Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
10. Hukuk Dairesi
Yargıtay Kararı
2023/9798
2023/8417
20 Eylül 2023
MAHKEMESİ: ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
Taraflar arasında Mahkemesinde görülen sigorta başlangıç tarihinin tespiti davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkeme kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının sigortalılık başlangıç tarihinin 01.11.1984 olduğunun tespiti ile dava dışı iş yerinde 1 gün süre ile çalıştığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın reddini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEME KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 27.09.2019 tarihli ve 2017/250 Esas, 2019/213 Karar sayılı kararıyla; davanın kısmen kabul kısmen reddi ile davacının dava dışı 48623 sicil sayılı işyerinde 01.11.1984 tarihinde 1 gün çalıştığının tespitine, sigorta başlangıç tarihi tespiti talebinin hukuki yarar yokluğundan reddine karar vermiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesi kararının taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine; davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1 b.1 maddesi uyarınca esastan reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1 b 2 maddesi gereğince kabulü ile Mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1.Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekilince temyiz isteminde bulunmuştur.
- Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 05.10.2022 tarihli ve 2022/5967 Esas, 2022/11782
Karar sayılı kararında; her ne kadar davacının hizmet döküm cetvelinin incelenmesinde, 18 yaşını doldurduğu 05.09.1987 tarihinden önce, 01.04.1986 tarihinde, tüm sigorta kollarına tabi prim ödemesi mevcut ise de, davacının talebi kabul edildiği takdirde, 18 yaşını doldurduğu tarihten önce, tespitini istediği tarihteki bir günlük çalışması için ödenecek olan malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primleri, prim ödeme gün sayılarının hesabına dahil edileceğinden davacının dava açmakta hukuki yararı bulunduğunun kabulü gerekirken, aksine bir düşünceyle davanın reddine karar verilmesi isabetsiz olduğundan bahisle karar bozulmuştur.
B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Son Kararı
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dinlenen bordro tanıkları ... ve ...'nun beyanlarından her ne kadar işe giriş bildirgesinde çırak olarak yer almış ise de davacının mobilya işi yapılan davalı iş yerinde atölye işinde normal işçi olarak çalıştığı, getir götür işlerinde görev almadığı, bizzat üretim faaliyetinin içinde yer aldığı, o dönem çıraklık eğitimi kaydı bulunmadığı anlaşıldığı, davacının sigorta başlangıç tarihi olarak 01.11.1984 tarihinin tespitini talep ettiği iş bu uyuşmazlıkta, Kurum tarafından davacının sigorta başlangıç tarihinin 01.04.1986 olarak kabul edildiği, 05.09.1969 doğumlu davacının 18 yaşını ikmal ettiği 05.09.1987 tarihinin sigorta başlangıç tarihi olarak tespitine karar verilmesi halinde Kurum tarafından kabul edilen tarihten daha geç bir tarihin tespit edilmiş olacağı ve bunda da davacının hukuki yararının bulunmadığı anlaşıldığından sigorta başlangıç tarihinin 01.11.1084 tarihi olarak tespitinde davacının hukuki yararının bulunmadığı kabul edilerek bu talep yönünden davanın reddine karar vermek gerektiğinden, davacı ve davalı vekilinin istinaf istemlerinin HMK 353/1 b.1 maddesi gereğince esas yönden reddine; davanın kısmen kabul kısmen reddi ile davacının dava dışı 48623 sayılı iş yerinde 01.11.1984 tarihinde 1 gün çalıştığının tespitine, sigorta başlangıç tarihi tespiti talebinin hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; davanın tam kabulünün gerektiğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
Davalı Kurum vekili temyiz dilekçesinde; davanın reddinin gerektiğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
- Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davacının sigortalılık başlangıç tarihinin 01.11.1984 olduğunun tespiti ile dava dışı iş yerinde 1 gün süre ile çalıştığının tespiti istemine ilişkindir.
- İlgili Hukuk
Medeni Usul Hukukunda hukuki yarar, mahkemeden hukuksal korunma istemi ile bir davanın açılabilmesi için davacının bu davayı açmakta (veya mahkemeden hukuksal korunma istemekte) bir çıkarının bulunmasıdır.
Davacının dava açmakta hukuk kuralları tarafından haklı bulunan (korunan) bir yararı olmalı, hakkını elde edebilmesi için mahkeme kararına ihtiyacı bulunmalı ve davacı mahkemeyi gereksiz yere uğraştırmamalıdır (Arslan, R.; aktaran: Hanağası, E., Davada Menfaat, ... 2009, önsöz VII).
Hukuk Genel Kurulunun 24.06.1992 gün ve 1992/1 347 E., 1992/396 K. ve 30.05.2001 gün ve 2001/14 443 E., 2001/458 K. sayılı kararlarında da belirtildiği üzere buna hukuki korunma (himaye) ihtiyacı da denir (Rechts schutzbedürfnis). Mahkemelerden hukuki himaye istenmesinde, himayeye değer bir yarar olmalıdır.
Öte yandan, bu hukuksal yararın, "hukuki ve meşru", "doğrudan ve kişisel", "doğmuş ve güncel" olması gerekir (Hanağası, E., a.g.e, s.135).
01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda öğreti ve yargısal kararların bu uygulaması aynen benimsenerek, davacının dava açmakta hukuki yararının bulunması “Dava Şartları” başlıklı 114 üncü maddesinin 1 inci fıkrasının (h) bendinde açıkça dava şartları arasında sayılmıştır.
Bir davada hukuki yarar ilkesinin dava şartı olarak gözetilmesinin yargılamanın amacına ve usul ekonomisi ilkesine uygun olarak yargılama yapılmasına yarar sağlayacağı her türlü duraksamadan uzaktır.
Bu ilkeden hareketle, dava şartı olarak hukuki yararın varlığının Mahkemece taraflarca dava dosyasına sunulmuş deliller, olay veya olgular çerçevesinde, kural olarak davanın açıldığı tarihe göre kendiliğinden ve yargılamanın her aşamasında gözetilmesi gerekir. Bu sayede iç hukukumuzun bir parçası olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme)'nin 6 ncı maddesi ve 1982 Anayasasının 36 ncı maddesinde düzenlenen "hak arama özgürlüğü” nün dürüstlük kuralına uygun kullanılması sağlanabilecek; bu durum, haksız davalar açmak suretiyle, dava hakkının kötüye kullanılmasına karşı bir güvence oluşturacaktır.
Dava açmaktaki hukuki yarar; hukuk düzenince kabul edilmiş meşru bir yarar olmalı, bu yarar dava açan hak sahibi ile ilgili olmalı ve dava açıldığı sırada halen mevcut bulunmalıdır. Ayrıca açılacak davanın ortaya çıkacak tehlikeyi bertaraf edecek nitelikte olması gerekir. Bir kimsenin hakkına ulaşmak için mahkeme kararının o an için gerekli olması durumunda hukuki yararın olduğundan söz edilebilir. Bir mahkeme kararına ihtiyaç yoksa hukuki yarardan söz edilemez (Pekcanıtez, H., Atalay, O., Özekes, M.; Medeni Usul Hukuku, ... 2011, s.297).
Uyuşmazlığın çözümünde, hukuki yarar kavramının tespit davasındaki yansımasının ne olacağının ayrıca irdelenmesi gerekir.
Tespit davaları, bir hukuki ilişkinin var olup olmadığının tespitine ilişkin davalar olup, konusunu hukuki ilişkiler oluşturur. Bu dava türü ile bir hukuksal ilişkinin varlığı veya yokluğu saptanmaktadır. Bu davalarda davacının amacı ve dolayısıyla talep sonucu, bir hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun veyahut içeriğinin belirlenmesi olup, istemin kabule şayan olabilmesi için bu davanın konusunu oluşturan hukuki ilişkinin var olup olmadığının mahkemece hemen tespit edilmesinde davacının menfaatinin (hukuki yararının) bulunması gerekir.
Bir hukuki ilişkinin hemen tespit edilmesinde hukuki yararın bulunması, şu üç şartın birlikte varlığına bağlıdır: 1)Davacının bir hakkı veya hukuki durumu güncel bir tehlike ile tehdit edilmiş olmalı; 2) Bu tehdit nedeniyle davacının hukuki durumu tereddüt içinde olmalı ve bu husus davacıya zarar verebilecek nitelikte bulunmalı; 3) Yalnız kesin hüküm etkisine sahip olup cebri icraya yetki vermeyen tespit hükmü bu tehlikeyi ortadan kaldırmaya elverişli olmalıdır.
Davacının tespit davası ile istediği hukuki korunma, diğer dava çeşitlerinden biri ile sağlanabiliyorsa, o zaman davacının o konuda tespit davası açmakta hukuki yararı yoktur. (Kuru/ Arslan/ Yılmaz Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı, ... 2011, 22. baskı, s.274)
Davaya konu uyuşmazlıktaki tespit istemi 506 sayılı Kanun kapsamında sigorta başlangıcı kavramına dayalı olup, istemde hukuki yarar bulunup bulunmadığının irdelenmesi gereklidir.
Sigortalılık başlangıç tarihi, talep eden açısından Kanun kapsamında sigortalı sayılmasını gerektirecek biçimde ilk defa çalışmaya başladığı tarih olmakla birlikte, sigortalı açısından önemi "sigortalılık süresi" yönünden taşıdığı değerdir.
Sigortalılık başlangıç tarihinin tespiti davası bir (1) günlük çalışmanın tespiti niteliğinde olduğundan hizmet tespiti davasının bir türüdür. Bu dava türleri hizmet tespiti davaları gibi kamu düzenine ilişkindir.
01.03.1965 tarihinde yürürlüğe giren 17.07.1964 tarih ve 506 sayılı Kanun'da uzun vadeli sigorta kolları bakımından sigortalılık süresi 108 inci maddede “Malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarının uygulanmasında nazara alınacak sigortalılık süresinin başlangıcı, sigortalının, yürürlükten kaldırılmış 5417 ve 6900 sayılı Kanunlara veya bu kanuna tabi olarak ilk defa çalışmaya başladığı tarihtir.
Tahsis işlerinde nazara alınan sigortalılık süreleri, bu sürenin başlangıç tarihi ile sigortalının tahsis yapılması için yazılı istekte bulunduğu tarih, tahsis için istekte bulunmuş olmayan sigortalılar için de ölüm tarihi arasında geçen süredir.” şeklinde düzenlenmiştir.
Ayrıca 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanun'da uzun vadeli sigorta kolları bakımından sigortalılık süresi 38. maddede “Malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortalarının uygulanmasında dikkate alınacak sigortalılık süresinin başlangıcı; sigortalının, mülga 02.06.1949 tarihli ve 5417 sayılı İhtiyarlık Sigortası Kanununa, mülga 04.02.1957 tarihli ve 6900 sayılı Malûliyet, İhtiyarlık ve Ölüm Sigortaları Hakkında Kanuna, 17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununa, 02.09.1971 tarihli ve 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununa, 17.10.1983 tarihli ve 2925 sayılı Tarım İşçileri Sosyal Sigortalar Kanununa, bu Kanunla mülga 17.10.1983 tarihli ve 2926 sayılı Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanununa ve 08.06.1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu'na, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun geçici 20 nci maddesi kapsamındaki sandıklara veya bu Kanuna tâbi olarak malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına tabi olarak ilk defa kapsama girdiği tarih olarak kabul edilir. Uluslararası sosyal güvenlik sözleşmeleri hükümleri saklıdır.
Bu Kanunun uygulanmasında 18 yaşından önce malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına tâbi olanların sigortalılık süresi, 18 yaşını doldurdukları tarihte başlamış kabul edilir. Bu tarihten önceki süreler için ödenen malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primleri, prim ödeme gün sayılarının hesabına dâhil edilir.
Aylık bağlama işlemlerinde dikkate alınan sigortalılık süreleri, sigortalılığın başlangıç tarihi ile sigortalının aylık bağlanması için yazılı istekte bulunduğu, aylık bağlanması için istekte bulunmayan sigortalılar için ise ölüm tarihi arasında geçen süredir. 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamındaki sigortalılar bakımından sigortalılık süresi; sigortalılığın başlangıç tarihi ile 48 inci maddeye göre yetkili makamdan emekliye sevk onayının alınarak görevi ile ilişiğinin kesildiği ayın son günü arasında geçen süredir.” şeklinde düzenlenmiştir.
506 sayılı Kanun'un 108 inci maddesi ve 5510 sayılı Kanun'un 38 inci maddesi değerlendirildiğinde sigorta başlangıcının yaşlılık aylığından yararlanma şartları arasında olan “sigortalılık süresini” doğrudan etkilediği görülmektedir.
5510 sayılı Kanun'un geçici 7 nci maddesi yollamasıyla uygulanan mülga 506 sayılı Kanun'un 60/G maddesinde "Bu maddenin uygulanmasında; 18 yaşından önce malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına tabi olanların sigortalılık süresi, 18 yaşını doldurdukları tarihte başlamış kabul edilir. Ancak bu tarihten önceki süreler için ödenen malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primleri prim ödeme gün sayılarının hesabına dahil edilir" hükmü öngörülmüştür. Maddedeki "malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına tabi olanlar" sözcüklerinin, sigortalılar yararına bir yorumla, tabi olması gerekenleri de kapsadığının kabulü gerekir. Öte yandan, aynı Kanun'un geçici 54 üncü maddesi kapsamında 01.04.1981 tarihinden önce malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına tescili bulunanlar için bu maddenin yani 18 yaş sınırının uygulanmayacağı belirtilmiştir.
- Değerlendirme
Eldeki davada, davacı tarafından sigortalılık başlangıç tarihinin 01.11.1984 olduğunun tespiti ile dava dışı iş yerinde 1 gün süre ile çalıştığının tespitinin talep edildiği, Mahkemece de davanın kısmen kabul kısmen reddi ile davacının dava dışı 48623 sayılı iş yerinde 01.11.1984 tarihinde 1 gün çalıştığının tespitine, sigorta başlangıç tarihi tespiti talebinin hukuki yarar yokluğundan reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca hukuki yararın varlığının anlaşılması karşısında sigorta başlangıç talebi yönünden de kabul kararı verilmesi gerekir iken, Bölge Adliye Mahkemesince “sigorta başlangıç tarihi tespiti talebinin hukuki yarar yokluğundan reddine ” dair verilen karar usul ve yasaya aykırı olup bozma sebebidir.
Ne var ki bu konuların düzeltilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hüküm bozulmamalı, 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 370 inci maddesi gereğince düzeltilerek onanmalıdır.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1.Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillere, kanuni gerektirici sebepler ile temyiz nedenlerine göre, davalı Kurum vekilinin tüm, davacı vekilinin ise aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki sair temyiz itirazlarının reddi ile
2.Bölge Adliye Mahkemesi Hükmünün tamamen silinerek yerine, “1 Davanın kabulü ile davacının dava dışı 48623 sayılı iş yerinde 01.11.1984 tarihinde 1 gün çalıştığının tespitine ve ödenecek sigorta priminin prim ödeme gün sayısının hesabına dâhil edilmesi ile davacının malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortalarının uygulanmasında dikkate alınacak sigortalılık başlangıç tarihinin 18 yaşını ikmal ettiği 05.09.1987 olduğunun tespitine,
2 Davalı Kurum harçtan muaf olduğundan davacı tarafından yatırılan 31,40 TL başvurma harcı ve 31,40 TL peşin harç olmak üzere toplam 62,80 TL harcın talebi halinde davacıya iadesine,
3 Yerel Mahkemece yazılan harç tahsil müzekkeresinin infaz aşamasında dikkate alınmasına,
4 Davacı tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde kendisine iadesine,
5 Davalı Kurum harçtan muaf olduğundan istinaf karar harcı hususunda karar verilmesine yer olmadığına,
6 Davacı tarafından 132,55 TL istinaf öncesi yapılan yargılama gideri ile istinaf sonrası yapılan 377,50 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
7 Davalı tarafından 47,90 TL istinaf öncesi yapılan yargılama giderinin davalı üzerinde bırakılmasına,
8 Davacı lehine hüküm tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT’ye göre hesaplanan 9.200,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak kendisini vekil ile temsil eden davacıya verilmesine,
9 Kararın tebliğine ve harç tahsil müzekkeresi yazılmasına ilişkin işlemlerin Bölge Adliye Mahkemesince yerine getirilmesine,
10 Harç ve avans iadesine ilişkin işlemlerin karar kesinleştiğinde İlk Derece Mahkemesi tarafından yerine getirilmesine,
Dair, davacı vekili ve davalı vekili yokluğunda duruşmalı yapılan inceleme sonunda 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 9 uncu maddesi yollaması ile 6100 sayılı HMK nın 361 ve 362 nci maddeleri uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde dairemize sunulacak dilekçe ile Yargıtayda temyiz yolu açık olmak üzere 26.05.2023 tarihinde oy birliği ile karar verildi.' şeklinde yazılmasına ve
hükmün bu şekli ile DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
Temyiz harcının istek halinde ilgilisine iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
20.09.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_yargitay
Taranan Tarih: 25.01.2026 16:33:22