Sayıştay 8. Dairesi 49965 Kararı - Yüksek Öğretim Personel Mevzuatı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
8
Sayıştay Kararı
49965
2 Kasım 2022
Yüksek Öğretim Kurumları
Temyiz Karar Detayı
İletişim Bilgileri
-
Kamu İdaresi: Yüksek Öğretim Kurumları
-
Yılı: 2019
-
Daire: 8
-
Dosya No: 49965
-
Tutanak No: 52430
-
Tutanak Tarihi: 02.11.2022
-
Konu: Personel Mevzuatı ile İlgili Kararlar
KARAR
Dekana vekalette vekalet edene dekanlık için belirlenen ödemelerin yapılması;
110 sayılı İlamın 2. maddesiyle; görevini vekaleten yürüten bazı yüksekokul ve enstitü müdürlerine mevzuata aykırı olarak idari görev ödeneği ödendiği gerekçesiyle … TL’nin tazminine ilişkin hüküm tesis edilmiştir. {Sorguda … TL kamu zararı hesap edilmesine karşın, İlamda; bu tutarın 666,05 TL’lik kısmı ile ilgili olarak; ahizlerden …’in 18.03.2016-18.03.2019 tarihleri arasında Meslek Yüksekokulu Müdürlüğünü asaleten, 18.03.2019-22.05.2019 tarihleri arasında vekaleten yürüttüğü, 01.01.2019-22.05.2019 tarihleri arasında 102-1125-2098 no.lu ödeme emirleri ile yapılan idari görev ödeneğinin Meslek Yüksekokulu Müdürlüğünü asaleten yürüttüğü için, 30014184 no.lu ödeme emri ile yapılan idari görev ödeneğinin ise Malzeme ve Malzeme İşleme Teknolojileri Bölüm Başkanlığını yürüttüğü için ödendiği anlaşıldığından, adı geçen kişiye yapılan ödemenin mevzuata aykırılık teşkil etmediği gerekçesiyle ilişilecek bir husus bulunmadığına karar verilmiş; (bu tutarın düşülmesi sonucu) geriye kalan tutar olan (kamu zararı tablosunda adı geçen diğer ahizleri ilgilendiren) … TL için ise işbu tazmin hükmü verilmiştir.}
Sorumlu [(Ödeme Emri Belgesi Üzerinde İmzası Bulunan) Harcama Yetkilisi sıfatıyla temyiz talep eden Meslek Yüksekokulu Müdür Vekili …] (sadece sorumluluk yönünden itirazda bulunanlar hariç aynı ilam maddesi ile ilgili olarak temyiz talep eden diğer tüm sorumluların kendi gündem sıralarında görüşülen dosyalarındaki temyiz dilekçelerinde de konunun esası yönünden tamamen aynı mahiyette olmak üzere), temyiz dilekçesinde özetle;
- Kamu zararının oluşmasına dayanak olarak gösterilen gerekçelerin Anayasaya, 2547 sayılı Kanuna ve diğer ilgili mevzuata uygun olmadığının değerlendirildiğini, şöyle ki; 2547 sayılı Kanunun 16 ncı maddesinde;
“Müdür:
Madde 16/a. Atanması: Yüksekokulun ve birimlerinin temsilcisi olan müdür, rektörün önereceği, üniversite içinden veya dışından üç Öğretim Üyesi arasından Yükseköğretim Kurulunca üç yıl süre ile seçilir ve normal usul ile atanır. Süresi biten müdür yeniden atanabilir.
Müdür kendisine çalışmalarında yardımcı olmak üzere yüksekokulun aylıklı öğretim üyeleri arasından en çok iki kişiyi müdür yardımcısı olarak seçer. Ancak merkezi açıköğretim yapmakla görevli üniversitelerde, gerekli hallerde açıköğretim yapmakla görevli Yüksekokulun müdürü tarafından dört müdür yardımcısı seçilebilir.
Müdür yardımcıları, müdürce en çok üç yıl için atanır.
Müdüre, görevi başında olmadığı zaman yardımcılarından biri vekalet eder. Göreve vekalet altı aydan fazla sürerse yeni bir müdür atanır.”
Hükmünün yer aldığını, bu hükme göre dekanı “atamaya yetkili makam” Yükseköğretim Kurulu olup, atama işleminin maddede sayılan şartlan taşıyanlar arasından “normal usul” ile gerçekleştirildiğini, maddenin devamında ise müdüre, görevi başında olmadığı zaman yardımcılarından birinin vekâlet edeceğinin, vekâletin altı aydan fazla sürmesi durumunda yeni bir müdür atanacağının belirtildiğini, burada, öncelikle “Müdüre, görevi başında olmadığı zaman yardımcılarından biri vekâlet eder. Göreve vekâlet altı aydan fazla sürerse yeni bir müdür atanır.” hükmünün, müdürlük kadrosunun dolu veya boş ayrımı olmaksızın her iki durumda da vekâleten atama işleminde uygulanması gereken kural olup olmadığının tespit edilmesini gerektirdiğini, bu hükmün, müdürlük kadrosunun geçici süreli boşalması halinde yapılacak vekâleten görevlendirmeye ilişkin olduğu ve kadronun boş olması durumuna ilişkin herhangi bir düzenleme içermediğinin düşünüldüğünü, söz konusu hükümde, müdür yardımcılarının müdüre vekâlet etmesinin, müdürün “görevi başında olmadığı zaman” şartına bağlandığını, burada, bir kadronun boş olması haline (müdürlük/kadro) değil, o kadroda görev yapan bir kişinin (müdür/şahıs) görevinin başında olmadığı bir zaman dilimine işaret edildiğini, bir başka ifade ile müdür yardımcısının müdüre vekâlet etmesi ile müdürün görevi başında bulunamadığı zaman dilimi arasında bir illiyet bağı kurulduğunu, boş bulunan bir kadroda, vekâlet görevinin sürdürülmesi bir sebebe (müdürün görevi başında olmadığı vb. gibi arızi bir sebep) bağlı olmadığı için bu kadroya atama yapılmadığı sürece vekâletin tabiatı gereği ilanihaye devam edeceğini, kadronun boş olması halinde atamaya yetkili makamın takdirine bağlı olarak asaleten veya vekâleten atamanın işin gereğine göre gecikmeksizin yapılması gerekir ki bu duruma şahsının dahlinin söz konusu olmadığını, burada üç yıl süreyle görev yapmak üzere seçilen müdüre (şahıs) kanunla sağlanmış olan görev teminatının, görevi başında olmadığı zaman dilimin altı ayı bulması halinde ortadan kalkacağı ve yerine yeni bir atama yapılacağı hususlarının düzenlendiğini, vekâlet görevinin sona ermesinin, önceki müdürün yerine yeni bir müdür atanması işlemine bağlı bir sonuç olduğunu, “göreve vekâlet altı aydan fazla sürerse” ifadesinin müdürün görevi başında bulunmadığı süre altı ayı aşarsa anlamında olduğunu, yoksa boş olan bir kadro için ortada hiçbir sebep yokken vekâlet süresi altı ayı aşarsa şeklinde bir düzenleme yapılmasının bir anlamının bulunmadığını, burada maksadın müdüre vekâlet eden müdür yardımcısının görevine altı ayın sonunda son vermek değil, müdür kadrosunda üç yıl süreyle görev yapma hakkı olan müdürün yerine yeni bir atama yapmak suretiyle görevinin sona erdirilmesi olduğunun değerlendirildiğini, üç yıl süre için seçilmiş olan müdürün herhangi bir nedenle altı ay süreyle görevi başında bulunamaması durumunda (sebep) artık üç yılın dolmasının beklenmeyeceği ve yerine kanunda müdür olabilmek için gerekli şartlan taşıyan bir kişinin atamaya yetkili makam tarafından “normal usulle” atanacağı (sonuç) şeklindeki yorumun, hizmet gereklerine, 2547 sayılı Kanunun amacına ve idare hukukunun ilkelerine uygun olmasının yanı sıra, Türkçe yazım ve anlatım kurallarına da daha uygun olduğunu, zira Kanunda geçen “göreve vekâlet altı aydan fazla sürerse” ifadesinde bunu gerektiren bir sebebin bulunması gerektiğini, atama işleminin bir sebep gösterilmeden şarta bağlanmasının, Türkçe yazım kuralları açısından anlatım bozukluğuna sebep olacağını, ayrıca Kanun Koyucunun, ortada hiçbir sebep yokken boş olan bir kadroya, kanunda belirlenen esaslara göre atama yapılması için atamaya yetkili makamın altı ay beklemesini öngörmüş olmasının da düşünülemeyeceğini, dolu kadroda altı ay süren geçici boşalma sebebiyle atamanın yapılması ile birlikte artık eski müdürün görevi sona ermiş olacağından müdürlük görevi karşılığında yalnızca bir kişiye ödeme yapılabileceğini, altı ay gibi bir süre kısıtlaması konulmamış olsaydı aynı görev için iki kişiye birden ödeme yapılması gerekeceğini, vekâlet görevinin bir süreye bağlanmış olmasının kamu kaynaklarının etkili ve verimli kullanılmasını sağlamak bakımından 5018 sayılı Kanun ve ilgili mali mevzuatın amacına uygun düştüğünü, konu bu yönüyle değerlendirildiğinde, “göreve vekâlet altı aydan fazla sürerse" hükmünün, dolu olan kadronun geçici süreyle boşalması halinde uygulanmak üzere ihdas edildiği görüşünü desteklediğini, öte yandan, 2547 sayılı Kanunun amacı, kapsamı ve kanun sistematiği ile TBMM’deki yasalaşma süreci incelendiğinde, Kanunun 16 ncı maddesindeki düzenlemenin müdürlük kadrosunun geçici süreli boşalması haline ilişkin olduğu ve boş bulunan kadroya vekâleten görevlendirmenin ne şekilde yapılacağı ile ilgili olarak Kanunda özel bir düzenleme bulunmadığının görüleceğini,
-
Meselenin, benzer/emsal bir durumla ilgili olmak üzere, Kanunun rektörlere ilişkin hükümleri ile birlikte ele alındığında konu daha görünür hale geleceğini, şöyle ki; 2547 sayılı Kanunun 13 üncü maddesinde; “Rektör, Cumhurbaşkanınca atanır.” ve “Rektör, görevi başında olmadığı zaman yardımcılarından birisini yerine vekil bırakır. Rektör görevi başından iki haftadan fazla uzaklaştığında Yükseköğretim Kuruluna bilgi verir. Göreve vekâlet altı aydan fazla sürerse yeni bir rektör atanır.” hükmünün yer aldığını, bu hükümde rektörün, görevi başında olmadığı zaman yardımcılarından birini yerine vekil bırakacağı ve vekâletin altı aydan fazla sürmesi halinde yeni bir rektör atanacağının belirtilmekte olduğunu, burada vekâleten görevlendirme işleminin rektör tarafından yapılıyor olması sebebiyle, bu hükmün rektör kadrosunun geçici süreyle boşalmasına ilişkin olduğu ve rektör kadrosunun boş olması halinde bu hükme dayanılarak bir rektör yardımcısının vekâleten görevlendirilmesinin, görevlendirmeyi bizzat Rektörün yapacak olması sebebiyle fiilen ve hukuken imkânsız olduğunun izahtan vareste olduğunu, 2547 sayılı Kanunda veya başka bir kanunda, rektör kadrosunun boşalması durumunda vekâleten görevlendirmenin ne şekilde yapılacağı hususunda özel bir düzenleme bulunmadığını, bu hususun 2547 sayılı Kanunun, mevzuat yapım sistematiği açısından kadronun boş olması halinde vekâleten görevlendirme hususunda özel bir düzenleme yapma amacının olmadığını; ilgili kadroya atanma şartları ve atamaya yetkili makama ilişkin kuralların düzenlendiği ve vekâleten görevlendirmenin genel hükümlere bırakıldığını açıkça gösterdiğini, müdür atamasına ilişkin 16 ncı maddede geçen “normal usul ile atanır” ifadesinin bu görüşü desteklediğini, 2547 sayılı Kanunda, “normal usul”ün ne olduğu ile ilgili başka bir hüküm ya da açıklama bulunmadığını, maddede geçen “normal usul” ifadesinden diğer kanunlarda kullanılan “genel hükümler”i anlamanın, düzenlemenin amacına uygun düştüğünü, zira atama şartları ve atamaya yetkili makama dair bütün ayrıntılar düzenlendikten sonra “normal usul ile atanır” ifadesinin kullanılmış olmasına başka bir anlam yüklemenin mümkün görünmediğini, burada vekâleten görevlendirmenin, asilde aranan şartlan taşıyan kişiler arasından, atamaya yetkili makam adına yapılıyor olmasının kanunun bir gereği olmanın yanında hizmet gerekleri bakımından da yerinde bir uygulama olduğunu, 2547 sayılı Kanunun 16 ncı maddesinde yer alan müdürlük kadrosuna vekâleten görevlendirme hükmünün, Türkçe yazım kuralları ve düzenlemenin sistematiği bakımından, 13 üncü maddede yer alan rektör kadrosuna vekâleten görevlendirme hükmünden tek farkının, 13 üncü maddede rektöre vekâleten görevlendirme işleminin bizzat rektör tarafından yapılacağı belirtildiği halde 16 ncı maddede müdüre vekâleten görevlendirme işleminin ne şekilde yapılacağı hususunda açık bir düzenleme bulunmaması olduğunu, sırf bu farklılığa dayanılarak boş olan müdürlük kadrosunda müdür yardımcıları dışında birinin vekâleten görevlendirilemeyeceğini söylemenin amacı aşan bir değerlendirme olduğunu, 2547 sayılı Kanunun yasalaşma sürecindeki yasama belgeleri incelendiğinde bu farklılığın sebebinin de anlaşılabileceğini, hükümet tarafından teklif edilen metinde yer alan; “Müdür, görevi başında bulunamayacağı süre için, müdür yardımcılarından birini vekil bırakır, bu mümkün olmadığı takdirde yönetim kurulu üyesi öğretim üyesi birine vekâlet verir.” şeklindeki düzenlemenin, ilgili komisyonlarda “Müdüre, görevi başında olmadığı zaman yardımcılarından biri vekâlet eder. Göreve vekâlet altı aydan fazla sürerse yeni bir müdür atanır.” şeklinde değiştirildiğini ve bu şekilde kanunlaştığını (Dilekçe Eki: 1), yapılan değişiklikle vekâleten görevlendirmenin bizzat müdür tarafından yapılacağı hususunun metinden çıkarıldığını ve müdür yardımcıları arasından yapılacak görevlendirmede vekâlet süresinin, rektöre vekâlet hükmünde olduğu gibi altı ayı aşması halinde yeni bir atama yapılacağına ilişkin hüküm ilave edildiğini, rektörlüğe, altı ayı geçmemek üzere yardımcılarından birinin vekâlet edeceğine ilişkin hükmün yorumlanmasında bu hükme, Türkçe yazım ve anlatım kuralları açısından, hukuken dolu olan rektörlük kadrosunun geçici süreli boşalması hali anlamım veren “... görevi başında olmadığı zaman ...” ifadesinin müdürlüğe vekâlet maddesinde de aynı şekilde yer aldığının görüleceğini, Kanun Koyucunun, üniversite teşkilatında en üst yöneticinin rektör olması sebebiyle müdürlük kadrosunun geçici süreli boşalmasında müdüre vekâlet onayının müdür verine rektör tarafından verilmesine imkân sağlamak amacıyla, rektöre vekâlet maddesinin sistematiğine uygun şekilde bu düzenlemeyi yaptığının değerlendirildiğini, şayet dolu. boş ayrımı olmaksızın vekâlet görevinin yalnızca müdür yardımcılarına verilmesi amaçlanmış olsaydı hükmün buna göre yeniden düzenlenmesi gerekeceğini,
-
Daire Kararına hukuki dayanak olarak gösterilen Maliye Bakanlığının görüş yazısının ilama konu işlemin tesis edilmesindeki hukuki değerinin irdelenmesinde yarar görüldüğünü, Daire Kararında; “Nitekim, Maliye Bakanlığı Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürlüğü’nün, Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı’na hitaben yazdığı, 23.03.2009 tarih ve 3499 sayılı görüş yazısında; idari görevlere atanabilecek olanlar ve atanma usulleri ile bu görevlere vekalet edebilecek olanların, 2547 sayılı kanunla belirlenmiş olması nedeniyle söz konusu idari görevleri anılan kanunda belirtilen usul dışında vekaleten yürüten öğretim elemanlarına, görevlerinden dolayı herhangi bir ödeme yapılmasının uygun olmadığı belirtilmiştir.” denildiğini, Maliye Bakanlığının yazısında, boş bulunan müdür kadrosuna müdür yardımcıları dışında Yükseköğretim Kurulu Başkanlığınca vekâleten görevlendirme yapılamayacağı anlamına gelen açık bir ifade olup olmadığı bilinmemekle birlikte, söz konusu yazının hukuki norm niteliğinin olmadığı konusunda kuşku bulunmadığını, yukarıda belirtilen açıklamalarda, müdür yardımcılarının müdürlüğe vekâlet etmelerine ilişkin hükümlerin ilgili kadronun geçici süreli boşalması durumunda uygulanabileceği, müdür kadrosunun boş olması halinde genel hükümlere göre atamaya yetkili makam adına müdür olma şartlarını haiz kişiler arasından vekâleten görevlendirme yapılabileceği hususlarının belirtildiğini, bir an için 2547 sayılı Kanunun 16 ncı maddesinde yer alan vekâlet hükmünün nasıl yorumlanması gerektiği hususunda bir belirsizlik olduğunun kabul edilmesi durumunda, yeni bir kanuni düzenleme yapılmadığı sürece tereddüdün hangi makam tarafından ve ne şekilde çözüme kavuşturulması gerektiği hususunun önem kazandığını, Anayasanın 131 inci maddesi ile 2547 sayılı Kanunun 7 nci maddesine göre Yükseköğretim Kurulu, yükseköğretim kurumlarının öğretimini planlamak, düzenlemek, yönetmek, denetlemek, yükseköğretim kurumlarındaki eğitim. öğretim ve bilimsel araştırma faaliyetlerini yönlendirmek, yükseköğretim kurumları arasında kanunda belirlenen amaç, ilke ve hedefler doğrultusunda birleştirici, bütünleştirici, sürekli, ahenkli ve geliştirici işbirliği ve koordinasyonu sağlamak hususlarında görevli ve yetkili olduğunu, nitekim, 2547 sayılı Kanunun 16 ncı maddesinin yorumlanmasında bir idari makamın görüşüne itibar edilecek ise bunun Maliye Bakanlığının istişari mahiyetteki görüş yazısı değil, Yükseköğretim Kurulunun idari takdiri ve buna bağlı olarak yapmış olduğu idari tasarrufları olması gerektiğini, burada, Yükseköğretim Kurulunun, 2547 sayılı Kanunun 16 ncı maddesinin uygulanmasında kendisine Anayasa ile verilmiş olan yetkilerine dayanarak atamaya yetkili makam sıfatıyla boş bulunan Meslek Yüksekokulu Müdürlüğü’ne şahsının önce vekâleten görevlendirmesini, sonra da asaleten atamasını gerçekleştirdiğini, şahsının ise, kamu yaran ve hizmetin gereği olarak müdürlük görev tanımı içerisinde “eğitim, öğretim ve yönetime” ilişkin tüm iş ve işlemleri bir idareci sıfatıyla tam ve zamanında yerine getirdiğinden dolayısıyla kamu zararı oluşmadığını, Sayıştay ilamında sorumluluğuna hükmedilen kamu görevlilerinin Yükseköğretim Kurulu Başkanlığının işlemini değiştirme veya uygulamama yetkisi olmadığı gibi değiştirilmesini teklif etme yetkisi dahi bulunmadığını, sorumluların, Yükseköğretim Kurulu Başkanlığının işleminin neticesi olarak yapılması mecburi olan ikincil düzeydeki bağlı işlemleri yerine getirdiğini, şayet birinci işlem hukuka uygun ise, buna bağlı işlemlerin de hukuka uygun olduğunun kabulü gerektiğini, bir an için sorumlularca bu işlemlerin yerine getirilmediğinin kabul edilmesi durumunda, Yükseköğretim Kurulu Başkanlığının tasarruflarına aykırı davranmak sebebiyle bir dizi idari ve hukuki sorumlulukla karşılaşacaklarının açık olduğunu, yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde, dolu. boş ayrımı olmaksızın vekâleten görevlendirmelerin 2547 sayılı Kanunun 16 ncı maddesine tabi olduğu ve vekâleten görevlendirmenin ancak müdür yardımcıları arasından yapılabileceği, bunun dışında vekâleten görevlendirme yapılamayacağı şeklindeki değerlendirmenin isabetli olmadığının düşünüldüğünü,
-
Kamu zararı oluşmadığından ilama konu hususların yargılama konusu edilemeyeceğinin değerlendirildiğini, 6085 sayılı Sayıştay Kanununun “Sorumlular ve sorumluluk halleri” başlıklı 7 nci ve 5018 sayılı Kanunun “Kamu zararı” başlıklı 71 inci maddeleri göz önüne alındığında, kendisinin hâlihazırda boş bulunan Meslek Yüksekokulu Müdürlüğü’ne vekâlet ettiği dönemde, yürütmüş olduğu müdürlük görevi karşılığında tek bir kişiye ödeme yapılmış olup kamu mâliyesine ek bir maliyet yüklenmesinin, başka bir ifade ile kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olunmasının hiçbir şekilde söz konusu olmadığını, bu hususun Daire Kararındaki azlık görüsünde de açıkça dile getirildiğini, 6085 sayılı Kanunun “Yargılamaya esas rapor" başlıklı 48 inci maddesine göre, yargı raporu düzenlenebilmesi için “kamu zararına yol açan bir hususun tespit edilmesi” mecburiyetinin bulunduğunu, bunlarla birlikte İlamda, şahsıNın “Harcama Yetkilisi” olmasından mütevellit bir kamu zararının oluştuğu savı söz konusu ise de, Harcama Yetkilisinin ödenek kullanımında keyfi hareket edemeyeceği gibi, Üst Yöneticinin (Rektörün) sevk ve idaresinin de dışına çıkamayacağının açık olduğunu,
-
Boş kadroya vekalet eden kamu görevlilerinin, üstlendikleri sorumluluklar bakımından asıl memurla eşdeğer tutulurken; bu kadroya ait haklardan yararlanmayacaklarının düşünmenin, Anayasanın 10 uncu, 18 inci ve 55 inci maddelerine yani “kanun önünde eşitlik”, “angarya yasağı” ve “ücrette adalet” ilkelerine tamamen aykırılık teşkil ettiğini, burada boş kadroya vekalet edilmesindeki amacın, asıl memur olmadığı zamanlarda asıl memurun tüm sorumluluklarını taşıyan bir kamu görevlisinin, kamu hizmetinde devamlılığı sağlaması olduğunu, bu meyanda zorunlu hallerde fiilen çalışma karşılığı yürütülen görevler nedeni ile bazı maddi hak kayıpları konusundaki mağduriyetlerin önlenmesi açısından konu ile ilgili olarak bazı yargı (Danıştay) kararlarının incelenmesi sonucunda; benzer konumlarda çalışan personellerin atamaya yetkili amirleri tarafından kadroların bütün sorumlulukları da yüklenerek yapılan tedviren görevlendirmelerde; vekil olarak görevlendirilen personelin, görevini vekaleten yürütmek zorunda olduğu kadronun sorumluluklarım da üstlenerek görevini fiilen ifa etmesi halinde vekalet aylıklarına eş değer bir tazminat hakkının doğduğuna karar verildiği görülmüş olup, konunun hukuki boyutu hakkında da kararlar alındığının tespit edildiğini (bu doğrultuda Ankara 12. İdare Mahkemesinin 2003/146 Esas, 2005/656 Karar sayılı Kararı, Anayasa Mahkemesinin 05.07.2012 tarihli ve E:2012/11 ve K:2012/14 sayılı Kararı ve Danıştay 11. Dairesinin 2001/481 Esas, 2003/5610 Karar sayılı Kararı bulunduğunu), konunun bu bağlamda da değerlendirilmesi gerektiğini,
-
Bu itibarla, şayet Yükseköğretim Kurulu Başkanlığının vekâleten görevlendirme işlemi kanuna aykırı görülüyor ise, bu hususun 6085 sayılı Kanunun 7 nci maddesi gereğince TBMM’ye sunulacak Sayıştay raporlarında belirtilmesinin uygun olacağının düşünüldüğünü
İfade etmek suretiyle gerek yukarıda açıklanan gerekçe ve nedenlerle ve gerekse Temyiz Kurulunun tespit edeceği sair nedenlerle tazmin hükmünün kaldırılması gerektiğini Kurulumuza arz etmiştir.
Aynı ilam maddesi ile ilgili olarak (Ödeme Emri Belgesi Üzerinde İmzası Bulunan) Gerçekleştirme Görevlisi sıfatıyla temyiz talep eden Yüksekokul Sekreter Vekilleri İbrahim DOĞAN, Ahmet İLMEÇ ve Fatih AHRAZ, kendi gündem sırasında görüşülen dosyalarındaki temyiz dilekçelerinde sadece sorumluluk yönünden itirazda bulunmuşlar ve özetle; kamu zararı tablosunda adı geçen ahizlere yapılan maaş ve diğer ödemelerin, kadrolarının bulunduğu fakülte üzerinden yapıldığını ve kendilerinin görevli olduğu yüksekokullarının bütçesinden herhangi bir ödeme yapılmadığını ifade etmek suretiyle tazmin hükmünün kendi uhdelerinden kaldırılması gerektiğini Kurulumuza arz etmişlerdir.
Başsavcılık mütalaasında özetle; temyiz dilekçesinde özetle; Üniversitenin adı geçen Meslek Yüksekokulu müdürlüğü görevini vekaleten yürütmüş olduğu dönemde, müdürlük için öngörülen idari görev ödeneği ödemesinin yapılması nedeniyle tazmin hükmü verilmiş ise de, İlamda kamu zararının oluşmasına dayanak olarak gösterilen gerekçelerin Anayasaya, 2547 sayılı Kanun ve diğer ilgili mevzuata uygun olmadığı, yapılan ödemenin kamu zararı oluşturmadığı hususlarının ileri sürüldüğü ve bu meyanda tazmin hükmünün kaldırılması gerektiği ifade edildikten sonra; Anayasanın 130 uncu maddesinde; yükseköğretim kurumlarının kuruluş ve organları ile işleyişleri ve bunların seçimleri, görev-yetki ve sorumlulukları, öğretim elemanlarının görevleri, unvanları, atama, yükselme ve emeklilikleri, özlük hakları, öğretim elemanlarının uyacakları koşullar, üniversitelerarası ihtiyaçlara göre öğretim elemanlarının görevlendirilmesi ve diğer bazı hususların kanunla düzenleneceğinin belirtildiği, bu çerçevede, yükseköğretim kurumları ile yükseköğretim personeline ilişkin esasların büyük bölümünün 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu ve 2914 sayılı Yükseköğretim Personel Kanunuyla düzenlendiği, 2547 sayılı Kanunun 13 üncü, 16 ncı, 19 uncu, 20 nci ve 21 inci maddelerinde üniversitelerde yer alan idari görevlere asaleten ve vekaleten görevlendirme usulleri düzenlenmiş olup, bu bağlamda Kanunun 20 nci maddesinde de yüksekokul müdürünün; üç yıl için ilgili fakülte dekanının önerisi üzerine rektör tarafından atanacağı, rektörlüğe bağlı yüksekokullarda bu atamanın doğrudan rektör tarafından yapılacağı; müdürün, okulda görevli aylıklı öğretim elemanları arasından üç yıl için atayacağı en çok iki yardımcısının olacağı; müdüre vekalet etme veya müdürlüğün boşalması hallerinde dekanlarda olduğu gibi işlem yapılacağı hükümlerine yer verildiği, 2547 sayılı Kanunda rektörlük, dekanlık, bölüm başkanlığı, yüksek okul müdürlüğü ve enstitü müdürlüğü görevlerine vekaletin esas ve usullerinin düzenlendiği, ancak, Kanunda vekile vekalet görevinden dolayı ödeme yapılacağına veya vekilin vekalet ettiği göreve tanınan mali haklardan yararlanacağına dair hüküm bulunmadığı gibi, gerek Yükseköğretim Kuruluna gerekse de üniversitelere bu yönde düzenleme yapabilmeye ilişkin istisnai bir yetki de verilmediği, her ne kadar 2914 sayılı Kanunun 20 nci maddesinde, bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde 2547 ve 657 sayılı Kanunun ilgili hükümlerinin uygulanacağı ifade edilse de, öğretim elemanları hakkında 657 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması için konunun 2914 ve 2547 sayılı kanunlarda hiç düzenlenmemiş olması gerektiği, ancak, Kanun Koyucunun 2547 sayılı Kanunda belirli görevler için vekalet müessesesini düzenlediği, buna rağmen herhangi bir mali hak öngörmediği, bu nedenle 2547 sayılı Kanun kapsamında yapılan vekaleten görevlendirmelerden dolayı vekile herhangi bir ödeme yapılmasına imkan bulunmadığının düşünüldüğü, nitekim Maliye Bakanlığının Yükseköğretim Kurulu Başkanlığına yazdığı 29.05.1991 tarihli ve 11796 sayılı yazıda da; bir an için 2914 sayılı Kanunda hüküm bulunmadığından bahisle 657 sayılı Kanunun uygulanması gerektiği kabul edilse bile, rektör, dekan, bölüm başkanlığı, yüksekokul müdürlüğü ve enstitü müdürlüğü kadrosunun bulunmadığı ve bunların görev olarak yürütüldüğü, 657 sayılı Kanun çerçevesinde mali haktan yararlanmak için muhakkak suretle dolu ya da boş bir kadronun mevcut olması gerektiği, bu nedenle de akademik personelin 657 sayılı Kanun kapsamında vekalet görevi nedeniyle öngörülen mali haklardan yararlanmasının mümkün olmadığı hususlarının belirtildiği, Sayıştay Temyiz Kurulunun 11.10.2017 tarihli ve 43448 tutanak sayılı Kararının da, ilgili mevzuatında dekanlık görevini vekaleten yürütenlere idari görev ödeneği ödeneceğine dair herhangi bir düzenleme olmadığından, bu göreve vekalet eden öğretim elemanına üniversite ödeneği ile aynı gerekçeyle dekan için öngörülen üniversite ödeneğinin ödenemeyeceği yönünde olduğu, dilekçede ayrıca, Maliye Bakanlığının 23.03.2009 tarihli ve 3449 sayılı görüş yazısının İlamda hukuki dayanak olarak gösterildiği, 2547 sayılı Kanunun 16 ncı maddesinin yorumlanmasında bir idari makamın görüşüne itibar edilecek ise bunun Maliye Bakanlığının istişari mahiyetteki yazısı değil, Yükseköğretim Kurulunun idari takdiri ve buna bağlı olarak yapmış olduğu idari tasarrufları olması gerektiğinin ifade edildiği, anılan görüşün, 178 sayılı Maliye Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 11 inci maddesinin (i) fıkrasında yer alan; “i)Yürürlükte bulunan mevzuatın mali hükümlerinin uygulanmasını yönlendirmek, bu konuda ortaya çıkacak her türlü meseleyi çözmek, tereddütleri gidermek ...” hükmüne istinaden Yükseköğretim Kurulu Başkanlığının 25.02.2009 tarihli ve B.30.0.PER.0.00.00.01-05.001-1508/5918 sayılı yazılı talebi üzerine verildiği, gerek 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununda, gerekse 2914 sayılı Yükseköğretim Personel Kanununda konuya ilişkin mevzuatta bir değişiklik söz konusu olmadığından ve konu hakkında daha sonradan farklı bir görüşte verilmediğinden bu görüşün geçerliliğini koruduğu, diğer taraftan 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununun 71 inci maddesinde kamu zararı tanımının yapıldığı ve devamında da kamu zararının belirlenmesinde esas alınacak hususların maddeler halinde sayıldığı, söz konusu hususlardan birinin de anılan maddenin (g) bendinde yer alan; “... g) Mevzuatında öngörülmediği halde ödeme yapılması, ...” olduğu, dolayısıyla, boş olan yüksekokul müdürlüğüne vekalet edilmesi halinde mevzuatta yer almamasına rağmen, müdürlük için öngörülen ödemelerin yapılmasının kamu zararına neden olduğu, bu nedenlerle talebin reddedilerek, ilam hükmünün tasdikine karar verilmesinin uygun olacağı belirtilmiştir.
Dosyada mevcut belgelerin okunup incelenmesinden sonra,
GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun enstitülerle ilgili “Organlar” başlıklı 19 uncu maddesinde:
“a. Enstitünün organları, enstitü müdürü, enstitü kurulu ve enstitü yönetim kuruludur.
b. Enstitü müdürü, üç yıl için ilgili fakülte dekanının önerisi üzerine rektör tarafından atanır. Rektörlüğe bağlı enstitülerde bu atama doğrudan rektör tarafından yapılır. Süresi biten müdür tekrar atanabilir.
Müdürün, enstitüde görevli aylıklı öğretim elemanları arasından üç yıl için atayacağı en çok iki yardımcısı bulunur.
Müdüre vekalet etme veya müdürlüğün boşalması hallerinde yapılacak işlem, dekanlarda olduğu gibidir.
Enstitü müdürü, bu kanun ile dekanlara verilmiş olan görevleri enstitü bakımından yerine getirir.
…”,
Aynı Kanunun yüksekokullarla ilgili “Organlar” başlıklı 20 nci maddesinde ise:
“a. Yüksekokulların organları, yüksekokul müdürü, yüksekokul kurulu ve yüksekokul yönetim kuruludur.
b. Yüksekokul müdürü, üç yıl için ilgili fakülte dekanının önerisi üzerine rektör tarafından atanır. Rektörlüğe bağlı yüksekokullarda bu atama doğrudan rektör tarafından yapılır. Süresi biten müdür tekrar atanabilir.
Müdürün okulda görevli aylıklı öğretim elemanları arasından üç yıl için atayacağı en çok iki yardımcısı bulunur.
Müdüre vekalet etme veya müdürlüğün boşalması hallerinde yapılacak işlem, dekanlarda olduğu gibidir.
Yüksekokul müdürü, bu kanun ile dekanlara verilmiş olan görevleri yüksekokul bakımından yerine getirir.
…”
Denilmektedir.
Yukarıya alınan madde hükümlerine göre müdürleri “atamaya yetkili makam” rektör olup, atama işlemi maddede sayılan şartları taşıyanlar arasından “normal usul” ile gerçekleştirilmektedir. Maddenin devamında ise dekanlarla ilgili 2547/16-a maddesi hükümleri müdürler için de geçerli kılınmıştır.
Kamu zararı tablosunda adı geçen öğretim üyeleri ilgili Yüksekokul/Enstitü Müdürlüklerine Rektör tarafından vekaleten atanmışlardır.
Burada, öncelikle 2547/16-a maddesindeki; “Dekana, görevi başında olmadığı zaman yardımcılarından biri vekâlet eder. Göreve vekâlet altı aydan fazla sürerse yeni bir dekan atanır.” hükmünün, müdürlük kadrosunun dolu veya boş ayrımı olmaksızın her iki durumda da vekâleten atama işleminde uygulanması gereken kural olup olmadığının tespit edilmesi gerekmektedir.
Söz konusu hükümde, müdür yardımcılarının müdüre vekâlet etmesi, müdürün “görevi başında olmadığı zaman” şartına bağlanmaktadır. Burada, bir kadronun boş olması haline (müdürlük/kadro) değil, o kadroda görev yapan bir kişinin (müdür/şahıs) görevinin başında olmadığı bir zaman dilimine işaret edilmiş, bir başka ifadeyle müdür yardımcısının müdüre vekâlet etmesi ile müdürün görevi başında bulunamadığı zaman dilimi arasında bir illiyet bağı kurulmuştur.
Özetle, müdürlük görevine vekaleten atama, benzetme yoluyla 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’ndaki boş kadroya vekalet; 2547 sayılı Kanun’da yer alan; “Dekana, görevi başında olmadığı zaman yardımcılarından biri vekalet eder.” hükmü de dolu kadrodaki geçici ayrılmalar nedeniyle vekalet olarak değerlendirilmelidir. Maliye Bakanlığı Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürlüğünün, Yükseköğretim Kurulu Başkanlığına hitaben yazdığı 23.03.2009 tarihli ve 3449 sayılı görüş yazısında, benzetmiş olduğumuz dolu kadroya vekalet durumunda ödeme yapılıp yapılmayacağı açıklanmakta, söz konusu yazı boş kadroya vekalet durumunu ise kapsamamaktadır.
Kaldı ki, sorumluların dilekçe ekinde sundukları 2547 sayılı Kanunun amacı, kapsamı ve kanun sistematiği ile TBMM’deki yasalaşma süreci incelendiğinde de; Kanunun 16 ncı maddesindeki düzenlemenin dekanlık (gönderme yoluyla müdürlük) kadrosunun geçici süreli boşalması haline ilişkin olduğu ve boş bulunan kadroya vekâleten görevlendirmenin ne şekilde yapılacağı ile ilgili olarak Kanunda özel bir düzenleme bulunmadığı görülmektedir.
Olayın bu yönüyle, İlamdaki gibi boş müdürlük görevine müdür yardımcıları dışındaki ilgililerin görevlendirilemeyeceğini ve dolayısıyla müdüre yapılan ödemelerin bu kişilere yapılamayacağını söylemek, Kanun Koyucunun iradesini aşan bir değerlendirme olacaktır.
Ayrıca aynı ilgililer, var olan bir müdürün geçici olarak ayrılması dolayısıyla vekaleten atanmış olmadıklarından, mükerrer bir ödeme de söz konusu değildir. Bunun yanı sıra adı geçen ilgililer, 2547 sayılı Kanunun 19 uncu ve 20 nci maddelerine fıkraları uyarınca müdürlük görevine asaleten atanmaları için aranan akademik koşulları da taşımaktadırlar.
Müdürlük görevi kadroya dayalı bir görev değildir, müdürlük kadrosu bulunmamaktadır. Müdür atamasında asil olarak atanma ile vekaleten atama arasında 3 yıllık atamanın getirdiği güvence dışında fark yoktur. Her iki halde de aynı görev aynı sorumluluk ve yetki çerçevesinde yapılmaktadır. 2547 sayılı Kanunun Ek 1 inci maddesinde yer alan; “Üniversite rektörleri, fakülte dekanları, enstitü ve yüksekokul müdürleri ile bunların yardımcıları ve bölüm başkanları, gerektiğinde bu Kanunda belirtilen süreleri dolmadan tayinlerindeki usule uygun olarak görevlerinden alınabilirler.” hükmüne göre süre dolmadan da yetkili makamca görevden alınabileceğinden (asaleten atamadaki usule uygun olarak vekaleten müdür atama yetkisine de sahip olduğu konusunda kuşku bulunmamakla beraber) asil olarak atanma ile vekil olarak atanma arasında bu açıdan da fark yoktur.
Tüm bu açıklamalar bağlamında, asaleten atanma şartlarını haiz olan ve müdürlük görevini Kanunda belirtilen usuller dâhilinde vekaleten yürüten öğretim üyelerine vekalet görevi süresince, asaleten atanacak müdüre yapılması mümkün olan mali hakların ödenmesinde mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.
Sonuç itibarıyla, ilam maddesinde adı geçen öğretim üyelerine yürüttükleri müdür vekilliği nedeniyle müdüre yapılan ödemelerin yapılmasında 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununun 71 inci maddesi kapsamında kamu zararı oluşmadığından; 110 sayılı İlamın 2. maddesiyle verilen … TL’nin tazminine ilişkin hükmün 6085 sayılı Sayıştay Kanununun 55 inci maddesinin 7 nci fıkrası uyarınca BOZULMASINA ve yukarıda belirtilen hususların tekrar değerlendirilmesini teminen yeni hüküm tesisi için dosyanın hükmü veren DAİREYE GÖNDERİLMESİNE, (…. Daire Başkanı …’ın usule ilişkin aşağıda yazılı ilave görüşüyle), (…. Daire Başkanı … ile Üye …, Üye …, Üye …, Üye …, Üye …, Üye … ve Üye …’nin aşağıda yazılı azınlık görüşlerine karşı) oy çokluğuyla,
Karar verildiği 02.11.2022 tarih ve 52430 sayılı tutanakta yazılı olmakla işbu ilam tanzim kılındı.
(Usule ilişkin) İlave gerekçe/görüş
…. Daire Başkanı …:
Esasen karar metnimizdeki açıklamalar doğrultusunda tazmin hükmünün kaldırılması gerektiğini düşünmekle birlikte, hesap yargılama usulü bağlamında temyiz mercii olan Temyiz Kurulu çalışma usulüne ilişkin olarak ayrıca;
Sayıştay Yargılamasında ilk derece mahkemesi olarak dairelerce verilen kararlara karşı sorumlular temyiz ve karar düzeltme ile yargılamanın iadesi yoluna müracaat edebilirler. 6085 Sayılı Kanun’un “Temyiz” başlıklı 55 inci maddesindeki düzenlemeye göre Temyiz Kurulu; temyiz olunan hükmü olduğu gibi veya düzelterek tasdik etmeye, bozma kararı vererek daireye göndermeye ya da Kurul üye tam sayısının üçte iki çoğunluğu ile daire kararını tümüyle ortadan kaldırmaya karar verebilir. Kaldırma kararı (doğası gereği Sayıştay dairelerince kamu zararının sorumlularına ödettirilmesi ile yönündeki kararlar hakkında verilebilecek bir karar olup) kamu zararının oluşmadığı dolayısıyla da dairece haklarında hüküm tesis edilen sorumlular hakkında hüküm tesis edilmesi gerekmediği sonucuna ulaşan ve sorumluların beraatı anlamına gelen bir hükümdür.
Bu düzenlemede yer verilen “kurul üye sayısının üçte iki çoğunluğu ile kaldırılması” şeklindeki kısmın klasik anlamdaki temyiz uygulamalarının dışına taşan bir düzenleme olduğu ortadadır. Hukuk sisteminde ilk derece mahkemesinin vermiş olduğu kararın kaldırılması ve bunun yerine yeni bir karar verilmesi uygulaması istinaf mahkemeleri aşamasında görülebilen bir uygulamadır. İstinaf mahkemelerince verilen kararlar (İlk derece mahkemesinin kararını kaldıran kararlar dâhil) hakkında da belli şartlar altında temyiz yoluna gidilebilmektedir. Oysa Sayıştay Temyiz Kurulunca verilen kaldırma kararına karşı karar düzeltme dışında müracaat edilebilecek bir kanun yolu ve mercii bulunmamaktadır. Türk Hukuk Sisteminde Temyiz İncelemesi sürecinde verilebilecek kararlardan farklı ve temyizi kabil olmayan bir yöntem olarak belirlenmiş olması nedeniyle de 6085 Sayılı Kanunda normal karar çoğunluğundan farklı olarak kaldırma kararı için Kurulun üçte ikisinin çoğunluğu aranmıştır.
İlk derecede kamu zararını tazminle yükümlü tutulmuş olan sorumluların haklarında verilmiş olan bu kararın, sorumlular lehine sonuçlanması için en kısa ve kesin olan yol dairece verilmiş olan tazmin kararının kaldırılması olup sorumluların temyiz başvuruları da çoğunlukla “kararın kaldırılması veya bozulması” şeklinde bir taleple sonlandırılmaktadır. Bu sebeple temyiz başvurusunda taraflarca kaldırma talep edilmişse öncelikle bu talebin görüşülmesi ve sonuçlandırılması gereklidir.
Ancak kaldırma kararının alınabilmesi için bozma veya tasdik kararlarından farklı bir çoğunluk (Kurulun üçte ikisinin oyu) aranmakta olduğundan bunun altında kalan oylama sonuçlarında bozma kararı verildiği kabul edilemeyeceğinden sonuca ulaşmak üzere müzakere ve oylamaya devam edilmesi gerekmektedir.
Kaldırma talebine yönelik müzakereler sonrasında yapılan oylamada Kurulun üçte iki çoğunluğu ile kaldırma kararı çıkmadığı halde kaldırma yönünde kullanılan oyların karar çoğunluğuna (8 azınlık oyuna karşı 10 çoğunluk oyu ile) ulaştığı gerekçe gösterilerek müzakerelere devam edilmemiş ve kaldırma gerekçelerine dayalı olarak bozma kararı verildiği sonucuna ulaşılmıştır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle kaldırma kararının oylandığı ancak bu kararın gerektirdiği üçte iki çoğunluğa ulaşılmadığı halde kurulun çoğunluğunun kaldırma yönünde oy kullandığı gerekçesiyle kaldırma gerekçeli bozma kararı verildiği sonucuna ulaşılması mümkün olmayıp müzakerelere devam edilerek yapılacak oylama sonucuna göre tasdik veya bozma kararlarından hangisinin verildiğinin belirlenmesi gerekir.
Karşı oy gerekçesi/Azınlık görüşü
... Daire Başkanı … ile Üye …, Üye …, Üye …, Üye … ve Üye …:
Konunun esası yönünden;
Öncelikli olarak, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun “Özlük hakları” başlıklı 62 nci maddesinde aynen:
“Üniversite öğretim elemanları ve üst kuruluşlar ile üniversitelerdeki memur ve diğer görevlilerin özlük hakları için bu kanun, bu kanunda belirtilmeyen hususlar için Üniversite Personel Kanunu, Üniversite Personel Kanununda bulunmayan hususlar için ise genel hükümler uygulanır.” denilirken,
2914 sayılı Yükseköğretim Personel Kanununun “Uygulanacak diğer kanun hükümleri” başlıklı 20 nci maddesinde aynen:
“Bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu ile 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu hükümleri uygulanır.”
Denilmekte olup, İlamdaki konunun esası bakımından mevzuat incelendiğinde ise;
2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun enstitülerle ilgili “Organlar” başlıklı 19 uncu maddesinde:
“a. Enstitünün organları, enstitü müdürü, enstitü kurulu ve enstitü yönetim kuruludur.
b. Enstitü müdürü, üç yıl için ilgili fakülte dekanının önerisi üzerine rektör tarafından atanır. Rektörlüğe bağlı enstitülerde bu atama doğrudan rektör tarafından yapılır. Süresi biten müdür tekrar atanabilir.
Müdürün, enstitüde görevli aylıklı öğretim elemanları arasından üç yıl için atayacağı en çok iki yardımcısı bulunur.
Müdüre vekalet etme veya müdürlüğün boşalması hallerinde yapılacak işlem, dekanlarda olduğu gibidir.
Enstitü müdürü, bu kanun ile dekanlara verilmiş olan görevleri enstitü bakımından yerine getirir.
…”,
Aynı Kanunun yüksekokullarla ilgili “Organlar” başlıklı 20 nci maddesinde ise:
“a. Yüksekokulların organları, yüksekokul müdürü, yüksekokul kurulu ve yüksekokul yönetim kuruludur.
b. Yüksekokul müdürü, üç yıl için ilgili fakülte dekanının önerisi üzerine rektör tarafından atanır. Rektörlüğe bağlı yüksekokullarda bu atama doğrudan rektör tarafından yapılır. Süresi biten müdür tekrar atanabilir.
Müdürün okulda görevli aylıklı öğretim elemanları arasından üç yıl için atayacağı en çok iki yardımcısı bulunur.
Müdüre vekalet etme veya müdürlüğün boşalması hallerinde yapılacak işlem, dekanlarda olduğu gibidir.
Yüksekokul müdürü, bu kanun ile dekanlara verilmiş olan görevleri yüksekokul bakımından yerine getirir.
…”
Denilmektedir.
Görüleceği üzere, dekanlarla ilgili 2547 sayılı Kanunun 16 ncı maddesi hükümleri müdürler için de geçerli kılınmış olup, bu atıftan hareketle “Dekan” başlıklı bu maddede:
“Fakültenin ve birimlerinin temsilcisi olan dekan, rektörün önereceği, üniversite içinden veya dışından üç profesör arasından Yükseköğretim Kurulunca üç yıl süre ile seçilir ve normal usul ile atanır. Süresi biten dekan yeniden atanabilir.
Dekan kendisine çalışmalarında yardımcı olmak üzere fakültenin aylıklı öğretim üyeleri arasından en çok iki kişiyi dekan yardımcısı olarak seçer. Ancak merkezi açıköğretim yapmakla görevli üniversitelerde, gerekli hallerde açıköğretim yapmakla görevli fakültenin dekanı tarafından dört dekan yardımcısı seçilebilir.
Dekan yardımcıları, dekanca en çok üç yıl için atanır.
Dekana, görevi başında olmadığı zaman yardımcılarından biri vekalet eder. Göreve vekalet altı aydan fazla sürerse yeni bir dekan atanır.
…”,
Diğer taraftan, 2914 sayılı Yükseköğretim Personel Kanununun “İdari Görev Ödeneği” başlıklı 13 üncü maddesinde:
“Almakta oldukları aylık gösterge ve ek gösterge brüt tutarının; Rektörlere % 70'i, Rektör Yardımcıları ve Dekanlara % 30'u, Dekan Yardımcıları, Enstitü ve Yüksekokul Müdürleri, Konservatuar Müdürleri ile Bölüm Başkanlarına % 20'si, Enstitü, Yüksekokul ve Konservatuar Müdür Yardımcılarına % 15'i idari görev ödeneği olarak ayrıca ödenir. Birden fazla idari görevi bulunanlara İdari Görev Ödeneğinden en yüksek olanı verilir.
…”
Hükümleri yer almakla beraber müdüre vekâlet edilmesi durumunda idari görev ödeneğinin ödenip ödenmeyeceği konusuna bir açıklık getirilmemiştir ki; İlamdaki ihtilaf noktasını da bu konu oluşturmaktadır.
Nitekim, oluşan bu ihtilafa ilişkin Maliye Bakanlığı (Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürlüğü) Yükseköğretim Kurulu Başkanlığına ithafen yazdığı ve tüm üniversite rektörlüklerine gönderilen 23.03.2009 tarihli ve 3449 (B.07.BMK.0.15.115825-3) sayılı ve “İdari görevlere vekalet” konulu yazıda aynen:
“İlgi yazınız ve ekinin incelenmesinden, idari görevlere vekâleten yapılan atamalarda idari görev ödeneği ödenip ödenmeyeceği hususunda Bakanlığımız görüşü istenildiği anlaşılmaktadır.
T.C. Anayasasının yükseköğretim kurumlarına ilişkin 130 uncu maddesinin dokuzuncu fıkrasında;
“Yükseköğretim kurumlarının kuruluş ve organları ile işleyişleri ve bunların seçimleri, görev, yetki ve sorumlulukları, üniversiteler üzerinde Devletin denetim ve gözetim hakkını kullanma usulleri, öğretim elemanlarının görevleri, unvanları, atama, yükselme ve emeklilikleri, öğretim elemanı yetiştirme, üniversitelerin ve öğretim elemanlarının kamu kuruluşları ve diğer kurumlar ile ilişkileri, öğretim düzeyleri ve süreleri, yükseköğretime giriş, devam ve alınacak harçlıklar, Devletin yapacağı yardımlar ile ilgili ilkeler, disiplin ve ceza işleri, mali işler, özlük hakları, öğretim elemanlarının uyacakları koşullar, üniversitelerarası ihtiyaçlara göre öğretim elemanlarının görevlendirilmesi, öğrenimin ve öğretimin hürriyet ve teminat içinde ve çağdaş bilim ve teknoloji gereklerine göre yürütülmesi, yükseköğretim Kuruluna ve üniversitelere Devletin sağladığı mali kaynakların kullanılması kanunla düzenlenir.”
hükmü yer almaktadır.
Bu kapsamda, öğretim elemanlarına ilişkin düzenlemeler, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununda yapılmış bulunmaktadır.
2547 sayılı Kanunun;
-
16 ncı maddesi ile dekanın; rektörün önereceği üniversite içinden veya dışından üç profesör arasından Yükseköğretim Kurulunca üç yıl süreyle seçilip normal usulle atanacağı, dekanın görevi başında olmadığı zaman yardımcılarından birinin vekalet edeceği, göreve vekaletin altı aydan fazla sürmesi halinde yeni bir dekanın atanacağı öngörülmüş; aynı maddede, dekanın; kendisine çalışmalarında yardımcı olmak üzere fakültenin aylıklı öğretim üyeleri arasından en çok iki dekan yardımcısı seçeceği ve bu kişilerin üç yıl için atanacağı,
-
19 uncu maddesinde enstitü müdürünün; ilgili fakülte dekanının önerisi üzerine rektör tarafından, enstitü müdür yardımcısının ise; enstitüde görevli aylıklı öğretim elemanları arasından üç yıl için atanacağı, enstitü müdürüne vekalet etme veya müdürlüğün boşalması hallerinde dekanlarda olduğu gibi işlem yapılacağı,
-
20 nci maddesi ile yüksekokul müdürünün, üç yıl için ilgili fakülte dekanının önerisi üzerine rektör tarafından atanacağı, müdürün okulda görevli aylıklı öğretim elemanları arasından üç yıl için atayacağı en çok iki yardımcısının bulunacağı, müdüre vekalet etme hallerinde yapılacak işlemin dekanlarda olduğu gibi yapılacağı,
-
21 inci maddesinde; bölüm başkanlarının bölümün aylıklı profesörleri, bulunmadığı takdirde doçentleri, doçent de bulunmadığı taktirde yardımcı doçentleri arasından fakültelerde dekanca, fakülteye bağlı yüksekokullarda müdürün önerisi üzerine dekanca, rektörlüğe bağlı yüksekokullarda müdürün önerisi üzerine rektörce üç yıl için atanacağı, bölüm başkanının görevi başında bulunmadığı süreler için öğretim üyelerinden birini yerine vekil bırakacağı ve herhangi bir nedenle altı aydan fazla ayrılmalarda, kalan süreyi tamamlamak üzere aynı yöntemle yeni bölüm başkanı atanacağı,
hükümlerine yer verilmiştir.
Görüleceği üzere, 2547 sayılı Kanunla idari görevlere kimlerin, hangi usulle ve hangi makam tarafından atanacağı açıkça belirtilmiş, söz konusu idari görevlerde bulunanların görevleri başında bulunmadıkları takdirde bu görevlerin kimler tarafından yürütüleceği düzenlenmiştir.
2914 sayılı Yükseköğretim Personel Kanununun 13 üncü maddesinde, almakta oldukları aylık gösterge ve ek gösterge tutarının; dekanlık görevini yürütenlere % 30’unun, dekan yardımcıları, enstitü ve yüksekokul müdürleri ile bölüm başkanlarına % 20’sinin, enstitü ve yüksekokul müdür yardımcılarına % 15’inin idari görev ödeneği olarak ayrıca ödeneceği hükme bağlanmıştır.
Diğer taraftan, 2547 sayılı Kanunun 36 ncı maddesinde, öğretim üyelerinin haftalık ders yükünün en az on saat olduğu, öğretim görevlileri ve okutmanlar için haftalık ders yükünün oniki saatten az olmamak üzere Yükseköğretim Kurulunca tespit edileceği; dekan, enstitü ve yüksekokul müdürleri için haftalık ders yükü zorunluluğunun aranmayacağı, bunların yardımcıları ile bölüm başkanları için ise haftalık ders yükünün belirtilen sürelerin yarısı kadar olduğu belirtilmiştir. Ayrıca, 2914 sayılı Kanunun 11 inci maddesine dayanılarak Bakanlığımız görüşü üzerine Yükseköğretim Kurulu Başkanlığınca belirlenen “Ders Yükü Tespiti ve Ek Ders Ücreti Ödemelerinde Uyulacak Esaslar”ın 1 inci maddesinin (c) bendinde de rektör, dekan, enstitü ve yüksekokul müdürlüğü ile bölüm başkanlığına Yükseköğretim Kanununda belirtilen şekilde usulüne uygun olarak yapılan vekâleten görevlendirmeler haricinde söz konusu görevlerin vekaleten yürütülmesi halinde ders yükü muafiyeti ve indiriminin uygulanmayacağı belirtilmiştir.
Buna göre; idari görevlere atanabilecek olanlar ve atanma usulleri ile bu görevlere vekâlet edebilecek olanların 2547 sayılı Kanunla belirlenmiş olması nedeniyle söz konusu idari görevleri anılan kanunda belirtilen usul dışında vekaleten yürüten öğretim elemanlarına yürüttükleri görevlerinden dolayı herhangi bir ödeme yapılması söz konusu olmadığı gibi, 2914 sayılı Kanunla öngörülen ders yükü muafiyeti ve indirimlerinden yararlanmalarına da imkân bulunmamaktadır.
Bu itibarla, uygulamanın yukarıda belirtildiği şekilde yürütülmesi ve uygulamanın birliğinin sağlanmasını teminen Başkanlığınızca yükseköğretim kurumlarına gerekli duyurunun yapılmasını rica ederim.”
İfadeleri yer almaktadır.
Bu bağlamda, her ne kadar yükseköğretime ilişkin mevzuatta idari görevlere vekâlet halinde vekâlet ücreti ödenebileceğine ilişkin bir hüküm yer almasa da; Maliye Bakanlığı’nın görüşünü yansıtan söz konusu bu ifadeler (mefhum-u muhalifinden hareketle), mevzuat hükümleriyle birlikte değerlendirildiğinde; sadece, dekanlık, enstitü/yüksekokul müdürlüğü, bölüm başkanlığı vb. görevleri 2547 sayılı Kanunda belirtilen usulle vekâleten yürüten öğretim elemanlarına, yürüttükleri görevden dolayı 657 sayılı Kanundaki vekâlet (ücreti) müessesesi çerçevesinde, bu görevi asaleten yürütenlere yapılacak ödemelerin yapılabileceği sonucu ortaya çıkmaktadır.
Dolayısıyla, temyize konu olaya bu yönüyle bakıldığında; müdürlük görevinin vekâleten yürütülmesi için 2547 sayılı Kanunda belirtilen usul; “müdürlük görevi başında olmadığı zaman yardımcılarından birinin vekâlet etmesi” şeklinde olup, bunun dışındaki tüm vekâleten görevlendirmelerde vekâlete ilişkin herhangi bir ödeme yapılması söz konusu değildir. Daha açık bir deyişle, İlamda adı geçen öğretim üyesinin “yeni müdür ataması yapılıncaya kadar Yükseköğretim Kurulu’nun onayıyla müdürlük görevini vekâleten yürütmesi”, 2547 sayılı Kanunda belirtilen usul dışında bir görevlendirme olduğundan ilgili kişiye bu görevinden dolayı idari görev ödeneği ödenmesi mümkün görünmemektedir.
Sorumluluk yönünden;
Sorumlulardan … tarafından gönderilen dilekçede, …'ın kadrosunun Fen-Edebiyat Fakültesinde olmasından dolayı maaş ve diğer ödemelerin, kadrosunun bulunduğu Fen-Edebiyat Fakültesi tarafından yapıldığı, bu nedenle sorumluluğunun bulunmadığı ifade edilmiştir. Aynı şekilde, sorumlulardan … ve … tarafından gönderilen dilekçede ise, …'e ödemelerin kadrosunun bulunduğu İlahiyat Fakültesi birimi tarafından yapıldığı, bu nedenle de sorumluluklarının bulunmadığı ifade edilmiştir.
Her ne kadar .. Meslek Yüksekokulu Müdürlüğü görevini 01.01.2019-22.05.2019 tarihleri arasında vekaleten yürüten …'ın kadrosu Fen-Edebiyat Fakültesinde olsa da, Meslek Yüksekokulu Sekreter Vekili …'in sorumluluğu, idari görev ödeneği ödemesine ilişkin 11.01.2019 tarih/135 yevmiye, 12.02.2019 tarih/1135 yevmiye, 12.03.2019 tarih/2078 yevmiye, 10.04.2019 tarih/3011 yevmiye ve 10.05.2019 tarih/4225 yevmiye numaralı ödeme emri belgelerini Gerçekleştirme Görevlisi olarak imzalamış olmasından kaynaklanmaktadır.
Aynı şekilde, Sosyal Bilimler Meslek Yüksekokulu Müdürlüğü görevini 01.01.2019-22.05.2019 tarihleri arasında vekaleten yürüten …'ün kadrosu İlahiyat Fakültesinde olsa da, Meslek Yüksekokulu Sekreter Vekili …'ın sorumluluğu 11.01.2019 tarih ve 104 yevmiye numaralı ödeme emri belgesini Gerçekleştirme Görevlisi olarak imzalamış olmasından; Sosyal Bilimler Meslek Yüksekokulu Sekreter Vekili …'ın sorumluluğu, idari görev ödeneği ödemesine ilişkin 11.01.2019 tarih ve 1114 yevmiye numaralı ödeme emri belgesini Gerçekleştirme Görevlisi olarak imzalamış olmasından kaynaklanmaktadır.
Sorgu aşamasında da aynı mahiyette gönderilen savunmalar neticesinde temyize konu ilam maddesinde de ilişkin olarak; adı geçen sorumluların, sorumlu tutulmalarının sebebinin Harcama Yetkilisi ve Gerçekleştirme Görevlisi olmalarından kaynaklandığı, bu nedenle, anılan sorumluların, ilgili kişilerin kadrolarının farklı fakültelerde bulunması sebebiyle sorumluluklarının bulunmadığı yönündeki savunmalarının kabul edilebilir olmadığı ifade edilmiştir.
Sonuç olarak, yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda; sorumluların temyiz dilekçelerindeki iddialarının hem konunun esası hem de sorumluluk yönünden reddedilerek tazmin hükmünün tasdik edilmesi gerekir.
Üye …:
Yukarıya alınan 2547 ve 2914 sayılı Kanun hükümlerinde dekanın/müdürün atanması, dekana/müdüre vekalet edilmesi ve dekan/müdür ve yardımcılarına idari görev ödeneği ödenmesi konularına değinilmiş, dekanlık/müdürlük görevini vekaleten yürütenlere idari görev ödeneği ödeneceğine dair herhangi bir düzenleme yapılmamıştır. Esasen vekalet görevi ve bir görevin vekaleten yürütülmesi durumunda vekalet aylığı ile zam, tazminat, ek ödemeler farkı gibi ilave mali hakların ödenip ödenemeyeceği ilgili mevzuatlarda (örneğin 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu, 2006/10344 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı, 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname) ayrıca düzenlenmiştir. Bunların içerisinde dekanlık/müdürlük görevinin vekaleten yürütülmesi durumunda idari görev ödeneğinin ödeneceğine ilişkin düzenleme bulunmamaktadır.
Dolayısıyla, 657 sayılı Kanunda devlet memurlarına ilişkin düzenlemelerin yer aldığı mevzuat dili ile akademik personele ilişkin düzenlemelerin yer aldığı yükseköğretim personel mevzuatının dili birbirinden çok farklı olup, bu bağlamda mevzuatında yer almayan bir ödemenin yapılması, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununun 71 inci maddesi kapsamında kamu zararına neden olmaktadır.
Sonuç itibarıyla, bu konuda içtihat haline gelmiş önceki emsal Temyiz Kurul Kararları da dikkate alınarak sorumluların itirazlarının reddi ile tazmin hükmünün tasdiki gerekir.
Üye …:
Konunun esası ve sorumluluk yönlerinden “tazmin hükmünün tasdik edilmesi gerektiğine” yönelik yukarıda ifade edilen ayrışık görüş gerekçelerine katılmakla beraber, hesap yargılama usulü bağlamında temyiz mercii olan Temyiz Kurulu çalışma usulüne ilişkin olarak ise …. Daire Başkanı …’ın yukarıda “(Usule ilişkin) İlave gerekçe/görüş” kısmında belirttiği hususlara aynen katılıyorum.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Kaynak: karar_sayistay
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:36:49