Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
11. Hukuk Dairesi
Yargıtay Kararı
2022/1916
2023/4173
5 Temmuz 2023
MAHKEMESİ: Ticaret Mahkemesi
SAYISI: 2017/668 Esas, 2021/1069 Karar
HÜKÜM: Kabul
Taraflar arasındaki alacak davasının bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.
Mahkeme kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak davalı vekili ve duruşma istemi olmaksızın davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 04.07.2023 günü hazır bulunan davacı vekili Av. ... ile davalı vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının bir kısım hissedarı ile müvekkilinin bir hissedarının çocukluk arkadaşı olduğunu, müvekkilinin elindeki Theratron 780 kobalt tele terapi cihazını davalıya sattığı halde cihazın halen davacının ofisinde bulunmaya devam ettiğini, davalının lineer hızlandırıcı cihazını da kullanmak istemesi üzerine taraflar arasında 13.05.2003 tarihinde bir sözleşme düzenlenip birlikte çalışma kararı alındığını, ardından ruhsat almak gerekliliğine istinaden 03.10.2007 tarihli “İşyeri İşletme ve Hizmet Sözleşmesi” adı altında bir kira ilişkisi düzenlendiğini, buna müteakip de davalının dava konusu tıp merkezi ruhsatını çıkardığını, bu ruhsatın kiracısı göründüğü cihazı da kapsadığını, taraflar arasında bir iç ortaklık niteliğinde gizli adi ortaklığın kurulduğunu, ruhsatın ancak tüm ortakları hekim olan şirketlere verildiğini, müvekkili ortakları arasında hekim olmayanlar bulunduğundan müvekkilince ruhsat alınamadığını, 03.10.2007 tarihli kira sözleşmesine dayanılarak davalının ruhsat çıkartabildiğini, müvekkilinin bu ruhsatın mülkiyeti üzerinde yarı yarıya hak sahibi olduğunu, müvekkilinin yöneticisinin 2010 yılından itibaren davalının kadrolu doktoru göründüğü halde hiç ücret almamasının ortaklığı gösterdiğini, yine gerçek ilişki ortaklık olduğundan iki yıl boyunca davalının kira ödemeden cihazı çalıştırdığını, ruhsatın devri için tüm görüşmelere müvekkilinin yetkilisinin de katıldığını, kira aktinin dahi işyeri işletme ve hizmet sözleşmesi olarak adlandırıldığını, kira akti dışındaki planlama ve tedavi edici cihazların müvekkilinin ofisinde bulunmasının ortaklık ilişkisini ispatladığını, çok kıymetli olan ruhsatın yarı payının müvekkiline ait olduğunu, müvekkilinin yetkilisinin yurt dışında olduğu bir dönemde davalının ruhsatı üçüncü kişi şirkete 2.000.000,00 USD’ye işletme hakkı ile birlikte sattığını, buna göre alıcının hastanesinin radyoterapi bölümünün davalı tarafından işletilip kazançtan %18 oranında pay alacağını, ruhsat bedelinin yarısı olan 1.000.000,00 USD ile henüz tespit edilemeyen işletme hakkının yarısının müvekkiline ödenmesi gerektiğini ileri sürerek ruhsatın satılması sebebiyle ortaklığın fesih ve tasfiyesini, ruhsatın ½ oranındaki mülkiyetinin müvekkiline ait olduğunun tespitini, payına düşen kısmın ½ oranında tespit ve tahsilini, ruhsatın satışından elde edilen gelirin müvekkilinin payına düşen kısmının tahsilini, şimdilik 10.000,00 TL'nin 09.07.2014 tarihinden itibaren ticari avans faizi oranında temerrüt faizi ile birlikte tahsilini talep etmiştir. Davacı vekili, 14.04.2021 tarihli bedel artırım dilekçesi ile talep sonucunu 2.130.700,00 TL'ye çıkarmıştır.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının Cobalt 60 radyoaktif kaynaklı terapi tedavi cihazına lisans alabilmek için Türkiye Atom Enerjisi Kurumu’na (TAEK) defalarca başvurduğu ve lisans için ortaklar arasında hekim olmayan kişi bulunmaması şartı yer almadığı halde şartlarını yerine getirmediği ve maliyetine katlanmadığı için lisans alamadığını, davacının kendi teklifi ile lisans için yetersiz cobalt cihazını zaten tedavi ruhsatı olan müvekkiline sattığını, kira sözleşmesi yapıp müvekkilinin cihaza aldığı ruhsattan yararlandığını, daha önce mevzuata aykırı kabul ettiği hastaları legal kabul etmeye başladığını, taraflar arasında sadece kira ilişkisi bulunduğunu, hiçbir zaman ortaklık kurulmadığını, müvekkilinin, davacının üst katını mal sahibinden kiraladığını, ancak cihazın ağırlığı ve sağlık tehlikesi sebebiyle cobalt cihazını üst kata çıkaramadığını, öte yandan davacının sattığı cihazı kendisinin de kullanmak istemesi sebebiyle cihazı yerinden oynatmak istemediğini, bu durumda cihazın bulunduğu fizik odasının müvekkilince mecburen kiralandığını, kira parası olarak da nakdî para yerine ayda iki hastanın tedavi ücretlerinin davacıya kira bedeli olarak ödenmesinin kararlaştırıldığını, 03.10.2007 tarihli kira kontratında konu başlığında açıkça kira kontratı yazıldığını, müvekkilinin ruhsat alması ile davacıyla sözleşmesinin ilgisinin bulunmadığını, hasta kabulünün ve kârın geç sağlanması sebebiyle davacıya 09.04.2009 tarihinden itibaren kira sözleşmesi gereği ödemeler yapıldığını, davacının talepleri ile kira bedellerinin önce 12.000,00 TL’ye ardından 30.000,00 TL’ye çıkarıldığını, hekimler için çıkan Kanun sonrası davacının yetkilisinin hasta kabulü ve çalışması için müvekkili ile anlaşma yapıldığını, davacının ihtarında dahi kira ilişkisini kabul ettiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
III. MAHKEME KARARLARI, BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Mahkemece Verilen Karar
Mahkemece 24.03.2016 tarih, 2014/1614 E. ve 2016/281 K. sayılı kararı ile asliye hukuk mahkemelerinin görevli olduğu gerekçesiyle davanın usulden reddine, dosyanın İstanbul Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiş, karar davalı vekilince temyiz edilmiştir.
B. Bozma Kararı
Dairemizin 10.04.2017 tarih, 2016/5370 E., 2017/1961 K. sayılı kararıyla taraflarca oluşturulduğu iddia edilen ve tasfiyesi istenen adi ortaklığın tacir olan tarafların ticari işletmeleriyle ilgili olduğunun anlaşıldığı, Mahkemece, tacir olan tarafların ticari işletmeleriyle ilgili adi ortaklığın tasfiyesinde görevli olduğu, yargılamaya devam edilmesi gerektiği, görevsizlik kararı verilmesinin doğru olmadığı gerekçesiyle Mahkeme kararı bozulmuştur.
C. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile birlikte çalışma kararı alındığının açık ve net bir şekilde sözleşmede yazdığı, davacının aktifinde kayıtlı olan demirbaş alet ve edevatların davalıya kiralandığı, bu kiralama karşılığında bir bedel sözkonusu olmadığı, davalının bu kiralama karşılığında bir hizmet üretip, bundan elde edeceği net kârın %50'sini davacıya ödeyeceğini, her iki tarafın karşılayacağı ve ortak masrafların belirlendiği, davalının ödeyeceği kâr payı ve net ücret tediyesine karşılık davacının fatura keseceği hususlarının hüküm altına alındığı, sözleşmeden 27 gün sonra 30.10.2007 tarihinde İl Sağlık Müdürlüğünce uygunluk belgesi verildiği, tarafların müşterek amaç çerçevesinde çalıştıkları, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 623 üncü maddesinin birinci fıkrasında belirtildiği gibi kazancın %50’şer oranda eşit paylaşıldığı, yazılı delil başlangıcı niteliğinde bulunan e mail ve yazışmalar incelendiğinde davacı şirket ortağı ile davalı şirketin dal ruhsatının satımı hususunda görüşmeler yapıp bilgi alışverişinde bulunduklarından müşterek amaç için eylemli çaba unsuru gerçekleştiği, her ne kadar görünüşte kira sözleşmesi gibi yansıtılmaya çalışılsa da taraflar arasında gizli adi ortaklık sözleşmesinin olduğu kanaatine varıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne, gizli adi ortaklığın feshi ile dal ruhsatının satımından elde edilen meblağ üzerinde davacının eşit oranda hak sahibi olması nedeniyle 1.000.000,00 USD karşılığı 2.130.700,00 TL bedelin 10.000,00 TL'si için temerrüt tarihi olan 09.07.2014 tarihinden, 2.120.700,00 TL için ıslah tarihi olan 14.04.2021 tarihinden itibaren işleyecek ticari temerrüt faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir
IV. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
-
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı, ıslah değil talep artırım dilekçesi verdiklerini, tüm talep için dava tarihinden itibaren faiz işletilmesi gerektiğini belirterek kararın düzeltilerek onanmasını istemiştir.
-
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; dava dilekçesinde tasfiye de talep edildiği halde bu hususta karar verilmemesinin bozma sebebi oluşturduğunu, bir an için ortaklık kabul edilse dahi tasfiyeye ve tasfiye usulüne karar verilmeden tazminata hükmedilemeyeceği gibi davacının müvekkilinin ruhsatı ve bu ruhsatın değer artışı üzerinde hak iddia edemeyeceğini, davacının belirli nitelikteki ruhsat satış bedeli ile belirsiz nitelikteki işletme kârı talep ettiğini, davacının ıslah değil bedel artırım dilekçesi verdiği, oysa belirli nitelikteki ruhsat satışı için bedel artımı talep edilemeyeceğinden bu yöndeki talebin reddinin gerektiğini, iki taraflı sözleşmelerin ortaklık sözleşmesi olarak nitelendirilemeyeceğini, 6098 sayılı Kanun’da düzenlenen ortaklık unsurlarının bulunmadığını, her iki sözleşmede de tarafların açık ya da örtülü ortaklık iradelerinin görülmediğini, salt birlikte çalışmanın ortaklık sözleşmesi olarak nitelendirilemeyeceğini, sabit ödemelerin kâr payı ödemesi olarak değerlendirilemeyeceğini, 13.05.2003 tarihli sözleşmede davacının simülatör için ücret ödeyeceğinin kararlaştırıldığını, davacı temsilcisinin 11.06.2012 tarihli e postasındaki ifadelerin iki tarafa borç yükleyen akti vurguladığını, müvekkilinin zaten ruhsatı bulunduğundan faaliyetini sürdürmesi için davacı ile ortaklığa ihtiyaç duymadığını, hukuki mütalaanın irdelenmediğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
- Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, taraflar arasında gizli adi ortaklık bulunduğu iddiasına dayalı alacak istemine ilişkindir.
- İlgili Hukuk
6098 sayılı Kanun'un 620 vd. maddeleri.
- Değerlendirme
1.Davacı, taraflar arasında gizli adi ortaklık ilişkisi bulunduğunu ileri sürerek adi ortaklığa ait olduğunu iddia ettiği ruhsatın dava dışı şirkete satışından elde edilen bedelin payına düşen kısmının tahsilini istemiştir.
2.6098 sayılı Kanun'un 620 nci maddesinde adi ortaklık sözleşmesi, iki ya da daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşme olarak tanımlanmış, bir ortaklığın kanunla düzenlenmiş ortaklıkların ayırt edici niteliklerini taşımaması halinde bu bölüm hükümlerine tabi adi ortaklık sayılacağı belirtilmiştir. 622 nci maddesinde ise
ortakların, niteliği gereği ortaklığa ait olan bütün kazançları aralarında paylaşmakla yükümlü oldukları düzenlenmiştir.
3.Ortaklığa sermaye olarak yalnızca emeğini koyan ortağın zarardan muaf tutulabileceğini öngören 6098 sayılı Kanun'un 623 üncü maddesinin üçüncü fıkrası hükmünün karşıt anlamına (argumentum a contrario) başvuran Türk doktrininde, ortaklığa sermaye olarak salt emeğini koyan ortak dışında hiçbir ortağın zarardan muaf tutulamayacağı, müşterek amacın ve sonuçta adi ortaklığın varlığından söz edebilmek için bütün ortakların hem kazanca ve hem de zarara katılmalarının gerekli olduğu görüşü egemendir. Ayrıca, ortakların müşterek amaca ulaşmak için birlikte çaba sarf etmek konusunda yükümlülük altına girmeleri, adi ortaklığın varlığı bakımından zorunludur. Bu unsur, ortaklık sözleşmesinin içeriğinde mutlaka yer almalıdır. (Prof. Dr. Nami Barlas; Adi Ortaklık Temeline Dayalı Sözleşme İlişkileri, 3.Baskı, İstanbul 2012, s. 25 40).
- Taraflar arasındaki sözleşmeler, faturalar ve fiili uygulama bütün olarak gözetildiğinde ilişkinin 6098 sayılı Kanun'un 622 nci maddesinde düzenlenen kazanç paylaşımını amaçlamadığı, tarafların kaynak verimliliğini arttırmak ve maliyetleri düşürmek için işbirliğine gittikleri anlaşılmaktadır. Nitekim davacı da, 14.04.2021 tarihli dilekçesinde ruhsatın satışından elde edilen ve 1/2 oranda payına düşen alacağın 1.000.000,00 USD olarak tespit edildiğini, 10.000,00 TL üzerinden açılan davayı 1.000.000,00 USD'nin temerrüt tarihindeki efektif satış kuru üzerinden çevrilmesiyle elde edilen 2.130.700,00 TL'ye çıkarttıklarını belirterek ortaklığın tasfiye payına ilişkin değil, ruhsatın satış bedeline indirgeyerek talepte bulunmuştur.
5.Bu durumda Mahkemece, taraflar arasında bir adi ortaklık ilişkisinin bulunmadığı nazara alınarak bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
V. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Mahkeme kararının BOZULMASINA,
Bozma sebebine göre davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
Takdir olunan 8.400,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
Peşin alınan temyiz karar harcının istekleri hâlinde ilgililere iadesine,
Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, 05.07.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_yargitay
Taranan Tarih: 25.01.2026 16:43:23