Karar Detayı

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

10. Hukuk Dairesi

Daire / Kategori

Yargıtay Kararı

Esas No

2023/6643

Karar No

2024/2588

Karar Tarihi

12 Mart 2024

MAHKEMESİ: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesi

SAYISI: 2021/3734 E., 2023/182 K.

KARAR: Esastan red

İLK DERECE MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 22. İş Mahkemesi

SAYISI: 2014/253 E., 2021/863 K.

Taraflar arasındaki iş kazasından tazminat istemi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabul ve kısmen reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı ve davalı taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı ve davalı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

1.Davacı vekili 09.05.2014 tarihli asıl dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin, 02.04.2010 tarihinde davalı şirketin Kadıköy/İstanbul adresinde bulunan şantiyesinde çalışırken metal doğrama makinesine sol elini kaptırmak suretiyle iş kazası geçirdiğini, davalı şirketin iş kazasını SGK’ya bildirmediğini ve devamında davacıyı işten çıkarttığını, davacının yaralanmasına sebep olan makinenin sadece eğitimli iki kişinin tüm güvenlik önlemlerini alarak çalıştırması gerektiğini, ancak davalı işverenin ustalardan çıraklara tüm işçilere bu makineyi kullandırtarak davacının sakat kalmasına sebep olduğunu beyanla belirsiz alacak davası mahiyetinde 1.000,00 TL maddi ve 80.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.

  1. Davacı vekili 08.06.2017 tarihli dilekçesinde özetle; maddi tazminat istemini 165.000,00 TL'ye artırmıştır.

  2. Davacı vekili 30.03.2020 tarihli birleşen dava dilekçesinde özetle; asıl dava kapsamında tespit edilen sürekli iş göremezlik oranının %23,2 olduğu halde yargılama sırasında bu oranının %27,2'ye çıktığını, bu kapsamda ek dava mahiyetinde 65.000,00 TL maddi tazminat talebinde bulunmuştur.

  3. Davacı vekili 03.11.2021 tarihli ıslah dilekçesinde özetle; asıl davadaki maddi tazminat istemini 555.046,59 TL'ye artırdığını ek davadaki 65.000 TL istemle beraber maddi tazminatın 620.046,59 TL olarak hüküm altına alınmasını talep etmiştir.

II. CEVAP

1.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; şirketin merkezinin Gebze olduğunu, bu sebeple yetki itirazında bulunduklarını, davacı işçinin 05.04.2010 tarihinde Göztepe Polis Merkezi Amirliğine verdiği ifadesinde kazanın kendi kusuru ile olduğunu ikrar ettiğini, kazadan sonra işverenin gerekli müdahaleyi yaptığını, müvekkili işverenliğin gerekli iş eğitimleri ve iş güvenliği malzemelerini kişisel koruyucu malzemelerini imza karşılığı davacı işçiye verdiğini, olayda müvekkilinin gerekli illiyet bağı olmadığını, kusurun davacı işçi de olduğunu beyanla davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.

  1. Davalı vekili ıslah dilekçesine 15.11.2021 tarihli cevap dilekçesinde özetle; ıslahın mükerrer nitelikte olduğunu itibar edilemeyeceğini, davacı tarafın %22,2 oranındaki sürekli iş göremezlik oranına itirazının olmaması karşısında ıslahın müvekkili lehine oluşmuş bulunan usuli kazanılmış hakkın ihlali niteliğinde olduğunu, ıslahın zamanaşımına uğradığını beyanla reddini talep etmiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle; maddi tazminat hesabı yapılması için düzenlenen raporda, davacının % 22,2 ve % 27,2 iş göremezlik oranlarında ihtimalli olarak hesaplama yapılmış, taraf vekilleri rapora karşı itiraz etmiş ancak 22.10.2021 tarihli ek raporun ihtimalli olup denetime elverişli olması nedeniyle bu itirazları reddedilmiştir. Davacının % 22,2 oranındaki iş göremezlik oranına itiraz etmediği nedeniyle davalı yararına usuli kazanılmış hak oluştuğu, Hükme esas alınan 22.10.2021 tarihli ek hesap bilirkişi raporu ile % 22,2 maluliyet oranına göre davacının 495.776,03 TL maddi zararı olduğunu, davacının olaydan sonra duyduğu elem ve ızdırabın derecesi, psikolojik olarak etkilenme durumu, sürekli iş göremezlik oranı, yaşı, vücudunda meydana gelen cismani zararın boyutuna göre manevi tatmin duygularının giderilmesi, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, kusur durumları, paranın satın alma gücü, bunların yanında olayın işverenin iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini yeterince almamasından kaynaklandığı da gözetilerek gelişen hukuktaki yaklaşıma uygun ve belirlenen miktarın caydırıcılık uyandırma oranı da (HGK 23.6.2004, 13/291 370) gözönüne alınarak davacı lehine 20.000 TL manevi tazminat belirlendiği gerekçeleriyle; Davanın kısmen kabulü ile hesaplanan 495.776,03 TL maddi ve 20.000,00 TL manevi tazminatın iş kazası tarihi olan 02.04.2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacılara verilmesine, fazlaya ilişkin talebin ve birleşen davanın reddine dair karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.

B. İstinaf Sebepleri

1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; manevi tazminatın manevi tatmin aracı olduğunu, hüküm altına alınan manevi tazminatın manevi tatmin aracı olmaktan ziyade yeni bir manevi zarar oluşturduğunu, maddi tazminat yönünden red gerekçesi olarak maluliyet oranının 22,2 oranında kabul edilmesinin hatalı olduğunu, maluliyet oranının karşı taraf lehine usulü kazanılmış hak teşkil etmeyeceğini maddi tazminatın 620.000 TL olarak kabul edilmesi gerekirken %22.2 lik maluliyet oranına göre 495.000 TL olarak kabulünün hukuka ve hakkaniyete uygun olduğunu kararın aleyhe olan kısımlarının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

2.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; kusur raporunun hüküm kurmaya elverişli olmadığını, davacının her ne kadar kendilerinin çalışanı görünse de üst işvereni bulunduğunu, itirazlarının yeterince değerlendirilmediğini, üst işverenin özellikle de ana işverenin kusurunun görmezden gelindiğini, davacının kazanın oluşumuna ilişkin resmi merciler önünde verdiğini beyanının göz ardı edildiğini işçiye atfedilen kusur oranının %10 olmasının adil olmadığını, ücret tespiti hatalı olduğundan buna dayanılarak yapılan hesaplamaların hatalı olduğunu, davacı tarafın 2 nci defa ıslaha başvurduğunu bunun usulen mümkün olmadığını ıslaha karşı zaman aşımında bulunmalarına rağmen bunun dikkate alınmadığını kazanın üzerinden ıslah tarihi itibari ile 10 yıldan fazla zaman geçtiğini, davacı tarafından önceden belirlenen maluliyet oranına itiraz edilmediğini eski maluliyet oranına aşan taleplerin kabul edilemeyeceğini, davacı tarafın dava dilekçesi ile karar tarihinden itibaren faiz talep etmiş olmasına rağmen Mahkemenin taleple bağlılık ilkesine uymayarak kaza tarihinden itibaren hükmettiğini kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

C. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı istinaf sebeplerinin incelenmesinde maluliyet oranına itiraz edenin davalı taraf olduğu, itiraz üzerine maluliyet oranının daha yüksek çıktığı ancak itiraz edenin sıfatı yönünden önceki maluliyet oranı olan %22.2 maluliyete göre karar verilmesinin davalı yönünden usuli kazanılmış hak olup yerinde olduğu, manevi tazminat miktarına itirazın incelenmesinde İlk Derece Mahkemesinin dosya bütünü tarafların sosyal ekonomik şartları dikkate alınarak yasal kriterlere göre yapılan takdirin dosya kapsamına uygun olduğu davacı tarafın istinaf talebinin reddi gerektiği, davalı istinaf taleplerinin incelenmesinden dava belirsiz alacak davası olarak açıldığından ikinci ıslah olmayıp bedel arttırımı olduğu ve bu durumun yasal olduğu, kusur ve tazminat hesaplarının dosya kapsamı ve delillere uygun olduğu, maluliyet oranının davacı itiraz etmediğinden önceki oran olarak kabul edildiği, faiz başlangıcının bedel arttırım dilekçesi ile kaza tarihi olduğu davalı tarafın istinaf taleplerinin reddi gerektiği gerekçeleriyle davacı ve davalı taraf vekillerinin istinaf başvurularının HMK 353/1 b 1 maddesine göre ayrı ayrı esastan reddine karar verildiği anlaşılmıştır.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı vekilleri temyiz isteminde bulunmuşlardır.

B. Temyiz Sebepleri

1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; müvekkilinin sürekli iş göremezlik oranının %22,2 olarak tespitine itirazlarının bulunmadığı ve bu kapsamda usuli kazanılmış hak gerekçe gösterilerek %27,2 oranındaki sürekli iş göremezlik oranından yararlanılamayacağı belirtilmiş ise de sürekli iş göremezlik oranında değişen ve gelişen durum olduğu, bu kapsamda maddi tazminat hesabının 620.046,59 TL olarak belirlenmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile birleşen davanın reddine de karar verilmesinin yerinde olmadığını ve manevi tazminat miktarının da az olduğunu beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir.

  1. Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacı tarafın sigortalı çalışanı olarak görünmekle beraber, dosya kapsamın üst işverenlerin de bulunmakta olduğu, üst işverenlerin kusuru özellikle de ana işveren kusuru görmezden gelinerek, müvekkiline %40, ihbar olunan Kayalar İnşaat şirketine %40 ve davacı işçiye %20 oranında kusur verilmesinin hatalı olduğunu, ana işveren Ora Gayrimenkul Şirketinin kusurunun gözardı edildiğini, davacının kollukta kazada şahsi kusuru olduğunu kabul etmiş olmasının dikkate alınmadığını, ücretin hatalı belirlendiğini, birleşen davanın yanlış hasıma yöneltildiğini, birleşen davanın zamanaşımına uğradığını, davacının aynı dava kapsamında iki kez ıslah yapmış olduğunu ve mahkemece mükerer ıslaha itibar edilmesinin hatalı olduğunu, ıslah dilekçesindeki taleplerin zamanaşımına uğradığını, davacı taraf vekilinin yargılama sürecindeki beyanları kapsamında usuli kazanılmış haklar görmezden gelinerek karar verildiğini, davacının sürekli iş göremezlik oranının hatalı tespit edildiğini, dava dilekçesinde karar tarihinden itibaren faiz istendiği halde davada kaza tarihinden faiz işletilmesinin hatalı olduğunu beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir.

C. Gerekçe

  1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme

Uyuşmazlık, iş kazasında sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.

  1. İlgili Hukuk

"Temyiz incelemesinin kapsamı" açısından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369, 370 ve 371 inci maddeleri, "Davanın türü" açısından aynı Kanun'un 107 ve 109.maddleri, "Davanın ıslahı açısından" aynı kanunun 176 ila 182.maddeleri, "Tazminat miktarının tayin ve tespiti" açısından 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417 ve 114 üncü maddesi delaletiyle 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55 ve 56.maddeleri, "Olayın iş kazası olarak tespiti ile SGK yönünden sonuçları" için 5510 sayılı Kanun'un 13, 16, 19, 20 ve 21 inci maddeleri, " İş Sağlığı ve Güvenliğine ilişkin alınacak tedbirler bakımından" olayın gerçekleştiği tarih ve işyerinin nitelik ve kapsamına göre 4857 sayılı İş Kanun'un 77 nci maddesi ile İş Sağlığı ve Güvenliği Tüzüğü maddeleri, "Usuli kazanılmış hak" yönünden 04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile 09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararıdır.

  1. Değerlendirme

a) Davacı vekilinin temyiz itirazları yönünden yapılan incelemede

1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 361 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabilir. Temyiz dilekçesinin süresinden sonra verilmesi hâlinde anılan Kanun’un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352 nci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.

2.Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen karar, davacı vekiline 19.03.2023 tarihinde tebliğ edildiği, davacı vekilinin 12.04.2023 tarihinde e imza yoluyla imzalayarak sunduğu temyiz dilekçesiyle yasal süre geçtikten sonra kararı temyiz ettiği anlaşılmakla temyiz başvurusunun süreden reddine karar vermek gerekmiştir.

b) Davalı vekilinin temyiz itirazları yönünden yapılan incelemede

  1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacının kusur oran ve aidiyetine dair tespitin yerinde olup davalının müteselsil sorumluluk kapsamında dava harici ilgililerin kusurundan davacıya karşı sorumlu tutulmasının yerinde olmasına, davalının sorumlu tutulduğu kusur oranındaki dava harici kişiler kusurunun davalı ile bu kişiler arasında açılma imkanı bulunan rücu davasında tartışılarak sonuca bağlanmasının mümkün olması karşısında davacı ve davalı vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

2.Davanın açıldığı tarihte yürürlükte olan 6100 sayılı H.M.K. ile eda davası niteliğinde belirsiz alacak davası türü kabul edilmiştir. 107 nci maddeye göre “Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.”

  1. Bu davadaki temel amaç ise alacağın belirsiz olması nedeni ile zamanaşımının tüm alacak için dava tarihi itibari ile kesilmesidir. Kanunun ilgili maddesindeki gerekçeye göre “Hak arama durumunda olan kişi, talepte bulunacağı hukukî ilişkiyi, muhatabını ve bu ilişkiden dolayı talep edeceği miktarı asgarî olarak bilmesine ve tespit edebilmesine rağmen, alacağının tamamını tam olarak tespit edemeyebilir. Özellikle, zararın baştan belirlenemediği, ancak bir incelemeden sonra tam olarak tespiti mümkün olan tazminat taleplerinde böyle bir durumla karşılaşılabilmesi söz konusudur. Hukuk sistemimiz içinde, böyle bir durumla karşılaşan kişinin hak araması bakımından birçok güçlük söz konusudur. Öncelikle kendisinden aslında tam olarak bilmediği bir alacak için dava açması istenmekte, ayrıca, daha sonra kendi talebinden daha fazla bir miktar alacağının olduğu ortaya çıktığında da bunu davayı genişletme yasağı çerçevesinde ileri sürmesi mümkün olabilmekteydi. Böyle bir durumda, gerçekten bilinmeyen bir alacak için dava açmaya zorlamak gibi, hak aramanın özüyle izah edilemeyecek bir yol ve aslında tarafın kendi ihmali ya da kusuru olmadığı hâlde bir yasakla karşılaşması gibi de bir engel söz konusuydu. Oysa, hak arama özgürlüğü, böyle bir sınırlamayı ve gerçek dışı davranmaya zorlamayı değil, gerçekten hakkı ihlâl edilen veya ihlâl tehlikesi altında olan kişiyi, mümkün olduğunca geniş şekilde korumayı amaçlamalıdır. Son dönemde, gerek mukayeseli hukukta gerekse Türk hukukunda artık salt hukukî korumanın ötesine geçilerek "etkin hukukî koruma"nın gündeme gelmiş olması da bunu gerektirir. Kaldı ki, miktar ya da değeri belirsiz bir alacak için dava açılması gerektiğinde birtakım sınırlamalar getirmek, dava içinde yeni taleplere veya o davanın dışında yeni davalara yol açarak, usûl ekonomisine aykırı bir durum da meydana getirecektir. Ayrıca, miktarı veya değeri bilinmeyen bir alacak için klasik kısmî davanın da tam bir çözüm üretmediği gerçektir. Esasen tam veya kısmi olmasına bakılmaksızın her edâ davasının temelinde bir külli tespit unsuru vardır. Başka deyimle edâ hükmünde tertip olunan her durumun arkasında sorumluluk saptanmasını içeren bir zorunlu ön tespit kabulü mevcuttur”

4.Bu doğrultuda H.M.K.'nın 107 nci maddesinde düzenlenen belirsiz alacak davasını açabilmesi için alacağının miktarını tam ve kesin olarak belirlemesinin objektif olarak mümkün olmaması gerekir. Alacak miktarı biliniyorsa ya da bilinebilecek durumda ise böyle bir dava açılamaz. Çünkü bu durumda her davada arandığı gibi hukuki yarar aranacak olup alacak miktarının biliniyor ya da bilinebilecek olması halinde davacının hukuki yararından söz edilemez.

5.Belirsiz alacak davasında yapılan yargılama sırasında alacağın miktarının tam olarak belirlenmesi ile davacı talebini iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın artırabilecektir. Alacağın belirli hale gelmesi sonrasında ortaya çıkan yeni talep eksik belirtilirse davacının bundan sonraki yeni artırma isteği iddianın genişletilmesi yasağıyla karşılaşacaktır. Çünkü böylesi bir durumda alacağın belirsizliği değil davacının kendi ihmalinden kaynaklanan bir durum söz konusudur.

6.Öte yandan HMK`nin 33 üncü maddesine göre "Hâkim, Türk hukukunu resen uygulamak zorundadır. Bir davada olayları belirtmek ve açıklamak taraflara, hukuki nitelendirme ise Hâkime aittir." Bu nedenle tarafların hukuki nitelendirmeyi doğru yapmak zorunluluğu yoktur. Başka bir ifade ile Hâkim, bildirilen hukuki sebeplerle bağlı olmayıp, hukuki sebebi kendiliğinden bulup uygulamakla sorumludur.

7.Bu açıklamalar doğrultusunda, davaya konu iş kazasından kaynaklı tazminat davalarında davacının maddi tazminat alacağının tespiti, yargılama sürecinde taraflarca gösterilecek delillere göre belirlenip hesap edilecek olmasına göre, davanın açıldığı tarih itibariyle davacının maddi tazminat alacağını tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyecek olması nedeniyle ve hukuki nitelendirmenin Hakime olduğu hususu da dikkate alınarak, davayı 6100 sayılı H.M.K’nın 107.maddesine dayalı "belirsiz alacak davası" olarak değerlendirerek dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerin de bu doğrultuda irdelenmesi, sonucuna göre yargılama sürecinde sunulan maddi tazminatın artırılmasına dair istemin de ıslah olarak değil; talep artırım talebi olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. (Dairemizin 19.04.2022 tarih ve 2021/3834 E 2022/5880 K sayılı ilamı da bu yöndedir)

  1. Ayrıca 7251 sayılı Kanun'un 7 nci maddesi ile değişik 107/2 nci maddesine göre "Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda, hâkim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebilir. Aksi takdirde dava, talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanır." hükmü ihdas edilmiştir.

  2. Öte yandan her usuli işlemde uygulanma imkanı olan ıslah müessesinin belirsiz alacak davasında da uygulanmasına engel bir durum söz konusu değildir. Ancak taraflar lehine oluşan usuli kazanılmış hakkın ıslah ile ortadan kaldırılması mümkün değildir. Nitekim bu husus 7251 sayılı Kanun'un 18 inci maddesi ile 177 nci maddenin 2 nci fıkrasına eklenen "Yargıtayın bozma kararından veya bölge adliye mahkemesinin kaldırma kararından sonra dosya ilk derece mahkemesine gönderildiğinde, İlk Derece Mahkemesinin tahkikata ilişkin bir işlem yapması hâlinde tahkikat sona erinceye kadar da ıslah yapılabilir. Ancak bozma kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durum ortadan kaldırılamaz." hükmüyle açıkça düzenleme altına alınmıştır.

  3. Ayrıca taraflar arasında zamanaşımının işlemeye başladığı tarih ve giderek ıslah dilekçesinin zamanaşımına uğrayıp uğramadığı noktasında da uyuşmazlık bulunmaktadır.

  4. İş kazası ve meslek hastalığından işverenin sorumluluğu sözleşmeye aykırılığa dayandığından 6098 sayılı Kanun’un 146 161 inci (818 sayılı Kanun’un 125 140) maddelerinde düzenlenen zamanaşımı hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.

  5. Nitekim 818 sayılı Kanun’un 125 inci maddesine göre “Bu kanunda başka suretle hüküm mevcut olmadığı takdirde her dava on senelik müruru zamana tabidir”. Yine 6098 sayılı Kanun’un 146 ncı maddesinde benzer bir düzenleme ile, “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir.” hükmü yer almaktadır. Kanun koyucu hem 818 sayılı Kanun’un 125 inci maddesi hem de 6098 sayılı Kanun’un 146 ncı maddesi ile alacak haklarının tabi olacağı genel zamanaşımı süresini düzenlemiş olup aksine bir yasal düzenleme olmayan hâllerde on yıllık sürenin uygulanması gerektiği açıktır. İş kazası hâlinde de zamanaşımı süresine yönelik ayrı bir düzenleme bulunmadığından 6098 sayılı Kanun’un 146 ncı (818 sayılı Kanun md.125) maddesine göre on yıllık zamanaşımı süresi uygulanacaktır.

  6. Türk Borçlar Kanunu’nun 149 uncu maddesi (818 sayılı Kanun md.128 ) uyarınca ise zamanaşımı, alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar. Muacceliyet, bir borç ilişkisinde alacaklının edimi isteyebileceği ve borçlunun da bu isteme uyarak edimi ifa etmekle yükümlü olduğu anı belirler. Bir başka deyişle söz konusu anda borç ifa kabiliyeti kazanır ve alacaklı yine o anda edimi kabul etmekle yükümlü olur. Bir alacağın ya da borcun muaccel olması, ilke olarak edimin ifası için öngörülmüş bulunan vadenin dolmasıyla gerçekleşir.

  7. Gelinen bu noktada iş kazası ve meslek hastalığından kaynaklanan tazminat talepleri yönünden zamanaşımının hangi tarih itibariyle başlayacağının belirlenmesi gerekmekte olup bu hususun tespitinde, zarar ve zararın öğrenilme tarihinin önemi açıktır.

  8. Zarar görenin zararı öğrenmesi demek, zararın varlığı, mahiyeti ve esaslı unsurları hakkında bir dava açılmasına ve davanın gerekçelerini göstermeye elverişli bütün hâl ve şartların öğrenilmiş olması demektir. Zararın öğrenilmesi, zarar verici olayın değil zararın varlığı, niteliği, unsurları ve kapsamının kesin olarak bilinmesi demektir. Zarar verici eylemin sonuçları ve zarar tam olarak ortaya çıkmadıkça zarar görenin zararı öğrendiğinden söz edilemez. HGK'nın 05.06.2002 tarihli ve 2002/4 470 Esas, 2002/477 Karar sayılı kararı da aynı yöndedir.

  9. Hukuka aykırı bir eylem işlenilmesine karşın onun doğuracağı zarar henüz ortaya çıkmamış, zararın ortaya çıkması için eylem tarihinden itibaren bir takım etkenlerin gerçekleşmesi veya belli bir zamanın geçmesi gerekiyor ise, zararın bütün unsurlarıyla birlikte öğrenilmesi mümkün değildir. Oysa ki, zarar görenin mahkeme önünde ciddi bir dava açarak tazminat isteminde bulunabilmesi ve bu istemini objektif bir şekilde destekleyen, etkili gerekçelerini ortaya koyabilmesi için oluşan zararın niteliğini, kapsamını ve bütün unsurlarını öğrenmesi gerekir. Aksi hâlde doğal olarak zamanaşımı süresi de işlemeye başlamayacaktır.

  10. Bazı hâllerde, gerek zararı doğuran eylem veya işlemin ne olduğu ve kim tarafından gerçekleştirildiği ve gerekse zararın kapsam ve miktarı aynı anda ve tam bir açıklıkla belirlenebilir. Böyle durumlarda, zarar görenin uğradığı zararın varlığını, zarar verenin kim olduğunu, kapsam ve miktarının neden ibaret bulunduğunu öğrendiği andan itibaren, zarar verenden bunun tazminini isteme hakkının doğacağı ve bu hakkına ilişkin yasal zamanaşımı süresinin de o tarihte başlayacağı açıktır.

  11. Buna karşılık ortaya çıkan zarar, kendi özel yapısı içerisinde sonradan değişme eğilimi gösteriyor, zararı doğuran eylem veya işlemin doğurduğu sonuçlarda (zararın nitelik veya kapsamında) bir değişiklik ortaya çıkıyor ise artık "gelişen durum" ve dolayısıyla gelişen bu durumun zararın nitelik ve kapsamı üzerinde ortaya çıkardığı değişiklikler (zarardaki değişme) söz konusu olacaktır. Böyle hâllerde zararın kapsamını belirleyecek husus, gelişmekte olan bu durumdur ve bu gelişme sona ermedikçe zarar henüz tamamen gerçekleşmiş olmayacağı için zamanaşımı süresi bu gelişen durumun durduğunun veya ortadan kalktığının öğrenilmesiyle birlikte işlemeye başlayacaktır (HGK'nın 06.11.2002 tarihli ve 2002/4 882 Esas, 2002/874 Karar sayılı kararı).

  12. Nitekim HGK'nun 14.02.2024 tarih ve 2018/(21)10 906 E 2024/104 K sayılı ilamında da belirtildiği üzere "geçirdiği iş kazası nedeniyle davacıda oluşan meslekte kazanma gücü kayıp oranı gördüğü tedaviler sonrası aradan geçen zaman içerisinde değişmemiş olsa bile sürekli iş göremezlik oranının kesin olarak belirlendiği tarihin dikkate alınması gerekmektedir. Zira meslekte kazanma gücü kayıp oranı iş kazasından dolayı talep edilecek maddi tazminatın sınırlarının belirlenmesi için gereklidir."

  13. Somut olayda; davaya konu 02.04.2010 tarihli iş kazası nedeniyle asıl davanın 6100 sayılı H.M.K.'nun yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden sonra 09.05.2014 tarihinde açtığı ve 1.000 TL'lik maddi istem ile 80.000 TL'lik manevi tazminat istemi içeren davanın, açıldığı tarih itibariyle sigortalının sürekli iş göremezliğe uğramasından kaynaklı maddi tazminat alacağının belirlenebilir mahiyette olmadığı anlaşılmaktadır. O halde davacının maddi tazminat istemi yönünden davanın H.M.K.'nun 107. Maddesi kapsamında "belirsiz alacak davası niteliğinde" olduğu anlaşılmaktadır. Bu kapsamda davacı vekili her ne kadar 08.06.2017 tarihli dilekçesini bir "ıslah dilekçesi" olarak sunmuş ise de, dilekçe içeriğinde alacağın belirli olduğundan bahsetmediği gibi maddi tazminatın ortalama olarak 165.000 TL'ye artırıldığını ve fazlaya ilişkin talep hakkını da saklı tuttuğu anlaşılmaktadır. Bu durum karşısında H.M.K.'nun 33. Maddesi kapsamında hukuki nitelendirmenin hakime ait olduğu gözetilerek bu dilekçenin belirsiz alacak davası kapsamında verilmiş bir "talep/bedel artırım dilekçesi" olarak değerlendirilmesi gerektiği açıktır.Nitekim davacı vekili aynı dava kapsamında sunduğu 03.11.2021 tarihli dilekçesinde asıl davadaki maddi tazminat istemini 555.046,59 TL'ye artırmış birleşen davadaki 65.000,00 TL'lik taleple beraber maddi tazminat alacağının 620.046,59 TL olarak kaza tarihinden itibaren işleyecek faiziyle beraber hüküm altına alınmasını talep etmiştir. Bu dilekçe davacı tarafça bir "talep/bedel artırım" dilekçesi olarak sunulmuş ise de yukarıda da belirtildiği gibi hukuki nitelendirmenin Hakime ait olduğu gözetilerek "ıslah dilekçesi" niteliğinde değerlendirilmesi gerektiği açıktır.

  14. Bu kapsamda Mahkemece 03.11.2021 tarihli ıslah dilekçesindeki talep gözetilip 22.10.2021 tarihli ek hesap raporunda, sürekli iş göremezlik oranı üzerinden davalı lehine oluşan usuli kazanılmış hak yönünden %22,2 oranı üzerinden yapılan hesap seçeneğine göre davacının maddi tazminat alacağını 495.775,03 TL olarak belirlenmesi ve ıslah dilekçesi ile dava dilekçesindeki faiz isteminin kaza tarihi olarak düzeltilmesine dair talebin dikkate alınmasında usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamaktadır. Ne var ki İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinde anılan hususlarda yeterli gerekçeye yer verilmemiş olması, giderek Bölge Adliye Mahkemesi kararı gerekçesinde de bu açıklamalara benzer mahiyette karar verilmiş olmakla beraber 22.10.2021 tarihli dilekçenin ıslah dilekçesi olarak nitelendirilmesi gerekirken talep/bedel artırım dilekçesi olarak nitelendirilmesi hatalı olmuştur.

  15. Ayrıca davacı vekilinin 03.11.2021 tarihli (yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde ıslah dilekçesi olarak değerlendirilmesi gereken) dilekçesine karşı davalı vekilinin 15.11.2021 tarihli dilekçesiyle zamanaşımı def'inde bulunduğu anlaşılmakta ise de davacının sürekli iş göremezlik oranın SGK sağlık kurulunun 02.11.2015 tarihli raporuyla %23,2 olarak belirlendiği ve 20.03.2018 tarihine kontrol kaydı konulduğu, kontrol neticesinde aynı sağlık kurulunun 11.05.2018 tarihli sürekli iş göremezlik oranının %22,2 olarak belirlendiği ve davacı vekilinin anılan rapora bir itirazının olmadığı, davalı vekili itirazları ile alınan SGK Yüksek Sağlık Kurulunun 18.03.2019 tarihli raporunda davacının iş kazası tarihinden itibaren %23,2 oranındaki sürekli iş göremezlik oranının 06.03.2018 tarihinden azalma kaydıyla %22,2'ye düştüğü, davalı itirazları ile Adli Tıp 3. İhtisas Kurulundan alınan 04.12.2019 ve Adli Tıp 2. ÜSt Kurulunun 24.12.2020 tarihli raporları ile %27,2 olarak tespit edildiği anlaşılmaktadır. O halde davacı vekilinin itirazının olmadığı sürekli iş göremezlik oranının SGK Yüksek Sağlık Kurulunun 18.03.2019 tarihli raporu ile kesin olarak belirlendiği ve zamanaşımı süresinin bu tarihten itibaren işlemeye başladığı gözetildiğinde ıslah tarihi olan 03.11.2021 tarihi itibariyle dolmadığı gözetilerek ıslaha karşı zamanaşımı def'inin bu sebeple reddi gerekirken İlk Derece Mahkemesi ile Bölge Adliye Mahkemesi kararlarının gerekçelerinde anılan hususlarda yeterli gerekçeye yer verilmemiş olması da usul ve yasaya aykırı olmuştur.

  16. O halde, davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları gözetilerek Bölge Adliye Mahkemesince verilen karar bozulmalıdır.

  17. Ne var ki hataların giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi hükmü ortadan kaldırılarak, İlk Derece Mahkemesi kararı gerekçesinin düzeltilerek onanması gerekmektedir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

A) Davacı vekilinin temyiz dilekçesinin süreden REDDİNE,

B) 1. Davalı vekili temyiz itirazları nedeniyle sair temyiz itirazlarının reddiyle, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesinin 15.02.2023 tarih ve 2021/3734 E., 2023/182 K. sayılı ilamının ORTADAN KALDIRILARAK; İstanbul Anadolu Adliyesi 22. İş mahkemesinin 18.11.2021 tarih ve 2014/253 E. 2021/863 K. sayılı ilamının gerekçesine;

"Davanın, açıldığı tarih itibariyle sigortalının sürekli iş göremezliğe uğramasından kaynaklı maddi tazminat alacağının belirlenebilir mahiyette olmadığı Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 19.04.2022 tarih ve 2021/3834 E 2022/5880 K sayılı ilamı kapsamında davanın ve davacı vekili tarafından sunulan dilekçelerin hukuki nitelemesinin hakime ait olduğu gözetilerek, davacının maddi tazminat istemli davasının belirsiz alacak davası niteliğinde olup, 08.06.2017 tarihli dilekçenin talep artırım dilekçesi ve 03.11.2021 tarihli dilekçesinin de ıslah dilekçesi olarak değerlendirilmesi gerektiği anlaşılarak, davalı taraf lehine %22,2 düzeyindeki sürekli iş göremezlik oranı üzerinden oluşan usuli kazanılmış hak dikkate alınarak ıslah ile artırılan maddi tazminat isteminden 495.775,03 TL'lik maddi istemin kabulüne karar vermek fazlaya ilişkin talep ile ek davanın reddine karar vermek gerekmiştir. Ayrıca davalı vekili her ne kadar 03.11.2021 tarihli ıslah dilekçesine karşı sunduğu 15.11.2021 tarihli dilekçesiyle zamanaşımı def'inde bulunmuş ise de; zamanaşımı süresinin başlangıç tarihinin davacıda oluşan meslekte kazanma gücü kayıp oranını kesin olarak belirlendiği tarih dikkate alınarak işlemeye başladığının kabulü gerekmektedir. Somut olayda davacı tarafın itirazının olmadığı SGK Yüksek Sağlık Kurulunun 18.03.2019 tarihli raporunda davacının iş kazası tarihinden itibaren %23,2 oranındaki sürekli iş göremezlik oranının 06.03.2018 tarihinden azalma kaydıyla %22,2'ye düştüğü belirlenmiş olduğunun anlaşılması nedeniyle ıslah tarihi itibariyle davanın zamanaşımına uğradığından bahsedilemeyeceğinden zamanaşımı definin reddine karar verilerek karar vermek gerekmiştir." ifadeleri yazılmak suretiyle hükmün bu şekilde DÜZELTİLEREK ONANMASINA,

2.İstek hâlinde temyiz başvurusu için yatırılan harçların temyiz eden ilgililere iadesine,

3.Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, karardan bir örneğin ise Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

12.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

kararistinafdüzeltilerekcevapkaldırılaraktemyizvı.kararımahkemesionanmasınareddinedereceortadan

Kaynak: karar_yargitay

Taranan Tarih: 25.01.2026 15:20:37

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim