Sayıştay 6. Dairesi 697 Kararı - Belediyeler ve Bağlı İdareler Çeşitli Konular
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
6
Sayıştay Kararı
697
7 Kasım 2019
Belediyeler ve Bağlı İdareler
Daire Karar Detayı
İletişim Bilgileri
-
Daire Karar Detayı: Listeye DönYazdır
-
Daire: 6
-
Karar Tarihi: 07.11.2019
-
Karar No: 697
-
İlam No: 414
-
Madde No: 1
-
Kamu İdaresi Türü: Belediyeler ve Bağlı İdareler
-
Hesap Yılı: 2013
-
Konu: Çeşitli Konuları İlgilendiren Kararlar
KARAR
Avukatlık Vekalet Ücreti
Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerin incelenmesi ve Gerçekleştirme Görevlisi…’ın duruşma sırasında yaptığı sözlü açıklamalarının dinlenmesi sonucunda;
25.01.2013 tarihinde güncel memur aylık katsayısı esas alınarak hesaplanan yıllık üst limitten ödenen avukatlık vekâlet ücreti ile ilgili olarak, 17.07.2013 tarihinde yılın ikinci altı ayına ilişkin memur aylık katsayı artışı gerekçe gösterilerek yılın birinci altı ayı için de katsayı farkı adı altında ödeme yapıldığı görülmüştür.
5393 sayılı Belediye Kanunu’nun “Avukat ücretlerinin dağıtımı” başlıklı 82’nci maddesinde; Belediye lehine sonuçlanan dava ve icra takipleri nedeniyle hükme bağlanarak karşı taraftan tahsil olunan vekâlet ücretlerinin, avukatlara (49’uncu maddeye göre çalıştırılanlar dâhil) ve hukuk servisinde fiilen görev yapan memurlara dağıtımı hakkında 1389 sayılı Devlet Davalarını İntaç Eden Avukat ve Saireye Verilecek Ücreti Vekâlet Hakkında Kanun hükümlerinin kıyas yolu ile uygulanacağı belirtilmiştir.
02.11.2011 tarihli ve 28103 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 659 sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin “Yürürlükten kaldırılan ve uygulanmayacak hükümler ile atıflar” başlıklı 18’nci maddesinin birinci fıkrasında da 02.02.1929 tarihli ve 1389 sayılı Kanun’un yürürlükten kaldırıldığı, diğer mevzuatta 1389 sayılı Kanun’a yapılan atıfların bu Kanun Hükmünde Kararname’ye yapılmış sayılacağı hükme bağlanmıştır.
Yine 659 sayılı KHK’nin 18’inci maddesinin üçüncü fıkrasında; “14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 146’ncı maddesinin üçüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır. Diğer mevzuatta vekâlet ücretinin ödenmesine ilişkin olarak 657 sayılı Kanunun 146 ncı maddesine yapılan atıflar bu Kanun Hükmünde Kararnameye yapılmış sayılır.” denilmektedir.
Anılan mevzuat hükümlerinden anlaşılacağı üzere, 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 82’nci maddesi kapsamında avukatlık vekâlet ücretlerinin dağıtımı, 659 sayılı KHK hükümleri çerçevesinde yapılması gerekmektedir.
Nitekim söz konusu KHK’nin 16’ncı maddesindeki yetkiye dayanılarak çıkarılan ve 08.07.2012 tarihli ve 28347 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Vekalet Ücretlerinin Dağıtımına Dair Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’in 9’uncu maddesinde yer alan, “Bu Yönetmeliğin uygulanmasında doğacak tereddütlerin giderilmesine Maliye Bakanlığı yetkilidir.” hükmü uyarınca Maliye Bakanlığınca İçişleri Bakanlığı Mahalli İdareler Genel Müdürlüğüne verilen 13.04.2012 tarihli ve B.05.0.MAH.0.08.01.00/10359 sayılı görüş yazısında, “…Buna göre, 5393 sayılı Kanunda belediye lehine sonuçlanan davalarda karşı taraftan tahsil olunan vekalet ücretlerinin dağıtımı ile ilgili olarak 1389 sayılı Kanun Hükümlerinin uygulanması gerektiğinden ve 659 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle anılan Kanun yürürlükten kaldırılmakla birlikte diğer kanunlarda bu Kanuna yapılan atıfların 659 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye yapılmış sayılacağı hükme bağlandığından, 5393 sayılı Kanunun 82 nci maddesinde düzenlenen avukatlık vekalet ücretinin dağıtımında, 659 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümlerinin kıyas yoluyla uygulanması gerekmektedir.” denilmiştir.
659 sayılı KHK’nin 14’üncü maddesinde ise; “(1) Tahkim usulüne tabi olanlar dâhil adli ve idari davalar ile icra dairelerinde idarelerin vekili sıfatıyla hukuk birimi amirleri, muhakemat müdürleri, hukuk müşavirleri ve avukatlar tarafından yapılan takip ve duruşmalar için, bu davaların idareler lehine neticelenmesi halinde, bunlar tarafından temsil ve takip edilen dava ve işlerde ilgili mevzuata göre hükmedilmesi gereken tutar üzerinden idareler lehine vekâlet ücreti takdir edilir.
(2) İdareler lehine karara bağlanan ve tahsil olunan vekâlet ücretleri, hukuk biriminin bağlı olduğu idarenin merkez teşkilatında bir emanet hesabında toplanarak idare hukuk biriminde fiilen görev yapan personele aşağıdaki usul ve sınırlar dâhilinde ödenir.
a) Vekâlet ücretinin; dava ve icra dosyasını takip eden hukuk birimi amiri, hukuk müşaviri, muhakemat müdürü veya avukata %55’i, dağıtımın yapıldığı yıl içerisinde altı aydan fazla süreyle hukuk biriminde fiilen görev yapmış olmak şartıyla, hukuk birimi amiri, hukuk müşaviri, muhakemat müdürü ve avukatlara %40’ı (…) eşit olarak ödenir.
b) Ödenecek vekâlet ücretinin yıllık tutarı; hukuk birimi amiri, hukuk müşaviri, muhakemat müdürü, avukatlar için (10.000) gösterge (…) rakamının, memur aylıklarına uygulanan katsayı ile çarpımı sonucu bulunacak aylık brüt tutarının oniki katını geçemez.
c) Yapılacak dağıtım sonunda arta kalan tutar, hukuk biriminde görev yapan ve (b) bendindeki tutarları dolduramayan hukuk birimi amiri, hukuk müşaviri, muhakemat müdürü ve avukatlara ödenir. Bu dağıtım sonunda arta kalan tutar üçüncü bütçe yılı sonunda ilgili idarenin bütçesine gelir kaydedilir.
…”
Anılan Kararname’nin 16’ncı maddesindeki yetkiye istinaden çıkarılan Vekalet Ücretlerinin Dağıtımına Dair Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’in, “Ödenecek vekalet ücretinin limiti ve dağıtım şekli” başlıklı 6’ncı maddesinde, “(1) Emanet hesabında toplanan vekalet ücretleri, vekalet ücretinden yararlanacak kişilere yıllık tutarı; (10.000) gösterge rakamının memur aylıklarına uygulanan katsayı ile çarpımı sonucu bulunacak aylık brüt tutarın oniki katını geçmemek üzere, aşağıdaki şekilde dağıtılır:
a) Dava veya icra dosyasını takip eden hukuk birim amiri, hukuk müşaviri, muhakemat müdürü veya avukata %55’i, vekalet ücreti dağıtımının yapıldığı yıl içerisinde altı aydan fazla süreyle hukuk biriminde fiilen görev yapmış olmak şartıyla, hukuk birim amiri, hukuk müşaviri, muhakemat müdürü ve avukatlara %40’ı eşit olarak ödenir.
b) Davanın takibi ve sonuçlandırılmasında birbiri ardına veya birlikte hizmeti geçenlere (a) bendine göre ayrılan hisseler bu kişilerin hizmet ve karara tesir derecesine göre hukuk birim amiri tarafından paylaştırılır.
c) Dağıtımı yapılmayan %5’lik kısım muhasebe birimince Hazineye gelir kaydedilir.”
“Limit dışı vekâlet ücretinin dağıtımı” başlıklı 7’nci maddesinde, “(1) Bu Yönetmeliğin 5 inci ve 6 ncı maddelerine göre vekalet ücreti ödenen ve limitini dolduramayan hukuk birim amiri, hukuk müşaviri, muhakemat müdürü ve avukatlara ödenecek tutarlar, mali yılı takip eden Ocak ayı sonuna kadar tahakkuka bağlanmak suretiyle hukuk biriminin bağlı olduğu merkez muhasebe birimince emanet hesabındaki limit dışı vekalet ücretinden ödenir”.
“Bütçeye gelir kaydedilmesi” başlıklı 8’inci maddesinde, “(1) Emanet hesabında toplanan ve dağıtımı yapılamayan vekalet ücretleri tahsilini takip eden üçüncü bütçe yılının sonunda gelir kaydedilir.”
hükümlerine yer verilmiştir.
Görüldüğü üzere anılan KHK’nın 14’üncü maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendi ile söz konusu Yönetmelik’in 6’ncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan hükümlerle ödenecek vekâlet ücretine yıllık sınır getirilmiştir. Anılan KHK’nin 14’üncü maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi ile anılan Yönetmelik’in 7’nci maddesinde ise yıllık üst limiti doldurmayanlara bu sınırı doldurmaları için yapılacak ödemeye ilişkin düzenlenmeye yer verilmiştir.
Bilindiği üzere yıllık sınırın dolup dolmadığı yılsonunda tespit edilebilir. Bir önceki yıl vekâlet ücreti limitini dolduramayan ilgili personele, anılan KHK’nin 14’üncü maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi ile söz konusu Yönetmelik’in 7’nci maddesi hükümleri uyarınca mali yılı takip eden Ocak ayı sonuna kadar emanetler hesabındaki limit dışı vekâlet ücretinden ödeme yapılır.
Diğer bir ifadeyle yukarıda yer verilen mevzuat hükümlerinden ve yapılan açıklamalardan anlaşılacağı üzere, ilk olarak yılı içerisinde tahsil olunan vekâlet ücreti ilgili personele hak ettikleri oranda dağıtılmalıdır. Eğer yılı içerisinde tahsil edilip dağıtılan vekâlet ücreti personelin üst limitini doldurmasına yeterli olmaz ise, emanet hesabındaki limit dışı vekâlet ücretinden, izleyen yılın Ocak ayı sonuna kadar, limitin doldurulamadığı mali yılın katsayıları kullanılmak şartıyla, tahakkuka bağlanarak üst limitin doldurmasına yetecek oranda ödeme yapılabilir.
Oysa somut olayda henüz yılı vekâlet ücreti tahsil edilmeden, 25.01.2013 tarihli ve … yevmiye no.lu muhasebe işlem fişiyle yılının ilk altı ayı için geçerli olan memur aylık katsayısı esas alınarak “10.000 x 0,073837 x 12 = 8.860,44-TL” şeklinde hesaplanan üst limitten vekâlet ücreti ödendikten sonra, yılın ikinci altı ayına ilişkin memur aylık katsayı artışı gerekçe gösterilerek, bu kez yılın ikinci altı ayı için geçerli olan memur aylık katsayısı esas alınarak 17.07.2013 tarihli ve … yevmiye no.lu muhasebe işlem fişiyle “10.000 x 0,076791 x 12 = 9.214,92-TL” şeklinde hesaplanan yıllık üst limit ile Ocak ayında ödenen 8.860,44-TL arasındaki fark olan 354,48-TL kişi başına katsayı farkı adı altında ödeme yapılmıştır.
Söz konusu olayda, henüz yılı vekâlet ücreti tahsil edilmeden emanetler hesabında kayıtlı paradan belirlenmiş geçerli memur aylık katsayısı esas alınarak hesaplanan üst limitten ödeme yapılmakla anılan mevzuat hükümlerine aykırı işlem tesis edilmişse de; bu yönüyle herhangi bir kamu zararı tespiti yapılmamıştır. Kamu zararına, yılın ikinci altı ayına ilişkin memur aylık katsayısı artışı esas alınarak yılın birinci altı ayı için de fark ödemesi yapılmasıyla neden olunmuştur. Oysa söz konusu fark ödemesi, katsayı artışı yılın ikinci altı ayına ilişkin olduğu için sadece bu ikinci altı ay için yapılabilir.
Bu kapsamda, vekâlet ücreti yıllık üst limitinin: “(10.000 x 0,073837 x 6 = 4.430,22-TL ) + (10.000 x 0,076791 x 6 = 4.607,46-TL) = 9.037,68-TL” olarak hesaplanması gerekirken, sorumluların yukarıda yer verilen hesap tarzında da görüleceği üzere yılın ikinci altı ayında geçerli olan memur aylık katsayısı yılın tamamında geçerliymiş gibi dikkate alındığından üst limit 9.214,92-TL olarak hesaplanmış ve bunun sonucunda kişi başına: 9.214,92 – 9.037,68 = 177,24-TL olmak üzere toplam …-TL tutarında kamu zararına neden olunmuştur.
Her ne kadar sorumluların savunmalarında, mevzuatta ödeme zamanıyla ilgili bir hükmün yer almadığı, söz konusu ödemenin ister Ocak, ister Temmuz, isterse de Aralık aylarında yapılabileceği, ödemenin tek seferde Temmuz ayında yapılmasıyla, Ocak ayında ödenip sonradan Temmuz ayında fark ödemesi yapılması arasında bir farkın bulunmadığı, tüm kamu kurumlarında avukatlık vekâlet ücretinin aynı yöntemle hesaplanıp ödendiği, ayrıca tüm maaş farklarının da aynı şekilde hesaplandığı, bu şekilde yapılan ödemelerin kamu zararı olarak nitelendirilemeyeceği belirtilmişse de;
Yukarıda da belirtildiği üzere burada kamu zararına yol açan husus yılın ikinci altı ayına ait olan memur aylık katsayı artışının yılın birinci altı ayına da teşmil edilmesinden kaynaklanmaktadır.
Bilindiği üzere biri yılın ilk altı ayına, diğeri ise yılın ikinci altı ayına ait olmak üzere bir yılda iki ayrı memur aylık katsayısı belirlenip uygulanmaktadır. Bu nedenle, çarpanlarından biri memur aylık katsayısı olan vekâlet ücreti yıllık üst limiti hesabının da her iki katsayının geçerli olduğu dönem göz önüne alınarak yapılması mecburidir. Çünkü hesaplama yıllık yapılmakta olup yılın ilk altı ayı ile ikinci altı ayında farklı memur aylık katsayıları geçerlidir. İkinci altı ayda geçerli olan memur aylık katsayısının birinci altı ayın limitinin hesabında dikkate alınması mümkün değildir.
Özetle, bahse konu ödeme yılın ikinci altı ayında da yapılmış olsa, yıllık üst limit memur aylık katsayılarının geçerli olduğu dönemler dikkate alınarak hesaplama yapılır. Katsayının geçerli olmadığı dönemde dikkate alınıp (somut olayda olduğu gibi ikinci altı ayda geçerli olan memur aylık katsayısının birinci altı ayda da geçerliymiş gibi kabul edilip) hesaplama yapılması kabul edilemez.
Ayrıca sorumluların iddiasının aksine memur aylık katsayısına bağlı hiçbir ödeme için yılın ikinci altı ayı memur aylık katsayı artışı gerekçe gösterilerek yılın birinci altı ayı için fark ödemesi yapılamaz. Başka bir deyişle ikinci 6 aylık memur maaş katsayısı geriye dönük olarak yılın ilk 6 ayına ilişkin ödenmiş maaşlara uygulanmaz ve herhangi bir fark ödenmez. Memurlara maaşları peşin, yani çalışılacak dönemin başında ödendiği için, Haziran ayının 15’inde (15 Haziran- 15 Temmuz dönemi için) ödenen maaşa, ilk 6 aylık enflasyonun toplu sözleşme ile verilen maaş zammının üzerinde olması halinde, 1 Temmuz – 15 Temmuz tarihleri arasındaki maaş ödemesinin 2’nci 6 aylık katsayıya tabi tutulması gerektiğinden aradaki 14 gün için katsayı farkı ödenmektedir. Ancak sorumlular tarafından bu ödemenin ilk 6 aya ilişkin fark ödemesi olarak değerlendirildiği anlaşılmaktadır. Oysa memurlara verilen ilk 6 aylık maaş zammının enflasyonun altında kalması halinde geçmişe yönelik herhangi bir ödemede bulunulmamakta, bu fark ikinci 6 aylık memur maaş katsayısı hesabına ilave edilerek verilmektedir.
Yine sorumluların savunmalarında, 5018 sayılı Kanun’un 71’inci maddesinde kamu zararının belirlenmesinde esas alınacak kriterlerin belirlendiği, sorguya konu hususun ise sayılan bu kriterlerin hiç birine girmediği belirtilmekte ise de; anılan Kanun maddesinin ikinci fıkrasının (g) bendinde, “mevzuatında ön görülmediği halde ödeme yapılması” kamu zararının belirlenmesinde esas alınacak kriter olarak belirlenmiştir. Olayda da avukatlık vekâlet ücreti fark ödemesi, yılın ikinci altı ayında geçerli olan memur aylık katsayısı birinci altı ayda da geçerliymiş gibi dikkate alınıp hesaplandığından mevzuata aykırı davranılmıştır. Dolayısıyla söz konusu ödeme 5018 sayılı Kanun’un 71’inci maddesinin (g) bendi hükmüne göre kamu zararıdır.
Sorumluların savunmalarında ileri sürülen bir diğer husus da söz konusu vekâlet ücretinin emanetler hesabında bekleyen paradan ödendiği, bu nedenle de yapılan ödemenin kamu zararı oluşturmadığı yönünde ise de,
5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun 71’inci maddesinin değişik birinci fıkrasında, kamu zararı; “Kamu görevlilerinin kasıt, kusur veya ihmallerinden kaynaklanan mevzuata aykırı karar, işlem veya eylemleri sonucunda kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olunmasıdır.” şeklinde tanımlanmıştır. Görüldüğü üzere kamu kaynağı kavramı kamu zararı tanımında önem arz etmektedir.
5018 sayılı Kanun’un 3’üncü maddesinin birinci fıkrasının (g) bendinde ise, kamu kaynakları; “Borçlanma suretiyle elde edilen imkânlar dâhil kamuya ait gelirler, taşınır ve taşınmazlar, hesaplarda bulunan para, alacak ve haklar ile her türlü değerler,” şeklinde tanımlanmıştır.
Söz konusu tanımda; “… gelirler, taşınır ve taşınmazlar” denilerek kamu kaynağını oluşturan değerlerin bir kısmı sayıldıktan sonra “hesaplarda bulunan para, alacak ve haklar ile her türlü değerler” denilmek suretiyle kamu kaynağının kapsamı genişletilmiştir. Esasında cümlenin sonunda yer alan, “hesaplarda bulunan … her türlü değerler” kamu kaynağını tek başına tanımlamaya yeterlidir. Buradaki hesaplardan kasıt 5018 sayılı Kanun’un 49’uncu maddesinde ifade edilen kamu hesaplarıdır. Kamu hesaplarının kapsamı ise anılan Kanun’un 49’ uncu maddesinin ikinci fıkrasına göre; kamu idarelerinin gelir, gider ve varlıkları ile malî sonuç doğuran ve öz kaynağın artmasına veya azalmasına neden olan her türlü işlemlerle garantiler ve yükümlülüklerdir.
Bu hüküm gereği kamu hesapları, Genel Yönetim Muhasebe Yönetmeliği’nde çerçeve hesap planından, genel yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin görev, faaliyet alanları ve kurumsal ihtiyaçları ve mali yönetimin bilgi ihtiyaçları doğrultusunda hazırlanan Genel Yönetim Detaylı Hesap Planından ve çerçeve hesap planı ile detaylı hesap planı çerçevesinde oluşturulan kamu idaresi detaylı hesap planından, kamu kaynakları da bu hesap planlarına kaydedilen tüm değerlerden oluşmaktadır.
Hesap planlarının kapsamına; varlık ve yükümlülükler, yılları gelir ve gider unsurları, bilgi hesapları (nazım değerler) dahil hepsi, diğer bir ifadeyle kamu idarelerinin, muhasebenin tanımında ifadesini bulan para ve para ile ifade edilen bütün değerleri girmektedir. Dolayısıyla kapsam, en likit değer paradan başlayarak, kayda alınmasından maksat bilgi olan nazım değerlere kadar her şeyi kapsamaktadır. Emanet, teminat, borç, alacak, taşınır, taşınmaz, gelir veya başka bir niteliğinin olması önemli olmayıp, bir şekilde kamu idaresi hesabına kaydedilen ve kurumun yönetim ve kullanımında olan her değer kamu kaynağıdır. Kamu hesaplarına giren bütün değerler; ister doğrudan kamu idaresinin malvarlığına dahil değerler olsun, ister kamu idaresinin geçici olarak uhdesinde bulunan değerler olsun her durumda kamu idaresinin yönetim ve sorumluluğu altındadır. Bu değerlerde meydana gelecek olumsuz değişim kamu idaresinin malvarlığını doğrudan azaltacağı gibi, geçici olarak uhdesinde bulunan emanet, teminat ve benzeri değerlerde meydana gelecek değişim de kamu idaresi tarafından tazmin edileceğinden, yine kamu idaresinin kaynaklarında olumsuz etkiye yol açar.
Kamu zararı açısından kamu kaynağının ne olduğunun belirlenmesi yanında, bu kaynakta meydana gelen değişimler daha önemlidir. Çünkü kamu zararı, kamu kaynağındaki olumsuz değişimden ileri gelmektedir. Kamu görevlisinin karar, eylem ve işlemleri ile kamu kaynağındaki değişimi, artışa engel veya azalmaya neden olmak suretiyle olumsuz etkilemesi halinde kamu zararı söz konusudur. Kamu kaynağında artışa engel olma gelir getirici bir işlemin hiç yapılmaması veya noksan yapılmasından ileri gelebileceği gibi, doğrudan aktifi artıracak bir mali işlemin hiç yapılmaması veya noksan yapılması şeklinde de olabilir. Kamu kaynağında azalış ise bir giderin fazla veya tamamen haksız yapılması veya yükümlülüklerde yersiz veya fazla artışa sebep olmak suretiyle kamu kaynağında azalışa neden olunması şeklinde olabilir.
Yukarıda açıklandığı üzere emanet hesaplarda bulunan parasal değer idarenin yönetim ve kullanımında olduğu için kamu kaynağıdır. Bu kamu kaynağında azalışa yol açan mevzuata aykırı ödeme de kamu zararıdır. Somut olayda da emanetler hesabında bulunan paradan mevzuata aykırı ödeme yapıldığından yapılan bu ödeme kamu zararıdır.
Yine sorumluların savunmalarında, Sayıştay Temyiz Kurulunun 17.09.2013 tarihli ve 37608 tutanak numaralı İlamında, vekâlet ücretinin o yıl içerisindeki tüm katsayıların dikkate alınarak belirlenmesi gerektiğinin belirtildiği, anılan Kurulun bu kararına göre de kamu zararının oluşmadığı belirtilmekte ise de; Temyiz Kurulunun anılan kararında yer alan söz konusu ifadeden de, bir yıl içinde geçerli olan memur aylık katsayılarının geçerli olduğu dönemlere göre dikkate alınması gerektiği anlamı çıkmaktadır. Diğer bir anlatımla söz konusu ifadeden yılın ikinci altı ayında geçerli olan memur aylık katsayısının yılın birinci altı aylık döneminde de dikkate alınması gerektiği anlamı çıkarılamaz.
Açıklanan bütün bu nedenlerle sorumluların savunmalarının kabulü mümkün değildir.
Öte yandan Denetçi tarafından, Ocak ayında geçerli memur aylık katsayısı dikkate alınarak hesaplanan üst limitten vekâlet ücreti ödendikten sonra artık yılın ikinci altı ayında memur aylık katsayısında artış da meydana gelse katsayı artışının geçerli olduğu bu dönem için de fark ödemesinin yapılamayacağı belirtilmekte ise de;
659 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 14’üncü maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendinde, “Ödenecek vekâlet ücretinin yıllık tutarı; hukuk birimi amiri, hukuk müşaviri, muhakemat müdürü, avukatlar için (10.000) gösterge (…) rakamının, memur aylıklarına uygulanan katsayı ile çarpımı sonucu bulunacak aylık brüt tutarının oniki katını geçemez.” denilmektedir.
Görüldüğü üzere anılan hükümde, “Ödenecek vekâlet ücretinin yıllık tutarı; … (10.000) gösterge (…) rakamının, memur aylıklarına uygulanan katsayı ile çarpımı sonucu bulunacak aylık brüt tutarının oniki katını geçemez.” denilerek bir yıl içinde ödenebilecek vekâlet ücreti için üst limit getirilmiş ve bu üst limitin hesabında da memur aylık katsayısının kullanılması öngörülmüştür. Memur aylıkların hesabında da yılın ilk altı ayı ve ikinci altı ayında geçerli olmak üzere iki ayrı katsayı tespit edildiğine göre, ödenebilecek yıllık vekâlet ücretinin üst sınırı bu iki katsayının geçerli olduğu dönem dikkate alınarak hesaplanmalıdır. Çünkü ilgili mevzuatta, “ilk katsayı”, “son katsayı” veya “ödeme tarihindeki katsayı” gibi ifadeler kullanılmamıştır. Bu nedenle de yıl içindeki her iki katsayının geçerli olduğu dönem dikkate alınarak ödenecek yıllık vekâlet ücreti üst sınırı belirlenmeli ve yapılacak ödeme bu üst sınır tutarını geçmemelidir.
Bu nedenle de; Ocak ayında geçerli memur aylık katsayısı esas alınarak hesaplanan üst limitten ödenen vekâlet ücreti için, yılın ikinci altı ayı memur aylık katsayısında artış meydana geldiği gerekçesiyle bu ikinci altı ay için fark ödemesi yapılmasında mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.
Açıklanan gerekçelerle, sorgu konusu edilen toplam …-TL’nin,
…-TL’sinin Harcama Yetkilisi (Hukuk Müşaviri) … ve Gerçekleştirme Görevlileri: … ile …. ’ya müştereken ve müteselsilen 6085 sayılı Sayıştay Kanunu’nun 53’üncü maddesi gereği hüküm tarihinden itibaren işleyecek faizi ile ödettirilmesine oy birliğiyle,
Geriye kalan …-TL’si için ise ilişilecek husus bulunmadığına oy çokluğuyla,
Anılan Kanun’un 55’inci maddesi uyarınca İlamın tebliğ tarihinden itibaren altmış gün içerisinde Sayıştay Temyiz Kurulu nezdinde temyiz yolu açık olmak üzere,
Karşı Oy
Üye … ve Üye …’nun karşı oy gerekçesi:
Yılın ikinci altı ayında geçerli olan memur aylık katsayı artışı üzerinden yılın ilk altı ayı için de avukatlık vekâlet ücreti fark ödemesi yapılması sonucunda neden olunan …-TL tutarındaki kamu zararının sorumlulara ödettirilmesi yönündeki çoğunluk görüşüne katılmakla birlikte;
659 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 14’üncü maddesinde,
“(1) Tahkim usulüne tabi olanlar dahil adli ve idari davalar ile icra dairelerinde idarelerin vekili sıfatıyla hukuk birimi amirleri, muhakemat müdürleri, hukuk müşavirleri ve avukatlar tarafından yapılan takip ve duruşmalar için, bu davaların idareler lehine neticelenmesi halinde, bunlar tarafından temsil ve takip edilen dava ve işlerde ilgili mevzuata göre hükmedilmesi gereken tutar üzerinden idareler lehine vekalet ücreti takdir edilir.
(2) İdareler lehine karara bağlanan ve tahsil olunan vekalet ücretleri, hukuk biriminin bağlı olduğu idarenin merkez teşkilatında bir emanet hesabında toplanarak idare hukuk biriminde fiilen görev yapan personele aşağıdaki usul ve sınırlar dahilinde ödenir.
a) Vekalet ücretinin; dava ve icra dosyasını takip eden hukuk birimi amiri, hukuk müşaviri, muhakemat müdürü veya avukata %55’i, dağıtımın yapıldığı yıl içerisinde altı aydan fazla süreyle hukuk biriminde fiilen görev yapmış olmak şartıyla, hukuk birimi amiri, hukuk müşaviri, muhakemat müdürü ve avukatlara %40’ı (…) eşit olarak ödenir.
b) Ödenecek vekalet ücretinin yıllık tutarı; hukuk birimi amiri, hukuk müşaviri, muhakemat müdürü, avukatlar için (10.000) gösterge (…) rakamının, memur aylıklarına uygulanan katsayı ile çarpımı sonucu bulunacak aylık brüt tutarının oniki katını geçemez.
…”
Söz konusu Kanun Hükmünde Kararname’nin 16’ncı maddesindeki yetkiye dayanılarak çıkarılan ve 08.07.2012 tarihli ve 28347 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Vekâlet Ücretlerinin Dağıtımına Dair Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’in 6’ncı maddesinde;
“(1) Emanet hesabında toplanan vekalet ücretleri, vekalet ücretinden yararlanacak kişilere yıllık tutarı; (10.000) gösterge rakamının memur aylıklarına uygulanan katsayı ile çarpımı sonucu bulunacak aylık brüt tutarın oniki katını geçmemek üzere, aşağıdaki şekilde dağıtılır:
a) Dava veya icra dosyasını takip eden hukuk birim amiri, hukuk müşaviri, muhakemat müdürü veya avukata %55’i, vekalet ücreti dağıtımının yapıldığı yıl içerisinde altı aydan fazla süreyle hukuk biriminde fiilen görev yapmış olmak şartıyla, hukuk birim amiri, hukuk müşaviri, muhakemat müdürü ve avukatlara %40’ı eşit olarak ödenir.
b) Davanın takibi ve sonuçlandırılmasında birbiri ardına veya birlikte hizmeti geçenlere (a) bendine göre ayrılan hisseler bu kişilerin hizmet ve karara tesir derecesine göre hukuk birim amiri tarafından paylaştırılır.
c) Dağıtımı yapılmayan %5’lik kısım muhasebe birimince Hazineye gelir kaydedilir.”
hükümlerine yer verilmiştir.
Görüldüğü üzere vekâlet ücretinin dayanağını oluşturan yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri arasında memur maaş katsayısı değişikliğinden kaynaklanan fark ödemesine cevaz veren bir hüküm bulunmamaktadır.
Her ne kadar sorumluların savunmalarında, vekâlet ücretlerinin yılın hangi zamanında ödeneceğine ilişkin yasal bir düzenleme bulunmadığı, bu nedenle kurumdaki avukatlara yılın Temmuz ayından sonra ödeme yapılmış olsaydı ödeme tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Temmuz 2013 memur aylık katsayısı kullanılacak ve dolayısıyla herhangi bir fazla ödeme yapılmamış olunacağı, aslında yapılanın da bu olduğu, yani Ocak 2013’de yapılan vekâlet ücreti ödemesine ilişkin Temmuz 2013’deki maaş katsayısı değiştiğinden oluşan fark ödemesi yapıldığı belirtilmekte ise de;
Yukarıda yer verilen mevzuat hükümlerinden anlaşılacağı üzere ödenecek vekâlet ücreti idareler lehine karara bağlanan ve tahsil olunan kısımdan ödenebilir. Dolayısı ile vekâlet ücreti ödenebilmesi için ödemeye müstahak ilgili personelin önce o yıl için hukuk biriminde 6 ay çalışmış olması ve kazanılmış davaların bulunması gerekir. Ayrıca bizzat takip edilen kazanılan davalardan tahsil edilen vekâlet ücreti yeterli değilse, yılsonunda kazanılan diğer davalardan elde edilen vekâlet ücretinin dağıtılmayan kısmından veya ertesi yılın Ocak ayında dağıtılmayan emanetler hesabında bekleyen kısmından vekâlet ücreti ödenebilir.
Oysa somut olayda 25.01.2013 tarihinde henüz dava kazanılmadan güncel memur aylık katsayısı esas alınarak hesaplanan üst limit tutarında ödeme, emanetler hesabında bekleyen dağıtılmayan kısımdan yapılmıştır Hâlbuki ödemenin en erken 17.07.2013 tarihinde yapılması gerekir idi. Bu durumda ilgili personele 2013 yılında avukatlık vekâlet ücreti avans gibi ödenmiştir. Söz konusu vekâlet ücretinin bankada durmuş olması halinde katsayı artışından daha fazla faiz getirisinin olmuş olacağı açıktır. Söz konusu personele vekâlet ücretinin en az 6 ay önceden hem bir yıllık olarak peşin ödenmesi hem de Temmuz ayında gelen artışın ödenmesi fazladan bir ödeme yapılmasına neden olmuştur.
Yönetmeliğin 5 ve 6’ncı maddelerinde, vekalet ücreti ödenen ve limitini dolduramayan hukuk birim amiri, hukuk müşaviri, muhakemat müdürü ve avukatlara, mali yılı takip eden Ocak ayı sonuna kadar tahakkuka bağlanmak suretiyle emanet hesabındaki limit dışı vekalet ücreti ödemesinden bahsedilmektedir. Yani 2012 yılında ödenebilecek vekâlet ücretinin limiti doldurulmadı ise 2013 yılının Ocak ayında doldurulmayan limit kadar emanetler hesabında bekleyen dağıtılmayan vekâlet ücretinden ödeme yapılmasından bahsedilmektedir.
Belediyede görev yapan avukatlara da 2013 yılına ilişkin vekâlet ücreti ödemeleri, ödemenin yapıldığı tarihin içinde bulunduğu yılın ilk yarısında geçerli olan katsayı ile 10.000 gösterge rakamı çarpımının 12 katı üzerinden yapılmış olup, mevzuata uygun olarak hesaplanan ve ödemesi yapılan vekâlet ücreti ödemleri için ayrıca Temmuz ayı memur aylık katsayısında oluşan artış gerekçe gösterilerek fark ödemesi yapılması mümkün değildir.
Ödeme tarihi Ocak ayı olduğu için ödemenin yapılması sırasında geçerli olan katsayı üzerinden hesaplanarak vekâlet ücretleri ödenmiştir. Sorumlular tarafından gönderilen savunmalarda da Temmuz ayına ilişkin katsayı değişikliğinin vekâlet ücreti ödemelerinde tekrar fark hesaplanarak ödenmesine gerekçe oluşturabilecek bir mevzuat hükmü bulunmamaktadır.
Bu nedenle de; Ocak ayında geçerli memur aylık katsayısı esas alınarak hesaplanan üst limitten ödenen vekâlet ücretine ilişkin olarak yılın ikinci altı ayı memur aylık katsayısında artış meydana geldiği gerekçesiyle bu ikinci altı ay için farka ödemesi yapılması suretiyle sebep olunan kamu zararı tutarı …-TL’nin de sorumlulara ödettirilmesi gerektiği gerekçesiyle çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Kaynak: karar_sayistay
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:45:35