Sayıştay 7. Dairesi 36793 Kararı -
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
7
Sayıştay Kararı
36793
16 Aralık 2014
Diğer
Temyiz Karar Detayı
İletişim Bilgileri
-
Kamu İdaresi:
-
Yılı: 2008
-
Daire: 7
-
Dosya No: 36793
-
Tutanak No: 39779
-
Tutanak Tarihi: 16.12.2014
-
Konu:
KARAR
Dosyada mevcut belgeler okunup incelendikten ve duruşmada murafaacı M.Cemil ARSLAN ile Sayıştay Savcısının sözlü açıklamaları dinlendikten sonra gereği görüşüldü:
- 1415 sayılı ilamın 6.maddesiyle; İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile Anadolu – Sapan Turizm Anonim Şirketi arasında yapılan sözleşme hükümlerine göre alınan işletme bedeli üzerinden Katma Değer Vergisi Hesabının hatalı yapılması sonucu kamu zararına sebebiyet verildiği gerekçesiyle 1.285.503,12 TL.’ye tazmin hükmü verilmiştir.
Dilekçi dilekçesinde:
A) KİRALAMA İŞLEMİNİN YANLIŞ DEĞERLENDİRİLMESİ Öncelikle bahse konu ilamda kamu zararına esas teşkil eden hususun söz konusu kiralama işleminin "işletme" olarak değerlendirilmesi olduğu anlaşılmıştır. Zira ilamda bu kavramın kullanılması dışında niçin böyle bir değerlendirilme yapıldığı ve savunmada belirtilen hususların niçin kabul görmediğine ilişkin herhangi bir açıklama yer almamaktadır. İlave olarak bahse konu ilamda farklı hukuki durumlarda bulunan "kiralama" ve "işletme bedeli kullanımı" ile ilgili maddelerin tamamında herhangi bir açıklamada bulunulmaksızın sadece çok kısa bir cümle ile (ve farklı hukuki durumlar için aynı cümle ile) tazmin kararının söz konusu edilmesi, aralarındaki farkların dikkate alınmadığı veya savunmaların değerlendirilmesinde yeterli özenin gösterilmediğine ilişkin bir kanaate ulaşıldığını,
İlamın 6. Ve 7. Maddelerinde belirtilen İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile Anadolu-Sapan Turizm Şirketi ve Göktrans Turizm ve Ticaret A.Ş. Şirketi arasındaki ilişki "işletme bedeli" ilişkisi değil "kiralama" ilişkisidir. Şöyle ki;
-
Belediyenin "işletme bedeli" alabilmesi için arsanın ve binanın belediyeye ait olması ve işletilmesi için bir kişi veya kuruma devredilmesi gerekir. Ancak mevcut durumda sadece arsa belediyeye aittir. Bina ise tamamen şirket tarafından inşa edilmiş olup Anadolu-Japan Turizm Şirketi adına tapuya kaydedildiğini, Bina vergisi de şirket tarafından ödendiğini, Yapılan yatırım (Otel Binası) şirketin muhasebe kayıtlarında 264 nolu Özel Maliyet hesabında takip edilmekte ve amortisman ayrıldığını, Kira süresince mülkün (Otel Binası) sahibi Anadolu-Japan Turizm Şirketi olduğunu, Sözleşmenin 3. maddesine göre 43 yıllık kira süresi sonunda şirket arsayı ve üzerindeki bütün yapı ve tesisleri belediyeye teslim edeceğini, Belediye arsa sahibidir ve bu nedenle bu durum bir gayrimenkul kiralamasıdır. Kiralamaya konu olan arsa kendi başına bir iktisadi işletme olmadığını, Bu bağlamda Belediyelerin yaptıkları gayrimenkul kiralamaları Katma Değer Vergisi Kanununun 17/4-d maddesi gereğince KDV'ye tabi olmadığından bu gayrimenkul kiralaması da (burada arsa) KDV'ye tabi olmayacağını,
-
3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunun 1/3-f maddesi ile Gelir Vergisi Kanunu'nun 70. maddesinde belirtilen mal ve hakların kiralama işlemleri katma değer vergisine tabi tutulmuş aynı kanunun 17/4-d maddesi ile de iktisadi işletmelere dahil olmayan gayrimenkullerin kiralanması işlemleri katma değer vergisinden istisna edilmiştir. Türk Medeni Kanunu'nun 998. maddesine göre, tapu kütüğüne taşınmaz olarak bağımsız ve sürekli hakların kaydedilebileceği belirtilmiştir. Anılan madde hükmü gereği tapu siciline, taşınmazlar üzerindeki bağımsız ve sürekli hakların taşınmaz olarak kaydedilmesi hakkın süresiz veya en az otuz yıl süreli olmasına bağlı olduğunu,
Gelir İdaresi Başkanlığı Adana Vergi Dairesi Başkanlığının 01.11.2008 tarih ve B.07.GİB.4.01.16.02/1537 sayılı ve Bursa Vergi Dairesi Başkanlığının 17.10.2008 tarih ve B.07.GİB.4.16.16.02-300-08/1839 sayılı Muktezalarında da belirtildiği üzere; irtifak hakkının tapu siciline bağımsız ve sürekli bir hak olarak tescil edilmesi durumunda, bu bir gayrimenkul kiralaması olarak değerlendirilecek ve gayrimenkul sahibi Katma Değer Vergisi Kanununun 17/4-d maddesinde yer alan istisna nedeniyle katma değer vergisine tabi tutulmayacağını,
Belediye ile Anadolu-Sapan Turizm A.Ş. arasında yapılan sözleşme gereği İstanbul ili Beşiktaş İlçesi 74 Pafta 684 Ada 1 ve 4 Parselde kayıtlı 63.584 m2Tik arsamızın irtifak haklan (Sözleşme Madde 1) 40 yıllık süre için Anadolu-Sapan Turizm A.Ş.'ye devredilmiş olup tapu kütüğüne de kaydedildiğini, (Ek:2) Keza, Belediye ile Göktrans Turizm ve Ticaret A.Ş. arasında yapılan sözleşme gereği de Beşiktaş İlçesi Tapu Kütüğünde 95 Pafta, 808 Ada, 4 Parsele (705. Sayfa) kaydedildiğini, Bu nedenle firmalardan tahsil edilen bedeller "işletme bedeli" değil yukarıda zikredilen muktezalar çerçevesinde "kira" olarak değerlendirilmek durumundadır. Bu nedenle de kira bedelleri katma değer vergisine de tabi olmadığını, Bu nedenle de kira bedellerinin katma değer vergisine de tabi olmadığını,
Ödenen kira bedelleri KDV'ye tabi olmadığından dolayı, Şirket ödemeleri Banka dekontu ve tahsil belgeleri ile yapmakta ve başka bir belgeye ihtiyaç duyulmadığını,
Tahsilatların muhasebe kaydı yapılması sırasında sehven bu bedellerden KDV ayrılmış olup Vergi Dairesine ödenecek katma değer vergisi bedellerinden düşüldüğünü, Ancak belediye ödediği KDV'nin fazla olması nedeniyle Maliye Bakanlığından kasım 2009 tarihi itibariyle 2.170.353.871 TL KDV alacağı bulunduğunu, Dolayısıyla yanlış bildirilen bu bedelin de alacağa dahil edilmesi için çalışmalara başlanılmış olup kamu zararı söz konusu olmadığını, Tahsil edilen bedellerin muhasebe kayıtlarının doğru olarak yapılması için ilgili personel bilgilendirildiğini,
B) MUHAEBE YETKİLİSİ SIFATININ YANLIŞ DEĞERLENDİRİLEREK GENEL SORUMLULUK TEVCİHİNE DÖNÜŞTÜRÜLMESİ
Sayıştay Genel Kurulu'nun "Sayıştayca yapılan incelemeler sonucunda kamu zararı tespit edildiğinde ve kamu kaynağının verimli, etkin ve ekonomik kullanılmadığı saptandığında, 10.12.2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu çerçevesinde sorumlu tutulacak görevli ve yetkililerin belirlenmesi hususundaki tereddüt" konusundaki 14.06.2007 tarih ve 5189/1 no.lu kararında;
- Muhasebe Yetkilisinin Görev ve Sorumlulukları Muhasebe yetkilisinin harcama sürecindeki rolü belge kontrolü ve ödeme olarak görülmekte ise de, kuruluş muhasebesinin genel düzenlemesi ve yönetim dönemi hesabının verilmesi bakımından bu görevlinin özel bir yeri ve işlevi vardır. Bu itibarla Sayıştaya karşı sorumluluk noktasında muhasebe yetkilisinin sorumluluğunun ayrıntılı olarak ele alınması gerekmektedir.
a) Muhasebe Yetkilisinin İmza Kontrol Görev ve Sorumluluğu 5018 sayılı Kanunun 61 'inci maddesi uyarınca muhasebe yetkilisinin, ödeme aşamasında, ödeme emri belgesi ve eki belgeler üzerinde yetkililerin imzasını arama yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu nedenle;
-
Ödeme aşamasında, ödeme emri belgesi üzerinde harcama yetkilisi ve gerçekleştirme görevlisinin imzaları olmakla birlikte, ödeme emri belgesi eki belgeler üzerinde herhangi bir imza eksiği varsa muhasebe yetkilisinin, ödeme emri belgesi üzerinde imzası bulunan harcama yetkilisi ve gerçekleştirme görevlisiyle birlikte sorumlu tutulması gerektiğine,
-
Ödeme emri belgesi üzerinde harcama yetkilisi veya gerçekleştirme görevlisinden sadece birinin imzası varsa, muhasebe yetkilisinin, imzası bulunan görevliyle birlikte sorumlu tutulması gerektiğine,
-
Ödeme emri belgesi üzerinde harcama yetkilisi ve gerçekleştirme görevlisinin imzaları yoksa muhasebe yetkilisinin tek başına sorumlu tutulması gerektiğine, Çoğunlukla,
b) Ödemeye Esas Belgelerin Eksikliği ve Maddi Hata Bulunması Durumunda Sorumluluk
5018 sayılı Kanunun 61 'inci maddesi ile Muhasebe Yetkililerinin Eğitimi, Sertifika Verilmesi ile Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeliğin 29'uncu maddesinde, muhasebe yetkilisinin taahhüt ve tahakkuk aşamaları tamamlanmış, ödeme emri belgesi düzenlenmiş ve ön mali kontrolden geçerek ödenmek üzere muhasebe birimine gelmiş bulunan gider ve muhasebe belgeleri ile ön ödeme belgeleri üzerinde, ödemeye ilişkin belgelerin tamam olup olmadığını ve maddi hata bulunup bulunmadığını kontrol etmekle yükümlü olduğu, ilgili mevzuatında belirtilen belgeler dışında belge aramayacağı ve sorumluğunun görevi gereği incelemesi gereken belgelerle sınırlı olduğu belirtilmektedir. 5018 sayılı Kanunun 33 'üncü maddesi uyarınca bütçeden bir giderin yapılabilmesi için iş, mal veya hizmetin belirlenmiş usul ve esaslara uygun olarak alındığının veya gerçekleştirildiğinin görevlendirilmiş kişi veya komisyonlarca onaylanmış ve gerçekleştirme belgelerinin düzenlenmiş olması gerekmektedir. Bu çerçevede gerçekleştirme görevlilerinin, harcama talimatı üzerine işin yaptırılması, mal veya hizmetin alınması, teslim almaya ilişkin işlemlerin yapılması yanında bu işlemlerin belgelendirilmesi ve ödeme için gerekli belgelerin hazırlanması görevi de bulunmaktadır. Dolayısıyla ödemeye esas teşkil eden belgelerdeki noksanlıklardan gerçekleştirme görevlisinin sorumlu olmadığı söylenemez.
Öte yandan, giderin taahhüt ve tahakkuk aşamalarına ait olup, çeşitli gerçekleştirme görevlilerinin kendi yasal görevleri çerçevesinde düzenledikleri ve imzaladıkları belgelerdeki maddi hatalardan muhasebe yetkilisi de sorumlu tutulmaktadır. Bu olgu, Muhasebe Yetkililerinin Eğitimi, Sertifika Verilmesi ile Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeliğin 29'uncu maddesinin dördüncü fıkrasında; "Muhasebe yetkililerinin maddi hataya ilişkin sorumlulukları; bir mali işlemin muhasebeleştirilmesine dayanak teşkil eden karar, onay, sözleşme, hakediş raporu, bordro, fatura, alındı ve benzeri belgelerde; gelir, alacak, gider ya da borç tutarının tespit edilmesine esas rakamların hiçbir farklı yoruma yer vermeyecek biçimde, bilerek veya bilmeyerek yanlış seçilmesi, oranların yanlış uygulanması, aritmetik işlemlerin yanlış yapılması ve muhasebeleştirmeye esas toplamlarının muhasebeleştirme belgesinde ilgili hesaplara noksan veya fazla kaydedilmek suretiyle yapılan yersiz ve fazla alma, verme, ödeme ve gönderilmesiyle sınırlıdır. Teknik nitelikteki belgelerde, bu niteliğe ilişkin olarak yapılmış maddi hatalardan bu belgeleri düzenleyen ve onaylayan gerçekleştirme görevlileri sorumlu olup, muhasebe yetkililerinin bu belgelere ilişkin sorumlulukları aritmetik işlemlerdeki yanlışlıklarla sınırlıdır." biçiminde, 30'uncu maddesinde de, "Ödeme emirleri, muhasebe birimine geliş tarihinden itibaren, en geç dört iş günü içinde incelenir, uygun bulunanlar muhasebeleştirilerek tutarları hak sahiplerinin banka hesabına aktarılır. Eksik veya hatalı olan ödeme emri belgesi ve eki belgeler, düzeltilmek veya tamamlanmak üzere en geç, hata veya eksikliğin tespit edildiği günü izleyen iş günü içinde gerekçeleriyle birlikte harcama yetkilisine yazılı olarak gönderilir. Hata veya eksiklikleri tamamlanarak tekrar muhasebe birimine verilenler, en geç iki iş günü sonuna kadar incelenerek muhasebeleştirme ve ödeme işlemi gerçekleştirilir.
Hak sahiplerinin banka hesaplarına aktarılmaksızın kasadan veya çek düzenlenmek suretiyle bankadan yapılabilecek ödeme tür ve tutarları ile kontrol, muhasebeleştirme ve ödeme süresini dört iş gününden daha az olarak belirlemeye, genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinde Bakanlık, kapsamdaki diğer kamu idarelerinde üst yöneticiler yetkilidir." şeklinde ifade edildiğini,
Yönetmeliğin yukarıya alınan maddesinde ifade edildiği gibi, bir mali işlemin muhasebeleştirilmesine dayanak teşkil eden belgelerde gelir, alacak, gider ya da borç tutarının tespit edilmesine esas rakamlardaki açık, kolayca görülebilen ve yorum gerektirmeyen hatalar maddi hata olarak nitelendirildiğini,
Söz konusu mevzuat hükümleri karşısında, ödemeye esas teşkil etme niteliği bulunan, fakat gider evrakı arasında yer almayan bir belge nedeniyle ortaya çıkan kamu zararı ile giderin taahhüt ve tahakkuk aşamalarına ait olup çeşitli gerçekleştirme görevlilerinin kendi yasal görevleri çerçevesinde düzenledikleri ve imzaladıkları belgelerdeki açık ve kolayca görülebilen ve yorum gerektirmeyen maddi hatalardan muhasebe yetkilisinin, harcama yetkilisi ve gerçekleştirme görevlisiyle birlikte sorumlu tutulması gerektiğine, hatanın bariz olup olmadığı hususunun ise yargı dairelerince kararlaştırılacak bir husus olduğuna çoğunlukla,
c) Muhasebe Yetkilisinin Gideri Hak Sahibine Ödeme Görevi
Muhasebe yetkilisinin, usul ve mevzuatına göre tahakkuk ettirilmiş gideri hak sahibine ödemek ve ödeme yaparken hak sahibinin kimliğini kontrol etmekle görevli olduğu, 5018 sayılı Kanunun 61 'inci maddesinde ve Muhasebe Yetkililerinin Eğitimi, Sertifika Verilmesi ile Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeliğin 23 ve 29 'uncu maddelerinde hüküm altına alınmıştır.
Muhasebe yetkilisi mutemetlerinin hesabına bakmak ve onları aklamak, Kanunun 61 'inci maddesinin son fıkrasına göre, muhasebe yetkilisinin görevi olduğundan, gideri hak sahibine ödemeden doğan sorumlulukta mutemetlerin, Sayıştaya karşı sorumlu kabul edilmemesi gerekmektedir.
Bu nedenle, hak sahibi olmayan kişilere ödeme yapılması nedeniyle ortaya çıkan kamu zararından, doğrudan ve tek başına muhasebe yetkilisinin sorumlu tutulması gerektiğine oybirliğiyle,
d) Muhasebe Yetkilisinin Gelir ve Alacakları Tahsil Görevi 5018 sayılı Kanunun 61 'inci maddesinin birinci fıkrasında, muhasebe hizmeti; "gelirlerin ve alacakların tahsili, giderlerin hak sahiplerine ödenmesi, para ve parayla ifade edilebilen değerler ile emanetlerin alınması, saklanması, ilgililere verilmesi, gönderilmesi ve diğer tüm malî işlemlerin kayıtlarının yapılması ve raporlanması işlemleridir. " şeklinde tanımlanmış; aynı maddenin ikinci fıkrasında muhasebe yetkilisinin, bu hizmetlerin yapılmasından ve muhasebe kayıtlarının usulüne uygun, saydam ve erişilebilir şekilde tutulmasından sorumlu olduğu belirtilmiş, aynı Kanunun 60'ıncı maddesinde de, ilgili mevzuatı çerçevesinde idare gelirlerini tahakkuk ettirmek, gelir ve alacaklarının takip ve tahsil işlemlerini yürütmek mali hizmetler biriminin görevleri arasında sayılmıştır. Muhasebe Yetkililerinin Eğitimi, Sertifika Verilmesi ile Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeliğin 23 'üncü maddesinde, gelirleri ve alacakları ilgili mevzuatına göre tahsil etmek, yersiz ve fazla tahsil edilenleri ilgililerine iade etmek ve bu işlemlere ilişkin kayıtları usulüne uygun, saydam ve erişilebilir şekilde tutmak, mali rapor ve tabloları her türlü müdahaleden bağımsız olarak düzenlemek muhasebe yetkilisinin görevlerinden kabul edilmiş, aynı Yönetmeliğin 32'nci maddesinde de idarelerce ilgili kanunlarına göre tarh ve tahakkuk ettirilerek tahsil edilebilir hale gelmiş kamu gelir ve alacaklarının yükümlüleri ve sorumluları adına ilgili hesaplara kaydedilerek tahsil edilmesinden muhasebe yetkilisinin sorumlu olduğu açıkça ifade edilmiştir.
Açıklanan nedenlerle, idarelerce ilgili kanunlarına göre tarh ve tahakkuk ettirilerek tahsil edilebilir hale gelmiş kamu gelir ve alacaklarının takip ve tahsil edilmesinden muhasebe yetkilisinin tek başına sorumlu olduğuna çoğunlukla, Karar verildi." Denildiğini,
Görüldüğü gibi Muhasebe Yetkilisi'nin "Gelir ve Alacakların Tahsilinden" doğan sorumluluğu "....ilgili kanunlarına göre tarh ve tahakkuk ettirilerek tahsil edilebilir hale gelmiş kamu gelir ve alacaklarının" bu aşamadan sonra takip ve tasil edilmesi aşamasında olmaktadır.
Aksi durum
-
5018 sayılı Kanun'un getirdiği yeni "kusurlu sorumluluk" anlayışına ,
-
Hesap verme sorumluluğu başlıklı 8. maddesindeki "Her türlü kamu kaynağının elde edilmesi ve kullanılmasında görevli ve yetkili olanlar, kaynakların etkili, ekonomik, verimli ve hukuka uygun olarak elde edilmesinden, kullanılmasından, muhasebeleştirilmesinden, raporlanmasından ve kötüye kullanılmaması için gerekli önlemlerin alınmasından sorumludur ve yetkili kılınmış mercilere hesap vermek zorundadır." Anlayışına
-
- maddesindeki "kamu zararı" anlayışına aykırı olurdu.
Bilindiği gibi 5018 Sayılı Kanun'un 71 maddesine göre ;
"Kamu zararı; kamu görevlilerinin kasıt, kusur veya ihmallerinden kaynaklanan mevzuata aykırı karar, işlem veya eylemleri sonucunda kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olunmasıdır.
Kamu zararının belirlenmesinde;
a) İş, mal veya hizmet karşılığı olarak belirlenen tutardan fazla ödeme yapılması,
b) Mal alınmadan, iş veya hizmet yaptırılmadan ödeme yapılması,
c) Transfer niteliğindeki giderlerde, fazla veya yersiz ödemede bulunulması,
d) İş, mal veya hizmetin rayiç bedelinden daha yüksek fiyatla alınması veya yaptırılması,
e) İdare gelirlerinin tarh, tahakkuk veya tahsil işlemlerinin mevzuata uygun bir şekilde yapılmaması,
f) (Kaldırılan (f) bendi; 24.12.2005 - 5436/10. md.)
g) Mevzuatında öngörülmediği halde ödeme yapılması,
Esas alınır."
Buna göre Kamu zararından bahsedilebilmesi için iki koşul "olmazsa olmaz" şarttır;
-
Ortada devlet memurunun kasıt, kusur veya ihmalinden kaynaklanan mevzuata aykırı karar, işlem veya eylem olmalıdır.
-
Bunun sonucunda kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olunmalıdır.
Ve doğal olarak Kamu zararından sorumlu olacak olan ise yukarıda bahsedilen hususları "yapan kim ise" o olmalıdır. O halde yeni yasal durum karşısında sorumlu incelikli bir biçimde tespit edilmek durumundadır.
Bilindiği gibi yürürlükten kalkan 1050 Sayılı Muhasebe-i Umumiye Kanunu döneminde geçerli olan "Kusursuz Sorumluluk" anlayışı, 5018 Sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu'nun 1.maddesinde yer alan; " kamu kaynaklarının etkili, ekonomik ve verimli bir şekilde elde edilmesi ve kullanılmasını, hesap verebilirliği ve mali saydamlığı sağlamak ...." amacı doğrultusunda getirilen, îç Kontrol ve Süreç Kontrolü kavramlarının tamamlayıcısı olarak "Kusurlu Sorumluluk" ilkesi ile kaldırıldığını,
Sorumluluk tevcihinin, Kanunun kurmayı amaçladığı yapıya uygun şekilde belirlenerek yöneltilmesinin daha doğru bir yaklaşım olacağı, aksi durumda ise işlem süreçlerinin herhangi bir aşamasında sorumluluğu veya dahli olmayan kişileri de kapsayacak şekilde genel idari sorumluluktan hareketle, mali sorumluluğu yaymanın mevzuat odaklı bir yaklaşım olmayacağı nihai değerlendirmede takdir edileceğini,
Mali sorumluluk yöneltilen bir yöneticinin, sorumluluğunu gerektirecek eylem yada işleminin, doğrudan kamu zararı sonucunu ürettiği konusunda güçlü bir illiyet bağının, neden ve sonuç ilişkisinin kurulabilmesi gerektiği düşünülmektedir. Aksi bir yorumun cezaların şahsiliği ilkesi ile de çelişeceği rahatlıkla değerlendirilebileceğini,
İlgili tazmin kararında , Büyükşehir Belediye kurumsal yapısının, Merkezi Yönetim kurumsal yapılanmasından farklı özelliklerinin dikkate alınmadığı inancı tarafımızda oluştuğunu,
Bilindiği gibi 5018 Sayılı Kanun ile getirilen yeni mali sistemde, kamu kurumlarının Analitik Bütçe yapmaları emredilmiş ve bilanço düzenlenmesi esasını getiren Tahakkuk Esaslı Muhasebe Sistemine geçilmiştir.
Kurumumuz uygulamasında, emlak gelirlerimizin tahakkuk, tahsilat ve takip süreci, Mevzuat ile öngörülmüş norm kadro standartlarına göre şekillenmiş görev bölüşümüne dayalı idari yapılanma ve 5018 sayılı Kanun'un öngördüğü görev-yetki-sorumluluk dengesi çerçevesinde şekillenmektedir.
Buna göre; Emlak Yönetimi uygulamasının ve tahakkuk işlemlerinin yapıldığı birimimiz, bütün bilgi, belge ve dosyaların kendisinde bulunduğu, ihale işlemlerini ve sözleşme süreçlerini yöneten Emlak Yönetimi Daire Başkanlığımız ve bağlı müdürlükleridir. Mali Hizmetler Daire Başkanlığı (Muhasebe Yetkilisi) ise usulüne göre tahakkuk ettirilip tahsil edilebilir duruma gelmiş gelir ve alacakların tahakkuk işleminin kendisine ulaşmasından sonra tahsilat ve muhasebe işlemlerini yapmaktadır. Burada da eğer tahsilat işlemi yapılamıyorsa bunun yasal takibatı için ya 6183 sayılı yasaya göre yasal takibat başlatılması ya da dava yoluna gidilmek üzere 1. Hukuk Müşavirliği'ne başvurulması gerekmektedir.
Görüldüğü gibi buradaki işlem son derece yalın ve mevzuata uygundur. Buna göre sistemde, ihale ve benzeri süreçler sayılmazsa, üç süreç dolayısıyla da üç görevli ve yetkili birim/görevli bulunmaktadır.
-
Gelirin tahakkuk ettirilip tahsil edilebilir duruma getirilmesi
-
Gelirin tahsil edilmesi, muhasebeleştirilmesi ve 6183 sayılı yasaya göre takibat
-
Dava yoluna gidilmesi (6183 sayılı yasa kapsamına girmeyen alacaklarda)
İşlem sürecinde, birinci maddede belirtilen gelirin tahakkuk ettirilmesi Emlak Yönetimi Daire Başkanlığımızın görevi iken gelirin tahsil edilebilir duruma getirilmesine yönelik engelleri kaldırmak için hukuki takibat görevi Hukuk Müşavirliğimizin uhdesinde bulunmaktadır. Muhasebe yetkilisi olarak şahsıma sorumluluk tevcihinde, tahsil edilebilir duruma getirilmiş olduğu halde, Mali Hizmetler Dairemizce muhasebesi yapılmamış, nakit yada mahsup suretiyle tahsilat işlemi yapılmamış veya bunların dışında 6183 sayılı kanun kapsamında takibat işlemi tarafımızca yapılmamış olan konuların net bir şekilde ortaya konması gerekir.
Tarh, tahakkuk, tahsilat ile gelir takibat işlemlerinde, farklı işlem süreçlerinin varlığı ve buna bağlı olarak değişen idari ve kişisel sorumlulukların göz ardı edilmesi, yapılacak Sayıştay yargılamasında mevzuata aykırı bir durum yaratacağı gibi bahse konu işlem süreçlerinin ıslahına ve etkin bir iç kontrol sisteminin oluşumuna da katkı sağlamayacaktır.
İşlem süreçlerinin ıslahı ve etkin otomasyon çözümleri dışında getirilecek öneriler, Mali Hizmetler Dairemizin, kurumumuz emlak yönetimi uygulamasını üstlenerek bünyesine alması ya da bu birimin sorumluluğunu üzerine alması gibi bir durum ortaya çıkaracaktır. Bu durum ise, tarh-tahakkuk yapma işlemleri ile tahsilat/muhasebe sorumluluklarının birleştirilmesi daha açıkçası; muhasebe yetkililiği ile harcama yetkililiği sorumluluk alanlarının birleştirilmesi anlamına gelecektir ki 5018 sayılı Kanun'un amaçladığı düzenin bunun tam tersi olduğu her türlü izahtan varestedir.
Mevzuata uygun olanın mali sorumluluğu alabildiğine genişleterek işlem sürecinde yer almayan görevlilere yöneltilmesinde olmadığı ortadadır. Organizasyon ve işlem süreçlerinin dikkate alınarak yeni mali düzenin belirlediği yetki ve sorumluluk yapısına uygun bir sorumluluk tevcihi ise doğru olmasının yanı sıra gerekliliktir.
Yukarıda izah ettiğim sebeplerle Yürürlükteki mevzuata aykırı olarak alınan tazmin kararının hükmünün kaldırılmasını talep etmektedir.
Sayıştay savcılığının karşılamasında:
“Söz konusu olayda otopark olarak işletilen bina belediye ye ait bir yer olmayıp, belediyece de kiraya verilmiş değildir. Sadece binanın arsası belediyeye aittir. Firma ile belediye arasındaki ilişki “işletme bedeli” ilişkisi olmayıp, arsa kiralama ilişkisidir. Nitekim binanın üst hakkı da firmaya aittir. Arsa kira bedeli KDV.ye tabi değildir. Çeşitli Vergisi Dairlerinin muktezaları da bu yönde olduğuna göre bir kamu zararı söz konusu değildir.
İleri sürülen nedenlerden dolayı temyiz itirazlarını kabulü ile tazmin hükmünün kaldırılmasına karar verilmesi mütalaa olunur.” Denilmiştir.
Rapor dosyası ve eki belgelerin incelenmesi neticesinde: 8.12.1987 tarihli firma ile belediye arasında yapılan sözleşmenin 1 inci maddesinde “Belediye mülkü şirkete kiralayacaktır. Mülkün irtifak hakkı şirket adına tapuya kaydedilecektir.” Denilmiştir. Sözleşmede mülk İstanbul Beşiktaş Tapusunda 74 Pafta 684 Adada kayıtlı 63584 m2 lik sahayı ifade edildiği belirtilmiştir.
Dolayısıyla sözleşme bir mülkün kiraya verilmesi burada mülk olarak arsa tanımlandığından arsanın kiraya verildiği anlaşılmıştır. Burada üstüne yapılan otel firmaya aittir. Belediyeye ait bir mülk değildir.
Sadece arsa belediyeye aittir. Bina ise tamamen şirket tarafından inşa edilmiş olup Anadolu-Japan Turizm Şirketi adına tapuya kaydedilmiştir. Bina vergisi de şirket tarafından ödendiği, Sözleşmenin 3. maddesine göre 43 yıllık kira süresi sonunda şirket arsayı ve üzerindeki bütün yapı ve tesisleri belediyeye teslim edecektir. Belediye arsa sahibidir ve bu nedenle bu durum bir gayrimenkul kiralamasıdır. Kiralamaya konu olan arsa kendi başına bir iktisadi işletme değildir. Belediyenin yaptıkları gayrimenkul kiralamaları Katma Değer Vergisi Kanununun 17/4-d maddesi gereğince KDV'ye tabi olmadığından bu gayrimenkul kiralaması da KDV'ye tabi olmayacaktır.
Yukarıda sözleşme hükmünde açıkça belirtildiği üzere mülkün irtifak hakkı şirket adına tapuya kaydedilecektir. İrtifak hakkının tapu siciline bağımsız ve sürekli bir hak olarak tescil edilmesi durumunda, bu bir gayrimenkul kiralaması olarak değerlendirilecek ve gayrimenkul sahibi Katma Değer Vergisi Kanununun 17/4-d maddesinde yer alan istisna nedeniyle katma değer vergisine tabi tutulmayacağı anlaşılmıştır.
Bu itibarla dilekçi iddialarının kabul edilerek 7.Daire tarafından verilen 1415 sayılı ilamın 6 ncı maddesine ilişkin tazmin hükmünün KALDIRILMASINA,
- 1415 sayılı ilamın 7 nci maddesiyle; İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile Göktrans Turizm ve Ticaret A.Ş. arasında yapılan sözleşme hükümlerine göre alınan işletme bedeli üzerinden Katma Değer Vergisi Hesabının hatalı yapılması sonucu kamu zararının meydana geldiği gerekçesiyle 41.434,01 TL.’ye tazmin hükmü verilmiştir.
Dilekçinin dilekçesi ve Başsavcılık karşılaması bu tutanağın 1. maddesinde belirtildiği gibi olup; sözü edilen madde de belirtilen gerekçelerle dilekçi iddialarının kabul edilerek 7.Daire tarafından verilen 1415 sayılı ilamın 6 ncı maddesine ilişkin 832 sayılı Kanunun değişik 16.maddesi hükmü gereğince Başkanın bulunduğu taraf üstün tutulmak suretiyle, tazmin hükmünün KALDIRILMASINA,
Karar verildiği 16.12.2014 tarih ve 39779 sayılı tutanakta yazılı olmakla işbu ilam tanzim kılındı.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Kaynak: karar_sayistay
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:57:11