Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
11. Hukuk Dairesi
Yargıtay Kararı
2020/5691
2021/6489
23 Kasım 2021
MAHKEMESİ: TRABZON BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 4. HUKUK DAİRESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
Taraflar arasında görülen davada Rize 3. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen 19.09.2019 tarih ve 2017/224 E. 2019/301 K. sayılı kararın davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf istemlerinin esastan reddine kabulüne dair Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi'nce verilen 14.02.2020 tarih ve 2020/120 E. 2020/149 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili ile dava dışı Arsel Kardeşler Yapı İnş. ve Doğ. San. Ltd. Şti. arasında Rize İli, Merkez Camiönü Mahallesi, 272 ada, 3 nolu parselde, dava dışı şirket tarafından yapılacak olan binanın mimari proje ve sair işlerinin yapılmasına dair anlaşma yapıldığını, bu anlaşma uyarınca davacı şirketin yetkilisi ve aynı zamanda mimarı olarak çalışan ... tarafından mimari proje hazırlanarak gerekli izin ve ruhsat işlemlerinin yapıldığını, bu süreç devam ederken dava dışı şirketin müvekkiliyle olan anlaşmasını sonlandırarak davalı ile aynı iş için anlaşma yaptığını, davalının müvekkiline ait mimari projenin hazırlandığı dönemde müvekkil şirket bünyesinde mimar olarak çalıştığını, daha sonrasında müvekkil şirketten ayrıldığını, ancak müvekkil şirket bünyesinde çalışırken elde etmiş olduğu ... tarafından hazırlanan proje üzerinde küçük değişiklikler yapıp yeniden kullanarak dava dışı şirkete sunduğunu, dava dışı şirketin de esasında ... tarafından hazırlanan ve davalı tarafından ele geçirilip üzerinde küçük değişiklikler yapılmak suretiyle yeni bir projeymiş gibi kullanıma sunulan bu projeye istinaden inşaata başladığı, bu haliyle müvekkilinin mimari projeden kaynaklı mali haklarına tecavüz edildiğini ileri sürerek davalı tarafından dava dışı şirkete sunulan projenin müvekkil şirkete ait olduğunun tespitiyle, dava dışı şirket tarafından yapılacak inşaata uygulanmasının durdurulmasına, davalının müvekkiline ait projeyi kullanmasının men ve ref'ine, mimari projenin müvekkiline iadesine, davalının müvekkiline ait projeyi kullanması nedeniyle elde ettiği kazancın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, davacının tüzel kişi olması nedeniyle eser sahibi olamayacağını, bu nedenle açılan davanın aktif husumet yokluğundan reddinin gerektiğini, davacının iddialarının gerçeği yansıtmadığını, dava dışı şirketin ilk etapta yapmayı planladığı inşaatın mimari proje ve sair işleri için davacı şirket ile anlaştığını, ancak daha sonrasında aralarında çıkan ihtilaf nedeniyle dava dışı şirket tarafından anlaşmanın feshedildiğini, dava dışı şirket temsilcisinin bu kez aynı yerde yapılacak inşaat için müvekkilinden yeni bir mimari proje hazırlamasını istediğini, taraflar arasında yapılan anlaşma uyarınca müvekkilinin, inşaat sahibi dava dışı şirketin talepleri doğrultusunda sıfırdan yeni bir proje çizdiğini, söz konusu projenin tamamen yeni ve bağımsız bir proje olduğunu, bu projenin hazırlanması sırasında davacı şirketin mimarı ve yetkilisi olan ... tarafından hazırlanan projeden istifade edilmediğini savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre; bilirkişi heyeti tarafından tanzim olunan 09/07/2019 tarihli rapordaki gerek bina sınırları, kat planlarındaki tasarım şekli, mekanların konumları, büyüklükleri, aks aralıkları gerekse çizim tekniği ve kalem kalınlıkları, proje aks ve ölçü tekniği, tefrişlerin biçimi, pencere büyüklükleri birlikte değerlendirildiğinde her iki mimari projenin birbirinden farklı projeler olduğu, birebir benzerlik bulunmadığı tespitinin isabetli olduğu ve dava dışı Arif Selamet tarafından kullanılan yapı ruhsatına esas mimari projenin davacıya ait mimari projeye tecavüz teşkil etmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karara karşı davacı vekili ve davalı vekili istinaf kanun yoluna başvuruda bulunmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince, dava konusu mimari projelerin dava dışı Arsel Kardeşler Yapı İnş. ve Doğ. San. Ltd. Şti. tarafından aynı yerde yapılacak bina için ve sipariş veren şirketin taleplerini karşılar biçimde yapıldığı, her iki projede de eser sahibinin hususiyetini barındıran unsurların çok az olduğu, projelerin kar amacı güdülerek yapılan apartman inşaatı için yapılmış olması nedeniyle de gerek birbirlerine gerekse aynı neviden başka projelere benzer yanlarının olmasının mümkün olduğu, bilirkişi raporunda belirtilen farklılıklar ve dinlenilen tanık beyanları uyarınca davacı vekilinin iddialarının subut bulmadığı, gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığından davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine ve davalı vekilinin katılma yoluyla vekalet ücretine ilişkin fikri ve sınai haklar hukuk mahkemesi sıfatıyla bakılan davanın reddi nedeniyle kendisini vekille temsil eden davalı yararına karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan avukatlık asgari ücret tarifesi uyarınca 3.931,00 TL vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği gözetilmeksizin yazılı şekilde 2.725,00 TL vekalet ücretine hükmedilmesi doğru görülmediğinden istinaf başvurusunun kabulüne; mahkemece verilen kararın kaldırılarak açılan davanın reddi ile ...Ü.T. gereğince 3.931,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’na göre eserden doğan mali hakka tecavüzün tespiti, men ve ref’i ile elde edilen maddi kazancın iadesi istemlerine ilişkindir.
Dosyadaki belgelerden, davacı şirket vekilinin üçüncü kişi Arsel Kardeşler Ltd.’nin Rize ilinde inşa edeceği binanın başta mimari avan projesi olmak üzere, uygulama, statik, elektrik, makine, peyzaj projeleri ile zemin etüdlerinin yapılarak teslimi konusunda anlaştıkları, davacı şirket çalışanlarının hazırladığı ön projenin Rize Belediyesi İmar Müdürlüğüne sunulduğu, bilahare Belediye tarafından istenilen eksikliklerin de tamamlanarak ön proje onayının alındığı, sonrasında uygulama projelerinin de hazırlanarak yapı denetim firması aracılığıyla Belediye’ye sunulduğu, ancak mal sahibinin talebi üzerine mimari projenin 27.10.2016 tarihinde ön proje ve eklerinin iade edildiği, 27.12.2016 tarihinde ise Yapı Denetim Firması tarafından proje müellifi değişikliği nedeniyle mevut müellifin (Emine Gündoğdu) sistem düşürüldüğü, 13.03.2017 tarihinde ise davalı ... gözüken mimari proje için ruhsat alındığı anlaşılmıştır.
Taraflar arasındaki uyuşmazlığın temeli, davalı ... tarafından Belediye’ye sunulan mimari projenin, daha önce davacı şirket çalışan Emine Gündoğdu tarafından hazırlanarak Belediye’ye sunulan mimari proje ile aynı olup olmadığı ve bu projeden intihal suretiyle oluşturulup oluşturulmadığı hususuna ilişkindir.
5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’na 21.02.2001 tarih ve 4630 sayılı Kanun ile eklenen 1/B maddesi uyarınca eser korumasının iki temel koşulu bulunmaktadır. Bunlardan ilki uyarınca, ancak kanunda sayılan fikir ve sanat mahsulleri eser sayılabilecektir. Diğer temel koşul ise, tüm eserlerin sahibinin hususiyetini yansıtması koşuludur.
Kanunun 2/1. maddesinin 4. bendi uyarınca, sanatsal ve estetik unsuru bulunmayan “her nevi haritalar, planlar, projeler, krokiler, resimler, coğrafya ve topoğrafyaya ait maket ve benzerleri, her çeşit mimarlık ve şehircilik tasarım ve projeleri, mimari maketler, endüstri, çevre ve sahne tasarım ve projeleri” ilim ve edebiyat eserleri kapsamında sayılmıştır. Öte yandan Kanun’un 4/1. maddesinin 3. bendi uyarınca da estetik değere sahip mimarlık eserleri güzel sanat eserleri arasında sayılmıştır.
Bir mimari projenin ilim ve edebiyat eseri niteliğinde bir eser sayılması için her şeyden önce projenin de nitelik itibariyle FSEK 1/B maddesi hükmü uyarınca “sahibinin hususiyetini yansıtma” özelliğini yansıtması gerekir. Mimari projeler; ön (avan) proje, kesin proje ve uygulama projelerinden oluşur (G. Sefa Doğrul, Mimari Fikri Eser Kavramı ve Unsurları, Ankara 2013, s.84 85). Bu projelerin bazılarının müellifleri aynı veya farklı olabilir. Ya da tüm projelerin bir mimarlık şirketi tarafından üstlenilmesi söz konusu olabilir Bu bağlamda her bir projenin yekdiğerinden ayrı şekilde korunması mümkündür. Mimari projelerde hususiyet daha çok binanın görünen yüzünü ve genel şeklini ortaya koyan avan (ön) projelerin şekil ve muhtevasında ortaya çıkar.
Bir mimari projedeki orijinallik (sahibinin hususiyetini yansıtma), bir başkası tarafından meydana getirilseydi bu projenin aynı şekilde yapılıp yapılmayacağında gizlidir. Diğer bir anlatımla, aynı arazi parçası üzerine çizilen söz gelimi, beş katlı bir bina projesinin beş ayrı mimara ayrı ayrı çizdirilmesi halinde hepsinin aynı projeyi çizecek olması halinde ortada sahibinin hususiyetini yansıtan bir eserden ve FSEK anlamında bir eser korumasından söz edilemeyecek, şartları varsa iş ürünlerinin taklidi manasında haksız rekabet koruması gündeme gelebilecektir. Şayet her bir mimarın aynı alana farklı farklı proje çizmeleri söz konusu ise bu defa hususiyetten, yani herkes tarafından vücuda getirilemeyen yaratıcı düşünceden ve FSEK anlamında eser korumasından söz etmek gerekecektir. Bu anlamda önemli olan eserin çok üstün vasıflara sahip olması değil özgün ve yaratıcı bir hayal gücünün ürünü olmasıdır (Ernst Hirsch, Fikri Say, İst. 1943, s.12). Ancak ortaya çıkan mahsullerde çok yüksek bir yaratıcılık ve hayal gücü de aramamak gerekir. Önemli olan temel kriter, herkesin aynı eseri ortaya koyamamasıdır. Orijinalliğin eserin bütününde olması şart olmayıp, nispi nitelikte orijinallik de yeterlidir (H. Arslanlı, Fikri Hukuk II, İst 1954, s.7). Önceki eserden bağımsız bir mimari projeden bahsedebilmek için, sonraki müellifin kendi fikri emek ve çabasıyla öncekinden bağımsızlaşacak ölçüde yeni yaratıcı düşünceyi ortaya çıkarması gerekir. Nitekim önceki eser temel alınarak kapı, pencere yükseklikleri, daire, oda ve balkon ölçü ve sayılarındaki oynamalar, tek başına sonraki eseri bağımsız ve farklı bir eser haline getirmez.
Bir mimari projenin aynısının veya oldukça benzerinin meydana getirilmesi veya projenin zemine uygulanması FSEK 22. maddesinde çoğaltma hakkının ihlali sayılır. Önceki mimari projenin (eserin) bağımsız karakteri korunarak ve bir takım ölçülerde ufak değişikler yapılarak, yeni bir özgünlük ortaya koymaksızın yeni bir mimari proje meydana getirilmesi, yeni projeyi bağımsız eser haline getirmeyip ancak olsa olsa önceki projenin FSEK 16. Maddesi anlamında “izinsiz olarak eserde değişiklik yapılması” manevi hakkının ihlali anlamına gelebilecektir.
Somut olayda Mahkemece, bilirkişi raporuna istinatla, her iki mimarlık eserleri arasında, yukarıdaki kıstaslar doğrultusunda bir değerlendirme yapılmaksızın, binanın kapladığı toplam alanlar ile binada bulunan sığınak, makine dairesi, mescit (bay bayan), mesken büyüklükleri ile mesken sayısı itibariyle bir karşılaştırma yapılarak, aralarında var olan sayısal anlamdaki minimal farklılıklar dikkate alınarak birbirinden farklı projeler olduğu sonucuna varılarak hüküm kurulmuş ve davanın reddine karar verilmiştir. O halde Mahkemece, davacı tarafın mali hak sahibi olduğu projelerin hangi noktalarda özgün olduğu kendilerinden sorularak, içlerinden en az birinin alanında uzman mimarın da bulunduğu alanlarında uzman bilirkişi heyetinden yukarıdaki kıstaslar doğrultusunda davacı tarafın önceki rapora itirazlarının da karşılandığı hükme ve denetime uygun yeni bir bilirkişi raporu alınarak, davacı tarafa ait projenin eser niteliğinde olup olmadığı, sonraki projenin, elektronik ortamda çizim programlarında önceki proje üzerinde kolaylıkla yapılabilecek şekilde değişikler olup olmadığı, yani intihal suretiyle oluşturulup oluşturulmadığı, sonraki eserin bağımsız eser sayılabilecek ölçüde özgünlüğe ulaşıp ulaşmadığı hususlarının tespiti ve sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken eksik incelemeye ve bir kısmı alanında uzman olmayan bilirkişi heyetinden alınan rapora dayalı olarak hüküm kurulması doğru görülmemiş ve hükmün bu nedenle temyiz eden davacı taraf yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacının temyiz isteminin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, HMK'nın 373/2. maddesi uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 23/11/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_yargitay
Taranan Tarih: 25.01.2026 19:04:00