Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
10. Hukuk Dairesi
Yargıtay Kararı
2021/6428
2022/14611
22 Kasım 2022
Bölge Adliye
Mahkemesi: ... Bölge Adliye Mahkemesi 48. Hukuk Dairesi
No :
Dava, iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle asıl ve birleşen davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı davacı vekili ve davalı ... İnş. San. ve Tic. A.Ş. vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, ... Bölge Adliye Mahkemesi 48. Hukuk Dairesince davalının istinaf başvurusunun esastan reddine, davacının istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, asıl ve birleşen davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
... Bölge Adliye Mahkemesi 48. Hukuk Dairesince verilen kararın, davacı vekili ve davalı ... İnş. San. ve Tic. A.Ş. vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
I İSTEM
Davacı vekili dava, birleşen dava ve ıslah dilekçesinde özetle, kazalı sigortalının geçirdiği iş kazası sonucu sürekli iş göremezliğe uğradığı iddiasıyla toplamda 143.847,61 TL maddi, 35.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihinden işleyecek faiziyle birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II CEVAP
Davalılar vekilleri cevap dilekçelerinde özetle; davanın reddine karar verilmesini talep etmişlerdir.
III MAHKEME KARARI
A İLK DERECE MAHKEME KARARI
2015/319 Esas sayılı dava yönünden davanın kısmen kabulü ile,
1 126.029,09 TL maddi tazminatın kaza tarihi olan 05.12.2010 tarihinden itibaren işleyecek ve hesaplanacak yasal faizi ile birlikte davalılar ... ... San. ve Tic. A.Ş. İle ... İnş. Tic. Taah. ve San. Ltd. Şti'den müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine,
2 Davacının kusur ve maluliyeti nazara alınarak 10.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 05.12.2010 tarihinden itibaren işleyecek ve hesaplanacak yasal faizi ile birlikte davalılar ... ... San. ve Tic. A.Ş. ile ... İnş. Tic. Taah. ve San. Ltd. Şti'den müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine,
3 Fazlaya ilişkin taleplerin Reddine
Birleşen ... Anadolu 8. İş Mahkemesinin 2018/971 Esas sayılı dava yönünden davanın kısmen kabulü ile,
1 Bakiye 12.818.52 TL maddi tazminatın kaza tarihi olan 05.12.2010 tarihinden itibaren işleyecek ve hesaplanacak yasal faizi ile birlikte davalılar ... ... San. ve Tic. A.Ş. ile ... İnş. Tic. Taah. ve San. Ltd. Şti'den müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine,
2 Davalı ...Ş. Aleyhine açılan davanın reddine, karar verilmiştir.
B BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
A)Davalı ... İnş. San. ve Tic. A.Ş.'nin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1 b.1 maddesi gereğince esastan reddine,
B)Davacının istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile; ... Anadolu 15. İş Mahkemesi'nin kararının kaldırılmasına,
C)2015/319 Esas sayılı asıl dava yönünden davanın kısmen kabulü ile,
1 126.029,09 TL maddi tazminatın kaza tarihi olan 05.12.2010 tarihinden itibaren işleyecek ve hesaplanacak yasal faizi ile birlikte davalılar ... ... San. ve Tic. A.Ş. ile ... İnş. Tic. Taah. ve San. Ltd. Şti'den müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine,
2 Dava konusu kazanın tarihi, davacının maluliyet oranı, olayın oluş şekli, tarafların kusur oranları, davacının duyduğu elem ve ızdırabın tatmini yönü, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, nazara alınarak 34.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 05.12.2010 tarihinden itibaren işleyecek ve hesaplanacak yasal faizi ile birlikte davalılar ... ... San. ve Tic. A.Ş. ile ... İnş. Tic. Taah. ve San. Ltd. Şti'.den müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine,
Birleşen ... Anadolu 8. İş Mahkemesinin 2018/971 Esas sayılı dava yönünden davanın kısmen kabulü ile,
1 Bakiye 17.818.52 TL maddi tazminatın kaza tarihi olan 05.12.2010 tarihinden itibaren işleyecek ve hesaplanacak yasal faizi ile birlikte davalılar ... ... San. ve Tic. A.Ş. ile ... İnş. Tic. Taah. ve San. Ltd. Şti'den müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine,
2 Davalı ...Ş. Aleyhine açılan davanın reddine, karar verilmiştir.
IV TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ: **
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; müvekkilinin aydınlatılmamış bir ortamda merdivenlerden inerken üstü kapatılması gereken boşluğa düştüğünü, müvekkiline kusur yüklenmesinin isabetsiz olduğunu, asgari ücret kamu düzenine ilişkin olup yerleşik Yargıtay içtihatları uyarınca hüküm tarihine en yakın bilinen verilerle hesaplama yapılması gerektiğini, dava 2019 yılında karara bağlandığı halde, 2018 yılında düzenlenen hesap raporuna göre karar verildiğini, kararın verildiği yıl itibariyle hesap raporunun asgari ücretteki artışlar dikkate alınarak güncellenmesi zorunlu iken bu gereğin yerine getirilmediğini, bilirkişice maddi zarar hesabı yapılırken bakiye ömür hesabınını kaza tarihini esas alarak hesapladığını, bakiye ömürün hesap tarihi itibariyle hesaplanması gerektiğini, bakiye ömür hesabında yerleşik uygulamalar gereği malesef 1931 tarihli Fransa ... tablosu esas alındığını, oysa ... tarafından hak sahiplerine gelir bağlanırken Türkiye'nin güncel bakiye ömür tablolarına dayanan **TRH ** 2010 tablosuna göre bakiye ömür hesaplandığını, bu nedenle ... tablosu esas alınarak yapılan hesaplamaların hatalı olduğunu, müvekkilinin kusur oranı ve vücut bütünlüğünün dörtte birini kaybettiği gözetildiğinde hükmedilen manevi tazminatın oldukça yetersiz olduğunu, davalı ... yönünden davanın reddinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, poliçe incelendiğinde davalı asıl işverenin ya da müvekkilin hizmet akdi kurduğu alt işveren olan diğer davalı şirketin sigortalı olmadığını, sigortalının işi ihale eden ... Bakanlığı (o zamanki adıyla) olduğunu, müvekkilinin sigorta poliçesine göre üçüncü kişi olup poliçenin ikinci sayfasında teminatlar bölümü beşinci sırada yazıldığı gibi 3. şahıs M.M kapsamında olduğunu, aynı sayfanın özel şartlar bölümü 1/A maddesinin müvekkilini kapsadığını,
Davalı ... İnş. San. ve Tic. A.Ş. vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacının diğer davalı firmada çalışmakta iken kendi dikkatsizliği ve tedbirsizliği nedeniyle kaza geçirdiğini, müvekkilinin üzerine düşen tüm edimlerini harfiyen yerine getirdiğini, davacı ile müvekkili şirket arasında hiçbir akdi bağ ve münasebet bulunmayıp müvekkili işi anahtar teslim olarak devrettiğinden asıl işveren alt işveren ilişkisi de kurulamayacağını, kazanın meydana gelmesinde müvekkili şirketin hiçbir kusuru bulunmadığını, davacı asıl davasındaki dava dilekçesinde manevi tazminat talep etmemiş ve bu hususta ayrıca bir ihtirazi kayıt da düşmemiş olduğundan ıslah dilekçesi ile manevi tazminat talep edemeyeceğini, asıl davada usulüne uygun olarak talep edilmeyen manevi tazminat talebi zamanaşımına uğradığından, birleşen davada da zamanaşımına uğradığını, zamanaşımı itirazlarının değerlendirilmediğini, müvekkili şirket tüm denetim ve gözetim yükümlülüğünü de yerine getirdiğinden manevi tazminatın bu denli fahiş olmasının da hakkaniyetle bağdaşmadığını, kusura ilişkin olarak tanzim edilen bilirkişi raporunun denetime ve hüküm tesis etmeye elverişli olmadığını, aynı olaya ilişkin olarak arz ve ikame olunan ... (2). İş Mahkemesi 2016/638 E. sayılı dosyasından tanzim olunan 19/07/2017 tarihli Bilirkişi Kurulu Kusur Raporunda belirlenen kusur oranları göz önüne alındığında müvekkilimiz şirketin kusurunun bulunmadığı, diğer davalı ... inşaatın %90 oranında, davacı ... çekin %10 oranında kusurunun bulunması tamamen göz ardı edilerek açık bir çelişkiye düşüldüğünü, kaza davacının dikkatsizliği sonucu meydana gelmiş olup davacıya atfedilen kusur oranının oldukça düşük olduğunu beyanla kararın bozulmasını talep etmişlerdir.
V İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME: **
1 Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplerle temyiz kapsam ve nedenlerine göre, davalı ... İnş. San. ve Tic. A.Ş. vekilinin tüm, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki sair temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir.
2 Dava niteliği itibariyle ... tarafından karşılanmayan maddi ve manevi tazminatın giderilmesi istemine ilişkin olup, bu tür davalarda, maddi tazminat miktarının hesabı açısından, sigortalı işçinin kaza tarihindeki yaşına göre, (Dairemizin 23.02.2021 tarih ve 2020/9717 E 2021/2003 K sayılı ilamında da açıkça işaret olunduğu üzere) ... bakiye ömür tablosu gereğince tespit olunacak olası bakiye ömrü esas almak, sigortalının 60 yaşına kadar aktif hesap devresi içerisinde bulunduğu gözetilerek sigortalının işveren nezdinde asgari ücrete oranla aldığı ücret belirlenerek aktif devre boyunca bu oran üzerinden hesap yapmak, 60 yaşından itibaren ise davacının pasif hesap devresi içinde bulunacağını dikkate alarak asgari geçim indirimi dışlanmış asgari ücret üzerinden hesap yapmak, öte yandan bilinen dönem ücretini belirledikten sonra bilinmeyen dönem hesabında da sigortalının hak kazacağı ücretin tespiti açısından arıtırım ve iskontolama yöntemiyle sigortalının bilinmeyen devre dönemi için hak kazanabileceği ücreti binen dönem için de olduğu gibi her yıl için ayrı ayrı belirlemek, bu şekilde hesap edilecek maddi tazminat alacağından sıracıyla davacı kusuru, ve tespit olunan sürekli iş göremezlik oranında indirim yapmak akabinde ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 55.maddesi hükmü gözetilerek Kurumca davacıya geçici iş göremezlik döneminde yapılan ödeme ile yine kurumca tespit olunan sürekli iş göremezlik oranı üzerinden bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değerinin, rücuya kabil kısımlarını tazminat alacağından tenzil etmek suretiyle davacının hak kazanabileceği maddi tazminat alacağını hesaplamaktan ibarettir.
O halde Bölge Adliye Mahkemesi tarafından gerekçesinde resen maddi tazminat alacağı yönünden hesaplama yapıldığının ve bu hesaplamanın hükme esas alındığının anlaşılması karşısında, mahkemece yapılacak iş, alınacak yeni hesap raporunda bakiye ömür tablosu olarak ... tablosunu esas alarak davacının bakiye ömrünü belirlemek, yukarıda anılan Böle Adliye Mahkemesince yapılan hesaplamada esas alınan bilinen (işlemiş) dönem sonu tarihini ( 31/12/2019) ve mahkemece kabul gören diğer verileri gözetmek, bu tarihten sonra yürürlüğe giren asgari ücretteki değişiklikleri rapora yansıtmamak ve bunlar dışındaki usuli kazanılmış hakları da gözeterek oluşacak sonuca göre bir karar vermekten ibarettir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz ardı edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması, hatalı olup, bozma nedenidir.
O hâlde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve ... Bölge Adliye Mahkemesi 48. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun kabulüne ilişkin kararı bozulmalıdır.
SONUÇ: ... Bölge Adliye Mahkemesi 48. Hukuk Dairesi kararının yukarıda açıklanan nedenlerle HMK’nın 373/2 maddesi gereği BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, aşağıda yazılı temyiz harcının davalılardan ... İnş. San. ve Tic. A.Ş.'den alınmasına, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, Üye ...'in muhalefetine karşı; Başkan ... ile Üyeler ..., ... ve ...'ün oyları ve oyçokluğuyla 22/11/2022 gününde karar verildi.
(M)
MUHALEFET ŞERHİ
Sayın çoğunluk tarafından temyize konu davada “Gerçek zarar hesabı özü itibariyle varsayımlara dayalı bir hesap olup, gerçeğe en yakın verilerin kullanılması esastır. Bu durumda, Dairemizin kurum tarafından açılan rücu davalarında da istikrarlı bir şekilde uyguladığı üzere, ülkemize özgü ve güncel verileri içeren, “...” tablosunun iş kazası ve meslek hastalığından kaynaklı maddi tazminat davalarında da bakiye ömrün belirlenmesinde nazara alınması gerektiği açıktır.” Gerekçesiyle iş kazası sebebine dayalı maddi tazminat istemli davalarda, bakiye ömür tablosu olarak “...” tablosu esas alınması gerektiğinden bahisle bozma kararı verilmiş ise de; aşağıda ifade edilen gerekçelerle çoğunluk görüşüne katılamamaktayım. Şöyle ki:
1 İş kazası ve meslek hastalığı hukuksal sebebine dayalı sigortalı ve hak sahipleri tarafından açılan dava dosyalarının maddi tazminat hesabı noktasında yasal dayanak 818 sayılı Borçlar Kanunu dönemi için anılan kanunun 41 vd. maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun dönemi için ise 49 vd. maddeleri olup, anılan maddelerde hesabın yapılacağı süre; yani bakiye ömür için esas alınması gereken tablo konusunda herhangi bir belirleme yapılmamıştır.
Anayasa Mahkemesinin 09.10.2020 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 17.07.2020 tarihli ve 2019/40 sayılı kararıyla Karayolları Trafik Kanunu’nun Zorunlu Trafik Sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan “Trafik Sigortası Genel Şartları” ifadeleri iptal edilmiş bu iptal kararı ile sigorta genel şartlarında yer alan ... isimli bakiye ömür tablosunun uygulanmasına dair zorunluluk da ortadan kalkmıştır.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 25.11.2013 Tarih, E. 2013/11532, K. 2013/16442 sayılı kararında da belirtildiği gibi “Sosyal Güvenlik Kurumunda uygulanması zorunlu olan ... 1931 Yaşam Tablosu’nun yasal dayanağı 506 sayılı yasanın 22. maddesi olup, iş kazalarıyla meslek hastalıkları ve analık sigortaları hakkında 4722 sayılı kanuna ek olarak (... Bakanlığı tarafından birlikte) hazırlamış ve 1965 yılında yürürlüğe konulmuştur. Her ne kadar 5510 sayılı yeni Sosyal Güvenlik Yasası’nda paralel bir hüküm bulunmamakta ise de; geçici 3. madde hükmü gereğince yeni düzenleme yapılıncaya kadar aykırı olmayan hükümler uygulanmaya devam edecektir.” Başka bir ifade ile ... ile Yargı kararlarında ... 1931 Yaşam Tablosuna göre gelir bağlanmaya ve tazminat hesaplanmaya devam edilecektir.
Somut olay bakımından, sigortalı ve hak sahipleri açısından açılan ve ... tarafından giderilmeyen zararın işveren ve iş kazasının gerçekleşmesinde kusuru bulunanlardan tazminine yönelik davada ...’nın taraf olmadığı dikkate alındığında, ...’nun 2011/58 ve 2012/32 sayılı genelgeleri ile uygulanmasını zorunlu hale getirdiği “...” isimli tablonun davamız kapsamında uygulanma zorunluluğunun bulunmadığı açıktır.
Yasal düzenlemeler bu şekilde olmakla beraber son tarihli Yargıtay daire içtihatları da değerlendirildiğinde Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 08.12.2020 tarih 2019/5969 E 2020/7461 K, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 15.01.2020 tarih 2018/2651 E, 2020/70 K, Yargıtay11. Hukuk Dairesi’nin 09.09.2019 tarih 2018/3706 E, 2019/5177 K, Yargıtay 17. Hukuk Dairesi’nin 10.02.2020 tarih 2018/4934 E 2020/921 K, sayılı kararlarında maddi tazminat hesabında bakiye ömür tablosu olarak “... 1931” isimli bakiye ömür tablosunu uygulamaya devam ettiği anlaşılmaktadır. Bu yönüyle “...” tablosunun iş kazası ve meslek hastalığı tazminat davaları için uygulanmaya başlaması, tazminat davalarının tamamında aynı tablonun uygulanmasını temin açısından Yargıtay Daireleri arasındaki içtihat farklılığını gidermeyecektir.
Öte yandan, ... (Population Masculine et Feminine) tablosunun ... olup, 1931 tarihli olması, aradan geçen süre nedeniyle bakiye ömür sürelerinde değişikliklerin olduğu, ... tablosunun ise Türkiye’deki yaşam süreleri dikkate alınarak hazırlandığı yönünde öğretide ve uygulamada eleştirileriler ileri sürülmekte ise de; ... tablosunun yayınlandığı günden kararın verildiği bu tarihe kadar 11 yıllık sürenin geçtiği ve uygulanmaya devam edilmesi halinde de bu sürenin daha da artacağı dikkate alındığında, ... tablosu için de aynı eleştirilerin geçerli olduğunu dikkate almak gerekmektedir. Ayrıca ... tablosunun güncellenmesine yönelik çalışmaların hali hazırda devam etmekte olduğu; güncel bir bakiye ömür tablosunun yayınlanması halinde bu tablonun ... tablosu üzerinden karara bağlanmış dosyalara uygulanması yönünden verilecek başka bir kararın taraflar arasında oluşan hak dengesini bozucu olacağı da gözden kaçırılmamalıdır. (Bkz: ... tablosunun güncellenmesine dair: ......, 2016)
2 Bu aşamada kararlarda belirliliği ve içtihatlarda istikrarı temin açısından hukuki güvenlik ilkesi üzerinde durmak faydalı olacaktır.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 2. maddesinde “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve ... anlayışı içinde; insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir,” hükmüne yer verilmiştir.
Anayasanın 2. Maddesinde ifadesini bulan “Hukuk Devleti”, insan haklarına saygılı ve bu haklan koruyucu adaletli bir hukuk düzeni kuran bunu sürdürmekte kendini yükümlü sayan bütün eylem ve işlemleri yargı denetimine bağlı olan devlettir. Hukuk devleti ilkesi; devletin tüm organlarının üstünde hukukun mutlak egemenliğinin bulunmasını, yasa koyucunun da her zaman Anayasa ve Hukukun üstün kuralları ile kendisini bağlı saymasını gerektirir. Bu bağlamda yasa koyucunun yasal düzenlemelerin yapılması sırasındaki takdir yetkisi, sınırsız ve keyfi olmayıp, hukuk devleti ilkeleriyle sınırlıdır. Hukuk Devleti ilkesi ile doğrudan ilintili olan bir diğer kavram ise “Hukuki Güvenlik İlkesidir”. Hukuki güvenlik ilkesi ise kural olarak yasaların geriye yürütülmemesini gerekli kılar.“Yasaların Geriye Yürümezliği İlkesi” uyarınca yasalar kural olarak yürürlük tarihlerinden sonraki olay, işlem ve eylemlere uygulanmak üzere çıkarılırlar. Yürürlüğe giren yasaların geçmişe ve kesin nitelik kazanmış hukuksal durumlara etkili olamaması hukukun genel ilkelerinden “Kazanılmış Hakların Korunması” ilkesinin gereğidir. Bununla birlikte hukuki güvenlik ilkesi belirliliği de gerektirir. “Belirlilik İlkesi” yükümlülüğün hem kişiler, hem idare, hem de kanun kurallarını somut hukuk uyuşmazlıklara uygulayan yargı merciileri yönünden belli ve kesin olmasını, yasa kuralının ilgili kişilerin mevcut şartlar altında belirli bir işlemin ne tür sonuçlar doğurabileceğini makul bir düzeyde öngörmelerini mümkün kılacak şekilde düzenlenmesini gerekli kılar.
Bilindiği üzere Adli Yargı alanında İlk Derece Mahkemeleri ve Bölge Adliye Mahkemelerince verilen kararların temyiz incelemesini yapan Yargıtay’ın, davalara uygulanması gereken kuralların yorumu konusunda yeknesaklığı ve bu yorum doğrultusunda oluşturduğu içtihatlar arasında birliği sağlayarak “hukuki güvenlik ilkesini”teminle yetkili ve görevli olduğu görülmektedir.
4 Şubat 1983 tarih ve 2797 sayılı Yargıtay Kanunu’nun 15.maddesinin 2. fıkrasına göre, Yargıtay Hukuk ve Ceza Genel Kurulları, içtihatların birleştirilmesi yoluyla, sırasıyla hukuk dairelerinin ve cezadairelerinin kararları arasında ortaya çıkabilecek çelişkileri nihai olarak gidermekle görevlidir. Aynı Kanunun 16. maddesinin 5. fıkrasına göre, aşağıda belirtilen kararlar arasında meydana gelebilecek çelişkilerin nihai olarak giderilmesi, Yargıtay Büyük Genel Kurulu’nun görevidir.
• Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun kararları,
• Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun kararları,
• Yargıtay Hukuk ve Ceza Genel Kurullarının kararları,
• Yargıtay Ceza Genel Kurulu ile bir hukuk dairesinin kararları,
• Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ile bir ceza dairesinin kararları,
• Yargıtay Ceza Genel Kurulu ile bir ceza dairesinin kararları,
• Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ile bir hukuk dairesinin kararları,
• Bir hukuk dairesi ile bir ceza dairesinin verdiği kararlar olarak belirtilmiştir.
Aynı Kanunun 45. maddesi, Yargıtay içtihatlarının birleştirilmesi için izlenecek usul kurallarını düzenlemiştir. Bu maddeye göre :‘‘İçtihatların birleştirilmesini Birinci Başkan, doğrudan doğruya veya Yargıtay dairelerinin veya genel kurulların verdikleri karar sonucunda veya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının bizzat yazı ile başvurması halinde, ilgili kuruldan ister. Bu istemlerin gerekçeli olması zorunludur. Diğer merci veya kişilerin gerekçe göstererek yazılı başvurmaları halinde, içtihadı birleştirme yoluna gitmenin gerekip gerekmediğine Birinci Başkanlık Kurulu karar verir. Bu karar kesindir. İçtihadı birleştirme kararlarının değiştirilmesi veya kaldırılmasının istenmesi de yukarıdaki usule bağlıdır.
İçtihadı birleştirme görüşmeleri, alınmış olan ilke kararları çerçevesinde yürütülür ve kararları yazılır. İçtihadı birleştirme kararları benzer hukuki konularda Yargıtay Genel Kurullarını, dairelerini ve adliye mahkemelerini bağlar. İçtihadı birleştirme kararlarının niteliğini açıkça belirten özeti, kararın verilmesini izleyen en kısa zamanda ... Bakanlığına bildirilir. ... Bakanlığı bütün adliye mahkemelerine ve Cumhuriyet savcılıklarına bu kararları gecikmeksizin duyurur. İçtihadı Birleştirme Kurulları, genel kurulların veya dairelerin kararlarındaki gerekçe ve görüşlerle bağlı olmaksızın sorunu başka bir görüşle karara bağlayabilirler.’’
Yargıtay İçtüzüğünün 14. 16. maddeleri, 104. maddesinin A fıkrasının 1 ve 2. bentleri ve 108. maddenin 1, 2, 3. fıkraları ve 29. Maddesi de, içtihatların birleştirilmesi durumunda izlenecek usul kurallarını içermektedir.
Bu kapsamda yargı kararlarındaki yeknesak / belirliğe vurgu yapan ......’nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasına vurgu yapıldığı, Anılan maddede “Herkes davasının medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde, görülmesini isteme hakkına sahiptir...” düzenlemesine yer verildiği anlaşılmaktadır. (AİHM) adil yargılanma hakkının hukukun üstünlüğünün Sözleşmeci devletlerin ortak mirası olduğunu belirten ...’nin ön sözüyle birlikte yorumlanması gerektiğini belirtmektedir. Hukukun üstünlüğünün temel unsurlarından biri, hukuki durumlarda belirli bir istikrarı garanti altına alan ve kamuoyunun mahkemelere olan güvenine katkıda bulunan hukuki güvenlik ilkesidir. Toplumun yargısal sisteme olan güveni hukuk devletinin esaslı unsurlarından biri olmasına rağmen birbirinden farklı yargı kararlarının devamlılık arz etmesi, bu güveni azaltacak nitelikte bir hukuki belirsizlik durumu yaratabilecektir (Bkz: ....../Türkiye [BD], B. No: 13279/05, 20/10/2011, § 57).
Anayasa Mahkemesinin 25/12/2018 tarihli 2017/29896 başvuru sayılı, bireysel başvuru kararında da “Yargısal kararlardaki değişiklikler, hukukun dinamizmini ve mahkemelerin yaklaşımlarını yaşanan gelişmelere uyarlama kabiliyetlerini yansıtması yönüyle olumludur. Ancak uygulamadaki birlikteliği sağlaması beklenen yüksek mahkemeler içinde yer alan dairelerin benzer davalarda tatmin edici bir gerekçe göstermeksizin farklı sonuçlara ulaşması, bir kararın belirli bir daireye düştüğü takdirde onanacağı, başka bir daire tarafından ele alındığı takdirde bozulacağı gibi ihtimale dayalı ve birbirine zıt sonuçları ortaya çıkarır. Bu ise hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine ters düşecektir. Ayrıca böyle bir algının toplumda yerleşmesi hâlinde bireylerin yargı sistemine ve mahkeme kararlarına duymaları beklenen güven zarar görebilir (... [GK], B. No: 2013/6932, 6/1/2015).” Gerekçesine işaretle hukuki güvenlik hakkıyla doğrudan irtibatlı hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine vurgu yapılarak Yüksek mahkeme kararlarının yani içtihatların birbirine zıt nitelikte olmamasına işaret edilmiştir.
İçtihat değişikliğinin Sürpriz Karar yasağı çerçevesinde de değerlendirilmesi gerekir. Sürpriz karar, ilgilinin yargılamanın o ana kadarki seyrine göre, haklı olarak beklemediği, umulmadık bir kararla karşılaşmasıdır. Sürpriz karar yasağı ise, yargılamanın adil ve hakkaniyete uygun şekilde yürütülmesi durumunda tarafların öngöremedikleri bir kararla karşılaşmamalarını ifade eder. Sürpriz karar yasağı, hukukun gelişimine ve yeni şartlara uyarlanmasına engel olacak mutlak bir yasak olarak anlaşılmamalıdır. Şüphesiz mahkemeler yeni içtihatlar geliştirebilirler, önceki içtihatlardan farklı bir karar verilebilir, hatta yeni ve özelikle somut olayda ortaya çıkan hukuki durum bunu gerekli kılabilir. Ayrıca belirtmek gerekir ki, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 33. maddesi gereğince hâkimin hukuku kendiliğinden uygulaması söz konusu olduğunda sürpriz karar yasağının ihlalinden söz edilemez. Bununla birlikte mevcut içtihatlar dışında yeni bir görüş benimsenecekse, öncelikle tarafların bu konuda bilgilendirmesi gerekir (..., Medeni Usul Hukukunda Hukuki Dinlenilme Hakkı, ... 2003, s. 185 vd.).
Öte yandan, sürpriz kararların giderilmesi yönünden yukarıda işaret edilen içtihadı birleştirme prosedürlerinin mümkün olduğu kadar kısa sürede verilebilmesi ve bu sayede çelişkili kararların uygulamada yarattığı tereddüt ve güvensizlik ortamının ortadan kaldırılması gerekmektedir. Çelişkili kararların ortaya çıkmasının önlenmesi her şeyden önemlidir. Ancak bir şekilde verilmiş çelişkili kararlar varsa, bu kararlardaki çelişki zaman geçirmeden ortadan kaldırılabilmelidir. İçtihadı birleştirme sebeplerinden birisi, Yargıtay hukuk dairesi ile bir başka dairenin içtihatları arasında çelişki bulunmasıdır (Yargıtay Kanunu m. 15/2 b). Hukuk Genel Kurulu’nun kararları, hukuk daireleri bakımından bağlayıcı değildir. Bu nedenle daireler, Hukuk Genel Kurulu’ndan farklı kararlar verebilir. Bu durumda da içtihadı birleştirme yoluna gidilmelidir (Yargıtay Kanunu m. 16/5). Üçüncü olarak Yargıtay’ın bir dairesinin yerleşik içtihadından dönmek istemesi halinde içtihadı birleştirme yoluna başvurulmalıdır (Yargıtay Kanunu m. 15/2 c). Özellikle bu sonuncu sebeple içtihadı birleştirme yoluna son yıllarda pek başvurulmamaktadır. Bu tutum hem Yargıtay Kanunu’na aykırılık oluşturmakta, hem de sürpriz karar verme yasağına aykırılık teşkil etmektedir. Yargıtay dairelerinin kendi içinde çelişik kararlar vermesi sürpriz karar verme yasağına ve dolayısıyla adil yargılanma hakkına aykırılık teşkil etmektedir. Yargıtay’ın bir dairesi yerleşik içtihadından dönmek isterse, farklı bir karar verilmesinin gerekçeleriyle birlikte, Yargıtay Birinci Başkanı’ndan içtihatların birleştirilmesini istemek zorundadır. (..., Hakan, Yargıtay Yönünden Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Değerlendirilmesi, TBB Dergisi 2019 144. Sayı)
Anlatılanlara ek olarak Yargıtay hukuk dairelerinden birisi yerleşik içtihatlarından dönmek isterse; bir Yargıtay hukuk dairesi benzer olaylarda (aynı hukuki sorun hakkında) birbirine uymayan kararlar vermiş bulunursa içtihatların birleştirilmesine Hukuk Genel Kurulu karar verecektir. (......, Medeni Usul Hukuku, 3. Baskı, ... 2017, s. 95)
Bu açıklamalar doğrultusunda somut olaya gelindiğinde; Yargıtay 1. Başkanlar Kurulu’nun 07.07.2020 tarih ve 173 sayılı kararıyla Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 02.09.2020 tarihinden geçerli olmak üzere kapatılmasına, 28.01.2020 tarih ve 31022 sayılı Resmî Gazetede yayınlanan Yargıtay Büyük Genel Kurulunun 23.01.2020 tarih ve 2020/1 sayılı işbölümü kararı ile 21.Hukuk Dairesine verilen ve bu dairenin arşivinde bulunan işlerin 10. Hukuk Dairesine devrine karar verilmiştir.
Davacı tarafından açılan dava, iş kazası hukuksal sebebine dayalı sigortalının maddi ve manevi zararlarının giderilmesine ilişkin olup, bu davaların önceden beri temyiz incelemesini (Kapatılan) Yargıtay 21. Hukuk Dairesi yapmakta ve anılan daire içtihatlarında maddi tazminatın hesabı noktasında öteden beri istikrarlı bir şekilde bakiye ömür tablosu olarak “... 1931”isimli bakiye ömür tablosu esas alınmaktaydı. (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesi’nin “... 1931” isimli bakiye ömür tablosunun hesapta esas alınmasına ilişkin kararlarından başlıcaları (22/06/2020 tarih 2020/440 E 2020/2579 K, 24/02/2020 tarih 2019/5821 E 2020/1041 K, 13/05/2019 tarih 2018/6363 E 2019/3695 K, 16/10/2018 tarih 2017/3933 E 2018/7427 K, 13/11/2017 tarih 2016/6805 E2017/9218 K, 28/12/2016 tarih, 2015/20499 E 2016/15704 K, 08/03/2016 tarih 2015/8807 E 2016/3789 K, 03/11/2015 tarih 2015/6114 E 2015/19412 K, 09/06/2014 tarih 2014/5008 E2014/12966 K, 30/09/2013 tarih 2013/11481 E 2013/17674 K, 24/09/2012 tarih 2011/5829 E2012/15379 K, 11/03/2010 tarih 2009/2406 E 2010/2693 K, 29/01/2006 tarih 2006/12307E2007/790 K,) şeklinde belirtilebilir.
O halde, bakiye ömür tablosu konusundaki köklü içtihattan dönülmesi için Yargıtay Hukuk Genel Kurulu veya Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulu tarafından verilen bir karara ihtiyaç duyulduğu, aksi durumun kökleşmiş içtihatla taraflar lehine doğan hukuki güvenlik hakkını ihlal edeceği açıktır.
Bu durumun aksinin kabulü halinde ise; bilinen durum var iken, varsayıma dayalı olarak hesap yapılmayacağına dair ilkeden hareketle, öncelikle aktif dönem hesap sonu ve pasif dönem başlangıç tarihi olarak, her bir dava açısından bir ayrıma gidilmesi, 506 sayılı Kanuna tabi sigortalılar için bu kanunda öngörülmüş olan emeklilik yaşı ile gelirin bağlanmasına esas bakiye ömür süresinin, 5510 sayılı Kanuna tabi sigortalılar yönünden ise bu kanunda öngörülmüş olan emeklilik yaşı ile gelirin bağlanmasına esas bakiye ömür süresinin dikkate alınması gerekmektedir. Ayrıca, iş kazası ve meslek hastalığı hukuksal sebebine dayalı ... tarafından açılan rücu davaları için temyiz inceleme mercii olan Yargıtay 10. Hukuk Dairesince uygulanmakta olan “...” adlı bakiye ömür tablosunun sigortalı ve hak sahipleri tarafından açılan tazminat davalarına da uygulanacağının kabulü halinde ise, bu bakiye ömür tablosu içerisinde yer alan “TRHA 2010” ve “TRSH 2010” sütunlarının bakiye ömür hesabında neden dikkate alınamayacağının kararda açıklanarak açıkça belirtilmesi gerektiği kanaatindeyim.
3 Hukuki güvenirlik açısından tazminat hesabında baz alınacak yaşam tablosu değişikliğinde Yargıtay Kanunu’nun madde 15/2 c hükmü uygulanmaksızın görüş değişikliğine gidilecekse 21. Hukuk dairesinin 10.Hukuk Dairesi ile birleştiği 02.09.2020 tarihinin de verilecek bozma kararları açısından milat olarak kabul edilerek, en azından bu birleşme tarihinden sonra açılacak davalar için hukuki güvenlik hakkı kapsamında “...” bakiye ömür tablosunun uygulanması gerektiğine işaretle karar verilmesi gerektiği kanaatindeyim.
Belirtilen bütün bu açıklamalar doğrultusunda, somut olayda davacı sigortalının iş kazasına uğraması nedeniyle, ... 1931 tablosuna göre yapılan hesapta hatanın bulunmadığı, anılan tablonun (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesinin kökleşmiş içtihatları ile geçmişten günümüze kadar istikrarlı şekilde uygulandığı, görülmektedir. Yaşam tablosunda ... 1931 yerine ... tablosunun uygulanması noktasında yukarıda izah edildiği gibi Yargıtay Kanununun öngördüğü prosedür izlenmeden Sosyal Güvenlik Kurumu’nun genelgelerle uyguladığı yaşam tablosunun baz alınması yerinde bulunmadığından ... tablosunun maddi tazminatın hesabı noktasında uygulanması gereken tablo olduğunu belirten sayın çoğunluk tarafından verilen bozma kararına katılamıyorum.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_yargitay
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:02:35