Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
11. Hukuk Dairesi
Yargıtay Kararı
2022/4453
2024/720
5 Şubat 2024
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi
SAYISI: 2020/768 Esas, 2022/495 Karar
DAVACILAR: 1....
2.... vekilleri Avukat ...
FER'Î MÜDAHİLLER: 1.... (...) vekili Avukat ...
2.Tasarruf Mevduat Sigorta Fonu (TMSF) vekili Avukat ...
DAVA TARİHİ: **
HÜKÜM: Esastan ret
TEMYİZ EDENLER: 1.Davalı ...Ş. vekili
2.Feri Müdahil Tasarruf Mevduat Sigorta Fonu vekili
İLK DERECE MAHKEMESİ: İstanbul 4. Tüketici Mahkemesi
SAYISI: 2018/75 E., 2019/379 K.
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı ve ING Bank A.Ş. vekili ve fer'i müdahil TMSF vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı ...Ş. vekili, fer'i müdahil TMSF vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde; davacıların 47.780,00 USD'yi 14.10.1999 tarihinde Çorlu ... şubesine yatırdıklarını, bankaların zor durumda olduğu söylentileri üzerine bankaya müracatla paralarını istediklerini, bankacıların ... müddet çeşitli sebeplerle kendilerini oyaladıklarını, daha sonra paraların off shore bankasında olduğu, bu paranın ... A.Ş.'den alınabilmesi için temlik işlemi yapılması gerektiği söylenerek temlik belgesinin davacılara imzalatıldığını, bu davadan evvel açılan davada davalının temlik savunması üzerine davanın reddedildiğini, temyizleri üzerine karar bozulmuşsa da dosyanın müracaata kalarak davanın açılmamış sayılmasına karar verildiğini ileri sürerek davacıların alacağı olan 45.780,00 USD'nin bankaya yatırıldığı tarih olan 14.10.1999 tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'un (3095 sayılı Kanun) 4/a maddesine göre en yüksek döviz mevduatına uygulanan faiz üzerinden davalı bankadan tahsili ile davacılara verilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı vekili cevap dilekçesinde; Yurtbank'ın el konulan diğer bankalarla TMSF tarafından ... bünyesinde birleştirildiğini, sonrasında hisse devri yoluyla ...'a devredildiğini, hisse devri sırasında devir tarihi olan 09.08.2001 tarihinden önceki borçların TMSF tarafından üstlenildiğini, bu nedenle taraf değişikliği yapılarak husumetin TMSF'ye yöneltilmesi gerektiğini, müvekkili ile Yurtbank Security Off Shore Bank Ltd' Şti.'nin farklı tüzel kişiliklere sahip olduğunu, müvekkiline husumet yöneltilmeyeceğini, davanın 10 yıllık zamanaşımı süresine tabi olup sürenin geçtiğini, davacının hata ve hile iddiasına dayalı 1 yıllık hakdüşürücü sürenin dolduğunu, bu nedenle davanın zamanaşımı ve hak düşürücü süre nedeniyle reddinin gerektiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
2.Feri müdahil ... vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin davalı bankanın borçlarını üstlenmediğini, husumet ve zaman aşımı itirazlarının olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. Bu yüzden husumetin TMSF'ye yöneltilmesi gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
3.Feri müdahil TMSF vekili cevap dilekçesinde; davacının talep ettiği alacağın kendi isteği ile ... Offshore Ltd. Şti.ye havale edildiğini, davacının ... A.Ş'de bir alacağı bulunmadığından bankanın ödeme yükümlülüğünün olmadığını, davanın ... Off Shore Ltd.ye yöneltilmesi gerektiğini, kesin hüküm nedeniyle davanın dava şarttı yokluğundan reddi gerektiğini, tüketici mahkemelerinin görevli olduğunu, davanın zamanaşımına uğradığını ve hak düşürücü sürenin dolduğunu, usulüne uygun aciz vesikası alınmadığını, davacının ... iradesi ile off shore hesabını tercih ettiğini, davacının faiz talebinin yerinde olmadığını, davalının taraf değişikliği talebinin de yerinde olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı vekilinin husumet itirazının yerinde olmadığı, ... A.Ş'nin yöneticileri tarafından davacı ve onun durumundaki diğer off shore hesabı açtıranların iradelerinin fesada uğratıldığı ve bu suretle off shore hesaplarına para yatıran kişilerin haksız ve hukuka aykırı bir fiile maruz bırakıldıkları, davalının sorumluluğunun haksız fiil ve yöneticinin sorumluluğundan kaynaklandığı, zaman aşımının, davacının zararını off shore bankasından tahsil etme olanağının kalmadığının anlaşıldığı tarihten itibaren başlaması gerektiği, dava tarihi itibariyle zamanaşımı süresinin dolmadığı, davacı tarafından ... A.Ş. nezdinde ... Off Shore Ltd.'ye para yatırılarak hesap açıldığı, yatırılan tutaran adı geçen bankaya gönderildiğine ilişkin delil ibraz edilmediği gibi, davacıya ödendiği de ispat edilemediği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ...Ş. ve fer'i müdahil TMSF vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1.Davalı ...Ş. vekili istinaf dilekçesinde özetle; davanın derdestlik nedeni ile reddi gerektiğini, daha önce açılmış olan dava tarihinin 22.05.2012 olup, ilk davanın tarihinin haksız fiilin ve sorumlusunun öğrenildiği tarih olarak kabul edilmesi gerektiğini, davacının zararı öğrenmiş olduğunu, dava açma süresi 2 sene olduğuna göre 2012'den işbu davanın açıldığı tarihe kadar 6 sene geçtiğinden davanın zaman aşımından reddi gerektiğini, davacının alacağını temlik ettiğini, davacıların aktif husumet ehliyetinin olmadığını, bilirkişi incelemesi yapılmaksızın karar verilmesinin hatalı olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
- Fer'i müdahil TMSF vekili istinaf dilekçesinde özetle; davanın husumet, kesin hüküm, zaman aşımı ve temlik nedeniyle reddi gerektiğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı bankanın işlemin yapıldığı tarihte yürürlükte olan mevzuat uyarınca mudiye karşı sorumlu olduğu, davalı bankanın davalının değiştirilmesini talep hakkı bulunmadığı gibi mudileri ... Off Shore Ltd'ye yönlendirdiği ceza mahkemesi kararı ile ... olan ... A.Ş'nin külli halefi olan davalı bankanın off shore hesabına yatan mevduattan sorumlu olduğu, husumet itirazının yerinde olmadığı, TMSF ile ... arasındaki hisse devir sözleşmesinde yer ..., devreden ve devralanın sorumluluğuna ilişkin hükümlerin 3. kişi konumundaki davacıya karşı ileri sürülemeyeceği, içtihatlara göre zaman aşımı süresinin zararın off shore bankasından tahsil imkanının kalmadığının anlaşıldığı tarihten itibaren işlemeye başlayacağı, davacının off shore bankasına daha önce takip yapmadığı gibi dava da açmadığı, davacının zararı, off shore bankası aleyhine girişilen yasal işlemlerin yapılmasından sonra doğacağından davanın zamanaşımına uğradığı savunmasının dinlenemeyeceği, davalının sorumluluğunun haksız fiil, adam çalıştıranın sorumluluğundan kaynaklandığı, davacı zararının off shore bankasından tahsil etme olanağının kalmadığının anlaşıldığı andan itibaren zamanaşımı süresinin başlamasının gerekmesine göre davalı ve fer'i müdahil TMSF'nin zaman aşımına itirazlarının yerinde olmadığı, ayrıca davalı tarafça mevduatın davacıya iade edildiği ispat edilemediğinden hata ve hileye dair hükümlerin somut olayda uygulanma yeri bulunmadığından davanın herhangi bir hak düşürücü süreye tabi olmadığı, davacı ... Çelikkol tarafından aynı alacak için ... A.Ş.'nin bünyesinde birleştiği ... A.Ş (... A.Ş.) aleyhine açılan alacak davasında yapılan yargılama sonucunda İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 05.01.2011 tarihinde kesinleşen 23.09.2002 tarihli ve 2002/69 E., 2002/801 K. sayılı kararının davanın Off Shore Ltd.ye yöneltilmemesi nedeniyle husumetten reddine ilişkin olduğu, Yargıtay'ın 2010 tarihinden önceki içtihatlarında istemin öncelikle Off Shore Ltd.ye yöneltilmesi gerektiği belirtilmesi nedeniyle doğrudan ... A.Ş.'ye (...) açılan davada verilen kararın, davanın ... açılmasına dayalı bir husumet yokluğuna dayalı olup eldeki davada kesin hüküm teşkil etmediği, davacıların açtığı bir diğer dava olan İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/1190 E. (bozmadan önce 2012/150) sayılı dosyasında davanın 14.12.2017 tarihinde açılmamış sayılmasına karar verildiği, 30.01.2018 tarihinde kesinleştiği, uyuşmazlığın esası hakkında hüküm içermeyen davanın açılmamış sayılmasına ilişkin kararın derdestlik oluşturmayacağı gibi kesin hüküm niteliğinde olmadığı, banka ile offshore bankası arasında organik bağ olduğu, bu bağın mudiler aleyhine örgütlü, planlı ve kasıtlı olarak kötüye kullandığının ceza mahkemesi kararıyla ... olup, davacının bankanın mudisi olarak bu şekilde zarara uğratılması nedeniyle davalı bankanın davacı mudinin mevduat alacağından sorumlu olduğu, davacıların daha evvel açtıkları davada verilen bozma ilamındaki gerekçe değerlendirildiğinde, ... A.Ş. yönetici ve çalışanların ağır ceza mahkemesinde yargılamaya konu olmuş eylemlerine göre bedeli ödenmemiş bir temliğe itibar edilmesinin mümkün olmadığı, davacıların da davacıları arasında bulunduğu İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/1190 E. (bozmadan önce 2012/150) sayılı dava dosyası takipsiz bırakılmadan önce alınan bilirkişi raporları ile davacı tarafın alacaklarının tespit edildiği, davalı taraf her ne kadar eldeki dava dosyasında bilirkişi raporu alınmadan karar verildiğini ileri sürmüş ise de, gerek davalının dayandığı temlik sözleşmesinde temlik eden Faik ve ...'un borçlu ... Offshore Ltd. nezdinde 51.970,00 USD ana para alacağı olduğunun kabul edilmiş olması, gerekse davalı Bankanın mahkemeye gönderdiği müzekkere cevabında davacıların 1632941 301 USD mevduat hesabında (bu hesaba davacılar 14.10.1990 tarihinde 45.780,00 USD yatırmıştır.) bulunan paranın offshore işlemi için kullanılan muhasebe hesabına alacak verilmesi işlemine tabi tutulduğu ve bunların dışında bilgiye rastlanmadığının bildirilmesi karşısında davacıların davaya konu mevduatının banka nezdinde olduğunun ... olduğu, bu mevduatın mudiye ödendiği davalı tarafça ispatlanamadığından, davalı bankanın davacılara karşı sorumlu olup eldeki dosyada yeniden bilirkişi incelemesi yapılmasının sonuca etkili olmadığı, mahkemece davanın kabulüne karar verilmesinde herhangi bir isabetsizlik görülmediği gerekçesiyle istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ...Ş. vekili ve fer'i müdahil TMSF vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davalı ...Ş. vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf aşamasındaki bir kısım itirazlarını yinelemiş ilaveten Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulunun 22.04.2022 tarihli kararı uyarınca davanın zaman aşımı yönünden reddi gerektiğini belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
2.Fer'i Müdahil TMSF vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf aşamasındaki itirazlarını yinelemiş ilaveten Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulunun 22.04.2022 tarihli kararı uyarınca davanın zaman aşımı yönünden reddi gerektiğini belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
- Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, davalı ...Ş'nin külli halefi olduğu ... A.Ş’de bulunan davacı mevduatının, Egebenk Off Shore hesabına gönderildiği iddiasına dayalı alacak talebine ilişkindir.
- İlgili Hukuk
1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 68, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 ... maddeleri, 6098 sayılı Kanun'un 122 nci maddeleri. 1086 sayılı mülga Hukuk Usulü Muhakemeleri Hakkında Kanun'un 57 nci maddesi.
-
818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (818 sayılı Kanun) 41, 55 ve 60, 128, 133 maddeleri.
-
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 49, 72, 154 maddeleri.
-
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 66 ncı maddesi, 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu'nun 102 nci maddesi.
-
6762 sayılı mülga Türk Ticaret Kanunu'nun (6762 sayılı Kanun) 321, 336 ncı maddeleri
6.Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu'nun 22.04.2022 tarihli ve 2021/7 E., 2022/2 K. sayılı kararı.
-
Değerlendirme
-
Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve davacı ... tarafından İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2002/69 esasına kayden açılan davada verilen kararın 15.01.2011 tarihinde kesinleşmesine eldeki davanın ise 01.02.2018 tarihinde açılmış olmasına göre davalı ... vekili ile fer'i müdahil TMSF vekilinin temyiz itirazlarının davacı ... yönünden reddi ile kararın onanması gerekmiştir.
-
Davalı ... vekili ile fer'i müdahil TMSF vekilinin temyiz itirazlarının davacı ... yönünden incelenmesine gelince; Dairemizin 29.01.2020 tarihli ve 2020/108 sayılı yazısı ile Dairemizin görev alanı itibarıyla bakmakta olduğu çeşitli Türk bankalarındaki mevduat hesaplarının, sahiplerinin rızası veya bilgisi dışında veyahut banka yönetici ve çalışanlarının (örgütlü dolandırıcılık teşkil ettiği ceza mahkemesi kararları ile saptanan) teşvik ve çabaları sonucunda yurt dışında faaliyet gösteren off shore bankalarındaki hesaplara aktarıldığı iddiası ile Türk bankaları ve yöneticileri aleyhine açılan alacak davalarında ilk olarak off shore bankalarına karşı dava açılmasının gerekli olduğu, oradan sonuç alınamaması hâlinde aktarma işlemini yapan Türk bankalarına dava açılabileceğine karar verildiği, daha sonraki süreçte ise davaya konu off shore bankalarının mevduat hesabı açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının hâkim ortakları tarafından kurulan ve mal varlığı bulunmayan paravan şirketler olduğunun saptandığı, bunun üzerine Dairemizce ortak mevduat hesaplarının açıldığı ve aktarma işleminin yapıldığı Türk bankaları ve yöneticileri aleyhine anılan iddialar ile ilgili dava açılabileceği ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının ve yöneticilerinin 818 sayılı Kanun'un 41 ve 55 ... maddeleri ile 6762 sayılı Kanun'un 321 ve 336 ncı maddeleri gereğince sorumlu oldukları sonucuna varıldığı, bu davalarda zamanaşımıyla ilgili olarak ise zararın doğumunun esas alındığı, bu kapsamda bazı kararlarda off shore bankaları aleyhine yasal işlem yapılmasından sonra zararın doğacağının, bazı kararlarda hesabı açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının yönetici ve çalışanlarının bankayı vasıta kılarak dolandırdıklarının anlaşılması nedeniyle paranın off shore bankalarından tahsil edilemediği anda zararın doğacağının ve bazı kararlarda ise paranın off shore bankalarından tahsil edilme olanağının kalmadığının anlaşıldığı anda zararın doğacağının belirtildiği, dolayısıyla zamanaşımı süresinin de bu tarihlerde başlayacak olması nedeniyle zamanaşımı definin reddedilmesi gerektiğine karar verildiği; ancak son zamanlarda bu tür davalarda zamanaşımının başlangıcı konusunda değişik görüşlerin ortaya çıktığı ve sayı itibariyle bir görüş üzerinde karar vermeye yeter çoğunluk sağlanamadığı, öte yandan Dairemizin yukarıda belirtilen zamanaşımı başlangıcı ile ilgili değerlendirmesinin değişmesi gerektiği konusunda da çoğunluk görüşünün oluşması sebebiyle Yargıtay Kanunu’nun 15 ... maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi gereğince bu tür davalarda zamanaşımı başlangıcının hangi tarih olması gerektiği hususunda içtihadın birleştirilmesi talep edilmiştir. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu'nun (YİBHGK) 22.04.2022 tarihli ve 2021/7 E., 2022/2 K. sayılı kararı ile neticeten mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda zamanaşımının başlangıcının tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir.
-
Uyuşmazlığın çözümü için konu ile ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar vardır. Dava konusu zararın doğduğu iddia olunan tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı Kanun'da düzenlenen ve 41 ... maddesinde ifadesini bulan haksız fiil sorumluluğu, kural olarak zarar verenin kusurlu olmasına bağlıdır. Kusur sorumluluğuna dayanan haksız fiil 818 sayılı Kanun'un 41 ... maddesinde, “Mesuliyet Şartı” başlığı altında; “Gerek kasten gerek ihmal ve teseyyüp yahut tedbirsizlik ile haksız bir surette diğer kimseye bir zarar ika eden şahıs, o zararın tazminine mecburdur. Ahlâka mugayir bir fiil ile başka bir kimsenin zarara uğramasına bilerek sebebiyet veren şahıs, kezalik o zararı tazmine mecburdur.” şeklinde ifade edilmiştir. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Kanun'un 49 uncu maddesinde de benzer bir düzenlemeye gidilerek kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar verenin bu zararı gidermekle yükümlü olduğu belirtilmiştir. Gerek 818 sayılı Kanun'un 41 ... maddesi gerekse 6098 sayılı Kanun'un 49 uncu maddesi, hukuka aykırı kusurlu bir fiille başkasına zarar veren kimsenin bu zararı tazmine mecbur olduğunu belirtmektedir. Böylece haksız fiilden sorumluluk, tazminat borcunun kaynağını oluşturmaktadır. Haksız fiil nedeniyle zarar gören kişinin alacak hakkı kanunda belirtilen süreler içinde talep ve takip edilmediği taktirde zamanaşımına uğrar. Bu durumda zarardan dolayı sorumlu tutulan kişilerin borçları zamanaşımı nedeniyle son bulur. 818 sayılı Kanun'un 60 ıncı maddesinde, “Müruru zaman” başlığı altında; “Zarar ve ziyan yahut manevi zarar namiyle nakdi bir meblâğ tediyesine müteallik dâva, mutazarrır olan tarafın zarara ve failine ittılaı tarihinden itibaren bir sene ve her halde zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren on sene mürurundan sonra istima olunmaz. Şu kadar ki zarar ve ziyan dâvası, ceza kanunları mucibince müddeti daha ... müruru zamana tabi cezayı müstelzim bir fiilden neşet etmiş olursa şahsî dâvaya da o müruru zaman tatbik olunur. Eğer haksız bir fiil, mutazarrır olan taraf aleyhinde bir alacak tevlit etmiş olursa, mutazarrır kendisinin tazminat talebi müruru zaman ile sâkıt olsa bile o alacağı vermekten imtina edebilir” şeklinde düzenlenmiş olan zamanaşımı, 6098 sayılı Kanun'un 72 nci maddesinde düzenlenmiş ve kısa olan bir yıllık zamanaşımı süresi iki yıla çıkarılmıştır. Haksız fiilden ... gerek maddi gerekse manevi tazminat davaları, zarar gören tarafın zararı ve haksız fiil sorumlusunun kim olduğunu öğrenmesinden itibaren başlar. Her ne kadar Kanun “zarar ve failine ıttıla” demişse de “fail” sözcüğünden “sorumlu kişi” anlaşılmalıdır. Zarar görenin zararı öğrenmesi demek de zararın varlığı, mahiyeti ve esaslı unsurları hakkında bir dava açmaya ve davanın gerekçelerini göstermeye elverişli bütün hâl ve şartları öğrenmiş olması demektir. Tazminat hesabına yarayacak bütün ayrıntıların bilinmesi gerekmez (Akman, Sermet/Burcuoğlu, Halûk/Altop, Atillâ/ Tekinay, Selâhattin Sulhi: Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 7. Bası, İstanbul 1993, s.717 718). Zamanaşımı süresi konusunda ayrık hüküm bulunsa da zamanaşımını durduran, kesen sebepler, zamanaşımı sürelerinin hesabına ilişkin konularda kanunun zamanaşımına ilişkin genel hükümleri uygulanmaktadır (Kılıçoğlu, ... Mithat: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2005, s. 345). 818 sayılı Kanun’un 128 ... maddesine göre zamanaşımı süresi, alacağın muaccel olduğu tarihten itibaren işlemeye başlar. Ancak bazı alacakların nitelikleri ya da alacaklı ile borçlu arasındaki ilişkinin ... niteliği zamanaşımı süresinin işlemesini haklı göstermeyebilir. Bu mantıktan hareket eden Borçlar Kanunumuz, zamanaşımını durduran ve kesen sebeplere yer vermiştir (Kılıçoğlu, s. 651). Zamanaşımının durması demek, o ana kadar işlemiş olan zamanaşımı süresinin işlediği noktada durması, buna yol açan sebebin ortadan kalktığı andan itibaren kaldığı yerden işlemeye devam etmesi demektir. Zamanaşımının kesilmesi (kat'ı) ise borçlunun veya alacaklının ya da hâkimin belli fiillerinin sonucu olarak işlemiş bulunan zamanaşımı süresinin yanması ve kesilmeye neden olan olaydan itibaren ... bir zamanaşımı süresinin işlemeye başlamasıdır. Zamanaşımının kesilmesi için zamanaşımının işlemekte olması gerekir. Zamanaşımı süresi dolmuşsa zamanaşımının kesilmesi söz konusu olmaz. Zamanaşımını kesen sebepler 818 sayılı Kanun'un 133 üncü (6098 sayılı Kanun'un 154 üncü maddesi) maddesinde gösterilmiştir. 818 sayılı Kanun'un 133 üncü maddesinde “... sebepleri” başlığında; “Aşağıdaki hallerde müruru zaman katedilmiş olur: 1 Borçlu borcu ikrar ettiği, hususiyle faiz veya mahsuben bir miktar para veya rehin yahut kefil verdiği takdirde. 2 Alacaklı dava veya defi zımnında mahkemeye veya hakeme müracaatla veya icrai takibat yahut iflas masasına müdahale ile hakkını talep eylediği halde” şeklinde düzenleme mevcuttur. İlgili maddeye göre zamanaşımı: borçlunun bir fiili, alacaklının bir fiili, yargılama ve takibe ilişkin bir işlemle veya yargıcın ... ve hükmüyle kesilebilir. Alacaklının fiilleri ise dava açması, defi, dava zımnında mahkemeye müracaat etmesi, hakeme başvurması, icra takibine başvurması veya iflas masasına başvurması şeklinde gerçekleşmektedir. Alacaklının bir mahkemede alacağıyla ilgili dava açması zamanaşımının kesilmesi için yeterli olup davanın niteliği önem arz etmemektedir. Ayrıca dava açıldıktan sonra hâkimin duruşma esnasında veya dosyada yaptığı her işlem ve hüküm ile tarafların her işlem ve eylemi sonunda zamanaşımı yeniden kesilir, süre tekrar işlemeye başlar.
-
Mülga 818 sayılı Kanun'un 60 ıncı maddesinde ise haksız fiilden zarar görenin zararının tazmini istemiyle açacağı davaların zamanaşımı süreleri düzenlenmiştir. 6098 sayılı Kanun'un konuya ilişkin 49 uncu ve 72 nci maddeleri de aynı yönde düzenleme içermektedir. Anılan maddeler ile haksız fiillere uygulanacak üç zamanaşımı süresi belirlenmiştir. Bunlar; zarar görenin zararı ve faili öğrendiği tarihten itibaren başlayacak bir yıllık zamanaşımı, fiilin vukuundan itibaren işleyecek on yıllık zamanaşımı ve fiilin aynı zamanda ceza kanunlarında düzenlenmiş olması hâlinde uygulanacak olan ceza davası zamanaşımı süreleridir. Haksız fiillerin bir kısmı sadece hukuk açısından değil, ceza yasaları bakımından da sorumluluğu gerektirir. Haksız fiilin faili, yani sorumlusu genellikle daha ağır sonuçları olan ceza kovuşturmasına konu olabileceği sürece zarar görenin haklarını yitirmesinin kabul edilmesi mümkün değildir. Bu bakımdan haksız eylem aynı zamanda ceza kanunları gereğince bir suç teşkil ediyorsa ve ceza kanunları ya da ceza hükümlerini ihtiva eden sair kanunlar bu eylem için daha ... bir zamanaşımı süresi tayin etmişse tazminat davası da ceza davasına ilişkin zamanaşımı süresine tabi olur. Nitekim bu husus YİBHGK'nın 07.12.1955 tarihli ve 1955/17 E., 1955/26 K. sayılı kararında da vurgulanmıştır. Buna göre anılan mevzuat uyarınca ceza davası zamanaşımı süresinin uygulanabilmesi için öncelikle zarar veren eylemin ceza kanunu veya ceza hükmü taşıyan ... kanunlarda suç olarak düzenlenmesi gerekli olup ... kanunlarda haksız eylem için başka bir zamanaşımı süresi tayin edilmiş olmadıkça haksız eylemden ... maddi ve manevi zararların tazmini için açılacak davalarda 818 sayılı Kanun'un 60 ıncı (6098 sayılı Kanun'un 72 nci maddesi) maddesinde öngörülen zamanaşımının uygulanması gerekir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun (HGK), 09.10.2013 tarihli ve 2013/4 36 E., 2013/1457 K. sayılı kararı). Bu itibarla şayet zarar doğuran eylem aynı zamanda cezayı gerektirir nitelikte ise eğer ceza kanunundaki ya da ceza hükümlerini taşıyan ... kanunlardaki bu eylem için kabul edilen zamanaşımı süresi, 818 sayılı Kanun'daki bir yıllık süreden daha kısa ise o zaman yine 818 sayılı Kanun'un 60 ıncı maddesinin birinci paragrafındaki süre (6098 sayılı Kanun'un 72 nci maddesi) olaya uygulanacaktır. Ceza kanunundaki zamanaşımı süresi 818 sayılı Kanun'un 60 ıncı maddesinin birinci paragrafındaki süreden daha ... ise o zaman bu ... süre tazminat davaları için de uygulama yeri bulacaktır. Böyle bir durumda uygulanması söz konusu olan ceza davası zamanaşımı süresi ise fiilin gerçekleştiği tarihe göre uygulama alanı bulacak olan ve hâlen yürürlükteki 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 66 ncı maddesine (mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 102 nci maddesine) göre belirlenecektir.
-
Yeri gelmişken usulî kazanılmış hak kurumuna kısaca değinilmesi gerekmektedir. Bu kurum, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir. Anlam itibarıyla bir davada mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmekte olup bu noktada bir mahkemenin Yargıtay dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğacağı gibi bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usulî kazanılmış hak gerçekleşebilir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar yönünden yeniden inceleme yaparak aksine karar veremez. Bir başka anlatımla kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usulî kazanılmış hak oluşturur (YİBHGK'nın 04.02.1959 tarihli 1957/13 E., 1959/5 K. sayılı kararı). Ancak mahkemenin bozmaya uymasından sonra ... bir içtihadı birleştirme kararı çıkması, uygulanması gereken kanun hükmünün karar kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilmesi, görev, hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı, harç ile bozma kararının maddi hataya dayanması hâllerinde usuli kazanılmış hak oluşması mümkün değildir.
6.Yine yargılamada davalının yanında fer'î müdahil sıfatıyla yer ... TMSF ve ...’ın durumundan bahsetmekte de yarar bulunmaktadır. 6100 sayılı Kanun'un 68 ... maddesinde (1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 57 nci maddesi) fer'î müdahilin, yanında katıldığı tarafın yararına olan iddia ve savunma vasıtalarını ileri sürebileceği, onun işlem ve açıklamalarına aykırı olmayan her türlü usûl işlemleri yapabileceği düzenlenmiştir. 6100 sayılı Kanun'un 68 ... maddesinde de belirtildiği üzere fer'î müdahil, lehine katıldığı tarafla birlikte hareket eder, yani onun yardımcısıdır. Hüküm, lehine müdahale edilen taraf hakkında verildiğinden, bu hükme karşı temyiz yoluna başvurma yetkisi de doğal olarak bu tarafa aittir. Nitekim Yargıtay ancak asıl taraf temyiz etmişse müdahilin de kararı temyiz edebileceği yönünden kararlar vermektedir. (HGK'nın 26.11.2014 tarihli ve 1329 E., ve 985 K. sayılı kararı). Fer'î müdahilin asıl tarafla birlikte hareket etmesi, onun yaptığı usul işlemlerinin asıl tarafın işlemlerine aykırı olmamasını gerektirir. Buna karşılık fer'î müdahil, yanında katıldığı tarafın lehine olan işlemleri yaparken her defasında onun ön onayını almak zorunda değildir. Bilâkis o, yanında katıldığı tarafından dava takip yetkisini kullanarak usul işlemlerini yapar, yanında katıldığı taraf ise bu işlemi geçersiz kılabilir. Aksi takdirde fer'î müdahilin yaptığı işlemler asıl taraf için sonuç doğurur. Asıl tarafın yararına aykırı işlemler ile dava üzerinde tasarruf sonucunu doğurabilecek işlemler fer'î müdahil tarafından yapılamaz (6100 sayılı Kanun'un 68 ... maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi). (Pekcanıtez, .../Özekes, .../..., Mine/..., ... Taş: Pekcanıtez Usûl, Medeni Usûl Hukuku, Cilt I, İstanbul 2017, s. 732). Fer'î müdahil lehine katıldığı tarafında da hazır olduğu duruşmada davayı veya savunmayı değiştirir ya da genişletir şekilde beyanlarda bulunur ve lehine müdahalede bulunulan taraf buna itiraz etmezse bu beyanlar lehine müdahale edilen tarafça yapılmış sayılır. Karşı taraf, müdahilin yaptığı ve lehine müdahale edilen tarafın da zımnen benimsediği bu davayı değiştirmeye veya savunmayı genişletmeye zımnen veya açıkça muvafakat ederse bununla dava değiştirilmiş veya savunma genişletilmiş olur. (..., ...: Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 2001, C. IV, s. 3470). Nitekim Dairemizin 28.01.1975 tarihli ve 3828 E. ve 482 K. sayılı kararında da müdahilin iltihak ettiği tarafın yardımcısı olarak davalının savunma sebeplerini izah ederek kanıtlayabileceği gibi hasmın muvafakati halinde müşterek amaç ve yarar için genişletebileceği veya değiştirebileceği, cevap dilekçesinde ileri sürülmeyen zamanaşımı savunması için de durumun müdahil yönünden aynı nitelikte olduğu, müdahilin müşterek amaca uygun olarak davaya iltihak ettikten sonra, zamanaşımı savunmasını ileri sürebileceği ve hasmın zımnen kabulü ifade edecek bir zaman geçtikten sonra tevsi itirazında bulunursa bu itirazın mahkemece nazara alınmayarak zamanaşımı itirazının (savunmasının) incelenmesi gerektiği belirtilmiştir.
-
Özetle YİBHGK'nın, 22.04.2022 tarihli ve 2021/7 E. ve 2022/2 K. sayılı kararı gereğince, mûdilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda zamanaşımının başlangıcının tespitinde off shore hesabına aktarma tarihi esas alınarak, daha önceden temyiz incelemesinden geçmiş dosyalar bakımından içtihadı birleştirme kararının, usuli kazanılmış hakkın istisnalarından biri olduğu gözetilerek, zamanaşımına ilişen temyiz itirazları konusunda bir değerlendirme yapılması ve davalı tarafça zamanaşımı hususunda bir temyiz sebebi ileri sürülmemiş olsa dahi fer'î müdahil tarafından temyiz nedeni olarak getirilmek kaydıyla davalı yönünden zamanaşımı incelemesinin yapılması, dava konusu olay bakımından ceza mahkemesince banka yöneticilerinin eyleminin dolandırıcılık olarak nitelendirildiği gözetilerek uzamış ceza zamanaşımı süresinin bu suça göre belirlenmesi ve uzamış ceza zamanaşımı süresinin 10 yıllık zamanaşımı süresinden kısa olması halinde her halükarda 10 yıllık zamanaşımı süresinin esas alınması, zamanaşımını durduran ve kesen sebeplerden davacı tarafça daha önce açılmış olan bir dava bulunması halinde zamanaşımı süresinin, o davanın kesinleşme tarihinden itibaren 10 yıl olarak kabul edilmesi gerekmektedir.
-
Tüm bu açıklamalardan sonra somut olayda, davacılardan ... tarafından dava konusu alacak ile ilgili olarak İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2012/150 esasına kayden dava açılmış ise de davanın takip edilmemesi nedeniyle işlemden kaldırılarak süresinde yenilenmediğinden açılmamış sayılmasına karar verildiğinden, mezkûr dava zaman aşımını kesen unsur olarak değerlendirilemeyeceğinden, ... tarafından talep olunan paranın 14.10.1999 tarihinde ...'a yatırılmış olduğu, eldeki davanın ise 01.02.2018 tarihinde 10 yıllık zamanaşımı süresinde sonra açıldığı YİBHGK'nın 22.04.2022 tarihli kararı uyarınca davanın ... yönünden reddi gerektiği anlaşılmakla İlk Derece Mahkemesinin ... yönünden davanı kabulüne dair kararının bozulması gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
-
Davalı ... vekili ile fer'i müdahil TMSF vekilinin temyiz itirazlarının davacı ... yönünden reddi ile kararın ... yönünden ONANMASINA,
-
Davacı ... Çelikol yönünden, temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
-
İlk Derece Mahkemesi kararının davacı ... yönünden BOZULMASINA,
Feri müdahil TMSF harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde davalı bankaya iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
05.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_yargitay
Taranan Tarih: 25.01.2026 15:26:01