Karar Detayı

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

10. Hukuk Dairesi

Daire / Kategori

Yargıtay Kararı

Esas No

2023/1325

Karar No

2023/4643

Karar Tarihi

1 Ocak 2023

MAHKEMESİ: ... Bölge Adliye Mahkemesi 30. Hukuk Dairesi

SAYISI: 2022/3561 E., 2022/3746 K.

KARAR: Kısmen Kabul

İLK DERECE MAHKEMESİ: ... 30. İş Mahkemesi

SAYISI: 2021/206 E., 2022/250 K.

Taraflar arasındaki iş kazası nedeniyle vefat eden sigortalının yakınlarının maddi ve manevi tazminat istemi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne kısmen reddine karar verilmiştir.

Kararın davacılar ve davalı vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalının istinaf başvurusunun esastan reddine, davacıların istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararının davalı vekili tarafından temyiz edildiği; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacılar vekili dava dilekçesi ile; davacılar murisinin 29.06.2016 günü meydana gelen iş kazasında vefat ettiğini belirterek ... için 5.000,00 TL maddi, 50.000,00 TL manevi, ... için 5.000,00 TL maddi, 50.000,00 TL manevi, ... için 5.000,00 TL maddi, 50.000,00 TL manevi, ... için 5.000,00 TL maddi, 50.000,00 TL manevi tazminatın faizleri ile birlikte hüküm altına alınmasını talep ve dava etmiştir.

II. CEVAP

Davalı vekili cevap dilekçesi ile; davalı şirketin beton santrali imalat ve yedek parçaları işi yaptığını, ayrıca şubelerde imalat yaptığını, dışarıda başkalarına yaptırdığı ürünleri depoladığı Kazan İlçesinde bulunan bir deposunun mevcut olduğunu, ürünlerin müşterilere sevkiyatının da bu depolardan gerçekleştirildiğini, dava konusu olayın depo niteliğindeki bu yerde gerçekleştiğini, davalı şirkette tüm çalışanların sigortalı olduğunu, çalışanlara işçi sağlığı ve iş güvenliği eğitimi verildiğini, gerekli tedbirlerin alındığını, buna ilişkin ekipman ve teçhizat verildiğini, olay günü de tüm işçilere gerekli baret ve sait teçihzatlar dağıtılarak zimmetlerine verildiğini, ancak olay anında tanık olan diğer işçilerin beyanlarına göre vefat edenin verilen ekipmanları kullanmadığını, davalı şirketin tüm yasal yükümlülüklerini yerine getirdiğini, olayın depoda işçilerin montaj işi sırasında yaptığı hatadan kaynaklandığını, vefat edenin uyarıları dikkate almayarak çalışma alanını riskli ön görmeyerek güvenlik tedbiri almaksızın verilen ekipmanları da kullanmamak suretiyle 250 300 kg ağırlığındaki metal kapağın altında durmasının ölümle sonuçlandığını, meydana gelen kazada ölen işçinin tam kusurlu olduğunu beyanla haksız ve yersiz açılan davanın reddini talep etmiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;

Davanın kısmen kabulü ile;

1 Davacı ... için Toplam 64.838,17 TL maddi tazminatın kaza tarihi olan 29.06.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine,

2 Davacı ... için Toplam 8.891,18 TL maddi tazminatın kaza tarihi olan 29.06.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine,

3 Davacı ... için Toplam 39.268,59 TL maddi tazminatın kaza tarihi olan 29.06.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine,

4 Davacı ... için Toplam 10.626,55 TL maddi tazminatın kaza tarihi olan 29.06.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine,

5 Davacı ... için Toplam 50.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 29.06.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine,

6 Davacı ... için Toplam 40.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 29.06.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, fazla talebin reddine,

7 Davacı ... için Toplam 40.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 29.06.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, fazla talebin reddine,

8 Davacı ... için toplam 40.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 29.06.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, fazla talebin reddine, karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar ve davalı vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri

1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; hükme esas alınan 01.03.2022 tarihli bilirkişi raporunda hesaplanan tazminatlara esas alınan aylık ücret ve hesaplamaların hatalı olduğunu, davalı işveren tarafından sunulan ve kabul edilmiş olan ayrıca SGK kayıtlarında da yer alan ve peşin sermaye değeri hesaplamalarında esas alınmış olan aylık 2.084,19 TL brüt ücretin hesaplamalara esas alınması gerektiğini, Yerel Mahkemece ikinci ıslah dilekçesi sunulamayacağı gerekçesi ile 14.03.2022 tarihli dilekçelerinin dikkate alınmamasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, nitekim işbu davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığını, (2017/143 Esas sayılı dosyada) 07.10.2019 tarihinde 10.09.2019 tarihli bilirkişi raporu ve kendi hesaplamaları doğrultusunda arttırım talepli dilekçelerini dosyaya sunarak taleplerini arttırdıklarını, Yerel Mahkemenin, alınan son bilirkişi raporu doğrultusunda kesin talep sonucunu belirleyebilmeleri için taraflarına süre vermesi gerekirken 14.03.2022 tarihli dilekçeleri dikkate alınmadan karar verilmesinin hukuki dinlenilme hakkının ihlali niteliğinde olduğunu belirterek kararın kaldırılmasını vetalepleri doğrultusunda davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

2.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkemece cevap dilekçesinin ıslahı kapsamında genişletilen savunmaları dikkate alınmaksızın hüküm kurulduğunu, kusur aidiyeti yönünden yeniden inceleme yapılmadan hesap raporu alınarak, ıslah öncesi kusur oranı ve aidiyetinin belirlendiği bilirkişi raporundaki tespitler doğrultusunda hüküm kurulmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, kazanın meydana gelmesinde ağır kusurlu ... ile kazalı işçinin aldığı eğitimlere ve tecrübesi ile yaşının gerektirdiği tüm deneyimlere rağmen, müvekkili şirket yetkilisinin bunker kapağının sabitlenmesi yönündeki ikaz ve talimatlarına uymamaları, kendilerine tesis edilen koruyucu ekipmanları kullanmamaları, işverenin talimatlarına ve görevin gereklerine aykırı davranarak sabitleme pimlerini takmadan bunker kapağının montaj işlemini yapmaya çalışmaları neticesinde vahim kazanın meydana geldiğini, müvekkilince bir işverenin alabileceği tüm önlem ve tedbirlerin alındığına ilişkin cevap dilekçesindeki savunmaları saklı kalmak üzere, anılan tedbirler yönünden dosyada mübrez tüm raporların eksik incelemeye dayalı, birbiriyle çelişen hatalı hukuki değerlendirmelerden ibaret olduğunu, savunmalarına dikkat edilmeksizin eksik inceleme sonucu hatalı tespitlere yer verilen değerlendirmelere itibar edilerek müvekkili şirkete kusur atfedildiğini, işverenin gerekli tüm önlem ve tedbirleri aldığı, dosya kapsamında toplanan delillerden, tanık beyanları, zimmet tutanakları ve eğitim belgeleriyle ortaya konulmuş olmasına rağmen, bu durumla çelişkili şekilde söz konusu tanık beyanları ve tutanakların tamamı müvekkili şirketin aleyhine gibi değerlendirilerek işbu tedbirlerin alınmasının müvekkilinin hukuki sorumluluğunun tayini açısından etkilerinin göz ardı edildiğini, kazaya sebep olan üçüncü kişinin ağır kusurlu davranışının dikkate alınmadığını, müvekkili şirket yetkilisinin tüm iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerini almış olmasına rağmen işçilerin kendi dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranarak kazaya sebebiyet verdiği hususunun dosyada mübrez tüm raporlarda göz ardı edildiğini belirterek kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

C. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; İlk Derece Mahkemesinin 10.12.2019 tarih 2017/143 Esas, 2019/710 Karar sayılı kararının Dairelerinin 02.03.2021 tarih 2020/2292 E. ve 2021/535 K. sayılı kararı ile “…Taraflar arasında kusur oranı, ücret miktarı, hesap raporunun usulüne uygun hazırlanıp hazırlanmadığı, manevi tazminat miktarları konularında uyuşmazlık bulunmaktadır.

Zararlandırıcı olaya maruz kalan işçi, olay günü, davalıya ait işyerinin eklentisi niteliğindeki depoda çalışırken, bunker denilen ve kum stoklama için kullanılan makinanın beton kapağının üzerine düşmesi sonucu vefat etmiştir.

İnsan yaşamının kutsallığı çevresinde işverenin, işyerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77. maddesinin açık buyruğu iken, 4857 sayılı Kanun'un 77. ve devamı bir kısım maddeleri 30.06.2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 37. maddesiyle, 01.01.2013 tarihinde yürürlüğe girmek üzere yürürlükten kaldırılmış olup 6331 sayılı Kanun ile işverenin sağlık ve güvenlik önlemlerini alma yükümünü daha ayrıntılı bir biçimde düzenlemiştir.

Buna göre, 6331 sayılı Kanun’un "İşverenin Genel Yükümlülüğü" kenar başlıklı 4. maddesinde:

"İşveren, çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olup bu çerçevede;

a)Mesleki risklerin önlenmesi, eğitim ve bilgi verilmesi dahil her türlü tedbirin alınması, organizasyonun yapılması, gerekli araç ve gereçlerin sağlanması, sağlık ve güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara uygun hale getirilmesi ve mevcut durumun iyileştirilmesi için çalışmalar yapar.

b)İş yerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izler, denetler ve uygunsuzlukların giderilmesini sağlar.

c)Risk değerlendirmesi yapar ve yaptırır.

ç)Çalışana görev verirken, çalışanın sağlık ve güvenlik yönünden işe uygunluğunu gözönüne alır.

d)Yeterli bilgi ve talimat verilenler dışında ki çalışanların hayati ve özel tehlike bulunan yerlere girmemesi için gerekli tedbirleri alır." hükmü düzenlenmiştir.

Aynı Kanun’un 5. maddesinde de risklerden korunma ilkeleri düzenlenmiştir. Buna göre maddede, "İşverenin yükümlülüklerinin yerine getirilmesinde aşağıdaki ilkeler göz önünde bulundurulur:

a)Risklerden kaçınmak,

b)Kaçınılması mümkün olmayan riskleri analiz etmek,

c)Risklerle kaynağında mücadele etmek,

ç)İşin kişilere uygun hale getirilmesi için iş yerlerinin tasarımı ile iş ekipmanı, çalışma şekli ve üretim metotlarının seçiminde özen göstermek, özellikle tekdüze çalışma ve üretim temposunun sağlık ve güvenliğe olumsuz etkilerini önlemek, önlenemiyor ise en aza indirmek,

d)Teknik gelişmelere uyum sağlamak,

e)Tehlikeli olanı, tehlikesiz veya daha az tehlikeli olanla değiştirmek,

f)Teknoloji, iş organizasyonu çalışma şartları, sosyal ilişkiler ve çalışma ortamı ile ilgili faktörlerin etkilerini kapsayan tutarlı ve genel bir önleme politikası geliştirmek,

g)Toplu korunma tedbirlerine, kişisel korunma tedbirlerine öncelik vermek,

ğ)Çalışanlara uygun talimatlar vermek." hükmü yer almaktadır.

Görüldüğü üzere, işverenin çalışanlarla ilgili sağlık ve güvenliği sağlama yükümünün genel çerçevesi, 6331 sayılı Kanun’un 4. maddesinde çizilmiştir. Bu çerçevede işverenin, “çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü” olduğu belirtildikten sonra işverenin yapacağı ve uymakla yükümlü bulunacağı birtakım esaslara yer verilmiştir. Bunun gibi aynı Kanunun 5. maddesinde işverenin risklerden korunma sırasında uyacağı ilkeler, 10. maddede de, işyerinde sağlık ve güvenlik sağlanırken, işverenin yapacağı risk değerlendirmesi çalışmasında dikkate almakla yükümlü bulunduğu hususlar belirlenmiştir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 09/10/2013 tarih 2013/21 102 Esas, 2013/1456 Karar sayılı kararı).

Anılan düzenlemeler uyarınca davanın yasal dayanağı; zararlandırıcı sigorta olayının meydana geldiği tarihte yürürlükte bulunan 6331 sayılı Kanun’un 4. maddesidir.

İş kazalarından kaynaklanan tazminat davalarının özelliği gereği, 6331 sayılı Kanun’un 4. maddesinin öngördüğü koşulları gözönünde tutarak ve özellikle işverenin niteliğine göre, iş yerinde uygulanması gereken İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğü'nün ilgili maddelerini incelemek suretiyle, işverenin iş yerinde alması gerekli önlemlerin neler olduğu, hangi önlemleri aldığı, hangi önlemleri almadığı, alınan önlemlere işçinin uyup uymadığı gibi hususlar ayrıntılı bir biçimde incelenmek suretiyle kusurun aidiyeti ve oranı hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek biçimde belirlenmelidir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 16/06/2004 tarih ve 2004/21 365 Esas, 369 Karar sayılı ilamı da aynı yöndedir).

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesi gereğince, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren hallerde başvurulabilen bilirkişinin, meydana gelen iş kazasının ait olduğu iş kolunda uzman olması gerektiği de açıklamadan uzaktır.

Bu kapsamda somut olaya geldiğimizde, davacılar murisi Fikret Kürkcü’nün 29/06/2016 günü vefatı ile sonuçlanan iş kazasına ilişkin olarak taksirle ölüme neden olma suçundan açılan kamu davasında (Kahramankazan Asliye Ceza Mahkemesinin 2016/477 Esas sayılı dosyası) hükme esas alınan bilirkişi kurulu raporlarında müteveffa işçinin asli kusurlu olduğu, sanık Burhan Özdağ’ın tali kusurlu olduğu mütalaa edilmiş olup sanığın taksirle ölüme sebebiyet verme suçundan aldığı 1 yıl 8 ay hapis cezasına ilişkin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği anlaşılmaktadır. Eldeki davada ise ilk derece mahkemesince alınan ve aralarında A sınıfı iş güvenliği uzmanlarının bulunduğu bilirkişilerden teşekkül heyet raporunda; yukarıda bahsi geçen ceza soruşturması kapsamında iş güvenliği uzmanı Sevgi Canbulat ve Makine Mühendisi V. Bülent Oğuz tarafından düzenlenen bilirkişi raporu ile SGK Başmüfettişi Musa Çukur tarafından düzenlenen inceleme raporundaki kusur raporuna katılarak ve diğer bilirkişi görüşlerine iştirak edilmediği belirtilerek, %20 oranında işçi, %80 oranında işveren kusurlu bulunmuştur. Söz konusu bilirkişi kurul raporu denetime elverişli, kusurun aidiyeti ve dağılımı açısından yapılan değerlendirmeler ise isabetli bulunmaktadır.

Öte yandan, sigortalının ya da iş kazasında ölüm halinde hak sahiplerinin açtıkları maddi tazminat davalarında maddi zarar kazalının gerçek net ücreti üzerinden yapılacak hesaplama ile belirlenmelidir. Zararın belirlenmesinde sigortalı işçinin hesaba esas alınacak ücreti büyük önem taşır. Zira, hesap tarihine kadar bilinen ücretlerden, hesap tarihinden sonraki dönem için ise son ücreti baz alınarak bilinen dönem zararı hesaplanacak, gelecek dönem zararı da hükme en yakın tarihteki son ücretinin gelecek yıllar için %10 artış ve %10 iskontolama yapılarak bulunacaktır. Bu nedenle maddi tazminat davalarında ücretin belirlenmesi öncelikle halledilmesi gereken ön meseledir. Bu davalarda hesaplama en kötü ihtimal ile asgari ücretten yapılmalıdır. Asgari ücretin altındaki bir miktar üzerinden maddi zarar hesaplaması yapılamaz. Bu husus kamu düzenine ilişkin olup mahkemece yargılama sırasında re’sen dikkate alınmalıdır. Davacı tarafça asgari ücretin üzerinde ücret alma iddiasında bulunulmamış, ücret ile ilgili hiçbir belge ileri sürülmemiş ve işçinin ücreti kanıtlanamamış ise hesaplama asgari ücret üzerinden yapılır. Kural olarak yukarıda da değinildiği gibi işçi niteliksiz bir iş yapmakta ise, hesaplama asgari ücretten yapılır. Eğer işçinin işyerinde kaza anında usta, şef veya başkaca nitelikli bir eleman olarak çalıştığı ispatlanıyor ise, talebi üzerine ücretinin ilgili meslek kuruluşlarından sorulması ve buraca belirtilen emsal ücrete göre hesaplama yapılması gerekmektedir. İşverenin ödediği ücret bazen işçinin de imzasını taşıyan ücret bordroları ile belgelenmiş olabilir. Bu durumda, işçinin niteliğine, tecrübesine göre kendisine uygun bir ücret ödendiği anlaşılıyor ise bu belgeye dayanarak hesaplama yapılır. Aksi halde, ilgili meslek kuruluşlarından işçinin yaşı, kıdemi, niteliği belirtilerek emsal ücret araştırmasının yapılması gereklidir. İşçi toplu iş sözleşmesine tabi ise bunun da hesaplama sırasında göz önünde tutulması yine kamu düzenine ilişkin olup mahkemece gözetilmelidir. Kaza tarihi itibariyle asgari ücret alan işçinin ileride kıdemli ve usta işçi olarak daha yüksek ücretle çalışacağı ihtimaline göre hesap yapılamaz. Sigortalının veya onun ölümü halinde hak sahiplerinin açtıkları maddi tazminat davalarında sigortalının zararı kaza anındaki gerçek net ücreti üzerinden hesaplanmalıdır. İşçinin kazalandığı yerdeki son ücreti belli ise bilinmeyen dönemdeki diğer ücretleri bu son ücretinin asgari ücrete oranlanması ile tespit edilmelidir.

Hükme esas alınan bilirkişi raporunda, tespit edilen net ücretin nasıl tespit edildiği belirtilmemiştir. Ancak dosyaya sunulan 2016/05 dönemine ilişkin imzasız bordroda aylık ücret miktarı 2.084,19 TL/brüt olarak karşımıza çıkmaktadır. Somut uyuşmazlıkta, herhangi bir emsal ücret araştırmasının yapılmadığı da görülmektedir.

Öte yandan, tazminatın saptanmasında ise; zarar ve tazminata doğrudan etkili olan işçinin net geliri, PMF 1931 yaşama tablosundan tespit olunan bakiye ömrü, iş görebilirlik çağı, iş görmezlik ve karşılık kusur oranları, kurum tarafından bağlanan gelirin peşin sermaye değeri gibi tüm verilerin hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek şekilde öncelikle belirlenmesi gerektiği tartışmasızdır. Ayrıca, tazminat miktarının, işçinin olay tarihindeki bakiye ömrü esas alınarak aktif ve pasif dönemde elde edeceği kazançlar toplamından oluştuğu ise söz götürmez.

Başka bir anlatımla, olay tarihi ile hükme en yakın tarihe, diğer bir deyişle, hesap raporu tarihine kadar olan bilinen dönem zararının, işçinin günlük net geliri tespit edilerek bilinen dönemdeki kazancı mevcut veriler nazara alınarak iskontolama ve artırma işlemi yapılmadan hesaplanacağı, bilirkişi hesap raporu tarihinden 60 yaşın bitimine kadar olan bilinmeyen (aktif) dönem zararının, bilinen son kazancının yıllık olarak %10 arttırılıp %10 iskontoya tabi tutulması suretiyle hesaplanacağı, 60 yaşın bitiminde başlayıp bakiye ömrün bitimine kadar devam eden pasif dönemde elde edeceği kazançların ise ortalama yöntemine başvurulmadan, bilinen en son net ve asgari geçim indirimi eklenmemiş asgari ücret üzerinden yine yıllık bazda %10 arttırılıp %10 iskontoya tabi tutulacağı, işlemiş işleyecek dönem kazançlarının her yıl için ayrı ayrı hesaplanacağı Yargıtay'ın oturmuş ve yerleşmiş görüşlerindendir.

Gerçek zarar hesaplanması yönteminde, hak sahibi eşin kalan ömür süresi daha uzun olsa bile, destek süresi, sigortalının kalan ömrü ile sınırlı olup çocuklardan erkeğin 18, ortaöğretimde 20, yüksek öğretim durumunda 25 yaşını doldurduğu tarih itibarıyla gelirden çıkacağı kabul edilmeli, evlenme tarihine kadar gelire hak kazanacağı belirgin bulunan kızın, aile bağlarına, sosyal ve ekonomik duruma, ülke şartlarına ve yörenin töresel koşullarına göre evlenme yaşı değişkenlik arz ettiğinden bu konuda Türkiye İstatistik Kurumunca bölgelere göre hazırlanan istatistiklerden yararlanılmalıdır.

Bu ilkeler çerçevesinde somut olayda, ilk derece mahkemesince alınan bilirkişi hesap raporu doğrultusunda, davacı ...'nün üniversite eğitimine devam etmesi nedeniyle 25 yaşının ikmaline kadar destekten yoksun kalma tazminatı hesaplanması gerekirken, 22 yaşını ikmal ettiği tarihin esas alınması nedeniyle işlemiş kazanç dönemine ilişkin olarak yapılan hesaplamalar hatalı olmuştur. Davacının karşılanmayan zararlarının tazmin edilmesi gerektiğinden, bakiye alacak hesabı için denetime elverişli ek hesap raporu tanzimi ile sonuca gidilmelidir.

Asgari geçim indiriminin düzenlendiği 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 32. maddesinin 3. fıkrasına göre; "İndirimin uygulamasında "çocuk" tabiri, mükellefle birlikte oturan veya mükellef tarafından bakılan (nafaka verilenler, evlat edinilenler ile ana veya babasını kaybetmiş torunlardan mükellefle birlikte oturanlar dâhil) 18 yaşını veya tahsilde olup 25 yaşını doldurmamış çocukları, "eş" tabiri ise, aralarında yasal evlilik bağı bulunan kişileri ifade eder." Buna göre; davacı ...'nün 18 yaşından büyük olsa da yüksek öğrenim görmesi nedeniyle 25 yaşını doldurduğu 22/12/2025 tarihine kadar müteveffanın ücret hesaplamalarında evli, eşi çalışmayan, 3 çocuklu bir işçi için öngörülen asgari geçim indiriminin esas alınması gerekmekte ve 22/12/2025 tarihinden itibaren ise evli, eşi çalışmayan, 2 çocuklu bir işçi için öngörülen asgari geçim indiriminin ücret hesaplamalarında esas alınması gerekmektedir. Sair hususlarda ise, hükme esas hesap raporunda uygulanan yöntemler Yargıtay uygulamasına uygun olup anılan raporda davacıların doğum tarihlerinde nüfus kayıt örneklerine göre maddi hata saptanmamıştır.

Tüm bu açıklamalar sonrasında yapılması gereken iş öncelikle, davacının kaza (ölüm) tarihinde müteveffa işçinin yaş ve kıdemi ile sendikalı olmadığı da belirtilerek bu tarihte alabileceği günlük net ücretini Türkiye İstatistik Kurumu ve ilgili meslek kuruluşlarından ayrı ayrı sormak, yine benzer iş yerlerinde çalışan ve emsal işi yapanların ücretlerini araştırmak, buralardan gelecek cevaplara göre, müteveffa işçinin durumuna en uygun ücreti belirleyip yukarıda anlatılan ilkelere göre bilinen ve bilinmeyen aktif dönem zararını bu ücretten, pasif dönem zararını ise asgari geçim indirimsiz asgari ücretten olacak şekilde yeniden hesaplatmak, çıkacak sonuca göre tüm delilleri değerlendirerek, taraflar yararına oluşan kazanılmış haklara da riayet edilerek neticeye varmaktan ibarettir.

Gerek mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 47. maddesi, gerekse de 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 56. maddesi hükmüne göre, hakimin özel halleri gözönünde tutarak manevi zarar adı ile sigortalı ve/veya yakınlarına verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.

Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu, olayın ağırlığı, davacının sürekli iş göremezlik oranı, işçinin yaşı, olay tarihi gibi özellikleri gözönünde tutması, hükmedilecek tutarın manevi tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda olması gerektiği de söz götürmez ve yine 22.06.1966 gün 1966/7 7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde de açıklandığı üzere zarar görenin müterafik kusurunun varlığı halinde bu durumun manevi tazminatın takdirinde gözönünde bulundurulması gerekir.

Somut olay yönünden ise; müteveffa işçi ile karşı tarafın sosyal ve ekonomik halleri, kusur oranları ile iş kazası tarihi gözetildiğinde, davacılar lehine takdir edilen manevi tazminat miktarları isabetlidir…” denilerek ortadan kaldırılarak dosya mahalline gönderildiği, gönderme kararı üzerine yapılan yargılamada, İlk Derece Mahkemesi tarafından gönderme karar gereklerine uygun olarak ek hesap bilirkişi raporu alındığı, bilirkişi tarafından Daire gönderme kararında yer verilen ve usuli kazanılmış hak oluşturan kusur durumu gözetilerek hesaplama yapılmasında hata bulunmamış olup tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; nedensellik bağını kesen bir sebebin söz konusu olmadığı, davanın yasal dayanağı olan 6331 sayılı Kanun’un 4 üncü maddesinin öngördüğü koşullar göz önüne alınarak işverenin iş yerinde alması gerekli önlemlerin neler olduğu, hangi önlemleri aldığı, hangi önlemleri almadığı, alınan önlemlere işçinin uyup uymadığı gibi hususlar ayrıntılı bir biçimde incelenmek suretiyle kusurun aidiyeti ve oranı hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek biçimde belirlendiği ve sonuç olarak kusur aidiyeti açısından kararda isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmakla, davalı vekilinin ileri sürdüğü istinaf sebeplerinin yerinde görülmediği, diğer taraftan gönderme kararı; aylık ücret miktarının 2.084,19 TL/brüt olarak belirtildiği 2016/05 dönemine ilişkin ücret bordrosunun imzasız olduğu, bununla birlikte tahkikat aşamasında herhangi bir emsal ücret araştırmasının yapılmadığı vurgulanarak gereken araştırmanın yapılması yönünde olup yeniden yapılan yargılamada hükme esas alınan bilirkişi raporunda, emsal ücret araştırması yapılarak sonucuna göre hesaplamaların yapılmasının dosya içeriğine uygun ve isabetli bulunduğu, hesaplamalarda hata saptanmadığı, ancak, eldeki davanın belirsiz alacak davası türünde açıldığı, davacılar vekilince 07.10.2019 tamamlama harç tarihli dilekçe ile hesaplamalar doğrultusunda talep artırımı yapıldığı görüldüğü, hesaplamalara yönelik tahkikata ilişkin gönderme kararı sonrası yeniden bilirkişi raporu alındığı ve bu itibarla dava konusu maddi tazminat alacağının talep artırım tarihinde tam olarak belirlenmemiş olduğu nazara alındığında; davacılar vekilinin 14.03.2022 tarihli ıslah işlemine değer verilmeksizin karar verilmesinin hatalı bulunduğu, açıklanan sebeple, davacılar vekilinin bu yönü amaçlayan istinaf itirazı yerinde bulunarak kararın kaldırılması ve ıslah doğrultusunda yeniden hüküm tesisi gerektiği gerekçesiyle;

I Davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine,

II Davacılar vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1 b.2 maddesi gereğince kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına,

ııı 1 Davanın kısmen kabulüne;

2 Maddi tazminatlar yönünden;

a Davacı ... için 305.562,19 TL maddi tazminatın kaza tarihi olan 29/06/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine,

b Davacı ... için 26.004,66 TL maddi tazminatın kaza tarihi olan 29/06/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine,

c Davacı ... için 101.829,43 TL maddi tazminatın kaza tarihi olan 29/06/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine,

ç Davacı ... için 21.865,42 TL maddi tazminatın kaza tarihi olan 29/06/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine,

3 Manevi tazminatlar yönünden;

a Davacı ... için 50.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 29/06/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine,

b Davacı ... için 40.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 29/06/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine,

c Davacı ... için 40.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 29/06/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin reddine,

ç Davacı ... için 40.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 29/06/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

1.Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; HMK'nın 177/2 maddesi uyarınca Yargıtayın bozma kararından veya Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırma kararından sonra dosya İlk Derece Mahkemesine gönderildiğinde, İlk Derece Mahkemesinin tahkikata ilişkin bir işlem yapması halinde tahkikat sona erinceye kadar ıslah yapılabildiğini, nitekim söz konusu yasal düzenlemenin, Yargıtay 10. HD'nin E. 2020/6889 K. 2020/5292 T. 1.10.2020 sayılı kararı ile kabul edildiği üzere, usuli kazanılmış hakkın istisnası teşkil ettiğini, bu açıdan İstinaf Mahkemesince davacının kusur durumu yönünden usuli kazanılmış hakkı olduğu yönünde gerekçeyle ıslah dilekçesinin dikkate alınmamasının usul ve yasaya aykırılık teşkil ettiğini, bu bağlamda Yerel Mahkemece yargılama esnasında kusur durumu yönünden tekrar bilirkişi raporu alınması gerekirken kusur durumu yönünden davacının usuli kazanılmış hakkı bulunduğundan bahisle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırılık teşkil ettiğini, huzurdaki davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığını dava dilekçesinde açıkça belirtilmemiş olmasına karşın İstinaf Mahkemesince işbu davanın belirsiz alacak davası olduğu yönünde hatalı değerlendirmeyle davacı yanca sunulan 2. Islah dilekçesi doğrultusunda hüküm kurulmasınına usul ve yasaya aykırı olduğunu, İstinaf Mahkemesince "bilirkişi tarafından Dairemiz gönderme kararında yer verilen ve usuli kazanılmış hak oluşturan kusur durumu gözetilerek hesaplama yapılmasında hata bulunmamış olup.." şeklindeki hatalı değerlendirmelerle anılan yasa değişikliğinin usuli kazanılmış hakkın istisnası niteliğinde olduğunun gözardı edildiğini, İstinaf Mahkemesince yapılması gereken 05.07.2021 tarihli ıslah dilekçesi ile genişletilen savunmalar da değerlendirilmek üzere dosyanın kusur oranı ve aidiyeti yönünden rapor alınması için Yerel Mahkemeye iadesine karar vermek iken anılan yasa değişikliği de gözetilmeksizin ve kusur durumu yönünden usuli kazanılmış hak bulunduğundan bahisle hesap bilirkişisi raporu doğrultusunda karar vermesinin hukuka aykırılık teşkil ettiğini, illiyet bağının kesildiğini, dosyada mübrez bilirkişi raporlarının tamamında söz konusu pimlerin açıkladıkları şekilde kırıldığı tespit edilmiş iken, bu pimlerin kırılmasının ...'ün ağır kusurlu davranışıyla gerçekleştiğinin gözardı edildiğini, müvekkilinin tüm iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerini almış olmasına rağmen işçilerin kendi dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranarak kazaya sebebiyet verdiği hususunun dosyada mübrez tüm raporlarda göz ardı edildiğini beyanla kararının bozulması gerektiğini belirtmiştir.

C. Gerekçe

C.A. Davalı vekilinin davacı çocuklar lehine hükmedilen maddi ve manevi, davacı eş lehine hükmedilen manevi tazminata yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;

Mülga 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 20.07.2016 tarihinden itibaren uygulanan 8 inci maddesinin 3 üncü fıkrasına göre, “Bölge Adliye Mahkemesinin para ile değerlendirilemeyen dava ve işler hakkındaki kararları ile miktar veya değeri beşbin lirayı geçen davalar hakkındaki nihaî kararlara karşı tebliğ tarihinden başlayarak sekiz gün içinde temyiz yoluna başvurulabilir.” Bu fıkradaki “beşbin” ibaresi 6763 sayılı Kanunun 5 inci maddesi ile “kırk bin Türk Lirası” şeklinde değiştirilmiştir.

Mülga 5521 sayılı Kanunun, 6763 sayılı Kanun 5 inci maddesi ile değişik beşinci fıkrasına göre parasal sınırların, her takvim yılı başından geçerli olmak üzere Maliye Bakanlığınca her yıl tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılması suretiyle uygulanacağı öngörülmüştür.

25.10.2017 tarihinde yürürlüğe giren 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 8 inci maddesinde “temyiz edilemeyen kararlar” sayılmış ancak miktar itibariyle kesinliğe bu maddede yer verilmemiş, 7/3 üncü maddede, 6100 sayılı HMK’nın kanun yollarına ilişkin hükümlerinin, iş mahkemelerince verilen kararlar hakkında da uygulanacağı belirtilmiştir.

6100 sayılı HMK’nın 362/1 a maddesi uyarınca, Bölge adliye mahkemelerinin miktar veya değeri kırk bin Türk Lirasını (bu tutar dâhil) geçmeyen davalara ilişkin kararların temyiz yoluna başvurulamayacağı hükme bağlanmıştır. HMK Ek madde 1 hükmüne göre de, 362 inci maddedeki parasal sınırların, her takvim yılı başından geçerli olmak üzere, Maliye Bakanlığınca her yıl tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılması suretiyle uygulanacağı belirtilmiştir.

HMK 362/2 nci maddesine göre “Birinci fıkranın (a) bendindeki kararlarda alacağın bir kısmının dava edilmiş olması durumunda, kırk bin Türk Liralık kesinlik sınırı alacağın tamamına göre belirlenir. Alacağın tamamının dava edilmiş olması hâlinde, kararda asıl talebinin kabul edilmeyen bölümü kırk bin Türk Lirasını geçmeyen tarafın temyiz hakkı yoktur. Ancak, karşı taraf temyiz yoluna başvurduğu takdirde, diğer taraf da düzenleyeceği cevap dilekçesiyle kararı temyiz edebilir.”

HMK 366 ncı maddenin yollaması ile temyiz yolunda da uygulanan 346 ncı madde uyarınca, temyiz dilekçesi kesin olan bir karara ilişkin olursa, kararı veren mahkeme temyiz dilekçesinin reddine karar verir. Ancak temyiz edilen karar kesin olduğu halde bu konuda inceleme yapılıp karar verilmeksizin dosya Yargıtay’a gönderilmiş ise, 01.06.1990 tarih, 1989/3 E. 1990/4 K. sayılı içtihadı birleştirme kararı gereğince dosyanın mahalline çevrilmesine gerek olmaksızın Yargıtay tarafından temyiz talebinin reddine karar verebilecektir.

Yukarıda belirtildiği şekilde, iş mahkemelerinin kararlarının istinaf incelemesi sonucu Bölge adliye mahkemelerince verilen kararlarda karar tarihine göre kesinlik sınırı: 20.07.2016 01.12.2016 tarihleri arasında 5.000,00 TL; 02.12.2016 tarihi sonrası için 40.000,00 TL; 01.01.2017 sonrası için 41.530,00 TL ve 01.01.2018 tarihi sonrası için 47.530,00 TL; 01.01.2019 tarihi sonrası için 58.800,00 TL, 01.01.2020 tarihi arası için 72.07000 TL, 01.01.2021 tarihi sonrası için 78.630,00 TL, 01.01.2022 tarihi sonrası için 107.090,00 TL’dir.

Bu tür davalarda, 6100 sayılı HMK’nun 110 uncu maddesi kapsamında dava yığılması (objektif dava birleşmesi) kapsamında her bir talebin ayrı bir dava olduğu ve ayrı ayrı hüküm ve sonuç doğuracağı dikkate alınmalıdır.

Belirtilen açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde, temyize konu tutarın yukarıda değinilen temyiz (kesinlik) sınırının altında bulunduğu anlaşılmakla davalı vekilinin bu kısma yönelik temyiz itirazlarının aşağıdaki şekilde reddine karar verilmiştir.

C.B. Davalı vekilinin davacı eş lehine hükmedilen maddi tazminata yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;

  1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme

Uyuşmazlık, iş kazası nedeniyle vefat eden sigortalının yakınlarının maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.

  1. İlgili Hukuk

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 417 inci maddesi, 5510 sayılı Kanunun 13, 16, 20 ve 21 inci maddeleri ile 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunun 4 üncü maddeleri.

  1. Değerlendirme

1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

  1. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup, temyiz kapsam ve nedenlerine göre, davalı vekilince temyiz sebebi olarak ileri sürülen bir kısım sebeplerin aynı zamanda istinaf sebebi olarak daha evvelce ileri sürüldüğü ve Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesinde açıklandığı şekilde incelenerek karar verildiği ve Bölge Adliye Mahkemesince oluşturulan gerekçenin de yerinde olduğu dikkate alındığında kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

  1. Davalı vekilinin davacı çocuklar lehine hükmedilen maddi ve manevi, davacı eş lehine hükmedilen manevi tazminata yönelik temyiz isteminin miktardan REDDİNE,

  2. Davalı vekilinin davacı eş lehine hükmedilen maddi tazminata yönelik Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

02.05.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

kararistinafcevaptemyizvı.kararımahkemesionanmasınareddinederece

Kaynak: karar_yargitay

Taranan Tarih: 25.01.2026 17:47:50

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim