Karar Detayı

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

10. Hukuk Dairesi

Daire / Kategori

Yargıtay Kararı

Esas No

2022/12036

Karar No

2022/13382

Karar Tarihi

31 Ekim 2022

Mahkemesi: İş Mahkemesi

No :

Dava, rücuan tazminat istemine ilişkindir.

Mahkemece, uyulan bozma ilamı sonrası yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabul kısmen reddine karar verilmiştir.

Hükmün, davacı ve davalı vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

Dava; 17.09.2016 tarihli iş kazası sonucu meydana gelen kazada vefat eden sigortalının hak sahiplerine bağlanan gelir ve yapılan tedavi masraflarının rücuan tahsili istemine ilişkin olup, davanın yasal dayanağı 5510 sayılı Yasanın 21. ve 76. maddeleridir.

5510 sayılı Kanunun “İş Kazası ve Meslek Hastalığı İle Hastalık Bakımından İşverenin ve Üçüncü Kişilerin Sorumluluğu” başlıklı 21. maddesine göre; İş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamı, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirilir. Anılan madde ile davalının Kurumun rücu alacağından sorumluğu ancak kusurunun varlığı halinde mümkündür.

Kusur raporlarının, 5510 sayılı Yasanın 21., 4857 sayılı Yasanın 77. ve İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğünün 2 vd maddelerine uygun olarak düzenlenmesi gerekir. 4857 sayılı Yasanın 77. maddesi; “İşverenler işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak, işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdürler. İşverenler, işyerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği önlemlerine uyulup uyulmadığını denetlemek, işçileri karşı karşıya bulundukları mesleki riskler, alınması gerekli tedbirler, yasal hak ve sorumlulukları konusunda bilgilendirmek ve gerekli iş sağlığı ve güvenliği eğitimini vermek zorundadırlar...” düzenlemesini içermektedir. Anılan düzenleme, işçiyi gözetim ödevi ve insan yaşamının üstün değer olarak korunması gereğinden hareketle; salt mevzuatta öngörülen önlemlerle yetinilmeyip, bilimsel ve teknolojik gelişimin ulaştığı aşama uyarınca alınması gereken önlemlerin de işveren tarafından alınmasını zorunlu kılmaktadır. İş kazasının oluşumuna etken kusur oranlarının saptanmasına yönelik incelemede; ihlal edilen mevzuat hükümleri, zararlı sonuçların önlenmesi için koşulların taraflara yüklediği özen ve dikkat yükümüne aykırı davranışın doğurduğu sonuçlar, ayrıntılı olarak irdelenip, kusur aidiyet ve oranları gerekçeleriyle ortaya konulmalıdır.

Mahkemece %60 işveren, %40 işçi kusurlu kabul edilerek verilen önceki karar dairemizin 15.11.2021 tarihli kararıyla “kusur oran ve aidiyetleri kazanın oluş biçimine uygun değildir. Kazanın oluş biçimi ile 25.04.2018 tarihli Kurum tahkikat raporu da dikkate alınarak baskın kusurun ölen sigortalıda olduğu gözetilerek, kaza tarihinde yürürlükte bulunan 6331 sayılı Yasa hükümleri gereğince irdeleme yapılan, oluşa uygun yeni bir heyetten kusur raporu alınmalı, sorumluluk, oransal ve miktar olarak yeniden belirlenmelidir” gerekçesiyle bozulmuş, bozma ilamına uyularak yeni bir heyetten kusur raporu alınmış ancak bu raporda bilirkişi heyeti kusur oranı vermemiş, mahkemece de resen işveren %30, ölen sigortalı %70 kusurlu kabul edilmek suretiyle karar verilmiştir. Ancak kusur oranı vermeyen bilirkişi raporu hükme esas alınmak ve mahkemece resen kusur oranı belirlenerek hüküm tesisi isabetsiz bulunmuştur.

Somut olayda baskın kusur her ne kadar işçide ise de işverenin kusurunun %30’dan fazla, işçinin kusurunun %70’ten daha az olması gerektiği gözetilerek, teknik bilirkişilerden kusur oran ve aidiyetlerini tespit eden rapor alınmalı ve oluşacak sonuca göre bir karar verilmelidir.

Mahkemece yukarıda açıklanan maddi ve hukuki ilkeler uyarınca araştırma yapılarak, kusur oran ve aidiyetleri belirlenip karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar tesisi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde, taraf vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle verilen hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz eden ilgiliye iadesine, Üye ...'ın muhalefetine; Üye ...'ın farklı bozma gerekçesine karşı; Başkan ... ile Üyeler ... ve ...'nın oyları ve oyçokluğuyla, 31.10.2022 gününde karar verildi.

(M) (M)

FARKLI BOZMA GEREKÇESİ

  1. Çoğunluk ile aradaki temel uyuşmazlık, “hakimin sorumluluk kapsamında bilirkişilerden kusur raporu almasının zorunlu olup olmayacağı” noktasındadır.

  2. Çoğunluk görüşü ile ilk derece mahkemesinin bozma sonrası yaptığı yargılama sonunda bilirkişi raporu alınmadan belirlediği kusur oranı üzerinden verdiği kısmen kabul kararı “bozma ilamına uyularak yeni bir heyetten kusur raporu alınmış ancak bu raporda bilirkişi heyeti kusur oranı vermemiş, mahkemece de resen işveren %30, ölen sigortalı %70 kusurlu kabul edilmek suretiyle karar verilmiştir. Ancak kusur oranı vermeyen bilirkişi raporu hükme esas alınmak ve mahkemece resen kusur oranı belirlenerek hüküm tesisi isabetsiz bulunmuştur. Somut olayda baskın kusur her ne kadar işçide ise de işverenin kusurunun %30’dan fazla, işçinin kusurunun %70’ten daha az olması gerektiği gözetilerek, teknik bilirkişilerden kusur oran ve aidiyetlerini tespit eden rapor alınmalı ve oluşacak sonuca göre bir karar verilmelidir” gerekçesi ile bozulmuştur.

  3. Çoğunluğun baskın kusur konusundaki değerlendirmesi ve hükme esas kusur oranı konusunda isabetli ise de bilirkişiden zorunlu olarak yeniden bir rapor alınması yönündeki gerekçesine katılınmamıştır. Zira;

  4. 6100 sayılı HMK 266 ve devamı maddeleri ile 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu’nun 3. maddesine göre Bilirkişiye çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren hallerde başvurulur. Buradaki “özel bilgiden” kasıt, hukuk bilimi dışındaki belli bir bilim dalının araştırıp ortaya koyduğu sonuçlara ilişkin bilgidir.

Hâkimin özel veya teknik bilgiye sahip bilirkişiye başvurmasını gerektiren haller şu şekilde sıralanabilir:

i. Özel mesleki bilgilere dayanarak vakıaların tespiti,

ii. Özel mesleki bilgiye dayanarak mevcut uyuşmazlık hakkında sonuçlara varılması. Örneğin, bir maden kazasının hangi sebeplerden kaynaklandığı,

iii. Mesleki bilgiye dayanılarak tecrübe kurallarının sağlanması,

Şu halde bilirkişiye başvurulması, vakıaların tespiti, vakıalardan mevcut uyuşmazlığa ilişkin sonuçlar çıkarılması ve tecrübe kurallarının ortaya konulması hususlarını kapsamaktadır. Diğer deyişle, bilirkişinin üstlenmiş olduğu işlev uyuşmazlığın hukuki değil maddi boyutuna yani vakıalara yöneliktir.

  1. Hâkim, bilirkişi raporunda yazılı olan özel veya teknik açıklamalardan, bilirkişi raporunda varılan sonucun yanlış olduğunu takdir edebilecek derecede bilgi sahibi olduğu kanısına varabiliyorsa yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırmadan, bilirkişi raporunun aksine de karar verebilir. Hâkimin bilirkişi raporlarını keyfi biçimde değerlendirebilme ve ondan ayrılma yetkisine sahip olduğu anlamına gelmez. Bilirkişi raporunun aksine karar veren hâkim, mutlaka bunun gerekçesini de göstermek zorundadır.

  2. “Özel” veya “teknik bilginin” uzmanı bilirkişi ise diyalektik bir süreç olan “yargılamanın” uzmanı, yani bilirkişisi de hâkimdir. Dolayısıyla, TBK’nun 49 vd. maddelerinde düzenlenmiş bulunan haksız fiilin unsurlarından biri olan kusurun derecesini yargılamaya ilişkin tüm verileri (dava malzemesini) dikkate alarak en iyi belirleyecek olan davaya bakan hâkimden başkası olamaz. Kaldı ki, kusur, salt bir takım cismani delillerin incelenmesiyle tespit edilemez. Zira kusur, manevi unsur olması hasebiyle insan psikolojinin esas alınmasını gerektirir.

  3. Kusur, hukuki bir kavram olduğundan bunun hâkim tarafından belirlenmesi gerekir. Bu konuda hâkimin bilirkişiden yardım alması mümkün ise de son sözü söyleyecek olan hâkimdir. Dava dosyası üzerinden raporunu hazırlayan bilirkişinin yargılamayı yürüten ve tüm delillerle yüz yüze gelen, onları akıl ve mantık süzgecinden geçiren hâkim kadar yargılamaya egemen olması beklenemez.

  4. Bir hukuk sorunu olan kusurun belirlenmesinde kanıtların değerlendirilmesi, olguların saptanması, kusurun olup olmadığı ve derecesi hukuki nitelendirmeyi gerektirir. Bu ise hâkimin görevidir (..., Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun Hâkimin Bilirkişi Raporuyla Bağlı Olup Olmadığı Hakkında Vermiş Olduğu 24.12.2008 gün ve E. 2008/4 734, K. 2008/766 sayılı Kararının Tahlili. AÜHFD, 60 (3) 2011: 693 731).

  5. Görüldüğü gibi kusur hukuki nitelendirmeyi gerektirmektedir. Hukuki nitelendirme ise 6100 sayılı HMK.’un 33. maddesi uyarınca hakime ait olup, hukuki nitelendirme kapsamında olan bu olgu taraflar için usulü müktesep hak da teşkil etmeyecektir.

  6. Sonuç olarak hakim kusur değerlendirmesini ve oranını kendi belirleyebilir. Ancak somut uyuşmazlıkta bu oranı maddi olaya uygun belirlememiştir. İlk bozma kararında işverenin %40, işçinin %60 oranda kusuru dosya içeriğine daha uygun olduğundan bu yönde kesin bozma yapılması gerektiği görüşündeyim. Çoğunluğun kusur oranı konusunda bilirkişiden yeninden rapor alınması gerektiği yönündeki bozma gerekçesine açıklanan nedenlerle katılınmamıştır.

KARŞI OY

Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından açılan rücu davasında bozma sonrası ilk derece mahkemesinin yaptığı yargılama sonunda; bilirkişilerin oran belirtmeksizin düzenledikleri kusur raporu esas alınarak, bozma ilamı doğrultusunda, mahkemece belirlenen işverenin %30, ölen sigortalının %70 kusurlu olduğunu kabul edilmek suretiyle karar verilmiştir.

Sayın çoğunluk ile aramızdaki uyuşmazlık, “hakimin tarafların sorumluluklarının belirlenmesi kapsamında, bilirkişilerin belirlediği kusur oranları ile bağlı olup olmadığı, bu kusur oranlarından farklı bir oranı resen belirleyip bu orana göre karar verip veremeyeceği” noktasındadır.

6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu’nun 3. maddesine göre Bilirkişiye çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren hallerde başvurulur. Buradaki “özel bilgiden” kasıt, hukuk bilimi dışındaki belli bir bilim dalının araştırıp ortaya koyduğu sonuçlara ilişkin bilgidir.

6100 sayılı HMK 282. maddesinde “Hakim, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delilerle birlikte serbestçe değerlendirir”düzenlemesi kapsamında bilirkişi delili takdiri delil niteliğindedir.

Bilirkişi raporu ile hâkimin ihtiyaç duyduğu özel veya teknik bilgiye sahip olmaktadır. Bu bilgiyi edinen hakim teknik bilgiden bir sonuç çıkarmaktadır. Somut olayımızda da sonuç olayla ilgili kusur oranıdır. Kusur hukuki bir kavram olup tüm dosya kapsamına göre hakim tarafından belirlenmesi gerekir. Hakimin bilirkişinin kusur oranı ile bağlı olduğunu kabul etmek bilirkişinin hâkimin yerine dava hakkında nihai kararı vermesi gibi bir sonuç ortaya çıkarır ki, bu kabul edilebilir bir durum değildir. Ayrıca yargı yetkisinin bağımsız mahkemelerce kullanılacağına ilişkin Anayasa’nın 9. maddesine de aykırıdır. Hakimin kusur oranını serbestçe takdir edemeyeceğini kabul etmek bilirkişi görüşünün takdiri delil niteliğinde olmayıp kesin delil niteliğinde olduğunu kabul etmek olup, HMK 282. madde hükmü ile de bağdaşmaz.

Somut olayda Dairemizin 15.11.2011 tarihli ilk bozma kararında açıkça baskın kusurun sigortalıda olduğu bilirkişilerin kusur oranlarının hatalı olduğu belirtilmiştir. Mahkemece bilirkişilerin kusur oranı belirtilmemesi nedeniyle mahkeme tarafından sigortalının %70, işverenin %30 oranında kusurlu olduğu kabul edilerek hüküm kurulmuştur. Kusur oranı bozma ilamımızdaki baskın kusurun sigortalıda olduğu yönündeki kabulüne uygun olduğu gibi somut oluşa da uygundur. Mahkemece verilen kararın usul ve yasaya uygun olması nedeniyle onanması gerektiği görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun bozma yönündeki karara katılmıyorum.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

gerekçesifarklıkarşıbozma

Kaynak: karar_yargitay

Taranan Tarih: 25.01.2026 18:09:32

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim