Sayıştay 6. Dairesi 40733 Kararı - Belediyeler ve Bağlı İdareler Personel Mevzuatı

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

6

Daire / Kategori

Sayıştay Kararı

Karar No

40733

Karar Tarihi

18 Ocak 2017

İdare

Belediyeler ve Bağlı İdareler

Temyiz Karar Detayı

İletişim Bilgileri

  • Kamu İdaresi: Belediyeler ve Bağlı İdareler

  • Yılı: 2013

  • Daire: 6

  • Dosya No: 40733

  • Tutanak No: 42610

  • Tutanak Tarihi: 18.01.2017

  • Konu: Personel Mevzuatı ile İlgili Kararlar

KARAR

Konu: Avukatlık vekalet ücreti.

267 sayılı ilamın 3 üncü maddesinde, Avukatlık vekalet ücretinin ödenmesinde üst sınırın uygulanmadığı gerekçesiyle …. TL.ye tazmin hükmolunmuştur.

Sorumlulardan .... ile .... esasa ilişkin olarak diğer sorumluların esas ile ilgili iddialarına katıldıklarını, bunun yanı sıra ...., bahse konu ödemeler bütçeden ödenmediği için gerçekleştirme görevlisi olarak sorumlu tutulmaması gerektiğini, Hukuk Müşavirliğinde çalışmadığını, emanet hesaplarda bekleyen bedellerden bilakis muhasebe yetkilisinin sorumlu tutulması gerektiğini, .... ise Hukuk Müşavirliğinde çalışmadığını, Mali Hizmetler Dairesinde muhasebe memuru olarak çalıştığını, imzasını muhasebeleştirme mahiyetiyle attığını belirterek; söz konusu ödemelerden sorumlu tutulmamaları gerektiğini belirtmişlerdir.

Diğer sorumlular dilekçelerinde özetle, temyiz edilen ilam adı altındaki kararda Sayıştay Dairesi tarafından bir mahkeme gibi bir miktar paranın ödettirilmesine karar verildiğini, Anayasa’nın 9 uncu maddesine göre Devletin egemenliğine ilişkin bir yetki olan yargı yetkisinin Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılacağını, Ülkemizde ilam niteliğini haiz karar veren mahkemelerin, kararlarını TURK MİLLETİ ADINA verdiğini, Oysa karar veren Daire tarafından böyle bir ibare kullanılmaksızın karar verildiğini, buna göre karar veren Daire’nin; bir Mahkeme olarak yargılama yapma yetkisini hangi mevzuattan ve neye dayanarak aldığı ve kullandığının belli olmadığını, Anayasamızın 6/III hükmüne göre, “Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz. ” Bu sebeple bağımsız ve tarafsız, "Türk Milleti Adına” yargı yetkisini kullanan bir mahkemede yargılama yapılmadığından Anayasa’nın 36/1 hükmünde ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin 6 ncı maddesinde ifadesini bulan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini, Daire karar verirken hukuki dinlenilme hakkının da ihlal edildiğini,

Şöyle ki; 6085 sayılı Sayıştay Kanunu’nun 61 inci maddesine göre Sayıştay Kanunu’nda hüküm bulunmayan hallerde Hukuk Muhakemeleri Kanununun uygulanacağını, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 27 nci maddesine göre hukuki dinlenilme hakkının üç unsuru olduğunu, Bunların; yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunması, açıklama ve ispat hakkı ile Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesi ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesi olduğunu,

Öncelikle Daire tarafından, yargılama konusu husus ile ilgili birçok teknik iddia bulunmasına rağmen hiçbir şekilde delil toplanmadığını, iddia edilen zararın kaynağı olarak gösterilen Kanun Hükmünde Kararnamenin, hukuk tekniği bakımından somut olayda uygulanıp uygulanamayacağına dair çok açık ve somut iddiaları ve bunların hukuki dayanakları mevcutken bu konuda bir bilirkişi incelemesi yaptırılmadığını ve bu husustaki savunmaları sanki hiç yokmuşçasına; hiçbir şekilde gerekçede bu savunmaların neden dikkate alınmadığına ilişkin hukuki, somut ve acık bir gerekçe sunulmadığını, bu yüzden Dairenin neden bu savunmaları dikkate almadığına ilişkin hukuki bir gerekçesi bulunmadığından temyiz hakkını da sağlıklı bir şekilde kullanamadıklarını,

Diğer taraftan yine iddia olunan kamu zararının miktarına ilişkin olarak ödenmiş bulunan vergilerin kamu zararı miktarından düşülmesi gerektiğini savunmalarına rağmen bu savunmanın hiç değerlendirilmediğini, neden kabul edilmediğine dair hiçbir açık gerekçe gösterilmediğini,

Sayıştay bünyesinde bulunan bir denetçinin raporda sunduğu rakamların yine Sayıştay Dairesi tarafından aynen ve hiçbir gerekçe gösterilmeksizin kabul edilmesinin (iddia makamı ile muhakeme makamının aynı çatı ve Kurum altında ve hiyerarşik ilişki içerisinde yer alması) hem yargılamanın yapıldığı hem de iddia makamı görünümündeki denetçinin aynı çatı altında bulunması sebebiyle kabul edilemeyeceğini,

Temyiz Kurulu’ndan aleyhe bir karar çıkması durumunda bireysel başvuru yolu ile Anayasa Mahkemesine ve İnsan Hakları Avrupa Mahkemesine başvurma hakkını kullanacaklarının da dikkate alınarak temyiz taleplerinin kabulüne karar verilmesini,

Sayıştay Dairesi’nin ilamının idare tarafından infaz edilmeye çalışılması halinde telafisi güç ve imkânsız zararlar meydana geleceğinden bu kararın uygulanmasının temyiz sonucuna kadar ertelenmesi için Temyiz Kurulu tarafından tedbir kararı verilerek idareye bu konuda müzekkere yazılmasını, böylece kesinleşmemiş olan Daire kararının bozulması ihtimaline binaen haklarının korunması bakımından tedbir kararı verilmesini,

Konunun esası ile ilgili olarak;

Teftiş, kamu idarelerinin gelir, gider ve mallarına ilişkin mali işlemlerinin mevzuata uygun olup olmadığının tespitine ilişkin olduğu halde, .... Genel Müdürlüğü’nün geliri veya gideri olmayan vekâlet ücreti ödemelerinin, kanuni dayanağı olmaksızın teftiş kapsamına alınarak sorgu konusu yapıldığını ve karar verildiğini, sorgu maddesi ile karara dayanak kanun hükümlerinin de yanlış değerlendirildiğini, değerlendirmede bu konuda olabilecek en özel (hatta tek özel) kanun olan 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun ve özellikle de 164 üncü maddesinin göz ardı edilmesinin, mevzuat uygulamalarına ve sonucu itibariyle hukuka aykırı olduğunu,

Vekâlet ücreti ödemelerinden dolayı İdarenin giderlerinde bir artış ve/veya gelirinde bir azalış olmamasına rağmen; fazla ödeme veya kamu zararı olduğu sonucuna nasıl varıldığını, kamu zararından bahsedebilmek için, fiilen bir zararın var olması ve bu zararın kamu görevlilerinin kasıt, kusur veya ihmallerinden kaynaklanan mevzuata aykırı karar, işlem veya eylemleri sonucunda meydana gelmesi şart olduğu halde, mevzuata uygunluğu konusunda hiçbir kuşku olmaksızın gerçekleştirilmiş olan ödemeler hakkında fazla ödeme veya kamu zararı gerçekleştiği neticesine varılmasının yanlış olduğunu,

Karşı taraftan tahsil edilen vekâlet ücretinin idareye değil, avukata ait olduğunu, Vekâlet ücretinin dosyaları takip eden Avukatlara ödenmesi gerekirken, emanet hesabına alınarak sonraki yıllarda dağıtıma konu yapılmasının, bu ücretin zaman içerisinde hak sahiplerine ödenmemesi ve aksine hak sahibi olmayanlara ödenmesi gerçeğiyle karşılaşılmasına neden olacağını, çeşitli nedenlerle İdareden ayrılan avukatların, kanunen hak etmiş oldukları vekâlet ücretinin verilmesi talebiyle dava açma ihtimalleri ve böylece haklarını ancak yargı kararıyla almak zorunda kalacakları gerçeğinin göz ardı edildiğini,

Vekâlet ücretleri İdarenin bir geliri veya gideri olmamakla birlikte, konu bu açıdan ele alınsa bile yine bir fazla ödeme veya kamu zararı söz konusu olmadığını, Şöyle ki; 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 28 inci maddesi uyarınca, diğer kanunların 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’na aykırı olan hükümlerinin Büyükşehir Belediyeleri hakkında uygulanamayacağını, 5216 sayılı Kanun’da, vekâlet ücretleri bakımından 659 sayılı KHK’ye bir atıf yapılmadığından bu konuda normal olarak 1136 sayılı Avukatlık Kanununun uygulanacağını, .... Genel Müdürlüğü Avukatlarına İdare tarafından vekâlet ücreti ödenecekse, miktarının 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’na göre belirlenmesi gerektiğini, Mahkemeler tarafından da, Türkiye Barolar Birliği tarafından Resmi Gazete’de yayınlanan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre vekâlet ücretine hükmedilmiş olup, mahkeme kararlarında yer alan ve İdare Avukatlarınca tahsil edilen kanuni vekâlet ücretinin fazlalığını iddia etmenin; hukuka aykırı olmak bir yana, Anayasa’da yer alan mahkeme kararlarına herkesin uyması zorunluluğunu ihlal edeceğini,

2560 sayılı Kanun’un 13 üncü maddesinde .... Genel Müdürlüğü’nün gelirleri sayılırken, Avukatlık vekâlet ücretlerinin sayılmadığını, Zira bu ücretler bir gelir olarak nitelenirse, İdarenin bu gelirini artırmak için gereksiz yere hukuki uyuşmazlıklar çıkarması gerektiği gibi mantıksız sonuçlara ulaşılacağını,

Avukatlık Kanunu ve Belediye Kanunu’nda vekâlet ücretine ilişkin özel hükümler bulunması, Belediyelerin idari ve mali yönden özerk yapılara sahip olması ve ayrıca taşra örgütlerinin bulunmaması nedeniyle yılı içinde yapılacak dağıtımdan arta kalacak vekâlet ücretinin başka kamu Avukatlarına dağıtımının söz konusu olmaması gibi durumlar nedeniyle, İdare Avukatlarının vekâlet ücretleri bakımından bir limit uygulamasının hukuken ve fiilen mümkün olmayacağını,

Vekâlet ücretinin Avukata ait olduğu hususunun, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 164 üncü maddesinin son fıkrasında yer alan “Dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekâlet ücreti avukata aittir ” hükmüyle sabit olduğu gibi; aynı fıkranın devamında yer alan “Bu ücret, iş sahibinin borcu nedeniyle takas ve mahsup edilemez, haczedilemez” hükmüyle de ispatlandığını,

Kamu Avukatlarının, görev ve yetkileri ile hak ve sorumlulukları bakımından 657 sayılı Kanun’a tabi diğer memurlardan farklı hukuki düzenlemelere sahip olduğunu, 659 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin “Tanımlar” başlıklı 2/ç maddesinde;

“(1) Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin uygulanmasında;

... ç) İdare: 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununa ekli (I) ve (II) sayılı cetvellerde belirtilen kamu idarelerini,... ifade eder” hükmü yer aldığını, .... Genel Müdürlüğünün ise, 5018 sayılı Kanun’a göre ne ekli (I) sayılı cetvelde yer alan “Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri” statüsünde ne de (II) sayılı cetvelde yer alan “Özel Bütçeli İdare” statüsünde yer almadığını, 659 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin İdareleri açısından uygulanmasının mümkün olmadığını,

Ayrıca 659 KHK nın amacının (m.1) "genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri (Türkiye Büyük Millet Meclisi, Cumhurbaşkanlığı, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve Sayıştay dâhil) ve Özel bütçeli idarelerin hukuk hizmetlerinin etkili, verimli ve usul ekonomisine uygun şekilde yerine getirilmesine ve bu hizmetlerin yürütülmesinde uygulama birliğinin sağlanmasına yönelik usul ve esasların belirlenmesi” olarak belirtildiğini,

