Karar Detayı

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

10. Hukuk Dairesi

Daire / Kategori

Yargıtay Kararı

Esas No

2023/387

Karar No

2023/715

Karar Tarihi

26 Ocak 2023

MAHKEMESİ: ... Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi

SAYISI: 2022/2341 E., 2022/3124 K.

DAVALILAR: 1 Makbule ...

2 ... vekilleri Avukat ...

3 ... vekili Avukat ...

DAVA TARİHİ: 28.02.2017

KARAR: Esastan Ret

İLK DERECE MAHKEMESİ: Denizli 4. İş Mahkemesi

SAYISI: 2017/100 E., 2022/283 K.

Taraflar arasındaki hizmet tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf istemlerinin esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalılara ait evlerde haftanın 4 günü temizlik ve yemek işinde çalıştığını, her iki davalının da müvekkiline ayrı ayrı aylık 600 TL maaş verdiği, müvekkilinin davalılara ait evde yaklaşık 17 yıl çalıştığını, çalıştığı sürece maaşını aldığı fakat davalıların müvekkilinin sigortasını bildirmediklerini, müvekkilinin 21.02.2017 tarihinde evlendiğini ve bu nedenle ...'a gidecek olması nedeniyle işten ayrılmak zorunda kaldığı, müvekkilinin davalılar yanında yaklaşık 17 yıl çalıştığı, davalılar tarafından müvekkiline ait kıdem ve ihbar tazminatlarının da ödenmediği, davalıların internet üzerinden yaptıkları alış verişleri evde müvekkilinin teslim aldığını ve bu nedenle ...,... kargo şirketlerinden davalılara ait gönderilerin istenilmesini talep ettiklerini, davalılardan... 'nın müvekkilimize yardım amaçtı Anadolu Hayat Emeklilikten bireysel emeklilik poliçesi yaptırdığı, bu poliçe primlerinin davalı ...'ya ait ... nolu iş bankası kredi kartından ödendiğini, bireysel emeklilik ile ilgili poliçenin başlangıç tarihinin 03.12.2008 olduğu, bu poliçe ödemesinin davalılar tarafından yapılıyor olması bile, müvekkilinin davalılar yanında çalıştığının göstergesi olduğu, müvekkilinin defalarca sigortasının yapılmasını talep etmesine rağmen davalıların müvekkiline sigorta yaptırmadığı ve özetle müvekkilinin davalıların yanında 15.09.2000 tarihinden 31.12.2017 tarihine kadar her bir davalı için ayrı ayrı haftanın 2 günü olmak üzere çalıştığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

II. CEVAP

1.Davalı ... ve Makbule ... vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının müvekkilin evine temizlik, ütü vs. ev hizmeti işleri için davacının iddia ettiği gibi 15.09.2000 tarihinde değil 2008 yılı aralık ayında gelmeye başladığı, davacı davalı müvekkillerin evine sadece ev hizmeti maksadı ile geldiği, ancak davacının iddia ettiği gibi müvekkillere ayrı ayrı düzenli olarak yani her hafta 2 şer gün şeklinde gelmediği, davacı tarafın davalı müvekkillerin evine bazı haftalar hiç gelmediği, bazı haftalar ise 2 gün geldiği ayrıca tam zamanlı da değil, kısmi zamanlı çalıştığı, yani kısaca davacının davalı müvekkillerinin evinde ev hizmeti maksadı ile çalışmasının sürekli ve düzenli nitelikte olmadığı, davacıya geldiği günlerin karşılığı olarak günlük kendisine en son 110 TL para ödendiğini, 2008 yılı ve devamında ev hizmetlerinde düzenli ve sürekli nitelikte çalışmanın sigorta kapsamında tutulmuş olması ve davacının davalı müvekkillerin evinde çalışmasının da sürekli ve düzenli nitelikte sayılamamasından dolayı davalı müvekkillerin istemelerine rağmen davacının sigortası yaptırılamamıştır ki bunun için SGK'ya başvurulduğunda bu kapsamda çalışanların sigorta kapsamında olmadığının kendilerine söylendiği ve bu nedenle sigortasının yaptırılamadığı, bunun yanında davacı da kendisine sigorta yapılmasını istemediği ve sigorta yapılacak ücretin günlük olarak kendi ücretine eklenerek kendisine verilmesini talep ettiğini, davalı müvekkillerin yasal engel dolayısıyla davacının sigorta girişini yaptıramamış olmalarının verdiği vicdani rahatsızlık nedeniyle davacıya bireysel emeklilik yaptırarak geleceğine katkı sağlamak istediklerini, söz konusu bireysel emekliliğin başladığı tarih aynı zamanda davacının davalı müvekkillerin evine ev hizmeti dolayısıyla gelmeye başladığı tarihtir, davalılar bununla da kalmamış, yasal engel dolayısıyla davacının sigortasının yapılamaması nedeniyle geldiği günlere ilişkin günlük ücretine ortalama bir sigorta prim miktarı ekleyerek davacının isteği üzerine kendisine ödeme yaptıklarını, kabul etmemekle birlikte; ev hizmetlerinde çalışan kişilerin her halükarda 17.04.2008 tarih ve 5754 sayılı Kanun'un dördüncü maddesi ile 5510 sayılı Kanun'un altıncı maddesinin c bendinde yapılan düzenlemeden önce sigortalı kapsamında sayılmadıkları, bu nedenle kabul edilmemesine rağmen davacının çalışmasının Sayın Mahkemeniz tarafından davacının iddiaları doğrultusunda 15.09.2000 tarihinde kabulü durumunda 15.09.2000 17.04.2008 tarihleri arasındaki çalışmasının sigorta kapsamında sayılmadığından her halükarda reddinin gerektiği, ayrıca davalı müvekkillerin söz konusu dönem içerisinde davacının sigortasını yaptırmak istemesine rağmen Kurum tarafından sigorta kapsamında görülmediğinden sigorta girişinin yapılmadığı, davalı müvekkiller açısından yasal bir ifa imkansızlığının söz konusu olduğu ve izah edilen nedenlerle; davalı müvekkillerine yönelik haksız, yersiz ve kötüniyetli olarak açılan iş bu davanın davalı müvekkiller lehine olarak ayrı ayrı reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı üzerine bırakılmasına karar verilmesini savunmuştur.

2.Davalı SGK vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın zamanaşımı yönünden reddine karar verilmesini, davacının 15.09.2000 31.01.2017 tarihleri arasındaki hizmet tespiti talebinin 5 yıllık zamanaşımına uğradığını, davacı tarafın dava dilekçesinde, vekil eden Kurumu davalı olarak gösterdiği, davacının iyiniyetli olmadığı, davacının haftanın 4 günü, 17 yıl boyunca 2 ayrı ev işinde çalıştığını davalı işyerinde çalıştığını ancak sigortasının taleplerine rağmen 17 yıldır yatırılmadığını iddia ettiği, mevzuat hükümleri uyarınca davacı çalışanın da Kuruma çalışma bildirimi yapma zorunluluğu bulunduğu, davacı eğer gerçekten çalışmış ve bu duruma göz yummuşsa iyi niyetli olmadığı, işten ayrıldıktan sonra dava açarak hakkı kötüye kullandığı, gerçekten çalışmış veya çalışmamış kişilerin aradan geçen bunca yıl için tespiti çok güçtür ki bu hususta davacının kusurunun bulunduğu, davacının davalılara ait evlerde sigortasız çalışmış olduğu yönündeki iddiasını da kabul etmediklerini, bir kişinin bunca zaman çalıştığı halde işe giriş bildirgesinin bile verilmemiş olmasının hayatın olağan akışına uygun olmadığı, işe giriş bildirgesinin Kuruma verilmesine karşın yasal diğer belgelerin bulunmadığı durumlarda çalışma olgusunu ortaya koyabilecek inandırıcı ve yeterli kanıtlar aranması gerektiği ve özetle haksız olarak açılan davanın reddine yargılama gideri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yüklenmesine karar verilmesini savunmuştur.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; taraflar arasında davacının ev hizmetlerinde çalıştığı yönünde ihtilaf yoktur. Ancak davacının çalışmaya başladığı tarihler ve davalılar evlerinde çalıştığı süreler konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır. Davacının taleplerinin her bir davalı yönünden ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekmektedir. Buradan hareketle davacı tarafından davalı ...'nın evinde ayda sekiz gün, davalı ... ...'nun evinde ayda sekiz gün ev hizmetlerinde çalışıldığı iddiası bir an için kabul edilse bile yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere 506 sayılı Kanun ve 5510 sayılı Kanun gereğince sigortalı olma koşullarını sağlamadığı anlaşılmakla davanın reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B.İstinaf Sebepleri

Davacı vekilinin istinaf dilekçesinde özetle; İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, hatalı karar verildiğini, Kurum işlemlerinin yerinde olmadığını, davacının çalışmalarının 5510 sayılı Kanun'un 4/1 a bendi kapsamında tüm sigorta kollarına tabi olarak sigortalı sayılması gerektiğini beyan ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın kabulünü istemiştir.

C. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "Somut uyuşmazlıkta, davacının her bir davalı yanında haftada 2 gün ev hizmetlerinde çalıştığı açıktır. Bu nedenle, 5510 sayılı Kanun'un 4/1 a bendi kapsamında tüm sigorta kollarına tabi olarak sigortalı sayılamayacağına ilişkin ilk derece mahkemesi kararı yerinde olup, dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında, mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1 b.1 maddesi gereğince esastan reddine " karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

Davacı vekili temyiz dilekçesinde; istinaf gerekçelerini tekrarla kararın bozulmasını istemiştir.

C. Gerekçe

  1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme

Uyuşmazlık, hizmet tespiti istemine ilişkindir.

  1. İlgili Hukuk

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri ile 506 sayılı Kanun'un 79/10 maddesi ve 5510 sayılı Kanun'un 86/9 uncu maddesi hükümleridir.

  1. Değerlendirme

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 08.07.2009 tarihli, 2009/21 286 Esas ve 2009/328 Karar sayılı ilamında ayrıntıları açıklandığı üzere; bir davanın birden fazla kişi tarafından veya birden fazla kişi aleyhine açılabilmesi için, aynı tarafta yer alanlar arasında hukuksal bir bağlantının bulunması gerekir. Hukukumuzda, bu bağlantı, karşılığını, dava arkadaşlığı kurumunda bulmaktadır. Dava arkadaşlığı, zorunlu ve ihtiyari dava arkadaşlığı olmak üzere iki ana başlık altında ve zorunlu dava arkadaşlığı da yine kendi içinde maddi ve şekli olmak üzere ikili ayrımla düzenlenmekte olup, anılan kavramların açıklanmasında yarar vardır.

Dava konusu olan hak, birden fazla kişi arasında ortak olup da, bu hukuki ilişki hakkında, mahkemece, bütün ilgililer için aynı şekilde ve tek bir karar verilmesi gereken hallerde, dava arkadaşlığının maddi bakımdan mecburi olduğunun kabulü gerekir. Diğer bir ifadeyle, bir hakkın, birden fazla kişi tarafından, birlikte veya birden fazla kişiye karşı kullanılmasının zorunlu olduğu hallerde, bu hak dava konusu edildiği zaman, o hakla ilgili birden fazla kişi zorunlu dava arkadaşı durumundadır. Dava arkadaşlığının hangi hallerde mecburi olduğu maddi hukuka göre belirlenir. Zorunlu dava arkadaşlığında; dava arkadaşları arasındaki ilişki çok sıkı olduğundan, davada birlikte hareket etmek durumundadırlar. Mahkeme ise, dava sonunda, zorunlu dava arkadaşlarının hepsi hakkında aynı ve tek bir karar verecektir. Zorunlu dava arkadaşlığında, dava konusu olan hak tektir ve dava arkadaşı sayısı kadar müddeabih bulunmamaktadır.

Bazı hallerde ise, birden fazla kişiye karşı birlikte dava açılmasında maddi bir zorunluluk olmadığı halde, kanun; gerçeğin daha iyi ortaya çıkmasını, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin doğru sonuca bağlanmasını sağlamak için, birden fazla kişiye karşı dava açılmasını usulen zorunlu kılmıştır ki, bu durumda şekli bakımdan mecburi dava arkadaşlığı söz konusudur. Böyle bir davada, dava arkadaşları hakkında tek bir karar verilmesi veya dava arkadaşlarının hep birlikte ve aynı şekilde hareket etme zorunluluğunun varlığından söz edilemez.

Açıklanan bu mecburi dava arkadaşlığı halleri dışında ise, dava arkadaşlığı ihtiyaridir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 57 nci maddesinde; “Birden çok kişi, aşağıdaki hâllerde birlikte dava açabilecekleri gibi aleyhlerine de birlikte dava açılabilir:

a) Davacılar veya davalılar arasında dava konusu olan hak veya borcun, elbirliği ile mülkiyet dışındaki bir sebeple ortak olması.

b) Ortak bir işlemle hepsinin yararına bir hak doğmuş olması veya kendilerinin bu şekilde yükümlülük altına girmeleri.

c) Davaların temelini oluşturan vakıaların ve hukuki sebeplerin aynı veya birbirine benzer olması.” şeklinde düzenleme getirilmiştir.

Şu durumda; maddede açıkça sayılan, dava konusu hak ve borcun ortak olması, birden fazla kişinin ortak bir işlem (örneğin sözleşme) ile borç altına girmiş olması, davanın birden fazla kişi hakkında aynı veya benzer sebepten doğmuş olması hallerinde, birden çok kimsenin birlikte dava açması olanaklı olduğu gibi, birlikte aleyhlerine de dava açılabilir.

Alacaklının müteselsil borçluların tümüne veya bunlardan bazısına karşı alacak davası açtığı hallerde davalı müteselsil borçlular; yine, mirasçılar miras bırakanın borçlarından müteselsilen sorumlu olduklarından, birden fazla mirasçıya karşı alacak davası açılması halinde davalı mirasçılar; birden çok kişinin aynı sözleşmeyle borç altına girdiği hallerde bölünebilen bir borç nedeniyle birden çok kişiye karşı birlikte dava açılması halinde, bu kişiler; arasındaki ilişki ihtiyari dava arkadaşlığıdır.

Davanın, birden fazla kişi hakkında aynı veya benzer sebepten doğması haline gelince; aynı sebepten maksat, yalnız hukuki sebep olmayıp, bir olaya, yani aynı vakıaya ve fakat farklı hukuki sebeplere dayanılarak da birden fazla kişinin dava açması veya dava edilmesi olanaklıdır. Örneğin, sebepsiz iktisap hükümlerine göre sorumlu olan kişilere karşı ve haksız fiili birlikte işleyen kişilere karşı birlikte dava açılabilir. Burada da ihtiyari dava arkadaşlığı söz konusudur.

Öte yandan, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 166 ncı maddesinin 4 üncü fıkrasında “Davaların aynı veya birbirine benzer sebeplerden doğması ya da biri hakkında verilecek hükmün diğerini etkileyecek nitelikte bulunması durumunda, bağlantı var sayılır.”, 2 nci fıkrada da; “Davalar, ayrı yargı çevrelerinde yer alan aynı düzey ve sıfattaki hukuk mahkemelerinde açılmış ise bağlantı sebebiyle birleştirme ikinci davanın açıldığı mahkemeden talep edilebilir. Birinci davanın açıldığı mahkeme, talebin kabulü ile davaların birleştirilmesine ilişkin kararın kesinleşmesinden itibaren, bununla bağlıdır.”denilmektedir.

Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; iki farlı işverene karşı açılan eldeki dava farklı dönemlere ilişkin hizmet tespiti istemli olup, yasal dayanağını Medeni Kanundan almamakta ve birden fazla işverene karşı farklı dönemlere ilişkin tek hizmet tespiti davası açılması gereğini ortaya koyan herhangi bir yasal düzenleme bulunmamaktadır.

O halde, davalı işverenler arasında maddi yada şekli anlamda zorunlu dava arkadaşlığının varlığından söz edilemeyeceği gibi, ihtiyari dava arkadaşlığının varlığını kabule olanak sağlayan unsurlar da mevcut değildir.

Diğer taraftan, kabul edilecek çalışma dönemleri her davalı açısından ayrı bir mükellefiyet doğuracağından talepler arasında da hukuki veya fiili bir irtibat bulunmamaktadır.

Açıklanan durum karşısında, aralarında zorunlu ya da ihtiyari dava arkadaşlığı bulunmayan davalılara karşı, aralarında hukuki ve fiili irtibat bulunmayan taleplerle tek hizmet tespiti davası açılmasını haklı kılacak açık bir yasal düzenleme ve geçerli hukuksal bir nedenin varlığından söz edilemez. Hizmet tespiti davalarının kamu düzenine ilişkin olduğu da gözetildiğinde, mahkemece resen araştırma yapılabileceğinden, yargılamanın sağlıklı olarak yürütülebilmesi ve uyuşmazlığın kolaylıkla çözüme ulaştırılabilmesi için her davalı işveren için açılan davanın ayrılarak karar verilmesi gerekir.

Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular dikkate alınarak, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 167 nci maddesinin “Mahkeme, yargılamanın iyi bir şekilde yürütülmesini sağlamak için, birlikte açılmış veya sonradan birleştirilmiş davaların ayrılmasına, davanın her aşamasında, talep üzerine veya kendiliğinden karar verebilir. Bu durumda mahkeme, ayrılmasına karar verilen davalara bakmaya devam eder.” hükmü gözetilerek, davaların ayrılması her bir dava yönünden ayrı ayrı hüküm kurulması gerekirken, hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizdir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

  1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,

  2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

Peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine,

26.01.2023 gününde oybirliğiyle karar verildi.

...

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

kararistinafcevaptemyizkaldırılmasınavı.kararımahkemesiderecebozulmasınaortadan

Kaynak: karar_yargitay

Taranan Tarih: 25.01.2026 17:42:19

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim