Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
10. Hukuk Dairesi
Yargıtay Kararı
2023/12163
2023/11666
22 Kasım 2023
MAHKEMESİ: ... Bölge Adliye Mahkemesi 41. Hukuk Dairesi
SAYISI: 2021/1176 E., 2021/1349 K.
KARAR: Esastan Ret
Taraflar arasındaki iş kazasına dayalı maddi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalılardan ... Otomasyan...Ltd.Şti ve ... İnşaat ...Ltd. Şti. vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf isteminin reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılardan ... Otomasyan...Ltd. Şti ve ... İnşaat ...Ltd. Şti vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I.DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacıların oğulları/kardeşi olan İsmail Hakkı Balıbey’in Dursunbey Belediye Başkanlığına ait Su Arıtma Tesisleri İnşaatı şantiyesinde alt yüklenici ... Otomasyon Ltd.Şti.'nin işçisi olarak çalışmakta iken 12.10.2014 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucunda vefat ettiğini, davalılardan ... İnşaat Ltd.Şti.'nin ana yüklenici, İnş.Ltd.Şti.'nin alt yüklenici, ... Otomasyon Ltd. Şti.'nin alt yüklenici ve ... Sigorta A.Ş.'nin kazanın meydana geldiği işyerinin işveren sorumluluk sigorta poliçesi ile sigortacısı olduğunu, iş kazasının müteveffanın ana dağıtım panosuna kablo çekmek için çalıştığı sırada yüksek elektrik akımına kapılarak vefat etmesi şeklinde meydana geldiğini, SGK müfettişi raporunda olayda sigortalının çalıştığı işyerinin kusurlu bulunduğunu, iş kazası nedeniyle Dursunbey Asliye Ceza Mahkemesinin 2015/102 E. sayılı dosyası ile açılan ceza davasının derdest olduğunu, müteveffanın bekar ve çocuksuz olarak vefat etmesi nedeniyle davacı anne/baba ile küçük kardeşinin onun desteğinden yoksun kaldıklarını, müteveffanın işyerinde asgari ücretin üzerinde iyi bir maaş almakta olduğunu belirterek, fazlaya ilişkin dava ve her türlü haklan saklı kalmak koşulu ile baba ... için 1,000,00 TL, anne ... için 1.000,00 TL, kardeş ... için 300,00 TL maddi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte (sigorta şirketinin poliçe limitleri ile saklı tutulmak kaydıyla) tüm davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı ... İnş. Taah. Tic. Ltd. Şti. vekili cevap dilekçesinde, iş kazasmın gerçekleştiği işin bütününün anahtar teslimi suretiyle İnşaat Şirketine bırakıldığını, müteveffa işçinin ise alt işveren ... Otomasyon Şirketinin sigortalısı olduğunu, iş güvenliği ile ilgili tedbirleri alma yükümlüğünün bu şirketler tarafından yerine getirilmesi gerektiğini, işveren sıfatım haiz olmayan müvekkil şirket yönünden davanın husumet yokluğu nedeniyle reddi gerektiğini, bununla birlikte müvekkil şirketin iş güvenliği ile ilgili gerekli önlemleri aldığını, işin ... Sigorta A.Ş.'ye sigortaettirildiğini, müteveffa işçinin kendi kusuru sebebiyle iş kazasına sebebiyet verdiğini, davacıların destek zararlarını kanıtlamaları gerektiğini, anne ve baba yararına maddi tazminata karar verilmesi için SGK tarafından ana ve babaya gelir bağlanması gerektiğini belirterek, davanın müvekkil şirket yönünden reddine karar verilmesini talep etmiştir.
2.Davalı ... İnş. Mim. Müh. Mak. Tur. ve Yapı Dan. San. Tic. Ltd. Şti. vekili cevap dilekçesinde, müvekkil firmanın meydana gelen kazada hiçbir kusurunun bulunmadığını, müteveffa işçinin kendi kusuru ile kazaya sebebiyet verdiğini, müvekkil firma ile ... Otomasyon arasında anahtar teslim sözleşme olduğunu, kusur ve sorumluluğun ... Otomasyona ait olduğunu belirterek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
3.Davalı ... Elk. ve Elektronik San. Tic. Ltd. Şti. vekili cevap dilekçesinde, iş kazasının müteveffanın ağır kusuru sebebiyle meydana geldiğini, SGK müfettişi raporu ile işverene atfedilen kusur oranını kabul etmediklerini, müvekkil şirketin işçilere gerekli iş güvenliği eğitimlerini verdiğini, koruyucu malzemeleri temin ettiğini, müteveffanın kalfalık belgesine sahip elektrik işlerinde yetkili ve ehil bir kişi olduğunu, ceza davasında alınan bilirkişi raporunda müteveffa işçinin asli kusurlu olduğunun belirtildiğini, olayda müvekkil şirketin kusurunun bulunmadığını, müteveffa işçinin aylık ücretinin ücret bordrolarında gösterildiği gibi olduğunu, davacıların müteveffadan destek aldıklarım kanıtlamaları gerektiğini belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
4.Davalı ... Sigorta A.Ş. vekili cevap dilekçesinde, müvekkili şirket nezdinde ... İnş. Taah. Tic. Ltd. Şti. adına tanzim edilmiş 21.01.2014 2015 süreli işveren mali sorumluluk sigorta poliçesi bulunduğunu, şahıs başı azami teminat limitinin 150.000,00 TL olduğunu, müvekkil şirketin ancak dava tarihinden itibaren yasal faiz ile sorumlu tutulabileceğini belirterek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesince, "İlk Derece Mahkemesince; ''1 Davacı ... yönünden davanın kabulü ile 128.455,86 TL Maddi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak, davacıya verilmesine, iş bu alacağın olay tarihi olan 12.10.2014 tarihinden itibaren yasal faiz yürütülmesine, (Davalı ... Sigorta A.Ş. yönünden poliçe limiti ile sınırlı olarak ve temerrüt tarihi olan 22.12.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte )
2 Davacı ... yönünden davanın kabulü ile 80.686,89 TL Maddi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak, davacıya verilmesine, iş bu alacağın olay tarihi olan 12.10.2014 tarihinden itibaren yasal faiz yürütülmesine, ( Davalı ... Sigorta A.Ş. yönünden poliçe limiti ile sınırlı olarak ve temerrüt tarihi olan 22.12.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte )
3 Davacı ... yönünden davanın reddine...'' şeklinde karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılardan ... Otomasyan...Ltd. Şti ve ... İnşaat ...Ltd. Şti. vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1.Davalı ... Otomasyan...Ltd. Şti. vekili temyiz dilekçesinde özetle; Yerel Mahkemenin gerekçeli kararında mahkemece davanın kabulünün gerekçesi açıklanmadığı gibi içeriği dahi yazılmayan bilirkişi raporuna atıf yapılmak suretiyle hüküm kurulduğunu, bilirkişi raporuna yapılan atfın kararın gerekçeli olduğunu göstermeyeceğini, Yerel Mahkemenin gerekçeli kararında davaya konu olayın oluş biçimi, gerekli önlemlerin alınıp alınmadığı hususlarına değinilmemiş olmakla beraber tüm davalıların savunmalarına neden itibar edilmediğinin açıklanmamış olduğunu, dosyaya savunma hakkı kapsamında sunulan belgelerin incelenmediğini, somut olayda Yerel Mahkemeye taraflarınca sunulan deliller incelendiğinde davacının elektrik işi ile iştigal eden düz bir işçi olmayıp kalfalık belgesinin olduğu, elektrik işleri için yetkili ve ehil olduğu, bu konuda Milli Eğitim Bakanlığından almış olduğu eğitimlerin bulunduğu, dolayısıyla yapılan işin yüksek riskli bir iş olduğunu bildiği ve bu mesleğin icrasında azami dikkat ve özeni göstermesi gerektiğini bildiğinin açıkça görüleceğini, vefat eden işçinin dalgınlığı ve aceleci davranması nedeniyle oluşan kazanın kendi ağır kusuru neticesinde olduğu hususu yerel mahkemenin gerekçeli kararında müteveffanın şalteri kapatmaması sebebiyle elektrik akımına kapıldığına dair bir pasaj yapıldığını ancak bu durumun ayrıntılı şekilde irdelenmediğini, müvekkili şirketin tüm önlemleri almasına rağmen müteveffanın şalterleri kapatmadan kablo bağlaması veya kesmeye çalışmasının tamamen kendi kusuru olduğunu, bu konuda eğitim almış profesyonel bir elektrik işçisinin şalter kapatmadan elektrik kablosu kesmesi veya bağlamasındaki ağır kusurunun müvekkili şirkete ya da davalı diğer şirketlere yükletilmesinin mümkün olmadığını, Dursunbey Asliye Ceza Mahkemesinin 2015/102 E. sayılı dosyası kapsamında dava konusu iş kazasına ilişkin ikame edilen ceza davasında, müteveffanın asli kusurlu olduğu açıkça ifade edilmiş olmasına rağmen bu hususun dikkate alınmaksızın düzenlenen bilirkişi raporu kapsamında hüküm tesis edildiğini, davacıların sosyo ekonomik durumu hakkında yeterli ve gerekli araştırma yapılmadığını, ilgili tapu ve trafik tescil müdürlüklerine gerekli müzekkereler yazılmadığını, davacıların evinin durumu (kira olup olmadığı) kayıt dışı çalışıp çalışmadıkları hakkında dosyada gerekli araştırmaların yapılmadığını, bilirkişi raporunda bu eksikliklere değinilmediğini, sadece davacı tanık anlatımlarına itibar edildiğini, ilk derece mahkemesinin de eksik bilirkişi incelemesine dayanarak davanın kabulü yönünde hüküm kurduğunu, hükme dayanak yapılan bilirkişi raporunda müteveffa işçi İsmail Hakkı Balıbey'in aylık kazanç miktarını tespit ederken tamamen varsayıma dayalı hareket ettiğini, somut olayda ana baba lehine destekten yoksun kalma tazminatına hükmedilebilmesi için sair şartların ispatlanmadığını, davacının ıslah talebine ve bilirkişi raporuna yönelik itirazları dikkate alınmadan hatalı gerekçeyle hukuka aykırı hüküm kurulduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
2.Davalı ... ...Ltd. Şti. vekili temyiz dilekçesinde özetle; salt bilirkişi raporları dayanak alınmak suretiyle hüküm tesis edilmesinin hakkaniyete aykırı olup, davaya cevapları, ıslaha ve bilirkişi raporlarına itirazlarının gerekçeli kararda tartışılmadan, irdelenmeden hüküm kurulduğunu, Yerel Mahkemece, taraflarınca sunulan hiçbir savunma ve iddianın tartışılmadığını, dava konusu iş kazasının gerçekleştiği işin ihalesinin müvekkil şirket tarafından alınmış olmakla birlikte, işin tamamının anahtar teslim suretiyle diğer davalı ... İnşaat Ltd. Şti.'ye devredildiğini, müvekkili şirketin ihale ile almış olduğu işin tamamını diğer davalı ...'e bırakmış olup, söz konusu işte müvekkili şirketin herhangi bir işçisinin çalışmadığını, müvekkili şirket ve İnşaat Ltd. Şti. arasında İş Kanunu'nun 2/7 nci maddesi ile koşulları düzenlenen alt işverenlik ilişkisi kurulmadığını, hükme esas alınan bilirkişi raporlarında bu hususun değerlendirilmediğini, Dursunbey Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2015/102 E. Sayılı dosyası kapsamında dava konusu iş kazasına ilişkin ikame edilen ceza davasında, müteveffanın asli kusurlu olduğu açıkça ifade edilmiş olmasına rağmen bu husus dikkate alınmaksızın düzenlenen bilirkişi raporu kaspamında hüküm tesis edildiğini, bilirkişi raporunda yer alan müteveffanın ücretine ilişkin tespitin açıkça bordrolar ve SGK kayıtlarına aykırı olmakla birlikte bu haliyle somut gerçeklik ile bağdaşmamasına rağmen konuya ilişkin itirazlarının hiçbir şekilde dikkate alınmadığını, kök rapor ve birinci ek rapora itirazlarında dosyada mübrez belgeler dikkate alınmaksızın TÜİK verileri uyarınca farazi bir ücret belirlendiğinin belirtildiğini, davalılar tarafından gerekli iş güvenliği tedbirleri alındığının yazılı belgelerle kanıtlandığını, somut olayda destekten yoksun kalma tazminatına hükmedilmesi için gerekli şartların oluşmadığını belirterek kararın kaldırılmasına ve yeniden yargılama yapılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesince, İlk Derece Mahkemesi hükmü ve gerekçesi yerinde görülerek istinaf istemlerinin reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılardan ... Otomasyan...Ltd. Şti. ve ... İnşaat ...Ltd. Şti. vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davalı ... Otomasyan...Ltd. Şti. vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü hususları tekrar ederek kararın bozulmasını talep etmiştir.
2.Davalı ... ...Ltd. Şti. vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü hususları tekrar ederek kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
- Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, iş kazasına dayalı maddi tazminat istemine ilişkindir.
- İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 49 ve devamı maddeleri ile 417 nci maddesi, 5510 sayılı Kanun'un 13 ve 16 ncı maddeleri ile 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunun 4 ncü maddesi
- Değerlendirme
1.İnsan yaşamının kutsallığı çevresinde işverenin, işyerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77 nci maddesinin açık buyruğu iken, 4857 sayılı Kanun'un 77 nci ve devamı bir kısım maddeleri 30.06.2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 37 nci maddesiyle, 01.01.2013 tarihinde yürürlüğe girmek üzere yürürlükten kaldırılmış olup 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, işverenin sağlık ve güvenlik önlemlerini alma yükümünü daha ayrıntılı bir biçimde düzenlemiştir.
- Buna göre, 6331 sayılı Kanun’un "İşverenin Genel Yükümlülüğü" kenar başlıklı 4 üncü maddesinde:
"İşveren, çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olup bu çerçevede;
a)Mesleki risklerin önlenmesi, eğitim ve ... verilmesi dahil her türlü tedbirin alınması, organizasyonun yapılması, gerekli araç ve gereçlerin sağlanması, sağlık ve güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara uygun hale getirilmesi ve mevcut durumun iyileştirilmesi için çalışmalar yapar.
b)İş yerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izler, denetler ve uygunsuzlukların giderilmesini sağlar.
c)Risk değerlendirmesi yapar ve yaptırır.
ç)Çalışana görev verirken, çalışanın sağlık ve güvenlik yönünden işe uygunluğunu gözönüne alır.
d)Yeterli ... ve talimat verilenler dışında ki çalışanların hayati ve özel tehlike bulunan yerlere girmemesi için gerekli tedbirleri alır." hükmü düzenlenmiştir.
Aynı Kanun’un 5 inci maddesinde de risklerden korunma ilkeleri düzenlenmiştir. Buna göre maddede, "İşverenin yükümlülüklerinin yerine getirilmesinde aşağıdaki ilkeler göz önünde bulundurulur:
a)Risklerden kaçınmak,
b)Kaçınılması mümkün olmayan riskleri analiz etmek,
c)Risklerle kaynağında mücadele etmek,
ç)İşin kişilere uygun hale getirilmesi için iş yerlerinin tasarımı ile iş ekipmanı, çalışma şekli ve üretim metotlarının seçiminde özen göstermek, özellikle tekdüze çalışma ve üretim temposunun sağlık ve güvenliğe olumsuz etkilerini önlemek, önlenemiyor ise en aza indirmek,
d)Teknik gelişmelere uyum sağlamak,
e)Tehlikeli olanı, tehlikesiz veya daha az tehlikeli olanla değiştirmek,
f)Teknoloji, iş organizasyonu çalışma şartları, sosyal ilişkiler ve çalışma ortamı ile ilgili faktörlerin etkilerini kapsayan tutarlı ve genel bir önleme politikası geliştirmek,
g)Toplu korunma tedbirlerine, kişisel korunma tedbirlerine öncelik vermek,
ğ)Çalışanlara uygun talimatlar vermek." hükmü yer almaktadır.
-
Görüldüğü üzere, işverenin çalışanlarla ilgili sağlık ve güvenliği sağlama yükümünün genel çerçevesi, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4 üncü maddesinde çizilmiştir. Bu çerçevede işverenin, “çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü” olduğu belirtildikten sonra, yapacağı ve uymakla yükümlü bulunacağı birtakım esaslara yer verilmiştir. Bunun gibi 5 inci maddede, işverenin anılan yükümlülükle gerçekleştireceği korunma sırasında uyacağı ilkeler belirlenmiştir. 10 uncu maddede ise işyerinde sağlık ve güvenlik sağlanırken, işverenin yapacağı risk değerlendirmesi çalışmasında dikkate almakla yükümlü bulunduğu hususlar belirlenmiştir (Hukuk Genel Kurulu’nun 09.10.2013 tarih 2013/21 102 Esas 2013/1456 sayılı kararı).
-
6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4 üncü ve 5 inci maddeleri ile bunu uygun olarak çıkarılan iş güvenliği yönetmelikleri hükümleri, işverenin sorumluluğunu objektifleştiren kriterler olarak değerlendirilmelidir. Bu sebeple mevzuatta yer alan teknik iş güvenliği kurallarına uyulmaması işverenin kusurlu davranışı olarak kabul edilmelidir. Ancak, işveren sadece anılan yazılı kurallara değil, yazılı olmayan ve teknolojinin gerekli kıldığı önlemlere aykırı davrandığında da kusurlu görülerek oluşan zararı karşılamalıdır.
-
Öte yandan, objektifleştirilen kusur, kusur sorumluluğunu kusursuz sorumluluğa yaklaştırsa da, onu kusursuz sorumluluk haline dönüştürmez. Çünkü, bu halde dahi işverenin sorumluluğu için kusurun varlığı şarttır. Kusurun objektifleştirilmesi kriterinin yanısıra, Türk Borçlar Kanunu’nun 417/2 nci maddesinin, Anayasa hükümleri ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4 üncü maddesi kapsamında yorumlanması da işverenin sorumluluğunu oldukça genişletecektir.
-
Yukarıda belirtilen açıklamalar doğrultusunda; işvereni zararlandırıcı olay nedeniyle sorumluluk halinden kurtaracak olan durum iş sağlığı ve güvenliği alanındaki ihmalleri ile oluşan zarar arasındaki uygun nedensellik bağının kesildiğini ispat etmekten ibarettir. Hukuk Genel Kurulu’nun 20.03.2013 tarih 2012/21 1121 E. 2013/386 sayılı kararında da belirtildiği üzere uygun nedensellik bağı üç durumda kesilebilir. Bunlar mücbir sebep, zarar görenin kusuru ve üçüncü kişinin kusurudur. Bu hallerden birinin varlığı halinde işverenin sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir.
-
İş kazası hukuki sebebine dayalı tazminat davalarında olayın gerçekleşme şeklinin tarafların gösterdiği deliller dikkate alınarak her türlü şüpheden uzak bir şekilde ortaya konulması ve giderek kusur oranlarının bu olaya uygun şekilde belirlenmesi gerektiği açıktır.
8.Belirtilen açıklamalar ışığında somut olaya dönüldüğünde, her ne kadar meydana gelen iş kazası nedeniyle sigortalının %30, davalı işverenlerin %70 oranında kusurlu olduğundan bahisle hesaplama yapılıp karar verilmiş ise de, aynı olay nedeniyle yürütülen ceza davası dosyasında, sigortalının asli, diğer işçi ... ile ... inşaat...Ltd.Şti yetkilisi ... ve şantiye şefi Akif Kandemir'in kusursuz, ... Otomasyan...Ltd. Şti. ...'ın tali, ...Ltd. Şti. iş güvenliği uzmanı ...'in kusursuz olduğuna dair alınan kusur raporuna göre karar verildiği, ... hakkında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması ile diğerleri hakkında verilen beraat kararının kesinleştiği anlaşılmıştır.
9.O halde İlk Derece Mahkemesince, her ne kadar hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş ve diğer sanıklar hakkında beraat kararı verilmiş ise de, aynı olaya ilişkin alınmış olan ceza dava dosyasındaki kusur raporu ile işbu dava dosyasındaki kusur raporu arasındaki çelişkinin giderilmesi açısından ,İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği ile iş kazasının vuku bulduğu iş kolunda uzman bilirkişi heyetinden; kusur oran ve aidiyeti konusunda yeniden rapor alınarak, varılacak sonuca göre hüküm kurulmalıdır.
-
Öte yandan, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 22.06.2018 tarih 2016/5E. 2018/6 sayılı kararında, "ana ve/veya babanın çocuğunun haksız fiil ve veya akde aykırılık sonucu ölmesi nedeniyle açtığı destekten yoksun kalma tazminatı davalarında, destek ilişkisinin varlığının ispatı için Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı'ndan gelir bağlanması şartının aranmayacağı, destekten yoksun kalma tazminatı davalarında çocukların ana ve/veya babaya destek olduklarının karine olarak kabulünün gerektiği" kabul edilmiştir.
-
Destekten yoksun kalma tazminatı; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 53 üncü maddesinin 3 üncü bendinde düzenlenmiş olup “Ölüm halinde ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıpların tazmini gerekmektedir”. Bu maddeye göre, haksız fiilin doğrudan doğruya muhatabı olmayan, ancak bu haksız fiil nedeniyle ortaya çıkan ölüm olayından zarar gören ya da ileride zarar görmesi güçlü olasılık içinde bulunan kimselere tazminat hakkı tanınmıştır.
-
İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesine göre; ''Destekten yoksun kalma tazminatının doğumu için destek ile tazminat talebinde bulunan kişi arasında bir destek ilişkisi bulunmalıdır. Burada bahsedilen destek ilişkisi hukuksal bir ilişkiyi değil, eylemli bir durumu hedef tutar. Destek ilişkisinin varlığında destek olunanın ihtiyaçlarının sürekli ve düzenli olarak karşılanması yer almaktadır. Burada ifade edilmek istenen süreklilik ve düzenlilik hali yardımın belirlenen zamanlarda ve belirli miktarlarda yapılması değil, eğer destek ölmeseydi yardımların devam edeceğine dair bir beklentinin bulunmasıdır. Eğer yardım devamlı destek saiki ile değil de, tek seferlik, geçici, düzensiz ya da gelişigüzel zamanlarda yapılıyor ve ileride yardımın devam edeceğine dair bir beklenti yaratmıyorsa, bu durumda desteğin sürekli ve düzenli olduğundan bahsetmek mümkün olmayacaktır".
-
Türk Borçlar Kanunu'nun ilgili hükümlerinden anlaşıldığı üzere; destekten yoksun kalma tazminatının konusu, desteğin yitirilmesi nedeniyle yoksun kalınan yardımdır. Bu tazminatın amacı, ölüm olayı olmasaydı ölenin yardımda bulunduğu kimselere yardımda bulunmaya devam edeceğinin düşünülmesi ve ölüm olayının bu süreci kesmesi sonucu destekten yararlanan kimselerin uğradıkları zararın peşin ve toptan şekilde tazmin edilmesi, bu kimselerin ölüm olayından önceki durumlarına kavuşturulmasıdır. Eş deyişle amaç; destekten yoksun kalanların, desteğin ölümünden önceki yaşamlarındaki sosyal ve ekonomik durumlarının korunmasıdır.
-
Burada önemle üzerinde durulması gereken husus, sigortalının destek gücünün, ana ve/veya babanın destek ihtiyacı ile beklenilen destek şeklinin ve miktarının yaşam deneylerine uygun olması gereğidir.
-
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 50 inci maddesi hükmüne göre; "Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır. Uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler".
-
Türk Borçlar Kanunu'nun 51 inci maddesine göre ise; "Hâkim, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirler".
-
Bakım gücü bakım ihtiyacı; bu konuda önemli olan, kimlerin yardımcı, kimlerin yardım gören olabilmeye elverişli oldukları değildir; somut olaylar ve belirli kişiler bakımından geleceğe uzanacak ve gelecekte dahi mümkün olabilecek biçimde kimlerin gerçekten yardımcı, kimlerin yardım gören olduklarıdır. Yardımcı (=destek) kavramı, bakım gücünü; yardım gören kavramı ise bakım ihtiyacını gerektirdiğinden, şayet bakım gücü yoksa destekten; bakım ihtiyacı mevcut değilse, yardım görenden söz edilemez. Bundan başka aradaki sıkı ilişki dolayısıyla birinin yokluğu durumunda diğerinin varlığı da düşünülemez. Bu yönden, destekten yoksun kalma davasında davalı taraf, bakım gücü ve bakım ihtiyacının olayda var olmadığını savunabilir. Tazmin alacaklısı sıfatiyle dava açmış olan davacı, yaşam deneyimleri ve olayların olağan yürüyüşü nedeniyle ispat yükünün yer değiştirmesi durumu söz konusu bulunmadıkça bakım gücünü ve bakım ihtiyacını ispat zorundadır (Mustafa Çenberci, İş Kanunu Şerhi 1978 ..., shf 846 ve devamı).
-
Bu durumda; destekten yoksun kalınan zararın belirlenmesinde, ölen sigortalının elde ettiği gelirin miktarına göre destek gücünün kapsamının ne olduğu, sürekli ve düzenli destek olup olmadığı ve davacıların destek ihtiyacının bulunup bulunmadığı varsa bu ihtiyacın ne şekilde karşılandığının dikkate alınması gerekir.
-
İçtihadı Birleştirme Kararında söz edildiği gibi, bakma kavramı; "Para ve para ile ölçülebilecek bir değer olabileceği gibi bir hizmet ifası ve yahut benzeri yardımlar şeklinde olabilir. Bu nedenle, desteğin yardımının yanızca parasal nitelikte olması bakım gücünün varlığı için koşul değildir". Ancak aksi kanıtlanmadıkça, sigortalının ileride yapacağı farazi desteklerden olan; ana ve babasının bakım ihtiyacı ileride gerçekleşirse bakım ihtiyacını gidermek, bazen ziyaret etmek, evlerinde yardım etmek, kendilerine alışveriş yapmak, yemek yapmak vs. gibi destekler hesaplanabilir nitelikte değildir.
20.Zira Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı kapsamında davacı anne ve babanın destekten yararlandığının ispatı için kurumdan gelir bağlanması şartı aranmamakta olup, bunun bir sonucu olarak da davacı anne ve babanın destek tazminatı alacaklarının kurumdan bağlanan gelirin ödendiği süre ile sınırlı olduğunu kabul etmek açıkça İçtihadı Birleştirme Kararıyla amaçlanan sonucu bozucu mahiyettedir.
-
Öte yandan davacı anne ve baba tarafından Türk Borçlar Kanunu'nun 50 nci maddesi hükmüne göre; ölen sigortalının gelirinden kendisine sürekli destekte bulunduğu ileri sürülüp, Türk Borçlar Kanunu'nun 55 inci maddesine göre maddi delillerle hesaplanabilir sürekli ve düzenli fiili bir desteğin varlığı da kanıtlanmamıştır.
-
O halde, Mahkemece, sigortalının anne ve babasına destek olacağı karine olarak kabul edilerek, Türk Borçlar Kanunu'nun 50 ve 51 inci maddeleri uyarınca, somut olayın özelliğine göre hesap edilebilir mahiyette destek yoksunluk maddi tazminatı alacağının varlığının açıkça ispat edilememiş olması nedeniyle davacı anne ve baba yararına hakkaniyete uygun muhik bir maddi tazminata hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir.
23.İlk Derece Mahkemesince yeniden yapılacak yargılama sonunda karar verilirken, ilk hüküm yönünden temyiz yoluna başvuran ve başvurmayanlar gözetilerek ilgililer hakkında lehe aleyhe oluşan usulü kazanılmış hak olgusuna da dikkat edilmelidir.
Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, yazılı şekilde karar tesisi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
-
Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
-
İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde ilgililere iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
22.11.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_yargitay
Taranan Tarih: 25.01.2026 15:58:25