Karar Detayı

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

11. Hukuk Dairesi

Daire / Kategori

Yargıtay Kararı

Esas No

2021/4052

Karar No

2023/2387

Karar Tarihi

24 Nisan 2023

MAHKEMESİ: Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi

SAYISI: 2019/528 Esas, 2021/402 Karar

HÜKÜM: Esastan ret

İLK DERECE MAHKEMESİ: Eskişehir Asliye Ticaret Mahkemesi

SAYISI: 2014/465 E., 2018/939 K.

Taraflar arasındaki pay devrinin iptali ile tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davalılar ... ve ... ile davalı ... ... vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar ... ve ... ile davalı ... ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde; dava dışı Delta Makine Kimya ve Elektronik Sanayi ve Tic. Ltd. Şti.’nin Ticaret Sicil Gazetesinde yayınlanan ilanla unvanını Delta Petrol Ürünleri Otomotiv Turizm Sanayi ve Tic. Ltd. Şti. olarak değiştirildiğini, şirket sermayesinin toplam 8.000 hisse karşılığı 200.000,00 TL olarak belirlendiğini, 4.000 hisseye karşılık olan 100.000,00 TL'nin ortaklardan ...’a, diğer 4.000 hisseye karşılık olan 100.000,00 TL’sinin ise diğer ortak ...’e ait olduğunu, müvekkili ...’ın sahibi olduğu 4.000 paydan 3.600 payı ayırarak 02.07.2002 tarihli ve ortaklar kurulu kararı ile ...’a devrettiğini,

...’ın 02.07.2002 tarihli inanç sözleşmesi vasfına haiz belgeyi imzaladığını, bu devir işleminden sonra 22.04.2004 tarihinde ...’ın sahip olduğu 3.600 paya isabet eden hisseyi 22.04.2004 tarihli Limited Şirket Pay Satış Sözleşmesi ile ... ...’e devrettiğini, ... ...’in de 22.04.2004 tarihli inanç sözleşmesi vasfına haiz belgeyi imzaladığını,bu davalının inanç sözleşmesi gereği hisseleri aide etmesi gerekirken diğer davalılara devrettiğini, bu işlemlerden ayrı olarak o dönem şirkette ayrı 4.000 payla yarı hissedar sahibi olan ...’in hisselerini davalılardan ...’e istenildiğinde bedelsiz olarak iade edilmek üzere 09.04.2004 tarihli hisse devir sözleşmesi ile devrettiğini, davalı ...’in ise inanç sözleşmesi niteliğindeki belgedeki kabul ve taahhüdüne tümüyle aykırı bir biçimde hisseleri Davalı ... ve diğerlerine devrettiğini, 01.05.2007 tarihli ... ...’in 4.160 pay karşılığı olan 104.000,00 TL tutarındaki hissesini ...’a devretmesine dair alınan genel kurul kararın yok hükmünde olduğunun tespiti için açılan dava sonucu davalı Fatmanın uhdesine tekrar geçen hisseleri bu kez 23.12.2013 tarihli devir sözleşmesi ile davalı ... Ilgaza devrettiğini, aile şirketinde davacı ve davalı ... Ilgazın eşit pay sahibi olması gerekirken yapılan hukuka aykırı işlem ile bunun gerçekleşmediğini belirterek, terditli olarak imzalanan inanç sözleşmeleri ve davalı ...’la diğer davalı ... ... arasındaki muvazaalı ilişki gereği müvekkili ...’a devredilmesi gereken 1.900 pay, müvekkil ...’a devredilmesi gereken 1.900 pay, müvekkili ...’a devredilmesi gereken 1.900 pay olmak üzere 5.700 paya isabet eden şirket pay devir işlemlerinin iptaline, bu talebin reddi halinde, HMK'nın 107 uyarınca alacak miktarının tam ve kesin olarak belirlendiği anda arttırılmak üzere 5.700 paya isabet eden sermaye değeri olan 142.500,00 TL’nin nominal değerden rayiç değere devrilmesine, hesaplanan rayiç değerin devir tarihi olan 22.04.2004 tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte devir aldıkları hisse paylarına göre davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davacılar vekili 25.05.2018 tarihli ıslah dilekçesi ile 142.500,00 TL olarak talep ettikleri miktarı ıslah ederek 305.000,00 TL'ye çıkartmıştır.

II. CEVAP

1.Davalı ... ve ... vekili cevap dilekçesinde; davacı iddialarının yazılı delille ispatı gerektiğini, bu nedenle davada tanık dinletilmesine muvafakatlerinin bulunmadığını, kazandırıcı işlemden sonra düzenlenen bir sözleşmenin inanç sözleşmesi olarak kabulünün mümkün olmadığını, inanç konusu 3 üncü kişiye devredilen, inanılanın elinden çıkmış ise tazminat talebine ilişkin dava hakkının 10 yıllık zamanaşımına tabi olduğunu ve tazminat taleplerinde muhatabın inanılanlar olduğunu, bu nedenle müvekkillerinden tazminat talep edilemeyeceğini, inanılan ile üçüncü kişi muvazaalı bir sözleşme yapmışlar ise inananın sözleşmenin geçersizliği iddiası ile dava açabileceğini, yani ... ...'in gerçek pay sahibi olup muvazaalı olarak payını ...'a devrettiğinin iddia olunması gerektiğini, diğer davalı ... açısından da aynı durumun söz konusu olduğunu, davacıların ... ...'in inanılan olduğu iddiasında olduklarını, yani iddiaların muvazaalı işlem iddiası olmayıp inanç sözleşmesinin bilindiği iddiası olduğunu, davacılar tarafından delil olarak sunulan şirket paylarının devrine dair sözleşmelerin TTK'nın 520 nci maddesinde tanımlanan anlamda resmi devir sözleşmeleri olduğunu ve payların devrinin şirket Genel Kurul Kararlarıyla kabul edilerek tescil ve ilan edildiğini savunarak davanın reddini istemiştir.

2.Davalı ... ... vekili cevap dilekçesinde; müvekkili adına düzenlenen 22.04.2004 tarihli ve davacılar tarafından inanç sözleşmesi olarak nitelendirilen belge altındaki imzanın müvekkiline ait olmadığını, müvekkilinin hiçbir zaman davacılara böyle bir belge vermediğini, inançlı temlik sözleşmesi olarak adlandırılan belgenin bu vasıfları taşıması için her iki tarafın da imzasını taşıması gerektiğini, söz konusu belgede müvekkiline ait olmayan tek bir imza olduğunu, ayrıca tek taraflı irade beyanıyla sözleşme unsurlarının kurulamayacağını, söz konusu belgedeki imza müvekkiline ait olsa dahi bu belgenin 2004 yılında değil 2007 yılından sonraki bir tarihe ait olduğunu, inanç sözleşmesinin kazandırıcı işlemden sonra yapılmış ise bu sözleşmenin inanç sözleşmesi olmadığını, müvekkilinin 22.04.2004 tarihli inanç sözleşmesine aykırı hareket ettiği iddia edildiğini, ancak vekil edenin ...'den aldığı 2.320 payın 1.600 payını davacı ...'in eşi ...'a, 80 payını davacı ... eşi ...'a devrettiği ve bu paydaşların halen Delta Petrol Ürünleri Otomotiv Turizm Sanayi ve Tic. Ltd. Şti.'nin ortakları olduğu halde bu devir işleminin dava konusu yapılmadığını, müvekkilinin 5.920 paydan sadee 4.320 pay devri hakkında muvazaalı olarak inanç sözleşmesine aykırı kabul edilmesinin hukuka aykırı olduğunu, devirlerin resmi şekilde yapıldığını savunarak davanın reddini istemiştir.

3.Davalı ... cevap dilekçesinde; 02.07.2002 tarihli Hisse Devir Sözleşmesi ile davacı ... Ilgazdan 3600 hissenin kendisine devredilidğini, devraldığı hisselere karşılık bir bedel ödemediğini, sahip olduğu hisseleri talep edildiği anda şirketin gayri resmi ortağı olan ...ve ...'lara dört eşit oranda geri teslim etmeyi yazılı olarak taahhüt ettiğini, 02.07.2002 tarihli buna ilişkin belgedeki imzanın kendisine ait olduğunu, 2004 yılında bilgisi dışında vekalet verdiği davalı ... tarafından hisselerinin diğer davalı ... Siyimere devredildiğini,, vekalet ilişkisini kötüye kullanan davalı ... ve bu ilişkinin kötüye kullanıldığını bilerek hisseleri devralan ... ...'in hisse devrinden ve yapılan bu işlemlerden sorumlu olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.

4.Davalı ... cevap dilekçesinde; şirketin % 50'şer payla ... ve ...'e ait olduğunu, ... 'in sahip olduğu % 50 hisseye tekabül eden 4.000 payı 09.04.2004 tarihinde yapılan hisse devir işlemiye bedelsiz olarak kendisine devrettiğini, bu hisseleri devralmasındaki amacın Ilgaz ailesinin o dönemde yaşadığı ekonomik sıkıntılar olduğunu, hisseleri devralırken herhangi bir bedele ödemediğine ilişkin iddianın doğru olduğunu, hisseleri devralırken imzaladığı 09.04.2004 tarihli belgedeki imzanın kendisine ait olduğunu ve bu belgeyle devraldığı hisseleri şirketin ekonomik durumu düzeldiği anda veya talep edildiği takdirde yine bedel ödemeksizin 1/4'er payla ..., İsmail, ... ve ...'a devretmeyi kabul ve taahhüt ettiğini, bu aşamadan sonra kendi üzerindeki hisseleri devretmesi için ...'a vekaletname verdiğini, ...'ın bu vekaletname ile üzerinde gözüken 4.000 payın 2.320'sini ... ...'e, 1.600 payı ...'a, 80 payı ...'a devrettiğini ve üzerindeki hisseleri davacı yakınlarına devrederek sorumluluğunun kalmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Delta Petrol Ürünleri Otomotiv Turizm Sanayi ve Tic. Ltd. Şti'nin 8.000 pay karşılığı 200.000,00 TL sermayeli olarak kurulduğu ve 4.000 hissesi davacı ...'a , 4.000 hissesi ise dava dışı ...'e ait iken davacı ...'un 3.600 payını dosya kapsamındaki belgeler ve özellikle tanık beyanlarına göre bedelsiz ve muvazaalı olarak 02.07.2002 tarihinde davalı ...'a devrettiği, ...'ın ise bu payı istendiği anda bedelsiz olarak eşit miktarda davacılar ile davalı ...'a devredeceğini kabul ettiği, ancak davalı ...'un 22.04.2004 tarihinde 3.600 payı Ilgaz soyadlı taraflarla yakınlığı olan davalı ... ...'e devrettiği, davalı ...'nın da tanık beyanlarından anlaşılacağı üzere davalı ... gibi istendiği anda payları Ilgaz soyadlı kişilere iade edeceğine ilişkin kabulde bulunduğu, bu arada davacı ...'un uhdesinde kalan 400 payı da 17.09.2004 tarihinde dava dışı ...'a devrettiği, diğer 4.000 pay sahibi olan ...'in de 09.04.2004 tarihinde davalılardan ...'e payını devrettiği, davalı ...'ın da 09.04.2004 tarihli düzenlediği belge ile bu payların eşit olarak davacılar ile davalı ...'a ait olduğunu kabul ettiği, buna rağmen davalı ...'ın taahhüdüne aykırı olarak 2.320 payını davalı ... ...'e, 1.600 payı ...'a, 80 payı ...'a devrettiği, bunu müteakip davalı ... ...'in 5.920 payını 160'ını davalı 1964 doğumlu ...'a, 1.600 payını 1972 doğumlu ...'a devrettiği, ... ...'in kalan 4.160 payını da 2007 tarihinde davalı ...'a devrettiği, bu arada 1.600 pay sahibi ...'ın bu payını 08.05.2006 tarihinde ...'a devrettiği, davacı ...'ın ise ...'a devrettiği 400 payı iade aldığı, tüm bu işlemler gözetildiğinde halen davalı ...'ın 4.160 pay, 1964 doğumlu ...'ın 160 pay, 1972 doğumlu ...'ın 1.600 pay, davacı ...'ın 400 pay, dava dışı ...'ın 1.600 pay, yine dava dışı ...'ın ise 80 pay itibarıyla söz konusu şirkette hissedar oldukları, dosya kapsamındaki toplanan belgeler ve tanık anlatımlarına göre söz konusu hisse devirlerinin bedelsiz ve gerçek şirket ortaklarını hacizlerden kurtarmak amacıyla muvazaalı olarak gerçekleştirildiği, devirlerden sonra Ilgaz soyadlı tarafların fiili olarak şirketi yönetmeye devam ettikleri, hisse devirlerinin gerçekleştirildiği kişilerin şirketin gerçek ortaklarının yakınları olduğu ve bu kişilerin söz konusu muvazaalı devirlerin tarafı olduğu bu kapsamda söz konusu devirlerin bir kısım davacılar vekili ...'in 26.11.2018 havale tarihli dilekçesinde ayrıntılı tablo ve açıklamaları ile belirttiği ve talepte bulunduğu üzere davanın davacılar ... ve ... yönünden kısmen kabulü ile, Delta Petrol Otomotiv ...Ltd.Şti'ndeki davalı 1964 doğumlu ...'a ait 160 pay ile davalı ...'a ait 4160 payın 1960 payının iptali ile iptaline karar verilen bu paylardan 1820 payın davacı ..., 300 payının ise davacı ...'a ait olduğunun tespitine, 2.200 payın davalı ... uhdesinde bırakılmasına, davacı ... Ilgazın feragati nedeniyle de bu davacı yönünden ise davanın feragat nedeniyle reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar ... ve ... ile davalı ... ... vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri

1.Davalılar ... ve ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesinin kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, HMK'nın 66 ncı maddesi gereğince mahkemenin fer'i müdahil talebini kabul etmesinin usule aykırı olduğunu, inanç sözleşmelerinde yazılı olmasının ispat koşulu olduğunu, tanıkla ispatın mümkün olmadığını, İnanç sözleşmesinin inananla inanılanın karşılıklı hak ve borçlarını belirleyen inançlı işlemin sona erme sebeplerini ve devredilen hakkın, inanılan tarafından kullanılma, yönetilme, inanana geri verme şartlarını içeren iki tarafa şahsi borç yükleyen sözleşme olduğunu, inanç sözleşmesinde tarafların sözleşmenin konusunun devri konusunda gerçek iradeleri mevcut olduğunu, bu nedenle yazılı belge ile ispatın zorunlu olduğunu, şayet inanç konusu şeyin iadesi istendiğinde inanç sözleşmesine aykırı olarak inanılanın elinde değilse iade talep edilemeyeceğini, ancak tazminat istenebileceğini, muvazaalı işlemin ise tarafların 3.kişileri aldatmak için gerçek durumu gizleyerek gerçek iradelerine uymayan ve aralarında geçerli olmayan bir hususta anlaşmalar hali olduğunu, muvazaalı işlem ile inançlı işlem arasında dış görünüşte bir benzerlikten söz edilebilir ise de, içeriğindeki temel farklılığın inançlı işlemlerde, muvazaada olduğu gibi 3.kişileri yanıltmak amacı bulunmadığını, Dava konusu olayda pay devrine ilişkin 3 adet inanç sözleşmesi bulunduğu iddia edildiğini, limited şirket pay devrinin yazılı şekilde yapılması, imzaların noterde tasdik edilmiş olması ve şirket hakkında hüküm ifade edebilmesi için şirkete bildirilmesi ile pay defterine kaydedilmesinin zorunlu olduğunu, 6102 Sayılı TTK'da ise pay defterine kayıt zorunluluğunun kaldırıldığını, somut olayda pay devirlerinin anılan yasa hükmüne uygun düzenlenen resmi senetlerle yapıldığını ve davacı ..., inançlı işlem iddiasını kabul eden ... ve...ile müdahiller ..., ... ile...nin katıldıkları ortaklar kurulu kararıyla kabul edilerek ticaret sicil gazetesinde ilan edildiğini,

Mahkemenin devirlerin haciz tehditi ile yapıldığı gerekçesinin doğru olmadığını, şirketin 25.01.2001 tarihinde 40 payla kurulduğunu, ilk ortaklarının 30 pay sahibi ... ile 10 pay sahibi ...olduğunu, ...in payını 02.05.2011 tarihinde davalı ...'a (1964) devrettiğini, ...'dının emanetçi olmadığını, ... ile ...'in imzalarını kabul ettikleri inançlı belge olarak adlandırılan belgelerin ...'ın feragat dilekçesinde açıklandığı gibi açılan davaya delil olarak sunulmak üzere sonradan düzenlendiğini,

22.04.2004 tarihli belgede ... ...'in imzasını kabul etmediğini, söz konusu belgeler kapsamında yapılan devirlerin muvazaadan ari olarak taahhüt edildiğini ve bedelinin nakden ödendiği hususunun ortaklar kurulu kararıyla da kabul edildiğini, Davanın tek hedefinin müvekkillerindeki payların iptal edilmesi olduğunu, davacıların bu davayı açarken müvekkilleri ile birlikte pay satın alan eşleri üzerindeki paylarını görmezden gelerek tüm taleplerini müvekkillerine yöneltmiş olduğunu, ... ve ...ın kabul ettikleri belgelerin her zaman düzenlenmesi mümkün adi nitelikte belge niteliği taşıdığını, bu belgelerin olsa olsa sadece kabul eden ... ve...aleyhinde delil olabileceğini, müvekkillerinin paylarını gerçek mahiyetleri olan inanılanlardan satın alan ...'dan satın aldıklarını, davacıların ... ile...arasında yapılan 2.320 pay hakkında bir inanç belgesi varlığını iddia etmediklerini, ...'tan satın alınan pay hakkında iddia olunan belgedeki imzanın sahte olduğunu, İnançlı işlem iddiasının ilk defa davalı ...'ın 2007 senesinde diğer davalı ...'dan satın aldığı 4.160 payın şirket ortaklarından 1972 doğumlu ...'in açtığı dava sonunda iptalinden sonra tekrar satın aldığı 17.01.2014 tarihli toplantıda ortaya çıktığını,

...'ın söz konusu toplantıya katılmadığını, inanç iddiasında da bulunmadığını, bu iddiayı davacının eşleri olan müdahiller ..., ...ve ...'nin dile getirdiğini, ancak bu davayı onların açmadığını, Davacılar paylarının toplamı 4.320 pay olan üstelik bunun da 1.900 adedinin de ...'ya ait olduğunu kabul ettikleri halde müvekkillerinden 5.920 pay talep etmelerinin iddialarının gerçek dışı olduğunu gösterdiğini, davacıların... eşi 1972 doğumlu ..., davacı ... eşi ... ve ... eşi ...'dan hiçbir talepte bulunmayarak davayı sadece müvekkilleri aleyhine açtığını, yapılan hesabın içinden çıkılamaması üzerine bu pay sahiplerinin usule aykırı şekilde mahkemece müdahale taleplerinin kabulüne karar verildiğini, ...'un 3.600 payı ...'un ...'dan satın aldığı payla ilgili 02.07.2002 tarihli ve 14 sayılı ortaklar kurulu kararındaki imzasıyla aynı tarihli inanç sözleşmesindeki (belgedeki) imza arasında çıplak gözle bile anlaşılan bariz farklılık bulunduğunu, bunun da aynı tarihi taşıyan belgelerin aynı zamanda düzenlenmediğinin en bariz delili olduğunu, bu yönde alınan uzman raporların bu hususu doğruladığını,

Resmi nitelik taşıyan 02.07.2002 tarihli ortaklar kurulu kararı, diğeri aynı tarihi taşıyan adi nitelikte her zaman düzenlenmesi mümkün ve bu dava açılıncaya kadar hiç ortaya çıkarılmayan 2 belge söz konusu olduğunu, mahkeme kanalında bu belgelerin hiç tartışılmadığını, bu nedenlerle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesini istemiştir.

2.Davalı ... ... vekili vekili istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesinin kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, HMK'nın 140/3 üncü maddesine aykırı şekilde ve davacının talebi aşılarak karar verildiğini, mahkemenin ön incelemede taraflar arasındaki uyuşmazlığın inançlı işleme aykırı davranılıp davranılmadığı, bu kapsamda davacıların talebinde haklı olup olmadığı noktası olduğu halde mahkemece taraflar arasındaki uyuşmazlığın hisse devirlerinin muvazaalı olup olmadığı şeklinde değerlendirme yapılmasının hatalı olduğunu, Mahkemenin tanık beyanına itibar etmesinin ve hükme esas almasının mümkün olmadığını, taraflar arasındaki uyuşmazlığın inançlı işleme dayandığını, bu nedenle davanın yazılı belge ile ispat edilmesi gerektiğini, ayrıca inançlı işlem varsa muvazaanın olamayacağını, Mahkemece, ikinci tanık listesinde belirtilen tanıkların dinlendiğini, mahkemece dinlenen tanıkların ayrıca muvazaa konusunda değil inançlı işlem konusunda tanıklık yaptıklarını, gerekçeli kararda belirtilen ekonomik sıkıntılara ilişkin olarak dosya kapsamında herhangi bir tanık bulunmadığını, Müvekkilinde ...'dan ...'ın vekaletini devrettiği 3.600 pay, ...'den ...'ın vekaleten devrettiği 2.320 pay olmak üzere toplam 5.920 pay olduğunu, ... tarafından 09.04.2004 tarihli İnanç Sözleşmesi olduğu iddia edilmesine rağmen ...'in hisselerin devreden davacı ...'ın söz konusu inanç sözleşmesine aykırı şekilde neden sadece 1.600 payı kayınvalidesi ...'a ve 80 payı annesi ...'a devrettiğinin anlaşılamadığını, kendi payı 1.900 pay olduğu iddia edildiğini, ... ...'e pay devrederken inanç sözleşmesinin niçin dikkate alınmadığını, ...'ın daha sonra söz konusu belgelerden haberi olmadığını, şirketteki şu andaki pay durumunun gerçeği yansıttığını beyan ederek davadan feragat ettiğini, beyandan da anlaşılacağı üzere inançlı işlem belgelerinin sonradan düzenlediğini, ...'ın beyan ve ikrar ettiğini, ... tarafından müvekkiline devredilen 22.04.2004 tarihinde alındığı iddia edilen inançlı belge yönünden ise ...'ın 20.02.2014 tarihli cevap dilekçesinde davalı ...'ın verdiği özel vekaleti kötüye kullanarak iyi niyetini suistimal ederek ...'dan kendisine geçen 3.600 paya karşılık gelen hisseyi 2004 yılında kendisinin bilgisi dışında diğer davalı ... ...'in üzerine geçirdiği yönünde beyanı bulunduğunu, eğer hisselerinden ...'ın haberi yoksa ve ... ...'ın bilgisi dışında bu payları devretmişse 22.04.2004 tarihli belgeyi müvekkili ... ...'den kimin aldığını, bu belgenin davacılar tarafından bu dava için hazırlandığı belge olduğunu, bu nedenlerle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak kararın bozulmasına karar verilmesini istemiştir.

C. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava dışı Delta Petrol Ürünleri Otomotiv Turizm Sanayi ve Tic. Ltd. Şti'nin ticaret sicil özeti ve tüm dosya kapsamına göre 8.000 pay karşılığı 200.000,00 TL sermayeli olarak kurulduğu, 4.000 payın davacı ...'a, 4.000 payın ise dava dışı ...'e ait olduğu, davacı ...'ın 02.07.2002 tarihinde dosyadaki tüm bilgi belgeler, dinlenen tanık anlatımları ve 02.07.2002 tarihli ... imzalı belge ile 3.600 payını bedelsiz ve muvazaalı olarak davalılardan ...'a devredildiği, davalı ...'ın da devir aldığı 3.600 payı istendiği anda bedelsiz olarak eşit miktarda davacılar ile davalı ...'a devredeceğini kabul ve taahhüt ettiği, ancak davalı ...'ın da bulunan bu payın 22.04.2004 tarihinde davacılar ile davalı ...'ın halasının kızı ve yeğeni olan ... ...'e yine davalı ...'ın davalı ...'dan almış olduğu genel vekaletname kullanılarak devredildiği, her ne kadar davalı ... ... tarafından 22.04.2004 tarihli belgedeki imza kendisine ait olmadığı iddia edilmiş ve yapılan incelemede de söz konusu belgedeki imzanın davalı ... ...'in eli ürünü olduğu tespit edilememiş ise de, dosya kapsamında dinlenen tüm tanık beyanlarından anlaşılacağı üzere, davalı ... ...'in söz konusu hisseleri istendiği anda bedelsiz olarak iade etmeyi kabul ettiği, dava dışı şirketin diğer ortağı olan ...'de bulunan payın ise 09.04.2004 tarihinde davalılardan ...'e devredildiği, davalı ...'in de 09.04.2004 tarihli düzenlediği belge ile bu payların eşit olarak davacılar ile davalı ...'a ait olduğunu kabul ederek bahsi geçen kişilerin ekonomik sıkıntı çekmesi nedeniyle tarafı üzerinde resmiyet kazandığını, hisseleri tarafların ekonomik durumları düzeldiğinde veya diledikleri zaman herhangi bir bedel talep etmeden hisseleri eşit oranda bu kişilere devir ve teslim edeceğini kabul ve taahhüt etmesine rağmen, davalı ...'in bu taahhüdüne aykırı şekilde 2.320 payını davalı ... ...'e, 1.600 payı ...'a, 80 payını ...'a devrettiği, davalı ... ...'in her iki devir sonucu şirketteki payının 5.920 olduğu, davalı ... ...'in bu paydan 160'ını davalılardan 1964 doğumlu ...'a, 1.600 payını davalılardan 1972 doğumlu ...'a devrettiği, davalı ... ...'in kalan 4.160 payını ise 2007 yılında davalı ...'a devrettiği, dava dışı ...'ın da kendisine devredilen 1.600 payı 08/05/2006 tarihinde ...'a devrettiği, dava dışı şirkette halen davalı ...'ın 4.160 pay, davalılardan 1964 doğumlu ...'ın 160 pay, davalılardan 1972 doğumlu ...'ın 1600 pay, davacı ...'ın 400 pay, dava dışı ...'ın 1.600 pay, yine dava dışı ...'ın ise 80 payının bulunduğu, yukarıda da izah edildiği üzere dava dışı şirketteki hisse devirlerinin dosya kapsamı ve dinlenen tüm tanık anlatımlarına göre, davacılar ile davalı ...'ın ekonomik sıkıntılar çekmesi nedeniyle dava dışı şirketin gerçek ortaklarını hacizlerden kurtarmak amacıyla bedelsiz olarak yapıldığı, yapılan bu devir işlemlerinin muvazaalı olarak gerçekleştirildiği, bir kısım davacı ile davalı ...'ın dava dışı şirketin görünürdeki ortaklarından aldıkları genel vekaletname ile fiili olarak şirketi yönetmeye devam ettikleri, hisse ve devirlerinin yapıldığı kişilerin ise, dava dışı şirketin gerçek ortaklarının akraba ve yakınları olduğu gibi davaya konu muvazaalı devirlerinde tarafı bulunduğu anlaşıldığından açılan davanın davacılar ... ve ... yönünden kısmen kabulü ile Delta Makine Kimya ve Elektronik Sanayi ve Tic. Ltd. Şirketindeki davalı 1964 doğumlu ...'a ait 160 pay ile davalı ...'a ait 4.160 payın 1.960 payının iptali ile iptaline karar verilen bu paylardan 1.820 payın davacı ..., 300 payının ise davacı ...'a ait olduğunun tespitine, 2.200 payın davalı ... uhdesinde bırakılmasına, davacı ... Ilgazın feragati nedeniylede bu davacı yönünden ise davanın reddine yönelik verilen ilk derece mahkemesi kararı usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle istinaf eden davalıların istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar ... ve ... ile davalı ... ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

Davalılar ... ... vekili ile davalı... ... vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf başvurusunda bildirilen sebepleri beyanla kararın bozulmasını istemiştir.

C. Gerekçe

  1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme

Dava, inançlı işlem ve muvazaaya nedenine dayalı limited şirket hisse payının iptali ile davacılar adına tespiti, olmadığı takdirde tazminat istemine ilişkindir.

  1. İlgili Hukuk

  2. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.

  3. Değerlendirme

  4. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalılar ..., ... ve ... ... vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

2.Taraflar arasındaki uyuşmazlığın hukuksal nedeninin tespiti için öncelikle “muvazaa” ve “inançlı işlem” kavramlarının açıklanmasın da yarar vardır:

İnançlı işlem, inananın (itimat edenin) bir hakkını belirli bir süre veya amaçla inanılana geçirmeyi, inanılanın da inananın emir ve talimatlarına göre kullanıp amaç gerçekleşince veya süre dolunca hakkı tekrar inanana devretmeyi yüklendiği sözleşmeler olarak tanımlanabilir (Özkaya Eraslan, İnançlı İşlem ve Muvazaa Davaları, Ankara 2004,s. 25).

Yargısal kararlarda ise inançlı sözleşme, inanılan tarafın elde ettiği hakkı, taraflarca güdülen amaç sona erdikten veya belirli bir süre geçtikten sonra inanana veya üçüncü kişiye devretme taahhüdünü içeren bir anlaşma olarak tarif edilmiştir (HGK, 13.5.1992 tarih, 1992/14 249 E, 1992/323 K).

İnançlı sözleşme ile inanan (itimat eden) bir mülkiyet veya alacak hakkını inanılana (mutemede) devretmekte, borçlandırıcı bir sözleşme ile de inanılan kişinin hak ve yetkilerini sınırlandırmaktır. İnanılan hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca tekrar hakkı inanana iade etmeyi yükümlenmektedir.

İnançlı işlemleri doğrudan doğruya düzenleyen kanun hükümleri yoktur. İnançlı işlemler, kişinin kendisini gizlemek amacıyla yapılabileceği gibi teminat amacıyla veya alacaklıdan mal kaçırmak amacıyla da yapılabilecek işlemlerdir.

İnançlı işlem, inanç sözleşmesi ve hakkın devri işlemi (kazandırıcı işlem olarak) olmak üzere iki temel unsurdan oluşmaktadır.

İnanç sözleşmesi, inançlı işlemin hukuki sebebini, inanılanın salahiyet sınırlarını ve kapsamını, inançlı işlemin sona erme nedenlerini, inançlı işlemin sonra ermesinden sonra inanç konusu şeyin inanana devredilme biçimi ve koşullarını belirler. Bir başka deyişle bu sözleşme inanç konusu şeyin yeniden inanılana devir edilmesinin temelini oluşturur. İnanç sözleşmesinin geçerliliği kural olarak, herhangi bir biçim koşuluna bağlı değildir. İnanç sözleşmesi, 6098 sayıl Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) genel hükümlerine bağlıdır.

Diğer bir unsur ise kazandırıcı işlem (yani hakkın devri) işlemidir.

Kazandırıcı işlem ile inançlı işlem konusu şey doğrudan inanan veya üçüncü bir kişi tarafından inanılana devredilir. Bu suretle, inanılanın mal varlığı zenginleşirken inananın mal varlığında aynı oranda azalma meydan gelmektedir.

İnançlı işlemde kazandırıcı işlemin şekli genel hükümlere tabidir. Bir başka anlatımla inanç konusunun devri, hakların devrine ilişkin kurallara göre yapılır.

Kural olarak devir edilebilir nitelikteki tüm haklar inançlı işleme konu olabilir. Bu itibarla kişiye sıkı sıkıya bağlı olan kişisel haklar ile aile miras hukukundan doğan hakların inançlı işlem ile devredilmesine olanak yoktur.

İnançlı işlem, aynı zamanda bir kazandırıcı işlem olduğundan öteki kazandırıcı işlemlerin tüm hüküm ve sonuçlarını doğurur. İnanç konusu mülkiyet veya hak inananın mülkiyetinden çıkar, inanılanın mal varlığına girer. İnanılan, bir malikin ve hak sahibinin yapabileceği tasarrufları yapma yetkisini kazanır.

İnanılan, inanç sözleşmesi ile inanç konusunu iyi bir şekilde muhafaza ve idare etmek, beklenen koşullar oluştuktan sonra da inanana iade etmek borcu altına girmiştir. Ayrıca inanana karşı ileri sürebileceği bazı haklar elde etmiştir. İnanılan, inanç konusunu özenle muhafaza ve kullanma yükümlülüğü altındadır. İnançlı kazandırma ile inanılan inanç konusu hakkın sahibi veya o şeyin maliki olmuştur. Bu nedenle hak sahibinin veya malikinin tüm yetkilerini kullanabilecek durumdadır.

İnançlı işlemler ile yapılan temlikler geçerli olup mülkiyet hakkı karşı tarafa geçmektedir. Bu itibarla inançlı işlem nedeniyle açılan davalarda davacı yolsuz tescile, başka bir anlatımla aynı hakka değil inanç sözleşmesinden kaynaklanan kişisel hakka dayanmaktadır. O halde davanın konusu taşınmaz

olsa dahi bu dava ayni hakkı koruyan bir dava sayılmaz. Davada, inanç sözleşmesindeki kişisel hakka dayanıldığından, inançlı işleme dayanan davaların da zamanaşımına tabi olması gerekir.

İnançlı işlemler gibi, bu işlemlerin hangi zamanaşımına tabi tutulacakları da Kanunumuzda düzenlenmemiştir. Gerek bilimsel alanda gerekse uygulamada, inanç konusunun iadesine, inanç konusu üçüncü kişiye devredilmiş, inanılan elinden çıkmışsa tazminat talebine ilişkin dava hakkının 6098 sayılı Kanunu'nun 146 ncı maddesindeki 10 yıllık zamanaşımına tabi olduğu ortaklaşa kabul edilmektedir.

Zamanaşımı, alacağın muaccel olduğu tarihte, başka bir anlatımla inanç konusu şeyin iadesi gerektiği tarihte işlemeye başlar. İade tarihi henüz gelmemiş inanılan, inanç konusunu elinde tutmakta haklı ise zamanaşımının başlamasına imkan yoktur.

Muvazaa ise: hukukumuzda öteden beri gerek öğreti ve gerekse uygulama alanında üzerinde çok durulan ve tartışılan bir konu olmasına karşın, pozitif hukukumuzda sadece 6098 sayılı Kanun'nun 19 uncu maddesinde yer almış olup kısaca; tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacıyla ve fakat gerçek iradelerine uymayan, aralarında hüküm ve sonuç meydana getirmeyen, bir görünüş yaratmak hususunda anlaşmalarıdır.

Muvazaada taraflar bilerek, iradelerine uymayan, sadece görünüşte bir sözleşme yapmakta bu sözleşme ile gerçek irade ve amaçlarını gizlemektedirler. Muvazaa anlaşması ile de görünüşteki bu sözleşmenin hiçbir hüküm ve sonuç doğurmayacağını kararlaştırmakta veya görünüşteki sözleşmenin vasfını, taraflarını veya bir unsurunu değiştirmektedirler.

Tarafların görünüşteki sözleşmenin hiçbir hüküm ve sonuç doğurmayacağını kararlaştırıp ikinci (gizli) bir sözleşme yapmamaları haline mutlak (adi) muvazaa; ikinci (gizli) bir sözleşme yapıp görünüşteki sözleşme ile bu sözleşmeyi gizlemeleri haline ise nispi (mevsuf, vasıflı) muvazaa denilmektedir.

İki kurum arasındaki temel birkaç farklılığın da ifade edilmesinde fayda bulunmaktadır:

Muvazaalı sözleşmelerde (mutlak muvazaa), taraflar muvazaa konusu şeyi devretmeyi hiç arzu etmedikleri halde inançlı sözleşmelerde devir gerçekten taraflarca istenmiştir.

Muvazaa tek taraflı veya iki taraflı sözleşmelerde mümkün olduğu gibi, hem borçlandırıcı hem de tasarrufi işlemlerde yapılabilir. Oysa inanç sözleşmesi hakkın kullanılması ile ilgili olduğundan ancak tasarrufi işlemlerde söz konusu olur.

İnanç sözleşmesi; inanılanın yükümlülüklerini, inanç konusunun kullanılma ve tekrar iade koşullarını, düzenler. Buna karşın muvazaa sözleşmesi ise yapılan işlemin tamamen veya kısmen sonuçlarını ortadan kaldırır.

İş bu dava ise; 02.07.2022 tarihli Davalı ... imzalı ve imzası kabul edilen belge başlıklı inançlı işlem, 09.04.2004 tarihli davalı ... imzalı ve imzası kabul edilen belge başlıklı inançlı işlem ile 22.04.2004 tarihli davalı ... ... imzalı ancak imzası inkar edilen belge başlıklı inançlı işlem olmak üzere üç adet inançlı işlem bulunduğu ve davalı ... ... ile diğer davalı ... arasındaki hisse devrinin ise muvazaalı olduğu iddia edilmiştir.

Bu işlemlerden davalı ... ve ... imzalı inançlı işlemler davalılar tarafından imzası ve içeriği ile kabul edilmekle geçerli kabul edilecektir. Ancak ...'a ait 3600 hissenin davalı ... ...'e devrine ilişkin alınan ve davalı ... tarafından imzası inkar edilen 22.04.2004 tarihli belge ise 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme kararının sonuç bölümünde ifade olunduğu üzere, inançlı işleme dayalı olup dinlenilirliği kabul edilen iddiaların ispatı, şekle bağlı olmayan yazılı delil olup inanç sözleşmesi olarak adlandırılan bu belgenin sözleşmeye taraf olanların veya inanılanın imzasını içermesi gerekli olduğundan imzası inkar edilen ve yapılan grafoloji incelemesi ile de davalı ... ...'e ait olup olmadığı tespit edilemediğinden ve yazılı deli başlangıcı sayılabilecek belgede bulunmadığından tanıkla ispatı mümkün olmayan bu işlem geçerli olamayacak ve ve 3600 hissenin inançlı işlemle devredildiği kabul edilemeyecektir. Kaldı ki 05.05.2004 tarihli davalı ...'dan davalı ... ...'e 3600 hissenin devrinin kabul edildiği ortaklar kurul kararında da davacı muris ...'ın imzası mevcuttur.

Dolayısıyla 22.04.2004 tarihli inançlı işlemin geçersizliği nedeniyle de ... ...'in davalı ...'a 23.12. 2013 tarihinde 4160 payın devrinde muvazaa iddiası da ileri sürülemeyecektir. Ayrıca 17.01.2004 tarihli olağanüstü genel kurul kararının alındığı toplantıya da davacı ...'ın eşi ... ve davacı ...'ın eşi ... vekillerininde imzası bulunduğundan davacı ...'ın bu devir işleminden haberdar olduğu, muvazaaya taraf olan kişinin kendi muvazaa iddiasına dayanamayacağı ve geçersiz inançlı işlem sonrası bu iddianın ileri sürülmesinin de etkisi olamayacağı açıktır. Zira davacıların dava dilekçelerindeki iddia inançlı işleme dayalı olup sadece davalı ... ...'den davalı ...'a 2013 tarihinde 4160 adet hissenin devri dışında davalı ... ...'e karşı inançlı işleminin kabul edilmemesi karşısında 2013 tarihli davalı ... ile davalı ... arasındaki hisse devrinin muvazaalı olduğunun kabulü de mümkün değildir.

İsmail ve ...'ın eşlerine yapılan pay devirlerinde kendi hisselerine düşen pay devirlerinden mahsubu şeklinde kurulan mahkeme hükmüne itiraz etmeyerek bu hisse devir işlemlerinden haberdar olan ve onay veren davacıların taraf olduğu işleme karşı muvazaa iddiası da dinlemeyeceğinden Mahkemece, davalı ...'ın davalı ...'ya hisse devrinde yapılan inançlı işlemin tanıkla da ispatlanamaması nedeniyle davalı ... ...'in davalı ...'a 2013 tarihindeki hisse devri ile ...'nın eşi davalı ... ile davacı ...'ın eşi ...'a 24.10.2005 tarihinde ki hisse devrininde muvazaalı olduğu iddiası ile davacıların talep ettiği pay oranlarını davacılar vekilinin 2018 tarihli dilekçesi nazara alınarak iptali ile davacı muris ... ve ... adına tesciline karar verilmesi doğru olmayıp davacıların ancak geçerli kabul edilen inançlı işlemin tarafı olan davalı ... ve davalı ...'e karşı talepte bulunacakları gözetilmeksizin ilk derece mahkemesince yazılı şekilde verilen kararın bozulması gerekmiştir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

1.Davalılar ..., ... ve ... ... vekilin bozma kapsamı dışındaki temyiz itirazlarının REDDİNE,

  1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,

  2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde davalılara iadesine,

Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 24.04.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

cevapistinafkarartemyizkaldırılmasınavı.kararımahkemesireddinederecebozulmasınaortadan

Kaynak: karar_yargitay

Taranan Tarih: 25.01.2026 17:15:29

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim