Karar Detayı

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

10. Hukuk Dairesi

Daire / Kategori

Yargıtay Kararı

Esas No

2023/8411

Karar No

2023/10036

Karar Tarihi

19 Ekim 2023

MAHKEMESİ: İş Mahkemesi

SAYISI: 2022/33 E., 2023/142 K.

KARAR: Kısmen Kabul

Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen rücuan tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararın, davacı Kurum ile davalılar ..., ... vekilleri ve ... tarafından temyizi neticesinde kararın bozulması üzerine bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde davanın kabulüne, davalı ... yönünden açılan davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın, davacı Kurum vekili ile davalılardan ... tarafından temyizi neticesinde kararın bozulması üzerine bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararın, davacı Kurum ile davalılardan ... ve ... vekilleri tarafından temyizi neticesinde kararın bozulması üzerine bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde davanın ... Tekstil İnşaat San. ve Tic. Ltd. Şti., ..., ... yönünden kabulüne, davalı ... yönünden davanın reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi kararı davacı Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı Kurum, 07.09.2007 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu vefat eden kazalının hak sahiplerine bağlanan peşin sermaye değerli gelir ile ödenen sosyal yardımlardan oluşan Kurum zararının davalılardan 506 sayılı Kanun'un 10 ve 26 ncı maddeleri uyarınca rücuan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

II. CEVAP

Davalılar cevap dilekçesi sunmamıştır.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin 19.07.2016 tarih, E.2011/154, K.2016/188 sayılı kararıyla; "Yapılan yargılamaya, davacı vekilinin iddiasına, davalılar vekillerinin beyanlarına, SGK sicil dosyasına, tahkikat dosyasına, ödeme evraklarına, kusur ve hesap bilirlişisi raporlarına, Denizli 8. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2007/453 Esas sayılı dosyasına ve oluşan vicdani kanıya göre; davalı şirket işçisi ...'ın 07.09.2007 tarihinde meydana gelen iş kazasında vefat ettiği, Denizli 8. Asliye Ceza Mahkemesinde görülen yargılama sonucunda gerçek kişi davalıların kusurlarından dolayı cezalandırılmalarına karar verildiği, kararın kesinleştiği, ölüm nedeni ile 506 sayılı Kanun gereğince hak sahiplerine ödenen peşin sermaye değerinin ve yapılan masrafların davalılardan tahsili için bu davanın açıldığı, mahkememizce de yaptırılan bilirkişi incelemelerine göre tüm davalıların meydana gelen iş kazasında müştereken ve müteselsilen kusurlu oldukları, ceza mahkemesinde alınan rapor ile mahkememizce yaptırılan kusur bilirkişisi incelemelerinde aynı sonuca ulaşıldığı, 506 sayılı Kanun'un daha iyi irdelemesi ve peşin değer tablolarını denetime elverişli şekilde değerlendirilmesi nedeni aktüer bilirkişi Asil Türk'ün raporunun ve ek raporunun hükme esas alınmasının gerektiği, ek rapor ile 506 sayılı Kanun'un 10 ve 26 ncı maddesininde değerlendirildiği, bu itibarla davanın subut bulduğu anlaşıldığından davanın kabulüne" karar verilmiştir.

IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ

A. İlk Bozma Kararı

  1. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı Kurum ile davalılar ..., ... vekilleri ve ... temyiz isteminde bulunmuştur.

Dairenin 03.04.2019 tarih ve E.2019/1693, K.2019/3101 sayılı kararında; "1 Davacı Kurum, 07.09.2007 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu vefat eden kazalının hak sahiplerine bağlanan peşin sermaye değerli gelir ile ödenen sosyal yardımlardan oluşan kurum zararının davalılardan rücuan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Zararlandırıcı olay nedeniyle düzenlenen Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu tarafından düzenlenen 27.11.2007 tarihli raporda davalı işveren şirket %80, kazalı işçi %20; hükmün açıklanmasının ger bırakılması ile sonuçlanan ceza dosyasında davalılar ..., ... ve ... tali, kazalı işçi asli kusurlu; mahkemece alınan ilk bilirkişi raporunda işverenin %80, kazalı işçi %20; esas alınan 2. kusur raporunda ise işveren şirket %70, şirket yetkilisi ... %7, ustabaşı ... %2, kooperatif adına kontrolörlük hizmeti veren ... %1, kazalı işçi %20 kıusur olduğu ifade edilmekte olup kusura ilişkin tüm bu tespitler incelendiğinde açık çelişki bulunduğu anlaşılmaktadır.

Davanın yasal dayanağı, olay tarihinde yürürlükte bulunan 506 sayılı Kanun olup kusurun belirlenmesinde, mahkemece, öncelikle iş kazasının ne şekilde olduğu, dosya içeriğindeki tüm deliller takdir olunarak, varsa çelişki giderilerek belirlenmeli ve kabul edilen maddi olgular doğrultusunda, kusur oran ve aidiyeti konusunda bilirkişi incelemesine gidilmelidir.

Bu tür iş kazalarında kusurun belirlenmesinde, kabul edilen maddi olgular doğrultusunda; tarafların kusur oran ve aidiyetleri işçi sağlığı ve iş güvenliği konularında uzman bilirkişilerden alınacak bilirkişi raporu uyarınca saptanmalıdır. Kusur durumu saptanırken, iş güvenliği mevzuatına göre hangi önlemlerin alınması gerektiğinin, bu önlemlerin işverence alınıp alınmadığının ve alınmış önlemlere sigortalı işçinin uyup uymadığının, 506 sayılı Kanun’un 26, 4857 sayılı Kanun’un 77 nci İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğü hükümleri çerçevesinde değerlendirilerek belirlenmesi ile oluşa uygun kusur raporu alınması gerekir.

Mahkemece, ceza yargılamasında kazalı işçiye tuğlaların 5. kata çekilmesi ve dağıtımını yaparak istiflemesi görevi verilmesine ve iş için gerekli iş güvenliği malzemelerinin verilmesine rağmen, kazalı işçinin bunları kullanmadığı gibi bulunduğu katta ve kaza mahallinde tuğla istifi için uygun yerler bulunmasına rağmen tuğlaları asansör boşluğu üzerine 2 adet çelik platform panosu koyması, panonun uygun yerleştirilmemesi sonucu boşa çıkması ile beraber aşağı düşmesi şeklinde gelişen zararlandırıcı olayda asli kusurlu bulunması da dikkate alınarak tarafların kusur durum ve oranlarının belirlenmesi ve mevcut çelişkilerin giderilmesi için yeniden alanında uzman bilirkişilerden oluşan heyet raporu alınmalı ve oluşacak sonuca göre karar verilmelidir.

2 Mahkemece davalıların kusur ve sorumluluk durumları ayrıştırılmadan 506 sayılı Kanun'un 10 uncu maddesi kapsamında tüm davalıların sorumlu tutulması suretiyle karar verildiği anlaşılmıştır.

İş kazasının vuku bulduğu tarihte yürürlükte bulunan 506 sayılı Kanun'un 9 uncu maddesi ile, “İşveren çalıştıracağı kimseleri, işe başlatmadan önce örneği Kurumca hazırlanacak işe giriş bildirgeleriyle Kuruma doğrudan bildirmekle veya bu belgeleri iadeli taahhütlü olarak göndermekle yükümlüdür. İnşaat işyerlerinde işe başlatılacak kimseler için işe başlatıldığı gün Kuruma veya iadeli taahhütlü olarak postaya verilen işe giriş bildirgeleri ile Kuruma ilk defa işyeri bildirgesi verilen işyerlerinde işe alınan işçiler için en geç bir ay içinde Kuruma verilen veya iadeli taahhütlü olarak gönderilen işe giriş bildirgeleri de süresi içinde verilmiş sayılır.” hükmü getirilmiş, anılan Kanun'un 10 uncu maddesinde de “Sigortalı çalıştırmaya başlandığının süresi içinde Kuruma bildirilmemesi halinde bildirgenin sonradan verildiği veya sigortalı çalıştırıldığının Kurumca tesbit edildiği tarihten önce meydana gelen iş kazası, meslek hastalığı, hastalık ve analık hallerinde ilgililerin sigorta yardımları Kurumca sağlanır.

Sigortalı çalıştırmaya başlandığı Kuruma bildirilmiş veya bu husus Kurumca tespit edilmiş olmakla beraber, yeniden işe alınan sigortalılardan, süresi içinde Kuruma bildirilmeyenler için de, iş kazası, meslek hastalığı, hastalık ve analık hallerinde gerekli sigorta yardımları kurumca sağlanır.

Ancak, yukarıdaki fıkralarda belirtilen sigorta olayları için Kurumca yapılan ve ilerde yapılması gerekli bulunan her türlü masrafların tutarı ile, gelir bağlanırsa bu gelirlerin 22 nci maddede sözü geçen tarifeye göre hesap edilecek sermaye değerleri tutarı, 26 ncı maddede yazılı sorumluluk halleri aranmaksızın, işverene ayrıca ödettirilir.” düzenlemesine yer verilmiştir.

Davalı işverenin 506 sayılı Kanun’un 10 uncu maddesine göre sorumluluğu; kusursuzluk ilkesine dayanır. İş kazasında işverenin hiç kusuru olmasa bile, şayet sigortalının işe girişi süresinde Kuruma bildirilmemişse, Kurumca yapılan sosyal sigorta yardımlarından 10 uncu maddeye göre sorumlu tutulması gerekir.

İşverenin, 506 sayılı Kanun'un 10 uncu maddesine dayalı tazmin sorumluluğunun sınırlarının belirlenmesi konusuna çözüm getiren, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun, 15.03.1995 T., 1994/800 E., 1995/166 K. sayılı ilamında “...Hal böyle olunca mahkemece yapılacak iş, hak sahiplerinin işverenden isteyebileceği tazminat (tavan) miktarını önce kusur durumunu hiç gözetmeksizin belirlemek ve belirlenen tazminat miktarını geçmemek üzere davalının olaydaki kusursuzluğu dikkate alınarak Borçlar Kanunu’nun 43 ve 44 üncü maddeleri uygulanarak varılacak sonuç uyarınca rücu alacağına hükmetme...” gereği öngörülmüş olup; işverenin sorumluluk sınırlarının belirlenmesinde, kendisinin kusurlu olup olmaması etkili bulunmakta, işverenin kusursuz bulunduğu durumlarda, ilk peşin sermaye değerli gelir miktarı olarak ortaya çıkan tazminat tavanından, Borçlar Kanunu'nun 43 ve 44 üncü maddeleri uyarınca, %50'den aşağı olmamak üzere indirim yapılarak, işverenin sorumlu olduğu tazminat tutarının belirlenmesi gerekmektedir.

İşverenin, 506 sayılı Kanun’un 26 ncı maddesi yanında 10 uncu maddesi uyarınca da sorumlu tutulması gerektiğinin tespiti halinde ise, işverenin %100 kusurlu olduğu kabul edilerek, hesaplanacak maddi tazminat miktarından, Borçlar Kanunu’nun 43 ve 44 üncü maddeleri uyarınca sigortalının kusurunun %50’sinden az olmamak üzere hakkaniyet indirimi yapılarak, varılacak sonuca göre karar verilmesi gerekir.

İncelemeye konu somut olayda davalılar ... ve ...’ın işveren vekili olarak mı yoksa 3. kişi olarak mı sorumlu tutulması gerektiği hususunda tereddüt oluşmuştur. Davalı işveren şirket yönünden 506 sayılı Kanun'un kusursuzluk ilkesine dayanan 10 uncu ve kusur sorumluluğuna dayanan 26 ncı maddeleri kapsamında sorumlu olduğu belirgin olmakla birlikte diğer davalılar açısından anılan Kanun'un 10 uncu maddesi kapsamında sorumlu olup olmayacakları hususunda mahkemece değerlendirme yapılmaksızın, bunun yanında dava dışı kooperatifin anahtar teslim niteliğinde inşaat sözleşmesi ile işi teslim etmesinden dolayı davalı ...’nın dava dışı kooperatifin çalışanı olması halinde sorumluluğuna hiç gidilemeyeceği gözetilmeden yazılı şekilde şekilde karar verilmesi yerinde görülmemiştir.

Bozma sonrası sürdürülecek yargılamada, hükmü temyiz etmeyen davalı şirket yönünden davacı lehine oluşan usuli kazanılmış hak gözetilmelidir" gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesince verilen karar bozulmuştur.

B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar

İlk Derece Mahkemesinin 03.03.2020 tarih ve E. 2019/202, K.2020/71 sayılı kararı ile "Dosyadaki delillerden, davalılardan ...'ın firma müdürü olup işveren vekili konumunda olduğu, ...’ın ise usta başı olduğu, işveren vekili konumunda bulunmadığı belirlenmiştir. Davalı işveren şirket ile firma müdürü ve işveren vekili konumunda olan ...'ın 506 sayılı Kanun'un kusursuzluk ilkesine dayanan 10 uncu ve kusur sorumluluğuna dayanan 26 ncı maddeleri kapsamında sorumlu oldukları sabittir. Diğer davalılardan usta başı ...'ın sadece 506 sayılı Kanun'un 26 ncı maddesi kapsamında sorumlu bulunduğu ortadadır. Davalı ...'nın ise işveren vekili konumunda olmadığı gibi inşaat koordinatörü mimar olarak çalıştığı, anılan Kanun'un 10 uncu maddesi kapsamında sorumlu olmayacağı, dava dışı kooperatifin anahtar teslim niteliğinde inşaat sözleşmesi ile işi teslim etmesinden dolayı davalı ...’nın dava dışı kooperatifin çalışanı olduğu, sorumluluğuna hiç gidilemeyeceği gözetilerek bu davalı yönünden açılan davanın reddine karar vermek gerektiği diğer davalılar yönünden açılan davanın kabulüne" karar verilmiştir.

C. 2'nci Bozma Kararı

Dairenin 10.02.2021 tarih ve E.2020/2989, K.2021/1410 sayılı kararında; "Zararlandırıcı olay nedeniyle düzenlenen Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu tarafından düzenlenen 27.11.2007 tarihli raporda davalı işveren şirket %80, kazalı işçi %20; hükmün açıklanmasının ger bırakılması ile sonuçlanan ceza dosyasında davalılar ..., ... ve v tali, kazalı işçi asli kusurlu; mahkemece alınan ilk bilirkişi raporunda işverenin %80 (şirket yetkilisi ... %2, ustabaşı ... %2, kooperatif adına kontrolörlük hizmeti veren ... %2), kazalı işçi %20; bozma öncesi karara esas alınan 2. kusur raporunda ise işveren şirket %70, şirket yetkilisi ... %7, ustabaşı ... %2, kooperatif adına kontrolörlük hizmeti veren ... %1, kazalı işçi %20 kusurlu olduğu ifade edilmekte olup kusura ilişkin tüm bu tespitler incelendiğinde açık çelişki bulunduğu anlaşılmaktadır. Bozma sonrasında ise bu çelişkilerin giderilmesi amacıyla mahkemece alınan ve hükme dayanak yapılan 06.01.2020 tarihli kusur raporunda bozma öncesi alınan 02.10.2012 tarihli kusur raporuna aynen iştirak edildiği belirtilmek suretiyle, işveren şirketin %80(şirket yetkilisi ... %2, ustabaşı ... %2, kooperatif adına kontrolörlük hizmeti veren ... %2), kazalı işçi %20 kusurlu olduğu yönünde belirleme yapılmıştır. Mahkemece eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmiştir.

1 Dava dışı kooperatif ile davalı işveren şirket arasındaki ilişkinin anahtar teslimi niteliğinde bir ilişki olup, bu kapsamda davalı ...’nın sorumsuz olacağına yönelik yaklaşımı yerinde ise de, bozma sonrası hükme dayanak kılınan kusur raporunda anılan davalıya %2 oranında kusur verildiği gözetilmeksizin yazılı şekilde karar verilmesi mahkemece kabulünü kendi içinde çelişkili kılmış olduğundan isabetsiz bulunmuştur.

2 Yine davalı ...’ın işveren vekili konumunda olduğu hususu yapılan yargılama sonucu belirgin olup, davalı işveren şirket ile birlikte 506 sayılı Kanun'un 10 uncu maddesi kapsamında da sorumlu tutulmasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Ne var ki hükmüne uyulan bozma ilamında yukarıda bahse konu olgu ve ilişkilerin belirlenerek ve dosya içeriğindeki mevcut raporlar arasındaki çelişki irdelenip giderilerek yeniden kusur raporu alınmasının öngörülmesine rağmen, red, üstünlük sebebi ve çelişkiler gereği gibi tartışılmadan mevcut raporlardan birine katılmak suretiyle kusur oran ve aidiyetlerinin belirlenmesi ve hükme dayanak kılınması hukuka uygun bulunmamıştır.

Bozma sonrası sürdürülecek yargılamada, hükmü temyiz etmeyen davalılar yönünden davacı lehine oluşan usuli kazanılmış hak gözetilmelidir." gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesince verilen karar bozulmuştur.

D. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar

İlk Derece Mahkemesininn 29.06.2021 tarihli ve E. 2021/100, K.2021/145 sayılı kararı ile; "Mahkememizce ilk Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda , ceza yargılamasında kazalı işçiye tuğlaların 5. kata çekilmesi ve dağıtımını yaparak istiflemesi görevi verilmesine ve iş için gerekli iş güvenliği malzemelerinin verilmesine rağmen, kazalı işçinin bunları kullanmadığı gibi bulunduğu katta ve kaza mahallinde tuğla istifi için uygun yerler bulunmasına rağmen tuğlaları asansör boşluğu üzerine 2 adet çelik platform panosu koyması, panonun uygun yerleştirilmemesi sonucu boşa çıkması ile beraber aşağı düşmesi şeklinde gelişen zararlandırıcı olayda asli kusurlu bulunması da dikkate alınarak tarafların kusur durum ve oranlarının belirlenmesi ve mevcut çelişkilerin giderilmesi için yeniden alanında uzman bilirkişilerden oluşan bilirkişi heyetine tevdii edilerek 06.01.2020 tarihli rapor aldırılmıştır. Usul ve yasaya uygun olan ve hükme esas alınan 06.01.2020 tarihli bilirkişi raporuna göre davaya konu 07.09.2007 tarihinde meydana gelen kazanın iş kazası olduğu, bu kazanın meydana gelmesinde bina inşaatında yüksekten düşme tehlikesi bulunan alanlarda düşmeye karşı tedbir alınmaması, ağır ve tehlikeli sınıfta yer alan işyerinde çalışacak olan personele işçi sağlığı ve güvenliği eğitimi vermediği, işyeri ortamının yeteri kadar denetlemesini sağlamadığı, kazaya sabebiyet veren olayda yeterince önlem almadığı ve yüksekten düşme sonucu ölüm olayının gerçekleştiği, 4857 sayılı İş Kanun'un 2 nci maddesi 77 nci maddesi 86 ncı maddeleri, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğünü 2, 3, 4 üncü maddelerine, Çalışanların İş Sağlığı ve Güvenliği Eğitimlerinin Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeliğin 4 üncü maddesi, 8 inci maddesi, 10 ve 17 nci maddelerine, Yapı İşlerinde İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğünün 3, 4, 5, 7, 8 ve 10 uncu maddelerine, İşçi Sağlığı ve Güvenliği Yönetmeliğinin 4, 5, 9 ve 12 nci maddelerine ve yerleşmiş Yargıtay kararlarına aykırı davrandığı, bu nedenle iş kazasının meydana gelmesinde 02.10.2012 tarihli 3'lü bilirkişi raporunda tespit edilen kusur oranlarının bu bilirkişi heyetince de isabetli göründüğünden iş veren ... Tekstil İnşaat Sanayi Limited Şirketi'nin % 80 oranında ( bu kusurun % 2 sinin usta başı ...'a, % 2'si firma müdürü ...'a ve %2 sininde kontrolden sorumlu ...'ya ait olmak üzere ) kusurlu olduğu anlaşılmıştır. Müteveffa işçinin ise kazanın meydana geldiği tarihte 25 yaşında olup, aklı selim, işinde tecrübe sahibi bir işçi olduğu, işçilerin can güvenliklerini korumak için gerekli olan özeni göstermediği, tehlikeli ortamdan uzak durmadığı, çalıştığı zemindeki platformu sabitlemediği, emniyet kemeri kullanmadığı (şayet zemindeki platformu sabitlemiş olsaydı ve emniyet kemeri kullansaydı bu kazanın yaşanmayacağı) gerekli dikkat ve özeni göstermeden kendi can güvenliğini hiçe sayarak çalışması işçi sağlığı ve iş güvenliği kurallarına uymaması nedeni ile % 20 oranında kusurlu olduğu belirlenmiştir.

Dosyadaki delillerden, davalılardan ...'ın müteahhit firma ... Tekstil İnşaat Limited Şirketi'nin ortağı, yetkilisi ve firma müdürü olup işveren vekili konumunda olduğu, ...’ın ise usta başı olduğu, işveren vekili konumunda bulunmadığı belirlenmiştir. Davalı işveren şirket ile firma müdürü ve işveren vekili konumunda olan ...'ın 506 sayılı Kanun'un kusursuzluk ilkesine dayanan 10 uncu ve kusur sorumluluğuna dayanan 26 ncı maddeleri kapsamında sorumlu oldukları sabittir. Diğer davalılardan usta başı ... sadece 506 sayılı Kanun'un 26 ncı maddesi kapsamında sorumlu bulunduğu ortadadır. Davalı ...'nın kooperatifin kontrolörü olduğu, imalatın projeye uygunluğunu kontrol görevinin bulunduğu tespit edilmiştir. Bu davalının yapmış olduğu iş ve kusur oranı dikkate alındığında diğer davalılar ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu anlaşılmıştır. Bu durumda meydana gelen kazada iş veren ... Tekstil İnşaat Sanayi Limited Şirketinin %80 oranında kusurlu olduğu, bu kusurun %2'sinden usta başı ...'ın, %2'sinden firma müdürü ...'ın, %2'sinden de kontrolör ...'nın kusurlu olduğu anlaşılmıştır.

Tüm bu nedenlerle; davalılardan ... Tekstil İnşaat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi ile ...'ın 506 sayılı Kanun'un 10 ve 26 ncı maddeleri çerçevesinde davalılardan ... ve ...'nın ise sadece 506 sayılı Kanun'un 26 ncı maddesi kapsamında sorumlu tutulmaları gerektiği bunun hakkaniyete daha uygun olacağı sonuç ve kanaatine varıldığı" gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

E. 3'üncü Bozma Kararı

Dairenin 01.12.2021 tarih ve E.2021/8987, K.2021/15261 sayılı kararında; "Mahkemece, Dairemizce verilen bozma kararına uyulmuş ise de, bozma gereğinin tam olarak yerine getirildiğinden bahsedilmesi mümkün değildir. Zira mahkemece bozmada işaret edilen Mustafa yönünden kusurlu bulunmamasına rağmen sorumlu tutmak suretiyle ve önceki kararı temyiz etmeyen davalılar yönünden usuli kazanılmış hak hususu gözetilmeksizin hatalı kusur raporu doğrultusunda yazılı şekilde karar verilmiştir.

Dairemizin 10.02.2021 2020/2989 Esas 2021/1410 Karar sayılı bozma ilamında belirtildiği üzere:

“1 Dava dışı kooperatif ile davalı işveren şirket arasındaki ilişkinin anahtar teslimi niteliğinde bir ilişki olup, bu kapsamda davalı ...’nın sorumsuz olacağına yönelik yaklaşımı yerinde ise de, bozma sonrası hükme dayanak kılınan kusur raporunda anılan davalıya %2 oranında kusur verildiği gözetilmeksizin yazılı şekilde karar verilmesi mahkemece kabulünü kendi içinde çelişkili kılmış olduğundan isabetsiz bulunmuştur.

2 Yine davalı ...’ın işveren vekili konumunda olduğu hususu yapılan yargılama sonucu belirgin olup, davalı işveren şirket ile birlikte 506 sayılı Kanun'un 10 uncu maddesi kapsamında da sorumlu tutulmasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Ne var ki hükmüne uyulan bozma ilamında yukarıda bahse konu olgu ve ilişkilerin belirlenerek ve dosya içeriğindeki mevcut raporlar arasındaki çelişki irdelenip giderilerek yeniden kusur raporu alınmasının öngörülmesine rağmen, red, üstünlük sebebi ve çelişkiler gereği gibi tartışılmadan mevcut raporlardan birine katılmak suretiyle kusur oran ve aidiyetlerinin belirlenmesi ve hükme dayanak kılınması hukuka uygun bulunmamıştır.

Bozma sonrası sürdürülecek yargılamada, hükmü temyiz etmeyen davalılar yönünden davacı lehine oluşan usuli kazanılmış hak gözetilmelidir.”

Yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular ışığında; Mahkemece, dava dışı kooperatif ile davalı işveren şirket arasındaki ilişkinin anahtar teslimi niteliğinde bir ilişki olduğundan davalı ...’nın sorumsuz olacağı ve bozma ilamındaki hususlar gözetilerek, elde edilecek sonuca göre karar verilmelidir.

Bozma sonrası sürdürülecek yargılamada, hükmü temyiz etmeyen davalılar yönünden davacı lehine oluşan usuli kazanılmış hak gözetilmelidir." gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesince verilen karar bozulmuştur.

F. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar

İlk Derece Mahkemesinin 11.05.2023 tarih ve E. 2022/33, K.2023/142 sayılı kararı ile; "Dosyadaki delillerden, davalılardan ...'ın firma müdürü olup işveren vekili konumunda olduğu, ...’ın ise ... Tekstil İnşaat Sanayi ve Ltd. Şti.'den duvar işçiliği alan taşeron olarak belirtilmiş ise de dosyada sözleşme bulunmadığından mevcut uygulama ve durumda da usta başı olarak hareket edip işveren adına çalıştığı anlaşılmıştır. Davalı işveren şirket ile firma müdürü ve işveren vekili konumunda olan ...'ın 506 sayılı Kanun'un kusursuzluk ilkesine dayanan 10 uncu ve kusur sorumluluğuna dayanan 26 ncı maddeleri kapsamında sorumlu oldukları sabittir. Diğer davalılardan usta başı ...'ın sadece 506 sayılı Kanun'un 26 ncı maddesi kapsamında sorumlu bulunduğu ortadadır. Davalı ...'nın ise işveren vekili konumunda olmadığı gibi inşaat koordinatörü mimar olarak çalıştığı, anılan Kanun'un 10 uncu maddesi kapsamında sorumlu olmayacağı, dava dışı kooperatifin anahtar teslim niteliğinde inşaat sözleşmesi ile işi teslim etmesinden dolayı davalı ...’nın dava dışı kooperatifin çalışanı olduğu, sorumluluğuna hiç gidilemeyeceği gözetilerek bu davalı yönünden açılan davanın reddine karar vermek gerektiği diğer davalılar yönünden açılan davanın kabulüne karar vermek gerektiği sonuç ve kanaatine varıldığı" gerekçesiyle davanın ... Tekstil İnşaat San. ve Tic. Ltd. Şti., ..., ... yönünden kabulüne, davalı ... yönünden davanın reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı kurum vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

  1. Davacı Kurum, kusurun hatalı tespit edildiğini, sigortalının kusurlu olmadığını, davalı ...'nın da kazadan sorumlu tutulması gerektiğini ve bu davalı yönünden de davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir.

C. Gerekçe

  1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme

Uyuşmazlık, rücuan tazminat istemine ilişkindir.

  1. İlgili Hukuk

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 428 inci maddesinin yedi, sekiz ve dokuzuncu fıkraları ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası ile 506 sayılı Kanunun 10 ve 26 ncı maddeleri.

  1. Değerlendirme

  2. Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun'un geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

  3. Temyizen incelenen İlk Derece Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesinde hukukça imkan bulunmadığı anlaşılmakla; davacı Kurum vekilinin temyiz dilekçeleri kararın bozmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

Davacı Kurum vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,

19.10.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

bozmadansürecikararcevapyargılamatemyizvı.kararımahkemesionanmasınaderecesonrakibozma

Kaynak: karar_yargitay

Taranan Tarih: 25.01.2026 16:16:20

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim