Başsavcılığınca yapılan adli soruşturmada verilen KYOD (kovuşturmaya yer olmadığına dair) kararına dayanak alınan Mehmet Eryılmaz ve Öner Yıldız'ın bilirkişi raporlarında ise dinleme verilerinin bulunmaması sebebiyle raporların bu yönüyle eksik ve yetersiz olduğu, kaldı ki Mehmet Eryılmaz tarafından sunulan ilk raporda dahi olayda muhteviyatı itibariyle gerçeği yansıtmayan sahte belgeler kullanılması ve bunların gümrük idaresine ibraz edilmiş olması nedeniyle sahtecilik suçunun unsurlarının oluştuğu yönünde görüş belirtilerek nihayetinde takdirin soruşturma merci olan savcılık makamına bırakıldığını, dolayısıyla Bakırköy C. Başsavcılığının KYOD kararında belirtildiğinin aksine Eryılmaz'ın somut olayda sahtecilik fiilinin unsurlarının oluşmadığına dair bir kanaat ve tespitinin bulunmadığını, Bakırköy savcılığının buna rağmen hatalı değerlendirmeyle takipsizlik kararı verdiğini, tüm bu nedenlerle Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının verdiği KYOD kararına konu olay ve hususlarla ilgili yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırılması lüzumu hasıl olduğunun ifade edildiği görülmüştür.

Hal böyle olmakla birlikte, 2012/120653 sayılı soruşturma sırasında Gana olayı ile ilgili bilirkişi görevlendirilmesi sürecinde ilk derece mahkemesince de rutin olmadığı değerlendirilen bir usul ve yönteme başvurulduğu; her şeyden önce gümrük başmüfettişi bilirkişi Şener Çelepçıkay'ın bilirkişi incelemesi yaptırılmak üzere ismen görevlendirilmesinin istenildiği, bu kapsamda soruşturma savcısı Yılmaz Kıstı tarafından Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Rehberlik ve Teftiş Kurulu Başkanlığına yazılan 23/05/2013 tarih ve 2012/120653 sayılı yazı ile soruşturma kapsamında Başsavcılık koordinesinde inceleme ve araştırma yapmak ve rapor hazırlamak üzere gümrük ve ticaret başmüfettişi Şener Çelepçıkay'ın görevlendirilerek, buna dair görevlendirme yazısının Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesinin istenildiği, bunun üzerine 17/06/2013 günlü Bakanlık oluruna istinaden 10/10/2013 tarihinde görevlendirme yapıldığı, Mali Şube görevlilerince soruşturma sürerken ve henüz operasyon yapılmazdan evvel 10/12/2013 tarihinde konuya ilişkin belgeler ve tapelerin bilirkişi Şener Çelepçıkay'a teslim edildiği, bilirkişinin de belge tapelerin kendisine teslim edildiği tarihten itibaren sekiz (8) gün içerisinde ve operasyondan bir gün sonra 18/12/2013 günü (164) sayfadan oluşan raporunu iki klasör halinde soruşturma dosyasına ibraz ettiği anlaşılmaktadır.

Teknik takip işlemlerinin yürütüldüğü bir dosyada, üstelik henüz operasyon yapılmadığı, bu itibarla soruşturmanın alenileşmediği ve dolayısıyla gizlilik içerisinde yürütüldüğü bir aşamada, daha önce ismen görevlendirilmesi istenilen bir bilirkişiye her ne suretle olursa olsun soruşturma tapelerinin teslim edilerek bir bilirkişi raporu tanzim etmesinin istenilmesinin, bilirkişinin de hayli kısa zaman içerisinde bu denli teferruatlı bir rapor tanzim ederek soruşturma birimine ibraz etmesinin olağan ve sıklıkla başvurulan rutin bir soruşturma iş ve işlemi olmadığı, özellikle soruşturma tapelerinin, bu denli gizli yürütüldüğü ve hatta il emniyet müdürüne dahi haber verilmediği belirtilen bir soruşturma sürecinde, operasyon öncesi soruşturma savcısı ve adli kolluk birimi dışındaki bir üçüncü kişiye verilmesi yoluna gidilirken, bilirkişiye bu denli güvenilmesi ve itibar edilmesini gerektirir hangi somut gerekçelere dayanıldığı konusunda ciddi kuşkular bulunduğu değerlendirilmiştir. Soruşturma dosyasına bilirkişi raporu sunan Gümrük ve Ticaret Bakanlığı eski başmüfettişi Şener Çelepçıkay'ın 10/10/2015 tarihinde bu görevinden alınarak bürokrat havuzu olarak nitelendirilen Başbakanlık Sektörel İzleme ve Değerlendirme Raportörlüğüne atanmasını mükeakip, 15 Temmuz darbe girişiminden sonraki süreçte çıkarılan ve Resmi Gazetenin 29818 sayılı mükerrer sayısında yayınlanan 01/09/2016 tarihli ve 672 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesiyle (kararname ekindeki 1 sayılı listede) FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı nedeniyle kamu görevinden çıkarılmış olmasının da bu kuşkuyu artırıcı nitelikte olduğu belirlenmiştir.

Bu noktada, 17 Aralık soruşturmalarıyla eş zamanlı olarak yürütülen "Selam Tevhid Kudüs Ordusu" terör örgütü soruşturmasında yapılan benzer nitelikteki bir bilirkişi görevlendirilmesine değinmek yerinde olacaktır. İddianamede de belirtildiği üzere, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün ... Cumhuriyet Başsavcılığının CMK'nın 250'nci maddesi ile görevli özel yetkili birimi, ... Emniyeti Terörle Mücadele ve İstihbarat Şube Müdürlükleri kadrolarında yerleşmiş olan yargı ve emniyet görevlisi görünümlü mensupları eliyle yürütülen ve gazeteci / yazar, iş adamı, akademisyen, bürokrat, diplomat, siyasetçi, üst düzey devlet yetkilisi konumundaki yüzlerce mağdur ve müşteki ile kamu kurum ve kuruluşları ve sivil toplum kuruluşu konumundaki dernek ve vakıfların gerekçesiz olarak terör örgütüyle ilişkilendirildikleri 2011/762 sayılı Selam Tevhid Kudüs Ordusu soruşturması sürecinde, soruşturma savcılarından İsmail Tandoğan tarafından Maliye Bakanlığı'na bağlı Vergi Denetim Kurulu Başkanlığına hitaben yazılan 03/05/2012 tarihli bir yazı ile "soruşturma kapsamında niteliği itibariyle incelenmesi uzmanlık gerektiren, dosya kapsamındaki gerçek ve tüzel kişilerle ilgili vergi usul ve mevzuatı başta olmak üzere şahıs bazında hesap hareketleri ve dosya muhteviyatı çerçevesinde ihtiyaç duyulan benzeri konularda çalışma yapmak üzere Mehmet Sunar ve Mehmet Şentürk isimli kişilerin bilirkişi olarak görevlendirilmeleri"nin istenildiği, talebin Vergi Denetim Kurulu Başkanlığı tarafından kabul edilerek 09/05/2012 tarihli görevlendirme yazısı ile istenilen bilirkişilerin görevlendirildikleri, bu şekilde görevlendirilen bilirkişilerin soruşturma kapsamında özellikle İran bağlantılı olduğu iddia edilen ve somut bir gerekçe olmaksızın sözde Kudüs Ordusu terör örgütüyle ilişkilendirilen bazı gerçek ve tüzel kişiler hakkında 2000 2012 tarih aralığındaki yıllara ilişkin Türkiye'de faaliyet gösteren bankalardan bilgi istedikleri ve Gelir İdaresi Başkanlığı veri tabanı üzerinden sorgulama yaparak mali bilgileri derleyip topladıkları ve fakat bunları savcılığa teslim etmedikleri anlaşılmış, terör örgütü üyeliği ve yöneticiliği suçu iddiasıyla yürütülen bir soruşturma dosyasında olsa olsa terörün finansmanı yönüyle bir inceleme yaptırılacak olsa bile, bunun 18/10/2006 tarih ve 5549 sayılı Kanunun 19'uncu maddesi hükmüne binaen Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığınca yapılacak olması hasebiyle vergi müfettişleri eliyle yaptırılacak olmasındaki ilginçlik bir yana, burada konu açısından dikkat çekici olan husus aynen dava konusu 2012/120653 sayılı suç soruşturmasında olduğu gibi, normal soruşturmalarda sık rastlanılmayan biçimde, ismen bilirkişi görevlendirilmesinin istenilmesine müracaat edilmiş olmasıdır.

Gerek 2011/762 soruşturma sayılı Selam Tevhid Kudüs Ordusu terör örgütü soruşturmasında ve gerekse bu soruşturmayla hemen hemen eş zamanlı olarak yürütülmüş olan dava konusu 17 Aralık soruşturmasında rutine aykırı olarak mutat dışı ismen bilirkişi olarak görevlendirilen Mehmet Sunar, Mehmet Şentürk ve Şener Çelepçıkay adlı kişiler den; Mehmet Sunar'ın terör örgütünün kriptolu haberleşme programı Bylock kullanıcısı olduğunun iddia ve tespit edilmesi, ayrıca her üç kişinin de 15 Temmuz darbe girişimi sonrası çıkarılan olağanüstü hal kanun hükmünde kararnameleri kapsamında FETÖ/PDY iltisakı nedeniyle kamu görevinden ihraç edildiklerinin anlaşılması karşısında terör örgütünün önem verdiği kumpas soruşturmalarında örgütle iltisakı ya da irtibatı bulunduğu yönünde kuvvetli şüpheler bulunan kişilerin bilirkişi olarak görevlendirildiği, bunun da bu tür soruşturmalarda diğer suç soruşturmalarından farklı bir saik ve güdülenmeyle hareket edildiğine delalet eden unsurlardan birisi olduğu tespit edilmiştir.

**XII ** FETÖ/PDY ÜYELERİNCE 17 ARALIK SORUŞTURMALARI İLEZAMANLI YÜRÜTÜLEN SORUŞTURMALAR

1.Selam Tevhid Kudüs Ordusu Terör Örgütü Soruşturması;

Selam Tevhid Kudüs Ordusu terör örgütü soruşturması; ... Cumhuriyet Başsavcılığının 2010/1074 ve 2011/762 evrak numaraları üzerinden ayrı ayrı başlatılan iki ayrı soruşturmanın 17/08/2012 tarihinde 2011/762 soruşturma numarası üzerinden birleştirilmesiyle birlikte yaklaşık 4 yıla yakın süre yürütülmüş olan çok kapsamlı bir soruşturma olup, bu soruşturmanın uzunca sayılabilecek bir süre 17 Aralık soruşturmaları ile eş zamanlı olarak sürdürüldüğü anlaşılmıştır.

FETÖ/PDY terör örgütünün emniyet ve yargıdaki uzantılarınca büyük bir örgütsel gizlilik ve disiplin içerisinde yürütülen böyle bir soruşturma dosyasının varlığına 17/25 Aralık operasyonlarından sonra vâkıf olunmuştur. Gerçekten de, kamuoyunda 17/25 Aralık süreci olarak bilinen dönemde, ... Cumhuriyet Başsavcılığınca 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamında yürütülen soruşturma dosyalarının tespiti ve incelenmesi esnasında, 2011/762 soruşturma numaralı sözde Kudüs Ordusu Terör Örgütü adlı bir soruşturma dosyasına rastlanılması üzerine evrakın incelemeye alındığı, yapılan ilk incelemede; dosya içerisindeki "Müstekbirlerle Mücadele Metodu" isimli, bir kısmı el yazılı ve bir kısmı bilgisayar çıktısı şeklindeki toplam (55) sayfalık dokümanın el yazısıyla "4 (dört)" olarak numaralandırılan sayfasının sağ tarafında yine el yazısı ile "Ahmedinejad, Tayyip Erdoğan, Nasrallah" isimlerinin yazılı olduğunun, öte yandan gazeteci /yazar, iş adamı, akademisyen, bürokrat, diplomat, siyasetçi, üst düzey devlet yetkilisi konumundaki çok sayıda kişinin resmi ve özel telefonlarının, aynı zamanda resmi ve özel kurumlara ait telefonların, haklarında hiç bir delil olmamasına rağmen "terör örgütü kurmak ve yönetmek, kurulan örgüte üye olmak" suçundan dinlenildiğinin, herhangi bir suçla ilgisi olmayan "ailevi, mesleki, ticari ve özel hayata ilişkin" telefon görüşmeleri gerekçe gösterilerek bu kişi ve kurumların soruşturmaya dahil edildiklerinin tespit edilmesi üzerine soruşturma dosyasına el konulduğu,

Soruşturmaya ilişkin tüm klasörlerin fiziki olarak 21/01/2014 günü, toplam (7) adet hard disk'ten oluşan dijital materyalin ise 04/02/2014 tarihinde soruşturma savcısından teslim alınarak soruşturmanın akıbeti hakkında 13/02/2014 tarihinde ... Emniyet Müdürlüğü'ne bağlı Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü'nden bilgi istendiği, TEM Şube Müdürlüğü'nün 14/02/2014 tarihli cevabi yazısı ile "normalde bir suretinin TEM Şube Müdürlüğü'nde bulunması gereken soruşturma kapsamında yapılan işlemlere ilişkin Şube nezdinde herhangi bir kayda rastlanılmadığının" bildirilmesi üzerine, C. Başsavcılığının 24/02/2014 tarihli talimatı doğrultusunda soruşturma evrakının incelenmek ve rapor hazırlanmak üzere Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü'ne gönderildiği, TEM Şube Müdürlüğü tarafından düzenlenen 09/04/2014 tarihli raporun C. Başsavcılığına teslim edildiği, soruşturma kapsamında Türkiye Cumhuriyeti Devleti Başbakanı'nın, Filistin Devlet Başkanı ve Somali Cumhurbaşkanı ile yaptığı dış politikaya ilişkin telefon görüşmelerinin, Bakanlar ve Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarı'nın devletin güvenliğine ilişkin telefon görüşmelerinin dinlenerek kaydedildiğinin, bir kısmının yazılı hale getirildiğinin tespiti üzerine 2014/41637 numaralı evrak üzerinden adli kolluk görevlisi şüpheliler hakkında soruşturma başlatıldığı, öte yandan "terör örgütü yöneticiliği veya üyeliği" suçlarından C. Başsavcılığının 2011/762 (TMK'nın 10'uncu maddesi ile yetkili savcılık biriminin kapatılmasından sonra 2014/37574 numarasını aldığı anlaşılmıştır) numaralı soruşturma dosyası üzerinden, haklarında iletişimin tespiti ve kayda alınması, teknik ve fiziki takip tedbirleri uygulanan şüpheliler hakkında ise; ... C. Başsavcılığının 21/07/2014 gün ve 2014/53198 karar numaralı kararı ile, "Terör örgütü üyeliği ve yöneticiliğiyle ilişkilendirilerek haklarında iletişimin tespiti, teknik ve fiziki takip kararları alının şüphelilerden bir kısmının siyasetçi, gazeteci yazar, akademisyen, iş adamı, devlet yönetiminde görevli üst düzey bürokrat, bir kısmının da Dernek ve Vakıflar Kanunu hükümleri uyarınca denetime tabi sivil toplum kuruluşu mahiyetinde olduğu, terörle ilişkilendirilebilecek herhangi bir faaliyetlerinin bulunmadığı" gerekçesiyle takipsizlik kararı verildiği anlaşılmıştır.

Selam Tevhid Kudüs Ordusu Terör Örgütü soruşturmasının başlatılma gerekçesi ve süreci incelendiğinde;

... İl Emniyeti Terörle Mücadele Şube Müdürü Yurt Atayün (Tahşiye kumpası davası kapsamında FETÖ üyeliğinden ötürü hüküm giyen ve halen tutuklu olan) imzasıyla ... Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilen 12/05/2010 tarihli soruşturma izni talep yazısında, 10/05/2010 tarihinde "htttp//www.velfecr.com" isimli internet sitesinde "Yeryüzü Bütün Siyonistlere Mezar Olacak" başlığıyla yayınlanan haber metninde, "Kağıthane Gazze Gönüllüleri Platformu" adlı topluluk tarafından "...'dan Gazze'ye Kardeşlik Köprüsü" adlı bir program düzenlendiği, Nureddin Şirin isimli şahsın 09/05/2010 tarihinde söz konusu programda gerçekleştirmiş olduğu "Ümmet Bilinci, Kudüs Davası ve Gazze'nin Mesajı" konulu konuşma içerisinde "İHH'nın Batı Şeria sorumlusu İzzet Şahin'in siyonistler tarafından tutuklandığı, insani hizmet için oraya giden Şahin'in siyonist zindanlarında olduğu, siyonistlerin İzzet Şahin'i esir etmenin bedelinin ne olduğuna tanık olacakları, bunu yaptıklarına pişman olacakları ve fakat vaktin geçmiş olacağı, kardeşlerinin esir tutulmasına karşılık dünyadaki ve bu ülkedeki Yahudilerin kendilerinin hedeflerinde olduğu, bu sözlerini uygulamaktan hiçbir zaman geri durmayacakları" şeklinde mesajlar verdiği haberine yer verildiği, bahse konu internet sitesinin 11/05/2010 tarihinde yapılan incelemesinde Nureddin Şirin'in 09/05/2010 tarihli konuşmasına atıfta bulunularak "Dünyanın her neresinde bulunulurlarsa bulunsunlar, isterse ülkemizde yaşasınlar, siyonist rejim destekçileri hiçbir zaman güven içinde olmayacaklardır. İçimizdeki Yahudiler cemaat liderleriyle, hahamlarıyla birlikte sürekli siyonist rejimin arkasında durdular. Bir kere olsun bu soykırımcı rejimi, bebeklerin katili siyonistleri tel'in etmediler" şeklinde yazı ve yorumlara yer verildiğinin tespit edildiği ifade edilerek, Yahudiler hakkında bu şekilde kin ve nefret söylemlerinde bulunan Nureddin Şirin isimli şahıs hakkında yapılan araştırmada Yahudiler ve Siyonistlerden bugüne değin yaptıklarından ötürü bir gün mutlak surette hesap sorulacağına dair değerlendirmelerinden, geçmişte Türklüğü, Devletin kurum ve organlarını aşağılama ile Devletin uluslararası şahsiyetine karşı cürüm işlemek, terör amaçlı örgüte üye olmak suçlarından hakkında tahkikat yürütüldüğünden, hatta ... 2 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 1999/364 esas, 2000/102 karar sayılı kararı ile halkın din ve mezhep ayrımı gözeterek kin ve düşmanlığa tahrik etme suçundan hapis ve ağır para cezasına mahkum edildiğinden, 2004 yılında cezaevinden tahliye olduktan sonra eski kadrolarını bir araya getirmek amacıyla tekrar yapılanma içerisine girdiğinden, çeşitli sınır kapılarından birçok kez yurt dışına gidiş geliş yaptığından söz edilerek, netice itibariyle, Nureddin Şirin hakkında yapılacak işlemin bildirilmesi ile soruşturma izni talep edildiği, Selam Tevhid Kudüs Ordusu terör örgütü soruşturmasının da, Nureddin Şirin ile ilgili iddiaların hiçbir etkin ön araştırmaya tabi tutulmaksızın, ilgilinin arşiv kayıtlarına konu olmuş bu faaliyetlerinden söz edilerek ve bunlardan dem vurularak, ... Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünün soruşturma talebinin ... Cumhuriyet Başsavcılığınca kabulü üzerine Başsavcılığın CMK'nın 250'nci maddesi ile yetkili birimi nezdinde 2010/1074 numaralı soruşturma evrakı üzerinden 12/05/2010 tarihi itibariyle bu şekilde başladığı, soruşturmanın temelini bu olayın oluşturduğu,

Bilahare, Kamile Yazıcıoğlu isimli bir kadının, 28 Şubat sürecinde ... Sincan Belediyesi Eğitim ve Kültür İşleri Müdürü olarak görevli olan ve 31/01/1997 tarihinde ... ili Sincan ilçesinde düzenlenen Kudüs gecesi etkinliğinden ötürü İsmail Ünal, Nureddin Şirin, Hasan Kılıç, Duran Özdemir, Abdülhamit Çelik, Mükremin Kılınç, Hakkı Selçuk Şanlı, Talip Özçelik adlı şahıslarla birlikte bilahare yargılanarak ceza alan eşi Hüseyin Avni Yazıcıoğlu adlı şahıs ile ilgili esasen kolluk ve adli makamlarca da bilinen geçmişine ve halen birlikte olduğu kişilere, Yargıtay kararı ile varlığı kabul edilen Selam Tevhid Kudüs Ordusu örgütünün genel manada kolluk arşivleri ve de yargılama konusu olmuş eylemlerine dair ilk olarak Bursa İl Emniyet Müdürlüğü Muammer Sencer Polis Merkezi Amirliğinde 08/08/2010 tarihinde vermiş olduğu ifadeleri ve bilahare ... İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde 04/03/2011 ve devamında farklı tarihlerde alınan, büyük bir kısmı da ... Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü kadrolarında yerleşik FETÖ/PDY terör örgütü üyesi polislerce kurgulanan ifadelerine dayanılarak ... Cumhuriyet Başsavcılığının 2011/762 soruşturma sırasına kayden başlatılan soruşturmanın Nureddin Şirin üzerinden kurgulanan 2010/1074 sayılı soruşturma evrakı ile 17/08/2012 tarihinde birleştirildiği ve bu soruşturmanın bir bütün olarak Selam Tevhid Kudüs Ordusu terör örgütü soruşturması olarak adlandırıldığı,

Kamile Yazıcıoğlu'nun 17/25 Aralık süreci sonrası, ... İl Emniyet Müdürlüğünde 26/02/2014 tarihinde ve ... Cumhuriyet Başsavcılığında 27/02/2015 tarihinde alınan ifadelerinde, 04/03/2011 tarihli ifadesinin kısmen doğru olduğunu, eşi Hüseyin Avni Yazıcıoğlu ile muhafazakâr olmalarına rağmen ciddi boyutta fikir ayrılıkları olduğunu, bazı durumlarda çocuklarının da bazı şeylerden fikri olarak etkilenirler diye eşinin tavırlarından rahatsızlık duyması nedeniyle tahkikata konu beyanlarda bulunduğunu, ancak eşi Hüseyin Avni Yazıcıoğlu ile makamında görüştüklerine dair bir ifade vermediğini, para ile ajanlık yaptığı hususlarını kendisinin söylemediğini, eşinin bir örgütle ilişkisi olduğuna inanmadığını, bir takım konularda aile huzurlarını bozacak derecede saplantı derecesinde fikir ve görüşleri olduğunu, eşinin İran sempatizanı olduğunu, eşinin ideolojik yaklaşımı nedeniyle kendisine ve çocuklarına yapmış olduğu hareketlerden ötürü kendisine vermiş olduğu huzursuzluk nedeniyle durumu emniyet birimlerine ilettiğini, ancak yine eşinin bilgisayarında İsrail'in ... Başkonsolosluğunun krokisinin yer aldığına dair bir ifadesinin bulunmadığını, 04/03/2011 tarihli ifadesinin bazı kısımlarının tamamen kurmaca olduğunu, o tarihte ifadesi alındıktan sonra okumak istediğinde ifadesini alan görevlilerin “abla bize güvenin yok mu? uzun sürer” dediklerini ve kendisini mahcup hissederek ifadeyi imzaladığını, “Selam Tevhid” adında bir örgütün varlığını gazeteler ve medyadan yeni öğrendiğini, ifadesi alındıktan sonra “Tarık” isimli görevlinin ve diğerlerinin kendisine bir flash bellek verdiklerini ve evinde bulunan eşine ait dokümanları getirmesini istediklerini, bu belleği çalıştıramadığını ve sonra oğluna ait olan MP3 ile mevcut verileri yükleyip ... Terörle Mücadele Şubesine teslim ettiğini, yaklaşık 3 3,5 sene bilgi ve belgeler için ... Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğüne gittiğini, dört kişi ile muhatap olduğunu, kendisine gösterilen polislere ait albümden Erkan Ünal ve Gafur Ataç isimli görevlileri kesin ve net olarak tespit ettiğini, ayrıca kendisinin bitkisel ürün pazarlaması yaptığını ve bazen bu görevlilere de bu ürünlerden sattığını, 3 yıllık zaman zarfında 10.000 TL civarında alışveriş yaptıklarını beyan ettiği, bu bağlamda Kamile Yazıcıoğlu isimli şahsın 2011/762 sayılı soruşturmanın başlatılmasına neden olan anlatımlarının güvenilirliğinin bulunmadığı, bu şahsa ait olduğu iddia edilen ifadelerin, FETÖ/PDY terör örgütü üyeleri tarafından planlanan kurgu doğrultusunda soruşturmaya yön verilmesi için önceden hazırlandığı, soruşturma kapsamına alınacak kişi ve kurumların isimlerinin Kamile Yazıcıoğlu'ndan öğrenildiği intibası verilmek amacıyla tutanağa yazıldığı, bu ifade tutanaklarının da yardım adı altında para verilerek Kamile Yazıcıoğlu'na imzalatıldığı, Kamile Yazıcıoğlu'nun getirdiği sözde belgeler ve kurgulanılarak alınan ifadeleri gerekçe gösterilerek ilerleyen süreçte soruşturma dosyası kapsamının genişletildiği, çok sayıda müşteki ve mağdurun soruşturmaya dahil edildiği, bu kişilerin devlet yönetiminde görevli siyasetçi, diplomat, bürokrat, akademisyen, sivil toplum kuruluşu yetkilileri, vakıf ve dernek temsilcileri, gazeteci / yazar, diplomatik dokunulmazlığı bulunan yerli ve yabancı büyükelçilik yetkilileri, Sünni, Alevi ve Caferi mezhebi mensubu din alimi ile kanaat önderleri ile bu kişilerin temsil ettiği dernek ve vakıflar arasından seçildiği anlaşılmıştır.

Bu soruşturmada en ziyade ilgi çeken hususlar; 2010/1074 numaralı evrak üzerinden "Selam Tevhid Kudüs Ordusu Terör Örgütü" adı altında 12/05/2010 tarihinde başlatılan soruşturmanın, İsrail işgali ve ablukası altındaki Gazze'ye yönelik insani yardım malzemesi götürmek, Filistin sorununa dikkat çekmek ve asıl önemlisi Gazze'deki insanlık dramını uluslararası toplumun gündemine taşımak amacıyla İnsan Hak ve Hürriyetleri İnsani Yardım Vakfı (İHH) öncülüğü ve organizesinde çeşitli sivil toplum örgütlerince 2010 yılının Nisan / Mayıs aylarında startı verilen insani yardım faaliyeti / yardım organizasyonu sürecinde ve 31/05/2010 tarihinde vuku bulan Mavi Marmara katliamına yakın tarihte başlatılmış olması, katliamdan (5) gün sonra FETÖ/PDY terör örgütü lideri Fetullah Gülen'in ABD'de yayınlanan "Wall Street Journal" isimli gazeteye vermiş olduğu 04/06/2010 tarihli röportajda "İsrail'in onayı olmadan hareket etmek otoriteye başkaldırıdır" şeklinde açıklamada bulunmasının akabinde ve soruşturma süresince İHH Vakfı Genel Başkanı Fehmi Bülent Yıldırım ve diğer vakıf yöneticileri başta olmak üzere vakıf üyesi ve çalışanlarının soruşturma üzerinden terörle irtibatlandırılmaya çalışılmış oluşu, bunun da ötesinde soruşturmanın ilerleyen aşamalarında Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Milli İstihbarat Teşkilatı ve İHH Vakfı üzerinden El Kaide terör örgütüne yardım ettiği iddiasının ortaya atılarak soruşturma sürecinde bu hususun delillendirilmesine dönük bir takım faaliyetlerde bulunulmuş olması, bu minvalde FETÖ/PDY firarisi eski Van Terörle Mücadele Şube Müdürü Serdar Bayraktutan'ın (aynı zamanda Selam Tevhid kumpas davasının kaçak sanıklarından) 14/01/2014 tarihinde Kilis ilinde bulunan İHH Vakfı bürosunda arama yaptırarak bürodaki bilgisayarlara el koydurması ve operasyon sonrası örgüte yakın basın yayın kuruluşlarında "MİT'in İHH üzerinden El Kaide terör örgütüne yardım ettiği"ne dair yayınlar yapılarak bu yönde algı faaliyetlerinde bulunulması, nitekim bu bağlamda örgütün halen ABD'de yaşayan sözde medya figürlerinden Emre Uslu'nun 19/09/2013 tarihli Taraf gazetesinde yayımlanan "El Kaide'yi kim destekliyor" başlıklı köşe yazısında "El Kaide'nin kolu olan El Nusra'yı MİT'in desteklediğini, bu desteğin Mavi Marmara olayını organize eden örgüt (İHH) üzerinden verildiğini, ne kadar yalanlasa da MİT'in uzun süredir İHH üzerinden personel, silah ve büyük miktarda para yardımı yaptığını, Mavi Marmara olayının MİT tarafından durdurulabilecek olmasına rağmen kasıtlı olarak durdurulmadığını ve tüm gelişmelerden İran ve destekçilerinin kazançlı olarak çıktığını" söylemesi, yine örgütün yayın organlarından Today's Zaman isimli gazetede "Disengaging from Al Qaeda" başlığıyla yayınlanan 06/10/2013 tarihli köşe yazısında "Türkiye'nin El Kaide militanlarının sınırdan Suriye'ye geçmesine göz yumduğunu, hatta MİT'in bu gruplara yardım ettiğini, bazı sivil toplum kuruluşlarının MİT'in El Kaide'ye yaptığı yardımlarda aracı olduğunu" belirtmesidir.

Nitekim İHH Vakfı Genel Başkanı Fehmi Bülent Yıldırım'ın Mavi Marmara olayının akabinde gözaltına alındığı İsrail'de yapılan sorgulamasına ilişkin bilahare ... C. Başsavcılığında alınan ifadesinde, "...Bana ısrarla Başbakan ..., İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad, Hizbullah örgütü lideri Hasan Nasrallah hakkında sorular yönelttiler, özellikle ...'ın İran Cumhurbaşkanı ile olan toplantılarının içeriğini ve periyodik olarak ne kadar zamanda bir araya geldiklerini sordular... Orada anladım ki, Mavi Marmara olayını İran ile bağlantılandırmak istiyorlar ve Başbakan ...'ın İran ile ilişkili olduğunu ifade ediyorlar. Bu sorgular sırasında Hakan Fidan ve İran soruları da gündeme geldi... Sonra Selam Tevhid örgütünü tanıyor musun ve bağlantın var mı diye soruldu... Bu süre içerisinde gemide 40 kişinin Kudüs Ordusu ile Selam Tevhid örgütüyle bağlantılı olduğunu ifade ettiler... Mavi Marmara'yı İran ile ilintilendirmek istediklerini fark ettim. Bütün sorgulamalar sırasında sorulan sorular Hamas, İran, Hizbullah ve El Kaide ile bağlantılı olup olmadığımızdı. Bu arada Filistin'deki İslami Cihat'ı da sordular. Bütün bu sorgu sırasında karşılaştığım bu sorulara ve suçlamalara daha sonra Selam Tevhit terör örgütü dosyasında da muhatap oldum. Selam Tevhid örgütü dosyasını görünce çok üzüldüm. Türk yetkililerden önce İsrailliler tarafından bunların bana soru olarak yöneltilmesi bunun uluslararası bir komplo olduğunu, emniyet, yargı ve medyada bu komplonun uzantıları olduğunu göstermektedir." şeklindeki beyanlarının soruşturmanın başlatılması ve sürdürülmesindeki temel mantık ve espriyi çok açıkça gözler önüne serdiği anlaşılmaktadır.

Binaenaleyh, bu soruşturmada en fazla dikkat çeken hususlardan birisi, küresel güçlere taşeronluk yapan işbirlikçi FETÖ/PDY terör örgütü tarafından, İsrail işgali ve ablukası altındaki Gazze'ye yönelik insani yardım faaliyeti sürecinde tasarlanan ve kurgulanan Selam Tevhid Kudüs Ordusu terör örgütü soruşturmasında, siyonizm eleştirisi yapan, siyonizme açıktan muhalefet eden kişi (İHH Vakfı Genel Başkanı Fehmi Bülent Yıldırım gibi) ve kuruluşların hedef şahıs olarak soruşturmaya konu edilmiş oldukları, 25/05/2010 tarihinde Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı görevine atanan Hakan Fidan'ın da, atama olayının hemen akabinde İsrail basın yayın organlarında çıkan "İsrail, Türkiye'nin yeni istihbarat başkanının İran'ı savunmasından dolayı endişeli" başlıklı haber içerikleri ve dönemin İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak'ın 01/08/2010 tarihinde yapmış olduğu bir toplantı sırasında söylediği "İran destekçisi bir adam Türkiye Mossadı'nın başına atandı..." sözleriyle tecessüm eden biçimde İsrail tarafından İran destekçiliği ile suçlanması ve hedef alınması ile uyumlu ve paralel olarak, Kamile Yazıcıoğlu'nun, ilki 08/08/2010 tarihinde Bursa İl Emniyet Müdürlüğü Muammer Sencer Polis Merkezi Amirliğinde alınan ifadesi ve daha sonra ... İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde farklı tarihlerde alınan ifadeleri doğrultusunda İran lehine casusluk yaptığı iddia edilen sözde bir terör örgütü soruşturmasıyla ilişkilendirilmiş olduğu, bu bağlamda basın danışmanı Edip Ali Yavuz'un kullandığı telefonlar üzerinden görüşmelerinin dinlenilerek hakkında düzenlenen iletişim tespiti tutanaklarında isminin yanına kod adı olduğu imasıyla "Emin kod" ibaresi yazılmış olduğu gerçeğidir.

FETÖ/PDY terör örgütü tarafından kurgulanan Selam Tevhid Kudüs Ordusu terör örgütü soruşturması sürecinde toplam (239) kişinin hedef şahıs olarak iletişiminin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınmasına, (78) kişinin teknik araçlarla izlenmesine karar verildiği, ayrıca (10) dernek, vakıf ve adresler ile ilgili olarak da kimin hakkında uygulanacağı belirtilmeksizin aynı tedbire başvurulduğu, iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınmasına ilişkin tedbire başvurulan kişiler için toplam (1348) kez, teknik araçlarla izleme kararı verilen kişiler ile çeşitli dernek, vakıf ve adresler bakımından da toplam (950) kez uzatma kararı verildiği,

Soruşturmada, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin 61'inci Hükûmeti başta olmak üzere (AK Parti Hükûmeti), Türkiye Cumhuriyeti Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı, Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu (TRT), Anadolu Ajansı (AA), İnsan Hak ve Hürriyetleri (İHH) İnsani Yardım Vakfı, Akabe Vakfı, İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği (Mazlum der), Ehlibeyt Alimleri Derneği (Ehla der), Alülbeyt Vakfı, Bab ı Ali Vakfı, El Mustafa Medresesi gibi sivil toplum kuruluşu mahiyetindeki dernek ve vakıflar, bu kurum ve kuruluşlarda üst düzey görevlerde bulunan yönetici ve personelin haklarında hiçbir somut delil bulunmadığı halde terörle ilişkilendirilmeye çalışıldıkları,

Soruşturma kapsamında hedef şahıs olarak iletişimlerinin tespiti, dinlenilmesi ve kayda alınması ile teknik araçlarla izleme tedbirlerine başvurulan kişilerin ... (dönemin Başbakanlık Danışmanı), Sefer Turan (dönemin Başbakanlık danışmanı), Mehmet Duman (dönemin Başbakanlık Danışmanı), Durmuş Ali Sarıkaya (Dışişleri Bakanlığı Danışmanı), Osman Sert (dönemin Dışişleri Bakanlığı Danışmanı), Adnan Boynukara (dönemin Adalet Bakanlığı Yüksek Müşaviri), Mehmet Aycı (Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı Basın Danışmanı), Bilal Coşkun (TBMM Başkanlık Müşaviri), Şeref Şensöz (TBMM Başkanlık Müşaviri), Furkan Torlak (HAS Parti Genel Başkanı / Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş'un danışmanı), Musa Kulaklıkaya (Türkiye Cumhuriyeti Moritanya Büyükelçisi, eski Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanı), Erdal Celal Sumaytaoğlu (Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanı), Hayrettin Demircan (Hazine Müsteşarlığı Mali Sektörle İlişkiler ve Kambiyo Genel Müdür Yardımcısı), Osman Balta (Gübretaş Genel Müdürü), Mehmet Koca (Gübretaş eski Genel Müdürü), Yücel Serdar (Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Şube Müdürü), Bayram Sinkaya (SETA /Siyasi, İktisadi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi Analisti), Naim Ata (SGK Maluliyet ve Sağlık Kurulları Daire Başkanı), İbrahim Eren (TRT Genel Müdür Yardımcısı), Zeynel Koç (TRT Genel Müdür Yardımcısı), Nasuhi Güngör (TRT Haber ve Spor Yayınları Daire Başkanı), Kemal Öztürk (Anadolu Ajansı Yönetim Kurulu Başkanı, Başbakanlık eski Basın Danışmanı), Ömer Ekşi (Anadolu Ajansı Genel Müdür Yardımcısı ve Genel Yayın Yönetmeni), Fatih Sabuncu (TRT Tahran Temsilcisi), Kamil Kayalı (TRT Arapça Kanal Koordinatörü), Mehmet Akif Ersoy (TRT Kahire Temsilcisi), Ahmet Boyraz (Tarım Kredi Kooperatifleri ... Bölge Müdürü), Zeynettin Kasımoğlu (Kalkınma Bakanlığı Yönetim Hizmetleri Genel Müdürü), Yaşar Çakmak (Türkiye Kalkınma Bankasında Uzman), Levent Balkan (Halkbank Dış Operasyonlar Müdürü), Faruk Koca (22. Dönem AK Parti ... Milletvekili), Hayrettin Çakmak (23. Dönem AK Parti Bursa Milletvekili), Seracettin Karayağız (23. Dönem AK Parti Muş Milletvekili), Muhammet Burak Gültekin (AK Parti Genel Merkez Sosyal Medya Koordinatörü), Tarık Kaylan (HAS Parti ... Gençlik Kolları Başkanı), Yılmaz Ensaroğlu (Akil İnsanlar Heyeti Güneydoğu Anadolu Komisyonu Başkanı, SETAV / Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı Hukuk ve İnsan Hakları Direktörü), Engin Bilgin (AK Parti Çatalca İlçe Başkan Yardımcısı), Halis Dalkılıç (AK Parti ... İl Başkan Yardımcısı, ... Büyükşehir Belediye Meclis Üyesi), Hüseyin Tutar (SERKA /Serhat Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri, AK Parti Halkla İlişkiler Sorumlusu), Türker Saltabaş (HAS Parti Kurucusu), Kenan Danışman (AK Parti ... İl Başkan Yardımcısı), Erol Dilaver (HAS Parti Genel İdare Kurulu Üyesi), İbrahim Karagül (Yeni Şafak Gazetesi Genel yayın Yönetmeni), Hüsnü Mahalli (BBC /British Broadcasting Ortadoğu Temsilcisi), Serdar Karagöz (Sabah Gazetesi Dış Haberler Müdürü), Yahya Bostan (Sabah Gazetesi ... Haber Müdürü), Eyüp Gökhan Özekin (Sancaktar Dergisi Yayıncısı), Fehmi Bülent Yıldırım (İHH / İnsani Yardım Vakfı Başkanı), Fehim Taştekin (Radikal Gazetesi Yazarı), Mustafa İslamoğlu (İlahiyatçı yazar, AKABE Vakfı Kurucusu), Hüseyin Alagöz (İlahiyatçı yazar, Ehl i Beyt Alimler Derneği Yönetim Kurulu Üyesi), Burhan Kavuncu (Yazar), Hasan Kanaatlı (Ehl i Beyt Alimler Derneği Derneği Genel Başkanı), Adnan İnanç (Hilal TV Genel Müdürü), Hakan Çelik (Posta Gazetesi Yazarı), Fatih Okumuş (yazar, İslam Hukukçusu), Kaan Dilek (Gazeteci, SİSAR / Siyasi, İktisadi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi Genel Koordinatörü), Nihat İnanç (Muş Alparslan Üniversitesi Rektörü), Nurkan Yağız (... Üniversitesi Rektör Yardımcısı), Muhittin Ataman (Abant İzzet Baysal Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Üniversitelerarası Kurul Genel Sekreteri), Veysel Ayhan (Abant İzzet Baysal Üniversitesi Öğretim Üyesi), Ata Şenlikçi (... Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Öğretim Üyesi), Hasan Onat (... Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslâm Mezhepleri Tarihi Anabilim Dalı Başkanı), Adem Çaylak (Yıldırım Beyazıt Üniversitesi İİBF Dekan Yardımcısı), Hasan Şabani (İran İslam Cumhuriyeti ... Başkonsolosluğu Kültür Ataşesi), Sıtkı Ayan (Som Petrol Yönetim Kurulu Başkanı iş adamı) gibi bürokrat, politikacı, gazeteci, akademisyen, sivil toplum yöneticisi ve iş adamı konumundaki aynı zamanda kamuoyunca da tanınan toplumun çeşitli katmanlarına mensup kişilerden oluşmakla birlikte, hedef alınan siyasetçi ve bürokratların ortak özelliğinin daha ziyade Başbakan'a, Hükûmete ve üst düzey siyasilere yakın konumda olan kimseler olmaları olduğu,

Öte yandan, MİT Müsteşarı Hakan Fidan, MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın Basın Müşaviri Edip Ali Yavuz, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı ..., Başbakanlık Müsteşarı Efkan Ala (sonradan İçişleri Bakanı), AK Parti Genel Başkan Yardımcısı (sonradan Adalet Bakanı) Abdülhamit Gül, Başbakanlık Başdanışmanı (sonradan Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı) ..., AK Parti ... Milletvekili Feyzullah Kıyıklık, AK Parti Düzce Milletvekili İbrahim Korkmaz, Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarı Yusuf Tekin, Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı Ruhi Özbilgiç, Kamu Güvenliği Müsteşar Yardımcısı Kudret Bülbül, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Sefa Sadık Aytekin, Aksaray Valisi (sonradan ... Emniyet Müdürü, İçişleri Bakanı ve Emniyet Genel Müdürü) Selami Altınok, Başbakanlık Özel Kalem Müdür Yardımcısı (Başbakanlık Müşaviri) Yunus Emre Karaosmanoğlu, Başbakanlık Başmüşaviri Ertan Aydın, Dışişleri Bakanlığı Danışmanı İsmail Küçükbayrak, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Danışmanı Erdem Sürmen, Maliye Bakanlığı Danışmanı Süleyman Şendioğlu, Dışişleri Bakanlığı Danışmanı Mesut Özcan, Polis Akademisi Başkanı Yılmaz Çolak, Polis Akademisi Güvenlik Bilimleri Enstitüsü Müdürü Ertan Beşe, SETA Başkanı Burhanettin Duran, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Müşaviri Cumhur Ünal, Kamu Güvenliği Müsteşar Yardımcısı Özel Kalem Müdürü Bekir Aydoğan, Çalışma Bakanlığı Bakan Yardımcısı Özel Kalem Müdürü Serkan Çömen, Enerji Bakanlığı Dış İlişkiler Daire Başkanı Murat Karapınar, Vakıflar Bankası Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet Emin Özcan, THY Genel Müdürü Temel Kotil, ... Belediyesi İmar ve Şehircilik Daire Başkanı Ahmet Erhan Gökal, Devlet Arşivleri Genel Müdür Yardımcısı Hüsnü Özer, Eski Bayındırlık Bakanı Faruk Nafiz Özak, AK Parti Teşkilat Başkan Yardımcısı AK Parti Yüksek Disiplin Kurulu Üyesi Akil Adamlar Heyet Üyesi ve 23. Dönem AK Parti ... Milletvekili Mehmet Emin Ekmen, AK Parti Ekonomi İşleri Başkan Yardımcısı Faruk Özkader, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Şentop'un Danışmanı Necip Fazıl Kurt, AK Parti İdari ve Mali İşler Özel Kalem Müdürü Ömer Hacıbektaşoğlu, AK Parti Çorum İl Başkan Yardımcısı İbrahim Güleç, ... Ticaret Odası Başkanı İbrahim Çağlar, Mazlumder ... Şube Başkanı Cüneyt Sarıyaşar gibi büyük bir kısmı toplumca bilinen şahısların da hedef şahıslarla yapmış oldukları görüşmelerin iletişimlerinin dolaylı olarak tespit edildiği,

... Cumhuriyet Başsavcılığınca hukuka aykırı dinlemeler sonucu elde edilen ses ve görüntü kayıtlarının yüklendiği hard disklerde yapılan incelemelerde;

1 )Seagate marka 6VPHLTH seri numaralı, ST31000524AS nolu, üzerinde "Kamera Kayıtları" yazan 1 TB kapasiteli harddiskin içerisinde "6" ile numaralandırılan ve "24.11.2012 Hakkı Selçuk Şanlı Mir Vakili_Beşiktaş" olarak isimlendirilen klasör ve alt klasörlerinde; Beşiktaş ilçesi'nde bulunan Başbakanlık Çalışma Ofisi'nin ön ve arka girişlerini gören 87 05 ve 87 09 mobese kamera kayıtları ile Başbakanlık Çalışma Ofisi'ne ait 24.11.2012 – 28.11.2012 ve 29.11.2012 tarihli 3 (üç) adet güvenlik kamera kaydının yer aldığı tespit edildiği,

2 )24.11.2012 tarihli güvenlik kamera kayıtlarından; 7 no'lu kanalda bulunan kaydın incelemesinde; Başbakanlık Çalışma Ofisi'ne giriş yapan koruma araçları ile birlikle misafir araçlarının giriş çıkı görüntülerinin,

3 )87 05 nolu mobese kamerası ile güvenlik kameralarından 11 no'lu kanalda bulunan kaydın incelemesinde; 24.11.2012 günü kamera saatine göre saat 13:41:00 sıralarında Başbakan (Cumhurbaşkanı) ...'ın konvoyunun Başbakanlık Çalışma Ofisi'ne gelerek Beşiktaş Kadıköy feribot iskele kısmında bulunan protokol giriş kapısından giriş yaptığı görüntünün,

4 )7 nolu kanalda bulunan kamera kaydının incelemesinde; 24.11.2012 günü kamera saatine göre saat 14:26:00 sıralarında MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın Başbakanlık Çalışma Ofisi misafir kısmından giriş görüntülerinin yer aldığı tespit edildiği,

Başbakanlık Çalışma Ofisi'ne gelen İran Meclis Başkanı'nın söz konusu görüşmeden önce Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile görüşmesi, ardından Türkiye tarafından Suriye sınırına patriot füzeleri yerleştirilmesini eleştiren açıklamalarda bulunması, devamında ülkesine geçmeden Türkiye'ye gelerek Başbakan (Cumhurbaşkanı) ile görüşmesi, görüşmede MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın da bulunması, bu görüşmenin ardından Başbakan'ın (Cumhurbaşkanı) Suriye Ulusal Konseyi Lideri Muaz El Hatip ile görüşmesi gözönünde bulundurulduğunda, söz konusu görüşmenin Suriye politikası ile ilgili önemli bir görüşme olduğu, ... Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/41637 sayılı soruşturma dosyasında kolluk tarafından hazırlanmış 10/07/2014 tarihli “Ön Rapor” içeriğinde görüldüğü üzere Cumhurbaşkanı ...'ın Başbakan olduğu dönemde Ortadoğu ve Dış İlişkilerden Sorumlu Başdanışmanı Sefer Turan'ın kullanmış olduğu telefon ile Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı ...'ın Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Filistin Başbakanı İsmail Haniye, Filistin Cumhurbaşkanı Mahmud Abbas ile yaptığı ve devletin güvenliği açısından gizli kalması gerektiği belirtilen görüşmelerin dahi tespit edilerek kayıt altına alınabildiği, bu sayede Türkiye'nin Ortadoğu politikası hakkında fikir ve bilgi sahibi olunmasına çalışıldığı,

Türkiye Cumhuriyeti Devleti Başbakanının görüşmelerinin dinlenilip kayda alınabilmesi için başdanışmanları ... ve Sefer Turan hakkında hiçbir delil olmadığı halde terör örgütü üyeliği şüphesiyle iletişimin denetlenmesi kararı alınarak Başbakanın yabancı ülke devlet başkanları ile gerçekleştirmiş olduğu devletin güvenliğine ilişkin gizli kalması gereken nitelikteki telefon görüşmelerinin dinlenildiği, bu sayede dönemin Başbakanı ...'ın görüşmelerinin siyasi casusluk saikiyle dinlenilerek kayda alındığı, dönemin Dışişleri Bakanı ...'nun başdanışmanları Durmuş Ali Sarıkaya ve Osman Sert hakkında aynı şekilde hiçbir delil olmadığı halde terör örgütü üyeliği şüphesiyle iletişimin denetlenmesi kararı alınarak telefon görüşmelerinin dinlenildiği, bu sayede Hükûmetin bir üyesi olan Dışişleri Bakanının görüşmelerinin siyasi casusluk saikiyle dinlenilerek kayda alındığı, aynı şekilde Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanının görüşmelerinin dinlenilip kayda alınabilmesi için Bakanlık yüksek müşaviri Adnan Boynukara hakkında hiçbir delil olmadığı halde terör örgütü üyeliği şüphesiyle iletişimin denetlenmesi kararı alınarak telefon görüşmelerinin dinlenildiği, bu sayede dönemin Adalet Bakanı...'in görüşmelerinin dinlenilerek kayda alındığı anlaşılmış olup,

Bu itibarla Başbakan (halen Cumhurbaşkanı) ... başta olmak üzere hükûmetin üst düzey yetkililerinin görüşmelerinin dinlenilerek kayıt altına alınması için çevrelerinde bulunan veya maiyetlerinde görev yapan yukarıda isimleri zikredilen çoğu bürokrat ve siyasetçi şahıs veya şahısların "İran lehine casusluk yapan bir terör örgütüne üye olma" isnadıyla kriminalize edilerek uydurma gerekçelerle ve sahte delil üretilerek bilinçli ve kasıtlı olarak terörle ilişkilendirildikleri, yukarıda izahına çalışılan hususların yargısal takdirle izahı ve açıklanmasının mümkün olmadığı, zira Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Başbakanı ve kabine üyelerinin en yakınlarında bulunan kişilerin İran lehine casusluk ve ajanlık faaliyeti yürüten sözde bir terör örgütüyle ilişkilendirilerek bu bahaneyle hedef şahıs olarak iletişimlerinin takip altına alınmaları ve bu yolla kriminalize edilmelerinin altında yatan gerçek nedenin Başbakan ve kabine üyeleri ile ilgili ileride gerçekleştirilecek operasyonlar için veri toplama ve elde etme amacına matuf olduğunun çok açık olduğu, iletişim tespit tutanağı haline getirilen bu ve benzeri görüşmelerin ... Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/41637 sayılı soruşturma evrakına ilişkin düzenlenen 23/12/2015 tarihli iddianame içeriğinde yer verilen Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık makamının 06/02/2015 tarihli cevabi yazısına göre, "Türkiye Cumhuriyeti Devletinin güvenliği, iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibariyle gizli kalması gereken bilgiler kapsamında olduğu"nun belirtildiği, bu itibarla yaklaşık 3 yıl 7 ay boyunca herhangi bir ara yakalama, operasyon planlaması ya da iletişim tespiti ve teknik araçlarla izleme tedbiri dışında bir araştırma faaliyeti barındırmayan, farklı konumlardaki kişilerin ağırlıklı olarak özel ve kamusal hayata ilişkin telefon görüşmeleri ile gündelik yaşamdaki faaliyetlerinin izlenmesi üzerinden yürütülen soruşturmada herhangi bir suç unsuru elde edilememesine rağmen bu tedbirlerin kapsamının genişletilerek uygulanmasına devam edilmesi hususu nazara alındığında, kurgusal nitelikli bir soruşturmayla Başbakan, Bakanlar, MİT Müsteşarı, siyasiler, bürokratlar ile akademisyenler, gazeteci ve yazarlardan Hükûmete yakın konumda olanların İran ile işbirliği içerisinde ve İran'a yakın terör örgütüne destek veren, onunla işbirliği içerisinde hareket eden bir konumda gösterilerek, ileride yapılması muhtemel bir operasyona zemin hazırlandığı, nihayetinde Selam Tevhid Kudüs Ordusu terör örgütü soruşturmasının, bağlantılı olduğu 17 Aralık soruşturmasıyla birlikte üst düzey devlet görevlilerini hedef alan bir çalışma niteliğinde olduğu değerlendirilmiştir.

Selam Tevhid Kudüs Ordusu terör örgütü soruşturmasının 17 Aralık soruşturmalarından Mali Şube'nin yürüttüğü 2012/120653 sayılı soruşturma ile bağlantısına delalet eden hususlar:

a ) Soruşturmayı yürüten ve soruşturmada görev alan FETÖ/PDY mensubu eski hakim / savcılar ile kolluk görevlisi sanıklar tarafından, "terör örgütü yöneticiliği ve üyeliği" suçlarından haklarında soruşturma yürütülen ve fakat buna dair somut herhangi bir delil bulunamayan müşteki ve mağdurları terörle ve İsrail'in Tayland / Bangkok Büyükelçiliği'nde 14/02/2012 tarihinde meydana gelen bombalı saldırıyla irtibatlandırmak amacıyla sahte delil oluşturulmasına yönelik olarak, "El Kaide terör örgütü üyeliği" suçundan gözaltına alınan İran uyruklu bir kişinin "Şafak" müstear adıyla sahte gizli tanık yapıldığı, şahsın "El Kaide terör örgütü üyeliği" suçundan başka bir soruşturmadan gözaltında bulunduğu esnada ... Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde emniyet amiri rütbesiyle görev yapmakta olan FETÖ/PDY mensubu Gafur Ataç tarafından 22/03/2013 tarihinde tehdit edilmek suretiyle sözde Kudüs Ordusu terör örgütü kapsamında gizli tanık sıfatıyla ifade vermesinin sağlandığı, bu şahsın söylemediği halde 22/03/2013 tarihli gizli tanık ifadesine "SEPAH adına ...'da Ali Monemi'nin çalıştığı, daha sonra yerine (Naser) Ghafari'nin geldiği, bunların haricinde İran'ın ... Başkonsolosluğu'nda (İraj) Necefi adında biri olduğu, Mehdi (Mehdi Sasany Aghdam) olarak bilinen birinin daha bulunduğu, bu kişilerin Başkonsoloslukta resmi görevli gibi çalışıp değişik işler yaptıkları, örneğin Necefi'nin Konsolosluk çalışanı olup çoğu insan kaçakçılığında parmağının bulunduğu, yurt dışında kaçak olan kişileri başka ülkelere geçirdiği, talimatın doğrudan (İran Devrim Muhafızları Ordusu) SEPAH'tan geldiği, amacın para kazanmak olmadığı, Rusya'dan gelen bir grup eylem timinin Avrupa ülkelerinden birine geçerken burada bir müddet barındığını daha sonra yurt dışına çıkarıldığı, ambargo nedeniyle İran'ın normal yollardan ticaret yapamadığı, bu kişilerin para getirip götürme görevini yürüttükleri, bazen paravan şirketler kurup kuyumcular aracılığıyla para getirdikleri ya da üçüncü bir ülkeden İran'a malzeme geçişi yaptıkları" şeklinde ifadeler eklenerek Selam Tevhid Kudüs Ordusu terör örgütü soruşturmasının İran ve Türkiye arasında yapılan ticaretle ve dolayısıyla 17 Aralık soruşturmalarından ... Emniyeti Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünün yürüttüğü 2012/120653 sayılı soruşturmayla ilişkilendirilmeye çalışıldığı, nitekim gizli tanık Şafak'ın 17/25 Aralık operasyonlarından sonra 20/08/2014 tarihinde ... Cumhuriyet Başsavcılığında "Lale" mahlasıyla yeniden alınan ifadesinde önceki ifadesini kabul etmediğini beyan ettiği anlaşılmıştır.

b ) İran'la Türkiye arasında ticaret yapan Hakkı Selçuk Şanlı, Türker Sargın, Taha Ahmet Alacacı, Sıtkı Ayan, Osman Balta, Mehmet Koca başta olmak üzere çok sayıda iş adamı ve şirket yetkilisi ile birlikte Türkiye İran ticaretini kurumsal olarak yürüten Halkbank'ın Yönetim Kurulu Başkan Vekili Mehmet Emin Özcan, Halkbank Dış Ticaretten Sorumlu Operasyonlar Daire Başkanı Levent Balkan başta olmak üzere çok sayıda Halkbank yetkilisi ve çalışanının, aynı zamanda İran'ın ... Büyükelçiliği ve ... Başkonsolosluğu'nda görevli diplomatların sözde Kudüs Ordusu terör örgütü soruşturması kapsamında şüpheli sıfatıyla takip edildikleri, telefonlarının dinlenildiği, haklarında terör örgütü üyeliği suçlamasıyla iletişim tespit tutanaklarının düzenlendiği, nitekim Halkbank Dış Ticaret Operasyonlar Daire Başkanı Levent Balkan'ın ilk önce 2012/120653 sayılı 17 Aralık soruşturmasında ... 8'inci Sulh Ceza Mahkemesinin 15/10/2012 tarih ve 2012/528 değişik iş sayılı kararına istinaden teknik takibe alınarak adı geçenin adına kayıtlı 05334246106 numaralı telefonu üzerinden CMK 135 maddesi uyarınca (3) ay süreyle iletişimin dinlenmesi ve kayda alınmasına karar verildiği, bilahare ... 12'nci Sulh Ceza Mahkemesinin 11/01/2013 tarih ve 2013/16 değişik iş sayılı kararı ile Levent Balkan hakkındaki iletişimin denetlenmesi tedbirinin birinci kez (3) ay süre ile uzatılmasına karar verildiği, lakin 10/04/2013 tarihinde düzenlenen kolluk raporunda adı geçenin Halkbank'tan emekli olduğu ve emekliye ayrıldığı tarihten itibaren, soruşturma kapsamında teknik takipleri devam etmekte olan Halkbank Genel Müdürü Süleyman Arslan ve...ile suç görüşmesi yapmadığından bahisle iletişimin denetlenmesi tedbirine konu hattın dinleme işlemine son verilerek çıkış talimatı verilmesinin talep edilmesi üzerine Levent Balkan ile ilgili 15/10/2012 tarihi itibariyle başlayan 17 Aralık soruşturması kapsamındaki iletişimin denetlenmesi tedbirine 10/04/2013 tarihi itibariyle son verildiği, ancak Levent Balkan'ın bunun hemen akabinde 2011/762 sayılı Selam Tevhid Kudüs Ordusu terör örgütü soruşturması kapsamında silahlı terör örgütüne üye olmak, örgüt adına eylem ve faaliyetlerde bulunmak isnadıyla teknik takibe alındığı ve 27/05/2013 tarihinden 18/12/2013 tarihine değin yaptığı telefon görüşmelerinin dinlenilerek kayıt altına alındığı, böylelikle üçüncü kişilerle olan ilişki ve faaliyetlerinin başka bir soruşturma üzerinden denetlendiği, bu süre içerisinde yapmış olduğu görüşmelerden (119) adedinin içeriğinden hiçbir suç unsuru bulunmamasına karşın iletişim tespit tutanağı haline getirildiği, diğer yandan iddianamede ayrıntıları anlatıldığı üzere soruşturma kapsamında iletişimin tespiti ile ilgili düzenlenen 08/05/2013, 12/05/2013, 14/05/2013, 18/05/2013, 19/05/2013, 20/05/2013, 24/05/2013, 25/05/2013, 11/06/2013, 12/06/2013, 14/06/2013, 16/06/2013, 18/06/2013, 20/06/2013, 24/06/2013, 27/06/2013, 03/07/2013, 05/07/2013, 11/07/2013, 16/07/2013, 09/08/2013, 19/08/2013, 12/09/2013, 22/09/2013, 23/09/2013, 05/10/2013, 12/10/2013, 08/11/2013, 19/11/2013, 22/11/2013, 27/11/2013, 14/12/2013 tarihli tutanaklarda belirtilen konuların Türkiye İran ticaretine ilişkin olduğu, konuşmalarda ismi geçen kişilerden Zafer Çağlayan'ın Ekonomi Bakanı, Süleyman Arslan'ın Halkbank Genel Müdürü, Levent Balkan’ın Halk Bankası Dış Operasyonlar Daire Başkanı, Rıza Sarraf'ın ise Türkiye / İran arasında Halkbank üzerinden gerçekleştirilen ticarette komisyon karşılığında iş yapan kişilerden birisi olup, bunlardan Süleyman Arslan ve Rıza Sarraf'ın 17 Aralık soruşturmasında doğrudan, Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan'ın ise dolaylı olarak şüpheli oldukları, Türkiye / İran ticaretinde aktif olan bazı şahısların (Hakkı Selçuk Şanlı, Taha Ahmet Alacacı, Türker Sargın, Levent Balkan) her iki soruşturma kapsamında telefonlarının uzun süre dinlenilerek takip altına alınmalarının soruşturma dosyaları arasında bağlantı kurma amacına yönelik olduğu, gerek birden fazla ortak şüphelinin her iki soruşturma kapsamında hedef şahıs / şüpheli olarak teknik takip altına alınmış olmaları ve gerekse 2011/762 sayılı Selam Tevhid Kudüs Ordusu terör örgütü soruşturmasında iletişimin tespiti ile düzenlenen tutanaklarda belirtilen konuların Türkiye / İran ticaretine ilişkin olması karşısında her iki soruşturmanın ilerki aşamalarda birleştirilmesinin amaçlandığı belirlenmiştir.

c ) Soruşturmada bizzat Cumhuriyet Savcısı İsmail Tandoğan tarafından Vergi Denetim Kurulu Başkanlığı'na hitaben yazılan, dosya kapsamındaki gerçek ve tüzel kişilerle ilgili Vergi Usul Mevzuatı başta olmak üzere "şahıs bazında hesap hareketleri ve dosya muhteviyatı çerçevesinde ihtiyaç duyulan benzeri konularda çalışma yapmak" üzere Mehmet Sunar ve Mehmet Şentürk'ün bilirkişi olarak atanmasına dair 03/05/2012 tarihli talep yazısının bulunduğu, şüpheliler tarafından yürütülen soruşturma "terör örgütü yöneticiliği ve terör örgütü üyeliği" soruşturması olmasına rağmen, soruşturma kapsamında Vergi Denetim Kurulu Başkanlığı'ndan bilirkişi tayin ettirerek, dosya kapsamına gerekçesiz olarak dahil edilen kişiler hakkında "terörün finansmanı" suçlamasıyla rapor düzenlettirmek, bu suçlamayla tüm malvarlıklarına el koyma amacının bir diğer boyutuyla aynı zamanda Türkiye / İran ticaretinde aktif olan şahısların bu ticaret sayesinde terörü finanse ettikleri gibi bir iddianın delillendirilmesine çalışıldığı, dolayısıyla bir terör soruşturmasında terörizmin finansmanı boyutuyla ancak MASAK eliyle yaptırılması icap eden kurumsal bir inceleme yerine ismen görevlendirilmeleri istenilen FETÖ/PDY ile iltisaklı vergi müfettişleri eliyle sözde mali inceleme yaptırma girişiminin, aynı zamanda 17 Aralık soruşturmasının da konusunu teşkil eden Türkiye / İran ticaretinde rol alan kişilerin bu ticaret sayesinde sözde Selam Tevhid Kudüs Ordusu terör örgütü üzerinden uluslararası terörü finanse ettikleri gibi kurgusal nitelikteki bir iddiaya dönük delil elde etme girişiminin bir çabası ve tezahürü olduğu anlaşılmıştır.

d ) Soruşturmanın FETÖ/PDY terör örgütü elebaşı Fetullah Gülen liderliğinde, yasal resmi hiyerarşinin dışındaki ast üst ilişkisi içerisinde bilinçli, sistematik ve koordineli biçimde, eylem ve fikir birliği içinde ve 17/25 Aralık soruşturmaları ile eş zamanlı olarak operasyon düzenlemek niyetiyle gerçekleştirildiğine delalet eden biçimde, 2011/762 sayılı Selam Tevhid Kudüs Ordusu terör örgütü soruşturmasında dosya kapsamında hazırlanan şahıs tespit tutanaklarının eş zamanlı yürütüldüğü 17 Aralık operasyonundan çok kısa bir süre önce 10 15/12/2013 tarihleri arasında hazırlanmış ve tüm teknik takiplerin 18/12/2013 tarihinde sonlandırıldığı anlaşılmıştır.

2.... İstihbarat Şubesi Üst Yönetim Kadrosuna Yönelik Örgütlü Zimmet Soruşturması;

29 Nisan 2013 tarihinde Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı koltuğunda değişiklik yaşanmış; daha önce 2010 yılından beri bu görevi yürüten ve FETÖ/PDY ile irtibatlı olduğu iddiaları dile getirilen Ömer Altıparmak (Böcek davasında örgüt üyeliğinden hüküm giydiği hususuna yukarıda değinilmiştir.) görevinden alınarak, halen aktif olarak Eskişehir İl Emniyet Müdürlüğü görevini yürütmekte olan Engin Dinç bu göreve atanmış, İstihbarat Daire Başkanının değişmesinin akabinde aynı yılın Temmuz ayı içerisinde bu kez aralarında ... ilinin de bulunduğu İl İstihbarat Şube Müdürlüklerinde görev yapan üst yönetim kadroları da değiştirilmiş, bu bağlamda 09/07/2013 tarihinde ... İstihbarat Şube Müdürlüğü görevine halen FETÖ firarisi olan Serdar Güldalı'nın yerine Denizli İstihbarat Şube Müdürü Ahmet Arıbaş atanmış, hemen akabinde 14/07/2013 tarihinde İstihbarattan Sorumlu İl Emniyet Müdür Yardımcılığı görevine Ahmet Metin Turanlı getirilmiş, aynı şekilde diğer illerin istihbarat şube müdürlükleri kadrolarına da örgütle irtibatlı veya iltisaklı olmayan müdürlerin atanmasıyla birlikte anılan süreçte örgüte yakın üst düzey emniyet görevlileri idarenin tasarrufu ile pasif başka birimlere kaydırılmıştır. İstihbarat birimlerinde örgüt aleyhine yapılan bu işlemin örgütü son derece rahatsız ettiği, nitekim bahse konu tayinler sonrasında, siyasi iktidar tarafından yapılan bu hamlenin emniyet istihbarat teşkilatında muazzam boyutta kadrolaşan örgütün tasfiyesine yönelik bir girişim olduğuna dair algıya yol açtığı gerek açık kaynaklar ve gerekse dava dosyaları arasına giren beyanlardan anlaşılmıştır.

... İstihbarat Şube Müdürlüğü üst yönetim kadrolarında yapılan değişikliğin 17 Aralık soruşturmalarını ve eldeki davayı ilgilendiren boyutu ise; ... Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce yürütülen 2012/120653 sayılı Rıza Sarraf / Halkbank soruşturmasında görevli fiziki takip tarassut ekibinin 25/10/2013 tarihinde Nuruosmaniye'deki fiziki takip işlemi sırasında deşifre olması nedeniyle teknik takibe bir süreliğine ara/son verildiği ve kumpas soruşturmasının öğrenilmesine / deşifre edilmesine yönelik İçişleri Bakanı düzeyinde gerçekleştirilen bir takım girişimlerin yaşandığı, bu bağlamda örneğin ... İstihbarat Şube Müdürlüğüne ait 34 ZP 7876 plakalı bir observasyon aracının soruşturma şüphelisi Rıza Sarraf'a ait Beykoz /Kanlıca adresindeki konut civarında konuşlandırılarak operasyonel birimlerce (adli şubeler tarafından) Sarraf ve çevresindekilere yönelik herhangi bir adli soruşturma veya takip yapılıp yapılmadığının öğrenilmeye çalışıldığı süreçte, ... İstihbarat Şube Müdürlüğü üst yönetim kadrosuna yönelik suç örgütü faaliyeti çerçevesinde zimmet ve evrakta sahtecilik suçlarını işledikleri iddiasıyla Organize Suçlarla Mücadele Şubesince 17 Aralık soruşturmalarıyla eş zamanlı bir soruşturma yürütüldüğünün anlaşılmış olmasıdır.

... Cumhuriyet Başsavcılığının 2013/153711 sayılı soruşturma evrakına kayden 08/11/2013 tarihinde başlatıldığı ve fiilen adli dinlemelerin sona erdiği 18/12/2013 tarihine değin devam ettirildiği anlaşılan söz konusu soruşturma sürecinin, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün amaçları doğrultusunda "adli soruşturmaların asılsız suç örgütü iddialarıyla araç olarak kullanılması suretiyle iletişim tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması tedbirinin uygulanması ve bu yolla istihbarat edinilmeye çalışılması"nın en açık örneklerinden birisini teşkil ettiği görülmüştür.

... C. Başsavcılığının 2013/153711 sayılı soruşturmasında usulsüzlük yapıldığına yönelik iddiaların ... Cumhuriyet Başsavcılığının 30/03/2016 tarih ve 2014/8776 soruşturma, 2016/14790 esas sayılı iddianamesi ile ... 13'üncü Ağır Ceza Mahkemesine açılan kamu davasına konu edildiği, ... 13'üncü Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/124 esas sayılı dosyasına kayden görülen davada, aynı zamanda dosya sanıklarından ..., ..., ..., ..., ... ve ...'un bu davada Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, silahlı terör örgütü kurmak ve yönetmek veya üye olmak, devletin güvenliğine ilişkin gizli kalması gereken nitelikteki bilgileri siyasi ve askeri casusluk maksadı ile temin etme ve açıklama, yasaklanan bilgileri açıklama, suç uydurma, iftira, özel hayatın gizliliğini ihlal, göreve ilişkin sırrın açıklanması, suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme, kamu görevine ait araç ve gereçleri suçta kullanma, görevi kötüye kullanmak gibi çok sayıda suçtan sanık sıfatıyla yargılandıkları, davanın iddianamesinin 16 ila 66'ncı sayfaları arasında 1'inci olay olarak izah olunan eylemin, "2013 yılının Temmuz ayı ve devamında göreve atanan ... İstihbarat Şube Müdürlüğü üst yönetim kadrosu ile Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Engin Dinç'in telefonlarının 2013 yılının Kasım / Aralık ayları içerisinde, dönem itibariyle ... İstihbarat Şubesinde görevli bir polis memurunun adının karıştığı sözde zimmet iddiasından yola çıkarak 2013/153711 soruşturma numarası üzerinden TCK'nın 220/1 maddesi kapsamında suç örgütü kurmak ve buna bağlı örgüt faaliyetleri suç isnadı adı altında dinlenilmesi" şeklinde anlatıldığı anlaşılmaktadır.

Konuyu detaylandırmak gerekirse; ... Cumhuriyet Başsavcılığının 30/03/2016 tarih ve 2014/8776 soruşturma, 2016/14790 esas, 2016/1457 nolu iddianamesi ile ikame olunan toplam (45) sanıklı bu davaya konu eylemlerden birisinin; suç tarihi itibariyle, dosya sanıkları ..., ..., ..., ..., ... ve ...'un da aralarında bulunduğu ... Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde görevli adli kolluk görevlileri eliyle yürütülen ... C. Başsavcılığının 2013/153711 sayılı sözde suç soruşturması olduğu, bahse konu soruşturmanın, ... İl Emniyeti İstihbarat Şube Müdürlüğü (B) Haber Alma Bürosu Amirliği emrinde Sinan Tekin kod adıyla BİEK (Bilgisinden İstifade Edilen Kişi / haber elemanı) çalıştırıcısı olarak görev yapan Hakan Bizkevelci isimli istihbaratçı polis memurunun, Şubeye bilgi veren/getiren Rüzgar Balıkçı ve Yaman Karlı kod adlı haber elemanları ile 2013 yılının Ağustos / Ekim ayları sürecinde herhangi bir buluşma gerçekleştirmediği ve haber elemanlarına herhangi bir ödeme yapmadığı halde sanki buluşma gerçekleştirmiş ve ödeme yapmış gibi sahte buluşma (F/3), haber (F/4) ve mülakat (F/10) raporları ile buna ilişkin ödeme belgeleri ve harcama tutanağı düzenlediği, bu şekilde evrakta sahtecilik yaparak zimmetine para geçirdiği iddiasıyla başlatıldığı,

Bu minvalde ilk olarak, Hakan Bizkevelci isimli istihbaratçı polisin görev yaptığı ... İstihbarat Şube Müdürlüğü (B) Haber Alma Bürosunda komiser rütbesiyle Masa Amiri olarak görev yapan sanık Metin Güneş tarafından yapılan denetimler esnasında evrakta sahtecilik suretiyle zimmet eyleminin tespit edilerek açığa çıkarıldığı gerekçesiyle 21/10/2013 tarihinde bir rapor düzenlendiği, bunu müteakiben aynı Büroda Başkomiser rütbesiyle Kısım Amiri olarak görev yapan sanık Ali Kavlak tarafından 22/10/2013 tarihinde konuyla ilgili ayrı bir rapor düzenlenerek konunun üst makama intikal ettirildiği, ancak bu raporların Şube Müdürünce dikkate alınmadığından bahisle bu kez (B) Haber Alma Bürosu Amir Yardımcısı Başkomiser Polat Kongur, Kısım Amiri Başkomiser Ali Kavlak ve Masa Amiri Metin Güneş tarafından 31/10/2013 tarihinde müşterek imzalı bir tutanak düzenlenmesi cihetine gidildiği, isimleri zikredilen üç (3) kişi tarafından düzenlenen söz konusu tutanakta, Şube Müdürü Ahmet Arıbaş'ın polis memuru Hakan Bizkevelci'nin usulsüz işlemlerine ilişkin raporun iptali ile evrakın (harcama ve ödeme belgeleri) normal evrak akışı / sirkülasyonu içerisinde yeniden sıralı amirlerin imzasına sunulması yönünde kendilerine verdiği emrin konusu suç teşkil eden bir emir olduğu ve kanunsuz emri uygulamayacaklarından bahisle polis memuru Hakan Bizkevelci'nin sahte evrak ile zimmetine para geçirme eylemine sıralı amirlerin de göz yumduklarını ve buna ortak olduklarını belirttikleri, görev yaptıkları birimin şube müdürünü de suçlayıcı nitelikteki bu tutanağın tanziminden birkaç gün geçtikten sonra kısım amiri Ali Kavlak'ın 08/11/2013 tarihinde bu kez ... C. Başsavcılığına müracaat ederek olayla ilgili ihbarda bulunduğu, adı geçenin aynı gün müşteki sıfatıyla alınan ifadesinde şikayetçi olduğunu belirtmesiyle birlikte evrakın Memur Suçları Soruşturma Bürosunun 2013/153711 sayılı soruşturma numarasına kaydedildiği, soruşturma sürecinin bu şekilde başladığı, soruşturma iş ve işlemlerinin sanıklardan ...'ın Şube Müdürü olduğu ... Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce yürütüldüğü,

Sözde suç soruşturmasında polis memuru Hakan Bizkevelci dışında ... İstihbarat Şube Müdürlüğü üst yönetim kadrosunu oluşturan dönemin ... İstihbarat Şube Müdürlüğünden sorumlu İl Emniyet Müdür Yardımcısı Ahmet Metin Turanlı, İstihbarat Şube Müdürü Ahmet Arıbaş, İstihbarat Şube Müdür Yardımcısı Ömer Faruk Ataş, İstihbarat Şube Müdürlüğü Bölücü Örgütler Haber Alma Bürosu (B Büro) Amiri Erdal Aydınlık ve İstihbarat Şube Müdürlüğü Teknik Operasyon Büro Amiri Sezgin Abalı'nın da şüpheli oldukları, ... İl Emniyet Müdürlüğü kadrosunda emniyet müdürü ve emniyet amiri olarak görev yapan ismi geçen şüphelilere yüklenen eylemin; polis memuru Hakan Bizkevelci'nin sıralı amirleri olmaları hasebiyle zimmete göz yummak, suçun üstünü örtmek, daha da ötesinde bir suç örgütü yapılanması içerisinde adı geçen polis memuru ile birlikte hareket ederek zimmet suçunu örgütlü bir şekilde birlikte işlemek olarak nitelendirildiği, bir başka deyişle sahte evrak tanzim etmek suretiyle zimmetine para geçirdiği iddia edilen BİEK çalıştırıcısı istihbaratçı polis memuru Hakan Bizkevelci'nin bu eylemine sıralı amirlerinin de iştirak ettiğinin, ismi geçenlerin arasında görev ilişkisinin ötesinde bir ilişki biçimi olduğunun ve suç iddiasına konu yaklaşık 2.350 TL tutarındaki parayı birlikte zimmete geçirmek ve haksız surette istifade etmek için kendi aralarında bir menfaat birlikteliği oluşturduklarının öne sürüldüğü, dolayısıyla İstihbarat Şube üst yönetim kadrosundan oluşan şüphelilerin üzerine atılı soruşturma konusu suçların sahte evrak tanzim etmek, zimmet, suç örgütü kurmak ve buna bağlı örgüt faaliyetlerinde bulunmak olarak belirlendiği,

Ali Kavlak'ın şikayetiyle 08/11/2013 tarihinde başlayan soruşturmada, her zamanki gibi FETÖ'nün bilindik örgütsel taktiğiyle soruşturmaya yönelik iddiaları güçlendirmek amacıyla 11/11/2013 tarihinde Muhabere Elektronik Şube Müdürlüğüne bir e mail ihbarı yapıldığı, bu ihbarın akabinde 31/10/2013 tarihli müşterek imzalı tutanakta imzaları bulunan diğer görevliler Polat Kongur ve Metin Güneş'in 13/11/2013 tarihinde ... C. Başsavcılığında ifade verdikleri, soruşturma savcısı Adem Özcan'ın 18/11/2013 tarihinde soruşturmada adli kolluk görevini yürüten ... Organize Suçlarla Mücadele Şubesine gereği için talimat yazdığı, 21/11/2013 tarihinde Ali Kavlak'ın savcılığa giderek ek ifade verdiği, bunun üzerine ilk müzekkere yazısının gönderilmesinden (3) gün sonra soruşturma savcısının herhangi bir araştırma yapmadan, herhangi bir somut bilgi, belge veya somut delil elde edilmeden, sadece İstihbarat Şube Müdürlüğünde görevli ismi zikredilenlerce düzenlenen rapor, tutanak, verilen şikayet dilekçesi ile ifadeleri esas alarak, delil teyit etme veya yeni delil elde etme yol ve yöntemlerinin herhangi birisine başvurmadan 21/11/2013 tarihinde ikinci kez kolluğa talimat yazdığı, "fiziki ya da teknik takip ve sair işlemlerin yapılmasına ihtiyaç duyulması halinde tarafımıza ilgili talebin iletilmesi" şeklinde zaten ısmarlama olduğu aşikar olan bu talimat yazısının alınmasıyla birlikte Organize Şube Müdürlüğü tarafından soruşturma kapsamında (6) şüpheli hakkında iletişimin denetlenmesine tedbirinin uygulanmasına dair 22/11/2013 tarihli rapor tanzim edildiği, bunun üzerine 23/11/2013 tarihinde ... 23'üncü Sulh Ceza Mahkemesinden adı geçen şüpheliler hakkında TCK'nın 220/1 maddesi kapsamında "suç örgütü kurmak ve buna bağlı örgüt faaliyetleri" suç isnadıyla CMK m. 135 maddesi gereği 2013/677 değişik iş sayılı karar ile adli dinleme kararının alındığı, yasal adli dinleme sürecinin bu suretle başladığı, Organize Şube Müdürlüğü tarafından devamında düzenlenen iletişime müdahale edilmesine dönük ikinci rapora istinaden ... 5'inci Sulh Ceza Mahkemesince 06/12/2013 tarihinde 2013/565 değişik iş sayısı üzerinden verilen teknik takip kararı ile yukarıda ismi geçenlere ilaveten şüpheliler Harun Özkaya ve Hafife İsmailoğlu hakkında da adli dinleme kararı verilmesiyle birlikte toplam (8) kişi hakkında iletişimin denetlenmesi tedbirinin uygulandığı, öte yandan ... 18'inci Sulh Ceza Mahkemesinin 16/12/2013 tarih ve 2013/715 değişik iş sayılı kararı ile emekli polis memuru şüpheli Harun Özkaya'nın ofis olarak kullandığı adresle ilgili CMK'nın 140'ncı maddesi gereği teknik araçlarla izleme kararı verildiği, bir gün sonra ise aynı zamanda 17 Aralık operasyonunun gerçekleştirildiği 17/12/2013 tarihinde kolluk tarafından savcılıktan adli dinlemeler için çıkış / sonlandırma talimatı talep edildiği, vaki talep üzerine 18/12/2013 tarihinde sonlandırma talimatının soruşturmada adli kolluk görevini yürüten ... Organize Suçlarla Mücadele Şubesine gönderilmesiyle birlikte adli dinlemelerin Şube Müdürü ...'ın da görevden alındığı 18/12/2013 tarihi itibariyle sonlandırıldığı,

Öte yandan, 17/25 Aralık operasyonlarından sonra 2013/153711 sayılı soruşturma şüphelileri olan ve ... İstihbarat Şube üst yönetim kadrosunu oluşturan yukarıda ismi zikredilenlerin bu soruşturma marifetiyle kendilerine iftira atıldığını, suç uydurulduğunu, mağdur olduklarını, suç örgütü kurma ve örgütlü şekilde zimmete para geçirme gibi uydurma iddialarla haklarında yasa dışı dinleme yapıldığını beyanla soruşturmayı yürüten adli birimlerden şikayetçi olduklarını beyan etmeleri nedeniyle 16/04/2014 tarihinde soruşturma evrakının tefrik edilerek, usulsüz soruşturma iş ve işlemlerini yürüten FETÖ/PDY mensubu polisler hakkındaki evrakın İst. Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/55373 sırasına kaydedildiği, bilahare bu evrakın 2014/8776 soruşturma sayılı evrak ile birleştirilerek 30/03/2016 tarihli iddianame ile ... 13'üncü Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde 2016/124 esas sırasına kayden ceza davası açıldığı, FETÖ/PDY mensubu polisler tarafından yürütülen kumpas soruşturmasının mağduru olan istihbaratçı polislerle ilgili soruşturmada ise 18/04/2014 tarihinde takipsizlik kararı verildiği, ... Cumhuriyet Başsavcılığının 18/04/2014 tarih ve 2013/153711 soruşturma, 2014/28050 karar numaralı kovuşturmaya yer olmadığına dair karar gerekçesinde özetle, iletişimin tespiti yapılan şüphelilerin iletişim tespitlerinde telefon görüşmeleri ve SMS kayıtlarında herhangi bir suç unsurunun bulunmaması, İstihbarat Daire Başkanlığınca görevlendirilen üç (3) Şube Müdürünce düzenlenen 09/01/2014 tarihli raporda suça konu teşkil edebilecek bir usulsüzlükle karşılaşılmadığının belirtilmesi, ödemeye esas belgelerde adı geçen ve (X) eleman olarak ifadeleri alınan haber elemanlarının iddiaya konu belgelerdeki ödemelerin kendilerine yapıldığını ve paraları eksiksiz aldıklarını ifade etmeleri, şüpheli Hakan Bizkevelci gibi aynı büroda istihbaratçı polis olarak görevli olup, tanık olarak ifadesi alınan Taner Adana'nın şüphelinin savunmalarını doğrulaması karşısında şüphelilerin zimmet suçunu işlemek amacıyla örgüt kurmak, bu örgüte üye olmak ve sahtecilik suçlarını işlediklerine dair ihbar edenin soyut iddiası ve elektronik posta ihbarı dışında somut ve inandırıcı delil elde edilemediğinin belirtildiği, dolayısıyla soruşturma sürecinin genel hatlarıyla bu şekilde olduğu anlaşılmaktadır.

Bir polis memurunun adının karıştığı sözde zimmet ve suç örgütü iddiasıyla başlatılan adli soruşturmayı araç olarak kullanmak suretiyle, 2013 yılı Temmuz ayı içerisinde ataması yapılarak göreve başlayan ve FETÖ/PDY ile iltisaklı olmayan ... İstihbarat Şubesi üst yönetim kadrosunun takibi, teknik ve fiziki takip suretiyle kontrolü, Hükûmet aleyhinde yürütülen 17 Aralık soruşturmalarından İstihbarat Şubesi üst yönetim kadrosunun bilgi sahibi olup olmadığının, bir başka deyişle soruşturmanın FETÖ'cü olmayan istihbaratçılar tarafından deşifre edilip edilmediğinin öğrenilmesi, ayrıca daha önceden çeşitli kanallardan haricen duyumunu almış oldukları "görev yaptıkları emniyet birimlerinden yakın zamanda tayinlerinin çıkarılıp çıkarılmayacağı" hususuyla alakalı bilgi edinerek, kendileriyle hakkında yapılması muhtemel idari tasarruflardan önceden bilgi sahibi olup, buna göre ön tedbir alma ve hareket tarzı belirleme amaçlarına matuf bir faaliyet niteliğinde olduğu, nitekim soruşturmayı yürütenlerin bu amaçla hareket ettiklerinin soruşturmadaki 05/12/2013 tarihli dinleme talep yazısıyla açığa çıktığı, söz konusu talep yazısında soruşturma konusuyla hiçbir alakası olmamasına rağmen “...Bilhassa soruşturmanın başlamasına konu zimmet suçunun üstünün örtülmeye çalışılması, personel atamalarının medya ve kamuoyu tarafından duyulmasının istenmemesi, başka birimlerce yürütülen adli soruşturma dosyalarının içeriğinin öğrenilmeye çalışılması, yapılan gizli izleme çalışmalarında kendilerine mobing (psikolojik baskı) ve ayrımcılık yapıldığını iddia eden personelin dile getirdiği hususların öncelikle şiddetle reddedilmesi ancak özel olarak yapılan görüşmelerde ise personelin dile getirdiği iddiaları doğrulayıcı nitelikte cümleler sarf edilmesi vb." konulardan bahsedildiği ve bunları gerekçe gösterilerek Harun Özkaya ve Hafife İsmailoğlu isimli şahısların dinlenmesi talebinde bulunulduğu, ... gibi Türkiye'nin en büyük metropolunun en önemli güvenlik ve istihbarat kurumlarından olan emniyet istihbarat şubesinin üst yönetim kadrosundaki polis müdürleri ve amirlerinin, haber elemanına ödenecek cüz'i miktardaki paradan birlikte menfaatlenmek ve bu parayı mal edinmek (zimmete geçirmek) için bir suç örgütü kurdukları gibi akla ziyana aykırı bir iddiayla başlatılan ve neticede ...'daki emniyet teşkilatını da ilgilendiren böylesine önemli bir soruşturmadan, soruşturmayı yürütün adli birimin başındaki sanık ...'ın İl Emniyet Müdürü...'ı bilgilendirmediği, tüm bu hususlar dikkate alındığında 17 Aralık soruşturmalarının operasyona dönüştürülmesinin zamanlamasında ve özellikle operasyonun tarihinin öne çekilmesinde, sanıkların eş zamanlı yürütülen bu soruşturmaya ait dinlemelerden aldıkları bilgiler doğrultusunda, deşifre olma ve görevden alınma ihtimallerinin de etkili olduğu, bu itibarla 2013/153711 sayılı kurgu soruşturmasının 17 Aralık soruşturmaları bakımından bu yönüyle önem arz ettiği, öte yandan aynı örgütsel yapıya ait hiyerarşik gücün emrinde olmaları hasebiyle zaten başından beri eylem ve irade birliği içerisinde hareket ettikleri kabul edilen sanıklardan Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde görevli olanların, bu soruşturmalara ait hukuksuz dinlemelerden elde ettikleri verileri Mali Şube soruşturmasını yürüten şube üst yönetimindeki örgüt üyeleriyle paylaştıkları, bunun da operasyon tarihinin öne çekilmesinde belirleyici etkenlerden biri olduğu belirlenmiştir.

**XIII ** 17 / 25 ARALIK OPERASYONLARININ HÜKÛMETE KARŞI GİRİŞİLEN DARBE GİRİŞİMİ OLDUĞUNA YÖNELİK İLK DERECE MAHKEMELERİNİN KABULÜ

A) 17 ARALIK SORUŞTURMALARINA İLİŞKİN İLK DERECE MAHKEMESİNİN NİHAİ KABULÜ;

... 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/304 Esas sayılı dosyasında 17 Aralık Operasyonunun hükümete karşı girişilen darbe girişimi olduğuna yönelik nihai kabulü;

“Dava dosyasında yer alan tüm kanıtların; bu bağlamda örgütün tarihsel geçmişi, amacı, hedefi, stratejisi, tertiplediği kumpas davaları, 17/25 Aralık ve nihayetinde 15 Temmuz askeri darbe girişimine değin yaşanan ve karar gerekçesinde özetlenen süreç, soruşturmaların kurgulanması, soruşturmalardaki usulsüzlükler, hukuka aykırılıklar, operasyonun yapılma şekli ve biçimi, sonuçları hep birlikte bir bütün olarak değerlendirildiğinde;

Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay kararlarında dile getirildiği veçhile, FETÖ/PDY'nin Türkiye Cumhuriyeti Devletinin tüm anayasal kurumlarını (yasama, yürütme, yargı erklerini) ele geçirmeyi ve bundan sonra devleti, toplumu ve fertleri kendi ideolojisi doğrultusunda yeniden şekillendirerek oligarşik özellikler taşıyan bir zümre eliyle ekonomik, toplumsal ve siyasal gücü yönetmeyi hedefleyen, bu niteliği itibariyle 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 1'inci maddesinde tanımlanan, amaca ulaşmak için silah başta olmak üzere her türlü cebir ve şiddeti araç olarak kullanan 5237 sayılı TCK'nın 314/1 2 maddeleri hükümleri kapsamında silahlı bir terör örgütü olduğu,

Dava konusu yapılan ve 17/12/2013 tarihinde eş zamanlı olarak operasyona dönüştürülen 17 Aralık soruşturmalarından; ... Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünün yürüttüğü 2012/120653 sayılı ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünün yürüttüğü 2012/125043 sayılı suç soruşturmalarını başlatan, koordine eden, talimatlarıyla yönlendiren ve iletişimin denetlenmesi ile teknik araçlarla izleme tedbirlerine dair tüm işlemlerin yapılması talimatlarını veren, ilgili şube müdürlüklerinin yönetim, soruşturma büro ve teknik büro rütbeli kadrolarında yer alan sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., firari sanık Hüseyin Korkmaz, ..., ..., ..., ... ve ...'in FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısı içerisinde yer alan ve örgüt talimatlarını yerine getiren örgüt üyesi oldukları,

17 Aralık 2013 günü operasyona dönüştürülen 2012/120653, 2012/125043 ve 2013/24880 sayılı soruşturmaların koordinatör Başsavcı vekili Zekeriya Öz, öte yandan Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünün yürüttüğü 2012/120653 sayılı ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünün yürüttüğü 2013/24880 sayılı soruşturmaların savcısı olan Celal Kara ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünün yürüttüğü 2012/125043 sayılı soruşturmanın savcısı Mehmet Yüzgeç'in, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olup, bu örgütün nihai amacı doğrultusunda 17 Aralık soruşturmalarını yürüten aynı yapılanmaya mensup emniyet görevlileriyle birlikte iştirak halinde cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellememe teşebbüs ettikleri iddiasıyla ilk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 16'ncı Ceza Dairesinde halen yargılandıkları, Zekeriya Öz ve Celal Kara'nın Bakırköy 2'nci Ağır Ceza Mahkemesinde haklarında tutuklamaya yönelik yakalama kararının çıkarıldığı 10/08/2015 tarihinde Artvin / Sarp kara hudut kapısı üzerinden yurt dışına kaçtıkları, Mehmet Yüzgeç'in ise bilinmeyen bir yerde firari olduğu ve halen arandığı, adı geçenlerin FETÖ/PDY silahlı terör örgütüyle aralarında organik bağın varlığına ve kuvvetli suç şüphesine işaret eden kanıtların bulunduğu, bu bağlamda dava dosyasında mevcut tespit ve değerlendirme tutanaklarına göre her üçünün de örgütün kriptolu haberleşme programı olan Bylock kullanıcısı oldukları,

Kurulduğu tarihten itibaren gelişim gösterdiği tarihsel süreçte hemen her dönemde, içinde bulunduğu sosyo politik koşullara çok iyi uyum sağlayarak iktidar dengelerini gözetip siyasi konjonktür ve gidişatı iyi okuyan, bu özelliği nedeniyle gittikçe güçlenen, sözde dini referanslar üzerinden geliştirdiği söylemiyle toplumda belli bir meşruiyet kazanan, ahlak ve eğitim hareketi yönüyle öne çıkan ancak 2000'li yılların özelikle ikinci yarısından itibaren yargı, emniyet ve medyadaki mensupları eliyle gerçekleştirdiği ve uygulamaya soktuğu kumpas davaları aracılığıyla mutlak iktidarına giden yolda önünde engel olabilecek kişi, grup, topluluk, kurum ve kuruluşları bertaraf eden, bu sayede aşırı güç zehirlenmesine kapılarak adeta devlet içerisinde devlet gibi davranmaya başlayan ve paralel devlet yapılanması kimliğine bürünen FETÖ/PDY terör örgütünün, devlet otoritesini ve tüm anayasal kurumları ele geçirme yönündeki hedefinin önünde ve mutlak iktidarına giden yolda kendisine en büyük engel olarak gördüğü Başbakan ... ve siyasi iktidarına yönelik 2010'lu yılların başından itibaren örtülü biçimde yürüttüğü güç mücadelesini müteakiben ilerleyen süreçte açığa döküp, hukuku araç olarak kullanmak suretiyle hukuksuz bir takım eylemlere girişmeye başladığı,

Bu bağlamda, Örgütün göreve gelmesini istemediği Hakan Fidan'ın Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı görevine atanması ve bunu müteakip yaşanan Mavi Marmara olayı nedeniyle Hükûmet ile derin görüş ayrılığına düştüğü, bu nedenle örgüt medyasında Hükûmete yönelik söylemlerin sertleşmeye başladığı, MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın başında olduğu ekibin yürüttüğü çalışmalar çerçevesinde iktidarın, devletin üst kadrolarında yerleşik örgüt mensuplarını bürokrasiden pasifize etmeye dönük uygulamaları üzerine örgütün Hükûmete ve Başbakan Erdoğan'a yönelik tutumunu giderek daha da sertleştirerek, nefret ve husumet duymaya başladığı, nitekim 2011 yılına gelindiğinde Başbakan Erdoğan'ın resmi konutu ve ikametindeki çalışma ofislerine dinleme cihazları yerleştirilmesini sağlayarak casusluk faaliyetine giriştiği, Güneydoğu sorununun çözümüne yönelik olarak 2009 yılında gerçekleştirilen Oslo görüşmeleri ses kayıtlarının 2011 yılı içerisinde sızdırılmasını sağladığı, böylelikle Hükûmeti açılım politikası üzerinden kamuoyu nezdinde zor duruma düşürmeye çalıştığı, devam eden süreçte, yargıdaki mensupları eliyle yürütülen bir soruşturma bahanesiyle MİT Müsteşarı ve üst yönetim kadrosunun PKK/KCK terör örgütüne yardım ettikleri iddiasıyla 07/02/2012 tarihinde ifadeye çağrılmaları ve bilahare haklarında yakalama kararı çıkarılması suretiyle MİT üzerinden dolaylı olarak Başbakan'ı terör örgütüne yardımla suçlamak istediği, böylelikle yargıyı silah olarak kullanarak Başbakan ... ve Hükûmetini itibarsızlaştırarak siyaseten meşruiyetini kaybettiğinden bahisle devirmeye çalıştığı,

7 Şubat MİT kumpasında rolleri olduğu gerekçesiyle FETÖ/PDY mensubu ... İl Emniyeti Terör ve İstihbarat Şube Müdürleri ile İl Emniyet Müdür Yardımcısının görevden alınarak pasif görevlere atanmaları, bunun akabinde Hükûmetin girişimiyle 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve MİT Kanununda gerçekleştirilen değişiklikler neticesinde kumpas soruşturmasının önünün tıkanması, örgütün yargı teşkilatında güçlü olduğu özel yetkili mahkemeler üzerinden gerçekleştirmeye çalıştığı bu operasyon nedeniyle, yasal dayanağını 5271 sayılı CMK'nın 250'nci maddesinden alan özel yetkili mahkemelerin, örgütün elinde adeta tüm toplumu dizayn edecek ve Hükûmeti işlevsiz hale getirebilecek etkili bir silaha dönüştüğünün net olarak anlaşılmasıyla birlikte, 02/07/2012 tarihinde çıkarılan 6352 sayılı Kanun ile özel yetkili mahkemelerin lağvedilerek kapatılmasına karar verilmesi üzerine Hükûmetin kendisine yönelik giriştiği bu hamlelere karşılık, örgütün, ...'ın başında olduğu 61'nci Hükûmet aleyhinde "silah olarak kullanacağı" yeni ve daha kapsamlı kurgu soruşturmalar tertiplemeye karar verdiği, bu kapsamda 06/03/2012 tarihinde 25 Aralık soruşturmasının, diğer yandan 13/09/2012 ve 21/09/2012 tarihlerinde ise 17 Aralık soruşturmalarının başlatıldığı, böylelikle ileride Hükûmet aleyhinde kullanılabilecek verilerin elde edilmesine yönelik delil toplama ve hazırlık sürecine girişildiği,

17 Aralık soruşturmalarının bu amaç doğrultusunda başından itibaren kurgulandığı; örgütün diğer kumpas soruşturmalarında mutat hale geldiği üzere, soruşturmaların başlatılması ve hemen akabinde CMK'nın 135'nci maddesi gereğince teknik takip kararlarının alınmasını sağlayacak mahiyetteki isimsiz ayrıntılı ihbarların, örgütün hakim olduğu geniş istihbarat ağından faydalanmak suretiyle ve istihbari dinlemelerden elde edilerek bizatihi örgüt mensuplarınca yapıldığı, soruşturma izni ve teknik takip kararlarının alınmasına matuf olmak üzere, dosya içeriği ve suç iddialarının temelsiz olmadığı intibasını uyandırmak için, doğrudan soruşturma konusu ve şüphelileriyle ilgisi olmayan veya daha önce işleme konulmamış / ötelenmiş olan, kurumlardan intikal etmiş bir takım raporların dolgu malzemesi ve gerekçe olarak kullanıldığı, Organize Suçlarla Mücadele Şubesinin yürüttüğü 2012/125043 sayılı soruşturmada "genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması" veya "silahla tehdit" kapsamında değerlendirilebilecek basit bir adli olayın örgütlü bir suç soruşturmasının başlatılmasına öncül eylem kabul edilerek gerekçe yapıldığı, her iki soruşturmada iletişimin denetlenmesine dair teknik takip kararlarının soruşturmaların başlangıcında "varsayıma dayalı suç örgütleri oluşturmak suretiyle" alındığı, bilahare her iki soruşturmanın şekli anlamda hukuki gözükmekle birlikte maddi olarak hukuka aykırı teknik ve fiziki takip kararları üzerine inşa edildiği, CMK'nın 135 140 maddeleri çerçevesinde iletişimin denetlenmesi ve teknik araçlarla izleme kararlarına esas teşkil eden kolluk ve savcılık raporları ile talep yazılarında "soruşturmaların siyasi yönünü açığa çıkaracak kısımlar"a özellikle yer verilmeyip gizleme (maskeleme) yapılmak suretiyle, soruşturmaların bu yönünün söz konusu kararları veren hakimlerin hukuki denetiminden kaçırıldığı, bu itibarla başından itibaren kurgulanmış soruşturmalardaki delillerin hukuka aykırı olarak elde edildiği, hukuka aykırı delil kavramının sadece hukuka aykırı elde edilen ilk delili değil ve fakat bu delil vasıtasıyla elde edilen diğer delilleri de kapsadığı, dolayısıyla soruşturmaları bütünüyle hukuksuz hale getirdiği, başlangıçta kurgulanan siyasi hedef doğrultusunda ilerleyen aşamada soruşturmaların FETÖ/PDY'nin bilinen ve klasik "sirayet stratejisi"yle genişletildiği, tesadüfi deliller ve tanıklıktan çekinmeye dair usul hükümlerine de riayet edilmeksizin Anayasanın 100'üncü maddesi uyarınca özel soruşturma usulüne tabi Bakanlarla ilgili "görevleriyle alakalı suç iddiaları ve isnatları"na ilişkin Meclis Başkanlığına da hiçbir bilgi verilmeden uzun süre delil toplanması ve biriktirilmesi cihetine gidilerek Bakanlarla ilgili dolaylı yoldan soruşturma yürütüldüğü,

Bu kapsamda, 2012 yılının Eylül ayı içerisinde başlatıp devreye sokulan ve 17 Aralık soruşturmaları olarak bilinen kurgu soruşturmalar sırasında, hedef şahıslar olmadıkları ve dolayısıyla haklarında verilmiş bir mahkeme kararı bulunmadığı halde yasama dokunulmazlığı bulunan, aynı zamanda Anayasa'nın 100'üncü maddesi uyarınca özel soruşturma usulüne tâbi 61'nci Hükûmetin İçişleri Bakanı ..., Çevre ve Şehircilik Bakanı ..., Avrupa Birliği Bakanı... ve Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan'ın muhtelif tarihlerde hedef şahıslarla yapmış oldukları çok sayıda görüşmeye ilişkin seslerin çözümü yapılıp metin haline getirilmek suretiyle tape yapıldığı, soruşturma kapsamında Başbakan ...'ın Halkbank Genel Müdürü Süleyman Aslan ile gerçekleştirmiş olduğu ve içeriğinde suç unsuru bulunmayan 16/03/2013 tarihli bir görüşmenin kayıt altına alınarak iletişim tespit tutanağına dönüştürüldüğü, Hükûmet üyeleri olan Bakanlar Zafer Çağlayan, ..., ... hakkında CMK m.140 uyarınca verilmiş herhangi bir teknik araçlarla izleme kararı bulunmadığı halde muhtelif tarihlerdeki kamuya açık yerlerdeki faaliyetleri ve ilişkileri takip edilerek kayıt altına alındığı, aynı Bakanların çıkar amaçlı suç örgütü lideri olduğu şüphesiyle takip edilen...ile ...'da buluşmalarına dair cell harita görüntülerinin tutanak haline getirildiği, benzer nitelikteki eylemlerin 06/03/2012 tarihinde başlatılan 25 Aralık soruşturmasında da gerçekleştirilerek Hükûmet üyeleriyle ilgili delil toplandığı, böylelikle her iki soruşturmada Başbakan ve 61'nci Hükûmet üyeleri aleyhinde olumsuz algı oluşturulabilmek için sözde delil toplama / biriktirme sürecine girildiği, saldırı hamlelerine değin hazırlık yapıldığı,

Devam eden süreçte 2013 yılına gelindiğinde, Hükûmetin uzun zamandır üzerinde çalıştığı dershanelerin kapatılması konusunda somut adımlar atacağı yönünde mesajlar vermeye başladığı, Başbakanın "bu konuda geri dönüş yok" şeklindeki beyanatı ile kesin ve kararlı tutum sergilemesi üzerine dershanelerin kapatılmasıyla insan kaynağına çok önemli bir darbe vurulacağını, çalışma sistemindeki can damarını kaybedeceğini ve arka bahçesinin adeta kurutulacağını, iktisadi açıdan da büyük zarara uğrayacağını öngören örgütün dershanelerin kapatılmasına yönelik yapılacak muhtemel yasal düzenlemelere büyük tepki göstermeye başladığı, örgütün uzlaşı zemini aramak için son bir hamle olarak görevlendirdiği medya yöneticileri Ekrem Dumanlı ile Hidayet Karaca'nın konuyla ilgili Başbakan ile görüştükleri, Başbakan'ın bu görüşmede de dershaneler konusunda geri adım atılmayacağı yönünde net tavır sergilediği, bunun üzerine örgüt üst yönetimi tarafından düğmeye basılarak, daha önceden hazırlığı yapılmış olan Hükûmete yönelik dosyaların yakın tarihte / 30/03/2014'te icra edilecek olan yerel seçimler öncesinde operasyona dönüştürülecek şekilde planlama çalışmalarının yapılması talimatının verildiği,

Bu talimat üzerine 17 Aralık operasyonlarında görev alacak olan, örgütün yargı emniyet kadrolarında yerleşik mensupları ile mahrem yapılanmadaki sivil imamların operasyonlarla ilgili planlama toplantıları yaptıkları, ancak detayları yukarıda izah edilen bazı gelişmeler yüzünden soruşturmanın sızarak deşifre olması ihtimali, ayrıca Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce ... İstihbarat Şubesi üst yönetim kadrosunda görevli ve örgüt üyesi olmayan polis müdürleri ve amirlerine yönelik tertiplenen, sözde "zimmet ve suç örgütü iddialarının soruşturulduğu" 2013/153711 sayılı kumpas soruşturmasında yapılan hukuksuz dinlemelerden elde edilen bilgilere istinaden Mali ve Organize Suçlar Şube Müdürlerinin görevden alınacaklarına dair hasıl olan şüpheler üzerine operasyon tarihinin planlanandan daha erkene alındığı, operasyon tarihi ve ayrıntıların netleşmesi üzerine örgütün yüksek yargı imamı Kartal kod adlı İlyas Şahin ile örgütün Marmara (...) bölgesi emniyet yapılanması adli şubeler ve istihbarattan sorumlu danışman statüsündeki mahrem imam Veysel / Ekrem kod adlı Mensur Ünal'ın hazırlanan nihai planı örgüt lideri ve üst yönetim kadrosunun onayına sunmak üzere 12/12/2013 ve 13/12/2013 tarihlerinde birer gün arayla Amerika Birleşik Devletlerine gittikleri, burada örgüt yönetiminden aldıkları talimatla operasyondan iki gün önce 15/12/2013 tarihinde Türkiye'ye geri döndükleri, örgüt liderinin eylem talimatını örgütün yargı ve emniyetteki mensuplarına ilettikleri,

Örgüt liderinden aldıkları nihai eylem talimatı doğrultusunda harekete geçen örgütün emniyet ve yargı kadrolarında yerleşik üyelerinin fikir, eylem ve irade birliği içerisinde hareket ederek, siyasi ve ekonomik kriz ve kaos ortamı oluşturarak Hükûmeti iş göremez hale getirip istifaya zorlamak ve Hükûmeti devirmek amacıyla, birbirleriyle hiçbir bağlantısı olmayan, ayrıca aynı gün birlikte operasyon yapılması için fiili ve hukuki hiçbir gereklilik de bulunmayan (3) ayrı soruşturma dosyasını, daha önce emsali görülmemiş şekilde aynı gün operasyona dönüştürmek suretiyle, 17 Aralık 2013 tarihinde rüşvet ve yolsuzluk operasyonu adı altında, aralarında bakan çocukları, iş adamı, banka yöneticisi, belediye başkanı ve bürokratların bulunduğu toplam (92) kişinin gözaltına alınmasına yönelik eş zamanlı operasyon başlattıkları, büyük bir örgütsel gizlilik ve disiplin içerisinde tertipledikleri operasyon öncesinde, ... Cumhuriyet Başsavcısı Turan Çolakkadı ve ... İl Emniyet Müdürü...'a haber vermedikleri, KOM birimi olmaları hasebiyle planlı operasyon sürecinde bilgi vermeleri gereken KOM Daire Başkanlığını operasyon öncesinde bilgilendirmedikleri, 17 Aralık operasyonuna zemin hazırlayan soruşturma ve operasyon bilgilerini gizli tutarak UYAP bilişim sistemine kaydetmedikleri, şüpheli hanelerine "meçhul" şeklinde kayıt yapıldığı, yaklaşık on beş ay boyunca yürütülmüş olan soruşturmalardan emniyet ve yargı içerisinde yerleşik örgütsel dar bir kadro haricinde kimsenin bilgisinin olmadığı, hatta örgüt üyesi olduğu iddiasıyla halen hakkında kovuşturma yürütülen ve 2012/120653 sayılı soruşturmayı bir süre yürüten eski savcı Yılmaz Kıstı'ya dahi soruşturmanın siyasi yönü ve nihai amacıyla ilgili bilgi verilmediğinin bizatihi adı geçenin beyanlarıyla sabit olduğu, diğer yandan 2012/125043 sayılı soruşturmayı bir süre yürüten C. Savcısı Bekir Gencer'e de aynı şekilde soruşturmanın siyasi yönü ve nihai amacıyla ilgili bilgi verilmediği,

Operasyonda gözaltına alınan (92) şüpheliden aralarında iki bakan çocuğunun da bulunduğu (24) kişinin tutuklandığı, bu arada şüphelilere yönelik aramalar sırasında elde edilen özellikle para, para sayma makineleri, para kasaları görüntüleri ve soruşturma verilerinin (teknik ve fiziki takip verileri) örgüt mensuplarınca operasyondan hemen bir gün sonra 18/12/2013 tarihinden itibaren planlı, organize ve sistematik biçimde medya organlarına sızdırılıp basına servis edilerek siyasi iktidarın "rüşvet ve yolsuzluk batağında" olduğu ve bu nedenle meşruiyetini kaybettiği algısının yaratılmaya çalışıldığı, örgütün böylelikle bu eylemle siyasi / ekonomik kriz ve kaos ortamı oluşturarak Hükûmeti iş göremez hale getirip istifaya zorladığı, nitekim ulusal ve uluslararası basında "büyük yolsuzluk ve rüşvet operasyonu" olarak dile getirilen haberlerde Fetullahçı örgüt mensubu savcı ve polislerce işbirliği içerisinde gerçekleştirilen operasyonun sansasyonel yönüne ve etkilerine işaret edilerek, kabine üyesi üç Bakanın çocukları, siyasetçi, bazı iş adamları ve bürokratların gözaltına alındığı operasyonun yerel seçimlere aylar kala Başbakan Erdoğan'a yönelik bir darbe girişimi olduğu ve Hükûmeti zor durumda bırakarak istifasını sağlamaya dönük olduğu yorumlarının yapıldığı, bu arada operasyonun ciddi ekonomik etkilerinin de yaşandığı, ... Borsasında işlem gören şirketlerin piyasa değerinin milyarlarca lira tutarında azaldığı, döviz ve faizlerde çok ciddi artışlar olduğu, operasyonun siyasi etkileri yüzünden 61'nci Hükûmetin üç üyesi Ekonomi Bakanı..., İçişleri Bakanı ... ve Çevre ve Şehircilik Bakanı ...'ın 25/12/2013 tarihinde istifa etmek zorunda kaldıkları,

Sonuç olarak, 17 Aralık operasyonunun, 7 Şubat 2012 tarihinde gerçekleştirilen ve sonuç alınamayan ilk girişimden sonra, "suç teşkil eden bir olayı aydınlatmaya, bir eylemi ortaya koymaya, maddi gerçeği açığa çıkarmaya ve delillendirmeye dönük bir soruşturma faaliyeti"nden ziyade, soruşturma görünümü altında ve bu kılıfa gizlenerek gerçekleştirilmiş, yargı ve polis gücünün silah olarak kullanıldığı, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 7'nci maddesinin 1'inci fıkrasında belirtilen amaçlar doğrultusunda sonuç elde etmeye yönelik, FETÖ/PDY'nin bir terör eylemi niteliğinde olduğu, kısa süre sonra devamında meydana gelen 25 Aralık darbe girişimiyle birlikte değerlendirildiğinde örgütün bu eylemlerdeki amacının siyasi / ekonomik kriz ve kaos ortamı oluşturarak hükümeti iş göremez hale getirip istifaya zorlamak olduğu, 17 Aralık soruşturmaları ile eş zamanlı olarak yürütülen Selam Tevhid Kudüs Ordusu soruşturmasının konusu, hedef alınan kişi ve gruplar, soruşturmanın başlangıcı ve adli dinlemelerin sona erdiği tarihler, her iki soruşturmada ortak olarak dinlenilen kişilerin varlığı, terörizmin finansmanı boyutunu açığa çıkarmak bahanesiyle yaptırılmaya çalışılan usulsüz mali incelemeler hep birlikte dikkate alındığında Mali Şube tarafından yürütülen 2012/120653 sayılı kara para soruşturmasıyla Selam Tevhid Kudüs Ordusu terör örgütü soruşturmasının ilerki aşamada birleştirilerek "Türkiye / İran ticareti sayesinde Türkiye'den İran'a çıkışı sağlanan nakit rezervlerin (İran'ın petrol / doğalgaz gelirlerinin) uluslararası terörün finansmanında kullanıldığı, sözde Kudüs Ordusu terör örgütü üyeliği ve İran lehine casusluk suçlamaları yöneltilen devlet yetkililerinin böylelikle uluslararası terörü finanse ettikleri" şeklinde suçlamalarla uluslararası ceza divanında yargılanmalarının hedeflendiği, tüm bu girişimlerinden sonuç alamayan terör örgütünün diğer yandan 01/01/2014 ve 19/01/2014 tarihlerinde Milli İstihbarat Teşkilatına ait ve devlet sırrı kapsamında yardım faaliyeti yürüten TIR'ları durdurmak suretiyle Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Suriye'deki terör örgütlerine yardım ettiği intibasını oluşturarak dış güçler vasıtasıyla devleti ve hükümeti zora sokup bir başka yoldan uluslararası yargı organları nezdinde sorumluluk altına sokmaya çalıştığı, bundan da istediği sonucu elde edememesi ve örgütün her alanda tasfiyesine yönelik kapsamlı tedbirler alınması üzerine, taşeronu olduğu küresel emperyalist güçlerin desteği ile 15 Temmuz 2016 tarihinde anayasal düzeni yıkarak devlet otoritesini nihai olarak ele geçirmeye dönük askeri darbe girişiminde bulunduğu, Hükûmete yönelik eylemler zincirinin bu şekilde tamamlandığı, sonuçları itibariyle, 17/25 Aralık darbe girişimlerinin, bahse konu örgütlü yapının, dini bir cemaat, ahlak ve eğitim hareketi veya iddia edildiği gibi sivil toplum örgütlenmesi niteliğinde olmayıp, aksine devlet otoritesini nihai olarak ele geçirmeyi hedefleyen bir terör örgütü olduğu hususunda devlet ve toplum nezdinde ortak vicdani kanaat oluşmasına giden süreçte başlangıç ve bir milat teşkil ettiği vicdani sonuç ve kanısına ulaşılmıştır .” şeklinde olduğu

B ) 25 ARALIK SORUŞTURMALARINA İLİŞKİN İLK DERECE MAHKEMESİNİN NİHAİ KABULÜ: **

... 13 Ağır Ceza Mahkemesinin 2015/366 Esas sayılı dosyasında; “25 aralık operasyonu, hükümete karşı yapılan darbe girişimi olduğu” yönündeki kabulü; “Suç tarihi olan 25 Aralık 2013'te, iddianamemize de konu olan operasyon davamızdaki sanıklar tarafından başlatılmıştır. FETÖ/PDY'nin yargı teşkilatlanmasında yer alan dönemin Savcısı Muammer AKKAŞ tarafından yürütülen soruşturmada 96 kişiye yöneltilen suçlamalar arasında "suç işlemek amacıyla örgüt kurmak ve yönetmek, ihaleye fesat karıştırmak ve rüşvet" suçları bulunmaktadır. Cumhuriyet Savcısı Muammer Akkaş'ın 25 Aralık günü çıkardığı arama ve gözaltı kararında 41 kişinin ismi geçmiştir. Bilal Erdoğan için gözaltı kararı olmamıştır, fakat bilgisine başvurulmak için ifadeye davet edileceği anlaşılmaktadır. 2012 yılında İnternet Andıcı dosyası kapsamında ifadesine başvurulmak için savcılığa davet edilen ve ardından tutuklanan eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'a uygulanan plan Bilal Erdoğan için de düşünülmüştür. Bilal Erdoğan, bilgisine başvurulmak için savcılığa davet edilecek, sorgulanacak ve ardından tutuklanmak üzere mahkemeye sevk edilecektir. Sanıklar benzer mahiyetteki ifadelerinde tapelerde suç unsuru olduğunu, suç işlediğinin açık olduğunu, hattta buz gibi, cam gibi ortada olduğunu beyan etmek suretiyle bu kastlarını da açıkça ortaya koymuşlardır. 3. Köprü, 3. Havalimanı gibi büyük projelere imza atan iş adamlarının da aralarında bulunduğu çok sayıda ünlü işadamı ve üst düzey bürokratın gözaltına alınması talebi ... Başsavcılığı tarafından reddedilmesine rağmen, o talimat gereğinin yapılması için Emniyet Müdürlüğüne gönderilmiştir. Operasyonun "yolsuzluk" ve "kara para aklama" suçlamalarıyla Mali Şube tarafından yapılması istenmiştir. Bu esnada gözaltına alınmak istenen isimleri sosyal medyada tek tek yazan FETÖ/PDY'nin örgüt gazetecileri algı operasyonu ile "savcılık ile emniyet arasında gözaltı krizi var. Polis adalete direniyor" şeklinde yorumlar yapmaya başlamıştır. Ancak Emniyet içerisinde yer alan ve görevinin gereğini yapan polisler örgütün talimatı doğrultusunda hareket eden sanıklara engel olmak için yoğun çaba sarf etmişlerdir.

Bu soruşturmada FETÖ/PDY'nin o dönemde kendi kontrolündeki UYAP'taki açığı bildiği, 25 Aralık darbe girişimine zemin hazırlayan operasyon bilgilerini gizli tutarak UYAP'a kaydetmediği, aynı dosyada şüpheli olarak hakkında iletişimin tespiti ve kayda alınması ile teknik ve fiziki takip kararı aldığı kişilerin isimlerini UYAP'a kaydettirmediği, gözaltı kararı aldığı 25 Aralık 2013 tarihine kadar şüpheli hanesine 'bilinmiyor' şeklinde ibare yazıldığının belirlendiği, yapılan teknik takip ve dinlemelerin hepsinin usul ve yasaya aykırı dinlemeler olduğu ve FETÖ/PDY'nin yargı teşkilatlanması içindeki yapılanmasının, yargılamamıza konu emniyet birimi teşkilatlanması içindeki sanıkların oluşturduğu yapı ile birlikte ortak hareket ettiği de kesin bir şekilde tespit edilmiştir.

Emniyet Müdürlüğü içerisindeki görevini gereği gibi yapan polis teşkilatı, yargı destekli darbe girişimine direnirken, ... Cumhuriyet Başsavcısı Turan Çolakkadı, darbe girişiminin ikinci operasyonu için düğmeye basan FETÖ/PDY terör örgütünün yargı teşkilatı içinde yer alan Savcı Muammer Akkaş'ın elinden soruşturma dosyasını almıştır. Muammer Akkaş korsan açıklama yapınca basının karşısına geçen ... Cumhuriyet Başsavcısı Turan Çolakkadı, darbe girişiminde bulunan FETÖ/PDY terör örgütünün yargı teşkilatı içinde yer alan savcıların hukuksuzluğunu şu ifadelerle ortaya koymuştur: "Bırakalım faksla, telefonla bildirmeyi, 2 yıldır hiçbir bilgi verilmeden yürütülen soruşturmalar var. Kayıtlara başka isimler girilmiş ya da hiç kaydedilmemiş. Bilen gören yok." şeklinde açıklamada bulunmuştur.

Darbe girişiminden ibaret olan soruşturmadan dönemin Başsavcısı Turan Çolakkadı'nın haberi yokken FETÖ/PDY örgüt üyeliğinden hakkında yakalama kararı olan ve şu an firari olan Emre Uslu, operasyondan haberdar olduğunu 4 ay öncesinden "Bakan çocuklarının adı yolsuzluklara karışmışsa kim güler kim ağlar" sözleriyle ima etmiştir.

Belirtmemiz gereken önemli nokta, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini cebren ortadan kaldırmaya ve engellemeye yönelik teşebbüs suçunun maddi unsuru olan cebir ve şiddet unsurunun, yargılamamıza konu olayda gerçekleşmiş olmasıdır. Şöyle ki, askerî darbe ya da darbe askerin yönetime el koyması anlamına gelmektedir. Darbe bir ülkede demokrasiye el konulan yönetim şekli olup, ülkenin gerilemesinin baş sebebidir. Bu güne kadar yapılan darbelerde ülke provakatif eylemlerle kaosa sürüklenmiş, darbenin eşiğine getirilmiş, gerekli zemin hazırlandıktan sonra asker de durumdan vazife çıkarıp darbe yapmıştır. 25 aralıkta yapılmak istenen darbe farklı olmakla birlikte, askeri darbe ile benzerlikte göstermektedir. FETÖ/PDY silahlı terör örgütü olan sanıklar, Başbakan başta olmak üzere tüm bakanları, iş adamlarını ve bürokratları usulsüz olarak dinlemek ve kayda almak suretiyle algı operasyonları sonucu itibarlarını zedelemek ve akabinde örgütün kendi yetiştirdiği hâkim ve savcılarla polisin işbirliğini sağlayarak, askerin kendisine emanet edilen silahı kullanarak darbe yaptığı gibi sanıklar polis olduklarından dolayı kendilerine emanet edilen silahı ve yetkiyi kötüye kullanarak darbe teşebbüsünde bulunmuşlardır. Askerin darbesinde yargı sonradan devreye girerken, bu defa yargı işin kurgusunda görev almıştır. Başbakanı ve bakanları gözaltına aldıklarında zaten darbe gerçekleşmiş olacaktır ve Hükûmet de değişmiş olacaktı.

25 Aralık seçilmiş meşru hükûmete bir yargı darbesi girişimidir.FETÖ/PDY terör örgütü devleti ele geçirmek için engel olarak gördüğü herkesi tasfiye etmek istemiştir. Hükûmeti düşürmek öncelikli amacıdır. Yargının taşıyıcı ağı olan UYAP saf dışı bırakılmıştır. Devletin yasal dinleme merkezi olan TİP, örgüt tarafından usulsüz ve hukuk dışı olarak kullanılmıştır. ... Emniyet Müdürlüğü FETÖ/PDY örgüt üyesi olan savcılar tarafından basılmış ve FETÖ/PDY örgüt üyesi savcı mahkeme önünde bildiri dağıtmıştır. Bu hususlar dahi meselenin bir yolsuzluk soruşturması olduğununanlaşılması bakımından önemlidir.

Emniyet Genel Müdürlüğü kurumunun içinde bulunan örgütün amaçlarına adanmış örgüt mensubu olan sanıkların zaten silahlı şahıslar olması, örgütün mevcut yapı içerisine yerleştirdiği bu sanıkların örgütün amaçları doğrultusunda hareket ettikleri, hukuka aykırı delillerle oluşturdukları dosya ile silahlı kolluk kuvveti olan bu sanıkların, yine yargı içerisinde bulunan mensupları vasıtasıyla aldıkları teknik takip izleme, iletişimin tespiti ve dinlenmesi kararları ile yasal mevzuatla kolluk görevlisi olarak kendilerine tanınan yakalama, gözaltına alma, zorla getirme kararlarını uygulamaya geçirmek için hareket ettikleri, örgüt çıkarları aleyhine hareket eden katılanların özgürlüklerinin kısıtlanması, haklarının ihlal edilmesini sağlayacak baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemi ile örgüt karşısında bulunan katılanlar üzerinde 17 Aralıkta yapılan eylemler gibi 25 Aralıkta da bu kez sanıkların yapmaya teşebbüs ettikleri, bu durumun da sanıkların yargı içine sızan örgüt üyesi savcı ve hakimleri aracılığı ile yargı ayağını kullanarak ve kolluk kuvvetinin verdiği legal gücü, illegal amaçları doğrultusunda örgüt lehine kanunsuz ve yetkisiz bir güç olarak kullanmalarının ve bu amaçla harekete geçme teşebbüslerinin fiziki cebir kullanıldığına dayanak oluşturduğunu kabul etmek gerekir. Dayanağını ve ruhunu hukuktan ve gerçek otoriteden almadan kullanılan bu tedbirlerin ve uygulamaların kanunsuz ve yetkisiz bir güç kullanımı, cebir ve şiddet olduğu ortadadır. Sanıklar ihtiyaç duyulduğu örgüt hiyerarşisinde talimatlandırıldıkları 25 Aralık 2013'te, kolluk kuvvetinin verdiği legal gücü, illegal amaçları doğrultusunda kullanmışlardır.

Şayet sanıkların eylemi tamamlanmış olsa idi, o dönemde başbakan olan ...'ın oğlu Bilal ERDOĞAN'ın, Kısıklı'daki evinden gözaltına alınarak, Emniyete götürülürken görüntülerinin çekileceği ve görüntülerin basın ile paylaşılarak algı operasyonunun ilk adımının atılacağı, tıpkı 17 Aralıkta olduğu gibi bu sefer o dönemde polis olarak görev yapan ve FETÖ/PDY üyesi olduğu ilk derece mahkemesince de sabit görülen sanıkların; arama ve el koyma sırasında çektiği görüntülerin yazılı ve görsel medyaya servis edilerek, ...'ın "oğlu gözaltında olan bir lider" olduğu, haber ajansları olayı flaş olarak dünyaya duyurarak, uluslararası kamuoyunda geniş biçimde yer bulması sağlanıp, ...'ın istifa etmesi gerektiği dillendirilerek istifaya zorlanacağı, 4 bakanı istifa etmiş olan Başbakan ...'ın da oluşturulan kamuoyu baskısına daha fazla dayanamayıp Başbakanlık'tan, Ak Parti Genel Başkanlığından ve milletvekilliğinden istifa etmesinin sağlanacağı, ya da 25 ocak 2015 tarihinde cumhuriyet gazetesine röportaj veren ve şuan firari olan savcı Celal Kara'nın 1 numaranın Başbakan ... olduğunu söylemesindeki niyetten de anlaşılacağı gibi Başbakan'ı da gözaltına almaya varacak kadar ileri gidecekleri açıktır. Böylece bu durumda, hükümetin devrilmesi ile nihai hedefin sağlanacağının amaçlandığı ilk derece mahkemesince de kabul görmüştür.

HSK nın 2016 426 sayılı kararında “Yasama Dokunulmazlığı” bulunan 2012/656 sayılı soruşturma dosyasının hazırlandığı dönemde Başbakan ...’ın, Millî Eğitim Bakanı ...’in, Gümüşhane Milletvekili ...’ın, Orman ve Su İşleri Bakanı...'nun, Eski Adalet Bakanı...’in, Eski İçişleri Bakanı ...’in, ... Milletvekili ...’nin, Eski İçişleri Bakanı ...’in, Devlet Bakanı Ali BABACAN’ın, Gümrük ve Ticaret Bakanı...’nın, Eski Ekonomi Bakanı Zafer ÇAĞLAYAN’ın, Kültür ve Turizm Bakanı...’in, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı ...’in, Eski Haberleşme Denizcilik ve Ulaştırma Bakanı...’ın, Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı ...’ın, Eski Çevre ve Şehircilik Bakanı ...'ın, DışişleriBakanı ...’nun, Milletvekili ...’nin, Sağlık Bakanı Mehmet MÜEZZİNOĞLU’nun, Milletvekili ...’in, Kahramanmaraş Milletvekili...’ın, Eski Avrupa Birliği Bakanı...’ın, ... Milletvekili ...’in, ... Milletvekili ...’ın, Gaziantep Milletvekili Hüseyin ÇELİK’in, Devlet Bakanı Beşir ATALAY’ın, Milletvekili ...’in, Milletvekili...’ın ve Milletvekili ...’un olmak üzere 29 kişinin Anayasanın 83'üncü maddesi ve 100'üncü maddesi gereği yasama dokunulmazlığı bulunmasına ve özel soruşturma usûllerine tabi olmalarına rağmen telefon görüşmelerine ait seslerin çözülerek metin haline getirildiği ve hazırlanan fezlekede de bir kısmına suç isnadında bulunulduğu, soruşturmaların özel şekle tabi olduğu anlaşıldığından haklarındaki tespitlerin derhal ve doğrudan doğruya Cumhuriyet Başsavcılığına bildirilerek suç şüphesi varsa, özel soruşturma usûllerine göre delil toplama yoluna gidilmesi gerekirken ilgili maddelerin aksine hareket edildiği ve bu hukuk dışı yollara soruşturma süresince ısrar edildiği tespitine yer verilmiştir.

Tüm bu nedenlerledir ki, sanıkların 25 Aralık operasyonunun, hükümete karşı yapılan darbe girişimi olduğu ve atılı suçu işledikleri ilk derece mahkemesince de sabit görülmüştür.

Bununla birlikte tüm dosya kapsamında bulunan delliler ile sanıkların aşamalardaki savunmaları birlikte değerlendirildiğinde atılı suçlar bakımından bu savunmaların dahi tevilli ikrar niteliğinde olduğu ve dosyadaki delillerin atılı suçları ortaya çıkardığı dikkate alındığında gizli tanık beyanları da hükmümüze esas alınmamış, bu nedenle esasa etki etmeyecek nitelikte olduklarından gizli tanıklar ve hazırlık aşamasında dinlenen tanıklar duruşmada dinlenilmemiştir. Sanıkların dinlenmesini talep ettiği sayı itibariyle yüzlerle ifade edilecek tanıklar da aşağıda açıkladığımız nedenlerle davayı uzatmaya matuf FETÖ örgüt taktiği olup, duruşmayı uzatmaya yönelik olarak dinlenme talep edildiğinden ve bu tanıkların beyanları dosyaya yenilik katmayacağından dinlenilmemişlerdir.

FETÖ silahlı terör örgütü’nün devam eden FETÖ yargılamalarının süresini uzatmak için Bylock’tan talimatlar verdiği, Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin eski hakimler ... ve ... hakkında verdiği kararın gerekçesine giren ByLock konuşmalarına da yansımış, FETÖ’nün davaları uzatmak adına izlediği taktikler deşifre edilmiştir. Bu yazışmalarda, reddi hakim, tahliye ve verilen kararlara yönelik itiraz mahiyetindeki talepler ile heyeti karar veremez ve çalışamaz hale getirilmesi isteniyor. İddianamenin tamamının okutulması, bunun bile epey zaman alacağı belirtiliyor. Talimatla dinlenen tanıklara soru sorma imkânı sağlanmadığı belirtilip, heyet huzurunda ve hazır bulunduğu sırada doğrudan veya SEGBİS aracılığıyla dinlenilmesi talebinde bulunulması isteniyor. Hakimin reddi için başvuran taraf avukatlarının tanık olarak dinlenilmesinin istenilmesi öneriliyor. Dava dosyasının diğer ilgisiz davalarla şişirilip karar verilmesinin uzatılması önerisinde bulunuluyor. Mesajda, soruşturma sürecindeki tüm hakim ve savcıların tanık sıfatıyla beyanlarının alınmasının istenmesi de bir başka yöntem olarak yer alıyor. Heyetin tüm dosyayı hukukçu bilirkişiye göndermesinin sağlanması "bilirkişi taktikleri"nin başında yer alıyor. Dosyanın toptan bilirkişiye havalesi talebinin reddedilmesi halinde bir sonraki duruşmada hukukçu profesör bilirkişi dinletilmesi istenirken, "10 celse 10 farklı bilirkişi dinletilebilir" deniliyor. Bylock mesajındaki son "bilirkişi taktiği" de, "Tüm beyanlar ve delilleri değerlendirmesi için yazılı uzman hukukçu bilirkişi almak için süre talep edilebilir" deniliyor. Dava dosyasının "daha da şişirilmesi" için önerilen taktikte davaya konu olayla ilgili görsel ve yazılı medyada çıkan tüm yazı ve görüşler çıktı olarak alınarak dosya arasına girmesinin sağlanması isteniyor. Dış basın ve yabancı hukuk derneklerinin davaları takibinin sağlanması adına aktif çalışmalar yapılması isteniyor.

Örgüt üyelerine cezaevinde ve ailelerine her türlü maddi ve hukuksal yardım yapılacağına ilişkin devam eden ya da sonuçlanan davalarda beyanlar ve deliller bulunduğuna ilişkin bir çok haber yapıldı. Açık kaynaklardan edinilen bilgilerden, örgüt üyelerinin yargılandığı İzmir'deki askeri casusluk davasında dinlenen ve daha önce ...'daki mahrem imamlar davasında garson kod ismi ile dinlenen gizli tanığın ibraz etmiş olduğu 1029 sayfadan ibaret dijital kayıt inceleme raporunun 26. Sayfasında "maliye" ana klasörünün içerisinde bulunan "..." klasör içerisindeki "dış avukat ödemesi" isimli excel belgesi açıldığında sanıklar Yakup Saygılı ve...'un avukatlığını yapan Muammer Aydın'ın da aralarında bulunduğu 8 avukata yapılan ödemelere ilişkin kayıtlar bulunduğu, Muammer Aydın'a 160.000 ABD doları ödeneceği, bunun 40.000 ABD dolarının ödendiğinin belirtildiği, emniyet mahrem yapı raporunun 342. Sayfasında Muammer Aydın isminin yanında, "Yakup Saygılı için tuttuğumuz avukatlardan. Medya açısından faydalı olur diye düşündüğümüz bir avukat. Piyasada ismi bilinen birisi" şeklinde açıklama bulunduğu anlaşılmaktadır.

Sanıkların FETÖ terör örgütü üyesi oldukları yaptığımız açıklamalar ve tüm dosya kapsamı itibariyle sabit olmakla birlikte; "FETÖ'nün yargılanan üyelerine verdiği taktik"lerin sanıklarca da dosyamızda uygulanmaya çalışıldığı anlaşılmış, bu durum sanıkların davayı uzatmaya çalışma ve dosyayı şişirmeye yönelik eylemlerinden açıkça anlaşılmıştır. Reddi hakim talepleri, iddianamenin tamamının okunmadığı itirazları, dosyaya savunma ile ilgisiz belgeler sunulması, ilgisiz bilirkişi incelemesi, yüzlerce tanık dinletme taleplerinde bulunulması, savunma için yeterlisüre ve imkanın tanınmadığı belirtilerek uzun bir süre savunmada bulunulmaması gibi eylemlerinin dosyamıza yansıdığı da görülmüştür. Bu nedenlerle sanıkların davayı uzatmaya yönelik taleplerinin reddine karar verilmiştir.

FETÖ/PDY terör örgütü kurucusu Fetullah Gülen'in örgüt üyelerine verdiği ve açık kaynaklara yansıyan internet üzerinden yayınlandığı anlaşılan talimatlarında;

“...Sonuç itibarıyla kazanılacak şeyi kazanmış olan insanlar, yürüdükleri yolda değişik kayıplara uğrayabilirler, zayiatlar verebilirler, yaralanmalar olabilir. Fakat netice itibarıyla, bir şehit gibi kazanacaklarını kazanmışlar ise şayet, bence müteessir olmamalılar. Ona kadar yolu var... Hazreti Câbir’in babası Abdullah, Uhud’da şehit olanlardan o şehadetin şerbetini içince, mest sermest kendinden geçiyor... Evet, kazanıyor. Bir iki senelik Müslüman; fakat dikey yükseliş ile öyle bir zirve yapıyor ki, dağlar, onun ayağının altında Lût Gölü’ne dönüyor; öyle bir zirve yapıyor. Geriye dönelim: Sonuçta bir insan kazanıyorsa şayet, o yolda kaybettiği şeylere hiç müteessir olmamalı...”

“...Evet, “Bu yol, uzaktır.” Sırât kadar, Sırât’tan geçmek kadar zordur. “Menzili, çoktur / Geçidi, yoktur / Derin sular var.” Yedi asır evvel. Yunus Emre’nin dediği bir şey. “Bu yol uzaktır / Menzili, çoktur / Geçitli, yoktur / Derin sular var.” “Kandan irinden deryalar” sözü ile de ifade ediliyor; “aşılmaz gibi görünen uçurumlar” ile ifade ediliyor; “her köşe başında değişik gulyabaniler ile karşılaşma” gibi şeyler ile ifade ediliyor...”

“...Izdırap, en makbul niyazlardan daha değerli bir duadır; ızdırapsız bir sine, sökülüp köpeklere atılacak bir lokmacık etten farksızdır. Din için, diyanet için ızdırap çekmek... Kardeşler için, bacılar için, evlatlar için, çocuklar için, gençler için, ihtiyarlar için, şerden kaçarken deryada boğulanlar için, eşkıya tarafından derdest edilip yakalananlar için ızdırap çekmek... Bu, önemli bir ibadettir.”

“...Şimdi insanlığın iftihar tablosu bile arkada bu kadar insan bırakmış ise şayet, bence, o mesele küçümsenecek bir mesele değil. Bırakılan izler, çok önemlidir; bugün olmazsa yarın Allahın izni inayetiyle...”

“...Bir şey arz edeyim: Aslında, bu dünya çapındaki büyüklerin hiç biri, yaşadıkları dönemde, daha sonraki durumları itibarıyla o parlaklığa şahit olmamışlardır. Efendimiz, onu görmüştür; “Benim adım, güneşin doğup battığı her yere ulaşacaktır!” demiş, onu görmüştür; fakat dünya hayatındayken esasen onu görmemiştir. Çünkü yakın körlüğü yaşar insanlar...” ifadelerini kullandığı, devamında “Mevlânâ Celâleddin i Rûmî, İmam Gazzâlî” gibi önemli şahsiyetlerinde dönemlerinde tanınmadıklarından bahisle “... Her devirde öyle olmuştur. Fakat hiç bir zaman bu körlük, devam etmemiştir.”

“...Hadis ricali kritiği yapılırken, bir söz vardır: “Emsal arasında tenâfüs olur.” Aynı çağı, aynı devri, aynı dönemi paylaşan insanlar arasında, hafif hazımsızlık olabilir. Bu, ancak o büyükler arasında olmamış: Ebu Hanife, İmam Mâlik’i kıskanmamış; İmam Mâlik, Ebu Hanife’yi kıskanmamış... Fakat çok insan, emsallerini kaydırmak için ellerinden gelen her şeyi yapmışlar; inandıkları halde, ellerinden gelen her şeyi yapmışlar...” şeklinde beyanlarda bulunduğu ve devamında “... Nitekim günümüzde de değişik ülkelerde, İslam ülkelerinde hal böyle. Mesela doğruluğu temsil eden bir cemaate kötülük yapanlara karşı, “Meseleyi kökten kazımayınca siz rahat edemezsiniz; bunlar her zaman başınızı ağrıtır!” diyorlar. Birinin söylediği sözü naklediyorum burada. Evet, öyle biri ki, birisi bana iki defa fetva sormuştu da ben de biri vasıtasıyla “Ona sorsanız, daha iyi olur!” demiştim. Evet, o da onun karşılığını veriyor; diyor ki: “Şimdiye kadar yaptığınız bu meşkûr iş, şâyân ı takdir iş tarihte emsali, eşi bulunmayan bir iştir! Binlerini yok ediyorsunuz, fakat böyle biçme ile bu meselede yetinmeyin; hozan bile bırakmayın. Ekinler biçildikten sonra geride bırakılana “hozan” denir. Hozan bırakmayın. Bunları böyle bırakırsanız, çayırlar gibi, yeniden bir kere daha biter bunlar. İmkanı varsa, sürün; bunların köklerini de yok edin. Hatta bunları tanımış, bunları takdir etmiş insanları bile derdest edin, değişik yerlerden onları yakalayın, postalayın; bir yönüyle, bütünün kökünü kazıyın! diyor. “Allah’ım bize karşı düşmanlık hisleriyle oturup kalkan ve Hizmet’in bölümünü kazımaya çalışan çalışan zalimlere öyle bir mukabelede bulun ki, bizi başka hiç bir mukabeleye muhtaç bırakmasın. Duamızı kabul buyur ey Erhamerrahimin!...” ifadelerini kullandığı, bu söylemleriyle haklarında adli ve/veya idari işlem uygulanan örgüt üyelerinin içerisinde bulundukları durumun uhrevi olarak üst mertebe bir durum olduğunu, örgütsel amaç ve hedefler doğrultusunda faaliyetlerine devam etmeleri halinde asıl kazananın kendileri olacağını, örgüt mensuplarının ileri bir tarihte aklanacağı yönünde kanaat uyandırarak örgütsel faaliyetlerin devamlılığını sağlama, örgüt mensuplarının örgüte olan bağlılığını devam ettirme amacında olduğu, örgüt içerisinde yaşanan veya yaşanabilecek itirafçılığın önüne geçmek amacıyla keskin ifadeler kullandığı, bu şekilde örgüt mensuplarında itirafçılığa karşı korku oluşturma ve örgüte olan bağlılıklarını devam ettirme talimatlarının olduğu görülmüştür.

Örgüt kurucusu ve sözde liderinin bu talimatlarının, yargılamada dosya sanıkları üzerinde de etkili olduğu, sanıkların herhangi bir pişmanlık göstermedikleri, itirafçı olmadıkları, aksine işledikleri eylemleri meşru göstermeye çalışır savunmalarda bulundukları, örgüte olan bağlılıklarını devam ettirme eğiliminde oldukları ilk derece mahkemesince gözlemlenmiş ve bu durumu yansıtan sanıklar haklarında etkin pişmanlık ve TCK'nun 62/1 maddesindeki takdiri indirim hükümleri lehlerine uygulanmadığı anlaşılmıştır.

Sanıklar ..., ..., ..., Mahir ÇAKALLI, ..., ..., ..., ..., ... ve ...'in ... Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlar Şube Müdürlüğünde üst düzey yönetici ve amir konumunda bulundukları, aynı zamanda örgütte yönetici konumunda bulundukları, suç tarihi öncesinde Başbakan ve aile fertleri ile kabine üyelerini daha yapılmamış ihalelerde yolsuzluk yapılacağı varsayımından hareketle usulsüz olarak dinledikleri, sanıklar her ne kadar bunun aksini iddia etmiş ve yasama dokunulmazlığı olan kişileri dinlemediklerini iddia etmiş iseler de siyasilerin yakın çevrelerinde görüşme yaptıkları tüm kişileri soruşturmaya dahil ederek dinlemeye başladıkları, dolayısıyla siyasi dokunulmazlığı olan ve yargılanmaları ve soruşturulmaları özel usule tabi olan kişileri de dolaylı yoldan dinledikleri, suç unsuru taşımayan tüm konuşmaların TAPE haline getirildiği, bir kısım görüşmelerin örgütün yayın organları aracılığıyla basına sızdırıldığı, bu şekilde yolsuzluk yapıldığı şeklinde kamuoyu oluşturulmaya çalışıldığı, ancak yukarıda da açıklandığı üzere ortada usulsüz yapıldığı bir tarafa henüz yapılmış bir ihale dahi bulunmadığı, sanıkların kendi yetki ve görev sınırlarını da aşacak şekilde takiplerini diğer illere taşıdıkları, başka illerde, bu dosya kapsamında bulunmayan suçları bahane ederek yeni soruşturmalar başlattıkları, her silahlı darbe öncesinde olduğu gibi toplumda darbe zeminini hazırladıkları, örgütün yargı ayağını kullanarak almış oldukları dinleme kararlarının ve sonrasında çıkarılan zorla getirme ve yakalama kararlarının meşru kabul edilemeyeceği, bu kararları veren savcı ve hakimler hakkında benzer davalar bulunduğu ve şu an firari oldukları, nihai hedefin Başbakanı gözaltına almak ve hükümeti düşürmek olduğu, teknik ve fiziki takip tutanakları, log kayıtları, bilirkişi raporu, dijital kayıt ve yazışmalar, TAPE, ve tüm dosya kapsamından anlaşılmakla sanıkların TCK'nun 312. maddesi uyarınca cezalandırılmalarına karar vermek gerekmiştir.

Haberleşme, insanların birbirleriyle çeşitli araçlarla iletişime geçme halidir. T.C. Anayasası’nın 22.maddesinde herkesin haberleşme hürriyetinden bahsedilmektedir. TCK’ nın “Özel Hükümler”başlıklı kinci kitabının “Kişilere Karşı Suçlar” başlıklı ikinci kısmının “Özel Hayata ve Hayatın Gizli Alanına Karşı Suçlar” başlıklı dokuzuncu bölümünde, özel hayata müdahale oluşturan bazı fiiller suç olarak düzenlenmiştir. Bu bölümdeki özel hayatın gizliliğini korumaya yönelik olarak düzenlenen suçlar, “Haberleşmenin gizliliğini ihlal (m.132)”, “Kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması (m.133)”, “Özel hayatın gizliliğini ihlâl (m.134)”, “Kişisel verilerin kaydedilmesi (m.135)”, “Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme (m.136)” ve “Verileri yok etmeme (m.138)” suçlarıdır.

  1. maddenin 1. fıkrasında daraltıcı bir yoruma sebebiyet vermeyecek tarzda “kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğinin ihlali”nden bahsedilmiştir. Bugün için mektup, telgraf, telefon, faks, elektronik posta, internet üzerinden yazışma gibi kişiler arasındaki haberleşmelerin gizliliğini ihlal etmek 1. fıkradaki suçun oluşumu için yeterlidir. TCK, bu suçları 132/1. maddesinde öngörmüştür. Haberleşenler dışında herkes suçun faili olur. Haberleşenler, suçun faili olamazlar .Kamu görevlisinin görevinin verdiği yetkiyi kötüye kullanarak, belli bir meslek ve sanat mensubunun mesleğinin sağladığı kolaylıktan yararlanarak suçu işlenmesi cezayı artırma nedenidir. Suçun mağduru hem gönderen hem de alacak olan kimselerdir. Kanun haberleşmeyi “kişiler arasında” olmakla sınırlı kıldığından suçun mağduru aslında kişilerdir. Haberleşmeyi üçüncü kişi tarafından öğrenilmesi, yani gizliliğin ihlali, görmekle, okumakla veya dinlemekle olur. Sanıklar hernekadar savcı talimatı ile dinleme kararı aldıklarını ve yaptıkları işlemde kanuna aykırı bir durum olmadığını iddia etmiş iseler de, sanıkların devlet içerisine sızmış diğer örgüt mensuplarıyla birlikte hareket etmek suretiyle suç uydurarak dinleme kararı aldıkları dolayısıyla suçun maddi unsurunun oluştuğu tüm deliller ile sabittir. Sanıklar, yasama dokunulmazlığı olan kişilerin görüşme yaptıkları başka kişiler hakkında suç isnadında bulunmak suretiyle, dinleme kararı almak suretiyle dinledikleri, doğrudan siyasi dokunulmazlık altında bulunan kişiler arasındaki konuşmaları ise kendilerinin kaydetmediklerini ve basına sızdırmadıklarını beyan etmişler ancak bu kayıtları duruşma sırasında dahi kullanmışlardır.

Sanıklar ..., ..., ..., Mahir ÇAKALLI, ..., ..., ..., ..., ..., ... Mali Suçlar Şube Müdürlüğünde yönetici konumunda olup yapılan tüm işlemlerden haberdar oldukları, 25 Aralık dosyasını bizzat yürüttükleri, sanık Hayrettin CAN'ın ise şubede geçici olarak görevlendirildiği, aidiyet numarası bulunmadığı, bu nedenle tutanaklarda imzası bulunmadığı ancak tüm dinlemelerin TAPE aşamasında görev aldığı ve bilgi sahibi olduğu anlaşılmakla müştekiler ..., ..., Ali BABACAN, Hayati YAZICI, Zafer ÇAĞLAYAN, ..., ..., ..., ..., ..., ..., Mehmet MÜEZZİNOĞLU, ..., ..., ..., ..., Bilal ERDOĞAN ve Berat ALBAYRAK'ın, dinlemeci olan Sanıklardan Murat KAYA'nın müştekiler ..., Ali BABACAN, ..., ..., ..., Mehmet MÜEZZİNOĞLU ve ...'ın, Sanık ...'in müştekiler ..., ..., Hayati YAZICI, ..., ..., ..., ..., Mehmet MÜEZZİNOĞLU ve...'ın, Sanık Sabri KIZILKAYA'nın müştekiler ..., ..., Ali BABACAN, Hayati YAZICI, Zafer ÇAĞLAYAN, ..., ..., ..., ..., ... ve ...'ın Sanık...'ın müştekiler ..., ..., ..., ..., ..., Hayati YAZICI, ... ve...'ın, Sanık...'ın müştekiler ..., ..., ... ve ...'ın haberleşme gizliliğini ihlal etmek suçunu işledikleri dosyada bulunan dinleme kayıtları ile sabit olmakla sanıkların cezalandırılmalarına karar vermek gerekmiştir.

02/07/2012 tarihli ve 6352 sayılı kanunun 79 uncu maddesiyle değişik 5237 sayılı TCK'nun 132/1 maddesi "Kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğini ihlal eden kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu gizlilik ihlali haberleşme içeriklerinin kaydı suretiyle gerçekleşirse, verilecek ceza bir kat artırılır." şeklindedir. Değişiklik öncesinde 132. Madde " Kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğini ihlâl eden kimse, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Bu gizlilik ihlâli haberleşme içeriklerinin kaydı suretiyle gerçekleşirse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. (2) Kişiler arasındaki haberleşme içeriklerini hukuka aykırı olarak ifşa eden kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (3) Kendisiyle yapılan haberleşmelerin içeriğini diğer tarafın rızası olmaksızın alenen ifşa eden kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. (4) Kişiler arasındaki haberleşmelerin içeriğinin basın ve yayın yolu ile yayınlanması hâlinde, ceza yarı oranında artırılır." şeklindedir.

Değişiklik sonrasında sanıklara alt sınırdan ceza verildiği takdirde 132/1 1.cümle uyarınca 1 yıl hapis, 132/2.cümle uyarınca 1 kat arttırım ile 2 yıl hapistir. Değişiklik öncesi TCK 132/1 "Kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğini ihlal eden kimse, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Bu gizlilik ihlâli haberleşme içeriklerinin kaydı suretiyle gerçekleşirse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Sanıklara alt sınırdan ceza tayin edildiğinde 6 ay hapis 2. Cümle uyarınca bir kat arttırım ile 1 yıl hapis cezası alacaklardır. Değişiklik öncesi düzenleme daha lehe olduğundan sanıkların 6352 sayılı yasa öncesi düzenlenen madde uyarınca cezalandırılmalarına karar vermek gerekmiştir.

Sanıklar hakkında her ne kadar müştekiler ..., ..., Sadullah ERGİN, ..., ..., ..., ..., ..., ..., Hüseyin ÇELİK, Beşir ATALAY, ... ve ...'un haberleşme gizliliğini ihlal etmek suçundan cezalandırılması amacıyla kamu davası açılmış ise de yapılan yargılama sonucunda mağdur ...'un şikayetçi olmadığı, diğer mağdurlarında süresi içerisinde şikayette bulunmadıkları anlaşıldığından TCK'nun73/1 4 ve CMK'nun 223/8 maddesi uyarınca kamu davasının düşmesine karar vermek gerekmiştir.

Sanıklar Yakup SAYGILI, Kazım AKSOY, Yasın TOPÇU, ..., ..., ..., ... ve ...,in müştekiler İsmail Rüştü Cirit ve Nihat Ömeroğlu arasındaki aleni olmayan konuşmaları, tarafların haberi ve rızası olmaksızın bir davet yemeğinde yapılan konuşmaların ortam dinlemesiyle kayda alındığı anlaşılmakla sanıkların cezalandırılmasına karar vermek gerekmiştir.

02/07/2012 tarihli ve 6352 sayılı kanunun 80. maddesiyle değişik 5237 sayılı TCK'nun 133/1 maddesi "Kişiler arasındaki alenî olmayan konuşmaları, taraflardan herhangi birinin rızası olmaksızın bir aletle dinleyen veya bunları bir ses alma cihazı ile kaydeden kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır." şeklindedir. Değişiklik öncesi madde metni "Kişiler arasındaki alenî olmayan konuşmaları, taraflardan herhangi birinin rızası olmaksızın bir aletle dinleyen veya bunları bir ses alma cihazı ile kaydeden kişi, iki aydan altı aya kadar hapis cezası ile cezalandırılır." şeklindedir. Eski yasaya göre alt sınırdan ceza tayin edildiği taktirde sanıkların alacağı ceza 2 ay hapis, yeni yasaya göre alacakları ceza 2 yıl hapistir. Düzenleme öncesi yasa daha lehe olduğundan sanıkların bu yasa uyarınca cezalandırılmasına karar vermek gerekmiştir.

Sanıklar hakkında her ne kadar müştekiler İsmail Rüştü Cirit ve Nihat Ömeroğlu arasındaki aleni olmayan konuşmaları, tarafların haberi ve rızası olmaksızın bir aletle dinlemek suretiyle elde edilen kayıtları hukuka aykırı olarak ifşa etmek suçundan cezalandırılması amacıyla kamu davası açılmış ise de yapılan yargılama sonucunda kayıtların ifşa edildiği sabit olmadığından sanıkların beraatine karar vermek gerekmiştir.

Sanıklar ..., ..., ..., Mahir ÇAKALLI, ..., ..., ..., ..., ..., ..., Ercan TAŞ ve Mahmut YAVUZ un müştekiler Başbakan ve MİT müsteşarının Haliç kongre Merkezindeki görüntülerini gizlice alarak özel hayatının gizliliğini ihlal etmek suçunu işlediği görüntü kayıtları, sanıkların beyanı ve tüm dosya kapsamı ile anlaşılmakla sanıkların cezalandırılmasına karar vermek gerekmiştir.

02/07/2012 tarihli ve 6352 sayılı kanunun 81. maddesiyle değişik 5237 sayılı TCK'nun 134/1 1. Cümlesi "Kişilerin özel hayatının gizliliğini ihlal eden kimse,bir yıldan üç yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Gizliliğin görüntü veya seslerin kayda alınması suretiyle ihlal edilmesi halinde, verilecek ceza bir kat arttırılır." şeklindedir. Değişiklik öncesi metin "Kişilerin özel hayatının gizliliğini ihlâl eden kimse, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Gizliliğin görüntü veya seslerin kayda alınması suretiyle ihlâl edilmesi hâlinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz." şeklindedir. Eski yasaya göre alt sınırdan ceza tayin edildiği takdirde verilecek ceza 6 ay hapis, düzenleme sonrası alt sınırdan ceza tayin edildiğinde verilecek ceza 1 yıl hapistir. Eski düzenleme daha lehe olduğundan sanıkların bu yasa uyarınca cezalandırılmasına karar vermek gerekmiştir.

Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...,in üzerine atılı bulunan müşteki ...'ın ... da bulunan resmi konutunun ve kısıklı da bulunan evinin cell haritasının çıkarılması ve teknik takiple izlenmesi suretiyle görüntülerin gizlice alınarak özel hayatının gizliliğini ihlal etmek suçunu işledikleri dosyada bulunan cell haritası. Sanık beyanları ve tam dosya kapsamından anlaşılmakla sanıkların cezalandırılmasına karar vermek gerekmiştir.

02/07/2012 tarihli ve 6352 sayılı kanunun 81. maddesiyle değişik 5237 sayılı TCK'nun 134/2 1. Cümlesi "Kişilerin özel hayatına ilişkin görüntü veya sesleri hukuka aykırı olarak ifşa eden kimse iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. İfşa edilen bu verilerin basın ve yayın yoluyla yayımlanması halinde de aynı cezaya hükmolunur." şeklindedir. Değişiklik öncesi metin "Kişilerin özel hayatına ilişkin görüntü veya sesleri ifşa eden kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Fiilin basın ve yayın yoluyla işlenmesi hâlinde, ceza yarı oranında artırılır." şeklindedir. Eski yasaya göre alt sınırdan ceza tayin edildiği takdirde verilecek ceza 1 yıl hapis, düzenleme sonrası alt sınırdan ceza tayin edildiğinde verilecek ceza 2 yıl hapistir. Eski düzenleme daha lehe olduğundan sanıkların bu yasa uyarınca cezalandırılmasına karar vermek gerekmiştir.

Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında her ne kadar telefon numaralarının ve email adreslerinin ele geçirilmesi nedeniyle Kişisel verileri hukuka aykırı olarak bir başkasına vermek, yaymak veya ele geçirmek suçundan cezalandırılması amacıyla kamu davası açılmış ise de yapılan yargılama sonucunda sanıkların önceden bilinen telefon numaraları üzerinden dinleme gerçekleştirdiği, suçun maddi unsurunun oluşmadığı anlaşıldığından beraatlerine karar vermek gerekmiştir.

Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'in üzerine atılı bulunan Kanunların belirlediği sürelerin geçmiş olmasına karşın verileri sistem içinde yok etmemek suçunu işlediği dosya arasında bulunan TAPE kayıtlarından ve görüntü tutaklarından sabit olmakla sanıkların cezalandırılmasına karar vermek gerekmiştir.

21/2/2014 tarihli ve 6526 sayılı kanunun 5. maddesiyle değişik 5237 sayılı TCK'nun 138/1 maddesi "Kanunların belirlediği sürelerin geçmiş olmasına karşın verileri sistem içinde yok etmekle yükümlü olanlara görevlerini yerine getirmediklerinde bir yıldan iki yıla kadar hapis cezası verilir." şeklindedir. Değişiklik öncesi metin "Kanunların belirlediği sürelerin geçmiş olmasına karşın verileri sistem içinde yok etmekle yükümlü olanlara görevlerini yerine getirmediklerinde altı aydan bir yıla kadar hapis cezası verilir." şeklindedir. Eski yasaya göre alt sınırdan ceza tayin edildiği takdirde verilecek ceza 6 ay hapis, düzenleme sonrası alt sınırdan ceza tayin edildiğinde verilecek ceza 1 yıl hapistir. Eski düzenleme daha lehe olduğundan sanıkların bu yasa uyarınca cezalandırılmasına karar vermek gerekmiştir.

Sanıklar ..., ..., ..., Mahir ÇAKALLI, ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında her ne kadar Göreve ilişkin sırrın açıklanması suçundan cezalandırılması amacıyla kamu davası açılmış ise de yapılan yargılama sonucunda dinleme sonucu elde edilen verilerin ifşa edilmesi için TCK'nun 132 ve devamı maddelerinde özel düzenleme bulunduğu, sanıkların bu maddeler uyarınca cezalandırılmasına karar verildiği anlaşıldığından sanıkların bu madde uyarınca yeniden cezalandırılmasına yer olmadığına karar verilmiştir.

Sanıklar ..., ..., ..., Mahir ÇAKALLI, ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında her ne kadar resmi belgede sahtecilik suçundan cezalandırılması amacıyla kamu davası açılmış ise de yapılan yargılama sonucunda sahte olduğu iddia edilen belgeler üzerinde inceleme yapılamadığı, dinleme talebini içerir belgelerin dinlemeye zemin hazırlamak için suç uydurularak oluşturulduğu ancak sahte olarak kayıt dışı düzenlenmediği, suçun işlendiğinin sabit olmadığı anlaşıldığından sanıkların beraatine karar vermek gerekmiştir.

Sanıklar ..., Ufuk SAĞDIÇ, Şakir PARPAR, Ercan TAŞ, ..., Sabri KIZILKAYA, Raif BEKTAŞ, Murat KAYA, ..., Mahmut YAVUZ, İsmail SARI, Hüseyin TOKGÖZ, Hayrettin CAN, ..., Emre CİVAN, Mehmet BALİ, ..., Cihan KASAK'ın soruşturmada aktif olarak görev aldıkları, ...'nın Teknik Takip Büro Amirliğinde dinleme kısım amiri olarak çalıştığı, dosya kapsamından haberinin olduğu, yakalandığında giymiş olduğu Sıfır Zero T shirtünün örgütsel bağı ortaya koyduğu, Ufuk Sağdıç'ın Başbakan'ın ve siyasi dokunulmazlığı olan Bakanların bir çok görüşmesini TAPE haline getirdiği, Şakir PARPAR’ın Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından gönderilen ve şube müdürlüğüne ait kamera görüntülerinde 18.12.2013 günü saat 13:07:50 sıralarında Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğüne yeni atanan Şube Müdürü Hakan SIRALI’ nın makam odasında bulunduğu esnada; Ufuk SAĞDIÇ ile birlikte...’in gösterdiği yön doğrultusunda kucaklarındaki torbalar ile birlikte koşarak şubenin arka kapısından dosyaları çıkardıkları, Ercan Taş'ın Başbakan'ın ve siyasi dokunulmazlığı olan siyasilerin bir çok görüşmesini TAPE haline getirdiği, ...'un siyasilerinde aralarında bulunduğu fiziki takip tutanaklarında imzasının bulunduğu, Sabri Kızılkaya'nın Başbakan'ın ve siyasi dokunulmazlığı olan Bakanların bir çok görüşmesini TAPE haline getirdiği, Raif Bektaş'ın bilgisayarında Başbakan ... hakkında “Başbakan RTE’nin örgüt lideri olduğuna dair görüşme.” Şeklinde ifadelerin bulunduğu, Murat Kaya'nın Başbakan'ın ve siyasi dokunulmazlığı olan Bakanların bir çok görüşmesini TAPE haline getirdiği, ...'in bir çok fiziki takip tutanağında imzasının olduğu, Mahmut Yavuz'un Haliç kongre merkezinde düzenlenen teslim tutanağında imzasının bulunduğu, İsmail Sarı'nın aynı hakimlerden alınan dinleme kararlarında parafının bulunduğu, Hüseyin Tokgöz'ün bilgisayarında anlık spark yazışmasında o dönemde Başbakan olan ...’a “Recep Ağa” şeklinde hitap ettikleri; hakaret içeren yazışmalar bulunduğu, ... hakkında dönemin başbakanı, yolsuzluk yaptığı ve İhaleye Fesat Karıştırdıkları, ...’ın usûlsüzlük ve yolsuzluğu yaptığı, bizzat yönettiği gibi cümlelere yer verildiği, Hayrettin Can'ın şubede görevli olmamasına rağmen geçici olarak şubede görevlendirildiği, siyasi dokunulmazlığı olan ve haklarında dinleme karar7ı bulunmayan katılanlar ..., ..., Ali Babacan, Hayati Yazıcı, Zafer Çağlayan, ..., ..., ..., ..., ..., ..., Mehmet Müezzinoğlu, ..., ..., ..., ..., Bilal Erdoğan ve Berat Albayrak'ın dinlemelerini TAPE haline getirdiği, kendisine ait aidiyet numarası olmaması nedeniyle TAPE leri imzalamadığı, ...'ın örgütün haberleşme proğramı bylock'u kullandığı, Emre Civan'ın soruşturmaya ait bazı belgeleri şube dışına çıkartarak imha ettiği. Buna ilişkin görüntü kayıtları olduğu, Mehmet Bali'nin Trabzon 3.Ağır Ceza Mahkemesinin 2018/4 esas sayılı dosyasında örgüt üyesi olduğuna ilişkin beyanı bulunduğu, örgütün haberleşme ağı kakao gibi proğramları kullandığı, ...'in örgütün haberleşme ağı kakaotalk, ıagle gibi programları kullandığı, aynı hakimlerden alınan dinleme kararlarına ilişkin talep yazılarında parafının bulunduğu, Cihan Kasak'ın siyasi dokunulmazlığa sahip kişiler arasındaki görüşme kayıtlarının TAPE lerini yaptığı, sanıkların eylemi bütün olarak değerlendirildiğinde, örgüt üyesi olmayan kişilerin böylesine gizli bir soruşturmada görev almasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu, kaldı ki sanıkların olağan dışı yapılan soruşturmayı en üst makama bildirmedikleri, bir kısım sanıkların örgütün gizli haberleşme programı olan kakao, ıagel ve Bylock'u kullandığı, sanıkların örgütün üyesi oldukları tüm dosya kapsamı ile anlaşılmakla sanıkların örgüt üyeliği suçundan cezalandırılmasına karar vermek gerekmiştir. Sanık... hakkında yargılama devam ederken ... Ağır Ceza Mahkemesi tarafından, sanık İsmail Sarı hakkında Erzurum Ağır Ceza Mahkemesi tarafından örgüt üyeliği suçundan hüküm kurulduğu, temadi eden suçun kesintiye uğramadığı anlaşıldığından sanıklar hakkındaki davanın reddi ile kararın ilgili dosyaya gönderilmesine karar verilmiştir. Örgüt üyesi olan ve soruşturmada görevlendirilen sanıkların, kendilerine verilen görevi eksiksiz yerine getirdiği, ancak üst düzey yöneticiler tarafından gizli tutulan soruşturmanın nihai amacının ne olduğunu bilmedikleri, her bir sanığın kendi görev alanıyla ilgili olduğu kadar bilgi sahibi olduğu sonucuna varılmakla sanıklar hakkında açılan Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek suçundan beraatlerine karar vermek gerekmiştir.

Sanıklar ..., Ufuk SAĞDIÇ, Şakir PARPAR, ..., Emre CİVAN, ..., ..., ve...'in 18.12.2013 günü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde bulunan soruşturma konusu evrakların Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliğinde görevli memurlar tarafından dışarıya çıkarılmasına iştirak ederek Resmî belgeyi bozmak, yok etmek ve gizlemek suçunu işledikleri görüntü kayıtları ile tüm dosya kapsamından sabit olmakla sanıkların cezalandırılmasına karar vermek gerekmiştir.

Sanıklar ..., Mahmut Uçar, Burhan İNÖNÜLÜ ve Volkan DEMİRDELEN'in 15 19 Aralık 2013 tarihleri arasında ... İline fiziki takip amacıyla gönderildiği, sanıkların ifadelerinde açıkça hangi görev için görderildiklerini bilmediklerini beyan ettikleri, görevin açıkça neden ibaret olduğunun anlaşılamadığı, görevlendirmeye ilişkin resmi evraklarda da bu göreve ilişkin bir bilgi bulunmadığı, sanıkların bakanlıklar çevresinde konuşlandığının HTS raporlarından anlaşıldığı, sanıkların örgüt üyesi olduğuna ilişkin delil bulunmadığı, ancak sanıkların örgüte yardım amacıyla verilen görevi gizli tutarak yerine getirdiği anlaşıldığından sanıkların TCK'nun 220/7 maddesi uyarıncacezalandırılmasına karar vermek gerekmiştir.

Sanık ...'nın ... Cumhuriyet Başsavcılığı (TMK 10. Maddesi İle Görevli kapatılan) 2012/656 soruşturma dosyası ile ilgili olarak 12.07.2012 tarihli İBB’deki fiziki takip tutanağında 11.06.2012 tarihli İSEGEV binasındaki fiziki takip tutanağında; 25.05.2012 tarihli ... Genel Müdürlüğündeki fiziki takip; 21.04.2012 tarihli ... Genel Müdürlüğündeki fiziki takip; 20.04.2012 tarihli Sabiha Gökçen Havaalanındaki fiziki takip tutanağında imzası bulunduğu, bu dosyada görev aldığı, sanık Yalçın Aksoy'un ... Cumhuriyet Başsavcılığı (TMK 10. Maddesi İle Görevli kapatılan) 2012/656 soruşturma dosyası ile ilgili olarak 22.10.2013 tarihli Apa giz Plaza önündeki fiziki takip tutanağında; 11.10.2013 tarihli Cengiz Holdingdeki fiziki takip tutanağında; 31.07.2012 tarihli Sancaktepe Belediyesindeki fiziki takip tutanağında; 03.06.2012 tarihli Ak Pack Restorandaki fiziki takip tutanağında; 01.06.2012 tarihli Ülgen sokaktaki fiziki takip tutanağında; 20.04.2012 tarihli Sabiha Gökçen Havaalanındaki fiziki takip tutanağında; 13.03.2012 tarihli BİM AŞ. Genel Müdürlüğündeki fiziki takip tutanağında; 12.03.2012 tarihli Cengiz Aktürk isimli mağazadaki fiziki takip tutanağında; 08.03.2012 tarihli Fourseasons Hotel isimli mağazadaki fiziki takip tutanağında imzası bulunduğun, sanık Yusuf Ayyıldız'ın ... Cumhuriyet Başsavcılığı (TMK 10. Maddesi İle Görevli kapatılan) 2012/656 soruşturma dosyası ile ilgili olarak 06.12.2013 tarihli Ramazan Bingöl Restoranda fiziki takip; 15.11.2012 tarihli Balıkçı Kahraman isimli işyerindeki fiziki takip tutanağında; 29.08.2012 tarihli İBB ve ... Genel Müdürlüğündeki fiziki takip tutanağında imzası bulunduğu, sanık ...'in ... Cumhuriyet Başsavcılığı (TMK 10. Maddesi İle Görevli kapatılan) 2012/656 soruşturma dosyası ile ilgili olarak 05.11.2013 tarihli Çalık Holdingdeki fiziki takip tutanağında; 12.10.2013 tarihli Kalyon isimli binadaki fiziki takip tutanağında; 29.03.2013 tarihli İBB Merter Ek Hizmet Binasındaki fiziki takip tutanağında; 21.11.2012 tarihli İBB’deki fiziki takip tutanağında imzası bulunduğu, sanık Kamil Bilgiç'in ... Cumhuriyet Başsavcılığı (TMK 10. Maddesi İle Görevli kapatılan) 2012/656 soruşturma dosyası ile ilgili olarak 05.11.2013 tarihli Çalık Holdingdeki fiziki takip tutanağında; 12.10.2013 tarihli Kalyon isimli binadaki fiziki takip tutanağında; 29.03.2013 tarihli İBB Merter Ek Hizmet Binasındaki fiziki takip tutanağında; 21.11.2012 tarihli İBB’deki fiziki takip tutanağında; 22.09.2012 tarihli Ülgen sokaktaki fiziki takip tutanağında; 20.06.2012 tarihli Maçka Polat Apartmanındaki fiziki takip tutanağında imzası bulunduğu, sanık ...'ın ... Cumhuriyet Başsavcılığı (TMK 10. Maddesi İle Görevli kapatılan) 2012/656 soruşturma dosyası ile ilgili olarak 22.10.2013 tarihli Apa giz Plaza önündeki fiziki takip; 11.10.2013 tarihli Cengiz Holdingdeki fiziki takip tutanağında imzası bulunduğu, sanık Hasan Serdar Koçyiğit'in mevzuata aykırı hareket ederek bir kısım evrakları imha ettiği, bir kısım fiziki takip tutanaklarında imzasının bulunduğu, sanıkların örgüt üyesi olduğuna ilişkin delil bulunmadığı, ancak örgüte yardım amacıyla verilen görevi gizli tutarak yerine getirdiği anlaşıldığından sanıkların TCK'nun 220/7 maddesi uyarınca cezalandırılmasına karar vermek gerekmiştir.

Sanık ...'in, hakkında başkaca soruşturma ve kovuşturma bulunmadığı, örgüt hiyerarşisinde yer almadığı, örgüt üyesi olduğuna ilişkin delil bulunmadığı, ancak örgüte yarar sağlamak amacıyla hareket ettiği, suçun işlenmesinin örgüt tarafından istendiği ve suçu bu bilinçle işlediği, bu bağlamda sanığın Başbakan'ın yakın çevresi ile yaptığı tüm görüşmeleri dinleyerek TAPEsini yaptığı, sanığın kendisine verilen dinleme emirlerinin kanunsuz olduğunu bilecek konumda olduğu buna rağmen emirleri uyguladığı, eyleminin silahlı terör örgütü üyeliğinin kabulüne esas olacak şekilde devamlılık, çeşitlilik ve yoğunluluk içermediğinin tespit edilememesi karşısında; eyleminin Örgüte Üye Olmamakla Birlikte Örgüt Adına Suç İşleme suçunu oluşturduğu, iddianamede TCK nın 314/2 maddesi gereğince cezalandırılması talep edilmiş ise de CMK nın 226. maddesi gereğince ek savunma hakkı tanınarak TCK'nın 314/3, 220/6 maddesi yollamasıyla TCK nın 314/2 maddesi gereğince cezalandırılmasına karar verilmiş, sanığın örgüt hakkında yeteri kadar bilgi vermediği ve duruşma sırasında pişmanlık gösterecek bir beyanda bulunmadığı, suçun ve suçluların ortaya çıkarılmasında bir katkısı olmadığı, hazırlık safahatında verdiği ifadenin de etkin pişmanlık kapsamında değerlendirilecek nitelikte olmadığı, kaldı ki aynı zamanda soruşturma aşamasındaki beyanlarından döndüğü, faal nedamet göstermediği, etkin pişmanlıktan beklenen, suç olan fiil veya fiillerin meydana getirdiği etkileri olumsuzlukları gidermesi, bu konuda samimi ve mümkün olduğunda sonuç alıcı olması ceza adaletine samimi ve etkili katkı sunması, bilinen, daha önce ifade edilen veya devletin tespit ettiği olayların tekrarı etkin pişmanlıktan yararlanmayı gerektirmeyeceği, sanığın bu anlamda bir katkı sağlamadığı anlaşılmakla; hakkında TCK'nın 221/4 maddesindeki etkin pişmanlık hükmünün uygulanamayacağı anlaşılmış ve bu nedenle iddianamede hakkında uygulanması istenen TCK'nın 221/4 maddesine ilişkin etkin pişmanlık hükmü CMK'nın 226. maddesi gereğince ek savunma hakkı verilerek hakkında uygulanmamıştır.

Sanık...'ın olay tarihinde sanık ...’in, flaş bellek içerisinde verdiği gözaltı listesini savcı Muammer Akkaş'a götürdüğü, sanığın örgüt üyesi olduğuna ilişkin delil bulunmadığı, ancak örgüte yardım ederek flaş belleği örgüt adına hareket eden savcı Muammer Akkaş'a götürdüğü ve üst amirlerine bilgi vermediği anlaşılmakla sanığın TCK'nun 220/7 maddesi uyarınca cezalandırılmasına karar vermek gerekmiştir.

TCK'nın 314/3, 220/7 maddesi yollamasıyla TCK nın 314/2 maddesi gereğince cezalandırılmalarına karar verilen sanıklar bakımından, sanıkların duruşmanın başından beri savunma yapma imkanlarına sahip oldukları ve Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nın 13.12.2011 tarih ve 356 272; 02.12.2011 tarih ve 281 285 ile 17.12.2013 tarih ve 2012/1479 E. 2013/611 K., sayılı kararlarında da belirtildiği üzere suçun hukuki niteliğinin değişmediği, cezanın artırılmasını gerektiren başka bir durumunda ilk kez duruşmada ortaya çıkmadığı durumlarda, CMK'nın 226. maddesinde öngörüldüğü şekilde ek savunma hakkı verilmesini gerektirmediğinden, sanıklara haklarında TCK'nın 220/7 maddesinin uygulanması için ayrıca ek savunma hakkı verilmemiştir.

..., Emre CİVAN, ..., ..., ..., ..., Ufuk SAĞDIÇ ve Şakir PARPAR'ın 23.12.2013 günü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde bulunan soruşturma konusu evrakları sırt çantası ve valizle dışarıya çıkarttıkları görüntü kayıtları ve tüm dosya kapsamı ile sabit olmakla sanıkların Resmî belgeyi bozmak, yok etmek ve gizlemek suçunundan cezalandırılmasına karar vermek gerekmiştir.

TCK'nun 328. Maddesi "Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal veya askerî casusluk maksadıyla temin eden kimseye onbeş yıldan yirmi yıla kadar hapis cezası verilir." şeklindedir. Siyasal veya askeri casusluk fiili, genel suç işleme kastı ile işlenemez. Failde, siyasal veya askeri casusluk maksadına dayalı özel suç işleme kastı, yani saik olmalıdır.

Sanıklar ..., ..., ..., Mahir ÇAKALLI, ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında her ne kadar Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal veya askerî casusluk maksadıyla temin etmek suçundan cezalandırılması amacıyla kamu davası açılmış ise de yapılan yargılama sonucunda sanıkların Başbakan ve MİT müsteşarı buluşması ile Çek Cumhuriyetinde yapılan enerji ihalesi görüşmelerini Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek suçuna zemin hazırlamak ve bu suçun işlenmesini kolaylaştırmak amacıyla işlediği, casusluk kastıyla hareket etmedikleri anlaşılmakla sanıkların beraatine karar vermek gerekmiştir.

..., ..., ..., ..., ..., İbrastanbul 14.Ağır Ceza Mahkemesinin birleşen dosyasında cezalandırılmaları amacıyla kamu davası açılmış ise de birleşen dosyanın iddianamesinde yer alan müştekiler ile ilgili vasıflandırma ve sevk maddesi kısmında bir talep bulunmadığı, müştekiler Berat Albayrak ve Bilal Erdoğan ile ilgili vasıflandırma ve sevk maddesi kısmında talep olduğu ancak iddianamenin anlatım kısmında bir açıklama bulunmadığı, yapılan yargılama sonucunda suçların işlendiğinin sabit olmadığı anlaşıldığından sanıkların beraatine karar vermek gerekmiştir.

Sanık Mehmet BALİ hakkında her ne kada, Resmî belgeyi bozmak, yok etmek ve gizlemek, özel hayatın gizliliğini ihlal etmek suçlarından, Sanık... Silahlı terör örgütüne üye olmak, Resmî belgeyi bozmak, yok etmek ve gizlemek, özel hayatın gizliliğini ihlal etmek suçlarından, Sanık Abdullah ERDİNÇ hakkında Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek, Silahlı terör örgütüne üye olmak, Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal casusluk maksadıyla elde etmek, Resmi belgede sahtecilik, Resmî belgeyi bozmak, yok etmek ve gizlemek suçlarından, Sanık ... hakkında her ne kadar Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek, Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal casusluk maksadıyla elde etmek, Haberleşmenin gizliliğini ihlal etmek, kişiler arasındaki konuşmaların kayıt altına almak ve ifşa etmek, Görevi nedeniyle kendisine verilen bilgi ve belgeleri açıklamak, yaymak, Resmî belgeyi bozmak, yok etmek ve gizlemek suçlarından, Sanık Çağlar ÖLMEZ hakkında Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek, Silahlı terör örgütüne üye olmak, Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal casusluk maksadıyla elde etmek, Resmî belgeyi bozmak, yok etmek ve gizlemek suçlarından, Sanık ... hakkında Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek, Silahlı terör örgütüne üye olmak, Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal casusluk maksadıyla elde etmek, resmi belgede sahtecilik, Resmî belgeyi bozmak, yok etmek ve gizlemek suçlarından, Sanık Gökhan GÖRGÜLÜ hakkında Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek, Silahlı terör örgütüne üye olmak, Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal casusluk maksadıyla elde etmek, Haberleşmenin gizliliğini ihlal etmek, kişiler arasındaki konuşmaların kayıt altına almak ve ifşa etmek, Görevi nedeniyle kendisine verilen bilgi ve belgeleri açıklamak, yaymak, Resmî belgeyi bozmak, yok etmek ve gizlemek suçlarından, Sanık Hasan AS hakkında Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek, Silahlı terör örgütüne üye olmak, Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal casusluk maksadıyla elde etmek suçlarından, Sanık Hasan CUNEDİOĞLU hakkında Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek, Silahlı terör örgütüne üye olmak, Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal casusluk maksadıyla elde etmek, Haberleşmenin gizliliğini ihlal etmek, Görevi nedeniyle kendisine verilen bilgi ve belgeleri açıklamak, yaymak, Resmî belgeyi bozmak, yok etmek ve gizlemek suçlarından, Sanık Hasan Serdar KOÇYİĞİT hakkında Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek, Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal casusluk maksadıyla elde etmek, Haberleşmenin gizliliğini ihlal etmek, kişiler arasındaki konuşmaların kayıt altına almak ve ifşa etmek, Görevi nedeniyle kendisine verilen bilgi ve belgeleri açıklamak, yaymak, Resmî belgeyi bozmak, yok etmek ve gizlemek suçlarından, Sanık İrfan ŞAHİN hakkında Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek, Silahlı terör örgütüne üye olmak, Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal casusluk maksadıyla elde etmek suçlarından, Sanık ... hakkında Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek, Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal casusluk maksadıyla elde etmek, Haberleşmenin gizliliğini ihlal etmek, kişiler arasındaki konuşmaların kayıt altına almak ve ifşa etmek, Görevi nedeniyle kendisine verilen bilgi ve belgeleri açıklamak, yaymak, Resmî belgeyi bozmak, yok etmek ve gizlemek suçlarından, Sanık ... hakkında Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek, Silahlı terör örgütüne üye olmak, Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal casusluk maksadıyla elde etmek, Haberleşmenin gizliliğini ihlal etmek, kişiler arasındaki konuşmaların kayıt altına almak ve ifşa etmek, Görevi nedeniyle kendisine verilen bilgi ve belgeleri açıklamak, yaymak, Resmî belgeyi bozmak, yok etmek ve gizlemek suçlarından, Sanık Mustafa AKDOĞAN hakkında Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek, Silahlı terör örgütüne üye olmak, Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal casusluk maksadıyla elde etmek, Haberleşmenin gizliliğini ihlal etmek, kişiler arasındaki konuşmaların kayıt altına almak ve ifşa etmek, Görevi nedeniyle kendisine verilen bilgi ve belgeleri açıklamak, yaymak, Resmî belgeyi bozmak, yok etmek ve gizlemek suçlarından, Sanık İsmail MEYDAN hakkında Silahlı terör örgütüne üye olmak, suçundan, Sanık Mustafa MEYDAN hakkında Silahlı terör örgütüne üye olmak, suçundan, Sanık Mustafa ŞİMŞEK hakkında Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek, Silahlı terör örgütüne üye olmak, Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal casusluk maksadıyla elde etmek, Resmî belgeyi bozmak, yok etmek ve gizlemek, resmi belgede sahtecilik suçlarından, Sanık Münif CİĞERCİ hakkında Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek, Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal casusluk maksadıyla elde etmek, Terör Örgütüne Üye Olmak suçlarından, Sanık Necip Fazıl VARAN hakkında Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek, Silahlı terör örgütüne üye olmak, Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal casusluk maksadıyla elde etmek, Haberleşmenin gizliliğini ihlal etmek, kişiler arasındaki konuşmaların kayıt altına alınması ve ifşa edilmesi, dinleme ve takipler dolayısıyla kişilerin telefon numaralarının ve mail adreslerinin usulsüz olarak ele geçirmek, Dinlemeler sonucu elde edilen sistem içinde yok etmekle yükümlü oldukları verileri usulüne uygun imha etmemek, Görevi nedeniyle kendisine verilen bilgi ve belgeleri açıklamak, yaymak, Resmî belgeyi bozmak, yok etmek ve gizlemek suçlarından, Sanık Okan VURAL hakkında Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek, Silahlı terör örgütüne üye olmak, Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal casusluk maksadıyla elde etmek, Haberleşmenin gizliliğini ihlal etmek, kişiler arasındaki konuşmaların kayıt altına alınması ve ifşa edilmesi, dinleme ve takipler dolayısıyla kişilerin telefon numaralarının ve mail adreslerinin usulsüz olarak ele geçirmek, Dinlemeler sonucu elde edilen sistem içinde yok etmekle yükümlü oldukları verileri usulüne uygun imha etmemek, Görevi nedeniyle kendisine verilen bilgi ve belgeleri açıklamak, yaymak, Resmî belgeyi bozmak, yok etmek ve gizlemek suçlarından, Sanık Sedat ÖZTÜRK hakkında Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek, Silahlı terör örgütüne üye olmak, Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal casusluk maksadıyla elde etmek, Haberleşmenin gizliliğini ihlal etmek, dinleme ve takipler dolayısıyla kişilerin telefon numaralarının ve mail adreslerinin usulsüz olarak ele geçirmek, Dinlemeler sonucu elde edilen sistem içinde yok etmekle yükümlü oldukları verileri usulüne uygun imha etmemek, Görevi nedeniyle kendisine verilen bilgi ve belgeleri açıklamak, yaymak, Resmî belgeyi bozmak, yok etmek ve gizlemek ve Sahte evrak tanzim etmek suçlarından, Sanık Serkan ERDAL hakkında Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek, Silahlı terör örgütüne üye olmak, Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal casusluk maksadıyla elde etmek, Haberleşmenin gizliliğini ihlal etmek, dinleme ve takipler dolayısıyla kişilerin telefon numaralarının ve mail adreslerinin usulsüz olarak ele geçirmek, Dinlemeler sonucu elde edilen sistem içinde yok etmekle yükümlü oldukları verileri usulüne uygun imha etmemek, Görevi nedeniyle kendisine verilen bilgi ve belgeleri açıklamak, yaymak, Resmî belgeyi bozmak, yok etmek ve gizlemek ve Sahte evrak tanzim etmek suçlarından, Sanık Şerif Ali KERMAN hakkında her ne kadar Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek, Silahlı terör örgütüne üye olmak, Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal casusluk maksadıyla elde etmek, Haberleşmenin gizliliğini ihlal etmek, dinleme ve takipler dolayısıyla kişilerin telefon numaralarının ve mail adreslerinin usulsüz olarak ele geçirmek, Dinlemeler sonucu elde edilen sistem içinde yok etmekle yükümlü oldukları verileri usulüne uygun imha etmemek, Görevi nedeniyle kendisine verilen bilgi ve belgeleri açıklamak, yaymak, Resmî belgeyi bozmak, yok etmek ve gizlemek ve Sahte evrak tanzim etmek suçlarından, Sanık ... hakkında Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek, Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal casusluk maksadıyla elde etmek, Haberleşmenin gizliliğini ihlal etmek, dinleme ve takipler dolayısıyla kişilerin telefon numaralarının ve mail adreslerinin usulsüz olarak ele geçirmek, Dinlemeler sonucu elde edilen sistem içinde yok etmekle yükümlü oldukları verileri usulüne uygun imha etmemek, Görevi nedeniyle kendisine verilen bilgi ve belgeleri açıklamak, yaymak, Resmî belgeyi bozmak, yok etmek ve gizlemek ve Sahte evrak tanzim etmek suçlarından, Sanık ... hakkında Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek, Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal casusluk maksadıyla elde etmek, Haberleşmenin gizliliğini ihlal etmek, dinleme ve takipler dolayısıyla kişilerin telefon numaralarının ve mail adreslerinin usulsüz olarak ele geçirmek, Dinlemeler sonucu elde edilen sistem içinde yok etmekle yükümlü oldukları verileri usulüne uygun imha etmemek, Görevi nedeniyle kendisine verilen bilgi ve belgeleri açıklamak, yaymak, Resmî belgeyi bozmak, yok etmek ve gizlemek ve Sahte evrak tanzim etmek suçlarından, Sanık Umut YILMAZ hakkında Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek, Silahlı terör örgütüne üye olmak, Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal casusluk maksadıyla elde etmek, Haberleşmenin gizliliğini ihlal etmek, dinleme ve takipler dolayısıyla kişilerin telefon numaralarının ve mail adreslerinin usulsüz olarak ele geçirmek, Dinlemeler sonucu elde edilen sistem içinde yok etmekle yükümlü oldukları verileri usulüne uygun imha etmemek, Görevi nedeniyle kendisine verilen bilgi ve belgeleri açıklamak, yaymak, Resmî belgeyi bozmak, yok etmek ve gizlemek ve Sahte evrak tanzim etmek suçlarından, Sanık YALÇIN AKSOY hakkında Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek, Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal casusluk maksadıyla elde etmek, Haberleşmenin gizliliğini ihlal etmek, dinleme ve takipler dolayısıyla kişilerin telefon numaralarının ve mail adreslerinin usulsüz olarak ele geçirmek, Dinlemeler sonucu elde edilen sistem içinde yok etmekle yükümlü oldukları verileri usulüne uygun imha etmemek, Görevi nedeniyle kendisine verilen bilgi ve belgeleri açıklamak, yaymak, Resmî belgeyi bozmak, yok etmek ve gizlemek ve Sahte evrak tanzim etmek suçlarından, Sanık Yunus İŞLEK hakkında Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek, Silahlı terör örgütüne üye olmak, Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal casusluk maksadıyla elde etmek, Haberleşmenin gizliliğini ihlal etmek, dinleme ve takipler dolayısıyla kişilerin telefon numaralarının ve mail adreslerinin usulsüz olarak ele geçirmek, Dinlemeler sonucu elde edilen sistem içinde yok etmekle yükümlü oldukları verileri usulüne uygun imha etmemek, Görevi nedeniyle kendisine verilen bilgi ve belgeleri açıklamak, yaymak, Resmî belgeyi bozmak, yok etmek ve gizlemek ve Sahte evrak tanzim etmek suçlarından, Sanık Yasin YILMAZ hakkında Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek, Silahlı terör örgütüne üye olmak, Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal casusluk maksadıyla elde etmek, Haberleşmenin gizliliğini ihlal etmek, dinleme ve takipler dolayısıyla kişilerin telefon numaralarının ve mail adreslerinin usulsüz olarak ele geçirmek, Dinlemeler sonucu elde edilen sistem içinde yok etmekle yükümlü oldukları verileri usulüne uygun imha etmemek, Görevi nedeniyle kendisine verilen bilgi ve belgeleri açıklamak, yaymak, Resmî belgeyi bozmak, yok etmek ve gizlemek ve Sahte evrak tanzim etmek suçlarından, Sanık Yusuf AYYILDIZ hakkında Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek, Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal casusluk maksadıyla elde etmek, Haberleşmenin gizliliğini ihlal etmek, dinleme ve takipler dolayısıyla kişilerin telefon numaralarının ve mail adreslerinin usulsüz olarak ele geçirmek, Dinlemeler sonucu elde edilen sistem içinde yok etmekle yükümlü oldukları verileri usulüne uygun imha etmemek, Görevi nedeniyle kendisine verilen bilgi ve belgeleri açıklamak, yaymak, Resmî belgeyi bozmak, yok etmek ve gizlemek ve Sahte evrak tanzim etmek suçlarından, Sanık Ziya AVCIOĞLU hakkında Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek, Silahlı terör örgütüne üye olmak, Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal casusluk maksadıyla elde etmek, Haberleşmenin gizliliğini ihlal etmek, dinleme ve takipler dolayısıyla kişilerin telefon numaralarının ve mail adreslerinin usulsüz olarak ele geçirmek, Dinlemeler sonucu elde edilen sistem içinde yok etmekle yükümlü oldukları verileri usulüne uygun imha etmemek, Görevi nedeniyle kendisine verilen bilgi ve belgeleri açıklamak, yaymak, Resmî belgeyi bozmak, yok etmek ve gizlemek ve Sahte evrak tanzim etmek suçlarından cezalandırılmaları amacıyla kamu davası açılmış ise yapılan yargılama sonucunda, sanıkların örgüt bağlantılarını gösterir bir delil bulunmadığı, diğer sanıkların yürüttüğü soruşturma dosyasında aktif olarak görev almadıkları, sanıkların müsnet suçları işlediğinin sabit olmadığı anlaşılmakla beraatlerine karar vermek gerekmiştir.

Sanık ... hakkında hernekadar Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal casusluk maksadıyla elde etmek, Haberleşmenin gizliliğini ihlal etmek, dinleme ve takipler dolayısıyla kişilerin telefon numaralarının ve mail adreslerinin usulsüz olarak ele geçirmek, Dinlemeler sonucu elde edilen sistem içinde yok etmekle yükümlü oldukları verileri usulüne uygun imha etmemek, Görevi nedeniyle kendisine verilen bilgi ve belgeleri açıklamak, yaymak ve Sahte evrak tanzim etmek suçlarından, Sanık Ufuk SAĞDIÇ hakkında, Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal casusluk maksadıyla elde etmek, Haberleşmenin gizliliğini ihlal etmek, dinleme ve takipler dolayısıyla kişilerin telefon numaralarının ve mail adreslerinin usulsüz olarak ele geçirmek, Dinlemeler sonucu elde edilen sistem içinde yok etmekle yükümlü oldukları verileri usulüne uygun imha etmemek, Görevi nedeniyle kendisine verilen bilgi ve belgeleri açıklamak, yaymak ve Sahte evrak tanzim etmek suçlarından, Sanık Şakir PARPAR hakkında Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal casusluk maksadıyla elde etmek suçlarından, Sanık... hakkında Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal casusluk maksadıyla elde etmek, müştekiler İsmail Rüştü Cirit ve Nihat Ömeroğlu arasında aleni olmayan görüşmeleri kaydetmek, dinleme ve takipler dolayısıyla kişilerin telefon numaralarının ve mail adreslerinin usulsüz olarak ele geçirmek, Dinlemeler sonucu elde edilen sistem içinde yok etmekle yükümlü oldukları verileri usulüne uygun imha etmemek, Görevi nedeniyle kendisine verilen bilgi ve belgeleri açıklamak, yaymak ve Sahte evrak tanzim etmek suçlarından, Sanık ... hakkında, Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal casusluk maksadıyla elde etmek, Haberleşmenin gizliliğini ihlal etmek, dinleme ve takipler dolayısıyla kişilerin telefon numaralarının ve mail adreslerinin usulsüz olarak ele geçirmek, Dinlemeler sonucu elde edilen sistem içinde yok etmekle yükümlü oldukları verileri usulüne uygun imha etmemek, Görevi nedeniyle kendisine verilen bilgi ve belgeleri açıklamak, yaymak, Resmî belgeyi bozmak, yok etmek ve gizlemek ve Sahte evrak tanzim etmek suçlarından, Sanık... hakkında silahlı terör örgütüne üye olmak, Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal casusluk maksadıyla elde etmek, Haberleşmenin gizliliğini ihlal etmek, dinleme ve takipler dolayısıyla kişilerin telefon numaralarının ve mail adreslerinin usulsüz olarak ele geçirmek, Dinlemeler sonucu elde edilen sistem içinde yok etmekle yükümlü oldukları verileri usulüne uygun imha etmemek, Görevi nedeniyle kendisine verilen bilgi ve belgeleri açıklamak, yaymak, Resmî belgeyi bozmak, yok etmek ve gizlemek ve Sahte evrak tanzim etmek suçlarından, Sanık Volkan DEMİRDELEN hakkındaDevletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal casusluk maksadıyla elde etmek, Haberleşmenin gizliliğini ihlal etmek, dinleme ve takipler dolayısıyla kişilerin telefon numaralarının ve mail adreslerinin usulsüz olarak ele geçirmek, Dinlemeler sonucu elde edilen sistem içinde yok etmekle yükümlü oldukları verileri usulüne uygun imha etmemek, Görevi nedeniyle kendisine verilen bilgi ve belgeleri açıklamak, yaymak, Resmî belgeyi bozmak, yok etmek ve gizlemek ve Sahte evrak tanzim etmek suçlarından, Sanık Burhan İNÖNÜLÜ hakkındaDevletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal casusluk maksadıyla elde etmek, Haberleşmenin gizliliğini ihlal etmek, dinleme ve takipler dolayısıyla kişilerin telefon numaralarının ve mail adreslerinin usulsüz olarak ele geçirmek, Dinlemeler sonucu elde edilen sistem içinde yok etmekle yükümlü oldukları verileri usulüne uygun imha etmemek, Görevi nedeniyle kendisine verilen bilgi ve belgeleri açıklamak, yaymak, Resmî belgeyi bozmak, yok etmek ve gizlemek ve Sahte evrak tanzim etmek suçlarından, Sanık Mahmut UÇAR hakkında Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal casusluk maksadıyla elde etmek, Haberleşmenin gizliliğini ihlal etmek, dinleme ve takipler dolayısıyla kişilerin telefon numaralarının ve mail adreslerinin usulsüz olarak ele geçirmek, Dinlemeler sonucu elde edilen sistem içinde yok etmekle yükümlü oldukları verileri usulüne uygun imha etmemek, Görevi nedeniyle kendisine verilen bilgi ve belgeleri açıklamak, yaymak, Resmî belgeyi bozmak, yok etmek ve gizlemek ve Sahte evrak tanzim etmek suçlarından, Sanık ... hakkında, Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal casusluk maksadıyla elde etmek, Haberleşmenin gizliliğini ihlal etmek, dinleme ve takipler dolayısıyla kişilerin telefon numaralarının ve mail adreslerinin usulsüz olarak ele geçirmek, Dinlemeler sonucu elde edilen sistem içinde yok etmekle yükümlü oldukları verileri usulüne uygun imha etmemek, Görevi nedeniyle kendisine verilen bilgi ve belgeleri açıklamak, yaymak, Resmî belgeyi bozmak, yok etmek ve gizlemek ve Sahte evrak tanzim etmek suçlarından, Sanık Sabri KIZILKAYA hakkında Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal casusluk maksadıyla elde etmek, dinleme ve takipler dolayısıyla kişilerin telefon numaralarının ve mail adreslerinin usulsüz olarak ele geçirmek, Dinlemeler sonucu elde edilen sistem içinde yok etmekle yükümlü oldukları verileri usulüne uygun imha etmemek, Görevi nedeniyle kendisine verilen bilgi ve belgeleri açıklamak, yaymak suçlarından, Sanık Raif BEKTAŞ hakkında Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal casusluk maksadıyla elde etmek, Haberleşmenin gizliliğini ihlal etmek, dinleme ve takipler dolayısıyla kişilerin telefon numaralarının ve mail adreslerinin usulsüz olarak ele geçirmek, Dinlemeler sonucu elde edilen sistem içinde yok etmekle yükümlü oldukları verileri usulüne uygun imha etmemek, Görevi nedeniyle kendisine verilen bilgi ve belgeleri açıklamak, yaymak, Resmî belgeyi bozmak, yok etmek ve gizlemek suçlarından, Sanık Murat KAYA hakkında Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal casusluk maksadıyla elde etmek, dinleme ve takipler dolayısıyla kişilerin telefon numaralarının ve mail adreslerinin usulsüz olarak ele geçirmek, Dinlemeler sonucu elde edilen sistem içinde yok etmekle yükümlü oldukları verileri usulüne uygun imha etmemek, Görevi nedeniyle kendisine verilen bilgi ve belgeleri açıklamak, yaymak suçlarından, Sanık ... hakkında Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal casusluk maksadıyla elde etmek, dinleme ve takipler dolayısıyla kişilerin telefon numaralarının ve mail adreslerinin usulsüz olarak ele geçirmek, Görevi nedeniyle kendisine verilen bilgi ve belgeleri açıklamak, yaymak, Resmi belgede sahtecilik suçlarından, Sanık Mahmut YAVUZ hakkındaDevletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal casusluk maksadıyla elde etmek, Görevi nedeniyle kendisine verilen bilgi ve belgeleri açıklamak, yaymak, resmi belgede sahtecilik, Resmî belgeyi bozmak, yok etmek ve gizlemek suçlarından, Sanık... hakkında Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal casusluk maksadıyla elde etmek suçlarından, Sanık İsmail SARI hakkında Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal casusluk maksadıyla elde etmek, kişiler arasındaki konuşmaların kayıt altına almak ve ifşa etmek, takipler dolayısıyla kişilerin telefon numaralarının ve mail adreslerinin usulsüz olarak ele geçirmek, Dinlemeler sonucu elde edilen sistem içinde yok etmekle yükümlü oldukları verileri usulüne uygun imha etmemek, Görevi nedeniyle kendisine verilen bilgi ve belgeleri açıklamak, yaymak, resmi evrakta sahtecilik, haberleşmenin gizliliğini ihlal etmek ve resmi belgeyi yok etmek, bozmak suçlarından, Sanık ... hakkında Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal casusluk maksadıyla elde etmek, kişiler arasındaki konuşmaları kayıt altına almak ve ifşa etmek suçlarından, Sanık Hüseyin TOKGÖZ hakkında Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal casusluk maksadıyla elde etmek, kişiler arasındaki konuşmaların kayıt altına almak ve ifşa etmek, takipler dolayısıyla kişilerin telefon numaralarının ve mail adreslerinin usulsüz olarak ele geçirmek, Dinlemeler sonucu elde edilen sistem içinde yok etmekle yükümlü oldukları verileri usulüne uygun imha etmemek, Görevi nedeniyle kendisine verilen bilgi ve belgeleri açıklamak, yaymak, haberleşmenin gizliliğini ihlal etmek ve resmi belgeyi yok etmek, bozmak suçlarından, Sanık Hayrettin CAN hakkında Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal casusluk maksadıyla elde etmek, kişiler arasındaki konuşmaların kayıt altına almak ve ifşa etmek, Görevi nedeniyle kendisine verilen bilgi ve belgeleri açıklamak, yaymak, ve resmi belgeyi yok etmek, bozmak suçlarından, Sanık ... hakkında Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal casusluk maksadıyla elde etmek suçlarından, Sanık... hakkında Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal casusluk maksadıyla elde etmek, resmi belgede sahtecilik suçlarından, Sanık... hakkında Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal casusluk maksadıyla elde etmek, kişiler arasındaki konuşmaları kayıt altına almak ve ifşa etmek, takipler dolayısıyla kişilerin telefon numaralarının ve mail adreslerinin usulsüz olarak ele geçirmek, Dinlemeler sonucu elde edilen sistem içinde yok etmekle yükümlü oldukları verileri usulüne uygun imha etmemek, Görevi nedeniyle kendisine verilen bilgi ve belgeleri açıklamak, yaymak ve resmi belgeyi yok etmek, bozmak suçlarından, sanık kamil BİLGİÇ hakkında Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek, Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal casusluk maksadıyla elde etmek, Haberleşmenin gizliliğini ihlal, kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması, Özel hayatın gizliliğini ihlal, kişisel verileri hukuka aykırı olarak bir başkasına vermek veya ele geçirmek, elde edilen verilerin süresi içerisinde yok edilmemesi, suç delillerini yok etmek gizlemek veya değiştirmek, soruşturmanın gizliliğini ihlal, görevi ilişkin sırrın açıklanması suçlarından cezalandırılmaları amacıyla kamu davası açılmış ise de yapılan yargılama sonucunda sanıkların müsnet suçları işlediğinin sabit olmadığı anlaşıldığından beraatlerine karar vermek gerekmiştir.

Tüm aramalara rağmen bulunamayan ve ifadeleri alınamayan Sanıklar .... hakkındaki dosyanın tefrik edilerek ayrı bir esasa kaydına karar verilmiştir.

Bir kısım sanıklar hakkında aynı zamanda başka mahkemelerde de devam eden yargılamalar olmakla birlikte dosyanın niteliği ve yargılamada geçen zaman dikkate alındığında birleştirmenin usul ekonomisi yönünden uygun olmadığı sonucuna varılmakla birleştirme cihetine gidilmemiş, örgüt üyeliğinden verilen kararda mükerrir ceza verilmemesi amacıyla karar suretinin ilgili mahkemelere gönderilmesine karar verilmiştir.

Sanıklara savunma sırasında müdahale edilmeden istedikleri süre verilmiş, sanık Mehmet Fatin Yiğit'in savunması makul süreyi fazlasıyla geçmesine rağmen bitmediğinden 17. Celse sonunda savunmasını bitirmesi istenmiş, aynı şekilde sanık... savunma yapan son sanık olmakla birlikte kendisine verilen 12 celsede, avukatlarının iki günlük mazeretleri ve duruşmalara geç gelme nedeniyle geç başlamadan kaynaklanan zaman kayıpları nedeniyle savunması için 2 günlük ek süre verilmesini talep etmiş ancak kendisine verilen 12 celselik savunma süresi makul süre olarak değerlendirildiğinden ve savunma hakkının kısıtlanması anlamına gelmeyeceğinden savunmasını verilen sürede tamamlaması sağlanmıştır.

Esas hakkında mütalaada iddianameden farkı bir sevk maddesi bulunmadığından ve savunma için sanıklara yeteri kadar süre verildiğinden, esas hakkında savunma için sanık ve vekillerine birer saat süre verilmiş ancak bazı sanıkların tekrar mahiyetindeki savunmaları iki saate kadar uzamasına rağmen müdahale edilmeden savunmalarını tamamlamaları sağlanmıştır.

Ceza yargılamasındaki esas amaç maddi gerçeğin ortaya çıkarılması ve yargılamanın da Anayasanın 141/4 maddesi ve AİHS 6. maddesinin 1. bendi ile belirtilen en kısa sürede ve en az masrafla bitirilmesi olması gözetildiğinde, 112 celse süren yargılamamızda sanıklar makul süre içinde ve savunma hakları kısıtlanmadan yargılanmışlar ve dosyada toplanan tüm delillerle de maddi gerçeğe ulaşılmıştır. “ şeklinde olduğu görülmüştür.

**XIV ** 17/25 ARALIK DOSYA SANIKLARININ EYLEMLERİ ;

Mahiyeti gereği aynı gün temyiz incelemesi yapılan ve kamuoyunda 17/25 Aralık soruşturmaları olarak bilinen dosyalarda; 21 ortak sanığın bulunması ve gerçekleşen olayların mahiyetinin bütüncül olarak anlaşılabilmesi için, iş bu dosyada hem 17 Aralık sanıklarının ve hem de 25 Aralık dosyası sanıklarının eylemleri ayrı ayrı irdelenmiş, ancak temyiz değerlendirilmesi bu dosyanın sanıkları yönünden yapılmıştır.

Sanıklar hakkında ki; savcılık iddia ve mutaalaları ile ilk derece mahkemelerin de belirtilen eylemlerin değerlendirilmesi;

A) 17 ARALIK DOSYA SANIKLARI YÖNÜNDEN;

  1. Sanık ... :

Sanığın 2012/120653 sayılı soruşturmanın başlatıldığı ve yürütüldüğü tarihlerde ... İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürü olarak görev yaptığı, adli kolluk sorumlusu olarak adli makamlara ve üstlerine karşı sorumlu olduğu, şube müdürlüğü içerisinde adli ve idari konularla ilgili koordinasyonu sağlamak ve şube müdürlüğü çalışanlarını denetlemekle sorumlu olarak görev yaptığı,

Örgütün kriptolu haberleşme programı Bylock kullanıcısı olması, gizli tanık Garson'dan ele geçirilen SD kart verilerine göre örgütün yüklü miktarda vekalet ücreti karşılığında kendisine avukat tuttuğunun anlaşılması, Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve Yargıtay 16'ncı Ceza Dairesi tarafından örgüt eylemi olarak kabul edilen, meslekten ihraç edilmiş eski hakimler örgüt üyeleri ... ve ... tarafından gerçekleştirilen ve korsan tahliye girişimi olarak bilinen olayda diğer örgüt üyeleriyle birlikte tahliyesine karar verildiği, Şube Müdürü ve dolayısıyla adli kolluk sorumlusu olması hasebiyle, 2012/120653 sayılı soruşturmanın amacını ve kapsamını bilmesi, soruşturma sürecinde yaptığı işlem ve eylemlerin nitelik ve yoğunluğu, soruşturma kapsamında karar verme ve inisiyatif alma yetkisinin bulunması, örgütün amaçları doğrultusunda hareket ederek maiyetinde görevli diğer sanıkları talimatlarıyla yönlendirmesi, soruşturmayı sahiplenmesi, örgüt ile arasında organik ve hiyerarşik bağın bulunması, soruşturmada görev alan maiyetindeki personelin, soruşturmayı yürüten Cumhuriyet savcısı Yılmaz Kıstı'ya, sanığın bilgisi ve talimatı dahilinde, soruşturmanın Anayasa'nın 100'üncü maddesi uyarınca özel soruşturma usulüne tabi Bakanlarla ilgili kısımları konusunda bilgi vermemesi, emniyetin iç işleyişinde yerleşik niteliğe kavuşmuş olan "önem arz eden soruşturmalar ve operasyonlardan sıralı amir konumundaki ... İl Emniyet Müdürüne öncesinde bilgi verilmesi" şeklindeki uygulamanın (teamüllerin) aksine hareket ederek 17 Aralık soruşturması ve operasyon öncesinde ... İl Emniyet Müdürünü bilgilendirmemesi, böylelikle örgütsel disiplin içerisinde soruşturmayı gizlemesi, Organize Şubenin yapmış olduğu soruşturma ve operasyondan öncesinde haberdar olmasına rağmen sırf algı yaratmak amacıyla üç (3) farklı soruşturma dosyasının operasyonunun aynı gün yapılması konusunda diğer Şube Müdürü ... ile örgütsel işbirliği ve koordinasyon kapsamında ortak hareket etmesi hususları bir bütün halinde değerlendirildiğinde, sanığın eylemlerinin TCK’nın 312. Maddesinde belirtilen suça sübüt verdiği, bu suçu işlemesi sırasında da TCK’nın 132. Maddesinde belirtilen haberleşmenin gizliliğini ihlal suçundan da sorumlu olduğu belirlenmiştir.

  1. Sanık ... :

Sanığın 2012/120653 sayılı soruşturmanın başlatıldığı ve yürütüldüğü tarihlerde ... İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliğinden sorumlu şube müdür yardımcısı olarak görev yaptığı,

Örgütün kriptolu haberleşme programı Bylock kullanıcısı olması, Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve Yargıtay 16'ncı Ceza Dairesi tarafından örgüt eylemi olarak kabul edilen, meslekten ihraç edilmiş eski hakimler örgüt üyeleri ... ve ... tarafından gerçekleştirilen ve korsan tahliye girişimi olarak bilinen olayda diğer örgüt üyeleriyle birlikte tahliyesine karar verilmiş olması, KOM birimlerinden Mali Şube tarafından yürütülen soruşturmanın ilgili KOM yönetmeliği çerçevesinde planlı operasyon (projeli çalışma) olarak nitelendirilmesi, bu bağlamda yaklaşık on beş ay süren planlı operasyon / soruşturma sürecinin ağırlıklı olarak iletişimin denetlenmesi ve teknik araçlarla izleme tedbirleriyle yürütülmüş olması, sanığın bu işlemlerin yürütüldüğü teknik büro amirliğinden sorumlu şube müdür yardımcısı olması karşısında soruşturmadaki konumu, etkin rolü ve eylemleri, şube Müdür yardımcısı olması hasebiyle, 2012/120653 sayılı soruşturmanın amacını ve kapsamını bilmesi, soruşturma sürecinde yaptığı işlem ve eylemlerin nitelik ve yoğunluğu, soruşturma kapsamında karar verme ve inisiyatif alma yetkisinin bulunması, örgütün amaçları doğrultusunda hareket ederek maiyetinde görevli diğer sanıkları talimatlarıyla yönlendirmesi, soruşturmayı sahiplenmesi, örgüt ile arasında organik ve hiyerarşik bağın bulunması hususları bir bütün halinde değerlendirildiğinde, sanığın eylemlerinin TCK’nın 312. Maddesinde belirtilen suça sübüt verdiği, bu suçu işlemesi sırasında da TCK’nın 132. Maddesinde belirtilen haberleşmenin gizliliğini ihlal suçundan da sorumlu olduğu belirlenmiştir.

  1. Sanık ... :

Sanığın 2012/120653 sayılı soruşturmanın başlatıldığı ve yürütüldüğü tarihlerde ... İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde, soruşturmanın yürütüldüğü Nitelikli Dolandırıcılık Büro Amirliğinden sorumlu şube müdür yardımcısı olarak görev yaptığı,

Örgütün kriptolu haberleşme programı Bylock kullanıcısı olması, Bylock Tespit ve Değerlendirme Tutanağında yer alan Bylock mesaj içeriklerine göre 113220 ID nolu Bylock kullanıcısı sanık ...'nun, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü emniyet mahrem yapılanmasında ...'daki akademili / rütbeli emniyet personelinden sorumlu mahrem imam olarak görev yapan ve İsa Musa kod adlarını kullanan 104869 ID nolu Bylock kullanıcısı Hayri Bakır'a Bylock programı üzerinden 29/05/2015 günü saat 23.08 itibariyle "Ah abi o sıfırlanamayan paralardan haberimiz olaydı da bunun ipini 17 Aralıkta çekebilseydik" şeklinde mesaj gönderdiğinin anlaşılması, etkin pişmanlık kapsamında ifade veren Serhat Yılmaz isimli şahsın ... 29'uncu Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/92 esas sayılı dava dosyasındaki beyanları, soruşturmadaki konumu, etkin rolü ve eylemleri, Şube Müdür yardımcısı olması hasebiyle, 2012/120653 sayılı soruşturmanın amacını ve kapsamını bilmesi, soruşturma sürecinde yaptığı işlem ve eylemlerin nitelik ve yoğunluğu, soruşturma kapsamında karar verme ve inisiyatif alma yetkisinin bulunması, örgütün amaçları doğrultusunda hareket ederek maiyetinde görevli diğer sanıkları talimatlarıyla yönlendirmesi, soruşturmayı sahiplenmesi, örgüt ile arasında organik ve hiyerarşik bağın bulunması hususları bir bütün halinde değerlendirildiğinde, sanığın eylemlerinin TCK’nın 312. Maddesinde belirtilen suça sübüt verdiği, bu suçu işlemesi sırasında da TCK’nın 132. Maddesinde belirtilen haberleşmenin gizliliğini ihlal suçundan da sorumlu olduğu belirlenmiştir.

  1. Sanık... :

Sanığın 2012/120653 sayılı soruşturmanın başlatıldığı ve yürütüldüğü tarihlerde ... İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amiri olarak görev yaptığı,

Örgütün kriptolu haberleşme programı Bylock kullanıcısı olması, tanık Ali Ünlü'nün sanık hakkındaki beyanı, Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve Yargıtay 16'ncı Ceza Dairesi tarafından örgüt eylemi olarak kabul edilen, meslekten ihraç edilmiş eski hakimler örgüt üyeleri ... ve ... tarafından gerçekleştirilen ve korsan tahliye girişimi olarak bilinen olayda diğer örgüt üyeleriyle birlikte tahliyesine karar verilmiş olması, KOM birimlerinden Mali Şube tarafından yürütülen soruşturmanın ilgili KOM yönetmeliği çerçevesinde planlı operasyon (projeli çalışma) olarak nitelendirilmesi, bu bağlamda yaklaşık on beş ay süren planlı operasyon / soruşturma sürecinin ağırlıklı olarak iletişimin denetlenmesi ve teknik araçlarla izleme tedbirleriyle yürütülmüş olması, Teknik Takip ve İzleme Büro Amiri olması hasebiyle, 2012/120653 sayılı soruşturmanın amacını ve kapsamını bilmesi, soruşturma sürecinde yaptığı işlem ve eylemlerin nitelik ve yoğunluğu, soruşturma kapsamında karar verme ve inisiyatif alma yetkisinin bulunması, örgütün amaçları doğrultusunda hareket ederek maiyetinde görevli diğer sanıkları talimatlarıyla yönlendirmesi, soruşturmayı sahiplenmesi, örgüt ile arasında organik ve hiyerarşik bağın bulunması hususları bir bütün halinde değerlendirildiğinde, sanığın eylemlerinin TCK’nın 312. Maddesinde belirtilen suça sübüt verdiği, bu suçu işlemesi sırasında da TCK’nın 132. Maddesinde belirtilen haberleşmenin gizliliğini ihlal suçundan da sorumlu olduğu belirlenmiştir.

  1. Sanık ... :

Sanığın 2012/120653 sayılı soruşturmanın başlatıldığı ve yürütüldüğü tarihlerde ... İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde, soruşturmanın yürütüldüğü Nitelikli Dolandırıcılık Büro Amiri olarak görev yaptığı,

Örgütün kriptolu haberleşme programı Bylock kullanıcısı olması, gözaltı sürecinde örgütsel tavır sergileyen diğer bir kısım sanıklarla birlikte, ön kısmında "SI FIR!" ve arka kısmında "ZE RO!" ibareleri yazan örgütsel bir tepki ve mesaj içeren tişört giydiğinin anlaşılması, soruşturmadaki konumu, etkin rolü ve eylemleri, Nitelikli Dolandırıcılık Büro Amiri olması hasebiyle, 2012/120653 sayılı soruşturmanın amacını ve kapsamını bilmesi, soruşturma sürecinde yaptığı işlem ve eylemlerin nitelik ve yoğunluğu, soruşturma kapsamında karar verme ve inisiyatif alma yetkisinin bulunması, örgütün amaçları doğrultusunda hareket ederek maiyetinde görevli diğer sanıkları talimatlarıyla yönlendirmesi, soruşturmayı sahiplenmesi, örgüt ile arasında organik ve hiyerarşik bağın bulunması hususları bir bütün halinde değerlendirildiğinde, sanığın eylemlerinin TCK’nın 312. Maddesinde belirtilen suça sübüt verdiği, bu suçu işlemesi sırasında da TCK’nın 132. Maddesinde belirtilen haberleşmenin gizliliğini ihlal suçundan da sorumlu olduğu belirlenmiştir.

  1. Sanık ... :

Sanığın 2012/120653 sayılı soruşturmanın başlatıldığı ve yürütüldüğü tarihlerde ... İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliğinde Takip Tarassut Kısım Amiri olarak görev yaptığı,

Örgütün kriptolu haberleşme programı Bylock kullanıcısı olması, gözaltı sürecinde örgütsel tavır sergileyen diğer bir kısım sanıklarla birlikte, ön kısmında "SI FIR!" ve arka kısmında "ZE RO!" ibareleri yazan örgütsel bir tepki ve mesaj içeren tişört giydiğinin anlaşılması, Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve Yargıtay 16'ncı Ceza Dairesi tarafından örgüt eylemi olarak kabul edilen, meslekten ihraç edilmiş eski hakimler örgüt üyeleri ... ve ... tarafından gerçekleştirilen ve korsan tahliye girişimi olarak bilinen olayda diğer örgüt üyeleriyle birlikte tahliyesine karar verilmiş olması, KOM birimlerinden Mali Şube tarafından yürütülen soruşturmanın ilgili KOM yönetmeliği çerçevesinde planlı operasyon (projeli çalışma) olarak nitelendirilmesi, bu bağlamda yaklaşık on beş ay süren planlı operasyon / soruşturma sürecinin ağırlıklı olarak iletişimin denetlenmesi ve teknik araçlarla izleme tedbirleriyle yürütülmüş olması karşısında soruşturmadaki konumu, etkin rolü ve eylemleri, Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliğinde Takip Tarassut Kısım Amiri olması hasebiyle, 2012/120653 sayılı soruşturmanın amacını ve kapsamını bilmesi, soruşturma sürecinde yaptığı işlem ve eylemlerin nitelik ve yoğunluğu, soruşturma kapsamında karar verme ve inisiyatif alma yetkisinin bulunması, örgütün amaçları doğrultusunda hareket ederek maiyetinde görevli diğer sanıkları talimatlarıyla yönlendirmesi, soruşturmayı sahiplenmesi, örgüt ile arasında organik ve hiyerarşik bağın bulunması hususları bir bütün halinde değerlendirildiğinde, sanığın eylemlerinin TCK’nın 312. Maddesinde belirtilen suça sübüt verdiği belirlenmiştir.

  1. Sanık ... :

Sanığın 2012/120653 sayılı soruşturmanın başlatıldığı ve yürütüldüğü tarihlerde ... İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliğinde Takip Tarassut Kısım Amir Yardımcısı olarak görev yaptığı,

Örgütün kriptolu haberleşme programı Bylock kullanıcısı olması, Garson mahlaslı gizli tanıktan elde edilen SD kart verilerinde FETÖ mensubiyeti olan, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı en üst seviyede olan örgüt üyelerini ifade eden A5 koduyla kayıt altına alınmış olması, gözaltı sürecinde örgütsel tavır sergileyen diğer bir kısım sanıklarla birlikte, ön kısmında "SI FIR!" ve arka kısmında "ZE RO!" ibareleri yazan örgütsel bir tepki ve mesaj içeren tişört giydiğinin anlaşılması, KOM birimlerinden Mali Şube tarafından yürütülen soruşturmanın ilgili KOM yönetmeliği çerçevesinde planlı operasyon (projeli çalışma) olarak nitelendirilmesi, bu bağlamda yaklaşık on beş ay süren planlı operasyon / soruşturma sürecinin ağırlıklı olarak iletişimin denetlenmesi ve teknik araçlarla izleme tedbirleriyle yürütülmüş olması karşısında soruşturmadaki konumu, etkin rolü ve eylemleri, teknik Takip ve İzleme Büro Amirliğinde Takip Tarassut Kısım Amir Yardımcısı olması hasebiyle, 2012/120653 sayılı soruşturmanın amacını ve kapsamını bilmesi, örgütün amaçları doğrultusunda hareket ederek maiyetinde görevli fiziki takipçi polis memuru diğer sanıkları talimatlarıyla yönlendirmesi, soruşturmayı sahiplenmesi, örgüt ile arasında organik ve hiyerarşik bağın bulunması hususları bir bütün halinde değerlendirildiğinde, sanığın eylemlerinin TCK’nın 312. Maddesinde belirtilen suça sübüt verdiği, belirlenmiştir.

Ayrıca sanık hakkında dava dosyası ile birleştirilmesine karar verilen Bilecik Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/2 esas sayılı dosyasından tefrik sonucu oluşturulan 2017/284 esas sayılı dava dosyasında "cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek" suçundan cezalandırılması istemiyle açılan kamu davasının iddianamesinde sanığın örgüt üyesi olduğunun belirtildiği, bunun haricinde anayasayı ihlal suçunu oluşturabilecek başkaca bir eylemine ve buna işaret eden bir kanıta yer verilmediği, salt örgüt üyeliğinin bu suça vücut vermeyeceği, bu itibarla sanığın üzerine atılı suçun yasal unsurları itibariyle oluşmadığı belirlenmiştir.

  1. Sanık ... :

Sanığın 2012/120653 sayılı soruşturmanın başlatıldığı ve yürütüldüğü tarihlerde ... İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliğinde dinleme kısım amiri olarak görev yaptığı,

Örgütün kriptolu haberleşme programı Bylock kullanıcısı olması, gözaltı sürecinde örgütsel tavır sergileyen diğer bir kısım sanıklarla birlikte, ön kısmında "SI FIR!" ve arka kısmında "ZE RO!" ibareleri yazan örgütsel bir tepki ve mesaj içeren tişört giydiğinin anlaşılması, Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve Yargıtay 16'ncı Ceza Dairesi tarafından örgüt eylemi olarak kabul edilen, meslekten ihraç edilmiş eski hakimler örgüt üyeleri ... ve ... tarafından gerçekleştirilen ve korsan tahliye girişimi olarak bilinen olayda diğer örgüt üyeleriyle birlikte tahliyesine karar verilmiş olması, KOM birimlerinden Mali Şube tarafından yürütülen soruşturmanın ilgili KOM yönetmeliği çerçevesinde planlı operasyon (projeli çalışma) olarak nitelendirilmesi, bu bağlamda yaklaşık on beş ay süren planlı operasyon / soruşturma sürecinin ağırlıklı olarak iletişimin denetlenmesi ve teknik araçlarla izleme tedbirleriyle yürütülmüş olması karşısında soruşturmadaki konumu, etkin rolü ve eylemleri, Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliğinde dinleme kısım amiri olması hasebiyle, 2012/120653 sayılı soruşturmanın amacını ve kapsamını bilmesi, soruşturma sürecinde yaptığı işlem ve eylemlerin nitelik ve yoğunluğu, soruşturma kapsamında karar verme ve inisiyatif alma yetkisinin bulunması, örgütün amaçları doğrultusunda hareket ederek maiyetinde görevli diğer sanıkları talimatlarıyla yönlendirmesi, soruşturmayı sahiplenmesi, örgüt ile arasında organik ve hiyerarşik bağın bulunması hususları bir bütün halinde değerlendirildiğinde, sanığın eylemlerinin TCK’nın 312. Maddesinde belirtilen suça sübüt verdiği, bu suçu işlemesi sırasında da TCK’nın 132. Maddesinde belirtilen haberleşmenin gizliliğini ihlal suçundan da sorumlu olduğu belirlenmiştir.

  1. Sanık ... :

Sanığın 2012/120653 sayılı soruşturmanın başlatıldığı ve yürütüldüğü tarihlerde ... İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliğinde dinleme kısım amiri olarak görev yaptığı,

Örgütün kriptolu haberleşme programı Bylock kullanıcısı olması, Garson mahlaslı gizli tanıktan elde edilen SD kart verilerinde FETÖ mensubiyeti olan, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı en üst seviyede olan örgüt üyelerini ifade eden A5 koduyla kayıt altına alınmış olması, gözaltı sürecinde örgütsel tavır sergileyen diğer bir kısım sanıklarla birlikte, ön kısmında "SI FIR!" ve arka kısmında "ZE RO!" ibareleri yazan örgütsel bir tepki ve mesaj içeren tişört giydiğinin anlaşılması, soruşturmadaki konumu ve eylemleri, Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliğinde dinleme kısım amiri olması hasebiyle, 2012/120653 sayılı soruşturmanın amacını ve kapsamını bilmesi, her ne kadar diğer kısım amiri sanık ...'ın operasyona yaklaşık iki aya kala soruşturmadaki görevinden ayrılmasıyla birlikte sanık Mustafa'nın yerine 25 26/10/2013 tarihleri itibariyle soruşturmada görevlendirilmiş olmasına ve bu tarih itibariyle dinleme faaliyetine bir süre ara verilmiş olmasına nazaran soruşturmadaki işlem ve eylemlerinin nitelik ve yoğunluğundan söz edilemeyecek olmakla birlikte, dinlemelerin 10/12/2013 tarihinde yeniden başlaması, bu sebeple soruşturma kapsamında görev yaptığı sürede karar verme ve inisiyatif alma yetkisinin bulunması, görev yaptığı sürede örgütün amaçları doğrultusunda hareket ederek maiyetinde görevli diğer sanıkları talimatlarıyla yönlendirmesi, soruşturmayı sahiplenmesi, örgüt ile arasında organik ve hiyerarşik bağın bulunması hususları bir bütün halinde değerlendirildiğinde, sanığın eylemlerinin suça sübüt verdiği belirlenmiştir.

  1. Sanık ... :

Sanığın 2012/120653 sayılı soruşturmanın başlatıldığı ve yürütüldüğü tarihlerde ... İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliğinde dinlemeci polis memuru olarak görev yaptığı,

Örgütün kriptolu haberleşme programı Bylock kullanıcısı olması, Garson mahlaslı gizli tanıktan elde edilen SD kart verilerinde FETÖ/PDY içinde olup, örgüt benim örgütüm diyen ancak bazı zaafları olan (himmet verme, kampta kalma, her çağrıldığında gelme, sigara, karşı cins, namaz) örgüt üyelerini ifade eden EA koduyla kayıt altına alınmış olması, SD kart verileri ve tanık beyanlarına göre himmet adı altında örgüte maddi yardımda bulunması, örgütsel toplantılara katılması, tanıklar Serdar Koçak ve Yusuf Yiğit'in sanıkla ilgili beyanları, KOM birimlerinden Mali Şube tarafından yürütülen soruşturmanın ilgili KOM yönetmeliği çerçevesinde planlı operasyon (projeli çalışma) olarak nitelendirilmesi, bu bağlamda yaklaşık on beş ay süren planlı operasyon / soruşturma sürecinin ağırlıklı olarak iletişimin denetlenmesi ve teknik araçlarla izleme tedbirleriyle yürütülmüş olması, özellikle siyasi dokunulmazlığı olan kişilere yönelik usulsüz dinleme faaliyetlerinin tamamına yakınının sanık... ile birlikte bu sanık tarafından gerçekleştirilmiş olması, terör örgütünün böyle gizli ve hassas bir soruşturma ve vehamet arz eden eylemde örgütsel disipline bağlı olmayan bir kişiyi kullanmasının mümkün görülmemesi karşısında soruşturmadaki konumu ve eylemlerinin yoğunluğu,

Sanığın dinlemeci polis memuru olarak görev yapması hasebiyle soruşturma kapsamında siyasi dokunulmazlığı olan kişilere yönelik usulsüz dinleme eylemlerinin tamamına yakınında aktif rol aldığı, bu bağlamda iletişimin dinlenmesi ve kayda alınması işlemlerini bizzat yerine getirdiği, ayrıca yukarıda genel gerekçede belirtildiği üzere sanığın soruşturmada görev yapan ve genelde dinleme işiyle uğraşan polisler tarafından kullanılan spark isimli programda yazışmalarının olduğu, soruşturmayı sahiplendiği, örgüt ile arasında organik ve hiyerarşik bağın bulunması hususları ve eylemleri bir bütün halinde değerlendirildiğinde, sanığın eylemlerinin TCK'nın 312/1 maddesinde düzenlenen cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçuna sübüt verdiği belirlenmiş olup, sanığın suça sübüt veren eylemi değerlendirilirken, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğu kabul edilmekle birlikte, TCK'nın 314/2 maddesinde düzenlenen silahlı terör örgütüne üye olmak suçunun "geçitli suç" kuralları çerçevesinde Hükûmete karşı kalkışma suçunun içerisinde eridiğinin değerlendirilmesi gerekmektedir.

Sanığın dinlemeci polis memuru olarak görev yapması hasebiyle soruşturma kapsamında siyasi dokunulmazlığı olan kişilere yönelik usulsüz dinleme eylemlerinin tamamına yakınında aktif rol aldığı, bu bağlamda iletişimin dinlenmesi ve kayda alınması işlemlerini bizzat yerine getirdiği, bu nedenle katılanlar ..., Mehmet Zafer Çağlayan, ..., ...'a yönelik işlenen haberleşmenin gizliliğini ihlal suçundan da sorumlu olduğuda belirlenmiştir.

  1. Sanık... :

Sanığın 2012/120653 sayılı soruşturmanın başlatıldığı ve yürütüldüğü tarihlerde ... İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliğinde dinlemeci polis memuru olarak görev yaptığı,

Garson mahlaslı gizli tanıktan elde edilen SD kart verilerinde FETÖ/PDY içinde olup, örgüt benim örgütüm diyen ancak bazı zaafları olan (himmet verme, kampta kalma, her çağrıldığında gelme, sigara, karşı cins, namaz) örgüt üyelerini ifade eden EA koduyla kayıt altına alınmış olması, SD kart verilerine göre himmet adı altında örgüte maddi yardımda bulunması, örgütsel toplantılara katılması, örgüt evlerinde kalmış olması, KOM birimlerinden Mali Şube tarafından yürütülen soruşturmanın ilgili KOM yönetmeliği çerçevesinde planlı operasyon (projeli çalışma) olarak nitelendirilmesi, bu bağlamda yaklaşık on beş ay süren planlı operasyon / soruşturma sürecinin ağırlıklı olarak iletişimin denetlenmesi ve teknik araçlarla izleme tedbirleriyle yürütülmüş olması, özellikle siyasi dokunulmazlığı olan kişilere yönelik usulsüz dinleme faaliyetlerinin tamamına yakınının sanık ... ile birlikte bu sanık tarafından gerçekleştirilmiş olması, terör örgütünün böyle gizli ve hassas bir soruşturma ve vehamet arz eden eylemde örgütsel disipline bağlı olmayan bir kişiyi kullanmasının mümkün görülmemesi, Sanığın dinlemeci polis memuru olarak görev yapması hasebiyle soruşturma kapsamında siyasi dokunulmazlığı olan kişilere yönelik usulsüz dinleme eylemlerinin tamamına yakınında aktif rol aldığı, bu bağlamda iletişimin dinlenmesi ve kayda alınması işlemlerini bizzat yerine getirdiği, ayrıca yukarıda genel gerekçede belirtildiği üzere sanığın soruşturmada görev yapan ve genelde dinleme işiyle uğraşan polisler tarafından kullanılan spark isimli programda yazışmalarının olduğu, soruşturmayı sahiplendiği, örgüt ile arasında organik ve hiyerarşik bağın bulunması hususları ve eylemleri bir bütün halinde değerlendirildiğinde, sanığın eylemlerinin TCK'nın 312/1 maddesinde düzenlenen cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçuna sübüt verdiği belirlenmiş olup, sanığın suça sübüt veren eylemi değerlendirilirken, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğu kabul edilmekle birlikte, TCK'nın 314/2 maddesinde düzenlenen silahlı terör örgütüne üye olmak suçunun "geçitli suç" kuralları çerçevesinde Hükûmete karşı kalkışma suçunun içerisinde eridiğinin değerlendirilmesi gerekmektedir.

Sanığın dinlemeci polis memuru olarak görev yapması hasebiyle soruşturma kapsamında siyasi dokunulmazlığı olan kişilere yönelik usulsüz dinleme eylemlerinin tamamına yakınında aktif rol aldığı, bu bağlamda iletişimin dinlenmesi ve kayda alınması işlemlerini bizzat yerine getirdiği, bu nedenle katılanlar ..., Mehmet Zafer Çağlayan, ..., ...'a yönelik işlenen haberleşmenin gizliliğini ihlal suçundan da sorumlu olduğuda belirlenmiştir.

  1. Sanık ... :

Sanığın 2012/120653 sayılı soruşturmanın başlatıldığı ve yürütüldüğü tarihlerde ... İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliği takip tarassut kısmında fiziki takipçi polis memuru olarak görev yaptığı,

Garson mahlaslı gizli tanıktan elde edilen SD kart verilerinde FETÖ/PDY içinde olup, örgüt benim örgütüm diyen ancak bazı zaafları olan (himmet verme, kampta kalma, her çağrıldığında gelme, sigara, karşı cins, namaz) örgüt üyelerini ifade eden EA koduyla kayıt altına alınmış olması, SD kart verileri ve tanık beyanlarına göre himmet adı altında örgüte maddi yardımda bulunması, örgütsel toplantılara katılması, örgüt evlerinde kalmış olması, tanık Hüseyin Duman'ın sanıkla ilgili 17/25 Aralık sürecinden sonraki dönemi de kapsar şekilde örgütle irtibatının varlığına delalet eden ve SD kart verilerini destekleyici mahiyetteki beyanları karşısında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğu, bu nedenle sübut bulan örgüt üyeliği nedeniyle TCK'nın 314/2 maddesi gereğince sorumlu olduğu,

Her ne kadar sanık hakkında TCK'nın 312/1 maddesinde düzenlenen cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçunu işlediği iddiasıyla cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış ise de, sanığın 2012/120653 sayılı soruşturmada fiziki takipçi polis memuru olarak görev yaptığı, fiziki takiple görevli polis memurlarının soruşturmanın kapsamını ayrıntılarıyla bilmedikleri, sadece takibini yaptıkları hedef şahıslar ve olaylarla sınırlı olarak bilgi sahibi oldukları, soruşturmanın nihai amacına ilişkin bilgi sahibi olmadıkları vicdani sonuç ve kanısına varıldığından sanığın üzerine atılı suçun yasal unsurları itibariyle oluşmadığı tespit edilmiştir.

  1. Sanık ... :

Sanığın 2012/120653 sayılı soruşturmanın başlatıldığı ve yürütüldüğü tarihlerde ... İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliği takip tarassut kısmında fiziki takipçi polis memuru olarak görev yaptığı,

Garson mahlaslı gizli tanıktan elde edilen SD kart verilerinde FETÖ/PDY içinde olup, örgüt benim örgütüm diyen ancak bazı zaafları olan (himmet verme, kampta kalma, her çağrıldığında gelme, sigara, karşı cins, namaz) örgüt üyelerini ifade eden EA koduyla kayıt altına alınmış olması, SD kart verileri ve tanık beyanlarına göre himmet adı altında örgüte maddi yardımda bulunması, örgütsel toplantılara katılması, örgüt evlerinde kalmış olması, tanık Hüseyin Duman'ın sanıkla ilgili 17/25 Aralık sürecinden sonraki dönemi de kapsar şekilde örgütle irtibatının varlığına delalet eden ve SD kart verilerini destekleyici mahiyetteki beyanları karşısında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğu, bu nedenle sübut bulan örgüt üyeliği nedeniyle TCK'nın 314/2 maddesi gereğince sorumlu olduğu,

Her ne kadar sanık hakkında TCK'nın 312/1 maddesinde düzenlenen cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçunu işlediği iddiasıyla cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış ise de, sanığın 2012/120653 sayılı soruşturmada fiziki takipçi polis memuru olarak görev yaptığı, fiziki takiple görevli polis memurlarının soruşturmanın kapsamını ayrıntılarıyla bilmedikleri, sadece takibini yaptıkları hedef şahıslar ve olaylarla sınırlı olarak bilgi sahibi oldukları, soruşturmanın nihai amacına ilişkin bilgi sahibi olmadıkları vicdani sonuç ve kanısına varıldığından sanığın üzerine atılı suçun yasal unsurları itibariyle oluşmadığı tespit edilmiştir.

  1. Sanık ... :

Sanığın 2012/120653 sayılı soruşturmanın başlatıldığı ve yürütüldüğü tarihlerde ... İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliği takip tarassut kısmında fiziki takipçi polis memuru olmakla birlikte inceleme yapılan 14 nolu odada görev yaptığı,

Garson mahlaslı gizli tanıktan elde edilen SD kart verilerinde FETÖ/PDY içinde olup, örgüt benim örgütüm diyen ancak bazı zaafları olan (himmet verme, kampta kalma, her çağrıldığında gelme, sigara, karşı cins, namaz) örgüt üyelerini ifade eden EA koduyla kayıt altına alınmış olması, yine söz konusu SD kart içinde "SAY"(Fetö mensubu herşeyiyle teslim olan ancak yöneticilik vasfı olmayan) olarak kodlanmış olması, SD kart verileri ve tanık beyanlarına göre himmet adı altında örgüte maddi yardımda bulunması, örgütsel toplantılara katılması, örgüt evlerinde kalmış olması, tanık Hüseyin Duman'ın sanıkla ilgili 17/25 Aralık sürecinden sonraki dönemi de kapsar şekilde örgütle irtibatının varlığına delalet eden ve SD kart verilerini destekleyici mahiyetteki beyanları karşısında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğu, bu itibarla sanığın silahlı terör örgütü üyeliğinin sabit görüldüğü, ancak sanığın aynı zamanda ... 13'üncü Ağır Ceza Mahkemesince görülen 2015/366 esas sayılı dava dosyasında 24/12/2018 tarihinde verilen 2018/228 sayılı karar ile örgüte üyelik suçundan mahkumiyetine karar verilmiş olduğu, bu nedenle sanık hakkında mütemadi nitelikteki silahlı terör örgütü üyeliği şeklindeki aynı eylem nedeniyle önceden verilmiş bir hüküm bulunduğu anlaşılmakla, sanık hakkında mükerrer açılan kamu davasının 5271 sayılı CMK'nın 223/7 madde ve fıkrası uyarınca reddine karar verilmesi gerektiği,

Sanığın İzleme kısım amirliğinde görevli olmakla birlikte, kamera görüntülerinin incelenmesinden; son 1 ayda 17/25 Aralık soruşturmalarının başta fezleke yazıcılarının bulunduğu, soruşturmaya dair tüm bilgi belgelerin toplandığı, bir anlamda soruşturmaların yönetildiği oda olan 14 no'lu odada çalışanlardan biri olduğu ve İbrahim Aslan ile Hayrettin Can arasındaki spark görüşmelerinden tape yapılacak görüşmeleri dağıtıp, takip ettiği, dinlemeci polis memuru olarak görev yapması hasebiyle soruşturma kapsamında siyasi dokunulmazlığı olan kişilere yönelik usulsüz dinleme eylemlerinin tamamına yakınında aktif rol aldığı, sanık ile Raif Bektaş arasındaki 23/11/2013 günlü spark görüşmesinden soruşturma içeriğini bildiği ve fezleke yazımına yardım ettiği anlaşılan, yine spark yazışmalarında direkt telefon numarası yazılıp bu numaraların karşı şahıs numarası olarak düşüp düşmediğinin sanık Gürkan'dan sorulduğu, ... ile idari büroda görevli Ziya Avcıoğlu arasındaki spark görüşmesinden Ziya'nın "bu hafta geceye gündüze gelecekler kimlerdi badiler yazıp gönderin" şeklindeki mesajına İsa'nın "Hüseyin Tokgöz Hayrettin ... Raif Bektaş ... gündüz" şeklinde verdiği cevaptan da dinleme kısım amirliğinde görevli imiş gibi çalıştığı, bu haliyle soruşturma kapsamında, tape yapımından, fezleke yazımına kadar her aşamasını da içine alacak şekilde görevli kişiler arasında koordineyi sağlayarak yoğun şekilde çalıştığı tespit edilen, örgüt bağına dair gerek soruşturmadaki konumu gerekse dosyasındaki veri inceleme raporunda "SAY"(Fetö mensubu herşeyiyle teslim olan ancak yöneticilik vasfı olmayan) olarak kodlanmış olması ve tanık Hüseyin Duman'ın mahkemedeki yeminli beyanından 2014 2016'da Şemdinli'de çalıştığı süreçte birkaç kez sohbet toplantılarına katılmış, evinde de toplantı yapılmış olması dikkate alındığında örgüt mensubiyeti olduğu tespit edilen sanığın eylemleri bir bütün halinde değerlendirildiğinde TCK'nın 312/1 maddesinde düzenlenen cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçuna sübüt verdiği belirlenmiş olup, sanığın suça sübüt veren eylemi değerlendirilirken, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğu kabul edilmekle birlikte, TCK'nın 314/2 maddesinde düzenlenen silahlı terör örgütüne üye olmak suçunun "geçitli suç" kuralları çerçevesinde Hükûmete karşı kalkışma suçunun içerisinde müteala edilmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

  1. Sanık Savaş Akyol :

Sanığın 2012/120653 sayılı soruşturmanın başlatıldığı ve yürütüldüğü tarihlerde ... İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Nitelikli Dolandırıcılık Büro Amirliğinde komiser yardımcısı olarak görev yaptığı,

Örgütün kriptolu haberleşme programı Bylock kullanıcısı olması, Garson mahlaslı gizli tanıktan elde edilen SD kart verilerinde FETÖ/PDY mensubiyeti olan, sadakati ve bağlılığı olan, bazı konuları sorgulayan örgüt üyelerini ifade eden B5 koduyla kayıt altına alınmış olması, tanık Abdülkadir Avcı'nın sanıkla ilgili beyanları karşısında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğu, bu nedenle sübut bulan örgüt üyeliği nedeniyle TCK'nın 314/2 maddesi gereğince sorumlu olduğu,

Her ne kadar sanık hakkında TCK'nın 312/1 maddesinde düzenlenen cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçunu işlediği iddiasıyla cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış ise de, sanığın 2012/120653 sayılı soruşturmada aktif görev yapmadığı, soruşturmanın ekip amiri olan firari sanık Hüseyin Korkmaz'ın isteğiyle 20/12/2013 tarihli kolluk fezlekesinin "Eylemler" ana başlığının, "Gana" alt başlıklı altın kaçakçılığı olayı ile ilgili 70 ila 166'ncı sayfaları arasındaki bölümünü fezlekeye derc edilecek şekilde kaleme aldığı, aşamalardaki savunmalarında soruşturmanın Bakanlarla ilgili yönünü bilmediğini, Gana altın olayında ismi geçen Bakan Zafer Çağlayan'ın konuyla ilişkilendirilen görüşme tapelerinin kendisine verilmediğini beyan ettiği, fezlekenin incelenmesinde; sanığın bu savunmasını doğrular şekilde, fezlekenin sanık tarafından yazılan "Gana" alt başlıklı bölümünde, olayın sahtecilik ve kaçakçılık boyutuna yer verildiği, buna mukabil dönemin Ekonomi Bakanı... ile ilişkilendirilen rüşvet kısımlarına yer verilmediği, bu kısımlara fezlekenin firari sanık Hüseyin Korkmaz tarafından kaleme alındığı anlaşılan "rüşvet eylemleri" kısmında ve "Gana'dan gelen ve kaçak olarak yurda sokulmak istenen 1,5 ton altına el konulmasını engelleme" alt başlığında yer verildiğinin görüldüğü, sanığın ayrıca soruşturmanın amacını ve kapsamını bildiğine, örgütün amaçları doğrultusunda hareket ederek soruşturma kapsamında maiyetinde görevli diğer sanıkları talimatlarıyla yönlendirdiğine, soruşturmayı sahiplendiğine dair delil de bulunmadığı anlaşıldığından üzerine atılı suçun yasal unsurları itibariyle oluşmadığı anlaşılmıştır.

  1. Sanık ... :

Sanığın 2012/120653 sayılı soruşturmanın başlatıldığı ve yürütüldüğü tarihlerde ... İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Kaçakçılık Büro Amirliğinde başkomiser olarak görev yaptığı,

Örgütün kriptolu haberleşme programı Bylock kullanıcısı olması, Garson mahlaslı gizli tanıktan elde edilen SD kart verilerinde FETÖ/PDY mensubiyeti olan, sadakati ve bağlılığı olan, bazı konuları sorgulayan örgüt üyelerini ifade eden B5 koduyla kayıt altına alınmış olması, tanık Salih Albayrak'ın sanıkla ilgili beyanları karşısında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğu, bu nedenle sübut bulan örgüt üyeliği nedeniyle TCK'nın 314/2 maddesi gereğince sorumlu olduğu,

Her ne kadar sanık hakkında TCK'nın 312/1 maddesinde düzenlenen cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçunu işlediği iddiasıyla cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış ise de, sanığın, soruşturmanın yürütüldüğü bürodan farklı bir soruşturma bürosunda görevli olduğu da dikkate alındığında 2012/120653 sayılı soruşturmada operasyon aşamasına kadar aktif görev yapmadığı, operasyon aşamasında personel takviyesi sağlanması babında sadece soruşturma şüphelilerinden Süleyman Aslan'ın konutunda yapılan arama işleminde ekip amiri olarak görevlendirildiği ve ikamet arama işlemine katıldığı, sanığın ayrıca soruşturmanın amacını ve kapsamını bildiğine, örgütün amaçları doğrultusunda hareket ederek soruşturma kapsamında maiyetinde görevli diğer sanıkları talimatlarıyla yönlendirdiğine, soruşturmayı sahiplendiğine dair delil de bulunmadığı anlaşıldığından üzerine atılı suçun yasal unsurları itibariyle oluşmadığı anlaşılmıştır.

  1. Sanık ... :

Sanığın 2012/125043 sayılı soruşturmanın başlatıldığı ve yürütüldüğü tarihlerde ... İl Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü olarak görev yaptığı, adli kolluk sorumlusu olarak adli makamlara ve üstlerine karşı sorumlu olduğu, şube müdürlüğü içerisinde adli ve idari konularla ilgili koordinasyonu sağlamak ve şube müdürlüğü çalışanlarını denetlemekle sorumlu olarak görev yaptığı,

Örgütün kriptolu haberleşme programı Bylock kullanıcısı olması, tanık Mehmet Metin Karacadağ'ın beyanları, soruşturmadaki etkin rolü, konumu ve eylemleri, şube Müdürü ve dolayısıyla adli kolluk sorumlusu olması hasebiyle, 2012/125043 sayılı soruşturmanın amacını ve kapsamını bilmesi, soruşturma sürecinde yaptığı işlem ve eylemlerin nitelik ve yoğunluğu, soruşturma kapsamında karar verme ve inisiyatif alma yetkisinin bulunması, örgütün amaçları doğrultusunda hareket ederek maiyetinde görevli diğer sanıkları talimatlarıyla yönlendirmesi, soruşturmayı sahiplenmesi, örgüt ile arasında organik ve hiyerarşik bağın bulunması, soruşturmada görev alan maiyetindeki personelin, soruşturmayı yürüten ve tanık olarak ifadesi alınabilen Cumhuriyet savcılarından Bekir Gencer'e, sanığın bilgisi ve talimatı dahilinde, soruşturmanın Anayasa'nın 100'üncü maddesi uyarınca özel soruşturma usulüne tabi Bakanla ilgili kısımları konusunda bilgi vermemesi, emniyetin iç işleyişinde yerleşik niteliğe kavuşmuş olan "önem arz eden soruşturmalar ve operasyonlardan sıralı amir konumundaki ... İl Emniyet Müdürüne öncesinde bilgi verilmesi" şeklindeki uygulamanın (teamüllerin) aksine hareket ederek 17 Aralık soruşturması ve operasyon öncesinde ... İl Emniyet Müdürünü bilgilendirmemesi, böylelikle örgütsel disiplin içerisinde soruşturmayı gizlemesi, Mali Suçlarla Mücadele Şubesinin yapmış olduğu soruşturma ve operasyondan öncesinde haberdar olmasına rağmen sırf algı yaratmak amacıyla üç (3) farklı soruşturma dosyasının operasyonunun aynı gün yapılması konusunda diğer Şube Müdürü ... ile örgütsel işbirliği ve koordinasyon kapsamında ortak hareket etmesi hususları bir bütün halinde değerlendirildiğinde, sanığın eylemlerinin TCK'nın 312/1 maddesinde belirtilen suça subut verdiği, bu suçu işlemesi sırasında da TCK’nın 132. Maddesinde belirtilen gizliliği ihlal suçlarından da sorumlu olduğu belirlenmiştir.

  1. Sanık ... :

Sanığın 2012/125043 sayılı soruşturmanın başlatıldığı ve yürütüldüğü tarihlerde ... İl Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliği ve soruşturmanın yürütüldüğü Organize Suç Örgütleri 2 Büro Amirliğinden sorumlu şube müdür yardımcısı olarak görev yaptığı,

Örgütün kriptolu haberleşme programı Bylock kullanıcısı olması, Garson mahlaslı gizli tanıktan elde edilen SD kart verilerinde FETÖ mensubiyeti olan, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı en üst seviyede olan örgüt üyelerini ifade eden A5 koduyla kayıt altına alınmış olması, KOM birimlerinden Organize Şube tarafından yürütülen soruşturmanın ilgili KOM yönetmeliği çerçevesinde planlı operasyon (projeli çalışma) olarak nitelendirilmesi, bu bağlamda yaklaşık on beş ay süren planlı operasyon / soruşturma sürecinin ağırlıklı olarak iletişimin denetlenmesi ve teknik araçlarla izleme tedbirleriyle yürütülmüş olması, sanığın bu işlemlerin yürütüldüğü teknik büro amirliğinden sorumlu şube müdür yardımcısı olması karşısında soruşturmadaki konumu, etkin rolü ve eylemleri, Şube Müdür yardımcısı olması hasebiyle, 2012/125043 sayılı soruşturmanın amacını ve kapsamını bilmesi, soruşturma sürecinde yaptığı işlem ve eylemlerin nitelik ve yoğunluğu, soruşturma kapsamında karar verme ve inisiyatif alma yetkisinin bulunması, örgütün amaçları doğrultusunda hareket ederek maiyetinde görevli diğer sanıkları talimatlarıyla yönlendirmesi, soruşturmayı sahiplenmesi, örgüt ile arasında organik ve hiyerarşik bağın bulunması hususları bir bütün halinde değerlendirildiğinde, sanığın eylemlerinin TCK'nın 312/1 maddesinde belirtilen suça subut verdiği, bu suçu işlemesi sırasında da TCK’nın 132. Maddesinde belirtilen gizliliği ihlal suçlarından da sorumlu olduğu belirlenmiştir.

  1. Sanık ... :

Sanığın 2012/125043 sayılı soruşturmanın başlatıldığı ve yürütüldüğü tarihlerde ... İl Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde, soruşturmanın yürütüldüğü Organize Suç Örgütleri 2 Büro Amiri olarak görev yaptığı,

Örgütün kriptolu haberleşme programı Bylock kullanıcısı olması, Garson mahlaslı gizli tanıktan elde edilen SD kart verilerinde FETÖ mensubiyeti olan, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı en üst seviyede olan örgüt üyelerini ifade eden A5 koduyla kayıt altına alınmış olması, 2012/125043 sayılı soruşturmadaki konumu, etkin rolü ve eylemleri, Organize Suç Örgütleri 2 Büro Amiri olması hasebiyle, 2012/125043 sayılı soruşturmanın amacını ve kapsamını bilmesi, soruşturma sürecinde yaptığı işlem ve eylemlerin nitelik ve yoğunluğu, soruşturma kapsamında karar verme ve inisiyatif alma yetkisinin bulunması, örgütün amaçları doğrultusunda hareket ederek maiyetinde görevli diğer sanıkları talimatlarıyla yönlendirmesi, soruşturmayı sahiplenmesi, örgüt ile arasında organik ve hiyerarşik bağın bulunması hususları bir bütün halinde değerlendirildiğinde, sanığın eylemlerinin TCK'nın 312/1 maddesinde belirtilen suça subut verdiği, bu suçu işlemesi sırasında da TCK’nın 132. Maddesinde belirtilen gizliliği ihlal suçlarından da sorumlu olduğu belirlenmiştir.

  1. Sanık ... :

Sanığın 2012/125043 sayılı soruşturmanın başlatıldığı ve yürütüldüğü tarihlerde ... İl Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amiri olarak görev yaptığı,

Örgütün kriptolu haberleşme programı Bylock kullanıcısı olması, Garson mahlaslı gizli tanıktan elde edilen SD kart verilerinde FETÖ mensubiyeti olan, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı en üst seviyede olan örgüt üyelerini ifade eden A5 koduyla kayıt altına alınmış olması, KOM birimlerinden Organize Şube tarafından yürütülen soruşturmanın ilgili KOM yönetmeliği çerçevesinde planlı operasyon (projeli çalışma) olarak nitelendirilmesi, bu bağlamda yaklaşık on beş ay süren planlı operasyon / soruşturma sürecinin ağırlıklı olarak iletişimin denetlenmesi ve teknik araçlarla izleme tedbirleriyle yürütülmüş olması karşısında soruşturmadaki konumu, etkin rolü ve eylemleri, Teknik Takip ve İzleme Büro Amiri olması hasebiyle, 2012/125043 sayılı soruşturmanın amacını ve kapsamını bilmesi, soruşturma sürecinde yaptığı işlem ve eylemlerin nitelik ve yoğunluğu, soruşturma kapsamında karar verme ve inisiyatif alma yetkisinin bulunması, örgütün amaçları doğrultusunda hareket ederek maiyetinde görevli diğer sanıkları talimatlarıyla yönlendirmesi, soruşturmayı sahiplenmesi, örgüt ile arasında organik ve hiyerarşik bağın bulunması hususları bir bütün halinde değerlendirildiğinde, sanığın eylemlerinin TCK'nın 312/1 maddesinde belirtilen suça subut verdiği, bu suçu işlemesi sırasında da TCK’nın 132. Maddesinde belirtilen gizliliği ihlal suçlarından da sorumlu olduğu belirlenmiştir.

  1. Sanık ... :

Sanığın 2012/125043 sayılı soruşturmanın başlatıldığı ve yürütüldüğü tarihlerde ... İl Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde, soruşturmanın yürütüldüğü Organize Suç Örgütleri 2 Büro Amirliğinde soruşturmadan sorumlu (soruşturmanın zimmetlendiği) kısım amiri olarak görev yaptığı,

Örgütün kriptolu haberleşme programı Bylock kullanıcısı olması, Garson mahlaslı gizli tanıktan elde edilen SD kart verilerinde FETÖ mensubiyeti olan, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı en üst seviyede olan örgüt üyelerini ifade eden A5 koduyla kayıt altına alınmış olması, 2012/125043 sayılı soruşturmadaki konumu, etkin rolü ve eylemleri, Organize Suç Örgütleri 2 Bürosunda soruşturmadan sorumlu grup amiri olması hasebiyle, 2012/125043 sayılı soruşturmanın amacını ve kapsamını bilmesi, soruşturma sürecinde yaptığı işlem ve eylemlerin nitelik ve yoğunluğu, Anayasanın 100'üncü maddesi uyarınca özel soruşturma usulüne tabi Çevre ve Şehircilik Bakanı ... ile ilgili suç isnadında bulunulan 17/12/2013 tarihli kolluk fezlekesini aynı örgütsel yapıya bağlı amirlerinin bilgisi dahilinde sanık ... tarafından yazılmış olması, sanığın soruşturma kapsamında karar verme ve inisiyatif alma yetkisinin bulunması, örgütün amaçları doğrultusunda hareket ederek maiyetinde görevli diğer sanıkları talimatlarıyla yönlendirmesi, soruşturmayı sahiplenmesi, örgüt ile arasında organik ve hiyerarşik bağın bulunması hususları bir bütün halinde değerlendirildiğinde, sanığın eylemlerinin TCK'nın 312/1 maddesinde belirtilen suça subut verdiği, bu suçu işlemesi sırasında da TCK’nın 132. Maddesinde belirtilen gizliliği ihlal suçlarından da sorumlu olduğu belirlenmiştir.

  1. Sanık ... :

Sanığın 2012/125043 sayılı soruşturmanın başlatıldığı ve yürütüldüğü tarihlerde ... İl Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliğinde soruşturma ile ilgili dinleme faaliyetlerini yürüten dinlemeci personelin görev aldığı (B) grubu dinleme kısım amiri olarak görev yaptığı,

Örgütün kriptolu haberleşme programı Bylock kullanıcısı olması, Garson mahlaslı gizli tanıktan elde edilen SD kart verilerinde FETÖ mensubiyeti olan, sadakati ve bağlılığı olan, bazı konuları sorgulayan veya zaafı olan örgüt üyelerini ifade eden B4 koduyla kayıt altına alınmış olması, KOM birimlerinden Organize Şube tarafından yürütülen soruşturmanın ilgili KOM yönetmeliği çerçevesinde planlı operasyon (projeli çalışma) olarak nitelendirilmesi, bu bağlamda yaklaşık on beş ay süren planlı operasyon / soruşturma sürecinin ağırlıklı olarak iletişimin denetlenmesi ve teknik araçlarla izleme tedbirleriyle yürütülmüş olması karşısında soruşturmadaki konumu, etkin rolü ve eylemleri, Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliğinde dinleme kısım amiri olması hasebiyle, 2012/125043 sayılı soruşturmanın amacını ve kapsamını bilmesi, soruşturma sürecinde yaptığı işlem ve eylemlerin nitelik ve yoğunluğu, soruşturma kapsamında karar verme ve inisiyatif alma yetkisinin bulunması, örgütün amaçları doğrultusunda hareket ederek maiyetinde görevli diğer sanıkları talimatlarıyla yönlendirmesi, soruşturmayı sahiplenmesi, örgüt ile arasında organik ve hiyerarşik bağın bulunması hususları bir bütün halinde değerlendirildiğinde, sanığın eylemlerinin TCK'nın 312/1 maddesinde belirtilen suça subut verdiği, bu suçu işlemesi sırasında da TCK’nın 132. Maddesinde belirtilen gizliliği ihlal suçlarından da sorumlu olduğu belirlenmiştir.

Her ne kadar sanık ... hakkında iddianamede 12/10/2013 tarihinde ... Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilen C. Savcısının yazılı emrine istinaden gerçekleştirilen fiziki takip işleminin onaylanması istemli kolluk üst yazısında ...'in yerine imza atarak resmi belgede sahtecilik suçunu işlediği iddiasıyla eylemine uyan 5237 sayılı TCK'nın 204/1, 53/1 maddeleri gereğince cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış ise de,

Suça konu belgenin 12/10/2013 tarih ve 2013/Gz 9423 sayılı, ... İl Emniyet Müdürlüğü tarafından, ... C. Başsavcılığına hitaben yazılan, onama talebi konulu yazı olduğu, belgenin alt kısmında "..., Organize Şube Müdürü a. Şube Müdür Yardımcısı, 4. Sınıf Emniyet Müdürü" yazısının bulunduğu, bu yazının üzerinde ise "..." ibaresi yazılı imzanın bulunduğu, yazı içeriğinin Davut Koçlu ve Fuat Kuşcu isimli şahıslar hakkında 11/10/2013 tarihinde yapılan fiziki takip ve tarassut çalışmasının 24 saat içinde hakim onayına sunulmasına ilişkin olduğu,

Sanığın savunmasında, yazıya konu takibin savcılığın talimatı üzerine 11 Ekim 2013 günü saat 16.45 civarında yapıldığını, takip yapıldıktan sonra takip tutanağının tutulmasının gece saat 12.00'ye kadar sürdüğünü, bütün müdürlerin şubeden ayrıldıklarını, kendisinin nöbetçi amir olarak kaldığını, takibin üst yazılarının hazırlandığını, takibin Cuma günü yapıldığını, ertesi gün tatil olması nedeniyle müdürlerin gelmeyebildiğini, saat 11 12'ye kadar beklediklerini, gelen olmayınca ...'i aradığını, durumu kendisine bildirdiğini, 24 saatlik onama süresinin dolacağını söylediğini, ...'in bilgisi dahilinde onun yerine belgeye imza attığını, belgeye kendi imzasını attığını, kendi imzasını atmasa taklit imza atsa zaten bu durumun farkedilmeyeceğini, belgeye bakan herkesin ... yazdığını gördüğünü, belgede aldatma kabiliyetinin de olmadığını beyanla suçlamaları kabul etmediği,

Konu ile ilgili delillerin değerlendirilmesi neticesinde; suç tarihi itibariyle ... Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliğinde (B) grubu dinlemelerinden sorumlu grup amiri olarak görev yapan sanık ...'in, görev aldığı 2012/125043 sayılı soruşturma kapsamında, 11/10/2013 tarihinde yapılan fiziki takip ile ilgili olarak, takip kararının hakim onayına sunulması için yazılan ve Şube Müdür Yardımcısı ... adına imza açılan üst yazıyı kendisinin imzaladığı, yukarıda özet olarak yer verilen savunması da dikkate alındığında, onama süresinin geçmemesi için ...'in bilgisi dahilinde onun yerine imza attığı, sanığın sahtecilik kastıyla hareket etmediği gibi belgeye açıkça okunabilecek şekilde kendi adı ve soyadından oluşan imzayı attığı, bu haliyle belgenin aldatıcılık kabiliyeti de bulunmadığından suçun unsurlarının da oluşmadığı anlaşılmıştır.

  1. Sanık ... :

Sanığın 2012/125043 sayılı soruşturmanın başlatıldığı ve yürütüldüğü tarihlerde ... İl Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde, soruşturmanın yürütüldüğü Organize Suç Örgütleri 2 Büro Amirliğinde mukayyit polis memuru olarak görev yaptığı,

Örgütün kriptolu haberleşme programı Bylock kullanıcısı olduğuna dair Bylock veri tabanına ilişkin sorgulama raporu ve BTK'dan dosyaya getirtilen HIS CGNAT kayıtlarının varlığı, örgütle bağlantısına delalet eder nitelikteki Garson mahlaslı gizli tanıktan elde edilen SD kart verilerinde FETÖ/PDY içinde olup, örgüt benim örgütüm diyen ancak bazı zaafları olan (himmet verme, kampta kalma, her çağrıldığında gelme, sigara, karşı cins, namaz) örgüt üyelerini ifade eden EA koduyla kayıt altına alınmış olması, bizatihi kendi savunmasına nazaran soruşturma fezlekesinin yazımı aşamasında grup amiri ...'ye yardımcı olarak Bakan ... ile ilgili muhtelif tarihli görüşme tapelerini özetlemesi, bu sırada soruşturmanın Anayasanın 100'üncü maddesi uyarınca özel soruşturma usulüne tâbi Bakanla ilgili kısmına vakıf olması, örgüt ile hiyerarşik bağı olmayan bir emniyet görevlisine örgütsel gizlilik içerisinde yürütülen soruşturma içeriğine vakıf olması sonucunu doğuracak biçimde fezlekenin / soruşturma konusunun gösterilmesinin mümkün olmayacağının kabul edilmesi karşısında ve birbirini destekleyici mahiyetteki bu delillerin bir bütün halinde değerlendirilmesi sonucunda sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğu, bu nedenle sübut bulan örgüt üyeliği nedeniyle TCK'nın 314/2 maddesi gereğince sorumlu olduğu,

Her ne kadar sanık hakkında TCK'nın 312/1 maddesinde düzenlenen cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçunu işlediği iddiasıyla cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış ise de, sanığın 2012/125043 sayılı soruşturmada mukayyit polis memuru olarak görev yaptığı, soruşturmanın özel soruşturma usulüne tabi Bakan ile ilgili kısmına fezleke yazım aşamasında vakıf olmakla birlikte, fezleke yazımına yardımcı olmak dışında soruşturma kapsamında yaptığı işlem ve eylemlerin nitelik ve yoğunluk arz etmemesi, rütbesi ve emniyet hiyerarşisindeki konumu itibariyle soruşturma kapsamında karar verme ve inisiyatif alma yetkisinin bulunmaması, bu bağlamda soruşturmanın nihai hedef ve amacını bilebilecek konumda olmaması, diğer sanıkları talimatlarıyla yönlendirme yetkisinin bulunmaması hususları bir bütün halinde değerlendirildiğinde üzerine atılı suçun yasal unsurları itibariyle oluşmadığı tespit edilmiştir.

  1. Sanık ... :

Sanığın 2012/125043 sayılı soruşturmanın başlatıldığı ve yürütüldüğü tarihlerde ... İl Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliğinde soruşturmaya ilişkin dinlemelerin yapıldığı (B) grubunda dinlemeci polis memuru olarak görev yaptığı,

Örgütün kriptolu haberleşme programı Bylock kullanıcısı olduğuna dair Bylock veri tabanına ilişkin sorgulama raporu ve BTK'dan dosyaya getirtilen HIS CGNAT kayıtlarının varlığı, örgütle bağlantısına delalet eder nitelikteki Garson mahlaslı gizli tanıktan elde edilen SD kart verilerinde FETÖ/PDY mensubu olup, her şeyi ile teslim olan ancak yöneticilik vasıfları olmayan polis memuru örgüt üyelerini ifade eden "SAY" koduyla kayıt altına alınmış olması, sanık ...'un esasa ilişkin son savunmalarında sanık ...'nın 17/25 Aralık öncesinde kendisini örgüt toplantıların yapıldığı Şirinevler semtinde bulunan eve çağırdığını, Erdi'nin de bu toplantılara katıldığını beyan etmesi, BTK'dan gelen ve Organize Şube Müdürlüğüne analiz çalışması yaptırılan dinleme log kayıtlarına göre sanığın 34.TO.133328 aidiyet koduyla, Anayasanın 100'üncü maddesi uyarınca özel soruşturma usulüne tâbi Çevre ve Şehircilik Bakanı ...'a ait soruşturma kapsamında tapesi yapılan toplam (66) adet görüşmeden (11) tanesini (54) kez dinlediğinin anlaşılması, terör örgütünün böylesine gizli ve hassas bir soruşturmada örgütsel disipline bağlı olmayan bir kişiyi kullanmasının mümkün olmaması karşısında ve birbirini destekleyici mahiyetteki tüm bu delillerin bir bütün halinde değerlendirilmesi sonucunda sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğu, bu nedenle sübut bulan örgüt üyeliği nedeniyle TCK'nın 314/2 maddesi gereğince sorumlu olduğu,

Her ne kadar sanık hakkında TCK'nın 312/1 maddesinde düzenlenen cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçunu işlediği iddiasıyla cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış ise de, sanığın 2012/125043 sayılı soruşturmada dinlemeci polis memuru olarak görev yaptığı, soruşturmanın içeriğini ve kapsamını bilmekle birlikte rütbesi ve emniyet hiyerarşisindeki konumu itibariyle soruşturma kapsamında karar verme ve inisiyatif alma yetkisinin bulunmaması, soruşturmanın nihai hedef ve amacını bilebilecek konumda olmaması, diğer sanıkları talimatlarıyla yönlendirme yetkisinin bulunmaması hususları bir bütün halinde değerlendirildiğinde üzerine atılı suçun yasal unsurları itibariyle oluşmadığı tespit edilmiştir.

  1. Sanık ... :

Sanığın 2012/125043 sayılı soruşturmanın başlatıldığı ve yürütüldüğü tarihlerde ... İl Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliğinde soruşturmaya ilişkin dinlemelerin yapıldığı (B) grubunda dinlemeci polis memuru olarak görev yaptığı,

Garson mahlaslı gizli tanıktan elde edilen SD kart verilerinde 17/25 Aralık sürecinden etkilenmiş FETÖ mensuplarından tekrar kazanılmasıyla ilgili kodlamayı ifade eden SC ve 17/25 Aralık sürecinden etkilenmiş FETÖ mensuplarından tekrar kazanılmaya 3'üncü derecede yakın kişileri ifade eden SCC koduyla kayıt altına alınmış olması, sanık ...'un esasa ilişkin son savunmalarında 17/25 Aralık öncesinde örgüt toplantılarına zaman zaman katıldığını beyan ve ikrar etmesi, BTK'dan gelen ve Organize Şube Müdürlüğüne analiz çalışması yaptırılan dinleme log kayıtlarına göre sanığın 34.TO.74068 aidiyet koduyla, Anayasanın 100'üncü maddesi uyarınca özel soruşturma usulüne tâbi Çevre ve Şehircilik Bakanı ...'a ait soruşturma kapsamında tapesi yapılan toplam (66) adet görüşmeden (22) tanesini (70) kez dinlediğinin anlaşılması, terör örgütünün böylesine gizli ve hassas bir soruşturmada örgütsel disipline bağlı olmayan bir kişiyi kullanmasının mümkün olmaması karşısında ve birbirini destekleyici mahiyetteki tüm bu delillerin bir bütün halinde değerlendirilmesi sonucunda sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğu, bu nedenle sübut bulan örgüt üyeliği nedeniyle TCK'nın 314/2 maddesi gereğince sorumlu olduğu,

Sanık ...'un esas hakkındaki son savunmalarını yaptığı esnada gerek kendisi ve gerekse geçmişte örgütsel bağı olduğunu bildiği bir kısım örgüt mensupları ile verdiği bilgilerin örgütün yapısı ve faaliyeti çerçevesinde işlenen suçların aydınlatılması açısından faydalı olup olmadığı, eldeki mevcut bilgilerle örtüşüp örtüşmediği, soruşturmalara katkı sağlayıp sağlamadığı, örgüt mensuplarının yakalanmasını sağlamaya elverişli bilgi mahiyetinde olup olmadığı, sanığın örgütle teması kapsamındaki konumu ve faaliyetleri ile uygun ve uyumlu olup olmadığı hususlarında İl Emniyet Müdürlüğünün ilgili birimine yazılan müzekkereye Kaçakçılık Şube Müdürlüğünce verilen cevaba nazaran, sanığın örgüt bağlantıları noktasında haklarında bilgi verdiği kişilerin tamamıyla alakalı daha önce FETÖ/PDY üyeliğinden soruşturma ve kovuşturma yürütüldüğünün anlaşılmış olması, bu bağlamda verdiği bilgilerin örgüt mensuplarının açığa çıkarılmasını ve yakalanmasını sağlamaya elverişli bilgi niteliğinde olmaması, örgütün yapısı ve faaliyeti çerçevesinde işlenen suçların aydınlatılması açısından fayda sağlamaması nedeniyle yasal şartlarının oluşmadığı,

Her ne kadar sanık hakkında TCK'nın 312/1 maddesinde düzenlenen cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçunu işlediği iddiasıyla cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış ise de, sanığın 2012/125043 sayılı soruşturmada dinlemeci polis memuru olarak görev yaptığı, soruşturmanın içeriğini ve kapsamını bilmekle birlikte rütbesi ve emniyet hiyerarşisindeki konumu itibariyle soruşturma kapsamında karar verme ve inisiyatif alma yetkisinin bulunmaması, soruşturmanın nihai hedef ve amacını bilebilecek konumda olmaması, diğer sanıkları talimatlarıyla yönlendirme yetkisinin bulunmaması hususları bir bütün halinde değerlendirildiğinde üzerine atılı suçun yasal unsurları itibariyle oluşmadığı tespit edilmiştir.

  1. Sanık ...

Sanığın 2012/125043 sayılı soruşturmanın başlatıldığı ve yürütüldüğü tarihlerde ... İl Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliğinde soruşturmaya ilişkin dinlemelerin yapıldığı (B) grubunda dinlemeci polis memuru olarak görev yaptığı,

Garson mahlaslı gizli tanıktan elde edilen SD kart verilerinde FETÖ/PDY içinde olup, örgüt benim örgütüm diyen ancak bazı zaafları olan (himmet verme, kampta kalma, her çağrıldığında gelme, sigara, karşı cins, namaz) örgüt üyelerini ifade eden EA koduyla kayıt altına alınmış olması, dava dosyası sanığı ...'in ve FETÖ/PDY şüphelisi Hasan Karadeniz'in etkin pişmanlık kapsamında vermiş oldukları ifadelerinde sanığın örgüt bağlantısına ilişkin beyanda bulunmuş olmaları, BTK'dan gelen ve Organize Şube Müdürlüğüne analiz çalışması yaptırılan dinleme log kayıtlarına göre sanığın 34.TO.143112 aidiyet koduyla, Anayasanın 100'üncü maddesi uyarınca özel soruşturma usulüne tâbi Çevre ve Şehircilik Bakanı ...'a ait soruşturma kapsamında tapesi yapılan toplam (66) adet görüşmeden (8) tanesini (30) kez dinlediğinin anlaşılması, terör örgütünün böylesine gizli ve hassas bir soruşturmada örgütsel disipline bağlı olmayan bir kişiyi kullanmasının mümkün olmaması karşısında ve birbirini destekleyici mahiyetteki tüm bu delillerin bir bütün halinde değerlendirilmesi sonucunda sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğu, bu nedenle sübut bulan örgüt üyeliği nedeniyle TCK'nın 314/2 maddesi gereğince sorumlu olduğu,

Her ne kadar sanık hakkında TCK'nın 312/1 maddesinde düzenlenen cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçunu işlediği iddiasıyla cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış ise de, sanığın 2012/125043 sayılı soruşturmada dinlemeci polis memuru olarak görev yaptığı, soruşturmanın içeriğini ve kapsamını bilmekle birlikte rütbesi ve emniyet hiyerarşisindeki konumu itibariyle soruşturma kapsamında karar verme ve inisiyatif alma yetkisinin bulunmaması, soruşturmanın nihai hedef ve amacını bilebilecek konumda olmaması, diğer sanıkları talimatlarıyla yönlendirme yetkisinin bulunmaması hususları bir bütün halinde değerlendirildiğinde üzerine atılı suçun yasal unsurları itibariyle oluşmadığı tespit edilmiştir.

  1. Sanık ... :

Sanığın 2012/125043 sayılı soruşturmanın başlatıldığı ve yürütüldüğü tarihlerde ... İl Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliğinde soruşturmaya ilişkin dinlemelerin yapıldığı (B) grubunda dinlemeci polis memuru olarak görev yaptığı,

Garson mahlaslı gizli tanıktan elde edilen SD kart verilerinde FETÖ/PDY içinde olup, örgüt benim örgütüm diyen ancak bazı zaafları olan (himmet verme, kampta kalma, her çağrıldığında gelme, sigara, karşı cins, namaz) örgüt üyelerini ifade eden EA koduyla ve 17/25 Aralık sürecinden etkilenmiş FETÖ mensuplarından tekrar kazanılmaya 3'üncü derecede yakın kişileri ifade eden SCC koduyla kayıt altına alınmış olması, sanık ...'un esasa ilişkin son savunmalarında sanıklar ... ile ...'nın birlikte kendisini 17/25 Aralık öncesinde Şirinevler semtinde bulunan örgüt toplantılarının yapıldığı eve çağırdıklarını, ayrıca ...'nun da bu toplantılara katıldığını beyan etmesi, BTK'dan gelen ve Organize Şube Müdürlüğüne analiz çalışması yaptırılan dinleme log kayıtlarına göre sanığın 34.TO.67170 aidiyet koduyla, Anayasanın 100'üncü maddesi uyarınca özel soruşturma usulüne tâbi Çevre ve Şehircilik Bakanı ...'a ait soruşturma kapsamında tapesi yapılan toplam (66) adet görüşmeden (6) tanesini (7) kez dinlediğinin anlaşılması, terör örgütünün böylesine gizli ve hassas bir soruşturmada örgütsel disipline bağlı olmayan bir kişiyi kullanmasının mümkün olmaması karşısında ve birbirini destekleyici mahiyetteki tüm bu delillerin bir bütün halinde değerlendirilmesi sonucunda sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğu, bu nedenle sübut bulan örgüt üyeliği nedeniyle TCK'nın 314/2 maddesi gereğince sorumlu olduğu,

Her ne kadar sanık hakkında TCK'nın 312/1 maddesinde düzenlenen cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçunu işlediği iddiasıyla cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış ise de, sanığın 2012/125043 sayılı soruşturmada dinlemeci polis memuru olarak görev yaptığı, soruşturmanın içeriğini ve kapsamını bilmekle birlikte rütbesi ve emniyet hiyerarşisindeki konumu itibariyle soruşturma kapsamında karar verme ve inisiyatif alma yetkisinin bulunmaması, soruşturmanın nihai hedef ve amacını bilebilecek konumda olmaması, diğer sanıkları talimatlarıyla yönlendirme yetkisinin bulunmaması hususları bir bütün halinde değerlendirildiğinde üzerine atılı suçun yasal unsurları itibariyle oluşmadığı tespit edilmiştir.

  1. Sanık ... :

Sanığın 2012/125043 sayılı soruşturmanın başlatıldığı ve yürütüldüğü tarihlerde ... İl Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliğinde tapeci polis memuru olarak görev yaptığı, görev tanımı içerisinde telefon görüşmelerinin (seslerin) yazıya dökülerek metin (tape) haline getirilmesi ve çözümü yapılmış tapelerin kontrolü (tespit tutanağında görüşen numaraların bulunup bulunmadığı, isimlerin, mahkeme karar bilgilerinin ve baz bilgilerinin yer alıp almadığının kontrolü) bulunduğu,

Garson mahlaslı gizli tanıktan elde edilen SD kart verilerinde; 2015 Mart Alan başlıklı bölümde 17/25 Aralık sürecinden etkilenmiş FETÖ mensuplarının tekrar kazanılmasıyla ilgili kodlamayı ifade eden SC ve 2015 Mart Alan Dışı bölümünde ise geçmişte FETÖ sohbetlerine dahil olan ancak güncel olarak irtibat kurulamayan kişilerden tekrar kazanılmaya 3'üncü derecede yakın kişileri ifade eden CD koduyla kayıt altına alınmış olması, BTK'dan gelen ve Organize Şube Müdürlüğüne analiz çalışması yaptırılan log kayıtlarına göre sanığın 34.TO.97628 aidiyet koduyla, Anayasanın 100'üncü maddesi uyarınca özel soruşturma usulüne tâbi Çevre ve Şehircilik Bakanı ...'a ait soruşturma kapsamında tapesi yapılan toplam (66) adet görüşmeden (9) tanesini dinleyerek tapesini yaptığının, böylelikle iletişim tespit tutanağı haline getirdiğinin anlaşılması, terör örgütünün böylesine gizli ve hassas bir soruşturmada örgütsel disipline bağlı olmayan bir kişiyi kullanmasının mümkün olmaması karşısında ve birbirini destekleyici mahiyetteki tüm bu delillerin bir bütün halinde değerlendirilmesi sonucunda sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğu, bu nedenle sübut bulan örgüt üyeliği nedeniyle TCK'nın 314/2 maddesi gereğince sorumlu olduğu,

Her ne kadar sanık hakkında TCK'nın 312/1 maddesinde düzenlenen cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçunu işlediği iddiasıyla cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış ise de, sanığın 2012/125043 sayılı soruşturmada tapeci polis memuru olarak görev yaptığı, soruşturmanın içeriğini ve kapsamını bilmekle birlikte rütbesi ve emniyet hiyerarşisindeki konumu itibariyle soruşturma kapsamında karar verme ve inisiyatif alma yetkisinin bulunmaması, soruşturmanın nihai hedef ve amacını bilebilecek konumda olmaması, diğer sanıkları talimatlarıyla yönlendirme yetkisinin bulunmaması hususları bir bütün halinde değerlendirildiğinde üzerine atılı suçun yasal unsurları itibariyle oluşmadığı tespit edilmiştir.

  1. Sanık ... :

Sanığın, diğer sanık ... gibi, 2012/125043 sayılı soruşturmanın başlatıldığı ve yürütüldüğü tarihlerde ... İl Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliğinde tapeci polis memuru olarak görev yaptığı, görev tanımı içerisinde telefon görüşmelerinin (seslerin) yazıya dökülerek metin (tape) haline getirilmesi ve çözümü yapılmış tapelerin kontrolü (tespit tutanağında görüşen numaraların bulunup bulunmadığı, isimlerin, mahkeme karar bilgilerinin ve baz bilgilerinin yer alıp almadığının kontrolü) bulunduğu,

Garson mahlaslı gizli tanıktan elde edilen SD kart verilerinde FETÖ/PDY içinde olup, örgüt benim örgütüm diyen ancak bazı zaafları olan (himmet verme, kampta kalma, her çağrıldığında gelme, sigara, karşı cins, namaz) örgüt üyelerini ifade eden EA koduyla kayıt altına alınmış olması, BTK'dan gelen ve Organize Şube Müdürlüğüne analiz çalışması yaptırılan log kayıtlarına göre sanığın 34.TO.79987 aidiyet koduyla, Anayasanın 100'üncü maddesi uyarınca özel soruşturma usulüne tâbi Çevre ve Şehircilik Bakanı ...'a ait soruşturma kapsamında tapesi yapılan toplam (66) adet görüşmeden (16) tanesini dinleyerek tapesini yaptığının, böylelikle iletişim tespit tutanağı haline getirdiğinin anlaşılması, terör örgütünün böylesine gizli ve hassas bir soruşturmada örgütsel disipline bağlı olmayan bir kişiyi kullanmasının mümkün olmaması karşısında ve birbirini destekleyici mahiyetteki tüm bu delillerin bir bütün halinde değerlendirilmesi sonucunda sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğu, bu nedenle sübut bulan örgüt üyeliği nedeniyle TCK'nın 314/2 maddesi gereğince sorumlu olduğu,

Her ne kadar sanık hakkında TCK'nın 312/1 maddesinde düzenlenen cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçunu işlediği iddiasıyla cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış ise de, sanığın 2012/125043 sayılı soruşturmada tapeci polis memuru olarak görev yaptığı, soruşturmanın içeriğini ve kapsamını bilmekle birlikte rütbesi ve emniyet hiyerarşisindeki konumu itibariyle soruşturma kapsamında karar verme ve inisiyatif alma yetkisinin bulunmaması, soruşturmanın nihai hedef ve amacını bilebilecek konumda olmaması, diğer sanıkları talimatlarıyla yönlendirme yetkisinin bulunmaması hususları bir bütün halinde değerlendirildiğinde üzerine atılı suçun yasal unsurları itibariyle oluşmadığı tespit edilmiştir.

  1. Sanık Mutlu Acil :

Sanığın 2012/125043 sayılı soruşturmanın başlatıldığı ve yürütüldüğü tarihlerde ... İl Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliği Fiziki Takip Kısmında grup amiri komiser yardımcısı olarak görev yaptığı,

Hüküm tarihine değin ID tespiti yapılamamış olmakla birlikte örgütün kriptolu haberleşme programı Bylock kullanıcısı olduğuna dair Bylock veri tabanına ilişkin sorgulama raporu ve BTK'dan dosyaya getirtilen HIS CGNAT kayıtlarının varlığı, örgütle bağlantısına delalet eder nitelikteki Garson mahlaslı gizli tanıktan elde edilen SD kart verilerinde FETÖ/PDY mensubiyeti olan, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı üst seviyede olan örgüt üyelerini ifade eden "A4" koduyla kayıt altına alınmış olması, tanıklar Atilla Gökdağ, Hacı İsmail Ersoy ve Ali Kaldırım'ın sanıkla ilgili örgüt bağlantısına dair beyanda bulunmaları, sanığın 26/03/2011 tarihinde yapılan komiser yardımcılığı kursu sınavında diğer örgüt mensuplarıyla birlikte usulsüzlük yaparak sınavı kazandığının anlaşılması karşısında ve birbirini destekleyici mahiyetteki tüm bu delillerin bir bütün halinde değerlendirilmesi sonucunda sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğu, bu nedenle sübut bulan örgüt üyeliği nedeniyle TCK'nın 314/2 maddesi gereğince sorumlu olduğu,

Sanık hakkında TCK'nın 312/1 maddesinde düzenlenen cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçunu işlediği iddiasıyla cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış ise de, sanığın 2012/125043 sayılı soruşturmada fiziki takip kısmında komiser yardımcısı rütbesiyle grup amiri olarak görev yaptığı, yürütülen soruşturma kapsamında Anayasanın 100'üncü maddesi uyarınca özel soruşturma usulüne tâbi Çevre ve Şehircilik Bakanı ... ile ilgili herhangi bir fiziki takip işleminin yapılmamış olması dikkate alındığında soruşturmanın Bakan ile ilgili yönüne ilişkin bilgi sahibi olduğuna ve bu anlamda aktif bir rol üstlendiğine dair aleyhinde delil bulunmadığı hususları bir bütün halinde değerlendirildiğinde üzerine atılı suçun yasal unsurları itibariyle oluşmadığı tespit edilmiştir.

Sanık hakkında ... 25'inci Ağır Ceza Mahkemesinin tefrik edilerek incelemeye konu dosya ile birleştirilen (birleştirilen 2018/107 esas ( ... 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/371 esas sayılı dosyadan tefrik edilerek birleştirilen) dava dosyasındaki eylemlerinin değerlendirilmesinde;

Sanık hakkında üzerine atılı Kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık suçundan CMK’nın 231. Maddesi gereği “Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması” müessesi uygulandığı ve söz konusu uygulama temyiz incelemesi hükümlerine tabi olmadığı belirlenerek, sanık Mutlu Acil'in 26/03/2011 tarihinde yapılan komiser yardımcılığı sınavı soru ve cevaplarını örgüt mensuplarından elde ettiği, resmi belge niteliğindeki sınav cevap kağıdına önceden öğrendiği işaretlemeleri yapıp gerçekte olmayan bir durumun ortaya çıkmasını sağlayarak cevap kağıdını içerik itibariyle başkalarını aldatacak şekilde sahte olarak düzenlediği ve bu sahte belgeye dayalı başka belgelerin de düzenlenmesine sebebiyet verdiğinden bahisle zincirleme şekilde resmi belgede sahtecilik suçunu işlediği iddiasıyla dava açılmış ise de, TCK'nın 204'üncü maddesinin 1'inci fıkrasındaki suçun, kamu görevlisi olmayan bir kimse veya kamu görevlisi olup da suça konu belgeyi düzenleme yetkisi olmayan kişiler tarafından işlenebileceği, öte yandan aynı maddenin 2'nci fıkrasında düzenlenen suçun failinin ise ancak belge düzenlemeye yetkili bir kamu görevlisi olabileceği (özgü suç), iddianamedeki anlatım itibariyle sınavdan önce soruları ele geçiren sanığın sınav sonuç belgesi üzerinde sahtecilik yaptığının iddia edilmediği, bu itibarla sanığın üzerine atılı suçun yasal unsurları itibariyle oluşmadığı tespit edilmiştir.

  1. Sanık ... :

Sanığın 2012/125043 sayılı soruşturmanın başlatıldığı ve yürütüldüğü tarihlerde ... İl Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliği Fiziki Takip Kısmında fiziki takipçi polis memuru olarak görev yaptığı,

Hüküm tarihine değin ID tespiti yapılamamış olmakla birlikte örgütün kriptolu haberleşme programı Bylock kullanıcısı olduğuna dair Bylock veri tabanına ilişkin sorgulama raporu ve BTK'dan dosyaya getirtilen HIS CGNAT kayıtlarının varlığı, Garson mahlaslı gizli tanıktan elde edilen SD kart verilerinde FETÖ/PDY içinde olup, örgüt benim örgütüm diyen ancak bazı zaafları olan (himmet verme, kampta kalma, her çağrıldığında gelme, sigara, karşı cins, namaz) örgüt üyelerini ifade eden EA koduyla kayıt altına alınmış olması, SD kart verilerine göre himmet adı altında örgüte maddi yardımda bulunması, birbirini destekleyici mahiyetteki bu iki delilin bir bütün halinde değerlendirilmesi sonucunda sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğu, bu nedenle sübut bulan örgüt üyeliği nedeniyle TCK'nın 314/2 maddesi gereğince sorumlu olduğu,

Her ne kadar sanık hakkında TCK'nın 312/1 maddesinde düzenlenen cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçunu işlediği iddiasıyla cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış ise de, sanığın 2012/125043 sayılı soruşturmada fiziki takipçi polis memuru olarak görev yaptığı, fiziki takiple görevli polis memurlarının soruşturmanın içeriğini ve kapsamını tüm ayrıntılarıyla bilmedikleri, sadece takibini yaptıkları hedef şahıslar ve olaylarla sınırlı olarak bilgi sahibi oldukları, soruşturmanın nihai amacına ilişkin bilgi sahibi olmadıkları, kaldı ki 2012/125043 sayılı soruşturma kapsamında Anayasanın 100'üncü maddesi uyarınca özel soruşturma usulüne tâbi Çevre ve Şehircilik Bakanı ... ile ilgili yapılmış herhangi bir fiziki takip işleminin de bulunmadığı, bu itibarla sanığın üzerine atılı suçun yasal unsurları itibariyle oluşmadığı anlaşılmıştır.

  1. Sanık... :

Sanığın 2012/125043 sayılı soruşturmanın başlatıldığı ve yürütüldüğü tarihlerde ... İl Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliği Fiziki Takip Kısmında fiziki takipçi polis memuru olarak görev yaptığı,

Garson mahlaslı gizli tanıktan elde edilen SD kart verilerinde FETÖ/PDY mensubu olup, "gassalın elindeki meyyit" olarak ifade edilen, zaafları olmayan, kendisini her şeyiyle örgüte teslim etmiş, yöneticilik vasfı olan, grubu olan, sohbet hocalığı yapan polis memurları örgüt üyelerini ifade eden "SAYV" koduyla kayıt altına alınmış olması, SD kart verilerine göre himmet adı altında örgüte maddi yardımda bulunması, Asya Katılım Bankası AŞ nezdinde bulunan 2901202 müşteri nolu hesabının bakiyesi 2013 yılının Aralık ayı itibariyle 0 TL iken, örgüt lideri Fetullah Gülen'in talimatı/çağrısı sonrası sanığın 2014 yılı Ocak ayında hesap bakiyesini 12.000 TL'ye yükseltmesi, başka bir soruşturma kapsamında etkin pişmanlık ifadesi veren Hasan Karadeniz isimli şahsın sanığın örgüt bağlantısının bulunduğuna dair beyanları karşısında ve birbirini destekleyici mahiyetteki bu delillerin bir bütün halinde değerlendirilmesi sonucunda sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğu, bu nedenle sübut bulan örgüt üyeliği nedeniyle TCK'nın 314/2 maddesi gereğince sorumlu olduğu,

Her ne kadar sanık hakkında TCK'nın 312/1 maddesinde düzenlenen cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçunu işlediği iddiasıyla cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış ise de, sanığın 2012/125043 sayılı soruşturmada fiziki takipçi polis memuru olarak görev yaptığı, fiziki takiple görevli polis memurlarının soruşturmanın içeriğini ve kapsamını tüm ayrıntılarıyla bilmedikleri, sadece takibini yaptıkları hedef şahıslar ve olaylarla sınırlı olarak bilgi sahibi oldukları, soruşturmanın nihai amacına ilişkin bilgi sahibi olmadıkları, kaldı ki 2012/125043 sayılı soruşturma kapsamında Anayasanın 100'üncü maddesi uyarınca özel soruşturma usulüne tâbi Çevre ve Şehircilik Bakanı ... ile ilgili yapılmış herhangi bir fiziki takip işleminin de bulunmadığı, bu itibarla sanığın üzerine atılı suçun yasal unsurları itibariyle oluşmadığı anlaşılmıştır.

  1. Sanık ... :

Sanığın 2012/125043 sayılı soruşturmanın başlatıldığı ve yürütüldüğü tarihlerde ... İl Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliği Fiziki Takip Kısmında fiziki takipçi polis memuru olarak görev yaptığı,

Garson mahlaslı gizli tanıktan elde edilen SD kart verilerinde FETÖ/PDY mensubu olup, her şeyiyle teslim olan, yöneticilik vasıfları olmayan polis memurları örgüt üyelerini ifade eden "SAY" koduyla kayıt altına alınmış olması, SD kart verilerine göre himmet adı altında örgüte maddi yardımda bulunması, örgütsel toplantılara katılması, dava dosyası sanıklarından ..., başka bir soruşturma kapsamında etkin pişmanlık ifadesi veren Hasan Karadeniz ve Mecit Atakoğlu isimli şahısların sanığın örgüt bağlantısının bulunduğuna dair beyanları karşısında ve birbirini destekleyici mahiyetteki bu delillerin bir bütün halinde değerlendirilmesi sonucunda sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğu, bu nedenle sübut bulan örgüt üyeliği nedeniyle TCK'nın 314/2 maddesi gereğince sorumlu olduğu,

Her ne kadar sanık hakkında TCK'nın 312/1 maddesinde düzenlenen cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçunu işlediği iddiasıyla cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış ise de, sanığın 2012/125043 sayılı soruşturmada fiziki takipçi polis memuru olarak görev yaptığı, fiziki takiple görevli polis memurlarının soruşturmanın içeriğini ve kapsamını tüm ayrıntılarıyla bilmedikleri, sadece takibini yaptıkları hedef şahıslar ve olaylarla sınırlı olarak bilgi sahibi oldukları, soruşturmanın nihai amacına ilişkin bilgi sahibi olmadıkları, kaldı ki 2012/125043 sayılı soruşturma kapsamında Anayasanın 100'üncü maddesi uyarınca özel soruşturma usulüne tâbi Çevre ve Şehircilik Bakanı ... ile ilgili yapılmış herhangi bir fiziki takip işleminin de bulunmadığı, bu itibarla sanığın üzerine atılı suçun yasal unsurları itibariyle oluşmadığı tespit edilmiştir.

  1. Sanık... :

Sanığın 2012/125043 sayılı soruşturmanın başlatıldığı ve yürütüldüğü tarihlerde ... İl Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliği Fiziki Takip Kısmında fiziki takipçi polis memuru olarak görev yaptığı,

Garson mahlaslı gizli tanıktan elde edilen SD kart verilerinde FETÖ/PDY mensubu olup, her şeyiyle teslim olan, yöneticilik vasıfları olmayan polis memurları örgüt üyelerini ifade eden "SAY" koduyla kayıt altına alınmış olması, SD kart verilerine göre himmet adı altında örgüte maddi yardımda bulunması, başka bir soruşturma kapsamında etkin pişmanlık ifadesi veren Hasan Karadeniz isimli şahsın sanığın örgüt bağlantısının bulunduğuna dair beyanları karşısında ve birbirini destekleyici mahiyetteki bu delillerin bir bütün halinde değerlendirilmesi sonucunda sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğu, bu nedenle sübut bulan örgüt üyeliği nedeniyle TCK'nın 314/2 maddesi gereğince sorumlu olduğu,

Her ne kadar sanık hakkında TCK'nın 312/1 maddesinde düzenlenen cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçunu işlediği iddiasıyla cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış ise de, sanığın 2012/125043 sayılı soruşturmada fiziki takipçi polis memuru olarak görev yaptığı, fiziki takiple görevli polis memurlarının soruşturmanın içeriğini ve kapsamını tüm ayrıntılarıyla bilmedikleri, sadece takibini yaptıkları hedef şahıslar ve olaylarla sınırlı olarak bilgi sahibi oldukları, soruşturmanın nihai amacına ilişkin bilgi sahibi olmadıkları, kaldı ki 2012/125043 sayılı soruşturma kapsamında Anayasanın 100'üncü maddesi uyarınca özel soruşturma usulüne tâbi Çevre ve Şehircilik Bakanı ... ile ilgili yapılmış herhangi bir fiziki takip işleminin de bulunmadığı, bu itibarla sanığın üzerine atılı suçun yasal unsurları itibariyle oluşmadığı tespit edilmiştir.

  1. Sanık ... :

Sanığın 2012/125043 sayılı soruşturmanın başlatıldığı ve yürütüldüğü tarihlerde ... İl Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliği Fiziki Takip Kısmında fiziki takipçi polis memuru olarak görev yaptığı,

Garson mahlaslı gizli tanıktan elde edilen SD kart verilerinde FETÖ/PDY içinde olup, örgüt benim örgütüm diyen ancak bazı zaafları olan (himmet verme, kampta kalma, her çağrıldığında gelme, sigara, karşı cins, namaz) örgüt üyelerini ifade eden EA koduyla kayıt altına alınmış olması, SD kart verilerine göre himmet adı altında örgüte maddi yardımda bulunması, örgütsel toplantılara katılması, örgüt evlerinde kalmış olması, sanığın etkin pişmanlık kapsamında vermiş olduğu kendisi yönünden de ikrar içeren ifadesi, tanıklar Ömer Faruk Karslı, Ökkeş Polat ve Mahmut Şahin'in sanığın örgüt bağlantısının bulunduğuna dair beyanları karşısında ve birbirini destekleyici mahiyetteki bu delillerin bir bütün halinde değerlendirilmesi sonucunda sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğu anlaşılmakla, örgüt üyeliği nedeniyle TCK'nın 314/2 maddesi gereğince sorumlu olduğu, öte yandan sanığın soruşturma evresinde yakalandıktan sonra, mensup olduğu FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün yapısı ve mensuplarıyla ilgili elverişli mahiyette bilgi verdiği, bu nedenle hakkında TCK'nın 314/3 maddesi delaletiyle TCK'nın 221/4 son maddesinin uygulanması gerektiği anlaşılmıştır.

Her ne kadar sanık hakkında TCK'nın 312/1 maddesinde düzenlenen cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçunu işlediği iddiasıyla cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış ise de, sanığın 2012/125043 sayılı soruşturmada fiziki takipçi polis memuru olarak görev yaptığı, fiziki takiple görevli polis memurlarının soruşturmanın içeriğini ve kapsamını tüm ayrıntılarıyla bilmedikleri, sadece takibini yaptıkları hedef şahıslar ve olaylarla sınırlı olarak bilgi sahibi oldukları, soruşturmanın nihai amacına ilişkin bilgi sahibi olmadıkları, kaldı ki 2012/125043 sayılı soruşturma kapsamında Anayasanın 100'üncü maddesi uyarınca özel soruşturma usulüne tâbi Çevre ve Şehircilik Bakanı ... ile ilgili yapılmış herhangi bir fiziki takip işleminin de bulunmadığı, bu itibarla sanığın TCK'nın 312/1 maddesi kapsamında suç teşkil eden bir eyleminin bulunmadığı vicdani sonuç ve kanısına varıldığından sanığın üzerine atılı suçun yasal unsurları itibariyle oluşmadığı tespit edilmiştir.

  1. Sanık Abdullah Altay :

Sanığın 2012/120653 sayılı soruşturmanın başlatıldığı ve yürütüldüğü tarihlerde ... İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliğinde 34 TM 00179 aidiyet numarasıyla dinlemeci polis memuru olarak görev yaptığı,

Garson mahlaslı gizli tanıktan elde edilen SD kart verilerinde emniyet içerisindeki FETÖ/PDY yapılanmasının etki alanı dışındaki kişileri tanımlayan AD ve ehli dünya, FETÖ mensubu olmayan, dünya hayatı ile haşır neşir kişileri tanımlayan EDL kodlarıyla kayıt altına alındığı, sanık hakkında örgüt bağlantısına dair tanık ya da etkin pişmanlıktan faydalanan şüpheli / sanık ifadesinin bulunmadığı, örgütün kriptolu haberleşme programı Bylock kullanıcısı olmadığı, ... Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü nezdindeki KOM BS veri tabanı üzerinden yaptırılan havuz sorgusunda FETÖ/PDY irtibatına ilişkin aleyhinde bir kanıt ve olguya rastlanmadığının belirtildiği, izah edilen bu hususlar ışığında sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğunun ispatlanamadığı, her ne kadar sanık Abdullah Altay hakkında "cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek" suçundan eylemine uyan 5237 sayılı TCK'nun 312/1 maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış ise de, 34 TM 00179 aidiyet numaralı polis memuru sanık Abdullah Altay'ın esasen Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Göçmen Kaçakçılığı ve İnsan Ticareti Büro Amirliğinde tercüman olarak görev yaptığı sırada Afgan göçmeni olması hasebiyle Farsça diline hakimiyeti nedeniyle Teknik Büro Amirliğinde görevlendirilmesiyle birlikte, soruşturma sırasında münhasıran Rıza Sarraf'ın gerçekleştirdiği Farsça görüşmelerin dinlemelerini yaptığı, ancak örgüt üyesi olmayan sanık Abdullah Altay'a soruşturmanın amacını ve nihai hedefini ele verecek olan Başbakan ve Bakanlar gibi siyasi kişiliklerin, ağırlıkla...ile gerçekleştirdikleri görüşmelerin dinleme işleminin yaptırılmadığı, böylelikle Abdullah Altay'ın soruşturma kapsamında siyasilerin seslerine erişmesinin bilinçli ve kasıtlı olarak engellendiği, bu sayede Abdullah'ın soruşturmanın bu "mahrem ve gizli" yönünün dışında tutulduğu, nitekim sadece operasyon tarihi olan 17 Aralık 2013 günü sabah erken saatlerde İçişleri Bakanı ...'in oğlu Barış Güler ile gerçekleştirdiği (2) adet görüşmeyi dinleyerek iletişim tespit tutanağı haline getiren sanık ...'ın tutanak altında en az iki personelin imzasının bulunması gerektiğinden bahisle tutanağı imzalamasını söylemesi üzerine bu iki adet iletişim tespit tutanağında aidiyet numarası ve imzasının bulunduğu, Tüm bu hususlara nazaran sanığın soruşturmanın içeriğini ve kapsamını bilmemesi, rütbesi ve emniyet hiyerarşisindeki konumu itibariyle soruşturma kapsamında karar verme ve inisiyatif alma yetkisinin bulunmaması, soruşturmanın nihai hedef ve amacını bilebilecek konumda olmaması, diğer sanıkları talimatlarıyla yönlendirme yetkisinin bulunmaması hususları bir bütün halinde değerlendirildiğinde üzerine atılı suçun yasal unsurları itibariyle oluşmadığı tespit edilmiştir.

  1. Sanık ... :

Sanığın 2012/120653 sayılı soruşturmanın başlatıldığı ve yürütüldüğü tarihlerde ... İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliği takip tarassut kısmında fiziki takipçi polis memuru olarak görev yaptığı,

Garson mahlaslı gizli tanıktan elde edilen SD kart verilerinde emniyet içerisindeki FETÖ/PDY yapılanmasının etki alanı dışındaki kişileri tanımlayan AD koduyla kayıt altına alındığı, sanık hakkında örgüt bağlantısına dair tanık ya da etkin pişmanlıktan faydalanan şüpheli / sanık ifadesinin bulunmadığı, örgütün kriptolu haberleşme programı Bylock kullanıcısı olmadığı, ... Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü nezdindeki KOM BS veri tabanı üzerinden yaptırılan havuz sorgusunda FETÖ/PDY irtibatına ilişkin aleyhinde bir kanıt ve olguya rastlanmadığının belirtildiği, izah edilen bu hususlar ışığında sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğunun ispat edilmediği, her ne kadar sanık ... hakkında "cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek" suçundan eylemine uyan 5237 sayılı TCK'nun 312/1 maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış ise de, sanığın 2012/120653 sayılı soruşturmada fiziki takipçi polis memuru olarak görev yaptığı, fiziki takiple görevli polis memurlarının soruşturmanın kapsamını ayrıntılarıyla bilmedikleri, sadece takibini yaptıkları hedef şahıslar ve olaylarla sınırlı olarak bilgi sahibi oldukları, soruşturmanın nihai amacına ilişkin bilgi sahibi olmadıkları vicdani sonuç ve kanısına varıldığından sanığın üzerine atılı suçun yasal unsurları itibariyle oluşmadığı tespit edilmiştir.

  1. Sanık Erol Karaboyun :

Sanığın 2012/120653 sayılı soruşturmanın başlatıldığı ve yürütüldüğü tarihlerde ... İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliği takip tarassut kısmında fiziki takipçi polis memuru olarak görev yaptığı,

Garson mahlaslı gizli tanıktan elde edilen SD kart verilerinde 17/25 Aralık sürecinden etkilenmiş FETÖ mensuplarından tekrar kazanılmasıyla ilgili kodlamayı ifade eden SC ve 17/25 Aralık sürecinden etkilenmiş FETÖ mensuplarından tekrar kazanılmaya 4'üncü derecede yakın (kazanılması zor olan) kişileri ifade eden SCD koduyla kayıt altına alınmış olması nedeniyle örgüt üyesi olabileceği yönünde şüphe oluşmuş ise de, sanık hakkında örgüt bağlantısına dair tanık ya da etkin pişmanlıktan faydalanan şüpheli / sanık ifadesinin bulunmadığı, sanığın örgütün kriptolu haberleşme programı Bylock kullanıcısı olmadığı, ... Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü nezdindeki KOM BS veri tabanı üzerinden yaptırılan havuz sorgusunda FETÖ/PDY irtibatına ilişkin aleyhinde bir kanıt ve olguya rastlanmadığının belirtildiği, SD kart verisinin veride yer alan bulguların örgüt üyeliği noktasında zayıf olması nedeniyle tek başına örgüt üyeliğini kabule yeterli olmayacağı, izah edilen bu hususlar ışığında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyeliğinin sabit olmadığı, her ne kadar sanık Erol Karaboyun hakkında "cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek" suçundan eylemine uyan 5237 sayılı TCK'nun 312/1 maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış ise de, sanığın 2012/120653 sayılı soruşturmada fiziki takipçi polis memuru olarak görev yaptığı, fiziki takiple görevli polis memurlarının soruşturmanın kapsamını ayrıntılarıyla bilmedikleri, sadece takibini yaptıkları hedef şahıslar ve olaylarla sınırlı olarak bilgi sahibi oldukları, soruşturmanın nihai amacına ilişkin bilgi sahibi olmadıkları vicdani sonuç ve kanısına varıldığından sanığın üzerine atılı suçun yasal unsurları itibariyle oluşmadığı tespit edilmiştir.

  1. Sanık Hasan Serdar Koçyiğit :

Sanığın 2012/120653 sayılı soruşturmanın başlatıldığı ve yürütüldüğü tarihlerde ... İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliği takip tarassut kısmında fiziki takipçi polis memuru olarak görev yaptığı,

Garson mahlaslı gizli tanıktan elde edilen SD kart verilerinde 17/25 Aralık sürecinden etkilenmiş FETÖ mensuplarından tekrar kazanılmasıyla ilgili kodlamayı ifade eden SC koduyla kayıt altına alınmış olması nedeniyle örgüt üyesi olabileceği yönünde şüphe oluşmuş ise de, sanık hakkında örgüt bağlantısına dair tanık ya da etkin pişmanlıktan faydalanan şüpheli / sanık ifadesinin bulunmadığı, sanığın örgütün kriptolu haberleşme programı Bylock kullanıcısı olmadığı, ... Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü nezdindeki KOM BS veri tabanı üzerinden yaptırılan havuz sorgusunda FETÖ/PDY irtibatına ilişkin aleyhinde bir kanıt ve olguya rastlanmadığının belirtildiği, SD kart verisinin veride yer alan bulguların örgüt üyeliği noktasında zayıf olması nedeniyle tek başına örgüt üyeliğini kabule yeterli olmayacağı, izah edilen bu hususlar ışığında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyeliğinin sabit olmadığı, her ne kadar sanık Hasan Serdar Koçyiğit hakkında "cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek" suçundan eylemine uyan 5237 sayılı TCK'nun 312/1 maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış ise de, sanığın 2012/120653 sayılı soruşturmada fiziki takipçi polis memuru olarak görev yaptığı, fiziki takiple görevli polis memurlarının soruşturmanın kapsamını ayrıntılarıyla bilmedikleri, sadece takibini yaptıkları hedef şahıslar ve olaylarla sınırlı olarak bilgi sahibi oldukları, soruşturmanın nihai amacına ilişkin bilgi sahibi olmadıkları vicdani sonuç ve kanısına varıldığından sanığın üzerine atılı suçun yasal unsurları itibariyle oluşmadığı anlaşılmıştır.

  1. Sanık Kamil Bilgiç :

Sanığın 2012/120653 sayılı soruşturmanın başlatıldığı ve yürütüldüğü tarihlerde ... İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliği takip tarassut kısmında fiziki takipçi polis memuru olarak görev yaptığı,

Garson mahlaslı gizli tanıktan elde edilen SD kart verilerinde emniyet içerisindeki FETÖ/PDY yapılanmasının etki alanı dışındaki kişileri tanımlayan AD koduyla kayıt altına alındığı, sanık hakkında örgüt bağlantısına dair tanık ya da etkin pişmanlıktan faydalanan şüpheli / sanık ifadesinin bulunmadığı, örgütün kriptolu haberleşme programı Bylock kullanıcısı olmadığı, ... Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü nezdindeki KOM BS veri tabanı üzerinden yaptırılan havuz sorgusunda FETÖ/PDY irtibatına ilişkin aleyhinde bir kanıt ve olguya rastlanmadığının belirtildiği, izah edilen bu hususlar ışığında sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğunun ispatlanamadığı, Her ne kadar sanık Kamil Bilgiç hakkında "cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek" suçundan eylemine uyan 5237 sayılı TCK'nun 312/1 maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış ise de, sanığın 2012/120653 sayılı soruşturmada fiziki takipçi polis memuru olarak görev yaptığı, fiziki takiple görevli polis memurlarının soruşturmanın kapsamını ayrıntılarıyla bilmedikleri, sadece takibini yaptıkları hedef şahıslar ve olaylarla sınırlı olarak bilgi sahibi oldukları, soruşturmanın nihai amacına ilişkin bilgi sahibi olmadıkları vicdani sonuç ve kanısına varıldığından sanığın üzerine atılı suçun yasal unsurları itibariyle oluşmadığı anlaşılmıştır.

  1. Sanık ... :

Sanığın 2012/120653 sayılı soruşturmanın başlatıldığı ve yürütüldüğü tarihlerde ... İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliği takip tarassut kısmında fiziki takipçi polis memuru olarak görev yaptığı,

Garson mahlaslı gizli tanıktan elde edilen SD kart verilerinde süreçten etkilenmiş EA sınıfı personeli ifade eden SEA koduyla kaydedildiği, EA kodunun ise FETÖ içinde olup örgüt benim örgütüm diyen, ancak bazı zaafları olan himmet verme, kampta kalma, her çağrıldığında gelme, sigara, karşı cins, namaz kişileri ifade etmesi nedeniyle örgüt üyesi olabileceği yönünde şüphe oluşmuş ise de, sanık hakkında örgüt bağlantısına dair tanık ya da etkin pişmanlıktan faydalanan şüpheli / sanık ifadesinin bulunmadığı, sanığın örgütün kriptolu haberleşme programı Bylock kullanıcısı olmadığı, ... Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü nezdindeki KOM BS veri tabanı üzerinden yaptırılan havuz sorgusunda FETÖ/PDY irtibatına ilişkin aleyhinde bir kanıt ve olguya rastlanmadığının belirtildiği, SD kart verisinin tek başına örgüt üyeliğini kabule yeterli olmayacağı, izah edilen bu hususlar ışığında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyeliğinin sabit olmadığı, her ne kadar sanık ... hakkında "cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek" suçundan eylemine uyan 5237 sayılı TCK'nun 312/1 maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış ise de, sanığın 2012/120653 sayılı soruşturmada fiziki takipçi polis memuru olarak görev yaptığı, fiziki takiple görevli polis memurlarının soruşturmanın kapsamını ayrıntılarıyla bilmedikleri, sadece takibini yaptıkları hedef şahıslar ve olaylarla sınırlı olarak bilgi sahibi oldukları, soruşturmanın nihai amacına ilişkin bilgi sahibi olmadıkları vicdani sonuç ve kanısına varıldığından sanığın üzerine atılı suçun yasal unsurları itibariyle oluşmadığı tespit edilmiştir.

  1. Sanık Umut Eker :

Sanığın 2012/120653 sayılı soruşturmanın başlatıldığı ve yürütüldüğü tarihlerde ... İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliği takip tarassut kısmında fiziki takipçi polis memuru olarak görev yaptığı,

Garson mahlaslı gizli tanıktan elde edilen SD kart verilerinde süreçten etkilenmiş EA sınıfı personeli ifade eden SEA koduyla kaydedildiği, EA kodunun FETÖ içinde olup örgüt benim örgütüm diyen, ancak bazı zaafları olan himmet verme, kampta kalma, her çağrıldığında gelme, sigara, karşı cins, namaz kişileri ifade ettiği, ayrıca 17/25 Aralık sürecinden etkilenmiş olan FETÖ mensuplarının tekrar kazanılmasıyla ilgili kodlama olan SC koduyla kayıt altına alınmış olması nedeniyle örgüt üyesi olabileceği yönünde şüphe oluşmuş ise de, sanık hakkında örgüt bağlantısına dair tanık ya da etkin pişmanlıktan faydalanan şüpheli / sanık ifadesinin bulunmadığı, sanığın örgütün kriptolu haberleşme programı Bylock kullanıcısı olmadığı, ... Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü nezdindeki KOM BS veri tabanı üzerinden yaptırılan havuz sorgusunda FETÖ/PDY irtibatına ilişkin aleyhinde bir kanıt ve olguya rastlanmadığının belirtildiği, SD kart verisinin tek başına örgüt üyeliğini kabule yeterli olmayacağı, izah edilen bu hususlar ışığında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyeliğinin sabit olmadığı, her ne kadar sanık Umut Eker hakkında "cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek" suçundan eylemine uyan 5237 sayılı TCK'nun 312/1 maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış ise de, sanığın 2012/120653 sayılı soruşturmada fiziki takipçi polis memuru olarak görev yaptığı, fiziki takiple görevli polis memurlarının soruşturmanın kapsamını ayrıntılarıyla bilmedikleri, sadece takibini yaptıkları hedef şahıslar ve olaylarla sınırlı olarak bilgi sahibi oldukları, soruşturmanın nihai amacına ilişkin bilgi sahibi olmadıkları vicdani sonuç ve kanısına varıldığından sanığın üzerine atılı suçun yasal unsurları itibariyle oluşmadığı tespit edilmiştir.

  1. Sanık Volkan Demirdelen :

Sanığın 2012/120653 sayılı soruşturmanın başlatıldığı ve yürütüldüğü tarihlerde ... İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliği takip tarassut kısmında fiziki takipçi polis memuru olarak görev yaptığı,

Garson mahlaslı gizli tanıktan elde edilen SD kart verilerinde emniyet içerisindeki FETÖ/PDY yapılanmasının etki alanı dışındaki kişileri tanımlayan "AD" koduyla ve FETÖ mensubu olmayan, potansiyel ilgilenilecek kişileri ifade eden "SML" koduyla kayıt altına alındığı, sanık hakkında örgüt bağlantısına dair tanık ya da etkin pişmanlıktan faydalanan şüpheli / sanık ifadesinin bulunmadığı, örgütün kriptolu haberleşme programı Bylock kullanıcısı olmadığı, ... Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü nezdindeki KOM BS veri tabanı üzerinden yaptırılan havuz sorgusunda FETÖ/PDY irtibatına ilişkin aleyhinde bir kanıt ve olguya rastlanmadığının belirtildiği, izah edilen bu hususlar ışığında sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğunun ispatlanamadığı, her ne kadar sanık Volkan Demirdelen hakkında "cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek" suçundan eylemine uyan 5237 sayılı TCK'nun 312/1 maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış ise de, sanığın 2012/120653 sayılı soruşturmada fiziki takipçi polis memuru olarak görev yaptığı, fiziki takiple görevli polis memurlarının soruşturmanın kapsamını ayrıntılarıyla bilmedikleri, sadece takibini yaptıkları hedef şahıslar ve olaylarla sınırlı olarak bilgi sahibi oldukları, soruşturmanın nihai amacına ilişkin bilgi sahibi olmadıkları vicdani sonuç ve kanısına varıldığından sanığın üzerine atılı suçun yasal unsurları itibariyle oluşmadığı tespit edilmiştir.

  1. Sanık Yalçın Aksoy :

Sanığın 2012/120653 sayılı soruşturmanın başlatıldığı ve yürütüldüğü tarihlerde ... İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliği takip tarassut kısmında fiziki takipçi polis memuru olarak görev yaptığı,

Garson mahlaslı gizli tanıktan elde edilen SD kart verilerinde emniyet içerisindeki FETÖ/PDY yapılanmasının etki alanı dışındaki kişileri tanımlayan "AD" ve ehli dünya, FETÖ mensubu olmayan, dünya hayatı ile haşır neşir kişileri tanımlayan "EDL" kodlarıyla kayıt altına alındığı, sanık hakkında örgüt bağlantısına dair tanık ya da etkin pişmanlıktan faydalanan şüpheli / sanık ifadesinin bulunmadığı, örgütün kriptolu haberleşme programı Bylock kullanıcısı olmadığı, ... Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü nezdindeki KOM BS veri tabanı üzerinden yaptırılan havuz sorgusunda FETÖ/PDY irtibatına ilişkin aleyhinde bir kanıt ve olguya rastlanmadığının belirtildiği, izah edilen bu hususlar ışığında sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğunun ispatlanamadığı, her ne kadar sanık Yalçın Aksoy hakkında "cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek" suçundan eylemine uyan 5237 sayılı TCK'nun 312/1 maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış ise de, sanığın 2012/120653 sayılı soruşturmada fiziki takipçi polis memuru olarak görev yaptığı, fiziki takiple görevli polis memurlarının soruşturmanın kapsamını ayrıntılarıyla bilmedikleri, sadece takibini yaptıkları hedef şahıslar ve olaylarla sınırlı olarak bilgi sahibi oldukları, soruşturmanın nihai amacına ilişkin bilgi sahibi olmadıkları vicdani sonuç ve kanısına varıldığından sanığın üzerine atılı suçun yasal unsurları itibariyle oluşmadığı tespit edilmiştir.

  1. Sanık Yusuf Ayyıldız :

Sanığın 2012/120653 sayılı soruşturmanın başlatıldığı ve yürütüldüğü tarihlerde ... İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliği takip tarassut kısmında fiziki takipçi polis memuru olarak görev yaptığı,

Garson mahlaslı gizli tanıktan elde edilen SD kart verilerinde 17/25 Aralık sürecinden vareste olmak üzere geçmişte FETÖ sohbetlerine dahil olan ancak güncel olarak irtibat kurulamayan kişileri ifade eden "C" ve geçmişte FETÖ sohbetlerine dahil olan ancak güncel olarak irtibat kurulamayan kişilerden tekrar kazanılmaya dördüncü derecede yakın olan kişileri ifade eden "CD" kodlarıyla kayıt altına alınmış olması nedeniyle örgüt üyesi olabileceği yönünde şüphe oluşmuş ise de, sanık hakkında örgüt bağlantısına dair tanık ya da etkin pişmanlıktan faydalanan şüpheli / sanık ifadesinin bulunmadığı, sanığın örgütün kriptolu haberleşme programı Bylock kullanıcısı olmadığı, ... Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü nezdindeki KOM BS veri tabanı üzerinden yaptırılan havuz sorgusunda FETÖ/PDY irtibatına ilişkin aleyhinde bir kanıt ve olguya rastlanmadığının belirtildiği, SD kart verisinin veride yer alan bulguların örgüt üyeliği noktasında zayıf olması nedeniyle tek başına örgüt üyeliğini kabule yeterli olmayacağı, izah edilen bu hususlar ışığında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyeliğinin sabit olmadığı kanaatine varılmakla, sanığın üzerine atılı suçu işlediğinin sabit olmadığı, her ne kadar sanık Yusuf Ayyıldız hakkında "cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek" suçundan eylemine uyan 5237 sayılı TCK'nun 312/1 maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış ise de, sanığın 2012/120653 sayılı soruşturmada fiziki takipçi polis memuru olarak görev yaptığı, fiziki takiple görevli polis memurlarının soruşturmanın kapsamını ayrıntılarıyla bilmedikleri, sadece takibini yaptıkları hedef şahıslar ve olaylarla sınırlı olarak bilgi sahibi oldukları, soruşturmanın nihai amacına ilişkin bilgi sahibi olmadıkları vicdani sonuç ve kanısına varıldığından sanığın üzerine atılı suçun yasal unsurları itibariyle oluşmadığı tespit edilmiştir.

  1. Sanık... :

Sanığın 2012/120653 sayılı soruşturmanın başlatıldığı ve yürütüldüğü tarihlerde ... İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü'nde, sanık ...'in amiri olduğu Suç Gelirleriyle Mücadele Büro Amirliğinde polis memuru olarak görev yaptığı,

Garson mahlaslı gizli tanıktan elde edilen SD kart verilerinde emniyet içerisindeki FETÖ/PDY yapılanmasının etki alanı dışındaki kişileri tanımlayan "AD" koduyla kayıt altına alındığı, sanık hakkında örgüt bağlantısına dair tanık ya da etkin pişmanlıktan faydalanan şüpheli/sanık ifadesinin bulunmadığı, örgütün kriptolu haberleşme programı Bylock kullanıcısı olmadığı, ... Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü nezdindeki KOM BS veri tabanı üzerinden yaptırılan havuz sorgusunda FETÖ/PDY irtibatına ilişkin aleyhinde bir kanıt ve olguya rastlanmadığının belirtildiği, izah edilen bu hususlar ışığında sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğunun ispatlanamadığı, her ne kadar sanık... hakkında "cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek" suçundan eylemine uyan 5237 sayılı TCK'nun 312/1 maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış ise de, sanığın soruşturmanın yürütüldüğü Nitelikli Dolandırıcılık Büro Amirliğinde görevli olmadığı, dolayısıyla soruşturmanın başlatıldığı 13/09/2012 tarihinden operasyona dönüştürüldüğü 17/12/2013 tarihine değin soruşturma kapsamında herhangi bir görev yapmadığı, sadece soruşturmanın başlangıcından önce, görev yaptığı Suç Gelirleriyle Mücadele Büro amiri (aynı zamanda soruşturmanın yürütüldüğü Nitelikli Dolandırıcılık Büro Amiri) sanık ...'in talimatıyla R 61 sayılı MASAK raporu, KOM Daire Başkanlığının 03/06/2011 tarihli Happani Grubu Değerlendirme Raporu ve ihbarlarda yer alan hususların bir özeti mahiyetindeki 04/09/2012 tarihli ve (11) sayfadan ibaret rapor başlıklı belgeyi düzenlediği, belgede yer alan hususların Anayasa 100'üncü maddesi uyarınca özel soruşturma usulüne tabi Bakanlarla ilgili herhangi bir bilgiyi içermediği, tüm bu hususlara nazaran sanığın soruşturmanın içeriğini ve kapsamını bilmemesi, rütbesi ve emniyet hiyerarşisindeki konumu itibariyle soruşturma kapsamında karar verme ve inisiyatif alma yetkisinin bulunmaması, soruşturmanın nihai hedef ve amacını bilebilecek konumda olmaması, diğer sanıkları talimatlarıyla yönlendirme yetkisinin bulunmaması hususları bir bütün halinde değerlendirildiğinde üzerine atılı suçun yasal unsurları itibariyle oluşmadığı tespit edilmiştir.

  1. Sanık Hakan Ürkmez :

Sanığın 2012/120653 sayılı soruşturmanın başlatıldığı ve yürütüldüğü tarihlerde ... İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Nitelikli Dolandırıcılık Büro Amirliğinde mukayyit polis memuru olarak görev yaptığı,

Garson mahlaslı gizli tanıktan elde edilen SD kart verilerinde emniyet içerisindeki FETÖ/PDY yapılanmasının etki alanı dışındaki kişileri tanımlayan "AD" koduyla kayıt altına alındığı, sanık hakkında örgüt bağlantısına dair tanık ya da etkin pişmanlıktan faydalanan şüpheli/sanık ifadesinin bulunmadığı, örgütün kriptolu haberleşme programı Bylock kullanıcısı olmadığı, ... Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü nezdindeki KOM BS veri tabanı üzerinden yaptırılan havuz sorgusunda FETÖ/PDY irtibatına ilişkin aleyhinde bir kanıt ve olguya rastlanmadığının belirtildiği, izah edilen bu hususlar ışığında sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğunun ispatlanamadığı, her ne kadar sanık Hakan Ürkmez hakkında "cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek" suçundan eylemine uyan 5237 sayılı TCK'nun 312/1 maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış ise de, sanığın soruşturmanın yürütüldüğü Nitelikli Dolandırıcılık Büro Amirliğinde mukayyit olarak görev yaptığı süreçte ekip amiri komiser yardımcısı firari sanık Hüseyin Korkmaz'ın talimatıyla 20/12/2013 günü kolluk fezlekesinin yazıcıdan çıktısını alıp kendi parafını attıktan sonra aynı gün sıralı amirlerinin parafına sunmak ve yine ekip amiri Hüseyin Korkmaz'ın talimatıyla soruşturma şüphelileri...ve Adem Gelgeç arasında gerçekleşen soruşturmanın özel soruşturma usulüne tabi Bakanlarla ilgili olmayan Rusya'ya para transferine ilişkin görüşmelere dair tapeleri düzenleyerek fezleke formatına dönüştürmek dışında başkaca bir eyleminin olmadığı, tüm bu hususlara nazaran sanığın soruşturmanın içeriğini ve kapsamını sınırlı şekilde bilmesi, rütbesi ve emniyet hiyerarşisindeki konumu itibariyle soruşturma kapsamında karar verme ve inisiyatif alma yetkisinin bulunmaması, soruşturmanın nihai hedef ve amacını bilebilecek konumda olmaması, diğer sanıkları talimatlarıyla yönlendirme yetkisinin bulunmaması hususları bir bütün halinde değerlendirildiğinde üzerine atılı suçun yasal unsurları itibariyle oluşmadığı tespit edilmiştir.

  1. Sanık ... :

Sanığın 2012/120653 sayılı soruşturmanın başlatıldığı ve yürütüldüğü tarihlerde ... İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Nitelikli Dolandırıcılık Büro Amirliğinde mukayyit polis memuru olarak görev yaptığı,

Garson mahlaslı gizli tanıktan elde edilen SD kart verilerinde emniyet içerisindeki FETÖ/PDY yapılanmasının etki alanı dışındaki kişileri tanımlayan "AD" koduyla ve FETÖ mensubu olmayan, potansiyel ilgilenilecek kişileri ifade eden "SML" koduyla kayıt altına alındığı, sanık hakkında örgüt bağlantısına dair tanık ya da etkin pişmanlıktan faydalanan şüpheli/sanık ifadesinin bulunmadığı, örgütün kriptolu haberleşme programı Bylock kullanıcısı olmadığı, ... Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü nezdindeki KOM BS veri tabanı üzerinden yaptırılan havuz sorgusunda FETÖ/PDY irtibatına ilişkin aleyhinde bir kanıt ve olguya rastlanmadığının belirtildiği, izah edilen bu hususlar ışığında sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğunun ispatlanamadığı, her ne kadar sanık ... hakkında "cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek" suçundan eylemine uyan 5237 sayılı TCK'nun 312/1 maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış ise de, sanığın soruşturmanın yürütüldüğü Nitelikli Dolandırıcılık Büro Amirliğinde mukayyit olarak görev yaptığı süreçte ekip amiri komiser yardımcısı firari sanık Hüseyin Korkmaz tarafından ülke ülke ve konu konu bölümlendirilmiş olarak kendisine verilen soruşturma şüphelisi Rıza Sarraf'a ait soruşturmanın özel soruşturma usulüne tabi Bakanlarla ilgili olmayan Çin, Dubai, İran ve Türkiye'deki para transferi konusundaki tapeleri raporlayarak fezleke formatına dönüştürmek dışında başkaca bir eyleminin olmadığı, tüm bu hususlara nazaran sanığın soruşturmanın içeriğini ve kapsamını sınırlı şekilde bilmesi, rütbesi ve emniyet hiyerarşisindeki konumu itibariyle soruşturma kapsamında karar verme ve inisiyatif alma yetkisinin bulunmaması, soruşturmanın nihai hedef ve amacını bilebilecek konumda olmaması, diğer sanıkları talimatlarıyla yönlendirme yetkisinin bulunmaması hususları bir bütün halinde değerlendirildiğinde üzerine atılı suçun yasal unsurları itibariyle oluşmadığı tespit edilmiştir.

  1. Sanık Zahide Sağlam :

Sanığın 2012/125043 sayılı soruşturmanın başlatıldığı ve yürütüldüğü tarihlerde ... İl Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliği Fiziki Takip Kısmında fiziki takipçi polis memuru olarak görev yaptığı,

Garson mahlaslı gizli tanıktan elde edilen SD kart verilerinde emniyet içerisindeki FETÖ/PDY yapılanmasının etki alanı dışındaki kişileri tanımlayan "AD" koduyla kayıt altına alındığı, sanık hakkında örgüt bağlantısına dair tanık ya da etkin pişmanlıktan faydalanan şüpheli/sanık ifadesinin bulunmadığı, örgütün kriptolu haberleşme programı Bylock kullanıcısı olmadığı, ... Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü nezdindeki KOM BS veri tabanı üzerinden yaptırılan havuz sorgusunda FETÖ/PDY irtibatına ilişkin aleyhinde bir kanıt ve olguya rastlanmadığının belirtildiği, izah edilen bu hususlar ışığında sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğunun ispatlanamadığı, her ne kadar sanık hakkında TCK'nın 312/1 maddesinde düzenlenen cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçunu işlediği iddiasıyla cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış ise de, sanığın 2012/125043 sayılı soruşturmada fiziki takipçi polis memuru olarak görev yaptığı, fiziki takiple görevli polis memurlarının soruşturmanın içeriğini ve kapsamını tüm ayrıntılarıyla bilmedikleri, sadece takibini yaptıkları hedef şahıslar ve olaylarla sınırlı olarak bilgi sahibi oldukları, soruşturmanın nihai amacına ilişkin bilgi sahibi olmadıkları, kaldı ki 2012/125043 sayılı soruşturma kapsamında Anayasanın 100'üncü maddesi uyarınca özel soruşturma usulüne tâbi Çevre ve Şehircilik Bakanı ... ile ilgili yapılmış herhangi bir fiziki takip işleminin de bulunmadığı, bu itibarla sanığın TCK'nın 312/1 maddesi kapsamında suç teşkil eden bir eyleminin bulunmadığı, bu nedenlerle sanığın üzerine atılı suçun yasal unsurları itibariyle oluşmadığı tespit edilmiştir.

  1. Sanık Ümit Kınık :

Sanığın 2012/125043 sayılı soruşturmanın başlatıldığı ve yürütüldüğü tarihlerde ... İl Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliği Fiziki Takip Kısmında fiziki takipçi polis memuru olarak görev yaptığı,

Garson mahlaslı gizli tanıktan elde edilen SD kart verilerinde 17/25 Aralık sürecinden etkilenmiş FETÖ mensuplarından tekrar kazanılmasıyla ilgili kodlamayı ifade eden SC koduyla kayıt altına alınmış olması nedeniyle örgüt üyesi olabileceği yönünde şüphe oluşmuş ise de, sanık hakkında örgüt bağlantısına dair tanık ya da etkin pişmanlıktan faydalanan şüpheli / sanık ifadesinin bulunmadığı, sanığın örgütün kriptolu haberleşme programı Bylock kullanıcısı olmadığı, ... Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü nezdindeki KOM BS veri tabanı üzerinden yaptırılan havuz sorgusunda FETÖ/PDY irtibatına ilişkin aleyhinde bir kanıt ve olguya rastlanmadığının belirtildiği, SD kart verisinin veride yer alan bulguların örgüt üyeliği noktasında zayıf olması nedeniyle tek başına örgüt üyeliğini kabule yeterli olmayacağı, izah edilen bu hususlar ışığında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyeliğinin sabit olmadığı, her ne kadar sanık hakkında TCK'nın 312/1 maddesinde düzenlenen cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçunu işlediği iddiasıyla cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış ise de, sanığın 2012/125043 sayılı soruşturmada fiziki takipçi polis memuru olarak görev yaptığı, fiziki takiple görevli polis memurlarının soruşturmanın içeriğini ve kapsamını tüm ayrıntılarıyla bilmedikleri, sadece takibini yaptıkları hedef şahıslar ve olaylarla sınırlı olarak bilgi sahibi oldukları, soruşturmanın nihai amacına ilişkin bilgi sahibi olmadıkları, kaldı ki 2012/125043 sayılı soruşturma kapsamında Anayasanın 100'üncü maddesi uyarınca özel soruşturma usulüne tâbi Çevre ve Şehircilik Bakanı ... ile ilgili yapılmış herhangi bir fiziki takip işleminin de bulunmadığı, bu itibarla sanığın TCK'nın 312/1 maddesi kapsamında suç teşkil eden bir eyleminin bulunmadığı, bu nedenlerle sanığın üzerine atılı suçun yasal unsurları itibariyle oluşmadığı tespit edilmiştir.

  1. Sanık Eren Gökhan :

Sanığın 2012/125043 sayılı soruşturmanın başlatıldığı ve yürütüldüğü tarihlerde ... İl Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliği Fiziki Takip Kısmında fiziki takipçi polis memuru olarak görev yaptığı,

Garson mahlaslı gizli tanıktan elde edilen SD kart verilerinde emniyet içerisinde FETÖ mensubu olmayan ancak FETÖ mensubu tarafından kazanılmaya çalışılan kişileri ifade eden "DİL" ve FETÖ/PDY yapılanmasının etki alanı dışındaki kişileri tanımlayan "AD" kodlarıyla kayıt altına alındığı, sanık hakkında örgüt bağlantısına dair tanık ya da etkin pişmanlıktan faydalanan şüpheli/sanık ifadesinin bulunmadığı, örgütün kriptolu haberleşme programı Bylock kullanıcısı olmadığı, ... Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü nezdindeki KOM BS veri tabanı üzerinden yaptırılan havuz sorgusunda FETÖ/PDY irtibatına ilişkin aleyhinde bir kanıt ve olguya rastlanmadığının belirtildiği, izah edilen bu hususlar ışığında sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğunun ispatlanamadığı, her ne kadar sanık hakkında TCK'nın 312/1 maddesinde düzenlenen cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçunu işlediği iddiasıyla cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış ise de, sanığın 2012/125043 sayılı soruşturmada fiziki takipçi polis memuru olarak görev yaptığı, fiziki takiple görevli polis memurlarının soruşturmanın içeriğini ve kapsamını tüm ayrıntılarıyla bilmedikleri, sadece takibini yaptıkları hedef şahıslar ve olaylarla sınırlı olarak bilgi sahibi oldukları, soruşturmanın nihai amacına ilişkin bilgi sahibi olmadıkları, kaldı ki 2012/125043 sayılı soruşturma kapsamında Anayasanın 100'üncü maddesi uyarınca özel soruşturma usulüne tâbi Çevre ve Şehircilik Bakanı ... ile ilgili yapılmış herhangi bir fiziki takip işleminin de bulunmadığı, bu itibarla sanığın TCK'nın 312/1 maddesi kapsamında suç teşkil eden bir eyleminin bulunmadığı, bu nedenlerle sanığın üzerine atılı suçun yasal unsurları itibariyle oluşmadığı tespit edilmiştir.

  1. Sanık Burcu Masat :

Sanığın 2012/125043 sayılı soruşturmanın başlatıldığı ve yürütüldüğü tarihlerde ... İl Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliği Fiziki Takip Kısmında fiziki takipçi polis memuru olarak görev yaptığı,

Garson mahlaslı gizli tanıktan elde edilen SD kart verilerinde süreçten etkilenmiş EA sınıfı personeli ifade eden SEA koduyla kaydedildiği, EA kodunun FETÖ içinde olup örgüt benim örgütüm diyen, ancak bazı zaafları olan himmet verme, kampta kalma, her çağrıldığında gelme, sigara, karşı cins, namaz kişileri ifade ettiği, ayrıca FETÖ yapılanması alan dışındaki kişileri ifade eden "AD" koduyla kayıt altına alınmış olduğu, bu iki durumun birbiriyle çeliştiği, her ne kadar SD kart verisinde SEA kodlaması nedeniyle örgüt üyesi olabileceği yönünde şüphe oluşmuş ise de, sanık hakkında örgüt bağlantısına dair tanık ya da etkin pişmanlıktan faydalanan şüpheli / sanık ifadesinin bulunmadığı, sanığın örgütün kriptolu haberleşme programı Bylock kullanıcısı olmadığı, ... Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü nezdindeki KOM BS veri tabanı üzerinden yaptırılan havuz sorgusunda FETÖ/PDY irtibatına ilişkin aleyhinde bir kanıt ve olguya rastlanmadığının belirtildiği, kendi içinde çelişkili SD kart verisinin tek başına örgüt üyeliğini kabule yeterli olmayacağı, izah edilen bu hususlar ışığında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyeliğinin sabit olmadığı, her ne kadar sanık hakkında TCK'nın 312/1 maddesinde düzenlenen cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçunu işlediği iddiasıyla cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış ise de, sanığın 2012/125043 sayılı soruşturmada fiziki takipçi polis memuru olarak görev yaptığı, fiziki takiple görevli polis memurlarının soruşturmanın içeriğini ve kapsamını tüm ayrıntılarıyla bilmedikleri, sadece takibini yaptıkları hedef şahıslar ve olaylarla sınırlı olarak bilgi sahibi oldukları, soruşturmanın nihai amacına ilişkin bilgi sahibi olmadıkları, kaldı ki 2012/125043 sayılı soruşturma kapsamında Anayasanın 100'üncü maddesi uyarınca özel soruşturma usulüne tâbi Çevre ve Şehircilik Bakanı ... ile ilgili yapılmış herhangi bir fiziki takip işleminin de bulunmadığı, bu itibarla sanığın TCK'nın 312/1 maddesi kapsamında suç teşkil eden bir eyleminin bulunmadığı, bu nedenlerle sanığın üzerine atılı suçun yasal unsurları itibariyle oluşmadığı tespit edilmiştir.

  1. Sanık Samet Ordukaya :

Sanığın 2012/125043 sayılı soruşturmanın başlatıldığı ve yürütüldüğü tarihlerde ... İl Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliği Fiziki Takip Kısmında fiziki takipçi polis memuru olarak görev yaptığı,

Garson mahlaslı gizli tanıktan elde edilen SD kart verilerinde emniyet içerisinde FETÖ mensubu olmayan ancak FETÖ mensubu tarafından kazanılmaya çalışılan kişileri ifade eden "DİL" koduyla kayıt altına alındığı, sanık hakkında örgüt bağlantısına dair tanık ya da etkin pişmanlıktan faydalanan şüpheli/sanık ifadesinin bulunmadığı, örgütün kriptolu haberleşme programı Bylock kullanıcısı olmadığı, ... Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü nezdindeki KOM BS veri tabanı üzerinden yaptırılan havuz sorgusunda FETÖ/PDY irtibatına ilişkin aleyhinde bir kanıt ve olguya rastlanmadığının belirtildiği, izah edilen bu hususlar ışığında sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğunun ispatlanamadığı, her ne kadar sanık hakkında TCK'nın 312/1 maddesinde düzenlenen cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçunu işlediği iddiasıyla cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış ise de, sanığın 2012/125043 sayılı soruşturmada fiziki takipçi polis memuru olarak görev yaptığı, fiziki takiple görevli polis memurlarının soruşturmanın içeriğini ve kapsamını tüm ayrıntılarıyla bilmedikleri, sadece takibini yaptıkları hedef şahıslar ve olaylarla sınırlı olarak bilgi sahibi oldukları, soruşturmanın nihai amacına ilişkin bilgi sahibi olmadıkları, kaldı ki 2012/125043 sayılı soruşturma kapsamında Anayasanın 100'üncü maddesi uyarınca özel soruşturma usulüne tâbi Çevre ve Şehircilik Bakanı ... ile ilgili yapılmış herhangi bir fiziki takip işleminin de bulunmadığı, bu itibarla sanığın TCK'nın 312/1 maddesi kapsamında suç teşkil eden bir eyleminin bulunmadığı, bu nedenlerle sanığın üzerine atılı suçun yasal unsurları itibariyle oluşmadığı tespit edilmiştir.

  1. Sanık Onur Baltacı :

Sanığın 2012/125043 sayılı soruşturmanın başlatıldığı ve yürütüldüğü tarihlerde ... İl Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliği Fiziki Takip Kısmında fiziki takipçi polis memuru olarak görev yaptığı,

Garson mahlaslı gizli tanıktan elde edilen SD kart verilerinde FETÖ/PDY yapılanmasının etki alanı dışındaki kişileri tanımlayan "AD" kodlarıyla kayıt altına alındığı, sanık hakkında örgüt bağlantısına dair tanık ya da etkin pişmanlıktan faydalanan şüpheli/sanık ifadesinin bulunmadığı, örgütün kriptolu haberleşme programı Bylock kullanıcısı olmadığı, ... Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü nezdindeki KOM BS veri tabanı üzerinden yaptırılan havuz sorgusunda FETÖ/PDY irtibatına ilişkin aleyhinde bir kanıt ve olguya rastlanmadığının belirtildiği, izah edilen bu hususlar ışığında sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğunun ispatlanamadığı, her ne kadar sanık hakkında TCK'nın 312/1 maddesinde düzenlenen cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçunu işlediği iddiasıyla cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış ise de, sanığın 2012/125043 sayılı soruşturmada fiziki takipçi polis memuru olarak görev yaptığı, fiziki takiple görevli polis memurlarının soruşturmanın içeriğini ve kapsamını tüm ayrıntılarıyla bilmedikleri, sadece takibini yaptıkları hedef şahıslar ve olaylarla sınırlı olarak bilgi sahibi oldukları, soruşturmanın nihai amacına ilişkin bilgi sahibi olmadıkları, kaldı ki 2012/125043 sayılı soruşturma kapsamında Anayasanın 100'üncü maddesi uyarınca özel soruşturma usulüne tâbi Çevre ve Şehircilik Bakanı ... ile ilgili yapılmış herhangi bir fiziki takip işleminin de bulunmadığı, bu itibarla sanığın TCK'nın 312/1 maddesi kapsamında suç teşkil eden bir eyleminin bulunmadığı, bu nedenlerle sanığın üzerine atılı suçun yasal unsurları itibariyle oluşmadığı tespit edilmiştir.

  1. Sanık ... :

Sanığın 2012/125043 sayılı soruşturmanın başlatıldığı ve yürütüldüğü tarihlerde ... İl Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliği Fiziki Takip Kısmında fiziki takipçi polis memuru olarak görev yaptığı,

Garson mahlaslı gizli tanıktan elde edilen SD kart verilerinde emniyet içerisinde FETÖ mensubu olmayan ancak FETÖ mensubu tarafından kazanılmaya çalışılan kişileri ifade eden "DİL" ve FETÖ mensubu olmayan, potansiyel ilgilenilecek kişileri ifade eden "SML" kodlarıyla kayıt altına alındığı, sanık hakkında örgüt bağlantısına dair tanık ya da etkin pişmanlıktan faydalanan şüpheli/sanık ifadesinin bulunmadığı, örgütün kriptolu haberleşme programı Bylock kullanıcısı olmadığı, ... Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü nezdindeki KOM BS veri tabanı üzerinden yaptırılan havuz sorgusunda FETÖ/PDY irtibatına ilişkin aleyhinde bir kanıt ve olguya rastlanmadığının belirtildiği, izah edilen bu hususlar ışığında sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğunun ispatlanamadığı, her ne kadar sanık hakkında TCK'nın 312/1 maddesinde düzenlenen cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçunu işlediği iddiasıyla cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış ise de, sanığın 2012/125043 sayılı soruşturmada fiziki takipçi polis memuru olarak görev yaptığı, fiziki takiple görevli polis memurlarının soruşturmanın içeriğini ve kapsamını tüm ayrıntılarıyla bilmedikleri, sadece takibini yaptıkları hedef şahıslar ve olaylarla sınırlı olarak bilgi sahibi oldukları, soruşturmanın nihai amacına ilişkin bilgi sahibi olmadıkları, kaldı ki 2012/125043 sayılı soruşturma kapsamında Anayasanın 100'üncü maddesi uyarınca özel soruşturma usulüne tâbi Çevre ve Şehircilik Bakanı ... ile ilgili yapılmış herhangi bir fiziki takip işleminin de bulunmadığı, bu itibarla sanığın TCK'nın 312/1 maddesi kapsamında suç teşkil eden bir eyleminin bulunmadığı, bu nedenlerle sanığın üzerine atılı suçun yasal unsurları itibariyle oluşmadığı tespit edilmiştir.

  1. Sanık Aydın Güven :

Sanığın 2012/125043 sayılı soruşturmanın başlatıldığı ve yürütüldüğü tarihlerde ... İl Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliği Fiziki Takip Kısmında fiziki takipçi polis memuru olarak görev yaptığı,

Garson mahlaslı gizli tanıktan elde edilen SD kart verilerinde FETÖ/PDY yapılanmasının etki alanı dışındaki kişileri tanımlayan "AD" koduyla kayıt altına alındığı, sanık hakkında örgüt bağlantısına dair tanık ya da etkin pişmanlıktan faydalanan şüpheli/sanık ifadesinin bulunmadığı, örgütün kriptolu haberleşme programı Bylock kullanıcısı olmadığı, ... Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü nezdindeki KOM BS veri tabanı üzerinden yaptırılan havuz sorgusunda FETÖ/PDY irtibatına ilişkin aleyhinde bir kanıt ve olguya rastlanmadığının belirtildiği, izah edilen bu hususlar ışığında sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğunun ispatlanamadığı, her ne kadar sanık hakkında TCK'nın 312/1 maddesinde düzenlenen cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçunu işlediği iddiasıyla cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış ise de, sanığın 2012/125043 sayılı soruşturmada fiziki takipçi polis memuru olarak görev yaptığı, fiziki takiple görevli polis memurlarının soruşturmanın içeriğini ve kapsamını tüm ayrıntılarıyla bilmedikleri, sadece takibini yaptıkları hedef şahıslar ve olaylarla sınırlı olarak bilgi sahibi oldukları, soruşturmanın nihai amacına ilişkin bilgi sahibi olmadıkları, kaldı ki 2012/125043 sayılı soruşturma kapsamında Anayasanın 100'üncü maddesi uyarınca özel soruşturma usulüne tâbi Çevre ve Şehircilik Bakanı ... ile ilgili yapılmış herhangi bir fiziki takip işleminin de bulunmadığı, bu itibarla sanığın TCK'nın 312/1 maddesi kapsamında suç teşkil eden bir eyleminin bulunmadığı, bu nedenlerle sanığın üzerine atılı suçun yasal unsurları itibariyle oluşmadığı tespit edilmiştir.

  1. Sanık Osman Balcı :

Sanığın 03/06/2011 tarihli Happani Grubu Değerlendirme Raporunun tanzim edildiği tarih itibariyle Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkan Yardımcısı olarak görev yaptığı,

Garson mahlaslı gizli tanıktan elde edilen SD kart verilerinde FETÖ/PDY mensubiyeti olan, sadakati ve bağlılığı olan, bazı konuları sorgulayan kişileri ifade eden "B5" koduyla kayıt altına alınmış olması, gizli tanık Bayrak'ın sanık ...hakkında örgüt bağlantısının bulunduğuna dair beyanları, sanığın terör örgütünün özel önem atfettiği emniyet teşkilatı yapılanması içerisinde önemli görevler üstlenerek KOM Daire Başkan Yardımcılığı görevinden sonra örgütün teşkilatta etkin olduğu Kasım 2011 tarihinde Tokat İl Emniyet Müdürlüğü görevine atanarak 17/25 Aralık sürecinden sonra 2014 yılının Ocak ayına değin bu görevi sürdürmesi karşısında ve birbirini destekleyici mahiyetteki bu delillerin bir bütün halinde değerlendirilmesi sonucunda sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğu, bu nedenle sübut bulan örgüt üyeliği nedeniyle TCK'nın 314/2 maddesi gereğince sorumlu olduğu,

Sanık hakkında TCK'nın 312/1 maddesinde düzenlenen cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçunu işlediği iddiasıyla cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış ise de, sanığın ... Mali Şube Müdürlüğünce yürütülen 2012/120653 sayılı Rıza Sarraf / Halkbank soruşturması olarak bilinen soruşturmanın başlangıcına dayanak yapılan belgelerden olan ve KOM Daire Başkanlığı personelince hazırlanan 03/06/2011 tarihli Happani Grubu Değerlendirme Raporunun ... Mali Şube Müdürlüğüne gönderilmesine ilişkin 06/06/2011 tarihli ve 298907 ayılı üst yazıda parafının bulunduğu, TCK'nın 312/1 maddesi yönünden salt bu nedenle suçlandığı, sanığın 17 Aralık soruşturmalarında görev almadığı, TCK'nın 312/1 maddesinden haklarında mahkumiyet hükmü kurulan sanıkların, 17 Aralık soruşturmalarından ... C. Başsavcılığının 2012/120653 sayılı soruşturma dosyasının FETÖ/PDY terör örgütünün amaçları doğrultusunda kurgulanarak hazırlanması ve 17/12/2013 günü eş zamanlı operasyona dönüştürülmesi eylemlerine katılmadığı, bu haliyle sanığın üzerine atılı suçun yasal unsurları itibariyle oluşmadığı tespit edilmiştir.

  1. Sanık ... :

Sanığın 03/06/2011 tarihli Happani Grubu Değerlendirme Raporunun tanzim edildiği tarih itibariyle Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı Mali Suçlar ve Suç Gelirleriyle Mücadele Şube Müdürlüğü Suç Gelirlerini Araştırma Büro Amiri olduğu,

Hüküm tarihine değin ID tespiti yapılamamış olmakla birlikte örgütün kriptolu haberleşme programı Bylock kullanıcısı olduğuna dair Bylock veri tabanına ilişkin sorgulama raporu ve BTK'dan dosyaya getirtilen HIS CGNAT kayıtlarının varlığı, örgütle bağlantısına delalet eder nitelikteki Garson mahlaslı gizli tanıktan elde edilen SD kart verilerinde FETÖ/PDY mensubiyeti olan, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı en üst seviyede olan örgüt üyelerini ifade eden "A5" koduyla kayıt altına alınmış olması, tanıklar Yaşar Arda, Mustafa Eren ve Özcan Gök'ün sanık hakkında örgüt bağlantısının bulunduğuna dair beyanları karşısında ve birbirini destekleyici mahiyetteki bu delillerin bir bütün halinde değerlendirilmesi sonucunda sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğu, bu nedenle sübut bulan örgüt üyeliği nedeniyle TCK'nın 314/2 maddesi gereğince sorumlu olduğu,

Sanık hakkında TCK'nın 312/1 maddesinde düzenlenen cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçunu işlediği iddiasıyla cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış ise de, sanığın ... Mali Şube Müdürlüğünce yürütülen 2012/120653 sayılı Rıza Sarraf / Halkbank soruşturması olarak bilinen soruşturmanın başlangıcına dayanak yapılan belgelerden olan ve KOM Daire Başkanlığı personelince hazırlanan 03/06/2011 tarihli Happani Grubu Değerlendirme Raporunun ... Mali Şube Müdürlüğüne gönderilmesine ilişkin 06/06/2011 tarihli ve 298907 ayılı üst yazıda parafının bulunduğu, TCK'nın 312/1 maddesi yönünden salt bu nedenle suçlandığı, sanığın 17 Aralık soruşturmalarında görev almadığı, TCK'nın 312/1 maddesinden haklarında mahkumiyet hükmü kurulan sanıkların, 17 Aralık soruşturmalarından ... C. Başsavcılığının 2012/120653 sayılı soruşturma dosyasının FETÖ/PDY terör örgütünün amaçları doğrultusunda kurgulanarak hazırlanması ve 17/12/2013 günü eş zamanlı operasyona dönüştürülmesi eylemlerine katılmadığı, bu haliyle sanığın üzerine atılı suçun yasal unsurları itibariyle oluşmadığı tespit edilmiştir.

  1. Sanık Mehmet Yeşilkaya :

Sanığın 03/06/2011 tarihli Happani Grubu Değerlendirme Raporunun tanzim edildiği tarih itibariyle Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanı olarak görev yaptığı,

Garson mahlaslı gizli tanıktan elde edilen SD kart verilerinde FETÖ mensubiyeti olan, sadakati ve bağlılığı olan ancak bazı konuları sorgulayan veya zaafı olan kişileri ifade eden "B4" koduyla kayıt altına alınmış olduğu,

Sanığın ... Mali Şube Müdürlüğünce yürütülen 2012/120653 sayılı Rıza Sarraf / Halkbank soruşturması olarak bilinen soruşturmanın başlangıcına dayanak yapılan belgelerden olan ve KOM Daire Başkanlığı personelince hazırlanan 03/06/2011 tarihli Happani Grubu Değerlendirme Raporunun ... Mali Şube Müdürlüğüne gönderilmesine ilişkin 06/06/2011 tarihli ve 298907 ayılı üst yazıda parafının bulunduğu,

İlk derece mahkemesince; “sanığın örgüt için hayati önem arz eden 17 Aralık operasyonu öncesinde, soruşturmaları yürüten ve bilahare operasyonu gerçekleştiren ... İl Emniyeti Mali ve Organize Suçlar Şube Müdürleri olan sanıklar ... ve ...'ın görevden alınmaları için İl Emniyet Müdürü... ile görüşerek bu yönde girişimde bulunduğunun anlaşıldığı, örgütün hiyerarşik gücünün emrinde olan bir kişinin örgütün bu denli önem verdiği soruşturmayı ve operasyonu sekteye uğratacak davranışlarda ve girişimde bulunmasının hayatın olağan akışına uygun olmadığı” şeklinde bir gerekçe belirtilse de; Hüseyin Çapkın’ın 02/01/2019 tarihli 111'nci celsedeki yeminli tanıklık ifadesinde; “Olay tarihi itibariyle KOM Daire Başkanı olan sanık Mehmet Yeşilkaya'yı Bursa Emniyet Müdürü olduğu dönemde maiyetinde görevli bir şube müdürü olması hasebiyle tanıdığını, zaman zaman görüştüklerini, ancak bu görüşmelerinde Mehmet Yeşilkaya'nın ... Organize ve Mali Şube Müdürlerinin yürütmüş oldukları soruşturmalarda başına buyruk hareket ettiklerinden, meydana gelen gelişmeler ve soruşturmalardan kendisini bilgilendirmediklerinden bahisle sözü geçen şube müdürlerinin değiştirilmesi veya görevden alınmaları yönünde bir teklifte bulunmadığını, ne yazılı ne sözlü bu konuyla ilgili herhangi bir girişiminin olmadığını, Mehmet Yeşilkaya'nın bir daire başkanı olduğunu, şayet il kom birimlerinde görev yapan şube müdürleri değiştirilecekse bunu KOM Daire Başkanı olarak kendisinin de yapabileceğini,” şeklinde ve yine aynı beyanında “aynı şekilde ...'ın basına yansıyan ve savunmasında da dile getirdiği ... İstihbarat Şube Müdürü Ahmet Arıbaş ve İstihbarattan Sorumlu İl Emniyet Müdür Muavini Ahmet Metin Turanlı'nın sivil bazı insanlarla koordine kurarak kendilerini tasfiye etmeyi planladıklarını görevden alınmasından yaklaşık 10 gün kadar önce İl Emniyet Müdürü olarak kendisine söylemesi gibi bir şeyin kesinlikle söz konusu olmadığını, ... ile aralarında böyle bir diyalog yaşanmadığını, yine ...'ın iddia ettiği gibi 17 Aralık'tan 3 4 gün önce ...'a gelen KOM Daire Başkanı Mehmet Yeşilkaya'nın ...'daki yetkililerin ... ve ...'ın görevden alınmasını istediğini iletmesinin söz konusu olmadığını, Mehmet Yeşilkaya ile aralarında bu yönde bir konuşma geçmediğini, söylenmemiş bir konuyu ... ve ...'ya iletmesinin de mümkün olamayacağını, kaldı ki ... ve ...'nın maiyetinde görev yapan iki şube müdürü olduğunu, dolayısıyla onları muhatap alarak böyle bir diyaloğa girmesinin de düşünülemeyeceğini,” şeklinde ki beyanları ile çeliştiği,

İlk derece mahkemesinin tanık...’ın beyanlarına atıfta bulunarak yapmış olduğu sanık hakkındaki değerlendirmesinin, aslında yine ilk derece mahkemesinin gerekçeli kararının 610 612. sayfalarında beyanı bulunan aynı tanık...’ın anlatımları ile çeliştiği, bu bağlamda gerekçede çelişki oluştuğu, sanığın bulunduğu konum ve rütbesi ile, Garson isimli gizli tanıktan elde edilen veri inceleme raporuna göre örgütle bağlantısı da dikkate alındığında, tanık anlatımları arasındaki çelişkinin giderilmesi bakımından yeniden duruşmaya çağrılıp, etraflıca anlatımlarına başvurulup, gerekçede oluşan çelişki giderildikten sonra bir karar verilmesi gerektiği belirlenmiştir.

  1. Sanık Muhammet Murat Yaşar :

Sanığın 03/06/2011 tarihli Happani Grubu Değerlendirme Raporunun tanzim edildiği tarih itibariyle Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı Mali Suçlar ve Suç Gelirleriyle Mücadele Şube Müdürü olduğu,

Garson mahlaslı gizli tanıktan elde edilen SD kart verilerinde 17/25 Aralık sürecinden vareste olarak, geçmişte FETÖ sohbetlerine dahil olan ancak güncel olarak irtibat kurulamayan kişilerden tekrar kazanılmaya üçüncü derecede yakın kişilerle ilgili kodlamayı ifade eden "CC" koduyla kayıt altına alınmış olması nedeniyle örgüt üyesi olabileceği yönünde şüphe oluşmuş ise de, sanık hakkında örgüt bağlantısına dair tanık ya da etkin pişmanlıktan faydalanan şüpheli / sanık ifadesinin bulunmadığı, sanığın örgütün kriptolu haberleşme programı Bylock kullanıcısı olmadığı, ... Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü nezdindeki KOM BS veri tabanı üzerinden yaptırılan havuz sorgusunda FETÖ/PDY irtibatına ilişkin aleyhinde bir kanıt ve olguya rastlanmadığının belirtildiği, SD kart verisinin veride yer alan bulguların örgüt üyeliği noktasında oldukça zayıf olması nedeniyle tek başına örgüt üyeliğini kabule yeterli olmayacağı, izah edilen bu hususlar ışığında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyeliğinin sabit olmadığı,

Sanık hakkında TCK'nın 312/1 maddesinde düzenlenen cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçunu işlediği iddiasıyla cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış ise de, sanığın ... Mali Şube Müdürlüğünce yürütülen 2012/120653 sayılı Rıza Sarraf / Halkbank soruşturması olarak bilinen soruşturmanın başlangıcına dayanak yapılan belgelerden olan ve KOM Daire Başkanlığı personelince hazırlanan 03/06/2011 tarihli Happani Grubu Değerlendirme Raporunun ... Mali Şube Müdürlüğüne gönderilmesine ilişkin 06/06/2011 tarihli ve 298907 ayılı üst yazıda parafının bulunduğu, TCK'nın 312/1 maddesi yönünden salt bu nedenle suçlandığı, sanığın 17 Aralık soruşturmalarında görev almadığı, TCK'nın 312/1 maddesinden haklarında mahkumiyet hükmü kurulan sanıkların, 17 Aralık soruşturmalarından ... C. Başsavcılığının 2012/120653 sayılı soruşturma dosyasının FETÖ/PDY terör örgütünün amaçları doğrultusunda kurgulanarak hazırlanması ve 17/12/2013 günü eş zamanlı operasyona dönüştürülmesi eylemlerine katılmadığı, bu haliyle sanığın üzerine atılı suçun yasal unsurları itibariyle oluşmadığı tespit edilmiştir.

  1. Sanık Fatih Yardım :

Sanığın 03/06/2011 tarihli Happani Grubu Değerlendirme Raporunun tanzim edildiği tarih itibariyle Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı Mali Suçlar ve Suç Gelirleriyle Mücadele Şube Müdürlüğü Suç Gelirlerini Araştırma Büro Amir Yardımcısı olduğu,

Garson mahlaslı gizli tanıktan elde edilen SD kart verilerinde farklı hayat görüşünden olan, işini iyi takip eden ve hayatının hiçbir döneminde FETÖ ile ilgisi olmayan kişileri ifade eden "E" koduyla kayıt altına alındığı, sanık hakkında örgüt bağlantısına dair tanık ya da etkin pişmanlıktan faydalanan şüpheli/sanık ifadesinin bulunmadığı, örgütün kriptolu haberleşme programı Bylock kullanıcısı olmadığı, ... Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü nezdindeki KOM BS veri tabanı üzerinden yaptırılan havuz sorgusunda FETÖ/PDY irtibatına ilişkin aleyhinde bir kanıt ve olguya rastlanmadığının belirtildiği, izah edilen bu hususlar ışığında sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğu ispatlanamadığı,

Sanık hakkında TCK'nın 312/1 maddesinde düzenlenen cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçunu işlediği iddiasıyla cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış ise de, sanığın ... Mali Şube Müdürlüğünce yürütülen 2012/120653 sayılı Rıza Sarraf / Halkbank soruşturması olarak bilinen soruşturmanın başlangıcına dayanak yapılan belgelerden olan 03/06/2011 tarihli Happani Grubu Değerlendirme Raporunun ... Mali Şube Müdürlüğüne gönderilmesine ilişkin 06/06/2011 tarihli ve 298907 ayılı üst yazıda parafının bulunduğu, ayrıca sanık Hayri Akın tarafından yapılan sorgulamalar haricindeki raporun "sonuç ve değerlendirme kısmı"nı mali mevzuat çerçevesinde kaleme aldığı, bu bölümde de değerlendirme raporuna konu teşkil eden şüpheli şahıslar ve para hareketlilikleri ile alakalı doğrudan suç isnadında bulunmayıp, kaynağı belirsiz nitelikteki para transferi işlemlerinin mali mevzuat kapsamındaki değerlendirmesi ile yapılması gereken işlemler konusunda görüş belirttiği, TCK'nın 312/1 maddesi yönünden bu nedenlerle suçlandığı, sanığın 17 Aralık soruşturmalarında görev almadığı, TCK'nın 312/1 maddesinden haklarında mahkumiyet hükmü kurulan sanıkların, 17 Aralık soruşturmalarından ... C. Başsavcılığının 2012/120653 sayılı soruşturma dosyasının FETÖ/PDY terör örgütünün amaçları doğrultusunda kurgulanarak hazırlanması ve 17/12/2013 günü eş zamanlı operasyona dönüştürülmesi eylemlerine katılmadığı, bu haliyle sanığın üzerine atılı suçun yasal unsurları itibariyle oluşmadığı tespit edilmiştir.

B) 25 ARALIK DOSYASI SANIKLARI YÖNÜNDEN;

  1. Sanık ...:

Sanığın olay tarihinde Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürü olarak görev yaptığı, adli kolluk sorumlusu olarak adli makamlara ve üstlerine karşı sorumlu olduğu; şube müdürlüğü içerisinde adli ve idari konularla ilgili koordinasyonu sağlamak ve şube müdürlüğü çalışanlarını denetlemekle sorumlu olarak görev yaptığı,

Sanığın başında bulunduğu birim, ... Cumhuriyet Başsavcılığının 2012/656 sayılı soruşturma dosyası kapsamında kolluk görevlisi olarak görev yaparken; CMK hükümlerine aykırı olarak suçla ilgisi olmayan kişileri dinlemeye aldıkları, sahte ihbarlarla soruşturma başlattıkları, dinlemeler esnasında kesinti yaptıkları, nöbetçi hâkimi bypass ederek, kendi istedikleri hâkimlerden karar aldıkları, dinlemeler esnasında usule aykırı olarak tesadüfen elde edilen delillerle ilgili olarak CMK 138/2 deki emredici kurallara aykırı davrandıkları, yasama dokunulmazlığı olan Başbakan, Bakanlar ve Milletvekilleri hakkında dinleme kararı olmadığı halde dinleme işlemi yaptıkları, sesleri tape haline getirdikleri ve bir kısmı hakkında suç isnadında bulundukları, Başbakanın Kısıklı’da bulunan evinde ve ... Resmi Konuttaki görüşmelerini CELL bilgilerinden yararlanmak suretiyle takip ettikleri ve tutanağa bağladıkları, Başbakan ve Mit Müsteşarının Haliç Kongre Merkezindeki toplantılarına ait görüşmelerini usulsüz olarak elde edip basına sızdırdıkları, bir kısım iş adamlarını ve Yargı mensubunu mensubiyet bilinciyle korudukları ve suç teşkil edebilecek görüşmelerini tape yapmadıkları ve ilgili mercilere bildirmedikleri, soruşturmayı amirlerinden sakladıkları, önemli gördükleri evrakı ve dijital verileri usulsüz olarak imha ettikleri, devletin enerji politikalarına yönelik çalışmalarını takip ettikleri, ilgililerini dinledikleri ve toplantılarını takip ederek elde ettikleri bilgileri basına servis ettikleri, sanığın aşamalardaki beyanları, diğer sanık beyanları ve tanık beyanlarından da anlaşılacağı üzere bahse konu usulsüzlüklerden bilgisinin olduğu ve Emniyet teammüllerine aykırı olarak kamuoyunu yakından ilgilendiren böylesi önemli bir soruşturmayı sıralı amiri konumundaki ... İl Emniyet Müdürüne bilgi vermediği, anlaşılmıştır.

Bylock tespit tutanağına göre; sanık ...'nın kullandığı (101343108614@fiber) ADSL numaralı hat üzerinden, 36281 ID numarası ve "esrasaygili" kullanıcı adı altında ilk log tarihi olan (12/11/2014) tarihinden itibaren, mesaj ve mail aldığı, gelen giden aramalarının bulunduğu, aynı grupta birlikte bulunduğu (eklediği/eklendiği) kişilerle irtibat halinde olduğu, yine sanık ...'nın kullandığı (5052345418) (5052345417) numaralı hat üzerinden, 852 ID numarası ve "yakub saygili" kullanıcı adı altında ilk log tarihi olan (12/08/2014) (01/09/2014) tarihinden itibaren, mesaj ve mail aldığı, gelen giden aramalarının bulunduğu, aynı grupta birlikte bulunduğu (eklediği/eklendiği) kişilerle irtibat halinde olduğu, bu şekilde sanığın FETÖ/PDY Terör örgütünün gizli haberleşme programı olan, terör örgütü üyeleri tarafından kulanılan bylock programını kullanarak örgütün kuruluş amaçlarını, faaliyet ve eylemlerini benimseyip gönüllü olarak örgüt hiyerarşisine dahil olduğu anlaşılmıştır.

Yukarıda ayrıntılarıyla sunulan tüm bilgi ve belgelerdeki delillere göre sanık ...’nın FETÖ/PDY Terör Örgütünün amaçları doğrultusunda hareket ettiği ve diğer örgüt üyesi sanıkları talimatları ile yönlendirdiği, yine sanığın yukarıda belirtildiği üzere 17 Aralık soruşturmalarında da sanık olduğu ve yukarıda yapılan değerlendirmelerin bu bölüm içinde geçerli olduğu değerlendirilerek; sanığın eylemlerinin silahlı terör örgütü üyeliği bağlamında “geçitli suç” kavramı da göz önüne alınarak TCK’nın 312. Maddesinde belirtilen suça sübut verdiği, bu suçu işlemesi sırasında da sanığın yapılan usulsüz dinleme ve takiplerle Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri elde ettiği bu bağlamda; Başbakan Mit Müsteşarı buluşması, Çek Cumhuriyetinde yapılan enerji ihalesi görüşmeleri görüntülerinin elde edilmesi şeklinde gerçekleşen eylemler nedeniyle sanığın TCK’nın 328. Maddesinde belirtilen siyasal veya askerî casusluk suçundan da sorumlu olduğu belirlenmiştir.

  1. ...:

Sanığın Olay tarihinde, Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdür Yardımcısı olarak görev yaptığı, Şube Müdürü ile Büro Amirlikleri arasında adli ve idari konularla ilgili koordinasyonu sağlamak ve Şube Müdürlüğü çalışanlarını denetlemekle sorumlu olarak görev yaptığı;

Sanığın başında bulunduğu birim, ... Cumhuriyet Başsavcılığının 2012/656 sayılı soruşturma dosyası kapsamında kolluk görevlisi olarak görev yaparken; CMK hükümlerine aykırı olarak suçla ilgisi olmayan kişileri dinlemeye aldıkları, sahte ihbarlarla soruşturma başlattıkları, dinlemeler esnasında kesinti yaptıkları, nöbetçi hâkimi bypass ederek, kendi istedikleri hâkimlerden karar aldıkları, dinlemeler esnasında usule aykırı olarak tesadüfen elde edilen delillerle ilgili olarak CMK 138/2 deki emredici kurallara aykırı davrandıkları, yasama dokunulmazlığı olan Başbakan, Bakanlar ve Milletvekilleri hakkında dinleme kararı olmadığı halde dinleme işlemi yaptıkları, sesleri tape haline getirdikleri ve bir kısmı hakkında suç isnadında bulundukları, Başbakanın Kısıklı’da bulunan evinde ve ... Resmi Konuttaki görüşmelerini CELL bilgilerinden yararlanmak suretiyle takip ettikleri ve tutanağa bağladıkları, Başbakan ve Mit Müsteşarının Haliç Kongre Merkezindeki toplantılarına ait görüşmelerini usulsüz olarak elde edip basına sızdırdıkları, bir kısım iş adamlarını ve Yargı mensubunu mensubiyet bilinciyle korudukları ve suç teşkil edebilecek görüşmelerini tape yapmadıkları ve ilgili mercilere bildirmedikleri, soruşturmayı amirlerinden sakladıkları, önemli gördükleri evrakı ve dijital verileri usulsüz olarak imha ettikleri, devletin enerji politikalarına yönelik çalışmalarını takip ettikleri, ilgililerini dinledikleri ve toplantılarını takip ederek elde ettikleri bilgileri basına servis ettikleri, sanığın aşamalardaki beyanları, diğer sanık beyanları ve tanık beyanlarından da anlaşılacağı üzere bahse konu usulsüzlüklerden bilgisinin olduğu ve Emniyet teammüllerine aykırı olarak kamuoyunu yakından ilgilendiren böylesi önemli bir soruşturmayı sıralı amiri konumundaki ... İl Emniyet Müdürüne bilgi vermediği, anlaşılmıştır.

Bylock tespit tutanağına göre; sanık ...'un kullandığı 5054992549 numaralı hat üzerinden, 101154 ID numarası ve "nevinnevin" kullanıcı adı altında ilk log tarihi olan 05/02/2015 tarihinden itibaren, mesaj ve mail aldığı, gelen giden aramalarının bulunduğu, aynı grupta birlikte bulunduğu (eklediği/eklendiği) kişilerle irtibat halinde olduğu, yine sanık ...'un kullandığı 5055392940 numaralı hat üzerinden, 101154 ID numarası ve "nevinnevin" kullanıcı adı altında ilk log tarihi olan 08/11/2014 tarihinden itibaren, mesaj ve mail aldığı, gelen giden aramalarının bulunduğu, aynı grupta birlikte bulunduğu (eklediği/eklendiği) kişilerle irtibat halinde olduğu, yine sanık ...'un kullandığı hat üzerinden, 54272 ID numarası ve "Kazimaksoy" kullanıcı adı altında, mesaj ve mail aldığı, gelen giden aramalarının bulunduğu, aynı grupta birlikte bulunduğu (eklediği/eklendiği) kişilerle irtibat halinde olduğu, bu şekilde sanığın FETÖ/PDY Terör örgütünün gizli haberleşme programı olan, terör örgütü üyeleri tarafından kulanılan bylock programını kullanarak örgütün kuruluş amaçlarını, faaliyet ve eylemlerini benimseyip gönüllü olarak örgüt hiyerarşisine dahil olduğu anlaşılmıştır.

Yukarıda ayrıntılarıyla sunulan tüm bilgi ve belgelerdeki delillere göre; sanık ...’un Mali Şube Müdür Yardımcısı olarak görev yaptığı, dosyadaki konumu ve yaptığı eylemlerin suça katkısı göz önüne alındığında, FETÖ/PDY Terör Örgütünün amaçları doğrultusunda hareket ettiği ve diğer örgüt üyesi sanıkları talimatları ile yönlendirdiği, yine sanığın yukarıda belirtildiği üzere 17 Aralık soruşturmalarında da sanık olduğu ve yukarıda yapılan değerlendirmelerin bu bölüm içinde geçerli olduğu değerlendirilerek; sanığın eylemlerinin silahlı terör örgütü üyeliği bağlamında “geçitli suç” kavramı da göz önüne alınarak TCK’nın 312. Maddesinde belirtilen suça sübut verdiği, bu suçu işlemesi sırasında da sanığın yapılan usulsüz dinleme ve takiplerle Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri elde ettiği, bu bağlamda; Başbakan Mit Müsteşarı buluşması, Çek Cumhuriyetinde yapılan enerji ihalesi görüşmeleri görüntülerinin elde edilmesi şeklinde gerçekleşen eylemler nedeniyle sanığın TCK’nın 328. Maddesinde belirtilen siyasal veya askerî casusluk suçundan da sorumlu olduğu belirlenmiştir.

  1. Sanık ...:

Sanığın olay tarihinde, Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdür Yardımcısı olarak görev yaptığı, Şube Müdürü ile Büro Amirlikleri arasında adli ve idari konularla ilgili koordinasyonu sağlamak ve Şube Müdürlüğü çalışanlarını denetlemekle sorumlu olarak görev yaptığı;

Sanığın başında bulunduğu birim, ... Cumhuriyet Başsavcılığının 2012/656 sayılı soruşturma dosyası kapsamında kolluk görevlisi olarak görev yaparken; CMK hükümlerine aykırı olarak suçla ilgisi olmayan kişileri dinlemeye aldıkları, sahte ihbarlarla soruşturma başlattıkları, dinlemeler esnasında kesinti yaptıkları, nöbetçi hâkimi bypass ederek, kendi istedikleri hâkimlerden karar aldıkları, dinlemeler esnasında usule aykırı olarak tesadüfen elde edilen delillerle ilgili olarak CMK 138/2 deki emredici kurallara aykırı davrandıkları, yasama dokunulmazlığı olan Başbakan, Bakanlar ve Milletvekilleri hakkında dinleme kararı olmadığı halde dinleme işlemi yaptıkları, sesleri tape haline getirdikleri ve bir kısmı hakkında suç isnadında bulundukları, Başbakanın Kısıklı’da bulunan evinde ve ... Resmi Konuttaki görüşmelerini CELL bilgilerinden yararlanmak suretiyle takip ettikleri ve tutanağa bağladıkları, Başbakan ve Mit Müsteşarının Haliç Kongre Merkezindeki toplantılarına ait görüşmelerini usulsüz olarak elde edip basına sızdırdıkları, bir kısım iş adamlarını ve Yargı mensubunu mensubiyet bilinciyle korudukları ve suç teşkil edebilecek görüşmelerini tape yapmadıkları ve ilgili mercilere bildirmedikleri, soruşturmayı amirlerinden sakladıkları, önemli gördükleri evrakı ve dijital verileri usulsüz olarak imha ettikleri, devletin enerji politikalarına yönelik çalışmalarını takip ettikleri, ilgililerini dinledikleri ve toplantılarını takip ederek elde ettikleri bilgileri basına servis ettikleri, sanığın bulunduğu konum itibariyle yapılan eylemlerden haberi olduğu ve söz konusu eylemlere iştirakininbulunduğu anlaşılmıştır.

Bylock tespit tutanağına göre;sanık ...'nun kullandığı 5055446588 numaralı hat üzerinden, 113220 ID numarası ve "Kartal1903" kullanıcı adı altında ilk log tarihi olan 11/11/2014 tarihinden itibaren, mesaj ve mail aldığı, gelen giden aramalarının bulunduğu, aynı grupta birlikte bulunduğu (eklediği/eklendiği) kişilerle irtibat halinde olduğu, bu şekilde sanığın FETÖ/PDY Terör örgütünün gizli haberleşme programı olan, terör örgütü üyeleri tarafından kulanılan bylock programını kullanarak örgütün kuruluş amaçlarını, faaliyet ve eylemlerini benimseyip gönüllü olarak örgüt hiyerarşisine dahil olduğu, Bylock mesaj içeriklerine göre 113220 ID nolu Bylock kullanıcısı sanık ...'nun, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü emniyet mahrem yapılanmasında ...'daki akademili / rütbeli emniyet personelinden sorumlu mahrem imam olarak görev yapan ve İsa Musa kod adlarını kullanan 104869 ID nolu Bylock kullanıcısı Hayri Bakır'a Bylock programı üzerinden 29/05/2015 günü saat 23.08 itibariyle "Ah abi o sıfırlanamayan paralardan haberimiz olaydı da bunun ipini 17 Aralıkta çekebilseydik" şeklinde mesaj gönderdiği, bu bağlamada örgüt adına hareket ettiğinin anlaşıldığı

Yukarıda ayrıntılarıyla sunulan tüm bilgi ve belgelerdeki delillere göre; sanık ...’nun fezlekenin ve dosyanın hazırlanmış olduğu Sahtecilik büro amirliğinin bağlı müdür yardımcısı olduğu, sahtecilik büro amiri Habip Kunt ve fezlekeyi hazırlayan Fatih Yiğit’in kendisine bağlı olarak çalıştığı, dosyanın hazırlanmasında tamamen sorumlu olduğu, sanığın FETÖ/PDY Terör Örgütünün amaçları doğrultusunda hareket ettiği, yine sanığın yukarıda belirtildiği üzere 17 Aralık soruşturmalarında da sanık olduğu ve yukarıda yapılan değerlendirmelerin bu bölüm içinde geçerli olduğu değerlendirilerek; sanığın eylemlerinin silahlı terör örgütü üyeliği bağlamında “geçitli suç” kavramı da göz önüne alınarak TCK’nın 312. Maddesinde belirtilen suça sübut verdiği, bu suçu işlemesi sırasında da sanığın yapılan usulsüz dinleme ve takiplerle Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri elde ettiği, bu bağlamda; Başbakan Mit Müsteşarı buluşması, Çek Cumhuriyetinde yapılan enerji ihalesi görüşmeleri görüntülerinin elde edilmesi şeklinde gerçekleşen eylemler nedeniyle sanığın TCK’nın 328. Maddesinde belirtilen siyasal veya askerî casusluk suçundan da sorumlu olduğu belirlenmiştir.

  1. Sanık Mahir Çakallı:

Sanığın olay tarihinde, Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürü ve akabinde Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünden sorumlu İl Emniyet Müdür Yardımcısı olarak görev yaptığı,

Sanığı Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürü olduğu dönemde Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünün takip ettiği konu ile ilgili olarak Haliç Kongre Merkezine görüntü talebi ile ilgili olarak yazı yazıldığı ve imzası ile ilgili kuruma gönderildiği, görüntülerin ise Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü görevlilerince alındığı ve “Yasama Dokunulmazlığı” olan Başbakan ... ile ilgili olarak Görüntü İnceleme Tutanağının tanzim edildiği,

Emniyet Genel Müdürlüğü Polis Başmüfettişlerince hazırlanan raporda KOM Daire Başkanlığı Merkez ve İl Teşkilatı Kuruluş, Görev ve Çalışma Yönetmeliğinin “Maskeleme” kenar başlıklı 97/A/3 maddesinde; “Genel Müdürlüğün diğer birimleri gerektiğinde, İl KOM birimleri personelini ve çalışmalarını maskelemekle yükümlüdürler” hükmü gereğince, Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünden, herhangi bir maskeleme talep edildiğine dair bir doküman bulunmadığı gibi, böyle bir talebin Mali Şube Müdürlüğünden, Narkotik Şube Müdürlüğüne gönderilmesi durumunda, mevzuata usûle uygun ve operasyonun gizliliğini de ihlal etmeyecek şekilde yazılı talepte bulunulması ve bu talebe ilişkin gerçekleştirilen işleme ait yazışmanın da, birim arşivinde ve talep yazısıyla birlikte, paraflı bir suretinin de gerektiğinde ibraz edilmek üzere muhafaza edilmesi gerektiği anlaşılmıştır.

Sanık Mahir ÇAKALLI’nın Emniyet Genel Müdürlüğü Müfettişlerince yapılan disiplin soruşturması kapsamında tespit edilen usülsüzlükle ilgili olarak Cumhuriyet Başsavcılığına yapılan suç duyurusu ve ... Cumhuriyet Başsavcılığı (TMK 10. maddesi İle Görevli kapatılan) 2012/656 soruşturma dosyası incelendiğinde ... Haliç Kongre Merkezi’nde 10.04.2012 ile 17.04.2012 tarihleri arasındaki tüm iç ve dış güvenlik kamera kayıtlarının Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce yürütülmekte olan 2012/656 No’ lu adli soruşturma kapsamında elde edilmesine rağmen, adeta Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından yürütülmekte olan bir Narkotik soruşturmasındaymış gibi gösterilerek Narkotik Şube Müdürlüğü tarafından imzalanan bir yazıyla görüntü kayıtlarının kopyasının istenerek dosya kapsamında kullanıldığı; Görüntü İnceleme tutanağının 18.04.2012 günü saat 11.30 da tanzim edildiği fakat Haliç Kongre Merkezi görevlilerince düzenlenen teslim tutanağı tarihinin 04.05.2012 saat 11.20 olarak düzenlediği; teslim alan kişinin 306466 sicilli Mahmut YAVUZ olduğu halde isim kısmına Mehmet YAVUZ olarak yazıldığı görülmüştür. Fiziki takip tutanağı incelendiğinde yasama dokunulmazlığı olan Başbakan ...’ın da görüntülerde yer aldığı tespit edilmiştir.

Emniyet Genel Müdürlüğü Müfettişlerince, ... Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğüne yazılan yazıyla; “Mahir ÇAKALLI ismi üzerinde bulunan imza ile yazı ekinde bulunan ve adı geçen tarafından imzalanmış olan üç adet belge üzerindeki imzaların karşılaştırılması ve iğfal ikna kabiliyeti bakımından incelenerek” hazırlanacak raporun gönderilmesi istenilmiştir. Anılan makam tarafından yapılan inceleme sonucu hazırlanan rapora göre ; “ inceleme konusu belge fotokopisindeki Mahir ÇAKALLI Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürü ibaresi üzerindeki imza ile mukayese imzaları üzerinde yapılan incelemede, kaligrafik ve grafolojik özellikler yönünden uygunluk ve benzerlikler bulunduğu müşahede edilmekle, bahse konu imzanın adı geçen şahsın eli mahsulü olduğu kanaatine varıldığı” ayrıca ekli belgenin ikna kabiliyeti bakımından yapılan incelemesinde; “bahse konu belge üzerinde sahtecilik yapıldığını ve sahte olarak tanzim edildiğini gösterir ilk nazarda ve kolaylıkla fark edilebilecek nitelikle bulguların bulunmadığı ve muteber belge olarak kabul edilip bu yönde işlem göreceği kanaatine varıldığından inceleme konusu belgenin aldatma (iğfal) kabiliyetini haiz olduğu görüşü” ile uzman raporu verilmiştir.

Buna göre Mahir ÇAKALLI tarafından imzalanarak, ... Haliç Kongre Merkezi yönetimine hitaben yazılan …/04/2012 tarih ve B.05,1.EGM.4.34.33018 2012/2228 sayılı; 1017.04.2012 tarihlerine ait anılan merkezin tüm iç ve dış kamera kayıtlarının teslimi” talebini içeren yazının, gerçek bir yazı olduğu, ancak operasyon biriminin Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü olmasına rağmen Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü’nce yazılarak imzalandığı anlaşılmıştır. Yapılan araştırmada söz konusu resmi yazının kayıt sayısının, şube arşiv bilgilerine göre, “ilgisiz ve farklı bir konuya” ait olduğu tespit edilmiştir. Bu yönü itibariyle evrakın, birimin resmi kayıtlarına uygun sayı verilerek kayda alınmadığı ve arşivlenme olanağının da bu sebeple bulunmadığı değerlendirilmiştir.

Konu ile ilgili Haliç Kongre Merkezi görevlilerinin ifadesine başvurulduğunda kendilerinden istenilen görüntülerin bilinçli olarak alındığının aşikâr olduğunu Başbakan’ın girip çıktığı yerlerin önceden bilinerek ve ayrıca hesap edilerek mevcut kameraların alındığını beyan ettikleri, ayrıca evrakta K.KILIÇ olarak irtibat kurulacak görevli olarak gösterilen kişinin yapılan yazışmalarla o dönem Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde çalışan polis memuru Kadir KILIÇ’ın alınan ifadesinde böyle bir yazı yazmadığını beyan etmiş, ayrıca paraflı suretinin de Emniyet Müdürlüğünün arşivinde bulunmadığı anlaşılmıştır. Görüldüğü üzere sanık Mahir ÇAKALLI her ne kadar KOM yönetmeliğinde Maskeleme konusu olarak yapmış oldukları eylemin boyutunu değiştirerek farklı yorumlamaya çalışsa da maskelemenin dışarıda talepte bulunan kişilere karşı olması gerekirken kendi birimlerinde talep yazısı olmaması ve yazı karşılığının bulunmaması kendi arşivlerinde örnek bırakılmaması açıkça şüphelilerin bu eylemleri yaparken sonradan ortaya çıkabilecek durumlara karşı da önlem aldıkları Emniyet Teşkilatı yapısının dışında ve devlet geleneğine aykırı bir şekilde, kanun yönetmeliklerle verilen yetkilerinin dışında faaliyetlerde bulundukları görülmektedir.

Sanığın yapılan soruşturmanın gayesini bildiği, bunun için Haliç Kongre Merkezinde Başbakanın çalışma odasının bulunduğu kısmın görüntülerini, kendi şubesinin bir işi için gerekliymiş gibi talep ettiği ve talep evrakına imza attığı, sanığında içinde bulunduğu sanıkların iki yıla yakın bir süre gizliliği ihlal etmeksizin fikir ve eylem birliği içinde hareket ederek soruşturmayı yürüttükleri değerlendirilmiştir.

Bylock tespit tutanağına göre; sanık Mahir ÇAKALLI'nın üzerine kayıtlı olan ve kendisinin kullandığını beyan ettiği 5055426350 nolu ...İMEİ numaralı hat ile ilk tespit tarihi 11/08/2014 olmak üzere FETÖ/PDY Terör örgütünün gizli haberleşme programı olan, terör örgütü üyeleri tarafından kulanılan bylock programını kullanarak örgütün kuruluş amaçlarını, faaliyet ve eylemlerini benimseyip gönüllü olarak örgüt hiyerarşisine dahil olduğu anlaşılmıştır. Sanığın eylemi değerlendirildiğinde; Başbakan ve Mit Müsteşarının Haliç Kongre Merkezindeki toplantılarına ait görüşmelerini usulsüz olarak elde edip basına sızdırdıkları, soruşturmayı amirlerinden sakladıkları, bu şekilde FETÖ/PDY Terör Örgütünün amaçları doğrultusunda hareket ettiği ve örgüt üyesi olduğu anlaşılmakla; sanığın eylemlerinin silahlı terör örgütü üyeliği bağlamında “geçitli suç” kavramı da göz önüne alınarak TCK’nın 312. Maddesinde belirtilen suça sübut verdiği, bu suçu işlemesi sırasında da sanığın yapılan usulsüz dinleme ve takiplerle Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri elde ettiği, bu bağlamda; Başbakan Mit Müsteşarı buluşması, Çek Cumhuriyetinde yapılan enerji ihalesi görüşmeleri görüntülerinin elde edilmesi şeklinde gerçekleşen eylemler nedeniyle sanığın TCK’nın 328. Maddesinde belirtilen siyasal veya askerî casusluk suçundan da sorumlu olduğu belirlenmiştir.

  1. Sanık...:

Sanığın olay tarihinde Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amiri olarak görev yaptığı, Şube Müdürlüğü uhdesinde yürütülen CMK 135 ve CMK 140 maddeleri gereğince alınan kararların uygulanması, takibi, sonlandırılması, imhasından ve bu süreç içerisinde memurların denetimi ve koordinesinden adli makamlara ve üstlerine karşı sorumlu olarak görev yaptığı,

Sanığın suça konu soruşturmalarda etkin şekilde rol aldığı, görevi gereği usulsüz yapılan teknik takip ve izlemelerin yapıldığı büronun amiri olduğu, 17 Aralık operasyonları sonrasında Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünün görüntüleri ile ilgili olarak tutulan tutanağa göre; sanıkların farklı amaç ve aidiyetlerini gösterir şekilde; 18.10.2014 tarihinde saat 13:07:50 sıralarında Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğüne yeni atanan Şube Müdürü Hakan SIRALI’nın makam odasında bulunduğu esnada, Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliğinde görevli rütbeliler Komiser ..., Başkomiser ... ve Başkomiser ...’nın kapıdan şube müdürünün bulunduğu koridor ve odasını gözetledikleri, bu esnada görüntülerden anlaşıldığı kadarıyla Emniyet Amiri... tarafından Şube müdürünün bulunduğu koridor ve yeni atanan şube müdürünün odası gözetlenerek, şube müdürünün dosyaları görmemesi amacıyla torbaları taşıyan memurlara...’in yön gösterdiği, dosyaları taşıyan memurların ise Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliğinde görevli polis memurları Şakir PARPAR ve Ufuk SAĞDIÇ oldukları, bu memurların...’in gösterdiği yön doğrultusunda kucaklarındaki torbalar ile birlikte koşarak şubenin arka kapısına yöneldiklerinin tespit edildiği, bahse konu görüntülerde torbaların ağızlarının bağlı olduğu ama mühürlü olup olmadığı tespit edilemediği,

Bahse konu görüntüler incelendiğinde torbaların giriş anından, çıkış anına kadar mevcut personelde bir panik hali ve telaş göründüğü, yeni atanan şube müdürüne bu torbaları göstermeme gibi bir amaç güdüldüğü, Torbalardan birini taşıyan memurlardan Ufuk SAĞDIÇ saat 13:12:22 sıralarında şubenin arka kapısından giriş yapıp saat 13:19:02 sıralarında Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliğinden aldığı mavi klasörle saat 13:19:40 sıralarında şube arka çıkış kapısını kullanarak çıktığı tespit edilmiştir.19.12.2013 tarihi saat 17:36:33 sıralarında Başkomiser ...’in Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliği kapısını açıp koridoru gözetlediği, bu sırada arkasından gelen Başkomiser ...’nın, ... tarafından açılan kapıdan birlikte koridoru gözetledikleri, görüntülerden anlaşıldığı üzere koridorda herhangi bir rütbeli personelin olmadığı kanaatine varıldıktan sonra Polis Memurları ... ve ... tarafından büyük iki çuvalın şube arka kapısı kullanılarak şubeden çıkış yaptıklarının tespit edildiği,

Birleşen dosya (... 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/160 esas sayılı dosyası) ile ilgili olarak; 18/03/2016 tarih ve 2016/23206 soruşturma, 2016/1082 sayılı iddianeme ayrıntılı olarak anlatıldığı üzere gerek özel hayat ile ilgili gerekse yasama dokunulmazlığı ile ilgili telefon dinlemelerinin tape yapılması aşamalarının tamamında silsile halinde bilgi sahibi olduğu anlaşılmıştır.

Sonuç olarak diğer sanıklarla birlikte sanığın da içinde bulunduğu grubun; soruşturma yaparken CMK hükümlerine aykırı olarak suçla ilgisi olmayan kişileri dinlemeye aldıkları, sahte ihbarlarla soruşturma başlattıkları, dinlemeler esnasında kesinti yaptıkları, nöbetçi hâkimi bypass ederek, kendi istedikleri hâkimlerden karar aldıkları, dinlemeler esnasında usule aykırı olarak tesadüfen elde edilen delillerle ilgili olarak CMK 138/2 deki emredici kurallara aykırı davrandıkları, yasama dokunulmazlığı olan Başbakan, Bakanlar ve Milletvekilleri hakkında dinleme kararı olmadığı halde dinleme işlemi yaptıkları, sesleri tape haline getirdikleri ve bir kısmı hakkında suç isnadında bulundukları, Başbakanın Kısıklı’da bulunan evinde ve ... Resmi Konuttaki görüşmelerini CELL bilgilerinden yararlanmak suretiyle takip ettikleri ve tutanağa bağladıkları, Başbakan ve Mit Müsteşarının Haliç Kongre Merkezindeki toplantılarına ait görüşmelerini usulsüz olarak elde edip basına sızdırdıkları, bir kısım iş adamlarını ve Yargı mensubunu mensubiyet bilinciyle korudukları ve suç teşkil edebilecek görüşmelerini tape yapmadıkları ve ilgili mercilere bildirmedikleri, soruşturmayı amirlerinden sakladıkları, önemli gördükleri evrakı ve dijital verileri usulsüz olarak imha ettikleri, devletin enerji politikalarına yönelik çalışmalarını takip ettikleri, ilgililerini dinledikleri ve toplantılarını takip ederek elde ettikleri bilgileri basına servis ettikleri, sanığın bulunduğu konum itibariyle yapılan eylemlerden haberi olduğu ve söz konusu eylemlere iştirakininbulunduğu anlaşılmıştır.

Bylock tespit tutanağına göre; sanık...'in kullandığı (5054002887) (5054002803) numaralı hat üzerinden, 92120 ID numarası ve "ibrahim3" kullanıcı adı altında ilk log tarihi olan (07/09/2014) (12/08/2014) tarihinden itibaren, mesaj ve mail aldığı, gelen giden aramalarının bulunduğu, aynı grupta birlikte bulunduğu (eklediği/eklendiği) kişilerle irtibat halinde olduğu, yine sanık...'in kullandığı (5054002887) (5054002803) numaralı hat üzerinden, 53818 ID numarası ve "Ibrahimsener" kullanıcı adı altında ilk log tarihi olan (07/09/2014) (12/08/2014) tarihinden itibaren, mesaj ve mail aldığı, gelen giden aramalarının bulunduğu, aynı grupta birlikte bulunduğu (eklediği/eklendiği) kişilerle irtibat halinde olduğu, bu şekilde sanığın FETÖ/PDY Terör örgütünün gizli haberleşme programı olan, terör örgütü üyeleri tarafından kulanılan bylock programını kullanarak örgütün kuruluş amaçlarını, faaliyet ve eylemlerini benimseyip gönüllü olarak örgüt hiyerarşisine dahil olduğu anlaşılmıştır.

Sanık...’in, teknik takip ve izleme büro amiri olarak bütün dinleme, fiziki ve teknik takiplerden sorumlu olduğu, Müdür yardımcısı olarak ...’a bağlı çalıştığı, kendi maiyetinde ... ve ...ve ...’nın çalıştıkları, dosyanın tamamı telefon dinleme ve teknik ve fiziki takip konularından oluşmakla sanığın bütün faaliyetlerden dolayı sorumlu olduğu, ayrıca dosyaların yeni müdürün dikkatini çekmeden emniyet binası dışına çıkarılması olayını koordine ettiğinin görüntü kayıtlarına göre tespit edildiği anlaşılmıştır.

Yukarıda ayrıntılarıyla sunulan tüm bilgi ve belgelerdeki delillere göre sanık...'in FETÖ/PDY Terör Örgütünün amaçları doğrultusunda hareket ettiği ve örgüt üyesi olduğu anlaşılmakla, sanığın yukarıda belirtildiği üzere 17 Aralık soruşturmalarında da sanık olduğu ve yukarıda yapılan değerlendirmelerin bu bölüm içinde geçerli olduğu değerlendirilerek; sanığın eylemlerinin silahlı terör örgütü üyeliği bağlamında “geçitli suç” kavramıda göz önüne alınarak TCK’nın 312. Maddesinde belirtilen suça sübut verdiği, bu suçu işlemesi sırasında da sanığın yapılan usulsüz dinleme ve takiplerle Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri elde ettiği, bu bağlamda; Başbakan Mit Müsteşarı buluşması, Çek Cumhuriyetinde yapılan enerji ihalesi görüşmeleri görüntülerinin elde edilmesi şeklinde gerçekleşen eylemler nedeniyle sanığın TCK’nın 328. Maddesinde belirtilen siyasal veya askerî casusluk suçundan sorumlu olduğu, ayrıca yukarıda da bahsedildiği üzere, kamara kayıtlarından da anlaşıldığı şekilde; sanığın, diğer bazı sanıklarla soruşturmaya konu evrakları sıralı amirlerinden kaçırarak götürmesi şeklindeki eylemininde TCK’nın 205. Maddesinde düzenlenen resmî belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemek suçuna sübut vereceği tespit edilmiştir.

  1. Sanık ...:

Sanığın olay tarihinde Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliğinde İzleme Kısım Amiri olarak görev yaptığı, Şube Müdürlüğü uhdesinde yürütülen CMK 140 maddesi gereğince alınan kararların uygulanması, takibi ve bu süreç içerisinde memurların denetimi ve koordinesinden adli makamlara ve üstlerine karşı sorumlu olarak görev yaptığı,

Sanığın suça konu soruşturmalarda etkin şekilde rol aldığı, görevi gereği usulsüz yapılan teknik takip ve izlemelerin yapıldığı büronun kısım amiri olduğu, 17 Aralık operasyonları sonrasında Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünün görüntüleri ile ilgili olarak tutulan tutanağa göre; sanıkların farklı amaç ve aidiyetlerini gösterir şekilde; 18.10.2014 tarihinde saat 13:07:50 sıralarında Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğüne yeni atanan Şube Müdürü Hakan SIRALI’nın makam odasında bulunduğu esnada, Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliğinde görevli rütbeliler Komiser ..., Başkomiser ... ve Başkomiser ...’nın kapıdan şube müdürünün bulunduğu koridor ve odasını gözetledikleri, bu esnada görüntülerden anlaşıldığı kadarıyla Emniyet Amiri... tarafından Şube müdürünün bulunduğu koridor ve yeni atanan şube müdürünün odası gözetlenerek, şube müdürünün dosyaları görmemesi amacıyla torbaları taşıyan memurlara...’in yön gösterdiği, dosyaları taşıyan memurların ise Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliğinde görevli polis memurları Şakir PARPAR ve Ufuk SAĞDIÇ oldukları, bu memurların...’in gösterdiği yön doğrultusunda kucaklarındaki torbalar ile birlikte koşarak şubenin arka kapısına yöneldiklerinin tespit edildiği, bahse konu görüntülerde torbaların ağızlarının bağlı olduğu ama mühürlü olup olmadığı tespit edilemediği,

Bahse konu görüntüler incelendiğinde torbaların giriş anından, çıkış anına kadar mevcut personelde bir panik hali ve telaş göründüğü, yeni atanan şube müdürüne bu torbaları göstermeme gibi bir durum olduğu düşünülmektedir. Torbalardan birini taşıyan memurlardan Ufuk SAĞDIÇ saat 13:12:22 sıralarında şubenin arka kapısından giriş yapıp saat 13:19:02 sıralarında Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliğinden aldığı mavi klasörle saat 13:19:40 sıralarında şube arka çıkış kapısını kullanarak çıktığı tespit edilmiştir. 19.12.2013 tarihi saat 17:36:33 sıralarında Başkomiser ...’in Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliği kapsını açıp koridoru gözetlediği, bu sırada arkasından gelen Başkomiser ...’nın, ... tarafından açılan kapıdan birlikte koridoru gözetledikleri, görüntülerden anlaşıldığı üzere koridorda herhangi bir rütbeli personelin olmadığı kanaatine varıldıktan sonra Polis Memurları ... ve ... tarafından büyük iki çuvalın şube arka kapısı kullanılarak şubeden çıkış yaptıkları tespit edilmiştir.

Sonuç olarak diğer sanıklarla birlikte sanığın da içinde bulunduğu grubun; Başbakanın Kısıklı’da bulunan evinde ve ... Resmi Konuttaki görüşmelerini CELL bilgilerinden yararlanmak suretiyle takip ettikleri ve tutanağa bağladıkları, Başbakan ve Mit Müsteşarının Haliç Kongre Merkezindeki toplantılarına ait görüşmelerini usulsüz olarak elde edip basına sızdırdıkları, tutanağı sahte tarihli olarak düzenledikleri, soruşturmayı amirlerinden sakladıkları, önemli gördükleri evrakı ve dijital verileri usulsüz olarak imha ettikleri, devletin enerji politikalarına yönelik çalışmalarını takip ettikleri, ilgililerini dinledikleri ve toplantılarını takip ederek elde ettikleri bilgileri basına servis ettikleri, Sanık ...’in...’e bağlı olarak çalıştığı, CMK 140. madde gereğince yapılan takiplerden sorumlu olduğu anlaşılmıştır.

Bylock tespit tutanağına göre; sanık ...'in kullandığı (5055036332) (5055036331) numaralı hat üzerinden, 2016 ID numarası ve "arif" kullanıcı adı altında ilk log tarihi olan (11/08/2014) (01/09/2014) tarihinden itibaren, mesaj ve mail aldığı, gelen giden aramalarının bulunduğu, aynı grupta birlikte bulunduğu (eklediği/eklendiği) kişilerle irtibat halinde olduğu, yine sanık ...'in kullandığı (5055036332) (5055036331) numaralı hat üzerinden, 1519 ID numarası ve "arifibis" kullanıcı adı altında ilk log tarihi olan (11/08/2014) (01/09/2014) tarihinden itibaren, mesaj ve mail aldığı, gelen giden aramalarının bulunduğu, aynı grupta birlikte bulunduğu (eklediği/eklendiği) kişilerle irtibat halinde olduğu, bu şekilde sanığın FETÖ/PDY Terör örgütünün gizli haberleşme programı olan, terör örgütü üyeleri tarafından kulanılan bylock programını kullanarak örgütün kuruluş amaçlarını, faaliyet ve eylemlerini benimseyip gönüllü olarak örgüt hiyerarşisine dahil olduğu anlaşılmıştır.

Yukarıda ayrıntılarıyla sunulan tüm bilgi ve belgelerdeki delillere göre sanık ...'in'in FETÖ/PDY Terör Örgütünün amaçları doğrultusunda hareket ettiği ve örgüt üyesi olduğu, anlaşılmakla, sanığın yukarıda belirtildiği üzere 17 Aralık soruşturmalarında da sanık olduğu ve yukarıda yapılan değerlendirmelerin bu bölüm içinde geçerli olduğu değerlendirilerek; sanığın eylemlerinin silahlı terör örgütü üyeliği bağlamında “geçitli suç” kavramı da göz önüne alınarak TCK’nın 312. Maddesinde belirtilen suça sübut verdiği, bu suçu işlemesi sırasında da sanığın yapılan usulsüz dinleme ve takiplerle Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri elde ettiği, bu bağlamda; Başbakan Mit Müsteşarı buluşması, Çek Cumhuriyetinde yapılan enerji ihalesi görüşmeleri görüntülerinin elde edilmesi şeklinde gerçekleşen eylemler nedeniyle sanığın TCK’nın 328. Maddesinde belirtilen siyasal veya askerî casusluk suçundan sorumlu olduğu, ayrıca yukarıda da bahsedildiği üzere, kamara kayıtlarından da anlaşıldığı şekilde; sanığın, diğer bazı sanıklarla soruşturmaya konu evrakları sıralı amirlerinden kaçırarak götürmesi şeklindeki eylemininde TCK’nın 205. Maddesinde düzenlenen resmî belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemek suçuna sübut vereceği tespit edilmiştir.

  1. Sanık ...:

Sanığın olay tarihinde Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliğinde Dinleme Kısım Amiri olarak görev yaptığı, Şube Müdürlüğü uhdesinde yürütülen CMK 135 maddesi gereğince alınan kararların uygulanması, takibi, sonlandırılması, imhasından ve bu süreç içerisinde memurların denetimi ve koordinesinden adli makamlara ve üstlerine karşı sorumlu olarak görev yaptığı,

Sanığın suça konu soruşturmalarda etkin şekilde rol aldığı, görevi gereği usulsüz yapılan teknik takip ve izlemelerin yapıldığı büronun kısım amiri olduğu, 17 Aralık operasyonları sonrasında Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünün görüntüleri ile ilgili olarak tutulan tutanağa göre; sanıkların farklı amaç ve aidiyetlerini gösterir şekilde; 18.10.2014 tarihinde saat 13:07:50 sıralarında Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğüne yeni atanan Şube Müdürü Hakan SIRALI’nın makam odasında bulunduğu esnada, Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliğinde görevli rütbeliler Komiser ..., Başkomiser ... ve Başkomiser ...’nın kapıdan şube müdürünün bulunduğu koridor ve odasını gözetledikleri, bu esnada görüntülerden anlaşıldığı kadarıyla Emniyet Amiri... tarafından Şube müdürünün bulunduğu koridor ve yeni atanan şube müdürünün odası gözetlenerek, şube müdürünün dosyaları görmemesi amacıyla torbaları taşıyan memurlara...’in yön gösterdiği, dosyaları taşıyan memurların ise Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliğinde görevli polis memurları Şakir PARPAR ve Ufuk SAĞDIÇ oldukları, bu memurların...’in gösterdiği yön doğrultusunda kucaklarındaki torbalar ile birlikte koşarak şubenin arka kapısına yöneldiklerinin tespit edildiği, bahse konu görüntülerde torbaların ağızlarının bağlı olduğu ama mühürlü olup olmadığı tespit edilemediği,

Bahse konu görüntüler incelendiğinde torbaların giriş anından, çıkış anına kadar mevcut personelde bir panik hali ve telaş göründüğü, yeni atanan şube müdürüne bu torbaları göstermeme gibi bir durum olduğu düşünülmektedir. Torbalardan birini taşıyan memurlardan Ufuk SAĞDIÇ saat 13:12:22 sıralarında şubenin arka kapısından giriş yapıp saat 13:19:02 sıralarında Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliğinden aldığı mavi klasörle saat 13:19:40 sıralarında şube arka çıkış kapısını kullanarak çıktığı tespit edilmiştir. 19.12.2013 tarihi saat 17:36:33 sıralarında Başkomiser ...’in Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliği kapsını açıp koridoru gözetlediği, bu sırada arkasından gelen Başkomiser ...’nın, ... tarafından açılan kapıdan birlikte koridoru gözetledikleri, görüntülerden anlaşıldığı üzere koridorda herhangi bir rütbeli personelin olmadığı kanaatine varıldıktan sonra Polis Memurları ... ve ... tarafından büyük iki çuvalın şube arka kapısı kullanılarak şubeden çıkış yaptıkları tespit edilmiştir.

Sanık ...sürecin aktif elemanlarından olduğu, bilgisayar ve teknolojiye ilgisi olduğu, Gizli tanık Fatih’in beyanına göre; “Başbakanlık Danışmanlarının hiçbir suçlarının olmadığı halde sırf Başbakan' ı daha etraflı dinleyebilmek için bunlar hakkında dinleme kararı aldıklarını, hatta Fatih Komiser' in bize ileride sorarlarsa Başbakanlık telefonlarını niye dinlediniz, danışmanları niye dinlediniz diye ...' a sorduklarını, bir şey deriz geçer gider diye cevap verdiğini, “...' ın Sabri isimli arkadaşı ile görüştüğünü, ‘size bir şey sorarlarsa biz bir şey bilmiyoruz, amirlerimiz ne dediyse onu yaptık dersiniz' dediğini; ayrıca ...'ın bütün bilgisayarlara format emri verdiğini ve bunu wipe denilen ve geri dönüştürülmesi mümkün olmayan bir programla yapıldığını” beyan ettiği, buna göre sanık ...’ın bütün büroya wipe programı kurulup, verilerin silinmesini, evrakın imhasını, bürodan kaçırılmasını aktif olarak organize ettiği, Dinlemelerle ilgili bütün usulsüzlükler kendisine bağlı dinleme kısım amirliği görevlilerince yapıldığı,

Birleşen dosya (... 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/160 esas sayılı dosyası) ile ilgili olarak; teknik takip biriminde dinleme işleminde görev yapan diğer sanıklar Mehmet Bali, Sedat Öztürk ve...'ın dinleme ile elde ettiği verilerin hangi seslerin tape yapılmak üzere ayrıldığı ve tape yapılacak bu seslerin içeriğini kontrol ederek en alt birimde görev alan ve dinleme yapan polis memurlarının söz konusu ses kayıtlarını tape yapmak üzere talimat verdiği, ayrıca bu talimatı silsile halinde üst birimlerle de paylaşıldı şeklindeki anlatımları karşısında teknik takip kısım amiri olarak dinleme verilerinden haberinin olduğu anlaşılmıştır.

Sonuç olarak diğer sanıklarla birlikte sanığın da içinde bulunduğu grubun; soruşturma yaparken CMK hükümlerine aykırı olarak suçla ilgisi olmayan kişileri dinlemeye aldıkları, dinlemeler esnasında kesinti yaptıkları, nöbetçi hâkimi bypass ederek, kendi istedikleri hâkimlerden karar aldıkları, dinlemeler esnasında usule aykırı olarak tesadüfen elde edilen delillerle ilgili olarak CMK 138/2 deki emredici kurallara aykırı davrandıkları, yasama dokunulmazlığı olan Başbakan, Bakanlar ve Milletvekilleri hakkında dinleme kararı olmadığı halde dinleme işlemi yaptıkları, sesleri tape haline getirdikleri ve bir kısmı hakkında suç isnadında bulundukları, Başbakanın Kısıklı’da bulunan evinde ve ... Resmi Konuttaki görüşmelerini CELL bilgilerinden yararlanmak suretiyle takip ettikleri ve tutanağa bağladıkları, Başbakan ve Mit Müsteşarının Haliç Kongre Merkezindeki toplantılarına ait görüşmelerini usulsüz olarak elde edip basına sızdırdıkları, bir kısım iş adamlarını ve Yargı mensubunu mensubiyet bilinciyle korudukları ve suç teşkil edebilecek görüşmelerini tape yapmadıkları ve ilgili mercilere bildirmedikleri, soruşturmayı amirlerinden sakladıkları, önemli gördükleri evrakı ve dijital verileri usulsüz olarak imha ettikleri, devletin enerji politikalarına yönelik çalışmalarını takip ettikleri, ilgililerini dinledikleri ve toplantılarını takip ederek elde ettikleri bilgileri basına servis ettikleri, sanığın bulunduğu konum itibariyle yapılan eylemlerden haberi olduğu ve söz konusu eylemlere iştirakininbulunduğu anlaşılmıştır.

Bylock tespit tutanağına göre; sanık ...'ın kullandığı (5058130382) (5069473600) numaralı hat üzerinden, 3342 ID numarası ve "demirhan" kullanıcı adı altında ilk log tarihi olan (29/10/2014) (11/08/2014) tarihinden itibaren, mesaj ve mail aldığı, gelen giden aramalarının bulunduğu, aynı grupta birlikte bulunduğu (eklediği/eklendiği) kişilerle irtibat halinde olduğu, bu şekilde sanığın FETÖ/PDY Terör örgütünün gizli haberleşme programı olan, terör örgütü üyeleri tarafından kulanılan bylock programını kullanarak örgütün kuruluş amaçlarını, faaliyet ve eylemlerini benimseyip gönüllü olarak örgüt hiyerarşisine dahil olduğu anlaşılmıştır.

Yukarıda ayrıntılarıyla sunulan tüm bilgi ve belgelerdeki delillere göre sanık ...'ın FETÖ/PDY Terör Örgütünün amaçları doğrultusunda hareket ettiği ve örgüt üyesi olduğu anlaşılmakla, sanığın yukarıda belirtildiği üzere 17 Aralık soruşturmalarında da sanık olduğu ve yukarıda yapılan değerlendirmelerin bu bölüm içinde geçerli olduğu değerlendirilerek; sanığın eylemlerinin silahlı terör örgütü üyeliği bağlamında “geçitli suç” kavramıda göz önüne alınarak TCK’nın 312. Maddesinde belirtilen suça sübut verdiği, bu suçu işlemesi sırasında da sanığın yapılan usulsüz dinleme ve takiplerle Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri elde ettiği, bu bağlamda; Başbakan Mit Müsteşarı buluşması, Çek Cumhuriyetinde yapılan enerji ihalesi görüşmeleri görüntülerinin elde edilmesi şeklinde gerçekleşen eylemler nedeniyle sanığın TCK’nın 328. Maddesinde belirtilen siyasal veya askerî casusluk suçundan sorumlu olduğu, ayrıca yukarıda da bahsedildiği üzere, kamara kayıtlarından da anlaşıldığı şekilde; sanığın, diğer bazı sanıklarla soruşturmaya konu evrakları sıralı amirlerinden kaçırarak götürmesi şeklindeki eylemininde TCK’nın 205. Maddesinde düzenlenen resmî belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemek suçuna sübut vereceği tespit edilmiştir.

  1. Sanık ...:

Sanığın olay tarihinde Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliğinde Dinleme Kısım Amiri olarak görev yaptığı; Şube Müdürlüğü uhdesinde yürütülen CMK 135 maddesi gereğince alınan kararların uygulanması, takibi, sonlandırılması, imhasından ve bu süreç içerisinde memurların denetimi ve koordinesinden adli makamlara ve üstlerine karşı sorumlu olarak görev yaptığı,

Sanık ...’nın dosya kapsamında görev almadığını iddia etmiş ancak TİB tarafından gönderilen log kayıtları incelendiğinde sanığın 34 TM 00052 sayılı aidiyeti ile giriş yaptığı tespit edilmiştir.

Sanığın dosya kapsamında Teknik Takip Büro Amirliğinde dinleme kısım amiri olarak çalıştığı, dosya kapsamından haberinin olduğu ayrıca Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünün görüntüleri izlenildiğinde ise yeni atanan Adli Kolluk Sorumlusu Şube Müdürünün bilgisi olmadan evrakın çıkarılmasında yardımcı olduğnun görüldüğü,

Sanığın suça konu soruşturmalarda etkin şekilde rol aldığı, görevi gereği usulsüz yapılan teknik takip ve izlemelerin yapıldığı büronun kısım amiri olduğu, 17 Aralık operasyonları sonrasında Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünün görüntüleri ile ilgili olarak tutulan tutanağa göre; sanıkların farklı amaç ve aidiyetlerini gösterir şekilde; 18.10.2014 tarihinde saat 13:07:50 sıralarında Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğüne yeni atanan Şube Müdürü Hakan SIRALI’nın makam odasında bulunduğu esnada, Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliğinde görevli rütbeliler Komiser ..., Başkomiser ... ve Başkomiser ...’nın kapıdan şube müdürünün bulunduğu koridor ve odasını gözetledikleri, bu esnada görüntülerden anlaşıldığı kadarıyla Emniyet Amiri... tarafından Şube müdürünün bulunduğu koridor ve yeni atanan şube müdürünün odası gözetlenerek, şube müdürünün dosyaları görmemesi amacıyla torbaları taşıyan memurlara...’in yön gösterdiği, dosyaları taşıyan memurların ise Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliğinde görevli polis memurları Şakir PARPAR ve Ufuk SAĞDIÇ oldukları, bu memurların...’in gösterdiği yön doğrultusunda kucaklarındaki torbalar ile birlikte koşarak şubenin arka kapısına yöneldiklerinin tespit edildiği, bahse konu görüntülerde torbaların ağızlarının bağlı olduğu ama mühürlü olup olmadığı tespit edilemediği,

Bahse konu görüntüler incelendiğinde torbaların giriş anından, çıkış anına kadar mevcut personelde bir panik hali ve telaş göründüğü, yeni atanan şube müdürüne bu torbaları göstermeme gibi bir durum olduğu düşünülmektedir. Torbalardan birini taşıyan memurlardan Ufuk SAĞDIÇ saat 13:12:22 sıralarında şubenin arka kapısından giriş yapıp saat 13:19:02 sıralarında Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliğinden aldığı mavi klasörle saat 13:19:40 sıralarında şube arka çıkış kapısını kullanarak çıktığı tespit edilmiştir. 19.12.2013 tarihi saat 17:36:33 sıralarında Başkomiser ...’in Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliği kapsını açıp koridoru gözetlediği, bu sırada arkasından gelen Başkomiser ...’nın, ... tarafından açılan kapıdan birlikte koridoru gözetledikleri, görüntülerden anlaşıldığı üzere koridorda herhangi bir rütbeli personelin olmadığı kanaatine varıldıktan sonra Polis Memurları ... ve ... tarafından büyük iki çuvalın şube arka kapısı kullanılarak şubeden çıkış yaptıkları tespit edilmiştir.

19.12.2013 tarihi saat 17:36:33 sıralarında Başkomiser ...’in Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliği kapsını açıp koridoru gözetlediği; bu sırada arkasından gelen Başkomiser ...’nın, ... tarafından açılan kapıdan birlikte koridoru gözetledikleri; görüntülerden anlaşıldığı üzere koridorda herhangi bir rütbeli personelin olmadığı kanaatine varıldıktan sonra Polis Memurları ... ve ... tarafından büyük iki çuvalın şube arka kapısı kullanılarak şubeden çıkış yaptıkları tespit edilmiştir. Sanık ... teknik takip dinleme kısım amirliğinde görev yapmaktadır. ...’e bağlı çalışmaktadır. Başka kısıma baktığını iddia etse de 2012/656 sayılı dosyada log kayıtlarında dinleme işlemi yaptığına dair bulgulara ulaşıldığı gibi evraklarla da irtibatı tespit edilmiştir.

Birleşen dosya (... 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/160 esas sayılı dosyası) ile ilgili olarak; ... ile ilgili iddianamede ayrıntılı şekilde anlatıldığı şekilde gerek özel hayat ile ilgili gerekse yasama dokunulmazlığı ile ilgili telefon dinlemelerinin tape yapılması aşamalarının tamamında silsile halinde bilgi sahibi olduğu,

Sonuç olarak diğer sanıklarla birlikte sanığın da içinde bulunduğu grubun; soruşturma yaparken CMK hükümlerine aykırı olarak suçla ilgisi olmayan kişileri dinlemeye aldıkları, dinlemeler esnasında kesinti yaptıkları, nöbetçi hâkimi bypass ederek, kendi istedikleri hâkimlerden karar aldıkları, dinlemeler esnasında usule aykırı olarak tesadüfen elde edilen delillerle ilgili olarak CMK 138/2 deki emredici kurallara aykırı davrandıkları, yasama dokunulmazlığı olan Başbakan, Bakanlar ve Milletvekilleri hakkında dinleme kararı olmadığı halde dinleme işlemi yaptıkları, sesleri tape haline getirdikleri ve bir kısmı hakkında suç isnadında bulundukları, bir kısım iş adamlarını ve Yargı mensubunu mensubiyet bilinciyle korudukları ve suç teşkil edebilecek görüşmelerini tape yapmadıkları ve ilgili mercilere bildirmedikleri, soruşturmayı amirlerinden sakladıkları, önemli gördükleri evrakı ve dijital verileri usulsüz olarak imha ettikleri, devletin enerji politikalarına yönelik çalışmalarını takip ettikleri, ilgililerini dinledikleri ve toplantılarını takip ederek elde ettikleri bilgileri basına servis ettikleri, sanığın bulunduğu konum itibariyle yapılan eylemlerden haberi olduğu ve söz konusu eylemlere iştirakininbulunduğu anlaşılmıştır.

Bylock tespit tutanağına göre; sanık ...'nın kullandığı 5067634750 numaralı hat üzerinden, 102169 ID numarası ve "6977" kullanıcı adı altında ilk log tarihi olan 28/11/2014 tarihinden itibaren, mesaj ve mail aldığı, gelen giden aramalarının bulunduğu, aynı grupta birlikte bulunduğu (eklediği/eklendiği) kişilerle irtibat halinde olduğu, yine sanığın kullandığı 5053860340 numaralı hat üzerinden, 1820 ID numarası ve "ARPACI" kullanıcı adı altında ilk log tarihi olan 24/11/2014 tarihinden itibaren, mesaj ve mail aldığı, gelen giden aramalarının bulunduğu, aynı grupta birlikte bulunduğu (eklediği/eklendiği) kişilerle irtibat halinde olduğu, bu şekilde sanığın FETÖ/PDY Terör örgütünün gizli haberleşme programı olan, terör örgütü üyeleri tarafından kulanılan bylock programını kullanarak örgütün kuruluş amaçlarını, faaliyet ve eylemlerini benimseyip gönüllü olarak örgüt hiyerarşisine dahil olduğu anlaşılmıştır.

Yukarıda ayrıntılarıyla sunulan tüm bilgi ve belgelerdeki delillere göre sanık ...'nın FETÖ/PDY Terör Örgütünün amaçları doğrultusunda hareket ettiği ve örgüt üyesi olduğu, anlaşılmakla, sanığın yukarıda belirtildiği üzere 17 Aralık soruşturmalarında da sanık olduğu ve yukarıda yapılan değerlendirmelerin bu bölüm içinde geçerli olduğu değerlendirilerek; sanığın eylemlerinin silahlı terör örgütü üyeliği bağlamında “geçitli suç” kavramı da göz önüne alınarak TCK’nın 312. Maddesinde belirtilen suça sübut verdiği, bu suçu işlemesi sırasında yukarıda da bahsedildiği üzere, kamara kayıtlarından da anlaşıldığı şekilde; sanığın, diğer bazı sanıklarla soruşturmaya konu evrakları sıralı amirlerinden kaçırarak götürmesi şeklindeki eylemininde TCK’nın 205. Maddesinde düzenlenen resmî belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemek suçuna sübut vereceği tespit edilmiştir.

  1. Sanık ...:

Sanığın olay tarihinde Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Nitelikli Dolandırıcılık Büro Amiri olarak görev yaptığı, Büro Amirliğinin çalışma alanına giren adli ve idari konularla ilgili koordinasyonu sağlamak ve memurları denetlemekten adli makamlara ve üstlerine karşı sorumlu olarak görev yaptığı,

Sanık ...’in 31.12.2013 tarihinde Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü görevlilerince tanzim edilen tutanakta; “19.11.2013 tarihinde dönemin sıralı amirlerinin bilgisi dâhilinde Bilgi İşlem Memurlarına (10) adet bilgisayarın temin edilerek Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü nezdindeki 14 numaralı odaya kurulması ve bu bilgisayarlara “Komnet” hattının çekilmesi talimatının verildiği, konuyla ilgili olarak Bilgi İşlem Şube Müdürlüğü’ nden temin edilen ve depoda geçici olarak bekletilen, daha önce hiç kullanılmamış (7) adet Monitör ile (7) adet bilgisayar kasasının depodan alınarak 14 numaralı odaya taşındıkları, gerekli alt yapı ve hattın çekilmesi sonrası bilgisayarların kullanıcılara kurulu halde teslim edildikleri, akabinde dönemin Nitelikli Dolandırıcılık Büro Amirliğinde görevli Komiser Yardımcısı Hüseyin KORKMAZ tarafından Bilgi İşlem Memurlarına, kendisine zimmetli olan (1) adet monitör ile (1) adet bilgisayar kasasının Nitelikli Dolandırıcılık Büro Amirliğinden alınarak 14 numaralı odaya getirilip kullanıma hazır hale getirilmesi talimatının verildiği, ek olarak Sahtecilik Büro Amirliğinde görevli Komiser Yardımcısı ...’in Sahtecilik Büro Amirliğinde kullandığı (2) adet bilgisayar ile (2) adet monitörün belirtilen yerden alınarak 14 numaralı odaya kurulumunun yapılmasını istemesi üzerine Bilgi İşlem Büro personelince kurulumların yapıldıkları, bu eklemelerle 14 numaralı odaya toplam (10) adet bilgisayar kurulumunun yapılarak ilgili görevlilere teslim edildikleri, akabinde 30.12.2013 tarihinde kapısı kilitli olarak tutulan 14 numaralı oda Şube Müdürlüğünde görevli Bilgi İşlem Büro memurlarınca açılarak bilgisayar sayımı yapıldığında; (5) adet bilgisayar kasası ve (5) adet monitörün odada bulunduğu tespit edilmiş, ancak daha önce kurulumu yapılarak teslim edilen (5) adet bilgisayar ve (5) adet monitörün yerinde olmadıkları tespit edilmiş, bu hususta yapılan arama neticesinde (2) adet bilgisayar ve (2) adet monitörün Sahtecilik Büro Amirliğine, (2) adet bilgisayar ve (2) adet monitörün de Nitelikli Dolandırıcılık Büro Amirliğine geri götürüldükleri tespit edilmiş, daha önce depodan alınarak 14 No’lu odada kurulumu yapılan bilgisayarlardan HP marka COMPAQ ELITE 8300 MT PC ALL model TRF2450ZWX seri numaralı bilgisayarın yapılan tüm aramalara rağmen bulunamadığı, kime zimmetli olduğu araştırıldığında ise 21.11.2013 günü Nitelikli Dolandırıcılık Büro Amirliğinde görev yapan Komiser Yardımcısı Hüseyin KORKMAZ’a İdari Büro Amirliğince teslim edildiği, tespiti yapılan (9) bilgisayar kasasının Bilgi İşlem Büro personelince muhafaza altına alınarak mühürlendiği” anlaşılmıştır. Daha sonra bulunamayan (1) adet bilgisayarla ilgili yapılan çalışmalarda daha önce Komiser Yardımcısı Hüseyin KORKMAZ ile aynı ekipte çalışan Yolsuzluk Büro Amirliğinde görevli 274788 sicil sayılı Polis Memuru ...’nun 31.12.2013 günü İdari Büro Amirliğinde görevli 329270 sicil sayılı Polis Memuru Servet ACUN’ dan bilgisayarın marka, model ve seri numarasını aldığı, akabinde Yolsuzluk Büro Amirliğinde görevli ... ve Yasin YILMAZ isimli polis memurlarınca yapılan aramalarda kayıp olan bilgisayar kasasının Yolsuzluk Büro Amiri’nin kullanımına tahsis edilen 9 numaralı odada pencere ve masa arasında bulunduğunu Bilgi İşlem Büro Amirliğinde görevli Veysel TOLUNGÜÇ isimli Polis Memuruna bildirdikleri ve kendisinin de bahse konu odaya girerek kayıp olan bilgisayarın belirtilen yerde olduğunu tespit ettiği anlaşılmıştır.

Bazı haber sitelerinde 27.12.2013 itibarıyla Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğüne ait bilgisayarların kurcalandıkları yönünde haberler görülmesi üzerine Şube Müdürlüğü personelince konunun müspet ya da menfi olup olmadığı araştırıldığında Nitelikli Dolandırıcılık Büro Amirliği görevlilerinden bazılarının, kullanmış olduğu odalardaki bilgisayarların üzerinde oynandığı ve çeşitli şikâyetler içeren tutanaklar tuttukları öğrenilmiş, fakat bu tutanaklar istenildiğinde 28.12.2013 günü saat:12.00 sıralarında Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü makamına bırakıldığı fakat tutanakların 22.12.2013 ve 23.12.2013 günleri sabah saatlerinde yapılan bir takım tespitleri içerdiği, 24.12.2013 tarihli olarak sonlandırıldıkları ve Büro Amiri ... tarafından da görüldü olarak imzalandığı anlaşılmış, sonuç itibarıyla tutanakların 23 24.12.2013 günlerini içermesine rağmen ne ilgili tutanak sahiplerince ne de ilgili Büro Amirince Şube Müdür Yardımcısı ya da Şube Müdürü makamına üst yazı ile gönderilmediği veya elden teslim edilmediği anlaşılmıştır. Bilgisayarların kullanıcısı olan polis memurları tarafından Nitelikli Dolandırıcılık Büro Amirliğine hitaben düzenlenen raporlar Büro Amiri ... tarafından “GÖRÜLDÜ” yapılarak imzalandıkları tespit edilmiştir.

Sanığın büro amiri olarak çalıştığı dönemde, bürosu uhdesinde kullanılan ve daha sonra üzerilerinde oynandığı iddia edilen ve bu konunun da basına sızdığı bilgisayarlar ile ilgili olarak, büro personeli tarafından 24.12.2013 tarihinde tutulan tutanaklarda ‘görüldü’ ibareli imzası olduğu ve bu konuların basına sızmasının akabinde 28.12.2013 tarihinde Şube Müdürü özel kalemine raporların bırakıldığı anlaşılmıştır.

Sanık yeni atanan personel ile kendisinin bağlı olduğu yapının elemanlarının yer değiştirmesi sonucu oluşan ortamdan dolayı kendi bünyesinde çalışmış olduğu personele tutanak tutturduğu bu tutanak kumpası ile basına sızdırdıkları evraklarla ilgili ve oluşan ortamdan kaynaklı olarak yeni gelen çalışanların farklı bir amaç doğrultusunda hareket ettikleri yönünde kamuoyu oluşturmaya çalıştığı görülmekle birlikte, bu hareketin içinde yine kendisi ile çalışan diğer samıklar... ve Mustafa ŞİMŞEK’in de olduğu değerlendirilmiştir.

Bilgisayar ile ilgili evraklar incelendiğinde sanık ...’in Hüseyin KORKMAZ’ın kullanımında olduğunu bildiği ve özel olarak hazırladıkları odada bulunan bilgisayarı alarak yeni gelen personele zimmetleyerek delillere ulaşılmasının önüne geçme yönünde bir irade sergilediği, bahse konu bilgisayarın incelenmesinde ise yukarıda genel gerekçede de anlatılan SPARK programında “Kabineyi burada toplayacağız” ifadesinin çıktığı görülmüştür.

Sanık...’ın alınan ifadesinde kendisinin 25 Aralık 2013 günü amiri ..., Muammer Akkaş'ın yanına gitmesine dair kendisine talimat verdiğini beyan etmiş, tanık ifadesine başvurulan...’ın ifadesinde içerisinde gözaltı listesi olan kapalı zarfı mühürlü vaziyette kapıda bekleyen başkomiser ...'e verdiklerini, ... zarfı alırken yeni ekibi kastederek "üstlerimiz bu işe ne der diye mırın kırın "ettiğini söylediği sözlerden bu işlere kimse yanaşmıyor diye bir anlam çıktığını Mehmet Akif öyle deyince savcı beyde "yapacak bir şey yok "dediğini beyan etmiştir. Sanık ...’in yapmış olduğu eylemlerde dosyanın muhteviyatından haberi olduğu ve yeni atanan adli kolluk sorumlusu olan şube müdürünün bilgisi dışında hareket ederek kendisinin çalışmakta olduğu Emniyet Teşkilatının hiyerarşik yapısının dışında, hareket ettiği açıkça görülmektedir.

17 Aralık sonrasında Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü yönetim kadrosunun Bakanlık yetkilileri tarafından hızla değiştirilmesi sonrasında, paralel yapı elemanlarının tasfiyeye uğraması üzerine ve şube müdürü ve yardımcılarının görevlerinden alınmalarını müteakip, Muammer Akkaş tarafından eyleme konulmaya çalışılan 25 Aralık dosyasını aslında kendi bürosunun soruşturması olmadığı halde sanık ... tarafından işleme konulmaya çalışıldığı, sanık gerek soruşturmanın başlaması aşamasında gerek bilgisayarlarla ilgili tasarruflarından tam bir irade birliği içinde FETÖ/PDY terör örgütü mensubu sanıklarla birlikte hareket ettiği anlaşılmaktadır. Sanığın mahkeme kararıyla dinlenen telefon kayıtlarında sürekli olarak hükümetin düşmesi gerektiği, hükümetin düştüğünde bu yapılanların hesabının sorulacağını belirtir konuşmalar yaptığı tespit edilmiştir.

17 Aralık soruşturması akabinde Mali Şubede görev yapan FETÖ mensuplarının görev yerlerinin değiştirilmesini müteakiben 25 Aralık soruşturmasını yapmak isteyen savcı ile irtibata geçerek soruşturmanın akamete uğramaması için gayret sarf ettiği, Kamil Adanır isimli polis memurunu çağırarak soruşturmaya ilişkin evrakın tamamlanmasına yardımcı olduğu, savcının Mali Şubede görev değişikliğinden dolayı örgüte bağlı çalışan bulamamasından dolayı operasyonun yapılması için irtibatı sağladığı, bu şekilde bütün eylemlere iştirakinin olduğu anlaşılmıştır.

Bylock tespit tutanağına göre; sanık ...'in üzerine kayıtlı olan ve kendisinin kullandığını beyan ettiği 5442405145 nolu 359845051451890 İMEİ numaralı hat ile ilk tespit tarihi 15/08/2014 olmak üzere FETÖ/PDY Terör örgütünün gizli haberleşme programı olan, terör örgütü üyeleri tarafından kulanılan bylock programını kullanarak örgütün kuruluş amaçlarını, faaliyet ve eylemlerini benimseyip gönüllü olarak örgüt hiyerarşisine dahil olduğu anlaşılmıştır.

Sonuç olarak diğer sanıklarla birlikte sanığın da içinde bulunduğu grubun; soruşturma yaparken CMK hükümlerine aykırı olarak suçla ilgisi olmayan kişileri dinlemeye aldıkları, dinlemeler esnasında kesinti yaptıkları, nöbetçi hâkimi bypass ederek, kendi istedikleri hâkimlerden karar aldıkları, dinlemeler esnasında usule aykırı olarak tesadüfen elde edilen delillerle ilgili olarak CMK 138/2 deki emredici kurallara aykırı davrandıkları, yasama dokunulmazlığı olan Başbakan, Bakanlar ve Milletvekilleri hakkında dinleme kararı olmadığı halde dinleme işlemi yaptıkları, sesleri tape haline getirdikleri ve bir kısmı hakkında suç isnadında bulundukları, Başbakanın Kısıklı’da bulunan evinde ve ... Resmi Konuttaki görüşmelerini CELL bilgilerinden yararlanmak suretiyle takip ettikleri ve tutanağa bağladıkları, Başbakan ve Mit Müsteşarının Haliç Kongre Merkezindeki toplantılarına ait görüşmelerini usulsüz olarak elde edip basına sızdırdıkları, bir kısım iş adamlarını ve Yargı mensubunu mensubiyet bilinciyle korudukları ve suç teşkil edebilecek görüşmelerini tape yapmadıkları ve ilgili mercilere bildirmedikleri, soruşturmayı amirlerinden sakladıkları, önemli gördükleri evrakı ve dijital verileri usulsüz olarak imha ettikleri, devletin enerji politikalarına yönelik çalışmalarını takip ettikleri, ilgililerini dinledikleri ve toplantılarını takip ederek elde ettikleri bilgileri basına servis ettikleri, sanığın bulunduğu konum itibariyle yapılan eylemlerden haberi olduğu ve söz konusu eylemlere iştirakininbulunduğu anlaşılmıştır.

Yukarıda ayrıntılarıyla sunulan tüm bilgi ve belgelerdeki delillere göre sanık ...'in FETÖ/PDY Terör Örgütünün amaçları doğrultusunda hareket ettiği ve örgüt üyesi olduğu, anlaşılmakla sanığın yukarıda belirtildiği üzere 17 Aralık soruşturmalarında da sanık olduğu ve yukarıda yapılan değerlendirmelerin bu bölüm içinde geçerli olduğu değerlendirilerek; sanığın eylemlerinin silahlı terör örgütü üyeliği bağlamında “geçitli suç” kavramı da göz önüne alınarak TCK’nın 312. Maddesinde belirtilen suça sübut verdiği, bu suçu işlemesi sırasında da sanığın yapılan usulsüz dinleme ve takiplerle Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri elde ettiği, bu bağlamda; Başbakan Mit Müsteşarı buluşması, Çek Cumhuriyetinde yapılan enerji ihalesi görüşmeleri görüntülerinin elde edilmesi şeklinde gerçekleşen eylemler nedeniyle sanığın TCK’nın 328. Maddesinde belirtilen siyasal veya askerî casusluk suçundan sorumlu olduğu tespit edilmiştir.

  1. Sanık ...:

Sanığın olay tarihinde Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Sahtecilik Suçları Büro Amiri olarak görev yaptığı, Büro Amirliğinin çalışma alanına giren adli ve idari konularla ilgili koordinasyonu sağlamak ve memurları denetlemekten adli makamlara ve üstlerine karşı sorumlu olarak görev yaptığı,

Sanık ...’un 15.12.2013 günü tarafından paraflanarak ... Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilen 2012/656 sayılı soruşturma dosyasında, parafı bulunan ...’in görev listesinde hafta izinli gösterildiği, sanığın ise 13.12.2013 tarihinde Kayseri İlinde geçirilmek üzere ölüm sebebiyle (7) gün mazeret iznine ayrıldığı ve 20.12.2013 günü gelerek göreve başladığı halde parafının bulunduğu, sanığın parafının bulunduğu söz konusu soruşturma evraklarında; Başbakan, Bakanlar, Milletvekilleri gibi yasama dokunulmazlığı olan bir çok kişinin, yasama dokunulmazlığı kavramı hiçe sayılarak isimlerinin yer aldığı.

Belirtildiği üzere Sanığın fezlekede sahte tarihli parafının olduğu, fezlekeyi kendisine bağlı olarak çalışan Fatih Yiğit’in hazırladığı, yine değer bir sanık olan ...'nun mahiyetinde çalıştığı, hazırlanan usulsüz evrakların tanziminde çok sayıda imzası ve parafı bulunduğu,

Sanık ...’ un Sahtecilik Büro Amirliği yaptığı dönemde; kendi sorumluluğunda çalışan Hayrettin CAN’ın yetkisi olmadan özel olarak hazırlamış oldukları odada çalışırken aidiyet numarası olmadan dinleme yaptığını, alınan ifadesinde beyan etmekle birlikte bu husustan üstlerinden talimat aldığını da ifade ettiği,

Birleşen dosya (... 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/160 esas sayılı dosyası) ile ilgili olarak; ... Cumhuriyet Başsavcılığına yazılan 04/10/2013 tarihli 47909374 16817.(62395)13/535835 sayılı ihbarla ilgili sahtecilik büro görevlisi tarafından düzenlenen rapora istinaden sekiz şüpheliye ait on ayrı telefonun dinlenmesi ile ilgili Sahtecilik Büro Amiri sıfatıyla Mali Şube Müdür yardımcısı ...'nun uygunluk ve Mali Şube Müdürü ...,'nın uygunluk şerhi verilen teknik büro amirliğine sunulmak üzere sekiz şüpheliye ait on ayrı telefonun dinlenmesi içerikli Sahtecilik Büro görevlisi ...'in düzenlediği raporu teyit edici nitelikte talep yazısında imzasının bulunduğu,

Sonuç olarak diğer sanıklarla birlikte sanığın da içinde bulunduğu grubun; soruşturma yaparken CMK hükümlerine aykırı olarak suçla ilgisi olmayan kişileri dinlemeye aldıkları, dinlemeler esnasında kesinti yaptıkları, nöbetçi hâkimi bypass ederek, kendi istedikleri hâkimlerden karar aldıkları, dinlemeler esnasında usule aykırı olarak tesadüfen elde edilen delillerle ilgili olarak CMK 138/2 deki emredici kurallara aykırı davrandıkları, yasama dokunulmazlığı olan Başbakan, Bakanlar ve Milletvekilleri hakkında dinleme kararı olmadığı halde dinleme işlemi yaptıkları, sesleri tape haline getirdikleri ve bir kısmı hakkında suç isnadında bulundukları, Başbakanın Kısıklı’da bulunan evinde ve ... Resmi Konuttaki görüşmelerini CELL bilgilerinden yararlanmak suretiyle takip ettikleri ve tutanağa bağladıkları, Başbakan ve Mit Müsteşarının Haliç Kongre Merkezindeki toplantılarına ait görüşmelerini usulsüz olarak elde edip basına sızdırdıkları, bir kısım iş adamlarını ve yargı mensubunu mensubiyet bilinciyle korudukları ve suç teşkil edebilecek görüşmelerini tape yapmadıkları ve ilgili mercilere bildirmedikleri, soruşturmayı amirlerinden sakladıkları, önemli gördükleri evrakı ve dijital verileri usulsüz olarak imha ettikleri, devletin enerji politikalarına yönelik çalışmalarını takip ettikleri, ilgililerini dinledikleri ve toplantılarını takip ederek elde ettikleri bilgileri basına servis ettikleri, sanığın bulunduğu konum itibariyle yapılan eylemlerden haberi olduğu ve söz konusu eylemlere iştirakininbulunduğu anlaşılmıştır.

Bylock tespit tutanağına göre; sanık ...'un kullandığı 5059306644 numaralı hat üzerinden, 50891 ID numarası ve "nurcankunt" kullanıcı adı altında ilk log tarihi olan 08/11/2014 tarihinden itibaren, mesaj ve mail aldığı, gelen giden aramalarının bulunduğu, aynı grupta birlikte bulunduğu (eklediği/eklendiği) kişilerle irtibat halinde olduğu, yine sanık ...'un kullandığı 5054694109 numaralı hat üzerinden, 4601 ID numarası ve "habip" kullanıcı adı altında ilk log tarihi olan 14/08/2014 tarihinden itibaren, mesaj ve mail aldığı, gelen giden aramalarının bulunduğu, aynı grupta birlikte bulunduğu (eklediği/eklendiği) kişilerle irtibat halinde olduğu, bu şekilde sanığın FETÖ/PDY Terör örgütünün gizli haberleşme programı olan, terör örgütü üyeleri tarafından kulanılan bylock programını kullanarak örgütün kuruluş amaçlarını, faaliyet ve eylemlerini benimseyip gönüllü olarak örgüt hiyerarşisine dahil olduğu anlaşılmıştır.

Yukarıda ayrıntılarıyla sunulan tüm bilgi ve belgelerdeki delillere göre sanık ...'un FETÖ/PDY Terör Örgütünün amaçları doğrultusunda hareket ettiği ve örgüt üyesi olduğu anlaşılmakla, sanığın eylemlerinin silahlı terör örgütü üyeliği bağlamında “geçitli suç” kavramı da göz önüne alınarak TCK’nın 312. Maddesinde belirtilen suça sübut verdiği, bu suçu işlemesi sırasında da sanığın yapılan usulsüz dinleme ve takiplerle Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri elde ettiği, bu bağlamda; Başbakan Mit Müsteşarı buluşması, Çek Cumhuriyetinde yapılan enerji ihalesi görüşmeleri görüntülerinin elde edilmesi şeklinde gerçekleşen eylemler nedeniyle sanığın TCK’nın 328. Maddesinde belirtilen siyasal veya askerî casusluk suçundan sorumlu olduğu tespit edilmiştir.

  1. Sanık ...:

Sanığın olay tarihinde Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Sahtecilik Suçları Büro Amirliğinde Ekip Amiri olarak görev yaptığı, Büro Amirliğinin çalışma alanına giren adli ve idari konularla ilgili büro amiri tarafından verilen görevleri yerine getirmek hususunda, adli makamlara ve üstlerine karşı sorumlu olarak görev yaptığı,

15.12.2013 günü tarafından paraflanarak ... Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilen 2012/656 sayılı soruşturma dosyasında parafı bulunan ...’in görev listesinde hafta izinli gösterildiği, ...’un ise 13.12.2013 tarihinde Kayseri ilinde geçirilmek üzere ölüm sebebiyle (7) gün mazeret iznine ayrıldığı ve 20.12.2013 günü gelerek göreve başladığı halde parafının bulunduğu, sanığın parafının bulunduğu söz konusu soruşturma evraklarında; Başbakan, Bakanlar, Milletvekilleri gibi yasama dokunulmazlığı olan bir çok kişinin, yasama dokunulmazlığı kavramı hiçe sayılarak isimlerinin yer aldığı.

... 1 No’lu Hâkimlik (TMK 10. Maddesi ile görevli ) tarafından verilen 29.01.2014 tarih ve değişik iş no:2014/109 kararı ile inceleme yapılan ve sanık ... adına zimmetli olduğu anlaşılan (Dell_8R3FG4J_Seagate_9VP1D5GE_1TB ) seri numaralı bilgisayar ve hard diski ile ilgili düzenlenen inceleme raporunun 73. sayfasından itibaren belirtildiği üzere;

“Tespit edilen dosyalar” isimli klasörün içerisinde ise sırasıyla 1’ den 19’ a kadar numaralandırılmış 19(On dokuz) adet Word Belgesi olduğu görülmüştür.” Şeklinde belirtiltiği ve sanığın kullanımına ait bu bilgisayarda ki word belgelerinde, halkın iradesi ile defaatçe seçilen ve halen seçilmiş Cumhurbaşkanı olan ...’ın ismi “örgüt lideri olarak” geçtiği, yine bu belgelerde bakan, milletvekili olup yasama dokunulmazlığına haiz olan ve ayrı soruşturma ve kovuşturma usulüne tabi olan kişilerin isimlerinin geçtiği,

Sanık ...’in Sahtecilik Büro Amirliğinde çalıştığı, log kayıtlarında kendisine tahsis edilmiş olan aidiyet numarası ile de dosyada aktif olarak dinleme yaptığı, üzerine zimmetli bilgisayarda ve dosyada delil olarak bulunan flash diskteki verilerin örtüştüğü,

Sonuç olarak diğer sanıklarla birlikte sanığın da içinde bulunduğu grubun; soruşturma yaparken CMK hükümlerine aykırı olarak suçla ilgisi olmayan kişileri dinlemeye aldıkları, dinlemeler esnasında kesinti yaptıkları, nöbetçi hâkimi bypass ederek, kendi istedikleri hâkimlerden karar aldıkları, dinlemeler esnasında usule aykırı olarak tesadüfen elde edilen delillerle ilgili olarak CMK 138/2 deki emredici kurallara aykırı davrandıkları, yasama dokunulmazlığı olan Başbakan, Bakanlar ve Milletvekilleri hakkında dinleme kararı olmadığı halde dinleme işlemi yaptıkları, sesleri tape haline getirdikleri ve bir kısmı hakkında suç isnadında bulundukları, Başbakanın Kısıklı’da bulunan evinde ve ... Resmi Konuttaki görüşmelerini CELL bilgilerinden yararlanmak suretiyle takip ettikleri ve tutanağa bağladıkları, Başbakan ve Mit Müsteşarının Haliç Kongre Merkezindeki toplantılarına ait görüşmelerini usulsüz olarak elde edip basına sızdırdıkları, bir kısım iş adamlarını ve yargı mensubunu mensubiyet bilinciyle korudukları ve suç teşkil edebilecek görüşmelerini tape yapmadıkları ve ilgili mercilere bildirmedikleri, soruşturmayı amirlerinden sakladıkları, önemli gördükleri evrakı ve dijital verileri usulsüz olarak imha ettikleri, devletin enerji politikalarına yönelik çalışmalarını takip ettikleri, ilgililerini dinledikleri ve toplantılarını takip ederek elde ettikleri bilgileri basına servis ettikleri, sanığın bulunduğu konum itibariyle yapılan eylemlerden haberi olduğu ve söz konusu eylemlere iştirakininbulunduğu anlaşılmıştır.

Bylock tespit tutanağına göre; sanık ...'in kullandığı 5075802613 numaralı hat üzerinden, 46512 ID numarası ve "delikanlii" kullanıcı adı altında ilk log tarihi olan 11/08/2014 tarihinden itibaren, mesaj ve mail aldığı, gelen giden aramalarının bulunduğu, aynı grupta birlikte bulunduğu (eklediği/eklendiği) kişilerle irtibat halinde olduğu, sanık ...'in kullandığı numaralı hat üzerinden, 10895 ID numarası ve "kick" kullanıcı adı altında, mesaj ve mail aldığı, gelen giden aramalarının bulunduğu, aynı grupta birlikte bulunduğu (eklediği/eklendiği) kişilerle irtibat halinde olduğu, bu şekilde sanığın FETÖ/PDY Terör örgütünün gizli haberleşme programı olan, terör örgütü üyeleri tarafından kulanılan bylock programını kullanarak örgütün kuruluş amaçlarını, faaliyet ve eylemlerini benimseyip gönüllü olarak örgüt hiyerarşisine dahil olduğu anlaşılmıştır.

Yukarıda ayrıntılarıyla sunulan tüm bilgi ve belgelerdeki delillere göre sanık ...'in FETÖ/PDY Terör Örgütünün amaçları doğrultusunda hareket ettiği ve örgüt üyesi olduğu anlaşılmakla, sanığın eylemlerinin silahlı terör örgütü üyeliği bağlamında “geçitli suç” kavramı da göz önüne alınarak TCK’nın 312. Maddesinde belirtilen suça sübut verdiği, bu suçu işlemesi sırasında da sanığın yapılan usulsüz dinleme ve takiplerle Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri elde ettiği, bu bağlamda; Başbakan Mit Müsteşarı buluşması, Çek Cumhuriyetinde yapılan enerji ihalesi görüşmeleri görüntülerinin elde edilmesi şeklinde gerçekleşen eylemler nedeniyle sanığın TCK’nın 328. Maddesinde belirtilen siyasal veya askerî casusluk suçundan sorumlu olduğu tespit edilmiştir.

  1. Sanık ...:

Sanığın olay tarihinde Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliğinde İzleme Kısım Amirliğinde görev yaptığı, Şube Müdürlüğü uhdesinde yürütülen CMK 140 maddesi gereğince alınan kararların uygulanması, takibi ve bu süreç içerisinde memurların denetimi ve koordinesinden adli makamlara ve üstlerine karşı sorumlu olarak görev yaptığı,

Sanık ...’in ... Cumhuriyet Başsavcılığı (TMK 10. maddesi İle Görevli kapatılan) 2012/656 soruşturma dosyası ile ilgili olarak 06.12.2013 tarihli Ramazan Bingöl Restoranda fiziki takip tutanağında; 08.11.2013 tarihli TÜRGEV Genel Merkezindeki fiziki takip tutanağında; 24.10.2013 tarihli Hasırlı Restorana fiziki takip tutanağında; 01.08.2013 tarihli TÜRGEV Genel Merkezindeki fiziki takip; 22.07.2013 tarihli TÜRGEV Genel Merkezindeki fiziki takip tutanağında imzası bulunduğundan dosyada görev aldığı,

Emniyet Genel Müdürlüğü polis teftiş kurulu başkanlığının 2014/26 sayılı raporunda da tespit edildiği üzere il dışı Valilik onayı alınmadan, Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliğinde İzleme Kısmında görevli Polis Memurları Volkan DEMİRDELEN, Burhan İNÖNÜLÜ, Mahmut UÇAR ve ...’ in 15 19 Aralık 2013 tarihleri arasında herhangi bir yazı ve onay alınmadan ... iline gönderilmeleri ile ilgili sorumluluğunun olduğu,

Sanıkların savunmalarında özellikle ... İline gönderilen personelin yapılacak olan bir ihale ilgili takibe gittiklerini beyan ettikleri, ancak aynı zamanda ... İli Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünden de takip talebinde bulunmalarına rağmen daha sonrasında ...’dan personelin görev listesinde de gösterilmeden aynı adres için gönderildiği, ayrıca giden sanıkların baz hareketlerinde genelde bakanlıklar civarında oldukları, İçişleri Bakanlığından baz bilgisinin düştüğü, 15.12.2013 tarihinde soruşturma aşamasının bittiği ve savcı talimatı ile fezlekenin ve tüm dosyaların savcılığa teslim edildiği ifade edilmesine rağmen aynı dosya kapsamında suç tespitine yönelik çalışma yapmak üzere personel ekip aracı ile bir kısım sanıkların ... iline gönderildiği,

Dosya kapsamında ifadesine başvurulan bir kısım sanıkların tarassut kısmındaki evrakın imhası ile ilgili talimatı sanık ...’ten aldıklarını beyan ettikleri, bu durumun sanığın örgütle olan organik bağını ortaya koyduğu,

Sonuç olarak diğer sanıklarla birlikte sanığın da içinde bulunduğu grubun; fiziki takip kararlarının uygulanması esnasında kesinti yaptıkları, nöbetçi hâkimi bypass ederek, kendi istedikleri hâkimlerden karar aldıkları, Başbakanın Kısıklı’da bulunan evinde ve ... Resmi Konuttaki görüşmelerini CELL bilgilerinden yararlanmak suretiyle takip ettikleri ve tutanağa bağladıkları, Başbakan ve Mit Müsteşarının Haliç Kongre Merkezindeki toplantılarına ait görüşmelerini usulsüz olarak elde edip basına sızdırdıkları, soruşturmayı amirlerinden sakladıkları, önemli gördükleri evrakı ve dijital verileri usulsüz olarak imha ettikleri, devletin enerji politikalarına yönelik çalışmalarını takip ettikleri, ilgililerini dinledikleri ve toplantılarını takip ederek elde ettikleri bilgileri basına servis ettikleri, sanığın bulunduğu konum itibariyle yapılan eylemlerden haberi olduğu ve söz konusu eylemlere iştirakininbulunduğu anlaşılmıştır.

Bylock tespit tutanağına göre; sanık ...'in kullandığı 5076157601 numaralı hat üzerinden, 90418 ID numarası ve "tusubasa" kullanıcı adı altında ilk log tarihi olan 08/11/2014 tarihinden itibaren, mesaj ve mail aldığı, gelen giden aramalarının bulunduğu, aynı grupta birlikte bulunduğu (eklediği/eklendiği) kişilerle irtibat halinde olduğu, bu şekilde sanığın FETÖ/PDY Terör örgütünün gizli haberleşme programı olan, terör örgütü üyeleri tarafından kulanılan bylock programını kullanarak örgütün kuruluş amaçlarını, faaliyet ve eylemlerini benimseyip gönüllü olarak örgüt hiyerarşisine dahil olduğu anlaşılmıştır.

Yukarıda ayrıntılarıyla sunulan tüm bilgi ve belgelerdeki delillere göre sanık ...’in FETÖ/PDY Terör örgütünün amaçları doğrultusunda hareket ettiği ve örgüt üyesi olduğu anlaşılmakla, sanığın yukarıda belirtildiği üzere 17 Aralık soruşturmalarında da sanık olduğu ve yukarıda yapılan değerlendirmelerin bu bölüm içinde geçerli olduğu değerlendirilerek; sanığın eylemlerinin silahlı terör örgütü üyeliği bağlamında “geçitli suç” kavramı da göz önüne alınarak TCK’nın 312. Maddesinde belirtilen suça sübut verdiği, bu suçu işlemesi sırasında da sanığın yapılan usulsüz dinleme ve takiplerle Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri elde ettiği, bu bağlamda; Başbakan Mit Müsteşarı buluşması, Çek Cumhuriyetinde yapılan enerji ihalesi görüşmeleri görüntülerinin elde edilmesi şeklinde gerçekleşen eylemler nedeniyle sanığın TCK’nın 328. Maddesinde belirtilen siyasal veya askerî casusluk suçundan ve sanığın evrak imhasına katkısı dolayısıyla da TCK’nın 205. Maddesinde belirtilen resmî belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemek suçundan sorumlu olduğu tespit edilmiştir.

  1. Sanık Sabri Kızılkaya:

Sanığın olay tarihinde Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliğinde Dinleme Kısım Amirliğinde görev yaptığı; Müdürlüğü uhdesinde yürütülen CMK 135 maddesi gereğince alınan kararların uygulanması, takibi ve bu süreç içerisinde adli makamlara ve üstlerine karşı sorumlu olarak görev yaptığı anlaşılmıştır.

Sabri KIZILKAYA isimli şahsın Teknik Takip ve İzleme Büro amirliğinde çalıştığı dönemde 34 TM 00191 aidiyet kodunu kullandığı, dosya muhteviyatında yapılan ve savcılığa teslim edilen tape klasörlerinde 34 TM 00191 aidiyet kodu ile düzenlenmiş ve imza altına alınmış tapelerinin olduğu ve bunların bir kısmının da yasama dokunulmazlığı olan şahıslarla ilgili olduğu tespit edilmiştir.

TİB log kayıtlarına giriş yaptığı tespit edilen 2478646409 2478581343 ... ID numaralı görüşmelerin, basın ve yayın organlarında yayınlanması ve gizliliğin ihlali olayı ile ilgili olarak ifadesinde özetle; “herhangi bir basına ve sosyal medya bilgi ve belge herhangi bir şey vermediğini ve kimin sızdırdığını bilmediğini’ beyan etmiştir.

Sanık Sabri KIZILKAYA’nın yasama dokunulmazlığı olan Başbakan ... ile ilgili olarak; 29.11.2013 günü saat: 18.01 TK: 2468778083 (... –MUHSİN görüşmesine Başbakan ...’ın katılması) , 29.11.2013 günü saat: 18.01 TK: 2468778083 (... –MUHSİN görüşmesine BaşbakanRecep Tayyip ERDOĞAN’ın katılması) , 29.10.2013 günü saat:12.54 TK: 2407067516 (... Başbakan ...) , 01.10.2013 günü saat:21.19 TK:2348932454 (... Başbakan ... ), 01.10.2013 günü saat:21.17 TK: 2348928161 (... Başbakan ...), 13.09.2013 günü saat: 10.41 TK: 2315530096 (... Başbakan ...), 16.08.2013 günü saat: 15.31 TK: 2267264984 (... Başbakan ...), 16.08.2013 günü saat: 15.20 TK: 2267242582 (... Başbakan ...), 12.08.2013 günü saat:13.31 TK: 2259665068 (... Başbakan ...), 07.08.2013 günü saat: 16.56 TK: 2.250.617.056 (... Başbakan ...), 11.06.2013 günü saat: 10.23 TK: 2149128504 (... Başbakan ...), 10.05.2013 günü saat: 16.05 TK: 2088751081 (... Başbakan ...), 28.02.2013 günü saat: 11.15 TK: 1952650630 (... Başbakan ...), 09.02.2013 günü saat: 22.40 TK: 1918210065 (... Başbakan ...), 08.01.2013 günü saat: 21.07 TK: 1858970320 (... Başbakan ...), 16.09.2012 günü saat: 00.08 TK: 1674311235 (... Başbakan ...), 29.06.2012 günü saat: 12.28 TK: 1567307485 (... Başbakan ...), 07.10.2013 günü saat: 21.38 TK: 2359463093 (... Başbakan ...), 29.11.2013 günü saat: 23.44 TK: 2469497094 (Şenol KAZANCI Başbakan ...) ,( Görüşme içeriğinde Başbakanım geçiyor), 21.07.2013 günü saat: 15.51 TK: 2220052242 (... Başbakan ...), 23.11.2013 saat: 21.28 TK: 2456564428 (... Başbakan ...), 23.11.2013 saat: 20.45 TK: 2456486050 (... Başbakan ...), 06.11.2013 saat: 21.04 TAPE İD: 2422758902 (... Başbakan ...), 24.09.2013 saat: 11.54 TK: 2335155378 (... Başbakan ...), 11.08.2013 saat: 23.21 TK: 2258964715 (... Başbakan ...), 16.07.2013 saat: 18.42 TK: 2211969537 (... Başbakan ...),14.07.2013 günü saat: 12.44 TK: 2207895459 (... Başbakan ...), 03.07.2013 günü saat: 22.13 TK: 2190285887 (... Başbakan ...), 03.07.2013 günü saat: 11.43 TK: 2189089743 (... Başbakan ...), 01.07.2013 günü saat: 19.10 TK: 2186282172 (... Başbakan ...), 14.06.2013 günü saat: 12.16 TK: 2155059680 (... Başbakan ...), 04.06.2013 günü saat: 11.31 TK: 2135802586 (... Başbakan ...), 13.04.2013 günü saat: 23.05 TK: 2038176302(... Başbakan ...), 02.04.2013 günü saat: 00.02 TK: 2015020155 (... Başbakan ...), 12.03.2013 günü saat: 22.17 TK: 1976861550 (... Başbakan ...),12.12.2012 günü saat: 00.02 TK: 1809939319 (... Başbakan ...), 06.12.2012 günü saat: 00.37 TK: 1799865884 (... Başbakan ...), 02.11.2012 günü saat: 23.15 TK: 1746345162 (... Başbakan ...), 20.10.2012 günü saat: 21.31 TK: 1725611063 (... Başbakan ...) görüşmelerinin tape yapıldığı,

Yasama dokunulmazlığı olan Millî Eğitim Bakanı ... ile ilgili olarak;

05.12.2013 günü saat: 19.03 TK: 2481636915 ( ... ... ( Görüşmede Sayın Bakanım geçiyor) görüşmesini tape yaptığı,

Yasama dokunulmazlığı olan İç İşleri Eski Bakanı ... ile ilgili olarak;

14.11.2013 günü saat: 11.22 TK: 2436999177 (O.Cemal KALYONCUMuammer GÜLER), 05.06.2013 günü saat: 17.55 TK: 2138825944 (O.Cemal KALYONCU ...), 02.06.2013 günü saat: 09.31 TK 2131912901 (O.Cemal KALYONCU ... ), 01.06.2013 günü saat: 17.19 TK: 21301058416 (O.Cemal KALYONCU ...), 31.05.2013 günü saat: 20.29 TK: 2129581056 (O.Cemal KALYONCU ... ), 05.11.2013 günü saat: 17.32 TK: 2420425904 (... ... (Görüşme içeriğinde Sayın Bakanım geçiyor), 22.10.2013 günü saat: 14.09 TK: 2394541759 (... ... (Görüşme içeriğinde Bakanım geçiyor), 14.08.2013 günü saat: 17.03 TK: 2263740565 (... ... (Görüşme içeriğinde Sayın Bakanım geçiyor), 14.08.2013 günü saat: 16.39 TK: 2263696762 (... ... (Görüşme içeriğinde Sayın Bakanım geçiyor), 05.08.2013 günü saat: 22.06 TK: 2.247.424.726 (... ...) görüşmelerini tape yaptığı,

Yasama dokunulmazlığı olan Devlet Bakanı Ali BABACAN ile ilgili olarak;

11.06.2013 günü saat: 22.42 TK: 2150625615 (M.Latif TOPBAŞ Ali BABACAN), 11.06.2013 günü saat: 20.54 TK: 2150433690 (M.Latif TOPBAŞ Ali BABACAN) görüşmesini tape yaptığı.

Yasama dokunulmazlığı olan Gümrük Ve Ticaret Bakanı... ile ilgili olarak ;

30.09.2013 günü saat: 20.05 TK: 2346909570 (... Hayati YAZICI ) (Görüşme içeriğinde Bakanım geçiyor) görüşmesini tape yaptığı,

Yasama dokunulmazlığı olan Eski Ekonomi Bakanı Zafer ÇAĞLAYAN ile ilgili olarak;

19.09.2013 günü saat: 19.55 TK: 2327320250 (... Zafer ÇAĞLAYAN) görüşmesini tape yaptığı,

Yasama dokunulmazlığı olan Kültür Ve Turizm Bakanı... ile ilgili olarak;

12.12.2013 günü saat: 21.16 TK: 2497099959 ( M.Latif TOPBAŞ ...), 30.07.2013 günü saat: 03.28 TK: 2234937448 ( ... ...) görüşmesini tape yaptığı,

Yasama dokunulmazlığı olan Enerji Ve Tabi Kaynaklar Bakanı ... ile ilgili olarak;

09.12.2013 günü saat: 10.40 TK: 2488858647 ( Şenol KAZANCI ... ) (Görüşme içeriğinde Sayın Bakanım geçiyor), 16.09.2013 günü saat: 19.24 TK: 2321817037 (... ...), 30.11.2013 günü saat: 11.37 TK:2469986320 (... ... ), 26.11.2013 günü saat: 16.09 TK: 2462000606 (... ...), 25.11.2013 günü saat: 12.48 TK: 2459323502 (... ...), 18.11.2013 günü saat: 12.41 TK: 2444843292 (... ...), (Görüşme içeriğinde Bakanım geçiyor), 29.10.2013 günü saat: 23.40 TK: 2408236187 (... ...), (Görüşme içeriğinde Enerji Bakanım geçiyor), 15.12.2013 günü saat: 22.20 TK: 2503525035 (... ...), 01.11.2013 günü saat: 13.35 TK: 2412746006 (... ...), 21.08.2013 günü saat: 17.51 TK: 2276253073 (... ...), 26.07.2013 günü saat: 14.27 TK: 2228716904 (... ...), 20.07.2013 günü saat: 19.32 TK: 2218918255 (... ...), 17.06.2013 günü saat: 17.21 TK: 2160774125 (... ...),17.06.2013 günü saat: 17.21 TK: 2160774011 (... ... ), 07.06.2013 günü saat: 19.15 TK: 2143023910 (... ...), 31.05.2013 günü saat: 14.43 TK: 2128832435 (... ...), 03.05.2013 günü saat: 16.24 TK: 2075188900 (... ...), 03.04.2013 günü saat: 16.05 TK: 2018075648 (... ...), 15.03.2013 günü saat: 09.29 TK: 1981178530 (... ...), 18.02.2013 günü saat: 21.07 TK: 1934735178 (... ...),17.02.2013 günü saat: 22.33 TK: 1932870647 (... ...), 03.02.2013 günü saat: 10.29 TK: 1905564839 (... ...), 01.01.2013 günü saat: 20.00 TK: 1846932693 (... ...),19.12.2012 günü saat: 12.25 TK: 1822571440 (... ...), 11.12.2012 günü saat: 17.35 TK: 1809284993 (... ...),11.12.2012 günü saat: 14.08 TK: 1.808.857.261 (... ...), 19.10.2012 günü saat: 15.42 TK: 1723572660 (... ...) görüşmelerini tape yaptığı.

Yasama dokunulmazlığı olan Eski Çevre Ve Şehircilik Bakanı ... ile ilgili olarak;

05.11.2013 günü saat:08.20 TK: 2419359700 (... ...), 09.09.2013 günü saat: 08.42 TK: 2308063969 (... ...), 08.11.2013 günü saat: 13.22 TK: 2425672345 (... ... ) görüşmesini tape yaptığı,

Yasama dokunulmazlığı olan Milletvekili ...ile ilgili olarak;

02.10.2013 günü Saat: 09.58 TK: 2349421574 ( ... ...) görüşmesini tape yaptığı,

Yasama dokunulmazlığı olan Kahramanmaraş Milletvekili... ile ilgili olarak;

28.10.2013 günü saat: 18.41 TK: 2406016010 (... ...) görüşmesini tape yaptığı,

Yasama dokunulmazlığı olan Avrupa Birliği Eski Bakanı... ile ilgili olarak;

16.10.2013 günü saat: 14.57 TK: 2382296693 (... ...) görüşmesini tape yaptığı,

Yasama dokunulmazlığı olan ... Milletvekili ... ile ilgili olarak;

06.10.2013 günü saat: 17.53 TK: 2357223552 (... ...) görüşmesini tape yaptığı,

Yasama dokunulmazlığı olan ... Milletvekili ... ile ilgili olarak;

03.10.2013 günü saat: 12.47 TK: 2351523865 (... ... ), 29.09.2013 günü saat: 18.22 TK: 2339670159 (... ... ), 18.07.2013 günü saat: 15.13 TK: 2215014596 (... ... ), 18.07.2013 günü saat: 13.37 TK: 2214832646 (... ... ), 18.07.2013 günü saat: 13.21 TK: 2214796785 (... ... ), 04.06.2013 günü saat: 15.45 TK: 2136328881 (M. ... ... ), 03.06.2013 günü saat: 12.42 TK: 2133632145 (... ... ), 01.06.2013 günü saat: 12.19 TK: 2130487764 (... ... ), 04.01.2013 günü saat: 22.04 TK: 1852445564 (... ...), 04.01.2013 günü saat: 22.01 TK: 1852439522 (... ...), 02.01.2013 günü saat: 14.49 TK: 1848029472 (... ...) görüşmelerini tape yaptığı,

Yasama dokunulmazlığı olan Orman ve Su İşleri Bakanı... ile ilgili olarak;

26.07.2013 günü saat: 13.58 TK: 2228656263 (... ...) görüşmesini tape yaptığı,

Yasama dokunulmazlığı olan Gaziantep Milletvekili ...ile ilgili olarak;

31.12.2012 günü saat: 16.23 TK: 1844528065 (... Hüseyin ÇELİK) görüşmesini tape yaptığı,

Yasama dokunulmazlığı olan Bakan ...ile ilgili olarak;

07.12.2013 günü saat: 20.38 TK:2486243369 (... Beşir ATALAY) görüşmesini tape yaptığı,

Yasama dokunulmazlığı olan Milletvekili ... ile ilgili olarak;

19.06.2013 günü saat: 15.45 TK:2164245796 (... ...) görüşmesini tape yaptığı,

TİB tarafından Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilen suç duyurusunda çeşitli web sayfalarında ve yayın organlarında yayınlanan ses kayıtlarından 2478646409 2478581343 ... ID numaralı görüşmelerin, 2012/656 soruşturma numaralı dosya kapsamında tarafından iletişim tespit takibinin yapıldığı, TİB log kayıtlarında giriş yaptığı,

2012/656 sayılı soruşturma kapsamında Mali Suçlarla Şube Müdürlüğü tarafından savcılık talimatı ile kontrolü yapılan bir takım tapeler üzerinde ise ses kayıtlarının olduğu ancak basılı tapelerin olmadığının tespit edildiği,

HSK müfettişliğince düzenlenen rapor ve kararlar incelendiğinde; ... Cumhuriyet Başsavcılığından 15.12.2013 tarihinde 1. Hâkimlik karar nöbetçi Hâkimi ... iken, 3. Hâkimlik nöbetçi sorgu Hâkimi ...’den 2013/10508 karar numarasıyla iletişimin tespiti ve kayda alınmasına dair karar alındığı, 12.12.2013 tarihinde Teknik Takip Ve Büro Amirliği adına hazırlanan raporda, 34 TM 00183 aidiyet numaralı Ufuk SAĞDIÇ ile birlikte, 34 TM 00191 aidiyet numarasıyla imzası bulunduğu tespit edilmiştir.

Dosya kapsamında elde edilen deliller kapsamında sanıkların mahkeme kararlarını hazır olarak mahkemelere gönderdikleri değerlendirilmiştir.

Sonuç olarak diğer sanıklarla birlikte sanığın da içinde bulunduğu grubun; soruşturma yaparken CMK hükümlerine aykırı olarak suçla ilgisi olmayan kişileri dinlemeye aldıkları, dinlemeler esnasında kesinti yaptıkları, nöbetçi hâkimi bypass ederek, kendi istedikleri hâkimlerden karar aldıkları, dinlemeler esnasında usule aykırı olarak tesadüfen elde edilen delillerle ilgili olarak CMK 138/2 deki emredici kurallara aykırı davrandıkları, yasama dokunulmazlığı olan Başbakan, Bakanlar ve Milletvekilleri hakkında dinleme kararı olmadığı halde dinleme işlemi yaptıkları, sesleri tape haline getirdikleri ve bir kısmı hakkında suç isnadında bulundukları, bir kısım iş adamlarını ve yargı mensubunu mensubiyet bilinciyle korudukları ve suç teşkil edebilecek görüşmelerini tape yapmadıkları ve ilgili mercilere bildirmedikleri, soruşturmayı amirlerinden sakladıkları, önemli gördükleri evrakı ve dijital verileri usulsüz olarak imha ettikleri, devletin enerji politikalarına yönelik çalışmalarını takip ettikleri, ilgililerini dinledikleri ve toplantılarını takip ederek elde ettikleri bilgileri basına servis ettikleri, sanığın bulunduğu konum itibariyle yapılan eylemlerden haberi olduğu ve söz konusu eylemlere iştirakinin bulunduğu anlaşılmıştır.

Yukarıda ayrıntılarıyla sunulan tüm bilgi ve belgelerdeki delillere göre sanık Sabri KIZILKAYA'nın FETÖ/PDY Terör Örgütünün amaçları doğrultusunda hareket ettiği ve örgüt üyesi olduğu anlaşılmakla, silahlı terör örgütü üyeliği bağlamında “geçitli suç” kavramıda göz önüne alınarak; sanığın eylemlerinin TCK’nın 312. Maddesinde belirtilen suça sübut verdiği, tespit edilmiştir.

  1. Sanık Murat Kaya :

Sanığın olay tarihinde Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliği Dinleme Kısım Amirliğinde görev yaptığı; Şube Müdürlüğü uhdesinde yürütülen CMK 135 maddesi gereğince alınan kararların uygulanması, takibi ve bu süreç içerisinde adli makamlara ve üstlerine karşı sorumlu olarak görev yaptığı,

Yasama dokunulmazlığı olan Başbakan ... ile ilgili olarak;

29.11.2012 günü saat: 20.23 TK: 1789602266 (Yasin El KADI Sefer TURAN görüşmesine Başbakan ...’ın katılması), 29.11.2013 günü saat: 18.01 TK: 2468778083 (... MUHSİN görüşmesine Başbakan ...’ın katılması), 24.11.2013 günü saat:23.25 TK:2458610452 (... Başbakan ...), 29.10.2013 günü saat:12.54 TK: 2407067516 (... Başbakan ...), 01.10.2013 günü saat:21.19 TK:2348932454 (... Başbakan ...), 01.10.2013 günü saat:21.17 TK: 2348928161 (... Başbakan ...), 13.09.2013 günü saat: 10.41 TK: 2315530096 (... Başbakan ...), 16.08.2013 günü saat: 15.31 TK: 2267264984 (... Başbakan ...), 16.08.2013 günü saat: 15.20 TK: 2267242582 (... Başbakan ...), 12.08.2013 günü saat:13.31 TK: 2259665068 (... Başbakan ...), 07.08.2013 günü saat: 16.56 TK: 2250617056 (... Başbakan ... ), 11.06.2013 günü saat: 10.23 TK: 2149128504 (... Başbakan ...), 10.05.2013 günü saat: 16.05 TK: 2088751081 (... Başbakan ...), 28.02.2013 günü saat: 11.15 TK: 1952650630 (... Başbakan ...), 09.02.2013 günü saat: 22.40 TK: 1918210065 (... Başbakan ...), 08.01.2013 günü saat: 21.07 TK: 1858970320 (... Başbakan ...), 16.09.2012 günü saat: 00.08 TK: 1674311235 (... Başbakan ...), 29.06.2012 günü saat: 12.28 TK: 1567307485 (... Başbakan ...),07.10.2013 günü saat: 21.38 TK: 2359463093 (... Başbakan ...), 31.07.2013 günü saat: 23.14 TK: 2238314037 (Mehmet İlker AYCI Başbakan ...), 04.07.2013 günü saat: 23.21 TK: 2192070836 (Mehmet İlker AYCI Başbakan ...), 17.02.2013 günü saat:18.48 TK: 1932460572 (... Başbakan ... ), görüşmesini tape yaptığı,

Yasama dokunulmazlığı olan Eski İç İşleri Bakanı ... ile ilgili olarak; 23.10.2013 günü saat.13.48 TK: 2396272467 (... ...) (Görüşme içeriğinde Sayın Bakanım geçiyor), 24.09.2013 günü saat: 12.10 TK: 2335186419 (... ...)(Görüşme içeriğinde Sayın Bakanım geçiyor), 14.06.2013 günü saat: 13.35 TK:2160313486 (... ...), 12.06.2013 günü saat: 10.11 TK: 2151064524 (... ...) görüşmesini tape yaptığı,

Yasama dokunulmazlığı olan Devlet Bakanı Ali BABACAN ile ilgili olarak;

11.06.2013 günü saat: 22.42 TK: 2150625615 (M.Latif TOPBAŞ Ali BABACAN), 11.06.2013 günü saat: 20.54 TK: 2150433690 ( M.Latif TOPBAŞ Ali BABACAN ) görüşmesini tape yaptığı,

Yasama dokunulmazlığı olan Kültür Ve Turizm Bakanı... ile ilgili olarak;

12.12.2013 günü saat: 21.16 TK: 2497099959 ( M.Latif TOPBAŞ ...) görüşmesini tape yaptığı,

Yasama dokunulmazlığı olan Eski Çevre Ve Şehircilik Bakanı ... ile ilgili olarak;

11.10.2013 günü saat:22.16 TK: 2373254063 (... ...), 06.10.2013 günü saat: 17.36 TK: 2357195764 (... ... ), 06.10.2013 günü saat:14.36 TK: 2356909639 (... ...), 24.07.2013 günü saat: 19.38 TK: 2225767760 (... ... ), görüşmesini tape yaptığı,

Yasama dokunulmazlığı olan Eski Haberleşme Denizcilik ve Ulaştırma Bakanı... ile ilgili olarak;

10.11.2013 günü saat: 11.59 TK: 2429316803 (... ...) görüşmesini tape yaptığı,

Yasama dokunulmazlığı olan Sağlık Bakanı Mehmet MÜZEZİNOĞLU ile ilgili olarak; 21.11.2013 günü saat: 15.01 TK: 2451483113 ( ... Mehmet MÜEZZİNOĞLU), 19.11.2013 Günü saat: 21.32 TK: 2448198718 ... Mehmet MÜEZZİNOĞLU) görüşmesini tape yaptığı,

Yasama dokunulmazlığı olan Enerji Ve Tabi Kaynaklar Bakanı ... ile ilgili olarak;

21.05.2013 günü saat:17.38 TK: 2109945748 (... ...) görüşmesini tape yaptığı,

TİB tarafından ... Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilen suç duyurusunda çeşitli web sayfalarında ve yayın organlarında yayınlanan ses kayıtlarından... 2207927521 2207895459 2135805374 ... ID numaralı görüşmelerin, 2012/656 soruşturma numaralı dosya kapsamında sanık tarafından iletişim tespitinin takibi yapıldığı; TİB log kayıtlarında giriş yaptığı,

2012/656 sayılı soruşturma kapsamında Mali Suçlarla Şube Müdürlüğü tarafından savcılık talimatı ile kontrolü yapılan bir takım tapeler üzerinde ise ses kayıtlarının olduğu ancak basılı tapelerin olmadığının tespit edildiği,

HSYK müfettişliğince düzenlenen rapor ve kararlar incelendiğinde; ... Cumhuriyet Başsavcılığından 15.12.2013 tarihinde 1. Hâkimlik karar nöbetçi Hâkimi ... iken, 3. Hâkimlik nöbetçi sorgu Hâkimi ...’den 2013/10507 karar numarasıyla iletişimin tespiti ve kayda alınmasına dair karar alındığı, 13.12.2013 tarihinde Teknik Takip Ve Büro Amirliği adına hazırlanan raporda, 34 TM 00191 Aidiyet Numaralı Sabri KIZILKAYA ile birlikte, 34 TM 00193 aidiyet numarasıyla imzasının bulunduğu tespit edilmiştir.

... 1 No’lu Hâkimlik (TMK 10. Maddesi ile görevli ) tarafından verilen 29.01.2014 tarih ve değişik iş no:2014/109 kararı ile inceleme yapılan (HP_TRF2450ZXH_Seagate_S2A9VG3L_500GB ) seri numaralı bilgisayar ve içerisindeki hard disk ile ilgili düzenlenen inceleme raporunun 29. sayfasından itibaren belirtildiği üzere; 8_HP_TRF2450ZXH_Seagate_S2A9VG3L_500GB\Tespit edilen dosyalar\spark (sube ici anlık yazışma kayıtları)\332878@malispark\transcripts\320866@malispark. xmlisimli dosyaların içerisinde bulunan ve 332878 ve 320866 sicil sayılı kolluk görevlileri arasında gerçekleştiği değerlendirilen anlık ileti (spark) konuşmalarında özetle, Başbakan ...’a “Recep Ağa” şeklinde hitap ettikleri, 8_HP_TRF2450ZXH_Seagate_S2A9VG3L_500GB\Tespit edilen dosyalar\spark (sube ici anlık yazışma kayıtları)\332878@malispark\transcripts\362879@malispark.xml isimli dosyaların içerisinde bulunan ve 332878 ve 362879 sicil sayılı kolluk görevlileri arasında gerçekleştiği değerlendirilen, aşağıda belirtilen anlık ileti (spark) konuşmalarından özetle, TiB kayıtlarını eve götüreceklerini beyan ettikleri, ... ve X şahıs olarak belirttikleri şahıslar arasında geçen konuşmayı ileti olarak birbiriyle paylaştıkları ve bu hususta bilgi notu hazırladıkları şeklinde konuşmaların olduğu tespit edilmiştir. Sanığın iddianamede ayrıntılı şekilde açıklanan söz konusu görüşmelerin kendisine ait sicil numarası 362879 ile gerçekleştiği tespit edilmiştir.

Sanığın kendi sicili ve şifresi ile kullanmış olduğu SPARK programı üzerinde yapmış olduğu görüşmelerde açıkça takibini yapmış oldukları konu ile ilgili olarak tapeleri veya tapelere ait ses id numaralarını paylaştıkları ve açıkça FETÖ/PDY Silahlı Terör örgütünün yöneticisi olan Fetullah GÜLEN için çıkan haberlerle ilgili yorumlar yaptıkları,

Sanığın yasama dokunulmazlığı olan Başbakan, bakanlar ve milletvekillerinin CMK hükümlerine aykırı şekilde dinlediği, spark yazışmalarında hükümet aleyhine konuşmalar yaptığı, cemaat aleyhine çıkan haberlerle ilgili küfürlü yazışmalar yaptığı, ...’in dershaneler aleyhine program yaptırmaması ile ilgili o konuyu hallettik şeklinde yazışma yaptığı,

Sanığın Himmet parası adı altında Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü personelinden Polis Memuru Şakir PARPAR ile birlikte para topladığı,

Sonuç olarak diğer sanıklarla birlikte sanığın da içinde bulunduğu grubun; soruşturma yaparken CMK hükümlerine aykırı olarak suçla ilgisi olmayan kişileri dinlemeye aldıkları. dinlemeler esnasında kesinti yaptıkları, nöbetçi hâkimi bypass ederek, kendi istedikleri hâkimlerden karar aldıkları, dinlemeler esnasında usule aykırı olarak tesadüfen elde edilen delillerle ilgili olarak CMK 138/2 deki emredici kurallara aykırı davrandıkları, yasama dokunulmazlığı olan Başbakan, Bakanlar ve Milletvekilleri hakkında dinleme kararı olmadığı halde dinleme işlemi yaptıkları, sesleri tape haline getirdikleri ve bir kısmı hakkında suç isnadında bulundukları, bir kısım iş adamlarını ve Yargı mensubunu mensubiyet bilinciyle korudukları ve suç teşkil edebilecek görüşmelerini tape yapmadıkları ve ilgili mercilere bildirmedikleri, soruşturmayı amirlerinden sakladıkları, önemli gördükleri evrak ve dijital verileri usulsüz olarak imha ettikleri, devletin enerji politikalarına yönelik çalışmalarını takip ettikleri, ilgililerini dinledikleri ve toplantılarını takip ederek elde ettikleri bilgileri basına servis ettikleri, sanığın bulunduğu konum itibariyle yapılan eylemlerden haberi olduğu ve söz konusu eylemlere iştirakinin bulunduğu anlaşılmıştır.

Bylock tespit tutanağına göre; sanık Murat KAYA'nın üzerine kayıtlı olan ve kendisinin kullandığını beyan ettiği 5074900456 nolu 354196013526730 İMEİ numaralı hat ile ilk tespit tarihi 08/12/2014 olmak üzere FETÖ/PDY Terör örgütünün gizli haberleşme programı olan, terör örgütü üyeleri tarafından kulanılan bylock programını kullanarak ve örgüt adına himmet adında para toplayarak örgütün kuruluş amaçlarını, faaliyet ve eylemlerini benimseyip gönüllü olarak örgüt hiyerarşisine dahil olduğu anlaşılmıştır.

Yukarıda ayrıntılarıyla sunulan tüm bilgi ve belgelerdeki delillere göre sanık Murat KAYA'nın FETÖ/PDY Terör Örgütünün amaçları doğrultusunda hareket ettiği ve örgüt üyesi olduğu olduğu anlaşılmakla, sanığın eylemlerinin silahlı terör örgütü üyeliği bağlamında “geçitli suç” kavramı da göz önüne alınarak TCK’nın 312. Maddesinde belirtilen suça sübut verdiği tespit edilmiştir.

  1. Sanık ...:

Sanığın olay tarihinde Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliği Dinleme Kısım Amirliğinde görev yaptığı; Şube Müdürlüğü uhdesinde yürütülen CMK 135 maddesi gereğince alınan kararların uygulanması, takibi ve bu süreç içerisinde adli makamlara ve üstlerine karşı sorumlu olarak görev yaptığı,

Yasama dokunulmazlığı olan Başbakan ... ile ilgili olarak;

31.07.2013 günü saat: 23.14 TK: 2238314037 (Mehmet İlker AYCI Başbakan ...), 04.07.2013 günü saat: 23.21 TK: 2192070836 (Mehmet İlker AYCI Başbakan ...), 05.01.2013 günü saat: 00.15 TK: 1852633126 (... Başbakan ...), 20.03.2013 günü saat:10.01 TK: 1990778069 (... Başbakan ... ) (Görüşme içeriğinde Başbakanım geçiyor), 29.06.2013 günü saat: 17.51 TK: 2067566903 (... Başbakan ...) (Görüşme içeriğinde Sayın Başbakanım geçiyor ), 21.07.2012 günü saat: 14.15 TK: 1597570620 (... Başbakan ...), 13.10.2012 günü saat: 19.45 TK: 1714873080 (... Başbakan ...), 19.10.2012 günü saat: 00.36 TK: 1722785046 (... Başbakan ...), 21.12.2012 günü saat: 10.37 TK: 1826068611 (... Başbakan ...), 22.12.2012 günü saat: 21.26 TK: 1829060516 (... Başbakan ...), 05.12.2012 günü saat: 16.15 TK: 1799029581 ... ile Muhsin KÖSE arasındaki görüşmeye Başbakan ... ‘ın katıldığı), 20.03.2013 günü saat: 10.01 TK: 1990778069 ( ... Başbakan ...), 27.12.2012 günü saat: 10.38 TK: 1836799457 (... Başbakan ...), 05.01.2013 günü saat: 16.47 TK: 1853512669 (... Başbakan ...), 22.01.2013 günü saat:22.01 TK:1.884.182.543 (... Başbakan ...), 25.01.2013 günü saat: 18.53 TK:1890152553 (... Başbakan ...), 09.02.2013 günü saat: 22.40 TK: 1918210065 (... Başbakan ...), 30.03.2013 günü saat: 18.41 TK: 2010877824 (... Başbakan ...), 09.05.2013 günü saat: 12.02 TK:2086151723 (... Başbakan ...), 24.05.2013 günü saat:13.35 TK: 2115370786 (... Başbakan ...), 16.02.2013 Günü saat:11.01 TK: 1929946255 (... Başbakan ...), 12.03.2013 Günü saat: 23.49 TK: 1976991353 (... Başbakan ...), 17.02.2013 günü saat:18.48 TK: 1932460572 (... Başbakan ... ) görüşmelerini tape yaptığı,

Yasama dokunulmazlığı olan Gümüşhane Milletvekili ...ile ilgili olarak;

10.12.2012 günü saat 19.03 TK: 1807706863(... ...) (Görüşme içeriğinde Sayın Vekilim geçiyor), 11.12.2012 günü saat 15.09 TK: 1808980013 (... ... ), 11.12.2012 günü saat 19.48 TK: 1809848808(... ...) (Görüşme içeriğinde Vekilim geçiyor), 12.12.2012 günü saat 15.51 TK: 1810810243(... ...) (Görüşme içeriğinde Vekilim geçiyor), 17.12.2012 günü saat 11.20 TK: 1818777626 (... ...), 17.12.2012 günü saat 11.52 TK: 1818843114 (... ...), 17.12.2012 günü saat 12.02 TK: 1818855445 (... ...), 19.12.2012 günü saat 17.34 TK: 1823236521 (... ...), 20.12.2012 günü saat 10.35 TK: 1824219281 (... ...) (Görüşme içeriğinde Sayın Vekilim geçiyor), 20.12.2012 günü saat 14.34 TK: 1824681683 (... ...) (Görüşme içeriğinde Sayın Vekilim geçiyor), 20.12.2012 günü saat 17.28 TK: 1825091944 (... ... ) (Görüşme içeriğinde Sayın Vekilim geçiyor), 26.12.2012 günü saat 11.51 TK: 1835004128 (... ...), 27.12.2012 günü saat 15.10 TK: 1837331936 (... ...) (Görüşme içeriğinde Sayın Vekilim geçiyor), 28.12.2012 günü saat 13.29 TK: 1839018596 (... ...), 28.12.2012 günü saat 15.00 TK: 1839208618 (... ...), 08.01.2013 günü saat 12.18 TK: 1857925319 (... ...), 07.02.2013 günü saat 21.05 TK: 1914288783 (... ...), 07.11.2013 günü saat 12.57 TK: 2.423.631.189 (... ...) (Görüşme içeriğinde Gümüşhane Milletvekili geçiyor) görüşmesini tape yaptığı,

Yasama dokunulmazlığı olan Orman Ve Su İşleri Bakanı... ile ilgili olarak;

23.01.2013 günü saat: 22.16 TK: 1886600768 (...) (Görüşme içeriğinde Sayın Bakanım geçiyor) görüşmesini tape yaptığı,

Yasama dokunulmazlığı olan Eski Adalet Bakanı...ile ilgili olarak;

21.12.2012 günü saat: 13.23 TK: 1826383067 (...) (Görüşme içeriğinde Sayın Bakanım geçiyor), 06.04.2013 günü saat: 16.10 TK: 2024059351 (... Sadullah ERGİN) (Görüşme içeriğinde Bakanım geçiyor) görüşmesini tape yaptı,

Yasama dokunulmazlığı olan Eski İç İşleri Bakanı...ile ilgili olarak;

25.06.2012 günü saat:12.06 TK: 1.561.520.081 (... ...) (Görüşme içeriğinde Sayın Bakanım geçiyor), 21.11.2012 günü saat: 21.53 TK: 1776735778 (... ... (Görüşme içeriğinde Sayın Bakanım geçiyor) görüşmesini tape yaptığı,

Yasama dokunulmazlığı olan ... Milletvekili ... ile ilgili olarak;

26.12.2012 günü saat: 13.38 TK: 1835216427 (... ...) görüşmesini tape yaptığı,

Yasama dokunulmazlığı olan Eski İç İşleri Bakanı ... ile ilgili olarak;

31.10.2013 günü saat: 19.42 TK:2411658210 (... ...), 02.06.2013 günü saat: 09.31 TK: 2131912901 (O.Cemal KALYONCU ...) görüşmesini tape yaptığı,

Yasama dokunulmazlığı olan Çalışma Ve Sosyal Güvenlik Bakanı ... ile ilgili olarak;

08.11.2013 günü saat: 22.24 TK: 2426893259 (... ...),

06.11.2013 günü saat: 13.50 TK: 2421851142 (... ...) görüşmesini tape yaptığı,

Yasama dokunulmazlığı olan Eski Haberleşme Denizcilik ve Ulaştırma Bakanı... ile ilgili olarak;

14.12.2013 günü saat: 17.33 TK: 2500972355 ( ... ...), 06.10.2012 Günü saat: 17.59 TK: 1704294691 ( ... ...), 10.11.2013 günü saat: 11.59 TK: 2429316803 (... ... ) görüşmesini tape yaptığı,

Yasama dokunulmazlığı olan Gümrük Ve Ticaret Bakanı... ile ilgili olarak;

12.10.2012 Günü saat: 10.08 TK: 1712463016 (... Hayati YAZICI) görüşmesini tape yaptığı,

Yasama dokunulmazlığı olan Enerji Ve Tabi Kaynaklar Bakanı ... ile ilgili olarak;

12.08.2013 günü saat: 22.02 TK: 2260666847 ( ... ...), 14.02.2013 Günü saat: 21.02 TK: 1927397986 (... ...), 15.03.2013 Günü saat: 15.06 TK: 1981896511 (... ...), 06.03.2013 Günü saat: 20.58 TK: 1965329154 (... ...), 21.05.2013 günü saat:17.38 TK: 2109945748 (... ...) görüşmesini tape yaptığı,

Yasama dokunulmazlığı olan Eski Çevre Ve Şehircilik Bakanı ... ile ilgili olarak;

07.10.2013 günü saat:14.03 TK: 2358501413 (Nuri ÖZALTIN – ...) (Görüşme içeriğinde Sayın Bakanım geçiyor), 02.10.2013 günü saat: 10.36 TK: 2349473535 (... ...), 02.10.2013 günü saat: 10.26 TK: 2349459234 (... ...), 01.10.2013 günü saat: 19.30 TK: 2348726204 (... ...), 19.04.2013 günü saat:22.21 TK: 2049570878 (... ...), (Görüşme içeriğinde Sayın Bakanım geçiyor), 20.11.2012 günü saat: 16.05 TK:1774431612 (... ...), 24.03.2013 günü saat: 17.34 TK: 1999244577 (... ... ), görüşmesini tape yaptığı,

Yasama dokunulmazlığı olan Dış İşleri Bakanı ... ile ilgili olarak;

16.02.2013 Günü saat: 12.43 TK: 1.930.123.838 (... ...) görüşmesini tape yaptığı,

Yasama dokunulmazlığı olan Milletvekili ... ile ilgili olarak;

06.03.2013 Günü saat:22.43 TK: 1965514251 ( ... ... ) görüşmesini tape yaptığı,

Yasama dokunulmazlığı Sağlık Bakanı Mehmet MÜEZZİNOĞLU ile ilgili olarak; 21.11.2013 günü saat: 15.01 TK: 2451483113 ( ... Mehmet MÜEZZİNOĞLU), 19.11.2013 Günü saat: 21.32 TK: 2448198718 ... Mehmet MÜEZZİNOĞLU ) görüşmelerini tape yaptığı,

Yasama dokunulmazlığı olan Milletvekili... ile ilgili olarak; 06.12.2012 günü saat: 11.47 TK:1800231459 (... ...) görüşmesini tape yaptığı,

Yasama dokunulmazlığı bulunan Milletvekili ... ile ilgili olarak;

03.02.2013 günü saat: 12.17 TK:1905694052 (... ...) görüşmesinin tape (İletişim Tespit Tutanağı) yapıldığı; 26.01.2013 günü saat: 16.29 TK:1891386408 (... ...) görüşmesinin tape (İletişim Tespit Tutanağı) yapıldığı,

23.01.2013 günü saat: 15.02 TK:1885429990 (... ...) görüşmesinin tape (İletişim Tespit Tutanağı) yapıldığı,

24.01.2013 günü saat: 17.02 TK:1887921349 (... ...) görüşmesinin tape (İletişim Tespit Tutanağı) yapıldığı,

24.01.2013 günü saat: 16.57 TK:1887915434 (... ...) görüşmelerini tape yaptığı,

2012/656 sayılı soruşturma kapsamında Mali Suçlarla Şube Müdürlüğü tarafından savcılık talimatı ile kontrolü yapılan bir takım tapeler üzerinde ise ses kayıtlarının olduğu ancak basılı tapelerin olmadığının tespit edildiği,

... Cumhuriyet Başsavcılığına ait (TMK.10 Madde ile görevli) 2012/656 sayılı soruşturma evrakı ile ilgili olarak HSYK müfettişliğince düzenlenen rapor ve kararlar incelendiğinde; ... Cumhuriyet Başsavcılığından 15.12.2012 tarihinde 3 No’lu Hâkimlik karar nöbetçi Hâkimi ...iken, 2 No’lu Hâkimlik nöbetçi sorgu Hâkimi ...’den 2012/3259 karar numarasıyla iletişimin tespiti ve kayda alınmasına dair karar alınmış, 14.12.2012 tarihinde Teknik Takip Ve Büro Amirliği adına hazırlanan raporda, 34 TM 00137 aidiyet numaralı Hüseyin TOKGÖZ’le birlikte, 34 TM 00151 aidiyet numarasıyla sanığın imzasının bulunduğu, ... Cumhuriyet Başsavcılığından 15.12.2012 tarihinde 3 No’lu Hâkimlik karar nöbetçi Hâkimi ...iken, 2 No’lu Hâkimlik nöbetçi sorgu Hâkimi ...’den 2012/3260 karar numarasıyla iletişimin tespiti ve kayda alınmasına dair karar alınmış,14.12.2012 tarihinde Teknik Takip Ve Büro Amirliği adına hazırlanan raporda, 34 TM 00137 aidiyet numaralı Hüseyin TOKGÖZ’le birlikte, 34 TM 00151 aidiyet numarasıyla sanığın imzasının bulunduğu, ... Cumhuriyet Başsavcılığından 12.01.2013 tarihinde 1 No’lu Hâkimlik karar nöbetçi Hâkimi..., 3 No’lu Hâkimlik nöbetçi sorgu Hâkimi ...iken 2 No’lu Hâkimlikten Hâkim ...’ den 2013/47 karar numarasıyla iletişimin tespiti ve kayda alınmasına dair karar alınmış, 11.01.2013 tarihinde Teknik Takip Ve Büro Amirliği adına hazırlanan raporda, 34 TM 00085 aidiyet numaralı...’la birlikte, 34 TM 00151 aidiyet numarasıyla sanığın imzasının bulunduğu, ... Cumhuriyet Başsavcılığından 15.02.2013 tarihinde 3 No’lu Hâkimlik karar nöbetçi Hâkimi ...iken, 2 No’lu Hâkimlik nöbetçi sorgu Hâkimi ...’den 2013/702 karar numarasıyla iletişimin tespiti ve kayda alınmasına dair karar alınmış, 15.02.2013 tarihinde Teknik Takip Ve Büro Amirliği adına hazırlanan raporda 34 TM 00137 aidiyet numaralı Hüseyin TOKGÖZ’le birlikte, 34 TM 00151 aidiyet numarasıyla sanığın imzasının bulunduğu, ... Cumhuriyet Başsavcılığından 15.02.2013 tarihinde 3 No’lu Hâkimlik karar nöbetçi Hâkimi ...iken, 2 No’lu Hâkimlik nöbetçi sorgu Hâkimi ...’den 2013/701 karar numarasıyla iletişimin tespiti ve kayda alınmasına dair karar alınmış, 15.02.2013 tarihinde Teknik Takip Ve Büro Amirliği adına hazırlanan raporda 34 TM 00137 aidiyet numaralı Hüseyin TOKGÖZ’le birlikte, 34 TM 00151 aidiyet numarasıyla sanığın imzasının bulunduğu, ... Cumhuriyet Başsavcılığından 18.04.2013 tarihinde 3 No’lu Hâkimlik karar nöbetçi Hâkimi ...iken, 2 No’lu Hâkimlik nöbetçi sorgu Hâkimi ...’ den 2013/2686 karar numarasıyla iletişimin tespiti ve kayda alınmasına dair karar alınmış, 17.04.2013 tarihinde Teknik Takip Ve Büro Amirliği adına hazırlanan raporda 34 TM 00137 aidiyet numaralı Hüseyin TOKGÖZ’le birlikte, 34 TM 00151 aidiyet numarasıyla sanığın imzasının bulunduğu, ... Cumhuriyet Başsavcılığından 27.09.2013 tarihinde 1 No’lu Hâkimlik karar nöbetçi Hâkimi ... iken, 3 No’lu Hâkimlik nöbetçi sorgu Hâkimi ...’dan 2013/8022 karar numarasıyla iletişimin tespiti ve kayda alınmasına dair karar alınmış, 27.09.2013 tarihinde Teknik Takip Ve Büro Amirliği adına hazırlanan raporda 34 TM00137 aidiyet numaralı Hüseyin TOKGÖZ’le birlikte, 34 TM 00151 aidiyet numarasıyla sanığın imzasının bulunduğu, ... Cumhuriyet Başsavcılığından 29.09.2013 tarihinde 1 No’lu Hâkimlik karar nöbetçi Hâkimi ... iken, 3 No’luHâkimlik nöbetçi sorgu Hâkimi ...’dan 2013/8085 karar numarasıyla iletişimin tespiti ve kayda alınmasına dair karar alınmış, 26.09.2013 tarihinde Teknik Takip Ve Büro Amirliği adına hazırlanan raporda 34 TM 00137 aidiyet numaralı Hüseyin TOKGÖZ’le birlikte, 34 TM 00151 aidiyet numarasıyla sanığın imzasının bulunduğu, ... Cumhuriyet Başsavcılığından 04.10.2013 tarihinde 1 No’lu Hâkimlik karar nöbetçi Hâkimi ... iken, 2 No’lu Hâkimlik nöbetçi sorgu Hâkimi ...’den 2013/8412 karar numarasıyla iletişimin tespiti ve kayda alınmasına dair karar alınmış, 04.10.2013 tarihinde Teknik Takip Ve Büro Amirliği adına hazırlanan raporda 34 TM 00137 aidiyet numaralı Hüseyin TOKGÖZ’le birlikte, 34 TM 00151 aidiyet numarasıyla sanığın imzasının bulunduğu, ... Cumhuriyet Başsavcılığından 04.10.2013 tarihinde 1 No’lu Hâkimlik karar nöbetçi Hâkimi ... iken, 3 No’lu Hâkimlik nöbetçi sorgu Hâkimi ...’dan 2013/8883 karar numarasıyla iletişimin tespiti ve kayda alınmasına dair karar alınmış, 21.10.2013 tarihinde Teknik Takip Ve Büro Amirliği adına hazırlanan raporda 34 TM 00137 aidiyet numaralı Hüseyin TOKGÖZ’le birlikte, 34 TM 00151 aidiyet numarasıyla sanığın imzasının bulunduğu tespit edilmiştir.

2013/8883 numaralı karar incelendiğinde; 21.10.2013 tarihinde ... Cumhuriyet Başsavcılığı 3 No’lu Hâkimlik nöbetçi sorgu Hâkimi ...’dan alındığı, karar için 34 TM 00151 aidiyet numaralı personel ve sanığa ait olan 34 TM 00137 aidiyet numarasıyla Teknik Takip Ve Büro Amirliğine 21.10.2013 tarihle rapor yazıldığı buna müteakip talep yazısının 21.10.2013 tarihli olduğu fakat paraf bölümünde yer alan tarih kısmının tükenmez kalem ile yazılarak 10.10.2013 olarak doldurulduğu, ayrıca karar tarihinin 21.10.2013 olmasına karşın talep yazıda 15.10.2013 tarihli 6 gün ve 18.10.2013 tarihli olmak üzere 3 gün geriye dönük iletişimin tespiti, dinlenmesi, kayda alınması ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi, GPRS WAP MMS ** EDGE** verilerinin tespitine dair talep yapıldığının olduğu anlaşılmıştır.

TİB tarafından Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilen suç duyurusunda çeşitli web sayfalarında ve yayın organlarında yayınlanan ses kayıtlarından 2459316476 2456822672 ... ID numaralı görüşmelerin, 2012/656 soruşturma numaralı dosya kapsamında sanık tarafından iletişim tespitinin takibi yapıldığı, TİB log kayıtlarında giriş yaptığı tespit edilmiştir.

06.04.2013 günü tanzim edilen tutanakta “... Cumhuriyet Başsavcılığının 2012/656 soruşturma numarasına kayden Suç İşlemek Amacıyla Örgüt Kurmak, İhaleye Fesat Karıştırmak suçu ile ilgili olarak 0536 ……. numaralı hattı kullanan Yasin EL KADI isimli şahsın 14.10.2012 günü saat 13.30 sıralarında Başbakan ... isimli şahsın ilimiz ... Üsküdar İlçesi sınırları içerisinde bulunan evinde buluşacağı tespit edilmiş ve buluştuklarına dair CELL Harita görüntüleri aşağıda gösterilmiştir.” İfadesinin geçtiği tutanakta iki adet görüntünün olduğu ve “GÖRÜNTÜ 1 Yasin El KADI’nın R. Tayyip ERDOĞAN’ın evinde bulunduğu saat:13.37” ifadesinin altında CELL Harita görüntüsü olduğu;“GÖRÜNTÜ 2 Yasin El KADI’nın R. Tayyip ERDOĞAN’ın evinde bulunduğu saat:15.1F ifadesinin altında CELL Harita görüntüsü olduğu; tespit edilmiştir. Yasama Dokunulmazlığı bulunan Başbakan ...’ın ikameti olmasına rağmen sanık tarafından tutanak tanzim edildiği, yine Cumhurbaşkanı ve MİT müsteşarının görüntülerinin de bulunduğu Haliç Kongre Merkezi kamera görüntülerinin çözümünü yapanlardan biri olduğu tespit edilmiştir.

Sonuç olarak diğer sanıklarla birlikte sanığın da içinde bulunduğu grubun; soruşturma yaparken CMK hükümlerine aykırı olarak suçla ilgisi olmayan kişileri dinlemeye aldıkları, dinlemeler esnasında kesinti yaptıkları, nöbetçi hâkimi bypass ederek, kendi istedikleri hâkimlerden karar aldıkları, dinlemeler esnasında usule aykırı olarak tesadüfen elde edilen delillerle ilgili olarak CMK 138/2 deki emredici kurallara aykırı davrandıkları, yasama dokunulmazlığı olan Başbakan, Bakanlar ve Milletvekilleri hakkında dinleme kararı olmadığı halde dinleme işlemi yaptıkları, sesleri tape haline getirdikleri ve bir kısmı hakkında suç isnadında bulundukları, bir kısım iş adamlarını ve yargı mensubunu mensubiyet bilinciyle korudukları ve suç teşkil edebilecek görüşmelerini tape yapmadıkları ve ilgili mercilere bildirmedikleri, soruşturmayı amirlerinden sakladıkları, önemli gördükleri evrakı ve dijital verileri usulsüz olarak imha ettikleri, devletin enerji politikalarına yönelik çalışmalarını takip ettikleri, ilgililerini dinledikleri ve toplantılarını takip ederek elde ettikleri bilgileri basına servis ettikleri, sanığın bulunduğu konum itibariyle yapılan eylemlerden haberi olduğu ve söz konusu eylemlere iştirakinin bulunduğu anlaşılmıştır.

Yukarıda ayrıntılarıyla sunulan tüm bilgi ve belgelerdeki delillere göre sanık ...'in FETÖ/PDY Terör Örgütünün amaçları doğrultusunda hareket ettiği anlaşılmakla, sanığın eylemlerinin TCK’nın 312. Maddesinde belirtilen suça sübut verdiği, ve yine bu suçun işlenmesi sırasında Cumhurbaşkanı ve MİT müsteşarının görüntülerinin de bulunduğu Haliç Kongre Merkezi kamera görüntülerinin çözümünü yapanlardan biri olması nedeniyle sanığın TCK’nın 328. Maddesinde belirtilen siyasal veya askerî casusluk suçundan sorumlu olduğu tespit edilmiş, ancak sanık ...’in aşamalarda ve özellikle 25 Aralık operasyonları olmadan söz konusu operasyonların açığa çıkması adına verdiği beyanlar ile süreçteki hareket tarzı, 17 Aralık soruşturmalarından sonra sanığın bulunduğu birime atanan birim amiri Hakan SIRALI’nın da sanık hakkındaki beyanları alınıp, TCK’nın 36. Maddesinde belirtilen “Gönüllü Vazgeçme” kurumu değerlendirilerek sanığın hukuki durumunun tespiti gerektiği, ayrıca ilk derece mahkemesinin sanık hakkında TCK'nın 312. Maddesi kapsamında oluşa uygun ve denetime elverişli bir gerekçe göstermediği belirlenmiştir.

  1. Sanık Ziya Avcıoğlu:

Sanığın Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliğinde İdari Kısımda görev yaptığı, Büro Amirliğinde giden gelen evrak takibini yaptığı, yazışmaları takip ettiği ve üstlerine karşı sorumlu olarak görev yaptığı,

... Cumhuriyet Başsavcılığına ait (TMK.10 Madde ile görevli) 2012/656 sayılı soruşturma evrakı ile ilgili olarak HSYK müfettişliğince düzenlenen rapor ve kararlar incelendiğinde; ... Cumhuriyet Başsavcılığından 21.10.2013 tarihinde 1No’lu Hâkimlik karar nöbetçi Hâkimi ... iken, 3 No’lu Hâkimlik nöbetçi sorgu Hâkimi ...’ dan 2013/8883 karar numarasıyla iletişimin tespiti ve kayda alınmasına dair karar alınmış, 22.10.2013 tarihinde Emniyet Genel Müdürlüğü (KOM Dairesi Başkanlığı Teknik Takip ve İzleme Şube Müdürlüğü)'ne gönderilen yazıda Büro Me. Z.AVCIOĞLU adıyla parafı bulunmaktadır. Bahse konu karar ise geçmişe yürür şekilde alındığı görülmektedir. ... Cumhuriyet Başsavcılığından 15.12.2013 tarihinde 1 No’lu Hâkimlik karar nöbetçi Hâkimi ... iken, 2 No’lu Hâkimlik nöbetçi sorgu Hâkimi ...’den 2013/10507 karar numarasıyla iletişimin tespiti ve kayda alınmasına dair karar alınmış, 13.12.2013 tarihinde iletişimin dinlenmesi ve kayda alınması karar talep yazısında Büro Me. Z.AVCIOĞLU adıyla paraf bulunduğu tespit edilmiştir.

Sanık ... ile idari büroda görevli Sanık Ziya Avcıoğlu arasındaki spark görüşmesinde Ziya'nın; "bu hafta geceye gündüze gelecekler kimlerdi badiler yazıp gönderin" şeklindeki mesajına İsa'nın; "Hüseyin Tokgöz Hayrettin ... Raif Bektaş ... gündüz" şeklinde cevap verdiği,

Yine dosya içerisine temyiz aşamasında gelen Hamdi ARSLAN’ın kollukta şüpheli sıfatıyla vermiş olduğu ifadesinin; “Daha sonra 2012 yılı yaz aylarında şubeye yeni gelen kişiler oldu. Bu kişilerin çoğu Anadolu yakasında oturuyordu. Biz de toplu olarak işe gidip geldiğimiz için bu yani gelen kişilerle samimiyet kurduk. Selami ŞİMŞEK sonrasında bizi Üsküdar Bulgurlu Mahallesinde adresini hatırlamadığım bir cemaat evine götürdü. Bu evin de polislerin kaldığı bir cemaat evi olduğunu biliyorum. Ancak ev sahibi bize kapıyı açtıktan sonra ayrıldığı için kendisinin adını bilmiyorum. Görsem de tanıyamam. Bu evine benimle birlikte gelen kişiler Selami ŞİMŞEK, Şakir PARPAR, yine Mali Şube Personelleri olan ..., Ziya AVCIOĞLU vardı. Bu evde de aynı şekilde namaz kılar bilmeyenlere kuran okumayı öğretir ve dini konulardan sohbet ederdik. Bizim dışımızda yine bu evde sivil herhangi bir şahıs olmazdı. Fetullah GÜLEN” e ait herhangi bir kitap okumadık. Video izlemedik veya FETÖ ile alakalı bir faaliyette bulunmadık.” Şeklinde olduğu anlaşılmıştır.

Sonuç olarak; sanığın rütbesi ve konumu itibariyle soruşturmalar için yönlendirme yapacak ve emir verecek bir pozisyonda bulunmadığı, soruşturmalarda dinleme eyliminde bulunduğuna ve tape yaptığına dair bir emare olmadığı, sanığın spark isimli programdan yapmış olduğu görüşmenin sadece tutulan nöbet kaydına ilişkin olduğu, sanık hakkında temyiz aşamasında gelen Hamdi ARSLAN’ın beyanının 2012 yılına ait olduğu ve anlatımların örgüt üyeliğine yeterli olmadığı anlaşılmakla, sanığın üzerine atılı suçların sübut bulmadığı değerlendirilmiştir.

  1. Sanık İsmail Sarı:

Sanığın olay tarihinde, Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliğinde İdari Kısımda görev yaptığı, Büro Amirliğinde giden gelen evrak takibini yaptığı, yazışmaları takip ettiği ve üstlerine karşı sorumlu olarak görev yaptığı,

... Cumhuriyet Başsavcılığına ait (TMK.10 Madde ile görevli) 2012/656 sayılı soruşturma evrakı ile ilgili olarak HSK müfettişliğince düzenlenen rapor ve kararlar incelendiğinde;

... Cumhuriyet Başsavcılığından 15.12.2012 tarihinde 3 No’lu Hâkimlik karar nöbetçi Hâkimi ...iken, 2 No’lu Hâkimlik nöbetçi sorgu Hâkimi ...’den 2012/3259 karar numarasıyla iletişimin tespiti ve kayda alınmasına dair karar alınmış, ... Cumhuriyet Başsavcılığından (TMK’nın 10. Maddesi ile Görevli) 14.12.2012 tarihinde iletişimin dinlenmesi ve kayda alınması karar talep yazısında Büro Me. İ.SARI adıyla parafı bulunduğu, ... Cumhuriyet Başsavcılığından 15.12.2012 tarihinde 3 No’lu Hâkimlik karar nöbetçi Hâkimi ...iken, 2 No’lu Hâkimlik nöbetçi sorgu Hâkimi ...’den 2012/3260 karar numarasıyla iletişimin tespiti ve kayda alınmasına dair karar alınmış, ... Cumhuriyet Başsavcılığından (TMK’nın 10. Maddesi ile Görevli) 14.12.2012 tarihinde iletişimin dinlenmesi ve kayda alınması karar talep yazısında Büro Me. İ.SARI adıyla parafı bulunduğu, ... Cumhuriyet Başsavcılığından 12.01.2013 tarihinde 1 No’lu Hâkimlik karar nöbetçi Hâkimi..., 3 No’lu Hâkimlik nöbetçi sorgu Hâkimi ...iken 2 No’lu Hâkimlikten Hâkim ...’den 2013/47 karar numarasıyla iletişimin tespiti ve kayda alınmasına dair karar alınmış, ... Cumhuriyet Başsavcılığından (TMK’nın 10. Maddesi ile Görevli) 12.01.2013 tarihinde iletişimin dinlenmesi ve kayda alınması karar talep yazısında ve 12.01.2013 tarihinde Emniyet Genel Müdürlüğü (KOM Dairesi Başkanlığı Teknik Takip ve İzleme Şube Müdürlüğü)'ne gönderilen yazıda Büro Me. İ.SARI adıyla parafı bulunduğu, ... Cumhuriyet Başsavcılığından 15.02.2013 tarihinde 3 No’lu Hâkimlik karar nöbetçi Hâkimi ...iken, 2 No’lu Hâkimlik nöbetçi sorgu Hâkimi ...’den 2013/702 karar numarasıyla iletişimin tespiti ve kayda alınmasına dair karar alınmış, ... Cumhuriyet Başsavcılığından (TMK’nın 10. Maddesi ile Görevli ) 29.01.2027 tarihinde iletişimin dinlenmesi ve kayda alınması karar talep yazısında ve 16.02.2013 tarihinde Emniyet Genel Müdürlüğü (KOM Dairesi Başkanlığı Teknik Takip ve İzleme Şube Müdürlüğü)'ne gönderilen yazıda Büro Me. İ.SARI adıyla parafı bulunduğu, ... Cumhuriyet Başsavcılığından 15.02.2013 tarihinde 3 No’lu Hâkimlik karar nöbetçi Hâkimi ...iken, 2 No’lu Hâkimlik nöbetçi sorgu Hâkimi ...’den 2013/701 karar numarasıyla iletişimin tespiti ve kayda alınmasına dair karar alınmış, ... Cumhuriyet Başsavcılığından (TMK’nın 10. Maddesi ile Görevli) 29.01.2021 tarihinde iletişimin dinlenmesi ve kayda alınması karar talep yazısında ve 16.02.2013 tarihinde Emniyet Genel Müdürlüğü (KOM Dairesi Başkanlığı Teknik Takip ve İzleme Şube Müdürlüğü) ‘ne gönderilen yazıda Büro Me. İ.SARI adıyla parafı bulunduğu, ... Cumhuriyet Başsavcılığından 15.12.2013 tarihinde 1 No’lu Hâkimlik karar nöbetçi Hâkimi ... iken, 2 No’lu Hâkimlik nöbetçi sorgu Hâkimi ...’den 2013/10508 karar numarasıyla iletişimin tespiti ve kayda alınmasına dair karar alınmış, 12.12.2013 tarihinde iletişimin dinlenmesi ve kayda alınması karar talep yazısında Büro Me. İ.SARI adıyla parafı bulunduğu tespit edilmiştir.

Sanığın; 5077064113 numaralı hat üzerinden, 203683 ID numarası ve "Balaban25" kullanıcı adı altında ilk log tarihi olan 08/11/2014 tarihinden itibaren, mesaj ve mail aldığı, gelen giden aramalarının bulunduğu, aynı grupta birlikte bulunduğu (eklediği/eklendiği) kişilerle irtibat halinde olduğu, Hüseyin TOKGÖZ’ün listesinde ekli olduğu, sanık hakkında Erzurum Ağır Ceza Mahkemesince örgüt üyeliği suçundan hüküm kurulduğu, bu nedenle Örgüt üyeliği suçu yönünden ilk derece mahkemesince davanın reddine karar verildiği belirlenmiştir.

Sonuç olarak; Sanığın örgüt üyesi olduğunun daha evvel bir mahkeme kararı ile tespit edildiği, incelemeye konu soruşturmalar yönünden sanığın mahkemeye sunulan talep yazılarında parafının bulunmasından başka bir eyleminin olmadığı, sanığın rütbesi ve konumu itibariyle soruşturmayı yönlendirme, emir ve talimat vererek yön tayin etme yetkisinin bulunmadığı da göz önüne alınarak sanığın üzerine atılı TCK’nın 312 maddesinde belirtilen suçun sübut bulmadığı değerlendirilmiştir.

  1. Sanık Mahmut Yavuz:

Sanığın olay tarihinde Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliği İzleme Kısım Amirliğinde görev yaptığı; Şube Müdürlüğü uhdesinde yürütülen CMK 140 maddesi gereğince alınan kararların uygulanması, takibi ve bu süreç içerisinde adli makamlara ve üstlerine karşı sorumlu olarak görev yaptığı,

... Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliğinde görev yaptığı dönemde ... Cumhuriyet Başsavcılığı (TMK 10. Maddesi İle Görevli kapatılan) 2012/656 soruşturma dosyası incelendiğinde, ... Haliç Kongre Merkezi’nde 10.04.2012 ile 17.04.2012 tarihleri arasındaki tüm iç ve dış güvenlik kamera kayıtlarının Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce yürütülmekte olan 2012/656 No’lu adli soruşturma kapsamında elde edilmesine rağmen, tüm iç ve dış güvenlik kamera kayıtlarının sanki Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından yürütülmekte olan bir Narkotik soruşturmasındaymış gibi gösterilerek Narkotik Şube Müdürlüğü tarafından imzalanan bir yazıyla kopyasının istenerek 2012 /656 No’lu soruşturma kapsamında kullanılması ile ilgili olarak; belirtilen görüntülerde yasama dokunulmazlığı bulunan şahıslar olmasına rağmen görüntülerin alındığı tespit edilmiştir.

Görüntü inceleme tutanağının 18.04.2012 günü saat 11.30 da tanzim edildiği; fakat Haliç Kongre Merkezi görevlilerince düzenlenen teslim tutanağı tarihinin 04.05.2012 saat 11.20 olarak düzenlediği; teslim alan kişinin 306466 sicilli Mahmut YAVUZ olduğu halde isim kısmına Mehmet YAVUZ olarak yazıldığı görülmüştür.

Sanığın Esas hakkında mütalaada ve kabul de geçmese de, 4 adet fiziki takip tutanağında imzası olduğu, sanığın aşamalarda alınan beyanlarında; “06.03.2012 saat 12.00 da tanzim edilen fiziki takip ve tarassut tutanağındaki imzanın kendisine ait olduğunu kendisinin mahkeme kararına dayanarak bu fiziki takibi gerçekleştirdiğini, 20.06.2012 tarihli saat 10.30 da tanzim edilen yine fiziki takip ve tarassut tutanağındaki imzanın kendisine ait olduğunu kendisi bu takibi tutanakta da belirtildiği şekilde ... 16. Ağır Ceza Mahkemesinin verdiği karara istinaden gerçekleştirdiğini 22.01.2013 tarih ve saat 15.00 da tanzim edilen fiziki takip ve tarassut tutanağındaki imzanın kendisine ait olduğunu tutanağa mahkeme kararını yazmayı unuttuklarını fakat soruşturma dosyasında mevcut olduğunu 22.01.2013 saat 13.00 da tanzim edilen fiziki takip ve tarassut tutanağında ... 1. No’ lu hâkimliğin verdiği karara göre gerçekleştirdiğini”, beyan ettiği,

İzleme kısım amirliğinde görevli olup, soruşturmaya dair 4 adet takip tutanağında imzası bulunan, Haliç kongre merkezi kamera görüntülerinin kolluğa teslimine dair tutanağı kısım amiri sanık ...'in emri ile imzalayan, isminin "Mehmet Yavuz" olarak yazılması nedeniyle tutanağın sahteliği iddia edilmiş ise de tutanaktaki sicil ve telefon numara bilgisinin doğru olduğu görülen, kamera görüntülerinin içeriğini bilmediğine dair savunmasının aksine delil bulunmayan, dosyada örgüt mensubu olduğuna dair delil ve uyap entegrasyon ekranında başka dosyası olmayan sanık hakkında, eksik araştırma ve inceleme ile; "soruşturmada aktif görev aldığı, bir çok fiziki takip tutanağında imzasının olduğu, Haliç kongre merkezinde düzenlenen teslim tutanağında imzasının bulunduğu, eylemleri bütün olarak değerlendrildiğinde örgüt üyesi olmayan kişilerin böylesine gizli bir soruşturmada görev almasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu, kaldıki sanıkların olağan dışı yapılan soruşturmayı en üst makama bildirmedikleri../.." şeklinde, mevcut delil durumuna, sanığın eylem ve konumuna uyumlu olmayan yetersiz gerekçe ile silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan mahkumiyetine karar verildiğinin tespit edildiği,

Sonuç olarak; Dosya kapsamındaki bilgi belgeler ile genel çalışma sistemi ve konumu, itibariyle savunmalarının aksine örgütsel faaliyet kapsamında işlenen atılı suça ilişkin planlama, hazırlık ve icra organizasyonundan önceden haberdar olmak suretiyle örgütsel koordinasyon içinde katıldığı saptanamayan ancak tek tek belirtildiği üzere, çeşitli eylemleri ile soruşturmaya yada soruşturma sürecindeki hukuka aykırı eylemlere katkı sağladığı anlaşılan sanığın, örgüt mensubiyetine dair yeterli araştırmanın yapılarak, sanığın sabit hattan ardışık aramasının olup olmadığının sorulması, uyap örgütlü suçlar havuzunda sanıkla ilgili bilgi belge olup olmadığı saptandıktan sonra varsa ilgili yerlerden istenerek, itirafçı veya tanık beyanı ile bunların aşama beyanlarının getirtilmesi, gerekirse tanık olarak dinlenmesi ve FETÖ/PDY emniyet mahrem yapılanması kapsamında ele geçirilen dijital veri inceleme raporları ile bu raporlara dayanak teşkil eden gizli tanık Garson’un ifadesi ve delilin el konulmasına ilişkin mahkeme kararının getirtilmesi ve ayrıca uyap entegrasyon ekranının kontrolü ile sanık hakkındaki dosyaların incelenip gerekli bilgi belgelerin Yargıtay denetimine elverişli şekilde onaylı suretlerinin dosya içine alınması ile tüm delillerin sanık ve müdafine okunmak suretiyle savunmaları alındıktan ve örgüt mensubu olup olmadıkları belirlendikten sonra eylemleri, görev ve konumu itibariyle soruşturmanın içeriğini/amacını bilebilecek durumda olup olmadığı, savunmaları, örgüt mensubiyeti, eylemlerinin niteliği ve zarar tehlikesi açısından ortaya koyduğu katkı önem derecesi birlikte değerlendirilerek, örgütsel konumunun tespiti ile; eyleminin TCK'nın 312. Maddesinde düzenlenen Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs suçunu veya başka suçları oluşturup oluşturmayacağının tartışılarak hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken eksik araştırma, inceleme ve hatalı değerlendirme sonucunda yetersiz gerekçe ile yazılı şekilde amaç suçtan beraatine, şeklinde değerlendirme yapılmıştır.

  1. Sanık Münif Ciğerci:

Sanığın olay tarihinde Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Sahtecilik Suçları Büro Amirliğinde Büro Memuru olarak görev yaptığı,

Sanığın soruşturma esnasında kurulan özel odaya kendi üzerine zimmetli bilgisayarların konulduğu, ve bu bilgisayarlarda suça konu dinleme ve tape kayıtlarının bulunduğu, ancak sanığın aşamalardaki beyanlarında bundan haberinin olmadığını beyan ettiği,

Sanık Münif CİĞERCİ’nin ifadesinde geçtiği hususlarla ilgili birimlerle yazışma yapıldığı, sanığın bahsettiği yerlerde kendisi üzerine zimmetli olduğu tespit edilen bilgisayarlar bulunduğu, ancak bahse konu bilgisayarlara giriş yapanlarla ilgili Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünün düzenlemiş olduğu raporda; bilgisayarlara giren kişilerin, girişte kullanılan sicilden dosya sanıklarından Raif BEKTAŞ ile Hayrettin CAN olduğunun değerlendirildiği, dolayısıyla sanığın söz konusu bilgisayarlara giriş yaparak suça konu eylemlere iştirak ettiğine dair bir veri olmadığı anlaşılmıştır.

Dosya kapsamında ayrıntılarıyla sunulan tüm bilgi ve belgelerdeki delillere göre sanık Münif CİĞERCİ'nin üzerine atılı suçların sübut bulduğunun ispatlanamadığı belirlenmiştir.

  1. Sanık Şerif Ali Kerman:

Sanığın olay tarihinde Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliğinde İdari Kısımda görev yaptığı, Büro Amirliğinde giden gelen evrak takibini yaptığı ve üstlerine karşı sorumlu olarak görev yaptığı,

2012/656 sayılı soruşturma dosyası ile ilgili olarak savcılık ve müfettişler tarafından Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünün elinde bulunan herhangi bir evrak olup olmadığı sorulduğunda, herhangi bir bilgi ve belge olmadığının sanık tarafından sözlü olarak bildirmesine rağmen KOM login içerisinde bulunan KOM evrak sisteminde yapılan kontrolde 2012/656 sayılı soruşturma dosyası kapsamında 76 adet evrak olduğu görülmüştür.

... Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosunun 30/11/2018 tarih 2018/199589 CBS sayılı yazısı ile sanık Şerif Ali Kerman hakkında verilen takipsizlik kararının dosyaya eklenmek üzere gönderildiği, tatikipsizlik kararı ekinde bulunan Garson mahlaslı gizli tanıktan elde edilen SD kart verilerine göre sanığın 17/25 Aralık sürecinden etkilenmiş FETÖ mensuplarından tekrar kazanılmasıyla ilgili kodlamayı ifade eden SC ve 17/25 Aralık sürecinden etkilenmiş FETÖ mensuplarından tekrar kazanılmaya 3'üncü derecede yakın kişileri ifade eden SCC koduyla kayıt altına alınmış olduğu,

Yine gönderilen takipsizlik evrakı ekinde bulunan CANDEMİR VAR’ ın ifadesin de; “Cemaat ile alakası olan ve Polis Okulundan arkadaşım ve devrem olan izmirli olarak bildiğini Şerif ALİ KERMAN bana kendi. kaldığı Cemaat evindekalmayı teklif etti. Maddi şartlar çok uygun olduğu için ben de kabul ettim. 2006Ağustos ayından 2007 Ağustos ayına kadar kaldığı Ümraniye İSKİ Müdürlüğü'nün evine Soyadlarını hatırlayamadığım üçü de Polis Memuru olan ve o dönem Üsküdar Çevik kuvvet Şube Müdürlüğü'nde çalışan Kadir, Mustafa ve Erkam ile beraber kaldık. Bu arkadaşlarımın hepsi o dönem Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü'nde görev yapıyorlardı. Şerif Ali KERMAN ile 2009 yılırıdan beri görüşmüyorum” şeklinde beyanda bulunduğu anlaşılmıştır.

Sonuç olarak; 2012/656 sayılı soruşturma dosyası ile ilgili, savcılık ve müfettişler tarafından Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünün elinde bulunan herhangi bir evrak olup olmadığı sorulduğunda, sanığın olmadığı yönünde bir cevap vermesinin, üzerine atılı suçlar yönünden diğer sanıklarla iştirak halinde olduğunu göstermek için yeterli kabul edilemeyeceği, sanığın örgüt üyeliği yönünden hakkında Kovuşturmaya Yer olmadığına İlişkin karar verildiği, yine bu karar eklerine göre sanığın örgütle bağlantısının tam olarak ortaya konulamadığı anlaşılmış,

Dosya kapsamında ayrıntılarıyla sunulan tüm bilgi ve belgelerdeki delillere göre sanık Şerif Ali KERMAN ‘ın üzerine atılı suçların sübut bulduğunun ispatlanamadığı belirlenmiştir.

  1. Sanık ...:

Sanığın olay tarihinde Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliğinde İdari Kısımda görev yaptığı, Büro Amirliğinde giden gelen evrak takibini yaptığı ve üstlerine karşı sorumlu olarak görev yaptığı,

2012/656 sayılı soruşturma dosyası ile ilgili olarak savcılık ve müfettişler tarafından Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünün elinde bulunan herhangi bir evrak olup olmadığı sorulduğunda, herhangi bir bilgi ve belge olmadığını sözlü olarak şüphelinin bildirmesine rağmen KOM Login içerisinde bulunan KOM Evrak Sisteminde yapılan kontrolde 2012/656 sayılı soruşturma dosyası kapsamında 76 adet evrak olduğu görülmüştür.

... Cumhuriyet Başsavcılığına ait (TMK.10 Madde ile görevli) 2012/656 sayılı soruşturma evrakı ile ilgili olarak HSYK müfettişliğince düzenlenen rapor ve kararlar incelendiğinde;

... Cumhuriyet Başsavcılığından 15.12.2012 tarihinde 3 No’lu Hâkimlik karar nöbetçi Hâkimi ...iken, 2 No’lu Hâkimlik nöbetçi sorgu Hâkimi ...’den 2012/3259 karar numarasıyla iletişimin tespiti ve kayda alınmasına dair karar alınmış, 15.12.2012 tarihinde Emniyet Genel Müdürlüğü (KOM Dairesi Başkanlığı Teknik Takip ve İzleme Şube Müdürlüğü)'ne gönderilen yazıda Büro Me. T. DÜKENMEZ adıyla paraf (sanık tarafından atılmış) bulunmaktadır.

... Cumhuriyet Başsavcılığından 15.12.2012 tarihinde 3 No’lu Hâkimlik karar nöbetçi Hâkimi ...iken, 2 No’lu Hâkimlik nöbetçi sorgu Hâkimi ...’den 2012/3260 karar numarasıyla iletişimin tespiti ve kayda alınmasına dair karar alınmış, 15.12.2012 tarihinde Emniyet Genel Müdürlüğü (KOM Dairesi Başkanlığı Teknik Takip ve İzleme Şube Müdürlüğü)'ne gönderilen yazıda Büro Me. T. DÜKENMEZ adıyla parafı bulunmaktadır.

... Cumhuriyet Başsavcılığından 18.04.2013 tarihinde 3 No’lu Hâkimlik karar nöbetçi Hâkimi ...iken, 2 No’lu Hâkimlik nöbetçi sorgu Hâkimi ...’ den 2013/2686 karar numarasıyla iletişimin tespiti ve kayda alınmasına dair karar alınmış, 17.04.2013 tarihinde iletişimin dinlenmesi ve kayda alınması karar talep yazısında ve 18.04.2013 tarihinde Emniyet Genel Müdürlüğü (KOM Dairesi Başkanlığı Teknik Takip ve İzleme Şube Müdürlüğü) ‘ne gönderilen yazıda Büro Me. T. DÜKENMEZ adıyla parafI bulunmaktadır.

... Cumhuriyet Başsavcılığından 27.09.2013 tarihinde 1No’lu Hâkimlik karar nöbetçi Hâkimi ... iken, 3 No’lu Hâkimlik nöbetçi sorgu Hâkimi ...’dan 2013/8022 karar numarasıyla iletişimin tespiti ve kayda alınmasına dair karar alınmış, 27.09.2013 tarihinde iletişimin dinlenmesi ve kayda alınması karar talep yazısında ve 18.10.2021 tarihinde Emniyet Genel Müdürlüğü ( KOM Dairesi Başkanlığı Teknik Takip ve İzleme Şube Müdürlüğü) ‘ne gönderilen yazıda Büro Me. T. DÜKENMEZ adıyla parafı bulunmaktadır.

... Cumhuriyet Başsavcılığından 29.09.2013 tarihinde 1No’lu Hâkimlik karar nöbetçi Hâkimi ... iken, 3 No’lu Hâkimlik nöbetçi sorgu Hâkimi ...’dan 2013/8085 karar numarasıyla iletişimin tespiti ve kayda alınmasına dair karar alınmış, 26.09.2013 tarihinde iletişimin dinlenmesi ve kayda alınması karar talep yazısında ve 18.10.2016 tarihinde Emniyet Genel Müdürlüğü (KOM Dairesi Başkanlığı Teknik Takip ve İzleme Şube Müdürlüğü) ‘ne gönderilen yazıda Büro Me. T. DÜKENMEZ adıyla parafı bulunmaktadır.

... Cumhuriyet Başsavcılığından 04.10.2013 tarihinde 1No’lu Hâkimlik karar nöbetçi Hâkimi ... iken, 2 No’lu Hâkimlik nöbetçi sorgu Hâkimi ...’den 2013/8412 Karar Numarasıyla iletişimin tespiti ve kayda alınmasına dair karar alınmış, 04.10.2013 tarihinde iletişimin dinlenmesi ve kayda alınması karar talep yazısında ve 18.10.2027 tarihinde Emniyet Genel Müdürlüğü ( KOM Dairesi Başkanlığı Teknik Takip ve İzleme Şube Müdürlüğü)'ne gönderilen yazıda Büro Me. T. DÜKENMEZ adıyla paraf bulunmaktadır.

... Cumhuriyet Başsavcılığından 15.12.2013 tarihinde 1 No’lu Hâkimlik karar nöbetçi Hâkimi ... iken, 2 No’lu Hâkimlik nöbetçi sorgu Hâkimi ...’ den 2013/10507 karar numarasıyla iletişimin tespiti ve kayda alınmasına dair karar alınmış, 15.12.2013 tarihinde Emniyet Genel Müdürlüğü (KOM Dairesi Başkanlığı Teknik Takip ve İzleme Şube Müdürlüğü)'ne gönderilen yazıda Büro Me. T. DÜKENMEZ adıyla parafI bulunmaktadır.

... Cumhuriyet Başsavcılığından 15.12.2013 tarihinde 1 No’lu Hâkimlik karar nöbetçi Hâkimi ... iken, 2 No’luHâkimlik nöbetçi sorgu Hâkimi ...’den 2013/10508 karar numarasıyla iletişimin tespiti ve kayda alınmasına dair karar alınmış, 15.12.2013 tarihinde Emniyet Genel Müdürlüğü (KOM Dairesi Başkanlığı Teknik Takip ve İzleme Şube Müdürlüğü)’ne gönderilen yazıda Büro Me. T. DÜKENMEZ adıyla parafI bulunmaktadır.

... Cumhuriyet Başsavcılığına ait (TMK.10 Madde ile görevli) 2012/656 sayılı soruşturma evrakı ile ilgili olarak HSYK müfettişliğince düzenlenen rapor ve kararlar incelendiğinde;

... Cumhuriyet Başsavcılığından 21.10.2013 tarihinde 1No’lu Hâkimlik karar nöbetçi Hâkimi ... iken, 3 No’lu Hâkimlik nöbetçi sorgu Hâkimi ...’ dan 2013/8883 karar numarasıyla iletişimin tespiti ve kayda alınmasına dair karar alınmış, 10.10.2013 tarihinde iletişimin dinlenmesi ve kayda alınması karar talep yazısında Büro Me. T. DÜKENMEZ adıyla parafI bulunmaktadır.

Sanık hakkında İlk derece yargılaması aşamasında 07.12.2018 tarihinde dosyaya gelen Kovuşturmaya Yer Olmadığına ilişkin Karar (KYOK) ve ekindeki evraklarda; Garson mahlaslı gizli tanıktan elde edilen SD kart verilerine göre "SAY"(Fetö mensubu herşeyiyle teslim olan ancak yöneticilik vasfı olmayan) olarak kodlanmış olduğu, yine belge eki Dİgital İnceleme raporuna göre; sanığın Telefonun da Eagle ve Kakao kalıntısı, ile (turgaydükenmez gmail.com hesabıyla) aktifhaber sitesine giriş kayıtlarının bulunduğunun anlaşıldığı,

Yine sanık hakkında temyiz incelemesi aşamasında gelen Şüpheli Hamdi ARSLAN’ın etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanarak 08/04/2021 tarihinde Van KOM Şube Müdürlüğüne vermiş olduğu ifadesinde; "...2012 yılında Selami ŞİMŞEK beni cemaat evine davet etti. Bu ev hatırladığım kadarı ile Esenler'de bir evdi. Evin açık adresini hatırlamıyorum. Ancak bu ev benim bildiğim kadarı ile polislerin kaldığı bir cemaat evi idi. Bu eve benimle birlikte Selami ŞİMŞEK, Mehmet İNAN, Şakir PARPAR geldi. Evin anahtarı Selami ŞİMŞEKTE idi. Biz eve girdik ve dışarıdan aldığımız yiyeceklerden yedik. Namaz kıldık ve evden ayrıldık. Bu evde bunun dışında herhangi bir şey yapmadık. Bu evde yukarıda ismini saydığım kişiler dışında kimse yoktu. Sivi! bir şahıs da yoktu. Evin kime ait olduğunu bilmiyorum.

Daha sonra 2012 yılı yaz aylarında şubeye yeni gelen kişiler oldu. Bu kişilerin çoğu Anadolu yakasında oturuyordu. Biz de toplu olarak işe gidip geldiğimiz için bu yani gelen kişilerle samimiyet kurduk. Selami ŞİMŞEK sonrasında bizi Üsküdar Bulgurlu Mahallesinde adresini hatırlamadığım bir cemaat evine götürdü. Bu evin de polislerin kaldığı bir cemaat evi olduğunu biliyorum. Ancak ev sahibi bize kapıyı açtıktan sonra ayrıldığı için kendisinin adını bilmiyorum. Görsem de tanıyamam. Bu evine benimle birlikte gelen kişiler Selami ŞİMŞEK, Şakir PARPAR, yine Mali Şube Personelleri olan ..., Ziya AVCIOĞLU vardı. Bu evde de aynı şekilde namaz kılar bilmeyenlere kuran okumayı öğretir ve dini konulardan sohbet ederdik. Bizim dışımızda yine bu evde sivil herhangi bir şahıs olmazdı. Fetullah GÜLEN” e ait herhangi bir kitap okumadık. Video izlemedik veya FETÖ ile alakalı bir faaliyette bulunmadık, Yukarıda ismini verdiğim kişilerle birlikte birçok kez belirttiğim cemaat evine ve adreslerini hatırlamadığım birkaç cemaat evine daha gittik ve aynı şekilde namaz kılıp kuran okuduk. Kaç kez gittiğimizi hatırlamıyorum. Bu evlere düzenli bir aralıkla değil Selami ŞİMŞEK bizi davet ettikçe giderdik. Bağış veya yardım toplama himmet verme, isteme gibi bir durum olmazdı. Bu cemaat evine gidip gelme olayı 17/25 Aralık sürecine kadar devam etti. 17/25 Aralık sürecinden sonra yukarıda ismini saydığım şahıslar dahil şube çalışanlarının birçoğunun farklı birimlere tayinleri çıktı. Bu süreçten sonra benim cemaat isimli yapılanma ile bağım kopmuştur. Şubede birlikte sohbete gittiğimiz herkesin tayini başka birimlere çıktığından bu şahıslarla bir daha görüşmedim. Ne onlar beni aradı ne de ben onları aradım. Bu tarihten sonra benimle cemaat adına iletişime geçmeye çalışan kimse de olmadı...." şeklinde beyanda bulunduğu tespit edilmiştir.

Sonuç olarak sanığın rütbesi ve konumu ile soruşturmayı yönlendirme yetkisinin bulunmadığı hususları da göz önüne alındığında; 2012/656 sayılı soruşturma dosyası ile ilgili, savcılık ve müfettişler tarafından Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünün elinde bulunan herhangi bir evrak olup olmadığı sorulduğunda, sanığın olmadığı yönünde bir cevap vermesinin ve mahkemeye gönderilen talep evrakların da sanığın parafının bulunmasının, sanığın üzerine atılı TCK’nın 312. Maddesinde belirtilen suç yönünden diğer sanıklarla iştirak halinde olduğunu göstermek için yeterli kabul edilemeyeceği, Ancak gerek ilk derece yargılaması aşamasında gelen evraklar ve gerekse temyiz aşamasında gelen tanık beyanı değerlendirildiğinde sanığın örgüte organik bir bağ ile bağlı olabileceği ve bu bağlamda sanığın eyleminin silahlı terör örgütüne üyelik suçu açısından değerlendirilmesi gerektiği anlaşılmakla,

İlk derece mahkemesinin gerekçeli kararında sanık hakkında; “...'in örgütün haberleşme ağı kakaotalk, eagle gibi programları kullandığı, aynı hakimlerden alınan dinleme kararlarına ilişkin talep yazılarında parafının bulunduğu,

…………………….

örgüt üyesi olmayan kişilerin böylesine gizli bir soruşturmada görev almasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu, kaldı ki sanıkların olağan dışı yapılan soruşturmayı en üst makama bildirmedikleri, bir kısım sanıkların örgütün gizli haberleşme programı olan kakao, ıagel ve Bylock'u kullandığı, sanıkların örgütün üyesi oldukları tüm dosya kapsamı ile anlaşılmakla sanıkların örgüt üyeliği suçundan cezalandırılmasına karar vermek gerekmiştir.

………………………..

Örgüt üyesi olan ve soruşturmada görevlendirilen sanıkların, kendilerine verilen görevi eksiksiz yerine getirdiği, ancak üst düzey yöneticiler tarafından gizli tutulan soruşturmanın nihai amacının ne olduğunu bilmedikleri, her bir sanığın kendi görev alanıyla ilgili olduğu kadar bilgi sahibi olduğu sonucuna varılmakla sanıklar hakkında açılan Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek suçundan beraatlerine karar vermek gerekmiştir.

………………….

Sanık ... hakkında Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek, Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal casusluk maksadıyla elde etmek, Haberleşmenin gizliliğini ihlal etmek, dinleme ve takipler dolayısıyla kişilerin telefon numaralarının ve mail adreslerinin usulsüz olarak ele geçirmek, Dinlemeler sonucu elde edilen sistem içinde yok etmekle yükümlü oldukları verileri usulüne uygun imha etmemek, Görevi nedeniyle kendisine verilen bilgi ve belgeleri açıklamak, yaymak, Resmî belgeyi bozmak, yok etmek ve gizlemek ve Sahte evrak tanzim etmek suçlarından, ………

cezalandırılmaları amacıyla kamu davası açılmış ise yapılan yargılama sonucunda, sanıkların örgüt bağlantılarını gösterir bir delil bulunmadığı, diğer sanıkların yürüttüğü soruşturma dosyasında aktif olarak görev almadıkları, sanıkların müsnet suçları işlediğinin sabit olmadığı anlaşılmakla beraatlerine karar vermek gerekmiştir.” Şeklinde TCK’nın 314/2 maddesi yönünden oluşa ve anlatımlara uymayan, kendi içinde tutarsız ve çelişkili bir gerekçe yazıldığı belirlenmiştir.

  1. Sanık Volkan Demirdelen:

Sanığın olay tarihinde Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliği İzleme Kısım Amirliğinde görev yaptığı; Şube Müdürlüğü uhdesinde yürütülen CMK 140 maddesi gereğince alınan kararların uygulanması, takibi ve bu süreç içerisinde adli makamlara ve üstlerine karşı sorumlu olarak görev yaptığı,

... Cumhuriyet Başsavcılığı (TMK 10. Maddesi İle Görevli kapatılan) 2012/656 soruşturma dosyası ile ilgili olarak 06.12.2013 tarihli Ramazan Bingöl Restaurantta fiziki takip tutanağında; 24.10.2013 tarihli Hasırlı Restaurantta fiziki takip tutanağında; 22.07.2013 tarihli TÜRGEV Genel Merkezindeki fiziki takip tutanağında; 22.09.2012 tarihli Ülgen sokaktaki fiziki takip tutanağında; 29.08.2012 tarihli İBB ve ... Genel Müdürlüğündeki fiziki takip tutanağında; 29.08.2012 tarihli İBB ve ... Genel Müdürlüğündeki fiziki takip tutanağında; 18.10.2021 tarihli (11.35) ... Genel Müdürlüğündeki fiziki takip tutanağında; 06.07.2012 tarihli (09.03) ... Genel Müdürlüğündeki fiziki takip tutanağında; 15.03.2012 tarihli Kuruçeşme parkındaki fiziki takip tutanağında; 13.03.2012 tarihli Kilis Sofrası Restauranttaki fiziki takip tutanağında imzası bulunduğundan bu dosyada görev aldığı anlaşılmıştır.

15 19 Aralık 2013 tarihleri arasında herhangi bir yazı ve onay alınmadan Polis Memurları Burhan İNÖNÜLÜ, Mahmut UÇAR ve ... ile birlikte ... İline gönderildikleri belirlenmiştir.

Sanığın 17 Aralık soruşturmalarında da sanık olduğu ve yukarı ki bölümlerde yapılan değerlendirmelerin bu bölüm içinde geçerli olduğu, bu bağlamda; sanığın Garson mahlaslı gizli tanıktan elde edilen SD kart verilerinde emniyet içerisindeki FETÖ/PDY yapılanmasının etki alanı dışındaki kişileri tanımlayan "AD" koduyla ve FETÖ mensubu olmayan, potansiyel ilgilenilecek kişileri ifade eden "SML" koduyla kayıt altına alındığı, sanık hakkında örgüt bağlantısına dair tanık ya da etkin pişmanlıktan faydalanan şüpheli / sanık ifadesinin bulunmadığı, örgütün kriptolu haberleşme programı Bylock kullanıcısı olmadığı, ... Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü nezdindeki KOM BS veri tabanı üzerinden yaptırılan havuz sorgusunda FETÖ/PDY irtibatına ilişkin aleyhinde bir kanıt ve olguya rastlanmadığının anlaşıldığı, bu bağlamda sanığın rütbesi ve konumu ile soruşturmayı yönlendirme yetkisinin bulunmadığı hususları da göz önüne alındığında sadece fiziki takip tutanaklarında imzasının bulunması ve fiziki takipçi olarak ...’ya gönderilmesi şeklindeki eylemlerin sanığın üzerine atılı TCK’nın 312. Maddesinde belirtilen suça sübut vermeyeceği belirlenmiştir.

İzleme kısım amirliğinde görevli olup, soruşturma kapsamında 10 adet fiziki takip tutanağında imzası bulunan ve ... iline mevzuata aykırı şekilde gönderilen dört tarassutçudan biri olan, hakkında dosyaya yansımış örgüt mensubiyetine dair delil bulunmayan, 17 Aralık soruşturmalarına ilişkin dosyada da sanık olan ve yukarıda 17 Aralık dosyası sanıkları anlatılırken de belirtildiği üzere veri inceleme raporunda AD(FETÖ etki alanı dışındaki kişiler) SML(FETÖ mensubu olmayan potansiyel ilgilenilecek kişiler) olarak kodlandığı ve silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan 17 Aralık dosyasından beraatine karar verildiği anlaşılan sanık Volkan Demirdelen hakkında ilk derece mahkemesince amaç suç olan Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs suçuna TCK'nın 39. maddesinde düzenlenen "suça iştirak kapsamındaki yardım etme" suçundan nitelik itibariyle farklı olan, somut bir olaya dayanmayan ancak örgüt faaliyeti kapsamında kullanılmak/değerlendirilmek üzere gerçekleştirilen yardımları müeyyide altına alan, dolayısıyla olayımızda uygulama yeri bulunmayan, dosyaya ve oluşa aykırı şekilde TCK’nın 220/7 maddesinde düzenlenen örgüte yardım suçundan mahkumiyetine karar verildiği, ayrıca ilk derece mahkemesince TCK’nın 312. Maddesinde belirtilen suç yönünden sadece “cezalandırılmaları amacıyla kamu davası açılmış ise de yapılan yargılama sonucunda sanıkların müsnet suçları işlediğinin sabit olmadığı anlaşıldığından beraatlerine karar vermek gerekmiştir.” Şeklinde yetersiz bir gerekçe ile hüküm kurulduğu belirlenmiştir.

  1. Sanık ...:

Sanığın olay tarihinde Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliği İzleme Kısım Amirliğinde görev yaptığı; Şube Müdürlüğü uhdesinde yürütülen CMK 140 maddesi gereğince alınan kararların uygulanması, takibi ve bu süreç içerisinde adli makamlara ve üstlerine karşı sorumlu olarak görev yaptığı,

... Cumhuriyet Başsavcılığı (TMK 10. Maddesi İle Görevli kapatılan) 2012/656 soruşturma dosyası ile ilgili olarak 24.10.2013 tarihli Hasırlı Restaurantta fiziki takip tutanağında; 01.08.2013 tarihli TÜRGEV Genel Merkezindeki fiziki takip tutanağında; 18.10.2026 tarihli ... Genel Müdürlüğündeki fiziki takip tutanağında; 20.06.2012 tarihli Maçka Polat Apartmanındaki fiziki takip tutanağında imzanız bulunduğundan dosyada görev aldığı anlaşılmıştır.

15 19 Aralık 2013 tarihleri arasında herhangi bir yazı ve onay alınmadan Polis Memurları Volkan DEMİRDELEN, Burhan İNÖNÜLÜ ve Mahmut UÇAR ile birlikte ... İline gönderildikleri belirlenmiştir.

Sanığın 17 Aralık soruşturmalarında da sanık olduğu ve yukarı ki bölümlerde yapılan değerlendirmelerin bu bölüm içinde geçerli olduğu, bu bağlamda; Garson mahlaslı gizli tanıktan elde edilen SD kart verilerinde FETÖ/PDY içinde olup, örgüt benim örgütüm diyen ancak bazı zaafları olan (himmet verme, kampta kalma, her çağrıldığında gelme, sigara, karşı cins, namaz) örgüt üyelerini ifade eden EA koduyla kayıt altına alınmış olması, SD kart verileri ve tanık beyanlarına göre himmet adı altında örgüte maddi yardımda bulunması, örgütsel toplantılara katılması, örgüt evlerinde kalmış olması, tanık Hüseyin Duman'ın sanıkla ilgili 17/25 Aralık sürecinden sonraki dönemi de kapsar şekilde; Şemdinli'de 2014 2016 arası toplantılara katıldıklarına, sanığın da geldiğine ilişkin beyanının olması, birlikte değerlendrildiğinde sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğu, bu nedenle sübut bulan örgüt üyeliği nedeniyle TCK'nın 314/2 maddesi gereğince sorumlu olduğu, ancak sanığın rütbesi ve konumu ile soruşturmayı yönlendirme yetkisinin bulunmadığı hususları da göz önüne alındığında sadece fiziki takip tutanaklarında imzasının bulunması ve fiziki takipçi olarak ...’ya gönderilmesi şeklindeki eylemlerin sanığın üzerine atılı TCK’nın 312. Maddesinde belirtilen suça sübut vermeyeceği belirlenmiştir.

Sanık ... hakkında ilk derece mahkemesince amaç suç olan Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs suçuna TCK'nın 39. maddesinde düzenlenen "suça iştirak kapsamındaki yardım etme" suçundan nitelik itibariyle farklı olan, somut bir olaya dayanmayan ancak örgüt faaliyeti kapsamında kullanılmak/değerlendirilmek üzere gerçekleştirilen yardımları müeyyide altına alan, dolayısıyla olayımızda uygulama yeri bulunmayan, dosyaya ve oluşa aykırı şekilde TCK’nın 220/7 maddesinde düzenlenen örgüte yardım suçundan mahkumiyetine karar verildiği, ayrıca ilk derece mahkemesince TCK’nın 312. Maddesinde belirtilen suç yönünden sadece “cezalandırılmaları amacıyla kamu davası açılmış ise de yapılan yargılama sonucunda sanıkların müsnet suçları işlediğinin sabit olmadığı anlaşıldığından beraatlerine karar vermek gerekmiştir.” Şeklinde yetersiz bir gerekçe ile hüküm kurulduğu belirlenmiştir.

  1. Sanık Mahmut Uçar:

Olay tarihinde Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliği İzleme Kısım Amirliğinde görev yaptığı; Şube Müdürlüğü uhdesinde yürütülen CMK 140 maddesi gereğince alınan kararların uygulanması, takibi ve bu süreç içerisinde adli makamlara ve üstlerine karşı sorumlu olarak görev yaptığı,

... Cumhuriyet Başsavcılığı (TMK 10. Maddesi İle Görevli kapatılan) 2012/656 soruşturma dosyası ile ilgili olarak 22.01.2013 tarihli İBB Merter Ek Hizmet Binasındaki fiziki takip tutanağında; 28.12.2012 tarihli Siirt Şeref Büryan Kebap Salonundaki fiziki takip tutanağında imzası bulunduğundan dosyada görev aldığı anlaşılmıştır.

15 19 Aralık 2013 tarihleri arasında herhangi bir yazı ve onay alınmadan Polis Memurları Volkan DEMİRDELEN, Burhan İNÖNÜLÜ ve ... ile birlikte ... İline gönderildikleri belirlenmiştir.

İzleme kısım amirliğinde görevli olup, soruşturma kapsamında 2 adet fiziki takip tutanağında imzası bulunan ve ... iline mevzuata aykırı şekilde gönderilen dört tarassutçudan biri olan, hakkında dosyaya yansımış örgüt mensubiyetine dair delil bulunmayan, 18/12/2018 tarihinde sanıkça mahkemeye sunulan hakkında verilmiş KYOK kararında, hiçbir delil bulunmadığı ve veri inceleme raporuna göre AD (Fetö nün etki alanı dışındaki kişiler) şeklinde kodlandığının belirtildiği ancak ekinde ilgili belgenin bulunmadığı anlaşılan sanık Mahmut Uçar hakkında ilk derece mahkemesince amaç suç olan Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs suçuna TCK'nın 39. maddesinde düzenlenen "suça iştirak kapsamındaki yardım etme" suçundan nitelik itibariyle farklı olan, somut bir olaya dayanmayan ancak örgüt faaliyeti kapsamında kullanılmak/değerlendirilmek üzere gerçekleştirilen yardımları müeyyide altına alan, dolayısıyla olayımızda uygulama yeri bulunmayan, dosyaya ve oluşa aykırı şekilde TCK’nın 220/7 maddesinde düzenlenen örgüte yardım suçundan mahkumiyetine karar verildiği, ayrıca ilk derece mahkemesince TCK’nın 312. Maddesinde belirtilen suç yönünden sadece “cezalandırılmaları amacıyla kamu davası açılmış ise de yapılan yargılama sonucunda sanıkların müsnet suçları işlediğinin sabit olmadığı anlaşıldığından beraatlerine karar vermek gerekmiştir.” Şeklinde yetersiz bir gerekçe ile hüküm kurduğu belirlenmiştir.

  1. Sanık Burhan İnönülü:

Sanığın olay tarihinde Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliğinde İzleme Kısım Amirliğinde görev yaptığı; Şube Müdürlüğü uhdesinde yürütülen CMK 140 maddesi gereğince alınan kararların uygulanması, takibi ve bu süreç içerisinde adli makamlara ve üstlerine karşı sorumlu olarak görev yaptığı,

... Cumhuriyet Başsavcılığı (TMK 10. Maddesi İle Görevli kapatılan) 2012/656 soruşturma dosyası ile ilgili olarak 06.12.2013 tarihli Ramazan Bingöl Restauranttaki fiziki takip tutanağında ve 24.10.2013 tarihli Hasırlı Restaurantta fiziki takip tutanağında imzasının bulunduğu bu şekilde dosyada görev aldığı anlaşılmıştır.

15 19 Aralık 2013 tarihleri arasında herhangi bir yazı ve onay alınmadan Polis Memurları Volkan DEMİRDELEN, Mahmut UÇAR ve ... ile birlikte ... İline gönderildiği tesp9it edilmiştir.

İzleme kısım amirliğinde görevli olup, soruşturma kapsamında 2 adet fiziki takip tutanağında imzası bulunan ve ... iline mevzuata aykırı şekilde gönderilen dört tarassutçudan biri olan, hakkında dosyaya yansımış örgüt mensubiyetine dair delil bulunmayan, sanık hakkında 07.09.2021 tarih ve 2018/164753 Sor. Sayılı Kovuşturmaya Yer Olmadığına ilişkin kararda; “Garson kod adlı gizli tanıktan tarafından emniyet teşkilatına yönelik fişlemeyi içerir SD kart ele geçirilmiş ve yapılan inceleme neticesi şüphelinin; Tüm Liste Bölümünde: DERECE | Bölümünde *AD” olarak “Emniy t içindeki FETÖ yapılanmasının etki alanı dışındaki kişileri tanımlar” şeklinde kodlandığı, DERECE 2 Bölümünde: *0” olarak “Hakkında bilgi olmayan personeli ifade ettiği” şeklinde kodlandığı, Güncel Liste Bölümünde:2015 yılı Mart ayına kadar Polis Memurlarının örgüt ile ilişkisini belirten 2015 MART ALAN Bölümünde “AD” olarak “Emniyet içindeki FETÖ yapılanmasının etki alanı dışındaki kişileri tanımlar” şeklinde kodlandığı, 2015 yılı Mart ayından sonra Polis Memurlarının örgüt ile ilişkisini belirten 2015 MART ALAN DIŞI Bölümünde “0” olarak “Hakkında bilgi olmayan personeli ifade ettiği” şeklinde kodlandığı, Örgüt tarafından yapılan fişlemeye karşılık gelen “ALAN” bölümünde “DİL” olarak “Emniyet içerisinde FETÖ mensubu olmayan ancak FETÖ mensubu tarafından kazanılmaya çalışılan kişileri ifade ettiği” şeklinde olduğu anlaşılan sanık Burhan İnönülü hakkında ilk derece mahkemesince amaç suç olan Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs suçuna TCK'nın 39. maddesinde düzenlenen "suça iştirak kapsamındaki yardım etme" suçundan nitelik itibariyle farklı olan, somut bir olaya dayanmayan ancak örgüt faaliyeti kapsamında kullanılmak/değerlendirilmek üzere gerçekleştirilen yardımları müeyyide altına alan, dolayısıyla olayımızda uygulama yeri bulunmayan, dosyaya ve oluşa aykırı şekilde TCK’nın 220/7 maddesinde düzenlenen örgüte yardım suçundan mahkumiyetine karar verildiği, ayrıca ilk derece mahkemesince TCK’nın 312. Maddesinde belirtilen suç yönünden sadece “cezalandırılmaları amacıyla kamu davası açılmış ise de yapılan yargılama sonucunda sanıkların müsnet suçları işlediğinin sabit olmadığı anlaşıldığından beraatlerine karar vermek gerekmiştir.” Şeklinde yetersiz bir gerekçe ile hüküm kurduğu belirlenmiştir.

  1. Sanık...:

Sanığın olay tarihinde Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Suç Gelirleriyle Mücadele Büro Amirliğinde görev yaptığı; Şube Müdürlüğü uhdesinde bürosu ile ilgili yürütülen takibi ve bu süreç içerisinde adli makamlara ve üstlerine karşı sorumlu olarak görev yaptığı,

Âdem KORKMAZ’ın tanık olarak alınan beyanında “25 Aralık 2013 günü Savcı Muammer AKKAŞ’ın kendisini odasına çağırdığını, gittiğinde odada Kamil ADANIR isimli polis memurunun da bulunduğunu, savcının kendisinden Kamil ADANIR’ın flash bellek içerisinde getirmiş olduğu gözaltı listesinin düzenlemesini yapmasını ayriyeten vermiş olduğu isimlerinde listeye dâhil edilmesini, bazı isimlerin çıkarılmasını istediğini söylediğini, kendisinin de bu istek doğrultusunda UYAP’a gözaltına alınacak kişilerin listesinin girişini yaptığını” beyan etmiştir. Soruşturmayı Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Sahtecilik Büro Amirliği görevlilerinin yürüttüğü, sanığın Nitelikli Dolandırıcılık Büro Amirliğinde görev yaptığı tespit edilmiştir.

Nitelikli dolandırıcılık büroda suç gelirleriyle mücadele kısmında tek kişi olarak görev yapan, soruşturmada görev almayan, dosyada örgüt mensubu olduğuna dair delil bulunmayan, soruşturma aşamasında ki, flash bellekte gözaltı listesinin de bulunduğuna ilişkin yargılamada dinlenmediği için sübut bulmayan tanık beyanı dışında, 25/12/2013 tarihinde bölüm amiri sanık ...'in talimatı ile eski savcı Muammer Akkaş'a iletilmek üzere suçtan kaynaklanan malvarlığına el koyma kararlarının icrasına yönelik matbu müzekkerelerin bulunduğu flash belleği götürüp, mahkemeden alınmış olan karara istinaden müzekkereleri yazan zabıt katibine yardım eden ve uyap entegrasyon ekranında başka dosyası bulunmayan, 17 Aralık dosyasında da sanık olan ve bu bölümün gerekçesinde bahsedildiği üzere sanığın; Garson mahlaslı gizli tanıktan elde edilen SD kart verilerinde emniyet içerisindeki FETÖ/PDY yapılanmasının etki alanı dışındaki kişileri tanımlayan "AD" koduyla kayıt altına alındığı, sanık hakkında örgüt bağlantısına dair tanık ya da etkin pişmanlıktan faydalanan şüpheli/sanık ifadesinin bulunmadığı, örgütün kriptolu haberleşme programı Bylock kullanıcısı olmadığı, ... Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü nezdindeki KOM BS veri tabanı üzerinden yaptırılan havuz sorgusunda FETÖ/PDY irtibatına ilişkin aleyhinde bir kanıt ve olguya rastlanmadığının belirtildiği anlaşılan... hakkında, ilk derece mahkemesince amaç suç olan Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs suçuna TCK'nın 39. maddesinde düzenlenen "suça iştirak kapsamındaki yardım etme" suçundan nitelik itibariyle farklı olan, somut bir olaya dayanmayan ancak örgüt faaliyeti kapsamında kullanılmak/değerlendirilmek üzere gerçekleştirilen yardımları müeyyide altına alan, dolayısıyla olayımızda uygulama yeri bulunmayan, dosyaya ve oluşa aykırı şekilde TCK’nın 220/7 maddesinde düzenlenen örgüte yardım suçundan mahkumiyetine karar verildiği, ayrıca ilk derece mahkemesince TCK’nın 312. Maddesinde belirtilen suç yönünden sadece “cezalandırılmaları amacıyla kamu davası açılmış ise de yapılan yargılama sonucunda sanıkların müsnet suçları işlediğinin sabit olmadığı anlaşıldığından beraatlerine karar vermek gerekmiştir.” Şeklinde yetersiz bir gerekçe ile hüküm kurduğu belirlenmiştir.

  1. Sanık Hasan Cunedioğlu:

Sanığın olay tarihinde Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliği Dinleme Kısım Amirliğinde görev yaptığı; Şube Müdürlüğü uhdesinde yürütülen CMK 135 maddesi gereğince alınan kararların uygulanması, takibi ve bu süreç içerisinde adli makamlara ve üstlerine karşı sorumlu olarak görev yaptığı,

Dosyada seslere ulaşanların tespiti ile ilgili olarak yapılan filtreleme işlemi ile ses dosyaları ile ilgili log kayıtlarına düşen aidiyet numaraları olan personelin 34 TM 00213 345670 sicil sayılı Polis Memuru Hasan CUNEDİOĞLU olduğu tespit edilmiştir.

Dinleme kısım amirliğinde görev yapan, aidiyet numarası verilmesi nedeniyle seslere ve dibnota atılan tapelere ulaşabilen, arapça bilmesi nedeniyle arapça görüşmelere dair tape yaptığı anlaşılan ve Örgüt bağına dair dosyaya yansımış bir delil olmayan, sanık Hasan Cunedioğlu'nun rütbesi ve konumu itibariyle soruşturmayı yönlendirme yetkisinin de bulunmadığı gözetildiğinde, üzerine atılı suçların bu haliyle sübut bulmadığı anlaşılmıştır.

  1. Sanık Hayrettin Can:

Sanığın Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Sahtecilik Büro Amirliğinde görev yaptığı; Şube Müdürlüğü uhdesinde bürosu ile ilgili yürütülen takibi ve bu süreç içerisinde adli makamlara ve üstlerine karşı sorumlu olarak görev yaptığı,

Sanık Hayrettin CAN’ın bilgisayarın bulunduğu Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde bulunan özel olarak oluşturulan odaya giriş yaptığı görüntülerden tespit edilmiş olup; ... 1 No’lu Hâkimlik (TMK 10. Maddesi ile görevli ) tarafından verilen 29.01.2014 tarih ve değişik iş no:2014/109 kararı ile inceleme yapılan ve sanık Hayrettin CAN'a ait 339618 sicil sayısı ile 81 defa giriş yapıldığı anlaşılan (HP_TRF2450ZS4_Seagate_W2AJZMQV_500GB )seri numaralı bilgisayar ve hard diski ile ilgili düzenlenen inceleme raporunun 25. sayfasından itibaren belirtildiği üzere;

  1. Multimedia: Klasörü açıldığında içinde 2.483 adet dosya bulunduğu bu dosyaların içeriğine bakıldığında bazı dosyaların açılmadığı bu sebeple içeriğine bakılamadığı, açılan bazı dosyaların müzik dosyası olduğu, bazı açılan seslerin ses dalgası olduğu, bazı seslerin telefon görüşmesi olduğu, telefon görüşmelerinin de birden fazla kopyasının bulunduğu, telefon görüşmelerinin yabancı dil olanlarının kontrolünün yapılamadığı, tespit edilen dosyalar klasörünün içinde bulunan sesler klasörünün içinde bulunan telefon görüşmeleri ile bu klasör içinde bulunan telefon görüşmelerinin aynı olduğu, ayrıca Fetullah GÜLEN ile ... arasında geçen telefon görüşmesinin tapesi yapıldığı tespit edilmiştir.

Sanık Hayrettin CAN’ın bilgisayarın bulunduğu Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde bulunan özel olarak oluşturulan odaya giriş yaptığı görüntülerden tespit edilmiş olup; ... 1 No’lu Hâkimlik (TMK 10. Maddesi ile görevli) tarafından verilen 29.01.2014 tarıh ve değişik İş no:2014/109 kararı ile inceleme yapılan ve sanık Hayrettin CAN'a ait 339618 sicil sayısı ile 130 defa giriş yapıldığı anlaşılan (HP_TRF2450ZSP_Seagate_S2A9SX2F_500GB ) seri numaralı bilgisayar ve hard diski ile ilgili düzenlenen inceleme raporunun 28. sayfasından itibaren belirtildiği üzere;

WORD isimli klasörün içerisinde toplamda yirmi (20) adet dosya olduğu bunlardan on dokuz (19)âdetinin word dosyası olduğu bu dosyaların içeriğine bakıldığında fezleke ve ifade alma tape içerikli word dosyaların olduğu bir (1) adet de Excel dosyası olduğu içeriğine bakıldığında TİB görüşmelerine göre dinlenen kişinin kimi hangi saate aradığı ve arandığı liste kayıtları olduğu tespit edilmiştir.

Word isimli klasörün içerisinde bulunan 6 No’lu word belgesi içeriğinde aşağıdaki yazışmalar tespit edilmiştir;

1609151230 (... ) ARANDI 2012.07.30 15: 27:22 NADİR ÂDEM NADİR bu Ömer duman vardı müdür onla aran nasıl ÂDEM Mustafa’nın arası iyi hayırdır NADİR ya bizim kartal Anadolu başsavcısına koruma verecekler ya beni oraya verdirin ki ÂDEM Ömer dumanın ne işi var orda NADİR Ömer duman bizden sorumlu koruma müdürü oldu... Ömer dumana kimi arattırıyorsan benim işimi yaptır. Bende sizin işinizi yapayım... Ben orda olmazsam ben kimin işini yapcam. O diyecek ki nadir balcıyı Anadolu yakası savcılığına verin diyecek o kadar NADIR BALCI NADİR BALCI PENDİK CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI. . 34000 PENDİK ... TÜRKİYE,

1658436423 (OSMAN AĞCA – 905533…………..) ARADI 90506…………. 2012.09.04 16: 50:55 OSMAN— abiciğim saygılarımı arz ediyorum başsavcım öncelikle çok teşekkür etmek için aradım FİKRET SEÇEN—estağfurullah biz bir şey yapmaya çalıştık bilmiyorum sonucu ne oldu da için sevgimiz ve saygımızın üst düzeyde olduğunu bilin FIKRET SECEN FİKRET SEÇEN ESKİ LONDRA ASFALTI ÇOCUK ESİRGEME KUR. SİT. İÇİ NO:155 DAİRE: 8. 34000 BAHÇELİEVLER ... TÜRKIYE,

1761115106 (... – 90532…….) ARADI 90505……… 2012.11.12 12: 14:46 NADİR BALCI—ona baktık abi daha şey olmadı biz sana bilgi vereceğiz abi ... onun için aramadım abi şu Nihat savcı ne dedi onun için sana NADİR DEDİ ki bir on on beş yirmi milyar vereceğiz dedi bu gün yarın ben ona söyledim beni arattırdın söyledim dedim bu dedi öde o da dedi ki bu hafta 15 20 milyar verelim dedi bana dediğini söylüyorum akşam beraberdik beni aldı yani evden aldı bende ondan bugün yarın haber bekliyorum ÂDEM¬ yok abi yarın işimizi görmezde NADIR BALCI NADİR BALCI PENDİK CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI. . 34000 PENDİK ... TÜRKIYE,

1810342284 (OSMAN AĞCA – 90532………) ARADI 90536…….. 2012.12.12 11: 49:32 OSMAN— efendim başsavcım X ŞAHIS— o yemek için cuma buradayım dedi Nihat abi OSMAN— siz cumartesi müsait değilseniz cuma da yaparız başsavcım X ŞAHIS cuma akşamı olabilir ERDEM TURAN CEBECİ MH. 1452/1 SK. NO:52 \SULTANGAZİ, ...,

1811073800 (OSMAN AĞCA – 90532……….) ARADI 90536…………. 2012.12.12 17: 54:33 OSMAN abiciğim CUMA AKŞAMI 7 BÜYÜK KLÜPTE YAPIYORUZ BAŞSAVCI X ŞAHIS—öylemi kimler gelecek OSMAN— biraz daha genişletebilir miyiz X ŞAHIS fark etmez AYTAÇ ı falan çağırayım mı tanışıyorlar İBRAHİM abi beni çağırırsanız bende gelirim demişti bursa dan OSMAN—İbrahim abinin numarası varmı bende bir saniye çaldırıyorum İBRAHİM ABİ Osman AĞCA ben CUMA AKŞAMI NİHAT ABİYE BİR YEMEK VERİYIRUZ BÜYÜK KLÜPTE 7 DE BEKLİYORUZ X ŞAHIS SABİTİN VARMI BİR ŞEY SORACAĞIM ERDEM TURAN CEBECİ MH. 1452/1 SK. NO:52 \SULTANGAZİ, ...,

1865326697 (OSMAN AĞCA – 90532……….) ARADI 90536……………. 2013.01.12 15: 02:29 BAŞSAVCI X ŞAHIS BEN ADİDASTA BAKTIM DA ÖYLE ZÜMRÜT YEŞİLİ İNCE. TÜYÜNDEN İNCECİK Bİ MONT VAR O OLUR ONA 58 BEDEN OLAİLİR BANA OLDU O DA BENDEN BİRAZ İRİ 58 BEDEN OLUR ONA 419 LİRA FALAN ADİDASIN ORJİNAL ŞEYİ OSMAN tamam abi ERDEM TURAN CEBECİ MH. 1452/1 SK. NO:52 \SULTANGAZİ, ...,

1872017236 (OSMAN AĞCA – 90553………) ALDI 90555………. 2013.01.16 12: 46:18 BAŞSAVCI X ŞAHIS A VERİLMEK ÜZERE OSMANIN GÖNDERDİDİ ADİDAS MONT 419 LİRA Osman bey teslim ettim montu YORUM İNŞAAT AŞ. ALTUNİZADE MH. ARDUMAN İŞMERK. NO4 NO:3/A ALTUNİZADE \ÜSKÜDAR, ...,

1872496695 (OSMAN AĞCA – 90532………) ARADI 90536…………. 2013.01.16 16: 23:28 GÖZLÜK KONUSU İLE ALAKALI BAŞSAVCI X ŞAHIS ben METROCİTY deyim de OSMAN ben arıyorum abi orayı hemen ERDEM TURAN CEBECİ MH. 1452/1 SK. NO:52 \SULTANGAZİ, ...,

1872500190 (OSMAN AĞCA – 90553………..) ARADI 90212………… 2013.01.16 16: 24:11 BAŞSAVCI GÖZLÜK KONUSU X ŞAHIS göz grup METROCİTY buyurun OSMAN—misafirim gelecekti geldi mi (BAŞSAVCI) X ŞAHIS— evet Osman bey OSMAN— NE LAZIMSA EN GÜZEL ŞEKİLDE ŞEY YAPIN BEN DAHA SONRA ÖDEMESİNİ ALIRIM BENİM ADIMA YAZIP GÖNDERİN ÜCRET ALMAYIN BEN ALACAĞIM GÖZGRUP OPTİK ÜRÜNLE Rİ SAN. VE TİC.LT D.ŞTİ. ESENTEPE MAH BÜYÜKDERE CD NO:171 /BB115 ŞİŞLİ,

1812729442 (OSMAN AĞCA – 90553………….) ARADI 90506………. 2012.12.13 17: 07:51 Osman Ağca Fikret Seçen Osman Yarın Nihat Abi için hayırlı olsun yemeği yapıyoruz büyük kulüpte Fikret Seçen İnşallah... FIKRET SECEN FİKRET SEÇEN ESKİ LONDRA ASFALTI ÇOCUK ESİRGEME KUR. SİT. İÇİ NO:155 DAİRE: 8. 34000 BAHÇELİEVLER ... TÜRKIYE şeklinde ifadelerin olduğu tespit edilmiştir.

Dosya kapsamında toplanan deliller ve soruşturma sürecinde alınan tanık ifadelerinde Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü uhdesinde sınırlı sayıda personelin bu soruşturma kapsamında bilgisinin olduğu, yapılan soruşturmada amaçlanan nihai hedefin sekteye uğramaması için özel olarak bir gayret sarf edildiği mahkeme kararlarının bile Emniyette yazılarak gönderildiği, CMK hükümlerinin görmezden gelinerek adliyedeki personelden de gizlenerek dosyanın takip edildiği bu iş ve işlemlerde bulunanların ise normal olarak tabi oldukları devletin yetkili organları tarafından konulan kanun ve yönetmelikler dışında hareket ettikleri ve FETÖ/DPY Terör örgütünün amaç ve hedefleri doğrultusunda hareket ettikleri tespit edilmiş, sanık Hayrettin CAN’ın kendi yetkisi olmadığı halde dosya kapsamında tape yapması ve herhangi bir yerde imzasının olmaması, özel olarak hazırlanan dinlemelerin yapıldığı odaya yoğun şekilde giriş yaptığı belirlenmiştir.

Ayrıca 05/06/2018 tarihinde dosyaya gönderilen Garson isimli gizli tanıktan elde edilen SD kart içerisindeki verilere göre sanığın; "EA"(Örgüt benim örgütüm diyen ancak zaafları olan) olarak kodlandığı, dosyaya istinaf aşamasında 16/02/2019 tarihinde gelen dijital inceleme materyal raporuna göre sanığın telefonunda Bylock kalıntısı olduğu, yine dosyaya Iğdır Cumhuriyet Başsavcılığının yazı ve eklerinde gönderilen Sinan GÖRMÜŞ'ün ifadesinin"...Hayreddin CAN isimli polis vardı ve tango isimli program kullanıcısıydı eagle olup olmadığını bilmiyorum, şahıs polislikten ihraç olduğunda ben kendisine benim yapı içerisinde üst konumumda olan ve adını Faruk kod adı ile bildiğim ancak emniyette gerçek adını Hasan Basri KARA olarak öğrendiğim şahıstan almış olduğum toplamda 2016 yılı Mart Nisan ve Mayıs aylarında 3000 3,500 TL olarak toplamda 3 ay boyunca şahsa maddi yardımda bulundum, söz konusu paraları elden teslim ettim..." şeklinde olduğu, aynı yazı ve eklerine göre sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile irtibatlı ve iltisatlı olduğundan dolayı kapatıln Güven İzmir Özel Eğitim AŞ'de 2007/2010 yılları arasında SGK kaydının bulunduğu anlaşılmakla, dosyaya sonradan gelen tüm bilgi ve belgelerin sanık ve müdafiine duruşmada okunarak tartışılması ve değerlendirilmesinin gerektiği belirlenmiştir.

Sanığın yasama dokunulmazlığı olan Başbakan, bakanlar ve milletvekillerinin CMK hükümlerine aykırı şekilde dinlemesi, yetkisi olmadığı halde güvenilir eleman olarak tape yapması ve örgütle bağlantısını gösterir emarelerin bulunması hususları birlikte değerlendirildiğinde; sanık Hayrettin CAN'ın FETÖ/PDY Terör Örgütünün amaçları doğrultusunda hareket ettiği ve örgüt üyesi olduğu, diğer sanıklarla birlikte fikir ve eylem birliği içinde eylemlere iştirak ettiği anlaşılmakla, sanığın eylemlerinin silahlı terör örgütü üyeliği bağlamında “geçitli suç” kavramı da göz önüne alınarak TCK’nın 312. Maddesinde belirtilen suça sübut verdiği, Dosya kapsamında sanığın Başbakan Mit Müsteşarı buluşması, Çek Cumhuriyetinde yapılan enerji ihalesi görüşmeleri görüntülerinin elde edilmesi şeklinde gerçekleşen eyleme katkısı ortaya konulamadığından TCK’nın 328. Maddesinde belirtilen siyasal veya askerî casusluk suçundan sorumlu tutulamayacağı anlaşılmıştır.

  1. Sanık Raif Bektaş:

Sanığın Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliğinde Dinleme Kısım Amirliğinde görev yaptığı; Şube Müdürlüğü uhdesinde yürütülen CMK 135 maddesi gereğince alınan kararların uygulanması, takibi ve bu süreç içerisinde adli makamlara ve üstlerine karşı sorumlu olarak görev yaptığı,

Sanık Raif BEKTAŞ’ın bilgisayarın bulunduğu Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde bulunan özel olarak oluşturulan odaya giriş yaptığı görüntülerden tespit edilmiş olup; ... 1 No’lu Hâkimlik (TMK 10. Maddesi ile görevli) tarafından verilen 29.01.2014 tarih ve değişik iş no:2014/109 kararı ile inceleme yapılan ve sanık Raif Bektaş’a ait olan 320866 sicil kullanılarak 168 defa giriş yapıldığı anlaşılan (Hp_TRF32980N_WD_WCC2EJE39529_500GB ) seri numaralı bilgisayar ve hard diski ile ilgili düzenlenen inceleme raporunun 38. sayfasından itibaren belirtildiği üzere;

Word klasörünün içerisinde 10 adet microsoft office belgesinin bulunduğu, bu belgelerin yapılan incelemesinde 4 no’lu belgenin ilk sayfasında Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı ... hakkında “Başbakan RTE’nin örgüt lideri olduğuna dair görüşme.” Şeklinde başlık kullanarak hazırlanmış bir çok belge bulunduğu tespit edilmiştir.

Dinleme kısım amirliğinde görevli olup, soruşturmada görev almadığını beyan etse de , 168 kez giriş yapması nedeniyle özel olarak oluşturulan odadaki bilgisayarı kullanan kişi olduğu ve bilgisayarda kurtarılan verilerde yasama dokunulmazlığı olan kişilere suç isnatları, dönemin başbakanı, örgüt lideri ibarelerinin geçtiği fezlekeden kısımların bulunduğu anlaşılan, Hüseyin Tokgöz ve ... ile yaptığı spark yazışmalarından soruşturmanın içeriğine vakıf olduğu ve fezleke yazımına yardım ettiği anlaşılan, kamera görüntülerinin incelenmesinden son 1 ayda 17/25 Aralık soruşturmalarının başta fezleke yazıcılarının bulunduğu, soruşturmaya dair tüm bilgi belgelerin toplandığı, bir anlamda soruşturmaların yönetildiği oda olan 14 no'lu odada çalışanlardan biri olduğu belirlenen, 225767 ID numarası ve "haydarkerrar" kullanıcı adı ile bylock kullandığı ve birleşen dosyadaki veri inceleme raporunda SAYV( gassalın elindeki meyyit, yöneticilik vasfı olan grubu olan sohbet veren) olarak kodlandığı dolayısıyla örgüt mensubu olduğu anlaşılan sanık Raif Bektaş'ın; FETÖ/PDY Terör Örgütünün amaçları doğrultusunda hareket ettiği ve örgüt üyesi olduğu, diğer sanıklarla birlikte fikir ve eylem birliği içinde eylemlere iştirak ettiği anlaşılmakla, sanığın eylemlerinin silahlı terör örgütü üyeliği bağlamında “geçitli suç” kavramı da göz önüne alınarak TCK’nın 312. Maddesinde belirtilen suça sübut verdiği, Dosya kapsamında sanığın Başbakan Mit Müsteşarı buluşması, Çek Cumhuriyetinde yapılan enerji ihalesi görüşmeleri görüntülerinin elde edilmesi şeklinde gerçekleşen eyleme katkısı ortaya konulamadığından TCK’nın 328. Maddesinde belirtilen siyasal veya askerî casusluk suçundan sorumlu tutulamayacağı anlaşılmıştır.

  1. Sanık Okan Vural:

Sanığın Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliği İzleme Kısım Amirliğinde görev yaptığı; Şube Müdürlüğü uhdesinde yürütülen CMK 140 maddesi gereğince alınan kararların uygulanması, takibi ve bu süreç içerisinde adli makamlara ve üstlerine karşı sorumlu olarak görev yaptığı,

... Cumhuriyet Başsavcılığı (TMK 10. Maddesi İle Görevli kapatılan) 2012/656 soruşturma dosyası ile ilgili olarak 17.08.2012 tarihli İBB’deki fiziki takip tutanağında; 18.04.2012 tarihli Atatürk Havaalanındaki fiziki takip tutanağında; 03.06.2012 tarihli Ak Pack Restorandaki fiziki takip tutanağında; 24.04.2012 tarihli ... Genel Müdürlüğündeki fiziki takip tutanağında; 18.04.2012 tarihli Atatürk Havaalanındaki fiziki takip tutanağında imzası bulunduğundan dosyada görev aldığı anlaşılmıştır.

Sanığın örgüt ile organik bağına ilişkin bir verinin dosyaya yansımadığı, sanığın izleme kısım amirliğinde görevli olması nedeniyle bazı fiziki takip tutanaklarında imzası olduğu, sanığın dosyaya yansıyan başkaca bir eyleminin tespit edilemidiği, sanığın rütbesi ve bulunduğu konum itibariyle soruşturmayı yönlendirme yetkisi olmadığı hususlarıda göz önüne alındığında sanığın üzerine atılı suçların sübut bulmadığı değerlendirilmiştir.

  1. Sanık ...:

Sanığın Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliğinde İzleme Kısım Amirliğinde görev yaptığı; Şube Müdürlüğü uhdesinde yürütülen CMK 140 maddesi gereğince alınan kararların uygulanması, takibi ve bu süreç içerisinde adli makamlara ve üstlerine karşı sorumlu olarak görev yaptığı,

... Cumhuriyet Başsavcılığı (TMK 10. Maddesi İle Görevli kapatılan) 2012/656 soruşturma dosyası ile ilgili olarak 12.07.2012 tarihli İBB’deki fiziki takip tutanağında 11.06.2012 tarihli İSEGEV binasındaki fiziki takip tutanağında; 25.05.2012 tarihli ... Genel Müdürlüğündeki fiziki takip; 21.04.2012 tarihli ... Genel Müdürlüğündeki fiziki takip; 20.04.2012 tarihli Sabiha Gökçen Havaalanındaki fiziki takip tutanağında imzası bulunduğu, bu dosyada görev aldığı anlaşılmıştır.

İzleme kısım amirliğinde görevli olup, soruşturma kapsamında 5 adet fiziki takip tutanağında imzası bulunan, hakkında dosyaya yansımış örgüt mensubiyetine dair delil bulunmayan 17 Aralık dosyasında da sanık olan ve bu bölümün gerekçesinde bahsedildiği üzere sanığın; Garson mahlaslı gizli tanıktan elde edilen SD kart verilerinde emniyet içerisindeki FETÖ/PDY yapılanmasının etki alanı dışındaki kişileri tanımlayan "AD" koduyla kayıt altına alındığı, sanık hakkında örgüt bağlantısına dair tanık ya da etkin pişmanlıktan faydalanan şüpheli/sanık ifadesinin bulunmadığı, örgütün kriptolu haberleşme programı Bylock kullanıcısı olmadığı, ... Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü nezdindeki KOM BS veri tabanı üzerinden yaptırılan havuz sorgusunda FETÖ/PDY irtibatına ilişkin aleyhinde bir kanıt ve olguya rastlanmadığının belirtildiği anlaşılan Sanık ...’nın üzerine atılı suçların sübut bulmadığı belirlenmiş, ancak sanık hakkında, ilk derece mahkemesince amaç suç olan Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs suçuna TCK'nın 39. maddesinde düzenlenen "suça iştirak kapsamındaki yardım etme" suçundan nitelik itibariyle farklı olan, somut bir olaya dayanmayan ancak örgüt faaliyeti kapsamında kullanılmak/değerlendirilmek üzere gerçekleştirilen yardımları müeyyide altına alan, dolayısıyla olayımızda uygulama yeri bulunmayan, dosyaya ve oluşa aykırı şekilde TCK’nın 220/7 maddesinde düzenlenen örgüte yardım suçundan mahkumiyetine karar verildiği tespit edilmiştir.

  1. Sanık Gökhan Görgülü:

Şahsın Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliği İzleme Kısım Amirliğinde görev yaptığı; Şube Müdürlüğü uhdesinde yürütülen CMK 140 maddesi gereğince alınan kararların uygulanması, takibi ve bu süreç içerisinde adli makamlara ve üstlerine karşı sorumlu olarak görev yaptığı,

... Cumhuriyet Başsavcılığı (TMK 10. Maddesi İle Görevli kapatılan) 2012/656 soruşturma dosyası ile ilgili olarak 15.06.2012 tarihli Sabiha Gökçen Havaalanındaki fiziki takip tutanağında; 20.06.2012 tarihli Maçka Polat Apartmanındaki fiziki takip tutanağında; 11.06.2012 tarihli İSEGEV binasındaki fiziki takip tutanağında; 25.05.2012 tarihli ... Genel Müdürlüğündeki fiziki takip tutanağında; 21.04.2012 tarihli ... Genel Müdürlüğündeki fiziki takip tutanağında; 20.04.2012 tarihli Sabiha Gökçen Havaalanındaki fiziki takip; 29.01.2028 tarihli Mado isimli işyerindeki fiziki takip tutanağında; 20.03.2012 tarihli Selam Et Lokantasındaki fiziki takip tutanağında; 15.03.2012 tarihli Kuruçeşme parkındaki fiziki takip tutanağında imzası bulunduğundan dosya kapsamında görev aldığı anlaşılmıştır.

Sanığın örgüt ile organik bağına ilişkin bir verinin dosyaya yansımadığı, sanığın izleme kısım amirliğinde görevli olması nedeniyle bazı fiziki takip tutanaklarında imzası olduğu, sanığın dosyaya yansıyan başkaca bir eyleminin tespit edilemidiği, sanığın rütbesi ve bulunduğu konum itibariyle soruşturmayı yönlendirme yetkisi olmadığı hususlarıda göz önüne alındığında sanığın üzerine atılı suçların sübut bulmadığı değerlendirilmiştir.

  1. Sanık ...:

Sanığın Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliği Izleme Kısım Amirliğinde görev yaptığı; Şube Müdürlüğü uhdesinde yürütülen CMK 140 maddesi gereğince alınan kararların uygulanması, takibi ve bu süreç içerisinde adli makamlara ve üstlerine karşı sorumlu olarak görev yaptığı,

... Cumhuriyet Başsavcılığı (TMK 10. Maddesi İle Görevli kapatılan) 2012/656 soruşturma dosyası ile ilgili olarak 08.11.2013 tarihli TÜRGEV Genel Merkezindeki fiziki takip tutanağında; 29.08.2012 tarihli İBB ve ... Genel Müdürlüğündeki fiziki takip tutanağında; 10.10.2023 tarihli İBB’deki fiziki takip tutanağında; 06.07.2012 tarihli (11.35) ... Genel Müdürlüğündeki fiziki takip tutanağında imzası bulunduğundan dosyada görev aldığı anlaşılmıştır.

Sanığın İzleme kısım amirliğinde görevli olmakla birlikte, kamera görüntülerinin incelenmesinden; son 1 ayda 17/25 Aralık soruşturmalarının başta fezleke yazıcılarının bulunduğu, soruşturmaya dair tüm bilgi belgelerin toplandığı, bir anlamda soruşturmaların yönetildiği oda olan 14 no'lu odada çalışanlardan biri olduğu ve İbrahim Aslan ile Hayrettin Can arasındaki spark görüşmelerinden tape yapılacak görüşmeleri dağıtıp, takip ettiği, dinlemeci polis memuru olarak görev yapması hasebiyle soruşturma kapsamında siyasi dokunulmazlığı olan kişilere yönelik usulsüz dinleme eylemlerinin tamamına yakınında aktif rol aldığı, sanık ile Raif Bektaş arasındaki 23/11/2013 günlü spark görüşmesinden soruşturma içeriğini bildiği ve fezleke yazımına yardım ettiği anlaşılan, yine spark yazışmalarında direkt telefon numarası yazılıp bu numaraların karşı şahıs numarası olarak düşüp düşmediğinin sanık Gürkan'dan sorulduğu, ... ile idari büroda görevli Ziya Avcıoğlu arasındaki spark görüşmesinden Ziya'nın "bu hafta geceye gündüze gelecekler kimlerdi badiler yazıp gönderin" şeklindeki mesajına İsa'nın "Hüseyin Tokgöz Hayrettin ... Raif Bektaş ... gündüz" şeklinde verdiği cevaptan da dinleme kısım amirliğinde görevli imiş gibi çalıştığı, bu haliyle soruşturma kapsamında, tape yapımından, fezleke yazımına kadar her aşamasını da içine alacak şekilde görevli kişiler arasında koordineyi sağlayarak yoğun şekilde çalıştığı tespit edilen, 17 Aralık dosyasında da sanık olan ve bu bölümün gerekçesinde bahsedildiği üzere, örgüt bağına dair gerek soruşturmadaki konumu gerekse dosyasındaki veri inceleme raporunda "SAY"(Fetö mensubu herşeyiyle teslim olan ancak yöneticilik vasfı olmayan) olarak kodlanmış olması ve tanık Hüseyin Duman'ın mahkemedeki yeminli beyanından 2014 2016'da Şemdinli'de çalıştığı süreçte birkaç kez sohbet toplantılarına katılmış, evinde de toplantı yapılmış olması dikkate alındığında örgüt mensubiyeti olduğu tespit edilen sanığın eylemleri bir bütün halinde değerlendirildiğinde TCK'nın 312/1 maddesinde düzenlenen cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçuna sübüt verdiği belirlenmiş olup, sanığın suça sübüt veren eylemi değerlendirilirken, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğu kabul edilmekle birlikte, TCK'nın 314/2 maddesinde düzenlenen silahlı terör örgütüne üye olmak suçunun "geçitli suç" kuralları çerçevesinde Hükûmete karşı kalkışma suçunun içerisinde eridiğinin değerlendirilmesi gerektiği, dosya kapsamında sanığın Başbakan Mit Müsteşarı buluşması, Çek Cumhuriyetinde yapılan enerji ihalesi görüşmeleri görüntülerinin elde edilmesi şeklinde gerçekleşen eyleme katkısı ortaya konulamadığından TCK’nın 328. Maddesinde belirtilen siyasal veya askerî casusluk suçundan sorumlu tutulamayacağı anlaşılmıştır.

  1. Sanık Hasan Serdar Koçyiğit:

Sanığın Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliği İzleme Kısım Amirliğinde görev yaptığı; Şube Müdürlüğü uhdesinde yürütülen CMK 140 maddesi gereğince alınan kararların uygulanması, takibi ve bu süreç içerisinde adli makamlara ve üstlerine karşı sorumlu olarak görev yaptığı,

Soruşturma aşamasında alınan sanık ifadelerinde sanık Hasan Serdar KOÇYİĞİT’in 17 Aralık sürecinden sonra olağanüstü duruma rağmen ilgili mevzuatlara aykırı hareket edilerek evrakı imha ettiği, evrakın ise neler olduğunun tespitinin mümkün olmadığı gibi hangi soruşturmalarla ilgili ve dosyasına sunulmuş delil olup olmadığı ile ilgili de şüpheleri beraberinde getirmiştir.

Sanık aşamalarda ki beyanlarında da; “kendisinin klasörlerde biriktirdiği tutanak suretlerini Sait komiserinin talimatı üzerine kâğıt kesme makinasında kestiğini, bu işlemin yaklaşık 2 saat sürdüğünü, çünkü makinanın sürekli arıza verdiğini. Diğer arkadaşlarının da kendilerine ait evrakı kestiklerini. Hatırladığı kadarıyla Çağlar’ın da kendisi gibi kendine ait tutanakları imha ettiğini. Çünkü yeni gelen ekibe 1062 bu evrakın geçmesini istemediklerini, soruşturmanın gizliliği olduğu için başkalarının görmemesi gerektiğini söylediklerini” şeklende beyanlarda bulunduğu belirlenmiştir.

Sanığın teknik takip ve izleme büro amirliği izleme kısım amirliğinde görev yaptığı, sanığın üstünün talimatı ile sadece uhdesinde ki evrakları imha ettiği, sanığın bu hususu kendi beyanlarında da belirttiği, sanığın bundan başka bir eylemine dosya içinde rastlanılmadığı, sanığın konumu ve rütbesi itibariyle soruşturmayı yönlendirme yetkisinin bulunmadığı, sanığın 17 Aralık dosyasında da sanık olduğu, yukarıda belirtilen bu bölümün gerekçesinde bahsedildiği üzere sanığın; Garson mahlaslı gizli tanıktan elde edilen SD kart verilerinde 17/25 Aralık sürecinden etkilenmiş FETÖ mensuplarından tekrar kazanılmasıyla ilgili kodlamayı ifade eden SC koduyla kayıt altına alınmış olması nedeniyle örgüt üyesi olabileceği yönünde şüphe oluşmuş ise de, sanık hakkında örgüt bağlantısına dair tanık ya da etkin pişmanlıktan faydalanan şüpheli / sanık ifadesinin bulunmadığı, sanığın örgütün kriptolu haberleşme programı Bylock kullanıcısı olmadığı, ... Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü nezdindeki KOM BS veri tabanı üzerinden yaptırılan havuz sorgusunda FETÖ/PDY irtibatına ilişkin aleyhinde bir kanıt ve olguya rastlanmadığının belirtildiği, SD kart verisinin veride yer alan bulguların örgüt üyeliği noktasında zayıf olması nedeniyle tek başına örgüt üyeliğini kabule yeterli olmayacağı, izah edilen bu hususlar ışığında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyeliğinin sabit olmadığı hususlarıda göz önüne alındığında, sanık Hasan Serdar Koçyiğit hakkında üzerine atılı suçların sübut bulmadığı, ancak sanık hakkında, ilk derece mahkemesince amaç suç olan Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs suçuna TCK'nın 39. maddesinde düzenlenen "suça iştirak kapsamındaki yardım etme" suçundan nitelik itibariyle farklı olan, somut bir olaya dayanmayan ancak örgüt faaliyeti kapsamında kullanılmak/değerlendirilmek üzere gerçekleştirilen yardımları müeyyide altına alan, dolayısıyla olayımızda uygulama yeri bulunmayan, dosyaya ve oluşa aykırı şekilde TCK’nın 220/7 maddesinde düzenlenen örgüte yardım suçundan mahkumiyetine karar verildiği tespit edilmiştir.

  1. Sanık Kamil Bilgiç:

Sanığın Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliği İzleme Kısım Amirliğinde görev yaptığı; Şube Müdürlüğü uhdesinde yürütülen CMK 140 maddesi gereğince alınan kararların uygulanması, takibi ve bu süreç içerisinde adli makamlara ve üstlerine karşı sorumlu olarak görev yaptığı,

... Cumhuriyet Başsavcılığı (TMK 10. Maddesi İle Görevli kapatılan) 2012/656 soruşturma dosyası ile ilgili olarak 05.11.2013 tarihli Çalık Holdingdeki fiziki takip tutanağında; 18.10.2030 tarihli Kalyon isimli binadaki fiziki takip tutanağında; 29.03.2013 tarihli İBB Merter Ek Hizmet Binasındaki fiziki takip tutanağında; 21.11.2012 tarihli İBB’deki fiziki takip tutanağında; 22.09.2012 tarihli Ulgen sokaktaki fiziki takip tutanağında; 20.06.2012 tarihli Maçka Polat Apartmanındaki fiziki takip tutanağında imzası bulunduğundan dosyada görev aldığı anlaşılmıştır.

İzleme kısım amirliğinde görevli olup, soruşturma kapsamında 6 adet fiziki takip tutanağında imzası bulunan, hakkında dosyaya yansımış örgüt mensubiyetine dair delil bulunmayan, 17 Aralık dosyasında da sanık olan ve bu bölümün gerekçesinde bahsedildiği üzere sanığın; Garson mahlaslı gizli tanıktan elde edilen SD kart verilerinde emniyet içerisindeki FETÖ/PDY yapılanmasının etki alanı dışındaki kişileri tanımlayan "AD" koduyla kayıt altına alındığı, sanık hakkında örgüt bağlantısına dair tanık ya da etkin pişmanlıktan faydalanan şüpheli/sanık ifadesinin bulunmadığı, örgütün kriptolu haberleşme programı Bylock kullanıcısı olmadığı, ... Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü nezdindeki KOM BS veri tabanı üzerinden yaptırılan havuz sorgusunda FETÖ/PDY irtibatına ilişkin aleyhinde bir kanıt ve olguya rastlanmadığının belirtildiği anlaşılan Sanık Kamil Bilgiç’in üzerine atılı suçların sübut bulmadığı belirlenmiş, ancak sanık hakkında, ilk derece mahkemesince amaç suç olan Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs suçuna TCK'nın 39. maddesinde düzenlenen "suça iştirak kapsamındaki yardım etme" suçundan nitelik itibariyle farklı olan, somut bir olaya dayanmayan ancak örgüt faaliyeti kapsamında kullanılmak/değerlendirilmek üzere gerçekleştirilen yardımları müeyyide altına alan, dolayısıyla olayımızda uygulama yeri bulunmayan, dosyaya ve oluşa aykırı şekilde TCK’nın 220/7 maddesinde düzenlenen örgüte yardım suçundan mahkumiyetine karar verildiği tespit edilmiştir.

  1. Sanık Necip Fazıl Varan:

Sanığın Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliği İzleme Kısım Amirliğinde görev yaptığı; Şube Müdürlüğü uhdesinde yürütülen CMK 140 maddesi gereğince alınan kararların uygulanması, takibi ve bu süreç içerisinde adli makamlara ve üstlerine karşı sorumlu olarak görev yaptığı,

... Cumhuriyet Başsavcılığı (TMK 10. Maddesi İle Görevli kapatılan) 2012/656 soruşturma dosyası ile ilgili olarak 22.10.2013 tarihli Apagiz Plaza önündeki fiziki takip tutanağında; 11.10.2013 tarihli Cengiz Holdingdeki fiziki takip tutanağında imzası bulunduğundan dosyada görev aldığı anlaşılmıştır.

Sanığın örgüt ile organik bağına ilişkin bir verinin dosyaya yansımadığı, sanığın izleme kısım amirliğinde görevli olması nedeniyle bazı fiziki takip tutanaklarında imzası olduğu, sanığın dosyaya yansıyan başkaca bir eyleminin tespit edilemidiği, sanığın rütbesi ve bulunduğu konum itibariyle soruşturmayı yönlendirme yetkisi olmadığı hususlarıda göz önüne alındığında sanığın üzerine atılı suçların sübut bulmadığı değerlendirilmiştir

  1. Sanık ...:

Sanığın Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliği İzleme Kısım Amirliğinde görev yaptığı; Şube Müdürlüğü uhdesinde yürütülen CMK 140 maddesi gereğince alınan kararların uygulanması, takibi ve bu süreç içerisinde adli makamlara ve üstlerine karşı sorumlu olarak görev yaptığı,

... Cumhuriyet Başsavcılığı (TMK 10. Maddesi İle Görevli kapatılan) 2012/656 soruşturma dosyası ile ilgili olarak 22.10.2013 tarihli Apa giz Plaza önündeki fiziki takip; 18.10.2022 tarihli Cengiz Holdingdeki fiziki takip tutanağında imzası bulunduğundan dosyada görev aldığı anlaşılmıştır.

İzleme kısım amirliğinde görevli olup, soruşturma kapsamında 2 adet fiziki takip tutanağında imzası bulunan, Yalçın Aksoy'un beyanına göre sanık ...'in emri ile kağıt kıyma işlemini yapanlardan biri olan, kendisini sohbete çağırmalarına rağmen gitmediğini, yalçın aksoy ile kendisinin cemaatçi olmadığını bildikleri için farklı algıladıklarını beyan eden, hakkında dosyaya yansımış örgüt mensubiyetine dair delil bulunmayan, 17 Aralık dosyasında da sanık olan ve bu bölümün gerekçesinde bahsedildiği üzere; Garson mahlaslı gizli tanıktan elde edilen SD kart verilerinde süreçten etkilenmiş EA sınıfı personeli ifade eden SEA koduyla kaydedildiği, EA kodunun ise FETÖ içinde olup örgüt benim örgütüm diyen, ancak bazı zaafları olan himmet verme, kampta kalma, her çağrıldığında gelme, sigara, karşı cins, namaz kişileri ifade etmesi nedeniyle örgüt üyesi olabileceği yönünde şüphe oluşmuş ise de, sanık hakkında örgüt bağlantısına dair tanık ya da etkin pişmanlıktan faydalanan şüpheli / sanık ifadesinin bulunmadığı, sanığın örgütün kriptolu haberleşme programı Bylock kullanıcısı olmadığı, ... Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü nezdindeki KOM BS veri tabanı üzerinden yaptırılan havuz sorgusunda FETÖ/PDY irtibatına ilişkin aleyhinde bir kanıt ve olguya rastlanmadığının belirtildiği, SD kart verisinin tek başına örgüt üyeliğini kabule yeterli olmayacağı, izah edilen bu hususlar ışığında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyeliğinin sabit olmadığı anlaşılan, Sanık ...’ın üzerine atılı suçların sübut bulmadığı belirlenmiş, ancak sanık hakkında, ilk derece mahkemesince amaç suç olan Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs suçuna TCK'nın 39. maddesinde düzenlenen "suça iştirak kapsamındaki yardım etme" suçundan nitelik itibariyle farklı olan, somut bir olaya dayanmayan ancak örgüt faaliyeti kapsamında kullanılmak/değerlendirilmek üzere gerçekleştirilen yardımları müeyyide altına alan, dolayısıyla olayımızda uygulama yeri bulunmayan, dosyaya ve oluşa aykırı şekilde TCK’nın 220/7 maddesinde düzenlenen örgüte yardım suçundan mahkumiyetine karar verildiği tespit edilmiştir.

  1. Sanık Mustafa Akdoğan:

Sanığın Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliği İzleme Kısım Amirliğinde görev yaptığı; Şube Müdürlüğü uhdesinde yürütülen CMK 140 maddesi gereğince alınan kararların uygulanması, takibi ve bu süreç içerisinde adli makamlara ve üstlerine karşı sorumlu olarak görev yaptığı,

... Cumhuriyet Başsavcılığı (TMK 10. Maddesi İle Görevli kapatılan) 2012/656 soruşturma dosyası ile ilgili olarak 31.07.2012 tarihli Sancaktepe Belediyesindeki fiziki takip tutanağında; 03.06.2012 tarihli Ak Pack Restorandaki fiziki takip tutanağında; 01.06.2012 tarihli Ülgen sokaktaki fiziki takip tutanağında; 20.04.2012 tarihli Sabiha Gökçen Havaalanındaki fiziki takip tutanağında; 04.04.2012 tarihli Mado isimli işyerindeki fiziki takip tutanağında; 13.03.2012 tarihli BİM AŞ. Genel Müdürlüğündeki fiziki takip tutanağında; 12.03.2012 tarihli Cengiz Aktürk isimli mağazadaki fiziki takip tutanağında imzası bulunduğundan dosyada görev aldığı anlaşılmıştır.

Sanığın örgüt ile organik bağına ilişkin bir verinin dosyaya yansımadığı, sanığın izleme kısım amirliğinde görevli olması nedeniyle bazı fiziki takip tutanaklarında imzası olduğu, sanığın dosyaya yansıyan başkaca bir eyleminin tespit edilemidiği, sanığın rütbesi ve bulunduğu konum itibariyle soruşturmayı yönlendirme yetkisi olmadığı hususlarıda göz önüne alındığında sanığın üzerine atılı suçların sübut bulmadığı değerlendirilmiştir.

  1. Sanık ...:

Sanığın Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliği İzleme Kısım Amirliğinde görev yaptığı; Şube Müdürlüğü uhdesinde yürütülen CMK 140 maddesi gereğince alınan kararların uygulanması, takibi ve bu süreç içerisinde adli makamlara ve üstlerine karşı sorumlu olarak görev yaptığı,

... Cumhuriyet Başsavcılığı (TMK 10. Maddesi İle Görevli kapatılan) 2012/656 soruşturma dosyası ile ilgili olarak 05.11.2013 tarihli Çalık Holdingdeki fiziki takip tutanağında; 18.10.2031 tarihli Kalyon isimli binadaki fiziki takip tutanağında; 29.03.2013 tarihli İBB Merter Ek Hizmet Binasındaki fiziki takip tutanağında; 21.11.2012 tarihli İBB’deki fiziki takip tutanağında imzası bulunduğundan dosya kapsamında görev aldığı anlaşılmıştır.

İzleme kısım amirliğinde görevli olup, soruşturmaya dair 4 adet takip tutanağında imzası bulunan, hakkındaki teknik takip kararı sonucunda Ebru isimli şahıs ile konuşmalarından örgütü bildiği ve ablalık teklif edilen şahsa da kabul etmesi için cesaret verdiği anlaşılan, 17 Aralık dosyasında da sanık olan, yukarıda belirtilen bu bölümün gerekçesinde bahsedildiği üzere, Garson mahlaslı gizli tanıktan elde edilen SD kart verilerinde FETÖ/PDY içinde olup, örgüt benim örgütüm diyen ancak bazı zaafları olan (himmet verme, kampta kalma, her çağrıldığında gelme, sigara, karşı cins, namaz) örgüt üyelerini ifade eden EA koduyla kayıt altına alınmış olması, SD kart verileri ve tanık beyanlarına göre himmet adı altında örgüte maddi yardımda bulunması, örgütsel toplantılara katılması, örgüt evlerinde kalmış olması, tanık Hüseyin Duman'ın sanıkla ilgili 17/25 Aralık sürecinden sonraki dönemi de kapsar şekilde örgütle irtibatının varlığına delalet eden ve SD kart verilerini destekleyici mahiyetteki beyanları karşısında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğu, bu nedenle sübut bulan örgüt üyeliği nedeniyle TCK'nın 314/2 maddesi gereğince sorumlu olduğu, ancak sanığın rütbesi ve konumu ile soruşturmayı yönlendirme yetkisinin bulunmadığı hususları da göz önüne alındığında sadece fiziki takip tutanaklarında imzasının bulunması şeklindeki eylemin sanığın üzerine atılı TCK’nın 312. Maddesinde belirtilen suça sübut vermeyeceği belirlenmiştir.

Sanık ... hakkında ilk derece mahkemesince amaç suç olan Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs suçuna TCK'nın 39. maddesinde düzenlenen "suça iştirak kapsamındaki yardım etme" suçundan nitelik itibariyle farklı olan, somut bir olaya dayanmayan ancak örgüt faaliyeti kapsamında kullanılmak/değerlendirilmek üzere gerçekleştirilen yardımları müeyyide altına alan, dolayısıyla olayımızda uygulama yeri bulunmayan, dosyaya ve oluşa aykırı şekilde TCK’nın 220/7 maddesinde düzenlenen örgüte yardım suçundan mahkumiyetine karar verildiği, ayrıca ilk derece mahkemesince TCK’nın 312. Maddesinde belirtilen suç yönünden sadece “cezalandırılmaları amacıyla kamu davası açılmış ise de yapılan yargılama sonucunda sanıkların müsnet suçları işlediğinin sabit olmadığı anlaşıldığından beraatlerine karar vermek gerekmiştir.” Şeklinde yetersiz bir gerekçe ile hüküm kurduğu belirlenmiştir.

  1. Sanık Umut Yılmaz:

Sanığın Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliği İzleme Kısım Amirliğinde görev yaptığı; Şube Müdürlüğü uhdesinde yürütülen CMK 140 maddesi gereğince alınan kararların uygulanması, takibi ve bu süreç içerisinde adli makamlara ve üstlerine karşı sorumlu olarak görev yaptığı,

... Cumhuriyet Başsavcılığı (TMK 10. Maddesi İle Görevli kapatılan) 2012/656 soruşturma dosyası ile ilgili olarak 15.06.2012 tarihli Sabiha Gökçen Havaalanındaki fiziki takip tutanağında; 06.03.2012 tarihli Ülgen sokaktaki fiziki takip tutanağında; 18.04.2012 tarihli Atatürk Havaalanındaki fiziki takip tutanağında; 20.03.2012 tarihli Selam Et Lokantasındaki fiziki takip tutanağında; 13.03.2012 tarihli Kilis Sofrası Restorandaki fiziki takip tutanağında; 18.10.2022 tarihli Swiss Hotel isimli mağazadaki fiziki takip tutanağında; 08.03.2012 tarihli Fourseasons Hotel isimli mağazadaki fiziki takip tutanağında imzası bulunduğundan dosya kapsamında görev aldığı anlaşılmıştır.

Sanığın örgüt ile organik bağına ilişkin bir verinin dosyaya yansımadığı, sanığın izleme kısım amirliğinde görevli olması nedeniyle bazı fiziki takip tutanaklarında imzası olduğu, sanığın dosyaya yansıyan başkaca bir eyleminin tespit edilemidiği, sanığın rütbesi ve bulunduğu konum itibariyle soruşturmayı yönlendirme yetkisi olmadığı hususlarıda göz önüne alındığında sanığın üzerine atılı suçların sübut bulmadığı değerlendirilmiştir

  1. Sanık Yalçın Aksoy:

Sanığın Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliği İzleme Kısım Amirliğinde görev yaptığı; Şube Müdürlüğü uhdesinde yürütülen CMK 140 maddesi gereğince alınan kararların uygulanması, takibi ve bu süreç içerisinde adli makamlara ve üstlerine karşı sorumlu olarak görev yaptığı,

... Cumhuriyet Başsavcılığı (TMK 10. Maddesi İle Görevli kapatılan) 2012/656 soruşturma dosyası ile ilgili olarak 22.10.2013 tarihli Apa giz Plaza önündeki fiziki takip tutanağında; 11.10.2013 tarihli Cengiz Holdingdeki fiziki takip tutanağında; 31.07.2012 tarihli Sancaktepe Belediyesindeki fiziki takip tutanağında; 03.06.2012 tarihli Ak Pack Restorandaki fiziki takip tutanağında; 01.06.2012 tarihli Ülgen sokaktaki fiziki takip tutanağında; 20.04.2012 tarihli Sabiha Gökçen Havaalanındaki fiziki takip tutanağında; 13.03.2012 tarihli BİM AŞ. Genel Müdürlüğündeki fiziki takip tutanağında; 12.03.2012 tarihli Cengiz Aktürk isimli mağazadaki fiziki takip tutanağında; 08.03.2012 tarihli Fourseasons Hotel isimli mağazadaki fiziki takip tutanağında imzası bulunduğundan bu dosya kapsamında görev aldığı anlaşılmıştır.

Sanığın izleme kısım amirliğinde görevli olup, soruşturma kapsamında 9 adet fiziki takip tutanağında imzası bulundğu, hakkında dosyaya yansımış örgüt mensubiyetine dair delil bulunmadığı, 17 Aralık soruşturmalarında da sanık olduğu ve yukarı ki bölümlerde yapılan değerlendirmelerin bu bölüm içinde geçerli olduğu, bu bağlamda; Garson mahlaslı gizli tanıktan elde edilen SD kart verilerinde emniyet içerisindeki FETÖ/PDY yapılanmasının etki alanı dışındaki kişileri tanımlayan "AD" ve ehli dünya, FETÖ mensubu olmayan, dünya hayatı ile haşır neşir kişileri tanımlayan "EDL" kodlarıyla kayıt altına alındığı, sanık hakkında örgüt bağlantısına dair tanık ya da etkin pişmanlıktan faydalanan şüpheli / sanık ifadesinin bulunmadığı, örgütün kriptolu haberleşme programı Bylock kullanıcısı olmadığı, ... Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü nezdindeki KOM BS veri tabanı üzerinden yaptırılan havuz sorgusunda FETÖ/PDY irtibatına ilişkin aleyhinde bir kanıt ve olguya rastlanmadığının belirtildiği, izah edilen bu hususlar ışığında sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğunun ispatlanamadığı anlaşılan sanık Yalçın Aksoy'un, üzerine atılı suçların sübut bulmadığı belirlenmiş, ancak sanık hakkında, ilk derece mahkemesince amaç suç olan Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs suçuna TCK'nın 39. maddesinde düzenlenen "suça iştirak kapsamındaki yardım etme" suçundan nitelik itibariyle farklı olan, somut bir olaya dayanmayan ancak örgüt faaliyeti kapsamında kullanılmak/değerlendirilmek üzere gerçekleştirilen yardımları müeyyide altına alan, dolayısıyla olayımızda uygulama yeri bulunmayan, dosyaya ve oluşa aykırı şekilde TCK’nın 220/7 maddesinde düzenlenen örgüte yardım suçundan mahkumiyetine karar verildiği tespit edilmiştir.

  1. Sanık Yunus İşlek:

Sanığın Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliği İzleme Kısım Amirliğinde görev yaptığı; Şube Müdürlüğü uhdesinde yürütülen CMK 140 maddesi gereğince alınan kararların uygulanması, takibi ve bu süreç içerisinde adli makamlara ve üstlerine karşı sorumlu olarak görev yaptığı,

Sanığın izleme kısım amirliğinde görevli olduğu, arapça bildiği için dinleme bölümünde şahısların konuşmalarını çeviri yapmak suretiyle 8 adet tape yaptığı, karardan sonra dosyaya giren Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığı'nın yetkisizlik evrakına istinaden ... Cumhuriyet Başsavcılığı'nın mevcut dosya nedeniyle verdiği takipsizlik kararı ekinde yer alan veri inceleme raporunda; EA:(Örgüt benim örgütüm diyen ancak zaafları olan), Ofis(Örgüt evleri) Evet, Kurs taksidi(himmet) 110 TL. Olarak kodlandığı anlaşılmıştır.

Sanığın örgüt ile organik bağına ilişkin bir verinin dosyaya yansımadığı, sanığın izleme kısım amirliğinde görevli olduğu, ancak yukarıda da belirtildiği üzere Arapça bilmesi nedeniyle sadece 8 adet tape yaptığı, bunun dışında yapılan soruşturmalarla ilgili olarak bir usulsüzlüğünün ortaya konulamadığı, sanığın dosyaya yansıyan başkaca bir eyleminin tespit edilemidiği, sanığın rütbesi ve bulunduğu konum itibariyle soruşturmayı yönlendirme yetkisi olmadığı hususlarıda göz önüne alındığında sanığın üzerine atılı suçların sübut bulmadığı değerlendirilmiştir

  1. Sanık Yusuf Ayyıldız:

Sanığın Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliği İzleme Kısım Amirliğinde görev yaptığı; Şube Müdürlüğü uhdesinde yürütülen CMK 140 maddesi gereğince alınan kararların uygulanması, takibi ve bu süreç içerisinde adli makamlara ve üstlerine karşı sorumlu olarak görev yaptığı,

... Cumhuriyet Başsavcılığı (TMK 10. Maddesi İle Görevli kapatılan) 2012/656 soruşturma dosyası ile ilgili olarak 06.12.2013 tarihli Ramazan Bingöl Restoranda fiziki takip; 17.04.2026 tarihli Balıkçı Kahraman isimli işyerindeki fiziki takip tutanağında; 29.08.2012 tarihli İBB ve ... Genel Müdürlüğündeki fiziki takip tutanağında imzası bulunduğundan bu dosya kapsamında görev aldığı anlaşılmıştır.

Sanık hakkında "Önemli işlemleri hep ona yaptırdılar. Belgelerin imha edilmesi ve kâğıt kesme makinalarında kesilmesi olayında Yusuf Ayyıldız ve ... yaptı." şeklinde tanık beyanı bulunmaktadır.

Sanığın İzleme kısım amirliğinde görevli olduğu, soruşturma kapsamında 3 adet fiziki takip tutanağında imzası bulunduğu, Gizli tanık Yavuz'un ve Yalçın Aksoy'un beyanına göre, sanık ...'in emri ile kağıt kıyma işlemini yapanlardan biri olduğu, hakkında dosyaya yansımış örgüt mensubiyetine dair delil bulunmadığı, 17 Aralık soruşturmalarında da sanık olduğu ve yukarı ki bölümlerde yapılan değerlendirmelerin bu bölüm içinde geçerli olduğu, bu bağlamda; Garson mahlaslı gizli tanıktan elde edilen SD kart verilerinde 17/25 Aralık sürecinden vareste olmak üzere geçmişte FETÖ sohbetlerine dahil olan ancak güncel olarak irtibat kurulamayan kişileri ifade eden "C" ve geçmişte FETÖ sohbetlerine dahil olan ancak güncel olarak irtibat kurulamayan kişilerden tekrar kazanılmaya dördüncü derecede yakın olan kişileri ifade eden "CD" kodlarıyla kayıt altına alınmış olması nedeniyle örgüt üyesi olabileceği yönünde şüphe oluşmuş ise de, sanık hakkında örgüt bağlantısına dair tanık ya da etkin pişmanlıktan faydalanan şüpheli / sanık ifadesinin bulunmadığı, sanığın örgütün kriptolu haberleşme programı Bylock kullanıcısı olmadığı, ... Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü nezdindeki KOM BS veri tabanı üzerinden yaptırılan havuz sorgusunda FETÖ/PDY irtibatına ilişkin aleyhinde bir kanıt ve olguya rastlanmadığının belirtildiği, SD kart verisinin veride yer alan bulguların örgüt üyeliği noktasında zayıf olması nedeniyle tek başına örgüt üyeliğini kabule yeterli olmayacağı, yine sanık hakkında beyanda bulunan gizli tanık Yavuz ve Yalçın Aksoy’un; “Önemli işlemleri hep ona yaptırdılar. Belgelerin imha edilmesi ve kâğıt kesme makinalarında kesilmesi olayında Yusuf Ayyıldız ve ... yaptı." Şeklindeki beyanlarının sanığı mahkümiyete götürecek nitelikte kesinlik arz etmediği, sanığın rütbesi ve konumu ile soruşturmayı yönlendirme yetkisinin bulunmadığı hususları da göz önüne alındığında sanığın üzerine atılı suçların kesin, net ve tereddüte mahal bırakmayacak şekilde sübut bulmadığı anlaşılmış, sanık hakkında, ilk derece mahkemesince amaç suç olan Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs suçuna TCK'nın 39. maddesinde düzenlenen "suça iştirak kapsamındaki yardım etme" suçundan nitelik itibariyle farklı olan, somut bir olaya dayanmayan ancak örgüt faaliyeti kapsamında kullanılmak/değerlendirilmek üzere gerçekleştirilen yardımları müeyyide altına alan, dolayısıyla olayımızda uygulama yeri bulunmayan, dosyaya ve oluşa aykırı şekilde TCK’nın 220/7 maddesinde düzenlenen örgüte yardım suçundan mahkumiyetine karar verildiği tespit edilmiştir.

  1. Sanık Sedat Öztürk :

Sanığın Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliği İzleme Kısım Amirliğinde görev yaptığı; Şube Müdürlüğü uhdesinde yürütülen CMK 140 maddesi gereğince alınan kararların uygulanması, takibi ve bu süreç içerisinde adli makamlara ve üstlerine karşı sorumlu olarak görev yaptığı,

... Cumhuriyet Başsavcılığı TMK 10. Maddesi ile görevli savcılıkta yürütülen 2012/656 sayılı soruşturma dosyası ile alakalı olarak teknik takip büro amirliğinde görev aldığı ve bazı şahısları dinleyerek görüşmeleri tape yaptığı tespit edilmiştir.

İzleme kısım amirliğinde görevli olmakla birlikte, ana dosyaya konu soruşturmada seslere ulaşma yetkisi bulunmayan, ingilizce bilmesi nedeniyle dinleme bölümünde, konuşmaların çevirisini yapmak suretiyle, yasama dokunulmazlığı bulunmayan kişiler arasındaki konuşmalara dair 7 adet tape yapan, tape yapması dolayısıyla yabancı dilde dinleme yapan personel olarak tespit edilen, birleşen ... 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/102 esas sayılı dosyasına konu soruşturmada teknik dinlemede birinci veri sağlayıcı olarak görevlendirilen sanığın, dosyaya yansıyan başkaca bir eyleminin olmadığı, yine sanığa ait dosyaya yanıyan ve incelemeye elverişli örgüt üyeliğine dair bir emarenin de ortaya konulmadığı, bu haliyle örgüt üyesi olduğu ispatlanamayan sanığın, yabancı dil bilmesin nedeniyle sadece 7 adet tape yapması şeklindeki eyleminin tek başına suçun sübutu için yeterli olmayacağı, sanığın rütbesi ve bulunduğu konum itibariyle soruşturmayı yönlendirme yetkisi olmadığı hususlarıda göz önüne alındığında sanığın üzerine atılı suçların sübut bulmadığı değerlendirilmiştir.

  1. Sanık Serkan Erdal:

Sanığın Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliği İzleme Kısım Amirliğinde görev yaptığı; Şube Müdürlüğü uhdesinde yürütülen CMK 140 maddesi gereğince alınan kararların uygulanması, takibi ve bu süreç içerisinde adli makamlara ve üstlerine karşı sorumlu olarak görev yaptığı,

... Cumhuriyet Başsavcılığı (TMK 10. Maddesi İle Görevli kapatılan) 2012/656 soruşturma dosyası ile ilgili olarak 15.11.2012 tarihli Balıkçı Kahraman isimli işyerindeki fiziki takip tutanağında; 17.08.2012 tarihli İBB’deki fiziki takip tutanağında; 17.07.2012 tarihli ... Genel Müdürlüğündeki fiziki takip tutanağında; 06.07.2012 tarihli (09.03) ... Genel Müdürlüğündeki fiziki takip tutanağında; 03.06.2012 tarihli Ak Pack Restorandaki fiziki takip tutanağında; 24.04.2012 tarihli ... Genel Müdürlüğündeki fiziki takip tutanağında; 12.01.2026 tarihli Atatürk Havaalanındaki fiziki takip tutanağında; 09.03.2012 tarihli Swiss Hotel isimli mağazadaki fiziki takip tutanağında imzası bulunduğundan dosyada görev aldığı anlaşılmıştır.

Sanığın örgüt ile organik bağına ilişkin bir verinin dosyaya yansımadığı, sanığın izleme kısım amirliğinde görevli olması nedeniyle bazı fiziki takip tutanaklarında imzası olduğu, sanığın dosyaya yansıyan başkaca bir eyleminin tespit edilemidiği, sanığın rütbesi ve bulunduğu konum itibariyle soruşturmayı yönlendirme yetkisi olmadığı hususlarıda göz önüne alındığında sanığın üzerine atılı suçların sübut bulmadığı değerlendirilmiştir

  1. Sanık Abdullah Erdinç:

Sanığın Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Nitelikli Dolandırıcılık Bürosunda Büro Amirliğinin çalışma alanına giren adli ve idari konularla ilgili Büro Amiri tarafından verilen görevleri yerine getirmek hususunda, adli makamlara ve üstlerine karşı sorumlu olarak görev yaptığı,

Bazı haber sitelerinde 27.12.2013 itibarıyla Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğüne ait bilgisayarların kurcalandıkları yönünde haberler görülmesi üzerine Şube Müdürlüğü personelince konunun müspet ya da menfi olup olmadığı araştırıldığında Nitelikli Dolandırıcılık Büro Amirliği görevlilerinden bazılarının, kullanmış olduğu odalardaki bilgisayarların üzerinde oynandığı ve çeşitli şikâyetler içeren tutanaklar tuttukları öğrenilmiş, fakat bu tutanaklar istenildiğinde 28.12.2013 günü saat:12.00 sıralarında Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü makamına bırakıldığı fakat tutanakların 22.12.2013 ve 23.12.2013 günleri sabah saatlerinde yapılan bir takım tespitleri içerdiği, 24.12.2013 tarihli olarak sonlandırıldıkları ve Büro Amiri ... tarafından da görüldü olarak imzalandığı anlaşılmış, sonuç itibarıyla tutanakların 23 24.12.2013 günlerini içermesine rağmen ne ilgili tutanak sahiplerince ne de ilgili Büro Amirince Şube Müdür Yardımcısı ya da Şube Müdürü makamına üst yazı ile gönderilmediği veya elden teslim edilmediği anlaşılmıştır. Bilgisayarların kullanıcısı olan Polis Memurları tarafından Nitelikli Dolandırıcılık Büro Amirliğine hitaben düzenlenen raporlar Büro Amiri ... tarafından “görüldü” yapılarak imzalandıkları tespit edilmiştir.

Sanığın büro memuru olarak çalıştığı dönemde, büro uhdesinde kullanılan ve daha sonra üzerlerinde oynandığı iddia edilen, ayrıca bu konunun da basına sızdığı bilgisayarlar ile ilgili olarak, 24.12.2013 tarihinde tutulan tutanaklarda imzası olduğu ve bu konuların basına sızmasının akabinde 28.12.2013 tarihinde Şube Müdürü özel kalemine raporların bırakıldığı anlaşılmıştır.

Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde çalışmış olduğu dönemde sanığın kullandığı bilgisayarda değişik nedenlere dayalı olarak oynama veya inceleme yapıldığı yönünde tutanak tutulduğu, akabinde ... 1 No’lu Hâkimliğinin(TMK 10 Maddesi İle Yetkili) 2014/109 değişik iş no’lu mahkeme kararı ile yapılan incelemede bilgisayarın işletim sisteminin 14.01.2014 tarihinde kurulduğu ve son erişiminde 29.01.2014 tarihinde olduğu 22¬23 24.12.2013 günü flash bellek takılması ile ilgili bilgiye ulaşılamadığı anlaşılmıştır.

Sanığın örgüt ile organik bağına ilişkin bir verinin dosyaya yansımadığı, sanığın büro uhdesinde kullanılan ve daha sonra üzerlerinde oynandığı iddia edilen, ayrıca bu konunun da basına sızdığı bilgisayarlar ile ilgili olarak, 24.12.2013 tarihinde tutulan tutanaklarda imzası olması şeklendeki eyleminin amaç ve sonuçlarının ortaya konulmadığı, bu hususun tek başına suça sübut vermeyeceği, sanığın dosyaya yansıyan başkaca bir eyleminin tespit edilemidiği, sanığın rütbesi ve bulunduğu konum itibariyle soruşturmayı yönlendirme yetkisi olmadığı, hususlarıda göz önüne alındığında sanığın üzerine atılı suçların sübut bulmadığı değerlendirilmiştir.

  1. Sanık...:

Sanığın Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Nitelikli Dolandırıcılık Bürosunda Büro Amirliğinin çalışma alanına giren adli ve idari konularla ilgili Büro Amiri tarafından verilen görevleri yerine getirmek hususunda, adli makamlara ve üstlerine karşı sorumlu olarak görev yaptığı,

Bazı haber sitelerinde 27.12.2013 itibarıyla Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğüne ait bilgisayarların kurcalandıkları yönünde haberler görülmesi üzerine Şube Müdürlüğü personelince konunun müspet ya da menfi olup olmadığı araştırıldığında Nitelikli Dolandırıcılık Büro Amirliği görevlilerinden bazılarının, kullanmış olduğu odalardaki bilgisayarların üzerinde oynandığı ve çeşitli şikâyetler içeren tutanaklar tuttukları öğrenilmiş, fakat bu tutanaklar istenildiğinde 28.12.2013 günü saat:12.00 sıralarında Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü makamına bırakıldığı, tutanakların 22.12.2013 ve 23.12.2013 günleri sabah saatlerinde yapılan bir takım tespitleri içerdiği, 24.12.2013 tarihli olarak sonlandırıldıkları ve Büro Amiri ... tarafından da görüldü olarak imzalandığı anlaşılmış, sonuç itibarıyla tutanakların 23 24.12.2013 günlerini içermesine rağmen ne ilgili tutanak sahiplerince ne de ilgili Büro Amirince Şube Müdür Yardımcısı ya da Şube Müdürü makamına üst yazı ile gönderilmediği veya elden teslim edilmediği anlaşılmıştır. Bilgisayarların kullanıcısı olan Polis Memurları tarafından Nitelikli Dolandırıcılık Büro Amirliğine hitaben düzenlenen raporların Büro Amiri ... tarafından “görüldü” yapılarak imzalandıkları tespit edilmiştir.

Sanığın büro memuru olarak çalıştığı dönemde, büro uhdesinde kullanılan ve daha sonra üzerlerinde oynandığı iddia edilen ve bu konunun da basına sızdığı bilgisayarlar ile ilgili olarak, 24.12.2013 tarihinde tutulan tutanaklarda imzası olduğu, bu konuların basına sızmasının akabinde 28.12.2013 tarihinde şube müdürü özel kalemine raporların bırakıldığı anlaşılmıştır.

Sanığın Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde çalışmış olduğu dönemde kullandığı bilgisayarında değişik nedenlere dayalı olarak oynama veya inceleme yapıldığı yönünde tutanak tuttuğu akabinde ... 1 No’ lu Hâkimliğinin(TMK 10 Maddesi İle Yetkili) 2014/109 değişik iş no’lu Mahkeme Kararı ile yapılan incelemede bilgisayarın işletim sisteminin 18.12.2013 tarihinde kurulduğu ve son erişiminde 29.01.2014 tarihinde olduğu 03.12.2022 günü saat 21.23 te HGST marka USB takıldığı tespit edilmiş ancak içerisine bilgi kopyalandığına dair herhangi bir işleme rastlanılmadığı, 24.12.2013 saat 18.00 19.30 arasında ise bazı dosyaların değiştirildiği ve erişim sağlandığı tespit edilmiştir.

Sanığın örgüt ile organik bağına ilişkin bir verinin dosyaya yansımadığı, sanığın büro uhdesinde kullanılan ve daha sonra üzerlerinde oynandığı iddia edilen, ayrıca bu konunun da basına sızdığı bilgisayarlar ile ilgili olarak, 24.12.2013 tarihinde tutulan tutanaklarda imzası olması şeklendeki eyleminin amaç ve sonuçlarının ortaya konulmadığı, bu hususun tek başına suça sübut vermeyeceği, sanığın dosyaya yansıyan başkaca bir eyleminin tespit edilemidiği, sanığın rütbesi ve bulunduğu konum itibariyle soruşturmayı yönlendirme yetkisi olmadığı, hususlarıda göz önüne alındığında sanığın üzerine atılı suçların sübut bulmadığı değerlendirilmiş, ilk derece mahkemesince TCK’nın 312. Maddesinde belirtilen suç yönünden sadece “cezalandırılmaları amacıyla kamu davası açılmış ise de yapılan yargılama sonucunda sanıkların müsnet suçları işlediğinin sabit olmadığı anlaşıldığından beraatlerine karar vermek gerekmiştir.” Şeklinde yetersiz bir gerekçe ile hüküm kurulduğu belirlenmiştir.

  1. Sanık Yasin Yılmaz:

Sanığın Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Nitelikli Dolandırıcılık Bürosunda Büro Amirliğinin çalışma alanına giren adli ve idari konularla ilgili Büro Amiri tarafından verilen görevleri yerine getirmek hususunda adli makamlara ve üstlerine karşı sorumlu olarak görev yaptığı,

Bazı haber sitelerinde 27.12.2013 itibarıyla Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğüne ait bilgisayarların kurcalandıkları yönünde haberler görülmesi üzerine Şube Müdürlüğü personelince konunun müspet ya da menfi olup olmadığı araştırıldığında, Nitelikli Dolandırıcılık Büro Amirliği görevlilerinden bazılarının, kullanmış olduğu odalardaki bilgisayarların üzerinde oynandığı ve çeşitli şikâyetler içeren tutanaklar tuttukları öğrenilmiş, fakat bu tutanaklar istenildiğinde 28.12.2013 günü saat:12.00 sıralarında Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü makamına bırakıldığı, tutanakların 22.12.2013 ve 23.12.2013 günleri sabah saatlerinde yapılan bir takım tespitleri içerdiği, 24.12.2013 tarihli olarak sonlandırıldıkları ve Büro Amiri ... tarafından da görüldü olarak imzalandığı anlaşılmış, sonuç itibarıyla tutanakların 23 24.12.2013 günlerini içermesine rağmen ne ilgili tutanak sahiplerince ne de ilgili Büro Amirince Şube Müdür Yardımcısı ya da Şube Müdürü makamına üst yazı ile gönderilmediği veya elden teslim edilmediği anlaşılmıştır. Bilgisayarların kullanıcısı olan polis memurları tarafından Nitelikli Dolandırıcılık Büro Amirliğine hitaben düzenlenen raporlar büro amiri ... tarafından “görüldü” yapılarak imzalandıkları tespit edilmiştir.

Büro memuru olarak çalıştığı dönemde, büro uhdesinde kullanılan ve daha sonra üzerlerinde oynandığı iddia edilen bilgisayarlar ile ilgili olarak, sanık tarafından 24.12.2013 tarihinde tutulan tutanaklarda imzasının olduğu ve bu konuların basına sızmasının akabinde 28.12.2013 tarihinde Şube Müdürü özel kalemine raporların bırakıldığı anlaşılmıştır.

Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde çalışmış olduğu dönemde sanığın kullandığı bilgisayarda değişik nedenlere dayalı olarak oynama veya inceleme yapıldığı yönünde tutanak tuttuğu akabinde ... 1 No’lu Hâkimliğinin(TMK 10 Maddesi İle Yetkili) 2014/109 değişik iş no’lu mahkeme kararı ile yapılan incelemede bilgisayarın işletim sisteminin 18.12.2013 tarihinde kurulduğu ve son erişiminde 29.01.2014 tarihinde olduğu 23.12.2013 günü saat 21.23 te HGST marka USB takıldığı tespit edilmiş ancak içerisine bilgi kopyalandığına dair herhangi bir işleme rastlanılmadığı, 24.12.2013 saat 18.00 19.30 arasında ise bazı dosyaların değiştirildiği ve erişim sağlandığı tespit edilmiştir.

Sanığın örgüt ile organik bağına ilişkin bir verinin dosyaya yansımadığı, sanığın büro uhdesinde kullanılan ve daha sonra üzerlerinde oynandığı iddia edilen, ayrıca bu konunun da basına sızdığı bilgisayarlar ile ilgili olarak, 24.12.2013 tarihinde tutulan tutanaklarda imzası olması şeklendeki eyleminin amaç ve sonuçlarının ortaya konulmadığı, bu hususun tek başına suça sübut vermeyeceği, sanığın dosyaya yansıyan başkaca bir eyleminin tespit edilemidiği, sanığın rütbesi ve bulunduğu konum itibariyle soruşturmayı yönlendirme yetkisi olmadığı, hususlarıda göz önüne alındığında sanığın üzerine atılı suçların sübut bulmadığı değerlendirilmiştir.

  1. Sanık ...:

Sanığın Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Nitelikli Dolandırıcılık Bürosunda Büro Amirliğinin çalışma alanına giren adli ve idari konularla ilgili Büro Amiri tarafından verilen görevleri yerine getirmek hususunda, adli makamlara ve üstlerine karşı sorumlu olarak görev yaptığı,

Bazı haber sitelerinde 27.12.2013 itibarıyla Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğüne ait bilgisayarların kurcalandıkları yönünde haberler görülmesi üzerine Şube Müdürlüğü personelince konunun müspet ya da menfi olup olmadığı araştırıldığında Nitelikli Dolandırıcılık Büro Amirliği görevlilerinden bazılarının, kullanmış olduğu odalardaki bilgisayarların üzerinde oynandığı ve çeşitli şikâyetler içeren tutanaklar tuttukları öğrenilmiş, fakat bu tutanaklar istenildiğinde 28.12.2013 günü saat:12.00 sıralarında Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü makamına bırakıldığı fakat tutanakların 22.12.2013 ve 23.12.2013 günleri sabah saatlerinde yapılan bir takım tespitleri içerdiği, 24.12.2013 tarihli olarak sonlandırıldıkları ve Büro Amiri ... tarafından da görüldü olarak imzalandığı anlaşılmış, sonuç itibarıyla tutanakların 23 24.12.2013 günlerini içermesine rağmen ne ilgili tutanak sahiplerince ne de ilgili Büro Amirince Şube Müdür Yardımcısı ya da Şube Müdürü makamına üst yazı ile gönderilmediği veya elden teslim edilmediği anlaşılmıştır. Bilgisayarların kullanıcısı olan Polis Memurları tarafından Nitelikli Dolandırıcılık Büro Amirliğine hitaben düzenlenen raporlar Büro Amiri ... tarafından “görüldü” yapılarak imzalandıkları tespit edilmiştir.

Sanığın büro memuru olarak çalıştığı dönemde, büro uhdesinde kullanılan ve daha sonra üzerlerinde oynandığı iddia edilen ve bu konunun da basına sızdığı bilgisayarlar ile ilgili olarak, tarafından 24.12.2013 tarihinde tutulan tutanaklarda imzasının olduğu ve bu konuların basına sızmasının akabinde 28.12.2013 tarihinde Şube Müdürü özel kalemine raporların bırakıldığı anlaşılmıştır.

Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde çalışmış olduğunu dönemde kullandığı Bilgisayarında değişik nedenlere dayalı olarak oynama veya inceleme yapıldığı yönünde tutanak tuttuğu akabinde ... 1 No’lu Hâkimliğinin(TMK 10 Maddesi İle Yetkili) 2014/109 değişik iş no’lu mahkeme kararı ile yapılan incelemede bilgisayarın işletim sisteminin 06.01.2014 tarihinde kurulduğu ve son erişiminde 29.01.2014 tarihinde olduğu 22 23 24.12.2013günü yapılan işlemler ile ilgili bilgiye ulaşılamadığı anlaşılmıştır.

Sanığın örgüt ile organik bağına ilişkin bir verinin dosyaya yansımadığı, sanığın büro uhdesinde kullanılan ve daha sonra üzerlerinde oynandığı iddia edilen, ayrıca bu konunun da basına sızdığı bilgisayarlar ile ilgili olarak, 24.12.2013 tarihinde tutulan tutanaklarda imzası olması şeklendeki eyleminin amaç ve sonuçlarının ortaya konulmadığı, bu hususun tek başına suça sübut vermeyeceği, sanığın dosyaya yansıyan başkaca bir eyleminin tespit edilemidiği, sanığın 17 Aralık soruşturmalarında da sanık olduğu ve yukarı ki bölümlerde yapılan değerlendirmelerin bu bölüm içinde geçerli olduğu, bu bağlamda; Garson mahlaslı gizli tanıktan elde edilen SD kart verilerinde emniyet içerisindeki FETÖ/PDY yapılanmasının etki alanı dışındaki kişileri tanımlayan "AD" koduyla ve FETÖ mensubu olmayan, potansiyel ilgilenilecek kişileri ifade eden "SML" koduyla kayıt altına alındığı, sanık hakkında örgüt bağlantısına dair tanık ya da etkin pişmanlıktan faydalanan şüpheli/sanık ifadesinin bulunmadığı, örgütün kriptolu haberleşme programı Bylock kullanıcısı olmadığı, ... Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü nezdindeki KOM BS veri tabanı üzerinden yaptırılan havuz sorgusunda FETÖ/PDY irtibatına ilişkin aleyhinde bir kanıt ve olguya rastlanmadığının belirtildiği, izah edilen bu hususlar ışığında sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğunun ispatlanamadığı, sanığın rütbesi ve bulunduğu konum itibariyle soruşturmayı yönlendirme yetkisi olmadığı, hususları da göz önüne alındığında sanığın üzerine atılı suçların sübut bulmadığı değerlendirilmiş, ilk derece mahkemesince TCK’nın 312 ve 328. Maddesinde belirtilen suçlar yönünden sadece “cezalandırılmaları amacıyla kamu davası açılmış ise de yapılan yargılama sonucunda sanıkların müsnet suçları işlediğinin sabit olmadığı anlaşıldığından beraatlerine karar vermek gerekmiştir.” Şeklinde yetersiz bir gerekçe ile hüküm kurulduğu belirlenmiştir.

  1. Sanık Mustafa Şimşek:

Sanığın Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Nitelikli Dolandırıcılık Bürosunda Büro Amirliğinin çalışma alanına giren adli ve idari konularla ilgili Büro Amiri tarafından verilen görevleri yerine getirmek hususunda, adli makamlara ve üstlerine karşı sorumlu olarak görev yaptığı,

Bazı haber sitelerinde 27.12.2013 itibarıyla Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğüne ait bilgisayarların kurcalandıkları yönünde haberler görülmesi üzerine Şube Müdürü, Şube Müdür Yardımcısı ve İdari Büro Amiri tarafından tutulan tutanak ile Bilgi İşlem Bürosunda görevli Veysel TOLUNGÜÇ tarafından tutulan tutanakta Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde 9 numaralı güvenlik kamerası kayıtları incelendiğinde; 05.12.2014 saat 14.30 23.59 ve 23.12.2013 saat 00.00 08.30 saatleri arasındaki görüntüleri izlendiği ve Nitelikli Dolandırıcılık Büro Amirliğinde görevli personelin giriş çıkış yapmadığı, 14.11.2014 saat 18.00 23.59 ve 24.12.2013 saat 00.00 08.30 saatleri arasındaki görüntüler izlendiğinde 23.33'e kadar Nitelikli Dolandırıcılık Büro Amirliği personelinin giriş çıkış yaptığı ve polis memuru Yasin YILMAZ’ın 23.12.2013 saat 22.33'de bürodan çıkış yaptığı, Başkomiser...’ın 00.13'e kadar muhtelif defalar giriş çıkış yaptığı ayrıca saat 23.08'de sırt çantası ve elinde bir valizle bahse konu bürodan çıkış yaptığı, Başkomiser...’ın 23.27'de Komiser Yardımcısı Mustafa ŞİMŞEK ile birlikte büroya tekrardan çıkış yaptıkları ve belirtilen odadan 23.29 itibari ile bir koli çıkardıkları, Başkomiser...’ın 23.31 de Nitelikli Dolandırıcılık Büro Amirliğine tek olarak döndüğü saat 00.13'de tekrardan elinde bir koliyle Şubeden çıkış yaptığı ve daha sonraki incelemelerde ise 24.12.2013 günü saat 08.30'a kadar nitelikli dolandırıcılık büro amirliğine giriş çıkış yapılmadığı tespit edilmiştir.

Sanığın örgüt ile organik bağına ilişkin bir verinin dosyaya yansımadığı, Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde 9 numaralı güvenlik kamerası kayıtlarına göre; Başkomiser...’ın 23.12.2013 günü saat 23.27'de sanıkla birlikte çalıştıkları büroya çıkış yaptıkları ve belirtilen odadan 23.29 itibari ile bir koli çıkardıkları hususu yukarıda belirtilen tutanaktan anlaşılsa da; sanığın yanında amiri konumunda bulunan Baş komiser rütbesindeki sanık...’ın olduğu, sanığın sadece bir defa saat 23.27’de gelip, 23.29 da odadan çıktığı, iki dakikalık süreç içerisinde sanığın evrakları tertipleyip koliye doldurmasının hayatın olağan akışına uymadığı, bu hususun tek başına sanığın üzerine atılı TCK’nın 312. Maddesinde belirtilen suça sübut vermeyeceği, sanığın dosyaya yansıyan başkaca bir eyleminin tespit edilemidiği, sanığın örgütle organik bağını gösterir bir emarenin bulunmadığı, sanığın rütbesi ve bulunduğu konum itibariyle soruşturmayı yönlendirme yetkisi olmadığı, hususlarıda göz önüne alındığında sanığın üzerine atılı suçların sübut bulmadığı değerlendirilmiştir.

  1. Sanık...:

Sanığın Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Nitelikli Dolandırıcılık Bürosunda Büro Amirliğinin çalışma alanına giren adli ve idari konularla ilgili Büro Amiri tarafından verilen görevleri yerine getirmek hususunda, adli makamlara ve üstlerine karşı sorumlu olarak görev yaptığı,

Bazı haber sitelerinde 27.12.2013 itibarıyla Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğüne ait bilgisayarların kurcalandıkları yönünde haberler görülmesi üzerine Şube Müdürü, Şube Müdür Yardımcısı ve İdari Büro Amiri tarafından tutulan tutanak ile Bilgi İşlem Bürosunda görevli Veysel TOLUNGÜÇ tarafından tutulan tutanakta Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde 9 numaralı güvenlik kamerası kayıtları incelendiğinde;

02.06.2014 saat 14.30 23.59 ve 23.12.2013 saat 00.00 08.30 saatleri arasındaki görüntüleri izlendiği ve Nitelikli Dolandırıcılık Büro Amirliğinde görevli personelin giriş çıkış yapmadığı,01.06.2014 saat 18.00 23.59 ve 24.12.2013 saat 00.00 08.30 saatleri arasındaki görüntüler izlendiğinde 23.33 e kadar Nitelikli Dolandırıcılık Büro Amirliği personelinin giriş çıkış yaptığı ve polis memuru Yasin YILMAZ’ın 23.12.2013 saat 22.33'te bürodan çıkış yaptığı, Baş komiser...’ın 00.13 e kadar muhtelif defalar giriş çıkış yaptığı ayrıca saat 23.08'de sırt çantası ve elinde bir valizle bahse konu bürodan çıkış yaptığı,

Baş komiser...’ın 23.27'de Komiser Yardımcısı Mustafa ŞİMŞEK ile birlikte büroya tekrardan çıkış yaptıkları ve belirtilen odadan 23.29 itibari ile bir koli çıkardıkları, Baş komiser...’ın 23.31'de Nitelikli Dolandırıcılık Büro Amirliğine tek olarak döndüğü saat 00.13'te tekrardan elinde bir koliyle Şubeden çıkış yaptığı ve daha sonraki incelemelerde ise 24.12.2013 günü saat 08.30'a kadar Nitelikli dolandırıcılık büro amirliğine giriş çıkış yapılmadığı tespit edilmiştir.

Bylock tespit tutanağına göre; sanık... kullandığı 5546438530 numaralı hat üzerinden, 319650 ID numarası ve "mendil" kullanıcı adı altında ilk log tarihi olan 12/06/2014 tarihinden itibaren, mesaj ve mail aldığı, gelen giden aramalarının bulunduğu, aynı grupta birlikte bulunduğu (eklediği/eklendiği) kişilerle irtibat halinde olduğu, yine sanık... kullandığı 5077867855 numaralı hat üzerinden, 4600 ID numarası ve "emrecivan" kullanıcı adı altında ilk log tarihi olan 09/11/2014 tarihinden itibaren, mesaj ve mail aldığı, gelen giden aramalarının bulunduğu, aynı grupta birlikte bulunduğu (eklediği/eklendiği) kişilerle irtibat halinde olduğu, bu şekilde sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullandıkları bylock programı kullanıcısı olduğu anlaşılmıştır.

Sanığın rütbesi itibariyle olay tarihinde Baş komiser olduğu , Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde 9 numaralı güvenlik kamerası kayıtlarına göre; 23.12.2013 defaatçe geç saatlerde büroya gelerek elinde, koli, çanta ve valizle bürodan çıkış yaptığı, sanığın bu hususta aşamalarda; “Kamera kayıtları 10 yıldır görev yaptığım Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü’nden başka bir birime atamanın yapıldığı, şubeden ilişkimin kesildiği ve bu nedenle mesaimin geçtiği bürodan şahsi eşyalarımı taşıdığım 23 Aralık 2013 gününe ait görüntülerdir. Taşıdığım çanta, valiz ve karton kutularda ise 10 yıldır görev yapmakta olduğum, evimden ve ailemden daha fazla vaktimin geçtiği işyerimde kullanmış olduğum kişisel eşyalarım, kursiyer ve eğitici olarak katıldığım eğitimlere ilişkin materyaller, biblo, kalemlik ve farklı ebatlardaki bardak, kupa türü şahsıma ait ofis malzemeleri, takdir ve başarı belgelerim, geçmiş yıllara ait ajandalarım ile hukuk, bilişim teknolojileri sermaye piyasaları ve ekonomi gibi değişik alanlarda değişik boy ve kalınlıklarda sayısı elli altmışı bulan kitaplarım yer almaktadır.” Şeklinde beyanda bulunduğu, sanığın kamera kayıtlarından da anlaşılacağı üzere, geç saatlerde büroya birden fazla kez gelip gittiği, bu hususun açıklanmadığı, geç saatlerde gelmesi ve elinde birçok koli, valiz ve çanta ile ayrılması sanığın kaçarcasına hareket ettiğini gösterdiği, bürodan tayini çıkan bir kişinin normal saatlerde gelerek şahsi eşyalarını alıp, arkadaşlarıyla vedalaşarak ayrılmasının hayatın olağan akışına daha uygun düşeceği, yukarıda genel gerekçe kısmında da anlatıldığı üzere; örgüt mensuplarının soruşturmaya ilişkin evrakları kaçırdıkları ve imha ettiklerinin bilinen bir gerçek olduğu bu nedenlerle sanığın TCK’nın 205. Maddesinde düzenlenen Resmî belgeyi bozmak, yok etmek ve gizlemek suçu yönünden sorumlu olduğu, ancak sanığın örgüt üyeliğine delalet eden ByLock kullanıcısı olması ve bürodan evrak çıkarması şeklindeki eylemlerin, sanığın rütbesi ve bulunduğu konum itibariyle soruşturmayı yönlendirme yetkisi olmadığıda gözetildiğinde TCK’nın 312. Maddesinde belirtilen suça sübut vermeyeceği anlaşılmıştır.

Sanığın ByLock kullanıcısı da olduğu göz önüne alındığında; üzerine atılı Silahlı terör Örgütüne Üye Olmak suçunun sübut bulduğu ancak sanığın aynı suç nedeniyle ... 3.Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/36 esas 2018/162 karar sayılı dosyasında yargılanarak hüküm aldığı anlaşılmakla, ilk derece mahkemesince verilen davanın reddi kararının isabetli olduğu belirlenmiştir.

  1. Sanık ...:

Sanığın Şanlıurfa İlinde Asayiş Şube Müdürlüğü Teknik Takip Büro Amirliğinde görev yaptığı,

... Cumhuriyet Başsavcılığı (TMK 10. Maddesi İle Görevli kapatılan) 2012/656 soruşturma dosyası ile ilgili olarak, ... Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünün 26.02.2015 gün ve 136743 sayılı yazı ekinde gönderilen log kayıtlarının incelenmesine dair düzenlenmiş olduğu tutanak incelendiğinde 90533……….. numaralı hattı kullanan ... isimli şahsa ait görüşmelerle ilgili 63 ASA 00014 aidiyet kod numaralı personelin ulaşarak ID arama işlemi yapılması ile ilgili olarak; 63 ASA 00014 aidiyet kod numaralı personelin çalışmış olduğu Şanlıurfa İl Emniyet Müdürlüğü KOM Şube Müdürlüğüne 63 ASA 00014 aidiyet kod numaralı personelin sicilleri açık kimlik bilgileri ve 90533………. numaralı GSM hattının iletişimin tespit ve çözümlemesinin hangi soruşturma kapsamında yapıldığının tespit edilip gönderilmesi istenilmiştir. Şanlıurfa İl Emniyet Müdürlüğü KOM Şube Müdürlüğünden alınan cevabi yazıda Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığının 05.02.2013 tarihli onayı ile aidiyet verilen 63 ASA 00014 aidiyet kod numaralı personelin Şanlıurfa Asayiş Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliğinde görevli 291199 sicil sayılı ...(TC 17446262114) isimli personel olduğunun anlaşıldığı, konu ile ilgili Asayiş Şube Müdürlüğüne sorularak alınan cevabi yazıda ise 90533……… numaralı hattı kullanan ... isimli şahısla ilgili herhangi bir soruşturma ve CMK 135 maddesi kapsamında İTDK faaliyeti ve tedbirinin uygulanması işleminin yapılmadığı gibi görüşmede karşı numara ile ilgili de, herhangi bir soruşturma yapılmadığının kayıtların tetkikinden anlaşıldığı bildirilmiştir.

Dosya kapsamında toplanan deliller incelendiğinde sanık ...’in kendi yetkisi olmadan dosya kapsamında dinlenilen bir görüşmeyi neden aradığı tespit edilmemekle birlikte bilgisayarlarda çıkan verilerde Şanlıurfa ilinde takip edilen konu olduğu bu konu ile alakalı çalışma yapılıp yapılmadığının tespiti mümkün olmamakla birlikte sanığın yetkilerinin dışına çıktığı görülmüştür. Sanığın dosya kapsamında başkaca bir eylemi tespit edilmediği, bu hususun tek başına suça sübut vermeyeceği, sanığın dosyaya yansıyan başkaca bir eyleminin tespit edilemidiği, sanığın rütbesi ve bulunduğu konum itibariyle soruşturmayı yönlendirme yetkisi olmadığı, hususlarıda göz önüne alındığında sanığın üzerine atılı suçların sübut bulmadığı değerlendirilmiştir.

  1. Sanık ...:

Sanığın Sivas ilinde KOM Şube Müdürlüğünde Teknik Takip Büro Amirliğinde görev yaptığı,

... Cumhuriyet Başsavcılığı (TMK 10. Maddesi İle Görevli kapatılan) 2012/656 soruşturma dosyası ile ilgili olarak, ... Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünün 26.02.2015 gün ve 136743 sayılı yazı ekinde gönderilen log kayıtlarının incelenmesine dair düzenlenmiş olduğu tutanak incelendiğinde; 90532……… numaralı Kolin İnşaat adına kayıtlı hat ile ilgili görüşmelere 58 T 00041 aidiyet kod numaralı personelin ulaşarak ID arama işlemi yapılması ile ilgili olarak;

T 00041 aidiyet kod numaralı personelin çalışmış olduğu Sivas İl Emniyet Müdürlüğü KOM Şube Müdürlüğüne 58 T 00041 aidiyet kod numaralı personelin sicilleri açık kimlik bilgileri ve 90532………… numaralı GSM hattının iletişimin tespit ve çözümlemesinin hangi soruşturma kapsamında yapıldığının tespit edilip gönderilmesi istenilmiştir. Sivas İl Emniyet Müdürlüğü Kom Şube Müdürlüğünden alınan cevabi yazıda 58 T 00041 aidiyet kod numaralı personelin 263363 sicil sayılı Polis Memuru ... (TC 39………….) olduğu; bahse konu işlemin yapıldığı 18.09.2013 günü saat 23.24 ve 19.09.2013 günü saat 00:14 sıralarında Teknik Takip Büro Amirliğinde 58 T 00053 aidiyet numaralı 306029 sicil sayılı Polis Memuru... (TC 20624061720) ve 58 T 00048 aidiyet numaralı 301742 sicil sayılı Polis Memuru Ali Kemal BAŞARDI (TC 39……………) görevli olduğu; bahse konu işlemin yapıldığı 18.09.2013 günü saat 23:24 ve 19.09.2013 günü saat 00:14 sıralarında Teknik Takip Büro Amirliğinde 58 T 00041 aidiyet kod numaralı personelin 263363 sicil sayılı Polis Memuru ... (TC 39…………….) görev istirahatli olduğu tespit edildiği ve ilgili yazılar yazı ekinde gönderildiği gibi görüşmede karşı numara ile ilgili herhangi bir soruşturma yapılmadığı bildirilmiştir.

Sanık ...'ın ilk log tarihi olan 12/11/2014 tarihinden itibaren kullandığı 5055424145 numaralı hat üzerinden, 177066 ID numarası ve "laserman" kullanıcı adı altında FETÖ/PDY Terör örgütünün gizli haberleşme programı olan, terör örgütü üyeleri tarafından kulanılan bylock programını kullanarak örgütün kuruluş amaçlarını, faaliyet ve eylemlerini benimseyip gönüllü olarak örgüt hiyerarşisine dahil olduğu anlaşılmıştır.

Dosya kapsamında toplanan deliller incelendiğinde; sanık ...’ın ifadesinde kendisinin girmediği daha önceki dönemde ...’da çalışan...’ın giriş yapmış olabileceğini beyan etmesine rağmen kendisine tahsis edilmiş olan aidiyet ve şifreyi neden başka biri ile paylaştığının anlaşılamadığı, bu konu ile alakalı çalışma yapılıp yapılmadığının tespiti mümkün olmamakla birlikte sanığın yetkilerinin dışına çıktığı görülmüştür. Sanığın dosya kapsamında başkaca bir eylemi tespit edilememiş olup söz konusu eyleminin terör örgütü üyeliği kapsamında kaldığı değerlendirilmiştir.

Sanığın eylemi değerlendirildiğinde; sanığın bylock kullanıcısı olduğu, bu şekilde örgüt hiyerarşisine dahil olduğu, bununla birlikte yukarıda açıklanan eyleminin ise terör örgütü üyeliği kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, yaptığı işlemlerin hükümete karşı darbeye teşebbüs suçuna iştirak boyutunda olmadığı, üzerine atılı hükümete darbeye teşebbüs ve casusluk suçlarına iştirak ettiğine dair mahkumiyetine yeter derecede delil elde edilemediği, sanığın silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan mahkumiyetine karar verilmesi gerektiği tespit edilmiştir.

  1. Sanık Hasan As:

Sanığın Karabük İlinde TEM Şube Müdürlüğünde Teknik Takip Büro Amirliğinde görev yaptığı, adli makamlara ve üstlerine karşı sorumlu olarak görev yaptığı,

... Cumhuriyet Başsavcılığı (TMK 10. Maddesi İle Görevli kapatılan) 2012/656 soruşturma dosyası ile ilgili olarak, ... Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünün 26.02.2015 gün ve 136743 sayılı yazı ekinde gönderilen log kayıtlarının incelenmesine dair düzenlenmiş olduğu tutanak incelendiğinde; 90532…….. numaralı hattı kullanan Cengiz AKTÜRK isimli şahsa ait görüşmelerle ilgili T7898741 aidiyet kod numaralı personelin ulaşarak ID arama işlemi yapılması ile ilgili olarak;

T7898741 aidiyet kod numaralı personelin çalışmış olduğu Karabük İl Emniyet Müdürlüğü KOM Şube Müdürlüğüne T7898741 aidiyet numaralı personelin sicilleri açık kimlik bilgileri ve 90533………… numaralı GSM hattının iletişimin tespit ve çözümlemesinin hangi soruşturma kapsamında yapıldığının tespit edilip gönderilmesi istenilmiştir. Karabük il Emniyet Müdürlüğü KOM Şube Müdürlüğü’nden alınan cevabi yazıda T7898741 aidiyet kod numaralı personelin TEM şube Müdürlüğünde çalıştığı 228347 sicil sayılı polis memuru Hasan AS olduğu, personelin 31.07.2006 22.07.2014 yılları arasında TEM Şube Müdürlüğünde çalıştığı 22.07.2014 tarihinde Koruma Şube Müdürlüğüne atamasının yapıldığı, 05.08.2014 tarihinde aidiyet tanımlaması yapıldığı 28.02.2014 tarihinde pasif duruma getirildiği 90532……. numaralı hattı kullanan Cengiz AKTÜRK isimli şahsa ait herhangi bir soruşturma yapılmadığı gibi görüşmede karşı numara ile ilgilide herhangi bir soruşturma yapılmadığı bildirilmiştir.

Dosya kapsamında toplanan deliller incelendiğinde sanığın Karabük İlinde TEM Şube Müdürlüğünde çalıştığı halde kendilerinin sorumluluğunda olmayan bir konuya ait görüşme ile ilgili neden ses id arama işlemi yaptığının anlaşılamadığı, sanığın örgüt ile organik bağına ilişkin bir verinin dosyaya yansımadığı, sanığın dosyaya yansıyan başkaca bir eyleminin tespit edilemidiği, sanığın rütbesi ve bulunduğu konum itibariyle soruşturmayı yönlendirme yetkisi olmadığı hususlarıda göz önüne alındığında sanığın üzerine atılı suçların sübut bulmadığı değerlendirilmiştir.

  1. Sanık İrfan Şahin:

Sanığın Bursa İlinde KOM Şube Müdürlüğünde Teknik Takip Büro Amirliğinde görev yaptığı, adli makamlara ve üstlerine karşı sorumlu olarak görev yaptığı,

... Cumhuriyet Başsavcılığı (TMK 10. Maddesi İle Görevli kapatılan) 2012/656 soruşturma dosyası ile ilgili olarak, ... Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünün 26.02.2015 gün ve 136743 sayılı yazı ekinde gönderilen log kayıtlarının incelenmesine dair düzenlenmiş olduğu tutanak incelendiğinde; 90532……. numaralı hattı kullanan ERTAN ŞİMŞEK isimli şahsa ait görüşmelerle ilgili 16 T 00115 aidiyet kod numaralı personelin ulaşarak ID arama işlemi yapılması ile ilgili olarak;

Bursa İl Emniyet Müdürlüğü KOM Şube Müdürlüğünden ıd numaralı personel ve yürütülen soruşturmaya ilişkin bilgi istenilmiştir. Bursa İl Emniyet Müdürlüğü KOM Şube Müdürlüğü’ nden alınan cevabi yazıda 16 T 00115 aidiyet kod numaralı personelin Bursa KOM Şube Müdürlüğünde görevli 225570 sicil sayılı Polis Memuru İrfan Şahin olduğu, Bursa Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünün 90532……….. numaralı hattı kullanan ERTAN ŞİMŞEK isimli şahıs hakkında yürütülmüş herhangi bir soruşturmanın olmadığı gibi görüşmede karşı numara ile ilgili de herhangi bir soruşturma yapılmadığı bildirilmiştir.

Dosya kapsamında toplanan deliller incelendiğinde sanığın Bursa ilinde KOM Şube Müdürlüğünde çalıştığı halde kendilerinin sorumluluğunda olmayan bir konuya ait görüşme ile ilgili neden ses id arama işlemi yaptığının anlaşılamadığı, sanığın örgüt ile organik bağına ilişkin bir verinin dosyaya yansımadığı, sanığın dosyaya yansıyan başkaca bir eyleminin tespit edilemidiği, sanığın rütbesi ve bulunduğu konum itibariyle soruşturmayı yönlendirme yetkisi olmadığı hususlarıda göz önüne alındığında sanığın üzerine atılı suçların sübut bulmadığı değerlendirilmiştir.

56.Sanık Çağlar Ölmez:

Sanığın olay tarihinde Mali Şube Müdürlüğünde polis memuru olarak görev yaptığı,

Sanık Çağlar ÖLMEZ beyan ve savunmalarında her ne kadar kendi ile ilgili iddiaları kabul etmemiş olsa da soruşturma kapsamında şüpheli olarak ifadesi alınan Yalçın AKSOY ve Hasan Serdar KOÇYİĞİT beyanlarına göre sanık Çağlar ÖLMEZ ile birlikte bazı evrakları imha ettiklerini beyan belirtmişlerdir.

Sanığın Mali Şube Müdürlüğünde Polis memuru olarak görev yaptığı, sanığın üstünün talimatı ile sadece uhdesinde ki evrakları imha ettiği, sanığın bundan başka bir eylemine dosya içinde rastlanılmadığı, sanığın örtgüle bağlantısını gösterir bir emarenin dosyaya yansımadığı, sanığın konumu ve rütbesi itibariyle soruşturmayı yönlendirme yetkisinin bulunmadığı, hususlarıda göz önüne alındığında sanığın üzerine atılı suçların sübut bulmadığı değerlendirilmiştir.

  1. Sanık Şakir Parpar:

Sanığın Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliğinde görev yaptığı; Şube Müdürlüğü uhdesinde yürütülen operasyonlarla ilgili olarak analiz ve veri girişi yaptığı, yaptığı iş ve işlemlerle adli makamlara ve üstlerine karşı sorumlu olarak görev yaptığı,

Sanık Şakir PARPAR’ın Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından gönderilen ve şube müdürlüğüne ait kamera görüntülerinin incelenmesi neticesinde; 18.12.2013 günü saat 13:07:50 sıralarında Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğüne yeni atanan Şube Müdürü Hakan SIRALI’nın makam odasında bulunduğu esnada; Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliğinde görevli rütbelilerin Komiser ..., Başkomiser ... ve Başkomiser ...’nın kapıdan şube müdürünün bulunduğu koridor ve odasını gözetledikleri; bu esnada görüntülerden anlaşıldığı kadarıyla Emniyet Amiri... tarafından Şube müdürünün bulunduğu koridor ve yeni atanan şube müdürünün odası gözetlenerek, şube müdürünün dosyaları görmemesi amacıyla torbaları taşıyan memurlara...’in yön gösterdiği; Dosyaları taşıyan memurların ise Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliğinde görevli Polis Memurları Şakir PARPAR ve Ufuk SAĞDIÇ oldukları bu memurların...’in gösterdiği yön doğrultusunda kucaklarındaki torbalar ile birlikte koşarak şubenin arka kapısına yöneldiklerin; torbalardan birini taşıyan memurlardan Ufuk SAĞDIÇ saat 13:12:22 sıralarında şubenin arka kapısından giriş yapıp saat 13:19:02 sıralarında Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliğinden aldığı mavi klasörle saat 13:19:40 sıralarında şube arka çıkış kapısını kullanarak çıktığı tespit edilmiştir. Bahse konu görüntülerde torbaların ağızlarının bağlı olduğu ama mühürlü olup olmadığı tespit edilememiştir. Bahse konu görüntüler incelendiğinde torbaların giriş anından, çıkış anına kadar mevcut personelde bir panik hali ve telaş göründüğü belirlenmiştir.

Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde görevli Murat KAYA ile birlikte Şakir PARPAR’ın himmet adı altında para topladığı beyanlardan anlaşılmıştır. Dosya kapsamında bazı sanıkların böyle bir durumdan haberdar olduğu ancak kimin veya kimlerin topladığından bilgileri olmadığı şeklinde beyanlarda bulundukları görülmüştür.

Bylock tespit tutanağına göre; sanık Şakir PARPAR'ın üzerine kayıtlı olan ve kendisinin kullandığını beyan ettiği 5355278847 nolu 357961050079460 İMEİ numaralı hat ile ilk tespit tarihi 16/11/2014 olmak üzere FETÖ/PDY Terör örgütünün gizli haberleşme programı olan, terör örgütü üyeleri tarafından kulanılan bylock programını kullanarak örgütün kuruluş amaçlarını, faaliyet ve eylemlerini benimseyip gönüllü olarak örgüt hiyerarşisine dahil olduğu anlaşılmıştır.

Teknik takip ve izleme büro amirliğinde veri ve analiz girişi yapan, dinleme sonucunda elde edilen verileri kapan programına girdiğini beyan eden, soruşturmayı sahiplendiğini gösterir şekilde 18/12/2013 günü yeni atanan Mali Şube müdüründen gizli olarak sanık...’in yönlendirmesiyle, ..., ... ve ... koridoru gözetlerken Ufuk Sağdıç ile birlikte kucaklarındaki torbalarla koşarak şubenin arka kapısından çıktığı tespit edilen, hükme esas alınmamış ise de, "gizli tanık Yavuz" tarafından Murat Kaya ile birlikte himmet topladığı belirtilen, ıd bilgisi tespit edilememiş ise de 16/11/2014 04/12/2014 tarihleri arasında 69 kez Iğdır ili bazlı bylock ıp'lerine bağlandığı ve ... 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 2019/100 esas sayılı davanın reddine dair verilen karara esas dosyadaki beyanında örgüt bağını kabul etmese de, Iğdır'a gittiğinde kendisi ile irtibata geçen iki kişinin bylock yüklediğine dair beyanından bylock kullandığı, dosyadaki veri inceleme raporunda SAYA(Gassalın elindeki meyyit, herşeyiyle örüte teslim olan) olarak kodlandığı ve istinaf aşamasında dosyaya giren Yusuf Tarım'ın pişmanlık beyanından Iğdır sınır kapısında çalıştığı 2015 yılı nisan mayıs ayında ifade sahibi şahsı sohbetlere davet ettiği dikkate alındığında örgüt mensubu olduğu anlaşılan sanık Şakir Parpar'ın eylemlerinin silahlı terör örgütü üyeliği bağlamında “geçitli suç” kavramı da göz önüne alınarak TCK’nın 312. Maddesinde belirtilen suça sübut verdiği, bu suçu işlemesi sırasında da yukarıda anlatıldığı şekilde evrak saklama / kaçırma ve imhasına katkısı dolayısıyla da TCK’nın 205. Maddesinde belirtilen resmî belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemek suçundan sorumlu olduğu, Dosya kapsamında sanığın Başbakan Mit Müsteşarı buluşması, Çek Cumhuriyetinde yapılan enerji ihalesi görüşmeleri görüntülerinin elde edilmesi şeklinde gerçekleşen eyleme katkısı ortaya konulamadığından TCK’nın 328. Maddesinde belirtilen siyasal veya askerî casusluk suçundan sorumlu tutulamayacağı anlaşılmıştır.

  1. Sanık Ufuk Sağdıç:

Sanığın olay tarihinde Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliğinde Dinleme Kısım Amirliğinde görev yaptığı; Şube Müdürlüğü uhdesinde yürütülen CMK 135 maddesi gereğince alınan kararların uygulanması, takibi ve bu süreç içerisinde adli makamlara ve üstlerine karşı sorumlu olarak görev yaptığı,

Sanık Ufuk SAĞDIÇ’ın yasama dokunulmazlığı olan Başbakan ... ile ilgili olarak;

29.11.2013 günü saat: 23.44 TK: 2469497094 (Şenol KAZANCI Başbakan ... ) , 21.07.2013 günü saat: 15.51 TK: 2220052242 (... Başbakan ...), 23.11.2013 saat: 21.28 TK: 2456564428 (... Başbakan ...), 23.11.2013 saat: 20.45 TK: 2456486050 (... Başbakan ...), 06.11.2013 saat: 21.04 TAPE İD: 2422758902 (... Başbakan ...), 24.09.2013 saat: 11.54 TK: 2335155378 (... Başbakan ...), 11.08.2013 saat: 23.21 TK: 2258964715 (... Başbakan ...),16.07.2013 saat: 18.42 TK: 2211969537 (... Başbakan ...),14.07.2013 saat: 12.44 TK: 2207895459 (... Başbakan ...), 03.07.2013 saat: 22.13 TK: 2190285887 (... Başbakan ...), 03.07.2013 saat: 11.43 TK: 2189089743 (... Başbakan ...), 01.07.2013 saat: 19.10 TK: 2186282172 (... Başbakan ...), 14.06.2013 saat: 12.16 TK: 2155059680 (... Başbakan ...), 04.06.2013 saat: 11.31 TK: 2135802586 (... Başbakan ...),13.04.2013 saat: 23.05 TK: 2038176302(... Başbakan ...), 02.04.2013 saat: 00.02 TK: 2015020155 (... Başbakan ...),12.03.2013 saat: 22.17 TK: 1976861550 (... Başbakan ...),12.12.2012 saat: 00.02 TK: 1809939319 (... Başbakan ...), 06.12.2012 saat: 00.37 TK: 1799865884 (... Başbakan ...), 02.11.2012 saat: 23.15 TK: 1.746.345.162 (... Başbakan ...), 20.10.2012 saat: 21.31 TK: 1725611063 (... Başbakan ...) görüşmesini tape yaptığı,

Yasama dokunulmazlığı olan Millî Eğitim Bakanı ... ile ilgili olarak;

05.12.2013 günü saat: 19.03 TK: 2481636915 (... ... görüşmesini tape yaptığı, Yasama dokunulmazlığı olan Eski İç İşleri Bakanı ... ile ilgili olarak;

14.11.2013 günü saat: 11.22 TK: 2436999177 (O.Cemal KALYONCU ...), 05.06.2013 günü saat: 17.55 TK: 2138825944 (O.Cemal KALYONCU ...), 02.06.2013 günü saat: 09.31 TK 2131912901 (O.Cemal KALYONCU ...), 01.06.2013 günü saat: 17.19 TK: 21301058416 (O.Cemal KALYONCU ...), 31.05.2013 günü saat: 20.29 TK: 2129581056 (O.Cemal KALYONCU ...), 05.11.2013 günü saat: 17.32 TK: 2420425904 (... ..., 22.10.2013 günü saat: 14.09 TK: 2394541759 (... ..., 14.08.2013 günü saat: 17.03 TK: 2263740565 (... ..., 14.08.2013 günü saat: 16.39 TK: 2263696762 (... ..., 05.08.2013 günü saat: 22.06 TK: 2247424726 (... ...) görüşmesini tape yaptığı,

Yasama dokunulmazlığı olan Gümrük Ve Ticaret Bakanı... ile ilgili olarak;

30.09.2013 günü saat: 20.05 TK: 2346909570 (... Hayati YAZICI) görüşmesini tape yaptığı,

Yasama dokunulmazlığı olan Eski Ekonomi Bakanı Zafer ÇAĞLAYAN ile ilgili olarak;

19.09.2013 günü saat: 19.55 TK: 2327320250 (... Zafer ÇAĞLAYAN) görüşmesini tape yaptığı.

Yasama dokunulmazlığı olan Enerji Ve Tabi Kaynaklar Bakanı ... ile ilgili olarak;

09.12.2013 günü saat: 10.40 TK: 2488858647 (Şenol KAZANCI ...), 16.09.2013 günü saat: 19.24 TK: 2321817037 (... ...),30.11.2013 günü saat: 11.37 TK:2469986320 (... ...), 26.11.2013 günü saat: 16.09 TK: 2462000606 (... ...), 25.11.2013 günü saat: 12.48 TK: 2459323502 (... ...),18.11.2013 günü saat: 12.41 TK: 2444843292 (... ...), 29.10.2013 günü saat: 23.40 TK: 2408236187 (... ...), 15.12.2013 günü saat: 22.20 TK: 2503525035 ( ... ...), 01.11.2013 günü saat: 13.35 TK: 2412746006(... ...), 21.08.2013 günü saat: 17.51 TK: 2276253073( ... ...), 26.07.2013 günü saat: 14.27 TK: 2228716904( ... ...), 20.07.2013 günü saat: 19.32 TK: 2218918255(... ...), 17.06.2013 günü saat: 17.21 TK: 2160774125( ... ...), 17.06.2013 günü saat: 17.21 TK: 2160774011(... ...), 07.06.2013 günü saat: 19.15 TK: 2143023910( ... ...), 31.05.2013 günü saat: 14.43 TK: 2128832435( ... ...), 03.05.2013 günü saat: 16.24 TK: 2075188900(... ...), 03.04.2013 günü saat: 16.05 TK: 2018075648(... ...), 15.03.2013 günü saat: 09.29 TK: 1981178530(... ...),18.02.2013 günü saat: 21.07 TK: 1934735178( ... ...),17.02.2013 günü saat: 22.33 TK: 1932870647( ... ...), 03.02.2013 günü saat: 10.29 TK: 1905564839 ( ... ...), 01.01.2013 günü saat: 20.00 TK: 1846932693 ( ... ...), 19.12.2012 günü saat: 12.25 TK: 1822571440(... ...),11.12.2012 günü saat: 17.35 TK: 1809284993 ( ... ...), 11.12.2012 günü saat: 14.08 TK: 1808857261 ( ... ...), 19.10.2012 günü saat: 15.42 TK: 1723572660( ... ...) görüşmesini tape yaptığı,

Yasama dokunulmazlığı olan Eski Çevre Ve Şehircilik Bakanı ... ile ilgili olarak;

05.11.2013 günü saat:08.20 TK: 2419359700 (... ...), 09.09.2013 günü saat: 08.42 TK: 2308063969 (... ...), 08.11.2013 günü saat: 13.22 TK: 2425672345 (Mehmet Fatih SARAÇErdoğan BAYRAKTAR) görüşmesini tape yaptığı,

Yasama dokunulmazlığı olan Milletvekili ...ile ilgili olarak;

02.10.2013 günü Saat: 09.58 TK: 2349421574 (... ...) görüşmesini tape yaptığı,

Yasama dokunulmazlığı olan Kahramanmaraş Milletvekili... ile ilgili olarak;

28.10.2013 günü saat: 18.41 TK: 2406016010 (... ...) görüşmesini tape yaptığı,

Yasama dokunulmazlığı olan Eski Avrupa Birliği Bakanı... ile ilgili olarak;

16.10.2013 günü saat: 14.57 TK: 2382296693 (... ...) görüşmesini tape yaptığı,

Yasama dokunulmazlığı olan ... Milletvekili ... ile ilgili olarak;

06.10.2013 günü saat: 17.53 TK: 2357223552 (... ...) görüşmesini tape yaptığı,

Yasama dokunulmazlığı olan ... Milletvekili ... ile ilgili olarak;

03.10.2013 günü saat:12.47 TK: 2351523865(... ...), 29.09.2013 günü saat: 18.22 TK: 2339670159(M.... ...), 18.07.2013 günü saat:15.13 TK: 2215014596(... ...), 18.07.2013 günü saat:13.37 TK: 2214832646(... ...), 18/07/2013günü saat:13:21TK: 2.214.796.785 (... ...), 04/06/2013günü saat: 5:45TK: 2136328881 (... ...), 03/06/2013günü saat: 12:42TK:2133632145 (... ...), 01/06/2013günü saat:12:19TK: 2.130.487.764 (... ...), 04/01/2013günü saat:22:04TK: 1852445564 (... ...), 04/01/2013günü saat 22:01TK: 1852439522 (... ...), 02/01/2013günü saat:14.49 TK: 1848029472(... ...) görüşmesini tape yaptığı,

Yasama dokunulmazlığı olan Kültür ve Turizm Bakanı... ile ilgili olarak;

30.07.2013 günü saat: 03.28 TK: 2234937448 (... ...) görüşmesini tape yaptığı,

Yasama dokunulmazlığı olan Orman ve Su İşleri Bakanı... ile ilgili olarak;

26/07/2013günü saat:13:58TK:2228656263(... ...) görüşmesini tape yaptığı,

Yasama dokunulmazlığı olan Gaziantep Milletvekili ...ile ilgili olarak;

31/12/2012 günü saat:16:23TK:1844528065 (... Hüseyin ÇELİK) görüşmesini tape yaptığı,

Yasama dokunulmazlığı olan Bakan ...ile ilgili olarak;

07.12.2013 günü saat: 20.38 TK:2486243369 (... – Beşir ATALAY) görüşmesini tape yaptığı,

Yasama dokunulmazlığı olan Milletvekili ... ile ilgili olarak;

19.06.2013 günü saat: 15.45 TK:2164245796 (... – ...) görüşmesini tape yaptığı,

2012/656 sayılı soruşturma kapsamında Mali Suçlarla Şube Müdürlüğü tarafından savcılık talimatı ile kontrolü yapılan bir takım tapeler üzerinde ise ses kayıtlarının olduğu ancak basılı tapelerin olmadığının tespit edildiği,

HSK müfettişliğince düzenlenen rapor ve kararlar incelendiğinde; ... Cumhuriyet Başsavcılığından 15.12.2013 tarihinde 1 Hâkimlik karar nöbetçi Hâkimi ... iken, 3 Hâkimlik nöbetçi sorgu Hâkimi ...’den 2013/10508 karar numarasıyla iletişimin tespiti ve kayda alınmasına dair karar alınmış, 12.12.2013 tarihinde Teknik Takip Ve Büro Amirliği adına hazırlanan raporda, 34 – TM 00191 aidiyet numaralı Sabri KIZILKAYA ile birlikte, 34 TM 00183 aidiyet numarasıyla imzasının bulunduğu tespit edilmiştir.

18.12.2013 günü saat 13:07:50 sıralarında Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğüne yeni atanan Şube Müdürü Hakan SIRALI’ nın makam odasında bulunduğu esnada;

Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliğinde görevli rütbelilerin Komiser ..., Başkomiser ... ve Başkomiser ...’nın kapıdan şube müdürünün bulunduğu koridor ve odasını gözetledikleri, bu esnada görüntülerden anlaşıldığı kadarıyla Emniyet Amiri... tarafından Şube müdürünün bulunduğu koridor ve yeni atanan şube müdürünün odası gözetlenerek, şube müdürünün dosyaları görmemesi amacıyla torbaları taşıyan memurlara...’in yön gösterdiği, dosyaları taşıyan memurların ise Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliğinde görevli Polis Memurları Şakir PARPAR ve Ufuk SAĞDIÇ oldukları bu memurların...’in gösterdiği yön doğrultusunda kucaklarındaki torbalar ile birlikte koşarak şubenin arka kapısına yöneldikleri, torbalardan birini taşıyan memurlardan Ufuk SAĞDIÇ'ın saat 13:12:22 sıralarında şubenin arka kapısından giriş yapıp saat 13:19:02 sıralarında Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliğinden aldığı mavi klasörle saat 13:19:40 sıralarında şube arka çıkış kapısını kullanarak çıktığı tespit edilmiştir. Bahse konu görüntülerde torbaların ağızlarının bağlı olduğu ama mühürlü olup olmadığı tespit edilememiştir. Bahse konu görüntüler incelendiğinde torbaların giriş anından, çıkış anına kadar mevcut personelde bir panik hali ve telaş göründüğü, yeni atanan şube müdürüne bu torbaları göstermeme gibi bir durum olduğu anlaşılmaktadır.

19.12.2013 tarihi saat 17:36:33 sıralarında Başkomiser ...’in Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliği kapsını açıp koridoru gözetlediği; bu sırada arkasından gelen Başkomiser ...’nın, ... tarafından açılan kapıdan birlikte koridoru gözetledikleri; görüntülerden anlaşıldığı üzere koridorda herhangi bir rütbeli personelin olmadığı kanaatine varıldıktan sonra Polis Memurları ... ve ... tarafından büyük iki çuvalın şube arka kapısı kullanılarak şubeden çıkış yaptıkları tespit edilmiştir.

Bylock tespit tutanağına göre; sanık Ufuk SAĞDIÇ'ın üzerine kayıtlı olan ve kendisinin kullandığını beyan ettiği 5066925018 nolu 356633056308260 İMEİ numaralı hat ile ilk tespit tarihi 12/12/2014 olmak üzere FETÖ/PDY Terör örgütünün gizli haberleşme programı olan, terör örgütü üyeleri tarafından kulanılan bylock programını kullanarak örgütün kuruluş amaçlarını, faaliyet ve eylemlerini benimseyip gönüllü olarak örgüt hiyerarşisine dahil olduğu anlaşılmıştır.

Dinleme kısım amirliğinde görevli olup, karşı kişisi başbakan olan çok sayıda tape yapan, ilaveten yasama dokunulmazlığı olan toplam 15 kişinin de karşı sahıs olarak tapesini yapan, 18/12/2013 günü yeni atanan Mali Suçlarla mücadele şube müdüründen gizli olarak, amiri sanık...'in yönlendirmesiyle şubenin arka kapısından kucağında ağzı bağlı haldeki torbayı örgütsel motivasyonla koşarak çıkarıp sonra dönüp kucağında klasörlerle arka kapıdan tekrar çıktığı tespit edilen, Hüseyin Tokgöz ile yaptığı 11/12/2013 tarihli spark görüşmesinden dinleme de yaptığı değerlendirilen, ıd bilgisi tespit edilememiş ise de KOM cbs raporuna göre bylock kullandığı ve 13/12/2014 19/02/2015 tarihleri arasında 161 kez Uşak ili bazlı olarak bylock ıp'lerine bağlantı yaptığı tespit edilen, ayrıca uyap entegrasyon ekranında 23/11/2016 suç tarihli olması nedeniyle dosyamız ile aralarında hukuki ve fiili kesinti bulunan derdest üyelik dosyasında Mustafa Arslan'ın 27/10/2016 tarihli emniyetteki pişmanlık ifadesinden, 05/09/2017 tarihli Bank Asya sorgu tutanağına göre; 02/10/2014 tarihinde hesap açtırdığı, 05/02/2015 tarihinde hesabını kapattığı, 02/10/2014 tarihinde hesabına 13735 TL para yatırdığı, 21/01/2015' te 6145 TL para yatırdığı, 05/02/2015 tarihinde vadesinden önce hesabını kapatarak parasını çektiği iddiaları birlikte değerledirildiğinde örgüt mensubu olduğu anlaşılan sanık Ufuk Sağdıç'ın eylemlerinin silahlı terör örgütü üyeliği bağlamında “geçitli suç” kavramı da göz önüne alınarak TCK’nın 312. Maddesinde belirtilen suça sübut verdiği, bu suçu işlemesi sırasında da yukarıda anlatıldığı şekilde evrak saklama / kaçırma ve imhasına katkısı dolayısıyla da TCK’nın 205. Maddesinde belirtilen resmî belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemek suçundan sorumlu olduğu, Dosya kapsamında sanığın Başbakan Mit Müsteşarı buluşması, Çek Cumhuriyetinde yapılan enerji ihalesi görüşmeleri görüntülerinin elde edilmesi şeklinde gerçekleşen eyleme katkısı ortaya konulamadığından TCK’nın 328. Maddesinde belirtilen siyasal veya askerî casusluk suçundan sorumlu tutulamayacağı anlaşılmıştır.

  1. Sanık Hüseyin Tokgöz:

Sanığın olay tarihinde Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliğinde Dinleme Kısım Amirliğinde görev yaptığı; Şube Müdürlüğü uhdesinde yürütülen CMK 135 maddesi gereğince alınan kararların uygulanması, takibi ve bu süreç içerisinde adli makamlara ve üstlerine karşı sorumlu olduğu,

... 1 No’lu Hâkimlik (TMK 10. Maddesi ile görevli) tarafından verilen 29.01.2014 tarih ve değişik iş no:2014/109 kararı ile inceleme yapılan (HP_TRF2450ZXH_Seagate_S2A9VG3L_500GB ) seri numaralı bilgisayar ve içerisindeki hard disk ile ilgili düzenlenen inceleme raporunun 29. sayfasından itibaren belirtildiği üzere;

8_HP_TRF2450ZXH_Seagate_S2A9VG3L_500GB\Tespitedilendosyalar\SPA RK (sube ici anlık yazışma kayıtları)\332878@malispark\transcripts\320866@malispark.xml isimli dosyaların içerisinde bulunan ve 332878 ve 320866 sicil sayılı kolluk görevlileri arasında gerçekleştiği değerlendirilen anlık ileti (spark) konuşmalarında özetle, Başbakan ...’a “Recep Ağa” şeklinde hitap ettikleri; 8_HP_TRF2450ZXH_Seagate_S2A9VG3L_500GB\Tespit edilen dosyalar\spark (sube ici anlık yazışma kayıtları)\332878@malispark\transcripts\362879@malispark.xml isimli dosyaların içerisinde bulunan ve 332878 ve 362879 sicil sayılı kolluk görevlileri arasında gerçekleştiği değerlendirilen, aşağıda belirtilen anlık ileti (spark) konuşmalarından özetle, TiB kayıtlarını eve götüreceklerini beyan ettikleri, ... ve X şahıs olarak belirttikleri şahıslar arasında geçen konuşmayı ileti olarak birbiriyle paylaştıkları ve bu hususta bilgi notu hazırladıkları şeklinde konuşmaların olduğu tespit edilmiştir. Sanığın iddianamede ayrıntılı şekilde açıklanan söz konusu görüşmelerin kendisine ait sicil numarası 332878 ile gerçekleştiği tespit edilmiştir.

TİB tarafından Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilen suç duyurusunda çeşitli web sayfalarında ve yayın organlarında yayınlanan ses kayıtlarında çeşitli web sayfalarında ve yayın organlarında yayınlanan ses kayıtlarından... – 2335155378 – 2422758902 – 2459316476 – 1844528065 – 2135805374 – 2456822672 – 2435017949 ... ID numaralı görüşmelerin, 2012/656 soruşturma numaralı dosya kapsamında sanık tarafından iletişim tespitinin takibi yapılmış, TİB log kayıtlarında sanığın giriş yaptığı tespit edilmiştir.

HSK müfettişliğince düzenlenen rapor ve kararlar incelendiğinde;

... Cumhuriyet Başsavcılığından 15.12.2012 tarihinde 3. Hâkimlik karar nöbetçi Hâkimi ...iken, 2 Hâkimlik nöbetçi sorgu Hâkimi ...’den 2012/3259 karar numarasıyla iletişimin tespiti ve kayda alınmasına dair karar alınmış, 14.12.2012 tarihinde Teknik Takip Ve Büro Amirliği adına hazırlanan raporda, 34 – TM 00151 aidiyet numaralı ...’le birlikte, 34 TM 00137 aidiyet numarasıyla imzasının bulunduğu,

... Cumhuriyet Başsavcılığından 15.12.2012 tarihinde 3. Hâkimlik karar nöbetçi Hâkimi ...iken, 2 Hâkimlik nöbetçi sorgu Hâkimi ...’den 2012/3260 Karar Numarasıyla iletişimin tespiti ve kayda alınmasına dair karar alınmış, 14.12.2012 tarihinde Teknik Takip Ve Büro Amirliği adına hazırlanan raporda, 34 – TM 00151 aidiyet numaralı ...’le birlikte, 34 TM 00137 aidiyet numarasıyla imzasının bulunduğu,

... Cumhuriyet Başsavcılığından 15.02.2013 tarihinde 3. Hâkimlik karar nöbetçi Hâkimi ...iken, 2 Hâkimlik nöbetçi sorgu Hâkimi ...’ den 2013/702 karar numarasıyla iletişimin tespiti ve kayda alınmasına dair karar alınmış, 15.02.2013 tarihinde Teknik Takip Ve Büro Amirliği adına hazırlanan raporda, 34 – TM 00151 aidiyet numaralı ...’le birlikte, 34 TM 00137 aidiyet numarasıyla imzasının bulunduğu,

... Cumhuriyet Başsavcılığından 15.02.2013 tarihinde 3. Hâkimlik karar nöbetçi Hâkimi ...iken, 2 Hâkimlik nöbetçi sorgu Hâkimi ...’den 2013/701 karar numarasıyla iletişimin tespiti ve kayda alınmasına dair karar alınmış, 15.02.2013 tarihinde Teknik Takip Ve Büro Amirliği adına hazırlanan raporda, 34 – TM 00151 aidiyet numaralı ...’le birlikte, 34 TM 00137 aidiyet numarasıyla imzasının bulunduğu;

... Cumhuriyet Başsavcılığından 18.04.2013 tarihinde 3. Hâkimlik karar nöbetçi Hâkimi ...iken, 2 Hâkimlik nöbetçi sorgu Hâkimi ...’den 2013/2686 karar numarasıyla iletişimin tespiti ve kayda alınmasına dair karar alınmış, 17.04.2013 tarihinde Teknik Takip Ve Büro Amirliği adına hazırlanan raporda, 34 – TM 00151 aidiyet numaralı ...’le birlikte, 34 TM 00137 aidiyet numarasıyla imzasının bulunduğu,

... Cumhuriyet Başsavcılığından 27.09.2013 tarihinde 1 Hâkimlik karar nöbetçi Hâkimi ... iken, 3 Hâkimlik nöbetçi sorgu Hâkimi ...’dan 2013/8022 karar numarasıyla iletişimin tespiti ve kayda alınmasına dair karar alınmış, 27.09.2013 tarihinde Teknik Takip Ve Büro Amirliği adına hazırlanan raporda, 34 – TM 00151 aidiyet numaralı ...’le birlikte, 34 TM 00137 aidiyet numarasıyla imzasının bulunduğu,

... Cumhuriyet Başsavcılığından 29.09.2013 tarihinde 1 Hâkimlik karar nöbetçi Hâkimi ... iken, 3 Hâkimlik nöbetçi sorgu Hâkimi ...’dan 2013/8085 karar numarasıyla iletişimin tespiti ve kayda alınmasına dair karar alınmış, 26.09.2013 tarihinde Teknik Takip Ve Büro Amirliği adına hazırlanan raporda, 34 – TM 00151 aidiyet numaralı ...’le birlikte, 34 TM 00137 aidiyet numarasıyla imzasının bulunduğu,

... Cumhuriyet Başsavcılığından 04.10.2013 tarihinde 1 Hâkimlik karar nöbetçi Hâkimi ... iken, 2 Hâkimlik nöbetçi sorgu Hâkimi ...’den 2013/8412 karar numarasıyla iletişimin tespiti ve kayda alınmasına dair karar alınmış, 04.10.2013 tarihinde Teknik Takip Ve Büro Amirliği adına hazırlanan raporda, 34 – TM 00151 aidiyet numaralı ...’le birlikte, 34 TM 00137 aidiyet numarasıyla imzasının bulunduğu, ... Cumhuriyet Başsavcılığından 04.10.2013 tarihinde 1 Hâkimlik karar nöbetçi Hâkimi ... iken, 3 Hâkimlik nöbetçi sorgu Hâkimi ...’dan 2013/8883 karar numarasıyla iletişimin tespiti ve kayda alınmasına dair karar alınmış, 21.10.2013 tarihinde Teknik Takip Ve Büro Amirliği adına hazırlanan raporda, 34 – TM 00151 aidiyet numaralı ...’le birlikte, 34 TM 00137 aidiyet numarasıyla imzasının bulunduğu tespit edilmiştir.

2013/8883 numaralı karar incelendiğinde, 21.10.2013 tarihinde ... Cumhuriyet Başsavcılığı 3 Hâkimlik nöbetçi sorgu Hâkimi ...’dan alındığı, karar için 34TM 00151 aidiyet numaralı personel ve sanığa ait olan 34 TM 00137 aidiyet numarasıyla Teknik Takip Ve Büro Amirliğine 21.10.2013 tarihle rapor yazıldığı buna müteakip talep yazısının 21.10.2013 tarihli olduğu fakat paraf bölümünde yer alan tarih kısmının tükenmez kalem ile yazılarak 10.10.2013 olarak doldurulduğu, ayrıca karar tarihi 21.10.2013 olmasına karşın talep yazısında 15.10.2013 tarihli 6 gün ve 18.10.2013 tarihli olmak üzere 3 gün geriye dönük iletişimin tespiti, dinlenmesi, kayda alınması ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi, GPRSWAP MMS –EDGE verilerinin tespitine dair talebin olduğu tespit edilmiştir.

06.04.2013 günü tanzim edilen tutanakta “... Cumhuriyet Başsavcılığının 2012/656 soruşturma numarasına kayden Suç İşlemek Amacıyla Örgüt Kurmak, İhaleye Fesat Karıştırmak suçu ile ilgili olarak 0536 ……………. numaralı hattı kullanan Yasin EL KADI isimli şahsın 14.10.2012 günü saat 13.30 sıralarında Başbakan ... isimli şahsın ilimiz ... Üsküdar İlçesi sınırları içerisinde bulunan evinde buluşacağı tespit edilmiş ve buluştuklarına dair CELL Harita görüntüleri aşağıda gösterilmiştir.” ifadesinin geçtiği tutanakta iki adet görüntünün olduğu ve “GÖRÜNTÜ 1 Yasin El KADI’nın R. Tayyip ERDOĞAN’ın evinde bulunduğu saat:13.37” ifadesinin altında CELL Harita görüntüsü olduğu; “GÖRÜNTÜ 2 Yasin El KADI’nın R. Tayyip ERDOĞAN’ın evinde bulunduğu saat:15.11” ifadesinin altında CELL Harita görüntüsü olduğu tespit edilmiştir. Yasama dokunulmazlığı bulunan Başbakan ...’ın ikameti olmasına rağmen tutanak tanzim ettiği,

... 1 No’lu Hâkimlik (TMK 10. Maddesi ile görevli) tarafından verilen 29.01.2014 tarih ve değişik iş no:2014/109 kararı ile inceleme yapılan ve 332878 sicil numarası ile 118 defa giriş yapıldığı tespit edilen ayrıca bilgisayarın bulunduğu odada çalıştığına dair Mali Suçlara Mücadele Şube Müdürlüğü görüntülerinde tespiti yapılmakla birlikte (HP_TRF2450ZXF_Seagate_S2A9VGE0_500GB ) seri numaralı bilgisayar ve hard diski ile ilgili düzenlenen inceleme raporunun 15. sayfasından itibaren belirtildiği üzere;

Word isimli klasör içerisinde 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18 ve 19 isimli microsoft word dosyalarının bulunduğu ve bu dosyalar içerisinde yapılan incelemelerde bahse konu operasyon ile alakalı fezlekeler ve bazı görüşmelere ait tapelerin yer aldığı, T.C. Başbakanı ... hakkında dönemin başbakanı, yolsuzluk yaptığı ve ihaleye fesat karıştırdıkları, ...’ın usûlsüzlük ve yolsuzluğu yaptığı, bizzat yönettiği gibi cümlelere yer verildiği,

8_HP_TRF2450ZXH_Seagate_S2A9VG3L_500GB\tespit edilen dosyalar\spark (sube ici anlık yazışma kayıtları)\332878@malispark\transcripts\362879@malispark.xml isimli dosyaların içerisinde bulunan ve 332878 ve 362879 sicil sayılı kolluk görevlileri arasında gerçekleştiği değerlendirilen, iddianamede ayrıntılı olarak belirtilen anlık ileti (spark) konuşmaları ile 8_HP_TRF2450ZXH_Seagate_S2A9VG3L_500GB\tespit edilen dosyalar\spark (sube ici anlık yazışma kayıtları)\332878@malispark\transcripts\362879@malispark.xml isimli dosyaların içerisinde bulunan ve 332878 ve 362879 sicil sayılı kolluk görevlileri arasında gerçekleştiği değerlendirilen iddianamede ayrıntılı şekilde belirtilen söz konusu görüşmelerin kendisine ait sicil numarası 362878 ile gerçekleştiği tespit edilmiştir. Ayrıca yukarıdaki görüşmelerin tespit yapılan bilgisayarların bulunduğu Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde özel olarak oluşturulan odada çalıştığı görüntülerden tespit edilmiştir. Görüşmelerde de görüleceği üzere sanığın ... konusundan haberi olduğu, Fetullah GÜLEN ile görüşmesinin ardından konuşacak halinin olmadığını belirtmesi, Fetullah GÜLEN ile ilgili haberlere sanıklar tarafından tepki verildiği belirlenmiştir.

Sonuç olarak diğer sanıklarla birlikte sanığın da içinde bulunduğu grubun; soruşturma yaparken CMK hükümlerine aykırı olarak suçla ilgisi olmayan kişileri dinlemeye aldıkları. dinlemeler esnasında kesinti yaptıkları, nöbetçi hâkimi bypass ederek, kendi istedikleri hâkimlerden karar aldıkları, dinlemeler esnasında usule aykırı olarak tesadüfen elde edilen delillerle ilgili olarak CMK 138/2 deki emredici kurallara aykırı davrandıkları, yasama dokunulmazlığı olan Başbakan, Bakanlar ve Milletvekilleri hakkında dinleme kararı olmadığı halde dinleme işlemi yaptıkları, sesleri tape haline getirdikleri ve bir kısmı hakkında suç isnadında bulundukları, Başbakanın Kısıklı’da bulunan evinde ve ... Resmi Konuttaki görüşmelerini CELL bilgilerinden yararlanmak suretiyle takip ettikleri ve tutanağa bağladıkları tespit edilmiştir.

Bylock tespit tutanağına göre; sanık Hüseyin TOKGÖZ'ün kullandığı 5370230005 numaralı hat üzerinden, 221141 ID numarası ve "BAFRAli0855" kullanıcı adı altında ilk log tarihi olan 16/10/2014 tarihinden itibaren, mesaj ve mail aldığı, gelen giden aramalarının bulunduğu, aynı grupta birlikte bulunduğu (eklediği/eklendiği) kişilerle irtibat halinde olduğu, bu şekilde sanığın FETÖ/PDY Terör örgütünün gizli haberleşme programı olan, terör örgütü üyeleri tarafından kulanılan bylock programını kullanarak örgütün kuruluş amaçlarını, faaliyet ve eylemlerini benimseyip gönüllü olarak örgüt hiyerarşisine dahil olduğu anlaşılmıştır.

Dinleme kısım amirliğinde görevli olup, aidiyet verilmesi nedeniyle seslere ulaşabilen, f klavyesi olmadığı için tape yapmadığını beyan eden, TİB'ce, basına sızan 9 adet tapenin log kayıtlarından sanıkça giriş yapıldığı tespit edilen, 118 defa giriş yapması nedeniyle tarafından kullandığı tespit edilen bilgisayarda, değiştirilen fezlekeye ait “dönemin başbakanı” ibaresinin de geçtiği kısımlar, tapeler bulunan, soruşturma içeriğinden, amaçtan haberdar olduğunu ve soruşturmaya dair örgütsel motivasyonunu gösterir yoğun spark görüşmeleri bulunan, son 1 ayda 17/25 Aralık soruşturmalarının başta fezleke yazıcılarının bulunduğu, soruşturmaya dair tüm bilgi belgelerin toplandığı, bir anlamda soruşturmaların yönetildiği oda olan 14 no'lu odada çalışanlardan biri olan, birleşen dosyada 2007 yılında polislikten önce Çanakkale Çan'da Çağlayan şirketine(örgütle iltisaklı) bağlı ismini hatırlamadığı bir yurtta yönetim memuru olarak 5 6 ay çalıştığını, MGK kararı ile terör örgütü ilan edilmesi sonrası yapıyla bağını kestiğini beyan eden ancak bylock kullandığı anlaşılan örgüt mensubu sanık Hüseyin Tokgöz'ün; eylemlerinin silahlı terör örgütü üyeliği bağlamında “geçitli suç” kavramı da göz önüne alınarak TCK’nın 312. Maddesinde belirtilen suça sübut verdiği ve sanığın bu suçtan sorumlu olduğu, dosya kapsamında sanığın Başbakan Mit Müsteşarı buluşması, Çek Cumhuriyetinde yapılan enerji ihalesi görüşmeleri görüntülerinin elde edilmesi şeklinde gerçekleşen eyleme katkısı ortaya konulamadığından TCK’nın 328. Maddesinde belirtilen siyasal veya askerî casusluk suçundan sorumlu tutulamayacağı anlaşılmıştır.

  1. Sanık...:

Sanığın olay tarihinde Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliğinde Dinleme Kısım Amirliğinde görev yaptığı; Şube Müdürlüğü uhdesinde yürütülen CMK 135 maddesi gereğince alınan kararların uygulanması, takibi ve bu süreç içerisinde adli makamlara ve üstlerine karşı sorumlu olarak görev yaptığı,

Sanık...’ın ... Cumhuriyet Başsavcılığı (TMK 10. Maddesi İle Görevlikapatılan) 2012/656 soruşturma dosyasında yapılan inceleme sonucu yasama dokunulmazlığı olan Başbakan ... ile ilgili olarak;

05.01.2013 günü saat: 00.15 TK: 1852633126 (... – Başbakan ...), 20.03.2013 günü saat:10.01 TK: 1990778069 (... – Başbakan ...) 21.07.2012 günü saat: 14.15 TK: 1597570620 (... – Başbakan ...), 13.10.2012 günü saat: 19.45 TK: 1714873080 (... – Başbakan ...), 19.10.2012 günü saat: 00.36 TK: 1722785046 (... – Başbakan ...), 21.12.2012 günü saat: 10.37 TK: 1826068611 (... ...), 22.12.2012 günü saat: 21.26 TK: 1829060516 (... –Başbakan ...), 05.12.2012 günü saat: 16.15 TK: 1799029581 (... ile Muhsin KÖSE arasındaki görüşmeye Başbakan ...‘ın katıldığı), 27.12.2012 günü saat: 10.38 TK: 1836799457 (... – Başbakan ...), 05.01.2013 günü saat: 16.47 TK: 1853512669 (... – Başbakan ...), 22.01.2013 günü saat:22.01 TK:1884182543 (... –Başbakan ...), 25.01.2013 günü saat: 18.53 TK:1890152553 (... – Başbakan ...), 09.02.2013 günü saat: 22.40 TK: 1918210065 (... – Başbakan ...), 30.03.2013 günü saat: 18.41 TK: 2010877824 (... – Başbakan ...), 09.05.2013 günü saat: 12.02 –TK:2086151723 (... –Başbakan ...), 24.05.2013 günü saat:13.35 TK: 2115370786 (... –Başbakan ...), 16.02.2013 günü saat:11.01 TK: 1929946255 (... – Başbakan ...), 12.03.2013 günü saat: 23.49 TK: 1976991353 (... –Başbakan ...) görüşmelerini tape yaptığı,

Yasama dokunulmazlığı olan Gümüşhane Milletvekili ...ile ilgili olarak;

10.12.2012 günü saat 19.03 TK: 1807706863 (... ...)(Görüşme içeriğinde Sayın Vekilim geçiyor), 11.12.2012 günü saat 15.09 TK: 1808980013 (... ...), 11.12.2012 günü saat 19.48 TK: 1809848808 (... ... ), 12.12.2012 günü saat 15.51 TK: 1810810243 (... ...), 17.12.2012 günü saat 11.20 TK: 1818777626 (... ...), 17.12.2012 günü saat 11.52 TK: 1818843114 (... ...), 17.12.2012 günü saat 12.02 TK: 1818855445 (... ...), 19.12.2012 günü saat 17.34 TK: 1823236521 (... ...), 20.12.2012 günü saat 10.35 TK: 1824219281 (... ...), 20.12.2012 günü saat 14.34 TK: 1824681683 (... ...) 20.12.2012 günü saat 17.28 TK: 1825091944 (... ...) 26.12.2012 günü saat 11.51 TK: 1835004128 (... ...), 27.12.2012 günü saat 15.10 TK: 1837331936 (... ...) 28.12.2012 günü saat 13.29 TK: 1839018596 (... ...), 28.12.2012 günü saat 15:00 TK: 1839208618 (... ...), 08.01.2013 günü saat 12.18 TK: 1857925319 (... ...), 07.02.2013 günü saat 21.05 TK: 1914288783 (... ...) görüşmelerini tape yaptığı,

Yasama dokunulmazlığı olan Orman Ve Su İşleri Bakanı... ile ilgili olarak;

23.01.2013 günü saat: 22.16 TK: 1886600768 (...) görüşmesini tape yaptığı,

Yasama dokunulmazlığı olan Eski Adalet Bakanı...ile ilgili olarak;

21.12.2012 günü saat: 13.23 TK: 1826383067 (...), 06.04.2013 günü saat: 16.10 TK: 2024059351 (... Sadullah ERGİN) görüşmelerini tape yaptığı,

Yasama dokunulmazlığı olan Eski İç İşleri Bakanı...ile ilgili olarak;

25.06.2012 günü saat:12.06 TK: 1561520081 (... ...), 21.11.2012 günü saat: 21.53 TK: 1776735778 (... ... görüşmelerini tape yaptığı,

Yasama dokunulmazlığı olan ... Milletvekili ... ile ilgili olarak;

26.12.2012 günü saat: 13.38 TK: 1835216427 (... ...) görüşmesini tape yaptığı,

Yasama dokunulmazlığı olan Eski İç İşleri Bakanı ... ile ilgili olarak;

02.06.2013 günü saat: 09.31 TK: 2131912901 (O.Cemal KALYONCU ...) görüşmesini tape yaptığı,

Yasama dokunulmazlığı olan Eski Çevre Ve Şehircilik Bakanı ... ile ilgili olarak;

19.04.2013 günü saat:22.21 TK: 2049570878 (... ...), 20.11.2012 günü saat: 16.05 TK:1774431612 (... ...), 24.03.2013 günü saat: 17.34 TK: 1999244577 (... ...) görüşmelerini tape yaptığı,

Yasama dokunulmazlığı olan Enerji Ve Tabi Kaynaklar Bakanı ... ile ilgili olarak;

15.03.2013 Günü saat: 15.06 TK: 1981896511 (... ...), 06.03.2013 Günü saat: 20.58 TK: 1.965.329.154(... ...), 14.02.2013 Günü saat: 21.02 TK: 1927397986 (... ...) görüşmelerini tape yaptığı,

Yasama dokunulmazlığı olan Dış İşleri Bakanı ... ile ilgili olarak;

16.02.2013 Günü saat: 12.43 TK: 1930123838 (... ...) görüşmesini tape yaptığı,

Yasama dokunulmazlığı olan Eski Haberleşme Denizcilik ve Ulaştırma Bakanı... ile ilgili olarak;

06.10.2012 Günü saat: 17.59 TK: 1704294691 (– ... ...) görüşmesini tape yaptığı,

Yasama dokunulmazlığı olan eski Gümrük ve Ticaret Bakanı... ile ilgili olarak;

12.10.2012 Günü saat: 10.08 TK: 1712463016 (... ...) görüşmelerini tape yaptığı,

Yasama dokunulmazlığı olan Milletvekili ... ile ilgili olarak;

06.03.2013 Günü saat:22.43 TK: 1965514251(... ...) görüşmesini tape yaptığı,

Yasama dokunulmazlığı olan Milletvekili... ile ilgili olarak;

06.12.2012 günü saat: 11.47 TK:1800231459 (...– ...) görüşmesini tape yaptığı,

Yasama dokunulmazlığı bulunan Milletvekili ... ile ilgili olarak;

03.02.2013 günü saat: 12.17 TK:1905694052 (... ...) görüşmesinin tape (İletişim Tespit Tutanağı) yapıldığı, 26.01.2013 günü saat: 16.29 TK:1891386408 (... ...) görüşmesinin tape (İletişim Tespit Tutanağı) yapıldığı, 23.01.2013 günü saat: 15.02 TK:1885429990 (... ...) görüşmesinin tape (İletişim Tespit Tutanağı) yapıldığı, 24.01.2013 günü saat: 17.02 TK:1887921349 (... ...) görüşmesinin tape (İletişim Tespit Tutanağı) yapıldığı, 24.01.2013 günü saat: 16.57 TK:1887915434 (... ...) görüşmelerini tape yaptığı tespit edilmiştir.

... Haliç Kongre Merkezi’nde 10.04.2012 ile 17.04.2012 tarihleri arasındaki tüm iç ve dış güvenlik kamera kayıtlarının Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce yürütülmekte olan 2012/656 No’lu adli soruşturma kapsamında elde edilmesine rağmen, adeta Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından yürütülmekte olan bir narkotik soruşturmasındaymış gibi gösterilerek Narkotik Şube Müdürlüğü tarafından imzalanan bir yazıyla görüntü kayıtlarının kopyasının istenmesi ve 2012/656 No’lu soruşturma kapsamında kullanılması ile ilgili olarak; bahse konu görüntülerin sanık tarafından çözülmek suretiyle görüntü inceleme tutanağının tanzim edildiği tespit edilmiştir.

... Cumhuriyet Başsavcılığına ait (TMK.10 Madde ile görevli) 2012/656 sayılı soruşturma evrakında nöbetçi hâkim yerine başka hâkimler tarafından verilen iletişim tespit ve kayda alınmasına dair HSK müfettişlerince düzenlenen rapor ve mahkeme kararları incelendiğinde;

... Cumhuriyet Başsavcılığından 12.01.2013 tarihinde 1 Hâkimlik karar nöbetçi Hâkimi..., 3 Hâkimlik nöbetçi sorgu Hâkimi ...iken 2 Hâkimlikten Hâkim ...’den 2013/47 karar numarasıyla iletişimin tespiti ve kayda alınmasına dair karar alınmış, 11.01.2013 tarihinde Teknik Takip Ve Büro Amirliği adına hazırlanan raporda, 34 TM 00151 aidiyet numaralı ...’le birlikte, 34 TM00085 aidiyet numarasıyla imzasının bulunduğu,

TİB tarafından Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilen suç duyurusunda çeşitli web sayfalarında ve yayın organlarında yayınlanan ses kayıtlarından... ... ID numaralı görüşmelerin, 2012/656 soruşturma numaralı dosya kapsamında sanık tarafından iletişim tespitinin takibi yapılmış, TİB log kayıtlarında sanığın giriş yaptığı tespit edilmiştir.

Dosya kapsamında incelenen log kayıtlarında sanık...’ın çalışmış olduğu Sivas İl Emniyet Müdürlüğü Kom Şube Müdürlüğünden seslere ulaşılması ile ilgili olarak ses ıd arama işlemi yapıldığı, konu ile ilgili olarak bahse konu işlemin gerçekleştirildiği aidiyet numarası sahibi olan ... ise işlemin... tarafından yapılmış olabileceğini beyan etmiştir.

Sonuç olarak diğer sanıklarla birlikte sanığın da içinde bulunduğu grubun; soruşturma yaparken CMK hükümlerine aykırı olarak suçla ilgisi olmayan kişileri dinlemeye aldıkları, dinlemeler esnasında kesinti yaptıkları, nöbetçi hâkimi bypass ederek, kendi istedikleri hâkimlerden karar aldıkları, dinlemeler esnasında usule aykırı olarak tesadüfen elde edilen delillerle ilgili olarak CMK 138/2 deki emredici kurallara aykırı davrandıkları, yasama dokunulmazlığı olan Başbakan, Bakanlar ve Milletvekilleri hakkında dinleme kararı olmadığı halde dinleme işlemi yaptıkları, sesleri tape haline getirdikleri ve bir kısmı hakkında suç isnadında bulundukları, bir kısım iş adamlarını ve yargı mensubunu mensubiyet bilinciyle korudukları ve suç teşkil edebilecek görüşmelerini tape yapmadıkları ve ilgili mercilere bildirmedikleri, soruşturmayı amirlerinden sakladıkları, önemli gördükleri evrak ve dijital verileri usulsüz olarak imha ettikleri, devletin enerji politikalarına yönelik çalışmalarını takip ettikleri, ilgililerini dinledikleri ve toplantılarını takip ederek elde ettikleri bilgileri basına servis ettikleri anlaşılmıştır.

Bylock tespit tutanağına göre; sanık...'ın kullandığı 5059309359 numaralı hat üzerinden, 110186 ID numarası ve "can6795" kullanıcı adı altında ilk log tarihi olan 08/11/2014 tarihinden itibaren, mesaj ve mail aldığı, gelen giden aramalarının bulunduğu, aynı grupta birlikte bulunduğu (eklediği/eklendiği) kişilerle irtibat halinde olduğu, yine sanık...'ın kullandığı 5075232846 numaralı hat üzerinden, 47243 ID numarası ve "ztas2015" kullanıcı adı altında ilk log tarihi olan 08/11/2014 tarihinden itibaren, mesaj ve mail aldığı, gelen giden aramalarının bulunduğu, aynı grupta birlikte bulunduğu (eklediği/eklendiği) kişilerle irtibat halinde olduğu, bu şekilde sanığın FETÖ/PDY Terör örgütünün gizli haberleşme programı olan, terör örgütü üyeleri tarafından kulanılan bylock programını kullanarak örgütün kuruluş amaçlarını, faaliyet ve eylemlerini benimseyip gönüllü olarak örgüt hiyerarşisine dahil olduğu anlaşılmıştır.

Dinleme kısım amirliğinde görevli olup, aidiyet numarası verilmesi nedeniyle seslere ulaşabilen, karşı kişisi başbakan olan 18 tape ile ilaveten aralarında bakanların da bulunduğu yasama dokunulmazlığı bulunan 14 kişinin karşı sahıs olarak tapesini yapan, Cumhurbaşkanı ve MİT müsteşarının görüntülerinin de bulunduğu Haliç Kongre Merkezi kamera görüntülerinin çözümünü yapanlardan biri olan, Sivas iline tayin olduktan sonra dahi sanık ...'ın aidiyet numarasını kullanmak suretiyle dosya kapsamındaki seslere ulaştığı anlaşılan, karardan önce dosyaya giren itirafçı ... ve İsa Büklü'nün, karardan sonra dosyaya giren İbrahim Bulduk'un beyanları ile bylock kullanıcısı olması nedeniyle örgüt mensubu olduğu anlaşılan sanık...'ın; eylemlerinin silahlı terör örgütü üyeliği bağlamında “geçitli suç” kavramı da göz önüne alınarak TCK’nın 312. Maddesinde belirtilen suça sübut verdiği, bu suçu işlemesi sırasında da sanığın yapılan usulsüz dinleme ve takiplerle Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri elde ettiği, bu bağlamda; Başbakan Mit Müsteşarı buluşması, görüntülerinin elde edilmesi şeklinde gerçekleşen eylemler nedeniyle sanığın TCK’nın 328. Maddesinde belirtilen siyasal veya askerî casusluk suçundan sorumlu olduğu tespit edilmiştir.

  1. Sanık...:

Sanığın olay tarihinde Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Amirliği Dinleme Kısım Amirliğinde görev yaptığı; Şube Müdürlüğü uhdesinde yürütülen CMK 135 maddesi gereğince alınan kararların uygulanması, takibi ve bu süreç içerisinde adli makamlara ve üstlerine karşı sorumlu olarak görev yaptığı,

Sanık...’ın İstanbulCumhuriyet Başsavcılığı (TMK 10. Maddesi İle Görevli kapatılan) 2012/656 soruşturma dosyasında yapılan inceleme sonucu yasama dokunulmazlığı olan Başbakan ... ile ilgili olarak;

20.03.2013 günü saat: 10.01 TK: 1990778069 (... – Başbakan ...) görüşmesini tape yaptığı,

Yasama dokunulmazlığı olan Gümüşhane Milletvekili ...ile ilgili olarak;

07.11.2013 günü saat 12.57 TK: 2423631189 (... –... ) görüşmesini tape yaptığı,

Yasama dokunulmazlığı olan Eski İç İşleri Bakanı ... ile ilgili olarak;

31.10.2013 günü saat: 19.42 TK: 2411658210 (... ...), 23.10.2013 günü saat. 13.48 TK: 2396272467 (... ...), 24.09.2013 günü saat: 12.10 TK: 2335186419 (... ...) 14.06.2013 günü saat: 13.35 TK:2160313486 (... ...), 12.06.2013 günü saat: 10.11 TK: 2151064524 (... ...) görüşmelerini tape yaptığı,

Yasama dokunulmazlığı olan Çalışma Ve Sosyal Güvenlik Bakanı ... ile ilgili olarak;

08.11.2013 günü saat: 22.24 TK: 2426893259 (... – ...), 06.11.2013 günü saat:13.50 TK:2421851142 (... – ...) görüşmelerini tape yaptığı,

Yasama dokunulmazlığı olan Eski Haberleşme Denizcilik ve Ulaştırma Bakanı... ile ilgili olarak;

14.12.2013 günü saat: 17.33 TK: 2500972355 ( ... ...) görüşmesini tape yaptığı,

Yasama dokunulmazlığı olan Enerji Ve Tabi Kaynaklar Bakanı ... ile ilgili olarak;

12.08.2013 günü saat: 22.02 TK: 2260666847 (... ...) görüşmesini tape yaptığı,

Yasama dokunulmazlığı olan Eski Çevre Ve Şehircilik Bakanı ... ile ilgili olarak;

07.10.2013 günü saat:14.03 TK: 2358501413 (Nuri ÖZALTIN ... )

02.10.2013 günü saat: 10.36 TK: 2349473535 (... ...), 02.10.2013 günü saat: 10.26 TK: 2349459234 (... ...), 01.10.2013 günü saat: 19.30 TK: 2348726204 (... ...), 11.10.2013 günü saat:22.16 TK: 2373254063 (... ...), 06.10.2013 günü saat:17.36 TK: 2357195764 (... ...), 06.10.2013 günü saat:14.36 TK: 2356909639 (... ...), 24.07.2013 günü saat: 19.38 TK: 2225767760 (... ...) görüşmelerini tape yaptığı tespit edilmiştir.

TİB tarafından Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilen suç duyurusunda çeşitli web sayfalarında ve yayın organlarında yayınlanan ses kayıtlarından... – 2207927521 – 2335155378 – 2422758902 – 1844528065 – 2207895459 – 2135805374 2435017949 ID numaralı görüşmelerin, 2012/656 soruşturma numaralı dosya kapsamında sanık tarafından iletişim tespitinin takibi yapıldığı, TİB log kayıtlarında giriş yaptığı ve sızmalardan sorumlu olduğu yönünde tespitler yapılmıştır.

Sanık Hayrettin CAN alınan ifadesinde, kendisinin sahtecilik bürosunda çalıştığı halde... adına tape yaptığını beyan etmiştir. Sanık...’ın dosya kapsamında yapılmış olunan usûlsüzlüklerde bilgisi olduğu, kendi adına tahsis edilmiş olan aidiyet numarasını farklı kişilerin kullanımına verdiği tespit edilmiştir. Bununla birlikte yapmış oldukları tapelerde her ne kadar eksik yapmadığını ifade etse de aksinin tespit edildiği, log kayıtlarına göre ise dosyada görev aldığı anlaşılmıştır.

Sonuç olarak diğer sanıklarla birlikte sanığın da içinde bulunduğu grubun; soruşturma yaparken CMK hükümlerine aykırı olarak suçla ilgisi olmayan kişileri dinlemeye aldıkları, dinlemeler esnasında kesinti yaptıkları, nöbetçi hâkimi bypass ederek, kendi istedikleri hâkimlerden karar aldıkları, dinlemeler esnasında usule aykırı olarak tesadüfen elde edilen delillerle ilgili olarak CMK 138/2 deki emredici kurallara aykırı davrandıkları, yasama dokunulmazlığı olan Başbakan, Bakanlar ve Milletvekilleri hakkında dinleme kararı olmadığı halde dinleme işlemi yaptıkları, sesleri tape haline getirdikleri ve bir kısmı hakkında suç isnadında bulundukları, bir kısım iş adamlarını ve Yargı mensubunu mensubiyet bilinciyle korudukları ve suç teşkil edebilecek görüşmelerini tape yapmadıkları ve ilgili mercilere bildirmedikleri, soruşturmayı amirlerinden sakladıkları anlaşılmıştır.

Bylock tespit tutanağına göre; sanık...'ın kullandığı 5077727248 numaralı hat üzerinden, 246326 ID numarası ve "faruk0949" kullanıcı adı altında ilk log tarihi olan 11/11/2014 tarihinden itibaren, mesaj ve mail aldığı, gelen giden aramalarının bulunduğu, aynı grupta birlikte bulunduğu (eklediği/eklendiği) kişilerle irtibat halinde olduğu, bu şekilde sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullandıkları bylock programı kullanıcısı olduğu anlaşılmıştır.

Dinleme kısım amirliğinde görevli olup, aidiyet numarası verilmesi nedeniyle seslere ulaşabilen, karşı kişisi başbakan olan 1 tape ile ilaveten aralarında 5 bakanın da bulunduğu yasama dokunulmazlığı bulunan 6 kişinin karşı sahıs olarak tapesini yapan, bylock kullanıcısı olması, karardan önce dosyaya giren birleşen dosyadaki itirafçı ...'ın beyanı, veri inceleme raporunda "EA"(örgüt benim örgütüm diyen ancak zaafları olan) olarak kodlanmış olması ve temyiz aşamasında dosyaya giren Beytullah Yardım'ın beyanları itibariyle örgüt mensubu olduğu anlaşılan sanık...'ın; eylemlerinin silahlı terör örgütü üyeliği bağlamında “geçitli suç” kavramı da göz önüne alınarak TCK’nın 312. Maddesinde belirtilen suça sübut verdiği ve bu suçtan sorumluluğunun olduğu, dosya kapsamında sanığın Başbakan Mit Müsteşarı buluşması, Çek Cumhuriyetinde yapılan enerji ihalesi görüşmeleri görüntülerinin elde edilmesi şeklinde gerçekleşen eyleme katkısı ortaya konulamadığından TCK’nın 328. Maddesinde belirtilen siyasal veya askerî casusluk suçundan sorumlu tutulamayacağı anlaşılmıştır.

  1. Sanık...:

Sanığın Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Dinleme kısmında görevli olduğu,

Sanığın temyiz incelemesine elverişli şekilde dosyaya yansıyan TCK’nın 312. Maddesinde belirtilen suça sübut verecek bir eyleminin ortaya konmadığı, yine sanığın TCK’nın 314. Maddesinde belirtilen silahlı terör örgütü ile organik bağına ilişkin argümanların gerekçeli kararda ve dosya içende bulunmadığı belirlenmiştir.

Sanık hakkında ilk derece mahkemesince; silahlı terör örgütüne üye olmak, Resmî belgeyi bozmak, yok etmek ve gizlemek, özel hayatın gizliliğini ihlal etmek suçlarından, “suçları işlediğinin sabit olmadığı anlaşıldığından CMK'nun 223/2 e maddesi uyarınca sanığın beraatine” şeklinde karar verildiği, sanık hakkında verilen beraat kararlarından Resmî belgeyi bozmak, yok etmek ve gizlemek, özel hayatın gizliliğini ihlal etmek suçlarının niteliği itibariyle CMK'nın 286/2 g maddesi gereğince temyizi kabil kararlardan olmadığı, silahlı terör örgütüne üyelik suçu yönünden ise, Katılan Cumhurbaşkanlığı’nın müsnet suç yönünden katılma hakkı ve temyize yetkisinin olmadığı, ayrıca bölge adliye mahkemesi cumhuriyet savcısının sanık yönünden aleyhe temyizi de olmadığı anlaşılmakla, söz konusu suçlar yönünden temyiz incelemesinin olanaklı olmadığı değerlendirilmiştir.

  1. Sanık Mehmet Bali:

Sanığın Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Dinleme kısmında görevli olduğu,

Sanık hakkında TCK’nın 312. Maddesinde belirtilen Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek suçundan açılmış bir dava ve verilmiş bir hüküm bulunmadığı, TCK’nın 314/2 maddesi gereği silahlı terör örgütüne üyelik suçu yönünden kurulan hükmün ise istinaf incelemesinde bozularak ilk derece mahkemesine gönderildiği belirlenmiştir.

Sanık hakkında ilk derece mahkemesince; Resmî belgeyi bozmak, yok etmek ve gizlemek, özel hayatın gizliliğini ihlal etmek suçlarından, “suçları işlediğinin sabit olmadığı anlaşıldığından CMK'nun 223/2 e maddesi uyarınca sanığın beraatine” şeklinde karar verildiği, sanık hakkında verilen beraat kararlarının niteliği itibariyle CMK'nın 286/2 g maddesi gereğince temyizi kabil kararlardan olmadığı anlaşılmıştır.

  1. Sanık İsmail Meydan:

Sanıklar İsmail Meydan ve Mustafa Meydan hakkında ilk derece mahkemesince silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen beraat hükmüne yönelik olarak, CMK'nın 279.maddesine uygun şekilde başvuru hakkı olanlar tarafından bir istinaf başvurusu bulunmadığından, bu sanıklar hakkındaki anılan kararlar CMK'nın 280.maddesine göre istanaf mahkemesince esastan incelenmemiş, dolayısıyla temyiz incelemesine tabi bir hüküm olmadığı anlaşılmıştır.

  1. Sanık Mustafa Meydan:

Sanıklar İsmail Meydan ve Mustafa Meydan hakkında ilk derece mahkemesince silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen beraat hükmüne yönelik olarak, CMK'nın 279.maddesine uygun şekilde başvuru hakkı olanlar tarafından bir istinaf başvurusu bulunmadığından, bu sanıklar hakkındaki anılan kararlar CMK'nın 280.maddesine göre istanaf mahkemesince esastan incelenmemiş, dolayısıyla temyiz incelemesine tabi bir hüküm olmadığı anlaşılmıştır.

XV. NETİCE İTİBARİYLE ;

Yukarıda kronolojik olarak sıralanan ve silahlı terör örgütü FETÖ/PDY mensuplarınca kişi, kurum ve kuruluşlara yönelik olarak gerçekleştirilen önceki eylem ve operasyonların hazırlık hareketleri kapsamında değerlendirilebileceği söylenebilir ise de, iş bu dosya da özellikle ByLock ve Spark isimli programlardaki görüşme içerikleri, gizli tanık beyanlarını doğrulayan bir kısım sanıkların tevilli ikrarları gözetildiğinde, sanıkların ; "Türkiye Cumhuriyeti Hükumetini Ortadan Kaldırmaya Veya Görevlerini Yapmasını Kısmen Veya Tamamen Engellemeye Teşebbüs" saikiyle hareket ettiklerinde şüphe ve tereddüt bulunmadığı, amaçlarının direnç oluşturduğunu kabul ettikleri kişi ve kurumları etkisizleştirmek ve ortadan kaldırmak olduğu, bu minvalde pek çok operasyon ve denemeden sonra operasyonlarını en büyük direnç noktası olarak gördükleri mevcut hükumete tevcih ettikleri, Başbakan'ı istifa ettirdiklerinde, yahut düşürdüklerinde mevcut hükumetin düşmüş sayılacağını bilerek eylem ve faaliyetlerini gerçekleştirdikleri, bu kapsamda yakalama ve gözaltı işlemlerinin de gerçekleştirildiği nazara alındığında eylemlerinin hazırlık hareketleri seviyesini aşarak cebir ve şiddete matuf icrai hareket boyutuna ulaştığı, hukuki kılıf ve görünüm altında cebir ve şiddetin de varit olduğu; faillerin anayasal düzeni değiştirmeye elverişliliği tartışılmayan ve 15 Temmuz 2016 tarihi itibariyle anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs eden FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün mensubu olmaları ve dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde, sanıkların üzerlerine atılı suçun/suçların sübut bulduğunun kabulünde isabetsizlik bulunmamaktadır.

XVI. KARAR

SOMUT OLAY VE SANIKLARIN BELİRTİLEN EYLEMLERİ MUVACEHESİNDE HUKUKİ DURUMLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ;

Kamuoyunda 17/25 Aralık soruşturmaları olarak bilinen ve örgütün emniyet ve yargı kadrolarındaki elemanları eliyle gerçekleştirilen soruşturmalara ilişkin örgüt mensuplarının yargılandığı; 25 Aralık soruşturmalarına ilişkin olarak ... 13 Ağır Ceza Mahkemesinin 2015/366 Esas ve 2018/228 Karar sayılı dosyası ile 17 Aralık soruşturmalarına ilişkin ... 14 Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/304 Esas ve 2019/63 Karar sayılı dosyasından kurulan hükümlerin Bölge Adliye Mahkemelerince yapılan istinaf incelemesinden geçerek Dairemize temyiz incelemesi için geldiği, 25 Aralık soruşturmalarına ilişkin olan ... 14 Ağır Ceza Mahkemesi dosyasının Dairemizin 2021/4197 Esasına, 17 Aralık soruşturmalarına ilişkin olarak ise ... 13 Ağır Ceza Mahkemesi dosyasının da Dairemizin 2021/4383 Esasına kaydının yapılarak temyiz incelemesi için gündeme alındıkları,

Yukarıda anlatılan gerekçelerden de anlaşılacağı üzere; bahsi geçen her iki dosya sanıklarının eylemlerinin ve hizmet ettikleri amaçların benzer ve aynı olduğu, ayrıca her iki dosyada da sanık olan toplam 21 ortak kişinin bulunduğu, bu nedenlerle her iki dosyanın da inceleme ve değerlendirmelerinin Dairemizce aynı anda yapıldığı, yine dosyalar hakkındaki gerekçelerin de; Savcılık iddia ve mütalaaları, derece mahkemelerinin kabulleri ile birlikte bir bütün olarak ele alınıp değerlendirilerek yazıldığı, konunun daha iyi anlaşılıp değerlendirilmesi bağlamında, iki dosyada ki bu benzerlikler nedeniyle her iki dosyayı kapsayacak şekilde ortak değerlendirilmelerde bulunularak gerekçe belirtildiği,

Sanıklara müsnet suçların unsurları ve özel görünüm şekilleri, savunmalarında ileri sürülen hukuki kurumlar ile ilgili olarak yapılan açıklamalar, 17/25 Aralık 2013 günü ülke genelinde yaşanan olaylar Bölge Adliye ve İlk Derece Mahkemelerince sübutu kabul edilen somut olay çerçevesinde 17 ARALIK DOSYASINDAKİ SANIKLARIN HUKUKİ DURUMLARININ DEĞERLENDİRİLMESİNE GELİNCE;

1 a) Sanıklar ... ...., ..., ...., ... hakkında, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme suçundan verilen beraat, sanık ... hakkında, Anayasal Düzeni Ortadan Kaldırmaya Teşebbüs Etme suçundan verilen beraat hükümleri ve Sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üyelik suçundan kurulan davanın reddine ilişkin hüküm ile Sanık ... hakkında kurulan vekalet ücretine ilişkin hükmün incelenmesinde;

Yukarıda sanıklarla ilgili gerekçeler bölümünde ayrıntılı olarak anlatıldığı üzere; sanık ...’in anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs ettiğine ve diğer sanıklar .... ...., ..., ..., ...’ın da Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye teşebbüse katıldığına ilişkin icrai hareketlerinin tespit edilemediği, yüklenen suçların sanıklar tarafından işlendiğinin sabit olmadığı gerekçe gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınmış olduğu anlaşılmakla; Sanık ... ‘un ise, ... 13'üncü Ağır Ceza Mahkemesinin 24/12/2018 tarih, 2015/366 esas, 2018/228 karar sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan yargılanarak ceza aldığı, sanık hakkında aynı fiile ilişkin kesinleşmiş bir hüküm bulunması nedeniyle CMK'nın 223/7. maddesi gereğince verilen davanın reddine ilişkin karar usul ve kanuna uygun bulunduğu, Sanık ... hakkında ise, aynı dava kapsamında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan mahkumiyet kararı verildiğinden, sanık lehine vekalet ücretine hükmedilmemesinde ve sanıklar hakkında verilen hükümlerde bir isabetsizlik görülmediğinden, katılan ve vekilleri ile bölge adliye mahkemesi savcısının temyiz itirazları yerinde görülmeyerek CMK'nın 302/1. maddesi gereğince temyiz davasının esastan reddiyle beraat hükümleri ile Sanık ... hakkında ki davanın reddine hükmünün ve sanık ... hakkındaki vekalet ücretine ilişkin hükmün ONANMASINA,

b) Sanıklar; ..., ..., ..., ..., ... hakkında “Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme" suçlarından Verilen mahkumiyet hükümleri ile sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., hakkında silahlı terör örgütü üyeliği suçundan kurulan mahkumiyet ve ..., ..., ..., ..., ..., hakkında; "haberleşmenin gizliliğini ihlal etmek" suçundan kurulan mahkumiyet hükümlerinin incelenmesinde;

Yukarıda belirtilen, genel gerekçe ve her bir sanık için eylemlerinin anlatıldığı gerekçe kısımlarında vurgulandığı üzere; “Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme" suçun yönünden, mensup oldukları örgütün yönetimi tarafından planlanıp, örgütsel faaliyet kapsamında icra edilen Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçuna ilişkin olarak olay günü ortaya koydukları davranışlar itibariyle planlama, hazırlık ve icra organizasyonundan haberdar olmak suretiyle atılı suçu sevk ve idare edenler tarafından verilen emirleri/görevleri kabullenerek konusu suç teşkil ettiği açıkça anlaşılan emirler doğrultusunda ülke çapındaki icra hareketleriyle illi bir değer taşıyan icra hareketlerini gerçekleştiren, sanıkların suçun icrasında üstlendikleri rolleri, her birinin suçun icrasına ilişkin etkin, fonksiyonel katkıları da göz önünde bulundurulduğunda fiil üzerinde ortak hakimiyet kurduklarının kabulü ile “müşterek fail” olarak TCK'nın 37. maddesi delaletiyle TCK’nın 312. maddesinden mahkumiyetlerine dair verilen hükümlerinde bir isabetsizlik bulunmamakla; “Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme”, “silahlı terör örgütü üyeliği”, “haberleşmenin gizliliğini ihlal etmek” suçları yönünden;

Yargılama sürecindeki usuli işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, mahkumiyetine karar verilen sanıkların hükme esas alınan tüm delillerin hukuka uygun olarak elde edildiğinin belirlendiği, sanıkların üyesi bulunduğu silahlı terör örgütünün, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme amacına yönelik olarak örgüt mensubu sanıklar eliyle bulundukları konum ve yetkiyi hükümet aleyhine icrai olarak kullanarak eylemleri gerçekleştirdikleri, sanıkların sübutu kabul olunan eylemlerinin amaç suçun işlenmesi doğrultusundaki örgütsel bağlılık ve ülke genelindeki organik bütünlüğe göre amacı gerçekleştirme tehlikesi yaratabilecek nitelikte olduğu belirlenip kovuşturma sonuçlarına uygun şekilde vasfı tayin edilmiş, suçlarının sübutu kabul edilmiş, savunmaları inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş olduğu anlaşılmakla; incelenen dosya kapsamına göre sanıklar hakkında verilen mahkumiyet hükümlerinde bir isabetsizlik görülmediğinden sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;

Örgüt mensubu olduğu kabul edilen sanıklar hakkında verilen cezanın, mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilirken uygulama maddesi olarak karar yerinde sadece TCK’nın 58/9 maddesinin gösterilmesi gerekirken, anılan maddenin atıf maddesi olarak kabulü ile uygulama yeri bulunmayan TCK’nın 58/6 maddesi gereğince tekerrür uygulanmasına karar verilmesi,

Bozmayı gerektirmiş olup, sanıklar ve müdafilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu sebeplerle BOZULMASINA, ancak yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeyen bu hususların CMK’nın 303/1 c. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, belirtilen sanıklarla ilgili hükümlerin a) bendinin sekizinci paragrafından " TCK nun 6/1 j maddesi uyarınca ... maddesi yollamasıyla 58/6" bölümlerinin çıkartılmak suretiyle diğer yönleri usul ve kanuna uygun bulunan hükümlerin DÜZELTİLEREK ONANMASINA,

2 ) a) Sanıklar ... ve... hakkında kurulan Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçundan beraat ve silahlı terör örgütü üyeliğin suçundan mahkumiyet hükümlerinin incelenmesinde;

Sanıkların dinlemeci polis memuru olarak görev yapması hasebiyle soruşturma kapsamında siyasi dokunulmazlığı olan kişilere yönelik usulsüz dinleme eylemlerinin tamamına yakınında aktif rol aldıkları, bu bağlamda iletişimin dinlenmesi ve kayda alınması işlemlerini bizzat yerine getirdikleri, sanıklardan ...’ın yukarıda genel gerekçede belirtildiği üzere soruşturmada görev yapan ve genelde dinleme işiyle uğraşan polisler tarafından kullanılan spark isimli programda yazışmalarının olduğu, sanıkların soruşturmayı sahiplendiği, örgüt ile arasında organik ve hiyerarşik bağın bulunması hususları ve eylemleri bir bütün halinde değerlendirildiğinde, sanıkların eylemlerinin TCK'nın 312/1 maddesinde düzenlenen cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçuna sübüt verdiği, sanıkların suça sübüt veren eylemleri değerlendirilirken, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğu kabul edilmekle birlikte, TCK'nın 314/2 maddesinde düzenlenen silahlı terör örgütüne üye olmak suçunun "geçitli suç" kuralları çerçevesinde Hükûmete karşı kalkışma suçunun içerisinde eridiğinin değerlendirilmesi gerektiği hususu gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,

b) Sanıklar..., Kazım Aksoy, ..., ..., ..., Sefa Erdal, ... hakkında "haberleşmenin gizliliğini ihlal etmek" suçundan kurulan mahkumiyet hükümlerinin incelenmesinde;

Sanıkların aynı zamanda ... 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 24/12/2018 tarih, 2015/366 Esas ve 2018/228 karar sayılı dosyasında da sanık oldukları ve sanıkların bu dosyada da incelemeye konu dosya ile aynı mağdurlara yönelik olarak usulsüz dinleme ve takip eylemleri nedeniyle kovuşturmaya tabi oldukları ve hüküm aldıkları belirlenmekle; gerekirse dosyaların atılı suç yönünden birleştirilerek, sanıkların eylemlerinin aynı amaca matuf şekilde işlenip işlenmediğinin tespit edilip, ayrıca söz konusu eylemlerin TCK'nın 43. maddesinde belirtilen zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasını gerektiren tek suçu oluşturup oluşturmadığı karar yerinde tartışılarak hukuki durumun buna göre takdir ve tayini gerektiğinin gözetilmesi lüzumu,

c) Sanıklar..., ..., ..., ... hakkında “Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme" suçundan verilen mahkumiyet ve sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında “Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme" suçundan verilen beraat ile sanıklar ... ve ... hakkında silahlı terör örgütü üyeliği suçundan verilen mahkumiyet hükümlerinin incelenmesinde;

Yargılama sonrası haklarında mahkümiyet hükmü kurulan Sanıklar..., ..., ..., ... ile beraat hükmü kurulan sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ...’ın aynı zamanda ... 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 24/12/2018 tarih, 2015/366 Esas ve 2018/228 karar sayılı dosyasında da sanık oldukları ve sanıkların bu dosyada da incelemeye konu dosya ile aynı mağdurlara ve aynı amaca yönelik eylemleri nedeniyle kovuşturuldukları; incelemeye tabi dosyada olduğu gibi, ... 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 24/12/2018 tarih, 2015/366 Esas ve 2018/228 karar sayılı dosyasının da dairemizde ki 2021/4197 esasına kaydedilerek aynı günde incelendiği, bahsi geçen dosya soruşturma ve hüküm tarihlerinin incelemeye konu dosyadan daha önce olduğu ve her iki dosyada olan ortak sanıkların ayrı ayrı iki kere mahkumiyet ve beraat hükümleri aldıkları, Sanıklar ... ve ...’in de aynı şekilde ... 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 24/12/2018 tarih, 2015/366 Esas ve 2018/228 karar sayılı dosyasında sanık oldukları ve bu dosyadaki yargılama sonucu Silahlı terör örgütü FETÖ/PDY nın Örgüt içindeki hiyerarşik yapısına dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek suçunu işlediği sabit olduğu gerekçesi ile mahkumiyet hükmü aldıkları, aynı şekilde incelemeye konu dosyada ise sanıkların silahlı terör örgütü üyeliğinden mahkumiyetlerine karar verildiği belirlenerek;

Bilindiği üzere muhakeme yapılabilmesinin şartlarından birisi de "Non bis in idem" olarak ifade edilen, aynı fiilden dolayı verilmiş bir hükmün veya açılmış bir davanın bulunmamasıdır. Kanunlarda açıkça yazılı olmadan da uygulanan bir hukuk normu olarak doktrinde de kabul olunan ve muhakeme hukukunun ana ilkelerinden olan "Non bis in idem" ilkesi 1412 sayılı CMUK'nın 253. maddesinin üçüncü fıkrasında; "Aynı konuda, aynı sanık için evvelce verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava var ise davanın reddine karar verilir", 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK'nın "Duruşmanın sona ermesi ve hüküm" başlıklı 223. maddesinin yedinci fıkrasında ise; "Aynı fiil nedeniyle, aynı sanık için önceden verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava varsa davanın reddine karar verilir" şeklinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerden de anlaşılacağı üzere, aynı fiil nedeniyle, aynı sanık hakkında önceden verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava varsa, sonradan açılmış olan davanın reddine karar verilmesi gerekmekte olup, Mahkumiyet hükmü alan sanıklar..., ..., ..., ... ve beraat hükmü alan sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında aynı suçlamalar nedeniyle tekrar görülen davada "non bis in idem" kuralı gereğince davanın CMK 223/7. maddesi gereğince reddine karar verilmesi yerine yargılamaya devamla hükum kurulması;

Sanıklar ... ve ...’in hakkında ise ... 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 24/12/2018 tarih, 2015/366 Esas ve 2018/228 karar sayılı yargılama sonucu Silahlı terör örgütü içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek suçundan aldıkları mahkumiyet hükmü varken, sanıkların aynı suç işleme kararı kapsamında hareket edip etmedikleri, temadinin kesilip kesilmediği, sanıkların kazanılmış hakkı olup olmadığı hususları değerlendirilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması;

d) Sanık Mehmet Yeşil Kaya hakkında; “Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme” suçundan verilen beraat hükmünün incelenmesinde;

İlk derece mahkemesinin tanık...’ın beyanlarına atıfta bulunarak yapmış olduğu sanık hakkındaki değerlendirmesinin, aslında yine ilk derece mahkemesinin gerekçeli kararının 610 612. sayfalarında beyanı bulunan aynı tanık...’ın anlatımları ile çeliştiği, bu bağlamda gerekçede çelişki oluştuğu, sanığın bulunduğu konum ve rütbesi ile, Garson isimli gizli tanıktan elde edilen veri inceleme raporuna göre örgütle bağlantısı da dikkate alındığında, tanık anlatımları arasındaki çelişkinin giderilmesi bakımından yeniden duruşmaya çağrılıp, etraflıca anlatımlarına başvurulup, gerekçede oluşan çelişki giderildikten sonra bir karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi;

e) Kabul ve uygulamaya göre de;

Örgüt mensubu olduğu kabul edilen sanıklar hakkında verilen cezanın, mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilirken uygulama maddesi olarak karar yerinde sadece TCK’nın 58/9 maddesinin gösterilmesi gerekirken, anılan maddenin atıf maddesi olarak kabulü ile uygulama yeri bulunmayan TCK’nın 58/6 maddesi gereğince tekerrür uygulanmasına karar verilmesi,

Kanuna aykırı, bölge adliye mahkemesi savcısı, katılanlar ve vekilleri ile sanıklar ve müdafiilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan bu sebeplerden dolayı hükmün BOZULMASINA, tutuklu sanıkların üzerine atılı suçların vasıf ve mahiyeti, verilen ceza miktarları, bozma nedenleri ve tutuklulukta geçirdikleri süreler dikkate alındığında tahliye taleplerinin reddi ile tutukluluk hallerinin devamına, 28.02.2019 tarihinde yürürlüğe giren 20.02.2019 tarih ve 7165 sayılı Kanunun 8. maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanunun 304. maddesi uyarınca dosyanın ... 14. Ağır Ceza Mahkemesine, kararın bir örneğinin bilgi için ... Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 08.05.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Başkan Üye Üye Üye Üye

Muhsin Şentürk Hakan Yüksel Mustafa Doğru Şerafettin Saka Celal Albay

Kararına Uygundur. T.Ç.

Yazı İşl. Md.

Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

istinafsuçununtümasayyıldızaktürkyönündensiyasalölmezdelillertushad“hepsiniserkagerekçecgnattatprogkabuloperasyonjitemeryıldızsuçsöyledinbozulmasınagüneşgelireylemieylemledosyanınvasıtanihaizamanlıerişmekfetödpyzavcıoğludeğerlendirilmesinedeğildirdüzeltilerekişcenbelirtilensegbissertbaşdosyadosyadagirişimiçağlayan"pandora"tuskonsızaraktopçusıkıntıtübitakkombskabulüsoruşturmalarıincelemesindetahşiyeberaaerine”sarrafağanınkoçyiğitsayılmak"sml"sanıklarıfailiniradesinin“salıikaındangayeyekıstıgözcünasipyapılanmasıgirişiminefiilindeolgulardöviztamamçetin"arpacı"akabebildirilmesinehareketinincelenenpolnetgötürüryazıcıbütüncivantopbaş’varancelalsuçunbimerbelirtildiğiözemirgünal”…üzerekarşıörgütün"alan"kastıoperasyonlarının"cebrinbaşlanmasaunsurununneticeşüphelilertrucryptmuvacehesindetolungüçkızılkayatekaddümsırasındaısmaılovfakat“sövmektsvdzssx“başbakanaslan“güleneyürütülenerdinçolmasıkararlarındasebepleri"fetöpdybadalovseçenihlallereylemlerifaaliyeerisayfadosyasıkurumlarınaerdaljpjexxelkörgütülideribilfiilbaşvurusununciğercibotaşusulsüzlüklerdeğerlendirilmesitahşiyecileraykırılık"fetöbulunmasıatalayyazışmakayıarıserbestyarsavsaygılıöztürk’eyleyebilir"ağca’hukukîdükenmez"coco"bilgiçherkeseakkaş’aksoygörgülübirininyapılanmüezzinoğlukararımeydaniçinden”olarakvasıtalarınakdoğankadı’rastgarshıshegarhanekhkovuşturmayabutkkmüdürü”sarahatenonanmasınaöztürkilişkinyönelikdemirdelenesastanadanıryavuz'mit'trfzwxlazımbaskıaralıkdairemizce"atikdosyalarınıncebritevdiinegirişilensoruşturmalarnurları“fetöpdy"sepah"say"cebrefetöpdyteşebbüsşiddetgbwscmahkemesininelverişlisüreçhareketesmlfetögerekçelimısıntemmuzedilecektirgörüşme”gülen”sadeceşiddetebuluşmasınıaskeriincelenmesisetav“teyakkuzdayız”zımnenpomemçalışmak“evet”yeterlihakaret”hakaretyılmazcebrintemyizkararın“korkma"faildekitarafındanavcıoğlukronolojisikullanılmayaemasyanihayetböyleevrakınacun’vuralkayıarıhavelsanfaillerinsağyalavaçüyelerinceitibariylecebirersankoloğluçeçenyazışmasonrakermanbakımındangeçiyorsa”candemirreddikongrageldevlet"dil"somutyeterlidircompaqtrfzspmasakpkkkckrte’nınmatufhappanihukukigülenkorkmazramcıişlekhaşiye“içindencunedioğlutokgözolabilirbilgemkalemgeskomörgütsoruşturmalarındakianlıktarihindevarlığınıtefrikineerdoğanmahkemelerininsağdıçteşkilvphltholabilir”sasxfkazancıgidensanıklarınertanüzerindeisarı“recepolduğunahalindemevcudiyetininistaptürgevberaatkararsoruşturmalarınadündarelıteteşekkül“etmiş”dereceirtibaıedilmiş–edgekomıstmalıtopbaşhuseenisegev"grubum"sonuçolmadığınaşimşektebabacandemedimmi”tahakkukusoruşturma"ekrem"gördüğümüzdemobesebunları"edl"kkılıçinönülüoperasyonlarınaolduğuçakallısanıklarının"sayv"fetöpydyreddineetmemişetmişhukukaakkaştskihkdurumlarınınfaillerdensürecinadfetöhükûmete"tokibozulmasına”işlemekoperasyonaharkındakietmezdarbeşahinparparekremdosyasındakisparkyalçınsisarşimşekcasuslukçelikgelinceolmazibdacmağdurfiiliergin“normalbektaş

Kaynak: karar_yargitay

Taranan Tarih: 25.01.2026 17:47:50

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim