Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
12. Ceza Dairesi
Yargıtay Kararı
2023/4944
2023/4161
18 Ekim 2023
MAHKEMESİ: Ceza Dairesi
SAYISI: 2023/651 E., 2023/584 K.
SUÇ: Taksirle öldürme
HÜKÜM: Düzeltilerek istinaf başvurularının esastan reddi kararı
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: Temyiz istemlerinin esastan reddi ile hükmün onanması
İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
-
Mersin 16. Asliye Ceza Mahkemesinin, 03.02.2023 tarihli ve 2022/793 Esas, 2023/133 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında taksirle öldürme suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 85 inci maddesinin birinci fıkrası, 22 nci maddesinin üçüncü fıkrası ve 63 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca 7 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve mahsuba karar verilmiştir.
-
Adana Bölge Adliye Mahkemesi 14. Ceza Dairesinin, 19.04.2023 tarihli ve 2023/651 Esas, 2023/584 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık müdafiinin ve katılan vekilinin istinaf başvuruları üzerine yapılan incelemede 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrası ve 303 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca İlk Derece Mahkemesinin kararındaki sanık hakkında bilinçli taksir hükmü uygulanırken 5237 sayılı Kanun’un 22 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca uygulama yapıldığının belirtilmemesi, dava konusu olayla ilgisi bulunmadığı hâlde adlî emanetin 2022/11193 sırasında kayıtlı 6 adet biyolojik svap ile 2 adet kan örneğinin dosyada delil olarak saklanmasına karar verilmesi, hükmedilen yargılama giderlerine otopsi giderlerinin dâhil edilmemesi ve katılan kendisini vekille temsil ettirmesine rağmen lehine vekâlet ücreti hükmedilmemesi biçimindeki hukuka aykırılıkların düzeltilerek istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
-
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca özet olarak; sanık müdafiinin ve katılan vekilinin temyiz istemlerinin esastan reddi ile hükmün onanmasına karar verilmesi görüşünü içeren 19.06.2023 tarihli ve 2023/72854 sayılı Tebliğname ile dava dosyası Daireye tevdi edilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
A. Katılan Vekilinin Temyiz Sebepleri
Katılan vekilinin temyiz sebepleri; sanık sübut bulan eylemi olası kastla işlemesine rağmen suçun bilinçli taksirle işlendiği kabul edilip, suç vasfında yanılgıya düşüldüğüne ilişkindir.
B. Sanık Müdafiinin Temyiz Sebepleri
Sanık müdafiinin temyiz sebepleri; sanığa kusur izafe eden trafik kaza tespit tutanağındaki açıklamaların kendi içinde çelişkili oluşu ve bu tutanak esas alınmak suretiyle soruşturma evresinde Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi tarafından hazırlanan raporun yetersiz olması nedeniyle kusur durumuna ilişkin yeniden rapor alınması gerektiği gözetilmeden, kazanın yaya geçidinde gerçekleştiğinin ve sanığın tam kusurlu olduğunun kabulü ile eksik araştırma ve inceleme neticesinde sanık hakkında mahkûmiyet hükmü kurulduğuna, sanığın alkollü olmasının kazanın meydana gelmesinde özellikle bir etkisi bulunmadığı ve yasal koşulları oluşmadığı hâlde suçun bilinçli taksirle işlendiği kabul edilip, suç vasfında yanılgıya düşüldüğüne, yasal ve yeterli gerekçeye dayanılmaksızın temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak belirlenmesinin, hükmolunan cezada 5237 sayılı Kanun’un 22 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca üst sınırdan (1/2) oranında artırım yapılmasının, sanık lehine 5237 sayılı Kanun'un "Takdiri indirim nedenleri" başlıklı 62 nci maddesinin ve diğer kişiselleştirme kurumları olan hükmün açıklanmasının geri bırakılması, erteleme ve hapis cezasının adlî para cezası seçenek yaptırımına ya da diğer seçenek tedbirlere çevrilmesi hükümlerinin uygulanmamasının isabetsiz olduğuna ve vesaire ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Temyizin kapsamına göre;
A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü
- İlk Derece Mahkemesince, 06.10.2022 tanzim tarihli ölümlü/yaralanmalı trafik kazası tespit tutanağı ve tutanakta yer alan kaza yeri krokisi, kaza öncesi, kaza anı ve kaza sonrası ile ilgili olay yerindeki kız öğrenci yurdunun güvenlik kameraları tarafından kaydedilen görüntülerin çözümüne ilişkin 07.10.2022 tarihli görüntü inceleme tutanağı, sanık sürücünün alkollü olup olmadığını tespite yönelik 06.10.2022 tarihli tıbbî laboratuvar tetkik sonuç raporu, ölen yayanın ölüm sebebinin tespitine ilişkin Mersin Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 13.10.2022 tarihli ölü muayene ve otopsi tutanağı, soruşturma evresinde alınan Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesinin 15.11.2022 tarihli raporu başta olmak üzere dosyada mevcut belge ve bilgiler, soruşturma ve kovuşturma evrelerinde alınan beyanlarla birlikte dikkate alınarak yapılan değerlendirmede;
Sanık sürücü İsmail'in, sevk ve idaresindeki otomobil ile 06.10.2022 tarihinde saat 21.40 sıralarında, açık havada, gece vakti, aydınlatması mevcut ve azami hız limitinin 70 kilometre/saat olarak belirlendiği yerleşim yeri içinde, bölünmüş, toplam 7 metre genişliğindeki iki şeritli, asfalt kaplama, yüzeyi kuru, yatay güzergâhı düz, düşey güzergâhı eğimsiz, görüşe engel bir durumun ve yol sorununun bulunmadığı caddede, yolcu koltuğunda oturan arkadaşı tanık Süleyman ile birlikte beyanına göre 50 55 kilometre/saat hızla seyir hâlindeyken, gidiş istikametine göre yolun solundan sağına yaya geçidi üzerinden karşıdan karşıya geçmeye çalışan Melisa'ya aracının ön kısımlarıyla yaya geçidi üzerinde sol şeritte önlemsizce çarpması akabinde 22 metre ileriye savrulan yayanın kafa ve genel beden travmasına bağlı kafatası, pelvis, lomber vertebra, sakrum ve ekstiremite kırıkları ile birlikte beyin kanaması, iç organ yaralanmasından gelişen iç kanama ve pnömotoraks ile bunlara bağlı gelişen komplikasyonlar sonucu öldüğü, otomobilin hızı ve fren izi uzunluğuna ilişkin herhangi bir belirleme yapılmadığı, kazanın ardından aracını çarpma noktasından 60 metre ileride sağda durdurarak olay yerini terk eden ve yaklaşık 20 dakika sonra olay yerine gelerek kolluk görevlilerine paniklemesinden dolayı olay yerinden uzaklaştığını ifade eden sanığın, aynı gün saat 22.28'de istenilen tetkike göre 224 miligram / desilitre 2,240 promil alkollü olduğunun belirlendiği, ayrıca, sanığın, (B), (B1), (F), (M) sınıfı sürücü belgesinin mevcut olduğunun tespit edildiği, olayın başlangıç ve gelişim süreci ile sonuçlarının bu şekilde gerçekleştiği kabul edilmiştir.
-
Katılan ...; kazayla ilgili görgüye dayalı bilgisinin bulunmadığını beyan etmiş, ölenin babası olan şikâyetçi İsa'nın duruşmanın 06.01.2023 tarihli ilk oturumunda talebine uygun olarak davaya katılmasına karar verilmiştir.
-
Sanık ...; sevk ve idaresindeki otomobil ile yolcu koltuğunda oturan arkadaşı tanık Süleyman ile birlikte 50 55 kilometre/saat hızla seyirle geldiği kız yurdunun bulunduğu yerdeki yaya geçidinin olduğu yerden geçtiği esnada, bir bayanın birden aracın önüne doğru çıktığını ve bu nedenle kazanın gerçekleştiğini, alkollü ... kullanması sebebiyle pişman olduğunu, kazadan dolayı ölenin ailesinden özür dilediğini; ancak kusurunun bulunmadığını beyanla üzerine atılı suçlamayı kabul etmemiştir.
-
Tanık Süleyman kovuşturma evresindeki yeminli anlatımında; "... Ben olay günü alkol alarak İsmail'in yanına gittim, o fazla alkol almamıştı, beraber onun aracına bindik, aracı o sürüyordu, olay mahalline geldiğimizde müteveffanın da içinde bulunduğu 3 kişi yola aniden çıktı, kaza kaçınılmazdı ve İsmail çarpmak durumunda kaldı, hızına dikkat etmedim, ancak hızı normaldi, çok hızlı değildi... Görüş açımızı engelleyen orta refüjde ağaçlar vardı, kamera kayıtlarında görüleceği üzerine kaldırımda 3 kişi yola doğru geliyor, ancak 1 kişi yola çıkıyor, kaza bu şekilde gerçekleşiyor." şeklinde beyanda bulunmuştur.
-
Kusur durumuna ilişkin olarak;
a) 06.10.2022 tanzim tarihli ölümlü/yaralanmalı trafik kazası tespit tutanağında; sanığın, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 74 üncü maddesindeki "Sürücüler, görevli bir kişi veya ışıklı trafik işareti bulunmayan ancak trafik işareti veya levhalarıyla belirlenmiş... yaya veya okul geçitlerine yaklaşırken yavaşlamak, varsa buralardan geçen veya geçmek üzere bulunan yayalara durarak ilk geçiş hakkını vermek zorundadırlar." ve aynı Kanun'un 47 nci maddesindeki "Karayollarından faydalananlar...Trafik işaret levhaları, cihazları ve yer işaretlemeleri ile belirtilen veya gösterilen hususlara... Uymak zorundadırlar." kurallarını ihlâl etmesi nedeniyle asli ve tam kusurlu olduğu, ölen yayanın herhangi bir kusurunun bulunmadığı,
b) Soruşturma evresinde alınan Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesinin 15.11.2022 tarihli raporunda; sanığın, idaresindeki otomobil ile gece vakti aydınlatma bulunan meskun mahalde seyrini temkinli ve tedbirli sürdürmesi, kendisine hitaplı trafik işaret levhalarını, mahal şartlarını ve yaya geçidini de dikkate alarak hızını azaltması, ilk geçiş hakkını yaya geçidi üzerinden geçiş yapan yayaya vermesi, taşıt yolu üzerinde geçiş yapan yayayı fark ettiğinde zamanında etkin tedbir alması gerekirken bu hususlara riayet etmeyerek kontrolsüzce ve mahal şartları üzerindeki mevcut hızıyla gelerek tedbir almadan yayaya çarptığı olayda dikkat ve özen yükümlülüklerine aykırı davranışları ile asli ve tamamen kusurlu olduğu, ölen yayanın herhangi bir kusurunun bulunmadığı,
Belirtilmiştir.
-
İlk Derece Mahkemesince, kusur durumuna ilişkin Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesinin 15.11.2022 tarihli raporuna itibar edilip, kazanın oluşumunda sanığın asli ve tam kusurlu olduğu, ayrıca, kaza anında güvenli sürüş yeteneğini ortadan kaldıracak ölçüde alkollü olan sanığın bilinçli taksirle hareket ettiği kabul edilerek, bir kişinin ölümünden dolayı sanık hakkında 5237 sayılı Kanun'un 85 inci maddesinin birinci fıkrasında tanımı yapılan taksirle öldürme suçundan mahkûmiyet hükmü kurulmuştur.
-
İlk Derece Mahkemesince, sanık hakkında 5237 sayılı Kanun'un 85 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca kurulan mahkûmiyet hükmünde, "Sanığın olay tarihinde yüksek alkollü olması, kaza neticesinde suç tarihi itibariyle 19 yaşında bir insanın vefatı sebebiyle meydana gelen tehlike ve zararın ağırlığı, sanığın ATK ve kaza tespit tutanağına göre kusurunun ağırlığı" biçimindeki gerekçelerle temel ceza alt sınırdan uzaklaşılıp 5 yıl hapis cezası olarak belirlenmiş, suçun bilinçli taksirle işlenmesinden dolayı hükmolunan cezada 5237 sayılı Kanun'un 22 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca alınan alkol miktarı dikkate alınarak takdîren (1/2) oranında artırım yapılıp, sonuç ceza 7 yıl 6 ay hapis cezası olarak tayin edilmiş, hüküm kesinleşmeden önce gerçekleşen ve şahsî hürriyeti sınırlama sonucunu doğuran bütün hâller nedeniyle geçirilmiş süreler 5237 sayılı Kanun'un 63 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca sanığa hükmolunan hapis cezasından indirilmiş, müdafii tarafından mahkûmiyet hükmü kurulması hâlinde lehine olan kanun maddelerinin uygulanması talep edilen sanık hakkında, "Sanığın olay tarihinde yüksek alkollü olması öngörülebilir neticeyi yüksek alkollü ... kullanmak suretiyle gerçekleştirdiği kazada 19 yaşında bir insanın vefat etmiş oluşu dikkate alınarak takdiren" biçimindeki gerekçelerle 5237 sayılı Kanun'un "Takdiri indirim nedenleri" başlıklı 62 nci maddesi uygulanmamış, hükmedilen sonuç ceza gözetildiğinde diğer kişiselleştirme kurumları olan hükmün açıklanmasının geri bırakılması, erteleme ve hapis cezasının adlî para cezası seçenek yaptırımına ya da diğer seçenek tedbirlere çevrilmesi hükümlerinin yasal engelden dolayı uygulanamayacağı sonucuna varılmıştır.
-
Sanığın, adlî sicil kaydı ve resmî nüfus kayıt örneği dava dosyasında mevcut olup, kaza tarihinde 22 yaşını doldurduğu ve sabıkasız olduğu anlaşılmıştır.
B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü
Bölge Adliye Mahkemesi tarafından, İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olay ve olgularda bir isabetsizlik görülmediği; İlk Derece Mahkemesinin kararındaki sanık hakkında bilinçli taksir hükmü uygulanırken 5237 sayılı Kanun’un 22 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca uygulama yapıldığının belirtilmemesi, dava konusu olayla ilgisi bulunmadığı hâlde adlî emanetin 2022/11193 sırasında kayıtlı 6 adet biyolojik svap ile 2 adet kan örneğinin dosyada delil olarak saklanmasına karar verilmesi, hükmedilen yargılama giderlerine otopsi giderlerinin dâhil edilmemesi ve katılan kendisini vekille temsil ettirmesine rağmen lehine vekâlet ücreti hükmedilmemesi biçiminde tespit edilen hukuka aykırılıkların ise 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrası ve 303 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca düzeltildiği anlaşılmıştır.
IV. GEREKÇE
A. Eksik İncelemeye ve Kusur Durumuna İlişkin Temyiz Sebepleri Yönünden
Dosyada mevcut 06.10.2022 tanzim tarihli ölümlü/yaralanmalı trafik kazası tespit tutanağı, kaza öncesi, kaza anı ve kaza sonrası ile ilgili olay yerindeki kız öğrenci yurdunun güvenlik kameraları tarafından kaydedilen görüntülerin çözümüne ilişkin 07.10.2022 tarihli görüntü inceleme tutanağı, olayın gerçekleşme şekli ile sanığın taksirli davranışlarını dosyada mevcut delil durumuna uygun ve teknik verilere dayalı olarak açıklayan Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesinin 15.11.2022 tarihli raporu birbirleriyle uyumlu olup, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlar yeterince açıklığa kavuştuğu durumda artık yeni bir bilirkişi incelemesi yapılmasına gerek bulunmadığı da gözetildiğinde, sübuta yönelik gerekli araştırma ve incelemelerin yapıldığı, dava dosyasının tekemmül ettirildiği, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, bu bağlamda maddî sorunun isabetli bir şekilde tespit edilerek, kazanın meydana geliş nedeni kuşkuya yer vermeyecek şekilde saptanıp, kazaya etken kusurlu davranışların sanık tarafından gerçekleştirildiğinin doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, sanık müdafiinin eksik incelemeye ve kusur durumuna ilişkin temyiz sebepleri yerinde görülmemiş, hükümde bu nedenlere dayalı hukuka aykırılık bulunmamıştır.
B. Suç Vasfına İlişkin Temyiz Sebepleri Yönünden
-
Gerek öğreti gerek yerleşmiş yargısal kararlarda yer alan kabullere göre gerçekleşmesi muhakkak görünen neticenin sanık tarafından bilinmesi ve istenmesi hâlinde doğrudan kasıt, öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesine kayıtsız kalınması durumunda olası kasıt, öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesinin istenmemesine rağmen neticenin meydana gelmesinin engellenemediği durumda bilinçli taksir, öngörülebilir neticenin özen yükümlülüğüne aykırı hareket edilmiş olması nedeniyle öngörülmediği hâllerde ise basit taksir söz konusu olacaktır.
-
Öte yandan, Adli Tıp Kurumu 5. İhtisas Kurulu tarafından, 1,01 promil ve üzerinde kan alkol düzeyine sahip sürücülerin bireysel farklılıkları ortadan kaldırabilecek ölçüde alkollü olduklarının, bu seviyede alkol tesiri altındaki sürücülerin emniyetli sürüş yeteneklerinin olumsuz olarak etkilendiğinin, kandaki alkol oranının her saat için ortalama 0,15 promil azaldığının bilimsel olarak kabul edilmesi gerektiği ifade edilmektedir.
-
Başlangıç ve gelişim süreci ile sonuçları Olay ve Olgular başlığı altında (A 1) paragrafında ayrıntılı olarak açıklanan somut olayda; kazadan yaklaşık 48 dakika sonra yapılan ölçümde 2,240 promil alkollü olduğu belirlenen ve kandaki alkol oranının her saat için ortalama 0,15 promil azaldığına dair Adli Tıp Kurumu 5. İhtisas Kurulunun raporlarında yer alan yerleşmiş kabulüne göre olay anındaki alkol düzeyi yaklaşık 2,36 promil olan sanığın, güvenli sürüş yeteneğini ortadan kaldıracak ölçüde alkollü olmasına rağmen direksiyon başına geçip, yönetimindeki otomobili sürmeye devam ettiği, sürüşle ilgili becerilerinde azalma olduğu ve bu hâli ile yaralama ya da ölüme neden olabileceğini öngördüğü hâlde tecrübesine, şoförlük yeteneklerine, gece olması nedeniyle trafiğin az olacağına, özellikle de şansına güvendiği, böyle bir zanla objektif dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı hareket ederek, yaya geçidi üzerinden karşıdan karşıya geçmeye çalışan yayaya önlemsizce çarpıp, yayanın ölümüyle sonuçlanan trafik kazasına sebep olduğu, bununla birlikte meydana gelen muhtemel sonucu kayıtsız kalarak kabullendiğine ve arzuladığına dair dosya kapsamında herhangi bir delil bulunmadığı, bu nedenle olası kastın uygulanma koşullarının oluşmadığı, gerçekleşmesini istemediği ancak öngördüğü sonucun meydana gelmesini engelleyecek şekilde objektif özen yükümlülüğüne uygun davranmayan sanığın bir kişinin ölümüne neden olma eyleminde bilinçli taksirle hareket ettiği, sonuç olarak sanığın eylemine uyan suç vasfının doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, sanık müdafiinin ve katılan vekilinin suç vasfına ilişkin temyiz sebepleri yerinde görülmemiş, hükümde bu nedene dayalı hukuka aykırılık bulunmamıştır.
C. Temel Ceza Miktarına İlişkin Temyiz Sebebi Yönünden
-
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 13.10.2020 tarihli ve 2017/12 833 Esas, 2020/415 Karar sayılı kararında açıklandığı üzere; taksirle işlenen suçlarda, 5237 sayılı Kanun'un "Taksir" başlıklı 22 nci maddesinin dördüncü ve aynı Kanun'un "Cezanın belirlenmesi" başlıklı 61 inci maddesinin birinci fıkralarında yer alan düzenlemeler birlikte göz önüne alınarak, failin kusur durumu öncelikle değerlendirilip, suçun işleniş biçimi, suçun işlendiği zaman ve yer, suç konusunun önem ve değeri, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı, failin taksire dayalı kusurunun ağırlığı ölçütleri dikkate alınarak temel cezanın belirlenmesi ve temel ceza belirlenirken kasıtlı suçlarda uygulanması mümkün olan 5237 sayılı Kanun'un 61 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendindeki "suçun işlenmesinde kullanılan araçlar", (f) bendindeki "failin kasta dayalı kusurunun ağırlığı" ve (g) bendindeki "failin güttüğü amaç ve saik" ölçütlerine dayanılmaması gerekir.
-
Ayrıca, 5237 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan "Suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur." biçimindeki düzenleme uyarınca işlenen fiil ile hükmolunan ceza ve güvenlik tedbirleri arasında orantı bulunması, böylece suç işlenmesiyle bozulan toplum düzeninde adaletin sağlanması için suç işleyen kimseye uygulanacak yaptırımın haklı ve ölçülü olması gerektiği de göz önünde bulundurulmalıdır.
-
Bu açıklamalar ışığında incelenen dosyada; tam kusurlu olarak bir kişinin ölümüne neden olan sanık hakkında, 5237 sayılı Kanun'un 85 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası tayin ve takdir etmek durumunda olan İlk Derece Mahkemesince, meydana gelen zararın ve sanığın taksire dayalı kusurunun ağırlığı gözetilerek, yerinde, yeterli ve kanunî gerekçelerle temel cezanın 5 yıl hapis cezası olarak belirlenmesinin, işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı, hak, adalet ve nasafet kuralları ile dava dosyası içeriğine uygun olduğu anlaşıldığından, sanık müdafiinin temel ceza miktarına ilişkin temyiz sebebi yerinde görülmemiş, hükümde bu nedene dayalı hukuka aykırılık bulunmamıştır.
D. Bilinçli Taksir Artırım Oranına İlişkin Temyiz Sebebi Yönünden
Olay anındaki alkol düzeyi yaklaşık 2,36 promil olan sanığın, yönetimindeki otomobil ile yaya geçidi üzerinden karşıdan karşıya geçmeye çalışan yayaya önlemsizce çarpıp, tam kusurlu olarak yayanın ölümüyle sonuçlanan trafik kazasına neden olduğu ve bilinçli taksirle hareket ettiği sabit ise de, bilinçli taksir oluşturan hâlin güvenli sürüş yeteneğini ortadan kaldıracak ölçüde alkollü olarak ... kullanmaktan ibaret olduğu, bu durumda, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 15.01.2019 tarihli ve 2017/12 701 Esas, 2019/6 Karar sayılı kararında da açıklandığı üzere; somut olayın özellikleri de gözetilerek, bilinçli taksir oluşturan hâlin, niteliği, gerçekleştirilme şekli ve sayısı gibi kriterlere göre bir değerlendirme yapılıp, 5237 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesinin birinci fıkrasında "Suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur." biçiminde düzenlenen orantılılık ilkesine de aykırı düşmeyecek şekilde artırım oranı belirlenmesi gerekirken, temel cezada üçte birden yarıya kadar artırım öngören 5237 sayılı Kanun'un 22 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, "aldığı alkol miktarı da dikkate alınarak" şeklindeki yetersiz gerekçelerle üst sınırdan (1/2) oranında artırım yapılmasının isabetsiz ve orantılılık ilkesine de aykırı olduğu anlaşıldığından, sanık müdafiinin bilinçli taksir artırım oranına ilişkin temyiz sebebi yerinde görülmüş, hükümde bu nedene dayalı hukuka aykırılık bulunmuştur.
E. Takdirî İndirim Nedenlerinin Uygulanmamasına İlişkin Temyiz Sebebi Yönünden
-
5237 sayılı Kanun'un "Takdiri indirim nedenleri" başlıklı 62 nci maddesinin, 27.05.2022 tarihli ve 31848 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7406 sayılı Türk Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 1 inci maddesi ile değişik ikinci fıkrasında, takdirî indirim nedeni uygulanıp uygulanmayacağına karar verilirken göz önünde bulundurulması gereken kriterler, "... failin geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki pişmanlığını gösteren davranışları veya cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri..." şeklinde sınırlı olarak sayılmış, ayrıca, duruşmadaki mahkemeyi etkilemeye yönelik şeklî tutum ve davranışların, takdirî indirim nedeni olarak dikkate alınamayacağı ve takdirî indirim nedenlerinin kararda gerekçeleriyle gösterilmesi gerektiği ifade edilmiştir.
-
Bu açıklamalar ışığında incelenen dosyada; tam kusurlu eyleminden dolayı bir kişinin ölümüne neden olan ve gerek kazadan sonra gerek yargılama sürecinde pişmanlığını samimi olarak gösterdiği herhangi bir davranışı tespit edilemeyen sanığı yargılama sırasında bizzat gözlemleyen ve olumlu kanaate ulaşmayan İlk Derece Mahkemesince, sanık hakkında "Sanığın olay tarihinde yüksek alkollü olması öngörülebilir neticeyi yüksek alkollü ... kullanmak suretiyle gerçekleştirdiği kazada 19 yaşında bir insanın vefat etmiş oluşu dikkate alınarak takdiren" biçimindeki gerekçelerle takdirî indirim nedeni uygulanmamasına karar verilmesinin hak, adalet ve nasafet kuralları ile dava dosyası içeriğine uygun olduğu anlaşıldığından, sanık müdafiinin takdirî indirim nedenlerinin uygulanmamasına ilişkin temyiz sebebi yerinde görülmemiş, hükümde bu nedene dayalı hukuka aykırılık bulunmamıştır.
F. Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması, Erteleme, Hapis Cezasının Adlî Para Cezası Seçenek Yaptırımına veya Diğer Seçenek Tedbirlere Çevrilmesi Hükümlerinin Uygulanmamasına İlişkin Temyiz Sebepleri Yönünden
5271 sayılı Kanun’un 231 inci maddesinin beşinci fıkrası uyarınca sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza iki yıl veya daha az süreli hapis veya adlî para cezası ise hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebileceği, 5237 sayılı Kanun'un 51 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca fiili işlediği sırada onsekiz yaşını doldurmuş ve altmışbeş yaşını bitirmemiş olanların iki yıl veya daha az süreyle hapis cezasına mahkûm edilmeleri hâlinde cezalarının ertelenebileceği, 5237 sayılı Kanun'un 49 uncu maddesinin ikinci fıkrası ile aynı Kanun'un 50 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca hükmedilen bir yıl veya daha az süreli kısa süreli hapis cezasının adlî para cezası seçenek yaptırımına ya da diğer seçenek tedbirlere çevrilebileceği ve 5237 sayılı Kanun'un 50 nci maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan "Taksirli suçlardan dolayı hükmolunan hapis cezası uzun süreli de olsa; bu ceza, diğer koşulların varlığı halinde, birinci fıkranın (a) bendine göre adlî para cezasına çevrilebilir. Ancak, bu hüküm, bilinçli taksir halinde uygulanmaz." şeklindeki düzenleme uyarınca bilinçli taksirle işlenen suçtan dolayı hükmolunan uzun süreli hapis cezasının adlî para cezası seçenek yaptırımına çevrilemeyeceği dikkate alındığında, yapılan yargılama sonunda 7 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilen sanık hakkında, sözü geçen kişiselleştirme kurumlarının yasal engelden dolayı uygulanamayacağı anlaşıldığından, sanık müdafiinin hükmün açıklanmasının geri bırakılması, erteleme, hapis cezasının adlî para cezası seçenek yaptırımına veya diğer seçenek tedbirlere çevrilmesi hükümlerinin uygulanmamasına ilişkin temyiz sebepleri yerinde görülmemiş, hükümde bu nedenlere dayalı hukuka aykırılık bulunmamıştır.
G. Diğer Temyiz Sebepleri Yönünden
Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfının doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, sanık müdafiinin yerinde görülmeyen diğer temyiz sebepleri de reddedilmiştir.
V. KARAR
Gerekçe bölümünün (D) bendinde açıklanan nedenle sanık müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden Adana Bölge Adliye Mahkemesi 14. Ceza Dairesinin, 19.04.2023 tarihli ve 2023/651 Esas, 2023/584 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Hükmolunan ceza miktarı ve tutuklulukta geçen süre dikkate alınarak sanığın ve sanık müdafiinin tahliye taleplerinin REDDİNE,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendi uyarınca Mersin 16. Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Adana Bölge Adliye Mahkemesi 14. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 18.10.2023 tarihinde karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_yargitay
Taranan Tarih: 25.01.2026 16:16:59