Karar Detayı

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

10. Hukuk Dairesi

Daire / Kategori

Yargıtay Kararı

Esas No

2023/9154

Karar No

2023/8352

Karar Tarihi

19 Eylül 2023

MAHKEMESİ: İş Mahkemesi

SAYISI: 2015/233 E., 2019/425 K.

KARAR: Kısmen kabul

Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen asıl ve birleşen rücuan tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece ilk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; asıl ve birleşen davaların kısmen kabulüne dair, karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi kararı, davacı Kurum ve davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde, ...Sosyal Güvenlik Merkezinde gören... Tekstil Giyim Sanayi işyeri sigortalılarından 3407199912465 sigorta sicil numaralı...'in 10.12.2002 tarihinde geçirdiği trafik iş kazası sonucunda yaralandığını ve kendisine 9.201,98 TL ilk peşin sarmeye değerli gelir bağlandığını, 159,69 TL tutarında SYZ ödendiğini, 2.176,86 TL tutarında geciçi iş göremezlik ödeneği ödendiğini, kaza nedeniyle Kartal 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2010/16 Esas sayılı dosyasından açılan kamu davasının yargılanmasına sebebiyet verdiğinin belirlenerek cezalandırılmalarına karar verildiğini, olay nedeniyle tanzim edilen sigorta müfettiş raporunda sürücülerin kusurlu olduklarının belirlendiğini, oluşan Kurum zararı 11.378,53 TL'nin davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davacı vekili Kartal 4. İş Mahkemesinin 2012/158 Esas sayılı dava dosyası ile de yine dosyamız davalısı aleyhine 31.01.2012 tarihinde ayın olay nedeni ile davacı kurum tarafından yapılan 13.000,00 TL tedavi giderinin davalıdan tahsilini talep ve dava etmiş, mahkemenin 22/02/2012 tarih ve 2012/158 E.128 K sayılı kararı ile birleştirme kararı verilmiştir.

II. CEVAP

Davalı ... vekili cevap dilekçesinde, davanın zamanaşımı yönünden reddinin gerektiğini, aynı olayla ilgili olarak taraflarına Kartal 1. İş Mahkemesinin 2004/1079 Esas sayılı dosyası ile dava açıldığı, davanın mezkur dava ile birleştirilmesi gerektiğini, davaya sebep olan olayla ilgili olarak kusurunun bulunmadığını, davacının mükerrer talepte bulunduğunu, zira davacı tarafından ...4. İcra Müdürlüğü'nün 2006/8440 takip numaralı dosyasından 2.176,96 TL geçici iş göremezlik ödeneği ve 34,90 TL tedavi masrafı için icra takibi yapıldığını, takibe itiraz edildiğini ancak ...2. İş Mahkemesinin 2007/404 R sayılı dosyasından itirazın iptaline karar verildiğini, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin, 07.11.2013 tarihli 2013/257 Esas, 2013/450 Karar sayılı kararıyla;

"..A. Asıl dava ve birleşen Kartal 4. İş Mahkemesinin 2012/158 E. sayılı dava dosyası yönünden; 1 Davanın kısmen kabul kısmen reddine, 11.973,32 TL Kurum alacağının 4.680,83 TL ilk peşin sermaye değerli gelirin 27.08.2009 gelir onay bağlama tarihinden, 7.292,49 TL hastane masrafının ise 20.01.2003 sarf tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacı kuruma verilmesine,

2 Fazlaya ilişkin talebin reddine...", dair karar verilmiştir.

IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ

A. Bozma Kararı

  1. İlk Derece Mahkemesinin 07.11.2013 tarihli 2013/257 Esas , 2013/450 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davacı Kurum vekili ve davalı ... vekilleri tarafından temyiz isteminde bulunmuştur.

  2. Dairemiz, kararın temyiz edilmesi üzerine; "....1 ) Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, sair temyiz itirazlarının reddine;

2 ) 5510 sayılı Kanun'un 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 21 inci maddesindeki; “ ... İş kazası, meslek hastalığı ve hastalık, üçüncü bir kişinin kusuru nedeniyle meydana gelmişse, sigortalıya ve hak sahiplerine yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısı, zarara sebep olan üçüncü kişilere ve şayet kusuru varsa bunları çalıştıranlara rücû edilir.” düzenlemesi getirilmiş ise de, söz konusu düzenlemenin, anılan Kanunda, yürürlüğü öncesinde gerçekleşen olaylardan kaynaklanan rücuan tazminat davalarında uygulanmasına imkan veren bir düzenleme bulunmadığı ve genel olarak Yasaların geriye yürümemesi (geçmişe etkili olmaması) kuralı sonucu olarak davanın yasal dayanağının 506 sayılı Kanun'un 26/2 nci maddesi olduğu belirgindir.

506 sayılı Kanun'un 26/2 nci maddesine göre, işkazası veya meslek hastalığı 3. bir kişinin kasıt veya kusuru yüzünden olmuşsa, Kurumca bütün sigorta yardımları yapılmakla beraber zarara sebep olan 3. kişilere ve şayet kusuru varsa bunları çalıştıranlara Borçlar Kanunu hükümlerine göre rücu edilir. Anılan madde kast/kusur sorumluluğuna dayanmakta olup, hükme dayanak alınan kusur oran ve aidiyetlerin maddi olayla uyum içinde olması gerekir. Buna göre maddi olguyu tespit etmek hakime ait bir görev olup, öncelikle zararlandırıcı sigorta olayının ne şekilde oluştuğu dosya içeriğindeki tüm deliller takdir olunarak, varsa, çelişkiler ve eksiklikler giderilerek belirlenmeli ve kabul edilen maddi olgular doğrultusunda kusur oran ve aidiyeti konusunda bilirkişi incelemesine gidilmelidir.

Bu yönde gözetilmesi gereken Kartal 2. Asliye Ceza Mahkemesinde, taksirle yaralamaya neden olmak suçundan sanıklar ... ve ... haklarında açılan ceza davasında; suçta kusuru olmadığı belirlenen ...'ın beraatine, (aleyhe temyiz olmadığından kesinleşmiştir); tam kusurlu olduğu belirlenen ... hakkında ise mahkumiyet kararı verilen hükmün, ... tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay'ın verdiği bozma kararı çerçevesinde yapılan değerlendirme sonucu ... hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verildiği anlaşılmaktadır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 01.02.2012 gün, 2011/639 Esas ve 2012/30 Karar sayılı ilamında ayrıntıları açıklandığı üzere; Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, aynen seçenek yaptırıma çevirme, erteleme kurumlarında olduğu gibi hükmün ve cezanın bireyselleştirilmesi kurumlarından birisidir. Özellikle ilk defa suç işleyen kimselerin hemen cezalandırılmasını ceza adaleti ile güdülen amaca uygun görmeyen Kanun koyucu, verilecek cezanın bireyselleştirilmesinde olduğu gibi kurulan hükmün açıklanıp açıklanmayacağı konusunda da hâkime takdir yetkisi vermeyi uygun görmüştür. Böylece hâkimin yetkisi arttırılarak, bir şansa daha ihtiyacı olan sanıkların hâkim tarafından durumlarının bir daha değerlendirilmesi imkânı getirilmiştir.

Sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, doğurduğu sonuçlar itibariyle karma bir özelliğe sahiptir.

5271 sayılı Kanun'un 231 inci maddesinde düzenlenen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, hukuki nitelikçe durma kararı niteliğinde değildir. Bu karar “koşullu bir düşme kararı” niteliğinde olup, anılan maddede yasa yolu da açıkça itiraz olarak öngörülmüştür. Koşulların gerçekleşmesi halinde 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinde belirtilen düşme kararı verileceğinden, ancak bu aşamada yani düşme kararı verildiğinde, hükümlere ilişkin yasa yolu olan, temyiz yasa yoluna başvurulabileceği kabul edilmiştir.

Yargılama sistemimizde temyiz yasa yolu, yalnızca hükümler bakımından kabul edilmiştir. Hükümler ise 5271 sayılı CMK’nın 223 üncü maddesinde sınırlı olarak sayılmış olup, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları bunlar arasında yer almadıklarından hüküm niteliğinde de değildir (Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 03.02.2009 gün ve 2009/4 13 E., 2009/12 K. sayılı ilamı).

CMK’nın 223 üncü maddesinde bu kararlardan hangilerinin hüküm olduğu açıklanmıştır.

Buna göre; "mahkûmiyet, beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, güvenlik tedbirine hükmedilmesi, davanın reddi ve düşme kararları” birer hükümdür.

Yine “adlî yargı dışındaki bir yargı merciine yönelik görevsizlik kararları” da yasa yolu bakımından hüküm sayılır. Bunlardan mahkûmiyet, beraat, ceza verilmesine yer olmadığı ve güvenlik tedbirlerine hükmedilmesine dair hükümlerin uyuşmazlığı sona erdiren, davanın esasını çözen nitelikteki hükümler oldukları konusunda öğretide genel bir kabul bulunmaktadır.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı ise, 5271 sayılı CMK’nın 223 üncü maddesinde belirtilen hükümlerden değildir. “Kurulan hükmün sanık hakkında hukuksal bir sonuç doğurmamasını” ifade eden hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, davayı sonuçlandıran ve uyuşmazlığı çözen bir “hüküm” değildir. Bunun sonucu olarak, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararlar, CMK’nın 223 üncü maddesinde sayılan hükümlerden olmadığından, bu tür kararların yasa yararına bozulması durumunda yargılamanın tekrarlanması yasağına ilişkin kurallar uygulanamayacağı gibi, davanın esasını çözen bir karar bulunmadığı için verilecek hüküm veya kararlarda lehe ve aleyhe sonuçtan da söz edilemeyecektir (Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 03.05.2011 gün ve 2011/4 61 E., 2011/79 K.; 06.10.2009 gün ve 2009/4 169 E., 2009/223 K. sayılı ilamları). Kaldı ki, CMK'nın 231/5 inci maddesinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmayacağı açıkça ifade edilmiştir.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı ile kurulan hüküm, belli bir süre sanık hakkında hüküm ifade etmemekte, her hangi bir sonuç doğurmamaktadır. Sanık bulunduğu hal üzere bırakılmakta, aynen yargılanan kimse durumunda kalmakta ve yapılan yargılama geçici bir süre askıda kalmaktadır. Askı süresi boyunca, yargılanan kimsenin sanık sıfatı devam eder ise de, hiçbir şekilde bu kimse hükümlü sayılamaz. Bu nedenle hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen kimse, hiçbir haktan yoksun bırakılamaz ve ayrıca bu karara dayanarak hiçbir hukuki statüden dışarıya çıkarılamaz.

Burada açıklanması gereken Borçlar Kanununun, Ceza Hukuku ile Medeni Hukuk arasında münasebet başlıklı 53 üncü (6098 sayılı Kanun'un 74.) maddesindeki, "Hakim, kusur olup olmadığına ... karar vermek için ceza hukukunun mesuliyete dair ahkamıyla bağlı olmadığı gibi, ceza mahkemesinde verilen beraat kararıyla da mukayyet değildir. Bundan başka ceza mahkemesi kararı, kusurun takdiri ve zararın miktarını tayin hususunda dahi hukuk hakimini takyit etmez." düzenlemesinden çıkan genel sonuç olan, hukuk hakiminin genelde ceza mahkemesinden verilen "hükümlülük" kararı ile bağlı olmasına göre, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilen ceza yargılamasında kesinleşmiş bir ceza mahkemesi kararı sözkonusu olmadığından, hukuk hâkimini bağlayacak bir ceza mahkemesi kararından söz etmenin mümkün olmayacağı sonucuna ulaşılacağı belirgindir.

Ayrıca belirtmek gerekir ki, HMK. 266 ve devamı (HUMK. 275 vd.) maddelerine göre takdiri kanıt olarak düzenlenen “bilirkişi”; görülmekte olan davada hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgi ile çözümlenmesi imkanı bulunmayan ve özel, teknik bilgiyi gerektiren konuda/konularda oy ve görüşüne başvurulan, bu anlamda mahkemeye yardımcı olan üçüncü kişi olarak tarif edilmektedir. Konuluş sebepleri arasında hâkimlik mesleğinin niteliğini ve tarafları pahalı yargıdan korumak bulunan maddede, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren durumlarda bilirkişinin oy ve görüşünün alınması mahkemenin takdir yetkisi içerisinde kabul edilmiş olup, hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgi ile tespiti/çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulması, emredici hükümle yasaklanmıştır. 04.06.1958 gün ve 15/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nda da belirtildiği gibi, hakim, kanunları doğrudan doğruya uygulayarak iddia ve savunmadaki sonuç ve istemleri karara bağlamakla yükümlüdür. Bir davada yargı görevine giren konular için bilirkişi düşüncesi alınamaz, yargı görevi bilirkişiye aktarılamaz. Yargılama görev ve yetkisini elinde bulunduran hakimin hak ve adalete uygun karar vermek zorunluluğu bulunduğu gibi, davayı en az giderle ve en kısa sürede sonuçlandırmak için kendisinden beklenilen özeni gösterme yükümünün de varlığı tartışmasızdır.

Dosya içerisinde dava konusu maddi olgunun oluşu ile kusur oran ve aidiyeti açısından birbiriyle çelişkili çok sayıda tespit ve bilirkişi raporu olduğu görülmektedir.

Yapılan açıklamalar çerçevesinde, dosyadaki bilgi ve belgeler ile özellikle davalı ...'nin 16.12.2002 tarihli şikayet dilekçesi, 16.03.2005 havale tarihli "kaza oluş beyanı" içerikleri dikkate alınarak; mahkemenin yapması gereken; 10.12.2002 tarihinde yağışlı havada saat 15:00 sularında tek yönlü, asfalt yolda sigortalının içinde bulunduğu ve davalı ... yönetimindeki ... plaka sayılı aracın, önündeki ... yönetimindeki 06 VON 54 plaka sayılı araca çarparak neden olduğu maddi hasarlı trafik kazası sonrası; kazaya karışan araçların emniyet şeridinde park haline alındığı, akabinde görevli polislerin arkadan gelen araçları durdurmaya çalışırken davalı ... yönetimindeki 34 GEF 96 plaka sayılı aracın direksiyon hakimiyetini kaybedip ekseni etrafında dönmek suretiyle dengesizce ilerleyip sol arka kısmıyla park halindeki ... plaka sayılı aracın arkasına çarparak sigortalının yaralanmasına sebep olacak şekilde meydana gelen trafik iş kazasındaki, özellikle ceza davasında Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesinden alınan 15.03.2006 tarihli raporun dikkate alındığı ve gerçek kusur oran ve aidiyetleri bakımından çelişkili kararların verilmesi olasılığının ortadan kalkmasına, hak ve adalet kurallarına aykırı bir sonuç ortaya çıkmamasına, yargıya olan güvenin sarsılmamasına özen gösterilerek, aynı trafik işkazasında yaralanan sigortalı ...'a yapılan sosyal sigorta yardımları nedeniyle ortaya çıkan Kurum zararının tazmini için açılan rücuan tazminat davası sonucuda değerlendirilmek suretiyle gerçek kusur oran ve aidiyetinin tespiti için konuda ehil trafik uzmanı bilirkişisinden alınacak kusur raporu sonrası yapılacak değerlendirme sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, maddi olgunun belirlenmesinin bilirkişiye bırakıldığı ve maddi veri ile vakıalarla örtüşmeyen bilirkişi raporu dayanak alınarak yazılı şekilde karar verilmiş olması, usûl ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

3 ) 25.02.2011 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren, 13.02.2011 tarih 6111 sayılı Kanun'un 59 uncu maddesi ile 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 98 inci maddesi değiştirilmiş, anılan değişiklik ile trafik kazaları sebebiyle üniversitelere bağlı hastaneler ve diğer bütün resmî ve özel sağlık kurum ve kuruluşlarının sundukları sağlık hizmet bedelleri, kazazedenin sosyal güvencesi olup olmadığına bakılmaksızın Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanacağı esası getirilmiştir. 6111 sayılı Kanun'un, yayımı tarihinde yürürlüğe giren Geçici 1. maddesi ile de, bu Kanun'un yayımlandığı tarihten önce meydana gelen trafik kazaları nedeniyle sunulan sağlık hizmet bedellerinin, yine Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanacağı belirtilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu’nun 13.03.2013 gün 2012/10 1156 E. 2013/339 K. sayılı kararında belirtildiği üzere, trafik kazası sonucu genel sağlık sigortalısına yapılan sağlık giderlerinin zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesi limiti kapsamında kalan kısmı için, 6111 sayılı Kanununun 59 uncu maddesi ile 2918 sayılı Kanunu’nun 98 inci maddesinde yapılan değişikliğin yürürlük tarihi olan 25.02.2011 tarihinden itibaren, sigorta şirketlerine, Güvence Hesabına, sürücü ve işletene karşı, Kurumun rücu hakkının sona erdiğinin kabulü gerekir.

Ancak, sigorta sözleşmesinin sağladığı teminattan yararlanmayanlar bu haktan yararlanamazlar. Diğer taraftan, zorunlu sigorta teminat tutarlarını aşan tedavi giderlerinin, zarara sebep olan veya hukuken sorumlu olanlar tarafından karşılanacağı, bu kişiler yönünden poliçe limitini aşan kısım yönünden sorumluğun devam edeceği de kabul edilmelidir.

Bu yasal çerçevede, davaya konu trafik işkazasının meydana geldiği tarihte geçerli zorunlu mali mesuliyet sigortası olan davalının, poliçe limiti dahilinde olan birleşen davaya konu tedavi gideri alacağından sorumluluğunun kalmadığı gözetilmeksizin yazılı şekilde karar verilmiş olması, usûl ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. " gerekçeleri ile karar bozulmuştur.

B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, "...Taraf beyanları, kurum kayıtları, Kartal 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/16 E, sayılı dava dosyası kapsamı, tanık anlatımları, kusur ve hesap bilirkişisi raporları, dosyaya ibraz edilen belge ve bilgiler yapılan yargılama ve tüm dosya kapsamından; davacı kurumun sigortalısı dava dışı...'in 10.12.2002 tarihinde davalı şirkete ait iş yerinde çalışmakta iken saat 15:00 sıralarında sürücü ... olan ... plakalı otomobil ile E 80 kara yolu Samandıra mevkinde ... istikametine seyri esnasında 06 VDN 54 plakalı araca arkadan çarptığı ve her iki aracın da emniyet şeridine alındığı, bu sırada aynı istikamette seyreden davalı ... Tanverdi'nin sürücüsü olduğu 34 GEF 96 plakalı aracın kontrolsüz bir şekilde emniyet şeridine girerek emniyet şeridine alınmış olan ... plakalı otomobile çarptığı ve araç içerisinde yolcu olarak bulanan...'in yaralanmasına sebep verdiği, olayın iş kazası olduğu, aldırılan kusur bilirkişisinin raporu ile davalı ...'nin olayda %100 kusurlu olduğu, trafik kazasına karışan diğer sürücüler ... ve ...'ın, olay anında yaralanan ... ile...'in kusurlarının olmadığı tespit edilmiş, 28.12.2018 tarihli kusur raporu dosya kapsamına uygun bulunduğundan mahkememizce kabul görmüştür.

Kaza nedeni ile kazalının sürekli iş göremezlik oranın %17 olduğu anlaşılmıştır.

Dosyada mevcut davacı kurum tahsis ve sarf belgelerine göre kazalı sigortalıya bağlanan gelirlerin ve sosyal yardım zammı ait ödemelerin ilk peşin değerleri ile davalı sürücünün %100 oranındaki kusuruna isabet eden rücu edilebilecek bölüm 9361,67 TL belirlenmiş, davalının kısmen kabulüne ilişkin aşağıdaki hüküm tesis edilmiştir.

Hüküm: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

1 Asıl dava ve birleşen Kartal 4. İş Mahkemesinin 2012/158 E. nolu dosyası yönünden davanın kısmen kabul kısmen reddine,

9361,67 TL Kurum alacağının 27.08.2009 onay tarihinden işleyecek yasal faizi ile davalıdan alınarak davacıya verilmesine,

2 Fazlaya ilişkin talebin reddine.." dair karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde, davacı SGK Başkanlığı vekili ile davalı ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

1.Davacı Kurum vekili temyiz dilekçesinde özetle; haklarındaki davaların reddine dair karar verilen diğer davalılarında meydana gelen olayın üzerinde etkileri ve dolayısıyla kusurlarının bulunduğunu belirterek aldırılan kusur ve hesap raporlarına itiraz ile verilen kararın bozulmasını talep etmiştir.

2.Davalılardan ... de kararın bozulmasını talep etmiştir.

C. Gerekçe

  1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme

Uyuşmazlık, 10.12.2002 tarihine meydana gelen iş kazası sonucu sürekli işgöremezlik durumuna giren sigortalıya bağlanan gelir ile yapılan masraf ve ödemelerden oluşan Kurum zararının davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili gerekip gerekmediğine ilişkindir.

  1. İlgili Hukuk

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, mülga 506 sayılı Kanun'un 26. 39 ve 6111 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesi hükümleridir.

  1. Değerlendirme

1.Mahkemenin, Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine, o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. “Usuli kazanılmış hak” olarak tanımlayacağımız bu olgu; mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirdiği gibi, mahkemenin kararını bozmuş olan Yargıtay Hukuk Dairesince; sonradan, ilk bozma kararı ile benimsemiş olduğu esaslara usuli kazanılmış hakka aykırı bir şekilde, ikinci bir bozma kararı verilememektedir (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, Hukuk Genel Kurulu’nun 12.07.2006 gün, 2006/9 508 E., 2006/521 sayılı kararı)

2.Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşturur. (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK)

3.Eldeki davada ise, uyulan bozma ilamı ve oluşan usuli kazanılmış hakkın gereği gibi yerine getirilmediği anlaşılmakta olup, kusur oranlarındaki çelişkilerin usulünce giderilmemesi usul ve yasaya aykırı olmuştur. Eldeki davada, hükme dayanak kılınan kusur oran ve aidiyetleri bakımından, meydana gelen kazada diğer bir sigortalının daha yaralandığı, bu sigortalının %100 oranında ve bakıma muhtaç kalmak suretiyle sürekli iş göremez hale geldiği ve diğer sigortalıya (...) yapılan sosyal sigorta yardımları nedeniyle davalılardan Yener aleyhine açılan rücuan tazminat davasının olduğu anlaşılmakta olup, bu davada esas alınan kusur oran ve aidiyetlerinin ise eldeki davada esas alınan kusur oranlarından farklı olması karşısında, aynı kazadan dolayı farklı oranlarda kusur belirlenmesinin ve bu kusurlara göre farklı oranlara dayalı olarak sorumluluk tesisinin mümkün olmadığı dikkate alınarak, aralarında bağlantı olduğu anlaşılan iki dosyanın birleştirilmesi suretiyle, yargılamasının birlikte yapılarak kusur oranlarındaki çelişkilerin usulüne uygun şekilde giderildikten sonra oluşacak sonuca göre bir karar tesisi gerekirken, yazılı şekilde ve kusur raporları arasındaki çelişkiler giderilmeksizin karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

4.Kabule göre de, asıl dava, sigortalıya bağlanan gelir ve geçici iş göremezlik ödemesinin, birleşen dava ise, sigortalıya yapılan tedavi giderlerinin davalıdan tahsiline ilişkin olup, birleşen dava tarihinin 6111 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 28.02.2011 tarihinden sonra açıldığı gözetildiğinde, her bir davanın ayrı ayrı varlığını devam ettirdiği ve asıl ve birleşen davalar bakımından ayrı ayrı hüküm verme zorunluluğuna uyulmaksızın karar verildiği anlaşılmakta ise de, redde konu edilen tutarın asıl davada mükerrer talep edildiği anlaşılan geçici iş göremezlik ödeneğine ve birleşen davada da tedavi giderine yönelmiş olması karşısında belirtilen usuli eksiklik sonuca etkili görülmemiş ve bozma nedeni sayılmamıştır.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine,

Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, gönderilmesine,

19.09.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

sürecibozmadancevapkarartemyizyargılamavı.kararımahkemesiderecebozulmasınasonrakibozma

Kaynak: karar_yargitay

Taranan Tarih: 25.01.2026 16:34:06

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim