Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
11. Hukuk Dairesi
Yargıtay Kararı
2022/7619
2024/1557
28 Şubat 2024
MAHKEMESİ: Ticaret Mahkemesi
SAYISI: 2019/330 Esas, 2020/460 Karar
TEMLİK ALAN: ..., ... Denizcilik Gemi Kiralama ve Brokerlik Hizmetleri vekili Avukat ...
DAVA TARİHİ: **
HÜKÜM: Kabul
Taraflar arasındaki tazminat davasının bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.
Mahkeme kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 27.02.2024 günü hazır bulunan davacılar vekilleri Avukat ... ve Avukat ... ile davalı vekili Avukat ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü.
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin donatanı olduğu MV Zorbey gemisinin 03.11.2011 tarihinde Antalya Kekova Körfezi'nde deniz kazası yaşadığını, davalılar Dilburnu Römorkörü onatanı Ortadoğu Antalya Liman İşletmeleri A.Ş., Denizcilik Müsteşarlığı Antalya Bölge Müdürlüğüne atfen Ulaştırma ve Denizcilik Haberleşme Bakanlığı ve Antalya Liman Başkanlığının kurtarma hizmeti bakımından hatalı hareket ederek müvekkiline ait geminin batmasına ve tam zayi olmasına sebep olduklarını, gemi kurtarmaya uygun bir bölgeye çekilmiş olsaydı batmayıp, zayi olmayacağını, geminin tam zayi olmasına sebebiyet veren davalıların Mahkemece tespit edilecek zararın tamamını tazmin etmeleri gerektiğini, geminin tekne ve makine sigortacısının poliçe uyarınca geminin kaza neticesinde batmamış olması gerekçesiyle geminin poliçe değeri olan 1.000.000,00 USD'yi ödemediğini, geminin haksız surette batırılmasının müvekkilinin mali açıdan mahvına sebebiyet verdiğini, müvekkilinin geminin sağlayıcı kazançtan mahrum kaldığını ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000,00 TL üzerinden açılan belirsiz alacak davasının kabulüne, müvekkilinin uğramış olduğu zarar tutarının tespit edilmesine, bu tespit neticesinde ortaya çıkan bedelin, olay tarihinden itibaren işleyecek ticari temerrüt faizi ile birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 01.07.2015 tarihli dilekçesi ile dava değerini 1.300.000,00 USD=3.500.000,00 YTL arttırarak dava değeri olan 2.000.000,00 USD üzerinden davanın kabul edilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının aktif husumet ehliyetinin olmadığını, geminin Kamboçya bayraklı ve Phnom Penh limanına bağlı yabancı bayraklı bir gemi olduğunu, davanın haksız fiilden kaynaklanan tazminat davası niteliği gözetildiğinde 1 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunu, davacının teminat yatırması gerektiğini, davacının gemisinin gerçek değerini, taşıdığı navlun değerini, tam ziya sonucu uğradığı kazanç kayıplarını ticari defter ve kayıtlarından tespit edebilecek durumda olduğunu, bu nedenle davanın belirsiz alacak davası açılamayacağını, müvekkilinin Bölge Müdürlüğü (Gemi Sörvey Kurulu) GSK uzmanlarının emir ve talimatlarını yerine getirdiğini, kendi insiyatifi ile hareket etmediğini, müvekkilinin meydana gelen zararla ilgili sorumluluğunun bulunmadığını, davanın müvekkili açısından pasif husumet yönünden reddi gerektiğini, zararın oluşmasına neden olduğu iddia edilen eylemlerin hukuka aykırı fiil olarak nitelendirilemeyeceğini, kazadan sonra yapılan müdahalenin ulusal ve uluslararası mevzuat hükümlerine uygun olduğunu, geminin karaya oturduğu yerin paha biçilemez doğal ve arkeolojik alanlarından birisi olduğunu, geminin körfez dışında tekrar karaya oturtulması kararının doğru olduğunu, geminin kazaya uğramasında ve karaya oturmasında gemi kaptanının tam kusurlu olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
III. MAHKEME KARARLARI, BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Mahkemece Verilen Karar
Mahkemenin 08.10.2015 tarihli 2013/73 E., 2015/723 K. sayılı kararı ile davacının gemisinin yarı batık halde bulunduğu yerden çekilmesine karar verenin idare olduğu ve idarenin hatalı karar ve uygulamalarına karşı açılan davaların adli yargı yerinde değil idari yargı yerinde görülebileceği gerekçesiyle davanın görevsizlik nedeniyle usulden reddine karar verilmiş, kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
B. Bozma Kararı
Dairemizin 03.05.2017 tarihli 2015/15506 E., 2017/2623 K. sayılı kararıyla davacı vekilinin davalı Denizcilik Müsteşarlığı Antalya Bölge Müdürlüğüne atfen Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı ve Antalya Liman Başkanlığına yönelik temyiz istemlerinin reddine, davalı Dilburnu Römorkörü Donatanı Ortadoğu Antalya Liman İşletmeleri A.Ş. özel hukuk tüzel kişisi olup aleyhine donatan sıfatıyla dava açıldığı, davacının, davalı Dilburnu römorkörü donatanı Ortadoğu Antalya Liman İşletmeleri A.Ş.’nin gemiyi çekerken ve geminin çıkarıldıktan sonra bırakıldığı yerin hatalı olması nedeniyle geminin hasar gördüğünü ve battığını iddia ederek işbu davalının haksız fiiline dayalı tazmin talebinde bulunduğu, anılan davalı yönünden haksız fiil esaslarına göre davaya bakma görevinin adli yargı yeri olduğundan bu davalı bakımından görevsizlik kararı verilmesinin doğru görülmediği gerekçesiyle Mahkeme kararı bozulmuştur.
C.Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile ilk alınan ve çoğunluk görüşünü yansıtan bilirkişi raporu ve son heyet raporu ile tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, geminin kaza sonrası yarı yüzer vaziyette olduğu, Kekova Koyu'nun tarihi ve turistik önemine binaen geminin bu yerden çekilmesinin zorunluluk arz ettiği, Valilik bünyesinde oluşturulan kriz masasında 2006 yılından beri Antalya limanını işleten ve limanda römorkör hizmeti veren davalı Ortadoğu Liman İşletmeleri A.Ş.'ye ait Dilburnu römorkörünün çekme işlemi için görevlendirildiği, Bölge Müdürlüğü tarafından ne şekilde nereye çekileceği ve nereye oturtulacağı kararlaştırılarak römorkör kaptanına bildirildiği, geminin Kekova adasının güneyindeki kayalıklara çekilerek, sahipsiz bırakıldığı, bu bölümün açık deniz etkilerine ve yüksek dalgalar açık bir alan olduğu, hiçbir engelle karşılaşmayan dalgaların kayalıklara vurduğu, Kasım ayında yarı yüzer vaziyette yüklü nehir tipi bu geminin baştan kayalıklara oturtulduğu, bu şekilde kıçı uzun süre yüzer vaziyette kalmasının fiziken mümkün olmadığı, bu tip gemilerin draftlarının (geminin tabanı ile su seviyesi arasında kalan mesafe deniz aracının su altında kalan veya batma mesafesi) düşük olması nedeniyle daha kırılgan bir yapıya sahip oldukları, geminin pruvası karaya oturmuş, kıçı yüzer vaziyetteyken normal salınımlarını yapamadığı ve bir hafta içerisinde parçalanarak olduğu yerde battığı, geminin yarı batık durumda yüzer vaziyette bulunduğu yerden alınıp bir başka yere götürülürken, sadece tarihi değeri olan koyun kurtarılması değil geminin de kurtarılmasının amaçlanması gerektiği, bu haldeki nehir tipi gemi için en uygun çekme yerinin deniz etkilerine tamamen kapalı bir liman içi ya da bu nitelikteki bir koy ya da geminin tabanının tamamen oturabileceği kumsal olduğu, kaza yerinden 7 mil uzakta olan Demre Koyu'nun bu şartları haiz bir kumsal olduğu, kaza yerinden bu kumsala gidiş rotasının yarısının Kekova Adası ile ana kara arasında kalan korunaklı bir alan olduğu, korunaklı bu alandan çıkıldıktan sonra kalan 3.5 millik mesafenin batma riskinin göze alınabileceği bir mesafe olduğu, çekme işleminin yapıldığı gün Kekova civarında havanın; açık, güneşli, rüzgarsız ve dalgasız olduğu, dosyada mevcut CD görüntülerinde kaza anında gemiye dolan suyun belirli bir seviyeye yükseldikten sonra bileşik kap teorisi gereği su girişinin durduğu, çeki anında da gemide su alma ve batma eğilimi gözlenmediği, bu haliyle geminin Demre kumsalına engel teşkil eden bir durum bulunmadığı, kurtarma işleminin yapılış anını kaydeden görüntülerin davacı tarafından CD halinde dosyaya sunulduğu, bu kayıtlardan kurtarmanın gereği gibi yapılmadığının anlaşıldığı, çekme işleminin usulüne uygun yapılmadığının ilk heyette ayrık rapor düzenleyen bilirkişi tarafından da kabul edildiği, operasyonun kurtarma değil batma ile sonuçlanmış olması karşısında gerek bu römorkörün gerekse haklarında açılan davanın usulden reddine karar verilen diğer davalıların çeki sırasında römorkörde bulunarak operasyonu yöneten GSK uzmanlarının böyle bir kurtarma operasyonu için gereken yeterliliği ve donanıma sahip olmadıkları, geminin batmasında tüm davalıların müşterek kusur ve sorumluluklarının bulunduğu, haksız fiil sorumluluğundan kaynaklanan tazminatlarda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 61 inci maddesi uyarınca haksız fiile iştirak eden tüm tarafların zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu oldukları, 01.07.2015 tarihli ıslah dilekçesi dikkate alınarak 700.000,00 USD geminin zayi nedeniyle oluşan zarar ve 1.300.000,00 TL kazanç kaybı olmak üzere toplam 2.000.000,00 USD için açılan davanın kabulü gerektiği gerekçesiyle davanın kabulü ile 2.000.000,00 USD'nin 04.11.2011 tarihinden itibaren işleyecek 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'un 4/a maddesi uyarınca Devlet bankalarının USD cinsi dövize uyguladıkları en yüksek mevduat faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
IV. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; kararın denetime elverişli gerekçeli bir karar olmadığını, Antalya 1. İdare Mahkemesinin 2019/996 E. sayılı davasının bekletici mesele yapılması gerektiğini, dava tarihinin yanlış yazıldığını, 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (818 sayılı Kanun) 41, 50, 51 ve 145 inci maddelerinin uygulanması gerektiğini, raporlar arası çelişki giderilmeden karar verildiğini, müvekkilinin kusuru bulunmadığını, kusuru varsa dahi kusur oranının tespiti bakımından aralarında hukukçu bilirkişinin de bulunduğu heyetten rapor alınması gerektiğini, hüküm kurmaya elverişli kabul edilen bilirkişi raporlarında gemi kaptanının, ifadelerinde belirttiği ilk karaya oturmaya kendi manevrasındaki gecikmenin sebebiyet verdiğine dair açık beyanın nazara alınmadığını, alkollü olmasının, kaza ve ayrıca müdahale sonrası idarece kendisine gemiyi bulunduğu yerden hemen (15 gün içinde) kaldırması yolundaki kendi imzasına tebliğ edilen yazılı bildirime uymamasının geminin tam zayi olmasındaki etkisi, müterafik kusurunın değerlendirilmediğini, geminin, kaptanının hatalı ve gecikmeli manevrası ile kazaya uğradığı tarihte hava ve deniz koşullarının uygun durumda olduğu, meteorolojinin "fırtına" değil sadece "fırtına uyarısı"nda bulunduğu, kaptanın da alkollü olduğunun dosya kapsamından anlaşıldığını, müdahale anında ve sonraki bir haftalık zaman zarfında Akdeniz'in bu bölgesinde fırtına olmadığını, bilirkişi raporlarının bilimsel verilere ve uluslararası standartlara aykırı olduğunu, gemi kaptanının kusuru konusunda hiçbir değerlendirme yapılmadığını, zararın tamamı ya da bir kısmının sigorta tarafından karşılanıp karşılanmadığı konusunda Mahkeme araştırma ve değerlendirme yapılmadığını, davacının sigorta tarafından ödeme yapılmadığına dair soyut beyanına itibar edildiğini, teminat alınmadan davaya devam edilmesinin hatalı olduğunu, teminat zorunluluğunu aşmak için yapılan temlikin kötü niyetli olduğunu, davacının tabiyetinde bulunduğu devlet ile anlaşma ya da karşılıklılık bulunup bulunmadığının değerlendirilmediğini, dava değerinin hatalı değerlendirildiğini, USD üzerinden hüküm kurulmasının usule aykırı olduğunu, davayı şimdilik kaydı ile 1.000,00 TL üzerinden açtığını, tercihini TL'den yana kullandığını, 02.10.2013 tarihli dilekçede, geminin değeri dışında kazanç kaybının da talep edildiğini, bu kaybın kendi yönlerinden belirlenebilir olmadığını, bu nedenle davaya belirsiz alacak davası olarak devam ettiklerini beyan ettiğini, 01.11.2013 tarihli "beyan" dilekçesinde Mahkemece belirlenebilir olduğuna karar verilen gemi değeri olarak 1.379.200,00 TL ifadesi ile bu değer üzerinden harcı yatırıp, bilirkişi raporları sonrası verdiği 01.07.2015 tarihli "beyan" dilekçesi ile dava değerini 3.500.000,00 TL'sı olarak arttırdıklarını ifade ederek bu değere göre eksik harcı yatırdığını, dava belirsiz alacak davası olduğuna göre dava değerinin 3.500.000,00 TL'ye yükseltilmesinin ıslah olmayıp harç tamamlama olduğunu, dava dilekçesindeki tercihini sonraki dilekçeler ile değiştiremeyeceğini, hüküm fıkrasında peşin harçın 3 no.lu bentte davalıdan tahsiline karar verilmiş olmasına rağmen yargılama giderlerinin hesabına ilişkin 4 no.lu bentte bu harç tutarının hesaba bir kez daha dahil edilmesinin usule aykırı olduğunu, somut olayda müvekkilinin kusuru bulunmadığını, davacının iddia ettiği zarar ile müvekkilinin eylemi arasında illiyet bağı olmadığını, müvekkiline gerek çekme gerekse bırakıldığı yer yönüyle doğrudan doğruya özel bir kusur ve sorumluluk ifade edilmeyen raporların, bu yönüyle özel bir inceleme yapılmaksızın davalı müvekkili yönünden hükme esas alınmış olmasının hatalı olduğunu, davacıya ait geminin bulunduğu yerden alınması ve karaya oturtulacağı yeri tespit eden, bu konudaki kararları verenin müvekkili değil davalı İdare polduğunu, İdarenin bu kararına göre, idareye tahsis ettiği römorkörü ile gemiyi, römorkörde bulunan GSK uzmanlarının yönetiminde, bulunduğu yerden alıp çekerek, İdarenin belirlediği ve gösterdiği yere fiilen götürüp bırakan müvekkilinin kusuru bulunmadığını, müvekkilinin resmi yazı ile görevlendirildiğini, görevlendirmeye ilişkin yazının içeriğine bakıldığında müdahale ile ilgili koordinasyonun müvekkilince değil Bölge Müdürlüğü GSK uzmanları tarafından sağlanacağının açıkça belirtildiğinin görüleceğini, müvekkilinin İdarenin emir ve talimatları doğrultusunda hareket ettiğini, gemi jurnalinde her hususun kayıtlı olduğunu, müvekkilinin sadece cer yaptığını, geminin bırakıldığı yerin müvekkilinin değil İdarenin insiyatifi olduğunu, 818 sayılı Kanun'un 50 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca davanın reddi gerektiğini, gerekçeli kararda anılan 818 sayılı Kanun'un 52 nci maddesinin tartışılmamasının hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
- Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, dava konusu olayda davalının kusuru ve davacının müterafik kusuru bulunup bulunmadığı, davanın niteliği, zarar ile davalının eylemi arasına illiyet bağı bulunup bulunmadığı, idari yargıda görülen davanın bekletici mesele yapılması gerekip gerekmeyeceği gibi hususlara ilişkindir.
- İlgili Hukuk
818 sayılı Kanun'un 41 inci maddesi, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 946, 947, 948, 972 nci vd. maddeleri.
-
Değerlendirme
-
Dosyadaki yazılara, Mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde değildir.
2.Dava, kurtarma yardım hizmetinin gereği gibi ifa edilmemesi nedeniyle zayi olan gemi nedeniyle uğranılan zararın, mahrum kalınan kazanç ve kar kaybının tahsili istemine ilişkindir. Yukarıda yapılan özetten anlaşılacağı üzere davacı vekili dava dilekçesinde tercihini Türk lirasından yana kullanmıştır. 01.07.2015 tarihli dilekçesi ile dava değerini 1.300.000,00 USD=3.500.000,00 YTL arttırarak davanın 2.000.000,00 USD üzerinden kabul edilmesini talep etmiştir. Mahkemece, davanın kabulü ile 2.000.000,00 USD'nin 04.11.2011 tarihinden itibaren döviz faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
3.Olay tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Kanun'un 83 üncü maddesi (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 99 uncu maddesi) uyarınca yabancı para borcunun vadesinde ödenmemesi halinde alacaklı, bu borcun vade veya fiili ödeme günündeki rayice göre Türk parası ile ödenmesini isteyebilir. Buna göre dava dilekçesinde TL cinsinden talepte bulunan davacının artık bu tercihinden dönerek 01.07.2015 tarihli dava değerinin artırılması dilekçesi ile USD cinsinden talepte bulunması mümkün değildir (Dairemizin 20.12.2012 tarihli 2011/510 E., 2012/21404 K. sayılı, 24.03.2016 tarihli 2015/6773 E., 2016/3329 K. sayılı, 18.11.2021 tarihli 2020/226 E., 2021/6353 K. sayılı, 27.09.2013 tarihli 2011/13132 E., 2013/16950 K. sayılı ilamları).
4.Bu itibarla Mahkemece davacı tarafın, dava dilekçesinde tercihini Türk lirasından yana kullandığı 01.07.2015 tarihli dilekçesi ile bu tercihinden dönüp USD üzerinden tahsil isteyemeyeceği gözetilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde USD üzerinden hüküm tesisi doğru görülmemiş, kararın davalı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
V. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1.Davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE,
- Mahkeme kararının BOZULMASINA,
Takdir olunan 17.100,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalıya verilmesine,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,
28.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_yargitay
Taranan Tarih: 25.01.2026 15:22:17