Karar Detayı

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

10. Hukuk Dairesi

Daire / Kategori

Yargıtay Kararı

Esas No

2023/2924

Karar No

2023/13083

Karar Tarihi

19 Aralık 2023

MAHKEMESİ: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 29. Hukuk Dairesi

SAYISI: 2022/3122 E., 2022/2786 K.

KARAR: Esastan ret

İLK DERECE MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 26. İş Mahkemesi

SAYISI: 2019/683 E., 2022/528 K.

Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmek ve de duruşma talep edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin ve işin duruşmaya tabi olduğunun anlaşılması nedeniyle duruşma talebinin kabulüne karar verildikten sonra duruşma için 21.11.2023 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmiştir. Duruşma günü duruşmalı temyiz eden davalı adına Av. Abdurrahman Karadaş ile davacılar adına Av. ... geldiler. Gelenlerin yüzlerine karşı duruşmaya başlanıp sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra duruşmaya son verilerek bırakılan günde Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacılar murisi sigortalının davalıya ait iş yerinde çalışmakta iken meydana gelen iş kazasında vefat ettiğinden bahisle eş ... için 735.821,05 TL maddi, 60.000,00 TL manevi, çocuklar ..., ... ve ... için 30.000,00’er TL manevi tazminat ile bir kısım işçilik alacaklarının davalıdan tahsilini talep ve dava etmişler, devam eden aşamalarda işçilik alacaklarına ilişkin taleplerin eldeki dava dosyasından tefrikine karar verilmiştir.

II. CEVAP

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; meydana gelen olaya ilişkin yapılmış bulunan iş kazası tespiti bulunmadığını, öncelikle olayın iş kazası olduğunun tespiti sonrasında da tarafların kusur durumlarını belirler nitelikte bilirkişi raporu alınması gerektiğini, olayda davalıya atfedilebilecek bir kusur bulunmadığını, bu nedenle müvekkiline karşı açılan davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, işçilik taleplerine ilişkin yapılan ödemeler olduğunu, bu taleplere ilişkin olarak müvekkili firmaya ait olan iş yeri dosyası incelendiği vakit taleplerin bir çoğunun mesnetsiz olduğu hususunun ortaya çıkacağını, özellikle fazla mesai yapılmadığını, yıllık izinlerin kullandırıldığını, resmi tatillerde çalışma yapılmadığını, maaş ve AGİ ödemelerinin yapılmış olduğunun görüleceğini, ayrıca müvekkili firma tarafından olayın meydana geldiği günden sonra davacılara 28.500,00 TL'lik bir ödeme yapıldığını savunmuştur.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle kazanın meydana gelişinde davalı işverenin diğer bir işçisi olan dava dışı ...’nın %100 oranında kusurlu olduğu, davalının 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 66 ncı maddesi gereği adam çalıştıranın kusursuz sorumluluğu kapsamında hüküm altına alınan tazminatlardan sorumlu olduğu gerekçesi ile davacıların maddi ve manevi tazminat istemlerinin kabulüne karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri

Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle, dava dilekçesinde farklı taleplerle dava açıldığını, bu nedenle davanın tefrik edildiğini, ancak daha sonra tekrar birleştirildiğini, hatalı olduğunu, İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçe içermediğini, ilk alınan heyet raporunda müvekkilinin kusursuz bulunduğunu, ancak davacı tarafın itirazı üzerine ek rapor aldırıldığını bu raporda da müvekkiline kusur izafe edilmediğini, buna rağmen dosyanın hesap bilirkişisine gönderildiğini, aktüerya hesap bilirkişisinin mahkemeyi yönlendirerek Borçlar Kanunu'nun uygulanması yönünde yol gösterdiğini, bu durumun hukuka aykırı olduğunu, dava konusu olayda müvekkili firmanın iki çalışanı kendi aralarında kavga ettiklerini ve bilirkişi raporlarına göre kendisine kusur izafe edilen ..., diğer çalışan ...'in kafasına kalas ile vurmuş ve neticesinde de ölüm meydana geldiğini, olaya karışan her iki çalışanda uzun yıllardır birlikte çalışan ve aralarında husumet dahi bulunmayan kişiler olduğunu, olayın meydana gelmesi kendi aralarında anlık gelişen bir tartışma olduğunu, hal böyle olunca anlık gelişen kavga sonucunda meydana gelen olaya ilişkin müvekkilinin özen yükümlülüğüne aykırı davranması ve kavgaya müdahale etmesi ve engellenmesi de mümkün olmadığını dinlenen tanıkların da olaya hemen müdahale etmelerine rağmen olayın oluşunu engelleyemediklerini ifade ettiklerini, İlk Derece Mahkemesinin diğer tanık beyanını ceza mahkemesi gerekçeli kararından almış olduğunu, diğer tanık mahkemece dinlenmediğini ve dinlenilmesinden de vazgeçildiğini, diğer tanık beyanı ceza dosyasındaki gerekçeli karardan alınarak hükme konulduğunu, olayda müvekkilin üzerine düşen yükümlülük işe ehil işçi almak ve gerekli dikkati göstermek olduğunu, olaya karışan her iki işçi de eski çalışan olup, yaptıkları işi ve işin şartlarını gayet iyi bildiklerini, kendi aralarında da bir sıkıntı bulunmadığını, yani yasa hükmüne göre müvekkilinin üzerine düşen şartları yerine getirdiğini, emsal Yargıtay kararlarının da bu yönde olduğunu, İlk Derece Mahkemesinin özel kanun, genel kanun ayırımı gözetilmeden hatalı olarak karar verildiğini, manevi tazminat yönünden yapılan değerlendirmenin hatalı olduğunu, davanın reddine karar verilmesinin gerektiğini istinaf başvuru sebep ve gerekçeleri olarak ileri sürmüştür.

C. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde, usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, yerinde görülmeyen istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle, müvekkilinin meydana gelen iş kazasında hiç bir kusuru yokken Yerel Mahkeme tarafından gerekçesiz bir şekilde kusursuz sorumluluk esasına göre davanın kabulüne karar verildiğini, davacı tarafından açılan dava incelendiğinde, öncelikle farklı taleplerin bir dilekçede toplanmış olduğunun görüleceğini, Yerel Mahkeme tarafından bu talepler incelenerek dosyada bazı talepler yönünden tefrik kararı veridiğini ve davanın başka bir esasa kaydedildiğini, ilerleyen süreçte ise tekrar birleştirme kararı verildiğini, ayrıca iş kazasına dayalı olarak yapılan müracaat ve açılan davada henüz iş kazası tespiti dahi yokken Yerel Mahkeme tarafından karar verildiğini, yargılama sırasında esasa etki eden bir çok usul hatası da yapıldığını ve yapılan bu usul hataları nedeniyle dosya, olay, olayın içeriği tam olarak irdelenmeden ve aktüerya bilirkişisi tarafından yapılan tespit dikkate alınarak karar verildiğini, Yerel Mahkeme ve İstinaf Dairesi kararında gerekçe bulunmadığını, kusursuz sorumluluk esasının olayda uygulanmasının hukuken mümkün olmadığını, meydana gelen olay ile müvekkili arasında kusura dayalı bir sorumluluğun olmadığı hususunun net olarak ortaya çıktığını, buna rağmen dosyanın Yerel Mahkeme tarafından hesap bilirkişine gönderildiğini, hesap bilirkişisinin iş kazasına dayalı olarak açılan ve kusura dayalı olarak hesaplama yapılması gereken bir dosyada müvekkilinin kusursuz sorumluluğuna gidilebileceği yönünde hukuki görüş de bildirdiğini, Yerel Mahkemenin bu konuda kesin bir gerekçe göstermeden genel ifadelerle müvekkili aleyhine tazminata hükmettiğini, olaya karışan her iki çalışanın da uzun yıllardır birlikte çalışan ve aralarında husumet dahi bulunmayan kişiler olduğunu, olayın kendi aralarında anlık gelişen bir tartışma olduğunu, hal böyle olunca anlık gelişen kavga sonucunda meydana gelen olaya ilişkin müvekkilinin özen yükümlülüğüne aykırı davranması ve kavgaya müdahale etmesi ve engellenmesinin de mümkün olmadığını, zaten dinlenen tanıkların da olaya hemen müdahale etmelerine rağmen olayın oluşunu engelleyemediklerini beyan ettiklerini, dinlenen tanık beyanına göre de olayın meydana gelmesinin müvekkili iş veren tarafından engellenmesinin mümkün olmadığını, Yerel Mahkeme diğer tanık beyanını ceza mahkemesi gerekçeli kararından almış ise de diğer tanığın Mahkemece dinlenmemiş ve dinlenilmesinden de vazgeçilmiş olduğunu, diğer tanık beyanının ceza dava dosyasındaki gerekçeli karardan alınarak hükme konulduğunu, Yerel Mahkeme tarafından huzurda dinlenilmeyen tanık beyanının gerekçeli karara konulduğunu ve bu konuda herhangi bir gerekçe de göstermediğini, olayda müvekkilinin üzerine düşen yükümlülüğün işe ehil işçi almak ve gerekli dikkati göstermek olduğunu, olaya karışan her iki işçinin de eski çalışan olduğunu, yaptıkları işi ve işin şartlarını gayet iyi bildiklerini, kendi aralarında bir sıkıntı da bulunmadığını, yani yasa hükmüne göre müvekkilinin üzerine düşen şartları da yerine getirmiş bulunduğunu, emsal Yargıtay kararlarının da bu yönde olduğunu, dava konusu edilen olayın Borçlar Kanunu anlamında değerlendirilse dahi kusursuz sorumluluk ilkesi açısından hatalı değerlendirme yapıldığının görüleceğini, davaya konu kavgaya karışan taraflara bakıldığında; her iki tarafın da müvekkili şirketin çalışanı olduğunu, yani failin müvekkil şirketin çalışanı, mağdurun ise üçüncü kişi olmadığını, adam çalıştıranın sorumluluğuna gidilebilmesi için çalışanın üçüncü kişilere karşı haksız bir eylemde bulunması gerektiğini, Yerel Mahkemenin hiç bir ayrım yapmadan bir gerekçe dahi aramadan kusursuz sorumluluk ilkesi uyarınca karar verdiğini, Yerel mahkemenin iş kazası tespiti yapmaksızın, meydana gelen olayı iş kazası olarak değerlendirdiğini ve olaya uygulanması gereken özel kanunlar var iken ( İş Kanunu, 6331 sayılı Kanun, 5510 sayılı Kanun) bütün bunları aşıp genel kanun olan Borçlar Kanunu çerçevesince bir uygulama yaparak dosyada karar verdiğini, bu durumun normlar hiyerarşisine aykırı olduğunu, ayrıca işçi lehine yorum ilkesinin de kötüye kullanılması anlamı taşıdığını, manevi tazminat yönünden yapılan değerlendirmenin hatalı olduğunu, müvekkili aleyhine manevi tazminata hükmedilmesinin hatalı olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.

C. Gerekçe

  1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme

Uyuşmazlık iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.

  1. İlgili Hukuk

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 66 ncı, 116 ncı ve 417 inci maddeleri, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 13, 16, 20 ve 21 inci maddeleri ile 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77 nci maddesi

  1. Değerlendirme

Dosya kapsamından, olayın bir kasten öldürme fiilinden kaynaklandığı, failin aynı davalı işverenin diğer bir işçisi olan dava dışı ... olduğu, aynı olaya ilişkin ceza dava dosyasının kesinleştiği, bu haliyle ceza dava dosyasında kabul edilen maddi vakıanın da fail ... ile davacılar murisi sigortalının aynı işyerinde depocu personel olarak çalıştıkları, olay sabahı ...'nin tanık ... ile forklift üzerindeki 30 adet suntayı rafa kaldırmaya başladıkları, bir süre sonra yanlarına müteveffa sigortalı ile tanık ...'un geldiği, ...'nin ...'e niye burada iş varken oraya gidiyorsun dediği, müteveffanın "onun bir suçu yok, ben gönderdim, bir şey diyeceksen bana de" dediği, müteveffa, ... ve ...'nın hep birlikte çalışmaya devam ettikleri, bu arada müteveffa ile fail ... arasında ufak tefek sözlü atışmalar meydana geldiği, müteveffanın ...'ye hitaben "çalışacaksan çalış, zoruna gidiyorsa kapı orada, işi bırakıp gidebilirsin" dediği, ...'nin de "s.tir git" deyip sinirllenerek müteveffaya tekme attığı, müteveffanın dizlerinin üzerine düştüğü, bu arada tanık ...'nın araya girerek müteveffayı yapmayın etmeyin diye uyardığı, fail ...'nin bu arada yerden bir takoz alarak maktülün yanına doğru gitmek istediği, orada bulunanların engel olmaya çalıştıkları, ...'nin elindeki takozu davacılar murisi sigortalıya doğru fırlattığı, takozun müteveffanın kafasına isabet ettiği, şuurunu kaybederek sırtüstü yere düşüp kafasını yere çarptığı, olay sonrasında yoğun bakımda iken hayatını kaybettiği şeklinde kesinleştiği, Kurum tarafından yapılan tahkikat neticesinde olayın bir iş kazası olarak kabul edildiği, düzenlenen inceleme raporunda aynı işverenin işçisi fail ...'nin %100 oranında kusurlu olduğunun belirlendiği, Mahkemece iki adet bilirkişi kusur raporu alındığı her iki raporda da fail ...'nin %100 oranında kusurlu olduğu yönünde görüş bildirildiği, İlk Derece Mahkemesince alınan kusura ilişkin heyet raporları birbiriyle uyumlu olduğundan hükme elverişli bulunduğu, davalı işveren ... Pazarlama Orman Ürünleri Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. alınan heyet raporlarında kusursuz bulunsa da 6098 sayılı TBK 'nun 66 ncı maddesi gereği "adam çalıştıranın kusursuz sorunluluğu" hükmü dikkate alınarak alacaklardan sorumlu tutulduğundan bahisle davanın kabulüne karar verildiği, davalı işveren tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 66 ncı maddesinin birinci fıkrasına göre adam çalıştıran, çalışanın, kendisine verilen işin yapılması sırasında başkalarına verdiği zararı gidermekle yükümlüdür.

Kanunda yapılmış bir tanımı bulunmamakla birlikte "adam çalıştıran; bir kimseyi kendisine ait bir işte, emir ve talimatları doğrultusunda çalıştırmak suretiyle, onun hizmetinden kendi menfaati için yararlanan kişidir." (Eren, Fikret; Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara, 2017, s. 647).

Adam çalıştıranın sorumluluğu bir kusur sorumluluğu olmadığı için sorumluluk, kendisinin veya emrinde çalışan yardımcı kişinin kusurlu olup olmamasına bakılmaksızın, kusurdan bağımsız olarak doğmaktadır. Sorumluluğun doğması için objektif özen yükümlülüğünün ihlâliyle meydana gelen zarar arasında, uygun illiyet bağının bulunması yeterlidir (Eren, Fikret; Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara, 2017, s. 643).

Bütün bunlar yanında 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun yardımcı kişilerin fiillerinden sorumluluk başlıklı 116 ncı maddesinin birinci fıkrasına göre borçlu, borcun ifasını veya bir borç ilişkisinden doğan hakkın kullanılmasını, birlikte yaşadığı kişiler ya da yanında çalışanlar gibi yardımcılarına kanuna uygun surette bırakmış olsa bile, onların işi yürüttükleri sırada diğer tarafa verdikleri zararı gidermekle yükümlüdür.

Adam çalıştıranın sorumluluğunun düzenlendiği 66 ncı madde ile yardımcı kişilerin fiillerinden sorumluluğu düzenleyen 116 ncı madde arasında bir kimsenin, kendi kusuru aranmaksızın, üçüncü bir kişinin fiili sonucunda sorumlu olması bakımından benzerlik bulunsa da bu iki sorumluluk hali birbirlerinden oldukça farklı kurumlardır.

Adam çalıştıranın kusursuz sorumluluğuna ilişkin 66 ncı maddenin uygulama alanı bulabilmesi için çalışanın üçüncü kişiye sözleşme dışı sorumluluk çerçevesinde zarar vermesi gerekmektedir. Başka bir deyişle zarar gören üçüncü kişi ile adam çalıştıran arasında hiçbir hukuki, özellikle de sözleşmeye dayalı ilişki bulunmamalıdır.

Somut olayda zararlandırıcı olay nedeniyle vefat eden müteveffa sigortalının davalı işveren yönünden 66 ncı maddede belirtilen "başkaları" terimi kapsamında olmadığı, bilakis müteveffanın davalı işverenle sözleşmesel bir ilişki içerisinde olduğu açık olduğuna göre davalının 66 ncı madde kapsamında kusursuz sorumluluğuna hükmedilmesi yerinde görülmemiştir.

Mahkemece yapılacak iş, davalının diğer işçisi olan ...'nın yargılamaya konu iş kazasının meydana gelişinde %100 oranında kusurlu olduğunu dikkate alarak davalı işverenin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun yardımcı kişilerin fiillerinden sorumluluk başlıklı 116 ncı maddesi kapsamında bir sorumluluğu bulunup bulunmadığı irdeleyip değerlendirmek ve çıkacak sonuca göre bir karar vermekten ibarettir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle,

1.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,

2.İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

Davalının sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,

Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgilisine iadesine,

Davalı avukatı yararına takdir edilen 17.100.00 TL duruşma avukatlık ücretinin davacılara yüksetilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

19.12.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

kararistinafcevaptemyizkaldırılmasınavı.kararımahkemesiderecebozulmasınaortadan

Kaynak: karar_yargitay

Taranan Tarih: 25.01.2026 15:39:00

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim