Yargıtay 10. HD 2023/10034 E. 2024/12486 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
10. Hukuk Dairesi
Yargıtay Kararı
2023/10034
2024/12486
5 Aralık 2024
MAHKEMESİ: Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesi
SAYISI: 2023/1133 E., 2023/1204 K.
KARAR: Ret
İLK DERECE MAHKEMESİ: Ankara 39. İş Mahkemesi
SAYISI: 2017/440 E., 2023/93 K.
Taraflar arasında iş kazasından kaynaklı maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabul ve kısmen reddine karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddi ile davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılarak yeniden esas hakkında davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne ve duruşmanın düzenlendiği 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinde sayılı ve sınırlı olarak gösterilen hâllerden hiçbirine uymadığından, temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına ilişkin isteğin reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili tarafından verilen dava dilekçesinde özetle; davacının 09.10.2006 ile 10.06.2008 tarihleri arasında davalı işveren nezdinde çalıştığını, müvekkilinin davalıya bağlı Adıyaman şubesinde penye makinesinde penye işçisi olarak 09.10.2006 tarihi itibariyle çalışmaya başladığını, müvekkilinin iş akdinin 10.06.2008 tarihine kadar devam ettiğini, 19.08.2007 veya 20.08.2007 tarihinde davalı şirkete ait işyerinde sabah vardiyasında iş kazası geçirdiğini, ileri sürerek, maddi ve manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili tarafından sunulan cevap dilekçesinde özetle; kaza 14.08.2007 tarihinde meydana gelmiş olup davanın zamanaşımı süresi dolduktan sonra açıldığını, bu nedenle zamanaşımı itirazında bulunduklarını, kazanın davacının dikkatsiz çalışması sonucu meydana geldiğini ve herhangi bir maluliyetinin de söz konusu olmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesi kararında özetle; davacının E cetveline göre % 7,2 oranında meslekte kazanma gücünden kaybetmiş sayılacağını bildirildiği, deliller toplandıktan ve SGK'da devam eden tahkikat işlemi sonuçlandıktan sonra kusur bilirkişisinden rapor alındığı, buna göre davalı işverenin %75, davacı kazazedenin ise %25 kusurlu olduğunun bildirildiği, hesap bilirkişi raporuna göre davacının karşılanmamış gerçek zararının 146.339,26 TL olduğu, bu haliyle maddi tazminatın kabulüne karar verildiği, davacının olay nedeniyle duyduğu elem, davacının sosyal ve ekonomik durumu, kazanın meydana gelmesinde davalının kusuru ve kaza tarihi ile davacının maluliyet oranı ve paranın satın alma gücü dikkate alınarak davacının manevi tazminat talebinin kısmen kabulüne davacı lehine 30.000,00 TL manevi tazminata karar verildiği belirtilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili ileri sürdüğü istinaf sebeplerinde özetle; kazanın meydana gelmesinde davalı işverenin kusurunun bulunduğunu, kaza tarihinde müvekkilinin henüz 20 yaşında olup ağır bir iş kazası geçirdiğini, iş kazası nedeniyle müvekkilin sol el orta parmağının uç kısmı kaza anında koptuğunu, hasar gören sol el diğer parmakları için sol bacağından STGS alınarak sol el 2. 3 ve 4. parmaklara nakledildiğini, meydana gelen iş kazasının müvekkiline çok acı verdiğini, iş kazasına bağlı olarak sol el parmak ve dirseklerini eskisi gibi kullanamadığını, tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde Mahkemece hükmedilen manevi tazminat miktarının az olduğunu iddia ederek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda davanın kabulü istemiştir.
Davalı vekili ileri sürdüğü istinaf sebeplerinde özetle; iş kazasının asıl nedeninin davacı işçinin dikkatsiz ve tedbirsiz davranması olduğunu, davacının makineyi durdurmadan makineye müdahale etmemesi gerektiğini, sonuç itibariyle Mahkemece hükme esas alınan kusur raporunun isabetsiz olduğunu, ayrıca tazminat ehsabında gün sayısı esas alınarak sonuca gidilmesinin de yerinde olmadığını, yıl, ay ve gün hesabı yapılması gerektiğini, hükmedilen manevi tazminatın da fahiş olduğu, nihayet kaza tarihi 14.08.2007 tarihi olup taleplerin zamanaşımına uğradığını beyanla, İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "...Sürekli iş göremezlik nedeniyle uğranılan zararın giderilmesi amacıyla açılan maddi ve manevi tazminat davalarında zamanaşımı süresi 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 125 ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 146 ncı maddeleri gereğince 10 yıldır. Türk Borçlar Kanunu’nun 149. (BK 128.) maddesi uyarınca ise zamanaşımı, alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar. Muacceliyet, bir borç ilişkisinde, alacaklının edimi isteyebileceği ve borçlunun da bu isteme uyarak, edimi ifa etmekle yükümlü olduğu anı belirler. Bir başka deyişle, söz konusu anda borç ifa kabiliyeti kazanır ve alacaklı yine o anda edimi kabul etmekle yükümlü olur. Bir alacağın ya da borcun muaccel olması, ilke olarak edimin ifası için öngörülmüş bulunan vadenin dolmasıyla gerçekleşir. Borca aykırılık hâlinde tazminat alacağının zamanaşımı ise bu alacağın doğduğu andan itibaren işlemeye başlar (Oğuzman/Öz: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, C.1, 16.Bası, İstanbul 2018, s. 594). İş kazası hâlinde alacağın doğduğu zaman ise alacağın yani hakkın doğduğu andır. İş kazasına dayalı tazminat davalarında zamanaşımına tabi olan hak işçinin kaza nedeniyle uğradığı zararları karşılamak için tazminat davası açabilme hakkıdır. Bu hak ise iş kazasıyla birlikte doğmaktadır (Akın, Levent: İş Kazasından ... Maddi Tazminat, Ankara 2001, s. 283). Bu durumda iş kazası hâlinde TBK’nın 149. (BK 125.) maddesinde belirtilen “on yıllık” zamanaşımı süresinin başlangıç tarihi kural olarak iş kazasının meydana geldiği tarihtir (Hukuk Genel Kurulunun 05.02.2019 tarihli ve 2018/21 523 E., 2019/70 K. sayılı kararı ). Somut olayda dosya arasında yer alan bilgi ve belgelerden kaza tarihinin 14.08.2007 tarihi olduğu, davacı tarafça 16.08.2017 tarihinde dava açıldığı, dava tarihi itibariyle 10 yıllık zamanaşımı süresinin geçtiği, meydana gelen zararın artması ve değişmesinin de söz konusu olmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda İlk Derece Mahkemesince, davalı tarafın zamanaşımı defii değerlendirilerek, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirirken aksi yönde hüküm kurulması isabetsiz olmuştur..." gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddi ile davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılarak yeniden esas hakkında davanın reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz başvurusunda bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; Bölge Adliye Mahkemesinin zamanaşımı nedeni ile verdiği ret kararının hatalı olduğu, dosya kapsamına göre hükmedilen manevi tazminatın az olduğu beyan ederek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe
- Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, sigortalının iş kazası neticesinde sürekli iş göremezliğe uğraması nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir
- İlgili Hukuk
"Temyiz incelemesinin kapsamı" açısından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleridir.
"Zamanaşımı" açısından meslek hastalığının tespiti tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanun’un 125 140 ıncı maddeleri ile yargılama sırasında yürülüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanun’un 146 161 inci maddeleridir.
-
Değerlendirme
-
İş kazası ve meslek hastalığından işverenin sorumluluğu sözleşmeye aykırılığa dayandığından 6098 sayılı Kanun’un 146 161 inci (818 sayılı Kanun’un 125 140) maddelerinde düzenlenen zamanaşımı hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.
-
Nitekim 818 sayılı Kanun’un 125 inci maddesine göre “Bu kanunda başka suretle hüküm mevcut olmadığı takdirde her dava on senelik müruru zamana tabidir”. Yine 6098 sayılı Kanun’un 146 ncı maddesinde benzer bir düzenleme ile “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir.” hükmü yer almaktadır. Kanun koyucu hem 818 sayılı Kanun’un 125 inci maddesi hem de 6098 sayılı Kanun’un 146 ncı maddesi ile alacak haklarının tabi olacağı genel zamanaşımı süresini düzenlemiş olup aksine bir yasal düzenleme olmayan hâllerde on yıllık sürenin uygulanması gerektiği açıktır. İş kazası hâlinde de zamanaşımı süresine yönelik ayrı bir düzenleme bulunmadığından 6098 sayılı Kanun’un 146 ncı (818 sayılı Kanun md.125) maddesine göre on yıllık zamanaşımı süresi uygulanacaktır.
-
Türk Borçlar Kanunu’nun 149 uncu maddesi (818 sayılı Kanun md.128 ) uyarınca ise zamanaşımı, alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar. Muacceliyet, bir borç ilişkisinde alacaklının edimi isteyebileceği ve borçlunun da bu isteme uyarak edimi ifa etmekle yükümlü olduğu anı belirler. Bir başka deyişle söz konusu anda borç ifa kabiliyeti kazanır ve alacaklı yine o anda edimi kabul etmekle yükümlü olur. Bir alacağın ya da borcun muaccel olması, ilke olarak edimin ifası için öngörülmüş bulunan vadenin dolmasıyla gerçekleşir.
-
Gelinen bu noktada iş kazası ve meslek hastalığından kaynaklanan tazminat talepleri yönünden zamanaşımının hangi tarih itibariyle başlayacağının belirlenmesi gerekmekte olup bu hususun tespitinde, zarar ve zararın öğrenilme tarihinin önemi açıktır.
-
Zarar görenin zararı öğrenmesi demek, zararın varlığı, mahiyeti ve esaslı unsurları hakkında bir dava açılmasına ve davanın gerekçelerini göstermeye elverişli bütün hâl ve şartların öğrenilmiş olması demektir. Zararın öğrenilmesi, zarar verici olayın değil zararın varlığı, niteliği, unsurları ve kapsamının kesin olarak bilinmesi demektir. Zarar verici eylemin sonuçları ve zarar tam olarak ortaya çıkmadıkça zarar görenin zararı öğrendiğinden söz edilemez. HGK'nın 05.06.2002 tarihli ve 2002/4 470 Esas, 2002/477 Karar sayılı kararı da aynı yöndedir.
-
Hukuka aykırı bir eylem işlenilmesine karşın onun doğuracağı zarar henüz ortaya çıkmamış, zararın ortaya çıkması için eylem tarihinden itibaren bir takım etkenlerin gerçekleşmesi veya belli bir zamanın geçmesi gerekiyor ise, zararın bütün unsurlarıyla birlikte öğrenilmesi mümkün değildir. Oysa ki, zarar görenin mahkeme önünde ciddi bir dava açarak tazminat isteminde bulunabilmesi ve bu istemini objektif bir şekilde destekleyen, etkili gerekçelerini ortaya koyabilmesi için oluşan zararın niteliğini, kapsamını ve bütün unsurlarını öğrenmesi gerekir. Aksi hâlde doğal olarak zamanaşımı süresi de işlemeye başlamayacaktır.
-
Bazı hâllerde, gerek zararı doğuran eylem veya işlemin ne olduğu ve kim tarafından gerçekleştirildiği ve gerekse zararın kapsam ve miktarı aynı anda ve tam bir açıklıkla belirlenebilir. Böyle durumlarda, zarar görenin uğradığı zararın varlığını, zarar verenin kim olduğunu, kapsam ve miktarının neden ibaret bulunduğunu öğrendiği andan itibaren, zarar verenden bunun tazminini isteme hakkının doğacağı ve bu hakkına ilişkin yasal zamanaşımı süresinin de o tarihte başlayacağı açıktır.
-
Buna karşılık ortaya çıkan zarar, kendi özel yapısı içerisinde sonradan değişme eğilimi gösteriyor, zararı doğuran eylem veya işlemin doğurduğu sonuçlarda (zararın nitelik veya kapsamında) bir değişiklik ortaya çıkıyor ise artık "gelişen durum" ve dolayısıyla gelişen bu durumun zararın nitelik ve kapsamı üzerinde ortaya çıkardığı değişiklikler (zarardaki değişme) söz konusu olacaktır. Böyle hâllerde zararın kapsamını belirleyecek husus, gelişmekte olan bu durumdur ve bu gelişme sona ermedikçe zarar henüz tamamen gerçekleşmiş olmayacağı için zamanaşımı süresi bu gelişen durumun durduğunun veya ortadan kalktığının öğrenilmesiyle birlikte işlemeye başlayacaktır (HGK'nın 06.11.2002 tarihli ve 2002/4 882 Esas, 2002/874 Karar sayılı kararı).
-
Nitekim HGK'nun 14.02.2024 tarih ve 2018/(21)10 906 E 2024/104 K sayılı ilamında da belirtildiği üzere "geçirdiği iş kazası nedeniyle davacıda oluşan meslekte kazanma gücü kayıp oranı gördüğü tedaviler sonrası aradan geçen zaman içerisinde değişmemiş olsa bile sürekli iş göremezlik oranının kesin olarak belirlendiği tarihin dikkate alınması gerekmektedir. Zira meslekte kazanma gücü kayıp oranı iş kazasından dolayı talep edilecek maddi tazminatın sınırlarının belirlenmesi için gereklidir."
-
Somut olay incelendiğinde; davaya konu iş kazası iddiasıyla ilgili Ankara Sosyal Güvenlik Merkezinin 22.03.2018 tarihli raporuna göre davacının iş kazası nedeniyle sürekli iş göremezlik oranının % 3,00 olarak tespit edildiği, davacı itirazı üzerine SGK Yüksek Sağlık Kurulunun 13.06.2018 tarihli raporuna göre davacının iş kazası nedeniyle sürekli iş göremezlik oranının yine % 3 olarak tespit edildiği, davacı itirazı üzerine alınan Adli Tıp 3. İhtisas Kurulunun 06.11.2020 tarihli ve Adli Tıp 2. İhtisas Kurulunun 20.01.2022 tarihli raporlarında bu kez davacının sürekli iş göremezlik oranının başlangıçtan itibaren düzeltme kaydıyla %7,2 olarak belirlendiği ve oranın bu suretle kesinleştiği anlaşılmaktadır.
-
Bu açıklamalara göre davacı vekilinin iş kazası nedeniyle sürekli iş göremezlik oranının %3,2 olduğunu ilk kez Kurumun 22.03.2018 tarihli raporuyla öğrendiği ve giderek itirazlar üzerine oranın belirlenmesi kapsamında Adli Tıp 2. Üst Kurulundan alınan 20.01.2022 tarihli raporla oranın bu kez %7,2 olarak belirlendiği ve prosedür işletilmek suretiyle kesinleştiği gözetildiğinde, davacı vekilinin davasının ve ıslahının zamanaşımına uğradığından bahsedilemeyeceğinden davacının dava ve ıslah kapsamındaki tazminat istemleri değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve kanuna aykırı olmuştur.
-
O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları ile dikkate alınarak bozma sebebine göre bu aşamada sair temyiz itirazları incelenmeksizin, Bölge Adliye Mahkemesince verilen hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. KARAR: **
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin bu aşamada sair temyiz itirazları incelenmeksizin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
Peşin yatırılan temyiz giderinin ilgiliye iadesine,
05.12.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_yargitay
Taranan Tarih: 25.01.2026 15:10:56