Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
10. Hukuk Dairesi
Yargıtay Kararı
2023/123
2023/386
16 Ocak 2023
...
...
DAVA TARİHİ: 10.08.2020
HÜKÜM/KARAR: Kısmen Kabul
İLK DERECE MAHKEMESİ: Aydın 2. İş Mahkemesi
SAYISI: 2020/247 E., 2020/530 K.
Taraflar arasındaki Kurum işleminin iptali ile 3201 sayılı Yasa kapsamında yaptığı borçlanmanın geçerli olduğunun tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı Kurum vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin yurt dışı borçlanması ile ilgili müracaatta bulunduğunu, Kurumun 08.10.2019 tarihinde 1513239 sayılı yazı ile müvekkilinin adresine iadeli taahhütlü olarak gönderilen tebligatın tanınmıyor gerekçesi ile iade edildiğini, müvekkilinin bu tarihlerde yurt dışında olduğunu, ilgili adreste annesinin oturduğunu, tebliğ edilmesi halinde müvekkiline haber edeceğini ancak tebligat iadesinin hukuka aykırı olduğunu beyanla borçlanma işleminin geçersizliğine ilişkin Kurumun 16.03.2020 tarih ve 64334951 203.05.15 E.4615167 sayılı işlemin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde; davacının 26.07.2019 tarihinde borçlanma talebinde bulunduğunu, davacıya 97.425,30 TL borç çıkarıldığını, borç yazısının borçlanma talep yazısında belirttiği adrese gönderildiğini, 3201 sayılı Yasa uyarınca ödeme süresinin üç ay olduğunu ve bu süre dolduğundan işlem yapılma imkanının olmadığını beyanla davanın reddini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
3201 sayılı Yasanın 4/1 son cümlesi; "Tahakkuk ettirilen borç tutarı, tebliğ edildiği tarihten itibaren üç ay içerisinde ödenir. Ödeme yapılan gün sayısı prim ödeme gün sayısına ve prime esas kazanca dahil edilir. Tahakkuk ettirilen prim borcunu tebligat tarihinden itibaren üç ay içerisinde ödemeyenler için yeniden başvuru şartı aranır." şeklinde olup, tahakkuk ettirilen borcun tebliğden itibaren üç aylık sürede ödenmesi gerektiğini yasal olarak düzenleniştir. Bu durumda davacı yana her ne kadar beyan ettiği adres olsa da, usulüne uygun yapılmış bir tebligat bulunmadığı, kanunun ilgili maddesinde borcun ödenmesine ilişkin yükümlülüklerin yerine getirilmesi süresinin tebliğe dayalı olduğunun düzenlendiği gözetildiğinde davalı kurum işleminde hukuka uygunluk görülmemiş ve davacının talebi kabul edilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." gerekçesine dayalı olarak, "1 Davanın kabulü ile, Davalı Kurumun 16.03.2020 tarih ve 64334951 203.05.15 E.4615167 sayılı işleminin iptaline" karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacının 26.07.2019 tarihli dilekçesi ile yurtdışı borçlanma talebinde bulunduğunu, 08.10.2019 tarih 15113239 sayılı yazı ile 3570 gün karşılığı 97.425,30 TL borç çıkarılarak, yurtdışı borçlanma talep dilekçesinde belirtilen adrese tebligat gönderildiğini, davacı vekili tarafından tebligatın ulaşmadığı belirtilerek yeniden tahakkukun gönderilmesinin talep edildiği, 16.03.2020 tarih 4615167 sayılı yazı ile dilekçede belirtilen adresin doğru olduğundan talebin reddedildiğini, 3201 sayılı Yasa gereği yurtdışı borçlanma tahakkuklarında tebliğ tarihinden itibaren ödeme süresi üç ay olduğundan ve davacıya gönderilen tahakkuk tarihinden itibaren 3 aylık süre geçtiğinden dolayı 26.07.2019 tarihli dilekçesi hakkında işlem yapılmasının mümkün olmadığını beyanla ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden özellikle, davacının 26.07.2019 tarihli dilekçesi ile Finlandiya ülkesindeki çalışma günlerini borçlanmak istediği, Kurum tarafından 08.10.2019 tarihli yazı ekinde borç tahakkuk belgesinin davacının bildirdiği adrese tebliğe çalışıldığı, tebliğin davacının tanınmadığından bahisle iade edildiği ve fakat tebligat parçasında kime, ne şekilde sorulduğunun belirtilmediği gibi sorulan kişinin kimliğine dair herhangi bir ibarenin bulunmadığı görülmektedir. Şu halde yapılan tebliğ usulsüzdür. Davacı taraf bildirdiği adreste oturduğunu, kendisinin geçici olarak yurt dışında bulunduğu dönemde adreste annesinin bulunduğunu iddia etmiştir. Yapılan tebliğin şekil şartlarını taşımadığı açık olmakla ve Kurum tarafından tekrar tebliğ veya mernis adresine tebliğ gibi işlem yapılmadığı da ortadadır. Davacı tarafın 06.03.2020 tarihli Kuruma yaptığı başvuruda 21.02.2020 tarihinde sözlü başvuruda bulunduğunu iddia ettiği görülmektedir. Sözlü başvuru yaptığı tarih itibariyle bile ilk borçlanma başvurusundan 6 aydan fazla sürenin geçtiği görülmektedir. Şu halde yukarıda ortaya konulan emsal Yargıtay kararına göre davacının ilk başvurudan itibaren makul süreyi geçirdiği açık olmakla davasının kısmen kabulü ile dava tarihindeki veriler itibariyle borçlanabileceğinin kabulü gerekirken davanın tam kabulüne dair ilk derece mahkemesi kararında isabetsiz olduğu gerekçesiyle davalı Kurum vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile; Aydın 2. İş Mahkemesi'nden verilen 16.10.2020 tarih, 2020/247 Esas ve 2020/530 Karar sayılı kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1 b.2 hükmü gereğince kaldırılmasına, davacının davasının kısmen kabulü ile dava tarihi olan 10.08.2020 tarihindeki veriler itibariyle borçlanabileceğinin tespitine, fazlaya dair talebin reddine, karar vermiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacının 26.07.2019 tarihli dilekçesi ile yurtdışı borçlanma talebinde bulunduğunu, 08.10.2019 tarih 15113239 sayılı yazı ile 3570 gün karşılığı 97.425,30 TL borç çıkarılarak, yurtdışı borçlanma talep dilekçesinde belirtilen adrese tebligat gönderildiğini, davacı vekili tarafından tebligatın ulaşmadığı belirtilerek yeniden tahakkukun gönderilmesinin talep edildiği, 16.03.2020 tarih 4615167 sayılı yazı ile dilekçede belirtilen adresin doğru olduğundan talebin reddedildiğini, 3201 sayılı Yasa gereği yurtdışı borçlanma tahakkuklarında tebliğ tarihinden itibaren ödeme süresi üç ay olduğundan ve davacıya gönderilen tahakkuk tarihinden itibaren 3 aylık süre geçtiğinden dolayı 26.07.2019 tarihli dilekçesi hakkında işlem yapılmasının mümkün olmadığını beyanla kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
- Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, talep tarihinde prim üzerinden yurt dışında geçen hizmetlerini 3201 sayılı Yasa kapsamında borçlanabileceğinin tespiti ile kurum işleminin iptali istemine ilişkindir.
- İlgili Hukuk
3201 sayılı Kanunun "Döviz İle Değerlendirme" başlıklı 4'üncü maddesi, "Sosyal güvenlik kuruluşlarınca döviz ile değerlendirilecek sürelerin her bir günü için tahakkuk ettirilecek prim, kesenek ve karşılık borcu tutarı bir dolardır. Dövizin cinsi ve miktarı Bakanlar Kurulu Kararı ile değiştirilebilir. Değişen miktar, tahakkuk ettirilmiş borçlanmanın tamamını ödememiş olanların bakiye borç sürelerine de uygulanır..." hükmünü; aynı Kanunun geçici 2'nci maddesinin ikinci fıkrası ise, "Ancak, 4'üncü madde hükümlerine göre tahakkuk ettirilen borç miktarı, ödeme tarihindeki doların Türk Lirası karşılığı esas alınarak hesap ve tahsil edilir." hükmünü içermekte iken; anılan geçici 2'nci madde, 5510 sayılı Kanunun 106'üncü maddesi ile tamamen yürürlükten kaldırıldığı gibi; aynı Kanunun 4'üncü maddesi de, 08.05.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5754 sayılı Kanunun 79'uncu maddesiyle değişikliğe uğramıştır.
5754 sayılı Kanunun 79'uncu maddesiyle değişik 3201 sayılı Kanunun "Borçlanma Tutarı ve Borçlanma Tutarının İadesi" başlıklı 4'üncü maddesi, "borçlanılacak her bir gün için tahakkuk ettirilecek borç tutarı, başvuru tarihindeki 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 82'nci maddesinde belirtilen prime esas asgari ve azamî günlük kazanç arasında seçilecek günlük kazancın % 32'sidir. Ancak, prime esas asgari günlük kazancın altında olmamak üzere borçlanma tutarına esas alt sınırı farklı bir miktarda belirlemeye Bakanlar Kurulu yetkilidir. Borçlanılan süreler, yurda kesin dönüş yapılmış olması şartıyla aylık tahsisi için yazılı talepleri halinde 5510 sayılı Kanunun 41'inci maddesinin son fıkrası hükümlerine göre değerlendirilir. Tahakkuk ettirilen borç tutarı, tebliğ edildiği tarihten itibaren üç ay içerisinde ödenir. Ödeme yapılan gün sayısı prim ödeme gün sayısına ve prime esas kazanca dahil edilir. Tahakkuk ettirilen prim borcunu tebligat tarihinden itibaren üç ay içerisinde ödemeyenler için yeniden başvuru şartı aranır.
Borçlanmadan sonradan vazgeçenler ile yapılan borçlanma sonrasında aylık bağlanması için gerekli şartları yerine getiremeyenlere ve bunların hak sahiplerine talepleri üzerine yaptıkları ödemeler, faizsiz olarak iade edilir…” hükmünü içermekte olup; anılan madde içeriğinden de açıkça anlaşılacağı üzere, 3201 sayılı Kanun kapsamındaki borçlanmalarda, borçlanma tutarının belirlenmesindeki "ödeme tarihi" kıstası, "borçlanma başvuru tarihi" olarak değişikliğe uğramıştır.
3201 sayılı Kanun'dan yararlanarak yurtdışında geçen sürelerini borçlanmak isteyenler ile Kurum arasında borçlanma işlemine, bunun sonucu olarak ödenecek prim miktarına ilişkin de uyuşmazlıklar çıkmaktadır. Kurumun aktüeryal dengesi ve hakkaniyet ölçüleri gözetilerek ödenecek primin hangi tarihteki prime esas kazanç miktarları esas alınarak belirleneceği üzerinde durulmalıdır. Bu yönde, 3201 sayılı Kanunun 4'üncü maddesinin önceki düzenlemesinde açıkça “ödeme tarihi” esas alındığından, bu konuda çıkabilecek uyuşmazlık ödeme tarihine göre çözümlenmekte iken, yürürlükte olan düzenleme tahakkuk tarihindeki primin tebliğden itibaren üç aylık süre içinde ödenmesi şeklinde olup, bu üç aylık sürenin geçirilmesi durumunda borçlanma bedeli olarak ödenecek prim miktarının nasıl belirleneceği irdelenmelidir.
Burada, Kurum işleminin hukuka uygun olması kriter olarak alınmalıdır. Kurum, yapılan borçlanma başvurusunu hukuka uygun olarak değerlendirmiş ve yaptığı borç tahakkukunu tebliğ etmiş, buna rağmen borçlanma bedeli Yasada belirtilen üç aylık süre içinde ödenmemiş ise, 3201 sayılı Kanunun 4'üncü maddesi gereği borçlanmak için Kuruma yeniden başvuru gerektiğinden, davanın açıldığı tarihe bakılmaksızın buna ilişkin isteğin reddine karar verilmelidir. Örneğin, Türkiye’de sigortalı olarak tescili bulunmayanların borçlanması 5510 sayılı Kanunun 4/1 b maddesi kapsamında değerlendirilerek borç tahakkuku yapılması Kanun gereği olup, Kurum işlemi hukuka uygun olacağından, tahakkuk ettirilen prim borcunu ödeme yerine, borç tahakkukunun 5510 sayılı Kanunun 4/1 a maddesine göre yapılması ve prim borcunun da başvuru tarihindeki prim miktarları esas alınarak belirlenmesine ilişkin davanın reddi gerekecektir.
Kurum işleminin hukuka uygun bulunmaması durumunda ise, prime ilişkin uyuşmazlığın makul süre gözetilerek çözümlenmesi gerekir. Makul sürenin belirlenmesinde, 5510 sayılı Kanunun 42'nci maddesinden yararlanılabilir. Anılan maddede, “Kurum, sigortalıya veya hak sahiplerine bağlanacak gelir, aylık veya toptan ödemeleri, gerekli belgelerin ve incelemelerin tamamlandığı tarihten itibaren en geç üç ay içinde hesap ve tespit ederek sonuçlarını yazı ile bildirir.” düzenlemesine yer verilmiştir. Benzer düzenlemeye Mülga 506 sayılı Kanunun 116'ncı maddesinde de yer almakta idi. Ayrıca, 3201 sayılı Kanunun 4'üncü maddesinde de üç aylık ödeme süresi belirlenmiş olup; tüm bu düzenlemeler, 3201 sayılı Kanunla ilgili uyuşmazlıklarda üç aylık sürenin makul süre olarak alınabileceğini göstermektedir.
Buna göre, Kurumun hukuka aykırı işlemine karşı, Kurum işleminin tebliğ tarihinden itibaren üç aylık makul süre içinde dava açılması durumunda, borçlanılacak prim miktarının başvuru tarihindeki primler esas alınarak belirlenmesi; üç aylık makul süre geçtikten sonra dava açılması durumunda ise, dava yeni borçlanma iradesi sayılarak davanın açıldığı tarihindeki primler esas alınarak borçlanma bedeli belirlenmesi gerekir. Örneğin, Türk vatandaşlığından izinle çıkan kişilerin, Türk vatandaşı oldukları dönemde yurtdışında geçen süreleri borçlanma hakkının varlığı gözetildiğinde, başvuru tarihinde Türk vatandaşı olunmadığı gerekçesiyle borçlanma başvurularının reddi hukuka aykırı olacağından, ödenecek borçlanma bedelinin burada belirtilen kriterlere göre belirlenmesi gerekir.
Diğer bir olasılık da, Kurumun borçlanma talebini değerlendirmeyip cevapsız bırakmasıdır. Bu durumda, 5510 sayılı Kanunun 42'nci maddesinde belirtilen üç aylık süre geçtiğinde Kurumun talebi reddetmiş olduğu esas alınarak, anılan üç aylık bekleme süresine yukarıda belirtilen üç aylık makul süre (3 + 3 =6 ay) eklenmeli; davanın Kuruma başvuru tarihinden itibaren 6 aylık süre içinde açılması durumunda yine Kuruma ilk başvurunun yapıldığı tarihteki prime esas kazancın esas alınması; başvuru tarihinden itibaren altı aylık sürenin geçmesinden sonra dava açılması durumunda ise, makul sürenin geçtiği ancak Kurum tarafından da başvuruya bir cevap verilmediği gözetilerek borçlanma bedelinin davanın açıldığı tarihteki prime esas kazanç miktarı esas alınarak belirlenmesi gerekecektir.
- Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
- 26.07.2019 tarihli dilekçesi ile Finlandiya ülkesindeki çalışma günlerini borçlanmak için başvurduğu, Kurum tarafından 08.10.2019 tarihli borç tahakkuk belgesinin davacının bildirdiği adrese tebliğe çalışıldığı, tebliğin davacının tanınmadığından bahisle iade edildiği, kurumca usulune uygun tebliğatın yapılmadığı, davacı tarafın 06.03.2020 tarihli Kuruma yaptığı başvurusu ile akibetinin sorulduğu Kurumca 16.03.2020 tarihli dilekçe ile borçlanmanın geçersiz sayıldığının bildirilmesi üzerine eldeki davanın 10.08.2020 tarihinde açıldığı, ilk borçlanma başvurusundan itibaren 6 aydan fazla sürenin geçtiği, dava tarihindeki veriler dikkate alınarak borçlanabileceği yönündeki kararın isabetli olduğu anlaşılmaktadır.
3.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı Kurum vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
16.01.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
...
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_yargitay
Taranan Tarih: 25.01.2026 17:45:11