Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
10. Hukuk Dairesi
Yargıtay Kararı
2022/11818
2022/15513
6 Aralık 2022
Mahkemesi: ... Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
İlk Derece
Mahkemesi: ... 14. İş Mahkemesi
İş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemi davasının yapılan yargılaması sonunda; İlk derece mahkemesince ilamda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı davalılar ... İnş. Tic. A.Ş. ve ... Tur. İnş. Tic. ve San. Ltd. Şti.'nin ortak vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, ... Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
... Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesince verilen kararın, davacılar vekili ile davalılar ... İnş. Tic. A.Ş. ve ... Tur. İnş. Tic. ve San. Ltd. Şti.'nin ortak vekili tarafından temyiz edilmesi ve de temyiz eden taraflarca duruşma talep edilmesi üzerine dosya incelenerek temyiz isteklerinin süresinde olduğu, işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 02.11.2021 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü duruşmalı temyiz eden davalı şirketler adına Av. ... ile davacılar adına Av. ... ve davacı asil ... geldiler. Diğer davalı adına gelen olmadı. Duruşmaya başlanarak, gelen avukatların ve davacı asilin sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek aynı günde dosyanın mahalline geri çevrilmesine karar verilmiştir. Dosyanın Dairemiz’e tekrar gelmesinden sonra Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
I İSTEM
Davacılar kazalının kendisi için 627.496,76 TL maddi, 200.000,00 TL manevi, diğer tüm davacılar için 75.000,00’er TL manevi tazminatın tahsilini talep ve dava etmişlerdir.
II CEVAP
Davalılar davaya cevaplarında davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuşlardır.
III MAHKEME KARARI: **
A İLK DERECE MAHKEME KARARI
İlk derece mahkemesince davacı kazalının maddi tazminat isteminin kabulüne, kazalı lehine 100.000,00 TL, eş ve çocuk lehine 40.000,00’er TL, anne ve baba lehine 15.000,00’er TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.
B BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
İlk derece mahkemesince verilen karara karşı davalılar ... İnş. Tic. A.Ş. ve ... Tur. İnş. Tic. ve San. Ltd. Şti.‘nin ortak vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, bölge adliye mahkemesince istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, kazalı lehine 50.000,00 TL, eş ve çocuk lehine 20.000,00’er TL, anne ve baba lehine 7.500,00’er TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.
IV TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ: **
Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; bölge adliye mahkemesince maddi tazminat vekalet ücretinin eskik hesaplandığını, hüküm altına alınan manevi tazminatların az olduğunu,
Davalılar ... İnş. Tic. A.Ş. ve ... Tur. İnş. Tic. ve San. Ltd. Şti.‘nin ortak vekili temyiz dilekçesinde özetle; ... ve ... şirketleri arasında salt hisse devri nedeniyle organik bağ kurulmasının hakkaniyete aykırı olduğunu, kaldı ki söz konusu hisse devri sonrası da her iki şirket arasında herhangi bir bağ kalmadığını, kaza tarihinde organik bağ olup olmadığı ve şirketlerin halen organik bağ ilişkisini sürdürüp sürdürmedikleri hususunun araştırılmaması ve bu hususta değerlendirmeye esas alınmamasının doğru olmadığını, ilk derece mahkemesi ve istinaf dairesinin bu hususta değerlendirme yaparken şirketler arasındaki ilişkiyi davacı yanın geçirdiği kaza tarihine ilişkin değerlendirmediğini, bunun yerine geçmişte, kaza öncesi gerçeklemiş bir hisse devrinden yola çıkarak her iki şirket arasında söz konusu kazaya ilişkin bağ kurduğunu ve davacı yanın ...‘nun işçisi olduğunu kabul ettiğini, bu durum usule, yasaya ve hakkaniyete aykırılık teşkil ettiğini, hükme esas alınan kusur bilirkişi raporunun eksik ve hatalı olduğunu, somut olayda davacı yan ve ... firması çalışanlarının olayın meydana gelmesinde ağır kusurlu olduğunu, bu nedenle ... ve ... şirketleri yönünden illiyet bağının kesildiğini, ... firmasının yaptığı işin anahtar teslimi niteliğinde olduğunu, kazalı dışındaki diğer davacılar lehine tazminata hükmedilmesinin hatalı olduğunu, teselsül hükümlerinin uygulanmasının doğru olmadığını, red vekalet ücretinin eksik hesaplandığını ileri sürmüşlerdir.
V İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME: **
Dosya kapsamından hükme esas alınan bilirkişi kusur raporunda 07.07.2013 tarihinde meydana gelen iş kazasında davacı kazalının %5, davacının işvereni olan davalı ... şirketinin ve bu ... şirketi ile organik bağı bulunduğu değerlendirilen ... şirketinin birlikte %50, davalı ... şirketinin %30, davalı ... şirketinin dava dışı işçileri Engin’in %5, Nuh’un %10 oranında kusurlu oldukları yönünde ve yine aynı bilirkişi raporunda “davacı kazazede ...'ın, ... şirketi adına SGK işe giriş bildirgesi verildiği ve yine aynı şirket tarafından 29/08/2013 tarihinde iş kazası bildirimi yapıldığı, hukuki olarak kazalının ... şirketi çalışanı olduğu, ancak, davacının ifadesinde kendisinin asıl olarak ... firmasının işçisi olduğunu, bu firmaya arkadaşı Mustafa ... aracılığıyla girdiğini, bu firmadaki işvereninin Aytekin isimli kişi olduğunu, firmadan ücretini Mustafa aracılığıyla aldığını, kaza sırasında ... isimli kişiyi işvereni olarak değil işyerinin şefi olarak bildiğini, kazadan sonra yaptığı araştırmada SGK'ya ... İnşaat isimli firmanın işçisi olduğunun bildirildiğini öğrendiğini, ...'ın da bu firmanın sorumlusu olduğunu öğrendiğini, kendisinin ... İnşaat firmasının değil ... firmasının çalışanı olduğunu ifade ettiği, Ticaret Sicil Gazetesine göre, Tatvan Ticaret Sicil Müdürlüğüne 2345 sicil nosu ile kayıtlı ... Turizm İnşaat Tic. San.Ltd. Şti.'nin müdürler kurulu başkanı ve şirket müdürünün ... ... olduğu, diğer ortağın Mustafa ... olduğu, Mustafa ...’ın ifadesinde ... Turizm şirketinde %51 hissesi olduğunu, şirket müdürünün ... ... olduğunu, proje müdürünün ... olduğunu ifade ettiği, ticari adresinin Cumhuriyet Caddesi No:179 Tatvan Bitlis olduğu, Tatvan Ticaret Sicil Müdürlüğü 2345 sicil nosu ile 19.03.2003 tarihli Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ... İnş. Ve Tic. Koll. Şti. ... ... ... ... adına kayıtlı olduğunun wwws.ticaretsicil.gov.tr internet adresinde yapılan araştırma sonucu görüldüğü, Ticaret Sicil Gazetesine göre, Tatvan Ticaret Sicil Müdürlüğüne 2273 sicil nosu ile kayıtlı, ... İnşaat Tic. A.Ş.'nin ticari ikametgahının, Karataş Mah. Cumhuriyet Cad. No:322/1 Tatvan Bitlis olduğu, Yönetim Kurulu Başkanının ... ..., yardımcısının ... ..., Yön. Krl. Üyesinin ... ... olduğu, 22.05.2013 tarih 8325 sayılı Tic. Sic. Gazetesine göre şirket ortağı ... ...’un hisselerini ... ...'a devrettiği, şirket ortaklarının ... ..., ... ... ve ... ... olduğu, 08.05.2012 tarih 8063 sayılı Tic. Sicili gazetesinde şirket ticari merkezinin Cumhuriyet Cad. No:179 Tatvan Bitlis olarak yer aldığı, davalı ... ve Tic. Koll.Şti. (daha sonra ... İnşaat ve Tic. A.Ş. olarak değişmiştir.) ve davalı ... Turizm İnşaat Tic. San.Ltd. Şti.'nin iştigal konularının benzer olduğu, şirket ortaklarının ve şirket müdürlerinin ... ... olduğu, ticaret adreslerinin belirli tarihte aynı olduğu, daha sonra akrabası ... ...'a devrettiği, sebepleriyle davalı ... ve ... firmalarının ayrı tüzel kişilikler olmalarına rağmen aralarında organik bağ olduğu” yönünde görüş bildirildiği, yargılamaya konu iş kazası nedeniyle davacı kazalıda oluşan sürekli iş göremezlik oranının %41,00 olduğu anlaşılmaktadır.
İş kazalarından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davalarında zararlandırıcı olaya neden oldukları ileri sürülen kişi veya kişilerin kusur oranlarının kesin olarak tespiti hem maddi hem de manevi tazminat miktarını doğrudan etkilemesi bakımından önem taşımaktadır. Maddi tazminat davalarında sigortalının kazanç kaybının hesaplanmasında sigortalının kusuru oranında tespit olunan kazanç kaybından indirim yapılacağı gibi manevi tazminat davalarında hükmedilecek manevi tazminat miktarının takdirinde tarafların kusur durumu mahkemece öncelikle dikkate alınacaktır.
Somut olayda, hükme esas bilirkişi kusur raporunda iş kazasının şantiye alanında kullanılmak üzere ilk defa satın alınan kokesör (taş kırma) ekipmanının montaj ve deneme aşamasında meydana geldiği, makinanın montaj ve tesliminin nasıl yapılacağı dosya kapsamında yer alan finansal kiralama sözleşmesinde belirtildiği, finansal kiralama sözleşmesine göre yardımcı iş gücü temin edecek olan davalı ... şirketinin bu kapsamda davacı kazalıyı görevlendirdiği, kurulumun teknik açıdan gözetim ve denetiminin davalı ... şirketine ait olduğu, davacının montaj sırasında konveyör bant üzerinde montaj işine yardımcı olduğu, bu esnada bandın çalıştırılması nedeniyle düşerek yaralandığı, bir kısım tanıkların bant hareket etmeden önce uyarı sireninin çaldığı yönünde beyanda bulundukları, uyarı sireninin otomatik olarak çalıp çalmadığı, siren çalmış ise siren sesi ile bandın hareketi arasında geçen sürenin davacıya siren sesinden sonra bandın üzerinden inip güvenli alana geçebilme imkanı tanıyıp tanımadığı üzerinde durulmaması, bu hususun önemli olduğunun gözetilmemesi hatalıdır. Siren sesi ile bandın çalışması arasındaki süre davacının güvenli alana geçmesi için yeterli ise davacının bu sürede konveyör bant üzerinden inmemesi nedeniyle kişisel güvenliğini ihlal ettiğinden daha fazla kusurlu olması gerektiği üzerinde durulmalıdır. Davalılar yönünden, kurulum sırasındaki koordinasyon görevi ve bu görev kapsamında alınması gereken tedbirleri alacak olanın davalı ... olduğu dikkate alınmadan kusur oranlarının belirlenmesi doğru olmamıştır. Davalı ... şirketi ile ... şirketleri arasındaki organik bağ yönündeki kabul açısından ise, dosya kapsamındaki bilgi ve belgelere göre kaza tarihinden önceki ortaklık ve adres bilgilerinin kısmen aynı olmasının organik bağ teşkil etmeyeceği gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup davalı ... yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde adı geçen davalının hüküm altına alınan tazminatlardan sorumlu tutulması yerinde görülmemiştir.
Mahkemece yapılacak iş, iş kazasının meydana geldiği iş kolunda yetkin iş güvenliği uzmanlarından oluşan bilirkişi heyetinden yukarıda yapılan açıklamaları dikkate alan yeni bir bilirkişi kusur raporu almak, yeniden bilirkişi hesap raporu alınmasının gerekmesi halinde hükme esas alınan bilirkişi hesap raporundaki bilinen/iskontosuz, bilinmeyen/iskontolu dönem başlangıç ve bitiş tarihlerinin değiştirilmemesi gerektiğini gözetmek, usuli kazanılmış hakları ve davalı ... yönünden davanın reddine karar verilmesi gerektiğini de dikkate alarak çıkacak sonuca göre bir karar vermekten ibarettir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz ardı edilerek eksik araştırma ve inceleme sonucu yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O hâlde, davacılar vekili ile davalılar ... ve ... şirketlerinin ortak vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve ... Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesinin davalılar ... ve ... şirketlerinin istinaf başvurularının kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulüne ilişkin kararı bozulmalıdır.
SONUÇ: ... Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi’nin 07/10/2020 tarih, 2020/83 Esas, 2020/2084 Karar sayılı kararının yukarıda açıklanan nedenlerle HMK’nın 373/2. maddesi gereği BOZULMASINA, davalılar ... ve ... şirketlerinin sair temyiz itirazları ile davacıların temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, temyiz harcının istek halinde ilgililere iadesine, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, temyiz eden davacılar yararına takdir edilen 8.400,00 TL duruşma avukatlık parasının davalılara yükletilmesine, davalılar yararına takdir edilen 8.400,00 TL duruşma avukatlık parasının davacılara yükletilmesine, Üye ...'ın muhalefetlerine karşı, Başkan ... ile Üyeler ..., ..., ...'nın oyları ve oy çokluğuyla, 06.12.2022 gününde karar verildi.
(M)
T.H.
KARŞI OY GEREKÇESİ
-
Çoğunluk ile aradaki temel uyuşmazlık “dosyanın tarafların temyizi üzerine kusurdan bozulması ile bozmadan sonra önceki raporun bilinen ve bilinmeyen dönem başlangıç ve bitiş tarihlerini değiştirmesinin itiraz edilmemesi nedeni ile karşı taraf lehine usulü kazanılmış hak olup olmayacağı, buna göre yeniden değerlemenin son karar tarihine yakın tazminata esas değerlere taşınıp taşınmayacağı” noktasında toplanmaktadır.
-
Belirtmek gerekir ki Sayın ÖZEKES’inde değindiği gibi “Yargıtay tarafından neredeyse mutlak olarak, doktrinde de ağırlıklı olarak kabul edilen usuli müktesep hak kavramının kanuni bir kurum olmadığını, yargı kararları ile kabul edildiğini ortaya koymak gerekir. Usuli müktesep hak, bugün neredeyse usuli her sorunda, her derde deva bir kurum olarak gündeme gelmekte, sadece kanun yolunda değil, yargılamanın farklı kesitlerinde kullanılmaktadır. Bu kurumun kabul edilebilirliğinin tartışması bir yana, bu kadar geniş bir uygulama alanı bulması doğru değildir. Ayrıca usuli müktesep hak, usuli sorunları çözmeye gerçek anlamda da elverişli değildir. Nitekim, önceleri çok sınırlı kabul edilen usuli müktesep hakkında kapsamı genişlemiş, ancak bu genişlemenin sakıncaları ortaya çıktıkça Yargıtay, usuli müktesep hakka her geçen gün … birçok istisna da kabul etmiştir. En ilginç ve kendi içinde çelişkili durum ise kamu düzeninden kabul edilen usuli müktesep hakka, kamu düzenine ilişkin durumların istisna kabul edilmesidir. Bir şeyin kendisinin, kendisinin zıddı olması gibi garip, biraz da mantığı zorlayan bir durum ortaya çıkmaktadır(PEKCANITEZ, Hakan/ ATALAY, .../ÖZEKES, Muhammet, Medeni Usul Hukuku, ... 2013. s: 2190).”
-
Öncelikle usulü müktesep hak, yasal bir kurum olmadığı gibi mahkemesince tarafların iddia ve savunmaları ile istisnalarına göre değerlendirilmesi gereken bir kavram olup, Yargıtay tarafından bozma kapsamında göre açıklayıcı ve yol gösterici şekilde kararda yer verilmesi beraberinde sakıncalara da yer verecektir. Zira mahkemenin eksik inceleme nedeni ile bozmaya uyması halinde usulü müktesep hakkı gözetme yönündeki bozmaya da uyduğu gibi bir sonuç çıkacaktır ki bu da mahkemenin bu yönde yapacağı değerlendirme ve tartışmanın önceden sınırlandırılması anlamına gelecektir.
-
Diğer taraftan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine usulü müktesep hakkın yeniden kavram olarak değerlendirilmesi gerekir. Zira kanunun kısmi dava başlığı taşıyan 109. maddesinin son fıkrasında açıkça “Dava açılırken, talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmiş olması hâli dışında, kısmi dava açılması, talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmez.” düzenlemesine yer verilmiştir. Görüldüğü gibi kısmi miktar talep eden davacı, fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmadığı ve açıkça da bakiye kısmından feragat etmedikçe geri kalan kısmını ek dava(veya ıslah) yolu ile edebilmektedir. O halde yargılama sırasında davacı tarafın kusur oranına, iş göremezlik oranına itiraz etmemesi, açıkça da feragat etmediği sürece kusur veya maluliyet oranının daha sonra lehine değişmesi halinde bakiyesini talep etme hakkı doğduğundan, usulü kazanılmış hak teşkil etmeyecektir.
-
Dairemizin 2021/6262 Esas, 2022/6811 Karar sayılı ilamında yazılı karşı oy gerekçelerinde açıklandığı üzere özellikle maddi tazminatın karar tarihine yakın verilerle hesaplanması gerektiğinden ve bu durum usulü kazanılmış hakkın istisnası olması nedeni ile çoğunluğun usulü kazanılmış hak teşkil ettiği” görüşüne katılınmamıştır. Zira;
-
Maddi tazminat hesapları yapılırken, en son bilinen ücret unsurlarının hesaplamada gözetilmesi gerektiğinden, hüküm gününe en yakın güne kadar yürürlüğe giren tüm asgari ücretlerin uygulanması gerekir. Daha önce bir veya birkaç hesap raporu verilmiş olsa bile, dava bitinceye kadar yürürlüğe giren asgari ücretlerden dolayı yeniden değişen değerler nedeni ile ek rapor alınması zorunludur.
-
Maluliyet oranı gibi zararın hesaplanmasına ilişkin diğer bir unsur da ücrettir. Asgari ücretin artması halinde, karar tarihine yakın ücrette değişeceğinden, bu ücrete göre zararın hesaplanması gerekmektedir. Zira asgari ücret, kamu düzeni ile ilgili olduğundan, davanın her aşamasında uygulanması zorunludur. Bozmadan sonra dahi asgari ücretlerde artış olmuşsa, yeniden tazminat hesabı yapılması gerekir.Yargıç, bir istek olmasa dahi, yargılamanın her aşamasında asgari ücret artışlarını doğrudan dikkate almakla yükümlüdür. Davacı, bilirkişi raporuna itiraz etmemiş olsa dahi, sonradan yürürlüğe giren asgari ücretlerin uygulanması kamu düzeni gereği ve zorunlu olduğundan, davalı yararına usulü kazanılmış hak oluşmaz.
-
Somut uyuşmazlıkta davacı tarafın itiraz etmediği hesap, karar tarihine en yakın bilinen ücret üzerinden hesaplanmıştır. Bozmadan sonra karar tarihine yakın veriler alındığında, hesabın unsurları değişeceğinden, tazminat miktarı da elbette değişecektir. Davacı taraf bozmadan önceki ilk kararda bilinen ücret üzerinden hesaplanan tazminata itiraz etmemiştir. Ancak bu bilinen ücret bozmadan sonra değişecektir. Bir tarafın ilerde değişecek diye kararı temyiz etmesi hayatın olağan akışına uygun olmayacaktır. Zira karar onanmış olsa idi hesaplama bilinen ücrete göre hesaplandığından sorun olmayacaktır. Ancak bozmadan sonra değişen durum nedeni ile daha önce doğmayan hesaba esas unsur olan ücrete itiraz etmeme usulü kazanılmış hak oluşturmayacaktır. Kaldı ki gerçek belli iken varsayıma gidilmez ilkesinin gözetilmesi gerekir. Sayın çoğunluğun bu yöndeki bozma nedenine katılınmamıştır.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_yargitay
Taranan Tarih: 25.01.2026 17:57:15