Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
11. Hukuk Dairesi
Yargıtay Kararı
2022/6556
2023/6842
27 Kasım 2023
MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesi
TARİHİ
SAYISI: 2014/207 Esas, 2022/371 Karar
HÜKÜM: Davanın Reddi
Davacılar vekili, davalı vekili
Taraflar arasındaki şirket genel müdürüne açılan sorumluluk davasının bozma ilamına uyularak yapılan yargılaması sonucunda Mahkemece davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı davacılar vekili, davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde; davalının şirket genel müdürü olduğunu, kusurlu, hatalı, tedbirsiz, özensiz ve şirket çalışma prensip ve kurallarına aykırı şekilde hareket ederek şirketin maddi ve manevi zarara uğramasına yol açtığını, zarardan sorumlu olduğunu iddia ile fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla 400.000,00 TL maddi tazminatın ve ticari itibar kaybı sebebiyle 250.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin 17.06.2009 tarihli belirli süreli iş akdi ile 01.09.2009 15.06.2010 tarihleri arasında Genel Müdür/CEO olarak çalıştığını, taraflar arasındaki ilişki ve dava bahse konu iş akdine dayalı olduğunu, bu nedenle huzurdaki davanın İş Mahkemelerinin görev alanına girdiğini, iddia olunan zararın müvekkilinin davacıdan para alması yada haksız kazanç sağlamasından doğmadığını, davacının iddiasının ...'nin yanlış üretim yapması, geç teslim ve sair nedenlerle davacının zarara uğradığı şeklinde olduğunu, yani davacı zarara uğradı ise bu zarara ...'nin yol açtığını buna göre müvekkilinin davanın tarafı olmadığını, davacının ...'nin kusurundan kaynaklanan zararı ...'den talep etme hakkının mevcut olduğunu, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiğini, şirket namına dava açmanın murakıplara (denetçilere) ait olduğunu, şirketin müdüre dava açma hakkının bulunmadığını, ibraz edilmiş olan yönetim kurulu tarafından ibraz edilen dönem için atanmış müdür ile dava açılmasının mümkün olmadığını, müvekkilinin lise öğrenimini İngiltere'de tamamladığını, Amerika'da makine mühendisliği üzerine lisans ve yüksek lisans eğitimi aldığını, Toyota ve Karsan gibi en büyük otomotiv şirketlerinde üst düzey yönetici olarak çalıştığını, '... Yönetim Sistemi'ni Türkiye'ye ilk getiren ve uygulayan olduğunu, davacının da müvekkilinin bu nitelikleri nedeniyle müvekkilinden önce danışmanlık hizmeti istediğini, müvekkilinin 2006 Ekim ayından 2009 Eylül ayına kadar danışmanlık hizmeti verdiğini, müvekkilinin davacı şirkete olan katkıları görüldükten sonra Genel Müdür olarak çalışmasının istendiğini, müvekkili ile davacı arasında 5 yıllık belirli süreli iş akdi imzalandığını ve müvekkilinin 01.09.2009'da davacı şirkette Genel Müdür/CEO olarak çalışmaya başladığını, müvekkilinin davacı şirketteki yapıyı değiştirmek için işe alındığını, şirketin aylık üretim adedi 100 150 iken 1 yılın sonunda üretim adedinin 600'e çıktığını, müvekkilinin şirket kurulduğundan bu yana yaşanmamış başarıya imza attığını, bütün bu işlemlerin şirketin tüm yöneticilerinin ve direkt olarak yönetim kurulu başkanı Ömer Çetin Nuhoğlu bilgisi dahilinde gerçekleştiğini, Çetin Nuhoğlu'nun onayı olmadan dışarıdan en basit işlemlerin yapılmasının mümkün olmadığını, hal böyle iken sistemin kurulup artık müvekkiline ve müvekkilinin ekibinde yer alan yüksek maaşlı yöneticilere ihtiyaç kalmadığını düşünen işverenin müvekkilinin ve üst düzey yöneticilerin iş akdine son verdiğini, yönetim kurulu başkanı Çetin Nuhoğlu'nun genel müdürlük görevine geri döndüğünü, işverenin müvekkilini iş akdinden doğan haklarını vermeyip oyaladığını, bunun üzerine müvekkilinin sözleşmeden doğan haklarının ödenmesi için işverene dava açtığını, bilirkişinin raporunda müvekkilinin alacağının 2.133.663,00 TL olarak hesaplandığını, sözü edilen dosyada işverenin şimdi iddia ettiği iddiadan bahsetmediğini, İş Mahkemesindeki dava ile ilgili olarak müvekkili üzerinden baskı yapmak isteyen işverenin 2 yılı sonra hayali senaryo ve sahte raporlar hazırladığını, kâr eden şirketin operasyon ve proje harcamalarını zarar gibi göstermeye çalıştığını, ... firması ile davacı firmanın halen çalıştığını, projenin uygulandığını, ... ile imzalanan satın alma sözleşmesini müvekkilinin imzalamadığını, zaten müvekkilinin tek başına imza yetkisinin bulunmadığını, müvekkilinin 2009 Eylül ayında göreve başladığında ... Dönüşüm Projesi kapsamında yapılacak değişiklikler ile ilgili çok yoğun çalışmalar yapıldığını, bunların Çetin Nuhoğlu ve diğer YK üyeleri ile paylaşıldığını, yani tüm bunlardan yönetimin haberi olduğunu, projeden 2010 Şubat ayında haberdar olunduğunun beyan edilmesinin nasıl bir senaryo oluşturulduğunu ortaya serdiğini, yönetim kurulu başkanı ve diğer yöneticilerin davacının işyerinde bulunan üretim hatlarının sökülerek ... firmasına taşındığından haberimiz yoktu demenin abesle iştigal olduğunu, hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, müvekkilinin uyguladığı ... Yönetim Sisteminin tüm dünyada büyük şirketlerce uygulandığını, davacının müvekkilini bu sistemi kurmak işe aldığını bu sistemin davacının rakipleri olan Schmidt ve Krone tarafından da kullanıldığını, müvekkilinin ... firmasını önceden tanımadığını, işverenin kendi bünyesinde yapılan kaynaklı üretim işini dışarıda yapılmasına karar vermesinden sonra birçok firma ile görüşüldüğünü, ...'nin de bu firmalardan biri olduğunu, davacının bir bayisi ve TEMSA'nın referansı ile ... ile görüşüldüğünü ve şirket yönetiminin bilgisi dahilinde 2010 yılı Nisan ayında ... ile anlaşma yapıldığını; davacının zarar olduğunu iddia ettiği harcamalarının büyük çoğunluğunun hiç gerçekleşmediğini, bir takım harcamaların ise şirketin taşeron kullanarak üretim yapması için gerçekleşen normal harcamalar olduğunu, işverenin kendisinin düzenlediği kayıt ve belgeleri delil olarak gösterdiğini, bu kayıt ve belgelerin delil niteliğinde olmadığını, iddia edilen masraflar ile müvekkilinin eylem ve edimleri arasında illiyet bağı bulunmadığını, ayrıca bir zarar varsa bu ...'nin kusurundan doğmuş ise ...'den talep edilmesi gerektiğini, uğranıldığı iddia edilen zararların müvekkili ile herhangi bir ilgisi bulunmadığını, ...'ye makine ve ekipman taşınması için yapılan ödemeler, ...'den bir hizmet satın alındığını, bu hizmetin satın alınması için bir takım ödemelerin yapılmasının gerektiğini, bu ödemelerin zarar gibi gösterilmeye çalışılmasının kabulünün mümkün olmadığını, şirketin müşterilerine gecikme sebebiyle ödenen maliyetler, bu hususun gerçek dışı olduğunu, davacının bu konuda herhangi bir kayıt sunamadığını, davacının bu yönde ödemiş olduğu bir tazminatın bulunmadığını, davacının yaptığı indirimlerin müvekkilinin sorumluluğunda olmadığını, davacının dosyaya sunduğu hiçbir yazışmayı, belgeyi, kaydı, raporu ve sair şeyleri kabul etmediklerini, hiçbirinin davaya ilişkin iddiaları kanıtlamadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. MAHKEME KARARLARI, BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Mahkemece Verilen İlk Karar
Mahkemece 20.03.2013 tarih, 2013/397 E., 2013/48 K. sayılı kararı ile işveren davalının da 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun (5521 sayılı Kanun) 1 inci maddesi uyarınca işçi sayılan kimselerden olduğu, ortak olmayan müdürlerle şirket arasındaki ilişkinin hizmet ilişkisi, görevli mahkemenin ise iş mahkemesi olduğu gerekçesiyle mahkemenin görevsizliğine, dosyanın karar kesinleştiğinde ve talep halinde görevli İstanbul Anadolu İş Mahkemesi'ne gönderilmesine karar verilmiştir. Davacı vekilince temyiz edilmiştir.
B. Bozma Kararı
Dairemizin 17.02.2014 tarih, 2013/12406 E., 2014/2740 K. sayılı kararı ile “.. Türk Ticaret Kanunu'nda düzenlenen hususla ilgili olarak, belirtilen madde kapsamında davaya bakma görevi ticaret mahkemelerinin görevinde olması nedeniyle işin esasına girilerek yargılama yapılması gerekirken yazılı gerekçeyle görevsizlik kararı verilmesi yerinde görülmediği..” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
C. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemece yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalının 01.09.2009 ile 15.09.2010 tarihleri arasında, davacı şirkette B gurubu imza yetkilisi, Genel Müdür/CEO olarak görev yaptığı, münferit imzası ile 50.000,00 euro kadar borç ve sorumluluk yükleyen iş ve işlemler yönünden yetkili bulunduğu, iş akdinde ise davalının davacı şirket yönetim kurulu başkanına bağlı olarak çalışacağının düzenlendiği, davaya konu, sorumluluk dönemi yönünden davacı şirketin 07.12.2011 tarihli 2010 yılı olağan genel kurul toplantısında, yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmesine dair karar verildiği, ne var ki bu kararın davalıyı kapsamadığı, davanın 19.10.2012 tarihinde ikame edildiği, dava tarihi itibariyle 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) yürürlüğe girdiği, ancak davalıya sorumluluk yönünden atfedilen eylemlerin tarihinin ise 6762 sayılı mülga Türk Ticaret Kanunu'nun (6762 sayılı Kanun) yürürlükte olduğu, 6102 sayılı Kanun'un müdürün sorumluluğuna ilişkin hükümlerinden farklı olarak, 6762 sayılı Kanun'un 338 inci maddesinde anonim şirket yönetim kurulu üyeleri için ispat yükünün ters çevrilerek kusur esasına dayanan bir sorumluluk öngörüldüğü, yönetim kurulu üyelerinin kusur ve sorumluluklarının bulunmadığını ispat edemedikleri takdirde zarardan sorumlu olduklarının düzenlendiği, buna göre davalının, meydana gelen şirket zararından kusuru olmadığını ispat etmesi durumunda sorumluluktan kurtulabileceği, 6762 sayılı Kanun'un 340 ıncı maddesi atfı ile 309 uncu maddesinin dördüncü fıkrasında, sorumluluk davasının, zararın ve sorumlunun öğrenilmesinden itibaren 2 yıl, her halde zarar doğuran fiilden itibaren 5 yıl içinde zamanaşımına uğrayacağı şeklinde düzenlendiği, davalıya atfedilen zarar iddiası yönünden, zararın öğrenilme tarihinin, en geç davalının işten ayrılma tarihi olan 15.09.2010 tarihi olduğu ve buna göre 2 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu davalı tarafça ileri sürülmüş ise de, bu tarihte var ise zararın ve tutarının öğrenildiğine ilişkin bir tespit yapmanın mümkün olmadığı, davacı şirketçe 2011 yılında hazırlatılan iç denetim raporu ile bu sürenin başladığından zamanaşımı süresinin dolmadığı, davalının davacı şirkette 01.09.2009 ile 15.09.2010 tarihleri arasında, Genel Müdür/CEO olarak görev yaptığı, bu görevi sırasında, kaynaklı ürün üretiminin outsource (dışardan tedarikçi eliyle alınması) işinin, davalı tarafından uygulamaya konulduğu, davalının bu dışardan temin için dava dışı ... firması ile işbirliği yapma kararı aldığı, bu tarihe kadar ...'nin Adapazarı'nda herhangi bir tesisi bulunmadığı, aynı işi yapabilecek kapasite ve yetenekte başka bir şirket aranmadığı, bir karşılaştırma yapılmadığı, ... ile 01.04.2010 tarihinde Satın Alma Sözleşmesi imzalandığı, bu tarih itibariyle ... firmasının Adapazarı'nda davacı firmanın üretim ara aşamasını oluşturan kaynaklı üretim ile ilgili ne bir tesisi ne de personelinin olmadığı, bu şartlarda kaynaklı ürün üretiminin outsource edilmesinin davacı şirkete zarar verdiği ve bu kararı alan davalının gereken projelendirme ve ön hazırlıkları yapmadan bu kararı almasının kusurlu olduğu, bu kusurlu karar neticesinde ise davacı şirketin zarara uğradığının iddia edildiği, davalının davacı şirkette B grubu imza yetkililerinden olup, bu kapsamda münferit imzası ile 50.000,00 euro ve TL karşılığı kadar iş ve işlemler yönünden yetkili bulunduğu, davacı şirket yönetim kurulu başkanına bağlı olarak çalışacağının iş akdinde düzenlendiği, davacı şirketin davalının görev almasından önce ... Enstitü Derneği ile ... üretime dönüş projesi sözleşmesi başlıklı, 01.07.2006 yürürlük tarihli muatabakatı imzalayarak, şirkette ... üretim metoduna geçiş ile ilgili iradesini ortaya koyduğu, davalıyı da bu çerçevede ... üretim sistemini hayata geçirmek üzere genel müdür olarak görevlendirdiği, davacı tarafça sorumluluk atfı kapsamında her ne kadar davacı şirketin iyi şekilde işleyen, herhangi bir aksama olmayan üretim faaliyetleri ile ilgili, üretimi doğrudan etkileyecek bir karar ile “kaynaklı üretim faaliyetini dışarıdan tedarikçi eliyle alınması” çalışması başlattığı ileri sürülmüş ise de, yukarıda anılan sözleşme çerçevesinde davacı şirketin üretim stratejisinde yapısal değişikliğe gitme iradesinde olduğu, yine taraflar arasındaki iş akdine göre de, davalının, ... üretim sistemini hayata geçirmek için işe alındığı tespit edildiği, kaynaklı üretim faaliyetinin dışarıdan tedarikçi eliyle alınması (outsource edilmesi) ve bunun dava dışı ... firması işbirliği ile yapılması konusunda, davalının tek başına karar alıp almadığı, tek başına karar almış ise bu kararın ve uygulamasının özensiz, hatalı ve kusurlu olup olmadığı, davalının tedbirli bir yönetici gibi hareket edip etmediğinin değerlendirilmesi, bundan başka alınan karar neticesinde bir zarar olup olmadığı, varsa ölçülebilir olup olmadığının değerlendirilmesi, yanı sıra zarar ile davalının karar ve uygulamaları arasında illiyet bağının olup olmadığının da tespiti gerektiği, alınan üç kök ve bir ek raporda, yukarıda izah edildiği gibi bir zararın tespit edilmediği, yalnızca 15.11.2017 tarihli ek raporda 1.084.191,00 euro zarardan bahsedildiği, ne var ki 15.11.2017 tarihli bu ek raporda tespit edildiği bildirilen zararın, Haziran 2010 Aralık 2011 dönemine ilişkin olduğu, davalının ise yalnızca 1 yıl 14 gün genel müdür olarak görev yapıp 15.09.2010 tarihinde davalı şirketteki görevinden ayrılmış olması, bundan başka anılan ek raporda, zarar olarak açıklanan tutarın dayanağı olabilecek teklif mektubu, satın alma miktarı, alınan malın kalitesi, satın alma günündeki şirketin ihtiyacı, şirketin finansman ihtiyacı ve/veya fazlası, satın alma personelinin mal tedarikindeki uzmanlığı gibi bir şirketin kâr/zarar etme faktörüne ilişkin açıklamalara yer verilmeksizin liste halinde tutarlara yer verildiği, anılan tutarların denetime elverişli bulunmadığından 15.11.2017 tarihli raporun hükme esas alınmadığı, davalının görev süreci boyunca davacı şirketin kârlılığının arttığı, davacı şirketin incelenen mali verileri ile belirlendiği, bundan başka davacı şirketin ... üretim dönüşüm projesi kapsamında maliyetleri azaltma yoluna gitme çalışması kapsamında, davalıyı da alandaki becerisi için genel müdür olarak görevlendirdiği, bununla birlikte davalının doğrudan yönetim kurulu başkanına bağlı çalışacağının öngörüldüğü birlikte değerlendirildiğinde, kusurlu eylem olarak atfedilen, ... firmasının hiç araştırılmadan, gerekli çalışmalar yapılmadan, davalı tarafından tercih edildiği iddiasının da sübut bulmadığı gerekçesiyle davacının maddi ve manevi tazminat istemini sübut bulmadığından reddine karar verilmiştir.
IV. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili, davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; müvekkilinin ... üretime geçil iradesinde olmasının, davalıya bu geçişte uzmanı olduğunu iddia ettiği üretim esaslarını doğru uygulamama ve koordinatörü olduğu projeye aykırı davranma hakkını vermediğini, ... Enstitü Derneğinde davalınında aralarında bulunduğu 9 ayrı danışman ve müvekkili şirketin çok sayıda personeli ile birlikte çalışılarak 2008 yılında ... 2011 Projesi Yönetim Yapılanmasının oluşturulduğunu, bir diğer deyişle şirketin 3 yıllık yol haritasının çıkarıldığını, davalının, şirketin detaylıca analizi neticesinde tüm kuralları, esasları, hedefleri belirlenen ... 2011 Projesini iyi bildiğini ve başarılı bir şeklide hayata geçireceğini belirterek genel müdürlüğüne talip olduğunu, müvekkili şirketinde zaten 3 yıllık planda tanımlanmış strateji ve aksiyonları takip edeceği için davalının talebini olumlu karşıladığını, müvekkilinin davalının genel müdür olarak 2009 yılında işe başlaması ile ... üretime sıfırdan başlamadığını, aksine davalı işe başladığında ... üretimin tüm esasları ve müvekkil şirket nezdinde uygulanacak kuralları, işlemleri, projeleri, hedefleri tanımlanmış halde işe başladığını, 2008 yılında ... Üretim Sistemine geçiş ile ilgili toplam 29 çalışma gurubunun kurulduğunu, Mahkemenin ... üretim sistemi ile outsource işini birbirine karıştırdığını, ... üretim sisteminin, üretimden satışa kadar baştan uca tüm süreçleri kapsayan bir model olduğunu, outsource ise, şirket içinde üretilen bir mal ya da hizmetin dışarıdan tedarik edilmesi olduğunu, ... üretim sistemi için bir üretim işinin outsource edilmesinin şart olmadığını, kaynaklı üretimin yapıldığı bölüm, fabrikada üretilen her treylerin muhakkak geçtiği üretim hattı olduğunu, kaynaklı üretimin yapısı itibariyle treyler üretimi yapılan bir fabrikanın omurgası olduğunu, bu bölümde hata ya da eksiklik olması halinde, bunun telafisinin diğer bölümlerde yapılan hatalar gibi kolaylıkla ortadan kaldırılamadığını, davalı tarafından ... üretim esaslarına aykırı şekilde ve bu prensipler uygulanmayarak, ... 2011 Projesi Yönetim Yapılanmasında yer almamasına/ aykırı olmasına rağmen hiçbir anlamda planlama, projelendirme, alt yapı çalışması olmaksızın, müvekkilinin sistemi hazır olmadan, kaynaklı üretimin outsource edilmesi olduğunu, davalının kaynaklı ürünlerin outsourcesunu yaptırdıktan sonra kesin olarak üretime başlanılması talimatı verdiği 01.06.2010 tarihinden tam 6 gün sonra, ... uzmanı tarafından verilen rapora göre, bu outsourcesun bu aşamada yapılamayacağı şeklinde olduğunu, Mahkemece ... uzmanının raporundaki tespitlerin dikkate alınmadığını, tedarikçiye tam ve doğru bilgi aktarabilecek bir sistemin olmadığı böyle bir faaliyetin dışarıdan temin edilmesinin, mevcut durumu kötüleştirdiğini, davalının müvekkili şirkette çalıştığı dönemde yürülükte olan ISO 9001(2008) standardını uygulamadığını, buna ilişkin verilen uzman mütalaasınında nazara alınmadan karar verildiğini, davalı genel müdür, kendisine sunulan sap ve süreç denetim raporunu görmezden gelerek outsource kararı verdiğini, davalının şirketin iç yönergesi olan tedarikçi seçme talımatı ve tedarikçi performans talimatını uygulamadan tedarikçi seçiminde bulunduğunu, davalı tarafından şirketin kaynaklı imalat yapan makine ve ekipmanlarının da sökülerek tedarikçisi ... firmasına kiralanması kararı alındığı için müvekkilin kendi bünyesinde kaynaklı ürün üretemediğini, üretim hattının durma noktasına geldiğini, sorunların giderilememesi nedeniyle yönetim kurulunun şirketi sıkıntıya sokan olayları araştırması talimatı verildiğini ve 27.05.2011 tarihli iç denetim raporunun hazırlandığını, davalının 15.12.2021 tarihli ek bilirkişi raporuna sunduğu, 2010 outsource evrakları ile işn başından beri plansız yapıldığının ikrar ettiğini, bu nedenle davalının kusurlu olduğunu, 2010 outsource eylem planında bir adet dahi ... isimli firmadan tedarik edilecek parçanın tanımlanmadığını, alınmış olan 7 maddede tanımlanan süreçlerden, talimatlardan, prosedürlerden hiçibirinin ... firmasından parça temin edilirken uygulanmadığını, davalı genel müdürün davaya konu olayda kusursuzluğunu ispat edemediği sürece kusurlu kabul edilmesi gerektiğini, davalının ... firması dışında başka firmaları araştırdığına dair tek bir delil sunmadığını, 6762 sayılı Kanun'un 342 nci maddesinde de müdürlerin sorumluluğunun yönetim kurulu üyeleri ile aynı olduğu ve bu müdürlerin sorumluluğunun yönetim kurulu emri ve nezareti altında çalışsalar dahi ortadan kaldırmayacağı şeklinde düzenlendiğini, davalının kusurlu davranışlarının kaynak üretim işini outsource etmeden önce projelendirme yapılmaması, müvekkili şirketin kaynak üretiminin outsource yapmaya hazır olup olmadığının değerlendirilmemesi, outsource'un hayata geçirilme maliyeti, şirkete yapacağı katkılar ya da maliyetler, ne tür risk ve kazançların öngörüldüğü, işlerin ters gitmesi durumunda uygulanacak B planı, hangi alt yapı çalışmalarının gerektiğine dair en ufak çalışma yapılmaması ve ... harici tedarikçilerin değerlendirilmemesi ve doğrudan yeterlilik değerlendirilmesi dahi yapılmaksızın ... seçilmesi gibi outsource yapılmadan önce çözümlenmesi gereken sorunlar çözülmeden işin uygulamaya konması olduğunu bunlara ilişkin çalışmaların yapıldığına ilişkin davalıca yazılı hiç bir delil sunulmadığından kusursuz olduğu ispat edilmeden davalı lehine karar verildiğini, 15.11.2017 tarihli raporun hükme esas alınmamasınında hatalı olduğunu, 04.09.2018 tarihli bilirkişi raporu, 19.10.2020 tarihli bilirkişi raporlarda müvekkili zararlarının belirlenmediğini, 15.12.2021 tarihli ek bilirkişi raporuna göre de sunulunan fatura ve belgelerden bir kısmı değerlendirilmek suretiyle kendi içinde çelişecek rapor hazırlandığını, zarara ait incelemenin yalnızca 15.11.2017 tarihli bilirkişi raporunda belirlendiğini, müvekkilinin zarar kalemlerinin ek işçilik maliyeti, işçilerin fazla mesai ücretleri, ...'ye görevli olarak gönderilen personelin işçilik ve akaryakıt maliyetleri, malzeme gecikmesi ve ham madde taşınması nedeniyle ... için ödenmek zorunda kalınan ilave navlunlar, ...'ye makine ve ekipman taşınması için yapılan ödemeler, malzemeden kaynaklanan zararlardan oluştuğunu, davalının işi ... firmasına devrettikten, ... firmasında üretimi başlattıktan sonra 3 ay sonra 15.09.2010 tarihinde ayrılmasının da zararın meydana gelmesini durdurmayacağını, bu nedenle Haziran 2010 Aralık 2011 tarihleri arasında zararın hesaplanmasının doğru ve hakkaniyete uygun olduğunu, Mahkemece 15.11.2017 tarihli raporda satın alma miktarı, alınan malın kalitesi, satın alma günüdeki şirketin ihtiyacı, şirketin finansman ihtiyacı ve/veya fazlası, satın alma personelinin mal tedarikindeki uzmanlığı gibi bir şirketin kâr veya zarar etme faktörlere ilişkin açıklama olmadığı için hükme esas alınmadığı belirtilmiş ise de müvekkilinin meydana gelen zararların zaten davalı tarafından yapılmadığından dolayı meydana geldiğini ve bu davayı açtıklarını, ayrıca davalının çalıştığı yılda müvekkilinin kârının artmasının nedeninin o yıl çekici pazarının Türkiye'de büyümesine bağlı olarak treyler pazarınında büyümesi nedeniyle olduğunu, müvekkili şirkete ait kâr/net satışlarının yüzdesinde ciddi bir düşüş yaşandığını belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacı şirketin dava açma hakkı olmadığını, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 329 uncu maddesi gereğince avukatlık ücreti ile disiplin para cezası ödemeye mahkum edilmesini belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
- Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davacı şirkette 01.09.2009 15.09.2010 tarihleri arasında 1 yıl 14 gün kadar süre ile Genel Müdür/CEO olarak görev yapmış bulunan davalının, davacı şirkete zarar verdiğinden bahisle, maddi manevi zararın tazmini istemine ilişkindir.
- İlgili Hukuk
6762 sayılı Mülga Türk Ticaret Kanunu'nun (6762 sayılı Kanun) 342 nci maddesi ile 338 inci maddesi ve 309 uncu maddesinin dördüncü fıkrası, 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (818 sayılı Kanun) 42 nci maddesi ile 43 üncü maddesinin birinci fıkrası, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 50 nci maddesinin ikinci fıkrası ile 51 inci maddesi.
3.Değerlendirme
Dava, davalı şirket yöneticisi hakkında açılan sorumluluktan kaynaklı tazminat istemine ilişkindir. Davalı müdürün, şirketin müdürlüğünü yapmadan önce davacı şirketlere 2006 Ekim ayından 2009 Eylül ayına kadar danışmanlık hizmeti verdiği, danışmanlık hizmetinin '... Yönetim Sistemi'ne ilişkin olduğu, sonrasında davalının davacı şirkette Genel Müdür/CEO olarak görev yaptığı, bu görevi sırasında, kaynaklı ürün üretiminin dış tedarikçi eliyle yapıldığı anlaşılmıştır. Mahkemece bilirkişi heyetinden alınan kök ve ek raporlarında, davacı şirketin fabrikasının gayet muntazam çalıştığı, dışarıdan hizmet alınmasına ihtiyaç duymadığı, hizmet alınsa bile fabrikanın yakınında bir tedarikçiden üretimi engelleyemeyecek bir şekilde hizmet alınabileceği, diğer bir anlatımla davalı şirket müdürünün kaynaklı üretim işini dışardan alma girişimine yönelik gerekli planlama yapmadan dış kaynaklı üretim hizmeti alındığı ve bu konuda kusurlu olduğu, davalının bu nedenle özen yükümüne aykırı davrandığından şirketin uğramış olduğu zarardan sorumlu olduğu, ancak iddia olunan zararların ne kadar olduğunun tespit edilemediği bildirilmiştir. Her ne kadar davacı şirketlerin zararlarının bilirkişi raporlarında belirlenemediğinden Mahkemece davanın reddine karar verilmiş ise de, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 50 nci maddesinin ikinci fıkrası (818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (8181 sayılı Kanun) 42 nci maddesi) ile 51 inci maddeleri gereğince uğranılan zararın miktarı tam olarak tespit edilememesi durumunda Hâkim tarafından, olayın oluş şekli, tarafların faaliyet alanı ve ekonomik durumları ile kusurun ağırlığı göz önünde bulundurularak makul bir zarar miktarının hakkaniyete uygun olarak tespiti neticesinde karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmadığından mahkeme kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
V. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Mahkeme kararının BOZULMASINA,
Bozma sebebine göre davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
Peşin alınan temyiz karar harcının istekleri hâlinde ilgililere iadesine,
Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,
27.11.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_yargitay
Taranan Tarih: 25.01.2026 15:55:41