Sayıştay 7. Dairesi 44967 Kararı - Belediyeler ve Bağlı İdareler Personel Mevzuatı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
7
Sayıştay Kararı
44967
29 Haziran 2022
Belediyeler ve Bağlı İdareler
Temyiz Karar Detayı
İletişim Bilgileri
-
Kamu İdaresi: Belediyeler ve Bağlı İdareler
-
Yılı: 2016
-
Daire: 7
-
Dosya No: 44967
-
Tutanak No: 52261
-
Tutanak Tarihi: 29.06.2022
-
Konu: Personel Mevzuatı ile İlgili Kararlar
KARAR
Konu: Memurlara İkramiye Ödenmesi
158 sayılı Ek İlamın 1’nci maddesiyle; … Genel Müdürlüğünce memur personele mevzuatta olmadığı halde yılda iki defa ikramiye ödenmesi nedeniyle oluşan toplam … TL kamu zararından kişiye (…’ya) mahkeme kararı ile ödenen … TL’si için ilişilecek husus bulunmadığına, geriye kalan … TL kamu zararının ise … tarih ve … sayılı Kararı alan Yönetim Kurulu Üyelerinden ve (ilgili birim) Harcama Yetkilileri ile Gerçekleştirme Görevlilerinden tazminine karar verilmiştir.
[Konuyla ilgili olarak 44910 sayılı dosyayla temyiz talebinde bulunan ve ilk temyiz dilekçesinde duruşma isteği de olan sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi … duruşma tebliğ kâğıdını tebellüğ ettikten sonra Sayıştay Temyiz Kuruluna faks yoluyla gönderdiği 28.06.2022 tarihli dilekçesinde; sağlık sebeplerinden dolayı duruşmaya katılamayacağı bildirerek adli yardım kapsamında tarafına bir Avukat teminini talep etmiş ise de;
Sayıştay Temyiz Kurulu’nda duruşmalı dosyaların görüşülmesine ilişkin Sayıştay mevzuatında yer alan hükümlere bakıldığında;
6085 sayılı Kanunun “Temyiz” başlıklı 55’inci maddesinin 6’ncı fıkrasında;
“(6) Taraflar dilekçelerinde duruşma istediklerini belirtmişlerse veya Temyiz Kurulu lüzum görürse tarafları davet ederek savunmalarını dinler ve açıklama isteyebilir. Sorumlular diğer ilgililer ile birlikte açıklamalarda bulunabilirler. Taraflara ikişer defa söz verilir. Taraflardan yalnız biri gelirse onun açıklamaları dinlenir; hiçbiri gelmezse duruşma açılmaz, inceleme evrak üzerinde yapılır.”
Sayıştay Temyiz Kurulunun Çalışma Usul ve Esaslarının “Temyiz Kurulu toplantılarında bulunabilecek olanlar” başlıklı 27’nci maddesinde;
“…
(2) Duruşma talep eden sorumlular, yargılamaya katılarak açıklamalarını yaparlar. Sorumlular ayrıca istemeleri halinde diğer ilgililer ile birlikte de açıklamalarda bulunabilirler. Temyiz Kurulu lüzumu halinde sorumluları doğrudan da davet etmek suretiyle savunmalarını dinler ve açıklama isteyebilir.
…
“(4) Çağrılan taraflardan yalnız birinin gelmesi halinde açıklamaları dinlenir, hiçbirinin gelmemesi halinde duruşma açılamaz ve inceleme evrak üzerinde yapılır...” denildiği görülmektedir.
Bununla birlikte; Sayıştay yargısında İlamda yer alan kamu zararından sorumlular, mevzuata aykırı karar, işlem veya eylemleri ile illiyet bağı kurularak tek başlarına veya birlikte tazmin ile yükümlü tutulmaktadır.
Yukarıda yer verilen hüküm ve açıklamalardan; Sayıştay temyiz yargılamasında; İlamda kamu zararından tek başına veya birlikte sorumlu tutulan sorumlulardan temyize başvurup, dilekçelerinde duruşma da talep edenlerin duruşmaya davet edileceği, sorumlulardan duruşmaya fiilen katılan kişinin/kişilerin açıklamalarının dinleneceği, hiçbir sorumlunun katılmadığı durumda ise incelemenin dosya üzerinden yapılacağı anlaşılmaktadır. Burada sorumlunun duruşmada hazır bulunmasının ve dosyasının vekil aracılığıyla takip edilmesinin zorunlu olduğuna dair bir hükme yer verilmemiştir.
Esasen adli yardıma ilişkin usul ve esaslar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 334-340’ıncı maddelerinde düzenlenmiş olup, HMK madde 334’de;
“(1) Kendisi ve ailesinin geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin, gereken yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimseler, iddia ve savunmalarında, geçici hukuki korunma taleplerinde ve icra takibinde, taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması kaydıyla adli yardımdan yararlanabilirler…”
Madde 335’de;
“(1) Adli yardım kararı, ilgiliye, aşağıdaki hususları sağlar:
…
ç)Davanın avukat ile takibi gerekiyorsa, ücreti sonradan ödenmek üzere bir avukat temini.
…”
Madde 336’da;
“…(2) Talepte bulunan kişi, iddiasının özeti ile birlikte, iddiasını dayandıracağı delilleri ve yargılama giderlerini karşılayabilecek durumda olmadığını gösteren mali duruma ilişkin belgeleri mahkemeye sunmak zorundadır…” şeklinde düzenlemeler yapılmıştır.
Anılan hükümler çerçevesinde sorumlu …’un kendi dosyasının takibi açısından avukat temini talebi değerlendirildiğinde;
Yukarıda değinildiği gibi Sayıştay mevzuatına göre, sorumlunun temyiz dosyasının vekil aracılığıyla takibinin zorunlu olmadığı, sorumlunun önceden talep ettiği halde duruşmaya katılmadığı durumda dosyasının yazılı iddialar ve savunmalar çerçevesinde incelenebileceği, hatta somut olayda; İlamda birlikte sorumlu tutulan ve fiilen duruşmaya katılan diğer (müteselsil) sorumluların ve ilgililerin aynı konudaki sözlü açıklamalarının dinlenildiği hususları dikkate alınarak, bu hususlarla birlikte; sorumlu …’un dilekçe ekinde HMK’da öngörülen kendisi ve ailesinin geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin ödemesi gereken temyiz giderlerini (avukat temini giderlerini) ödeme gücünden yoksun olduğuna mesnet belge de sunmadığı görüldüğünden, adı geçen sorumlunun 44910 sayılı dosya kapsamında yapmış olduğu adli yardım talebinin reddine karar verilerek, tarafına 26.05.2022 tarihinde duruşma günü bildirilmiş olmasına karşın duruşmaya katılmadığından, HMK’nın 369’uncu maddesi hükmü uyarınca dosya üzerinde ve gıyabında işin esastan ve sorumluluktan incelenmesine geçildi.]
Esas Yönüyle İnceleme:
2560 sayılı İSKİ Kanununun “Genel Kurulun Görevleri” başlıklı 6’ncı maddesinin 1’inci fıkrasının (d) bendinde 2012 yılı öncesi var olan “yılda iki maaşı geçmemek üzere verilecek ikramiyelerin miktar ve zamanını belirlemek” ibaresi, 11.10.2011 tarihli ve 666 sayılı Kamu Görevlilerinin Mali Haklarının Düzenlenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin 1’inci maddesi ile 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye eklenen Ek Madde 12’nin 2’nci fıkrasının (ğ) bendi ile 14.01.2012 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yürürlükten kaldırılmıştır. Dolayısıyla bu tarihten sonra Büyükşehir Belediyelerine bağlı Su ve Kanalizasyon İdareleri Genel Müdürlüklerinde çalışan memurlara ikramiye ödenmesi uygulamasına son verilmiştir.
Daha sonra söz konusu düzenleme (666 sayılı KHK ile 375 sayılı KHK’ya eklenen Ek Madde 12’nin 2’nci fıkrasının (ğ) bendi), Anayasa Mahkemesi nezdinde iptal davası konusu olmuş ve Mahkeme oybirliği ile işi esastan görüşüp 10.10.2013 tarih ve 28791 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 27/12/2012 tarih ve E.: 2011/139, K.: 2012/205 sayılı Kararı ile; 666 sayılı KHK’nın Ek 12’nci maddesinin 2’nci fıkrasının (ğ) bendini, “mali haklara ilişkin hükmün, mevcut ve yeni ihdas edilen ya da bir başka bakanlıkla birleştirilen bakanlıkların görev, yetki, teşkilat ve kadrolarının düzenlenmesiyle bağlantılı ve bunların zorunlu sonucu olmadığı, doğrudan mali haklara ilişkin bir düzenleme niteliğinde olduğundan 6223 sayılı Yetki Kanunu kapsamında bulunmadığı, dolayısıyla Anayasanın 91’inci maddesine aykırı olduğu” gerekçesi ile iptal etmiştir. Mahkemece iptal hükmü nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden, Anayasa’nın 153’üncü maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanunun 66’ıncı maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince, iptal kararının Resmî Gazetede yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür.
Hal böyle iken (iptal kararı sonrasında) … Genel Müdürlüğü personeli …tarafından 2560 sayılı Kanun ile kazanılmış hakkı olan ikramiye ödemesinin 2012 yılından itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesi istemi ile Kurum aleyhine … İdare Mahkemesinde dava açılmış, anılan Mahkemenin … tarih ve … Esas, … sayılı Kararı ile; “…Açıklanan nedenlerle dava konusu işlemin iptaline, davacının dava konusu işlem nedeniyle uğradığı maddi kayıplarının davalı İdareye başvuru tarihi olan 11.06.2015 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte hesaplanarak davacıya ödenmesine…” karar verilmiş, ilgiliye yasal süresi içinde geriye dönük olarak 2012 ve 2016 yıllarını kapsayan ikramiye tutarı toplam … TL ödeme gerçekleştirilmiştir. Kurum tarafından … İdare Mahkemesinin söz konusu kararına karşı Bölge İdare Mahkemesi nezdinde itiraz edilmiş ise de, … Bölge İdare Mahkemesinin … tarih ve …, … sayılı Kararı ile itiraz istemi reddedilerek, anılan mahkeme kararının onanmasına karar verilmiştir.
Bunun üzerine emsal mahkeme kararları göz önüne alınarak … Yönetim Kurulu’nun verdiği … tarihli ve … no.lu Karar ile; Genel Müdürlük bünyesinde 657 sayılı Kanuna tabi olarak çalışan diğer tüm personele ve aynı Kanuna tabi emeklilik, istifa, nakil gibi nedenlerle Kurumdan ayrılan personele de 2012 yılından itibaren ödenmeyen tüm ikramiyelerin kanuni boşluğun yasa koyucu tarafından doldurulması zamanına kadar hesaplanarak ödemelerin yapılmasına karar verilmiş ve ilk ikramiye ödemeleri 2016 yılında gerçekleşmiştir.
… Genel Müdürlüğünce 2560 sayılı İSKİ Kanununun 6’ncı maddesinin (d) bendine dayanılarak memur personele ikramiye ödenmesinin, 666 sayılı KHK sonrası oluşan hukuksal durum açısından değerlendirilmesi:
İkramiye ödemelerine dayanak teşkil eden 2560 sayılı Kanunun 6’ncı maddesinin (d) bendini ilga eden 666 sayılı KHK’nın ilgili hükmü, Anayasa Mahkemesinin 10.10.2013 tarih ve 28791 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kararı ile Kararın yayımlandığı tarihten başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmek üzere iptal edilmiştir.
Anayasanın 153’üncü maddesinde; “Anayasa Mahkemesinin kararları kesindir. İptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamaz.
Anayasa Mahkemesi bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu gibi hareketle, yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez.
Kanun, kanun hükmünde kararname veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmi Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmi Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez.
İptal kararının yürürlüğe girişinin ertelendiği durumlarda, Türkiye Büyük Millet Meclisi, iptal kararının ortaya çıkardığı hukuki boşluğu dolduracak kanun tasarı veya teklifini öncelikle görüşüp karara bağlar.
İptal kararları geriye yürümez.
Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.” denilmekte, (aşağıda görüleceği üzere) 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunun 66’ncı maddesinde de bu kurallar tekrarlanmaktadır.
30.03.2011 tarih 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunun “Mahkeme Kararları” başlıklı 66’ncı maddesinde:
“(1) Mahkeme kararları kesindir. Mahkeme kararları Devletin yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.
(2) İptal kararları geriye yürümez.
(3) Mahkemece iptaline karar verilen kanun, kanun hükmünde kararname veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü veya bunların belirli madde veya hükümleri, iptal kararının Resmi Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Mahkeme gerekli gördüğü hallerde, Resmi Gazetede yayımlandığı günden başlayarak iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi bir yılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabilir.
(4) Mahkeme, bir kanun, kanun hükmünde kararname veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu gibi hareketle, yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez.
(5) Mahkeme kararları gerekçeli olarak yazılır. İptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamaz.
(6) Karar taslaklarının hazırlanması ve görüşülmesine ilişkin esaslar İçtüzükte gösterilir.
(7) Kararlar, inceleme veya yargılamaya katılan başkan ve üyeler tarafından imzalanır. Muhalif kalanlar, kararda muhalefet nedenlerini İçtüzükte belirtilecek süre içinde yazılı olarak teslim ederler. Kararlar ilgililere bu şekliyle tebliğ olunur.
(8) İptal ve itiraz başvuruları sonucu verilen gerekçeli kararlar Resmi Gazetede hemen yayımlanır.” hükümlerine yer verilmiştir.
Mevzuat hükümlerine göre; herhangi bir kanun hükmüne ilişkin yeni bir düzenleme içeren bir kanun hükmü Anayasa Mahkemesi tarafından iptal kararı ile ortadan kaldırıldığında; iptal edilen kanun hükmü, ilgili Anayasa Mahkemesi Kararının Resmi Gazetede yayımlandığı tarihten itibaren yürürlükten kalkar, bu durumda iptal kararı sonrası eski Kanun maddesinin daha önce yürürlükten kalkmış olması sebebiyle oluşan hukuki boşluğun, kanun koyucunun iradesini ortaya koyacak ve uygulamaya yol gösterecek biçimde yeni bir düzenleme yapması ile doldurulması gerekmektedir. Bu boşluğun uygulamada eski düzenlemenin kendiliğinden yeniden yürürlüğe girmesi şeklinde doldurulması ise mümkün değildir. Yani Anayasa Mahkemesinin 2560 sayılı Kanunun 6/d maddesinde yer alan “yılda iki maaşı geçmemek üzere verilecek ikramiyelerin miktar ve zamanını belirlemek” hükmünü ilga eden 666 sayılı KHK düzenlemesini iptal etmiş olması, 2560 sayılı Kanunun söz konusu hükmüne tekrar yürürlük kazandırmayacağından, kanun koyucu tarafından yeni bir düzenleme yapılmadığı sürece … Genel Müdürlüğünün, 657 sayılı Kanuna tabi memur personeline yürürlükte bulunmayan 2560 sayılı Kanunun ilgili hükmüne dayanarak –kişi lehine verilmiş mahkeme kararları bulunsa da- ikramiye ödemesi mümkün değildir. Bu nedenle sorumluların, “iptal edildiği halde 666 sayılı KHK’nın uygulanmasına devam olunmasının, yasa koyucunun iradesinin yetkisiz bir düzenleme ile ortadan kaldırılacağı” yönündeki itirazları, ilgili Kurumun Anayasa Mahkemesi iptal kararını, iptal ettiği Kanun maddesi ile yok olmuş inceleme konusu hükmün kendiliğinden ve yeniden yürürlüğe girmesine cevaz verecek şekilde uygulamasının, Anayasanın yukarıda yer verilen 153’üncü maddesi uyarınca yasa koyucunun iradesine müdahale anlamına geleceği değerlendirildiğinden, kabul edilmemiştir.
… Genel Müdürlüğünce yapılan ikramiye ödemesinin yasal dayanağını 631 sayılı KHK’nın oluşturduğu iddiasının değerlendirilmesi:
Sorumluların itirazlarında; 631 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Mali ve Sosyal Haklarında Düzenlemeler ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 14’üncü maddesinde açıkça; “Genel bütçeye dahil daireler, katma bütçeli idareler, kamu iktisadi teşebbüsleri, döner sermayeler, meslek kuruluşları, kefalet sandıkları, mahalli idareler ve bunların birlikleri hariç olmak üzere” denilerek, kapsam dışı kalan kuruluşların sınırlı sayım yoluyla tek tek sayıldığı, maddede adı zikredilmeyen su ve kanalizasyon idarelerinin 631 sayılı Kanunun 14’üncü maddesinde bahsi geçen “kapsama dahil kuruluşlar” arasında yer aldığı, ayrıca su ve kanalizasyon idarelerinin “belediye” ve “mahalli idare” olmadığı, mahalli idare mevzuatına değil kendi özel mevzuatına dayanılarak kurulmuş bir kamu kurumu olduğu, zira Anayasanın 127/1’inci maddesinde yapılan mahalli idare tanım ve şartlarına bu idarelerin uymadığı, dolayısıyla mahalli idare ve belediye olmayan … Genel Müdürlüğünde, 631 sayılı KHK’nın 14’üncü maddesi kapsamında ve buna dayanılarak yapılan ikramiye ödemelerinin hukuka uygun olduğu ileri sürülmüştür.
5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun 3’üncü maddesinde mahalli idare; yetkileri belirli bir coğrafi alan ve hizmetlerle sınırlı olarak kamusal faaliyet gösteren belediye, il özel idaresi ile bunlara bağlı veya bunların kurdukları veya üye oldukları birlik ve idare olarak tanımlanmıştır.
Mahalli İdareler Bütçe ve Muhasebe Yönetmeliğinin “Kapsam” başlıklı 2’nci maddesinde; “Bu Yönetmelik hükümleri; il özel idaresi, belediye, bağlı idare ve mahalli idare birliklerinin bütçe ve muhasebe kayıt ve işlemlerini kapsar.”, “Tanımlar” başlıklı 4’üncü maddesinde ise; “Bağlı idare: Belediyelere bağlı, kanunla kurulan, ayrı bütçeli ve kamu tüzel kişiliğine haiz su ve kanalizasyon, otobüs, ulaştırma ve benzeri hizmetleri yürüten idareleri,…ifade eder.” denilmiştir.
… Genel Müdürlüğü, 2560 sayılı İSKİ Genel Müdürlüğü Kuruluş Kanunu kapsamında … Büyükşehir Belediyesinin il mülki sınırları içerisindeki su ve kanalizasyon hizmetlerini yürütmek üzere Bakanlar Kurulunun 18.02.1995 tarih ve 94/6516 sayılı kararı ile kurulmuş olup, aynı Kanunun 1’inci (Kanunun ek 5’inci maddesinde Kanun hükümlerinin diğer büyükşehir belediyelerine de uygulanacağı belirtilmektedir.) maddesi gereğince … Büyükşehir Belediyesine bağlı müstakil bütçeli ve kamu tüzel kişiliğini haiz bir kuruluştur.
Yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri birlikte değerlendirildiğinde; … Genel Müdürlüğü, … Büyükşehir Belediyesi tarafından su ve kanalizasyon hizmetlerini yürütmek üzere kurulduğundan, 5018 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde bir mahalli idare niteliğinde olduğu görülmektedir. Sayıştay Genel Kurulu’nun 01.12.2011 tarih ve 2011/1 E., 5331/1 K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında ise; su ve kanalizasyon idareleri büyükşehir belediyesi sınırları içinde görevli kamu tüzel kişiliğini haiz müstakil bütçeli bağımsız genel müdürlük statüsünde değerlendirilmiş, ancak söz konusu kuruluşların birer mahalli idare olmadığı belirtilmemiştir.
Buradan hareketle; 631 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Mali ve Sosyal Haklarında Düzenlemeler ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 14’üncü maddesinde; “mahalli idareler ve bunların birlikleri hariç olmak üzere” denilerek mahalli idareler kapsam dışında bırakıldığından, söz konusu madde ile kapsama dâhil kuruluş personeline ilgili mevzuatı uyarınca ikramiye dâhil yapılan ödemelere ilişkin getirilen düzenleme … Genel Müdürlüğü personeli için geçerli değildir. Anılan KHK maddesinde, “özel kanunlarla kamu tüzel kişiliğini haiz olarak kurul, üst kurul, kurum, enstitü, teşebbüs, teşekkül, fon ve sair adlarla kurulmuş olan bütün kamu kurum ve kuruluşları”, kapsama dâhil kuruluş olarak kabul edilmiştir. “Kapsama dâhil kuruluş” ibaresinden, asli ve sürekli görevleri, ücret, mali ve sosyal haklar dışında 657 sayılı Kanuna tabi personel eliyle yürütülen ve personeli için ilgili mevzuatları uyarınca 657 sayılı Kanun hükümleri dışında bir ödeme sistemi getirilen kuruluşların anlaşılması gerekmektedir. Anılan KHK hükmü ile Bakanlar Kuruluna, bu kuruluşlarda çalışan personele ödenen ücretlerdeki artış oranının üst sınırını belirleme yetkisi verilmiştir. Söz konusu kuruluşlar, personel ücretlerini, Bakanlar Kurulunca belirlenen üst sınır oranı çerçevesinde artırabilmektedirler. Her ne kadar … Genel Müdürlüğü, özel bir kanunla kurulmuş, kamu tüzel kişiliğini haiz bir kuruluş ise de, personel statüsü bakımından yukarıda sayılan “kapsama dâhil kuruluş” lardan farklıdır. Genel Müdürlük personeli, 2560 sayılı Kanunun 1’inci maddesinin son fıkrası uyarınca 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tabi olup, anılan Kanun hükümlerine göre ücret, mali ve sosyal haklar ödendiğinden, 657 sayılı Kanunun 146’ncı maddesi uyarınca, kendilerine bu Kanun ile sağlanan haklar dışında ücret ödenmesi veya başka bir yarar sağlanması mümkün değildir. Dolayısıyla sorumluların ikramiye ödemelerinin 631 sayılı KHK’nın 14’üncü maddesine dayanılarak ödendiği itirazları yerinde görülmemiştir.
Ayrıca şunu da belirtmek gerekir ki; 11.10.2011 tarih ve 666 sayılı KHK ile aylıklarını 657 sayılı Kanun’a göre alan kamu personeli (ve bazı diğer kamu personeli) için ek ödeme uygulaması getirilmiştir. KHK’nin genel düzenlemesi incelendiğinde, kamu personeli arasında ücretlerde adaletin sağlanmasının amaçlandığı görülmektedir. Anılan Kararname’nin 1’inci maddesinde; “…..mali haklar kapsamında yapılan her türlü ödemeler dahil almakta oldukları toplam ödeme tutarı dikkate alınmak suretiyle aynı veya benzer kadro ve görevlerde bulunan personel arasındaki ücret dengesini sağlamak amacıyla, en yüksek Devlet memuru aylığına (ek gösterge dahil), ekli (I) sayılı Cetvelde yer alan kadro ve görev unvanlarına karşılık gelen oranların uygulanması suretiyle hesaplanan tutarda ek ödeme yapılır.” hükmüne yer verilmiştir.
Kamu personelinin ücret dengesini sağlamak üzere; 666 sayılı KHK’da belirtilen usul ve esaslarda ek ödeme yapılması öngörülürken, hâlihazırda yapılan ve ücret dengesini bozucu nitelikteki bazı ödemelerin kaldırılması veya ek ödeme ile uyumlulaştırılması amaçlanmıştır. Döner sermaye payları ve ikramiyeler bunlardan bazılarıdır. Bu durumda, ücret dengesini sağlama amacıyla bazı kurum ve kuruluşlarda döner sermaye payları konusunda uyumlulaştırma düzenlemeleri yapılmışken ikramiye ödemeleri de yürürlükten kaldırılmıştır.
Aylıklarını 657 sayılı Kanun’a göre alan … Genel Müdürlüğü personeli de 666 sayılı KHK kapsamında olup ücret dengesinin sağlanması amacıyla mezkûr personel de KHK’da belirtilen usul ve esaslarda belirtilen haklardan yararlanmaktadır. Diğer yandan, KHK’da … Genel Müdürlüğü ve benzeri kuruluşlarda yapılan ikramiye ödemeleri için herhangi bir istisna veya mahsuplaşma düzenlemesine de yer verilmemiştir.
İlave olarak; temyize başvuran sorumlulardan Yönetim Kurulu Üyeleri; … ile … tarafından kısaca; “uyuşmazlığın 5018 sayılı Kanunda bahsi geçen mevzuatta öngörülmeyen bir ödeme yapılması nedeniyle oluşan kamu zararı niteliğinde olmadığı, mevzuatın öngördüğü bir ödemenin yapılması sırasında hataya düşülmesine ilişkin olduğundan uyuşmazlığın anılan kanun kapsamında değerlendirilmesinin mümkün olmadığı, bu durumda kamu görevlilerine sehven yapılan fazla ödemelerin geri alımında idare ve idari yargı yerleri yönünden bağlayıcı nitelikte olan Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 22/12/1973 günlü E. 1968/8, K. 1973/14 sayılı kararının uygulanması gerektiği, anılan Karara göre; İdarenin yokluk, açık hata, memurun gerçek dışı beyanı veya hilesi hallerinde, süre aranmaksızın kanunsuz terfi veya intibaka dayanarak ödediği meblağı her zaman geri alabileceği, bunun dışında kalan hallerde ise hatalı ödemelerin geri istenilmesinin hatalı ödemenin yapıldığı tarihten başlamak üzere dava açma süresi içinde olanaklı olduğu bu süre geçtikten sonra geri istenilemeyeceği, buna göre, mevzuat hükümlerinin yanlış yorumlanması nedeniyle yapılan ödemelere tarafının hilesinin, gerçek dışı beyanının neden olmadığı gibi “açık hata" halinin de bulunmadığı, bu şekilde yapılan ödemelerin ancak hatalı ödemenin yapıldığı tarihten itibaren 60 gün içinde geri alınabileceği, bu süreyi aşan dönemlerde yapılan ödemelerin geri alınmasının ise hukuka uygun olmadığı, gerekçesi ile itirazda bulunmuşlardır.
6085 sayılı Kanunun “Hüküm ve tutanaklar” başlıklı 50’nci maddesinin 1’inci fıkrasında; “Daireler tarafından yapılan hesap yargılaması sonucunda; hesap ve işlemlerin yasal düzenlemelere uygunluğuna veya kamu zararının sorumlulardan tazminine hükmedilir.” denilmiş olup, aynı Kanunun “İlamların infazı” başlıklı 53’üncü maddesinde ise; “Sayıştay ilamları kesinleştikten sonra doksan gün içerisinde yerine getirilir. İlam hükümlerinin yerine getirilmesinden, ilamların gönderildiği kamu idarelerinin üst yöneticileri sorumludur. İlamlarda gösterilen tazmin miktarı hüküm tarihinden itibaren kanuni faize tabi tutularak, 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu hükümlerine göre tahsil olunur.” hükmüne yer verilmiştir.
Sayıştay hesap yargılaması sonucunda kamu zararı tespit edilmişse, bu zararın, mevzuata aykırı karar, işlem veya eylemleri ile oluşmasına yol açan sorumlularından tazminine karar verilmektedir. Başka bir deyişle Sayıştay yargısında verilen tazmin veya tasdik hükümlerinin muhatabı, kamu zararına sebebiyet veren sorumlular yani kamu görevlisi ya da görevlileridir. Dolayısıyla İlamlarda yer alan tazmin miktarlarının, İcra ve İflas Kanunu hükümlerine göre tazminle yükümlü tutulan kamu görevlilerinden tahsil edilmesi esas olmakla birlikte, bu görevlilerin tazmin miktarlarını, haksız ödemeden yararlanan ilgililere (ahizlere) özel hukuk hükümleri çerçevesinde rücu etmeleri de mümkündür. Ancak tazmin hükmü, ahiz konumunda olan 3. kişiler hakkında verilmediğinden, bu kişilerin ilamların infazı bakımından Sayıştay’a karşı sorumlulukları bulunmamaktadır. Bu yüzden Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun Kararı emsal gösterilerek, ahizlerden fazla ödemenin yapıldığı günden itibaren 60 gün geçtikten geri alınmayacağı ifade edilse de, söz konusu Karar ahizlerden yapılacak tahsilatın dava konusu olması halinde geçerli olup, Sayıştay yargılaması açısından; yapılmış olan usulsüz ödemeyi ve bu usulsüz ödemeden kaynaklanan kamu görevlilerinin sorumluluğunu ortadan kaldırmayacaktır. Dolayısıyla söz konusu Kararın Sayıştay yargısını etkileyen bir yönü olmadığından, dilekçilerin bu yöndeki itirazları kabul edilmemiştir.
Tüm bu hususların dışında; temyize başvuranlardan …, …, …, …, …, …, … tarafından 44842 sayılı dosya kapsamında 158 sayılı Ek İlamın 1’inci maddesine ilişkin olarak (ortak dilekçeye imza atılmak suretiyle) itirazda bulunulmuş ise de; adı geçen kişiler söz konusu İlam maddesi ile tazmin hükmü verilen sorumlular arasında yer almamaktadır. Sayıştay Dairelerinde ittihaz olunan kararlara karşı Temyiz Kurulu nezdinde temyize yetkili olanlar 6085 sayılı Sayıştay Kanunu’nun 55’inci maddesi 2’nci fıkrasının atıfta bulunduğu 52’nci maddesinde belirtilen daire ve makamlar ile kendilerine tazmin hükmedilmiş sorumlulardan ibaret olup, bunlar arasında yer almayan başvurucuların işbu maddeyle ile ilgili itirazı üzerine Kurulumuzca yapılacak işlem bulunmamaktadır.
Yine; temyize başvuranlardan …, …, …, … tarafından 44842 sayılı dosya kapsamında 158 sayılı Ek İlamın 1’inci maddesine ilişkin olarak (ortak dilekçede isimlerine yer verilmek suretiyle) itirazda bulunulmuş ise de;
6085 sayılı Sayıştay Kanunu’nun “Kanun yollarına başvurma” başlıklı 54. maddesinde;
“Temyiz, yargılamanın iadesi ve karar düzeltilmesi talepleri, Sayıştay Başkanlığına hitaben yazılmış imzalı dilekçe ile yapılır. Dilekçeler Sayıştay Başkanlığına verilir veya gönderilir. İlgililer isterlerse evrakın alındığına dair kendilerine bir alındı verilir.
(2) Dilekçelerde aşağıdaki hususlar bulunur:
a) Başvuruda bulunan kişinin ve varsa kanuni temsilcisinin veya vekilinin adı, soyadı, unvanı ve adresi.
b) İlamın tarihi, numarası.
c) İlgili hesabın adı ve yılı.
ç) Başvurunun konusu.
d) Hangi kanun yoluna başvurulduğu ve başvurunun hukuki sebepleri.
e) Varsa duruşma talebi.
(3) Dilekçelere ilgililer tarafından itirazlarını ispat edecek belgeler eklenir. Dilekçeler ve bunlara ekli belgelerin örnekleri karşı taraf sayısından bir fazla olur.
(4) Dilekçelerin yukarıda belirtilen hususları ihtiva etmediğine, ilgisine göre Temyiz Kurulu veya dairece karar verilirse, eksikliklerin on beş gün içinde tamamlatılması dilekçe sahibine tebliğ olunur. Bu süre içinde eksiklikler tamamlanmazsa, ilgisine göre Temyiz Kurulunca veya dairece başvurunun reddine karar verilir. Şu kadar ki, başvuru sahibinin kimliğini, imzasını, başvuru konusu ilam hükmünü ve hangi kanun yoluna hangi sebeple başvurulduğunu yeteri kadar belli edecek kayıtları ihtiva eden dilekçeler, diğer hususlar gösterilmemiş olsa bile kabul edilir.” denilerek, temyiz talebinin imzalı dilekçe ile yapılması gerektiği, aksi takdirde talebin reddedileceği belirtilmiştir. Buna göre temyiz talebinde bulunan …, …, …, …’nın diğer sorumlularla ortak olarak düzenlenmiş dilekçede yer alan isimlerinin üstünde imzaları bulunmadığından, adı geçen kişilerin temyiz talebi karşısında da Kurulumuzca yapılacak işlem bulunmamaktadır.
Netice olarak, 666 sayılı KHK ile yapılan düzenlemelerden sonra; … Genel Müdürlüğü personeli için ikramiye ödenmesine ilişkin mevzuat hükümlerinin yürürlüğü kalmamış olup, bu hususta yeni bir kanuni düzenleme yapılıncaya kadar uygulamanın –3. kişi lehine verilmiş emsal yargı kararları mevcut olsa da- hukuka uygun olduğunu kabul etmek mümkün değildir. Bu anlamda herhangi bir yasal dayanağı olmaksızın yapılan ödemeler ile 5018 sayılı Kanunun 71’inci maddesi (g) bendi kapsamında kamu zararına sebebiyet verildiği anlaşıldığından, temyize konu İlam hükmünün esas yönüyle isabetli olduğu değerlendirilmiştir.
Sorumluluk yönüyle inceleme:
İlamda kamu zararından; memurlara ikramiye ödenmesine ilişkin … tarih ve … no.lu Kararı alan Yönetim Kurulu üyeleri ile ödemeyi gerçekleştiren (ödeme emri belgesini imzalayan) Harcama Yetkilileri ve Gerçekleştirme Görevlileri sorumlu tutulmuştur. İlgili sorumlular tarafından gönderilen temyiz dilekçesinde ise; “Kurumun konuyla ilgili Genel Kurul Kararının bulunduğu, ödemelerin de Genel Kurul Kararı gereğince yapıldığı, temyize konu edilen gerekçeli kararda Genel Kurul Kararının varlığından bahsedilmediği, Genel Kurul kararına uygun olarak ödemenin yapıldığı hususlarında ilamda bir değerlendirmenin yapılmadığı, bu doğrultuda temyize konu edilen ilamın temyizen bozularak Genel Kurul Kararı doğrultusunda yapılan ödeme nedeniyle tarafına kişi borcu çıkarılamayacağı bir gerçek olduğundan, bu konuda beraatine karar verilmesi gerektiği” belirtilerek sorumluluk itirazında bulunulmuştur.
Ödeme emri belgesinde, harcama yetkilisi ve gerçekleştirme görevlisi olarak imzası bulunan kamu görevlilerinin sorumluluğu:
5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun “Harcama Talimatı ve Sorumluluk” başlıklı 32’nci maddesinde; “Bütçelerden harcama yapılabilmesi, harcama yetkilisinin harcama talimatı vermesiyle mümkündür. Harcama talimatlarında hizmet gerekçesi, yapılacak işin konusu ve tutarı, süresi, kullanılabilir ödeneği, gerçekleştirme usulü ile gerçekleştirmeyle görevli olanlara ilişkin bilgiler yer alır. Harcama yetkilileri, harcama talimatlarının bütçe ilke ve esaslarına, kanun, tüzük ve yönetmelikler ile diğer mevzuata uygun olmasından, ödeneklerin etkili, ekonomik ve verimli kullanılmasından ve bu Kanun çerçevesinde yapmaları gereken diğer işlemlerden sorumludur.”, denilmiş olup,
5018 sayılı Kanunun “Giderlerin Gerçekleştirilmesi” başlıklı 33’üncü maddesinde ise; “Bütçelerden bir giderin yapılabilmesi için iş, mal veya hizmetin belirlenmiş usul ve esaslara uygun olarak alındığının veya gerçekleştirildiğinin, görevlendirilmiş kişi veya komisyonlarca onaylanması ve gerçekleştirme belgelerinin düzenlenmiş olması gerekir. Giderlerin gerçekleştirilmesi; harcama yetkililerince belirlenen görevli tarafından düzenlenen ödeme emri belgesinin harcama yetkilisince imzalanması ve tutarın hak sahibine ödenmesiyle tamamlanır. Gerçekleştirme görevlileri, harcama talimatı üzerine; işin yaptırılması, mal veya hizmetin alınması, teslim almaya ilişkin işlemlerin yapılması, belgelendirilmesi ve ödeme için gerekli belgelerin hazırlanması görevlerini yürütürler.” denilmiştir.
Yine, aynı Kanunun 55 ve devamı maddelerinde kamu idarelerinin iç kontrol sistemlerini oluşturmaları öngörülmüş ve bu çerçevede harcama birimlerinin yapılan mali işlemler üzerinde gerçekleştirecekleri kontroller açıklanmış olup, harcama birimlerinin işlemlerin gerçekleştirilmesi aşamasında asgari yapmaları gereken kontroller, malî hizmetler birimi tarafından ön malî kontrole tâbi tutulacak malî karar ve işlemlerin usul ve esasları ile ön malî kontrole ilişkin standart ve yöntemlerin Hazine ve Maliye Bakanlığınca belirleneceği hükme bağlanmıştır.
Maliye Bakanlığı tarafından yayımlanan İç Kontrol ve Ön Mali Kontrole İlişkin Usul ve Esasların 10’uncu maddesinde ön mali kontrol görevinin harcama birimleri tarafından da yerine getirileceği belirtilerek, gelir, gider, varlık ve yükümlülüklere ilişkin mali karar ve işlemlerin, harcama birimleri tarafından mali mevzuat hükümlerine uygunluk yönüyle kontrol edileceği, aynı Usul ve Esasların 12’nci maddesinde de harcama birimlerinde süreç kontrolünün nasıl yapılacağı belirtilerek, mali işlemlerin yürütülmesinde görev alanların yapacakları işlemden önceki işlemleri de kontrol edecekleri, ödeme emrini düzenlemekle görevlendirilen gerçekleştirme görevlilerinin de ödeme emri belgesi ve eki belgeler üzerinde bu şekilde ön mali kontrol işlemini yapacakları belirtilmektedir.
Sayıştay Genel Kurulu’nun 14.06.2007/5189-1 sayılı Kararının “sorumlular” başlıklı 3’üncü bölümünde ise, harcama yetkililerinin ve gerçekleştirme görevlilerinin sorumlulukları açıklanmış olup; ödeme emri belgesini düzenlemekle görevlendirilmiş gerçekleştirme görevlilerinin düzenlediği belge ile birlikte harcama sürecindeki diğer belgelerin doğruluğundan ve mevzuata uygunluğundan harcama yetkilisi ile birlikte sorumlu tutulması gerektiği ifade edilmiştir.
Yukarıda yer verilen mevzuat hükümlerinden; harcama yetkililerinin, harcama talimatının kanun ve diğer mevzuata uygun olmasından ve kendilerine tahsis edilen bütçe ödeneklerinin verimli, tutumlu ve yerinde kullanılmasından açıkça sorumlu tutulduğu, bununla birlikte; harcamanın gerçekleşmesinde görev alanların süreç kontrolü çerçevesinde yaptıkları işlemden önceki işlemleri de mevzuat hükümlerine uygun olup olmadığı yönüyle ön mali kontrole tabi tutarak kontrol etmekten sorumlu olduğu, anlaşılmaktadır.
Dolayısıyla 5018 sayılı Kanun hükümleri ve yukarıda belirtilen Sayıştay Genel Kurul Kararı uyarınca, harcama yetkilileri ve gerçekleştirme görevlileri, giderin gerçekleştirilmesi ve harcamanın yapılması süreçlerinde, mevzuata uygunluk açısından kontrolleri sağlamakla yükümlüdürler. Yapılacak harcama, nitelik itibariyle hukuka aykırılık teşkil ediyorsa, söz konusu işlemleri yapmaktan kaçınmak durumundadırlar.
Bu çerçevede; kanuni dayanağı olmaksızın yapılan ikramiye ödemelerinde görevli olan harcama yetkilileri ve gerçekleştirme görevlilerinin bu ödemeler sonucu oluşan kamu zararından 5018 sayılı Kanun hükümleri gereği sorumluluğu bulunmaktadır.
…Genel Kurulu ve Yönetim Kurulu Üyelerinin Sorumluluğu:
5018 sayılı Kanunun “Harcama yetkisi ve yetkilisi” başlıklı 31’inci maddesinin 3’üncü fıkrasında aynen; “Kanunların veya Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin verdiği yetkiye istinaden yönetim kurulu, icra komitesi, komisyon ve benzeri kurul veya komite kararıyla yapılan harcamalarda, harcama yetkisinden doğan sorumluluk kurul, komite veya komisyona ait olur.” denilmiş olup,
Sayıştay Genel Kurulu’nun 14.06.2007 tarih ve 5189 sayılı Kararında ise; “Kanunların verdiği yetkiye istinaden yönetim kurulu, icra komitesi, encümen gibi adlarla teşkil edilen yönetim organlarının kararı, harcama talimatının taşıması gereken unsurları taşıyor ve kurul, komisyon, komite harcama sürecinde yer alıyorsa, harcama yetkisinden doğan sorumluluğun yönetim kurulu, icra komitesi, komisyon ve benzeri kurul, komite veya komisyona ait olacağına” karar verilmiştir.
Savunmalarda; ikramiyelerin … Genel Kurulu Kararına dayanılarak ödendiği ifade edilse de; 2016 yılında yapılan ikramiye ödemelerine ilişkin olarak … Genel Kurulu’nun verdiği herhangi bir Karar dosya kapsamında bulunmadığından, sorumluların ödemelerin Genel Kurul Kararı ile yapıldığı yönündeki itirazları kabul edilmemiştir.
Bunun yanı sıra; 2016 yılında yapılan ikramiye ödemelerine ilişkin … tarihli ve … no.lu … Yönetim Kurulu Kararı dosya kapsamında bulunmakta olup, anılan Kararda; “emsal mahkeme kararları göz önüne alınarak Kurum bünyesinde 657 sayılı Kanuna tabi olarak çalışan diğer tüm personele ve aynı Kanuna tabi emeklilik, istifa, nakil gibi nedenlerle Kurumdan ayrılan personele de 2012 yılından itibaren ödenmeyen tüm ikramiyelerin kanuni boşluğun yasa koyucu tarafından doldurulması zamanına kadar hesaplanarak ödemelerin yapılmasına karar verilmiştir.” hükmüne yer verildiği ve buna istinaden 2012 yılından itibaren hesaplanan tutarların memurlara ödendiği görülmektedir.
Buradan hareketle; yukarıda yer verilen 5018 sayılı Kanun hükmü ve Sayıştay Genel Kurul Kararı çerçevesinde yapılan değerlendirmede; … Yönetim Kurulunca alınan bu Kararın, memurlara 2016 yılında yapılacak ikramiye ödemelerine ilişkin harcama talimatı mahiyetini taşıdığı ve bu nedenle ödemelerin mevzuata uygunluğu konusundaki sorumluluğun anılan Karara imza atan üyelere de ait olduğu sonucuna varılmıştır.
Dolayısıyla ikramiye ödemelerini gerçekleştiren Harcama Yetkilileri ve Gerçekleştirme Görevlileri ile beraber bahsi geçen Yönetim Kurulu Kararını alan Yönetim Kurulu üyelerini de sorumluluğa dâhil eden tazmin hükmünde sorumluluk yönünden hukuki bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmıştır.
Bu itibarla; yukarıda belirtilen mevzuat hükümleri ve yapılan açıklamalar çerçevesinde, … Genel Müdürlüğünce, Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra kişi lehine verilmiş emsal idari yargı kararları dikkate alınarak diğer tüm memur personele 2560 sayılı Kanun hükmüne göre ikramiye ödenmesinin mevzuatta yerini bulmuş açık bir düzenlemeye dayanmadığı, yapılan işlemin yasa koyucu yerine hüküm koymak anlamına geldiği ve bu nedenle 2016 yılında yapılan ikramiye ödemeleri ile kamu zararına sebebiyet verildiği görüldüğünden, başvurucuların konunun esas ve sorumluluk yönüyle getirdikleri tüm itirazlar reddedilerek, 158 sayılı Ek İlamın 1’nci maddesiyle verilen toplam … TL kamu zararından kişiye (…’ya) mahkeme kararı ile ödenen … TL’si için ilişilecek husus bulunmadığına, geriye kalan … TL’sinin ise sorumlularından tazminine ilişkin hükmün TASDİKİNE,
(Üye …’un aşağıda yazılı karşı oy gerekçesi karşısında) oy çokluğu ile,
6085 sayılı Kanun’un 57 nci maddesi gereği bu Kararın yazılı bildirim tarihinden itibaren onbeş gün içerisinde Sayıştayda karar düzeltilmesi yolu açık olmak üzere,
Karar verildiği 29.06.2022 tarih ve 52261 sayılı tutanakta yazılı olmakla işbu ilam tanzim kılındı.
Karşı oy gerekçesi/Azınlık görüşü
Üye …:
2560 sayılı İSKİ Kanunu’nun 6’ncı maddesinin (d) bendinde, genel kurulun görevleri arasında yılda iki maaşı geçmemek üzere verilecek ikramiyelerin miktar ve zamanını belirlemek hükmü düzenlenmiş, ancak söz konusu hüküm 2.11.2011 tarih ve 28103 (mükerrer) sayılı RG’de yayımlanan 666 sayılı KHK’nın Ek 12’nci maddesinin 2’nci fıkrasının (ğ) bendi ile 31.12.2011 tarihinden itibaren yürürlükten kaldırılmıştır.
Bilahare 10.12.2013 tarih ve 28791 sayılı RG’de yayımlanan Anayasa Mahkemesi’nin 27.12.2012 tarih ve E:2011/139, K:2012/205 sayılı Kararıyla, 666 sayılı KHK’nın Ek 12’ni maddesinin 2’nci fıkrasının (ğ) bendi, “mali haklara ilişkin hükmün, mevcut veya yeni ihdas edilen ya da başka bir bakanlıkla birleştirilen bakanlıkların görev, yetki, teşkilat ve kadrolarının düzenlenmesiyle bağlantılı ve bunların zorunlu sonucu olmadığı, doğrudan mali haklara ilişkin bir düzenleme niteliğinde olduğundan 6223 sayılı Yetki Kanunu kapsamında bulunmadığı, dolayısıyla Anayasa’nın 91’inci maddesine aykırı olduğu” gerekçesi ile iptal edilmiştir. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra ikramiye ödenmesini engelleyici hukuksal bir dayanak kalmamıştır.
Bu noktada; Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği KHK maddesinin yürürlükten kaldırdığı hükmün kendiliğinden yürürlüğe giremeyeceği ve iptal kararından sonra oluşan hukuki boşluğun yasa koyucunun yapacağı yeni bir düzenleme ile doldurulacağı ileri sürülse de; somut olayda Anayasa Mahkemesinin Anayasaya aykırı bularak iptal ettiği hüküm, ikramiye ödemesinin dayanağını oluşturan 2560 sayılı Kanunun 6/d maddesi değildir. Eğer söz konusu madde iptal edilseydi, iptal Kararı bir hukuksal boşluk yaratacaktı ve bu boşluğun yeni bir kanuni düzenleme ile doldurulması gerekecekti. Ama burada yetkisiz olarak çıkarılan 666 sayılı KHK’nın hükmü iptal edilmiştir. Bu nedenle eski düzenleme kendiliğinden yürürlüğe girer. Yani 666 sayılı KHK’nın ilgili hükmünün iptal edilmesi ile 2560 sayılı Kanunun 6/d maddesindeki ikramiye ödenmesine devam olunması yasa koyucunun iradesine uygun düşmektedir. Aksi durum, yetki kanunu kapsamı dışındaki KHK’nın uygulanmasına devam edildiği sonucunu doğurur.
Bu itibarla; Anayasa Mahkemesi’nin 27.12.2012 tarih ve E:2011/139, K:2012/205 sayılı Kararı ile; ikramiye ödemesini engelleyici yasal düzenleme iptal edildiğinden, yapılan ödemelerin iptalden önceki mevzuata uygun olduğu gerekçesi ile, sorumluların temyiz itirazları haklı görülerek temyize konu İlam hükmünün kaldırılması uygun olur.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Kaynak: karar_sayistay
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:36:49