Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
11. Hukuk Dairesi
Yargıtay Kararı
2023/5249
2024/2240
19 Mart 2024
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI: 2022/553 Esas, 2023/311 Karar
HÜKÜM: Davanın kısmen kabulüne
Taraflar arasındaki alacak davasının bozma ilamına uyularak yapılan yargılaması sonucunda Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Mahkeme kararı, davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı ile müvekkili arasında davalı tarafından üretilen Javsu markalı ürünlerin satışı konusunda 11.10.2010 tarihli sözleşme çerçevesinde davalı tarafından taahhüt edilen 695.142 koli ürünün teslim edilmemesi sebebiyle müvekkilinin müşteri kaybına uğradığını, davalıya keşide edilen Ankara 16. Noterliği'nin 27.04.2011 tarihli ihtarnamesi ile teslimi yapılmayan ürünlerin tesliminin talep edildiğini, teslim edilmeyen ürün sebebiyle müvekkilinin kar mahrumiyetine uğradığını ileri sürerek taraflar arasındaki sözleşmeyi fiilen sona erdiren davalıdan fazlaya ilişkin her türlü hakkı saklı tutularak şimdilik 1.000,00 TL mahrum kalınan kar ile 10.000,00 TL manevi zararın ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; taraflar arasında her iki tarafın edimlerini kapsayan tam karşılıklı yazılı bir sözleşme bulunmadığı gibi müvekkilinin satış miktarına dair bir taahhüdünün de bulunmadığını, sözleşme gereği teminat karşılanmadığı için müvekkili tarafından verilen satış yetkisinin de kullandırılmadığını, teminat karşılanana kadar su satışının azaltıldığını, davacının edimini ifa etmemesi sebebiyle satış yetkisinin kısmen geri çekildiğini, davacı tarafça verilen ileri tarihli çeklerin teminat olarak kabul edilemeyeceğini, sözleşmeyi tek taraflı olarak sona erdiren taraf davacı olduğundan müspet zararı isteyemeyeceğini savunarak davanın reddini istemiştir.
III. MAHKEME KARARLARI, BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Mahkemece Verilen (İlk) Karar
Ankara (Kapatılan) 17. Asliye Ticaret Mahkemesinin 28.11.2013 tarih, 2011/525 E., 2013/323 K. sayılı kararı ile toplanan delillere göre taraflar arasında 11.10.2010 tarihli sözleşme bulunduğu ve davalı tarafından 2011 yılı Nisan ayından itibaren davacıya ürün teslim edilmediği, tarafların birbirine keşide ettikleri ihtarnamelerde sözleşmenin feshedildiğine dair bir ifade bulunmadığı, sözleşmede öngörülen 1 yıllık sürenin dava açılmadan önce 11.10.2011 tarihinde sona ermiş olması sebebiyle sözleşmenin sona erdiği, menfi zarar niteliğindeki kar mahrumiyetini talep eden davacının sözleşmeyi feshetmeden böyle bir talepte bulunamayacağı, kaldı ki sözleşmenin süresi dava tarihinden önce dolmuş olmakla kendiliğinden sona erdiği gerekçesiyle davacının kar mahrumiyetine ilişkin maddi zarar talebinin ve delillendirilmeyen manevi zarar talebinin de reddine karar verilmiş, karar davacı vekilince temyiz edilmiştir.
B. Birinci Bozma Kararı
Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 25.03.2015 tarih, 2014/7320 E., 2015/4253 K. sayılı kararıyla davacının kar mahrumiyeti talebinde bulunduğu, kar mahrumiyeti talep edilebilmesi için sözleşme ilişkisinin devam etmekte olması gerektiği, taraflar arasındaki karşılıklı ihtarlara bakıldığında sözleşmenin feshine dair bir irade beyanına rastlanılamadığı, sözleşmenin feshedilmemiş olduğunun Yerel Mahkemenin de kabulünde olduğu, talep edilen kar mahrumiyeti sözleşmenin devam ettiği süre içinde kaldığından, dava tarihinden önce sözleşmenin kendiliğinden sona ermiş bulunması da kar mahrumiyeti istenmesine engel teşkil etmeyeceğinden, Mahkemece davacının talebinin bu ilkeler çerçevesinde kar mahrumiyetinin müspet zarar olarak nitelendirilip değerlendirilmesi gerekirken somut olaya uygun düşmeyen gerekçelerle menfi zarar olarak nitelendirilmek suretiyle yazılı şekilde hüküm kurulmasının doğru görülmediği gerekçesiyle karar davacı yararına bozulmuştur.
C. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin 11.06.2019 tarih, 2017/866 E. ve 2019/485 K. sayılı kararı ile mahkemece benimsenen bilirkişi raporuna göre, yaz aylarında yeni iş bağlantısı yapmanın zorluğu da dikkate alınarak, yeni bağlantılarda bulunmak ve öncelikle yaz sezonu gelmeden başka firmalarla anlaşma yapılması gerektiği hususları birlikte değerlendirildiğinde ve esas olarak yaz sezonu gelmeden söz konusu yeni iş fırsatları araştırılması ve gerekli bağlantıları yapabilmesi için, yaz aylarına giriliyor olmasının sektörün durumu da göz önüne alınarak fesih tarihinden itibaren ortalama 3 aylık sürenin makul süre olabileceği, bir başka deyişle kış aylarında yapılması gereken bağlantının nisan sonuna yapılmış olmasının getirdiği kârlılık oranı bakımından olan risk faktörünü de karşılamaya yönelik 3 aylık sürenin makul bir süre olacağının öngörüldüğü, buna göre 29.04.2011 fesih tarihinden sonraki 3 aylık süre içinde dosyada mevcut 11.10.2010 tarih ve 434 10 sayılı davalı firma yazısında ve her ay için vermeyi taahhüt ettiği yazısı gereği 2011/Mayıs ayında 90.000, 2011/Haziran ayında 100.000 ve 2011/Temmuz ayında da 150.000 koli olmak üzere toplam 340.000 koli üzerinden hesap yapılması gerektiği, %3 fire düşülmesi gerekmekte olup, fire düşüldüğünde kalan miktarın ise (340.000 x 3/100 = 10.20) (340.000 10.20 =) 329.800 koli olacağı, ürünün ortalama alış maliyetinin 1.91 olup ortalama net kârının %20 olduğunun değerlendirildiği, bu durumda net kârlılık oranı 0,382 olacağından davacının kâr mahrumiyetinin 135.800 koli x 0,382 = 125.983,60 TL olarak hesaplandığı ve sonuç olarak davacının belirlenen makul süre içindeki ortalama kâr yoksunluğunun 125.983,60 TL olduğunun tespit edildiği, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 52 nci maddesinin birinci fıkrasında zarar gören, zararı doğuran fiile razı olmuş veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş, yahut tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırmış ise hakim tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabileceği şeklinde düzenleme ve bu ilkeler çerçevesinde kâr mahrumiyetinin müspet zarar olarak nitelendirildiği gerekçesiyle davacının kâr mahrumiyeti talebine ilişkin davasının kısmen kabulüne, 125.983,60 TL alacağın 1.000,00 TL'sine dava tarihi olan 30.12.2011 tarihinden, bakiyesi 124.983,60 TL'nin ise ıslah tarihi olan 20.11.2013 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, davacı tarafın 10.000,00 TL manevi tazminat talebinin reddine ilişkin Ankara (Kapatılan) 17. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2011/525 E. 2013/323 K. sayılı dosyasından verilen karar kesinleştiğinden davacının bu talebi yönünden yeniden hüküm kurulmasına yer olmadığına karar verilmiş, kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
D. (İkinci) Bozma Kararı
Dairemizin 05.04.2021 tarih, 2020/3828 E. ve 2021/3332 K. sayılı kararıyla bozma ilamında açıkça "taraflar arasındaki karşılıklı ihtarlara bakıldığında sözleşmenin feshine dair bir irade beyanına rastlanılmadığı sözleşmenin fesh edilmemiş olduğunun kabulü gerekir" denildiği, Mahkemece bozma ilamına uyulmasına rağmen gerekçede sözleşmenin fesih edildiği yönündeki kabulünün doğru olmadığı, sözleşmenin ayakta olması nedeniyle kâr mahrumiyetinin makul süreye göre hesaplanmış olmasının da yerinde olmadığı, Mahkemece sözleşmenin süresinin 1 yıl olduğu gözetilerek taraflar arasında akdedilen sözleşme hükümleri değerlendirilip, 1 yıl içinde davalı tarafından davacıya verilmesi gereken su miktarı ve alınan su miktarı gözetilerek sektördeki kâr oranı ve su satışı için yapılan giderlerin de düşülmesi suretiyle davacının uğramış olduğu net kâr mahrumiyetinin bilirkişi aracılığıyla tespit edilip sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmadığı, ayrıca Mahkemece 6098 sayılı Kanun'un 52 nci maddesi uyarınca davacının zararının artmasında müterafik kusuru olduğu belirtilmiş ise de dosya içindeki delillerden anlaşıldığı üzere, davalının sözleşme hükümlerine aykırı olarak davacıya su ürünlerini vermemiş olmasında davacının müterafik kusuru olmadığından Mahkemece müterafik kusur değerlendirilmesi yapılmasının da doğru olmadığı gerekçesiyle karar bozulmuştur.
E. Mahkemece (İkinci) Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında 11.10.2010 tarihli "satış yetkisi” içeren bir sözleşmenin mevcut olduğu, davalı şirket tarafından davacı şirkete verilen yazılı satış yetkisinin 11.10.2010 01.10.2011 tarihlerine sari bir yıllık dönemi kapsadığı, sözleşme süresi olan 1 yıl içinde davalının sözleşme hükümlerine aykırı olarak davacıya sözleşme ile taahhüt ettiği su ürününü vermediği ve davalının bu eyleminde davacıya atfedilecek bir kusurun bulunmadığı, davalının haksız olarak su ürünlerini vermemesi nedeniyle davacının sözleşme süresi içinde uğradığı kar kaybını talep edebileceği, mahkemece benimsenen bilirkişi raporuyla davacının uğradığı kar kaybına ilişkin zararının 218.537,23 TL olarak tespit edildiği, gerekçesiyle davacının kâr mahrumiyetine yönelik alacağa ilişkin davasının dava ve ıslah dilekçesi kapsamında 218.537,23 TL üzerinden kabulü ile bu miktarın 1.000,00 TL'sinin dava tarihi olan 30.12.2011 tarihinden, bakiyesi olan 217.537,23 TL'sinin ise ıslah tarihi olan 20.11.2013 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, davacının manevi tazminat isteminin reddine ilişkin olarak verilen kararın bozmanın kapsamı dışında kalmakla kesinleştiğinden bu yöne ilişkin yeniden hüküm kurulmasına yer olmadığına karar verilmiştir.
IV. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; sözleşmenin feshine kusuruyla sebebiyet veren davacının müspet zararı isteyemeyeceğini, davacının sözleşme ile üstlendiği yükümlülükleri yerine getirmediğinden kar mahrumiyeti talebinde bulunamayacağı, sebepsiz zenginleşme veya vekaletsiz iş görme hükümlerine dayalı olarak menfi zararını talep edebileceği, bilirkişi kurulunun davacının net karlılığını hesaplamadığını, bir firmanın aldığı tüm ürünlerin toplamı ile satış faturaları arasındaki farkın brüt karı ortaya çıkaracağı, bilirkişi raporunda sadece bir iki firmaya yapılan yüksek karlı 2 3 satış faturasının esas alındığını, davacının bir önceki yıl aynı dönem yaptığı satışlar nazara alınmadan kar yoksunluğuna uğradığının kabul edilemeyeceğini, ortalama dağıtım giderinin %18 olduğu iddiasının hiçbir veriye dayanmadığını, bilirkişilerin maliyete ve hesaplamaya yönelik itirazlarının hiçbirini net bir şekilde cevaplamadıklarını, o dönem pet satışlarında kar marjının %9 %10 civarında olduğunu, bu hususun nazara alınmadığını, o dönemde davacının yapmış olduğu bağlantıları ve tedarik rakamlarının araştırılması önem arzettiği halde bu hususun nazara alınmadığını belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
- Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinden kaynaklanan kâr mahrumiyetine yönelik alacağın tahsili istemine ilişkindir.
- İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
- Değerlendirme
Dosyadaki yazılara, Mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
V. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,
19.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_yargitay
Taranan Tarih: 25.01.2026 15:19:55