Hukuktaki “bir şeyi zikretmek diğerlerini dışlamaktır.” temel yorum ilkesine göre, KHK koyucunun kapsamına dâhil etmediği bir kurumu yorum yoluyla KHK kapsamına dâhil etmenin yetki gaspı olduğunu, KHK koyucunun, bu KHK’ye ekli cetvellerde, KHK’nin hangi kurumlara tatbik edileceğini cetvellere atıf yaparak tek tek saydığını, hukuk alanında kıyas yahut yorum yoluyla .... Genel Müdürlüğü’nün de bu KHK’ye tabi olduğunun söylenemeyeceğini, 659 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin, hukuk hizmetlerini yürütmek açısından uygulanması gereken birtakım hükümler de getirdiğini, örneğin, adli ve idari uyuşmazlıklarda sulh kurumu düzenlendiğini; kurumların bünyelerinde “hukuki uyuşmazlık değerlendirme komisyonu” kurulması gibi hususlar öngörüldüğünü, .... 659 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olmadığından; İdarenin bünyesinde bu hükümlere ilişkin hiçbir işlem yapılmadığını,

Kaldı ki, Anayasa Mahkemesinin bu 659 sayılı KHK ile ilgili olarak verdiği 06.06.2013 tarihli ve 2011/145 E., 2013/70 K. sayılı kararında aynen;

((KHK’nin 1., 2., 3., 4., 5., 6., 7., 8., 910., 11., 12., 13., 14., 15., 16., 18., geçici 1. ve geçici 2. maddelerinde, genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinde ve özel bütçeli idarelerde hukuk hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin esaslar düzenlenmiştir.

Dava konusu kurallar ile hukuk hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin esasların düzenlendiği genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri ve özel bütçeli idareleri, KHK’nin tanımlar maddesinde belirtildiği üzere 10.12.2003 günlü, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’na ekli (I) ve (II) sayılı cetvellerde belirtilen kamu idareleri olup hukuk hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin esasların düzenlendiği dava konusu kuralların, bu cetvellerde ver alan tüm genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri ve özel bütçeli idareleri tarafından hüküm ifade edeceği sonucuna ulaşılmaktadır.

….

5018 saylıı Kanun’a ekli (I) ve (II) sayılı cetvellerde belirtilen kamu idareleri arasında Cumhurbaşkanlığı, Türkiye Büyük Millet Meclisi', Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Sayıştay ve Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu da bulunmakta olup dava konusu kuralların bu kurumlar tarafından da uygulanması gerekecektir. Oysa, Cumhurbaşkanlığı, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Sayıştay ve Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 6223 sayılı Yetki Kanunu kapsamına giren bir bakanlık olmadığı gibi bir bakanlığın bağlı, ilgili ya da ilişkili kuruluşu değildir.” şeklinde karar verilmiş olup, karardan da anlaşılacağı gibi 659 sayılı KHK.nın, sadece 5018 sayılı Kanuna ekli (I) ve (II) sayılı cetvelde sınırlı sayıda sayılmış kurumlara uygulanacağını,

Diğer taraftan 659 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 1389 sayılı Devlet Davalarını İntaç Eden Avukat ve Saireye Verilecek Ücreti Vekâlet Hakkında Kanun’un ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 146/III hükmünün yürürlükten kaldırılmış olması; aynı Kanun Hükmünde Kararname’nin 14 üncü maddesi ile vekâlet ücretinin dağıtımında bu Kanun Hükmünde Kararname hükümlerinin uygulanacağının belirtilmesinin de bu sonucu değiştirmediğini, çünkü .... Genel Müdürlüğünün KHK’nin kapsamında olmadığını,

Diğer taraftan İdarede çalışan Av. ... ve Av. ... tarafından vekâlet ücretlerinin kendilerine ödenmesi için iki ayrı dava açıldığını ve İdarenin bu davaları kaybettiğini,

Ekte sunulan, Avukatlık Ücreti ödenmesine ilişkin Genel Müdürlük Makamı Olurlarından anlaşılacağı üzere yapılan ödemelerin bu mahkeme kararlarına istinaden yapıldığını, aynı konuya ilişkin olarak daha önce de 2008 ve 2009 yıllarında sorguya alınan ödemelerde Sayıştay tarafından tazmin hükümlerinin kaldırılmasına karar verildiğini,

Sayıştay Temyiz Kurulu’nun 14.02.2012 tarihli ve 2012/34385 Karar sayılı kararında,

“Avukatlık hizmet sözleşmesinden kaynaklanan söz konusu ödeme, özel eğitim, ihtisas ve izin gerektiren avukatlık hizmetinin, sadece bu nitelikleri taşıyanlarca yerine getirilmesi gereken nitelikli bir hizmet olması nedeniyle bu niteliklere haiz yeterli kamu görevlisi olmaması nedeni ile zorunlu hukuki hizmetlerin çözümü ile kamu hizmetlerinin sürekliliği ve aksamadan yürütülmesini temin amacıyla İçişleri Bakanlığından izin alınarak hizmet alımı olarak gerçekleştirilmiştir. Bunların yanısıra sözleşme hükümlerine göre alınan hizmetin karşılığı olan ücretin ödenmesi de zorunlu olduğundan dilekçi iddialarının kabulü ile 1398 sayılı ilamın 2’nci maddesiyle toplam 945.829,1l-YTL.’ye verilen tazmin hükmünün KALDIRILMASINA” karar verildiğini,

Anayasa Mahkemesi kararlarıyla; avukatlık ücretinin avukata ait olduğuna ilişkin düzenlemenin hukuka aykırı olmadığına ve bu ücretin Avukatın şahsi hakkı olduğu karar altına alındığını,

1136 sayılı Avukatlık Kanununda, kamu avukatları ile serbest avukatlar arasında bir ayrım yapılmadığını, Kamu Avukatlarının, görevleri sebebiyle işledikleri suçlardan dolayı yargılanabilmelerine ilişkin usul yönünden 1136 sayılı Kanun’a tabi olduklarını, Avukatlar dışındaki memurların ise, 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun’a tabi olduklarını, Kamu Avukatlarının görevi sebebiyle yargılama bakımından 1136 sayılı Kanun’a tabi ise, yine görevi sebebiyle söz konusu olan vekâlet ücreti bakımından da 1136 sayılı Kanun’a tabi olması gerektiğini,

5018 sayılı Kanun’un önemine ve önceliğine göre bir uygulama yapılmadığını, kamu zararı olarak belirtilen ödemelerin, bir kasıt veya kusurdan kaynaklanmadığı gibi, ihmalden de kaynaklanmadığını,

Sonuç olarak;

4667 Sayılı Kanun’la Avukatlık Kanunu'nun 164 üncü maddesinin değiştirilerek, karşı tarafa yüklenecek vekâlet ücretinin Avukata ait olduğuna ilişkin cümledeki “aksine yazılı sözleşme bulunmadıkça” ibaresinin cümleden çıkarılmış olması, böylece vekâlet ücretinin Avukata aidiyetinin kesin kural haline getirilmiş olması,

Karşı tarafa yüklenen vekâlet ücretinin hukuki dayanağının Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 323/ğ ve Avukatlık Kanunu'nun 164/son maddeleri olması,

Vekâlet ücretinin devlet memuru sıfatının sonucu olarak değil; “Avukat” sıfatının sonucu olarak hak edilmiş olması,

Anayasa Mahkemesi tarafından Avukatlık Kanunu'nun söz konusu hükmünün Anayasa’ya aykırı olmadığına karar verilmiş olması,

Aynı durumlarda farklı kurallar uygulanmasının, Anayasa'nın eşitlik ilkesine aykırı olması,

Konu ile ilgili yargı kararlarında, karşı taraftan tahsil edilen vekâlet ücretinin, Devlet Memurları Kanunu'na tabi olup olmadıklarına bakılmaksızın, ilgili kurum ve kuruluşlarda çalışan tüm Avukatlara eşit olarak dağıtılacağına hükmedilmiş olması,

Avukatların meslek örgütü olan Türkiye Barolar Birliği'nin vekâlet ücretine limit uygulanamayacağı yönünde görüş belirtmiş olması,

Vekâlet ücretinin İdare gelirleri arasında sayılmamış olması, İdare tarafından özel olarak açılacak emanet hesaplarında toplanıp kurum gelirlerine dâhil edilemeyecek olması, dağıtımın belli bir limit altında yapılması durumunda artacak miktarın toplanacağı ve dağıtımının yapılacağı başka bir hesap bulunmaması,

Avrupa Birliği Avukatlık Meslek Kuralları arasında; “Avukatın vekâlet ücretini Avukat olmayan bir kişi ile paylaşması yasaktır” kuralının da sayılmış olmasının yanısıra,

İzmir Barosu Avukatlarından …., …..'dan ….. …. tutarındaki vekâlet ücretini 7 yıl boyunca alamaması üzerine konuyu İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’ne taşıdığını, İHAM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin adil yargılama ilkesini düzenleyen 6 ncı maddesi ile Sözleşmeye Ek Protokolle düzenlenen mülkiyet haklarının ihlal edildiğine karar vererek Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni 500,00.-YTL tazminat ödemeye mahkum ettiğini, Anılan kararda Türk Otoritelerinin davranışı yüzünden yıllardır Mahkeme kararının uygulanmadığı görülüyor. Bu kararı uygulamayan Türk Devleti sonuçlarına katlanmalıdır..."denildiğini,

Yukarıda izah edilen ve Temyiz Kurulu tarafından resen tespit edilecek sebeplerle 267 ilam numaralı, 31.03.2015 karar tarihli ve 223 karar numaralı ilamının BOZULMASINA karar verilmesini talep etmişlerdir.

Sayıştay Başsavcılığı, aynen;

“…

Dairesince, avukatlık vekâlet ücretlerinin Ödenmesinde, 659 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede belirtilen üst sınırlara uyulmadan, bütçe emanet hesabında alınan avukatlık vekalet ücretlerinin tamamını, o kurumda görev yapan avukatların ve diğer personelin kazanılmış hakkı olarak değerlendirmeden, belli esaslara göre dağıtımı yapılması ve 3 yılın sonunda da dağıtılmayan kısmın kurum bütçesine gelir kaydı yapılması gerektiğinden, fazla ödenen kısmın, sorumlulara ödettirilmesine karar verilmiştir.

Sorumlular, verilen kararın hukuka uygun olmadığını, .... Genel Müdürlüğünün 659 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olmadığını, fazla Ödemenin 5018 sayılı Kanunda belirtilen kamu zararı oluşturmadığını, 1136 sayılı Kanunun 164. maddesi gereği hiçbir sınırlamaya tabi tutulmaksızın tüm vekalet ücretlerinin avukatlara ödenmesi gerektiği belirtilerek daire kararının bozularak beraatlarına hükmedilmesini talep etmektedir.

2560 sayılı Kanunun 1. maddesinde “İ.S.K.İ. personeli 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu hükümlerine tabidir” hükmü,

.... Genel Müdürlüğü Hukuk Müşavirliği Kuruluş Görev ve Yetki Yönetmeliğinin Vekalet Ücretlerinin Dağıtımı başlıklı 22 maddesinde “Avukatların takip ettikleri dava ve icra takiplerinde mahkemeler, icra daireleri, Danıştay ve Yargıtay gibi idari ve adli kaza mercilerince, idare ve avukat lehine takdir olunarak tahsil edilen vekâlet ücretleri, 657 Sayılı DMK. nun 146, 2560 Sayılı İSKİ Kanunu'nun 4,5 ve ek 5, 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 82, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 164 ve ek 1. maddeleri gereğince, Hukuk Müşaviri, avukatlar ve büro personeli arasında, bu maddenin ikinci fıkrasında belirtilen oranlara göre dağıtılır” hükmü,

659 sayılı KHK 18. maddesinde “2/2/1929 tarihli ve 1389 sayılı Devlet Davalarını İntaç Eden Avukat ve Saireye Verilecek Ücreti Vekâlet Hakkında Kanun yürürlükten kaldırılmıştır. Diğer mevzuatta 1389 sayılı Kanuna yapılan atıflar bu Kanun Hükmünde Kararnameye yapılmış sayılır.

657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 146’ncı maddesinin üçüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır. Diğer mevzuatta vekalet ücretinin ödenmesine ilişkin olarak 657 sayılı Kanunun 146’ncı maddesine yapılan atıflar bu Kanun Hükmünde Kararnameye yapılmış sayılır.”

  1. maddesinde, “İdareler lehine karara bağlanan ve tahsil olunan vekalet ücretleri, hukuk biriminin bağlı olduğu idarenin merkez teşkilatında bir emanet hesabında toplanarak idare hukuk biriminde fiilen görev yapan personele aşağıdaki usul ve sınırlar dahilinde ödenir.” hükmü,

5216 sayılı Kanunun 28. Maddesinde “Belediye Kanunu ve diğer ilgili Kanunların bu kanuna aykırı olmayan hükümleri ilgisine göre büyükşehir, büyükşehir ilçe ve ilk kademe belediyeleri hakkında da uygulanır”, hükmü,

5393 sayılı Kanunun Avukatlık ücretinin dağıtımı başlıklı 82. Maddesinde,

“Belediye lehine sonuçlanan dava ve icra takipleri nedeniyle hükme bağlanarak karşı taraftan tahsil olunan vekâlet ücretlerinin; avukatlara (49 uncu maddeye göre çalıştırılanlar dâhil) ve hukuk servisinde fiilen görev yapan memurlara dağıtımı hakkında 1389 sayılı Devlet Davalarını İntaç Eden Avukat ve Saireye Verilecek Ücreti Vekâlet Hakkında Kamın hükümleri kıyas yolu ile uygulanır” hükmü bulunduğunu,

Madde hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, 5216 sayılı Kanunun 28. maddesi ile 5393 sayılı Kanunun 82 maddesine, dolayısıyla bu maddenin 1389 sayılı Kanununa yaptığı atıf büyükşehir belediyeleri içinde uygulanacağını, bu atıf dolayısıyla 659 KHK 18. maddesindeki 1389 sayılı Kanunun kaldırıldığı diğer mevzuatta 1389 sayılı Kanuna ve 657 sayılı Kanunun 146. maddesine yapılan atıfların bu KHK'ye yapılmış sayılacağı belirtildiğinden, ayrıca, .... Yönetmeliğinin 22. Maddesindeki hüküm karşısında, 659 KHK’nin .... içinde uygulanacağını ve fazla ödemenin de olduğu değerlendirilmiştir.

Bu nedenle temyiz talebinin ret edilerek Daire kararının korunmasının uygun olacağı” şeklinde görüş belirtmiştir.

Dosyada mevcut belgelerin okunup incelenmesinden ve sorumlu …. ile …… ve Sayıştay Başsavcılığının sözlü açıklamaları dinlendikten sonra gereği görüşüldü.

.... ve ....’nın sorumluluk iddiaları ile ilgili olarak;

Vekalet ücreti tutarları doğrudan emanet hesabına alınmakta ve muhasebe işlem fişiyle bu emanet hesabından ödenmektedir ve emanet hesabından yapılan diğer ödemelerden farkı niteliktedir.

5018 sayılı Kanun'un 33. maddesi uyarınca bütçeden bir giderin yapılabilmesi için iş, mal veya hizmetin belirlenmiş usul ve esaslara uygun olarak alındığının veya gerçekleştirildiğinin görevlendirilmiş kişi veya komisyonlarca onaylanması ve gerçekleştirme belgelerinin düzenlenmiş olması gerekmektedir. Giderlerin gerçekleştirilmesi; harcama yetkililerince belirlenen görevli tarafından düzenlenen ödeme emri belgesinin harcama yetkilisince imzalanması ve tutarın hak sahibine ödenmesiyle tamamlanır.

Gerçekleştirme görevlileri, harcama talimatı üzerine; işin yaptırılması, mal veya hizmetin alınması, teslim almaya ilişkin işlemlerin yapılması, belgelendirilmesi ve ödeme için gerekli belgelerin hazırlanması görevlerini yürütürler. Elektronik ortamda oluşturulan ortak bir veri tabanından yararlanmak suretiyle yapılacak harcamalarda, veri giriş işlemleri gerçekleştirme görevi sayılır.

Mezkur maddeye göre gerçekleştirme görevlileri, bu Kanun çerçevesinde yapmaları gereken iş ve işlemlerden sorumludurlar.

Bu hüküm uyarınca, bir mali işlemi gerçekleştirmede görevli olanların sorumluluğunun belirlenmesinde, gerçekleştirme işlemini yapan memurun, yetkili ve görevli olması ve yapılan giderin de bu görevli tarafından düzenlenip imzalanan belgeye dayanıyor olması zorunludur.

Bu nedenle, adı geçen sorumlular Hukuk Müşavirliğinden farklı birimlerde çalışsalar dahi, görevlendirilmeleri nedeniyle ödeme için gerekli belgeleri hazırlamaları ve ödemelerin yapıldığı muhasebe işlem fişlerini “düzenleyen” olarak imzalamaları nedeni ile sorumlu olmadıkları şeklindeki iddiaları yerinde görülmemiştir.

Konunun esası ile ilgili olarak;

Anayasamızın 160’ıncı maddesine göre Sayıştay, kamu idareleri ile sosyal güvenlik kurumlarının tüm gelir ve giderleri ile mallarını TBMM adına denetlemek, sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlamakla görevli bir anayasal kurumdur.

Sayıştay 1. Dairesinin bir hesap incelemesi sırasında uygulayacağı yasal kuralı Anayasa’ya aykırı bularak, iptali için Anayasa Mahkemesine başvurması üzerine, AYM, Sayıştay 1. Dairesi’nin “mahkeme”, bakmakta olduğu işin de “dava” olduğunu kabul ettikten sonra esasa geçmiş ve başvurudaki yasa kuralını Anayasa’ya aykırı bularak iptal etmiştir.

Anayasa Mahkemesi’nin 28.02.2013 günlü, E.2011/21, K.2013/36 sayılı kararında, Sayıştay’ın, “sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlama yönünden yargısal bir faaliyet gerçekleştirdiği, bu çerçevede verdiği kararların maddi anlamda kesin hüküm teşkil eden yargı kararları niteliğinde olduğu, bu kararlara karşı yargı organları dahil hiçbir makam ve merciye başvurma olanağının bulunmadığı ve yargısal sonuçlu kararlar veren bir hesap mahkemesi olduğu” kabul edilmiştir.

Dairelerin Yargılama usulü 6085 sayılı Kanun’un 23 ünde düzenlenmiş olup, maddede, Sayıştay Dairelerinin birer “hesap mahkemesi” olduğu belirtilerek; anılan maddenin 4 üncü bendinde; Yargılamaya esas raporların görüşülmesi sırasında açıklamalarda bulunmak üzere ilgili grup başkanı, raporu düzenleyen denetçi, sorumlular ve ahizler çağrılabilir denilerek, bu konu Dairenin takdirine bırakılmıştır. İlamların nasıl düzenleneceği ise 6085 sayılı Kanunun 51 inci maddesinde düzenlenmiştir. Kanunda bu düzenlemeler mevcut iken Hukuk Muhakemeleri Kanununa başvurmaya gerek bulunmamaktadır.

5018 sayılı Kanunun 2’nci maddesinde, Bu Kanunun, merkezi yönetim kapsamındaki kamu idareleri, sosyal güvenlik kurumları ve mahallî idarelerden oluşan genel yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin malî yönetim ve kontrolünü kapsadığı belirtilmiştir.

5018 sayılı Kanunun 3’üncü maddesinde de; “Mahallî idare: Yetkileri belirli bir coğrafi alan ve hizmetlerle sınırlı olarak kamusal faaliyet gösteren belediye, il özel idaresi ile bunlara bağlı veya bunların kurdukları veya üye oldukları birlik ve idareleri…..ifade eder” şeklinde tanımlanmıştır.

Her ne kadar söz konusu düzenlemede “mahalli idareler ve bunların birlikleri” denilse, bağlı kuruluşlar ifadesi kullanılmasa da; idare hukuku kurallarına göre, bu ifade bağlı kuruluşları da kapsamaktadır.

5018 sayılı Kanunun “Tanımlar” başlıklı 3. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde geçen mahallî idare tanımdan ve Mahalli İdareler Bütçe ve Muhasebe Yönetmeliğinin 2, 4. maddesinden de su ve kanalizasyon idarelerinin büyükşehir belediyelerine bağlı kuruluşlar oldukları anlaşılmaktadır.

2560 sayılı Kanunun Ek 5. maddesine göre bu Kanun diğer Büyükşehir Belediyelerinde de uygulanmaktadır. Aynı Kanunun kuruluşu düzenleyen 1. maddesinden su ve kanalizasyon idarelerinin istisnai durumlar dışında görev alanlarının büyükşehir belediyelerinin görev alanı ile sınırlı olduğu açıktır. Bu idarelerin organlarına ilişkin düzenlemelere; Kanunun 4. maddesinde; "İstanbul Büyük Şehir Belediye Meclisi, İSKİ Genel Kurulu olarak görevli ve yetkilidir.", 7. maddesinin ikinci fıkrasında; "Büyük Şehir Belediye Başkanı Yönetim Kurulunun başkanıdır. (...)" şeklinde yer verildiğinden ve bu hükümler gereği su ve kanalizasyon idarelerinin asıl yönetimini tamamen büyükşehir belediyesi oluşturduğundan; bu idarelerin büyükşehir belediyelerine bağlı kuruluşlar oldukları anlaşılmaktadır.

Bu açıklamalara göre sorumluların, ....’ın 5018 sayılı Kanuna tabi olmadığı iddiaları doğru değildir.

Anayasa Mahkemesinin; 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 164’üncü maddesi uyarınca, vekalet ücretinin avukata ait olduğu ve bu ücretin, iş sahibinin borcu nedeniyle takas ve mahsup edilemeyeceği ve haczedilemeyeceği hususunun Anayasaya aykırı olduğu yönünde yapılan başvuru üzerine, avukatlık ücretinin avukata ait olduğuna ilişkin düzenlemenin hukuka aykırı olmadığının ve bu ücretin, avukatın şahsi hakkı olduğunun teyit edildiği ifade edilmekte ise de;

1136 sayılı Avukatlık Kanun genel nitelikli bir kanun olması nedeniyle kamu kurum ve kuruluşlarında görev yapan avukatları da kapsamaktadır. Ancak anılan Kanun'un 164. maddesi hükmünün iş sahibi ile avukat arasındaki ücret ilişkilerini düzenlediği söz konusu düzenlemenin tamamen mesleklerini serbest olarak ifa eden avukatlar için geçerli olduğu düşünülmektedir. Nitekim, İdari yargı mercilerinin bir çok kararı avukatlık vekalet ücretinin kamuda görev yapan avukatlara sınırsız uygulanamayacağı yönündedir. Anayasa Mahkemesi 22.12.2011 günlü, E.2010/97, K.2011/173 sayılı kararında; “avukatlık sözleşmesi yapan avukat ile kamu kurum ve kuruluşlarında idare ile bir sözleşme yapmadan, statü hukukuna göre memur kadrosunda görev yapan ve ücretini bağlı bulunduğu yasalara göre alan kamu avukatının hukuksal konumları aynı olmadığından, kamu davalarında ortaya çıkan vekalet ücretinin yasayla farklı usullere tabi tutulmasında ve sınırlandırılmasında Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırılık bulunmamaktadır.” şeklinde karar vererek 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 146. maddesinin üçüncü fıkrasının Anayasa’nın 10. maddesine aykırı olmadığını kabul etmiştir.

Ayrıca, kamuda istihdam edilen avukatların statü hukukuna tabi olmaları nedeniyle bunlara sadece avukatlık ücreti değil, kadrolarına bağlı olarak ilgili mevzuatta öngörülen aylık, ek gösterge, zam ve tazminat ile diğer mali, sosyal hak ve yardımlar her ay herhangi bir dava ile ilişki kurulmaksızın ödenmektedir. Bu nedenle, kamuda istihdam edilen avukatlara, avukatlık vekalet ücretinin dağıtımında 657 sayılı Kanun'da ve diğer kanunlarda yer alan düzenlemelere uyulması zorunluluğu bulunmaktadır.

.... Su ve Atıksu İdaresi Genel Müdürlüğü içinde geçerli olan 20.11.1981 tarih ve 2560 sayılı Kanunun 1 inci maddesinde “İSKİ personeli 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu hükümlerine tabidir.” hükmü yer almaktadır.

.... Genel Müdürlüğü Hukuk Müşavirliği Kuruluş Görev ve Yetki Yönetmeliğinin Vekalet Ücretinin Dağıtımı başlıklı 22'nci maddesinde “Avukatların takip ettikleri dava ve icra takiplerinde mahkemeler, icra daireleri, Danıştay ve Yargıtay gibi idari ve adli kaza mercilerince, idare ve avukat lehine takdir olunarak tahsil edilen vekâlet ücretleri, 657 Sayılı DMK'nın 146, 2560 Sayılı İSKİ Kanunu'nun 4, 5 ve ek 5, 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 82, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 164 ve ek 1’inci Maddeleri gereğince, Hukuk Müşaviri, avukatlar ve büro personeli arasında, bu maddenin ikinci fıkrasında belirtilen oranlara göre dağıtılır…” denilmektedir.

659 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin (RG:02.11.2011/28103) 18 inci maddesinde “2/2/1929 tarihli ve 1389 sayılı Devlet Davalarını İntaç Eden Avukat ve Saireye Verilecek Ücreti Vekâlet Hakkında Kanun yürürlükten kaldırılmıştır. Diğer mevzuatta 1389 sayılı Kanuna yapılan atıflar bu Kanun Hükmünde Kararnameye yapılmış sayılır…

14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 146'ncı maddesinin üçüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır. Diğer mevzuatta vekalet ücretinin ödenmesine ilişkin olarak 657 sayılı Kanunun 146'ncı maddesine yapılan atıflar bu Kanun Hükmünde Kararnameye yapılmış sayılır…” hükmü yer almaktadır.

Aynı Kanun Hükmünde Kararnamenin 14 üncü maddesinde “…İdareler lehine karara bağlanan ve tahsil olunan vekalet ücretleri, hukuk biriminin bağlı olduğu idarenin merkez teşkilatında bir emanet hesabında toplanarak idare hukuk biriminde fiilen görev yapan personele aşağıdaki usul ve sınırlar dahilinde ödenir.

a) Vekalet ücretinin; dava ve icra dosyasını takip eden hukuk birimi amiri, hukuk müşaviri, muhakemat müdürü veya avukata %55’i, dağıtımın yapıldığı yıl içerisinde altı aydan fazla süreyle hukuk biriminde fiilen görev yapmış olmak şartıyla, hukuk birimi amiri, hukuk müşaviri, muhakemat müdürü ve avukatlara %40’ı, hukuk biriminde görev yapan diğer personele %5’i eşit olarak ödenir.

b) Ödenecek vekalet ücretinin yıllık tutarı; hukuk birimi amiri, hukuk müşaviri, muhakemat müdürü, avukatlar için (10.000) gösterge, diğerleri için (6.000) gösterge rakamının, memur aylıklarına uygulanan katsayı ile çarpımı sonucu bulunacak aylık brüt tutarının on iki katını geçemez.

c) Yapılacak dağıtım sonunda arta kalan tutar, hukuk biriminde görev yapan ve (b) bendindeki tutarları dolduramayan hukuk birimi amiri, hukuk müşaviri, muhakemat müdürü ve avukatlara ödenir. Bu dağıtım sonunda arta kalan tutar üçüncü bütçe yılı sonunda ilgili idarenin bütçesine gelir kaydedilir…” denilmektedir.

659 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile aynı gün yayınlanan 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (RG:02.11.2011/28103), 659 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 14 üncü maddesinin 2’nci fıkrasının (a) bendindeki “hukuk biriminde görev yapan diğer personele %5’i” ve (b) bendindeki “diğerleri için (6000) gösterge” ibarelerini kaldırmış, 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin bu hükmü daha sonra Anayasa Mahkemesi’nin 27/12/2012 tarihli ve E.2011/139, K.2012/205 sayılı Kararı (RG:10.10.2013/28791) ile iptal edilmiştir. Anayasa Mahkemesi bu kararında söz konusu iptal hükmünün 10.10.2013 tarihinde yürürlüğe girmesine karar verilmiştir.

Böylelikle, ödenebilecek vekalet ücreti üst sınırı yıllık belirlendiğinden hukuk biriminde görevli “diğer” personele 2013 yılında vekalet ücreti ödenebilecek olmakla beraber 659 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 14 üncü maddesine göre ödenen vekalet ücretinin yıllık tutarı 2013 yılı için toplam 9.037,68 TL olabilecektir [(01.01-30.06.2013 dönemi için 4.430,00 TL (10000 x 0,073837 x 6) ve 01.07-31.12.2013 dönemi için 4.607,46 TL (10000 x 0,076791 x 6)]. Hukuk biriminde çalışan “diğer” personel içinse bu tutar 2013 yılında 5.422,60 TL olacaktır [(01.01-30.06.2013 dönemi için 2.658,13 TL (6000 x 0,073837 x 6) ve 01.07-31.12.2013 dönemi için 2.764,47 TL (6000 x 0,076791 x 6)]. Söz konusu 9.037,68 TL ve 5.422,60 TL kesintilerden sonra kalan tutarlar değil brüt tutarlardır.

.... tarafından çeşitli yargı ve icra mercilerinde sonuçlanan dava ve işlemler neticesinde kazanılan ve emanet hesabında toplanan ve 3 yıl sonunda dağıtımı yapılmayan tutarların kamu kurumunun bütçesine gelir olarak kaydedilmesi gerekmektedir ve dolayısıyla söz konusu tutarların kamu kaynağı olduğu açıktır.

5018 sayılı Yasa'nın 71. maddesi uyarınca kamu zararı "mevzuata aykırı karar, işlem veya eylemleri sonucunda kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olunmasıdır." şeklinde tarif edilmiştir. Hukuka aykırı bir işlemle kamu kaynağında eksilmeye neden olunması kamu zararını kapsamındadır.

659 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine göre ....’ta çalışan avukatlara ödenen vekalet ücretleri için belirlenen üst sınıra uyulmaması sonucu emanet hesabında kayıtlı olsa da kamu kaynağında bir eksilme ortaya çıkmaktadır. Şu halde ortada bir kamu zararı bulunduğu anlaşılmaktadır.

Sorumluların, vekalet ücretlerinin ilgili kişilere vergiler düşüldükten sonraki net miktarlardan ödenmesi sebebiyle kamu zararı hesabının da, brüt rakamlar üzerinden değil, damga vergisi ve gelir vergisi düşülerek yapılması gerektiği iddia edilmekte ise de; fazla veya yersiz ödenen bir verginin zamanaşımı süresi içerisinde, Vergi Dairesinden talep edilmesi mümkündür.

Sorumlular tarafından, Avukatlık Ücreti ödenmesine ilişkin Genel Müdürlük Makamı Olurlarından anlaşılacağı üzere yapılan ödemelerin mahkeme kararlarına istinaden yapıldığı belirtilmekte ise de; ilama konu ödeme belgeleri ve ekleri incelendiğinde, sadece 37837 nolu ödeme belgesi ekinde mahkeme kararından söz edilmekte olup, konu edilen kararın da 2013 yılında yapılan ödeme ile ilgili olmadığı, sonuç olarak ilama konu olan ödemelerin mahkeme kararının yerine getirilmesine ilişkin ödemeler olmadığı anlaşılmaktadır.

Sayıştay dairelerince verilen ilamlar 6085 sayılı Kanunun 55'inci maddesinde belirtilen 60 günlük süre içerisinde temyiz edilmeme durumunda ya da temyiz isteğinin Temyiz Kurulunca karara bağlanması üzerine kesinleşmekte, kesinleştikten sonrada 53'üncü madde çerçevesinde gereğinin 90 gün içerisinde yerine getirilmesi gerekmektedir. Dolayısıyla henüz temyize konu olan ilam kesinleşmediğinden ilgililerin, ilamın icrasının durdurulması yönündeki talebi hakkında yapılacak bir işlem bulunmamaktadır.

Bütün bu nedenlerle, sorumluların iddiaların reddi ile 267 sayılı ilamın 3 üncü maddesiyle ….. TL.ye verilen tazmin hükmünün TASDİKİNE, Oyçokluğu ile

(Üye …..’nın;

20.11.1981 tarih ve 2560 sayılı İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun 1 inci maddesinin son fıkrasında; “(…)İSKİ personeli 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu hükümlerine tabidir.” hükmü, 05.06.1986 tarih ve 3305 sayılı Kanunla eklenen ve numarası yeniden teselsül ettirilen ek 5’inci maddesinde; “Bu Kanun diğer Büyükşehir Belediyelerinde de uygulanır.”, geçici 10’uncu maddesinde ise; “Diğer Büyükşehir Belediyelerinde kurulacak su ve kanalizasyon idarelerinin adına, kadrolarına, mevcut personelin ve mal varlığının devrine ilişkin esaslar İçişleri Bakanlığı’nın teklifi ve Bakanlar Kurulu’nun kararı ile tespit edilir.” hükmü yer almaktadır.

Belirtilen hükümler doğrultusunda, .... Büyükşehir Belediyesinin su ve kanalizasyon hizmetlerini yürütmek amacıyla kuruluna .... Genel Müdürlüğü personeli 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu hükümlerine tabidir.

657 sayılı Devlet Memurları Kanununun avukatlara verilecek vekalet ücretinin sınırını belirleyen 146’ ncı maddesi, 02.11.2011 tarih ve 28103 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 659 sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri Ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 18’inci maddesinde yer alan;

“(…) (3) 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 146 ncı maddesinin üçüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır. Diğer mevzuatta vekalet ücretinin ödenmesine ilişkin olarak 657 sayılı Kanunun 146 ncı maddesine yapılan atıflar bu Kanun Hükmünde Kararnameye yapılmış sayılır.” hükmü doğrultusunda yürürlükten kaldırılmış ve avukatlık ücretinin dağıtımına ilişkin oran ve sınırlar, bahsi geçen 659 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) hükümlerinde düzenlenmiştir.

659 sayılı KHK’nin “Amaç ve kapsam” başlıklı 1’ inci maddesinde;

“Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin amacı; genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri (..) ve özel bütçeli idarelerin hukuk hizmetlerinin etkili, verimli ve usul ekonomisine uygun şekilde yerine getirilmesine ve bu hizmetlerin yürütülmesinde uygulama birliğinin sağlanmasına yönelik usul ve esasların belirlenmesidir.” denilmektedir.

Anılan hükme göre, avukatlık vekalet ücretlerinin dağıtımının sınırlarını belirleyen 659 sayılı KHK kapsamında, sorumluların da savunmalarında belirttiği üzere, mahalli idareler yer almamaktadır.

Bu itibarla; avukatlık vekalet ücretlerinin dağıtımına ilişkin sınırların belirlendiği 659 sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri Ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararname kapsamında mahalli idarelerin yer almadığı anlaşıldığından, 267 sayılı ilamın 3 üncü maddesiyle verilen tazmin hükmünün Kaldırılmasına karar verilmesi gerektiği şeklindeki ayrışık görüşlerine karşı)

Karar verildiği 18.01.2017 tarih ve 42610 sayılı tutanakla yazılı olmakla iş bu ilam tanzim kılındı.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Kaynak: karar_sayistay

Taranan Tarih: 25.01.2026 18:53:06

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim