Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
2. Ceza Dairesi
Yargıtay Kararı
2023/13968
2023/3898
22 Haziran 2023
BÖLGE ADLİYE MAHKEMELERİ CEZA DAİRELERİ ARASINDAKİ
KARAR UYUŞMAZLIĞININ GİDERİLMESİNE DAİR KARAR
I. KARAR UYUŞMAZLIĞININ GİDERİLMESİNE DAİR BAŞVURU
İstanbul Bölge Adlîye Mahkemesi Başkanlar Kurulunun 03.03.2023 tarihli ve 2023/7 sayılı kararı ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesinin 28.12.2022 tarihli ve 2022/175 Esas, 2022/3218 Karar sayılı kararı ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesinin 31.10.2022 tarihli ve 2022/1567 Esas, 2022/2605 Karar sayılı kararı, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin 31.10.2022 tarihli ve 2022/2244 Esas, 2022/3385 Karar sayılı kararı, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin 06.12.2022 tarihli ve 2022/984 Esas, 2022/2528 Karar sayılı kararı, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 29. Ceza Dairesinin 25.10.2022 tarihli ve 2021/1263 Esas, 2022/1970 Karar sayılı kararları arasında "hırsızlık suçu bakımından 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 145/1. maddesi uyarınca yapılacak indirim oranına" ilişkin aynı yer bölge adlîye mahkemeleri ceza daireleri arasında çıkan içtihat farklılığının giderilmesini 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un "Başkanlar Kurulunun Görevleri" başlıklı 35. maddesi gereğince istenmiştir.
II. KARAR UYUŞMAZLIĞI HAKKINDA YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞININ GÖRÜŞÜ VE TALEBİ
5237 sayılı Kanun'un 145/1. maddesinde hükme bağlanan değer azlığı durumunda; yapılacak indirim oranının en az aynı Kanun'un 150/2. maddesindeki 1/2 oranında olması gerektiğine ilişkin, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesinin 28.12.2022 tarihli ve 2022/175 Esas, 2022/3218 Karar sayılı kararının usûl ve yasalara aykırı olduğu, bu görüşün aksine bir şekilde, 1/2 oranında bir indirim oranı öngörülmediğine ilişkin; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesinin 31.10.2022 gün ve 2022/1567 Esas, 2022/2605 Karar sayılı, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin 31.10.2022 tarihli ve 2022/2244 Esas, 2022/3385 Karar sayılı, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin 06.12.2022 tarihli ve 2022/984 Esas, 2022/2528 Karar sayılı, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 29. Ceza Dairesinin 25.10.2022 tarihli ve 2021/1263 Esas, 2022/1970 Karar sayılı kararlarının usûl ve yasalara uygun olduğu görüşündedir.
III. KARAR UYUŞMAZLIĞININ GİDERİLMESİNE KONU KARARLAR
-
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesinin 28.12.2022 tarihli ve 2022/175 Esas, 2022/3218 Karar sayılı kararı
-
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesinin 31.10.2022 tarihli ve 2022/1567 Esas, 2022/2605 Karar sayılı kararı
-
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin 31.10.2022 tarihli ve 2022/2244 Esas, 2022/3385 Karar sayılı kararı
-
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin 06.12.2022 tarihli ve 2022/984 Esas, 2022/2528 Karar sayılı kararı
-
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 29. Ceza Dairesinin 25.10.2022 tarihli ve 2021/1263 Esas, 2022/1970 Karar sayılı kararı
IV. KARAR UYUŞMAZLIĞININ GİDERİLMESİNE KONU BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ CEZA DAİRELERİ KARARLARININ ÖZETLERİ
5237 sayılı Kanun'un 145/1. maddesinde hükme bağlanan değer azlığı durumunda;
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesinin 28.12.2022 tarihli ve 2022/175 Esas, 2022/3218 Karar sayılı kararı ile; "5237 sayılı Kanun'un 150. maddesinde yağma suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek cezanın üçte birinden yarıya kadar indirilebileceğinin düzenlendiği, böylelikle hırsızlık suçundan daha ağır olduğu açık olan yağma suçu açısından değer azlığı halinde 1/3 1/2 aralığında indirim yapılması gerektiğinin açıkça düzenlenmiş olması karşısında, hırsızlık suçundan değer azlığı nedeniyle yapılacak indirimin 1/2 oranından daha az olamayacağı gözetilmeden 1/4 oranında indirim yapılması" şeklindeki gerekçe ile Yerel Mahkemenin kararı hukuka aykırı görülerek ve sanığın cezasından aynı Kanun'un 145. maddesi uyarınca 1/2 oranında indirim yapılması suretiyle istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddine karar verildiği,
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesinin 31.10.2022 tarihli ve 2022/1567 Esas, 2022/2605 Karar sayılı istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararı, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin 31.10.2022 tarihli ve 2022/2244 Esas, 2022/3385 Karar sayılı istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddine dair kararı, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin 06.12.2022 tarihli ve 2022/984 Esas, 2022/2528 Karar sayılı istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararı, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 29. Ceza Dairesinin 25.10.2022 tarihli ve 2021/1263 Esas, 2022/1970 Karar sayılı istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddine dair kararı ile, Yerel Mahkemelerce aynı Kanun'un 145. maddesi uyarınca yapılan 1/4 ve 1/6 şeklindeki indirim oranlarında herhangi bir isabetsizliğin görülmediği ve İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin 06.12.2022 tarihli ve 2022/984 Esas, 2022/2528 Karar sayılı ve İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 29. Ceza Dairesinin 25.10.2022 tarihli ve 2021/1263 Esas, 2022/1970 Karar sayılı kararlarında aynı Kanun'un 145. maddesi koşullarının oluşmadığı belirtilerek bu husus eleştiri konusu yapılmıştır.
V. KARAR UYUŞMAZLIĞI İLE İLGİLİ YASAL DÜZENLEMELER
Karar uyuşmazlığının giderilmesi istemine konu sorun ile ilintili mevzuatımızdaki düzenlemelerin aşağıdaki şekilde olduğu;
A. 5235 SAYILI ADLÎ YARGI İLK DERECE MAHKEMELERİ İLE BÖLGE ADLİYE MAHKEMELERİNİN KURULUŞ, GÖREV VE YETKİLERİ HAKKINDA KANUN’UN İLGİLİ HÜKÜMLERİ
5235 sayılı Kanun'un 20.11.2017 tarih ve 696 sayılı KHK’nın 92. maddesi ile değişik, “Başkanlar Kurulunun Yetkileri” başlıklı 35/3. maddesi, re'sen veya bölge adliye mahkemesinin ilgili hukuk veya ceza dairesinin ya da Cumhuriyet başsavcısının, Hukuk Muhakemeleri Kanunu veya Ceza Muhakemesi Kanunu'na göre istinaf yoluna başvurma hakkı bulunanların, benzer olaylarda bölge adliye mahkemesi hukuk veya ceza dairelerince verilen kesin nitelikteki kararlar arasında ya da bu mahkeme ile başka bir bölge adliye mahkemesi hukuk veya ceza dairelerince verilen kesin nitelikteki kararlar arasında uyuşmazlık bulunması hâlinde bu uyuşmazlığın giderilmesini gerekçeli olarak istemeleri üzerine, kendi görüşlerini de ekleyerek Yargıtaydan bu konuda bir karar verilmesini istemek” kuralını getirmiştir.
5235 sayılı Kanun'un 20.11.2017 tarih ve 696 sayılı KHK’nın 92. maddesi ile değişik “Başkanlar Kurulunun Yetkileri” başlıklı 35/4. maddesi, “Kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirmek.
(Değişik fıkra: 20.11.2017 – KHK 696/92 md.; Aynen kabul: 1.2.2018 7079/87 md.) (3) numaralı bende göre yapılacak istemler, ceza davalarında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına, hukuk davalarında ise ilgili hukuk dairesine iletilir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı uyuşmazlık bulunduğuna kanaat getirmesi durumunda ilgili ceza dairesinden bir karar verilmesini talep eder. Uyuşmazlığın giderilmesine ilişkin olarak dairece bu fıkra uyarınca verilen kararlar kesindir.
Başkanlar kurulu eksiksiz toplanır ve çoğunlukla karar verir.
(Ek fıkra: 20.07.2017 7035/12 md.) Gelen işlerin yoğunluğu ve niteliği dikkate alınarak bölge adliye mahkemeleri ceza ve hukuk daireleri arasındaki iş bölümü, Hâkimler ve Savcılar Kurulu tarafından belirlenir." şeklinde düzenleme içermektedir.
B. 5237 SAYILI KANUN'UN İLGİLİ HÜKÜMLERİ
- 5237 sayılı Kanun'un 145. maddesi "Hırsızlık suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek cezada indirim yapılabileceği gibi, suçun işleniş şekli ve özellikleri de göz önünde bulundurularak, ceza vermekten de vazgeçilebilir.
"
-
5237 sayılı Kanun'un 150/2. maddesi "Yağma suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek ceza üçte birden yarıya kadar indirilebilir."
-
5237 sayılı Kanun'un "Suçta ve cezada kanunîlik ilkesi" başlıklı 2. maddesi
(1) Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve
güvenlik tedbiri uygulanamaz. Kanunda yazılı cezalardan ve güvenlik tedbirlerinden başka bir
ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunamaz.
(2) İdarenin düzenleyici işlemleriyle suç ve ceza konulamaz.
(3) Kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz. Suç ve ceza içeren hükümler, kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz. "
- 5237 sayılı Kanun'un "Cezanın belirlenmesi" başlıklı 61. maddesinin 10. fıkrası
"Kanunda açıkça yazılmış olmadıkça cezalar ne artırılabilir, ne eksiltilebilir, ne de değiştirilebilir."
VI. İNCELEME, DEĞERLENDİRME, GEREKÇE
5237 sayılı Kanun'un 145. maddesinde; “(1) Hırsızlık suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek cezada indirim yapılabileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir” hükmü yer almakta iken, anılan hüküm, 29.06.2005 gün ve 5377 sayılı Kanun'un 16. maddesi ile; “(1) Hırsızlık suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek cezada indirim yapılabileceği gibi, suçun işleniş şekli ve özellikleri de göz önünde bulundurularak, ceza vermekten de vazgeçilebilir.” şeklinde değiştirilmiştir.
Madde ile hırsızlık suçunun konusunun "değerinin azlığı" nedeniyle hâkime, cezadan indirim yapma veya ceza vermeme yönünde, geniş bir takdir yetkisi tanınmıştır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 16.09.2014 tarihli ve 2014/13 73 Esas, 2014/384 Karar sayılı, 09.05.2017 tarihli ve 2015/13 156 Esas, 2017/256 Karar sayılı ve 20.06.2017 tarihli ve 2017/17 733 Esas, 2017/341 Karar sayılı kararlarında da değinildiği üzere, Yargıtay 6. Ceza Dairesince, istikrarlı bir şekilde uygulanan “daha çoğunu alabilme olanağı varken yalnızca gereksinimi kadar ve değer olarak az olan şeyi alma” şeklindeki görüşün, 5237 sayılı Kanun'un 145. madde uygulamasında bütünüyle reddedilmesi mümkün değil ise de, maddenin, yalnızca bu tanımlamayla sınırlandırılması da olanaklı değildir. 145. maddenin gerek ilk şekli, gerekse değiştirilmiş biçimi; ortak tanımlama ile, hırsızlık suçunun konusunu oluşturan değerin az olmasını temel almaktadır. Değer azlığı ile Kanun Koyucu tarafından neyin kastedildiği, duraksamaları önleyecek biçimde açıklığa kavuşturulmamış, rakamsal bir sınırlandırma getirilmemiş; ancak hâkime, yargılama konusu maddi olayla ilgili olarak takdir ve değerlendirme yetkisi tanınmıştır. Ne var ki, Kanun Koyucu, hâkimin takdirini, soyut ve farklı bir disiplinle sınırlandırmıştır. O da; “az olarak kabul edilecek değerin” hâkimin takdirinde, ceza vermekten vazgeçmesini gerektirecek derecede önemsiz ölçüde olması, başka bir ifade ile değere dayalı ihlâlin ceza verilmemeyi nesafeten haklı saydıracak alt düzeyde bulunmasıdır. Hâkim, çalınan veya çalınmaya kalkışılan bu değerin azlığını ya indirimli bir cezayla ya da suçun işleniş şekli ve özellikleri itibarıyla ceza vermemekle değerlendirebilecektir.
Maddenin ilk metninden sonraki değişiklikte; “suçun işleniş şekli ve özellikleri göz önünde bulundurularak” ibaresinin, “cezada indirim” seçeneğinden sonra ve “ceza vermekten vazgeçilebilir” seçeneğinden önce yazılmasının, suça konu malın değerini farklılaştırmayacağı açıktır. Bu nedenle; “az ceza verme” seçeneğinde daha yüksek değerin aranacağı, “ceza vermekten vazgeçme” halinde ise daha az bir değerin aranmasının gerekli olduğu düşünülmemelidir.
Bu itibarla, 5237 sayılı Kanun'un 145. maddesinin uygulanmasında, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 522. maddesinde öngörülen “hafif” ya da “pek hafif” kavramlarıyla irtibatlı bir yoruma gidilmemeli, Yargıtaydan, anılan maddenin uygulanması sürecindeki içtihatlarına paralel şekilde, yıllık değer ölçülerini belirlemesi beklenmemelidir. 5237 sayılı Kanun'un 145. maddesinin konuluş amacı gözetilmeli, anılan hükmün 765 sayılı Kanun'un 522. maddesinden farklı olduğu kabul edilmelidir. Zira 765 sayılı Kanun'un 522. maddesi uyarınca ekonomik koşullara ve paranın satın alma gücüne göre her yıl belirlenen ve bunun sonucunda "hafif" veya "pek hafif" olarak değeri tespit edilen malın çalınması durumunda, 5237 sayılı Kanun sistematiğinden farklı olarak, ceza verilmesine yer olmadığına dair karar verilmesine olanak bulunmayıp cezadan belli bir oranda indirim yapılması gerekmekteydi. Yine belirtmek gerekir ki; 765 sayılı Kanun'da bulunan suçun konusunun veya zararın "pek fahiş" olması durumunda cezayı ağırlaştıran bir düzenlemeye 5237 sayılı Kanun'da yer verilmemiş olup bu husus aynı Kanun'un 61. maddesi kapsamında temel cezanın belirlenmesinde dikkate alınabilecektir.
Hâkim, bu değerlendirmenin yanı sıra her somut olayda, suçun işleniş şekli, mağdur veya sanığın konumu, olayın gerçekleştiği yer ve zamanı dikkate alacak, 5237 sayılı Kanun'un 3. maddesinde işaret edildiği üzere, “işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı” olacak şekilde bir cezaya hükmetmek suretiyle ceza adaletini sağlayacaktır. Görüldüğü gibi, madde ile getirilen sistem, sadece malın değerinin objektif ölçütlere göre belirlenerek cezadan indirim veya ceza verilmemesinden ibaret değildir. Olayın özelliği, mağdurun konumu, failin kişiliği ve suçun işleniş şekli, her olayda değerlendirmeye konu edilecek, meydana gelen haksızlığa faili iten etkenler ve bu haksızlığın mağdur üzerindeki etkileri de gözetilerek, 5237 sayılı Kanun'un 145. maddesinin uygulanıp uygulanmaması ve özellikle ceza verilmeme haliyle ilgili seçeneğin, eylemin failine uygun düşüp düşmeyeceği belirlenecek ve takdirin gerekçesi de kararda gösterilecektir. Diğer bir deyişle, hâkim 5237 sayılı Kanun'un 145. maddesiyle kendisine tanınan takdir yetkisini kullanırken, evrensel ceza hukuku prensiplerinden olan ve ceza kanunlarımızın hazırlanmasında esas alınan, kanunîlik, belirlilik, orantılılık ve ölçülülük ilkeleri, kıyas ve aleyhe yorum yasağı ile mükerrer değerlendirme yasağına uygun bir değerlendirme yapmak zorundadır. Bu açıklamalardan değer az ise, verilecek cezadan mutlaka indirim yapılmalıdır gibi bir anlam da çıkartılmamalıdır. Diğer bir anlatımla, indirim yapıp yapmama hususu her somut olayda özenle değerlendirilmelidir. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun Dairemizce benimsenen içtihatları uyarınca; rögar kapağı, plaka, sürücü belgesi, kimlik belgesi ve bankamatik kartı gibi eşyaların hırsızlık suçuna konu olması halinde, ortaya çıkan tehlike veya bunların yeniden çıkartılması için sarf edilecek emek ve mesai vb.'de gözetilerek değer azlığı indirimi yapılmamalıdır.
Ancak burada 5237 sayılı Kanun'un 147. maddesinde düzenlenmiş bulunan “ağır ve acil bir ihtiyacı karşılamak için hırsızlık suçunun işlenmesi” hali ile 145. maddede öngörülen “değer azlığı” kavramı karıştırılmamalıdır. 5237 sayılı Kanun'un 145. maddesinde öngörülen değer azlığı ile zorunluluk halini düzenleyen aynı Kanun'un 147. maddenin uygulanma koşulları birbirinden farklı olup, 147. maddenin ayırıcı ölçütü hırsızlığın ağır ve acil bir ihtiyacı karşılamak için yapılmasıdır. Burada hırsızlığın konusu olan malın değerinin az veya çok olmasının herhangi bir önemi yoktur. Örneğin ölümcül bir hasta için eczaneden çok pahalı bir ilacın çalınması söz konusu olabilir. Buradaki ölçü değer değil, ağır ve acil bir ihtiyaç için bu malın çalınmasıdır.
Buna karşılık 5237 sayılı Kanun'un 145. maddenin uygulanmasındaki en önemli kriter kuşkusuz değer ölçüsüdür ve bu değerin “ceza vermeme” halini de haklı saydıracak düzeyde az olmasıdır.
5237 sayılı Kanun'un 145. maddesinde suça konu eşyanın "değerinin azlığı"nın cezayı indiren bir durum olarak kabul edildiği; ancak maddede indirim oranının ne kadar olabileceğine, cezanın ne kadar indirilebileceğine dair ibareye yer verilmediği, bu durumun esasında, maddenin hâkime cezadan indirim yapabilme konusunda takdir yetkisi vermesinin yanı sıra, bunun da ötesinde, ceza vermeme konusunda da takdir yetkisi vermesinde aramanın isabetli olacağı, bu nedenle bu denli geniş bir takdir yetkisi verilen durumda tayin olunan cezada yapılacak indirim oranını kısıtlar biçimde bir tespitin doğru olmayacağı çıkarımı yapılabilir. Bu durum da, aslında uyuşmazlığa konu kararlar arasındaki sorunu giderici bir duruma götürmektedir. Zira 5237 sayılı Kanun hükümleri uygulanırken hırsızlık suçunun varlığı ve aynı Kanun'un 145. maddesinin uygulanması koşullarının tespiti halinde, hâkim cezayı aynı Kanun'un 49. maddesi gereğince alt sınır olan 1 ay hapis cezası olarak verebileceği gibi; "suçun işleniş şekli ve özellikleri" de göz önünde bulundurularak, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/4 d maddesi uyarınca ceza vermekten de vazgeçebilir. 5237 sayılı Kanun'da değer azlığı nedeniyle cezadan indirim yapılmasını öngören istisnaî maddelerden olan ve yağma suçunun varlığı halinde uygulama konusu olabilecek aynı Kanun'un 150/2. maddesinde ise, "cezanın üçte birden yarıya kadar indirilebileceği" belirtilmiş olup, hâkime bu madde kapsamında “ceza vermeme” halini de içerir şekilde bir takdir hakkı tanınmamıştır.
Belirtmek gerekir ki; 5237 sayılı Kanun'un "Suçta ve cezada kanunîlik ilkesi" başlıklı 2. maddesinde;
"(1) Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. Kanunda yazılı cezalardan ve güvenlik tedbirlerinden başka bir ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunamaz.
(2) İdarenin düzenleyici işlemleriyle suç ve ceza konulamaz.
(3) Kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz. Suç ve ceza içeren hükümler, kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz." biçiminde yasal olarak da düzenlenen kıyas yasağı gereğince, yukarıda anılan hükümler gereğince, kanun koyucunun murat etmediği bir düzenlemeyi diğer bir ceza normuna teşmil etmek, kanunun emredici normuna aykırılık teşkil ettiği gibi, madde gerekçesine ve kanun görüşme tutanaklarına da aykırılık teşkil etmektedir. Yine aynı Kanun'un "Cezanın belirlenmesi" başlıklı 61. maddesinin 10. fıkrasında ise; "Kanunda açıkça yazılmış olmadıkça cezalar ne artırılabilir, ne eksiltilebilir, ne de değiştirilebilir." hükmü getirilmiştir. Ceza hukukunun temel ilkelerinden birini oluşturan suçta ve cezada kanunîlik ilkesi uyarınca, hangi fiillerin suç teşkil ettiğinin ve bu fiillere uygulanacak yaptırımların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde kanunda gösterilmesi gerekmektedir. Bireylerin yasak fiilleri önceden bilmeleri düşüncesine dayanan bu ilkeyle, temel hak ve özgürlüklerinin korunmasının güvence altına alınması amaçlanmaktadır. Ceza veya güvenlik tedbiri yaptırımı uygulanabilmesi için fiili kanunun "açıkça" suç sayması gerektiğinden, suç ve cezaların şeklî bakımdan kanunla düzenlenmesi yeterli olmayıp, içerik bakımından da belirli amacı gerçekleştirmeye elverişli olmaları gerekir. Ceza hukukunda "belirlilik” ilkesi olarak tanımlanan ilkeye göre, suç ve ceza içeren kanun maddesinde hangi davranışların suç oluşturduğunun açık ve anlaşılır bir biçimde tarif edilmesi, sınırlarının belli olması ve suç için uygulanacak ceza ile güvenlik tedbirlerinin gösterilmesi gerekmektedir. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı olup birey hangi somut eylem ve olguya, hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını bilmelidir. Birey ancak bu durumda kendisine düşen yükümlülükleri öngörebilir ve davranışlarını belirler. Hukuk güvenliği, normların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.
Hem Anayasal hem de yasal düzeyde yapılan bu düzenlemelere göre, suç ve cezanın kaynağı ancak kanun olabilir. Anayasa'nın 7. maddesi gereğince yasama yetkisinin Türkiye Büyük Millet Meclisine ait olduğu gözetildiğinde, kanunda suç olarak düzenlenmemiş fiillerin, kanunla suç olarak düzenlenmiş fiillerle benzerliği dolayısıyla ve kıyas yoluyla suç sayılıp yaptırıma bağlanması kabul edilemez. Çünkü kıyas bu yönüyle kanunîlik ilkesinin ihlâlidir. Kanunda düzenlenen belli bir duruma benzeyen bir durum sonuçta kanunda düzenlenmemiş demektir. Bir yargısal faaliyet şeklinde ortaya çıkan kıyas bir yasama faaliyeti olan kanunun tekelciliğini bu bakımdan ihlâl etmektedir.
Roma Hukukunda kaynağını bulan Latince “Singularia non sunt extenda” olarak ifade edilen "İstisnalar geniş yorumlanamaz” ilkesi paralelinde ceza kanunlarının veya diğer kanunların, genel kurallara istisna oluşturan hükümlerinin, öngörüldükleri süre ve olaylar dışında uygulanamayacakları kabul edilmiştir. Kıyas veya genişletici yorum yoluyla, hakkında düzenleme olmayan bir ceza hukuku konusunda kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı başta olmak üzere, kişi hak ve hürriyetlerinin aleyhine uygulama geliştirilemez.
Bahse konu maddenin TBMM'deki Adalet Komisyonu görüşmelerinde, o dönem Ceza Genel Kurulu başkanı olan Osman Şirin’in indirim oranı konusundaki sorusu üzerine, 5237 sayılı Kanun'un hazırlanmasında görev alan akademisyen Prof. Dr. İzzet Özgenç'in, “Cezadan tamamen vazgeçebilme yetkisini hâkime tanıdıktan sonra, cezada yapılacak olan indirim oranını belirlemenin mantıksız olduğunu düşünerek buraya bir oran yazmadık. Burada, cezada indirim yapıldığında, eğer söz konusu olan hapis cezası ise hapis cezasının alt sınırı zaten bu sistemde bir aydır. Bir aydan da aşağı inemeyecektir. Ya bir aya kadar hapis cezası verecektir, veyahut da ceza vermekten tamamen vazgeçecektir” şeklindeki cevabı ile Kanun Koyucunun madde metninde neden herhangi bir indirim oranı belirtmediği de açıklığa kavuşacaktır.
VII. SONUÇ
Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
- Hırsızlık suçuna göre daha ağır bir yaptırımın öngörüldüğü yağma suçundan değer azlığı nedeniyle, 5237 sayılı Kanun'un 150/2. maddesi uyarınca yapılacak indirim oranının 1/2 1/3 aralığında olmasının daha az yaptırımın öngörüldüğü hırsızlık suçu bakımından değer azlığı nedeniyle aynı Kanun'un 145. maddesi uyarınca en az 1/2 oranında bir indirimin yapılması zorunluluğu şeklinde bir sonuç doğurmayacağı, zira daha ağır yaptırım öngören bir suça ilişkin ceza normunun ondan daha az yaptırım öngören diğer ceza normlarına bütün yönleriyle teşmil edilemeyeceği gibi, Kanun Koyucunun bilinçli bir tercih nedeniyle hâkime geniş bir takdir yetkisi tanıdığı durumda, ceza indirim oranını kıyas yoluyla başka bir suça yansıtmak usûle ve yasalara aykırılık teşkil edecektir. Bu itibarla 5237 sayılı Kanun'un 145/1. maddesinde hükme bağlanan değer azlığı durumunda; yapılacak indirim oranının en az 1/2 olması gerektiği yönündeki kabulün isabetli olmadığı, hâkimin somut olaya özgü bir biçimde ve takdir yetkisi çerçevesinde, verilen cezayı aynı Kanun'un 49. maddesi uyarınca 1 ay hapis cezasına indirebileceği gibi, "suçun işleniş şekli ve özellikleri de göz önünde bulundurularak" ceza vermekten de vazgeçebileceğine,
Bu açıklamalar doğrultusunda, 5235 sayılı Kanun’un 35. maddesi uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesinin, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin ve İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 29. Ceza Dairesinin görüşü doğrultusunda İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesi, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesi, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesi ve İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 29. Ceza Dairesi ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesi arasındaki uyuşmazlığın giderilmesine,
-
Dosyanın talepte bulunan İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Başkanlar Kuruluna gönderilmesine,
-
Karardan bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemelerinin ceza dairelerine bildirilmesi için Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Sekreterliğine gönderilmesine, 22.06.2023 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_yargitay
Taranan Tarih: 25.01.2026 16:46:09