Sayıştay 6. Dairesi 40079 Kararı - Belediyeler ve Bağlı İdareler Vergi ve Harç
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
6
Sayıştay Kararı
40079
5 Ocak 2016
Belediyeler ve Bağlı İdareler
Temyiz Karar Detayı
İletişim Bilgileri
-
Kamu İdaresi: Belediyeler ve Bağlı İdareler
-
Yılı: 2012
-
Daire: 6
-
Dosya No: 40079
-
Tutanak No: 41304
-
Tutanak Tarihi: 05.01.2016
-
Konu: Vergi Resmi Harç ve Diğer Gelirlerle İlgili Kararlar
KARAR
Tahsil Edilmemiş Belediye Gelirlerinin Zamanaşımına Uğratılması.
- ) 320 sayılı İlam’ın 3/A maddesi ile, 2000. 2007 yılları arasında tahakkuk etmiş olup kayıtların sistemden alındığı 31.12.2012 tarihine kadar tahsil edilmemiş Çevre Temizlik Vergisinden doğan kamu alacağının zamanaşımına uğratılması nedeniyle …. TL’ye tazmin hükmü verilmiştir.
40079 ve 40070 sayılı dosyalarda yer alan ve İlam’da Belediye Başkanı olarak sorumlu tutulan ... ile Muhasebe Yetkilisi olarak sorumlu tutulan ...’in dilekçelerinde özetle,
Kamu zararının, Belediyenin 2012 yılı muhasebe kayıtlarındaki hesap bakiyelerine göre çıkarıldığını; Teftiş sırasında 6183 sayılı Kanun’un “Zaman Aşımı” başlıklı 102’nci maddesi hükmüne göre zamanaşımını kesen evrakları verme imkanlarının olmadığını;
Savunmalarda da ilgili alacakların tahsili ile ilgili kanıtlayıcı belge olarak, ilgili alacak tutarlarından yapılan tahsilat ve terkinleri gösteren alacak listesini gösterir bilgisayar kayıtlarının yazı ekinde gönderildiğini, bilgisayar kayıtlarına göre düzenlenen tahsilat ve terkinlerin kabul edilmediğini; fakat aynı bilgisayar kayıtlarına göre düzenlenen alacak listesinin kabul edilmiş olduğunu;
İlamda belirtilen ilgili maddelerde 2007 yılına kadar alacakların tahsil edilememesi, zaman aşımına uğratılması olasılığı nedeniyle kamu zararı oluştuğuna hüküm verildiğini;
Konu ile ilgili denetim sonrasında yapılan tahsilat dökümleri, tahakkuk terkinleri gerekçeleri ile birlikte yazı ekinde arz edildiğini; bakiye alacaklar için detaylı incelemelere devam edildiğini; borçlu mükelleflerin tek tek irdelemeye devam edildiğini, vergiyi doğuran olay bitmesine rağmen otomatik tahakkuk eden bildirim kayıtları tespit edildikten sonra 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 116 ve müteakip maddeleri kapsamında yersiz tahakkukların terkinine devam edileceğini; ayrıca, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un “Tahsil İmkansızlığı Sebebiyle Terkin” başlıklı 106. maddesi kapsamında yer alan alacaklarını tespit edilerek terkinine devam edileceğini;
Tüm 6183 sayılı Kanun kapsamındaki alacaklara düzenli olarak ödeme emri gönderildiğini; diğer sözleşmeye bağlı alacaklarda ise Borçlar Kanunu kapsamında cebren tahsili için, Hukuk İşleri Müdürlüğüne gönderildiğini;
Sistemde, çeşitli sebeplerden kaynaklanan oldukça fazla yersiz tahakkuk bulunduğunu;
Belediyeler mali konularda vergi dairesi sıfat ve yetkisine haiz olmakla birlikte, vergisel konularda tüm iş ve işlemlerini vergi numarası, unvan bilgileri, iletişim bilgileri esas alınarak yapıldığını; buna karşın vergi numarasının tespiti, unvan değişiklikleri, işyeri adres değişiklikleri, iletişim bilgileri gibi bilgilerin mükelleften alınabildiği doğrultuda gerçekleştirildiğini; yaklaşık üç yıldır hatalı bilgilerin çeşitli kanallarla sorgulamaya başladıklarını; eski dosyaları da bu yöntemleri kullanarak güncellemeye çalıştıklarını; ancak, beyanlarda ve yoklama tutanaklarında kısıtlı bilgiler yazıldığından, unvanların zaman içinde değişmesi vs. sebeplerle bilgileri güncellemenin çok fazla zaman aldığını;
2011 yılına kadar, belediyeye gelen her vatandaşa ad soyadı /unvan bilgileri ile sicil açıldığını ve tahakkuk kayıtlarının yapıldığını; 2009-2010 yılı içinde kurulan heyetle tüm Emlak-ÇTV-İRV dosyaları incelenerek T.C. Kimlik/Vergi numaraları tespit çalışması yapıldığını ve T.C. Kimlik / Vergi numaralarında sicil birleştirmesinin yapıldığını; çalışma ekibinin evraklardaki bilgi yetersizliğinden kaynaklanan ve tespit edilemeyen mükelleflerin T.C. Kimlik/ Vergi numaralarının çeşitli vesilelerle tespitlerinin yapıldığını ve iletişim bilgilerinin güncellenmeye devam edildiğini; yukarıda değinilen eksiklikler nedeniyle de tebliğ ve tahsilat işlemlerinde zorluklar yaşandığını;
Söz konusu alacaklara ilişkin İlamda yer verilen tablolarla ilgili olarak, 28.02.2015 tarihi itibariyle yeni tablolar oluşturulduğunu; tahsil edilen, terkin edilen ve alacak kalanı rakamlarının yeniden düzenlendiğini; yapılan bu tabloların ekinde ise tahsilat kartları, terkin işlemleri, tebliğ işlemleri, haciz varakaları, bankalar, Emniyet Müdürlüğü, Tapu Müdürlüğüne haciz işlemleri yapılması için yazılan yazılar ve diğer işlemlerle ilgili evrakların konulduğunu; tüm işlemlerle ilgili zaman darlığından dolayı evrak koyulamadığını; yeni bilgi ve belgelerle ilgili evrakların ileriki zamanlarda arz edileceğini;
5018 sayılı Kanun’un 71’inci maddesi uyarınca kamu zararı çıkarılırken, çalışanların kasıt, kusur veya ihmalinin belirlenmesi ve bu eyleminin mevzuata aykırı olmasının gerektiğini; bu konuda kesinlikle sorumluluk bilinciyle hareket ettiklerini belirterek kamu zararının kaldırılmasını talep etmiştir.
Başsavcılığın 40079 sayılı dosyada yer alan karşılama yazısında;
“... Belediyesi 2012 Yılı Hesabının 6. Daire’de yapılan yargılaması sonucu çıkarılan 18.09.2014 tarih 320 sayılı İlam’ın 3,4,5,7,9,10,12,17 ve 36. maddelerindeki tazmin hükmüne karşı Üst Yönetici sıfatıyla temyiz talebinde bulunan ...’in ilgi yazıları ile gönderilen 09.04.2015 tarihli dilekçesi incelendi.
