Karar Detayı

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

10. Hukuk Dairesi

Daire / Kategori

Yargıtay Kararı

Esas No

2021/771

Karar No

2021/16357

Karar Tarihi

21 Aralık 2021

Bölge Adliye

Mahkemesi: ... Bölge Adliye Mahkemesi ... Hukuk Dairesi

Dava, iş kazasından sigortalının sürekli iş göremezliği nedeniyle maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.

İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kısmen kabul ve kısmen reddine dair verilen karara karşı, davacı ve davalı vekillerinin istinafa başvurması üzerine, ... Bölge Adliye Mahkemesi ... Hukuk Dairesince istinaf istemlerinin esastan reddine karar verilmiştir.

... Bölge Adliye Mahkemesi .... Hukuk Dairesince verilen kararın davalı vekili tarafından süresi içersinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

I İSTEM: **

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 13.12.2009 tarihinde iş kazası geçirmesi nedeniyle fazlaya ilişkin talep hakkı saklı olmak üzere 5.000 TL maddi tazminat ile 50.000 TL manevi tazminatın kaza tarihinden faiziyle davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davacı vekilinin ıslah dilekçesiyle ise maddi tazminat istemini 89.827,37 TL’ye artırdığı anlaşılmıştır.

II CEVAP: **

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin davacının işe başlamasından itibaren çalıştığı işin riskini, bu risklere karşı alınacak tedbirleri, kazadan korunması için kişisel koruyucu donanımların teslimi, bu yönde işçileri eğitim verecek gerekli eğitim programları dâhil olmak üzere üzerine düşen tüm sorumlulukları fazlasıyla yerine getirdiğini, davacının çalıştığı işin riskinin azlığından dahası kendi tedbirsiz ve özensizliğinden dolayı kazanın meydana geldiğini, kazanın tamamen davacının dikkatsizliği sonucunda oluştuğunu, bunun en açık örneğinin davacının da dilekçesinde belirttiği gibi kazanın çok az bir yükseklikten düşme sonucu meydana geldiğini, hayatın olağan akışına göre bu kadar az yükseklikten düşen bir kişinin ayaklarında kırık oluşmasının mümkün olmadığını savunarak davanın reddini talep etmiştir.

III MAHKEME KARARI: **

A İLK DERECE MAHKEME KARARI

İlk derece mahkemesince; “Davanın kısmen kabulü, kısmen reddi ile;

  1. Davacının maddi tazminat talebinin kabulü ile hesaplanan 89.827,37 TL maddi tazminattan TBK'nun 76.maddesi uyarınca yapılan 10.000,00 TL mahsubu ile 79.827,37 TL maddi tazminatın kaza tarihi olan 13.12.2009 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,

  2. Davacının manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile; Olayın oluş şekli, tarafların kusurlu durumları, sıfatları, işgal ettikleri makam, sosyal ve ekonomik durumları, olay tarihi ve paranın o tarihteki alım gücü, ekonomik koşullar, hak ve nesafet kuralları, davacının yaşı, maluliyet oranı,olay nedeniyle duyduğu elem ve acı birlikte değerlendirilerek takdiren 35.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 13.12.2009 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,fazlaya ilişkin talebin reddine,” karar verilmiştir.

B BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI: **

Bölge Adliye Mahkemesince “Dosya kapsamı, delil durumu itibariyle, ... 3. İş Mahkemesi 2011/419 Esas, 2019/729 Karar sayılı kararında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesi bakımından usul ve esas yönünden yasaya aykırı bir durum bulunmamasına göre, davacı vekili ve davalı vekilinin istinaf başvurusunun Hukuk Mahkemeleri Kanununun 353/1 b.1 maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine,” karar verilmiştir.

IV TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ: **

Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle: olayın gerçekleşme şeklinin belirsiz olduğunu, davacının iş kazasının gerçekleşmesinde tam kusurlu olduğunu, davacının kollukta ve SGK denetmenine açıkladığı beyanlarına göre olayın gerçekleşme şeklinin belirsiz olduğunu, kazanın tam öğlen yemeği esnasında gerçekleştiği dikkate alındığında, davacının çalıştığı yerden zemine atlamış olma ihtimalinin kuvvetle muhtemel olduğunu, davacının 43 yaşında kaynak ustası olduğu ve Ceza Dava Dosyasında asli kusurun davacıya ait olduğunun kabul edilmesine göre, temyize konu iş bu dosyadaki kusur oranları kabulünün hatalı olduğunu tazminat alacaklarının işleyecek faizle birlikte fahiş hale geldiğini, Bölge Adliye Mahkemesi kararında yeterli gerekçe oluşturulmadan istinaf itirazlarının esastan reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.

V İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME: **

A) Davalı vekilinin manevi tazminat hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde:

Mülga 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 20.07.2016 tarihinden itibaren uygulanan 8. maddesinin 3. fıkrasına göre, “Bölge Adliye Mahkemesinin para ile değerlendirilemeyen dava ve işler hakkındaki kararları ile miktar veya değeri beşbin lirayı geçen davalar hakkındaki nihaî kararlara karşı tebliğ tarihinden başlayarak sekiz gün içinde temyiz yoluna başvurulabilir.” Bu fıkradaki “beşbin” ibaresi 6763 sayılı Kanunun 5. maddesi ile “kırk bin Türk Lirası” şeklinde değiştirilmiştir.

Mülga 5521 sayılı Kanunun, 6763 sayılı Kanun 5. maddesi ile değişik beşinci fıkrasına göre parasal sınırların, her takvim yılı başından geçerli olmak üzere Maliye Bakanlığınca her yıl tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılması suretiyle uygulanacağı öngörülmüştür.

25.10.2017 tarihinde yürürlüğe giren 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 8. maddesinde “temyiz edilemeyen kararlar” sayılmış ancak miktar itibariyle kesinliğe bu maddede yer verilmemiş, 7/3. maddede, 6100 sayılı HMK’nın kanun yollarına ilişkin hükümlerinin, iş mahkemelerince verilen kararlar hakkında da uygulanacağı belirtilmiştir.

6100 sayılı HMK’nın 362/1 a maddesi uyarınca, Bölge adliye mahkemelerinin miktar veya değeri kırk bin Türk Lirasını (bu tutar dâhil) geçmeyen davalara ilişkin kararların temyiz yoluna başvurulamayacağı hükme bağlanmıştır. HMK Ek madde 1 hükmüne göre de, 362. maddedeki parasal sınırların, her takvim yılı başından geçerli olmak üzere, Maliye Bakanlığınca her yıl tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılması suretiyle uygulanacağı belirtilmiştir.

HMK 362/2. maddesine göre “Birinci fıkranın (a) bendindeki kararlarda alacağın bir kısmının dava edilmiş olması durumunda, kırk bin Türk Liralık kesinlik sınırı alacağın tamamına göre belirlenir. Alacağın tamamının dava edilmiş olması hâlinde, kararda asıl talebinin kabul edilmeyen bölümü kırk bin Türk Lirasını geçmeyen tarafın temyiz hakkı yoktur. Ancak, karşı taraf temyiz yoluna başvurduğu takdirde, diğer taraf da düzenleyeceği cevap dilekçesiyle kararı temyiz edebilir”

HMK 366. maddenin yollaması ile temyiz yolunda da uygulanan 346. madde uyarınca, temyiz dilekçesi kesin olan bir karara ilişkin olursa, kararı veren mahkeme temyiz dilekçesinin reddine karar verir. Ancak temyiz edilen karar kesin olduğu halde bu konuda inceleme yapılıp karar verilmeksizin dosya Yargıtay’a gönderilmiş ise, 01.06.1990 tarih, 1989/3 E. 1990/4 K. sayılı içtihadı birleştirme kararı gereğince dosyanın mahalline çevrilmesine gerek olmaksızın Yargıtay tarafından temyiz talebinin reddine karar verebilecektir

Yukarıda belirtildiği şekilde, iş mahkemelerinin kararlarının istinaf incelemesi sonucu Bölge adliye mahkemelerince verilen kararlarda karar tarihine göre kesinlik sınırı: 20.07.2016 01.12.2016 tarihleri arasında 5.000,00 TL; 02.12.2016 tarihi sonrası için 40.000,00 TL; 01.01.2017 sonrası için 41.530,00 TL, 01.01.2018 tarihi sonrası için 47.530,00 TL; 01.01.2019 tarihi sonrası için 58.800,00 TL ve 01.01.2020 tarihi sonrası için 72.070 TL’dir.

Somut olay incelendiğinde, ilk derece mahkemesinin 24.12.2019 tarihli kararıyla davacı lehine 35.000,00 TL manevi tazminata hükmedildiği, kararın davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin 01.10.2020 tarihli kararıyla istinaf isteminin esastan reddine karar verildiği ve bu hükmün davalı vekili tarafından temyiz edildiği gözetildiğinde HMK 110. Maddesi kapsamında dava yığılması (objektif dava birleşmesi) kapsamında her bir talebin ayrı bir dava olduğu ve ayrı ayrı hüküm ve sonuç doğuracağı dikkate alındığında kesinlik sınırının maddi tazminat hükmünden bağımsız değerlendirilmesi gerektiği gözetildiğinde davacı lehine hükmedilen bu manevi tazminat miktarının Bölge Adliye Mahkemesi karar tarihinde yürürlükte olan 72.070,00 TL’lik temyiz (kesinlik) sınırının altında kaldığı anlaşılmakla davalı vekilinin bu kısma yönelik temyiz isteminin kesinlik nedeniyle REDDİNE karar verilmiştir.

B) Davalı vekilinin maddi tazminat hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde:

1 Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle, kanuni gerektirici sebeplere, temyiz edenin sıfatıyla, temyiz kapsam ve nedenlerine ve özellikle iş bu davada davacı sigortalı kusurunun %20 olarak kesinleşmesi ve bakiye %80 kusur oranın davalı ile dava harici kişiler arasında aidiyetinin, bu kişiler arasında ileride açılma ihtimali bulunan rücu davasında tartışılmasının mümkün olmasına göre, bu hususu amaçlayan temyiz itirazları bozma sebebi yapılmamış, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki sair temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir.

2 Dava, iş kazasından sigortalının sürekli iş göremezliğe uğraması nedeniyle maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.

Usuli kazanılmış hak (Usuli müktesep hak) kavramı davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Anlam itibariyle, bir davada mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.

Usuli kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için; bir davada ya taraflar ya mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir.( HGK.nun 12.07.2006 T., 2006/4 519 E, 2006/527 K, 03.12.2008 T., 2008/10 730 E., 2008/732 K.) Usuli kazanılmış hak ilkesi kamu düzeniyle ilgilidir. (09.05.1960 T., 21/9; 04.02.1959 gün 13/5 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı)

Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelere göre somut olayda, sigortalının davalı şirkette kaynakçı işçisi olarak çalıştığı sırada 13.12.2009 tarihinde inşası devam eden bungalov inşaatında, seyyar el merdiveni üzerinde taşlama aletiyle metal üzerindeki çapakları alırken, dengesi kaybedip yüksekten düşmesi neticesinde, %29 oranında sürekli iş göremezliğe uğradığı, mahkemece bilirkişi heyetinden alınan 15.04.2017 tarihli ilk kusur raporunda davalı işverenin iş kazasının gerçekleşmesinde %100 oranında kusurlu olduğu kabul edilmişken, hükme esas alınan 28.07.2018 tarihli kusur raporunda davalı işverenin %80, davacı işçinin ise %20 oranında kusurlu olduğunun kabul edildiği olayın gerçekleşme şekline işçinin yaşı ve kıdemine göre alması gereken tedbirler de dikkate alındığında bu son kusur raporunun dosya kapsamına uygun düştüğü anlaşılmaktadır. Devamla Mahkemece ilk kusur raporu dikkate alınarak hesap bilirkişiden alınan 03.08.2017 tarihli hesap raporunda davalı işverenin %100 kusurlu olduğunun kabulüne göre davacı sigortalının maddi tazminat alacağı 89.827,37 TL olarak hesap edilmiş, davacı vekili bu rapora itibar edip dava dilekçesindeki maddi tazminat istemini iş bu raporda tespit edilen miktara ıslah etmiştir. Bu yönle davalı lehine iş bu hesap raporundaki veriler yönünden usuli kazanılmış hakkın doğduğu anlaşılmışken; hesap bilirkişiden alınan 03.03.2019 tarihli raporda önceki hesap raporunda davalı lehine doğan usuli kazanılmış hak ihlal edilerek işlemiş (bilinen devre tarihi) 31.12.2017 tarihinden 31.12.2019 tarihine çekilmek asgari ücretteki değişiklikler re’sen rapora yansıtılmak suretiyle davalı işverenin %80 kusuruna göre davacı sigortalının maddi tazminat alacağının ıslah edilen miktarın üzerinde 96.085,26 TL olarak tespit edildiği, nitekim mahkemece de iş bu son hesap raporuna itibar edilmek ancak taleple bağlı kalınmak suretiyle davacı sigortalı lehine maddi tazminata hükmedildiği anlaşılmakta ise de varılan sonuç davalı lehine oluşan usuli kazanılmış hakkın ihlali niteliğinde olup usul ve yasaya aykırı olmuştur.

Bu açıklamalar doğrultusunda mahkemece yapılacak iş, davalı lehine hesap verileri yönünde oluşan usuli kazanılmış hak dikkate alınarak, 03.08.2017 tarihli hesap raporuna iş bu raporda esas alınan %100 davalı işveren kusuru yerine, %80 davalı işveren kusur oranını uygulamak, aynı oranı SGK’dan bağlanan ilk peşin sermaye değeli gelir ve ödenen geçici iş göremezlik gelirlerin rücuya kabil kısmı (%80 oranı) noktasında da dikkate almak, bu raporda işlemiş (bilinen) devre tarihi olarak esas alınan 31.12.2017 tarihini gözetmek, bu tarihten sonra yürürlüğe giren asgari ücretteki değişiklikleri rapora yansıtmadan alınacak hesap raporunu hükme esas alarak davacının maddi tazminat alacağı hakkında bir karar vermekten ibarettir.

Mahkemece, açıklanan bu maddi ve hukuki esaslar gözetilmeden yazılı biçimde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde, davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ... Bölge Adliye Mahkemesi ... Hukuk Dairesinin, davacı ve davalı tarafların istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararı kaldırılarak, İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ: ... Bölge Adliye Mahkemesi ...Hukuk Dairesi kararının HMK’nın 373/1 maddesi gereği kaldırılarak ilk derece mahkemesi hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istem halinde davalıya iadesine, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de ... Bölge Adliye Mahkemesi .... Hukuk Dairesine gönderilmesine, Üye ...'ın muhalefetine karşı, Başkan ..., Üyeler ..., ... ve ...'nın oylarıyla ve oyçoğluğuyla 21/12/2021 gününde karar verildi.

KARŞI OY GEREKÇESİ

  1. Çoğunluk ile aradaki temel uyuşmazlık “davacının ilk tazminat raporunda % 100 kusur ve o tarihteki asgari ücret üzerinden hesaplanan tazminatı ıslah etmesini takiben davalının kusura itiraz etmesi nedeni ile değişen kusur oranının % 80 belirlenmesi üzerine yeniden maddi tazminatın hesaplamada asgari ücret değişikliğine ilişkin verinin işletilip işletilmeyeceği, davacının itiraz etmemesinin ve önceki verinin davalı lehine usulü kazanılmış hak olup olmayacağı, buna göre yeniden değerlemenin son karar tarihine yakın tazminata esas değerlere taşınıp taşınmayacağı” noktasında toplanmaktadır.

  2. Somut uyuşmazlıkta karar tarafların temyizi üzerine tazminata esas ücret yönünden ile bozulurken, çoğunluk görüşü ile “davacının % 100 kusur ve o andaki asgari ücret oranına göre davasının ıslah ettiği, daha sonra davalının itirazı ile kusur oranının değpişmesi nedeni ile davacının % 100 kusura göre ıslah ettiği miktarın kusur oranı dikkate alınarak hüküm altına alınması gerektiği, alınan kusur raporundan sonra asgari ücret değişikliğinin işlemiş değer olarak ileriye götürülemeyeceğini, davalı lehinde usulü kazanılmış hak teşkil ettiği” vurgulanmıştır.

  3. Çoğunluk görüşünün, aşağıda açıklanan gerekçe ve özellikle maddi tazminatın karar tarihine yakın verilerle hesaplanması gerektiğinden ve bu durum usulü kazanılmış hakkın istisnası olması nedeni ile isabetli olmadığı kanaatindeyim. Zira;

4.1. Usulü kazanılmış hak: Görülmekte olan bir davada taraflardan birinin ya da mahkemenin yapmış olduğu bir usul işlemi ile yanlardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakka usule ilişkin kazanılmış hak denilmektedir. Bozmaya uyulmakla bozma lehine olan taraf yararına usulü kazanılmış hak doğmuş olur. Hükmün bir kısmının bozma kapsamı dışında bırakılmasının amacı bu kısımların doğru olduğunu belirlemek, bozmanın sınırlarını çizmek ve bu şekilde usulü kazanılmış hakları oluşturup, korumaktır. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usulü kazanılmış hak oluşturur(04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK). Ne var ki; kamu düzenine ilişkin hususlar hakkında aleyhe bozma yasağı uygulanamaz. Yargıtay, kamu düzenine aykırı bir husustan dolayı hükmü temyiz edenin aleyhine (temyiz etmemiş olan tarafın lehine) olarak da bozabilir. Çünkü kamu düzenine ilişkin hususları hâkim (ve Yargıtay) kendiliğinden gözetme ile yükümlüdür(Bkz. Kuru, Baki: Hukuk Muhakemeleri Usulü, 2001 baskı, Cilt V., s.4727 4736). Nitekim aynı ilke, Hukuk Genel Kurulu'nun kararlarında da benimsenmiştir(HGK. 21.01.2004 gün ve 2004/1 46 E. 6 K.; 6.10.2004 gün ve 2004/ 1 433 E. 483 K).

Yargıtay içtihatları ile kabul edilen “usulü kazanılmış hak” olgusunun, birçok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır. Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir İçtihadı Birleştirme Kararı (09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı YİBK) ya da geçmişe etkili bir yeni kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma kararına uyulmuş olmakla oluşan usulü kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır. Benzer şekilde uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulü kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir (HGK’nun 21.01.2004 tarihli ve 2004/10 44 E., 19 K.; 03.02.2010 tarihli ve 2010/4 40 E., 2010/54 K.).

Bu sayılanların dışında ayrıca görev, hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı, harç ve maddi hataya dayanan bozma kararlarına uyulmasında olduğu gibi kamu düzeni ile ilgili konularda usulü kazanılmış haktan söz edilemez (Kuru, B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü – C. V, 6. b ... 2001, s 4738 vd).

Usulü kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için bir davada ya taraflar ya mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir.

4.2. Bir hakkın usulü kazanılmış hak oluşturması için bu hakkın doğması ve yargılama sırasında oluşması gerekir. Kısaca taraf bu durum ve olgu gerçekleştiği halde itiraz etmemiş olmalıdır. Nasıl doğmamış bir hak için vazgeçilmeyeceğine göre doğmayan bir hak da usulü kazanılmış hak oluşturmayacaktır.

4.3. İş kazası sonucu, tazminat oranının belirlenmesine esas malûliyet oranının tespiti, kısaca zararın tam olarak bilinmesi bir süreç alabilir. Hukuka aykırı bir eylem işlenilmesine karşın, onun doğuracağı zarar henüz ortaya çıkmamış(veya tam olarak belirlenmemiş), zararın ortaya çıkması için eylem tarihinden itibaren bir takım etkenlerin gerçekleşmesi veya belli bir zamanın geçmesi gerekiyor ise zararın bütün unsurlarıyla birlikte öğrenilmesi mümkün değildir. Oysaki zarar görenin mahkeme önünde ciddi bir dava açarak tazminat isteminde bulunabilmesi ve bu istemini objektif bir şekilde destekleyen, etkili gerekçelerini ortaya koyabilmesi için oluşan zararın niteliğini, kapsamını ve bütün unsurlarını öğrenmesi gerekir. O halde böyle bir süreç nedeni ile malûliyet oranı tam kesinleşmeden tazminata karar verilmesi halinde, bu tazminat miktarı zarar gören tarafından temyiz edilmese bile gelişen durum nedeni ile maluliyet oranı daha sonra tam olarak belirlenmiş ve farklı bir oran ise önceki tazminat miktarı karşı taraf lehine usulü kazanılmış hak teşkil etmeyecektir.

Gelişen durum kavramı salt zarar doğuran işlem ya da eylemin sonuçlarının gelişmesini ve bu nedenle zarar görenin bu konularda bilgi sahibi olabilmesinin zorunlu olarak bu gelişmenin tamamlanacağı ana kadar gecikmesini ifade eder (Hukuk Genel Kurulunun 06.11.2002 tarihli ve 2002/4 882 E., 2002/874 K.; 10.06.2015 tarihli ve 2014/21 282 E.,2015/1548 K.; 01.03.2017 tarihli ve 2014/21 2372 E., 2017/379 K. sayılı kararları). Diğer taraftan, iş kazası nedeniyle maddi tazminat davalarında aktüerya bilirkişi raporlarında işçinin ücreti ile birlikte karar tarihine yakın son asgari ücrette dikkate alınır.

Kısaca gelişen durum devam ediyor ise önceki malûliyet oranı, iş kazasına uğrayan işçi yönünden bağlayıcı olmayacağı gibi bu malûliyet oranına göre verilen tazminat davası kesin hüküm de teşkil etmeyecektir. Zira dava konusu tazminatın miktarı, malûliyet oranı ve tazminata esas ücretin miktarının değişmesi ile artmaktadır. Dolayısı ile dava konusu değişmektedir. Bu durumda da karar davacı tarafından temyiz edilmemiş olsa bile bozmadan sonra maluliyet ve ücrete göre dava konusu miktar değişmiş ise önceki karardaki miktar usulü kazanılmış hak oluşturmaz.

4.4. Diğer taraftan maddi tazminat hesapları yapılırken, en son bilinen ücret unsurlarının hesaplamada gözetilmesi gerektiğinden, hüküm gününe en yakın güne kadar yürürlüğe giren tüm asgari ücretlerin uygulanması gerekir. Daha önce bir veya birkaç hesap raporu verilmiş olsa bile, dava bitinceye kadar yürürlüğe giren asgari ücretlerden dolayı yeniden değişen değerler nedeni ile ek rapor alınması zorunludur.

4.5. Maluliyet oranı gibi zararın hesaplanmasına ilişkin diğer bir unsur da ücrettir. Asgari ücretin artması halinde, karar tarihine yakın ücrette değişeceğinden, bu ücrete göre zararın hesaplanması gerekmektedir. Zira asgari ücret, kamu düzeni ile ilgili olduğundan, davanın her aşamasında uygulanması zorunludur. Bozmadan sonra dahi asgari ücretlerde artış olmuşsa, yeniden tazminat hesabı yapılması gerekir. Yargıç, bir istek olmasa dahi, yargılamanın her aşamasında asgari ücret artışlarını doğrudan dikkate almakla yükümlüdür. Davacı, bilirkişi raporuna itiraz etmemiş olsa dahi, sonradan yürürlüğe giren asgari ücretlerin uygulanması kamu düzeni gereği ve zorunlu olduğundan, davalı yararına usuli kazanılmış hak oluşmaz.

  1. Somut uyuşmazlıkta davacı tarafın itiraz etmediği hesap, karar tarihine en yakın bilinen işlemiş asgari ücret oranı ücret üzerinden hesaplanmıştır. Davalının kusura itiraz etmesi nedeni ile tekrar kusur oranı değişmiş ve bu kusur oranına göre tazminat hesaplaması yapılmıştır. Tazminat hesaplaması yapılırken, daha önceki hesaplamada ortada olmayan ve doğmayan asgari ücret değişikliği nedeni ile bilirkişi işlemiş devreyi esas alarak değişen asgari cüret oranına göre belirlenen ücrete göre hesaplama yapmış ve tazminat miktarı kusur oranı düşmesine rağmen, ücret artışı nedeni ile talepten fazla hesaplanmıştır. Karar tarihine yakın veriler alındığında, hesabın unsurları değişeceğinden, tazminat miktarı da elbette değişecektir. Davacı taraf itiraz edilen kusur raporundan önceki bilinen ücret üzerinden hesaplanan tazminata itiraz etmemiştir. Ancak bu bilinen ücret yeni kusur raporu alınıp hesaplama yapıldığında değişmiştir. Bir tarafın ilerde değişecek diye rapora itiraz etmesi hayatın olağan akışına uygun olmayacaktır. Zira kusur oranına itiraz edilmiş olmasa idi hesaplama bilinen ücrete göre hesaplandığından sorun olmayacaktır. Ancak rapora davalının itirazından sonra değişen durum nedeni ile daha önce doğmayan hesaba esas unsur olan ücrete itiraz etmeme usulü kazanılmış hak oluşturmayacaktır. Sayın çoğunluğun bu yöndeki bozma nedenine katılınmamıştır.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

gerekçesimahkemekararıreddinederecekarşı

Kaynak: karar_yargitay

Taranan Tarih: 25.01.2026 18:58:54

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim