Sayıştay 7. Dairesi 48801 Kararı - Belediyeler ve Bağlı İdareler Yargılama Usulleri
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
7
Sayıştay Kararı
48801
14 Aralık 2022
Belediyeler ve Bağlı İdareler
Temyiz Karar Detayı
İletişim Bilgileri
-
Kamu İdaresi: Belediyeler ve Bağlı İdareler
-
Yılı: 2018
-
Daire: 7
-
Dosya No: 48801
-
Tutanak No: 52624
-
Tutanak Tarihi: 14.12.2022
-
Konu: Sorumluluk ve Yargılama Usulleri ile İlgili Kararlar
KARAR
Dairenin “ilişilecek husus bulunmadığı” hükmüne karşı temyiz talebinde bulunulması;
167 sayılı İlamın 7. maddesiyle; … Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi Felsefe ve Din Bilimleri Bölümünde Birim Akademik Teşvik Başvuru ve İnceleme Komisyonu’nun ve nihai olarak Akademik Teşvik Düzenleme ve İtiraz Komisyonu’nun akademik faaliyet türlerine dair yaptıkları değerlendirmelerde yetersiz ve eksik inceleme yapmaları nedeniyle ilgili akademisyenlere fazlan akademik teşvik ödemesi yapıldığı gerekçesiyle konu edilen … TL hakkında ilişilecek husus bulunmadığına hükmedilmiştir.
(Dairece yapılan yargılamada beraatine hükmedilen) Sorumlu [(Komisyon Kararı Üzerinde İmzası Bulunan) Birim Komisyon Üyesi sıfatıyla temyiz talep eden …], temyiz dilekçesinde özetle; Sayıştay’ın … Üniversitesi’ne yönelik 01.01.2018-31.12.2018 döneminde yaptığı denetimde, 167 sayılı İlamda Sayıştay 7. Daire heyetinin verdiği karara göre, akademik teşvike konu olan içerikten dolayı haksız kazanç elde ettiğine dair aleyhinde bir karar çıktığını ve durumun, tarafına mutat biçimde temyiz yolu açık olma şartıyla bildirildiğini, söz konusu denetimde verilen ilk hükme tarafınca verilen savunmanın, oy çokluğu ile kabul edilmediği için yukarıdaki sonucun tarafıma tebliğ edildiğini, bununla birlikte itiraz hakkını, pandemi koşulları nedeniyle mail yoluyla itirazını tarafımıza tanınan süre içinde ilettiğini, ancak bunun posta yolu ya da fiziksel olarak gerçekleştirilmesine dair geri dönüş yapıldığının sonradan bildirildiğini, yazılı savunmasında ilgili hususlara değinmesine rağmen Heyet tarafından kabul edilmediğinin görüldüğünü, içeriği daha anlaşılır olarak ortaya koymak ve Heyet üyelerinde söz konusu faaliyetlerin niteliğini akademik ve stratejik açıdan tayin bağlamında aşinalığın olmama olasılığına binaen izahatta bulunmasının elzem olduğunu değerlendirdiğini, işaret etmek istediği konunun, o dönemde ülkemizin hassas durumu bağlamında projenin, devletimizin ihtiyacına binaen, Kırgızistan gibi PDY terör örgütünün faal olduğu bir soydaş ülkeyi hedef aldığını, projenin, eğitim-öğretim bağlamında akademinin ve herhangi bir sisteminin bu açıdan bir devletin, üstesinden gelmekte en fazla zorladığı içeriğe yönelik olduğunu, bu çerçevede araştırma ve geliştirme süreçlerine de her daim ihtiyacın elzem olduğunda tavzihe ihtiyaç bulunmadığını, projenin yürütücüsünün, … Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi … olduğunu, istenildiği takdirde kendisinin durumu vuzuha kavuşturacağını, bunun dışında ilk savunmasına ek olarak aşağıdaki hususları teybin etmek istediğini, 5746 Sayılı Araştırma, Geliştirme ve Tasarım Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun: “Madde 2-(1) Bu kanunun uygulanmasında a) araştırma ve geliştirme faaliyeti (AR- GE) araştırma ve geliştirme, kültür, insan ve toplum bilgisinden oluşan bilgi dağarcığının arttırılması ve bunun yeni süreç, sistem ve uygulamalar tasarlamak üzere kullanılması için sistematik bir temelde yürütülen yaratıcı projeleri... şeklinde devam eden pasaj uyarınca ve yine ayni şekilde TÜBİTAK’ın; “Ar-Ge; insan, kültür ve toplum bilgisinden oluşan bilgi dağarcığının arttırılması ve bu dağarcığın yeni uygulamalar tasarlamak üzere kullanılması için sistematik temelde yürütülen yaratıcı çalışmalardır.” tanımı göz ününe alındığında TİKA tarafından ve devletimizin çeşitli kurumlarınca desteklenen projenin, iddia edilenin aksine, her yıl tekrar eden bir proje olmadığını, sempozyum, konferans veya bilimsel etkinliklere katılım amacıyla yapılan bir proje olmadığını, öğretim üyesinin zorunlu olarak yapmış olduğu bir etkinlik nedeniyle yapılmış bir proje olmadığını, akademisyen kadrosu karşılığı zorunlu olan ve döner sermaye kapsamında ek ödemeye tabi olan ya da eğitim öğretim hizmetleri ile akademik bilginin sahada icrasına yönelik bir proje olmadığını, öğretim üyesinin kazancının söz konusu olmadığını ve son olarak, sosyal sorumluluk projesi de olmadığını, projenin iddia edildiği gibi akademik teşvike konu olmamasının söz konusu olmadığını, ilk savunmasında projedeki ülkemizin ve Kırgızistan’ın mümtaz kuramlarından söz edildiğini, burada tekrara düşmek istemediğini, bununla birlikte mezkûr savunmasında dile getirildiği gibi projenin tanımı, kapsamı, paydaşları, bütçesi, başlangıç ve bitiş tarihleri, amaçlar, yöntem ve teknikler, ve ulaşılan sonuçların açık bir şekilde belirtildiğini, paydaşları ve içeriği itibariyle önemi haiz olan mezkûr projede diğer araştırmacılar gibi salt devletimizin menfaatleri uğruna zorlu bir tempoda çalışmış bulunduğunu, akademik teşvike başvurmayı bile düşünmediğini, ancak bazı katılımcıların herhangi bir mahzur görmemeleri ve teşvik uygulamasının ilk yıllarında akademisyenler arasında bir heyecan bulunması nedeniyle başvuruya ikna olduğunu, yatırılan para tutarından bile haberinin bulunmadığını, yukarıda anılan ve ilk savunmasında dile getirdiği nedenlerle projenin teşvike konu olabilecek bir yapıda bulunduğunu düşündüğünü, ayrıca devletimizi bilerek zarara uğratmak gibi bir niyetimin asla bulunmayacağını dile getirerek, gereğine binaen Sayıştay 7. Dairesinin konuyu ele alan Heyetinin kararına saygı duymakla birlikte sonucun tashih-i karara muhtaç olduğunu düşündüğünü, ilgili bazı belgelerin ek kısmına iliştirildiğini ifade etme suretiyle Kurulumuzun itirazının değerlendirerek tashih-i kararda bulunması gerektiğini bildirmiştir.
Başsavcılık mütalaasında özetle; adı geçenin dilekçesinde; AR-GE olarak tanımlanan proje çalışmasına ilişkin TİKA tarafından yürütülen çalışmanın resmi belgeleri sunularak tazmin hükmünün kaldırılmasının talep edildiği ifade edildikten sonra; dosya içeriğinin incelenmesi neticesinde; 7. Dairece yargılanması sonucu 10.03.2021 tarihli ve 167 sayılı İlamın 7. maddesi ile ilgili olarak oy çokluğu ile ilişiğinin bulunmadığına hükmedilmiş olup, Savcılık olarak Daire kararına katılındığı için yapılacak bir işlem bulunmadığına karar verilmesinin uygun olacağı belirtilmiştir.
Dosyada mevcut belgelerin okunup incelenmesinden sonra,
GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Temyiz talebinde bulunulan ilam maddesinin hüküm kısmında:
“…
Bu itibarla … Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi Felsefe ve Din Bilimleri Bölümünde ilgili akademisyenlere fazladan akademik teşvik ödemesi yapmak suretiyle … TL kamu zararına neden olunması iddiasına ilişkin olarak;
- Tebliğ dolayısıyla teşvik ödemesine konu … TL’si ile ilgili olarak savunmalar ve raporda yer alan açıklamalar dikkate alındığında ilişilecek husus bulunmadığına,
oy birliğiyle,
- Proje için yapılan … TL teşvik ödemesi ile ilgili olarak ise; raporda akademik teşvik ödemesi yapılan projenin ARGE kapsamında değerlendirilmesine imkan bulunmadığı dolayısıyla akademik teşvike konu olamayacağı iddia edilmekte ise de; Akademik Teşvik Ödemelerine esas değerlendirmenin Akademik Teşvik Ödeneği Yönetmeliğine göre konusunda uzman bilim insanlarından teşekkül ettirilmiş Birim Akademik Teşvik Başvuru ve İnceleme Komisyonu tarafından yapıldığı, Akademik teşvik ödemelerine ilişkin nihai karar merci olan Akademik Teşvik Düzenleme, Denetleme ve İtiraz Komisyonunca kamu zararına konu edilen projenin ARGE vasıflarını taşıyan proje olarak değerlendirildiği dikkate alındığında konu hakkında ilişilecek husus bulunmadığına,
6085 sayılı Sayıştay Kanunu’nun 55’inci maddesi uyarınca iş bu İlamın tebliğ tarihinden itibaren altmış gün içerisinde Sayıştay Temyiz Kurulu nezdinde temyiz yolu açık olmak üzere oy çokluğuyla,
…”
Denilmiştir.
6085 sayılı Sayıştay Kanununun “Daireler” başlıklı 23 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinde:
“Hesap mahkemesi olarak sorumluların hesap ve işlemlerine ilişkin düzenlenen yargılamaya esas raporlarda yer alan kamu zararına ilişkin hususları hükme bağlar.”,
“Hüküm ve tutanaklar” başlıklı 50 inci maddesinde ise:
“(1) Daireler tarafından yapılan hesap yargılaması sonucunda; hesap ve işlemlerin yasal düzenlemelere uygunluğuna veya kamu zararının sorumlulardan tazminine hükmedilir. Bu hükümler dışında, gerekli görülen hususların ilgili mercilere bildirilmesine karar verilebilir.
…”
Denilmek suretiyle Sayıştay Dairelerince hesap yargılaması sonucunda verilebilecek hükümlerin “hesap ve işlemlerin yasal düzenlemelere uygunluğu” ve “kamu zararının sorumlulardan tazmini” olduğu ve bu hükümlerin dışında “gerekli görülen hususların ilgili mercilere bildirilmesine” ve “hesap yargılamasına konu olan bir işleme ilişkin bilgi ve belgelerin yeterli görülmemesi ve kovuşturma veya soruşturma sonucunun beklenmesine gerek görülen hallerde hüküm dışı bırakılmasına” karar verilebileceği hususu açık bir şekilde düzenlenmiştir.
Görüleceği üzere, Sayıştay Dairelerince sadece yargılamaya esas raporlarda yer alan kamu zararına ilişkin hususlar hükme bağlanmakta olup, temyize konu olayda karar; Sayıştay yargısını teşkil eden kanunlar ve buna dayalı ilgili mevzuat çerçevesinde alınarak hukuken vücut bulmuş ve yapılan savunmalar neticesinde (murat ettiği şekilde) temyiz talebinde bulunan ilgili ya da herhangi bir sorumlu adına tazmin hükmü verilmemiştir.
Diğer taraftan, 6085 sayılı Kanunun 61 inci maddesinde atıfta bulunulan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu yerine 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Dava Şartları” başlıklı 114 üncü maddesinin birinci fıkrasının (h) bendinde, davacının dava açmakta hukuki yararının bulunması açıkça dava şartları arasında sayılmıştır.
Bir davada hukuki yarar ilkesinin dava şartı olarak gözetilmesinin yargılamanın amacına ve usul ekonomisi ilkesine uygun olarak yargılama yapılmasına yarar sağlayacağı her türlü duraksamadan uzaktır. Bu ilkeden hareketle, dava şartı olarak hukuki yararın varlığının mahkemece taraflarca dava dosyasına sunulmuş deliller, olay veya olgular çerçevesinde, kural olarak davanın açıldığı tarihe göre, kendiliğinden ve yargılamanın her aşamasında gözetilmesi gerekir.
Dava açmaktaki hukuki yarar; hukuk düzenince kabul edilmiş meşru bir yarar olmalı, bu yarar dava açan hak sahibi ile ilgili olmalı ve dava açıldığı sırada halen mevcut bulunmalıdır. Ayrıca açılacak davanın ortaya çıkacak tehlikeyi bertaraf edecek nitelikte olması gerekir. Bir kimsenin hakkına ulaşmak için mahkeme kararının o an için gerekli olması durumunda hukuki yararın olduğundan söz edilebilir. Bir mahkeme kararına ihtiyaç yoksa hukuki yarardan söz edilemez.
Bu açıklamalar karşısında, söz konusu ilam maddesinde gönderilen savunmalar neticesinde herhangi bir kişinin sorumluluğuna ve herhangi bir miktarın tazminine hükmedilmemiş olduğundan ve bu suretle dilekçe sahibi açısından temyiz talebinin konusu kalmamış olduğundan ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca hukuki yararı bulunmadığından (menfaat yokluğundan); yukarıda adı geçen dilekçe sahibinin 167 sayılı İlamın 7. maddesine ilişkin temyiz talebi üzerine Kurulumuzca YAPILACAK İŞLEM OLMADIĞINA, oy birliğiyle,
Karar verildiği 14.12.2022 tarih ve 52624 sayılı tutanakta yazılı olmakla işbu ilam tanzim kılındı.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Kaynak: karar_sayistay
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:36:49