Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
10. Hukuk Dairesi
Yargıtay Kararı
2022/5564
2023/12692
12 Aralık 2023
MAHKEMESİ: ... Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
SAYISI: 2021/1150 E., 2022/230 K.
KARAR: Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ: ... İş Mahkemesi
SAYISI: 2019/239 E., 2021/419 K.
Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklı maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalılar vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmekle; süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1.Davacı vekili dava dilekçesi ile kazalı sigortalının 24.02.2018 günü meydana gelen iş kazasında sürekli iş göremezliğe uğradığını iddia ederek 1000,00 TL maddi, 30.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
2.Davacı vekili yargılama sırasında 20.05.2019 tarihli dilekçe ile maddi tazminat talebini toplam 138.859,76 TL'ye çıkarmıştır.
II. CEVAP
Davalılar cevap dilekçesi sunmamış, duruşmalara katılarak davanın reddini talep etmişlerdir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Davanın kısmen kabulü ile
1 138.859,79 TL maddi, 10.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 24.02.2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, manevi tazminat yönünden fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1.Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava dilekçesi ve bilirkişi raporlarının taraflarına tebliğ edilmediğini, olayın davacının kendi kusurundan kaynaklandığını ileri sürmüştür.
2.Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; alacakların zamanaşımına uğradığını, olayda kusurlarının bulunmadığını, manevi tazminatın yüksek olduğunu, raporların hatalı olduğunu ileri sürmüştür.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın, 24.02.2018 tarihli iş kazası sonucu %7 oranında maluliyeti ve olayda %10 kusuru bulunan sigortalının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkin olduğu, davalı ... Şirketine; tensip zaptının, dava dilekçesinin, ön inceleme duruşma zaptının, duruşma zaptının, bilirkişi raporunun tebliğ edildiği, genellikle mazeret dilekçesi sunulduğu, beyan dilekçesi ve bilirkişi hesap raporuna karşı beyan ve itirazlarının sunulduğu, kararın istinaf edildiği sonuç olarak davalının davadan ve olaydan haberdar olduğu anlaşılmakla davalının bu yöndeki istinaf taleplerinin yerinde olmadığı, davacının işe giriş bildirgesinde işvereni olarak ...... Şirketinin belirtildiği, davalı ... ile diğer davalı ... arasında ... B Termik Santrali C kömür Konveyörlerinin işletme koşullarında ve performans kriterlerine uygun olarak işletilmesi, bakım onarımlarının, temizliğinin, gözetlenmesinin ve çalışır vaziyette tesliminin 62 kişi ile yapılmasına ilişkin 15.12.2016 tarihli hizmet alım sözleşmesinin imzalandığı, 4857 sayılı Kanun'un 6 ncı maddesi gereği davalı ... ile diğer davalı ... arasında asıl işveren alt işveren ilişkisi olduğu, davacı kazalının ...'ın işvereni olan ...'ın alt işveren, ...'ın asıl işveren olduğu, bu nedenle dava konusu alacaklardan müştereken müteselsilen sorumlu oldukları, mahkeme kararında herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı, dosyada mevcut raporlar ve mahkemece alınan kusur raporları ile dinlenen tanık beyanları karşısında, olayın çalışılan işyerinde gerçekleştiği ve iş kazası olduğu, davacının olayda %10, davalıların kusur oranının ise toplamda %90 olduğu, Mahkemece hükme esas alınan kusur heyet raporunun, iş kazasının meydana geldiği alandan seçilen ve aynı zamanda işçi sağlığı ve iş güvenliği uzmanı olan bilirkişilerce düzenlendiği, hüküm tesisine elverişli ve yeterli olduğu, tespit edilen kusurun olayla örtüştüğü, hesaplamada rücu edilebilen sosyal güvenlik ödemelerinin dikkate alındığı, davalı tarafından ifa amacını taşıyan ödemelere ilişkin bilgi ve belgelerin sunulmadığı, ifa amacını taşımayan ödemelerin ise zararların belirlenmesinde gözetilemeyeceği, zarar veya tazminattan indirilemeyeceği, tarafların kabul edilen kusur oranı, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, işgöremezlik oranı, olay tarihi, olayın işverenin işçi sağlığı ve güvenliği önlemlerini yeterince almamasından kaynaklanması, davacının yaşı, olayın meydana geliş şekli dikkate alındığında Mahkemece hüküm altına alınan maddi ve manevi tazminat miktarının dosya kapsamına uygun olduğu gerekçesiyle;
Davalılar vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1 b.1 inci maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesindeki sebeplerle aynı doğrultuda kararının bozulması gerektiğini belirtmiştir.
2.Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesindeki sebeplerle aynı doğrultuda kararının bozulması gerektiğini belirtmiştir.
C. Gerekçe
- Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, sigortalının sürekli iş göremezliğe uğraması nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
- İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 ncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 nci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 74 ncü ve 417 nci maddesi, 5510 sayılı Kanun'un 13 ncü maddesi, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77 inci maddesi ile 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 4 ncü maddeleri.
-
Değerlendirme
-
İnsan yaşamının kutsallığı çevresinde işverenin, işyerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77 nci maddesinin açık buyruğu iken, 4857 sayılı Kanun'un 77 nci ve devamı bir kısım maddeleri 30.06.2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 37 nci maddesiyle, 01.01.2013 tarihinde yürürlüğe girmek üzere yürürlükten kaldırılmış olup, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, işverenin sağlık ve güvenlik önlemlerini alma yükümünü daha ayrıntılı bir biçimde düzenlemiştir.
-
Buna göre, 6331 sayılı Kanun’un "İşverenin Genel Yükümlülüğü" kenar başlıklı 4 üncü maddesinde:
"İşveren, çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olup bu çerçevede;
a)Mesleki risklerin önlenmesi, eğitim ve bilgi verilmesi dahil her türlü tedbirin alınması, organizasyonun yapılması, gerekli araç ve gereçlerin sağlanması, sağlık ve güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara uygun hale getirilmesi ve mevcut durumun iyileştirilmesi için çalışmalar yapar.
b)İş yerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izler, denetler ve uygunsuzlukların giderilmesini sağlar.
c)Risk değerlendirmesi yapar ve yaptırır.
ç)Çalışana görev verirken, çalışanın sağlık ve güvenlik yönünden işe uygunluğunu gözönüne alır.
d)Yeterli bilgi ve talimat verilenler dışında ki çalışanların hayati ve özel tehlike bulunan yerlere girmemesi için gerekli tedbirleri alır." hükmü düzenlenmiştir.
Aynı Kanun’un 5 inci maddesinde de risklerden korunma ilkeleri düzenlenmiştir. Buna göre maddede, "İşverenin yükümlülüklerinin yerine getirilmesinde aşağıdaki ilkeler göz önünde bulundurulur:
a)Risklerden kaçınmak,
b)Kaçınılması mümkün olmayan riskleri analiz etmek,
c)Risklerle kaynağında mücadele etmek,
ç)İşin kişilere uygun hale getirilmesi için iş yerlerinin tasarımı ile iş ekipmanı, çalışma şekli ve üretim metotlarının seçiminde özen göstermek, özellikle tekdüze çalışma ve üretim temposunun sağlık ve güvenliğe olumsuz etkilerini önlemek, önlenemiyor ise en aza indirmek,
d)Teknik gelişmelere uyum sağlamak,
e)Tehlikeli olanı, tehlikesiz veya daha az tehlikeli olanla değiştirmek,
f)Teknoloji, iş organizasyonu çalışma şartları, sosyal ilişkiler ve çalışma ortamı ile ilgili faktörlerin etkilerini kapsayan tutarlı ve genel bir önleme politikası geliştirmek,
g)Toplu korunma tedbirlerine, kişisel korunma tedbirlerine öncelik vermek,
ğ)Çalışanlara uygun talimatlar vermek." hükmü yer almaktadır.
-
Görüldüğü üzere, işverenin çalışanlarla ilgili sağlık ve güvenliği sağlama yükümünün genel çerçevesi, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4 üncü maddesinde çizilmiştir. Bu çerçevede işverenin, “çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü” olduğu belirtildikten sonra, yapacağı ve uymakla yükümlü bulunacağı birtakım esaslara yer verilmiştir. Bunun gibi 5 inci maddede, işverenin anılan yükümlülükle gerçekleştireceği korunma sırasında uyacağı ilkeler belirlenmiştir. 10 uncu maddede ise, işyerinde sağlık ve güvenlik sağlanırken, işverenin yapacağı risk değerlendirmesi çalışmasında dikkate almakla yükümlü bulunduğu hususlar belirlenmiştir (Hukuk Genel Kurulu’nun 09.10.2013 tarih 2013/21 102 Esas 2013/1456 sayılı kararı).
-
6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4 ve 5 inci maddeleri ile bunu uygun olarak çıkarılan iş güvenliği yönetmelikleri hükümleri, işverenin sorumluluğunu objektifleştiren kriterler olarak değerlendirilmelidir. Bu sebeple mevzuatta yer alan teknik iş güvenliği kurallarına uyulmaması işverenin kusurlu davranışı olarak kabul edilmelidir. Ancak, işveren sadece anılan yazılı kurallara değil, yazılı olmayan ve teknolojinin gerekli kıldığı önlemlere aykırı davrandığında da kusurlu görülerek oluşan zararı karşılamalıdır.
-
Öte yandan, objektifleştirilen kusur, kusur sorumluluğunu kusursuz sorumluluğa yaklaştırsa da, onu kusursuz sorumluluk haline dönüştürmez. Çünkü, bu halde dahi işverenin sorumluluğu için kusurun varlığı şarttır. Kusurun objektifleştirilmesi kriterinin yanısıra, Türk Borçlar Kanunu’nun 417/2 nci maddesinin, Anayasa hükümleri ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4 üncü maddesi kapsamında yorumlanması da işverenin sorumluluğunu oldukça genişletecektir.
-
Yukarıda belirtilen açıklamalar doğrultusunda; işvereni zararlandırıcı olay nedeniyle sorumluluk halinden kurtaracak olan durum iş sağlığı ve güvenliği alanındaki ihmalleri ile oluşan zarar arasındaki uygun nedensellik bağının kesildiğini ispat etmekten ibarettir. Hukuk Genel Kurulunun 20.03.2013 tarih 2012/21 1121 E. 2013/386 sayılı kararında da belirtildiği üzere uygun nedensellik bağı üç durumda kesilebilir. Bunlar mücbir sebep, zarar görenin kusuru ve üçüncü kişinin kusurudur. Bu hallerden birinin varlığı halinde işverenin sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir.
-
İş kazası hukuki sebebine dayalı tazminat davalarında olayın gerçekleşme şeklinin tarafların gösterdiği deliller dikkate alınarak her türlü şüpheden uzak bir şekilde ortaya konulması ve giderek kusur oranlarının bu olaya uygun şekilde belirlenmesi gerektiği açıktır.
-
Dosya kapsamındaki kayıt ve belgelerden; kazalı sigortalı ...'ın, davalı ... nezdinde temizlik görevlisi olarak çalıştığı, kömür boğazı değişimi bantın bir parçası olan şuttu değiştirme için gemici merdiveni ile yukarı çıktığı, şut'u 62 numaralı banta taktıktan sonra gemici merdiveni ile aşağı inerken ayağının kayıp zemine düşmesi neticesinde yaralandığı, bu olay nedeniyle iş göremezliğe uğradığı, SGK Başkanlığı Komisyon kararı uyarınca ...'ın maruz kaldığı kaza olayının iş kazası olduğuna karar verildiği, kazalının iş göremezlik oranının %10'un altında olması nedeniyle SGK tarafından tahkikat raporu düzenlenmediğinin anlaşıldığı, İlk Derece Mahkemesince aldırılan 02.11.2020 tarihli kusur bilirkişi raporunda, 6754 sayılı Kanun'un Bilirkişilik Daire Başkanlığına verdiği görev kapsamında Adalet Bakanlığı tarafından yürütülen çalışmalar sonucunda yayınlanan belgeler doğrultusunda kusurluluk konusunda asli tali kusurlu kusursuz, yüzdelik kusur oranı olarak herhangi bir değerlendirme yapılamayacağının belirtildiği, akabinde anılan raporda; davalı ...'ın kazalının işvereni konumunda olduğu, 6331 sayılı Kanun'da belirtilen sorumluluklara aykırı olarak, kazalıyı sağlık raporu olmadan çalıştırdığı, kazalıya iş sağlığı ve güvenliği eğitimleri vermediği, kazalıya yapmış olduğu genel çalışmalarla ilgili gerekli iş sağılığı talimatları ile yüksekte yapmış olduğu çalışmalarla ilgili talimatları bildirmediği, kazalıya çalışmaları esnasında kullanması için kişisel koruyucu donanımları zimmetli olarak teslim etmediği, çalışmalar esnasında meydana gelebilecek kazaları önceden tespit etmek ve önlemek amaçlı risk analizi ve acil eylem planları hazırlatmadığı, tespit öneri defteri bulundurmadığı, davacının dik ve korkuluksuz merdiveni gerekli emniyet tedbirleri almadan kullanmasına izin vermesi, kişisel koruyucu malzeme temin etmeden çalışmasına izin vermesi, kaza olayının meydana gelmemesini sadece kazalının dikkatine bırakması nedeniyle kaza olayına etkisi olduğu, davalı ...'ın diğer davalı ile arasında asıl işveren alt işveren ilişkisi olduğu, asıl iş veren konumunda olduğu, alt işvereni olan ...'ın kazalı çalışan ...'a karşı yerine getirmediği sorumluluklarından 4857 sayılı Kanun gereğince kendisinin de sorumlu olduğu, kazalının kişisel koruyucu malzemeler kullanmadan çalışması karşısında kazalıya gerekli uyarılarda bulunmaması, bu şekilde dik ve korkuluksuz merdivende yapılan çalışmada gerekli denetim ve gözetleme görevini yapmadan kazalının mevcut şartlarda çalışmasına izin vermesinden dolayı kaza olayına etkisi olduğu, kazalı ...'ın tehlikesini gördüğü ve bildiği dik ve korkuluksuz merdivende işvereninden kişisel koruyucu donanım talep etmeden, diklik ve korkuluk olmadığını bildirip bu yönde tedbir alınmasını talep etmeden çalışması, eksiklikler karşısında çalışmadan kaçınma hakkını kullanmayarak dikkatsiz ve emniyetsiz şekilde çalışmalarına devam etmesinden dolayı kaza olayına etkisi olduğu şeklinde değerlendirme yapıldığı, İlk Derece Mahkemesince davalı işveren ...'ın %70 oranında kusurlu olduğu, davalı asıl işveren ...'ın %20 oranında kusurlu olduğu, kazalı davacı ...'ın ise %10 oranında kusurlu olduğu kanaatine varıldığı ve işbu oranlar doğrultusunda sonuca gidildiği anlaşılmaktadır.
-
Yargıtay HGK istikrarlı içtihatlarına göre; hâkim kendisini bilirkişi veya bilirkişi kurulu yerine koyamaz. Özel veya teknik bilgiyi gerektiren konularda şahsi bilgisi ile kusur belirleyemez. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2.4.1986 gün ve 1984/4 847 E, 1986/338 K; 8.11.1995 gün ve 1995/19 601 E, 938 K; 2.4.2003 gün ve 2003/4 185 E, 263 K; 7.3.2007 gün ve 2007/11 94 E, 113 K; 19.3.2008 gün ve 2008/11 262 E, 260 K; 14.5.2008 gün ve 2008/11 392 E, 377 sayılı kararları da doğrulamaktadır).
Hâkim özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde şahsi bilgisi ile kusur belirlemesi yapamayacağına göre, yeniden bilirkişi incelemesi yaptırması gerekecektir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 8.12.2004 gün ve 2004/4 642 E, 648 K; 2.3.2005 gün ve 2005/11 81 E, 118 K; 30.1.2008 gün ve 2008/11 42 E, 45 K; 5.11.2008 gün ve 2008/4 655 E, 664 sayılı kararlarında vurgulanmıştır).
- Bilirkişiye çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren hallerde başvurulur. Buradaki “özel bilgiden” kasıt, hukuk bilimi dışındaki belli bir bilim dalının araştırıp ortaya koyduğu sonuçlara ilişkin bilgidir.
Hâkimin özel veya teknik bilgiye sahip bilirkişiye başvurmasını gerektiren haller şu şekilde sıralanabilir:
9.1. Özel mesleki bilgilere dayanarak vakıaların tespiti,
9.2. Özel mesleki bilgiye dayanarak mevcut uyuşmazlık hakkında sonuçlara varılması,
-
- Mesleki bilgiye dayanılarak tecrübe kurallarının sağlanması.
Şu halde bilirkişiye başvurulması, vakıaların tespiti, vakıalardan mevcut uyuşmazlığa ilişkin sonuçlar çıkarılması ve tecrübe kurallarının ortaya konulması hususlarını kapsamaktadır. Diğer deyişle, bilirkişinin üstlenmiş olduğu işlev uyuşmazlığın hukuki değil maddi boyutuna yani vakıalara yöneliktir. Vakıaların tespiti ve bu vakıalara göre tarafların kusurlarının belirlenmesinin özel mesleki bilgiye dayandığın da gözden kaçırılmaması gerekir.
- Hâkim, bilirkişi raporunda yazılı olan özel veya teknik açıklamalardan, bilirkişi raporunda varılan sonucun yanlış olduğunu takdir edebilecek derecede bilgi sahibi olduğu kanısına varabiliyorsa yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırmadan, bilirkişi raporunun aksine de karar verebilir. Hâkimin bilirkişi raporlarını keyfi biçimde değerlendirebilme ve ondan ayrılma yetkisine sahip olduğu anlamına gelmez. Bilirkişi raporunun aksine karar veren hâkim, mutlaka bunun gerekçesini de göstermek zorundadır.
“Özel” veya “teknik bilginin” uzmanı bilirkişi ise diyalektik bir süreç olan “yargılamanın” uzmanı, yani bilirkişisi de hâkimdir. Dolayısıyla, BK m. 41 vd.’da düzenlenmiş bulunan haksız fiilin unsurlarından biri olan kusurun derecesini yargılamaya ilişkin tüm verileri (dava malzemesini) dikkate alarak en iyi belirleyecek olan davaya bakan hâkimden başkası olamaz. Kaldı ki, kusur, salt bir takım cismani delillerin incelenmesiyle tespit edilemez. Zira kusur, manevi unsur olması hasebiyle insan psikolojinin esas alınmasını gerektirir.
-
Kusur, hukuki bir kavram olduğundan bunun hâkim tarafından belirlenmesi gerekir. Bu konuda hâkimin bilirkişiden yardım alması mümkün ise de son sözü söyleyecek olan hâkimdir. Dava dosyası üzerinden raporunu hazırlayan bilirkişinin yargılamayı yürüten ve tüm delillerle yüz yüze gelen, onları akıl ve mantık süzgecinden geçiren hâkim kadar yargılamaya egemen olması beklenemez.
-
Her ne kadar kusur değerlendirmesi hakimin takdirinde ise de maddi olayın somutlaştırılması, olayda tarafların konumları, hukuk normlarına göre alınması gereken önlemlerin kime ait olduğunun ve olayda hangi iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin kim tarafından ihlal edildiğinin tespiti teknik ve uzmanlık gerektirdiğinden bu konuda bilirkişi raporu alınması kaçınılmazdır. Elbette bu belirlenirken, ihlal edilen iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin kurallara göre tarafların kusur oranları konusunda teknik bilirkişiden hakimin yardım alması olanaklıdır.
-
Somut uyuşmazlıkta kusur oranı konusunda bilirkişilerce bir belirleme yapılmadığı ancak hakim tarafından kendiliğinden kusur belirlemesi yapılmış ise de yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgulara göre öncelikle teknik açından iş kazasında iş sağlığı ve güvenliği kuralları yönünden kusurları bulunan kişilerin hangi ihlalleri yaptıklarının açıkça belirlenmediği, dolayısı ile hakim tarafından belirlenen kusurun da yerinde olmadığı anlaşılmaktadır. O halde bu konuda tekrar ve ayrıca yardım ve yol göstermesi bakımından işbu teknik bilirkişilerden ihlal ettikleri kurala göre kusur oranı konusunda rapor alınmalıdır. Bilirkişi raporunda sadece etkisi üzerinde durularak, ayrıca hukuki olduğu gerekçesi ile kusur oranı belirlenmeden karar verilmesi yukarıda açıklanan istikrarlı içtihatlara aykırıdır.
14.Mahkemece yapılacak iş; A sınıfı İş güvenliği uzmanlarından oluşturulacak bilirkişi heyetine tarafların olayın meydana gelmesindeki kusur oranını belirlettirmek, iş bu kusur oranını mahkemece hükme esas alınan hesap raporuna uygulamak, bu hesap raporundaki bilinen devre sonu olarak esas alınan tarihi ileri çekmemek ve bu tarihten sonra yürürlüğe giren asgari ücretteki farkları rapora yansıtmamak suretiyle alınacak raporu hükme esas almaktan ve taraflar lehine oluşan usuli kazanılmış hakları da gözeterek (özellikle davacı tarafınca istinaf ve temyiz yoluna başvurulmadığının) davacının talepleri doğrultusunda karar vermekten ibarettir.
-
Bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
-
O halde, davalılar vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve bu aşamada bozma sebebine göre temyiz eden davalılar vekillerinin temyiz itirazlarının sair yönleri incelenmeksizin, ... Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararı kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
-
Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
-
İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgililere iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
12.12.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_yargitay
Taranan Tarih: 25.01.2026 15:44:15