Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
12. Hukuk Dairesi
Yargıtay Kararı
2023/4404
2024/1602
20 Şubat 2024
MAHKEMESİ: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi
Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki davacı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararında yazılı gerekçelere göre yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının 5311 Sayılı Kanun ile değişik İİK'nin 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 Sayılı HMK'nin 370. maddeleri uyarınca ONANMASINA, alınması gereken 427,60 TL temyiz harcından, evvelce alınan harç varsa mahsubu ile eksik harcın temyiz edenden tahsiline, 20.02.2024 gününde oy çokluğuyla karar verildi.
Karşı Oy Yazısı:
Şikâyetçi borçlu vekili, aleyhine başlatılan kambiyo senetlerine mahsus takibe dayanak bonoda imzanın müvekkiline ait olmadığını, müvekkili borçluyu borçlandırmak maksadı ile imzanın sahte olarak atıldığını, bonoda lehtar olan kişi ve takip alacaklısı ciranta ile aralarında ticari ve hukuki ilişki bulunmadığını senet altında imza olarak yer alan kaydın muhtemelen müvekkilinin ayaküstü adı ve soyadını yazarak parafladığı bir kargo, posta teslimat evrakından kopyalanarak gelişmiş bir teknik ile belge üzerine aktarılmış olabileceğini beyan ederek takibin iptalini alacaklının tazminat ve para cezasına mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece imzaya itiraz yönünden Adli Tıp Kurumundan alınan bilirkişi raporunda imzanın borçluya ait olduğu kanaatine varıldığı, rapora itiraz edilmesi üzerine üç kişilik bilirkişi heyetinden alınan raporda “...senet aslında sağ alt taraftaki isim soyadı yazısı ve imzanın senedin onayı mahiyetinde oluşturulmadığı bu bağlamda ve tam açılımı yapmak gerekirse “Dolu veya boş senet başka bir belge veya boş senet, başka bir belge veya benzeri materyal altına yerleştirilip uygun yapıştırıcı ile senedi çağrıştırarak ögeleri görülmeyecek şekilde kapatılarak oluşturulan pencere (imza alanı) içine ...’a isim soyadı yazdırılıp imzalatılarak haricen oluşturulduğu, başka bir anlatımla pencere yöntemi sahteciliği suretiyle senet meydana getirildiği hususu tamamen teknik bulgulara dayalı olmak üzere saptanmıştır”. ifadelerinin yer aldığı görülmektedir. Ancak mahkeme sahtelik iddiasının genel mahkemelerde yargılamayı gerektirdiği, dar yetkili icra mahkemesinde incelenmesinin mümkün olmadığı, borca itirazının da yazılı belgeler ile ispat edilmediği, imzanın borçluya ait olduğu bilirkişi raporları ile sabit bulunduğundan borçlu istemin reddi ile takip durdurulduğu için borçlu aleyhine takibe konu alacağın %20’si oranında icra inkar tazminatı ve para cezasına hükmedilmiştir. İlk derece mahkemesi kararının istinaf edilmesi sonrası Bölge Adliye Mahkemesince istemin esastan reddedildiği, bu kararın temyiz konusu yapıldığı görülmektedir
Şu hale göre, borçlunun borçlanma iradesi olmaksızın başka amaçlarla attığı imza kullanılarak elde edilen belgenin senet haline dönüştürüldüğü, bu hali ile takibe konu bononun kayıtsız şartsız borç ikrarı içermediği anlaşılmakla takibe konu senedin zorunlu olan bu unsurdan yoksun olması nedeniyle bono niteliğinde olmadığı görülmektedir. TTK’nın 659. maddesinin birinci bendinde yazılı senedin geçersizliğine ilişkin def’iler mutlak def’i niteliğinde olup, herkese karşı ileri sürülebilir. İİK’nın 170. maddesi imzaya itirazı İİK’nun 169/a maddesi borca itirazı düzenlenmiş olup, imzaya itiraz dışındaki itirazların borca itiraz sayıldığından borca itirazın İİK’nın 169/a 1 fıkrasında yazılı belgedeki ispatlanması gerektiği, bu konuda alınacak bilirkişi raporunun dar yetkili icra mahkemesinde dikkate alınamayacağı ileri sürülebilir. Ancak borçlunun senedin geçersizliğine ilişkin bu itirazının belge ile ispat mümkün değildir. Bu konuda açılan menfi tespit davasında sahtelik incelemesinin HMK 211 maddesi uyarınca bilirkişi incelemesi sureti ile yapılacağını, bilirkişi rapor sonucuna göre karar verileceği öngörülmektedir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu öncesinde 1086 sayılı HUMK'nun 317. maddesinde dava açılmış ve o davada sahteliği iddia edilen senet hakkında inkar edilen imzanın borçluya ait olup olmadığı yönünde bilirkişi incelemesi yapılmamsına ve senedin yazıldığını görenlerin tanık olarak dinlenmelerine karar verilmiş ise senedin dava sonuçlanıncaya kadar hiçbir işleme dayanak yapılamayacağı düzenlenmiştir. HUMK’nun 308,309 ve 316.maddelerinde yer alan sahtelik incelemesi HMK de 211 madde de düzenlenmiş olup HUMK 1086 sayılı Kanunda yer alan tanık dinlenmesi yeni düzenlemede kabul edilmemiştir. İİK’nun 170/3 fıkrasının göndermesi ile İİK’nın 68/a maddesinin 4.fıkrasına göre icra mahkemesince bilirkişi incelenmesinin yaptırılacağı düzenlenmiş olup İİK’nın 68/a h fıkrasının göndermesine yaptığı HMK’nun 211 maddesi imza incelenmesinde de uygulama alanı bulmaktadır. İcra mahkemesi veya genel mahkemenin yaptıracağı bilirkişi incelemesi HMK’nın 211.maddesi çerçevesinde yapılacağı için alınacak raporlarda inceleme yöntemi olarak bir fark bulunmadığı gibi icra mahkemesi veya genel mahkemenin bilirkişi raporunda farklı anlam ve sonuçları çıkarması da mümkün değildir. Çünkü senedin yazıldığını görenlerin tanık olarak dinlenmesi HMK 211. maddede yasaklanmıştır. Bu durumda icra mahkemesinin dar yetkili olup inceleme yetkisinin kısıtlı olduğundan genel mahkemelerin daha geniş yetki ile sahtecilik iddialarını incelediğinden söz edilemez. Senette imza dışında yazıda sahtelik yapılıp yapılmadığının tespiti sadece bilirkişi incelemesi ile mümkün olmaktadır. Bilirkişi yaptığı inceleme sonucunda imzanın borçluya ait olduğunu, ancak bu imzanın senet ile borç altına girme iradesi olmaksızın başka amaçlarla atıldığını tespit eder ise genel mahkemeler tarafından borçlunun bu senetten dolayı borcunun olmadığının tespitine karar verilmektedir. İcra mahkemesinin dar yetkili olması, İcra İflas Kanununda yazılı hallerde belli bazı kuvvetli belgeler ile alacak veya borçlunun iddiasının ispat edebileceği ve icra mahkemesinin bu belgeler dışında inceleme faaliyeti yapamayacağı anlamına gelir. Senedi tanzim eden kişinin tanzim tarihinde ehliyetsiz olduğu bilirkişi raporu ile ispatlanır ise icra mahkemesi bu rapora dayanak senedin geçersizliğine karar verebilmektedir. İİK’nın 170/a maddesi uyarınca icra mahkemesi süresi içindeki şikayet ve itiraz dolayısı ile kendisine intikal edecek işlerde takibe dayanak kambiyo senedinin bu niteliği haiz olmadığını veya alacaklının kambiyo senedi mucibince takip hakkına sahip bulunmadığını re’sen inceleyerek takibi iptal edebilir. İmza incelemesi sırasında alınan raporda senedin borçlanma iradesi olmaksızın başka amaçlarla atılan imza kullanılarak elde edilen belgenin bono haline dönüştürüldüğü sonucuna varır ise icra mahkemesinin bu raporu “dar yetkiliyim” diyerek göz ardı etmesi mümkün değildir. Alacaklı kambiyo senedine dayanak takip talebinde bulunduğunda, bu senedin kambiyo senedi olduğunu ve geçerli olduğunu iddia ediyor demektir. Genel kural herkes iddiasını ispat zorundadır. Takibe dayanak bononun sahtelikle oluşturulduğu rapor ile tespit edildiğinde, senedin kayıtsız şartsız borç ikrarı olma özelliği ortadan kalkacağından, ispat yükü kendisinde olan alacaklı alacağın varlığı ve miktarını genel mahkemelerde açacağı alacak davası ile ispatlayabilir. Nitekim HGK’nın 02.05.2007 tarih, 2007/12 234E., 2007/232 K. sayılı kararında; bononun ön yüzünün ve arka yüzünün ve imzalarının elektronik tarayıcılarla taranmak suretiyle oluşturulduğu dosyadaki raporlardan anlaşılmaktadır. Ortada üzerinde imza incelemesi yapılacak bir bono bulunmadığından borçlunun imzaya itirazının haklı olup olmadığının saptanmasına olanak yoktur. Dolayısı ile alacağın tahsili yargılamaya muhtaç hale gelmiştir. Burada genel hükümlere göre dava açmak ve alacağın varlığı ile miktarını kanıtlayıp hüküm altına aldırmak yükümlülüğü alacaklıya aittir. Nitekim Yargıtay HGK’nın 27.06.2001 gün ve 2001/12 545 548 sayılı kararlarında aynı yöndedir” şeklindeki açıklamalar yapıldıktan sonra icra mahkemesince İİK’nın 169/a ve 170/a maddesi gözetilmek suretiyle bir karar verilmesi gerektiği vurgulanarak mahkeme kararı bozulmuştur.
Bilirkişi raporuna rağmen borçlunun borca ve imzaya itirazının reddedilmesi ve menfi tespit davası açmaya zorlanması İcra ve İflas Kanunun hükümleri, hukukun genel ilkeleri ve Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu hükümleri ile bağdaşmamaktadır.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi yerleşik içtihatlarında bono metninde yazı veya rakamla bilirkişi raporunu dikkate alarak takibin kısmen veya tamamen durdurulması veya takibin iptaline karar verilmesi gerektiğini ifade etmektedir. Örneğin bono gerçekte 10.000 TL iken ‘000’ eklenerek 10.000.000 TL haline getirildiği bilirkişi raporu ile tespit edildiği halde takibin 10.000 TL üzerindeki kısmının durdurulmasına karar verilmektedir.
Borçlunun bu bonoda tahrifat nedeniyle borca kısmi itirazı İİK’nın 169/a 6 yazılı belgelerle değil, bilirkişi raporu ile ispatlanmakta, yerleşik Daire kararlarında bilirkişi raporu ile tahrifat sabit olduğu takdirde bu husus borca itiraz olarak değerlendirilerek takibin kısmen veya tamamen durdurulmasına karar verilmektedir. Aynı şekilde uygulamada “taşıma imza” olarak adlandırılan başka amaçlarla atılan imzadan faydalanılarak bu imzanın üstünün doldurulup borç haline getirildiğini tespit eden bilirkişi raporuna dayalı olarak İİK’nun 170/a maddesi uyarınca takibin iptaline karar verilmelidir. Bu halde borçlunun menfi tespit davası açmaya zorlanması ve yüksek miktarları bulan dava harcı ödemesi söz konusu olmadan takibi durdurma imkanına kavuşacaktır. Kaldı ki borçlu menfi tespit davası açsa bile bu sahteliğin farkına hakkında icra takibi yapılmasından sonra vardığından takipten sonra açılan menfi tespit davası ile icra takibinin durdurulmasına karar da verilemez. HMK’nın 209/1 madde hükmünün icra takiplerinde uygulama alanı olmadığı konusunda yerleşik Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin kararları olup, menfi tespit davasının açılması ile birlikte icra takibi durdurulamaz.Takibe konu bonolarda yazı ve imzada sahtelik iddiaları icra mahkemesinde yaptırılacak bilirkişi incelemesi sonucuna göre icra takibinin durdulmasına veya iptaline karar verilmesi gerekir.
Yukarıda yazılan nedenlerle mahkemece alınan raporlara göre takibe konu bononun kayıtsız şartsız borç ikrarı içermediği ve bono niteliğinde sayılamayacağı için alacağın varlığı ve miktarı yargılamayı gerektirir hale geldiğinden alacaklının genel mahkemelerde alacak davası açmakta serbest bulunduğundan, takibin İİK 170/a maddesi uyarınca iptaline karar verilmesi ve bu nedenle bozulması görüşünde olduğumdan çoğunluğun kararın onanması yönündeki görüşüne katılamıyorum. 20.02.2024
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_yargitay
Taranan Tarih: 25.01.2026 15:23:26