Buna göre;
İlam’ın 3,4,5,7,9,10 ve 12. Maddelerindeki Tazmin Hükmüne İlişkin Olarak: Konusunu tahsil olunulmayan vergi, kira geliri ve amme alacaklarının oluşturduğu maddelere (10. maddede sorumlular arasında adı sayılmamıştır) dair savunmada; 28.02.2015 tarihi itibariyle gerçekleşen tahsilat bildiriminde bulunularak, ileriki zamanda yapılacak tahsilata ilişkin belgelerin arz olunacağı ifade olunulmaktadır.
Tahsilat, temyiz konusu olmadığından dosyasının değerlendirilmesini temin bakımından Dairesine tevdii uygun olur.” Denilmektedir.
Başsavcılığın 40070 sayılı dosyada yer alan karşılama yazısında;
“... Belediyesi 2012 Yılı Hesabının 6. Daire’de yapılan yargılaması sonucu çıkarılan 18.09.2014 tarih 320 sayılı İlam’ın 3,4,5,7,9,10 ve 12. maddelerindeki tazmin hükmüne karşı Muhasebe Yetkilisi sıfatıyla temyiz talebinde bulunan ...’in ilgi yazıları ile gönderilen 09.04.2015 tarihli dilekçesi ve eki incelendi.
Buna göre;
İlam’ın 3,4,5,7,9,10 ve 12. Maddelerindeki Tazmin Hükmüne İlişkin Olarak: Konusunu, tahsil olunamayan vergi, kira geliri ve amme alacaklarının oluşturduğu maddelere dair savunmada; 28.02.2015 tarihi itibariyle gerçekleşen tahsilat bildirimi de bulunularak, ileriki zamanda yapılacak tahsilata ilişkin belgelerin arz olunacağı ifade olunmaktadır.
Tahsilat, temyiz konusu olmadığından, dosyasının değerlendirilmesini temin bakımından Dairesine tevdii uygun görülmektedir.
Arz olunur.” Denilmektedir.
40083 sayılı dosyada yer alan ve İlam’da Sayman olarak sorumlu tutulan ...’nın dilekçesinde özetle,
1999-2004 yılları arasında Belediyede hesap işleri müdürü olarak görev yaptığını fakat, Belediyede gelir şube müdürü bulunduğundan tahsilat konusundaki görev, yetki ve sorumluluğun gelir şube müdürüne ait olduğunu; gelir şube müdürünün görev ve yetkilerinin belediyece çıkarılmış bulunan “... Belediyesi Gelir Müdürlüğünün Görev Yetki Ve Sorumlulukları İle Çalışma Usul Ve Esaslarına Dair Yönetmelik”te açıkça belirtildiğini; buna göre Gelir Müdürlüğünün, 1580 sayılı Belediye Kanunu’na istinaden alınması gereken belediye gelirlerini 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nda adı geçen ilan ve reklam vergisi, çevre temizlik vergisi ve diğer vergilerle, harcamalara katılma payları, iş yeri açma izin harcı, işgal harcı gibi harçlar ile 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanunu’nda adı geçen emlak vergileriyle alakalı yapılması gereken iş ve işlemleri icra ederek tahsil edilmesi gereken belediye gelirlerinin tahsilatını yapmakla yetkili olduğunu; belediyenin tüm alacaklarının Gelir Şube Müdürü tarafından tarh, tahakkuk, tahsil ve takip edilmesi gerektiğini; Hesap İşleri Müdürü’nün yetkisi olmadığını;
Belediyenin 2012 yılı Gelir Şube Müdürlüğü tahakkuk ve tahsilat kayıtlarına göre kamu zararı çıkartıldığını, bunlarla ilgili diğer belgelere bakılmadığını; belediyelerin müdürlerle beraber memurlar vasıtasıyla yönetildiğini ve kamu zararının hangi memur eliyle nasıl zarara uğratıldığı konusunun hiç irdelenmediğini;
Kamu zararı konusunda;
Gelir Şube Müdürü belediyenin tüm alacaklarının tarh, tahakkuk ve tahsilatıyla sorumlu olduğundan kamu zararının Gelir Şube Müdürü’nden sorulması gerektiğini;
2004 yılında ... Belediyesi Hesap İşleri Müdürlüğü’nden ayrıldığı tarihte 2000 yılı alacaklarının bile zaman aşımına uğramamış olduğunu; bu doğrultuda 2001-2002-2003 ve 2004 yılı alacaklarının da zaman aşımına uğramamış olduğunu;
2004 yılında ... Belediyesi’nden ayrılırken kanun, tüzük ve yönetmeliklere uygun olarak hesabı devretmiş olduğunu;
İçişleri Bakanlığı müfettişlerinin de bu konuyu inceleyip husumeti gelir müdürlüğüne yönelterek suç duyurusunda bulunduklarını belirterek tazmin hükmünün kaldırılmasını talep etmiştir.
Başsavcılığın 40083 sayılı dosyada yer alan karşılama yazısında;
“... Belediyesi 2012 Yılı Hesabının 6. Daire’de yapılan yargılaması sonucu çıkarılan 18.09.2014 tarih 320 sayılı İlam’ın 3. maddesindeki tazmin hükmüne karşı Muhasebe Yetkilisi sıfatıyla duruşmalı temyiz talebinde bulunan ...’nın 20.04.2015 tarihli dilekçesi incelendi.
Buna göre; Dairesince 2000-2007 yılları arasında tahakkuk etmiş olup kayıtların sistemden alındığı 31.12.2012 tarihine kadar tahsil edilmediğinden zamanaşımına uğramış olan “çevre temizlik vergisi”nden doğan tutar toplamı kamu zararı olarak görülmüştür.
Sorumlu; yargılama aşamasındaki savunmasının dayanaklarını daha da genişletmek suretiyle tekrarlamaktadır.
Özellikle, hesap işleri müdürü olması dolayısıyla tazmin hükmünün gelir müdürlüğüne yöneltilmesi gerektiğini; 2004 yılında görevinden ayrıldığını ifade ederek 2001-2004 döneminde alacakların zamanaşımına uğramadığını savunmakta o dönemde İçişleri Bakanlığı müfettişlerinin de bu konuyu inceleyip husumeti gelir müdürlüğüne yönelterek suç duyurusunda bulunduklarını ekleyerek, uhdesinden tazmin hükmünün kaldırılmasını istemektedir.
Sorumlunun kasıt, kusur ve ihmale dayalı illiyet bağı tam olarak görülebilen, hesap bakiyeleri dışında bir bulgu olmadığı yolundaki iddiasının değerlendirilmesini teminen dosyanın Dairesine tevdii yerinde olacaktır görüşüyle,
Arz olunur.” denilmektedir.
40082 sayılı dosyada yer alan ve İlam’da Belediye Başkanı olarak sorumlu tutulan ...’ün dilekçesinde özetle,
4 Mayıs 2001 - 7 Haziran 2002 tarihleri arasında ... Belediye Meclisinden seçilip belediye başkanvekili olarak görev yaptığını ve görev yaptığı bu süre içerisinde belediyedeki birçok görevliyle beraber gelirler müdürü de cezaevinde olduğundan bir takım tahsilat aksaklıklarının oluşmuş olabileceğini; ancak söz edilen zaman aşımına uğrayan alacaklarla ilgili olarak, görevli olduğu dönemde zaman aşımına uğrayan herhangi bir vergi bulunmadığını;
5018 Sayılı Kanun’un 11’inci maddesinde, üst yöneticinin mahalli idarelerde meclisine karşı sorumlu olacağının belirtildiğini; 5018 ve 832 sayılı Kanunlarda, üst yöneticilerin münferiden veya diğer görevlilerle birlikte mali sorumluluğa ortak olacağına dair hiçbir hüküm bulunmadığını;
5018 sayılı Kanun ile kamu yönetiminde oluşturulan yeni sistem çerçevesinde, kamu idarelerinin, mali yönetim ve kontrol sistemlerini, harcama birimlerini, muhasebe ve mali hizmetler ile ön mali kontrol ve iç denetim birimlerini oluşturmaları gerektiğini; Belediye Başkanı olduğu dönemde, 5018 sayılı Kanun çerçevesinde gerekli tedbirleri üst yönetici olarak aldığını; İlamda yer alan tespitlerin hiçbirinde mali yönetim ve kontrol sisteminin işleyişinin sağlanmadığına ya da yeterli ve etkili bir kontrol sisteminin kurulmadığına dair herhangi bir tespit bulunmadığını; şahsına herhangi bir sorumluluk yüklenemeyeceğini;
Harcama surecinin hiç bir aşamasında yer almayan Üst Yöneticinin mali sorumluluğundan bahsedilemeyeceğini;
14/06/2007 tarih ve 5189/1 sayılı Sayıştay Genel Kurul Kararının “111- Sorumlular” başlığı altında, üst yöneticinin Belediye Meclisine karşı sorumlu olduğu ancak özel kanunlardan doğan Sayıştay’a karşı mali sorumlulukları olabileceği gibi, münferit bir olayda da sorumlu tutulabileceğinden bahsedildiğini ve bu meselenin Sayıştay yargısı sırasında hükme bağlanacağının vurgulandığını; söz konusu Kararda üst yöneticilerin sadece özel kanunlardan ve münferit olaylardan dolayı sorumlu tutulabileceklerine hükmedildiği halde, İlam’da herhangi bir özel kanun hükmüne atıf yapılmaksızın şahsına sorumluluk tevcih edilerek 5018 sayılı Kanun’un mali sorumluluğu içermeyen genel sorumluluk maddelerine dayalı hüküm kurulduğunu belirterek sahsına yüklenen sorumluluğun kaldırılmasını talep etmiştir.
Başsavcılığın 40082 sayılı dosyada yer alan karşılama yazısında;
“... Belediyesi 2012 Yılı Hesabının 6. Daire’de yapılan yargılaması sonucu çıkarılan 18.09.2014 tarih 320 sayılı İlam’ın 3. maddesindeki tazmin hükmüne karşı Üst Yönetici sıfatıyla duruşmalı temyiz talebinde bulunan ...’ün ilgi yazıları ile gönderilen 22.04.2015 tarihli dilekçesi ve eki incelendi.
Buna göre;
Dairesince, 2000-2007 yılları arasında tahakkuk etmiş olup kayıtların sistemden alındığı 31.12.2012 tarihine kadar tahsil edilmediğinden zamanaşımına uğramış olan “çevre temizlik vergisinden doğan tutar toplamı kamu zararı olarak görülmüştür.
Sorumlu; 04.05.2001-07.06.2002 tarihleri arasında belediye başkan vekili olarak görev yaptığını, bu tarihler arasında zamanaşımına uğrayan herhangi bir vergi bulunmadığını ileri sürerek, şahsı ile ilgili tazmin kararının düzeltilmesi talebinde bulunmaktadır.
Herhangi bir kanıtlayıcı belge ibraz edilmiş değildir. Ancak üst yöneticinin izleme ve gözetleme noksanlığına dayalı, kasıt kusur ve ihmal kaynaklı illiyet bağı da tam olarak görülemediğinden; ilgili talebinin, değerlendirilmek üzere Dairesine tevdii yerinde olur görüşüyle.
Arz olunur.” denilmektedir.
40108 sayılı dosyada yer alan ve İlam’da Belediye Başkanı olarak sorumlu tutulan ...’ın dilekçesinde özetle,
Eksik inceleme ile karar verildiğini; kamu zararı kararı verilen maddelerle ilgili olarak tahsil, terkin ve zamanaşımını kesen işlemlerle ilgili mevcut belgelerin incelenmediğini ve dikkate alınmadığını;
Tazmin kararının dayanağını teşkil eden denetim raporlarında, sadece bilgisayar kayıtlarındaki tablolardaki hesap bakiyesine bakılarak kamu zararı oluştuğuna hükmedildiğini; burada eksik inceleme yapıldığını;
Ayrıca dilekçe ekinde de emlak vergileri, çevre temizlik vergileri, ilan reklam, haberleşme ve elektrik tüketim vergileri ile para cezalarına ilişkin bazı örnek dosyaların da ayrıca Kurulumuza takdim edildiğini; bu belgeler de incelendiğinde yargıya intikal etmiş ancak henüz yargılama sonuçlanmadığından tahsil edilmemiş olan alacakların ve yine yukarıda zikredilen alacak kalemlerine ilişkin zamanaşımını kesen işlemlerin yapıldığının görüleceğini; bunların hiçbirinin denetim raporlarında incelenmediğini ve dikkate alınmadığını;
Kamu zararına karar verilirken görevlilerin kasıt, kusur veya ihmalinin belirlenmesi ve mevzuata aykırı eylemlerinin tespiti ve kanıtlanması gerektiğini, fakat bu hususların göz ardı edildiğini; Şahsının hiçbir şekilde kamu zararına sebebiyet verecek herhangi bir karar veya eyleminin bulunmadığını belirterek tazmin hükmünün kaldırılmasını talep etmiştir.
Başsavcılığın 40108 sayılı dosyada yer alan karşılama yazısında;
“... Belediyesi 2012 Yılı Hesabının 6. Daire’de yapılan yargılaması sonucu çıkarılan 18.09.2014 tarih 320 sayılı İlam’ın 3,4,5,7,9,10 ve 12. maddelerindeki tazmin hükmüne karşı Üst Yetkili (Eski Belediye Başkanı) sıfatıyla temyiz talebinde bulunan ...’ın ilgi yazıları ile gönderilen 30.04.2015 tarihli dilekçesi ve eki incelendi.
Buna göre;
İlam’ın 3,4,5,7,9,10 ve 12. Maddelerindeki Tazmin Hükmüne ilişkin Olarak: Dairesince; “vergi, kira, geliri ve amme alacaklarının, tahakkuk ettirildiği halde kayıtlarının sistemden alınılması ve tahsil edilmemesine neden olunulması” gerekçesi ile toplam tutar, kamu zararı olarak görülüp tazmin hükmonulduğu anlaşılmaktadır.
Sorumlu; Daire kararının eksik incelemeye dayalı ve hatalı olduğunu öne sürerek; tahsil, terkin ve zamanaşımını kesen işlemlere dair belgelerin incelenmeyip dikkate alınılmamış olduğunu belirtmekte; oysa, sunulan belgeler incelendiğinde, yargıya intikal eden ve henüz sonuçlanmayan işlemlerin görüleceği gibi zamanaşımını kesen işlemlerinde yapıldığının anlaşılacağını; 5018 sayılı Kanun’un 71. maddesinde sayılan kasıt, kusur ve ihmalin söz konusu bulunmadığını ekleyerek; “Belediye Başkanının denetim mekanizması içindeki fonksiyonu eylemsizliğin eylem olarak algılanmasına neden olamaz” iddiasıyla, yeni ortaya çıkmış bir kısım yazı ve evrakların göz önüne alınarak, uhdesindeki tazmin hükmünün kaldırılmasını talep etmektedir.
Sorumlu tarafından; dosya halindeki belgeler, yeni çıktığı ifadesiyle gönderilmiştir. Ayrıca; kendisinin üst yönetici olması, izleme ve gözetleme eksikliğine dayalı kasıt, kusur ve ihmal kaynaklı illiyet bağı tam olarak kurulamadığından; ilgili talebinin, değerlendirilmek üzere Dairesine tevdii yerinde olacağı görüşüyle arz olunur.” Denilmektedir.
Rapor dosyası ve ekli belgelerin incelenmesi neticesinde, 2000-2007 yılları arasında tahakkuk etmiş olup, ... Belediyesi’nin kullandığı bilişim sisteminden kayıtların alındığı 31.12.2012 tarihine kadar zamanaşımına uğramış olan çevre temizlik, ilan ve reklam vergileri gibi belediye gelirlerinin kamu zararı konusu edildiği tespit edilmiştir.
6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un “Tahsil zamanaşımı” başlıklı 102’nci maddesinde; “Amme alacağı, vadesinin rastladığı takvim yılını takip eden takvim yılı başından itibaren 5 yıl içinde tahsil edilmezse zamanaşımına uğrar. Para cezalarına ait hususi kanunlarındaki zamanaşımı hükümleri mahfuzdur.
Zamanaşımından sonra mükellefin rızaen yapacağı ödemeler kabul olunur.” denilmekte olup, 2000 yılı içinde tahakkuk ettirilmiş olan çevre temizlik, ilan ve reklam vergileri gibi belediye gelirleri, vadesinin rastladığı takvim yılını takip eden takvim yılı başından itibaren 5 yıl içinde, yani 2005 yılı sonuna kadar tahsil edilmezse zamanaşımına uğrar.
İlam’da ise, 2000-2004 yılları arasında tahakkuk etmiş olup en erken 2005 yılı sonunda zaman aşımına uğramış olan belediye gelirlerinden dolayı, ilgili gelirlerin zamanaşımına uğradığı tarihte görev başında bulunan muhasebe yetkilisinin yanı sıra, gelirlerin tahakkuk ettirildiği dönemlerde (2000-2004) görevli olan saymanın da sorumlu tutulduğu; yani, zamanaşımına uğramış aynı gelirlerden hem tahakkuk döneminde görevli olan saymanın, hem de zamanaşımı döneminde görevde bulunan muhasebe yetkilisinin birlikte sorumlu tutulmuş olduğu görülmüştür.
Söz konusu belediye gelirlerinin, tahakkuk döneminde görev başında bulunan saymanın sorumlu tutulma gerekçesi, Mülga 1050 sayılı Muhasebe-i Umumiye Kanunu’nun 20’nci maddesine göre her saymanın yönetim dönemi içinde tahsili kendisine verilmiş gelirlerin ve kişi borçları hesabında kayıtlı tutarların izlenmesi ve tahsili ile yükümlü olmasına ve Sayıştay’a hesap verirken veya kendisinden sonra gelen saymana devirde, artıkların ayrıntılarını ve tahsil edilmemesi nedenlerini göstermek zorunda olmasına; dolayısıyla takip edilmemek yüzünden tahsili imkansız hale gelen veya zamanaşımına uğrayan tutarların, kusurlu bulunan saymana tazmin ettirilmesi gerektiğine dayandırılmıştır.
Gelirlerin zamanaşımına uğradığı dönemde görevde bulunan muhasebe yetkilisinin sorumlu tutulması ise, 5018 sayılı Kanun’un 38’inci ve 61’inci maddeleri gereği, kamu gelirlerinin tarh, tahakkuk, tahsiliyle yetkili ve görevli olanların, ilgili kanunlarda öngörülen tarh, tahakkuk ve tahsil işlemlerinin zamanında ve eksiksiz olarak yapılmasından sorumlu olmasıyla gerekçelendirilmiştir.
Gelirlerin tahakkuk döneminde görev başında bulunan Sayman ...’nın sorumluluğu ile ilgili olarak;
1050 Sayılı Muhasebe-i Umumiye Kanunu’nun “Devlet Alacağının Takip ve Tahsil Sorumluluğu” başlıklı 20’nci maddesi “Her Sayman Yönetim Dönemi içinde tahsili kendisine verilmiş gelirlerin ve kişi borçları hesabında kayıtlı tutarların izlenmesi ve tahsili ile yükümlü olup Sayıştay’a hesap verirken veya kendisinden sonra gelene devirde artıkların ayrıntılarını ve tahsil edilmemesi nedenlerini göstermek zorundadır. Takip edilmemek yüzünden tahsili imkansız hale gelen veya zamanaşımına uğrayan tutarların, kusurlu bulunan saymana tazmin ettirilmesine Sayıştay’ca hükmolunur.” hükmüne amir bulunduğundan, ilgili saymanın söz konusu gelirlerin tahakkukunu gerçekleştirmiş olduğu, daha sonra da görevinden ayrılmış olması nedeniyle takip ve tahsil imkanının bulunmadığı dönemde gelirlerin zamanaşımına uğradığı sabit olduğundan; İlam’da söz konusu gelirlerin, ilgili sayman tarafından takip edilmemesi yüzünden zamanaşımına uğradığını kanıtlayıcı herhangi bir tespit de bulunmadığından sorumluluğunun kaldırılması gerekir.
Gelirlerin zamanaşımına uğradığı dönemde görev başında bulunan Muhasebe Yetkilisi ...’in sorumluluğu ile ilgili olarak;
5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu genel mali yapıyı sistemleştirirken 60/e maddesi ile, gelirlerin mali hizmetler birimi tarafından ilgili mevzuatı çerçevesinde tahakkuk ettirileceğini, gelir ve alacaklarının takip ve tahsil işlemlerini yürüteceğini, hükme bağlamıştır. Bu hükme göre tahakkuk ve tahsil aşamalarında mali hizmetler biriminin genel olarak sorumlu olduğu çıkarsaması yapılabilir. Ayrıca, 61’inci maddede muhasebe hizmeti tanımlanırken, gelir ve alacakların tahsili aşamasında muhasebenin de rol aldığı ifade edilmiştir. Tarh ve tebliğ kavramlarına açıkça değinilmemiş olsa da, mali hizmetler birimlerinin bu anlamda bir fonksiyon üstlendikleri genel görev tanımlarından çıkarılabilir. Muhasebe yetkilisi ve mali hizmetler birimi haricinde, ilgili kanunlarda tarh, tahakkuk ve tahsilden sorumlu olanların da, bu kapsamda değerlendirmesi gerekmektedir.
Sayıştay Genel Kurulunun 14.06.2007 tarihli 5018 sayılı Kanun çerçevesinde sorumlulukların belirlenmesine ilişkin kararında; tahsil edilmeye hazır hale gelmiş gelirle ilgili olarak muhasebe yetkilisinin sorumluluğundan bahsedilmiştir. Kararda; “5018 sayılı Kanun’un 61’inci maddesinin birinci fıkrasında, muhasebe hizmeti; ‘gelirlerin ve alacakların tahsili, giderlerin hak sahiplerine ödenmesi, para ve parayla ifade edilebilen değerler ile emanetlerin alınması, saklanması, ilgililere verilmesi, gönderilmesi ve diğer tüm malî işlemlerin kayıtlarının yapılması ve raporlanması işlemleridir.’ şeklinde tanımlanmış; aynı maddenin ikinci fıkrasında muhasebe yetkilisinin, bu hizmetlerin yapılmasından ve muhasebe kayıtlarının usulüne uygun, saydam ve erişilebilir şekilde tutulmasından sorumlu olduğu belirtilmiş, aynı Kanunun 60’ıncı maddesinde de, ilgili mevzuatı çerçevesinde idare gelirlerini tahakkuk ettirmek, gelir ve alacaklarının takip ve tahsil işlemlerini yürütmek mali hizmetler biriminin görevleri arasında sayılmıştır. Muhasebe Yetkililerinin Eğitimi, Sertifika Verilmesi ile Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik’in 23’üncü maddesinde, gelirleri ve alacakları ilgili mevzuatına göre tahsil etmek, yersiz ve fazla tahsil edilenleri ilgililerine iade etmek ve bu işlemlere ilişkin kayıtları usulüne uygun, saydam ve erişilebilir şekilde tutmak, mali rapor ve tabloları her türlü müdahaleden bağımsız olarak düzenlemek muhasebe yetkilisinin görevlerinden kabul edilmiş, aynı Yönetmeliğin 32’nci maddesinde de idarelerce ilgili kanunlarına göre tarh ve tahakkuk ettirilerek tahsil edilebilir hale gelmiş kamu gelir ve alacaklarının yükümlüleri ve sorumluları adına ilgili hesaplara kaydedilerek tahsil edilmesinden muhasebe yetkilisinin sorumlu olduğu açıkça ifade edilmiştir.
Açıklanan nedenlerle, idarelerce ilgili kanunlarına göre tarh ve tahakkuk ettirilerek tahsil edilebilir hale gelmiş kamu gelir ve alacaklarının takip ve tahsil edilmesinden muhasebe yetkilisinin tek başına sorumlu olduğuna çoğunlukla,” karar verilmiştir. Karardaki en önemli nokta, idarelerce ilgili kanunlarına göre tarh ve tahakkuk ettirilerek tahsil edilebilir hale gelmiş gelir ve alacakların tahsil edilmesinden muhasebe yetkilisinin sorumlu olduğu hususudur. Yani, muhasebe yetkilisinin sorumluluğu için, ön şart olarak gelirin tarh ve tahakkuk aşaması sorunsuz bir şekilde yerine getirilmelidir. Tarh ve tahakkuk aşaması sorunsuz yerine getirildiğinde, muhasebe yetkilisinin tahsilatla ilgili sorumluluğu başlamaktadır.
Gelirin aşamaları dikkate alındığında, tarh ve tahakkuku eksik veya hatalı yapılmış bir gelirin, eksik tahsil edilmesinden tek başına veya ortaklaşa olarak muhasebe yetkilisinin sorumlu tutulması 5018 sayılı Kanun’un objektif sorumluluktan vazgeçme anlayışına da muhalif düşmektedir.
Ayrıca, muhasebe yetkilisi ve mali hizmetler birimi idari anlamda bir bütünü ifade etse de, belediye gelirlerinin tahsilatı aşamasında mali sorumluluk anlamında farklı birim veya kişilerden oluşabilir. 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun “Gelirlerin toplanması sorumluluğu” başlıklı 38’inci maddesinde; “Kamu gelirlerinin tarh, tahakkuk, tahsiliyle yetkili ve görevli olanlar, ilgili kanunlarda öngörülen tarh, tahakkuk ve tahsil işlemlerinin zamanında ve eksiksiz olarak yapılmasından sorumludur” denilerek, kamu gelirleri ile ilgili olarak sorumluluk tanımlanmış olup; tarh, tahakkuk ve tahsil işlemlerinin hangi safhalarında kimlerin sorumlu olduklarının kurum kanunlarına bırakılması ile farklılaşan ve karmaşıklaşan bir sistemi ortaya çıkarmıştır.
Aynı Kanun’un “Kamu Zararı” başlıklı 71’inci maddesinde, “Kamu zararı; kamu görevlilerinin kasıt, kusur veya ihmallerinden kaynaklanan mevzuata aykırı karar, işlem veya eylemleri sonucunda kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olunmasıdır.
Kamu zararının belirlenmesinde;
e) İdare gelirlerinin tarh, tahakkuk veya tahsil işlemlerinin mevzuata uygun bir şekilde yapılmaması,
Esas alınır.” hükmü yer almaktadır.
Buna göre, idare gelirlerinin zamanaşımına uğratılması nedeniyle oluşan kamu zararından dolayı sorumluluğun belirlenmesi aşamasında, dilekçede ileri sürüldüğü üzere ... Belediyesi gelirlerinin tahsili ile ilgili olarak Mali Hizmetler Müdürlüğü dışında farklı bir birimin görevlendirilip görevlendirilmediğinin ve konu ile ilgili görevli olan çalışanların kasıt, kusur veya ihmalinin tespit edilmesi ve sorumluluğun bu doğrultuda tesis edilmesi gerekmektedir.
Üst yöneticiler, Belediye Başkanları ..., ..., ... ve ...’in sorumluluğu ile ilgili olarak;
İlam’da, 2000-2007 yılları arasında tahakkuk etmiş olup en erken 2005 yılından başlamak üzere Belediye’nin bilişim sisteminden kayıtların alındığı 31.12.2012 tarihine kadar zamanaşımına uğramış olan belediye gelirlerinden dolayı, ilgili gelirlerin tahakkuk ettirildiği dönemlerde görevli olan Belediye Başkanları ile gelirlerin zamanaşımına uğradığı tarihteki Belediye Başkanlarının birlikte sorumlu tutulduğu; yani, zamanaşımına uğramış aynı gelirlerden hem tahakkuk döneminde görevli hem de zamanaşımı döneminde görevde bulunan Belediye Başkanlarının birlikte sorumlu tutulmuş olduğu görülmüştür.
Yukarıda da belirtildiği gibi, 5018 sayılı Kanun’un 71’inci maddesinde, kamu zararı; kamu görevlilerinin kasıt, kusur veya ihmallerinden kaynaklanan mevzuata aykırı karar, işlem veya eylemleri sonucunda kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olunmasıdır, şeklinde tanımlanmıştır.
6085 sayılı Sayıştay Kanununun 7’nci maddesinde de, sorumlular ve sorumluluk hallerinin uygulamasında 5018 sayılı Kanun ve Sayıştay denetimi ile ilgili diğer kanunlarda belirtilen sorumlular ve sorumluluk hallerinin esas alınacağı;
Sorumluların mevzuata aykırı karar, işlem veya eylemleri ile illiyet bağı kurularak oluşturulan ilamda yer alan kamu zararından tek başlarına veya birlikte tazmin ile yükümlü oldukları, ifade edilmiştir.
Bir kamu görevlisinin oluşan kamu zararından sorumlu tutulabilmesi için zararın kamu görevlisinin fiilinin sonucunda oluşması gerekir. Kamu görevlisinin fiili ile kamu zararı arasında bir bağ kurulamazsa kamu görevlisinin sorumluluğundan söz edilemeyecektir.
Yapılan araştırma neticesinde;
Belediye Başkanı olarak sorumlular arasında sayılmış olan ...’nün 27.03.1994-27.03.2004 tarihleri arasında;
...’ün 04.05.2001-07.06.2002 tarihleri arasında vekaleten;
...’ın 28.03.2004-28.03.2009 tarihleri arasında;
...’in ise 29.03.2009 tarihinden itibaren ve halen belediye başkanlığı görevlerini yürüttükleri tespit edilmiştir.
Buna göre, Belediye Başkanları ... ve ...’ün görevde bulundukları dönemde herhangi bir belediye gelirinin zamanaşımına uğratılmadığı görüldüğünden; oluşan kamu zararı ile illiyet bağı kurulamayan ilgililerin sorumlu tutulmaları mümkün değildir.
Bununla birlikte, 5018 sayılı Kanun’un 1’inci maddesinde ifade edildiği üzere, bu Kanun; esas olarak kalkınma planları ve programlarında yer alan politika ve hedefler doğrultusunda kamu kaynaklarının etkili, ekonomik ve verimli bir şekilde elde edilmesi ve kullanılmasını, hesap verebilirliği ve mali saydamlığı sağlamak üzere, kamu mali yönetiminin yapısını ve işleyişini, kamu bütçelerinin hazırlanmasını, uygulanmasını, tüm mali işlemlerin muhasebeleştirilmesini, raporlanmasını ve mali kontrolü düzenlemeyi amaçlamaktadır.
Bu kapsamda “Bakanların ve Üst Yöneticilerin Hesap Verme Sorumluluğu” başlıklı dördüncü bölümün 11’inci maddesine göre üst yöneticiler, idarelerinin stratejik planlarının ve bütçelerinin kalkınma planına, yıllık programlara, kurumun stratejik plan ve performans hedefleri ile hizmet gereklerine uygun olarak hazırlanması ve uygulanmasından; sorumlulukları altındaki kaynakların etkili, ekonomik ve verimli şekilde elde edilmesi ve kullanımını sağlamaktan, kayıp ve kötüye kullanımının önlenmesinden; mali yönetim ve kontrol sisteminin işleyişinin gözetilmesi, izlenmesi ve Kanunda belirtilen görev ve sorumlulukların yerine getirilmesinden belediyelerde, meclislerine karşı idari ve siyasi yönden sorumlu tutulmuşlardır.
Kanunda sayılan bu görevler de bizzat belediye başkanı tarafından değil; oluşturulan birimler ve birim amirleri tarafından yerine getirilmektedir. Zira, 5018 sayılı Kanun’un 11’inci maddesinde üst yöneticilerin sorumlulukları belirtilmiş ve “Üst yöneticiler bu sorumluluklarının gereklerini harcama yetkilileri, mali hizmetler birimi ve iç denetçiler aracılığıyla yerine getirirler.” denilmek suretiyle fiilin icra, yani yerine getirme sorumluluğu alt kademedeki kamu görevlilerine bırakılmıştır.
Mülga 1050 sayılı Kanun, üst yöneticilere ilişkin bir hüküm içermemekte, “ita amiri” konumundaki yöneticilerin “Onaylayan” sıfatını haiz oldukları durumlarda sayman ve tahakkuk memurları ile birlikte sorumlu tutulabilecekleri bazı durumları düzenlemekteydi. 5018 sayılı Kanun ise mülga 1050 sayılı Kanun’dan farklı olarak, üst yöneticileri tümüyle harcama surecinin dışında tutmakta; bunlar için sorumluluk üstlenme uygulamasını bile öngörmemektedir.
5393 sayılı Kanun’un 38’inci maddesinin (f) işaretli bendi ile belediye başkanlarına verilen görevlerden biri de; belediyenin gelir ve alacaklarını takip ve tahsil etmektir. Bu bağlamda, belediye başkanları belediye idaresinin başı ve üst yöneticisi olarak belediyenin hem gelirlerini hem de giderlerini mevzuat hükümlerine göre tarh tahakkuk, tahsil edilmesinden ve hak sahiplerine zamanında ödenmesinden mali yönden değil, idari yönden sorumlu tutulmuşlardır.
Bu bağlamda, verdiği karar ve talimatlar, doğrudan iş ve işlem sürecine dayanak oluşturmadığı sürece, üst yönetici olan Belediye Başkanının sorumluluğu idari/siyasi nitelikli olup, mali sorumluluğu bulunmamaktadır.
Bu itibarla, Belediye Başkanları ... ve ...’in sorumluluğunun kaldırılması gerekir.
İlam hükmünün esası ile ilgili olarak,
İlgililer, Daire yargılaması esnasında zamanaşımını kesen evrakları verme imkanlarının olmadığını; Belediye’nin bilişim sisteminde, çeşitli sebeplerden kaynaklanan oldukça fazla yersiz tahakkuk bulunduğunu; konu ile ilgili denetim sonrasında yapılan tahsilat dökümleri ve tahakkuk terkinlerinin gerekçeleri ile birlikte yazı ekinde arz edildiğini belirtmişlerdir.
Ancak, ibraz edilen belgelerin incelenmesi temyize konu teşkil etmediğinden bu hususta sözü edilen belgelerin incelenmesini teminen ilgili yargılama Dairesine gönderilmesi gerekir.
Bu itibarla, yukarıda belirtilen gerekçelerle,
Gelirlerin tahakkuk döneminde görev başında bulunan ve görevde bulunduğu dönemde zamanaşımına uğramış herhangi bir gelir bulunmayan Sayman ...’nın sorumluluğunun kaldırılması için;
Görevde bulundukları dönemde herhangi bir belediye geliri zamanaşımına uğratılmadığından ve bu nedenle oluşan kamu zararı ile illiyet bağı kurulamayan Belediye Başkanları ... ve ...’ün sorumluluğunun kaldırılması için;
Verdiği karar ve talimatlar, doğrudan iş ve işlem sürecine dayanak oluşturmadığı sürece, mali sorumluluğu bulunmayan Belediye Başkanları ... ve ...’in sorumluluğunun kaldırılması için;
Gelirlerin zamanaşımına uğradığı dönemde görev başında bulunan Muhasebe Yetkilisi ...’in idare gelirlerinin zamanaşımına uğratılması nedeniyle oluşan kamu zararından dolayı sorumluluğun belirlenmesi aşamasında, dilekçede ileri sürüldüğü üzere ... Belediyesi gelirlerinin tahsili ile ilgili olarak Mali Hizmetler Müdürlüğü dışında farklı bir birimin görevlendirilip görevlendirilmediğinin ve konu ile ilgili görevli olan çalışanların kasıt, kusur veya ihmalinin tespit edilmesi ve sorumluluğun bu doğrultuda tesis edilmesinin temini için;
Söz konusu gelirlerle ilgili olarak zamanaşımını kesen evrakların, fazla ve yersiz tahakkukların bulunduğunu kanıtlayıcı belgelerin, tahakkuk terkinlerinin ve tahsilat dökümlerinin incelenmesinin temini için 320 sayılı İlam’ın 3/A maddesi hükmünün BOZULARAK DAİRESİNE TEVDİİNE,
(Üyeler... Kurul kararına katılmakla birlikte, “Sorumlulukların yapılacak bir soruşturma neticesinde belirlenmesini teminen konunun Kurumuna yazılması gerekmektedir.” şeklindeki ilave görüşleri ile,
Üye ...;
“Kurul’un ‘İlam hükmünün bozulması’ yönündeki kararında yer alan ‘sorumluluk hususuna ilişkin’ gerekçelere katılmakla birlikte, konunun esasına ilişkin olarak yapılan değerlendirmede;
İlamda; 2000 yılından başlayarak, 2001,2002,2003,2004,2005,2006 ve 2007 yılları hesaplarına ilişkin çeşitli vergi, harç, idari para cezaları, gecikme zammı, kira gelirleri… gibi kamu alacakları tutarlarının tahsil edilmeyerek zamanaşımına uğratıldığı iddiasıyla; ilgili gelirlerin zamanaşımına uğradığı tarihte görev başında bulunan Belediye Başkanları ve muhasebe yetkililerinin yanı sıra, gelirlerin tahakkuk ettirildiği dönemlerde görevli olan Belediye Başkanları ile saymanların da sorumlu tutulduğu ve bu tutarlar için haklarında tazmin hükmolunduğu;
Böylece, 6085 sayılı Sayıştay Kanununun yürürlük tarihinden (19 Aralık 2010) önce denetlenmiş ve yargılanmak veya hükmen onanmak suretiyle ‘kesin hükme bağlanmış’ olan ve bazıları hakkındaki hükümlerin ‘kesinleşmiş’ olması muhtemel olan önceki yıllar hesapları kapsamındaki hususların da “21012 yılı “kamu idaresi hesabı” kapsamında ele alındığı ve bu hususların 2012 yılına ilişkin Yargılamaya Esas Raporda konu edildiği ve ilgili Dairesince yapılan yargılamada bu hususlar için tazmin hükmolunduğu anlaşılmaktadır.
Yılları belirtilen hesaplara ilişkin olarak genel bir değerlendirme yapılacak olursa;
Mülga 1050 sayılı Muhasebe-i Umumiye Kanununda sorumluluk, “sayman” denilen kamu görevlisinin “hesap verme sorumluluğu” üzerine kurulmuştur. Bu kanunun 9.maddesinde, “Sayıştaya yönetim dönemi hesabı verenlere Sayman denir.” denilmektedir.
1050 sayılı Kanunda saymanın hesap vermesi konusuna ayrıntılı olarak değinilmiştir. Kanunun onüçüncü faslında saymanların her yılın bitiminde hesaplarını Sayıştaya vermekle yükümlü oldukları, mali yılın bitiminden önce görevden ayrılan saymanın hesabını yerine gelene devredeceği, ölen veya hesap verme imkanı kalmayan saymanın hesabının yerine gelene devrinin Maliye Bakanlığınca oluşturulacak bir heyet tarafından yapılacağı hususları düzenlenmiştir.
1050 sayılı Kanunda saymanın hesap ve işlemlerden dolayı “bidayeten zimmetdar” (önceden sorumlu) olduğu kabul edilmekte ve beraat edene kadar sorumluluğu devam etmektedir. Saymanın bu sorumluluğu ancak hesabın tümü hakkında verilecek beraat kararı veya hükmen onama suretiyle ortadan kalkmaktadır.(1050-126.md.)
Mülga 832 sayılı Sayıştay Kanununda da, 1050 sayılı Kanundaki düzenlemelere paralel düzenlemeler getirilmiştir.
832 sayılı Kanunun 28.maddesinde; Sayıştayın, ‘sorumluların hesap ve işlemlerini’ yargılayarak kesin hükme bağlayacağı;
38.maddesinde; denetimine giren kurumların gelir, gider ve mal işlemlerini ve bu işlemlere ait ‘sayman hesaplarını’ bütün kayıt ve belgeleri ile inceleyeceği ve neticede bütün bu işlem ve hesapları yargılama yolu ile denetleyeceği;
39.maddesinde; hesap ve işlemleri Sayıştay denetimine giren bütün idare ve kurumların, kanunlarına göre bir bütçe veya hesap yılı veya hesap devresi içerisindeki bütün gelirlerinin, giderlerinin ve mallarının hesaplarının saymanlar tarafından en geç mahsup devresini takip eden bir ay içerisinde Sayıştaya verileceği;
40.maddesinde; gelir, gider ve mal işlemlerinin hesaplarının Sayıştaya ayrı ayrı verileceği;
44.maddesinde; hesapların, görev başında bulunan sonuncu sayman tarafından hazırlanacağı ve verileceği, hesabın verilmemesinden doğan sorumluluğun buna ait olduğu;
61.maddesinde; hesap ve işlemlerin yargılanması sonucunda beraat veya tazmin hükmü verileceği; bu hükümler dışında gerekli görülen hususların ilgili mercilere bildirilmesinin kararlaştırılabileceği;
66.maddesinde; Sayman hesaplarının Sayıştaya noksansız verildiği tarihten itibaren iki yıl içerisinde yargılanmadığı takdirde hükmen onanmış sayılacağı,
ifade edilmiştir.
Görüldüğü üzere,1050 sayılı Kanun’da öngörüldüğü gibi 832 sayılı Kanun’da da, saymanın (5018 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra muhasebe yetkilisinin) yılına ait hesap ve işlemlerden dolayı ‘bidayeten zimmetdar’ olduğu ve beraat edene kadar sorumluluğunun devam etmekte olduğu kabul edilmektedir. Saymanın hesabın tümü hakkındaki bu sorumluluğu, verilecek beraat kararı veya hükmen onama suretiyle ortadan kalkmaktadır.
5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununun 81.maddesinin yürürlüğe girmesi ile, 01.01.2006 tarihinden itibaren 1050 sayılı Muhasebe-i Umumiye Kanunu yürürlükten kaldırılmıştır.
5018 sayılı Kanunun geçici 3’üncü maddesinde, çeşitli kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde sayman ünvanına yapılan atıfların muhasebe yetkilisine yapılmış sayılacağı belirtilmiştir. Bu hüküm karşısında,832 sayılı Kanunun saymanlar için öngördüğü yükümlülüklerin 5018 sayılı Kanunda belirtilen muhasebe yetkilisine ait olacağı hususunda tereddüt bulunmamaktadır.
5018 sayılı Kanunun 8.maddesinde genel olarak hesap verme sorumluluğu düzenlenmiştir. 61. maddesinde muhasebe yetkililerinin yetki ve sorumlulukları düzenlenmiş olup, muhasebe yetkililerinin Sayıştaya hesap verme konusu açıkça düzenlenmemiştir. Muhasebe yetkililerinin hesabın tümü hakkında sorumlu tutulmalarında 5018 sayılı Kanun değil, Anayasa ve 832 sayılı Kanun hükümleri dayanak alınmıştır.
5018 sayılı Kanun, 832 sayılı Kanunda öngörülen yargılama ve kesin hükme bağlamaya ilişkin hükümlere aykırı bir düzenleme getirmediğinden (5188/1 sayılı Sayıştay Genel Kurul Kararında da bu husus belirtilmiştir.), 6085 sayılı yeni Sayıştay Kanunu yürürlüğe girinceye kadar (19 Aralık 2010), 832 sayılı Kanunun denetim ve yargılamaya ilişkin hükümlerinin yürürlüğü devam etmiştir.
Her ne kadar; 5018 sayılı Kanunun 68.maddesinde, kamu idarelerinin hesap verme sorumluluğundan bahisle, dış denetimin kamu idaresi hesapları ve bunlara ilişkin belgeler esas alınarak yapılacağı, Sayıştay tarafından hesapların hükme bağlanmasının, genel yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin gelir, gider ve mal hesapları ile bu hesaplarla ilgili işlemlerin yasal düzenlemelere uygun olup olmadığına karar verilmesi olduğu belirtilmiş ise de; bu maddenin son fıkrasında; “Dış denetim ve hesapların hükme bağlanmasına ilişkin diğer hususlar ilgili kanununda düzenlenir” denildiğinden, ilgili kanun olan 6085 sayılı Kanun yürürlüğe girinceye kadar, denetim ve yargılamaya ilişkin olarak 832 sayılı Kanun hükümleri uygulana gelmiştir.
5018 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra da,6085 sayılı Kanun yürürlüğe girene kadar 832 sayılı Kanun halen yürürlükte olduğu için aynı durum devam etmiş; bu defa, “bidayeten zimmetdar” olma durumu, “muhasebe yetkilisi”nin “hesap ve işlemleri” için geçerli olmuş ve beraat edene kadar sorumluluğu devam etmiştir. “Muhasebe yetkilisi”nin bu sorumluluğu ancak verilecek beraat kararı veya hükmen onama suretiyle ortadan kalkmıştır.
Nitekim; 6085 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce başlanmış denetim ve raporlama işlemleri için hükümleri yürürlükte bulunan “Sayıştay Denetçi ve Raportörlerinin Denetim ve Çalışma Usulleri Hakkında Yönetmelik”in, “Genel Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine Ait Muhasebe Birimi Hesaplarına İlişkin Raporlar” başlıklı 35’inci maddesinin birinci fıkrasında;
“Madde 35-(başlığıyla birlikte değişik: R.G.21.07.2008-26943)
Raporun birinci maddesinde yönetim dönemi hesabı cetvelleri ve mizan cetvelinde yer alan hesapların doğru, denk olarak kaydedildiği ve belgelerinin tamam olduğu yazılarak, ilişiksiz olan bu işlemlerden ötürü muhasebe yetkilisi hakkında beraat isteminde bulunulur. İlişikli görülen hususlar ise, sonraki maddelerde ayrı ayrı belirtilir.”
Denilmek suretiyle muhasebe yetkilisinin hesabın tümü üzerindeki sorumluluğu ifade edilmiştir.
6085 sayılı Kanunun Geçici 3. maddesinde; “Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce başlamış seçim, denetim ve hükme bağlama işlemleri 832 sayılı Kanun hükümlerine göre sonuçlandırılır.” denilmektedir.
6085 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce başlanmış olan denetim ve raporlama işlemlerine istinaden yapılan yargılama sonucu düzenlenen ilamlarda da, hesabın bir “yönetim dönemi hesabı” olduğu, sorumlu saymanın( muhasebe yetkilisinin) veya saymanların(muhasebe yetkililerinin) sorumluluk süreleri belirtildikten sonra, hesap ilişiksiz ise hesabın tümü için sorumluların beraatine karar verildiği belirtilmiş; hesapta ilişikli hususlar (tazmin kararı verilen hususlar) ve tahsil edilmek suretiyle ilişiği giderilen hususlar var ise bunlar belirtildikten sonra, ilamın sonuç kısmında “…. maadasının beraatine…karar verildi” denilmek suretiyle hesabın kalan kısmı hakkında saymanın (muhasebe yetkilisinin) veya saymanların(muhasebe yetkililerinin) üzerinde başlangıçtan beri var olan sorumluluğun kaldırıldığı ifade edilmiştir.
Bütün bu değerlendirmeler muvacehesinde;
... Belediyesinin 2012 yılı hesabı, 6085 sayılı Sayıştay Kanunu ile 5018 sayılı Kanunda öngörülen “kamu idaresi hesabı” olarak değerlendirmeye alınıp denetlenmiş ve 2012 yılı Denetim Raporu ve buna bağlı olarak 2012 yılı Yargılamaya Esas Rapor buna göre düzenlenmiştir.
Ancak, bu denetim işlemleri sonucunda, 6085 sayılı Sayıştay Kanununun yürürlük tarihinden (19 Aralık 2010) önce denetlenmiş ve yargılanmak veya hükmen onanmak suretiyle ‘kesin hükme bağlanmış’ olan ve bazıları hakkındaki hükümlerin ‘kesinleşmiş’ olması muhtemel olan önceki yıllar hesapları kapsamındaki hususların da “21012 yılı “kamu idaresi hesabı” kapsamında ele alındığı ve bu hususların 2012 yılına ilişkin Yargılamaya Esas Raporda konu edildiği ve ilgili Dairesince yapılan yargılamada bu hususlar için tazmin hükmolunduğu anlaşılmaktadır.
Yukarıda yapılan izahat karşısında, yeniden bir değerlendirme yapılması gerektiği düşünülmektedir.
Diğer taraftan; sorumlular savunmalarında; Belediyenin 2012 yılı Gelir Şube Müdürlüğü tahakkuk ve tahsilat kayıtlarına göre kamu zararı çıkartıldığını, bunlarla ilgili diğer belgelere bakılmadığını,
Daire yargılaması esnasında zamanaşımını kesen evrakları verme imkanlarının olmadığını; Belediye’nin bilişim sisteminde, çeşitli sebeplerden kaynaklanan oldukça fazla yersiz tahakkuk bulunduğunu; konu ile ilgili denetim sonrasında yapılan tahsilat dökümleri ve tahakkuk terkinlerinin gerekçeleri ile birlikte yazı ekinde arz edildiğini,
Bakiye alacaklar için detaylı incelemelere devam edildiğini; borçlu mükelleflerin tek tek irdelemeye devam edildiğini,
Vergiyi doğuran olay bitmesine rağmen otomatik tahakkuk eden bildirim kayıtları tespit edildikten sonra 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 116 ve müteakip maddeleri kapsamında yersiz tahakkukların terkinine devam edileceğini; ayrıca, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un “Tahsil İmkansızlığı Sebebiyle Terkin” başlıklı 106. maddesi kapsamında yer alan alacaklarını tespit edilerek terkinine devam edileceğini,
6183 sayılı Kanun kapsamındaki alacaklara düzenli olarak ödeme emri gönderildiğini; diğer sözleşmeye bağlı alacaklarda ise Borçlar Kanunu kapsamında cebren tahsili için, Hukuk İşleri Müdürlüğüne gönderildiğini,
İfade etmişlerdir.
Bu ifadeler karşısında;
İlamda her ne kadar tazmin hükmolunan bütün tutarların zamanaşımına uğramış olduğu ve tahsil imkanı kalmadığı iddia olunsa da; zamanaşımı iddiası, mükellefler tarafından def’i olarak ileri sürülmediği müddetçe borcun rızaen tahsil imkanının her zaman mevcut olduğu hususu göz önüne alındığında, mahallinde ve evraklar üzerinde inceleme yapılarak; zamanaşımını durduran ve ya kesen uygulamaların var olup olmadığının ve savunmalarda bahsedilen işlemlerin yapılıp yapılmadığının açık ve net olarak tespit edilmesi ve buna rağmen eğer var ise kamu zararı tespitinin yapılması gerekmektedir.” şeklindeki ilave görüşü ile;
Üye ..., “Sorumlulukların tesisi yönünden Daire kararı yerinde olup, gönderilen belgelerin incelenmesi temyiz konusu olmadığından bu hususta kurulumuzca yapılacak işlem olmadığına ve sözü edilen belgeler yargılamanın iadesini gerektirir nitelikte görüldüğü takdirde bu yolda işlem yapılmasını teminen dosyanın Dairesine Tevdiine karar verilmesi gerekir, şeklindeki ayrışık görüşlerine karşı) Oyçokluğu ile,
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Kaynak: karar_sayistay
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:55:11