Karar Detayı

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

12. Ceza Dairesi

Daire / Kategori

Yargıtay Kararı

Esas No

2023/5634

Karar No

2023/3414

Karar Tarihi

27 Eylül 2023

MAHKEMESİ: Ceza Dairesi

SAYISI: 2022/1784 E., 2022/2387 K.

SUÇ: Taksirle öldürme

HÜKÜM: Düzeltilerek istinaf başvurularının esastan reddi kararı

TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: Temyiz istemlerinin esastan reddi ile hükmün onanması

İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ

  1. Ankara 31. Ağır Ceza Mahkemesinin, 16.06.2022 tarihli ve 2021/415 Esas, 2022/256 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında taksirle öldürme suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 85 inci maddesinin ikinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası ve 63 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca 8 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve mahsuba karar verilmiştir.

  2. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 12. Ceza Dairesinin, 31.10.2022 tarihli ve 2022/1784 Esas, 2022/2387 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık müdafiinin, katılanlar... vekilinin, katılanlar ...ve ... vekilinin istinaf başvuruları üzerine yapılan incelemede 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi ve aynı Kanun'un 303 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca İlk Derece Mahkemesinin kararındaki sanığın sürücü belgesinin geri alınmamasına ve adlî emanete alınan 1 adet otobüsün yakıt deposu ile kapalı ağız kısmının sahibine iadesi yerine dosyada delil olarak saklanmasına ilişkin hukuka aykırılıkların düzeltilerek istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.

  3. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca özet olarak; sanık müdafiinin ve katılanlar ...ve ..... vekillerinin temyiz istemlerinin esastan reddi ile hükmün onanmasına karar verilmesi görüşünü içeren 13.12.2022 tarihli ve 2022/154429 sayılı Tebliğname ile dava dosyası Daireye tevdi edilmiştir.

  4. Dairemizin 18.04.2023 tarihli ve 2022/9926 Esas, 2023/1291 Karar sayılı kararı ile temyiz incelemesine konu gerekçeli kararın usûlüne uygun şekilde katılanlar ... ve ... vekili, katılanlar ... ve ... vekili, katılan ... vekili, katılan ... vekili, katılan ... vekili ile katılanlar ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'ya tebliği ile tebliğ tebellüğ evrakının ve hükmü temyiz etmeleri durumunda temyiz dilekçelerinin dava dosyasına eklenmesi ve bu durumda ileri sürülen yeni temyiz istemleri hakkında ek Tebliğname düzenlenmesinden sonra dava dosyasının, geri gönderilmek kaydıyla, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine karar verilmiştir.

  5. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 19.08.2023 tarihli ve 2023/85517 sayılı Tebliğnamesiz gönderme yazısı ile Dairemizin 18.04.2023 tarihli ve 2022/9926 Esas, 2023/1291 Karar sayılı kararında açıklanan eksikliklerin giderildiği belirtilerek dava dosyası tekrar Daireye tevdi edilmiştir.

II. TEMYİZ SEBEPLERİ

A. Katılanlar Vekillerinin Temyiz Sebepleri

  1. Katılanlar ...... vekilinin temyiz sebepleri; sanık sübut bulan eylemi olası kastla işlemesine rağmen ve olası kast koşullarının gerçekleşmediği değerlendirildiği takdirde ise bilinçli taksir hükmünün uygulanması gerekirken, suçun basit taksirle işlendiği kabul edilip, suç vasfında yanılgıya düşüldüğüne, temel cezanın alt sınırdan daha fazla uzaklaşılarak üst sınırdan belirlenmesi gerektiğinin gözetilmediğine, sanık hakkında yasal ve yeterli olmayan gerekçelere dayalı olarak 5237 sayılı Kanun'un 62 nci maddesinin uygulanmasının isabetsiz olduğuna ilişkindir.

  2. Katılanlar ...ve ... vekilinin temyiz sebepleri; temel cezanın alt sınırdan daha fazla uzaklaşılarak üst sınırdan belirlenmesi gerektiğinin gözetilmediğine, sanık hakkında yasal ve yeterli olmayan gerekçelere dayalı olarak 5237 sayılı Kanun'un 62 nci maddesinin uygulanmasının isabetsiz olduğuna ilişkindir.

B. Sanık Müdafiinin Temyiz Sebepleri

Sanık müdafiinin temyiz sebepleri; kolluk görevlileri tarafından 11.09.2021 tarihinde saat 02.00'de düzenlenen ve sanığın kazanın bir anlık dalgınlığına geldiği yönünde yanıtını içeren tutanağın hukuka aykırı olmasından dolayı hükme esas alınmaması gerektiği ve bu tutanağa dayalı olarak hazırlanan Adli Tıp Kurumu Ankara Trafik İhtisas Dairesinin kusur durumuna ilişkin raporunun yetersiz olduğu gözetilmeden, ölenlerin de kusurlu olduğu dikkate alınmadan, sanığın lehine olan deliller toplanmaksızın eksik araştırma ve inceleme neticesinde sanık hakkında mahkûmiyet hükmü kurulduğuna, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından ceza hukuku yargılaması uygulamalarına tamamen aykırı şekilde karar verildiğine ve vesaire ilişkindir.

III. OLAY VE OLGULAR

Temyizin kapsamına göre;

A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü

  1. İlk Derece Mahkemesince, 11.09.2021 tanzim tarihli ölümlü/yaralanmalı trafik kazası tespit tutanağı ve tutanakta yer alan kaza yeri krokisi, 11.09.2021 tanzim tarihli olay yeri inceleme raporu ve ekindeki olay yeri inceleme tespit tutanağı, olay yeri basit krokisi, 7 adet CD'de yer alan olay yeri görüntüleri, Kimlik Tespit Büro Amirliğinin 16.09.2021 tarihli uzmanlık raporu, Ankara Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğü Kimyasal İnceleme Şube Müdürlüğünün 04.10.2021 tarihli uzmanlık raporu, Ankara Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğü Biyolojik İnceleme Şube Müdürlüğünün 02.11.2021 tarihli uzmanlık raporu, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 11.09.2021 tarihli olay yeri inceleme ve ölü muayene tutanağı, kaza anını gösteren görüntülerin çözümüne ilişkin 11.09.2021 tarihli CD izleme tutanağı ve 11.04.2022 tarihli bilirkişi raporu, sanık sürücünün alkollü olup olmadığını tespite yönelik 11.09.2021 tarihli alkol raporu ve tıbbî tetkik sonuç raporu, Adli Tıp Kurumu Ankara Biyoloji İhtisas Dairesi Başkanlığının 11.09.2021 tarihli raporu, Ankara Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Dairesi Başkanlığının 15.09.2021 tarihli yangın raporu, ölen muavin ve ölen yolcunun ölüm sebeplerinin tespitine ilişkin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen ölü muayene tutanağı ile Adli Tıp Kurumu Ankara Morg İhtisas Dairesi Başkanlığının 21.01.2022 tarihli otopsi raporu, mağdur yolcuların sağlık durumlarına ilişkin raporlar, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 11.09.2021 tarihli bilirkişi inceleme ve tespit tutanağı ile makine mühendislerinden oluşan üç kişilik bilirkişi kurulunun hazırladığı 11.11.2021 tarihli rapor, kovuşturma evresinde alınan Adli Tıp Kurumu Ankara Trafik İhtisas Dairesinin 28.04.2022 tarihli raporu başta olmak üzere dosyada mevcut belge ve bilgiler, soruşturma ve kovuşturma evrelerinde alınan beyanlarla birlikte dikkate alınarak yapılan değerlendirmede;

Alkolsüz ve ehliyetli sanık sürücü...'in, yönetimindeki 2011 model ve lastikleri mevsim şartlarına uygun olan tek katlı ticari yolcu otobüsü ile 11.09.2021 tarihinde saat 00.42 sıralarında, açık havada, gece vakti, azami hız limitinin 82 kilometre/saat olarak belirlendiği aydınlatması mevcut yerleşim yerinde, 11,9 metre genişliğindeki bölünmüş, üç şeritli, asfalt kaplama, yüzeyi kuru, yatay güzergâhı düz, düşey güzergâhı eğimsiz, görüşe engel bir durumun ve yol sorunun bulunmadığı caddede, beyanına göre 70 72 kilometre/saat hızla seyir hâlindeyken, dalgın, dikkatsiz olması ve aracının teknik özelliklerini göz önünde bulundurmaması nedeniyle idaresindeki otobüsün yolun sağından yol dışı kalarak, önce yolun sağındaki baş üstü levhasına çarptığı, ardından yan varyanta girip yolun sağındaki yaya kaldırımına çıkarak Gordion AVM önündeki aydınlatma lambasına çarptığı, sonrasında da yol boyunca devam edip ilk çarpma yerinden 289 metre sonra duruşa geçerek yandığı, otobüsün hızı ve fren izi uzunluğu ile kazaya etki eden ... aksamlarına ilişkin herhangi bir belirleme yapılmadığı, meydana gelen tek taraflı trafik kazasından dolayı otobüste yolcu olarak bulunan ...'ın otobüsün ön tarafında hasarlı koltuk demirleri arasına sıkışmış hâlde karbonmonoksit (CO) intoksikasyonu ve duman inhalasyonuna bağlı asfiksi ile yanık sonucu öldüğü, otobüste muavin olarak görevli ...'ın da kaldırıldığı hastanede yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak, ... içi trafik kazasından kaynaklanan künt genel beden travmasına bağlı pnömotoraks ve iskelet sistemi kemik kırıkları ile karakterli sağ bacak ampütasyonuna bağlı büyük damar yaralanmaları sonucu gelişen dış kanama sonucu aynı gün öldüğü; ayrıca otobüsteki diğer 15 yolcunun ikisi nitelikli şekilde olmak üzere yaralandıkları ve sanıktan şikâyetçi oldukları, olayın başlangıç ve gelişim süreci ile sonuçlarının bu şekilde gerçekleştiği kabul edilmiştir.

  1. Katılanlar ......; kazanın oluş şekline ilişkin görgüye dayalı bilgilerinin bulunmadığını ve sanıktan şikâyetçi olduklarını beyan etmişler, ölen ...'un babası, annesi ve kardeşi olan şikâyetçiler...... ile ölen ...'ın babası ve annesi olan şikâyetçiler .....'ın taleplerine uygun olarak davaya katılmalarına karar verilmiştir.

  2. Katılan ... duruşmada; "... Ben şoförün arkasındaki bir numaralı tek kişilik koltukta oturuyordum, olay sırasında şoförün uyuduğunu görmedim, kaza olayından yaklaşık birkaç dakika önce Ankara'ya girdik, çöpleri topla diye muavin ile konuşmuştu, kaza olayı saat gece 00.10 sıralarında olduğunu hatırlıyorum. Büyük bir gürültü ile otobüsün bir anda sağ tarafa vurduğunu hissettik, büyük bir gürültü oldu. Daha sonra otobüsün direğe çarptığını öğrendim, ondan sonra otobüs sürüklendi. Şehre girdiğimiz için otobüsün hızı fazla değildi. Söylediğim gibi ben şoförün uyuduğunu görmedim ancak dalmış olabilir, onu da bilmiyorum. Olay sırasında ben de yaralandım..." şeklinde beyanda bulunmuş, otobüste yolcu olarak bulunan ve kaza saatinde uyanık, uykulu ya da uyumakta olan diğer katılanlar ....... da yolda herhangi bir sorun olmadığı gibi kaza öncesinde de otobüste kazaya etken herhangi bir teknik aksaklığa şahit olmadıklarını, otobüs şöförünün Afyonkarahisar'da değiştiğini, kazanın muhtemelen şöförün uyuması, yorgunluğu, dalgınlığı ya da o an telefonuna bakması gibi bir nedenle şöförün kusurundan kaynaklandığını düşündüklerini; zira üç şeritli yolun boş olduğunu, otobüsün 70 kilometre/saat hızın üzerinde ilerlediğini beyan etmişler, adı geçen şikâyetçi mağdurların taleplerine uygun olarak davaya katılmalarına karar verilmiştir.

  3. Sanık ...; 1988 yılında ehliyetini aldıktan sonra 4 yıl kadar otobüs şöförü, daha sonra da 28 yıl polis memuru olarak çalıştığını, kaza esnasında sevk ve idare ettiği otobüsün bağlı olduğu firmada ise 26 gün önce şöför olarak çalışmaya başladığını, 09.09.2021 tarihinde Ankara'dan Bodrum'a geldiklerini, 12 saat süren bu yolculuk esnasında diğer arkadaşı direksiyona geçtiğinde yeterince uyuduğunu, 10.09.2021 tarihinde saat 12.30 sıralarında yönetimindeki otobüsle Bodrum'dan yola çıktıklarını, İzmir'e kadar 4 saat süreyle aracı kendisinin kullandığını, İzmir'den yolcu indirmek için terminale girdikleri Afyonkarahisar'a kadar diğer şoför tanık...'ın direksiyona geçtiğini, bu esnada 4 ya da 4,5 saat kadar uyuduğunu, Afyonkarahisar'dan sonra saat 20.30 sıralarında tekrar kendisinin direksiyona geçtiğini, 00.30 sıralarında Ankara'ya giriş yaptıktan bir süre sonra, 70 72 kilometre/saat hızla Gordion AVM'ye yaklaştığında direksiyonda sertleşme hissetmesi ve otobüsün sağa doğru çekmesi üzerine teknik arıza var mı diye göstergeye bakarken yön levhasının direğine çarptığını, çarpmanın etkisi ile sağ ön camın buzlanmasından dolayı görüş açısının kapandığını, sağa çeken direksiyonu düz tutmaya çalışarak aracı yolda tutmaya çalıştığını, frene çok asılmadan takla atmasına sebebiyet vermeyecek şekilde yavaşlayarak durmaya çalıştığını, direksiyonun sürekli sağa çekerek sürüklenmesi nedeniyle sağ kaldırıma, akabinde sağ taraftaki kaldırımda bulunan aydınlatma direğine çarptığını, otobüsün alt tarafından alevler geldiğini, otobüsü zorla da olsa durdurduğunu, yolculara "Araba yanıyor, lütfen aracı tahliye edin" diye bağırdığını, yangın söndürücüyü alıp ateşin yoğun olduğu yere doğru sıktığını, yangına rağmen tekrar içeri girip yaşlı olan iki kişiyi sırtlayarak onları aşağı aldığını, "İçeride kimse var mı?" diye sorduğunda "Ben varım abi" diye bir ses duyunca bir iki basamak çıkış yapıp, "Bana doğru gelebilir misin seni şu an göremiyorum" diye yüksek sesle sorduğunu, "Sıkıştım" diye cevap aldığını, yoğun ateşten ve dumandan dolayı yaklaşamayıp, kollarının yandığı sırada oluşan parlamayla kendisini dışarıya atmak zorunda kaldığını, kazadan sonra polis memuruna kazanın dalgınlıkla olduğunu değil kazadan dolayı dalgın olduğunu söylediğini, üzgün olduğunu; ancak kazanın araçta meydana gelen teknik arıza nedeniyle gerçekleştiğini ve kusurunun bulunmadığını beyanla üzerine atılı suçlamayı kabul etmemiştir.

  4. Tanık...; yaklaşık 1 aydır sanıkla beraber çalıştıklarını, 09.09.2021 tarihinde akşam 20.00 sıralarında Ankara'dan çıkıp sabah 07.00 07.30 sıralarında Bodrum'a geldiklerini, bu yolculukta aracı ...'a kadar sanığın, ...'dan sonra kendisinin kullandığını, 10.09.2021 tarihinde Bodrum'dan saat 12.30 sıralarında çıkış yapıp İzmir'e kadar otobüsü sanığın kullandığını, saat 16.00 sıralarında İzmir'den çıkış yaptıklarını ve direksiyona kendisinin geçtiğini, Uşak'ta mola verdiklerini, bu süreçte sanığın uyuduğunu, akşam 20.30 sıralarında Afyonkarahisar'da direksiyonun başına tekrar sanığın geçtiğini ve kendisi uyurken kaza anında uyandığını, otobüsün bakımlarının zamanında yapıldığını ve o gün ve önceki gün araçta herhangi bir arıza olmadığını ifade etmiştir.

  5. Tanık Arif; gece tanık...'ın telefonla araması üzerine sahibi olduğu otobüsün kazaya karıştığını öğrendiğini, sanığın 15 gün kadar önce şöför olarak çalışmaya başladığını, otobüsün arızasının olup olmadığı ile ilgili olarak en az haftada bir kez denetim yapıldığı gibi kendisine da herhangi bir arızadan bahsedilmediğini, zaten aracın son donanıma sahip olup teknik bir arıza olsa gidemeyeceğini beyan etmiştir.

  6. Tanık Emre; o gün grup amirliğinin şoförlüğünü yaptığını, 00.45 sıralarında merkezi anonsla kaza olduğunun söylendiğini, yanındaki polis memuru arkadaşıyla tek araçla olay yerine gittiğinde otobüsün tamamen yandığını ve itfaiyenin de soğutma çalışması yaptığını gördüğünü, kendisinden sanığın alkollü olup olmadığının tespit edilmesi istendiğinden, sanıktan, alkolmetreyi üflemesini istediğini ve sanığın alkolsüz olduğunu tespit ettiğini, ardından aracın nezaret kısmında bekleyen sanığa, düzenleyeceği bilgi notunda belirtmek için, kazanın nasıl meydana geldiğini sorduğunu, sanığın, "Bir anlık dalgınlığıma geldi" diye söylediğini, aralarında başka bir konuşma geçmediğini beyanla polis memuru arkadaşı ile birlikte 11.09.2021 tarihinde saat 02.00'de tanzim edip imzaladıkları ve sanığın kazanın bir anlık dalgınlığına geldiği yönünde yanıtını içeren tutanak içeriğini doğrulamıştır.

  7. Kusur durumuna ilişkin olarak;

a) 11.09.2021 tanzim tarihli ölümlü/yaralanmalı trafik kazası tespit tutanağında; sanığın yönetimindeki otobüsün Dumlupınar Bulvarı üzerinde yolun sağından İnönü Bulvarı istikametine seyir hâlindeyken, yolun sağına doğru gidip yoldan çıktığı, aracın sağ ön kısmıyla baş üstü levhasına (T şeklinde) çarptıktan sonra sağa doğru giderek yan varyantına girip ileri doğru giderek yolun sağına yaya kaldırımına çıkarak Gordion AVM önünde aydınlatma lambasına çarptığı, yol boyunca giderek Ankasaklar Cadde kavşağında ilk çarpışma yerinden 289 metre sonra duruşa geçtiği ve sonrasında yandığı, ilk çarpışma yerinden durduğu yere kadar olan kesimde otobüse ait parçaların yol boyunca saçıldığı, baş üstü levhası ve aydınlatma direğinin çarpmanın etkisiyle hasarlı olduğu, sanığın, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun (2918 sayılı Kanun) 52 nci maddesine aykırı olarak hızını, kullandığı aracın yük ve teknik özelliğine, görüş, yol, hava ve trafik durumunun gerektirdiği şartlara uydurmaması nedeniyle asli ve tam kusurlu olduğu,

b) Soruşturma evresinde makine mühendislerinden oluşan üç kişilik bilirkişi kurulunun hazırladığı 11.11.2021 tarihli raporda; kamera kayıtlarının incelenmesinde aracın hızının sürücünün beyanında geçen 70 kilometre/saat hızın çok üzerinde olduğu, bu hususun aracın kazadan sonra 289 metre sürüklenmiş olmasından da belli olduğu, aracın Bodrum'dan hareketle İzmir'e, oradan da Afyonkarahisar'a ve kaza yerine kadar uzun bir mesafe geldiği düşünüldüğünde, aracın direksiyon, ön rotlar veya teker sisteminde teknik bir arza olması hâlinde araçta daha önceden arıza belirtileri olmasının, bu bağlamda aracın direksiyonunda zorlanma ve dönüşlerde sorun yaşanmasının gerekeceği, bu nedenle araçta kazadan önce teknik bir arıza olmadığının değerlendirildiği, aracın yanmasının 289 metre sürtünmesiyle sağ taraf ve sağ alt taraftan alev alarak başladığı, yangının aracın yakıt ve yağ sisteminden kaynaklanmadığı; zira motordan yangın başlamış olması durumunda öncelikle motorun tamamı, filtreler, kayışlar, plastik aksam, yakıt hortum ve borularının da tamamen yanması gerekirken bu kısımların yanmamış olduğu, yangında aracın lastikler dahil sağ tarafı, içi, tavan ve üst kısmının tamamen yandığı, sol taraf lastiklerinin ve akülerinin ise yanmadığı; sonuç olarak araçta kazadan önce teknik bir arıza olmadığı, çarpmanın etkisiyle sağ ön teker bağlantılarının kopması sonucu direksiyonun devre dışı kaldığı, aracın sağa sürtünerek sürüklendiği ve bu arada alev alarak yandığı, aracın yanmasının 289 metre yerde sürtünmesiyle sağ taraf ve sağ alt taraftan alev alarak başladığı, sürücünün tecrübeli olmasına rağmen aracı kullanım kurallarına aykırı olarak dalgın ve tedbirsiz kullandığı, çarpmanın tesiriyle hareket halindeki aracı vites küçülterek, servis freni veya motor freni kullanarak durdurması gerekirken, geç kalmakla hızlı olan aracı devirmemek adına fren kullanmaması nedeniyle kazaya sebebiyet verdiği olayda, sanığın, 2918 sayılı Kanun'un 52 nci maddesine aykırı olarak hızını, kullandığı aracın yük ve teknik özelliğine, görüş, yol, hava ve trafik durumunun gerektirdiği şartlara uydurmaması, aynı Kanun'un 47 nci maddesine aykırı olarak trafik güvenliği ve düzeni ile ilgili olan ve yönetmelikte gösterilen diğer kural, yasak, zorunluluk veya yükümlülüklere uymaması nedenleriyle asli ve tam kusurlu olduğu,

c) Kovuşturma evresinde alınan Adli Tıp Kurumu Ankara Trafik İhtisas Dairesinin 28.04.2022 tarihli raporunda; sanığın, yola gereken dikkatini vermemesi, sürüşünü mevcut şartlara ve far ışığı altındaki görüşüne göre ayarlamaması ve aracını, şerit izleme kurallarına uygun bir şekilde seyir şeridinde güvenli bir biçimde sevk ve idare edebilme becerisi gösteremeyerek, yolun sağından yol dışı kaldığı kazadaki dikkatsizliği, tedbirsizliği ve kurallara aykırı davranışıyla asli ve tam kusurlu olduğu,

Belirtilmiştir.

  1. İlk Derece Mahkemesince, kusur durumuna ilişkin raporlara itibar edilip, kazanın oluşumunda sanığın asli ve tam kusurlu olduğu kabul edilerek, iki kişinin ölümü ve ikisi nitelikli şekilde birden fazla kişinin yaralanmasından dolayı sanık hakkında 5237 sayılı Kanun'un 85 inci maddesinin ikinci fıkrasında tanımı yapılan taksirle öldürme suçundan mahkûmiyet hükmü kurulmuştur.

  2. İlk Derece Mahkemesince, sanık hakkında 5237 sayılı Kanun'un 85 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca kurulan mahkûmiyet hükmünde, "Suçun işleniş biçimi, suçun işlenmesinde kullanılan araçlar, suçun işlendiği zaman ve yer, suç konusunun önem ve değeri, sanığın taksire dayalı kusurunun ağırlığı ile meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı" biçimindeki gerekçelerle temel ceza alt sınırdan uzaklaşılıp 10 yıl hapis cezası olarak belirlenmiş, hükmolunan cezada, "Sanığın sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları, cezanın sanığın geleceği üzerindeki olası etkileri" biçimindeki gerekçelerle 5237 sayılı Kanun'un "Takdiri indirim nedenleri" başlıklı 62 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca takdîren (1/6) oranında indirim yapılarak, sonuç ceza 8 yıl 4 ay gün hapis cezası olarak tayin edilmiş, 5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesinin altıncı fıkrasının takdîren uygulanmamasına ve sanığın sürücü belgesinin geri alınmamasına karar verilmiş, hüküm kesinleşmeden önce gerçekleşen ve şahsî hürriyeti sınırlama sonucunu doğuran bütün hâller nedeniyle geçirilmiş süreler 5237 sayılı Kanun'un 63 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca sanığa hükmolunan hapis cezasından indirilmiş, müdafii tarafından mahkûmiyet hükmü kurulması hâlinde lehine olan kanun maddelerinin uygulanması talep edilen sanık hakkında hükmedilen sonuç ceza gözetildiğinde, kişiselleştirme kurumları olan hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve erteleme hükümlerinin yasal engelden dolayı uygulanamayacağı sonucuna varılmış, "Suçun işlenmesindeki özelliklere göre somut olayda şartları oluşmadığı" biçimindeki gerekçelerle hapis cezasının adlî para cezası seçenek yaptırımına çevrilmemesine karar verilmiştir.

  3. Sanığın, adlî sicil kaydı ve resmî nüfus kayıt örneği dava dosyasında mevcut olup, kaza tarihinde 55 yaşını doldurduğu ve sabıkasız olduğu anlaşılmıştır.

B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü

Bölge Adliye Mahkemesi tarafından, İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olay ve olgularda bir isabetsizlik görülmediği; ancak İlk Derece Mahkemesinin kararındaki sanığın sürücü belgesinin geri alınmaması ve adlî emanete alınan 1 adet otobüsün yakıt deposu ile kapalı ağız kısmının sahibine iadesi yerine dosyada delil olarak saklanması biçiminde tespit edilen hukuka aykırılıkların, 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi ve aynı Kanun'un 303 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca düzeltilebilir nitelikte bir yanılgı olduğu gerekçesiyle sanığın sürücü belgesinin 1 yıl 6 ay süre ile geri alınmasına ve adlî emanete alınan 1 adet otobüsün yakıt deposu ile kapalı ağız kısmının sahibine iadesine karar verilmek suretiyle İlk Derece Mahkemesinin kararındaki hukuka aykırılıkların düzeltildiği anlaşılmıştır.

IV. GEREKÇE

A. Eksik İncelemeye ve Kusur Durumuna İlişkin Temyiz Sebepleri Yönünden

Dosyada mevcut 11.09.2021 tanzim tarihli ölümlü/yaralanmalı trafik kazası tespit tutanağı, 11.09.2021 tanzim tarihli olay yeri inceleme raporu, kaza anını gösteren görüntülerin çözümüne ilişkin 11.09.2021 tarihli CD izleme tutanağı ve 11.04.2022 tarihli bilirkişi raporu, Ankara Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Dairesi Başkanlığının 15.09.2021 tarihli yangın raporu, ölen muavin ve ölen yolcunun ölüm sebeplerinin tespitine ilişkin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen ölü muayene tutanağı ile Adli Tıp Kurumu Ankara Morg İhtisas Dairesi Başkanlığının 21.01.2022 tarihli otopsi raporu, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 11.09.2021 tarihli bilirkişi inceleme ve tespit tutanağı, olayın gerçekleşme şekli ile sanığın taksirli davranışını dosyada mevcut delil durumuna uygun ve teknik verilere dayalı olarak açıklayan 11.11.2021 tarihli bilirkişi raporu ile Adli Tıp Kurumu Ankara Trafik İhtisas Dairesinin 28.04.2022 tarihli raporu, tarafsız tanıkların anlatımları birbirleriyle uyumlu olup, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlar yeterince açıklığa kavuştuğu durumda artık yeni bir bilirkişi incelemesi yapılmasına gerek bulunmadığı da gözetildiğinde, sübuta yönelik gerekli araştırma ve incelemelerin yapıldığı, dava dosyasının tekemmül ettirildiği, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, bu bağlamda maddî sorunun isabetli bir şekilde tespit edilerek, kazanın araçta meydana gelen teknik arıza nedeniyle gerçekleşmediği kuşkuya yer vermeyecek şekilde saptanıp, kazaya etken davranışın sanık tarafından gerçekleştirildiğinin doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, sanık müdafiinin eksik incelemeye ve kusur durumuna ilişkin temyiz sebepleri yerinde görülmemiş, hükümde bu nedenlere dayalı hukuka aykırılık bulunmamıştır.

B. Suç Vasfına İlişkin Temyiz Sebebi Yönünden

  1. Gerek öğreti gerek yerleşmiş yargısal kararlarda yer alan kabullere göre gerçekleşmesi muhakkak görünen neticenin sanık tarafından bilinmesi ve istenmesi hâlinde doğrudan kasıt, öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesine kayıtsız kalınması durumunda olası kasıt, öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesinin istenmemesine rağmen neticenin meydana gelmesinin engellenemediği durumda bilinçli taksir, öngörülebilir neticenin özen yükümlülüğüne aykırı hareket edilmiş olması nedeniyle öngörülmediği hâllerde ise basit taksir söz konusu olacaktır.

  2. Başlangıç ve gelişim süreci ile sonuçları Olay ve Olgular başlığı altında (A 1) paragrafında ayrıntılı olarak açıklanan somut olay bu çerçevede değerlendirildiğinde; sanığın, aşırı yorgun, uykusuz veya güvenli sürüş yeteneğini ortadan kaldıracak ölçüde alkollü olduğuna, yasal hız sınırının çok üzerinde bir süratle seyrettiğine ya da kusur durumu ile ilgili raporlarda belirtilen dışında bir kural ihlâli yaptığına ilişkin herhangi bir tespit olmadığı gibi neticeyi öngördüğüne ve meydana gelen sonucu kayıtsız kalarak kabullendiğine dair de dosya kapsamında herhangi bir delil bulunmaması karşısında, bilinçli taksirin ve olası kastın uygulanma koşullarının oluşmadığı, sanığın eylemini basit taksirle gerçekleştirdiği anlaşıldığından, katılanlar Hamdi, Hatun ve Ayşegül vekilinin suç vasfına ilişkin temyiz sebebi yerinde görülmemiş, hükümde bu nedene dayalı hukuka aykırılık bulunmamıştır.

C. Temel Cezanın Belirlenmesine İlişkin Temyiz Sebebi Yönünden

  1. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 13.10.2020 tarihli ve 2017/12 833 Esas, 2020/415 Karar sayılı kararında açıklandığı üzere; taksirle işlenen suçlarda, 5237 sayılı Kanun'un "Taksir" başlıklı 22 nci maddesinin dördüncü ve aynı Kanun'un "Cezanın belirlenmesi" başlıklı 61 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan düzenlemeler birlikte göz önüne alınarak, failin kusur durumu öncelikle değerlendirilip, suçun işleniş biçimi, suçun işlendiği zaman ve yer, suç konusunun önem ve değeri, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı, failin taksire dayalı kusurunun ağırlığı ölçütleri dikkate alınarak temel cezanın belirlenmesi ve temel ceza belirlenirken kasıtlı suçlarda uygulanması mümkün olan 5237 sayılı Kanun'un 61 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendindeki "suçun işlenmesinde kullanılan araçlar", (f) bendindeki "failin kasta dayalı kusurunun ağırlığı" ve (g) bendindeki "failin güttüğü amaç ve saik" ölçütlerine dayanılmaması gerekir.

  2. Öte yandan, 5237 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan "Suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur." biçimindeki düzenleme uyarınca işlenen fiil ile hükmolunan ceza ve güvenlik tedbirleri arasında orantı bulunması, böylece suç işlenmesiyle bozulan toplum düzeninde adaletin sağlanması için suç işleyen kimseye uygulanacak yaptırımın haklı ve ölçülü olması gerektiği de göz önünde bulundurulmalıdır.

  3. Bu açıklamalar ışığında incelenen dosyada; tam kusurlu olarak iki kişinin ölümüne, ikisi nitelikli şekilde birden fazla kişinin yaralanmasına neden olan sanık hakkında, 5237 sayılı Kanun'un 85 inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince iki yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası tayin ve takdir etmek durumunda olan İlk Derece Mahkemesince, "Suçun işleniş biçimi, suçun işlendiği zaman ve yer, suç konusunun önem ve değeri, sanığın taksire dayalı kusurunun ağırlığı ile meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı" biçimindeki yerinde, yeterli ve kanunî gerekçelerle temel cezanın 10 yıl hapis cezası olarak belirlenmesinin, işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı, hak, adalet ve nasafet kuralları ile dava dosyası içeriğine uygun olduğu anlaşıldığından, katılanlar Hamdi, Hatun ve Ayşegül vekili ile katılanlar ...ve ... vekilinin temel ceza miktarına ilişkin temyiz sebepleri yerinde görülmemiştir.

  4. Taksirli suçlar açısından temel cezanın belirlenmesinde 5237 sayılı Kanun'un 61 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendindeki "suçun işlenmesinde kullanılan araçlar" gerekçesine dayanılamayacağının gözetilmemesi hukuka aykırı bulunmuş ise de gösterilen diğer gerekçelere göre hükme etki edecek nitelikte olmadığı tespit edilen hukuka aykırılığa işaret edilmekle yetinilmiş, eleştiri konusu yapılan bu hususun mahallinde düzeltilmesinin olanaklı olduğu kabul edilmiştir.

D. Takdirî İndirim Nedenlerinin Uygulanmasına İlişkin Temyiz Sebebi Yönünden

  1. Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 05.11.2019 tarihli ve 2018/14 521 Esas, 2019/635 Karar sayılı kararında da açıklandığı üzere; takdirî indirim nedeni uygulanıp uygulanmayacağına karar verilirken göz önünde bulundurulması gereken kıstaslar, 5237 sayılı Kanun'un "Takdiri indirim nedenleri" başlıklı 62 nci maddesinin ikinci fıkrasında, "... failin geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları, cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri gibi hususlar..." şeklinde, uygulamada hâkimi sınırlayıcı değil yol gösterici nitelikte ve örnekseme yoluyla gösterilmiş; ancak, İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm tarihinden önce, anılan fıkrada değişiklik yapılarak, takdirî indirim nedenleri tahdidi hâle getirilmiş ve takdirî indirim nedenlerinin uygulama alanı daraltılmıştır.

  2. 5237 sayılı Kanun'un "Takdiri indirim nedenleri" başlıklı 62 nci maddesinin, 27.05.2022 tarihli ve 31848 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7406 sayılı Türk Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 1 inci maddesi ile değişik ikinci fıkrasında, takdirî indirim nedeni uygulanıp uygulanmayacağına karar verilirken göz önünde bulundurulması gereken kriterler, "... failin geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki pişmanlığını gösteren davranışları veya cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri..." şeklinde sınırlı olarak sayılmış, ayrıca, duruşmadaki mahkemeyi etkilemeye yönelik şeklî tutum ve davranışların, takdirî indirim nedeni olarak dikkate alınamayacağı ve takdirî indirim nedenlerinin kararda gerekçeleriyle gösterilmesi gerektiği ifade edilmiştir.

  3. Ancak, 5237 sayılı Kanun'un 62 nci maddesinin ikinci fıkrasında 7406 sayılı Kanun'un 1 inci maddesi ile yapılan değişiklikten önce de, takdirî indirim nedenlerinin varlığına ya da yokluğuna ilişkin kararların gerekçeli olması gerektiği; zira, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 141 inci maddesinin üçüncü fıkrası ve 5271 sayılı Kanun'un 34 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli yazılmasının zorunlu olduğu, takdirî indirim nedenlerinin uygulanmasına veya uygulanmamasına dair gerekçelerin hak, adalet ve nasafet kuralları ile dava dosyası içeriğine uygunluğunun Yargıtay denetimine tabi olacağı istikrar kazanan yargısal kararlarda vurgulanmıştır.

  4. Gerekçe; verilen hükmün dayanaklarının akla, hukuka ve dosya içeriğine uygun olarak izah edilmesidir. Kanunî ve yeterli olmayan, dava dosyası içeriğine uymayan bir gerekçeyle karar verilmesi, kararın, kanunî bir gerekçeye dayanmaması nedeniyle hem kanun koyucunun amacına uygun düşmeyecek hem de tarafları tatmin etmeyerek keyfîliğe yol açacaktır.

  5. Bu açıklamalar ışığında incelenen dosyada; suç tarihi itibarıyla sabıkası olmayan, kazanın hemen ardından yanan otobüsü söndürmek ve otobüs içinde kalan yolcuları kurtarmak için ciddi çaba sarf eden ve bu nedenle sol ön kol iç yüzeyinde birinci derece yanık oluşacak şekilde yaralanan, yargılama boyunca da herhangi bir olumsuz davranışı dosyaya yansımayan sanık hakkında kurulan hükümde, "Sanığın sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları, cezanın sanığın geleceği üzerindeki olası etkileri" şeklindeki hak, adalet ve nasafet kuralları ile dava dosyası içeriğine uygun, yerinde, yeterli ve kanunî gerekçeye dayalı olarak takdirî indirim nedeni uygulanmasına karar verildiği anlaşıldığından, katılanlar Hamdi, Hatun ve Ayşegül vekili ile katılanlar ...ve ... vekilinin takdirî indirim nedenlerinin uygulanmasına ilişkin temyiz sebepleri yerinde görülmemiş, hükümde bu nedene dayalı hukuka aykırılık bulunmamıştır.

E. Sanık Müdafiinin Diğer Temyiz Sebepleri Yönünden

  1. Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, sanık müdafiinin yerinde görülmeyen diğer temyiz sebepleri de reddedilmiştir.

  2. Ancak 5237 sayılı Kanun'un "Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma" başlıklı 53 üncü maddesinin altıncı fıkrası, "Belli bir meslek veya sanatın ya da trafik düzeninin gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla işlenen taksirli suçtan mahkûmiyet halinde, üç aydan az ve üç yıldan fazla olmamak üzere, bu meslek veya sanatın icrasının yasaklanmasına ya da sürücü belgesinin geri alınmasına karar verilebilir. Yasaklama ve geri alma hükmün kesinleşmesiyle yürürlüğe girer ve süre, cezanın tümüyle infazından itibaren işlemeye başlar." şeklinde düzenlenmiştir.

  3. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 04.11.2021 tarihli ve 2017/12 705 Esas, 2021/526 Karar sayılı kararında da açıklandığı üzere; 5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesinin altıncı fıkrasında iki tane hak yoksunluğu tanzim edilmiştir. Bunlar; mesleğin veya sanatın yerine getirilmesinin yasaklanması ve sürücü belgesinin geri alınmasıdır. Bu hak yoksunluklarına ancak taksirli suçlardan mahkûmiyet hâlinde hükmedilebilir ve bu hak yoksunluklarına hükmetmek zorunlu değildir. Hâkim hak yoksunluğuna hükmedebileceği gibi, hak yoksunluğuna hükmedilmesine yer olmadığına da karar verebilir. Taksirli suçtan dolayı mahkûmiyet kararı verilmesi hâlinde üç aydan az ve üç yıldan fazla olmamak üzere hak yoksunluğuna hükmedilebilecektir. Bu süre, taksirin yoğunluğuna ve zararın ağırlığına göre tespit edilecektir.

  4. Öte yandan, 5237 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan "Suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur." biçimindeki düzenleme uyarınca işlenen fiil ile hükmolunan ceza ve güvenlik tedbirleri arasında orantı bulunması, böylece suç işlenmesiyle bozulan toplum düzeninde adaletin sağlanması için suç işleyen kimseye uygulanacak yaptırımın haklı ve ölçülü olması gerektiği de göz önünde bulundurulacaktır.

  5. Ayrıca, Dairemizin istikrar kazanan kararlarında vurgulandığı üzere; sürücü belgesinin geri alınmasına karar verilirken, sanığa ait sürücü belgesinin sınıfı belirtilmeli, kazaya karışan aracı sürme yetkisi veren sınıf ile sınırlı olarak sanığın sürücü belgesi geri alınmalıdır.

  6. Bu açıklamalar ışığında incelenen dosyada; tam kusurlu olarak iki kişinin ölümüne, ikisi nitelikli şekilde birden fazla kişinin yaralanmasına neden olan sanığın sürücü belgesinin 1 yıl 6 ay süreyle geri alınmasına ilişkin Bölge Adliye Mahkemesinin takdirinin, işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı, hak, adalet ve nasafet kuralları ile dava dosyası içeriğine uygun olduğu anlaşılmakta ise de soruşturma evresinde bir örneği dosyaya eklenen sanığa ait sürücü belgesine göre sanığın, (B), (B1), (BE), (C), (C1), (C1E), (CE), (D), (D1), (D1E), (DE), (F), (M) sınıfı ehliyetinin bulunması ve yargılamaya konu trafik kazasını yönetimindeki otobüs ile yapması nedeniyle Karayolları Trafik Yönetmeliği'nin "Sürücü Belgelerinin Sınıfları" başlıklı 75 inci maddesi uyarınca otobüs kullanacaklara verilen (D) ve (DE) sınıfı ile sınırlı olarak sanığın sürücü belgesinin geri alınması gerekirken 5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesinin altıncı fıkrasının amacına aykırı şekilde sanığa ait sürücü belgesinin sınıfı belirtilmeden geri alınmasına karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuş olup, bu durum, 5271 sayılı Kanun'un "Yargıtayca davanın esasına hükmedilecek hâller, hukuka aykırılığın düzeltilmesi" başlıklı 303 üncü maddesinde sayılan hâller arasında gösterilmemiştir.

  7. Ne var ki uzun süreli hapis cezası ertelenen sanık hakkında 5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinin uygulanmasına ilişkin hatalı uygulama nedeniyle eleştiri ile yetinilmesi mi yoksa düzeltilerek onama kararı mı verilmesi gerektiğinin belirlenmesine ilişkin uyuşmazlıkla ilgili olarak Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 20.02.2020 tarihli ve 2017/2 1047 Esas, 2020/117 Karar sayılı kararında yer alan; "... Diğer taraftan, karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nın 322. maddesinde dokuz bent hâlinde sayılan hâller arasında yer almayan bir hukuka aykırılığın giderilmesinin söz konusu olduğu durumlarda, istisnai ve sınırlayıcı hükümler içeren bu maddenin genişletilmesinin mümkün olmadığı ileri sürülebilir ise maddi ceza hukukunun aksine usul hukukunda kıyasın mümkün olduğu gözetilip; davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının, yargının görevi olduğunu düzenleyen Anayasanın 141. maddesinin dördüncü fıkrası ile usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmaların kanun hükmünde olduğunu hüküm altına alan 90. maddesinin 1 ve 5. fıkraları ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 'Adil yargılanma hakkı' başlıklı 6. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen makul sürede yargılanma ilkesi üst norm olarak dikkate alındığında bahsi geçen hukuka aykırılıklar yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 1412 sayılı CMUK'nın 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 322. maddesine göre Yerel Mahkeme hükmünün düzeltilmek suretiyle onanması mümkündür..." şeklindeki açıklamalar dikkate alındığında, sanığa ait sürücü belgesinin sınıfı belirtilmeden geri alınması biçiminde tespit edilen hukuka aykırılığın Yargıtay tarafından giderilmesi mümkün görülmüştür.

V. KARAR

Gerekçe bölümünün (E) bendinin 6 ve 7. paragraflarında açıklanan nedenlerle sanık müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 12. Ceza Dairesinin, 31.10.2022 tarihli ve 2022/1784 Esas, 2022/2387 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun’un 303 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği Bölge Adliye Mahkemesinin kararının hüküm fıkrasının sürücü belgesinin geri alınmasına ilişkin bölümünde yer alan "Sanığın sürücü belgesinin" ibarelerinin "Sanığın (D) ve (DE) sınıfı sürücü belgesinin" ibareleri ile değiştirilmesi suretiyle, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN DÜZELTİLEREK ONANMASINA,

Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Ankara 31. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 12. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 27.09.2023 tarihinde karar verildi.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

hükmünkarardüzeltilerekhukukîtemyizredditevdiinev.taksirleolgularsüreçonanmasınasebepleriöldürmegerekçebozulmasınaistemlerininesastan

Kaynak: karar_yargitay

Taranan Tarih: 25.01.2026 16:29:16

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim