Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
10. Hukuk Dairesi
Yargıtay Kararı
2023/1641
2023/1766
28 Şubat 2023
MAHKEMESİ: Van Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
KARAR: Kısmen Kabul
İLK DERECE MAHKEMESİ: Bitlis Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
Taraflar arasındaki rücuan tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davalılar ..., ..., ... ve ... yönünden davanın kısmen kabulüne, davalılar ... ve ... yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı kurum vekili, davalılar ..., ..., ..., ..., ... vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun davacı Kurum ve davalı ... yönünden kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle, davanın davalılar ..., ..., ... ve ... yönünden kısmen kabulüne, davalılar ... ve ... yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı Kurum vekili ile davalılar ..., ... ... vekilleri tarafından temyiz edilmekle;kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; iş kazası sonucu vefat eden hak sahiplerine bağlanan gelirin 5510 sayılı Kanun'un 21, 76 ıncı maddeleri uyarınca rücuen tahsili talep edilmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı ... cevap dilekçesinde özetle; 02.05.2016 tarihine kadar Bitlis Net OSGB'de C sınıfı iş güvenliği uzmanı olarak görev yaptığını, aynı tarih itibariyle de Bitlis Net OSGB'deki görevini sonlandırıp As Van OSGB'de göreve başladığını, dolayısıyla iş kazasının meydana geldiği tarihte söz konusu iş verenin ve iş yerinin iş güvenliği uzmanı olmasının mümkün olmadığını, bu konuda davacı ... SGK İl Müdürlüğü'ne yapılan hatanın düzeltilmesi için ayrıca dilekçe verildiğini tüm bu nedenlerle davanın reddedilmesini talep etmiştir.
2.Davalı .... vekili cevap dilekçesinde özetle; zorunlu mali mesuliyet sigorta poliçesi gereğince dava konusu zararlara ilişkin olarak sorumluluklarının poliçe limiti ile sınırlı olduğunu, zararın kanıtlanamaması halinde sigorta şirketinin sorumluluğunun olmadığını tüm bu nedenlerle şirketin poliçe teminat limiti bitmiş olduğundan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
3.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; sigortalının, Bitlis Belediyesinin destek personel hizmet alımı ihalesi ile işe girdiğini, müvekkilinin ihaleyi alan kişi olduğunu, müvekkilinin personelin çalıştırılma şekli ve işe başlatılmasında hiçbir müdahalesinin söz konusu olmadığını, tüm yetki ve denetimin Bitlis Belediyesine ait olduğunu, sigortalının, kendisinden habersiz diğer davalı olan Belediye'nin emir ve talimatları ile pazar günü çalıştırıldığını, müvekkiline kusur yüklenmesinin mümkün olmadığını bu nedenlerle davanın reddini talep etmiştir.
4.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; doktor olan müvekkilinin iş bu davada herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığını, davalı müvekkilinin çalışmadığı dönemdeki meydana gelen trafik iş kazasından sorumlu olmasının kanunen mümkün olmadığını, meydana gelen ölüm olayının sağlık sebebinden kaynaklanmadığı gibi herhangi bir meslek hastalığının da olmadığını tüm bu nedenlerden dolayı davanın reddini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile kazanın oluşumunda davalı ...'ın %40, davalı ... Belediyesi Başkanlığının %50, davalı ...'ın %10 oranda kusurlu olduğu, davalı ... ve sigortalının kusursuz olduğu, davalılar Bitlis Belediyesi ve ... arasında alt işveren üst işveren ilişkisinin bulunduğu, davacı kurum tarafından sigortalının hak sahibine 261.744,47 TL ilk peşin sermaye değerli gelir bağlandığı, davacı kurumun rücu edilebilir kurum zararının peşin sermaye değerli gelir alacağı yönünden 248.657,25 TL olduğu, 130.872,23 TL'sinin gelirin onay tarihi olan 22.09.2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalılar ..., ..., ... ve ...'den (poliçe teminat limitiyle sınırlı olmak üzere) müşterek ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine, kalan 117.785,02 TL'nin gelirin onay tarihi olan 22.09.2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalılar ..., ... ve ...'den (poliçe teminat limitiyle sınırlı olmak üzere) müşterek ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesi yönünde davanın kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içindedavacı kurum vekili, davalılar ..., ..., ..., ...., ... vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1.Davacı Kurum vekili istinaf dilekçesinde özetle; bilirkişi raporları arasındaki çelişki giderilmeden karar verildiğini, red kararı verilen davalılar bakımından vekalet ücreti takdirinin yerinde olmadığını, aleyhine tazminata hükmedilen ...Sigorta yönünden yargılama giderine hükmedilmemesinin isabetsiz olduğunu, aktüerya bilirkişi raporunda davalı ...'ın 3. kişi konumunda olduğu değerlendirilip peşin sermaye değerinin %95'i üzerinden hesaplama yapıldığını, ancak 5510 sayılı Kanun'un 23 üncü maddesi gereği davalıların peşin sermaye değerinin tamamından sorumlu olduğunu beyanla yerel mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
2.Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; aynı olaya ilişkin iki dava dosyasında da bir çok kusur raporu bulunduğunu ve bu kusur raporlarının çelişkili olduğunu, husumet yokluğuna ilişkin itirazlarının değerlendirilmediğini, müvekkilinin herhangi bir kusuru ya da sorumluluğu olmadığını beyanla yerel mahkeme kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
3.Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemece eksik ve hatalı düzenlenen rapora itibar edildiğini, müvekkilinin olayda kastı olmadığından 5510 sayılı Kanun'un 39 uncu maddesi uyarınca sorumluluğuna gidilemeyeceğini, %10 kusur atfedilen müvekkili aleyhine müteselsil sorumluluk uygulanmasının yasaya aykırı olduğunu, olaya karışan aracın yarattığı zarardan sigorta şirketi sorumlu olduğundan müvekkilinin sorumlu tutulamayacağını beyanla yerel mahkeme kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
4.Davalı ... vekilinin istinaf dilekçesinde özetle; müvekkili yönünden davanın reddine karar verildiğini, ancak maktu vekalet ücretine hükmedilmesinin yerinde olmadığını beyanla bu yönüyle kararın düzeltilmesini talep etmiştir.
5.Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkili şirkete atfedilen %10 kusura rağmen tazminat bedelinin tamamı için müşterek ve müteselsil sorumluluğa karar verilmesinin kabul edilemeyeceğini, sigortalı araç sürücüsünün olayda kusuru olmadığından müvekkili şirketin sorumluluğu bulunmadığını, olayda kusurun tespiti için ATK Trafik İhtisas Dairesine veya Karayolları Genel Müdürlüğü Fen Heyetinden rapor alınması gerektiğini, müvekkili şirket aleyhine açılan tazminat davalarının bekletici mesele yapılması gerektiğini, ayrıca faiz başlangıç tarihinin müvekkili yönünden doğru tespit edilmediğini beyanla yerel mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
6.Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; iş kazasında sorumluluğun asıl işveren belediyeye ait olduğunu, müvekkilinin bilgisi dışında işçinin tuzlama faaliyetinde çalıştırıldığını, dosyadaki kusur raporlarının çelişkili olduğunu, tazminat ve ceza yargılamasının bekletici mesele yapılmaksızın kusur durumu netleşmeksizin karar verildiğini beyanla yerel mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı ... ile davalı .... vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile, İlk Derece Mahkemesi kararı yeniden esas hakkında hüküm kurulmak üzere ortadan kaldırılmasına, davanın kısmen kabulü ile 248.657,25 TL peşin sermaye değerli gelirin, 130.872,23 TL'sinin gelirin onay tarihi olan 22.09.2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalılar ..., ..., ... ve ...'den (poliçe teminat limitiyle sınırlı olmak üzere ve dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile) müşterek ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine, kalan 117.785,02 TL'nin gelirin onay tarihi olan 22.09.2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalılar ..., ... ve ...'den (poliçe teminat limitiyle sınırlı olmak ve dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile) müşterek ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine, davalılar ... ve ... yönünden davanın reddine, karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı Kurum vekili ile davalılar ..., ...., ... vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacı SGK temyiz dilekçesinde; kusur raporları arasındaki çelişki giderilmemiştir, 23 madde değerlendirilmeli davalıların kurum zararının %100’ünden sorumlu olduklarına dair karar verilmesi gerektiğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
2.Davalı ... temyiz dilekçesinde; kendilerinin sorumlu oldukları miktarı belirlenmediğini, araç sürücüsünün kusur oranında sorumlu olmaları gerektiğini, destekten yoksun kalma tazminatı davasının bekletici mesele yapılması gerektiğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
3.Davalı ... temyiz dilekçesinde; kusur raporları arasın çelişki olduğunu, müteveffanın kusurunun değerlendirilmediğini, 5510 sayılı Kanun'un 39 uncu maddesi gereğince sorumluluklarının bulunmadığını, ilk PSD’nin yarısından sorumlu olmalarına rağmen %90 ından sorumlu tutulduklarını belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
4.Davalı ... temyiz dilekçesinde; kusur raporları arasındaki çelişkinin giderilmediğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
- Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, rücuan tazminat istemine ilişkindir.
- İlgili Hukuk
1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri ile 5510 sayılı Kanun'un 21 inci maddenin birinci fıkrası, dördüncü fıkrası hükümleridir.
2.5510 sayılı Kanun'un 21 inci maddesinin 1 inci fıkrasında işverenin, 21 inci maddesinin 4 üncü fıkrasında üçüncü kişinin rücu alacağından sorumlulukları düzenlenmiş olup bu maddelere göre açılan rücuan tazminat davalarında işveren ile üçüncü kişi arasında müteselsil borçluluk ilişkisi bulunduğundan konuya ilişkin olarak 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun irdelenmesi de gerekmektedir.
Söz konusu Kanun'un 141 – 148 inci maddelerinde müteselsil borçlara yer verilmiş olup 141 inci maddede, alacaklıya karşı, her biri borcun tümünden sorumlu olma yükümü altına girdiklerini beyan eden birden çok borçlu arasında teselsül bulunduğu, böyle bir beyanın yokluğunda teselsülün ancak kanunun belirlediği durumlarda olacağı, 142 inci maddede, alacaklının, müteselsil borçluların tümünden veya birinden borcun tamamen veya kısmen ödenmesini istemekte serbest olduğu, borç tamamen ödeninceye dek borçluların tümünün sorumluluklarının devam edeceği, 145 inci maddede, yaptığı ödeme veya takas ile borcun tamamını veya bir kısmını sona erdirmiş olan müteselsil borçlulardan birinin, sona eren borç oranında diğer borçluları borçtan kurtarmış olacağı, 146 inci maddede, borcun niteliğinden aksi anlaşılmadıkça, müteselsil borçlulardan her birinin alacaklıya yapılan ödemeden birbirine eşit birer payı üzerine almak zorunda olduğu ve payından çok ödeme yapanın, fazla tutar yönünden diğer borçlulara rücu hakkının bulunduğu, 147 inci maddede, rücu hakkından yararlanan müteselsil borçlulardan her birinin, ödediği tutar oranında alacaklının haklarına halef olacağı bildirilmiştir. Diğer taraftan Kanunun haksız eylem yönünden müteselsil sorumluluğa ilişkin 50 inci maddesinde, birden çok kimseler birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri takdirde, önayak olan (kışkırtan) ile asıl gerçekleştiren ve yardımcı olanların, ayırım gözetilmeksizin müteselsilen sorumlu olacakları, hakimin, bunların birbiri aleyhinde rücu hakları olup olmadığını takdir ve gerektiğinde bu rücunun kapsamının derecesini saptayacağı belirtilmiş, çeşitli nedenlerin birleşmesi bakımından müteselsil sorumluluğa dair 51 inci maddesinde, birden çok kimseler çeşitli nedenlere (haksız eylem, sözleşme, kanun) dayanarak sorumlu oldukları takdirde haklarında, birlikte bir zarara sebebiyet veren kimselere ilişkin hükümlere göre işlem yapılacağı, kural olarak haksız bir eylemi ile zarara sebebiyet vermiş olan kimsenin en önce, tarafından hata gerçekleşmemiş ve üzerine borç alınmamış olmasına karşın yasal olarak sorumlu olan kimsenin de en sonra, zarar ile yükümlü tutulacağı açıklanmıştır.
Müteselsil borç, birden çok borçlunun alacaklıya karşı borcun tümünden sorumlu olduğu, alacaklının tamamen veya kısmen edayı her bir borçludan isteyebildiği, eda tamamen yerine getirilinceye dek borçluların sorumluluklarının süregeldiği, her borçlunun iç ilişkideki payına bakılmaksızın borcun tamamını ifa etmekle yükümlü olduğu, borçlulardan birinin borcu ödemesi durumunda diğerlerinin de alacaklıya karşı borçtan kurtulduğu, borcun, her bir borçlu yönünden tali değil asli nitelik taşıdığı, alacaklı karşısında birden çok borç ve borçlunun bulunduğu borç ilişkisidir. Bu ilişkide ifa, asıl alacağı ortadan kaldırmayıp alacak hakkı, ödeme yapmak suretiyle rücu hakkını kazanan borçluya geçtiğinden, anılan borçlu, alacaklının halefi olarak diğerlerine rücu edebilmektedir. Bununla birlikte, rücua konu olan borcun müteselsil niteliği bulunmadığından, sorumluluktan kurtulmak için her borçlunun borcun tümü yerine, kendine düşen payını ödemesi yeterli olmaktadır ki burada kanundan doğan halefiyet söz konusudur. Kuşkusuz, ödeme yapan borçlu ile alacaklının öncesinde, halefiyeti ortadan kaldırıcı sözleşme yapmak yetkileri de bulunmaktadır. Öğreti ve yargı kararlarında, borçların aynı sebepten doğması durumuna “tam teselsül” denilmekte ve değinilen 50 inci maddenin bunu karşıladığı ifade edilmekte, borçların farklı nedenlerden (kanun, sözleşme, haksız eylem) doğması halinde ise “eksik teselsül”ün varlığından söz edilerek 51 inci maddenin de bunu tanımladığı kabul edilmektedir. 50 inci maddede, aynı zarardan dolayı birden çok kişinin birlikte müteselsilen sorumlu tutulmaları, birden çok kişinin ortak kusurlarıyla zarara birlikte sebebiyet vermiş olmaları koşuluna bağlanmıştır. 51 inci maddede ise, müteselsil sorumluluk, ortak kusur yerine farklı hukuksal nedenlere bağlanmıştır ve bunlar Kanun, sözleşme veya haksız eylemdir. Birden çok kişi, kanun, sözleşme veya haksız eylem nedeniyle aynı zarar için, zarara uğrayana karşı sorumlu iseler, bunlar arasında, bir zarara ortaklaşa sebep olanlar hakkındaki dönmeye (rücu) ilişkin kurallar uygulanmakta, kural olarak ilk önce, haksız eylemiyle zarara yol açan sorumlu tutulmakta, en son olarak da kusuru olmaksızın ve sözleşme gereği sorumluluğu olmadığı halde kanun hükmü gereğince sorumlu tutulan kişiye başvurulmaktadır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 09.10.2013 gün ve 2013/9 1559 E., 2013/1461 K., 15.05.2015 gün ve 2013/17 2267 E., 2015/1352 K., 19.06.2015 gün ve 2013/10 2281 E., 2015/1727 K., 24.06.2015 gün ve 2014/13 19 E., 2015/1743 K., sayılı ilamlarında aynı görüşlere yer verilmiştir.
Önemle vurgulanmalıdır ki 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununda eksik ve tam teselsül ayırımına son verilmiş, 61 inci maddede, birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümlerin uygulanacağı, 62 inci maddede, tazminatın aynı zarardan sorumlu müteselsil borçlular arasında paylaştırılmasında, bütün durum ve koşullar, özellikle onlardan her birine yüklenebilecek kusurun ağırlığı ve yarattıkları tehlikenin yoğunluğunun göz önünde tutulacağı, tazminatın kendi payına düşeninden fazlasını ödeyen kişinin, bu fazla ödemesi için, diğer müteselsil sorumlulara karşı rücu hakkına sahip ve zarar görenin haklarına halef olacağı bildirilmiştir.
İşveren veya üçüncü kişiye karşı açılan davalarda 5510 sayılı Kanun'un 21 inci maddesine göre rücu alacağından sorumluluk belirlenirken kural olarak, işveren yönünden 1 inci fıkraya göre gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri ile yargılamada yöntemince hesaplanacak gerçek (maddi) zarar karşılaştırması yapılıp düşük (az) olan tutar esas alınmalı, üçüncü kişi bakımından 4 üncü fıkra gereğince gerçek zarar gözetilmeksizin gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı benimsenmeli ve bunlara kusur oranları uygulanmalı ise de işveren ve üçüncü kişinin birlikte taraf olarak yer aldığı, başka anlatımla aynı anda 1 inci ve 4 üncü fıkralara dayalı uyuşmazlıklarda, fıkralarda yer alan hükümlerin nasıl anlaşılması ve giderek ne şekilde uygulama yapılması gerektiği önem arz etmektedir.
Sigortalının iş kazası veya meslek hastalığına uğramasına birden çok kişinin birlikte kusurlarıyla neden olmaları durumunda, anılan 50 inci ve 51 inci maddeler (6098 sayılı Kanun'un 61 inci ve 62 inci maddeleri) gereğince teselsül hükümleri kapsamında bu kişilerin birlikte sorumlulukları vardır ve 146 ıncı maddeye (6098 sayılı Kanun'un 62 inci maddesine) göre, kendi payından fazlasını ödeyenin diğer müteselsil borçlulara karşı rücu hakkı saklı kalmak kaydıyla, her bir borçlu yönünden kusurlarına karşılık gelen miktar ayrılmaksızın teselsül kurallarına göre sorumluluklarına karar verilmelidir. İş kazası veya meslek hastalığına birlikte sebebiyet veren sorumluların işveren ve üçüncü kişi olması durumunda ise, işverenin müteselsilen sorumlu olacağı tutar, 1 inci fıkra gereğince kendi kusur payı gözetilerek sorumlu tutulacağı miktarın (gelirin ilk peşin sermaye değeri X işverenin kusur oranı), üçüncü kişinin 4 üncü fıkraya göre sorumlu olacağı tutar (gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı X üçüncü kişinin kusur oranı) ile toplamı kadar olmalı, kanun koyucunun getirdiği “gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı” sınırlaması karşısında üçüncü kişinin müteselsilen sorumlu tutulacağı miktarın ise, gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı ile işveren de dahil olmak üzere tüm davalıların kusurları toplamının çarpımı sonucu elde edilecek tutar kadar olması gerekmektedir. Bu yaklaşım ve uygulama, işvereni, iç ilişkide üçüncü kişiye rücu edemeyeceği miktarı Kuruma ödemek zorunda bırakmadığından da hakkaniyete uygundur.
- Değerlendirme
1.Davacı Kurumun 18.12.2016 tarihinde meydana gelen iş kazası nedeniyle ölen sigortalının hak sahiplerine bağladığı ölüm geliri nedeniyle oluşan Kurum zararının işveren ve 3. kişilerden tazmini ile ilgili davanın yasal dayanağı 5510 sayılı Kanun'u 21 inci maddesinin 1 inci fıkrası ile 21 inci maddesinin 4 üncü fıkrası olup, mahkemece yapılan araştırma ve inceleme, hüküm kurmaya yeterli ve elverişli değildir.
2.Somut olayda; meydana gelen iş kazası sonrasında Kurum müfettişi tarafından hazırlanan raporda, işveren ...'ın %45 oranında, Sigortalı ...'un %2 oranında, davalı ... Belediyesi Fen İşleri Müdürü ...'ın %30 oranında, idare amiri ...'nun %15 oranında olmak üzere toplam %45 kusurundan Bitlis Belediyesinin sorumlu olduğu, işyeri hekimi ...'nun %3 oranında, İş güvenliği uzmanı ...'ın %3 oranında, şoför ...'ın %2 oranında kusurlu olduklarını bildirdiği, hak sahipleri tarafından açılan ve istinaf incelemesi sonucu kesinleşen Bitlis Asliye Hukuk (İş) Mahkemesinin 2017/179 E. sayılı dosyasından alınan kusur raporunda, işveren ...'ın %40 oranında, Bitlis Belediyesi Başkanlığının %50 oranında, araç sürücüsü ...'ın %10 oranında kusurlu olduğunun kabul edildiği, olaya ilişkin yapılan ceza yargılamasının yürütüldüğü Bitlis 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2022/277 E. sayılı dosyasında sanıklar ..., ..., ..., ... hakkında açılan davanın halen derdest olduğu, yine sanıklar ... ve ... hakkında ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği, mahkemece alınan 14.06.2019 tarihli kusur raporunda davalı alt işveren ...'ın %50 oranında, üst işveren Bitlis Belediye Başkanlığının %30 oranında, araç sürücüsü ...'ın %20 oranında, müteveffa sigortalı ...'un kusursuz olduğunun bildirildiği, 16.12.2019 tarihli alınan kusur raporunda ise davalı ...'ın %40 oranında, davalı ... Başkanlığının %50 oranında bu kusur oranı içerisinde olmak üzere davalı ...'ın %10 oranında, davalı ...'ın %10 oranında, Davalı ... ile sigortalı ...'un kusursuz olduklarının bildirildiği, mahkemece hükme esas alınan kusur oranlarının, davalı ...'ın %40, davalı Belediyenin %50, davalı ...'ın %10 şeklinde olduğu, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından da bu kusur oranlarının hükmüne esas alındığı anlaşılmıştır.
2.Mahkemece yapılacak iş; ceza dosyası, müfettiş raporu ve tazminat dosyasından alınan kusur raporu ile bu dosyadan alınan kusur raporları arasında çelişki bulunduğu gözetilip, ceza dosyasının ek kovuşturmaya yer olmadığına dair dosyasıda getirtilerek, davalı şirket ile üçüncü kişi konumundaki davalılar yönünden teselsül sorumluluğunun anılan maddi ve hukuki olgular dikkate alınarak, öngörülen ilkeler çerçevesinde belirlenmesi için kusur raporları arasındaki çelişkinin giderildiği 6331 sayılı Kanun da ayrıntılı bir şekilde tartışılıp değerlendirilecek şekilde olayın gerçekleştiği iş kolunda iş güvenliği bakımından uzman kişilerden oluşan bilirkişi heyetinden yeniden oluşa uygun bir kusur heyet raporu alınmalı, varılacak sonuca göre karar verilmelidir.
- 5510 sayılı Kanun'un 21 inci maddesinin 1 inci fıkrası ile 21 inci maddesinin 4 üncü fıkrası kapsamında yapılacak değerlendirme sonucu çelişkinin giderildiği kusur raporu doğrultusunda, yukarıda yapılan açıklamalar ışığında tarafların 5510 sayılı Kanun'un 21 inci maddesinin 1 inci fıkrası ile 21 inci maddesinin 4 üncü fıkrasına göre sorumluluklar tespit edilerek usulüne uygun hesap raporu alınmalı ve sonucuna göre bir karar verilmelidir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
28.02.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_yargitay
Taranan Tarih: 25.01.2026 17:30:15