Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
10. Ceza Dairesi
Yargıtay Kararı
2023/12409
2023/7567
11 Eylül 2023
MAHKEMESİ: Ceza Dairesi
SAYISI: 2022/350 E., 2022/437 K.
SUÇ: Uyuşturucu madde ticareti yapma
HÜKÜM: İlk Derece Mahkemesi hükmünün düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddi
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: Temyiz istemlerinin esastan reddiyle hükmün onanması
İTİRAZ EDEN: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı
Dairemizin 20.03.2023 tarihli ve 2022/10308 Esas, 2023/2421 Karar sayılı kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 22.06.2023 tarihli ve KD 10 2022/45728 sayılı itirazı üzerine yapılan inceleme neticesinde;
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 308 inci maddesinin birinci fıkrasında belirtilen kanunî süresinde yapılan lehe itiraz başvurusu üzerine dava dosyası, aynı Kanun’un 308 inci maddesinin ikinci fıkrası gereği Dairemize gönderilmekle, gereği düşünüldü:
I. İTİRAZ SEBEPLERİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itiraz başvurusu, "... sanığın uyuşturucu madde kullanıcılarına evinde aynı anda uyuşturucu madde verme eyleminin bir bütün halinde tek uyuşturucu madde ticareti yapma suçunu oluşturup oluşturmadığı itirazın konusudur.
Uyuşmazlığı tam olarak ortaya koymak için “zincirleme suç” hükümlerine değinmek gerektiği gibi bununla birlikte olayımızı ilgilendirdiğinden “fiil” ve “değişik zaman” kavramlarından da bahsetmek gerekecektir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun hazırlanmasında "Kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır" ilkesi esas alınmış, dolayısıyla da gerçek içtima kuralı benimsenmiştir. Bu kuralın istisnaları ise 5237 sayılı Kanun'un “Suçların içtimaı bölümünde, 42 (bileşik suç), 43 (zincirleme suç) ve 44 üncü (fikri içtima) maddelerinde düzenlenmiştir. Zincirleme suç, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 80 inci maddesinde; "Bir suç işlemek kararının icrası cümlesinden olarak kanunun aynı hükmünün bir kaç defa ihlâl edilmesi, muhtelif zamanlarda vaki olsa bile bir suç sayılır. Fakat bundan dolayı terettüp edecek ceza altıda birden yarıya kadar artırılır." şeklinde düzenlenmiştir. Buna karşın 5237 sayılı Kanun'un 43 üncü maddesinin ilk fıkrasında; "Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır. Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır." biçiminde zincirleme suç düzenlemesine yer verilmiş, ikinci fıkrasında; "Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır." denilmek suretiyle aynı neviden fikri içtima kurumu hüküm altına alınmış, üçüncü fıkrasında ise; "Kasten öldürme, kasten yaralama, işkence, ... ve yağma suçlarında bu madde hükümleri uygulanmaz." düzenlemesi ile zincirleme suç ve aynı neviden fikri içtima hükümlerinin uygulanamayacağı suçlar belirtilmiştir. 5237 sayılı Kanun'un 43 üncü maddesinin birinci fıkrasındaki düzenlemeden anlaşılacağı üzere, zincirleme suç hükümlerinin uygulandığı hâllerde aslında işlenmiş birden fazla suç olmasına karşın, fail bu suçların her birinden ayrı ayrı cezalandırılmamakta, buna karşın bir suçtan verilen ceza belirli bir miktarda artırılmaktadır. 5237 sayılı Kanunun 43 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için;
a Aynı suçun değişik zamanlarda birden fazla kez işlenmesi,
b İşlenen suçların mağdurlarının aynı kişi olması,
c Bu suçların aynı suç işleme kararı altında işlenmesi gerekmektedir.
Zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için gerekli olan unsurların üzerinde ayrıntılı olarak durulmasında yarar bulunmaktadır. Ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 06.01.2022 tarih ve 2022/9 39 E. 2022/775 K. sayılı ve benzer birçok kararında bahsedildiği üzere bu hususlar aşağıdaki biçimde izah edilebilinir.
a) Aynı suçun değişik zamanlarda birden fazla kez işlenmesi: Aynı suç, 5237 sayılı Kanun'un 43 üncü maddesinde; "Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır." denilmek suretiyle açıklığa kavuşturulmuştur. Öğretide de aynı suçtan anlaşılması gerekenin, aynı suç tipi olduğu, kanunda düzenlenen suçların ismi aynı ise aynı suçtan söz edileceği, suçun ismi farklı ise artık aynı suçtan bahsedilemeyeceği kabul edilmektedir. 5237 sayılı Kanun'un 43 üncü maddesinin birinci fıkrasındaki bulunan "değişik zamanlarda" ifadesinin açıklığı karşısında, zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için suçların farklı zamanlarda işlenmesi gerektiği konusunda öğreti ve uygulamada tam bir görüş birliği bulunmaktadır. Bunun sonucu olarak, aynı mağdura, aynı zamanda, aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda tek suçun oluşacağı kabul edilmiştir. Bu hâlde zincirleme suç hükümleri uygulanarak artırım yapılamayacak, ancak bu husus 5237 sayılı Kanun'un 61 inci maddesi uyarınca temel cezanın belirlenmesinde göz önünde bulundurulacaktır.
b) İşlenen suçların mağdurlarının aynı kişi olması: Mağdur kavramı, suçun konusunun ait olduğu kişi ya da kişilerdir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde suçun maddi unsurları arasında yer alan mağdur, ancak gerçek bir kişi olabilecektir. Tüzel kişilerin suçtan zarar görmeleri mümkün ise de bunlar mağdur olamayacaklardır. Suçtan zarar gören ile mağdur kavramları da aynı şeyi ifade etmemektedir. Mağdur, suçun işlenmesiyle her zaman zarar görmekte ise de, suçtan zarar gören kişi her zaman suçun mağduru olmayabilir. Bazı suçlarda mağdur belirli bir kişi olmayıp; toplumu oluşturan herkes mağdur olacaktır.
c) Bu suçların aynı suç işleme kararı altında işlenmesi: Suç kastından daha geniş bir anlamı içeren suç işleme kararı, suç kastından daha önce gelen genel bir karar ve niyeti ifade etmektedir. Suç işleme kararının yenilenip yenilenmediği, failin iç dünyasını ilgilendiren bu kararın varlığının her olayın özelliğine göre suçun işleniş biçimi, suçun işlenmesindeki özellikler, fiillerin işlendikleri yer ve işlenme zamanı, fiiller arasında geçen süre, korunan değer ve yarar, hareketin yöneldiği maddi konunun niteliği, olayların oluşum ve gelişimi ile dış dünyaya yansıyan diğer tüm özellikler değerlendirilerek belirlenecektir. Birden çok suçun aynı karara dayanıp dayanmadığı, aynı zamanda suçlar arasındaki süre ile de ilgilidir.
Uyuşmazlık konusuyla ilgisi bakımından “fiil” kavramına değinecek olursak: Genel olarak bir kişinin belirli bir neticeyi gerçekleştirmeye yönelik dış dünyaya yansıyan davranış olarak nitelendirilebilen “fiil” düşüncenin uygulamaya geçiriliş halidir. Kişi tarafından yapılan iradi bir hareket olmalı ve bu hareket suçun tipikliğine uygun biçimde gerçekleşmelidir. Zincirleme suçun varlığı için birden çok fiilin ve birden çok suçun bulunması gerekmektedir. Yani zincirleme suçtan
bahsedilebilmesi için her biri başlı başına suç oluşturan birden çok fiilin bulunması gerekmektedir. Birden çok fiilin bulunması, hukuki anlamda çok sayıda fiilin varlığı şeklinde anlaşılmalıdır. Aynı suçu oluşturan hareketlerin tekrarlanması halinde yani hareketlerin her birinin bir bütün halde hukuki anlamda birlik içinde olması durumunda her fiilin bağımsız olarak suç teşkil etmesi şartı gerçekleşmediğinden zincirleme suç oluşmayacaktır. Örneğin, failin mağdurun birden fazla bıçak darbesiyle öldürmesi, yaralama eyleminde birden fazla yumruk atması, kavga sırasında birden fazla hakaret içeren sözler söylemesi sırasında yapılan her bir hareket tek kasten öldürme yaralama veya hakaret suçunun icra hareketlerini oluşturacağından zincirleme suçtan bahsetmek de mümkün olmayacaktır. "Fiil" ifadesinden ne anlaşılması gerektiği hususunda fiil tekliği fiil çokluğu kavramı yanında suç tekliği ve çokluğunun da değerlendirilmesi gereklidir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 04.07.2022 tarih ve 201/4 202 E. 2022/512 K. sayılı kararında ayrıntılı bir şekilde anlatıldığı biçimde fiil tekliği hususunda doktirinde farklı görüşler mevcut olmakla birlikte yine aynı kararda; “Suç teorisi ve bu bağlamda hareket teorileri anlamındaki fiil kavramının içtima öğretisine taşınmayacağı hususunda ise doktrinde görüş birliği vardır. (Göktürk, Fikri İçtima, 2013, s. 45). "Suç teorisindeki fiil kavramı, içtima öğretisindeki fiil kavramından farklı amaçlara hizmet eder" (Roxin, AT II s.33 kn. 10; Jeschek/Weigend, AT, s.710; Samson/Günther, in: SK StGB Vor s. 52 kn. 15).
"Suç teorisinde fiil insanın iradi davranışını ifade eder. Söz gelimi özel belgede sahtecilik suçu; sahte özel belge hazırlanması ve bu belgenin kullanılması halinde iki ayrı iradi fiilden ibaret olup suçun çok hareketli suç olarak nitelendirilmesinin esas nedeni iki ayrı iradi fiilden oluşmasıdır. Her ne kadar suç teorisi, anlamında iki ayrı fiilden oluşsa da içtima öğretisi anlamında tipik fiil tekliği kapsamında değerlendirmek suretiyle tek bir fiilin bulunduğu sonucuna ulaşılır" (Göktürk, s. 246); "Suç teorisinde fiil kavramı norm esas alınmak suretiyle de açıklanabilir; fiil kavramı tabii anlamında değil hukuki anlamında anlaşılır; söz gelimi mala zarar verme suçu bakımından suç konusu eşyaya çekiç ile her bir vuruş norm karşısında değerlendirilmeye tabi tutulduğunda tipik bir fiildir ve eşyaya bir kez vurulması suçun oluşumu bakımından yeterlidir. Her bir çekiç vuruşu birbirinden bağımsız bir fiil oluşturduğu; ortada birden fazla fiil bulunduğu ve fiil sayısınca suçun işlendiği söylenemez. Dolayısıyla ortada kaç tane fiilin bulunduğu içtima öğretisinin konusudur. İçtima öğretisindeki fiilin tekliğiyle suç teorisindeki tipe uygun fiil aynı değildir, farklılık arz eder." (Odter, s.187 atfen, Göktürk, s. 47).
"İçtima öğretisinde fiil hareket olarak anlaşılmalıdır. Fiil tekliği fiil çokluğu ayrımında neticenin esas alınmasının asıl nedeni tarihi gelişim sürecinde bahsedildiği üzere Roma Hukuku ve eski Alman Hukukundan 19. yy. sonlarına kadar neticenin ön planda olması; dış alemde meydana gelen tipik netice sayısı kadar fiilin ve dolayısıyla suçun bulunduğu şeklinde bir anlayışın hakim olması ve suç sayısı kadar dava açılmasıdır" (Göktürk, s. 49). "İçtima öğretisinde fiilin sayısı ve tipik neticenin sayısı ayrı ayrı tespit edilmelidir. Tek bir fiil birden fazla aynı veya farklı neticeye sebebiyet verebilir. Dış dünyada fiile
nedensellik bağı ile bağlı olan birden fazla neticenin gerçekleşmiş olması, netice sayısı kadar fiilin bulunduğu anlamına gelmez. Fiilin dış dünyada meydana getirdiği değişiklikler her ne kadar fiile nedensellik bağıyla bağlı olsa da fiilin bir unsuru değildir." (du Mesnil, s.11 vd; Hahne, s.21 22; Knör, s.14; Birsckle, s.16).
"Fiil sayısının tespitinde tipik neticeyi esas alan görüş, suçun yasal tanımında ayrıca neticeye yer vermeyen suçlarda yetersiz kalmakta ve netice kriteri yerine başkaca kriterlerden yararlanmak durumunda kalmaktadır" (Göktürk, s. 51).
Tespitiyle suç teorisi ile içtima teorisindeki fiil kavramı farkı ortaya konulmuştur.
Fiil tekliği fiil çokluğu" sorun oluşturduğunda, fiil tekliğin belirlenmesinde doktrin;
a) Tek iradi karar,
b) Tekrarlanan veya birbirini izleyen doğal anlamda birden fazla hareket bulunması,
c) Yer ve zaman bakımından sıkı bağlantı bulunması,
d) Tarafsız gözlemci nazarında hareketlerin tek bir fiil olarak görülmesi,
Kriterlerini esas almıştır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.10.2022 tarih ve 208/17 512 E. 2022/658 K. sayılı ilamında; “Doğal anlamda gerçekleştirilen her bedensel eylem ayrı bir hareketi oluşturmakta ise de, hukuki anlamda hareketin tek olması ile ifade edilmek istenen husus, doğal anlamda birden fazla hareket bulunsa dahi, bu hareketlerin, hukuki nedenlerden dolayı değerlendirmede birlik oluşturması suretiyle tek hareket olarak kabulüdür. Diğer bir anlatımla, doğal anlamda fiilin tek olduğu her hâlde hukuki anlamda da fiilin tek olduğu söylenebilirse de, doğal anlamda fiilin çok olduğu her hâlde hukuki anlamda da fiilin çok olduğu her zaman söylenemeyecektir. Bazen bir hareketler kümesi, hukuki açıdan tek bir fiil olarak kabul edilecektir. Bu hâlde suç tipinin birden fazla hareketle ihlâl edilebilir olması hareketin hukuken tekliğini etkilemeyecek, doğal hareketler hukuken tek kabul edilecektir. Buna göre Kanun'un 43. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen “tek bir fiil” ifadesi ile kastedilen fiil ya da hareketin doğal anlamda değil hukuki anlamda tek olmasıdır. Bir kısım suçların işlenmesi sırasında doğal olarak birden fazla hareket yapılmakta ise de, ortaya konulan bu davranışlar suçun kanuni tanımında yer alan hukuksal anlamdaki “tek bir fiili” oluşturmaktadır. Örneğin; failin mağduru birden fazla yumruk ve tekme vurmak suretiyle yaralaması, yalan tanıklık yapan failin birden fazla beyanda bulunması, kasten öldürme fiilinin her biri tek başına öldürücü nitelikte beş bıçak darbesi ile işlenmesi gibi. Failin mağdura birden fazla yumruk vurması suretiyle yaralaması durumunda, failin birden fazla hareketi olmasına rağmen kastı bir kişiyi yaralamaya yönelik olduğundan ortada tek fiil ve neticesi itibarıyla tek suç vardır. Bazı suç tiplerinde ise, kanundaki tanımda belirtilen birbirinin alternatifi olan birden fazla hareketin gerçekleştirilmesiyle suç işlenebilmektedir. Öğretide "seçimlik hareketli suçlar" olarak isimlendirilen bu suç tiplerinde, sayılan seçimlik hareketlerin herhangi birisinin gerçekleştirilmesi suçun oluşumu açısından yeterlidir. Belirtilen seçimlik hareketlerden birkaçının ya da tamamının
yapılması hâlinde de birden fazla suç değil, tek suç oluşacaktır. Ancak seçimlik hareketli suçtan söz edebilmek için kanunda sayılan seçimlik hareketlerin aynı konuya ilişkin olması gerekmektedir (İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 11. Bası, Ankara, 2015, s.169; ... ... ....., Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, 8. Bası, Ankara, 2015, s.114.). Doktrinde bir kısım yazarlarca, şayet bir olayın parçalarını teşkil eden çeşitli hareketler tek bir iradi karara dayanıyorsa, tarafsız bir gözlemcinin nazarında bu hareketler yer ve zaman bakımından tek bir fiil olarak nitelendirilebilecek kadar birbiriyle sıkı bir bağlantı içinde bulunuyorsa bu hareketlerin "tek bir fiil"i oluşturduğu söylenebilecektir. Buna göre, mal varlığına yönelik hukuki menfaatlerin ihlâli söz konusu ise suçun konusunu oluşturan mal varlığı değerlerinin sahibi olan kişi sayısı, fiil sayısını belirlemede herhangi bir önem taşımayacaktır. Yeter ki, tek bir iradi kararla, aralarında mekan ve zaman birliği bulunan hareketlerin tekrarlanması ve tekrarlanan hareketlerin objektif bakış açısıyla bir bütün olarak değerlendirilmesi mümkün olabilsin (Neslihan Göktürk, Fikri İçtima, Adalet Yayınevi, Ankara, 2013, s.104 vd)”
Şeklinde yer verildiği üzere doğal anlamda fiilin birden fazla olduğu bazı hallerde hukuki anlamda birden fazla fiilden bahsedilemeyeceği açıktır. Doğal anlamda gerçekleştirilen her bedensel hareket dış dünyaya yansıyan şekli itibarıyla ayrı bir fiziki hareketi oluştursa da, bazen tüm hareketler bütünü suçların tipikliği ve hukuki nedenleri sonucu bir bütünlük içerisinde hukuki anlamda tek fiil olarak kabulünü gerektirmektedir.
Bu aşamada “değişik zaman” kavramı üzerinde durmakta fayda olacaktır. Zincirleme suçun varlığı için birden çok aynı suçun farklı zamanlarda işlenmesi gerekir. İki suç arasındaki zaman aralığı bu suçların bir suç işleme kararının icrası kapsamında işlenip işlenmediğinin belirlenmesinde göz önünde tutulacaktır. Aynı mağdura, aynı zamanda, aynı suçun birden fazla kez işlenmesi tek suçu oluşturacaktır. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 08.06.2010 tarih ve 2010/11 98 E. 2010/143 sayılı kararında “Burada aynı zaman ve değişik zaman kavramları üzerinde de durulmalıdır. Yasada bu konuda bir açıklık bulunmadığından ve önceden kesin saptamaların yapılması olanaklı olmadığından, bu husus her somut olayın özelliği gözönüne alınarak değerlendirilmeli ve eylemlerin değişik zamanlarda” işlenip işlenmediği belirlenmelidir. Bu bağlamda aynı zamanda kavramı dar yorumlanmayarak, çok kısa zaman aralıkları da, aynı zaman dilimi olarak kabul edilmelidir. Bu bakımdan birden fazla belge üzerindeki sahteciliğin kısa zaman aralığında yapılmış olması ya da birden fazla sahte belgenin kısa zaman aralığında üretilmiş olması halinde de bunların aynı zamanda düzenlendiğinin, başka bir ifadeyle değişik zamanlarda düzenlenmediğinin kabulü zorunludur.” şeklinde değinildiği üzere değişik zaman kavramı işlenen suçun niteliği ve eylemin gerçekleştiriliş biçimi gözetilerek geniş yorumlanmalı kısa zaman aralığı içerisindeki hareketler bir bütünün parçası olarak kabul edilmelidir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 43 üncü maddesinin birinci fıkrasında yazılı “değişik zamandan” anlaşılması gereken eylemin gerçekleştiği sırada az ya da çok bir zaman aralığı olması gerektiğidir. Olayın bütünlüğü
içerisinde “aynı an” sayılabilecek durumlarda “değişik zamandan” bahsetmek mümkün olmayacaktır.
Bu tespitlerden sonra uyuşturucu madde ticaret yapma suçundan da kısaca bahsetmek gerekecektir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanun'un “Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti” başlıklı 188 inci maddesinin üçüncü fıkrasında yazılı uyuşturucu madde ticareti suçu ülke içerisinde ruhsatsız olarak uyuşturucu veya uyarıcı maddeyi satmak, satışa arz etmek, başkalarına vermek, sevk etmek, nakletmek, depolamak, satın almak, kabul etmek ve bulundurma hallerinden birinin gerçekleşmesi ile oluşacaktır. Bu fıkrada düzenlenen suçta sayılan seçimlik hareketlerin birinin yapılması suçun oluşması için yeterli olmaktadır. Çoğu olayda olduğu gibi fail tarafından seçimlik hareketlerin birden fazlasının yapılması halinde örneğin uyuşturucu maddeyi depolama, nakletme ve satma eylemlerinin her birinin gerçekleştirilmesi durumlarında eylem tekliğini korur, fail eylem sayısınca sorumlu tutulup cezalandırılmaz. Uyuşturucu ve uyarıcı madde ticareti suçu 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun “Topluma Karşı Suçlar” başlıklı Üçüncü Kısmının, “ Kamunun Sağlığına Karşı Suçlar” başlıklı üçüncü bölümünde düzenlenmiştir. Bu suçlarda korunan hukuki yarar tüm toplumun sağlığı olduğu gibi suçun mağduru da tüm toplumdur. Mağduru tüm toplum olan suçlarda 5237 sayılı Kanun'un 43 üncü maddesinin birinci fıkrasında yazılı zincirleme suç hükümlerinin uygulanması mümkün olsa da, dava konusu olaydaki mahkemenin kabulü gibi aynı anda birden fazla kişiye uyuşturucu madde satma eylemlerinde uyuşturucu madde satılan ve kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçunun sanıkları olan kişilerin uyuşturucu madde ticareti yapma suçunun mağduru kabul edilerek şartları bulunmadığı halde fikri içtima hükümleri uygulanmak suretiyle 5237 sayılı Kanun'un 43 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca cezanın artırım yoluna gidilmesi hukuka uygun değildir.
Bu açıklamalar gözetilerek somut olay değerlendirildiğinde; 5237 sayılı Kanun'un 188 inci maddesinde yazılı biçimlerde seçimlik hareketler içeren ve doğal anlamda birden fazla hareket olmasına rağmen hukuki anlamda tek tipik hareketin varlığı kabul edilen uyuşturucu madde ticareti yapma suçunu işleme iradesiyle hareket eden sanığın olay yerinde buluştuğu ve uyuşturucu madde kullanıcısı olan ve suçun mağduru olmayan iki kişi ile birlikte olduğu sırada uyuşturucu madde verme eyleminin; tek bir iradi karar ile yani tek uyuşturucu madde ticareti yapma kararı altında aynı yerde birbirini takip eden hareketlerle “değişik zaman” olarak kabul edilemeyecek aynı zaman dilimi içerisinde gerçekleştiği, atılı suçun niteliği gereği birbiri ile bağlantılı birden fazla hareketin kendi içerisinde bir bütün oluşturduğu, dış dünyaya yansıyan birden fazla bedensel hareket olsa da hukuki anlamda tek fiille gerçekleştiği, birden fazla suçun oluşmadığı dolayısıyla zincirleme suçun tipikliğine uygun biçimde birden fazla suçun olmadığı, bir bütün halinde tek suç oluştuğu, bu itibarla sanık hakkında zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasının yerinde olmadığı; ancak 5237 sayılı Kanun'un 61 inci maddesi uyarınca suç işlenmesindeki özellikler, sanığın kastının ağırlığı ve güttüğü amaç gözetilerek cezasının alt sınırın üzerinde tayin edilmesi gerektiği halde TCK 43. Madde uygulanmak suretiyle fazla ceza tayin edilen hükmün anılan nedenle bozulması gerekirken onanması usul ve yasalara aykırıdır.
Açıklanan nedenlerle Yüksek Daire kararına karşı sanık lehine 5271 sayılı Kanun’un 308. maddesi uyarınca itiraz olağanüstü kanun yoluna başvurulmuştur." şeklinde olup hükmün bozulmasına karar verilmesi talebine ilişkindir.
II. GEREKÇE
Dairemizin itiraza konu olan kararının, itiraz yazısında ileri sürülen tüm nedenler tartışılıp değerlendirilerek verildiği ve kararda bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşıldığından, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır.
III. KARAR
1.Gerekçe bölümünde belirtilen nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı İTİRAZININ Üye ... ile Üye Dr. ...'in karşı oyu ve oy çokluğuyla REDDİNE,
- 5271 sayılı Kanun’un 308 inci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Dairemizin 20.03.2023 tarihli ve 2022/10308 Esas, 2023/2421 Karar sayılı bozma kararı ile ilgili itirazı incelemek üzere dava dosyasının, Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
11.09.2023 tarihinde karar verildi.
(K.O.) (K.O.)
KARŞI OY
Dairemizin 20.03.2023 tarihli ve 2022/ 10308 Esas, 2023/2421 Karar sayılı kararında yer alan Üye ...'in karşı oy gerekçesinde belirtilen sebeplerle itirazın kabulü görüşünde olduğumuzdan, sayın çoğunluğun itirazın reddi yönündeki görüşüne katılmıyoruz. 11.09.2023
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_yargitay
Taranan Tarih: 25.01.2026 16:38:53