Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
10. Hukuk Dairesi
Yargıtay Kararı
2023/9336
2023/11410
16 Kasım 2023
MAHKEMESİ: ... Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
SAYISI: 2022/87 E., 2023/1167 K.
KARAR: Esastan red
İLK DERECE MAHKEMESİ: ... 41. İş Mahkemesi
SAYISI: 2021/141 E., 2021/336 K.
Taraflar arasındaki aksine işlemin iptali ile yurt dışı borçlanmasının 31.07.2019 tarihi itibariyle geçerli olduğunun tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı Kurum vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili, davacının 31.07.2019 tarihi itibariyle yurt dışı borçlanmasının geçerli olduğunun tespiti ile aksine Kurum işlemlerinin iptalini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalı Kurum vekili, davacının yurt dışı borçlanma işlemlerini kanuni süresinde tamamlayamadığını, Kurum işlemlerinin usul ve yasaya uygun olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kabulüne, davacının 3201 sayılı Kanun gereğince 31.07.2019 tarihli borçlanma başvurusunun işleme alınması ve yurt dışı borç tahakkuk cetvelinin bu başvuru doğrultusunda düzenlenmesi gerektiğinin tespitine, aksine Kurum işlemlerinin iptaline karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B.İstinaf Sebepleri
Davalı vekili, kararın eksik araştırma ve inceleme sonucu verildiğini belirterek istinaf başvurusunda bulunmuştur.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı Kurum vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V.TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili, istinaf gerekçelerini tekrarla temyiz başvurusunda bulunmuştur.
C.Gerekçe
1.Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, yurt dışı borçlanmasının geçerli olduğu tarihin tespiti istemine ilişkindir.
2.İlgili Hukuk
1 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri,
2 5510 sayılı Kanun'un 42.,3201 sayılı Kanun'un 4, 5 ve geçici 9 uncu maddesi hükümleri.
5510 sayılı Kanun'un "Bildirim" başlıklı 42 nci maddesi; Kurum, sigortalıya veya hak sahiplerine bağlanacak gelir, aylık veya toptan ödemeleri, gerekli belgelerin ve incelemelerin tamamlandığı tarihten itibaren en geç üç ay içinde hesap ve tespit ederek sonuçlarını yazı ile bildirir düzenlemesini,
3201 sayılı Kanun'un "Borçlanma tutarı ve borçlanma tutarının iadesi" başlıklı 4 üncü maddesi, 17.04.2008 tarihli ve 5754 sayılı Kanun 79 uncu maddesi ile düzenlenmiş haliyle, borçlanılacak her bir gün için tahakkuk ettirilecek borç tutarının, başvuru tarihindeki 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanun'un 82 nci maddesinde belirtilen prime esas asgari ve azamî günlük kazanç arasında seçilecek günlük kazancın %32’sinin olduğunu, ancak prime esas asgari günlük kazancın altında olmamak üzere borçlanma tutarına esas alt sınırı farklı bir miktarda belirlemeye Bakanlar Kurulunun yetkili olduğunu, borçlanılan süreler, yurda kesin dönüş yapılmış olması şartıyla aylık tahsisi için yazılı talepleri halinde 5510 sayılı Kanun'un 41 inci maddesinin son fıkrası hükümlerine göre değerlendirileceğini, tahakkuk ettirilen borç tutarının, tebliğ edildiği tarihten itibaren üç ay içerisinde ödenmesi gerektiğini, ödeme yapılan gün sayısının prim ödeme gün sayısına ve prime esas kazanca dahil edileceğini, tahakkuk ettirilen prim borcunu tebligat tarihinden itibaren üç ay içerisinde ödemeyenler için yeniden başvuru şartı aranacağını amir iken, maddenin 17.7.2019 tarihli ve 7186 sayılı Kanun'un 9 uncu maddesiyle değişik halinde, borçlanılacak her bir gün için tahakkuk ettirilecek borç tutarının, başvuru tarihindeki 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanun'un 82 nci maddesinde belirtilen prime esas asgari ve azamî günlük kazanç arasında seçilecek günlük kazancın %45’i olduğunu düzenlemiş ve tahakkuk ettirilen borç tutarının, tebliğ edildiği tarihten itibaren üç ay içerisinde ödenmesi gerektiğini, tahakkuk ettirilen prim borcunu tebligat tarihinden itibaren üç ay içerisinde ödemeyenler için yeniden başvuru şartının aranacağını düzenlemiştir.
3201 sayılı Kanun'un "Süre tespiti ve sigortalılığın başlangıcı " başlıklı 5 inci maddesinin 4 üncü Ek fıkrası 17.04.2008 tarihli ve 5754 sayılı Kanun 79 uncu maddesinin düzenlediği şekli ile yurt dışı hizmet borçlanmasına ait süreler 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağılık Sigortası Kanun'a göre hangi sigortalılık haline göre geçmiş sayılacağının belirlenmesinde; Türkiye'de sigortalılıkları varsa borçlanma talep tarihindeki en son sigortalılık haline göre sigortalılıkları yoksa aynı Kanun'un 4. üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında geçmiş sigortalılık süresi olarak kabul edilir şeklinde iken, 17.7.2019 tarihli ve 7186 sayılı Kanun'un 10 uncu maddesi ile değişik halinde, yurt dışı hizmet borçlanmasına ait süreler 5510 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b)bendi kapsamında geçmiş sigortalılık süresi olarak kabul edilir, düzenlemesi şeklindedir.
01.08.2019 tarihinde yürürlüğe giren 3201 sayılı Kanun'un geçici 9 uncu maddesi ise kısmi aylık bağlanmış olanlar dahil olmak üzere bu maddenin yürürlük tarihinden önce yurt dışında geçen sürelerini borçlanma talebinde bulunanlardan tahakkuk ettirilen borçlarını yasal süresi içinde ödeyenlerin, sigortalılık sürelerinin hangi statüde değerlendirileceğinin ve tahakkuk ettirilecek borç tutarının tespitinde önceki hükümler esas alınacağını düzenler.
3 3201 sayılı Kanun'dan yararlanarak yurt dışında geçen sürelerini borçlanmak isteyenler ile Kurum arasında borçlanma işlemine, bunun sonucu olarak ödenecek prim miktarına ilişkin uyuşmazlıklar çıkmaktadır. Kurumun aktüeryal dengesi ve hakkaniyet ölçüleri gözetilerek ödenecek primin hangi tarihteki prime esas kazanç miktarları esas alınarak belirleneceği üzerinde durulmalıdır. Bu yönde, 3201 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesinin önceki düzenlemesinde açıkça “ödeme tarihi” esas alındığından, bu konuda çıkabilecek uyuşmazlık ödeme tarihine göre çözümlenmekte iken, yürürlükte olan düzenleme tahakkuk tarihindeki primin tebliğden itibaren üç aylık süre içinde ödenmesi şeklinde olup, bu üç aylık sürenin geçirilmesi durumunda borçlanma bedeli olarak ödenecek prim miktarının nasıl belirleneceği irdelenmelidir.
Burada, Kurum işleminin hukuka uygun olması kriter olarak alınmalıdır. Kurum, yapılan borçlanma başvurusunu hukuka uygun olarak değerlendirmiş ve yaptığı borç tahakkukunu tebliğ etmiş, buna rağmen borçlanma bedeli Kanun'da belirtilen üç aylık süre içinde ödenmemiş ise, 3201 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesi gereği borçlanmak için Kuruma yeniden başvuru gerektiğinden, davanın açıldığı tarihe bakılmaksızın buna ilişkin isteğin reddine karar verilmelidir. Örneğin, Türkiye’de sigortalı olarak tescili bulunmayanların borçlanması 5510 sayılı Kanun'un 4/1 b maddesi kapsamında değerlendirilerek borç tahakkuku yapılması yasa gereği olup, Kurum işlemi hukuka uygun olacağından, tahakkuk ettirilen prim borcunu ödeme yerine, borç tahakkukunun 5510 sayılı Kanun'un 4/1 a maddesine göre yapılması ve prim borcunun da başvuru tarihindeki prim miktarları esas alınarak belirlenmesine ilişkin davanın reddi gerekecektir.
Kurum işleminin hukuka uygun bulunmaması durumunda ise, prime ilişkin uyuşmazlığın makul süre gözetilerek çözümlenmesi gerekir. Makul sürenin belirlenmesinde, 5510 sayılı Kanun'un 42 nci maddesinden yararlanılabilir. Anılan maddede, “Kurum, sigortalıya veya hak sahiplerine bağlanacak gelir, aylık veya toptan ödemeleri, gerekli belgelerin ve incelemelerin tamamlandığı tarihten itibaren en geç üç ay içinde hesap ve tespit ederek sonuçlarını yazı ile bildirir.” düzenlemesine yer verilmiştir. Benzer düzenlemeye Mülga 506 sayılı Kanun'un 116 ncı maddesinde de yer almakta idi. Ayrıca, 3201 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesinde de üç aylık ödeme süresi belirlenmiş olup; tüm bu düzenlemeler, 3201 sayılı Kanun'la ilgili uyuşmazlıklarda üç aylık sürenin makul süre olarak alınabileceğini göstermektedir.
Buna göre Kurumun hukuka aykırı işlemine karşı, Kurum işleminin tebliğ tarihinden itibaren üç aylık makul süre içinde dava açılması durumunda, borçlanılacak prim miktarının başvuru tarihindeki primler esas alınarak belirlenmesi; üç aylık makul süre geçtikten sonra dava açılması durumunda ise, dava yeni borçlanma iradesi sayılarak davanın açıldığı tarihdeki primler esas alınarak borçlanma bedeli belirlenmesi gerekir. Örneğin, Türk vatandaşlığından izinle çıkan kişilerin, Türk vatandaşı oldukları dönemde yurt dışında geçen süreleri borçlanma hakkının varlığı gözetildiğinde, başvuru tarihinde Türk vatandaşı olunmadığı gerekçesiyle borçlanma başvurularının reddi hukuka aykırı olacağından, ödenecek borçlanma bedelinin burada belirtilen kriterlere göre belirlenmesi gerekir.
Diğer bir olasılık da Kurumun borçlanma talebini değerlendirmeyip cevapsız bırakmasıdır. Bu durumda, 5510 sayılı Kanun'un 42 nci maddesinde belirtilen üç aylık süre geçtiğinde Kurumun talebi reddetmiş olduğu esas alınarak, anılan üç aylık bekleme süresine yukarıda belirtilen üç aylık makul süre (3 + 3 =6 ay) eklenmeli; davanın Kuruma başvuru tarihinden itibaren 6 aylık süre içinde açılması durumunda yine Kuruma ilk başvurunun yapıldığı tarihteki prime esas kazancın esas alınması; başvuru tarihinden itibaren altı aylık sürenin geçmesinden sonra dava açılması durumunda ise, makul sürenin geçtiği ancak Kurum tarafından da başvuruya bir cevap verilmediği gözetilerek borçlanma bedelinin davanın açıldığı tarihteki prime esas kazanç miktarı esas alınarak belirlenmesi gerekecektir. Dairemizin bu yöndeki içtihadı istikrar kazanmıştır.
3.Değerlendirme
İnceleme konusu davada, davacının 31.07.2019 tarihinde borçlanma talebinde bulunduğu, davalı Kurumun 01.11.2019 tarihli yazı ile eksik belge talep ettiği, davacı sigortalının 17.12.2019 tarihinde eksik belgeleri sunduğu ancak davalı Kurumun 03.09.2020 tarihli yazıyla, borçlanma talep eden vekilin vekaletnamesinin borçlanma tarihinden sonraki bir tarihte düzenlenmiş olduğunun (09.08.2019) tespit edilmesi nedeniyle borçlanmanın geçersiz olduğunun bildirildiği, eldeki davanın ise 27.04.2021 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır.
Somut olayda, davacı, davalı Kuruma 31.07.2019 tarihinde borçlanma talebinde bulunmuş, süreli olan bu borçlanma işlemini başlattığı halde makul süre içinde takip etmeyip eldeki davayı 27.04.2021 tarihinde açmıştır. Makul süre geçtiğine göre, davacı sigortalının 31.07.2019 tarihindeki borçlanma başvurusu geçersiz hale gelmiştir.
Kuruma borçlanma için başvuran sigortalının, Kurumun işlem yapmaması halinde makul süre içinde işlemin iptali için dava açması gerekir. Borçlanma işlemleri başlatan ancak makul sürede takip etmeyen sigortalının kusurlu bulunduğu açıktır.
Bu durumda Mahkemece, talep tarihi itibariyle geçerli bir yurt dışı borçlanmasının bulunmadığı gözetilerek, davacının da talep etmesi halinde, dava dilekçesinin geçerli bir borçlanma başvurusu olduğunun kabulü ile dava tarihinde yürürlükte bulunan mevzuat kapsamında, davacının 4/1 b sigortalılık ve 27.04.2021 tarihinde geçerli ve yine davacı tarafından seçilecek asgari ya da azami prime esas günlük kazanç miktarı üzerinden borçlanabileceğinin tespitine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirir.
VI.KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davalı Kurum vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile
Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
Üye ...'ın muhalefetine karşı, Başkan ..., ..., ... ve ...'ün oyları ve oy çokluğuyla,
16.11.2023 gününde karar verildi.
KARŞI OY GEREKÇESİ
-
Çoğunluk ile aradaki temel uyuşmazlık 31.07.2019 tarihinde 3201 sayılı Kanun uyarınca borçlanma isteminde bulunan sigortalının bu borçlanma isteminin geçerli olup olmayacağı, dava tarihine göre makul sürenin geçip geçmediği" noktasında toplanmaktadır.
-
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonunda, "davacının Türkiye'de 5510 sayılı yasanın 4/A bendi kapsamında sigortalılığının bulunduğu, 3201 sayılı kanun gereğince Yurt Dışı hizmetlerini borçlanmak üzere 31/07/2019 tarihinde iadeli taahhütlü posta ile dilekçe gönderdiği, Almanya'da yaşaması ve Konsolosluktan randevu alamaması nedeniyle verdiği sözlü vekalet ile vekil olarak 5510 sayılı kanunun 4/A bendi kapsamında borçlanmak üzere talepte bulunduğu, Türk Konsolosluğunun müvekkiline yoğunluk nedeni ile geç randevu vermesi sebebi ile vekaletnamenin konsoloslukta ancak 15/08/2019 tarihinde tanzim edilebildiği, davalı kurumun önce 28/11/2019 tarihli yazı ile vekaletname örneği ve bazı belgelerin tamamlanıp verilmesi için 3 aylık süre verdiğini, 28/11/2019 tarihinde davalı kuruma vekaletname örneği ve eksik belgelerin gönderilmesine rağmen davalı kurum tarafından başvurunun yapıldığı 31/07/2019 tarihinde davacı adına başvuruda bulunan avukatın vekaletnamesinin olmaması, vekaletnamenin 15/08/2019 tarihinde düzenlenmiş olması nedeniyle yurt dışı hizmetlerini borçlanma talebinin reddedildiği, Vekalet sözleşmesinin sözlü olarak yapılabileceği, vekaletnamenin müvekkili ile vekil arasında vekalet akdini ortaya koyan bir yazılı belge niteliğinde olduğu, bu ilişkinin 3.kişiler ve kurum nezdinde ispatı açısından önem taşıdığı, vekaletnamenin hiç sunulmadığı hallerde dahi vekil eden onay vermesi durumunda yapılan işlemlerin geçerli hale geleceği, davacı vekilinin davacı ile aralarında vekalet ilişkisi bulunduğuna ilişkin ispat koşulunu yerine getirdiği" gerekçesi ile davacının 3201 sayılı Kanun gereğince 31.07.2019 tarihli borçlanma başvurusunun işleme alınması ve yurtdışı borç tahakkuk cetvelinin bu başvuru doğrultusunda düzenlenmesi gerektiğinin tespitine, aksine Kurum işlemlerinin iptaline karar verilmiş, kararın istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiştir.
-
Kararın temyizi üzerine çoğunluk görüşü ile "inceleme konusu davada, davacının 31.07.2019 tarihinde borçlanma talebinde bulunduğu, davalı Kurumun 01.11.2019 tarihli yazı ile eksik belge talep ettiği, davacı sigortalının 17.12.2019 tarihinde eksik belgeleri sunduğu ancak davalı Kurumun 03.09.2020 tarihli yazıyla, borçlanma talep eden vekilin vekaletnamesinin borçlanma tarihinden sonraki bir tarihte düzenlenmiş olduğunun (09.08.2019) tespit edilmesi nedeniyle borçlanmanın geçersiz olduğunun bildirildiği, eldeki davanın ise 27.04.2021 tarihinde açıldığı, süreli olan bu borçlanma işlemini başlattığı halde makul süre içinde takip etmeyip eldeki davayı 27.04.2021 tarihinde açtığı, makul süre geçtiğine göre, davacı sigortalının 31.07.2019 tarihindeki borçlanma başvurusu geçersiz hale geldiği, borçlanma işlemleri başlatan ancak makul sürede takip etmeyen sigortalının kusurlu bulunduğu, talep tarihi itibariyle geçerli bir yurt dışı borçlanmasının bulunmadığı gözetilerek, davacının da talep etmesi halinde, dava dilekçesinin geçerli bir borçlanma başvurusu olduğunun kabulü ile dava tarihinde yürürlükte bulunan mevzuat kapsamında, davacının 4/1 b sigortalılık ve 27.04.2021 tarihinde geçerli ve yine davacı tarafından seçilecek asgari ya da azami prime esas günlük kazanç miktarı üzerinden borçlanabileceğinin tespitine karar verilmesi gerektiği" gerekçesi ile bozulmasına karar verilmiştir.
-
Belirtmek gerekir ki Daire uygulamasında "Kurumun borçlanma talebini değerlendirmeyip cevapsız bırakması halinde 5510 sayılı Kanun'un 42 nci maddesinde belirtilen üç aylık süre geçtiğinde Kurumun talebi reddetmiş olduğu esas alınarak, anılan üç aylık bekleme süresine üç aylık dava açma süreside eklenerek (3 + 3 =6 ay) makul süre belirlenmektedir. Bu makul süre, anılan süre içinde tarafların işlem yapmaması veya kurumun cevapsız bırakması ya da kurumun tebliğlerinin sonuçsuz kalması halinde değerlendirilecek süredir. Ancak taraflarca yazışmalar var ve sonuçlanan durum var ise elbette sonuçlanan duruma göre makul süre değerlendirilmeli ve talepte bulunan sigortalının takip etmeyerek kusurlu davranışı nedeni ile makul sürenin geçmesine kendisi neden olmalıdır.
-
Somut uyuşmazlıkta sigortalı vekil aracılığı ile 31.07.2019 tarihinde borçlanma talebinde bulunmuş, kurum 01.11.2019 tarihli yazı ile yeni tarihli hizmet belgesini sunması için yazı göndermiş, davacı sigortalı vekili eksik belgeleri 17.12.2019 tarihinde kuruma sunmuştur. Davacı vekili 19.02.2020 tarihinde kurum kaydına giren dilekçesi ile tahakkuk istemiştir. Kurum cevap vermeyince bu kez 24.07.2020 tarihinde tekrar tahakkuk istemiştir. Kurum bu kez 03.09.2020 tarihli yazı ile 31.07.2019 tarihinde borçlanma isteminde davacı vekilinin vekaletnamesinin olmadığı, vekaletnamenin 09.08.2019 tarihinde sunulduğu için borçlanmanın reddedildiğini bildirmiştir. Davacı vekili tebliğ üzerine yine makul süre içinde 28.01.2021 tarihinde başvurarak borçlanmanın kabul edilmesini talep etmiş, kurumca 16.0.2021 tarihli yazı ile daha önceki ret yazısı gönderilmiştir. Davacı vekili bunun üzerine bu davayı 27.04.2021 tarihinde açmıştır.
-
Somut uyuşmazlıkta açıklana kronolojik tarihte taraf işlemlerine göre burada sigortalıya makul süreyi geçirdiği gerekçesi ile kusur izafe edilemez. Aksine kurum belge eksiklikleri giderilmesine ve vekaletname de 09.08.2019 tarihinde eksiklik belgelerinden önce sunulmasına rağmen, borçlanma talebini vekaletnamesiz başvurma gerekçesi ile reddetmiştir. Bu gerekçe hukuka aykırıdır. Burada makul sürenin uzamasına kurum kendi neden olduğuna ve davacı sigorta vekilinin işlemleri makul süre içinde kaldığına göre kararın onanması gerekir.
-
Sonuç itibari ile yerel mahkeme kararı isabetli olduğundan bozma gerekçesine katılınmamıştır.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_yargitay
Taranan Tarih: 25.01.2026 16:01:56