Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
12. Ceza Dairesi
Yargıtay Kararı
2020/11553
2024/119
11 Ocak 2024
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ: 2863 sayılı Kanuna aykırılık
HÜKÜM: Beraat
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: Onama
Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Sivas 6. Asliye Ceza Mahkemesinin, 15.06.2016 tarihli ve 2016/95 Esas, 2016/543 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında 2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan, 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi uyarınca beraat kararı verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Katılan vekilinin temyiz nedenleri;
1.Sanığın üzerine atılı suçu işlediğinin sabit olduğuna,
2.Sanığın kendisine uyarı yapılmış olmasına rağmen koruma altına alınan tarihi köprü ağır tonajlı araçlar kullanılmak suretiyle tahrip edilmeye devam edildiği, sanığın suç kastının sabit olduğuna,
3.Diğer temyiz nedenlerine,
İlişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Yerel mahkemenin Kabulü; "Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve dosya içeriği incelendiğinde, Sivas ili, Ulaş ilçesi, Çifteağıllar Mezrasında bulunan Osmanlı son dönemi eseri olan Ambartarla Köprüsünden ağır tonajlı vasıtaların geçerek kültür varlığı statüsündeki yapıya zarar verdiklerinden bahisle sanık ...'in yetkilisi olduğu şirkete ait araçların köprü üzerinden geçerek köprüye zarar verdiğinin belirtildiği ancak sanığın üzerine atılı suçlamaları kabul etmediği, kendisinin bu şirketi başka bir kişiden aldığı ve o köprüden araçlarını geçirmediği, ayrıca köprü üzerinde herhangi bir uyarı levhasının bulunmadığını belirttiği, mahkemece keşif yapıldığı, yapılan bu keşfe ilişkin olarak düzenlenen arkeolog bilirkişi raporunda; köprü üzerinden geçen ağır taşıt trafiğinden dolayı ve yine köprü üzerinde yapılan kazı ve kırılan taşın köprü üzerinden geçen araçlarla değil definecilerden kaynaklandığının belirtildiği, yine köprünün yanında yine servis yolunun açıldığının belirtildiği ancak yeterli olmayacağının anlaşıldığından Sivas Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Müdürlüğü'nce köprü ile ilgili önlemlerin alınmasının gerektiğinin bildirildiği yine yapılan keşif ile ilgili olarak inşaat bilirkişisinin raporunda köprünün ömrü, köprünün ömrü boyunca kaldığı (donma, çözünme,sel suları vb.) doğal olaylardan dolayı meydana gelen aşınmalar, köprünün kemer kısmında deformasyona(taşıyıcı sistemin elemanlarından olan bir taşın eksik olması) uğramış olan kısımların da etkisiyle iyice zayıflamış olan tarihi köprünün üzerinden yine ağır tonajlı araçlarında geçmeleri durumunda bunlarında zarar verebileceğinin belirtildiği anlaşılmakla;
Köprüde meydana gelen aşınma, zarar, kırılma, çökme ve döküntülerin köprünün tarihi ve geçirmiş olduğu süreçte dikkate alınarak kimler tarafından zarar verildiğinin tespitinin kesin olarak yapılamayacağı ancak her türlü kusurlu ve olumsuz davranışların bir bütün halinde köprüye zarar verileceğinin anlaşılması, bu nedenle sanığın üzerine atılı suçun tam ve kesin olarak sabit olmadığı anlaşılmış ayrıca Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 21.05.2013 tarihli 2012/6 1309 Esas 2013/258 Karar sayılı kararından ''.... Ceza muhakemesinin en önemli ilkelerinden bir olan ve Latince ''in dubio pro reo'' olarak ifade edilen ''şüpheden sanık yararlanır'' ilkesi uyarınca, sanığın bir suçtan cezalandırılmasının temel şartı, suçun şüpheye yer vermeyen bir kesinlikle ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli ve tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkumiyet hükmü kurulamaz. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, bir suçun gerçekten işlenip işlenmediği veya işlenmiş ise gerçekleştirilme biçimi konusunda şüphe belirmesi halinde uygulanacağı gibi, suç niteliğinin belirlenmesi bakımından da geçerlidir. Ceza mahkumiyeti, yargılama sürecinde toplanan delillerin bir kısmına dayanılarak ve diğer bir kısmı göz ardı edilerek ulaşılan ihtimali kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, hiçbir şüphe ve başka türlü bir oluşa imkan vermeyecek açıklıkla olmalıdır....'denildiğinden, her ne kadar sanık ... hakkında 2863 Sayılı Kanuna Muhalefet suçundan cezalandırılması talebiyle kamu davası açılmış ise de; sanığın müsnet suçu işlediğine dair mahkumiyeti için yeterli her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği böylece yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmadığı anlaşıldığından 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin 2 nci fıkrasının (e) bendi uyarınca sanığın müsnet suçtan beraatine karar verilmiştir." denmiştir.
B. Sanık savunmasında; "Ben bu konu ile ilgili olarak daha önce emniyette ifade vermiştim, o ifadem doğrudur, içeriğini aynen tekrar ederim, biz söz konusu şirketi Ali Osman Doğan dan devralmıştık. Biz devraldıktan sonra söz konusu köprüyü kullanmadık. Söz konusu köprü üzerinde uyarı levhasıda yoktu. Davalardan da bilgimiz yoktu. Biz daha sonra öğrendiğimizde o civarda köprünün yakınında servis yolu açtık servis yolunu kullanmaya başladık. Köpürüyü hiçbir şekilde kullanmamız söz konusu değildir. Üzerime atılı suçlamaları kabul etmiyorum. Beraatimi talep ederim dedi." şeklinde beyanda bulunmuştur.
IV. GEREKÇE
Sivas ili, Ulaş ilçesi, Akkaya köyünde yer alan Sivas Kültür Varlılarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü’nün 25.05.2007 tarih ve 447 sayılı kararla tescil edilen Ambartarla Köprüsü üzerinden sanığın yetkilisi olduğu şirkete ait ağır tonajlı araçların geçmesi sebebiyle köprüye zarar verildiğinden bahisle sanık hakkında 2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan kamu davası açıldığı, mahkemece arkeolog ve inşaat bilirkişisi eşliğinde 28.04.2016 tarihinde keşif yapıldığı, 04.05.2016 tarihli arkeolog bilirkişi raporunda köprüye gerek ağır tonajlı vasıtalarca gerekse de definecilerce zarar verildiği, bu durumun ise 2863 sayılı Kanun'un 9 uncu maddesinde belirtilen korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ve koruma alanları ile sit alanlarında inşai ve fiziki müdahalede bulunulamaz, bunlar yeniden kullanıma açılamaz veya kullanımları değiştirilemez hükmüne muhalefet edildiği kanaatine varıldığının bildirildiği, 29.04.2016 tarihli inşaat bilirkişisi raporunda köprünün ömrü, köprünün ömrü boyunca kaldığı (donma, çözünme,sel suları vb.) doğal olaylardan dolayı meydana gelen aşınmalar, köprünün kemer kısmında deformasyona(taşıyıcı sistemin elemanlarından olan bir taşın eksik olması) uğramış olan kısımların da etkisiyle iyice zayıflamış olan tarihi köprünün üzerinden yine ağır tonajlı araçlarında geçmeleri durumunda bunlarında zarar verebileceğinin belirtildiği, 18.12.2015 tarihli tutanak ile sanığa ait şirketin suça konu köprüyü kullandığının sabit olması, alınan bilirkişi raporları dikkate alındığında sanığa ait şirketin araçlarının suça konu köprüyü kullanarak 2863 sayılı Kanun 9 uncu madde kapsamında fiziki müdahalede bulunulduğu anlaşılmakla;
2863 sayılı Kanunun 7. maddesinde 6498 sayılı Kanun ile getirilen değişikliğin amacının, korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlığı ya da sit alanı olarak tescil kararlarının, ilgililerince öğrenilmesini sağlamak olduğu, başka bir deyişle, tek yapı ölçeğindeki kültür ve tabiat varlıkları yönünden tebliğ; sit alanları yönünden Resmi Gazetede yayım ve internet üzerinden duyuru kurallarının, kişilerin, sahip oldukları veya kullandıkları taşınmazların durumunu bilmelerini ve ona göre hareket etmelerini sağlama amacı taşıdığı, belirtilen kuralların, 2863 sayılı Kanunun 65. maddesinde düzenlenen suçun oluşumu için şekil şartı niteliği bulunmayıp, aksi yöndeki kabulün, 6498 sayılı Kanunun amacına da ters düşeceği;
Dolayısıyla, sözü edilen değişiklik öncesinde yapılan tescil işlemleri bakımından, tek yapı ölçeğindeki kültür ve tabiat varlıkları ile korunma alanlarına ilişkin olarak, taşınmaza ait tapu kaydının beyanlar hanesinde tescil şerhi bulunup bulunmadığına; sit alanları, tabiat varlıkları ve tek yapı ölçeğinde tescil edilen taşınmazlar da dâhil olmak üzere malikleri idarece tespit edilemeyen taşınmazlara ilişkin olarak, şerhin varlığına veya tescil kararının mahallinde mutat vasıtalarla ilan edilip edilmediğine bakılması gerektiği;
Diğer yandan, taşınmaz bir varlığın korunması gerekli kültür ve tabiat varlığı olarak tescil edilmesinin ya da bir bölgenin, doğal, tarihi ve kültürel özellikleri nedeniyle sit alanı olarak belirlenmesinin, taşınmazın veya bölgenin özel bir statüye tabi tutulması gerektiği ve taşınmaz üzerinde ya da bölge içerisinde keyfi uygulamalarda bulunulamayacağı anlamına geldiği, bu bakımdan kural olarak, 6498 sayılı Kanun değişikliği sonrası tebliğ yayım internette duyuru; anılan değişiklik öncesi ise şerh ilan yöntemleri ile taşınmazın ya da bölgenin tescilinden ilgililerin haberdar olmalarının sağlanacağı;
Bununla birlikte, Türk Medeni Kanununda yer alan “iyi niyet” kuralının genel bir hukuk ilkesi olarak kabul edilip, 2863 sayılı Kanunun 65. maddesinde düzenlenen suç tiplerine yönelik sübut değerlendirmesinde de dikkate alınmasının zorunlu olduğu, başka bir deyişle, 6498 sayılı Kanun değişikliği öncesinde yapılan tescil işlemleri yönünden, taşınmaza ait tapu kaydının beyanlar hanesinde şerh bulunmayıp, tescil kararı mahallinde mutat vasıtalarla ilan edilmemiş olsa dahi, failin, taşınmazın ya da bölgenin tescilinden haberdar olduğuna dair beyanının göz ardı edilemeyeceği, zira, maliki olduğu veya kullandığı taşınmazın korunması gerekli nitelik taşıdığını ya da sit özelliğiyle bölgesel bazda koruma altına alınan bir alanda bulunduğunu bilen kişinin, taşınmaz üzerinde dilediği zaman dilediği şekil ve kapsamda uygulama yapamayacağını, taşınmazın ya da bölgenin özel statüsünün mümkün kıldığı ölçüde, kamu kurumlarınca yürütülecek izin prosedürü çerçevesinde inşai ve fiziki müdahalelerde bulunabileceğini de bilmesi gerektiği, yapı ya da bölge bazında tescil kararından haberdar olduğu halde, ilgili kurumlara başvurarak, gerçekleştirmeyi düşündüğü inşai uygulamaya yönelik izin almayıp keyfi hareket eden kişinin iyi niyetinden söz edilemeyeceği, dolayısıyla, taşınmazın ya da bölgenin niteliğini bilerek izinsiz inşai ve fiziki müdahalede bulunan ya da başlangıçta bilmeyip, kamu görevlilerince düzenlenen zabıt ve tutanaklar ile durumu öğrendiği halde müdahalesine devam eden failin, hukuki koruma altına alınamayacağı;
Ayrıca, hukuka aykırı zeminde gerçekleştirilen fiiller bakımından da failin iyi niyetinden bahsetmenin mümkün bulunmadığı, başka bir deyişle, Dairemizce incelenen dosyalarda sıkça karşılaşıldığı gibi, hazineye ait veya devletin hüküm ve tasarrufundaki taşınmazlar üzerinde inşai ve fiziki müdahale yapılması durumunda, tescil kararının mahallinde mutat vasıtalarla ilan edilip edilmemesinin sonuca etkili olmayacağı, zira bu halde failin, maliki olmadığı veya hukuka uygun şekilde yararlanma hakkını elde etmediği taşınmaza müdahalede bulunduğunu ve fiilinin hukuki korumadan yoksun olduğunu bildiğinin kabulü gerektiği, hukuka aykırı zeminde gerçekleştirilen inşai ve fiziki müdahaleler yönünden ilan kuralı aranmasının, hayatın olağan akışına ve mantık ilkelerine de uygun düşmediği;
Bu kapsamda somut olay değerlendirildiğinde; sanığın dava konusu yerin korunması gerekli kültür varlığı niteliğine haiz olduğunu bilmediğine dair savunmaları karşısında; dava konusu yerin tesciline dair kurul kararının mahallinde mutad vasıtalarla ilan edilip edilmediğinin, ilgili, belediye, muhtarlık, kaymakamlık, valilik gibi kurumlardan sorulması, aynı zamanda tescil kararının Resmi Gazete'de ilan edilip edilmediğinin araştırılması, dava konusu yerin niteliğinin bölge halkı tarafından bilinip bilinmediği hususunun kolluk vasıtası ile araştırılması, taş ocağına ait devir sözleşmesinin dosya arasına getirtilerek suça konu alanın niteliğine ilişkin ve ağır tonajlı araçların köprüden geçmemeleri yönünde kurul kararının tebliğine ilişkin bilgi ve belge olup olmadığı araştırılarak ve sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerektiği gözetilmeksizin, eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm tesisi hukuka aykırı görülmüştür.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerleSivas 6. Asliye Ceza Mahkemesinin, 15.06.2016 tarihli ve 2016/95 Esas, 2016/543 Karar sayılı Kararına yönelik katılan vekilinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
11.01.2024 tarihinde karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_yargitay
Taranan Tarih: 25.01.2026 15:30:52