Sayıştay 7. Dairesi 41790 Kararı - Belediyeler ve Bağlı İdareler Yargılama Usulleri
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
7
Sayıştay Kararı
41790
27 Eylül 2017
Belediyeler ve Bağlı İdareler
Temyiz Karar Detayı
İletişim Bilgileri
-
Kamu İdaresi: Belediyeler ve Bağlı İdareler
-
Yılı: 2014
-
Daire: 7
-
Dosya No: 41790
-
Tutanak No: 43319
-
Tutanak Tarihi: 27.09.2017
-
Konu: Sorumluluk ve Yargılama Usulleri ile İlgili Kararlar
KARAR
Konu: Belediye gelirlerin zamanaşımına uğratılmasında sorumluluk.
- 232 sayılı İlamın 3. Maddesiyle; … Büyükşehir Belediyesi’nde gelir kalemleri içinde tahakkuk etmiş olarak yer alan para cezaları ile ilgili gerekli işlemlerin zamanında yapılmaması suretiyle alacağın zamanaşımına uğratılması gerekçesi ile … TL’ye tazmin hükmü verilmiştir.
İlamda Muhasebe Yetkilisi sıfatı ile sorumlu tutulan … (Mali Hizm. Md., 41790 numaralı dosya) temyiz dilekçesinde özetle;
Sayıştay Denetçisi tarafından düzenlenen sorguya vermiş oldukları savunmada; mevcut liste üzerinde yapılan incelemede; haciz varakalarının düzenlendiği ve ilgililere tebliğ edildiği, ödemelerin yapıldığı, ancak o dönemde belediyece kullanılan … Şirketince kurulan bilgisayar sisteminin büyükşehir belediyesi geçiş sürecinde … Belediyesi, … ve Büyükşehir Belediyesinin hesap ve işlemlerinin ayrılması sırasında çöktüğü ve yeniden kurulum sırasında bazı karışıklara sebep olduğunu, birçok kez manüel girişler yapılmış ve bu esnada tahsilatların eksik girilmiş olması nedeniyle hiçbir işlem yapılmayan ve zamanaşımına uğratılmış bir kamu alacağı bulunmadığı, şeklinde savunmalarına rağmen bu husus ile ilgili o anda herhangi bir belge sunamadıkları için dikkate alınmadığını,
Zira, … Belediyesince düzenlenen ekli tutanakta (EK:1) görüldüğü üzere, mükellef sicil bazında tazmin konusu edilen listelerdeki tutarların tamamı tahsil edilmiş olup, hesap bakiyelerinin tamamı (0) sıfır bakiye göründüğünü,
Öte yandan, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununun 71. maddesinde Kamu zararı; “kamu görevlilerinin kasıt, kusur veya ihmallerinden kaynaklanan mevzuata aykırı karar, işlem veya eylemleri sonucunda kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olunmasıdır.” şeklinde tanımlandığını, buna göre doktrinde, kamu zararında sorumluluğun, kamu görevlilerinin kamu zararının doğmasında kişisel kasıt, kusur ve ihmallerinin bulunup bulunmadığına göre belirlenmesi gerektiğini, ancak, Sayıştay sorgusunda ve ilamında şahsının kastı, kişisel kusuru ve ihmali bulunduğuna yönelik hiçbir değerlendirme yapılmadığını,
Sonuç itibariyle; savunmasına ekli liste üzerinde yapılacak incelemede tespit edileceği gibi, sorguya esas haciz varakalarının ilama kamu alacakları zamanaşımına uğramadan önce düzenlendiği ve ilgilere tebliğ edildiği, tahsilatlarının ise yapıldığı halde büyükşehir belediyesine geçiş sürecinde Belediyelerine bilgisayar sistemini kuran … Şirketince … Belediyesi, … ve Büyükşehir Belediyesinin hesap ve işlemlerini ayırması sırasındaki çökme ve yeniden kurulum nedeniyle karışıklara sebep olduğu, bu nedenle zabıta cezalarının halen tahakkuk aşamasında göründüğünün anlaşıldığını, otomasyon sistemine rağmen birçok kez gerçekleştirilen manuel girişler ve bu esnada tahsilatların hiç girilmemesi veya eksik girilmiş olması, gerçekte hiçbir işlem yapılmayan ve zamanaşımına uğratılmış bir kamu alacağının bulunmadığını gösterdiğini, ancak, bu hususun ilk savunma anında tarafına bu konular ile ilgili herhangi bir belge sunulmaması nedeniyle izah edilemediğini, hal böyle olunca, … Belediye Başkanlığının kayıtları ile … firmasının bu konudaki yazılarını (EK:2) Yüce Mahkemenizin nazarı itibarına sunduğunu,
Yukarıda açıklanan nedenlerle hakkında tazminine hükmedilen tutarların kaldırılmasını talep etmektedir.
Aynı ilam maddesi ile ilgili Muhasebe Yetkilisi … (41789 numaralı dosya) temyiz dilekçesinde özetle;
17/12/2011 tarihli ve 28145 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Kamu İdaresi Hesaplarının Sayıştay’a Verilmesi ve Muhasebe Birimleri ile Muhasebe Yetkililerinin Bildirilmesi Hakkında Usul ve Esaslara İlişkin Yönetmelik’in 5/1-a maddesinde, hesap dönemi başında verilecek bilgiler arasında “Muhasebe yetkililerinin adı soyadı, unvanı ve elektronik adresini gösterir cetvel ile imza sirküleri” olduğu, 5 numaralı fıkrasında ise birinci fıkrada sayılan bilgilerdeki değişikliklerin en geç bir ay içinde Sayıştay Başkanlığına bildirileceğinin hükme bağlandığını, hal böyle olunca, söz konusu Yönetmelikte de belirtildiği gibi muhasebe birimlerinin yönetiminden sorumlu olacak kimselerin Muhasebe Yetkilisi olması gerektiğinin tartışmasız olduğunu,
Bu cümleden hareketle, 21/01/2006 günlü ve 26056 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Muhasebe Yetkililerinin Eğitimi, Sertifika Verilmesi ile Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik’in “Tanımlar” başlıklı 4. maddesinde muhasebe yetkilisi “Muhasebe hizmetlerinin yürütülmesinden ve muhasebe biriminin yönetiminden sorumlu, usulüne göre atanmış sertifikalı yöneticiyi, Sertifika ise “Şekli ve içeriği Bakanlık tarafından belirlenen ve sahibine muhasebe hizmetlerini yerine getirebilme yetkisi veren muhasebe yetkilisi sertifikasını ifade edeceğinin hükme bağlandığını, ayrıca, anılan Yönetmelik’in 5/c numaralı maddesinde ise, muhasebe yetkilisi olarak atanacakların muhasebe yetkilisi sertifikası almış olması gerektiği açıklanmakta, söz konusu belgeye sahip olmaksızın görevlendirilecekler konusundaki tek istisnanın ise belde ve nüfusu 25 binin altında olan ilçe belediyeleri olarak belirtildiğini,
Buna göre, mezkur Yönetmelik hükümleri gereğince şahsına verilmiş herhangi bir Muhasebe Yetkilisi Sertifikası olmadığı ve dolayısıyla tarafına Muhasebe Yetkilisi sıfatının da verilemeyeceğinin açık olduğunu, bu durumun özellikle dikkate alınması hususunu arz ettiğini,
Diğer yandan, 2013 yılında zamanaşımına uğratıldığı öne sürülen, fakat ekli listede gösterildiği gibi tahsil edilmiş olmakla beraber bilgisayar sistemindeki hatalı kayıtlara dayandırılan 2013 yılındaki tutarların tümünden sorumlu tutulmasının hukuki ve fiili gerçeklerle bağdaşmadığını, Çünkü 2013 yılında muhasebe yetkilisi olmadığı ve sertifikası olmadığı halde görevlendirildiği konusu bir yana, görev süresinin 25/09/2013 - 16/12/2013 tarihlerine denk gelen 79 gün olduğunu, ancak, Sayıştay Sorgusu Sorumlular başlıklı tablo ile 1-2-3 no.lu tabloların değerlendirilmesinden de görüleceği gibi, haksız ve hukuksuz olarak 2013 yılındaki tutarların tümünden sorumlu tutulduğunu, görevlendirildiği tarihten önceki dönemler (…) ile görev süresinin sona erdiği tarihten sonraki (…) günlere isabet eden tutarlardan hukuken zamanı idare esaslarına göre ilgililerin sorumlu tutulması gerektiğini, dolayısıyla, muhasebe yetkilisi olmadığı nedeniyle görevlendirilmesindeki hata ile söz konusu tutarların tahsil edilmiş olduğu hususu bir yana, bir an için sorumlu olduğu kabul edilse bile, Denetçi Sorgusundaki hesaplamaların hatalı olduğu, 2013 yılındaki tüm tutarların tarafına yüklenemeyeceğinin aşikâr olduğunu,
Zamanaşımının hukuken 31 Aralık tarihi itibariyle hüküm ifade edeceği, dolayısıyla bu tarihte görevli olan kişinin görevi devraldığı tarihten 31/12 tarihine kadar geçen süresinin 14 gün olduğu ve bu sürenin de azlığı gerekçe gösterilerek sorumlu tutulmamasında hukuken isabet olmadığını düşünmekte olduğunu, zira, görev değişimi 16/12/2013 tarihinde gerçekleştirilmiş olup ilgilinin görev süresi 16/12 tarihinden 31/12 günü mesai saati sonuna kadar kalan sürenin 16 gün olduğunu, bu süre içerisinde 6183 sayılı AATUHK hükümlerine göre zamanaşımını kesen işlemlerin gerçekleştirilebileceğinin dikkate alınması ve buna göre karar ittihaz olunması gerektiğine inandığını,
Öte yandan, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununun 71. maddesinde Kamu zararı; “kamu görevlilerinin kasıt, kusur veya ihmallerinden kaynaklanan mevzuata aykırı karar, işlem veya eylemleri sonucunda kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olunmasıdır.” şeklinde tanımlandığını, buna göre doktrinde, kamu zararında sorumluluğun, kamu görevlilerinin kamu zararının doğmasında kişisel kasıt, kusur ve ihmallerinin bulunup bulunmadığına göre belirlenmesi gerektiğini, ancak, Sayıştay Sorgusunda ve ilamında şahsının kastı, kişisel kusuru ve ihmali bulunduğuna yönelik hiçbir değerlendirme yapılmadığını,
Sonuç itibariyle; savunmaya ekli liste üzerinde yapılacak incelemede tespit edileceği gibi, sorguya esas haciz varakalarının ilama kamu alacakları zamanaşımına uğramadan önce düzenlendiği ve ilgilere tebliğ edildiği, tahsilatlarının ise yapıldığı halde büyükşehir belediyesine geçiş sürecinde Belediyelerine bilgisayar sistemini kuran … Şirketince … Belediyesi, … ve Büyükşehir Belediyesinin hesap ve işlemlerini ayırması sırasındaki çökme ve yeniden kurulum nedeniyle karışıklara sebep olduğu, bu nedenle zabıta cezalarının halen tahakkuk aşamasında göründüğü, otomasyon sistemine rağmen birçok kez gerçekleştirilen manuel girişler ve bu esnada tahsilatların hiç girilmemesi veya eksik girilmiş olması, gerçekte hiçbir işlem yapılmayan ve zamanaşımına uğratılmış bir kamu alacağının bulunmadığını gösterdiğini, ancak, bu husus ilk savunma anında tarafına bu konular ile ilgili herhangi bir belge sunulmaması nedeniyle izah edilemediğini, hal böyle olunca, … Belediye Başkanlığının kayıtları ile … firmasının bu konudaki yazılarını (EK:1) Yüce Mahkemenizin nazarı itibarına sunduğunu,
Savunmamıza ekli, (EK:2) … Belediyesince düzenlenen tutanakta görüldüğü üzere, mükellef sicil bazında tazmin konusu edilen listelerdeki tutarların tamamı tahsil edilmiş olduğu, hesap bakiyelerinin tamamının (0,00 TL) olarak görüldüğünün sabit olduğunu,
Yukarıda açıklanan nedenlerle hakkında tazminine hükmedilen tutarların kaldırılmasını talep etmektedir.
Başsavcılığın Muhasebe Yetkilisi … için verdiği mütalaasında (41790 numaralı dosya);
“Dilekçede;
1 - İlamın 3 ve 4. maddeleriyle kamu zararı olarak nitelendirilen tutarlara ilişkin, tahsil edilmemiş görünen kamu alacaklarının, kimisinin tahsil edildiği ya da usulüne göre terkin edildiği ileri sürülerek, kamu zararını oluşmadığı savunulmaktadır.
Konuya ilişkin kanıtlayıcı belgeler dilekçe ekine konularak, uhdesindeki tazmin hükmünün kaldırılması talep edilmektedir.
Sorumlunun, ileri sürdüğü gerekçeler ve eklediği belgeler dikkate alınarak, itirazı haklı gözükmektedir.
İlamın 3, 4 ve 26 maddeleriyle ilgili sunulan belgelerin incelenmesi temyize konu teşkil etmemektedir.,
Bu nedenlerle, konunun yargılamanın iadesini gerektirir nitelikte görülmesi halinde, yeniden hüküm tesis edilmek üzere dosyanın Dairesine tevdiine karar verilmesinin uygun olacağı değerlendirilmektedir.
Arz olunur.” denilmiştir.
Başsavcılığın Muhasebe Yetkilisi … için verdiği mütalaasında (41789 numaralı dosya);
“Dilekçede, ilamın 3 ve 4. maddeleriyle verilen tazmin hükmüne itiraz edilmektedir.
Dilekçe sahibi tarafından, İlamın 3 ve 4. maddeleriyle kamu zararı olarak nitelendirilen tutarlara ilişkin sorumluluğun, usulüne göre atanmış sertifikalı yönetici olmaması nedeniyle kendisine sorumluluk tevcih edilemeyeceği ileri sürülerek, sorumluluk yönüyle itiraz edilmektedir.
Diğer taraftan, tahsil edilmemiş görünen kamu alacaklarının, kimisinin tahsil edildiği ya da usulüne göre terkin edildiği ileri sürülerek, kamu zararım oluşmadığı savunulmaktadır. Konuya ilişkin kanıtlayım belgeler dilekçe ekine konularak, uhdesindeki tazmin hükmünün kaldırılması talep edilmektedir.
Sorumlunun, ileri sürdüğü gerekçeler ve eklediği belgeler dikkate alınarak, itirazı haklı gözükmektedir.
İlamın 3 ve 4. maddeleriyle ilgili sunulan belgelerin incelenmesi temyize konu teşkil etmemektedir.,
Bu nedenlerle, konunun yargılamanın iadesini gerektirir nitelikte görülmesi halinde, yeniden hüküm tesis edilmek üzere dosyanın Dairesine tevdiine karar verilmesinin uygun olacağı değerlendirilmektedir.
Arz olunur.” denilmiştir.
Yapılan duruşmada, duruşmaya katılan … ilam konusu olayda esas sorulması gereken hususun belediyenin nikah salonundan niye ücret alındı olması gerekirken nikâh akdi yaptıran belediye personelinin yakınlarından niye ücret alınmaması hususu olduğunu, Belediyenin nikah salonu hizmeti vermesinin esas görevleri arasında bulunduğunu bu nedenle esasen bu hizmeti vermesi nedeniyle hiç kimseden ve bu arada nikâh akdi yaptıran belediye personelinin yakınlarından da ücret almaması gerektiğini, ilam konusu olayda kamu zararının bulunmadığını belirterek tazmin hükmünün kaldırılmasını talep etmiştir.
Duruşmaya katılan Sayıştay Savcısı önceki mütalaalarında belirtiği hususları belirterek daire kararının onanması yönünde görüş belirtmiştir.
Yapılan duruşmada, duruşmaya katılan … ve … ile Sayıştay savcısı temyiz dilekçesinde ve savcılık mütalaasında belirtikleri hususları tekrarlamışlardır.
Duruşma talebinde bulunan … ve … ile Sayıştay Savcısının sözlü açıklamalarının dinlenmesinden ve dosyada mevcut belgelerin okunup incelenmesinden sonra,
GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Sorumluluk itirazlarına ilişkin olarak;
İlamda, 2004, 2005, 2006, 2007 ve 2008 yıllarında tarh etmiş alacaklar 2009-2013 yıllarında zamanaşımına uğradığı için, sadece 2009-2013 yılları içerisinde muhasebe yetkilisi olarak görev yapanlar sorumlu tutulmuştur.
5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu genel mali yapıyı sistemleştirirken 60/e maddesi ile, gelirlerin mali hizmetler birimi tarafından ilgili mevzuatı çerçevesinde tahakkuk ettirileceğini, gelir ve alacaklarının takip ve tahsil işlemlerini yürüteceğini, hükme bağlamıştır. Bu hükme göre tahakkuk ve tahsil aşamalarında mali hizmetler biriminin genel olarak sorumlu olduğu çıkarsaması yapılabilir. Ayrıca, 61’inci maddede muhasebe hizmeti tanımlanırken, gelir ve alacakların tahsili aşamasında muhasebenin de rol aldığı ifade edilmiştir. Tarh ve tebliğ kavramlarına açıkça değinilmemiş olsa da, mali hizmetler birimlerinin bu anlamda bir fonksiyon üstlendikleri genel görev tanımlarından çıkarılabilir. Muhasebe yetkilisi ve mali hizmetler birimi haricinde, ilgili kanunlarda tarh, tahakkuk ve tahsilden sorumlu olanların da, bu kapsamda değerlendirmesi gerekmektedir.
Sayıştay Genel Kurulunun 14.06.2007 tarihli 5018 sayılı Kanun çerçevesinde sorumlulukların belirlenmesine ilişkin kararında; tahsil edilmeye hazır hale gelmiş gelirle ilgili olarak muhasebe yetkilisinin sorumluluğundan bahsedilmiştir.
Kararda; “5018 sayılı Kanun’un 61’inci maddesinin birinci fıkrasında, muhasebe hizmeti; ‘gelirlerin ve alacakların tahsili, giderlerin hak sahiplerine ödenmesi, para ve parayla ifade edilebilen değerler ile emanetlerin alınması, saklanması, ilgililere verilmesi, gönderilmesi ve diğer tüm malî işlemlerin kayıtlarının yapılması ve raporlanması işlemleridir.’ şeklinde tanımlanmış; aynı maddenin ikinci fıkrasında muhasebe yetkilisinin, bu hizmetlerin yapılmasından ve muhasebe kayıtlarının usulüne uygun, saydam ve erişilebilir şekilde tutulmasından sorumlu olduğu belirtilmiş, aynı Kanunun 60’ıncı maddesinde de, ilgili mevzuatı çerçevesinde idare gelirlerini tahakkuk ettirmek, gelir ve alacaklarının takip ve tahsil işlemlerini yürütmek mali hizmetler biriminin görevleri arasında sayılmıştır. Muhasebe Yetkililerinin Eğitimi, Sertifika Verilmesi ile Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik’in 23’üncü maddesinde, gelirleri ve alacakları ilgili mevzuatına göre tahsil etmek, yersiz ve fazla tahsil edilenleri ilgililerine iade etmek ve bu işlemlere ilişkin kayıtları usulüne uygun, saydam ve erişilebilir şekilde tutmak, mali rapor ve tabloları her türlü müdahaleden bağımsız olarak düzenlemek muhasebe yetkilisinin görevlerinden kabul edilmiş, aynı Yönetmeliğin 32’nci maddesinde de idarelerce ilgili kanunlarına göre tarh ve tahakkuk ettirilerek tahsil edilebilir hale gelmiş kamu gelir ve alacaklarının yükümlüleri ve sorumluları adına ilgili hesaplara kaydedilerek tahsil edilmesinden muhasebe yetkilisinin sorumlu olduğu açıkça ifade edilmiştir.
Açıklanan nedenlerle, idarelerce ilgili kanunlarına göre tarh ve tahakkuk ettirilerek tahsil edilebilir hale gelmiş kamu gelir ve alacaklarının takip ve tahsil edilmesinden muhasebe yetkilisinin tek başına sorumlu olduğuna çoğunlukla,” karar verilmiştir.
Karardaki en önemli nokta, idarelerce ilgili kanunlarına göre tarh ve tahakkuk ettirilerek tahsil edilebilir hale gelmiş gelir ve alacakların tahsil edilmesinden muhasebe yetkilisinin sorumlu olduğu hususudur. Yani, muhasebe yetkilisinin sorumluluğu için, ön şart olarak gelirin tarh ve tahakkuk aşaması sorunsuz bir şekilde yerine getirilmelidir. Tarh ve tahakkuk aşaması sorunsuz yerine getirildiğinde, muhasebe yetkilisinin tahsilatla ilgili sorumluluğu başlamaktadır.
Gelirin aşamaları dikkate alındığında, tarh ve tahakkuku eksik veya hatalı yapılmış bir gelirin, eksik tahsil edilmesinden tek başına veya ortaklaşa olarak muhasebe yetkilisinin sorumlu tutulması 5018 sayılı Kanun’un objektif sorumluluktan vazgeçme anlayışına da muhalif düşmektedir.
Ayrıca, muhasebe yetkilisi ve mali hizmetler birimi idari anlamda bir bütünü ifade etse de, belediye gelirlerinin tahsilatı aşamasında mali sorumluluk anlamında farklı birim veya kişilerden oluşabilir.
5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun “Gelirlerin toplanması sorumluluğu” başlıklı 38’inci maddesinde; “Kamu gelirlerinin tarh, tahakkuk, tahsiliyle yetkili ve görevli olanlar, ilgili kanunlarda öngörülen tarh, tahakkuk ve tahsil işlemlerinin zamanında ve eksiksiz olarak yapılmasından sorumludur” denilerek, kamu gelirleri ile ilgili olarak sorumluluk tanımlanmış olup; tarh, tahakkuk ve tahsil işlemlerinin hangi safhalarında kimlerin sorumlu olduklarının kurum kanunlarına bırakılması ile farklılaşan ve karmaşıklaşan bir sistemi ortaya çıkarmıştır.
Aynı Kanun’un “Kamu Zararı” başlıklı 71’inci maddesinde, “Kamu zararı; kamu görevlilerinin kasıt, kusur veya ihmallerinden kaynaklanan mevzuata aykırı karar, işlem veya eylemleri sonucunda kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olunmasıdır.
Kamu zararının belirlenmesinde;
e) İdare gelirlerinin tarh, tahakkuk veya tahsil işlemlerinin mevzuata uygun bir şekilde yapılmaması,
Esas alınır.” hükmü yer almaktadır.
Buna göre, idare gelirlerinin zamanaşımına uğratılması nedeniyle oluşan kamu zararından dolayı sorumluluğun belirlenmesi aşamasında; sadece 2009-2013 yıllarında görev yapan muhasebe yetkililerinin değil, 2004 yılından 2013 yılının sonuna kadar … Belediyesi gelirlerinin tahsili ile ilgili olarak Mali Hizmetler Müdürlüğü dışında farklı bir birimin görevlendirilip görevlendirilmediğinin ve konu ile ilgili görevli olan çalışanların kasıt, kusur veya ihmalinin tespit edilmesi ve sorumluluğun bu doğrultuda tesis edilmesi gerekmektedir.
Dolayısıyla sorumluluğun bu yönüyle genişletilmesi gerekmektedir.
Esasa ilişkin olarak;
6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un; “Kanunun şümulü” başlıklı 1’inci maddesinde; “Devlete, vilayet hususi idarelerine ve belediyelere ait vergi, resim, harç, ceza tahkik ve takiplerine ait muhakeme masrafı, vergi cezası, para cezası gibi asli, gecikme zammı, faiz gibi fer'i amme alacakları ve aynı idarelerin akitten, haksız fiil ve haksız iktisaptan doğanlar dışında kalan ve amme hizmetleri tatbikatından mütevellit olan diğer alacakları ile; bunların takip masrafları hakkında bu kanun hükümleri tatbik olunur.
…”
“Ödeme zamanı ve önce ödeme” başlıklı 37’nci maddesinde; “Amme alacakların hususi kanunlarda belli edilen zamanlarda ödenir.
Hususi kanunlarda ödeme zamanı tespit edilmemiş amme alacakları Maliye Vekaletince belirtilecek usule göre yapılacak tebliğden itibaren bir ay içinde ödenir.
…”
“Tahsil zamanaşımı” başlıklı 102’nci maddesinde;
“Amme alacağı, vadesinin rastladığı takvim yılını takip eden takvim yılı başından itibaren 5 yıl içinde tahsil edilmezse zamanaşımına uğrar. Para cezalarına ait hususi kanunlardaki zamanaşımı hükümleri mahfuzdur.
Zamanaşımından sonra mükellefin rızaen yapacağı ödemeler kabul olunur.”
“Zamanaşımını kesilmesi” başlıklı 103’üncü maddesinde;
“Aşağıdaki hallerde zamanaşımı kesilir;
-
Ödeme,
-
Haciz tatbiki,
-
Cebren tahsil ve takip muameleleri sonucunda yapılan her türlü tahsilat,
-
Ödeme emri tebliği,
…” denilmektedir.
Anılan hükümler uyarınca; belediyelerin; vergi, resim, harç, ceza tahkik ve takiplerine ait muhakeme masrafı, vergi cezası, para cezası gibi asli ve gecikme zammı, faiz gibi fer’i amme alacakları vadesinin rastladığı takvim yılını takip eden takvim yılı başından itibaren 5 yıl içinde tahsil edilmediğinde zamanaşımına uğrar.
Bununla beraber, zamanaşımı süresi içerisinde mükellef tarafından yapılan ödeme ile belediye tarafından mükellefe haciz uygulanması, usulüne uygun şekilde tebliğ yapılması, ödeme emri tebliğ edilmesi veya cebren tahsil ve takip muameleleri sonucunda yapılan her türlü tahsilat zamanaşımı süresini keserek yeniden başlatır.
Rapor dosyası ve ekli belgelerin incelenmesi neticesinde, 2004-2008 yıllarında tahakkuk etmiş olup, … Belediyesi’nin kullandığı bilişim sisteminden kayıtların alındığı 31.12.2013 tarihine kadar zamanaşımına uğramış para cezası gelirlerinin kamu zararı konusu edildiği görülmüştür.
İlgililer tarafından, tahsil edilmeyen belediye alacaklarıyla ilgili temyiz dilekçesi ekinde bu hususa ilişkin belgeler ibraz edilmiştir. Bu iddianın Dairesi tarafından incelenmesi gerekmektedir. İbraz edilen belgelerin incelenmesi temyiz konusu olmayıp yargılamanın iadesine ilişkindir.
Tazmin hükmüne konu belediye gelirlerine ilişkin tespitlerin icmali rakamlar üzerinden yapılan incelemelere dayandırıldığı, söz konusu alacaklara ilişkin mükellef bazında ayrıntıların ortaya konmadığı, bu tutarla ilgili olarak sorumlularca bildirilen ve zamanaşımını kesen (tahsilat vb.) durumlarla ilgili iddiaların somut ve açık olarak karşılanmadığı ve varsa kısmı tahsil işlemlerinin zamanaşımına etkilerinin tespit edilmediği anlaşılmaktadır.
Bu itibarla, tazmin hükmüne konu alacaklardan zamanaşımına uğrayanların mükellefleri itibariyle tespit edilmesinin sağlanması ve olay bazında zamanaşımını kesen veya durduran nedenlerin gerçekleşip gerçekleşmediğinin ortaya konulması, kamu zararı miktarı bakımından temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddiaların incelenmesi ve yukarıda belirtilen gerekçelerle sorumluluğun genişletilmesi suretiyle yeniden hüküm tesisini teminen 232 sayılı ilamın 3. maddesi ile verilen tazmin hükmünün BOZULARAK dosyanın hükmü veren Daireye GÖNDERİLMESİNE, oyçokluğuyla,
İlave gerekçe
Temyiz Kurulu ve .. Daire Başkanı …, Üyeler …, …, … ve …’ın ilave gerekçesi:
Esastan bozma yönündeki Kurul kararına katılmakla birlikte; 5393 sayılı Kanun’un 38’inci maddesinin (f) bendi ile belediye başkanlarına verilen görevlerden biri de; belediyenin gelir ve alacaklarını takip ve tahsil etmektir. Dolayısıyla, belediye başkanları belediye idaresinin başı ve üst yöneticisi olarak belediyenin gelirlerinin mevzuat hükümlerine göre takip ve tahsil edilmesinden sorumlu tutulmuşlardır.
2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nun 102. maddesinin 2. fıkrasında; “Vergi Usul Kanununda mahallin en büyük malmemuruna verilmiş görev ve yetkiler, Belediye Gelirleri Kanunu uygulaması yönünden Belediye Başkanı tarafından kullanılır.” denilmektedir.
5345 sayılı Gelir İdaresi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 33’üncü maddesinde ise; “Diğer mevzuatta ……. mahallin en büyük memuruna, ilin en büyük malmemuruna, defterdara ve defterdarlığa yapılmış atıflar ilgisine göre vergi dairesi başkanı ve başkanlığına, ……yapılmış sayılır.” hükmü bulunmaktadır.
Aynı Kanunun 24’üncü maddesinde ise, vergi dairesi başkanlığına “yetki alanı içindeki mükellefi tespit etmek, vergi ve benzeri mali yükümlülüklere ilişkin tarh, tahakkuk, tahsil, terkin, tecil, iade, ödeme, muhasebe ve benzeri işlemleri yapmak, …” görev ve yetkisi verilmiştir.
Bu hükümler uyarınca belediye gelirleri açısından Vergi Usul Kanunu’nda belirtilen vergi inceleme yetkisi hariç mahallin en büyük mal memuruna verilmiş görev ve yetkiler Belediye Başkanı tarafından kullanılacaktır.
Belediyelerin vergi, resim ve harç gelirlerinin takip ve tahsilini düzenleyen 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun;
-13 üncü maddesine göre ihtiyati haciz işlemini başlatma,
-64 üncü maddesine göre haciz varakasını onaylama,
-90 ıncı maddesine göre hacizli malların satışına karar verme,
-115 inci maddesine göre 110 ila 114 üncü maddelerde yazılı suçları işleyenlerin Cumhuriyet Savcılığına bildirilmesi,
idarenin en büyük memuru olarak belediye başkanının görev, yetki ve sorumluluğunda bulunmaktadır. Mahalli idareler bu yönüyle merkezi idareden farklılık arzettiği için kanun koyucu, gelirlerin takip ve tahsili konusunda belediye başkanına sorumluluk yüklemiştir.
10.12.2003 tarih ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nda, idarelerin gelirlerini takip ve tahsil yetkisi muhasebe yetkililerine verilmişken bu kanundan sonra yürürlüğe girmiş olan, 3.7.2005 tarih ve 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 37 nci maddesinde ve 10.02.2004 tarih ve 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 18 inci maddesinde; Belediyenin gelir ve alacaklarının takip ve tahsil yetkisinin belediye başkanının görevleri arasında sayılmış olması kanun koyucunun mahalli idarelerin gelirlerinin takip ve tahsilinde sorumluluğun genel idarelerden farklı olarak iki makama yüklediği anlaşılmaktadır.
Bütün bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde; belediye gelirlerinin takip ve tahsil sorumluluğunun, belediye başkanı ve muhasebe yetkilisine birlikte yüklendiği, icrai takip ve tahsil işlemlerindeki yetki ve sorumluluklar dikkate alındığında bunun bir zorunluluk oluşturduğu açıktır. Mevzuatta bir görev birden fazla görevliye tevdi edildiğinde, sorumluluğun müteselsil olacağı açıktır. Görevin ifasında aksamanın kendisinden kaynaklanmadığını, diğer sorumlunun görevini yerine getirmemesi nedeniyle oluştuğunu ispat imkanı da her bir sorumlunun kendisine ait bulunmaktadır.
Ayrıca, Belediyenin her yıl kesin hesabının görüşülmesi sırasında belediyenin alacak durumu, zamanaşımı yaklaşan ve dolan gelirler ile ilgili bilgilerin kendisinin bilgisi dahilinde olduğu, rapor dosyası ve ekleri içerisinde belediye başkanı tarafından belediye gelirlerinin zamanında ve düzenli olarak takip ve tahsili için ilgili birim amirlerine bir uyarı ve talimat da sunulmadığından sorumlular arasında gelirlerin zamanaşımına uğradığı dönemde görevde olan belediye başkanının da dahil edilmesi gerekir. Dolayısıyla sorumluluğun bu yönüyle de genişletilmesi gerekmektedir.
Karşı oy gerekçesi
Üye …’nun karşı oy gerekçesi:
Temyiz dilekçesi ekinde sunulan belgeler ile duruşma sırasında yapılan açıklamalardan; alacakların takibinin gerçekleştirildiği, ödeme emri tebliğlerinin yapıldığı, zamanaşımını kesen evrakların düzenlendiği, tahsilata ve haciz/icra işlemlerine devam edildiği, bu suretle söz konusu alacakların 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanun'un 102’nci maddesinde öngörülen tahsil zamanaşımına uğramadığı bu nedenle kamu zararının oluşmadığı sonucuna varıldığından, tazmin hükmünün kaldırılmasına karar verilmesi gerekir.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Kaynak: karar_sayistay
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:52:00