Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
10. Hukuk Dairesi
Yargıtay Kararı
2022/3497
2023/4598
1 Ocak 2023
MAHKEMESİ: ... Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
HÜKÜM/KARAR: Esastan red
İLK DERECE MAHKEMESİ: ... 4. İş Mahkemesi
Taraflar arasındaki iş kazasından doğan maddi manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı işyerinde çalışmakta iken 31.08.2008 tarihinde tarihinde iş kazası geçirdiğini beyan ederek fazlaya ilişkin talep ve haklarının saklı kalmak kaydıyla şimdilik, 160.000,00 TL maddi tazminatın ve kaza nedeni ile çektiği acı, elem ve kederin karşılığı olarak ise 80.000,00 TL manevi tazminatın iş kazasının meydana geldiği 31.08.2008 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP: **
Davalı Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu vekili sunmuş olduğu cevap dilekçesi ile öncelikle davanın husumet yönünde reddine, dava konusu alacak talebinin zamanaşımına uğramış olması nedeniyle reddine, talep edilen maddi ve manevi tazminat taleplerinin ayrı ayrı reddine, haksız ve mesnetsiz olarak açılan davanın ve davaya konu tüm taleplerin esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın reddine şeklinde karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili sunmuş olduğu istinaf dilekçesi ile Yerel Mahkemece davalılar ... ve ... İnşaat yönünden tek bir gerekçeli kararda hüküm esnasında tek bir hükümle verilecek kararın tefrik edilerek davalı ... açısından tefrik kararı ile davanın reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, davalı ... ile diğer davalı ... arasında İş Kanunu’nun 2/6 ncı fıkrasında belirtilen asıl alt işveren ilişkisi kurulmuş olup iş kazasının meydana gelmesinde davalı ...’ın asıl işveren sıfatıyla sorumluluğunun bulunduğunu, emsal kararlarda da görüleceği üzere davalı ... ile diğer davalı ... İnş. Ltd. Şti. arasında alt işveren asıl işveren ilişkisinin kurulduğunu, asıl işveren olması sebebiyle davalı ...’ın iş kazasının meydana gelmesinde kusurunun bulunduğunu, davalı ...’ın iş güvenliği önlemlerinin alınmasında denetim ve gözetim yükümlülüğü bulunduğundan, iş kazasının meydana gelmesinde sorumluluğunun bulunduğunu, davalı asıl işveren ..., yerleşkesindeki yemekhane yapımı işini sözleşme ile diğer davalı ... İnş. Ltd. Şti’ne verdiğini, davalılar arasında akdedilen sözleşme içeriğine göre, ... İnş. Ltd. Şti.’nin ...’ın prosedür ve prensiplerine uymak zorunda olduğunu, ...’ın iş sağlığı ve güvenliği konusunu yalnızca ... İnş. Ltd. Şti’ nin kararına bırakmadığını, onları kendi elemanları ile denetlediğini, duruşmalarda dinlenen tanıkların da bunu açıkça beyan ettiklerini, somut olayda ... yetkililernin şantiyedeki işçilere emir ve talimatlarda bulunduğunu, işin yürütümünde bizzat görev aldıklarını, ...’ın iş kazasının meydana gelmesinde kusurunun olduğunun kabulünün hukukun ve hakkaniyetin bir gereği olduğunu, kaldı ki tanık anlatımlarından da işin anahtar teslim şeklinde devredilmediğinin açık olduğunu, yapılan işin yalnızca bir bölümünün devredildiğini, davalı ...’ın denetim ve gözetim yükümlülüğünün devam ettiğini, davalılar arasında asıl işveren alt işveren ilişkisinin mevcut olduğununu, davalı ...’ın iş kazasının meydana gelmesinde herhangi bir kusurunun ve sorumluluğunun bulunmadığı yönünde tespit ve kanaatler içeren bilirkişi raporlarının yerinde, denetime elverişli hükme esas alınabilecek nitelikte olmadığını, bu sebeple bilirkişi raporlarına atıf yapılarak kurulan Yerel Mahkeme hükmünün hatalı olduğunu beyan ederek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
1.Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;
"1.1. Somut olaya ilişkin maddi ve hukukî olgulara göre; davalı ile ... İnşaat Limited Şirketi arasında 29.01.2008 tarihinde imzalanan sözleşmenin 6.1 inci maddesinde sözleşmenin anahtar teslim götürü bedel sözleşme olduğunun düzenlendiği, ... ... Yerleşkesinde 3 katlı ek yemekhane binası yapım işinin ... İnşaat firmasına verildiği,davalının yapılan işe müdahalesinin olmadığı, yemekhane inşaatı işinin bütünüyle devrinin söz konusu olduğu bu nedenle davalının ihale makamı olup asıl işveren sıfatının bulunmadığı anlaşılmaktadır.
1.2. Davalı ...'ın asıl işveren olmadığı gibi meydana gelen kazada kusurunun da olmadığı anlaşıldığına göre davalı ... yönünden tefrik kararı verilmesinde usul ekonomisine aykırı bir durum olmadığı gibi davanın reddine ilişkin mahkeme kararı da dosya kapsamına uygundur. Bu nedenle davacının istinaf başvurusunun HMK 353/1 b.1 inci maddesi gereğince esastan reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur " gerekçesine dayalı olarak;
2 "Davacının istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1 b.1 inci maddesi gereğince esastan reddine," karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili sunmuş olduğu temyiz dilekçesi ile istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itirazlarını yinelemek suretiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe
- Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, öncelikle kazalanan davacı ile davalılar arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinin belirlenmesinde toplanmaktadır.
- İlgili Hukuk
1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri,
2.6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417 inci maddeleri, 5510 sayılı Kanun'un 13, 14, 16, 18 ve 20 inci maddeleri ile 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 4 üncü maddeleri,
3 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 393, 470 inci maddeleri, 4857 sayılı Kanun'un 2/7 nci maddesi, 5510 sayılı Kanun'un 12 nci maddesi,
4 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 57, 163, 164, 166, 167 inci maddesi hükümleridir.
-
Değerlendirme
-
Kazalanan davacı ile davalılar arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinin saptanması gereklidir.
1.1. 5510 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendine göre; hizmet akti ile bir veya birden fazla işveren tarafından çalıştırılanlar sigortalı sayılırlar. Söz konusu Kanunda “hizmet akdi” tarifine yer verilmemiş, yalnızca Borçlar Kanununda tanımlanan hizmet akdi ve iş mevzuatında tanımlanan iş sözleşmesine atıfla yetinilmiştir. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 8 inci maddesinde iş sözleşmesi (hizmet akdi) tanımlanmış, olay tarihinde yürürlükte bulunan yürürlükte olan ve uygulanması gereken 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nda bu konuda düzenlemeler yapmıştır.
1.2. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 393 üncü maddesi ile "Hizmet sözleşmesi, işçinin işverene bağımlı olarak belirli veya belirli olmayan süreyle işgörmeyi ve işverenin de ona zamana veya yapılan işe göre ücret ödemeyi üstlendiği sözleşmedir” şeklinde tanımlanmış, aksine hüküm bulunmadıkça, hizmet akdinin özel şekle tabi olmadığı belirtilmiş, ücretin, zaman itibarıyla olmayıp yapılan işe göre verilmesi durumunda da işçinin belirli veya belirsiz bir zaman için alınmış veya çalışmış olduğu sürece akdin “parça üzerine hizmet” veya “götürü hizmet altında varlığını koruduğu açıklanmıştır. Belirtilmelidir ki, “ücret” unsuruna her ne kadar tanımda ve iş sahibinin borçları belirtilirken yer verilmiş ise de, 5510 sayılı Kanun'un 82/2 nci maddesindeki “...ücretsiz çalışan sigortalıların günlük kazançları alt sınır üzerinden” ibaresi nazara alındığında bu unsurun sigortalı niteliğini kazanabilmek için zorunlu olmadığının kabulü gerekir. Baskın olan bilimsel ve yargısal görüşlere göre, hizmet akdinin ayırt edici ve belirleyici özelliği, “zaman” ile “bağımlılık” unsurlarıdır. Zaman unsuru, çalışanın iş gücünü belirli veya belirsiz bir süre içinde işveren veya vekilinin buyruğunda bulundurmasını kapsamaktadır ve anılan sürede buyruk ve denetim altında (bağımlılık) edim yerine getirilmektedir. Bağımlılık ise, her an ve durumda çalışanı denetleme veya buyruğuna göre edimini yaptırma olanağını işverene tanıyan, çalışanın edimi ile ilgili buyruklar dışında çalışma olanağı bulamayacağı nitelikte bir bağımlılıktır. 5510 sayılı Kanun'un 12 nci maddesinin birinci fıkrasında işveren aynı Kanun'un 4 üncü maddesini birinci fıkrasının (a) ve (c) bentleri kapsamında sigortalı sayılan kimseleri çalıştıran gerçek ve tüzel kişiler ile tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlar olarak tanımlanmış olup, hizmet akdi tanımı ile hizmet akdine tabi olarak çalıştıran kimse içiçe geçerek belirlenecek hususlardır.
1.3. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 470 inci maddesinde eser sözleşmesi; “Yüklenicinin bir eser meydana getirmesi, iş sahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşme” olarak nitelendirilmiş, sözleşmenin tarafları yüklenici ve iş sahibi olarak isimlendirilmiştir. Bir sözleşme ilişkisinin kurulabilmesi için sözleşme yapmaya ehil (ehliyet) olanlar arasında, öneri ve kabulün gerçekleşmesi, yani tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun olarak açıklamaları (tarafların anlaşması), sözleşme içeriği ve amacının kanunda kesin hükümsüzlük yaptırımına tabi tutulmamış yani yasaklanmamış (meşru içerik) ve sözleşmenin kanunda öngörülen biçimi varsa buna uyularak (şekil) yapılması, sözleşmenin ... unsurlarıdır. Sözleşmeye ilişkin bu temel unsurlar yanında her sözleşme türünün kendine özgü unsurları bulunmaktadır. Eser sözleşmesinin de kendine özgü olan iki temel unsuru vardır. Bunlar eser ve bedeldir. Bu sözleşme ile bir taraf (yüklenici) istenen özellikle sonucu (eser) meydana getirmeyi, diğer taraf (iş sahibi) ise bu çalışma karşılığında ivaz ödemeyi (bedel) üstlenmektedir. Eser sözleşmesinde tarafların edimleri birbirinin karşılığını oluşturmakta olduğundan tam iki tarafa borç yükleyen sözleşmedir. Ayrıca niteliği itibariyle sürekli bir sözleşme olmayıp ani edimli bir sözleşmedir. Bu sözleşmenin unsuru olan meydana getirilecek eser, aynı zamanda sözleşmenin konusunu oluşturur. Ayırt edici diğer bir temel unsuru ise bedeldir. Meydana getirilecek bir sonuç bulunmasına rağmen bedel ödenmeyeceği kararlaştırılmış ise eser sözleşmesinin varlığından söz edilemez. Bedel, eser sözleşmesinin unsuru ise de tarafların anlaşırken bedeli kararlaştırmamış olmaları sözleşmenin kurulmasına etki etmez. Taraflar kararlaştırmamış olsa da bedel ödeneceğini taraflar biliyor veya bilmesi gerekiyor ise eser sözleşmesinin bulunduğu yine kabul edilecektir. Eser sözleşmesinin konusu, meydana getirilmesi istenen sonuçtur. İstenen sonuç, bir şeyin yapılmasına ilişkin olabileceği gibi, ortadan kaldırılmasına, iyileştirilmesine veya montajına ilişkin de olabilecektir. Diğer bir ifadeyle baştan yeni bir eser meydana getirilmesine ilişkin olabileceği gibi mevcut bir eserde yapılacak değişiklik veya ilavelerle farklı bir hale getirilmesine de ilişkin olabilir. Eser sözleşmesi tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun olarak açıklamaları ile kurulur ve sözleşmenin geçerliliği kanunda aksi öngörülmedikçe hiçbir şekle bağlı değildir.
1.4. Bir sözleşme ilişkisinin eser sözleşmesi mi yoksa hizmet sözleşmesi mi olduğunun belirlenmesine gelince; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 393 ncü maddesinde hizmet sözleşmesi emek ağırlıklı iken, eser sözleşmesi beceriye dayalı sonuç ağırlıklıdır. Hizmet sözleşmesinde ortaya konan emek nedeniyle ücrete hak kazanılır. Eser sözleşmesinde ise ortaya konan beceri ile oluşturulan eser nedeniyle ücret alınır. Hizmet sözleşmesinde; zamana bağlı süreç ağırlıklı çalışma söz konusu iken, eser sözleşmesinde sonuca bağlı çalışma esastır. Eser sözleşmesinde yüklenici, iş sahibinin istemi üzerine kural olarak bir şey meydana getirmeyi ve bedel karşılığında teslim etmeyi üstlenmektedir. Sözleşmede beceriye dayalı sonuç unsuru yerine emek verilmesi üstün ise eser sözleşmesi değil, hizmet sözleşmesi söz konusu olacaktır.
1.5. Öte yandan 5510 sayılı Kanun'un 12 inci maddesi hükmüne göre aracı, bir işte veya bir işin bölüm veya eklentilerinde, iş alan ve bu iş için görevlendirdiği sigortalıları çalıştıran üçüncü kişidir. Asıl işveren taşeron ilişkisinin varlığı için öncelikle, işin başka bir işverenden alınmış olması, bir başka ifade ile asıl işverenin işverenlik sıfatına devredilen iş dolayısıyla sahip olması, asıl işyeri ya da işyerinden sayılan yerlerde kendi adına işçi çalıştırıyor olması gerekir.
1.6. İşin belirli bir bölümünde değil de, tamamının bir bütün halinde, ya da bölümlere ayrılarak başkalarına devredildiği, işten bu yolla tamamen el çekildiği, sigortalı çalıştırılmadığı için işveren sıfatının haiz olunmadığı durumda ise, bunları devralan kişiler alt işveren, devredenler de asıl işveren olarak nitelendirilemeyecektir.
1.7. Aracı sıfatının kazanılmasında diğer koşullar ise, asıl işverenden istenilen işin, asıl iş, ya da işyeriyle ilgili işin bir bölümünde veya işyeri eklentilerinde alınmış olması ve bu işte işi alanın kendi işçilerinin çalıştırılması ve bu nedenle de işveren sıfatına sahip olunmasıdır.
1.8. Asıl işveren ile alt işveren arasında yapılan sözleşme ile iş kazası veya meslek hastalığına bağlı sorumluluğun alt işverene ait olduğunun kararlaştırılması ya da anahtar teslim iş olduğu ibaresinin konulmuş olması; bu sözleşmenin tarafı olmayan Kurumu bağlamaz.
1.9. İşin bütünü başka bir işverene bırakıldığında, madde anlamında bir alt işverenlik, dolayısıyla dayanışmalı sorumluluk söz konusu olmayacaktır. Benzer şekilde, işveren kendisi sigortalı çalıştırmaksızın işi bölerek, ihale suretiyle farklı kişilere vermişse, iş sahibi (ihale makamı), asıl işveren olmayacağından, alt asıl işveren ilişkisi de bulunmayacaktır. Burada önemli olan yön “devir” olgusudur. Devirden amaçlanan, yapılmakta olan işin, bölüm ve eklentilerinden tamamen bağımsız bir sonuç elde etmeye yönelik, işi alana bağımsız bir işveren kimliği kazandıracak bir işin devridir. Diğer iş yerlerinde sigortalı çalıştırması nedeniyle “işveren” sıfatına sahip olan kişi, devredilen iş dolayısıyla işverenlik sıfatına sahip olmadığı için asıl işveren olarak sorumlu tutulamayacaktır. Aynı şekilde, işi alan kişinin de işverenlik sıfatını, alınan işte ve o iş nedeniyle sigortalı çalıştırması sonucunda kazanmış olması aranacaktır. Alınan işte sigortalı çalıştırmayıp, tek başına işi yürüten kişi alt işveren olarak nitelendirilemeyecektir. Bu kimsenin diğer bir takım iş yerlerinde çalıştırdığı sigortalılar nedeniyle kazandığı işverenlik sıfatının sonuca etkisi ise bulunmamaktadır.
1.10. Alınan iş, işverenin asıl işinin bölüm ve eklentilerindeki işin bir kesimi veya yardımcı işler kapsamında bulunmalıdır. Diğer bir anlatımla, bir işverene ait iş yerindeki üretim sürecine, başka bir işverenin dahil olması durumunda “aracıdan” söz edilebilecektir. Asıl işverenden alınan iş, onun sigortalı çalıştırdığı işe göre ayrı ve bağımsız bir nitelik taşımaktaysa, işi alan kimse alt işveren değil, bağımsız işveren sayılacaktır. Bu noktada belirleyici yön; yapılan işin, diğerinin yardımcı parçası olup olmadığıdır. İş yerindeki üretimle ilgili olmayan ve asıl işin tamamlayıcı niteliğinde bulunmayan bir işin üstlenilmesi durumunda aracıdan söz etme olanağı kalmayacak ve ortada iki bağımsız işveren bulunacaktır.
1.11. İşin bütünü başka bir işverene bırakıldığında, iş anahtar teslimi verildiğinde veya işveren kendi iştigal konusu olmayan bir işi kendisi sigortalı çalıştırmaksızın bölerek ihale suretiyle farklı kişilere vermişse, iş sahibi (ihale makamı) Kanunun tanımladığı anlamda asıl işveren olmayacağından, bir alt üst işveren ilişkisi bulunmayacaktır.
- Davaların birleştirilmesi ve ayrılmasına ilişkin hükümler, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 166 ncı ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olup, amacı usul ekonomisine hizmet etmek ve aynı konuda çelişkili kararlar verilmesini önlemektir.
2.1. Yargıtay Hukuk ... Kurulu’nun 08.07.2009 tarihli, 2009/21 286 Esas ve 2009/328 Karar sayılı ilamında ayrıntıları açıklandığı üzere; bir davanın birden fazla kişi tarafından veya birden fazla kişi aleyhine açılabilmesi için, aynı tarafta yer alanlar arasında hukuksal bir bağlantının bulunması gerekir. Hukukumuzda, bu bağlantı, karşılığını, dava arkadaşlığı kurumunda bulmaktadır. Dava arkadaşlığı, zorunlu ve ihtiyari dava arkadaşlığı olmak üzere iki ana başlık altında ve zorunlu dava arkadaşlığı da yine kendi içinde maddi ve şekli olmak üzere ikili ayrımla düzenlenmekte olup, anılan kavramların açıklanmasında yarar vardır.
2.2. Dava konusu olan hak, birden fazla kişi arasında ortak olup da, bu hukuki ilişki hakkında, mahkemece, bütün ilgililer için aynı şekilde ve tek bir karar verilmesi gereken hallerde, dava arkadaşlığının maddi bakımdan mecburi olduğunun kabulü gerekir. Diğer bir ifadeyle, bir hakkın, birden fazla kişi tarafından, birlikte veya birden fazla kişiye karşı kullanılmasının zorunlu olduğu hallerde, bu hak dava konusu edildiği zaman, o hakla ilgili birden fazla kişi zorunlu dava arkadaşı durumundadır. Dava arkadaşlığının hangi hallerde mecburi olduğu maddi hukuka göre belirlenir. Zorunlu dava arkadaşlığında; dava arkadaşları arasındaki ilişki çok sıkı olduğundan, davada birlikte hareket etmek durumundadırlar. Mahkeme ise, dava sonunda, zorunlu dava arkadaşlarının hepsi hakkında aynı ve tek bir karar verecektir. Zorunlu dava arkadaşlığında, dava konusu olan hak tektir ve dava arkadaşı sayısı kadar müddeabih bulunmamaktadır.
2.3. Bazı hallerde ise, birden fazla kişiye karşı birlikte dava açılmasında maddi bir zorunluluk olmadığı halde, kanun; gerçeğin daha iyi ortaya çıkmasını, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin doğru sonuca bağlanmasını sağlamak için, birden fazla kişiye karşı dava açılmasını usulen zorunlu kılmıştır ki, bu durumda şekli bakımdan mecburi dava arkadaşlığı söz konusudur. Böyle bir davada, dava arkadaşları hakkında tek bir karar verilmesi veya dava arkadaşlarının hep birlikte ve aynı şekilde hareket etme zorunluluğunun varlığından söz edilemez.
2.4. Açıklanan bu mecburi dava arkadaşlığı halleri dışında ise, dava arkadaşlığı ihtiyaridir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 57 nci maddesinde; “Birden çok kişi, aşağıdaki hâllerde birlikte dava açabilecekleri gibi aleyhlerine de birlikte dava açılabilir:
a) Davacılar veya davalılar arasında dava konusu olan hak veya borcun, elbirliği ile mülkiyet dışındaki bir sebeple ortak olması,
b) Ortak bir işlemle hepsinin yararına bir hak doğmuş olması veya kendilerinin bu şekilde yükümlülük altına girmeleri,
c) Davaların temelini oluşturan vakıaların ve hukuki sebeplerin aynı veya birbirine benzer olması” şeklinde düzenleme getirilmiştir.
- Şu durumda; maddede açıkça sayılan, dava konusu hak ve borcun ortak olması, birden fazla kişinin ortak bir işlem (örneğin sözleşme) ile borç altına girmiş olması, davanın birden fazla kişi hakkında aynı veya benzer sebepten doğmuş olması hallerinde, birden çok kimsenin birlikte dava açması olanaklı olduğu gibi, birlikte aleyhlerine de dava açılabilir.
2.5. Alacaklının müteselsil borçluların tümüne veya bunlardan bazısına karşı alacak davası açtığı hallerde davalı müteselsil borçlular; yine, mirasçılar miras bırakanın borçlarından müteselsilen sorumlu olduklarından, birden fazla mirasçıya karşı alacak davası açılması halinde davalı mirasçılar; birden çok kişinin aynı sözleşmeyle borç altına girdiği hallerde bölünebilen bir borç nedeniyle birden çok kişiye karşı birlikte dava açılması halinde, bu kişiler; arasındaki ilişki ihtiyari dava arkadaşlığıdır.
2.6. Davanın, birden fazla kişi hakkında aynı veya benzer sebepten doğması haline gelince; aynı sebepten maksat, yalnız hukuki sebep olmayıp, bir olaya, yani aynı vakıaya ve fakat farklı hukuki sebeplere dayanılarak da birden fazla kişinin dava açması veya dava edilmesi olanaklıdır. Örneğin, sebepsiz iktisap hükümlerine göre sorumlu olan kişilere karşı ve haksız fiili birlikte işleyen kişilere karşı birlikte dava açılabilir. Burada da ihtiyari dava arkadaşlığı söz konusudur.
2.7. Öte yandan, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 166 ncı maddesinin 4 üncü fıkrasında “Davaların aynı veya birbirine benzer sebeplerden doğması ya da biri hakkında verilecek hükmün diğerini etkileyecek nitelikte bulunması durumunda, bağlantı var sayılır.”, 2 nci fıkrada da; “Davalar, ayrı yargı çevrelerinde yer alan aynı düzey ve sıfattaki hukuk mahkemelerinde açılmış ise bağlantı sebebiyle birleştirme ikinci davanın açıldığı mahkemeden talep edilebilir. Birinci davanın açıldığı mahkeme, talebin kabulü ile davaların birleştirilmesine ilişkin kararın kesinleşmesinden itibaren, bununla bağlıdır” denilmektedir.
2.8. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 167 nci maddesi ise “Mahkeme, yargılamanın iyi bir şekilde yürütülmesini sağlamak için, birlikte açılmış veya sonradan birleştirilmiş davaların ayrılmasına, davanın her aşamasında, talep üzerine veya kendiliğinden karar verebilir. Bu durumda mahkeme, ayrılmasına karar verilen davalara bakmaya devam eder" biçiminde bir düzenlemeyi öngörmektedir.
-
Diğer taraftan 2709 sayılı T.C. Anayasası’nın Hak Arama Hürriyeti yan başlıklı 36 ıncı maddesi gereği, “hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz”. Mahkemenin davayı karara bağlama ödevi, önüne gelen ana sorunun çözümüne yönelik ara sorunların çözülmesini de kapsar. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 163 164 üncü maddelerinde düzenlenen ön sorun bunlardan biridir. Mahkeme, davanın esası hakkında karar vermeden önce, uyuşmazlığın taraflarından birinin dilekçeyle veya duruşma sırasında sözlü olarak ileri sürmesi üzerine, öncelikle ön sorunun incelenmeye değer olup olmadığı konusunda bir karar verir. Ön sorun incelenmeye değer bulunursa, bu sorunun çözümüne yönelik beyan ve kanıtlarını sunmaları uyuşmazlığın taraflarına tebliğ ya da tefhim edilir ve yargılamanın esasının görülmesi bu sorunun çözülmesine dek bekletilir. Ön sorun (ya da ara sorun), davanın görülüp karara bağlanabilmesi için mahkemece öncelikli olarak çözüme kavuşturulması gereken sorundur.Bir davadaki ana sorun olan talep sonucu hakkında düzgün karar verilmesi için bu ana sorunun çözümünde belirleyici etkiye sahip ön sorunların çözülmüş olması gerekir. Ön sorunlar çözülmeden dava karara bağlanamaz. Ön sorun, bir dava değildir; davanın esasına ilişkin inceleme yapılabilmesi veya esasa ilişkin incelemeye devam edilip talep sonucu hakkında karar verilebilmesi için öncelikle çözülmesi gereken sorundur.
-
Eldeki dava dosyasında, davacı adına 01.09.2008 tarihinde ...sicil nolu ... İnşaat Ltd. Şti'nin 01 nolu aracısı davalı işveren ... İnşaat İnşaat Malzemeleri Taah. San. Ve Tic. Ltd. Şti.’ye ait işyerince Kuruma hizmet bildiriminde bulunulduğu, 31.08.2008 tarihinde, ... İlçesi'nde davalı ...'nın ... Marmara Araştırma Merkezi yemekhane inşaatı yapım işini üstlenen davalı .... Şti. aracısı (taşeronu) olarak faaliyet yürüten dava dışı işveren ... İnşaat İnşaat Malzemeleri Taah. San. ve Tic. Ltd. Şti.'nin sigortalı çalışanı olan davacının perde beton kalıp işi yaptığı sırada beton kalıbının açmaması için tayrot kelebeği olarak isimlendirilen demir kelebeği sıkmaya çalıştığı sırada kelebeğin kırılması neticesinde dengesini kaybederek yaklaşık 4,5 5 metre yüksekten aşağı düşerek yaralandığı, Kurum tarafından düzenlenen 04.11.2011 tarihli İnceleme Raporunda meydana gelen iş kazası olayı nedeniyle işverenin kusurlu olduğu, işçinin kusursuz olduğu kanaatine varıldığının belirtildiği, yargılama esnasında alınan 13.03.2019 tarihli bilirkişi heyet raporu ile "olayın, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve ... Sağlık Sigortası Kanunu’nun 13. maddesine göre bir iş kazası olduğu, meydana gelen iş kazasının, alınacak tedbirler ile önlenebilir nitelikte bir kaza olduğu, dava dışı alt işveren ... İnşaat İnşaat Malzemeleri Taah. San. Ve Tic. Ltd. Şti.’nin olayda % 75 (yüzde yetmiş beş) oranında kusuru olduğu, davalı üst işveren ... İnşaat Ltd. Şti.’nin olayda % 15 (yüzde on beş) oranında kusuru olduğu, kazazede işçi ...’nun olayda % 10 (yüzde on) oranında kusuru olduğu, davalı ...'nın olayda kusurunun olmadığı"nın bildirildiği, yine 09.08.2019 tarihli bilirkişi heyet raporu ile " dava dışı işveren ... İnşaat İnşaat Malzemeleri Taah. San. ve Tic. Ltd. Şti.’nin olayda % 75 (yüzde yetmiş beş) oranında kusuru olduğu, davalı .... Şti.’nin olayda % 15 (yüzde on beş) oranında kusuru olduğu, kazazede işçi ...’nun olayda % 10 (yüzde on) oranında kusuru olduğu, davalı ...'nın olayda kusurunun olmadığı"nın bildirildiği, bunun üzerine Mahkemece 03.10.2019 tarihli duruşmada "dosyanın davalı ... açısından bu dosyadan tefrikine ve mahkememizin ayrı bir esasına kaydına, tefrik yapılan dosyadan ... yönünden yargılamaya devam olundu" denilmek suretiyle davalı ... yönünden dava dosyasının tefrikine karar verildiği ve davalı ... yönünden yargılamaya devam olunarak aynı duruşmanın sonunda "davanın ... açısından reddine" karar verildiği anlaşılmaktadır.
-
Somut olayda; Mahkemece alınan tefrik kararı hatalıdır. Gerçekten davalılar arasındaki ilişkinin asıl – alt işveren ilişkisinin, anahtar teslimi götürü usul iş ilişkisinin olup olmadığı ön sorun olup açılan dava içerisinde incelenip karara bağlanması gerekir. Kaldı ki yapılan iş anahtar teslimi olsa bile üçüncü kişi sıfatıyla iş sahibi kişinin sorumluluğunun da irdelenmesi gerekmektedir. Bu durumda davalılar arasında fiili irtibatın bulunmasına rağmen Mahkemece tefrik kararı verilmesi 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 166 ncı ve devamı madde hükümlerine aykırıdır.
-
Mahkemece yapılması gereken iş, dava dışı ... İnşaat İnşaat Malzemeleri Taah. San. Ve Tic. Ltd. Şti. ile ... İnşaat Ltd. Şti. arasında akdolunan sözleşme ve eklerinin onaylı sureti getirilmeli, rücuen tazminat dava dosyası, ceza dava dosyası içerikleri kayıt ve belgeler dosyaya kazandırılmalı, davacı ile davalılar arasındaki hukuki ilişkinin ve yapılan anlaşmanın niteliği, davalılar arasındaki sözleşmeler, Kurum müfettiş raporu, ceza dosyası, tazminat dosyası, tüm tanık beyanları ve dosya içeriği dikkate alınmak suretiyle irdelenip belirlenmeli ve varılacak sonuca göre karar verilmelidir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
-
Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
-
İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Temyiz harcının istek halinde ilgilisine iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
27.04.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_yargitay
Taranan Tarih: 25.01.2026 17:47:50