Karar Detayı

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

10. Hukuk Dairesi

Daire / Kategori

Yargıtay Kararı

Esas No

2023/6533

Karar No

2023/8958

Karar Tarihi

28 Eylül 2023

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi

HÜKÜM/KARAR: Kısmen kabul

Taraflar arasındaki rücuan tazminat (asıl ve birleşen) davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararın, davacı Kurum ile davalı ... ve ... vekilleri tarafından temyizi neticesinde kararın bozulması üzerine bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; bu kararın da bozulması üzerine İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, davalı ... vekilinin temyiz talebinin ise ek kararla reddine karar verilmiştir.

İlk Mahkemesi kararı davacı Kurum ile davalı ... vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı Kurum vekili, asıl ve birleşen davada 09.01.2012 tarihinde meydana gelen trafik kazasında vefat eden kazalının hak sahiplerine bağlanan gelirin 5510 sayılı Kanun'un 21 inci maddesi uyarınca davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmektedir.

II. CEVAP

Davalı .... vekili; üçüncü bir kişinin kastı nedeniyle kazanın meydana geldiğini, Kurumun kendilerini rücu etme imkanının bulunmadığını, tüm bu nedenlerle davanın reddini talep etmiştir.

Davalı ... vekili, müvekkilinin herhangi bir kusurunun bulunmadığını ve davanın reddini talep etmiştir.

Birleşen dava dosyasında davacı vekili davalı ... İdaresinden Kurum zararının tahsilini talep etmiş olup ... vekili özetle; davanın reddini talep etmiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin 13.06.2014 tarihli ve 2013/115 E., 2014/473 K. sayılı kararı ile; "Tüm dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde; 09.01.2012 tarihinde saat 14:15 sularında Bingöl merkez Kartal Köyünde Bingöl İl Özel idaresinde görevli olan ..., Yusuf Burakgazi ve Rüştü Altundiş 4x4 Isuzu marka araçla karla mücadele çalışması için gittikleri esnada karlı yolda ilerleyemez duruma gelip geri dönmek için manevra yaptıkları sırada aracın kayması ile panikleyen rüştü Altundiş'in aracın sağ arka kapısını açıp atlama istediği sırada aracın altında kalarak hayatını kaybettiği, kazanın maydene gelmesinde davalıların bilirkişi raporunda belirtildiği üzere kusurunun bulunduğu, SGK tarafından Rüştü Altundiş'in mirasçılarına ölüm aylığı bağlandığı, tazminata ilişkin bilirkişi raporunda ilk gelir peşin değerli gelirin dikkate alınarak hesaplama yapıldığı, bu haliyle raporun usul ve yasaya, yargıtay yerleşik içtihadına uygun olduğu görülmekle bilirkişi raporları hükme esas alınarak";

"1 Davanın kabülü ile 118.113,72 TL'nin davalı ... açısından ilk peşin sermayenin onay tarihi olan 27.12.2012 tarihinden itibaren; davalı ... Şirketi açısından dava tarihi olan 13.03.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine" karar verilmiştir.

IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ

A. İlk Bozma Kararı

  1. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı Kurum ile davalı ... ve ... vekilleri tarafından temyiz isteminde bulunmuştur.

Dairenin 08.03.2016 tarih ve E.2014/23032, K.2016/2681 sayılı kararında; "Davalı ... İdaresinde işçi olarak çalışan sigortalı karla mücadele çalışması için gittikleri dik çıkış eğimli karlı ve buzlu yolda içinde bulunduğu aracın kayması üzerine, panikle araçtan atlamaya çalışırken, sıkışarak vefat etmiş, Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda; davalı işverene % 40, davalı sürücü Erkan’a % 50, sigortalıya ise % 10 oranında kusur verilmiştir. Kazanın oluşu gözetildiğinde davalıların asli kusurlu olduğu belirginse de, panik yapan sigortalıya daha fazla oranda kusur verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi isabetsiz bulunmuştur.

2 Mahkemece hükme esas alınan gerçek zarar hesap raporuna ilişkin olarak;

5510 sayılı Kanun'un “İş Kazası ve Meslek Hastalığı İle Hastalık Bakımından İşverenin ve Üçüncü Kişilerin Sorumluluğu” başlıklı 21 inci maddesine göre; iş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamı, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirilir. Anılan madde ile tazmin sorumlularının Kurum karşısındaki sorumluluğu bir tavanla sınırlandırılmış olup, bu sorumluluk “...sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı…” bulunmaktadır. Maddenin açık hükmü karşısında; ilk peşin sermaye değerli gelirin, Kurum yararına tazmini mümkün kısmının belirlenebilmesi için gerçek zarar tavan hesabı yapılması zorunluluğu bulunmaktadır. Gerçek zarar hesabı tazminat hukukuna ilişkin genel ilkeler doğrultusunda yapılmalıdır. Sigortalı sürekli iş göremezlik durumuna girmiş ise bedensel zarar hesabı, ölümü halinde destekten yoksun kalma tazminatı (Borçlar Kanunu'nun 45 46, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 54 55 inci maddeleri) hesabı dikkate alınmalıdır.

Gerçek zarar hesaplanmasında ise; zarar ve tazminata doğrudan etkili olan işçinin net geliri, bakiye ömrü, iş görebilirlik çağı, iş görmezlik ve karşılık kusur oranları, destek görenlerin gelirden alacakları pay oranları, eşin evlenme olasılığı, gibi tüm verilerin hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek şekilde öncelikle belirlenmesi gerekir.

Gerçek zarar miktarı; işçinin olay tarihindeki bakiye ömrü esas alınarak aktif ve pasif dönemde elde edeceği kazançlar toplamından oluşmaktadır. Sigortalı veya hak sahiplerinin bakiye ömürleri daha önceki yıllarda Fransa’dan alınan 1931 tarihli “PMF” cetvelleri ile saptanmakta ise de; Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı, Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi Aktüerya Bilimleri Bölümü, BNB Danışmanlık, Marmara Üniversitesi ve Başkent Üniversitesi’nin çalışmalarıyla “TRH2010” adı verilen “Ulusal Mortalite Tablosu” hazırlanmış olup, Sosyal Güvenlik Kurumu'nun 2012/32 sayılı Genelgesiyle de ilk peşin sermaye değerlerinin hesabında anılan tablolarının uygulanmasına geçilmiştir. Gerçek zarar hesabı özü itibariyle varsayımlara dayalı bir hesap olup, gerçeğe en yakın verilerin kullanılması esastır. Bu durumda ülkemize özgü ve güncel verileri içeren TRH2010 tablosunun bakiye ömrün belirlenmesinde esas alınması gerekecektir.

İşçinin günlük net geliri tespit edilerek bilinen dönemdeki kazancı mevcut veriler nazara alınarak iskontolama ve artırma işlemi yapılmadan hesaplanmakta, bilinmeyen dönemdeki kazancı ise; önceki uygulamalarda yıllık olarak %10 arttırılıp %10 iskontoya tabi tutulmakta idi. Tazminatların peşin olarak hesaplanması, buna karşılık gelirin taksit taksit elde edilmesi, bu nedenle peşin belirlenen tazminatın her taksitte ödenen kısmın bakiyesinden faiz geliri elde edileceğinden sermayeye ekleneceği nazara alınarak, tazminata esas gelire artırım ve iskonto uygulanmaktadır. Peşin sermayeden elde edilecek yarar reel faiz kadardır. Buna göre önceki uygulamalardaki gibi % 10 artırım ve iskonto oranı yerine, enflasyon dışlanarak, değişen ekonomik koşullar ve reel faiz oranları nazara alınıp, Sosyal Güvenlik Kurumu ilk peşin sermaye değeri hesaplamalarına paralel olarak % 5 oranının uygulanması hakkaniyete uygun olacaktır.

Öte yandan kız çocuklarının evlenme yaşına kadar gelire hak kazanacak olup, kaza tarihinde 27 ve 38 yaşında olduğu anlaşılan her iki kız yönünden; aile bağları, sosyal ve ekonomik durumları, ülke şartları ve yörenin töresel koşullarına göre bir destek süresi belirlenerek; bu süre esas alınarak kazanç kaybı belirlenmesi gerekirken, sigortalının bakiye ömrü esas alınarak hesap yapılması isabetsiz bulunmuştur.

2 Dava teselsül hükümlerine dayalı olarak açılmış olup, işveren konumundaki İl Özel İdaresi yönünden davanın yasal dayanağı 5510 sayılı Kanun'un 21/1 inci fıkrası, 3 üncü kişi konumundaki ... yönünden ise 21/4 üncü fıkrasıdır. Her iki fıkra incelendiğinde, kanun koyucu farklı sorumluluk esasları belirlemiş olup, işveren yönünden; gelirin ilk peşin değeri (gerçek zarar daha düşükse gerçek zarar miktarı) ile 3 üncü kişiler yönünden ise gelirin ilk peşin değerinin yarısı ile rücu alacağına bir tavan öngörmüştür. Hal böyle olunca; teselsüle dayalı sorumlu olunan tutarların işveren ve 3 üncü kişi yönünden ayrı ayrı belirlenmesi gerekir. Öncelikle işverenin sorumlu olduğu rücu alacağı; gelirin ilk peşin değerinin işverenin kendi kusur oranına isabet eden tutarı (ilk peşin değer x işveren kusur oranı) ile, gelirin ilk peşin değerinin yarısının 3 üncü kişinin kusur oranına isabet eden tutarın (ilk peşin değerin yarısının x 3 üncü kişinin kusur oranı) toplamından ibarettir. 3 üncü kişinin teselsüle dayalı sorumlu olduğu rücu alacağı ise; ilk peşin değerin yarısının toplam kusur oranına (işveren+3 üncü kişinin kusur oranı) isabet eden tutarla sınırlıdır. Hal böyle olunca, teselsüle dayalı olarak sorumlu olunan miktar bu şekilde belirlendikten sonra, bakiyesinden işverenin tek başına sorumluluğuna hükmetmek gerekmektedir.

Yukarıda belirtilen ilkelere göre, konusunda ve işçi sağlığı ile iş güvenliği alanında uzman bilirkişelerden oluşa ve mevzuata uygun kusur raporu alındıktan sonra; yeniden gerçek zarar hesabı yaptırılarak, her bir haksahibi yönünden bağlanan gelirin ilk peşin değerinin kusur karşılığı ile gerçek zarar kusur karşılığı karşılaştırılarak sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde eksik hesap raporuna dayalı olarak hüküm kurulması usul ve yasaya aykın olup, bozma nedeni" olduğu gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verilmiştir.

B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar

İlk Derece Mahkemesinin 10.10.2019 tarih ve E. 2016/344, K.2019/444 sayılı kararı ile "Mahkememizin ilk kararında davanın kabulüne karar verilmiş, Yargıtay tarafından davanın kabulü konusunda bozma yapılmamıştır. Bozma konusu yapılan hususlar ise kusur oranları ve aktüerya hesabının hatalı yapılmasıdır. Mahkememiz tarafından ... 33. İş Mahkemesi aracılığıyla kusur raporu aldırılmış olup, birleşen dosya davalısı Bingöl İl Özel İdaresinin % 20 kusurlu olduğu, Davalı ...'nin % 50 ve Kazalı Rüştü Altındaş'in % 30 oranında kusurlu olduğu görülmüştür. Alınan bilirkişi raporunun bozma ilamı doğrultusunda olduğundan hükme esas alınmıştır. Mahkememiz tarafından ... 33. İş Mahkemesi aracılığıyla aktüerya raporu aldırılmış olup, tarafların sorumlu olduğu miktarlar belirlenmiştir. Alınan hesap bilirkişi raporununda hüküm kurmaya elverişli ve bozma ilamı doğrultusunda olduğu görüldüğünden hükme esas alınmıştır. Davalı ... şirketinin yargılama sırasında davacıya ödeme yaptığı anlaşıldığından, ek bilirkişi raporu alınmış ve gerekli tenzilat yaptırıldığı" gerekçesiyle;

"1 Asıl dava yönünden; davanın kısmen kabulü ile,

74.021,77 TL 'nin davalı ... açısından ilk peşin sermaye değerinin onay tarihi olan 27.12.2012 tarihinden itibaren; davalı ... Şirketi açısından dava tarihi olan 13.03.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine,

...

6 Mahkememizin iş bu dava dosyası ile birleşen 2013/648 Esas Sayılı dava yönünden; davanın kısmen kabulü ile,

87.650,09 TL 'nin ilk peşin sermaye değerinin onay tarihi olan 27.12.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ( asıl davada hüküm altına alınan ilk peşin sermaye tutarı ile tahsilde tekerrür olmamak üzere ) davalı ... İdaresinden tahsili ile davacıya verilmesine" karar verilmiştir.

C. 2'nci Bozma Kararı

Dairenin 31.12.2020 tarih ve E.2019/6876, K.2020/7983 sayılı kararında; "... Yukarıda belirtilen ilkelere göre, konusunda ve işçi sağlığı ile iş güvenliği alanında uzman bilirkişelerden oluşa ve mevzuata uygun kusur raporu alındıktan sonra; yeniden gerçek zarar hesabı yaptırılarak, her bir haksahibi yönünden bağlanan gelirin ilk peşin değerinin kusur karşılığı ile gerçek zarar kusur karşılığı karşılaştırılarak sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde eksik hesap raporuna dayalı olarak hüküm kurulması usul ve kanuna aykın olup, bozma nedenidir"şeklinde detaylı ve yol gösterici açıklama yapılarak karar bozulmuştur.

Eldeki davada, davalı işveren ve 3 üncü kişi konumundaki davalı ... yönünden yapılan gerçek zarar hesabı hatalıdır. Bozma sonrasında alınan hesap raporunda, bozma ilamı doğrultusunda destek süreleri yeniden hesaplanarak hak sahipleri Betül ve Yıldız yönünden, destek süresi azaldığı halde gerçek zararın hak sahibi Betül yönünden arttığı, diğer hak sahibi Yıldız yönünden ise çok az miktarda azaldığı; diğer taraftan, işveren yönünden 5510 sayılı Kanun'un 21/1 inci fıkrası ile 3 üncü kişi konumundaki ... yönünden ise 21/4 fıkralarının hatalı uygulandığı anlaşılmakla; yeniden gerçek zarar hesabı yaptırılarak, her bir haksahibi yönünden bağlanan gelirin ilk peşin değerinin kusur karşılığı ile gerçek zarar kusur karşılığı karşılaştırılarak sonucuna göre hüküm kurulması gerekmektedir.

  1. Mahkemenin, Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine, o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. “Usuli kazanılmış hak” olarak tanımlayacağımız bu olgu; mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirdiği gibi, mahkemenin kararını bozmuş olan Yargıtay Hukuk Dairesince; sonradan, ilk bozma kararı ile benimsemiş olduğu esaslara usuli kazanılmış hakka aykırı bir şekilde, ikinci bir bozma kararı verilememektedir. (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, Hukuk Genel Kurulu’nun 12.07.2006 gün, 2006/9 508 E., 2006/521 sayılı kararı). Mahkemenin, Yargıtay’ın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usuli kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usuli kazanılmış hak gerçekleşebilir. (Prof. Dr. Baki Kuru, Usuli Müktesep Hak (Usule İlişkin Kazanılmış Hak) Dr. A. Recai Seçkin’e Armağan, ... Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları No. 351 ..., 1974, sayfa 395 vd).

Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşturur (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK).

Yukarıda açıklanan ilkeler ışığında somut olayda; bozma sonrasında yapılan yargılamada, ilk kararı temyiz etmeyen davalı ... şirketi yönünden davacı kurum lehine oluşan usuli hak gözetilmeden karar verilmiş olması usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmektedir." gerekçesiyle karar bozulmuştur.

D. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "Eldeki dosya yönünden belirtmek gerekir ki; davacı Kurumun ıslahla beraber toplam talep tutarı 236.227,44 TL'dir. Sigorta şirketi eldeki dosyada verilen ilk karardan sonra başlatılan icra takibinde ana alacak tutarı olarak 118.114,00 TL ödeme yapmış, mahkememizce bu tutar en son tarihli hesap raporunda belirlenen 206.120,95 TL'den mahsup edilmiştir. Dolayısıyla, mahkememizce neticeten itibar edilen en hesap raporunda belirlenen tutar olan 206.120,95 TL'den, icra dosyasına ödenen 118.114,00 TL çıkınca geriye 88.006,95 TL alacağın kaldığı anlaşılmıştır. Söz konusu bilirkişi raporunda, hesaplanan toplam zararın 186.974,73 TL'sinden tüm davalıların birlikte sorumlu olduğu belirtilmiş olup, bu tutardan ödenen 118.114,00 TL'nin çıkarılması halinde kalan 68.860,73 TL'den tüm davalıların sorumlu olduğu kanaatine varılmıştır. Yine sigorta şirketinin karşılayabileceği limit tutarı 200.000,00 TL olup, bu tutarın üzeri olan 6.120,95 TL yönünden sadece ... sorumlu tutulmuştur. Aradaki 13.025,27 TL (200.000,00 186.974,73) yönünden ise sadece ... ile davalı ... şirketi sorumlu tutulmuştur.

Ayrıca, sigorta şirketi yönünden kurumca daha önce temerrüde düşürme hususu ispatlanamadığından dava tarihinden itibaren faiz uygulanmıştır.

Yine, davadan sonra sigorta şirketince yapılan ödeme tutarı yönünden davacı kurum lehine vekalet ücreti takdir edilmiştir (Toplam 206.120,95 TL üzerinden hesaplama yapılmıştır). Ayrıca, ıslah dilekçesinde talep edilen 236.227,44 TL alacağın 118.113,72 TL'sinin sigorta şirketi ve ...'den, 94.490,97 TL'sinin ise ...'nden tahsili talep edilmiş olup, her bir taraf için ayrı ayrı ıslah tutarları da göz önünde bulundurulduğunda her ne kadar davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine denilmiş ise de gerçek bir red tutarının bulunmadığı anlaşılmıştır. Ayrıca, ıslah edilen tutarın kurumca maddi hata yapılarak belirlendiği kanaatine varılmıştır. Yine, yukarıdaki açıklamalar gereği, sigorta şirketinin yargılama giderleri harç vekalet ücreti kapsamındaki sorumluluğu belirlenirken sigorta şirketi yönünden kabul edilen tutar ile sigorta şirketinin sorumlu olacağı üst limit oranlanarak elde edilen 0,44 oranı üzerinden sorumluluk yoluna gidildiği" gerekçesiyle;

"1 2021/83 Esas sayılı asıl dava ile 2013/648 Esas sayılı birleşen davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine, 88.006,95 TL ilk peşin sermaye değerli gelirin;

68.860,73 TL'sinin davalılar ... ve ... yönünden tahsis onay tarihi olan 27.12.2012 tarihinden itibaren, davalı ... yönünden ise dava tarihi olan 13.03.2013 tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmak suretiyle bu davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsil edilerek davacı Kuruma ödenmesine,

13.025,27 TL'sinin davalı ... yönünden tahsis onay tarihi olan 27.12.2012 tarihinden itibaren, Neova Sigorta yönünden ise dava tarihi olan 13.03.2013 tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmak suretiyle bu davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsil edilerek davacı Kuruma ödenmesine,

6.120,95 TL'sinin ise tahsis onay tarihi olan 27.12.2012 tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmak suretiyle davalı ...'nden tahsil edilerek davacı kuruma ödenmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine" karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı Kurum ve davalı ... vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

Davacı kurum vekili, davalıların % 100 kusurlu olduğunu beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir.

Davalı ... vekili, kusurun diğer davalı ve sigortalıda olduğunu, mükerrer vekalet ücretine hükmedildiğini beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir.

C. Gerekçe

  1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme

Dava, rücuan tazminat istemine ilişkindir.

  1. İlgili Hukuk
  1. Davanın yasal dayanağı olan 5510 sayılı Kanun'un 21 inci maddesinin 1 inci fıkrasında, iş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir davranışı sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamının, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirileceği, 4 üncü fıkrasında, iş kazası, meslek hastalığı ve hastalık, üçüncü bir kişinin kusuru nedeniyle gerçekleşmişse, sigortalıya ve hak sahiplerine yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısının, zarara sebep olan üçüncü kişilere ve şayet kusuru varsa bunları çalıştıranlara rücû edileceği belirtilmiştir. Anlaşılacağı üzere 1 inci fıkrada işverenin, 4 üncü fıkrada üçüncü kişinin rücu alacağından sorumlulukları düzenlenmiş olup bunlara dayanılarak açılan rücuan tazminat davalarında işveren ile üçüncü kişi arasında müteselsil borçluluk ilişkisi bulunduğundan konuya ilişkin olarak 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun irdelenmesi de gerekmektedir.

Söz konusu Kanunun 141 – 148 inci maddelerinde müteselsil borçlara yer verilmiş olup 141 inci maddede, alacaklıya karşı, her biri borcun tümünden sorumlu olma yükümü altına girdiklerini beyan eden birden çok borçlu arasında teselsül bulunduğu, böyle bir beyanın yokluğunda teselsülün ancak kanunun belirlediği durumlarda olacağı, 142 nci maddede, alacaklının, müteselsil borçluların tümünden veya birinden borcun tamamen veya kısmen ödenmesini istemekte serbest olduğu, borç tamamen ödeninceye dek borçluların tümünün sorumluluklarının devam edeceği, 145 nci maddede, yaptığı ödeme veya takas ile borcun tamamını veya bir kısmını sona erdirmiş olan müteselsil borçlulardan birinin, sona eren borç oranında diğer borçluları borçtan kurtarmış olacağı, 146 ncı maddede, borcun niteliğinden aksi anlaşılmadıkça, müteselsil borçlulardan her birinin alacaklıya yapılan ödemeden birbirine eşit birer payı üzerine almak zorunda olduğu ve payından çok ödeme yapanın, fazla tutar yönünden diğer borçlulara rücu hakkının bulunduğu, 147 nci maddede, rücu hakkından yararlanan müteselsil borçlulardan her birinin, ödediği tutar oranında alacaklının haklarına halef olacağı bildirilmiştir. Diğer taraftan Kanun'un haksız eylem yönünden müteselsil sorumluluğa ilişkin 50. maddesinde, birden çok kimseler birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri takdirde, önayak olan (kışkırtan) ile asıl gerçekleştiren ve yardımcı olanların, ayırım gözetilmeksizin müteselsilen sorumlu olacakları, hakimin, bunların birbiri aleyhinde rücu hakları olup olmadığını takdir ve gerektiğinde bu rücunun kapsamının derecesini saptayacağı belirtilmiş, çeşitli nedenlerin birleşmesi bakımından müteselsil sorumluluğa dair 51 inci maddesinde, birden çok kimseler çeşitli nedenlere (haksız eylem, sözleşme, kanun) dayanarak sorumlu oldukları takdirde haklarında, birlikte bir zarara sebebiyet veren kimselere ilişkin hükümlere göre işlem yapılacağı, kural olarak haksız bir eylemi ile zarara sebebiyet vermiş olan kimsenin en önce, tarafından hata gerçekleşmemiş ve üzerine borç alınmamış olmasına karşın yasal olarak sorumlu olan kimsenin de en sonra, zarar ile yükümlü tutulacağı açıklanmıştır.

Müteselsil borç, birden çok borçlunun alacaklıya karşı borcun tümünden sorumlu olduğu, alacaklının tamamen veya kısmen edayı her bir borçludan isteyebildiği, eda tamamen yerine getirilinceye dek borçluların sorumluluklarının süregeldiği, her borçlunun iç ilişkideki payına bakılmaksızın borcun tamamını ifa etmekle yükümlü olduğu, borçlulardan birinin borcu ödemesi durumunda diğerlerinin de alacaklıya karşı borçtan kurtulduğu, borcun, her bir borçlu yönünden tali değil asli nitelik taşıdığı, alacaklı karşısında birden çok borç ve borçlunun bulunduğu borç ilişkisidir. Bu ilişkide ifa, asıl alacağı ortadan kaldırmayıp alacak hakkı, ödeme yapmak suretiyle rücu hakkını kazanan borçluya geçtiğinden, anılan borçlu, alacaklının halefi olarak diğerlerine rücu edebilmektedir. Bununla birlikte, rücua konu olan borcun müteselsil niteliği bulunmadığından, sorumluluktan kurtulmak için her borçlunun borcun tümü yerine, kendine düşen payını ödemesi yeterli olmaktadır ki burada kanundan doğan halefiyet söz konusudur. Kuşkusuz, ödeme yapan borçlu ile alacaklının öncesinde, halefiyeti ortadan kaldırıcı sözleşme yapmak yetkileri de bulunmaktadır. Öğreti ve yargı kararlarında, borçların aynı sebepten doğması durumuna “tam teselsül” denilmekte ve değinilen 50. maddenin bunu karşıladığı ifade edilmekte, borçların farklı nedenlerden (kanun, sözleşme, haksız eylem) doğması halinde ise “eksik teselsül”ün varlığından söz edilerek 51 inci maddenin de bunu tanımladığı kabul edilmektedir. 50 nci maddede, aynı zarardan dolayı birden çok kişinin birlikte müteselsilen sorumlu tutulmaları, birden çok kişinin ortak kusurlarıyla zarara birlikte sebebiyet vermiş olmaları koşuluna bağlanmıştır. 51 nci maddede ise, müteselsil sorumluluk, ortak kusur yerine farklı hukuksal nedenlere bağlanmıştır ve bunlar kanun, sözleşme veya haksız eylemdir. Birden çok kişi, kanun, sözleşme veya haksız eylem nedeniyle aynı zarar için, zarara uğrayana karşı sorumlu iseler, bunlar arasında, bir zarara ortaklaşa sebep olanlar hakkındaki dönmeye (rücu) ilişkin kurallar uygulanmakta, kural olarak ilk önce, haksız eylemiyle zarara yol açan sorumlu tutulmakta, en son olarak da kusuru olmaksızın ve sözleşme gereği sorumluluğu olmadığı halde kanun hükmü gereğince sorumlu tutulan kişiye başvurulmaktadır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 09.10.2013 gün ve 2013/9 1559 Esas 2013/1461 Karar, 15.05.2015 gün ve 2013/17 2267 Esas 2015/1352 Karar, 19.06.2015 gün ve 2013/10 2281 Esas 2015/1727 Karar, 24.06.2015 gün ve 2014/13 19 Esas 2015/1743 Karar sayılı ilamlarında aynı görüşlere yer verilmiştir.

Önemle vurgulanmalıdır ki 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununda eksik ve tam teselsül ayırımına son verilmiş, 61 inci maddede, birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümlerin uygulanacağı, 62 nci maddede, tazminatın aynı zarardan sorumlu müteselsil borçlular arasında paylaştırılmasında, bütün durum ve koşullar, özellikle onlardan her birine yüklenebilecek kusurun ağırlığı ve yarattıkları tehlikenin yoğunluğunun göz önünde tutulacağı, tazminatın kendi payına düşeninden fazlasını ödeyen kişinin, bu fazla ödemesi için, diğer müteselsil sorumlulara karşı rücu hakkına sahip ve zarar görenin haklarına halef olacağı bildirilmiştir.

İşveren veya üçüncü kişiye karşı açılan davalarda 5510 sayılı Kanun'un 21 nci maddesine göre rücu alacağından sorumluluk belirlenirken kural olarak, işveren yönünden 1 nci fıkraya göre gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri ile yargılamada yöntemince hesaplanacak gerçek (maddi) zarar karşılaştırması yapılıp düşük (az) olan tutar esas alınmalı, üçüncü kişi bakımından 4 üncü fıkra gereğince gerçek zarar gözetilmeksizin gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı benimsenmeli ve bunlara kusur oranları uygulanmalı ise de işveren ve üçüncü kişinin birlikte taraf olarak yer aldığı, başka anlatımla aynı anda 1 ve 4 üncü fıkralara dayalı uyuşmazlıklarda, fıkralarda yer alan hükümlerin nasıl anlaşılması ve giderek ne şekilde uygulama yapılması gerektiği önem arz etmektedir.

Sigortalının iş kazası veya meslek hastalığına uğramasına birden çok kişinin birlikte kusurlarıyla neden olmaları durumunda, anılan 50 ve 51 inci maddeler (6098 sayılı Kanun'un 61 ve 62 nci maddeleri) gereğince teselsül hükümleri kapsamında bu kişilerin birlikte sorumlulukları vardır ve 146 ncı maddeye (6098 sayılı Kanun'un 62 nci maddesine) göre, kendi payından fazlasını ödeyenin diğer müteselsil borçlulara karşı rücu hakkı saklı kalmak kaydıyla, her bir borçlu yönünden kusurlarına karşılık gelen miktar ayrılmaksızın teselsül kurallarına göre sorumluluklarına karar verilmelidir. İş kazası veya meslek hastalığına birlikte sebebiyet veren sorumluların işveren ve üçüncü kişi olması durumunda ise, işverenin müteselsilen sorumlu olacağı tutar, 1 nci fıkra gereğince kendi kusur payı gözetilerek sorumlu tutulacağı miktarın (gelirin ilk peşin sermaye değeri X işverenin kusur oranı), üçüncü kişinin 4 üncü fıkraya göre sorumlu olacağı tutar (gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı X üçüncü kişinin kusur oranı) ile toplamı kadar olmalı, kanun koyucunun getirdiği “gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı” sınırlaması karşısında üçüncü kişinin müteselsilen sorumlu tutulacağı miktarın ise, gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı ile işveren de dahil olmak üzere tüm davalıların kusurları toplamının çarpımı sonucu elde edilecek tutar kadar olması gerekmektedir. Bu yaklaşım ve uygulama, işvereni, iç ilişkide üçüncü kişiye rücu edemeyeceği miktarı Kuruma ödemek zorunda bırakmadığından da hakkaniyete uygundur.

  1. Değerlendirme

1.Eldeki davada verilen karar eksik inceleme ve araştırmaya dayalı olup bozma gereklerinin tam olarak yerine getirilmediği anlaşılmaktadır.

Davalı işveren İl Özel İdaresi'nin sorumlu olduğu miktar yönünden; davalı ...'ın 3 üncü kişi olması nedeniyle 5510 sayılı Kanun'un 21/1 4 maddesi uyarınca gelirin yarısının % 50 sinden sorumlu olup bu miktarın davalı ... İdaresinin sorumlu olduğu miktarı etkileyeceği gözönünde bulundurularak yeniden yapılacak hesaba göre bulunacak miktara karar verilmesi gerekirken işveren İl Özel İdaresi aleyhine fazla miktara hükmedilmesi hatalıdır.

Bozma sonrasında yapılacak yargılamada, davalı ... şirketi ve Erkan'ın kararı temyiz etmemiş olması nedeniyle davacı Kurum lehine oluşan usuli kazanılmış hak gözetilerek karar verilmesi gerekmektedir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

  1. Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA,

Temyiz harcının istek halinde ilgilisine iadesine,

Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,

28.09.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

bozmadansürecikararcevaptemyiz“pmf”yargılamaincelenenvı.kararıkararınmahkemesi“trh”derecebozulmasınasonrakibozma

Kaynak: karar_yargitay

Taranan Tarih: 25.01.2026 16:27:48

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim