Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
11. Hukuk Dairesi
Yargıtay Kararı
2021/4090
2022/9345
22 Aralık 2022
MAHKEMESİ: ...BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 43. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada ... 13. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 20.12.2018 tarih ve 2015/995 E. 2018/1197 K. sayılı kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf istemlerinin esastan reddine kabulüne dair ... Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi’nce verilen 25.03.2021 tarih ve 2020/695 E. 2021/377 K. sayılı kararın duruşmalı olarak Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, duruşma için belirlenen 20.12.2022 günü hazır bulunan davacılar vekilleri Av. ... ile Av. ... ile davalı vekilleri Av. ... ile Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı bankanın, ... ve ... ile 24.09.2012 tarihli, ... ... müşterek hesaplarına ilişkin 12.11.2013 tarihli türev ürünler çerçeve sözleşmesi akdettiğini, 2011 tarihinden itibaren çerçeve sözleşmeler uyarınca toplamda 216 adet opsiyon işleminin gerçekleştirildiğini ve bu kapsamda davacıların davalı bankaya 147 adet opsiyon sattığını, 69 adet opsiyon satın aldıklarını, davacıların sattıkları opsiyonlardan 17 tanesinde davalı bankanın opsiyon hakkını kullandığını, davalı banka tarafından davacı vekil edenlerinin bu işlemler ile 1.49 milyar USD tutarında opsiyon işlemi gerçekleştirdiklerinin iddia edildiğini, davacılar adına gerçekleştirilen opsiyon işlemleri için davacılara ait toplam 67 adet hesap açıldığını ve hesapta gerçekleştirilen söz konusu işlemlerin 12.09.2013 I9.03.2015 tarihleri arasında yoğunlaştığını, iki gerçek kişi adına bu kadar (67 adet) vadeli/vadesiz hesabın neden, hangi gerekçe ile açıldığı hususunda davalı banka tarafından herhangi bu açıklama getirilmediğini, kaldı ki bahse konu hesapların açılışına ilişkin davacılara ait talimatların sunulmadığını, davacılar adına gerçekleştirilen opsiyon istemlerinin genel özelliğinin, hesapta gerçekleştirilen işlemlerin (sözleşmelerin) tezgahüstü opsiyon sözleşmeleri olduğunu ve sözleşmelerin bir tarafının banka, diğer tarafının ise müşteri davacılar olduğunu, sözleşmelerin organize piyasalarda işlem görmeyen, bankanın aracı kurum sıfatı ile değil, bizzatihi taraf olduğu sözleşmeler olduğunu, bu bağlamda taraflar arasında açık menfaat çatışması bulunduğunu ve istisnasız bir şekilde bankanın kazanması, müşteri davacıların ise kaybetmesi sonucunu doğuracağını, davacılar adına gerçekleştirilen opsiyon işlemlerinin 19.03.2015 tarihine kadar belirli bir rutin seyir izlediğini ve yapılan işlemlerin % 63' nün GBP/USD paritesine, % 30'unun ise USD/TL paritesine ilişkin olup sadece % 7' sinin EUR/USD paritesine ilişkin olduğunu, yapılan işlemlerin vadelerinin ortalama 4 ayı geçmediğini, ancak opsiyon işlemlerinin % 90'ının vadesi beklenmeksizin ters işlem yapılmak suretiyle kapatıldığını, bir diğer deyişle davacılar adına yapılan (satılan) opsiyon işlemleri vadeleri ne olursa olsun ortalama 40 gün içerisinde alım yapılmak suretiyle kapattırıldığını, ancak 40 gün süreyle işlemde tutulduğunu, davacılar hesabına l9.03.2015 tarihine kadar yaptırılan opsiyon işlemlerinin tamamının davacıların banka nezdinde bulunan anapara miktarı ile sınırlı olarak gerçekleştirildiğini, yani işlemlerin "kaldıraç" kullanılmaksızın yapıldığını ve gerçekleştirilen opsiyon işlemlerinin çoğunluğunun ve azami limitinin 16.400.000,00 USD varlık tutarı üzerinden gerçekleştirildiğinin görüldüğünü, 19.03.2015 tarihli dava konusu zararlandırıcı işlemler ve bu işlemlerin özelliklerinin ise 19.03.2015 tarihinde davalı banka müşteri temsilcisi İlknur Tokmak tarafından davacılar ... ve ...'ın bilgisi ve iradesi dışında, davacıların davalı bankaya 6 adet Avrupa tipi opsiyon sözleşmesi satış işlemi yapıldığını, bu opsiyon sözleşmeleri ile davalı banka nezdinde yaklaşık 16.000.000,00 USD ana parası bulunan davacıların, ilk defa kaldıraç kullandırılmak suretiyle toplamda 94.000.000,00 EURO tutarında afaki bir risk altına sokulduklarını ve bu opsiyon işlemlerinde ilk defa 1 yıl gibi uzun bir vadenin öngörüldüğünü, böylesi büyük risklerin ilk defa özellikle de davacıların en az tercih ettikleri EUR/USD paritesi üzerinden üstlenilmesinin başlı başına hayatın olağan akışına aykırılık teşkil ettiğini, bahse konu opsiyon işlemlerinin içeriği itibariyle görüleceği üzere opsiyon işlemlerini davacıların sahip oldukları bütün mevduatı kaldıraç olarak riske ettikleri EUR/USD işlem paritesinin 0,93 ve 0,99 olacağı şeklinde hazırlandığını, yani işlem oranının son 12 yıldır görülmemiş, adeta intihar niteliğinde bir oran üzerinden yapıldığını, söz konusu bu riskli opsiyon sözleşmesi (6 adet) satış işlemlerinden yaklaşık 6.000.000,00 USD’yi aşkın opsiyon primi elde edildiğini, ancak bu opsiyon priminin tamamı ile yine davacıların bilgisi ve rızası dışında aynı gün yani 19.03.2015 tarihinde 11 adet daha opsiyon sözleşmesi yapılmak suretiyle tüm paranın bankada kalmasının sağlandığını ve ayrıca davacıların mevduatının asgari l yıl süre ile bankada bloke edilmesi sonucunu doğurduğunu, satın alınan bu opsiyon işlemleri ile çoğunluğu 27.02.2015 tarihinde açılan (satın alınan) 16.06.2015 vade tarihli 7 adet o zaman için zararla sonuçlanması muhtemel görülen ve neticede de öyle olan GBP/USD paritesinde gerçekleştirilmiş evvelki opsiyonların kapatıldığını, davacılara 19.03.2015 tarihinde yaptırtılan 6 adet opsiyon satış işleminin 08.05.2015 tarihinde 6 adet ters (opsiyon alım) işlemi ile kapatılması neticesinde davacıların toplamda 15.409.600,00 USD zararının oluştuğunu (davacıların banka nezdinde bulunan risklerini davalı bankaya ihtirazi kayıtla 15.409.600,00 USD ödeme yaparak kapatmalarıyla meydana geldiğini), davalı bankanın sermaye piyasası ve bankacılık mevzuatından kaynaklanan aydınlatma ve uyarma yükümlülüklerini ihlâl ettiği gibi türev işlemlerin içerdiği risklerin mevzuatın gerektirdiği şekilde davacılara anlatılmadığını, davalı bankanın, davacıları, risklere karşı korumak yerine sadece kendi çıkarını gözeterek hareket ettiğini, bu usulsüz, zarar doğuran, kasıtlı ve suç teşkil eden işlemler sonucunda davacıların bankadaki varlıklarını fiilen kaybettiklerini ve toplam 15.490.600,00 USD zarara uğradıklarını, davalı bankanın ifa yardımcısı kullanan sıfatıyla TBK’nın 116. ve 112. maddeleri hükümleri çerçevesinde bu fili zarardan, uğranılan kazanç kaybından ve vekil edenlerinin manevî zararlarından sorumlu olduklarını iddia ederek davalı bankanın zarar verici işlemlerinden dolayı vekil edenlerinin bankadaki varlıklarını fiilen kaybetmeleri nedeniyle ...'ın münferit hesabındaki hesaplanabilen 12.001.797,06 Amerikan Doları, ...'ın münferit hesabındaki hesaplanabilen 2.610.392,20 Amerikan Doları, ... + ...'ın müşterek hesabındaki hesaplanabilen 797.405,20 Amerikan Doları olmak üzere toplam 15.409.600 Amerikan Doları zararın ve ayrıca davacıların yoksun kaldığı kazanç karşılığı geçici talep sonucu olarak ve belirsiz alacak kapsamında, her bir davacı için ayrı ayrı ve müşterek hesap için de ayrı ayrı 10.000,00’er Amerikan Doları olmak üzere toplam 30.000,00 Amerikan Doları zararın, her bir zararın doğduğu tarihten itibaren hesaplanacak 3095 sayılı Yasa’nın 4/a maddesi gereğince işleyecek faizi ile birlikte, ayrıca davacıların, davalının zarar verici işlemlerinden duyduğu elem ve üzüntüyü telafi etmesi imkansız olmasına karşın her bir davacı için 50.000,00 TL olmak üzere toplam 100.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmişlerdir.
Davalı vekili, davacılar ... ve ...'ın vekil edeni banka nezdinde 2011 yılından itibaren türev işlemler gerçekleştirmeye başladıklarını, anılan tarihte bankanın ... Şubesi müşterisi olan davacıların, kaldıraçlı türev işlem yapmaya başlamaları ve Varlık Bankacılığı müşterileri işlemleri için ... Şubesi’nin kurulması ile birlikte 2013 yılı Eylül ayında bu şubeye devredilerek ... Şubesi müşterisi olduklarını, davacılar ile vekil edeni banka arasında 27.09.2011, 24.09.2012 ve 12.11.2013 tarihli 5 adet "Türev Ürün Çerçeve Sözleşmesi" bağıtlandığını, davalı bankanın dava konusu türev araç işlemlerinde aracı değil taraf olduğunu, dava konusu işlemlerin, Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) tarafından düzenlenen organize piyasalarda değil, Borçlar Hukuku'nun sözleşme serbestisi ilkesi kapsamında taraflar arasında gerçekleştirildiğini, bu yüzden Sermaye Piyasası mevzuatına tâbi olmadığını, davacıların her birinin nitelikli, donanımlı ve profesyonel piyasa oyuncusu olduklarını ve gerek Banka nezdinde ve gerek daha önceden başka bankalarda kendi nam ve hesaplarına yüzlerce türev işlemleri gerçekleştirdiklerini, davacıların salt davalı bankada 2011 yılından bu yana 216 adet opsiyon ve 9 adet forward işlemi olmak üzere 225 ayrı işlem yaptıklarını ve bu işlemlerinin toplam hacminin 1.515.328.504,00 USD miktarında olduğunu, söz konusu rakamın Türkiye'nin sektöründe lider şirketlerin yıllık net kârından bile daha yüksek bir rakam olduğunu, davacıların söz konusu türev işlemler nedeniyle bankadan toplam 15.291.251,00 USD prim geliri elde ettiklerini, davacıların banka tarafından yatırılan primleri, hesaplarına yansımasına müteakip derhal banka şubesinden nakit olarak çekerek veya prim miktarını farklı yatırım araçlarında değerlendirerek kullandıklarını, nihayet davacıların vekil edeni bankada yaptıkları türev işlemlerle dahi yurt içindeki sektöründe lider bir şirketin yıllık net kârından kat be kat işlem hacmine sahip, profesyonel piyasa oyuncusu olduklarını, bu açıklamalar doğrultusunda öncelikle işbu davada usule ilişkin olarak davacıların istem sonucu/zarar talebi muğlak olup açıklattırılması gerektiğini, belirsiz alacak davası açma şartlarının davada oluşmadığını, davacıların ısrarla kendilerine yanıltıcı bilgi verildiğini, bankanın davacıların bilgisizliğinden yararlanarak aşırı kâr ederken, davacıların sömürüldüklerini beyan ederek ileri sürdükleri gabin iddiasının, TBK’nın 28. maddesi uyarınca türev işlemlerin yapıldığı tarihlerden itibaren 1 yıllık süre içerisinde ileri sürülmediğini, taleplerin zaman aşımına uğradığını, bankanın opsiyon işlem dekontları tahtında gerçekleştirmiş olduğu işlemlerin Sermaye Piyasası Kanunu ile tanımlanmış aracılık faaliyeti olmayıp, tebliğ hükümleri kapsamında olmadığını, bankanın opsiyon işlemlerine bizzat kendisi taraf olmakla aracılık faaliyeti söz konusu olmadığını, dava konusu işlemlerin, Bankacılık Kanunu'nun 4. maddesi kapsamında "Tezgahüstü " tabir edilen işlemler olup, Sermaye Piyasası Kanunu ve tebliğ ile tanımlanmış olan aracılık faaliyeti olmadığını, davacıların bazı türev işlemlerde, daha teknik bilgi gerektiren egzotik opsiyonları tercih ettiklerini, zararla kapanan türev işlemlerinde dahi yeniden türev işlem yapmaya devam ettiklerini, bazı opsiyonları ters pozisyon alarak kapattıklarını, davacıların, yaptıkları tüm türev işlemlerin detaylarına son derece hâkim, profesyonel kişiler olduklarını, davacıların banka çalışanları ile yaptıkları kayıtlı telefon görüşmelerinde profesyonel piyasa aktörü olarak davrandıklarını, yurtiçi ve yurtdışı piyasa hareketlerini aktif bir şekilde takip ettiklerini ve bankada yapılan işlemleri sürekli biçimde sorguladıklarını, davacıların söz konusu iddialarının Banka Teftiş Kurulu tarafından da incelendiğini ve hazırlanan raporda davacıların söz konusu işlemleri, bilgileri dahilinde ve bilinçli olarak yaptıkları ve personelin herhangi bir kusurlu işlemine rastlanmadığı sonucuna varıldığını, bankanın, personelin müşteriye şahsen beyanda bulunarak yönlendirmesini önlemek için tüm işlemlerini yazılı belgelere ve talimatlara bağladığını, esasen olayda banka personelinin de böyle bir davranış içine girmediğini, bu yoldaki iddiaların hayatın olağan akışına aykırı ve gerçek dışı olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesi’nce, türev işlemler çerçeve sözleşmelerinin normal bankacılık sözleşmesi olarak bağıtlandığı, genel işlem koşulu içerdiği hususunun kabul edilmediği, ancak banka özen ve aydınlatma yükümlülüğü açısından SPK Genel Tebliğleri ve uluslararası kabul edilen standartların aranması gerektiği, davacıların yaptıkları ve hacmi çok yüksek işlemlerle ilgili olması gereken şekilde aydınlatılmadıkları, hiçbir zaman kaldıraçlı işlemler yapmayan davacıların, yeni açılan pozisyonların kaldıraçlı olduğu ve bu nedenle öncekilerden daha riskli olduğu konusunda uyarıldıklarına dair görüşmeye rastlanmadığı, işlemlere ilişkin risklerin yuvarlanmaksızın, zarar ihtimali göreceli hale getirilmeksizin, küçültülmeksizin, yumuşatılmaksızın, gerçeğin üstü kapatılmadan davacılara anlatılmadığı ve uyarılmadığı, davalı banka tarafından yükümlülüklerin hesap cüzdanına indirgendiği, tüm bunların yanında davalı bankanın aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirdiği kabul edilse dahi, tüm işlemlerde opsiyonun sağladığı hakkı elinde tutan tarafın daima davalı banka olduğu, riski alan tarafın da tüm işlemlerde hep davacı taraf olduğu, davacıların sınırlı kar karşılığı, sınırsız zarar riski ile karşı karşıya kaldıkları, özellikle banka açısından opsiyon kârlı değilken, ters pozisyonla işlemin kapatılıp yeniden opsiyon açıldığı, bu işlemin davacıların, yeni pozisyon anlamındaki opsiyon sayısı çok sınırlı olmasına rağmen, fazla opsiyon işlemleri yaptıkları sonucunu doğurduğu, hem de davacıları ciddi anlamda zarara uğrattığı, opsiyonların büyüklüğü ve kullanım fiyatlarının davacıların hesabından olan nakit giriş çıkışlarını dengeleyecek boyutta olmasının bizzat planlandığı, işlem temelinin banka personeli tarafından kararlaştırıldığı, davacılardan sadece telefon konuşması yoluyla sorumluluğun bertaraf edilmesi için onay alındığı, türev işlemlerde davalı bankanın sadece sözleşmenin diğer tarafı olarak konumlandırılamayacağı, bankanın, bu sözleşmelerin sağlayıcısı olmakla aynı zamanda 3. şahıs olduğu, danışmanlık vekalet görevlerinin de bulunduğu, bu doğrultuda davalı bankanın sözleşmenin tarafı olmak yanında, sadakat ve özen yükümlülüğünü de yüklendiği, ancak davalı bankanın bu yükümlülükler bir yana, aldatıcı hareketlerle davacıları zarara uğrattığı, kaldıraçlı işlemlerle ilgili gerçeği saklayarak, davacılara aldıkları risk ve kayıpları konusunda gerçek anlamda bilgi vermedikleri, taraflar arasındaki menfaat çatışmasının en üst düzeyde olup, bilirkişi raporunda da bildirildiği üzere davacıların talimatı dışında 19.03.2015 tarihinde opsiyon işlemlerinin vadeden önce ters işlemle kapatılarak (davalı banka yararına olmak üzere) ve davacıların talepleri olmaksızın ve o güne kadar hiçbir şekilde olmadığı gibi bir yıl vadeli işlem yapılarak zararın üstü örtülmeye çalışıldığı, bütün işlemler bir tarafa bırakılsa dahi sadece bu işlemin doğrudan doğruya hileli hareketler ile aldatma, hataya düşürme eylemini oluşturduğu, davacıların bu işlemler sonucu açıkça zarara uğratıldığı, davalı vekilleri tarafından işlemlerden ziyade davacıların şahsiyetleri ile uğraşmanın tercih edildiği, bütün işlemlerin geçmişe dönük olarak ortadan kaldırılması halinde davacılar kaybettikleri tüm mevduatlarının iadesini isteyebilecek iken, neredeyse kendilerine kusur yazarak, 19.03.2015 tarihli ve bilgileri dışında gerçekleştirilen kaldıraçlı işlemlerden doğan zararlarını talep ettikleri, diğer işlemler dışında davalı bankanın 19.03.2015 tarihinde yaptığı işlemlerin bankalar ritüelinde olması imkansız işlemler olduğu, bunun bilirkişi raporu ile açıkça ortaya konulduğu, davalı bankanın hileli hareketlerle davacıları tam hataya düşürdüğünün esas alındığı, hiç bir kredi riski olmayan bankanın bu işlemlerden dolayı ciddi bir sermaye kadar (25.451.977,10 USD) prim kârı elde ettiği, bunun yanında davacı taleplerinin 19.03.2015 tarihindeki işlemlerle sınırlı ve son derece mütevazi kaldığı, 19.03.2015 tarihinde banka tarafından yapılan 6 opsiyon işlemi ile ilgili zararlarını talep ettikleri ve taleplerinin açıklanan nedenlerle haklı ve yasal olduğu gerekçesiyle davanın hükme dayanak edilen ayrıntılı denetlenebilen rapor doğrultusunda kısmen kabulüne, her ne kadar davacılar tarafından ayrıca yoksun kalınan kâr kaybı ve manevi tazminat talep edilmiş ise de bu taleplerin yasal dayanağı bulunmadığından reddine karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince istinaf edilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi’nce, davanın, türev ürün çerçeve sözleşmeleri kapsamında tezgahüstü (Borsa ve Teşkilatlanmış diğer piyasalar haricinde kalan tüm işlem platformları) piyasalarda gerçekleştirilen opsiyon (nakavt) işlemlerinde bankanın davacıların iradesi ve bilgisi dışında, aydınlatma ve uyarma yükümlülüğüne aykırı olarak davacılar hakkında kasten zararlandırıcı işlemler tesis ettiği iddiası ile maddi ve manevi tazminat davası olduğu, taraflar arasındaki türev ürünler çerçeve sözleşmelerinde, bu piyasalarda yapılan yatırımların müşteri için büyük kayıp riski taşıyabileceğinin ayrıntılı olarak açıklandığı, davacıların, türev işlemlerin ifası için gereken tüm kanuni hak ve yetkileri haiz ve gereken dokümanlara sahip olduklarının, türev işlemler nedeniyle alınan kararların kendisine uygun ve kendi yararına işlemler olup olmadığı hususunda kendi bağımsız değerlendirmelerine dayandığının, bankadan aldıkları hiçbir yazılı ve sözlü bilgiye dayanmadıklarının ve türev işlemlerin şartlarına dair yapılan açıklamaların bu işlemi gerçekleştirmek için yatırım danışmanlığı veya tavsiye olarak dikkate alınmadığının, türev işlemlerin şartlarını ve risklerini anlayabilecek ve değerlendirilebilecek durumda olduklarının, ayrıca türev işlemlerin finansal ve diğer risklerini de göz önüne alabilecek kapasitede olduklarının ve göz önüne aldıklarının, türev işlemlerin konusu sermaye fon ya da varlıklarını işlem neticesinde tamamen yitirebileceklerini ya da borçlu kalabileceklerini tamamen bildiklerini kabul ve beyan ettikleri, yine türev ürünler çerçeve sözleşmesinin eki kabul edilen opsiyon işlem dekontlarında, opsiyon işlemlerinin müşterinin talimatlarına uygun olduğunun belirtildiği ve müşteri tarafından imzalandığı, sözleşmelerdeki, müşterinin bilgilendirilmesine ve kabullerine ilişkin düzenlemeler, sözleşme ekindeki "muhtemel riskler kabul beyanı" ve opsiyon işlem dekontları ile bilirkişi raporuna göre davacıların 2011 2014 döneminde Vakıfbank ve ... Bankası nezdinde de opsiyon işlemleri yapmış olmaları, ayrıca zarar edilen pozisyonlar nedeniyle teminat çağrılarına icabet edilerek nakit teminat için bloke ve rehin teminat mektubu tevdi edilmesi ve nakdi teminat tamamlama işlemleri karşısında, sözleşme kapsamında yapılan işlemlerin bazılarından kâr, bazılarından da zarar eden eden davacıların, davaya konu 2015 yılında yapılan opsiyon işlemlerinin kapsamını ve niteliğini bildiği ve davalı bankanın yükümlülüklerini yerine getirdiği, davalı bankanın, davacılara "ürün uygunluk testi" yapmadığı iddia edilmiş ise de, davacıların başka bankalarda da opsiyon işlemi yapmış olmaları karşısında bu iddianın dinlenebilir olmadığı, opsiyon işlem dekontunda da belirtiltiği gibi opsiyon işlemlerinin davacıların talimatlarına uygun düzenlendiği, davacıların finansal tecrübeye sahip olmadıkları, dava konusu opsiyon işlemleri hakkında aydınlatılmadığına dair iddiaların ve hileli hareketler nedeniyle hataya düşüldüğü ile davacıların bilgisi ve iradesi dışında işlem tesis edildiği hususlarının ispatlanamadığı, banka sözleşmelere doğrudan taraf olup, aracı ya da vekil olmadığı, dolayısıyla bankanın vekalet hükümlerine göre sorumlu tutulmasının mümkün olmadığı, zira bir kimsenin aynı hukuki ilişki de hem asil hemde kendisi ile menfaat çatışmasına neden olacak şekilde vekil olmasının mümkün olmadığı, zaten Türev Ürünler Çerçeve Sözleşmelerinde türev işlemlerin şartlarına dair yapılan açıklamaların bu işlemi gerçekleştirmek için yatırım danışmanlığı veya tavsiye olarak dikkate alınamayacağının açıkça düzenlendiği, bu doğrultuda bankanın hak ve yükümlülüklerinin çerçeve ve opsiyon sözleşmeleri ile sınırlı olduğu, dava konusu olan 19.03.2015 tarihli 6 adet opsiyon işleminde de, avantaj, dezavantaj ve senaryo analizinin gösterildiği, spot kurun vadeye kadar herhangi bir gün ...uygulama fiyatına değmesi halinde opsiyon hakkının ortadan kalkacağının ifade edildiği, bu opsiyonlarda davacıların tek kârının vade başında ödenen prim olduğu, ancak bu durumun davacıların riskinin kurun yukarı yönlü hareketi ile orantılı olduğu hususlarının opsiyon işlem dekontunun düzenlendiği tarihte belli olduğu, opsiyon sözleşmesine konulan bariyer nedeniyle paritenin uygulama fiyatı seviyesini görmeden opsiyon sözleşmesini geçersiz kılacak olmasının davalı bankanın kasten davacıları zararlandırıcı işlem yaptığı iddiasını ispata elverişli olmadığı, 19.03.2015 tarihli opsiyon sözleşmelerinin kaldıraçlı olarak yapılmasına da bir engel bulunmadığı, kaldı ki bu durumun bilirkişi raporunda, hesaplarda önceki işlemlerden kaynaklanan zararın telafisi amacıyla yüksek tutarda kaldıraç kullanılarak pozisyonlar açıldığı şeklinde ifade edildiği, hal böyle olunca davacı tarafın iddialarının ispatlanamamış olması nedeniyle davanın tümden reddi gerekirken İlk Derece Mahkemesi’nce 9.133.700,00 USD üzerinden kabulüne karar verilmesinin doğru görülmediği gerekçesiyle davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın maddi ve manevi tazminat istemi yönünden ayrı ayrı reddine karar verilmiştir.
Karar, davacılar vekilince temyiz edilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK'nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK'nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacılar vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, takdir olunan 8.400,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacılardan alınarak, davalıya verilmesine, aşağıda yazılı bakiye 21,40 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacılardan alınmasına, 22.12.2022 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_yargitay
Taranan Tarih: 25.01.2026 17:51:12