Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
10. Hukuk Dairesi
Yargıtay Kararı
2023/6532
2023/6819
13 Haziran 2023
MAHKEMESİ: İş Mahkemesi
SAYISI: 2021/94 E., 2022/155 K.
KARAR: Kabul
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen 4447 sayılı Kanun'un geçici 10 uncu maddesinde yer alan teşvik indiriminden faydalandırılmak için verilen belgelerin kurumca işleme alınması gerektiğinin tespiti davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, dairece İlk derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne dair, karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı, davalı Kurum vekili tarafından vekili tarafından temyiz edilmekle;kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesi ile; müvekkilinin SGK nezdinde 2 1396 0101 1037242 027 09 36 işyeri sicil numarasında kayıtlı olduğunu, bu başvurunun Sosyal Güvenlik Kurumunun 18.03.2015 tarih ve 2015/10 sayılı Genelgesi gerekçe gösterilerek haksız olarak reddedildiğini, davalı Kurumun, ilgili Genelge ile 6111 sayılı Kanun ile tanınan hakları kısıtlamakta ve ortadan kaldırmakta olduğunu, kurumlar tarafından çıkarılan genelgelerin kanunlara ve emredici hükümlere aykırı hükümler barındıramayacaklarını, genelge karşısında kanunun emredici hükümlerinin uygulanacağı hususunun hukukun temel kaidelerinden birini oluşturduğunu, ilgili Genelgenin teşvik hakkını kaldıran düzenlemesinin yok hükmünde olduğundan bu düzenlemeye dayanarak Kurum tarafından yapılan işlemlerin kanuna ve hukuka aykırı olduğunu, bu nedenle davalı Kurumun 6111 sayılı Kanun ile davacıya verilen hakkı tanımayarak, bu hakkı talep ettikleri başvurularının reddi yönündeki işleminin iptali ile teşvikten yararlanma haklarının tespiti ve ilgili başvuruları doğrultusunda 6111 sayılı Kanun ile taraflarına tanınan teşvik hakkından yararlandırılmalarını talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafından kuruma verilen dilekçenin 6111 sayılı Kanun'la yapılan sigorta prim desteği düzenlemelerinin uygulanmasına esas olmak üzere başvuru tarihinde 2011/45 sayılı genelgenin yürürlükte olduğunu, bu genelgenin "4.1.1 Destekten yararlanılabilmesi için gerekli genel şartlar" başlığı altında (g) bendinde "Aylık prim ve hizmet belgesinin kurumumuza yasal süresi içinde gönderilmesi" bölümünde " 4447 sayılı Kanun'un geçici 10 uncu maddesinde öngörülen sigorta primi işveren hissesi desteğinden yararlanılabilmesi için 6111 Kanun numarası seçilmek suretiyle düzenlenmiş olan aylık prim ve hizmet belgesinin yasal süre içinde kuruma verilmiş olması gerekmektedir." hükmünün bulunduğunu bu nedenlerle de yersiz ve haksız açılmış olan davanın reddine, yargılama ve vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesi, 03.05.2017 tarihli ve 2016/233 Esas, 2017/70 Karar sayılı kararı ile "...Davacı şirketin aynı anda yürürlükte bulunan birden fazla sigorta primi teşviki kapsamında olup olmadığı uyuşmazlık konusu olmayıp, uyuşmazlığın, davalı kurumun genelge ile sigorta primi teşvikinden yararlanma hakkına sınırlama getirip getiremeyeceği noktasında toplandığı ortadadır. İdare, yasa koyucu tarafından çıkartılan kanunların uygulama usul ve esaslarını belirlemek için düzenleyici işlemler yapabilirse de kanunlar tarafından belirlenen hakların sınırlanması sonucunu doğuracak şekilde düzenleyici işlemler yapamazlar. Bu nedenle, davalı kurumun 2015/10 sayılı Genelge ile davacı şirketin sigorta primi teşvikinden yararlanma hakkını sınırlandırmış olduğunun kabulü gerekmektedir. Davalı kurum tarafından, davacı şirketin 2015/10 sayılı Genelgenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra değişiklik talebinde bulunduğu gerekçesiyle, yasal olarak yararlanma hakkı olan sigorta primi teşvikinden yararlanmasını engelleyen işlemi yerinde olmadığından ve Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 13.12.2016 tarihli, 2016/7534 Esas ve 2016/14941 Karar sayılı ilamında yerel mahkemece davanın husumet yokluğu nedeni ile reddine yönelik verilen kararın işin esasına girilmesi gerektiğinden bahisle bozulduğu, yine Yargıtay 21. Hukuk Dairesi'nin 07.06.2016 tarihli, 2016/2042 Esas ve 2016/9370 Karar sayılı ilamında da yerel mahkemece verilen davanın kabulü yönündeki kararın onandığı dikkate alınarak, davanın kabulüne dair" karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
İstinaf kanun yoluna başvuran davalı SGK Başkanlığı vekili, 18.03.2015 tarih, 2015/10 sayılı genelge hükümleri karşısında davacının isteminin kabulüne olanak bulunmadığını belirterek, ilk derece mahkemesi kararının kalıdırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin, 28.02.2018 tarihli ve 2017/2278Esas, 2018/490 Karar sayılı kararı ile ,"...Dava konusu olayda, davacı işveren tarafından 2011/03 2014/12. aylara ilişkin olarak 6111 sayılı Kanun'la getirilmiş olan işveren primi teşviğinden yararlanmak üzere Kuruma verilen ek ve iptal bildirgelerin sözkonusu Genelgeye istinaden Kurumun 13.04.2015 tarih 5794033 sayılı işlemi ile reddedildiği anlaşılmaktadır.
Davacı şirketin aynı anda Yasa koyucu tarafından çıkartılan birden fazla işveren primi teşviki kapsamında olduğu uyuşmazlık konusu değildir.
Uyuşmazlık, Kurumun Genelge ile Yasa koyucu tarafından getirilen işveren teşvikinden yararlanma hakkına sınırlama getirip getiremeyeceği noktasında toplanmaktadır.İdareler Yasa koyucu tarafından çıkartılan Yasaların uygulama usul ve esaslarını belirlemek için düzenleyici işlemler yapabilir iseler de Yasalar tarafından belirlenen hakların sınırlanması sonucunu doğuracak şekilde düzenleyici işlemler yapamazlar. Söz konusu Genelge ile davacı şirketin işveren primi teşvikinden yararlanma hakkı sınırlandırılmıştır. Hal böyle olunca,davacı şirketin Genelgeden sonra değişiklik talebinde buluduğu gerekçesiyle Yasal olarak yararlanma hakkı olan işveren primi teşvikinden yararlanmasını engelleyen işlemi yerinde olmadığı gerekçesi ile işlemin iptaline karar verilmiştir.) Emsal yargıtay kararı ışığında karar ve gerekçesinde bir isabetsizlik bulunmadığı, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, vakıa mahkemesi hakiminin objektif, mantıksal ve hayatın olağan akışına uygun, dosyadaki verilerle çelişmeyen tespitlerine ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, karar ve gerekçesinde bir isabetsizlik bulunmadığı sonucuna varılarak yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. İlk Bozma Kararı
1.Bölge Adliye Mahkemesinin 28.02.2018 tarihli kararına karşı süresi içinde davalı SGK Başkanlığı vekilince temyiz isteminde bulunmuştur.
2.Dairemizin, 10.07.2018 tarihli ve 2018/4214 Esas, 2018/6526 Karar sayılı Kararı ile, "27.03.2018 günlü 30373 (mükerrer) sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 7103 sayılı Vergi Kanunları İle Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 70 inci maddesi ile 5510 sayılı Kanun'a eklenen Ek 17 nci maddesi ile prim teşviki, destek ve indirimlerinden yararlanabileceği halde yararlanmayan işverenlere belirlenen şartlarda prim teşviki, destek ve indiriminden istifade etme imkanı tanınmıştır. Ek 17 nci maddede aynen; “Bu Kanun veya diğer kanunlarla sağlanan prim teşviki, destek ve indirimlerinden yararlanılabileceği halde yararlanılmadığı ay/dönemlerde gerekli tüm koşulların sağlanmış olması ve yararlanılmayan ayı/dönemi takip eden altı ay içerisinde Kuruma müracaat edilmesi şartlarıyla, başvuru tarihinden geriye yönelik en fazla altı aya ilişkin olmak üzere, yararlanılmamış olan prim teşviki, destek ve indirimlerinden yararlanılabilir veya yararlanılmış olan prim teşviki, destek ve indirimleri başka bir prim teşviki, destek ve indirimi ile değiştirilebilir.
Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önceki dönemlere ilişkin olmak üzere tüm şartları sağladığı halde bu Kanun veya diğer kanunlarla sağlanan prim teşviki, destek ve indirimlerinden yararlanmamış işverenler ile bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yararlanılan prim teşviki, destek ve indirimlerin değiştirilmesine yönelik talepte bulunan işverenler tarafından en son bu maddenin yürürlük tarihini takip eden aybaşından itibaren bir ay içinde Kuruma başvurulması halinde, yararlanılmamış olan prim teşviki, destek ve indirimlerinden yararlanılabilir veya yararlanılmış olan prim teşviki, destek ve indirimleri başka bir prim teşvik, destek ve indirimi ile değiştirilebilir.
Bu maddenin ikinci fıkrası kapsamında talepte bulunan işverenlere iade edilecek tutar, maddenin yürürlük tarihinden önce talepte bulunanlar için maddenin yürürlük tarihini takip eden aybaşından, yürürlük tarihinden sonra talepte bulunanlar için ise, talep tarihini takip eden aybaşından itibaren kanuni faiz esas alınmak suretiyle hesaplanarak bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihi takip eden takvim yılı başından başlayarak üç yıl içinde ödenir. Ödeme, öncelikle bu Kanunun 88 inci maddesinin on dört ve on altıncı fıkralarına göre muaccel hale gelmiş prim ve her türlü borçlardan, sonrasında ise ilgili kanunlar uyarınca yapılandırma veya taksitlendirme de dâhil olmak üzere müeccel haldeki prim ve her türlü borçlarından mahsup yoluyla gerçekleştirilir. Ancak, üç yıl sonunda ilgili kanunları gereği yapılandırılma veya taksitlendirilme sebebiyle vadesi gelmemiş taksit ödemelerinden peşinen mahsup edilir. Kuruma borcu bulunmayan işverenlere altı ayda bir eşit taksitlerle iade yapılır.
Görülmekte olan davalarda ayrıca bir başvuru şartı aranmaksızın, dava öncesi yapılan idari başvuru tarihinden itibaren işleyecek kanuni faiziyle birlikte hesaplanacak tutar üçüncü fıkra hükümlerine göre mahsup veya iade edilir. Mahkemelerce, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış davalarda davanın konusuz kalması sebebiyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilir. Yargılama giderleri idare üzerinde bırakılır ve vekâlet ücretinin dörtte birine hükmedilir. Ayrıca, ilk derece mahkemelerince verilen kararlar hakkında Sosyal Güvenlik Kurumunca kanun yollarına başvurulmaz ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılan kanun yolu başvurularından vazgeçilmiş sayılır." şeklinde düzenleme getirilmiştir.
Mahkemece, yukarıda açıklanan ve karar tarihinden sonra yürürlüğe giren Ek m.17 hükmüne göre, maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış davaların konusuz kalacağı ancak bu konuda karar verme yetkisinin ilk derece mahkemesi'ne ait olduğu, Sosyal Güvenlik Kurumu'nun temyiz talebinin de bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiğinden anılan yasa maddesi kapsamına göre bir karar verilmesi gerekir." denilmiştir.
B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesinin 22.10.2018 tarihli ve 2018/194 Esas, 2018/353 K. sayılı kararı ile; dava konusu olayda, davacı şirket tarafından 2011/03 2016/03 ayları arası dönemleri için 6111 sayılı Kanun ile 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu'na eklenen geçici 10 uncu maddesindeki sigorta primi teşvikinden yararlanmaya yönelik 03.06.2016 tarihli ve 799355 sayılı işlem ile başvuruda bulunulduğu, davalı kurumun 11.07.2016 tarihli 9425810 sayılı işlemle başvurularının 2015/10 sayılı genelgenin yayım tarihinden önce olmadığından işleme alınmadığının bildirildiği ve işbu kararın iptali ile davacının başvurularının işleme alınması gerektiğinin tespiti talepli huzurdaki davanın açılmış olduğu görülmüş, Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin ilamında yer verilen 7103 sayılı Kanun ile 5510 sayılı Kanun'a eklenen Ek.17 nci madde hükmü gereğince davanın konusuz kalması nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına dair karar verilmiştir.
C.2 nci Bozma Kararı
1.İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2.Dairemizin verdiği son bozma kararı ile; "Mahkemece dikkate alınan bozma ilamı ve 5510 sayılı Kanun'un ek 17 nci maddesinin 4 üncü fıkrası hükmündeki “Görülmekte olan davalarda, ayrıca bir başvuru şartı aranmaksızın, dava öncesi yapılan idari başvuru tarihinden itibaren işleyecek kanuni faiziyle birlikte hesaplanacak tutar üçüncü fıkra hükümlerine göre mahsup veya iade edilir. Mahkemelerce, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış davalarda davanın konusuz kalması sebebiyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilir. Yargılama giderleri idare üzerinde bırakılır ve vekâlet ücretinin dörtte birine hükmedilir. Ayrıca, ilk derece mahkemelerince verilen kararlar hakkında Sosyal Güvenlik Kurumu'nca kanun yollarına başvurulmaz ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılan kanun yolu başvurularından vazgeçilmiş sayılır.” İbaresinin iptali için Anayasa Mahkemesi'ne başvuruda bulunulmuş ve Anayasa Mahkemesi'nce 19.02.2020 gün ve 2018/139 E. 2020/12 K. sayılı karar ile bu hükmün iptaline karar verilmiş ve karar 05.05.2020 tarih ve 31118 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır.
Anayasa'nın 153 üncü maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazete'de yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir. Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının yasama, yürütme ve yargı organları, idari makamlar, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 33 üncü maddesi hükümlerine göre, Türk hukukunu re'sen uygulamakla yükümlü olan mahkemelerin ve giderek Yargıtay’ın iptal kararı ile yok hükmünde olan ve böylece yürürlükten kalkan bir yasa maddesine dayanarak inceleme yapma ve karar verme yetkilerinin bulunmadığının kabulü doğal olup, bu yönde bir uygulama yapılmasına imkânı yoktur. Belirtilmelidir ki, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararları, bozma kararları ile oluşan usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler. Buna göre; usuli kazanılmış hak gereğince uygulanması gereken bir kanun maddesi Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiği taktirde artık usuli kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ortaya çıkan yeni hukuki duruma göre karar verilir. Şu halde, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararı karşısında, yeni oluşan durumun kesin hüküm halini almamış derdest tüm davalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır.
Eldeki davada ise, mahkemece yazılı şekilde karar verilmiş ise de, 5510 sayılı Kanun'un ek 17 nci maddesinin 4 üncü fıkrasının iptali ile oluşan bu yeni durumun dikkate alınması ve davaya konu uyuşmazlığa ilişkin yasal dayanaklar ve teşvik hükümlerinden faydalandırılması veya fazla ödenen tutarların iadesi/mahsubu istemleri bakımından yasal tüm şartların varlığı incelenmeli ve sonucuna göre işin esası hakkında bir karar verilmelidir. denilerek karar 2 nci kez bozulmuştur.
D. İlk Derece Mahkemesince 2nci Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 13.04.2021 tarihli bozma ilamına uyulmasına karar verilerek yapılan yargılamada;
"Davanın tarafları arasındaki uyuşmazlığın, davacı şirketin 6111 sayılı Kanun ile 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu'na eklenen geçici 10 uncu madde ve Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmenliği'nin 103/4 f maddesi hükümlerine dayanarak geçmiş dönemlere ilişkin olarak sigorta prim teşvikinden yararlanmak için yaptığı başvurunun, davalı kurum tarafından reddedilmesi nedeniyle, davalı kurum kararının iptalinin mümkün olup olmadığı ve davacı şirketin ilgili yasa ve yönetmelik hükümleri çerçevesinde sigorta prim teşviki uygulamasında geçmiş dönemler bakımından yararlanma hakkı olup olmadığı noktasında toplandığı anlaşılmıştır.
Davacının belirttiği dönemler için 5510 sayılı Kanun'u 81/ 1 ı maddesi gereğince prim teşvikinden yararlandığı, davacının aynı dönemler için aynı zamanda 6111 sayılı Kanunla değişik 4447 sayılı Kanun'un geçici 10 uncu maddesindeki teşvikten yararlanma hakkına sahip olduğu iddiasında bulunduğu ve 5510 sayılı prim teşvikine ilişkin yapılan bildirimlerin iptal edilerek 4447 sayılı Kanun'a göre geçmiş dönem bildirimleri için prim teşvikinden yararlandırılmasını talep ettiği ve davalının da 2015/10 sayılı Genelge'ye dayanarak prim teşvikine ilişkin uygulanacak yasa hükmü seçildikten ve prim teşvikinden yararlandırıldıktan sonra artık bunun değiştirilemeyeceği gerekçesiyle yapılacak bir işlem olmadığını davacıya bildirdiği görülmüştür.
Davacı bu işlemin iptali ile verdiği dilekçenin işleme alınması gerektiğinin tespitini talep etmektedir. Esasen Genelge'den önce geçmişe yönelik prim teşvik değişikliklerinin kabul edildiği anlaşılmaktadır. 5510 sayılı Kanun'un 81. maddesinin ı bendi genel bir teşvik olup 4447 sayılı Kanun'un geçici 10 uncu maddesindeki teşvik ona nazaran özel bir teşviktir. Nitekim maddede "Bu maddeyle sağlanan destek unsuru, 5510 sayılı Kanun'un 81 inci maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendi uygulandıktan sonra kalan sigorta primlerinin işveren hisselerine ait oranı üzerinden, bu maddede belirtilen esaslar dikkate alınarak uygulanır" denilmektedir.
Diğer taraftan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği'nin 103/4 üncü maddesinde de, "Daha önce Kuruma belge türü veya kanun numarası hatalı seçilerek verilmiş olan aylık prim ve hizmet belgelerine ilişkin düzeltme amaçlı olarak yasal süresi dışında verilen aylık prim ve hizmet belgeleri, düzeltme ile fiili hizmet süresi zammı kazandırma hali hariç, belgede kayıtlı sigortalılar ve bu sigortalıların prim ödeme gün sayısı ile prime esas kazanç tutarının aynı olması kaydıyla, ayrıca incelemeye gerek kalmaksızın işleme alınır" hükmüyle hatalı olarak bildirilen APHB'nin düzeltilerek yeniden verilebilmesi sağlanmıştır.
Dava konusu somut olayda; davacı şirketin aynı anda yürürlükte bulunan birden fazla sigorta primi teşviki kapsamında olup olmadığı uyuşmazlık konusu olmayıp, uyuşmazlığın, davalı kurumun genelge ile sigorta primi teşvikinden yararlanma hakkına sınırlama getirip getiremeyeceği noktasından toplandığı ortadadır. İdare, yasa koyucu tarafından çıkartılan kanunların uygulama usul ve asaslarını belirlemek için düzenleyici işlemler yapabilirse de kanunlar tarafından belirlenen hakların sınırlanması sonucu doğuracak şekilde düzenleyici işlemler yapamazlar. Bu nedenle, davalı kurumun 2015/10 sayılı genelge ile davacı şirketin sigorta primi teşvikinden yararlanma hakkını sınırlandırılmış olduğunun kabulü gerekmektedir. Davalı kurum tarafından, davacı şirketin 2015/10 sayılı genelgenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra değişiklik talebinde bulunduğu gerekçesiyle, yasal olarak yararlanma hakkı olan sigorta primi teşvikinde yararlanmasını engelleyen işlemi yerinde olmadığından, yine, 5510 sayılı Kanun'un ek 17 nci maddesinin 4 üncü fıkrasının iptali ile oluşan bu yeni durumun dikkate alınması ve davaya konu uyuşmazlığa ilişkin yasal dayanaklar ve teşvik hükümlerinden faydalandırılması kapsamında yukarıda belirtilen Yargıtay bozma ilamına mahkememizce uyulmuş olup, belirtilen nedenlerle yerinde olmayan kurum işleminin iptali ile davanın kabulüne dair karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde, davalı Kurum vekili tarafından temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı temyiz dilekçesinde; kurumca yapılan işlemlerin yerinde olduğunu, aksine verilen kararın yerinde olmadığını belirterek, verilen kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
- Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, 4447 sayılı Kanun'un geçici 10 uncu maddesinde yer alan teşvik indiriminden faydalandırılmak için verilen belgelerin kurumca işleme alınması gerekip gerekmediğine ilişkindir.
- İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri aynı zamandda 331 inci maddesi ile birlikte, 4447 sayılı Sosyal Sigortaları ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun geçici 10 uncu maddeleri hükümleridir.
- Değerlendirme
1.Dava açıldıktan sonra meydana gelen bir olay nedeniyle dava konusunun ortadan kalkması; eş söyleyişle tarafların, davanın esası hakkında karar verilmesinde hukuki yararının kalmaması halinde, bu olayın hükümde göz önüne alınması ve Mahkemenin, davanın konusuz kalması nedeniyle esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekir. Dava tüm tarafları bakımından konusuz kalmadıkça inceleme yapılması ve uyuşmazlığın sonuçlandırılması gerekir.
2.Eldeki davada, mahkemece uyulan bozma ilamı sonrasında davacı şirketin davalı Kurumdan ek 17 nci maddenin ikinci fıkrası kapsamında başvurusunun varlığı sorulmuş ve davalı Kurumun cevabi yazısında davacı şirketin ek 17 nci maddesinin ikinci fıkrası kapsamında 23.05.2018 tarihinde başvuruda bulunduğu ve davacının davaya konu ettiği tüm dönemler bakımından 4447 sayılı Kanun'un geçici 10 uncu maddesinden faydalandırılmaya dair kuruma verdiği belgelerin işleme alındığı hususu ile birlikte davacının 12.10.2018 tarihli mahsuplaşma talebine göre mahsup işlemlerinin de gerçekleştirilmiş olduğunun belirtilmesi karşısında, davacı şirketin açtığı bu dava ile 4447 sayılı Kanun'un geçici 10 uncu maddesi hükümlerinden faydalandırılmaya yönelik olarak kuruma verilen belgelerin işleme alınmasını talep ettiğine göre, dava konusu istem bakımından davanın konusuz kalıp kalmadığı hususunun değerlendirilmesi ile sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
13.06.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_yargitay
Taranan Tarih: 25.01.2026 16:51:34