Karar Detayı

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

10. Hukuk Dairesi

Daire / Kategori

Yargıtay Kararı

Esas No

2021/5616

Karar No

2024/1542

Karar Tarihi

20 Şubat 2024

MAHKEMESİ: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 33. Hukuk Dairesi

SAYISI: 2019/1479 E., 2021/245 K.

KARAR: Esastan ret

İLK DERECE MAHKEMESİ: İstanbul 21. İş Mahkemesi

SAYISI: 2017/195 E., 2019/195 K.

Taraflar arasındaki 1479 sayılı Kanun kapsamında bağlanan aylığın iptali ile hizmetler birleştirilmeksizin sadece 506 sayılı Kanun kapsamında aylık bağlanması ve fark aylıkların davalı Kurumdan tahsili davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne dair karar verilmiştir.

Kararın davalı ... Başkanlığı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalının istinaf isteminin esastan reddine dair karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı ... Başkanlığı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı vekili dilekçesinde özetle; davacının Bağ Kur, SSK ve Emekli Sandığı hizmetleri nazara alınarak yaşlılık aylığı aldığı, ancak sigortalının hizmet birleşmesine zorlanamayacağından ve SSK'dan aylık alması halinin daha lehine olacağından bahisle Bağ Kur hizmetleri olmaksızın yaşlılık aylığının bağlanması gerektiğinin tespitine ve fark alacaklarının faiziyle birlikte kendisine verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı hakkında kendisince yapılan işlemlerin Kanuna ve hukuka uygun olduğunu aylığında herhangi bir hatanın bulunmadığını, zamanaşımı, hak düşürücü süre, derdestlik, husumet, görev ve yetki itirazında bulunduklarını, davacının talebi ile ilgili Kurumun yaptığı işlemin doğru olduğunu, herhangi bir eksiklik bulunmadığını bu nedenle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile düzenlenen bilirkişi raporunun mevzuata ve denetime elverişli olduğu gözetilerek, davacının SSK kapsamında 6730 gün, Emekli Sandığı kapsamında 450 gün ve Bağ Kur kapsamında 2092 gününün bulunduğu, tahsis talep tarihi itibariyle son 7 yıllık çalışmanın çoğunlukla Bağ Kur kapsamında geçmiş olması nedeniyle davacıya Bağ Kur üzerinden yaşlılık aylığı bağlandığı, davacının yaptığı zorunlu başvuruda yalnız Bağ Kur hizmetleri olmaksızın kendisine aylık bağlanması talebinin kabul edilmediği, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2002/132 Esas 2002/139 Karar sayılı ilamı ve bu doğrultuda Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin güncel 2019/1055 Esas 2019/2271 Karar sayılı ilamlarında da belirtildiği üzere sigortalının hizmet birleştirmesine zorlanamayacağı, sigortalının iradesine üstünlük tanınması gerektiğinden davacıya Bağ Kur, hizmetleri dikkate alınmaksızın son 7 yıllık süre içerisinde SSK hizmetleri fazla olduğundan davacıya 506 sayılı Kanun kapsamında aylık bağlanması gerektiği, hesaplama yapan ve denetime elverişli bilirkişi raporu doğrultusunda davacıya Bağ Kur hizmetleri dikkate alınmaması halinde daha fazla aylık ödenmesi gerektiği de anlaşılarak davanın kabulüne, davacı 01.04.2002 tarihi itibariyle yalnızca 506 sayılı Kanun kapsamındaki hizmetler nedeniyle aylık bağlanması gerektiğinin tespitine, bu doğrultuda davacının 01.04.2002 tarihli tahsis talebi itibariyle aylığının 234,39 TL olduğunun ve 25.05.2012 tarihine kadar davacının toplam 8.654,29 TL fark aylık alacağı ile yine bu tarihe kadar 6.692,48 TL faiz alacağı olduğunun tespitine, Kurum tarafından kararın infazı sırasında Kurum tarafından ödeme yapılana kadar fark aylık ve faiz alacağının Kurum tarafından hesaplanarak davacıya ödenmesine, dair karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri

İstinaf başvurusunda bulunan davalı SGK vekili, aylığın prim ödemeleri dikkate alınarak bağlandığını, davacıya eksik ödenen aylık olmadığını, Mahkemenin davacının talebini aşar şekilde karar verdiğini, davacı tarafından tespit talep edilmesine rağmen eda hükmü içerir faiz alacağının da hesaplanarak hüküm altına alındığını belirterek istinaf başvurusunda bulunmuştur.

C. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının 28.03.2002 tarihinde yaşlılık aylığı tahsis talebinde bulunduğu, davacıya 4/b sigortalılığı dikkate alınarak yaşlılık aylığı bağlandığı, davacının 18.05.2016 tarihinde Kuruma müracaat ederek 01.04.2002 tarihi itibariyle SSK mevzuatına göre emekli olabilme hakkı varken Bağ Kur 'dan aylık bağlandığını, Bağ Kur aylığının iptal edilerek SSK'dan aylık bağlanmasını talep ettiği, Kurum tarafından talebinin reddedildiği, tahsisi talep tarihinde 51 yaşında olan 6730 gün SSK prim ve 26 yıl hizmet süresi bulunan davacıya SSK kapsamında yaşlılık aylığı bağlanabileceği, mahkeme kararının yerinde olduğu kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

Davalı SGK vekili, Kurum işlemlerinde hata olmadığını, buna göre davacı hakkında bağlanan aylığın da eksik ödenmediğini, davanın reddi yerine, kabulüne dair karar verilmesinin hatalı olduğunu, belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.

C. Gerekçe

  1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme

Uyuşmazlık, davacıya bağlanan aylığın 1479 sayılı Kanun kapsamında bağlanan aylığın iptali ile hizmetler birleştirilmeksizin sadece 506 sayılı Kanun kapsamında aylık bağlanması ve fark aylıkların davalı Kurumdan tahsilinin mümkün olup olmadığı hususuna ilişkindir.

  1. İlgili Hukuk

1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri ile 2829 sayılı Kanun'un 4 ve 8 inci maddesi ile birlikte, 5510 sayılı Kanun'un geçici 2 nci maddesi hükümleridir.

2.2829 sayılı Kanun'un 8 inci maddesi “Birleştirilmiş hizmet süreleri toplamı üzerinden, ilgililere; son yedi yıllık fiili hizmet süresi içinde fiili hizmet süresi fazla olan Kurumca, hizmet sürelerinin eşit olması halinde ise eşit hizmet sürelerinden sonuncusunun tabi olduğu Kurumca, kendi mevzuatına göre aylık bağlanır ve ödenir. Ancak, malullük, ölüm, 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanununa göre yaş haddinden re'sen emekli olma (Ek ibare: 27.1.2000 4505/1 md.) süresi Kanun'la belirlenen vazifelere atanma veya seçilme ve bağlı oldukları Kurumun Kanun'la değiştirilmesi hallerinde ilgililere hizmet sürelerinden sonuncusunun tabi olduğu Kurumca, kendi mevzuatına göre aylık bağlanır.” hükmünü amirdir.

3.Her ne kadar 2829 sayılı Kanun'un 8/1 inci maddesinde bu hüküm yer almakta ise de bu Kanun'un uygulanması sigortalının bir Sosyal Güvenlik Kurumunda yaşlılık aylığı bağlanmasına yeterli hizmet süresi bulunmadığı ve diğer Sosyal Güvenlik Kurumlarındaki hizmetlerden de yararlanma zarureti olduğu hallerde söz konusudur. Bir Kanun hükmünün Kanuna konuluş amacına aykırı sonuç doğuracak şekilde yorumlanması hukuk ilkelerine ve Kanunun hem özü ve hem de özü ile uygulanmasını öngören Medeni Kanun’un 1 inci maddesine uygun değildir (22.02.1997 gün ve 1/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı).

4.Sosyal Güvenlik Kurumları arasında, sadece bağlanan aylıkların seviyesi bakımından değil, koruma kapsamına alınan tehlikeler, hak kazanma şartları bakımından da farklılıklar olduğu belirgindir. Önemli olan, hangi Kurum olursa olsun, aynı külfete katlanan insanların aynı haklara sahip olmasının sağlanması geçerli bir çözüm yoludur. Esasen, Sosyal Güvenlik Kurumlarının görevi, Sosyal Sigorta Kanunları çerçevesinde kapsama aldıkları kişileri koruma garantisini sağlamaktır. Sosyal sigorta hukukunda amaç, yüksek standartta sosyal güvenlik sağlayan bir sistemin oluşturulmasıdır. Yine, sosyal sigortalar külfet nimet dengesi üzerine kurulan Kurumlardır. Bu nedenle, külfetin karşılığının alınmaması sosyal güvenlik sisteminin amacıyla bağdaşmaz ve böyle bir uygulama da kabul edilemez. Buna aksi bir yorum, sisteme duyulan güveni ortadan kaldırır. En önemlisi, yükümlülüklerini zamanında yerine getirenlerin bir anlamda cezalandırılması olur ki, bu sosyal adalet duygusunu aşındırır. Esasen, 2829 sayılı Kanun'un amacı da, hiçbir Kurumdaki hizmeti, yaşlılık, malullük ve ölüm aylığı gibi aylık bağlamalara yeterli olmayan sigortalı ve hak sahiplerine aylık bağlanmasını sağlamak ve değişik Kurumlardaki hizmetler birleştirilerek ziyan olmasını önlemektir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 05.11.1997 gün ve E: 1997/10 698, K: 1997/895; 06.03.2002 gün ve E: 2002/21 132, K: 2002/139 sayılı kararları). Bu çözüm şekli, hukuk devleti ilkesinin ana unsurlarından biri olan “kazanılmış hak” kavramına da uygun olacaktır.

  1. Değerlendirme

Eldeki davada ise davacının talebinin sadece 506 sayılı Kanun kapsamında geçen hizmetler ile aylık bağlanmasına yöneldiği, buna göre davacının talebinin aşılarak 5434 hizmetlerinin de birleştirilmek suretiyle hesap raporu aldırıldığının anlaşılması karşısında, bu hizmetin de dışlanması ile talebe göre, sadece 506 sayılı Kanun kapsamındaki hizmetlere göre aylık bağlanması gereğinin gözetilmemesi, usul ve yasaya aykırı olduğu gibi, 01.04.2002 tarihinden itibaren dava tarihi itibari ile ödenmesi gereken aylık tutarları ve ödenen aylıklar arasındaki farkların öncelikle davalı Kurumdan sorulması ile davacının gelen miktara itirazının bulunmaması halinde, bu tutarın esas alınması, itirazı olursa veya Kurumdan aylığın hesabına ilişkin bir cevap alınamaması halinde, davacı bakımından 506 sayılı Kanun kapsamında geçen hizmetleri ve prime esas kazançlarına göre, aylığın başlangıç itibari ile ne miktarda olması gerektiği hususunda denetime elverişli bir rapor aldırılarak, dava tarihi itibari ile hesap yaptırılması ile davacının temyizi olmaması karşısında davalı Kurum lehine oluşan usuli kazanılmış hakkın da gözetilerek, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

  1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,

  2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

20.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

kararcevapistinaftemyizkaldırılmasınavı.kararımahkemesiderecebozulmasınaortadan

Kaynak: karar_yargitay

Taranan Tarih: 25.01.2026 15:23:26

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim