Yargıtay 10. HD 2024/9252 E. 2024/12338 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
10. Hukuk Dairesi
Yargıtay Kararı
2024/9252
2024/12338
4 Aralık 2024
MAHKEMESİ: Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
SAYISI: 2022/3252 E., 2024/1727 K.
KARAR: Esastan Ret
İLK DERECE MAHKEMESİ: Ankara 8. İş Mahkemesi
SAYISI: 2020/49 E., 2022/323 K.
Taraflar arasındaki hizmet ve prime esas kazancın tespiti istemli davadan dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili ile davalı mirasçılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı feri müdahil Kurum vekili ve davalı mirasçılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde;müvekkilinin 10.05.2000 15.07.2015 tarihleri arasında davalılar ile davalıların murisi olan ...'a ait olan ... plaka sayılı dolmuşta şoför olarak aylık 1.500,00 TL'den aşağı olmamak üzere günlük hasılatın %20'si oranında ücretle çalıştırıldığını, bir gün öğlene doğru 11.00 24.00 arası, ertesi sabah 05.00 11.00 arası devamlı çalıştıktan sonra, 24 saat dinlenme yapıp, sonra yine öğlene doğru 11.00 20.00 arası, ertesi sabah saat 05.00 ile 11.00 saatleri arasında çalıştığını, müvekkilinin çalıştığı süreye ilişkin sigorta bildirimlerinin yapılmadığını,15.07.2015 tarihinde işine son verildiğini, yemek ücretlerinin günlük hasılattan karşılandığını, işe kullandığı dolmuş ile gidip geldiğini, dolmuşu kullandığı süre içinde bazı trafik cezaları aldığını, bu cezaların ücretlerinin işveren tarafından karşılandığını belirterek; müvekkilinin 10.05.2000 ile 15.07.2015 tarihleri arasındaki hizmetlerinin ve prime esas kazançlarının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; ... plakalı Seyran bağları Ulus hattında çalışan minibüsün sahibi müvekkillerin babası ... ... ile davacı ve ağabeyi ... arasında 2003 yılında ... plakalı Seyran bağları Ulus hattında çalışan dolmuşun İşletme Hakkının Kiralanmasına İlişkin Kira Sözleşmesi imzalandığını, davacı ile ağabeyi ... 'ın, işbu kira sözleşmesi nedeniyle, düzenli olarak müvekkillerine kira bedeli ödediklerini, 10.07.2015 tarihinde davacının tamamen kendi kusuru nedeniyle yol açtığı kaza sonrasında, ... plakalı dolmuşun kullanılamaz ... geldiğini, bu nedenle Kira Sözleşmesinin feshedildiğini, davacının talep konusu dönemde başka sigorta girişlerinin olduğunu, davacı ile müvekkiller arasında sadece kira sözleşmesinden kaynaklanan kiralayan kiracı ilişkisi olduğunu, kira ücret bedellerinin de müvekkillere ödendiğini, görev itirazlarının olduğunu, hak düşürücü sürenin geçtiğini, ... ...'un, davacı aleyhine açmış olduğu menfi tespit davasında ... plakalı dolmuş minibüste hizmet akdine dayalı olmadan çalıştığını beyan ederek davayı kabul ettiğini, Ankara 13. İş Mahkemesinin kararında; "...'ın, ...' ait ... plakalı aracında hizmet akdi ile sürekli olarak çalışmadığının tespitine karar verildiğini, diğer kiracı olan davacının ağabeyi ... 'ın çalışan sigortalı olarak değil kendi işyeri sahibi işveren kaydıyla Bağ Kur sigortalı olarak emekli olduğunu beyan ederek davanın reddini istemiştir.
2.Feri müdahil SGK vekili cevap dilekçesinde; kurumca tesis edilen işlemlerin kanuna ve mevzuata uygun olduğunu beyan ederek davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı ile davalıların murisi arasındaki ilişkinin hizmet akdi niteliğinde olduğu, dava tarihi itibariyle hak düşürücü sürenin gerçekleşmediği, davacının davalılara ait ticari araç iş yerinde 28.09.2001 24.03.2012, 01.06.2012 31.07.2012, 22.07.2014 10.07.2015 tarihleri arasında hizmet akdiyle ve asgari ücretle çalıştığı, istemin bu kısmının kabulünün gerektiği, davacının asgari ücreti aşan prime esas kazanca konu ücret elde ettiğinin kanıtlanamadığı, bu konuda alınan bilirkişi raporunun denetime elverişli ve hüküm kurmaya yeterli bulunduğu anlaşılmış, davanın kısmen kabulüne karar verilmesi gerektiği düşüncesi ile aşağıdaki hüküm oluşturulmuştur.
" gerekçesi ile davacının davasının kısmen kabulüne, davacının davalılara ait ... plakalı ticari araç iş yerinde, 28.09.2001 24.03.2012, 01.06.2012 31.07.2012, 22.07.2014 10.07.2015 tarihleri arasında hizmet akdi ile çalıştığının tespitine, davacının prime esas kazancın tespiti isteminin kanıtlanamadığından reddine, karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ile davalı mirasçılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1.Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; eksik inceleme ile hüküm kurulduğunu ileri sürerek, yerel Mahkeme kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
2.Davalılar vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Mahkeme kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı adına davalı işyerinden hizmet bildirimi yapılmadığı, davacının 01.04.2006 tarihinde başlayan Tarım Bağ Kur sigortalılığının prim borcu bulunmasından dolayı başlangıçtan itibaren durdurulduğu, davalıların murisi Cevdet'in 22.11.1999 13.02.2015 tarihleri arasında vergi mükellefi olduğu, davacı adına vergi kaydının bulunmadığı, davacının dava konusu dönemde davalılara ait araçta aldığı trafik cezalarının bulunduğu, dinlenen tanıkların davacının çalışmalarını doğruladıkları, davalı tarafından açılan menfi tespit davasının eldeki davada bağlayıcı olmadığı, davacının çalışma şekline göre tam zamanlı olarak çalıştığı, asgari ücret üzerindeki çalışmalarının yazılı delille ortaya konulamadığı anlaşıldığından, Mahkemece kurulan hükme ilişkin Mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı kanaatine varılmakla davacı vekili ve davalılar vekilinin istinaf istemlerinin 6100 sayılı HMK'nın 353.1 b.1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde feri müdahil Kurum vekili ile davalı mirasçılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Feri müdahil Kurum vekili eksik incelemeye dayalı kararın bozulmasını istemiştir.
2.Davalı mirasçılar vekili istinaf dilekçesi ile aynı sebeplerle eksik incelemeye dayalı kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
- Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davacının 01.05.2000 15.07.2015 tarihleri arasındaki eksik bildirilen günlerin ve prime esas kazançlarının tespitini istemine ilişkindir.
- İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri ile 506 sayılı Kanun 79 uncu, 5510 sayılı Kanun'un 86 ncı maddesi hükümleridir.
- Değerlendirme
1.5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun geçici 7 nci maddesi uyarınca, 01.10.2008 tarihi öncesi isteme ilişkin davanın yasal dayanağı mülga 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 79/10 uncu ve 01.10.2008 tarihi sonrası isteme ilişkin davanın yasal dayanağı 5510 sayılı Kanun'un 86/9 uncu maddeleridir. 506 sayılı Kanun'un 6 ncı maddesinde ifade edildiği üzere, “sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez.” Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davaların, kamu düzenine ilişkin olması nedeni ile özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde resen araştırma yapılarak kanıt toplanması gerektiği özellikle göz önünde bulundurulmalıdır.
Bir davada haklı çıkabilmek için soyut veya genel hatlarıyla bir iddiayı ortaya koymak yeterli değildir. Aynı zamanda bu iddiaların, ispata elverişli ... getirilerek zaman, mekân ve içerik olarak somutlaştırılması gerekir. En azından iddianın araştırılabilmesine yönelik somut bilgi ve açıklamaların sunulması gerekir. İddia somutlaştırıldıktan sonra hâkim ve karşı taraf, bunun üzerinden savunma ve yargılama yapabilecektir. Soyut iddialar ve vakıalar üzerinden değerlendirme yapılması mümkün değildir.
Hizmet tespiti davalarının amacı hizmetlerin karşılığı olan sosyal güvenlik haklarının korunmasıdır. Hizmet akdine dayalı çalışma olgusunun ispatında delil sınırlandırması yoksa da davacının Kurum sicil dosyası, işyeri özlük dosyası temin edilip işyerinin Kanunun kapsamında veya kapsama alınacak nitelikte bulunup bulunmadığı eksiksiz bir şekilde belirlendikten sonra iddia edilen çalışmanın başlangıç ve bitiş tarihleri, hangi işyerinde ne iş yapıldığı, işyerinin kapsam, kapasite ve niteliği, prime esas kazanca tabi ücretin ne olduğu, çalışmanın sürekli, kesintili, mevsimlik olup olmadığı eksiksiz bir şekilde açıklığa kavuşturulmalıdır.
2.Diğer taraftan, hâsılat kirası; Borçlar Kanun'unun 270 298 maddelerinde düzenlenmiş olup, hasılat veren bir mal veya hakkın semerelerinden yararlanılmak ve işletmek üzere bir bedel karşılığında kiralayan tarafından kiracıya devredilmesinin taahhüt edilmesidir. Bir başka ifadeyle, hasılat kirasında kiralayan hasılat getiren bir malı, ya da, ..., kiracının bu malın semeresinden yararlanmasını da içerecek şekilde kiralamaktadır. Hasılat kirasının konusunu, hasılat getiren bir taşınır veya taşınmaz, yahut bir ticari işletme veya hak oluşturabilir. (Doç. Dr. ... Altaş, Hasılat ve şirket kirası, Yetkin Yayınları 2009, sayfa:73) Hasılat kirasında kiracı, kiralanan şeyi işletmekle yükümlüdür.
Borçlar Kanunu'nda, hâsılat kirasının geçerliliği herhangi bir biçim koşuluna bağlanmamış, yine, süresi ile ilgili bir düzenleme yer almamıştır. Ancak, anılan Kanun'un 285 inci maddesine göre, süre konusunda sözleşme veya mahalli adette aksine bir hüküm belirlenmemişse, iki taraftan her biri en aşağı altı aylık bir ihbar sürecine uyarak sözleşmeyi feshedebilir. Bu hükmün mefhumu muhalifinden hasılat kiralarının minimum altı aylık sürelerle yapılabileceğini söylemek yanlış olmaz. Yine, Borçlar Kanunu'nun 287 nci maddesinde düzenlenen zımni yenilemenin hâsılat kirasında bir yıl olması nedeniyle, bu sözleşmelerin bir yıllık sürelere tabi olduğu da söylenebilir. Ancak, günün sosyolojik ve teknolojik gelişimine göre, daha kısa süreli hâsılat kiraları da mümkün olabilecektir.
Uyuşmazlığın çözümünde davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Kanun 79 uncu ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun Kanun'un 86/9 uncu maddesinin irdelenmesinde ve hukuki niteliği ile ispat koşulları üzerinde durulmasında yarar vardır.
Anayasa’nın 12 inci maddesine göre; “Herkes kişiliğine bağlı, dokunulmaz devredilmez, vazgeçilmez, temel hak ve hürriyetlere sahiptir.”. Sosyal güvenlik ..., bireylerin geleceğe güvenle bakmalarını sağlayan bir insan hakkıdır. Aynı zamanda “sosyal güvenlik, sosyal hukuk devleti içerisinde yer alan ve bu ilkeyi oluşturan temel kavramlardan birisidir”. Bu esası göz önüne alan Anayasa Koyucu “Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler” başlığı altında sosyal güvenlik hakkını da düzenlemiş ve 60 ıncı madde ile “Herkes sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar” hükmünü getirmiştir. Bu iki hüküm birlikte değerlendirildiğinde, sosyal güvenlik hakkının kişiye sıkı sıkıya bağlı dokunulmaz ve vazgeçilemez bir hak olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.
5510 sayılı Kanun'un 7 nci maddesinde de bu ilke benimsenerek, sigorta hak ve yükümlülüklerinin 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı sayılanlar için çalışmaya başladıkları tarihten itibaren başlayacağı, yine aynı Kanun'un 92 nci maddesinde sigortalılığın zorunlu oluşu ve Yasada yer alan sigorta hak ve yükümlülüklerini ortadan kaldırmak, azaltmak, vazgeçmek veya başkasına devretmek için sözleşmelere konulan hükümler geçersiz olacağı düzenlenmiştir. Bu haliyle sigortalı olmak, kişi bakımından sadece bir hak olmayıp aynı zamanda bir yükümlülüktür.
Gerek (Mülga) 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu anlamında gerekse, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu anlamında sigortalı niteliğini kazanmanın koşulları başlıca üç başlık altında toplanmaktadır. Bunlar: a) Çalışma ilişkisinin kural olarak hizmet akdine dayanması, b) işin işverene ait yerde yapılması, c) çalışanın mülga 506 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesinde, 5510 sayılı Kanun'un ise 6 ncı maddesinde belirtilen istisnalardan olmaması şeklinde sıralanabilir. 5510 sayılı Kanun'un 4/1 a maddesine ve 506 sayılı Kanun'a göre sigortalı olabilmek için bu koşulların bir arada bulunması zorunludur.
İşçi ve sigortalı kavramlarının tanımında hizmet sözleşmesinden hareket edilmekteyse de yürürlükten kaldırılan 1475 sayılı İş Kanunu ile (Mülga) 506 sayılı Kanun'da bu sözleşmenin tanımına ilişkin bir hükme yer verilmemiştir. 5510 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesinde, hizmet akdinin 22.4.1926 tarihli ve 818 sayılı Borçlar Kanunu'nda tanımlanan hizmet akdini ve iş mevzuatında tanımlanan iş sözleşmesini veya hizmet akdini ifade ettiği düzenlemesine yer verilmiştir. Yürürlükteki 4857 sayılı İş Kanunu'nun 8 inci maddesinde ise, “İş sözleşmesi, bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi, diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşmedir.” tanımlaması yapılmıştır. Belirtmek gerekirse, 4857 sayılı İş Kanununda “Hizmet akdi” sözcüğü terk edilmiş, yerine “İş sözleşmesi” ifadesi kullanılmıştır.
Borçlar Kanunu’nun 313/1 maddesinde, hizmet sözleşmesi; “Hizmet akdi, bir mukaveledir ki onunla işçi, muayyen veya gayri muayyen bir zamanda hizmet görmeyi ve iş sahibi dahi ona bir ücret vermeği taahhüt eder.” şeklinde tanımlanmıştır. Bu tanımda sadece hizmet ve ücret unsurları belirginken, 4857 sayılı yeni İş Kanununda, daha önce Anayasa Mahkemesi ve öğretinin de kabul ettiği gibi “bağımlılık” unsuruna da yer verilmiştir.
Hizmet sözleşmesi her şeyden önce bir iş görme edimini zorunlu kılar. Bu sözleşmeyle sigortalıya yüklenen borç, işveren yararına bir iş görmek, hizmet sunmaktır. Ücret, BK m. 313 anlamında hizmet akdini oluşturan unsurlardandır ve bu unsurun yokluğu durumunda çalışma ya vekâlet sözleşmesine, ya da bir sözleşme ilişkisi bulunmaksızın hatır, yardım, dayanışma, arkadaşlık gibi bir nedene dayanmaktadır.
5510 sayılı Kanun'un 6/a, 7/a, 82/2 3 üncü maddeleri hükümlerinde de açıkça görüleceği üzere sigortalılık niteliği için ücret zorunlu unsur değildir. Bilindiği gibi çalıştırılanlar, işe alınmalarıyla sigortalı olurlar ( 5510 SK. m.7/a). maddenin “çalıştırılanlar” sözüne yer verip, aksine, hizmet akdi ile çalıştırılanlar ifadesine yer vermemesi karşısında, zaman ve bağımlılık koşulu gerçekleşmiş ise, ücret koşulu gerçekleşmese de, kişi, sigortalı sayılmalıdır.
Konu, doktrinde de ele alınmış ve ücret almadan yapılan çalışmaların da sigorta kapsamına alınması gerektiği genel olarak kabul görmüştür. Diğer unsur olan bağımlılık ve bu kapsamda ele alınması gereken zaman unsuru, hizmet akdinin ayırt edici özellikleridir.
Bağımlılık, iş ve sosyal güvenlik hukuku uygulamasında temel bir ilke olup, bu unsur, hizmetini işverenin gözetimi ve yönetimi altında yapmayı ifade eder. Ne var ki, iş hukukunun dinamik yapısı, ortaya çıkan atipik iş ilişkileri, yeni istihdam modelleri, bu unsurun ele alınmasında her somut olayın niteliğinin göz önünde bulundurulmasını zorunlu kılmaktadır. Bazı durumlarda, taraflar arasında sıkı bir bağımlılık ilişkisi bulunmasa da, işverenin iş organizasyonu içinde yer alınmaktaysa, bu unsurun varlığının kabulü gerekecektir. Önemli yön, işverenin her an denetim ve buyurma yetkisini kullanabilecek olması, çalışanın, edimi ile ilgili buyruklara uyma dışında çalışma olanağı bulamayacağı nitelikte teknik ve hukuki bir bağımlılığın bulunmasıdır. Genel anlamda bağımlı çalışma, işverenin belirleyeceği yerde ve zamanda, işverence sağlanacak teknik destek ve işverenin denetim ve gözetiminde yapılan çalışmadır. İşverenin yönetim (talimat verme) ... karşısında işçinin talimatlara uyma (itaat) borcu yer alır. Bir işin görülmesi süreci içinde işçinin faaliyeti, çalışma şekli, yeri, zamanı ve işyerindeki davranışları düzenleyen talimatlar veren işveren onu kişisel bağımlılığı altında tutar. Bu sözleşmede varolan otorite/bağımlılık ilişkisi taraflar arasında kaçınılmaz olarak bir hukuki hiyerarşi yaratır. Bu nedenle iş akdinde bağımlılık hem işçinin kişiliğini ilgilendirmekte hem de bir hukuki bağımlılık niteliği taşımaktadır.
3.Eldeki davada ise, yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular ışığında, ihtilaf konusu dönemde davacının davalı adına tescilli ticari dolmuşta öncelikle çalışma şekilleri irdelenmeli ve hâsılat kirası mı yoksa hizmet akdi ile çalışmanın varlığı olgusu belirlenmeli, ticari aracın işletilmesine ilişkin ekonomik riskin kime ait olduğu, aracın davalılar murisine veya davalılara bırakılıp bırakılmadığı hususları araştırılmalı, dosyada mevcut taraflar arasında düzenlenmiş kira sözleşmesi ile mirasçı ...'a, davacı ... ve kardeşi ... tarafından yapılan 67 adet havale de dikkate alınmak suretiyle, çalışılan dolmuş durağı hattındaki çalışan ve çalışma ilişkisini bilebilecek durumda olan şoför ve dolmuş sahipleri resen tespit edilerek dinlenilmeli ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 21.02.2019 tarih ve E. 2015/10 2908, K. 2019/192 sayılı ilamı da dikkate alınarak yukarıda belirtilen araştırmalar ile dosyada bulunan diğer deliller birlikte değerlendirilerek davacı ile davalı arasındaki ilişkinin, hasılat kirasına ya da hizmet akdine dayanıp dayanmadığı, hizmet akdine dayanması halinde ise çalışmanın niteliği, sürekli olup olmadığı hususu soruşturulmalı, bu konuda yeterli ve gerekli tüm araştırma yapılarak uyuşmazlık konusu husus, hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenip; deliller hep birlikte değerlendirilip, takdir edilerek varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmelidir.
VI. KARAR
-
Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
-
İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
04.12.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_yargitay
Taranan Tarih: 25.01.2026 15:11:09