Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
11. Hukuk Dairesi
Yargıtay Kararı
2022/3160
2023/2964
15 Mayıs 2023
MAHKEMESİ: Ticaret Mahkemesi
SAYISI: 2021/498 Esas, 2022/201 Karar
HÜKÜM: Davanın reddi
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen itirazın iptali davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı banka ile dava dışı Örmen Kumaşçılık arasında düzenlenen 28.01.1997 ve 14.08.1997 tarihli genel kredi sözleşmelerinin davalı tarafından müteselsil kefil sıfatı ile imzalandığını, kullanılan kredi borcu ödenmediği için 19.01.1998 tarihinde hesabın kat edildiğini asıl borçlu ile davalının da arasında bulunduğu müteselsil kefiller hakkında 1998 yılında başlatılan icra takip dosyalarının yenilenmesi amacıyla yapılan başvuru üzerine icra müdürlüğü tarafından dosyaların imha edildiğinin bildirildiğini bunun üzerine yeniden başlatılan icra takibinin davalının itirazı üzerine durduğunu ileri sürerek itirazın iptali ile takibin devamına ve icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davaya konu alacağın 10 yıllık zamanaşımına tabi olduğunu ve bu sürenin dolduğunu, 18 yıl sonra yapılan takibin kötü niyetli olduğunu savunarak davanın reddi ile tazminata karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 04.04.2018 tarih, 2016/700 E. ve 2018/402 K. sayılı kararıyla taraflar arasındaki kefalet ilişkisinin 28.01.1997 ve 14.08.1997 tarihlerinde kurulduğu, 6101 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun'un (6101 sayılı Kanun) birinci maddesinde, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) yürürlüğe girdiği tarihten itibaren önceki fiil ve işlemlere bunların hukuken bağlayıcı olup olmadıklarına ve sonuçlarına bu fiil ve işlemler hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmiş ise uygulanması gerektiği, temerrüt tasfiye ve sona erme konularında 6098 sayılı Kanun'un uygulanacağının kabul edildiği, 6101 sayılı Kanun'un 5 inci maddesinin ikinci fıkrasında 6098 sayılı Kanun ile hak düşürücü süre veya özel bir zamanaşımı ilk defa öngörülmüş olupta başlangıç tarihi itibarıyla bu süre dolmuş ise hak sahiplerine 6098 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten itibaren başlayarak bir yıllık ek süre verileceğinin düzenlendiği, 6098 sayılı Kanun'un 598 inci maddesindeki 10 yıllık sürenin hak düşürücü süre mi yoksa süreye bağlı hak mı olduğu tartışmalı olsa bile 6101 sayılı Kanun'un 6 ncı maddesinde bu Kanun'un 5 inci maddesinin uygun düştüğü ölçüde 6098 sayılı Kanun'da öngörülen diğer süreler hakkında da uygulanacağının belirtildiği, 6098 sayılı Kanun'un 598 inci maddesinin üçüncü fıkrasına göre bir gerçek kişi tarafından verilmiş olan her türlü kefaletin 10 yıl geçmekle kendiliğinden ortadan kalkacağının düzenlendiği, buna göre davalının kefalet yükümlülüğünün 14.08.2007 tarihinde kendiliğinden ortadan kalktığı, davacı bankanın 6101 sayılı Kanun'un 5 inci maddesinde öngörülen 1 yıllık ek süre 01.07.2013 tarihinde geçtikten sonra 03.02.2015 tarihinde icra takibini başlattığı anlaşıldığından davanın hak düşürücü süre yönünden reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 02.05.2019 tarihli ve 2018/762 E. 2019/632 K. sayılı kararıyla davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
-
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
-
Dairemizin 02.06.2021 tarih, 2020/3098 E. ve 2021/3689 K. sayılı kararıyla mahkemece, kefil olan davalı hakkında 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Kanun'un 598 inci maddesinde ilk defa düzenlenen 10 yıllık süre içerisinde takip yapılmadığı gerekçesiyle davanın hak düşürücü süre yönünden reddine karar verilmiş ise de davacı vekili tarafından aralarında davalının da bulunduğu borçlular hakkında İstanbul 6. İcra Müdürlüğünün 1998/17680, 1998/17679, 1998/6131 sayılı dosyalarında icra takibi başlatıldığı, dosyaların yenilenmesi talebiyle icra müdürlüğüne yapılan başvuru üzerine dosyaların imha edilmesi nedeniyle yenileme yapılamadığından bu davaya konu İstanbul 1. İcra Müdürlüğünün 2015/3469 sayılı dosyasında takip başlatıldığının ileri sürülmesine ve davalı tarafından süresinde verilen cevap dilekçesinde bu iddiaya itiraz edilmemesine göre davacı tarafça 1998 yılında icra takibine başlatıldığı anlaşılmakla somut olayda artık 6098 sayılı Kanun'un 598 inci maddesindeki düzenlemenin uygulanma imkanı bulunmadığı, ancak, dosya içerisindeki delillere göre davacı (Temlik eden) Tasfiye Halinde Türkiye Emlak Bankası A.Ş.'nin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından devralınmadığı, fonun devralmadığı bankaların alacakları yönünden 20 yıllık zamanaşımı süresi söz konusu olmayacağından, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun (5411 sayılı Kanun) geçici 13 üncü maddesinde, fon alacaklarının zamanaşımının 20 yıl olduğunu düzenleyen 141 inci maddesine de herhangi bir gönderme yapılmadığından ve dava konusu kredi alacağının tahsili için 1998 yılında başlatılan icra takibinden sonra davaya konu icra takibinin başlatıldığı 2015 yılına kadar zamanaşımını kesen yeni bir işlem yapıldığı ispat edilemediği için 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (818 sayılı Kanun) 125 inci maddesinde düzenlenen 10 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğundan davanın reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile alacağı temlik eden Tasfiye Halinde Türkiye Emlak Katılım Bankası Anonim Şirketinin TMSF tarafından devir alınan bankalardan olmadığı, fonun devralmadığı bankaların alacakları yönünden 20 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanmayacağı, 5411 sayılı Kanun'un geçici 13 üncü maddesinde fon alacaklarının zamanaşımının 20 yıl olduğunu düzenleyen 141 inci maddesinde, alacağı temlik eden bankaya yönelik herhangi bir gönderme de yapılmadığından somut olayda 10 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiği, dava konusu kredi alacağının tahsili için 1998 yılında başlatılan icra takibinden sonra davaya konu icra takibinin başlatıldığı 2015 yılına kadar zamanaşımını kesen yeni bir işlem yapıldığı davacı tarafından ispat edilemediğinden 818 sayılı Kanun'un 125 inci maddesinde düzenlenen 10 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle uyulmasına karar verilen Yargıtay bozma ilamı gereğince davanın zamanaşımı nedeniyle reddine, somut olayda, davalı vekili her ne kadar davacının basiretli tacir olduğunu ifade ederek kötü niyet tazminatı talebinde bulunmuş ise de; 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 67 inci maddesi uyarınca kanun koyucunun basiretli tacir olmayı değil, haksız ve kötü niyetli icra takibinde bulunmayı tazminata mahkum etmesi yasal koşul olarak düzenlediğinden davalının takipte haksız olmakla birlikte kötü niyetli olduğu davalı tarafından ispat edilemediği davalının kötü niyet tazminatı isteminin yasal koşullar oluşmadığı gerekçesiyle reddine karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
-
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; Mahkemece davaya konu kredinin "sona ermeye" ilişkin durumu için 6101 sayılı Kanun'a atıfla 6098 sayılı Kanun'un uygulanacağına karar verildiğini, oysa 6098 sayılı Kanun'daki 'sona ermeye ilişkin hükümler' halen yürürlükte bulunan sözleşmeler için uygulanabilir nitelikte olduğunu, Mahkemece açıkça belirtildiği üzere davalılara kredi kullandırım, hesap kat ve muacceliyet tarihleri ile haklarında icra takibi yapılma tarihlerinin 2012 yılı öncesinde olduğu, 'Sona erme' ye ilişkin hüküm, takip/dava konusu olmuş ilişkiler için uygulanamayacağını, takibe/davaya konu edilmiş alacak nedeni ile kefilin sorumluluğunun 'kendiliğinden ortadan kalkması' hiç bir kanuni düzenleme ile açıklanabilecek bir durum olmadığını, davalı/kefil hakkındaki takibin ve süreleri kesen diğer hususlar dikkate alındığında Mahkemenin 6098 sayılı Kanun'un 598 inci maddesinin üçüncü fıkrasını huzurdaki uyuşmazlıkta uygulamasının hukuka açıkça aykırı olduğunu, davalılar yönünden zamanaşımı da söz konusu olmadığını, zira zamanaşımı sürelerini kesen çok sayıda sebep bulunduğunu, davalı yönünden icra takiplerine 1998 yılında başlandığını, bu takiplerin düştüğünü, Mahkemece dosyada bulunan bu deliller de dikkate alınmadan, eksik inceleme ve yanlış hukuki tasnif ile hüküm kurulduğunu, Türkiye Emlak Bankası A.Ş. ile ilgili özel yasalar değil de genel hükümlerin uygulanacağı kabul edilseydi dahi, 818 sayılı Kanun'un müteselsil kefalet hükümleri çerçevesinde borçtan sorumlu olan ve bu kanunun yürürlükte olduğu sürelerde hakkında kanuni işlemler yapılan borçlu/davalı hakkında, borcun tamamından sorumlu oldukları; gerek kendileri gerekse asıl borçlu hakkındaki ihtar, icra takibi, ikrar ve kısmi ödeme nedenleri ile zamanaşımının kesildiği ve alacağın zamanaşımına uğramadığı tespit edilerek, itirazın iptaline karar verilmesi gerekirken, davanın reddinin hukuka aykırı olduğu, Türkiye Emlak Katılım Bankası A.Ş. yönünden genel hükümler değil, özel hükümler uygulanması gerektiğini, yasaların uygulanması hususu değerlendirilirken özel kanun önce, genel kanun sonra yürürlüğe konulmuşsa korunan menfaatler dengesi ve özellikle kanun koyucunun amacı dikkate alınarak yorum yapılması gerekirken 5411 sayılı Kanun, 4389 sayılı Bankalar Kanunu ile müvekkili banka için de uygulanan özel hükümlerin, 2012 yılında çıkan 6098 sayılı Kanun ile tamamen kaldırılmış gibi değerlendirilerek hüküm tesis edildiğini Yargıtay 19. Hukuk Dairesi 14.04.2016 Tarih 2015/16882 E. 2016/6587K. Sayılı kararının da bu yönde olduğunu, bu anlamda Türkiye Emlak Bankası A.Ş. alacağı için özel yasal düzenleme olmasına karşın kanunun genel hükümlerinin dikkate alınması ve davalı kefillerin sorumluluklarına yerel mahkeme kararı ile son verilmesi yasal dayanaktan yoksun ve hakkaniyetten uzak olduğunu, 5411 sayılı Kanunu'nun, bu kanunun geçici maddelerindeki düzenlemeler hariç olmak üzere 4389 sayılı yasayı yürürlükten kaldırdığını, 5411 sayılı yasanın geçici 11 inci maddesindeki düzenleme dikkate alındığında zamanaşımı hususundaki yerel mahkeme değerlendirmesinin de hukuka aykırı olduğunu, ayakta bırakılan eski yasa hükümleri ile 5411 sayılı Kanunun birlikte değerlendirilmesi gerektiğini, bu durumda yasal düzenleme gereği fon alacaklarına sağlanan haklardan birebir faydalanan Türkiye Emlak Bankası A.Ş. alacağına ilişkin açılmış işbu dava ve takiplerin de, 5020 sayılı Kanunla 4389 sayılı kanuna eklenen ek madde 3 de yer alıp 5411 sayılı Kanun'un 141 inci maddesinde de aynen kabul edilen 20 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğunu, ayrıca Mahkemece davalı lehine nispi vekalet ücretine hükmedildiğini, usulden davanın reddine karar verildiğinden kurum aleyhine tarifenin 7 inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince maktu avukatlık ücretine hükmedilmesi gerekirken nispi vekalet ücretine hükmedilmesinin isabetsiz olduğunu ileri sürerek ve resen tespit edilecek nedenlerle kararın bozulmasına karar verilmesini istemiştir.
-
Davalı vekili katılma yoluyla temyiz dilekçesinde özetle; davacının alacak hakkının zamanaşımına uğramış olmasına rağmen haksız davayı uzatmaya çalıştığını 2004 sayılı Kanun'un 67 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca davacı aleyhine %40'tan az olmamak kaydıyla kötü niyet tazminatına hükmedilmesi gerektiğini ileri sürerek kararın bozulmasına karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe
- Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan icra takibine itirazın iptali istemine ilişkindir.
- İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
-
Değerlendirme
-
Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
-
Temyizen incelenen İlk Derece Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Taraf vekillerinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,
Davalıdan temyiz harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına,
(temlik alan) Davacı ...Ş harçtan muaf olduğundan ödediği temyiz ilam harcı ve temyiz başvuru harcının isteği halinde temyiz eden davacı ...Ş'ye iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
15.05.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_yargitay
Taranan Tarih: 25.01.2026 17:05:40