Sayıştay 6. Dairesi 39647 Kararı - Belediyeler ve Bağlı İdareler Vergi ve Harç

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

6

Daire / Kategori

Sayıştay Kararı

Karar No

39647

Karar Tarihi

15 Mart 2016

İdare

Belediyeler ve Bağlı İdareler

Temyiz Karar Detayı

İletişim Bilgileri

  • Kamu İdaresi: Belediyeler ve Bağlı İdareler

  • Yılı: 2012

  • Daire: 6

  • Dosya No: 39647

  • Tutanak No: 41650

  • Tutanak Tarihi: 15.03.2016

  • Konu: Vergi Resmi Harç ve Diğer Gelirlerle İlgili Kararlar

KARAR

Emlak Vergisi, Çevre ve Temizlik Vergisi, İlan ve Reklam Vergisi ile Hat Takiplerinden kaynaklı alacaklarının zamanaşımına uğratılması.

238 sayılı ilamın 5. maddesi ile Belediyenin 2007 yılında tarh etmiş olan ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun kapsamına dâhil Emlak Vergisi, Çevre ve Temizlik Vergisi, İlan ve Reklam Vergisi ile Hat Takiplerinden kaynaklı alacaklarının zamanaşımına uğratılması nedeniyle … TL’ye tazmin hükmü verilmiştir.

Sorumlu birinci dilekçesinde özetle; kendisinin 2012 yılının temmuz ayından sonra (asıl muhasebe yetkilisi olan Ahmet Balcı'nın uzman olarak atanmasının akabinde) muhasebe yetkilisi vekili olarak görevlendirildiğinden; zamanaşımına uğradığı iddia edilen vergilerin kendisi tarafından tahsil edilebilmesinin mümkün olmadığını, aynı zamanda söz konusu bu vergilerin tahsil edilmemesinde herhangi bir kastının bulunmadığını,

Ayrıca herhangi bir icra takip işleminin başlatılabilmesi için Başkanın onay ve talimatının gerekli olduğunu, muhasebe yetkililerinin doğrudan böyle bir yetkisi bulunmadığını, dolayısıyla söz konusu alacakların zamanaşımına uğratılmasında herhangi bir sorumluluğu olmadığını,

Ancak iş bu temyiz istemine ilişkin olarak yapılacak değerlendirmede farklı kanaat hasıl ise; şahsi sorumluluğuna gidilebilmesi için muhasebe yetkili vekili olarak görevlendirildiği tarihten sonraki dönem için sorumlu sayılmasının mümkün olduğunu, Yani 2012 yılında muhasebe yetkilisi olarak görevlendirildiğinden 2007 ila 2012 yılları arasında tahsil edilmeyen tüm vergilerden sorumlu tutulmasının mümkün olmadığını, sorumluluğunun 2012 yılından sonra başladığını,

Kendisine karşı herhangi bir suç isnat edilebilmesi için sorumlu tutulduğu 2012 yılının temmuz ayından sonra gün - dönemlerin ve bu günlerde ne kadar vergiyi zamanaşımına uğratmış olduğunun hesaplanması için bir bilirkişi raporu aldırılması ya da teknik bir hesaplama yapılması gerektiğini, aksi takdirde suç-cezaların orantılı olmasına dair olan temel ceza hukuku ihlal edildiği gibi yetki ve sorumluluğunda bulunmayan bir hususta şahsına ceza verilmiş olacağını,

Tüm bunların yanı sıra temyize konu ilamda tahsil edilmeyen dolayısıyla sorumlu tutulduğu miktarın … TL olarak belirtildiğini, Belediye Başkanlığınca onaylanan ve temyiz dilekçesi ekinde yer alan listelerden görüleceği üzere tahsil edilmeyen kısmın … TL değil; … TL olduğunu, dolayısıyla savunmasının kabul görmemesi halinde sorumlu tutulabileceği maksimum miktarın … TL olduğunu belirterek tazmin hükmünün kaldırılmasını istemiştir.

Sayıştay Başsavcılığı birinci karşılamasında; “Sorumlu, muhasebe yetkililerinin raporlu ve izinli oldukları kısa zaman dilimlerinde vekil olarak görevlendirildiğini, dolayısıyla 2007-2012 yılları arasında tahsil edilmeyen tüm tutarlardan sorumlu tutulmaması gerektiğini ifade ederek, tazmin tutarı olan … TL'dan ancak … TL'lık kısmın sorumlu tutulmasını talep etmektedir.

Söz konusu tutar için sorumlu tarafından '"Belediye Başkanlığımızca onaylanmış" ifadesini kullanmak suretiyle bir tahsilat listesi sunulduğundan; bu aşamada, talebin değerlendirilmesinin temini bakımından dosyasının Dairesine tevdii uygun görülmektedir.“ şeklinde görüş bildirmiştir.

Sorumlu ikinci dilekçesinde özetle; daha önceki dilekçesinde sorumluluk miktarının … TL’den ibaret olabileceğini belirttiğini, ancak iş bu dilekçe ekindeki hesap çıktılarından görüleceği üzere bu miktarın … TL’sinin tahsil edildiğini, geriye sorumlu tutulabileceği miktar olarak … TL kaldığını belirterek tazmin hükmünün kaldırılmasını istemiştir.

Sayıştay Başsavcılığı ikinci karşılamasında; “Adı gecen tarafından ileri sürülen hususların 25.12.2014 tarih ve 15478 - 26213 sayılı yazımızda belirttiğimiz görüşlerimizin değiştirilmesini sağlayacak bir mahiyet taşımadığı anlaşıldığından, yargılamanın söz konusu mütalâamıza göre karara bağlanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.“ şeklinde görüş bildirmiştir.

39648 numaralı dosya ile temyiz başvurusunda bulunan ve ilamda muhasebe yetkilisi olarak sorumlu tutulan … dilekçesinde özetle;

Yukarıda belirtilen hususları tekrarlamış ve bunun haricinde, kendisinin 2012 yılının temmuz ayında uzman olarak görevlendirildiğini, söz konusu alacaklar da 2012 yılının sonu itibariyle zamanaşımına uğradığından sorumlu tutulmasının mümkün olmadığını belirterek tazmin hükmünün kaldırılmasını istemiştir.

39646 numaralı dosya ile temyiz başvurusunda bulunan ve ilamda muhasebe yetkilisi vekili olarak sorumlu tutulan … dilekçesinde özetle;

Yukarıda belirtilen hususları tekrarlamış ve bunun haricinde, kendisinin 2012 yılı içerisinde muhasebe yetkililerinin raporlu ve izinli oldukları kısa zaman dilimleri için görevlendirildiğini, dolayısıyla zamanaşımına uğradığı iddia edilen vergilerin bu kısa sürelerde kendisi tarafından tahsil edilmesinin mümkün olmadığını belirterek tazmin hükmünün kaldırılmasını istemiştir.

Dosyada mevcut belgelerin okunup incelenmesinden sonra gereği görüşüldü;

Sorumluluk itirazlarına ilişkin olarak;

İlamda, 2007 yılında tarh etmiş alacaklar 2012 yılında zamanaşımına uğradığı için, sadece 2012 yılı içerisinde muhasebe yetkilisi ve muhasebe yetkilisi vekili olarak görev yapanlar sorumlu tutulmuştur.

5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu genel mali yapıyı sistemleştirirken 60/e maddesi ile, gelirlerin mali hizmetler birimi tarafından ilgili mevzuatı çerçevesinde tahakkuk ettirileceğini, gelir ve alacaklarının takip ve tahsil işlemlerini yürüteceğini, hükme bağlamıştır. Bu hükme göre tahakkuk ve tahsil aşamalarında mali hizmetler biriminin genel olarak sorumlu olduğu çıkarsaması yapılabilir. Ayrıca, 61’inci maddede muhasebe hizmeti tanımlanırken, gelir ve alacakların tahsili aşamasında muhasebenin de rol aldığı ifade edilmiştir. Tarh ve tebliğ kavramlarına açıkça değinilmemiş olsa da, mali hizmetler birimlerinin bu anlamda bir fonksiyon üstlendikleri genel görev tanımlarından çıkarılabilir. Muhasebe yetkilisi ve mali hizmetler birimi haricinde, ilgili kanunlarda tarh, tahakkuk ve tahsilden sorumlu olanların da, bu kapsamda değerlendirmesi gerekmektedir.

Sayıştay Genel Kurulunun 14.06.2007 tarihli 5018 sayılı Kanun çerçevesinde sorumlulukların belirlenmesine ilişkin kararında; tahsil edilmeye hazır hale gelmiş gelirle ilgili olarak muhasebe yetkilisinin sorumluluğundan bahsedilmiştir.

Kararda; “5018 sayılı Kanun’un 61’inci maddesinin birinci fıkrasında, muhasebe hizmeti; ‘gelirlerin ve alacakların tahsili, giderlerin hak sahiplerine ödenmesi, para ve parayla ifade edilebilen değerler ile emanetlerin alınması, saklanması, ilgililere verilmesi, gönderilmesi ve diğer tüm malî işlemlerin kayıtlarının yapılması ve raporlanması işlemleridir.’ şeklinde tanımlanmış; aynı maddenin ikinci fıkrasında muhasebe yetkilisinin, bu hizmetlerin yapılmasından ve muhasebe kayıtlarının usulüne uygun, saydam ve erişilebilir şekilde tutulmasından sorumlu olduğu belirtilmiş, aynı Kanunun 60’ıncı maddesinde de, ilgili mevzuatı çerçevesinde idare gelirlerini tahakkuk ettirmek, gelir ve alacaklarının takip ve tahsil işlemlerini yürütmek mali hizmetler biriminin görevleri arasında sayılmıştır. Muhasebe Yetkililerinin Eğitimi, Sertifika Verilmesi ile Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik’in 23’üncü maddesinde, gelirleri ve alacakları ilgili mevzuatına göre tahsil etmek, yersiz ve fazla tahsil edilenleri ilgililerine iade etmek ve bu işlemlere ilişkin kayıtları usulüne uygun, saydam ve erişilebilir şekilde tutmak, mali rapor ve tabloları her türlü müdahaleden bağımsız olarak düzenlemek muhasebe yetkilisinin görevlerinden kabul edilmiş, aynı Yönetmeliğin 32’nci maddesinde de idarelerce ilgili kanunlarına göre tarh ve tahakkuk ettirilerek tahsil edilebilir hale gelmiş kamu gelir ve alacaklarının yükümlüleri ve sorumluları adına ilgili hesaplara kaydedilerek tahsil edilmesinden muhasebe yetkilisinin sorumlu olduğu açıkça ifade edilmiştir.

Açıklanan nedenlerle, idarelerce ilgili kanunlarına göre tarh ve tahakkuk ettirilerek tahsil edilebilir hale gelmiş kamu gelir ve alacaklarının takip ve tahsil edilmesinden muhasebe yetkilisinin tek başına sorumlu olduğuna çoğunlukla,” karar verilmiştir.

Karardaki en önemli nokta, idarelerce ilgili kanunlarına göre tarh ve tahakkuk ettirilerek tahsil edilebilir hale gelmiş gelir ve alacakların tahsil edilmesinden muhasebe yetkilisinin sorumlu olduğu hususudur. Yani, muhasebe yetkilisinin sorumluluğu için, ön şart olarak gelirin tarh ve tahakkuk aşaması sorunsuz bir şekilde yerine getirilmelidir. Tarh ve tahakkuk aşaması sorunsuz yerine getirildiğinde, muhasebe yetkilisinin tahsilatla ilgili sorumluluğu başlamaktadır.

Gelirin aşamaları dikkate alındığında, tarh ve tahakkuku eksik veya hatalı yapılmış bir gelirin, eksik tahsil edilmesinden tek başına veya ortaklaşa olarak muhasebe yetkilisinin sorumlu tutulması 5018 sayılı Kanun’un objektif sorumluluktan vazgeçme anlayışına da muhalif düşmektedir.

Ayrıca, muhasebe yetkilisi ve mali hizmetler birimi idari anlamda bir bütünü ifade etse de, belediye gelirlerinin tahsilatı aşamasında mali sorumluluk anlamında farklı birim veya kişilerden oluşabilir.

5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun “Gelirlerin toplanması sorumluluğu” başlıklı 38’inci maddesinde; “Kamu gelirlerinin tarh, tahakkuk, tahsiliyle yetkili ve görevli olanlar, ilgili kanunlarda öngörülen tarh, tahakkuk ve tahsil işlemlerinin zamanında ve eksiksiz olarak yapılmasından sorumludur” denilerek, kamu gelirleri ile ilgili olarak sorumluluk tanımlanmış olup; tarh, tahakkuk ve tahsil işlemlerinin hangi safhalarında kimlerin sorumlu olduklarının kurum kanunlarına bırakılması ile farklılaşan ve karmaşıklaşan bir sistemi ortaya çıkarmıştır.

Aynı Kanun’un “Kamu Zararı” başlıklı 71’inci maddesinde, “Kamu zararı; kamu görevlilerinin kasıt, kusur veya ihmallerinden kaynaklanan mevzuata aykırı karar, işlem veya eylemleri sonucunda kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olunmasıdır.

Kamu zararının belirlenmesinde;

e) İdare gelirlerinin tarh, tahakkuk veya tahsil işlemlerinin mevzuata uygun bir şekilde yapılmaması,

Esas alınır.” hükmü yer almaktadır.

Buna göre, idare gelirlerinin zamanaşımına uğratılması nedeniyle oluşan kamu zararından dolayı sorumluluğun belirlenmesi aşamasında; sadece 2012 yılında görev yapan muhasebe yetkililerinin değil, 2007 yılından 2012 yılına kadar … Belediyesi gelirlerinin tahsili ile ilgili olarak Mali Hizmetler Müdürlüğü dışında farklı bir birimin görevlendirilip görevlendirilmediğinin ve konu ile ilgili görevli olan çalışanların kasıt, kusur veya ihmalinin tespit edilmesi ve sorumluluğun bu doğrultuda tesis edilmesi gerekmektedir.

Dolayısıyla sorumluluğun bu yönüyle genişletilmesi gerekmektedir.

Diğer yandan ilgililer herhangi bir icra takip işleminin başlatılabilmesi için Belediye Başkanının onay ve talimatının gerekli olduğunu, muhasebe yetkililerinin doğrudan böyle bir yetkisi bulunmadığını belirtmişlerse de;

5018 sayılı Kanun’un 1’inci maddesinde ifade edildiği üzere, bu Kanun; esas olarak kalkınma planları ve programlarında yer alan politika ve hedefler doğrultusunda kamu kaynaklarının etkili, ekonomik ve verimli bir şekilde elde edilmesi ve kullanılmasını, hesap verebilirliği ve mali saydamlığı sağlamak üzere, kamu mali yönetiminin yapısını ve işleyişini, kamu bütçelerinin hazırlanmasını, uygulanmasını, tüm mali işlemlerin muhasebeleştirilmesini, raporlanmasını ve mali kontrolü düzenlemeyi amaçlamaktadır.

Bu kapsamda “Bakanların ve Üst Yöneticilerin Hesap Verme Sorumluluğu” başlıklı dördüncü bölümün 11’inci maddesine göre üst yöneticiler, idarelerinin stratejik planlarının ve bütçelerinin kalkınma planına, yıllık programlara, kurumun stratejik plan ve performans hedefleri ile hizmet gereklerine uygun olarak hazırlanması ve uygulanmasından; sorumlulukları altındaki kaynakların etkili, ekonomik ve verimli şekilde elde edilmesi ve kullanımını sağlamaktan, kayıp ve kötüye kullanımının önlenmesinden; mali yönetim ve kontrol sisteminin işleyişinin gözetilmesi, izlenmesi ve Kanunda belirtilen görev ve sorumlulukların yerine getirilmesinden belediyelerde, meclislerine karşı idari ve siyasi yönden sorumlu tutulmuşlardır.

Kanunda sayılan bu görevler de bizzat belediye başkanı tarafından değil; oluşturulan birimler ve birim amirleri tarafından yerine getirilmektedir. Zira, 5018 sayılı Kanun’un 11’inci maddesinde üst yöneticilerin sorumlulukları belirtilmiş ve “Üst yöneticiler bu sorumluluklarının gereklerini harcama yetkilileri, mali hizmetler birimi ve iç denetçiler aracılığıyla yerine getirirler.” denilmek suretiyle fiilin icra, yani yerine getirme sorumluluğu alt kademedeki kamu görevlilerine bırakılmıştır.

Mülga 1050 sayılı Kanun, üst yöneticilere ilişkin bir hüküm içermemekte, “ita amiri” konumundaki yöneticilerin “Onaylayan” sıfatını haiz oldukları durumlarda sayman ve tahakkuk memurları ile birlikte sorumlu tutulabilecekleri bazı durumları düzenlemekteydi. 5018 sayılı Kanun ise mülga 1050 sayılı Kanun’dan farklı olarak, üst yöneticileri tümüyle harcama surecinin dışında tutmakta; bunlar için sorumluluk üstlenme uygulamasını bile öngörmemektedir.

5393 sayılı Kanun’un 38’inci maddesinin (f) işaretli bendi ile belediye başkanlarına verilen görevlerden biri de; belediyenin gelir ve alacaklarını takip ve tahsil etmektir. Bu bağlamda, belediye başkanları belediye idaresinin başı ve üst yöneticisi olarak belediyenin hem gelirlerini hem de giderlerini mevzuat hükümlerine göre tarh tahakkuk, tahsil edilmesinden ve hak sahiplerine zamanında ödenmesinden mali yönden değil, idari yönden sorumlu tutulmuşlardır.

Bu bağlamda, verdiği karar ve talimatlar, doğrudan iş ve işlem sürecine dayanak oluşturmadığı sürece, üst yönetici olan Belediye Başkanının sorumluluğu idari/siyasi nitelikli olup, mali sorumluluğu bulunmamaktadır.

Bu itibarla, kamu zararından Belediye Başkanının sorumlu tutulmamasında mevzuata aykırılık yoktur.

Esasa ilişkin olarak;

6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un; “Kanunun şümulü” başlıklı 1’inci maddesinde; “Devlete, vilayet hususi idarelerine ve belediyelere ait vergi, resim, harç, ceza tahkik ve takiplerine ait muhakeme masrafı, vergi cezası, para cezası gibi asli, gecikme zammı, faiz gibi fer'i amme alacakları ve aynı idarelerin akitten, haksız fiil ve haksız iktisaptan doğanlar dışında kalan ve amme hizmetleri tatbikatından mütevellit olan diğer alacakları ile; bunların takip masrafları hakkında bu kanun hükümleri tatbik olunur.

…”

“Ödeme zamanı ve önce ödeme” başlıklı 37’nci maddesinde; “Amme alacakların hususi kanunlarda belli edilen zamanlarda ödenir.

Hususi kanunlarda ödeme zamanı tespit edilmemiş amme alacakları Maliye Vekaletince belirtilecek usule göre yapılacak tebliğden itibaren bir ay içinde ödenir.

…”

“Tahsil zamanaşımı” başlıklı 102’nci maddesinde;

“Amme alacağı, vadesinin rastladığı takvim yılını takip eden takvim yılı başından itibaren 5 yıl içinde tahsil edilmezse zamanaşımına uğrar. Para cezalarına ait hususi kanunlardaki zamanaşımı hükümleri mahfuzdur.

Zamanaşımından sonra mükellefin rızaen yapacağı ödemeler kabul olunur.”

“Zamanaşımını kesilmesi” başlıklı 103’üncü maddesinde;

“Aşağıdaki hallerde zamanaşımı kesilir;

  1. Ödeme,

  2. Haciz tatbiki,

  3. Cebren tahsil ve takip muameleleri sonucunda yapılan her türlü tahsilat,

  4. Ödeme emri tebliği,

…” denilmektedir.

Anılan hükümler uyarınca; belediyelerin; vergi, resim, harç, ceza tahkik ve takiplerine ait muhakeme masrafı, vergi cezası, para cezası gibi asli ve gecikme zammı, faiz gibi fer’i amme alacakları vadesinin rastladığı takvim yılını takip eden takvim yılı başından itibaren 5 yıl içinde tahsil edilmediğinde zamanaşımına uğrar.

Bununla beraber, zamanaşımı süresi içerisinde mükellef tarafından yapılan ödeme ile belediye tarafından mükellefe haciz uygulanması, usulüne uygun şekilde tebliğ yapılması, ödeme emri tebliğ edilmesi veya cebren tahsil ve takip muameleleri sonucunda yapılan her türlü tahsilat zamanaşımı süresini keserek yeniden başlatır.

Rapor dosyası ve ekli belgelerin incelenmesi neticesinde, 2007 yılında tahakkuk etmiş olup, … Belediyesi’nin kullandığı bilişim sisteminden kayıtların alındığı 31.12.2012 tarihine kadar zamanaşımına uğramış olan emlak, çevre temizlik, ilan ve reklam vergileri gibi belediye gelirlerinin kamu zararı konusu edildiği görülmüştür.

İlgililer tarafından, tahsil edilmeyen belediye alacaklarının … TL değil; … TL olduğu iddia edilmiş ve temyiz dilekçesi ekinde bu hususa ilişkin belgeler ibraz edilmiştir. Bu iddianın Dairesi tarafından incelenmesi gerekmektedir. Ayrıca ilgililer tarafından gönderilen ikinci temyiz dilekçesinde ise bu miktarın … TL’sinin tahsil edildiği, geriye … TL’nin kaldığı belirtilmiştir. İbraz edilen belgelerin incelenmesi temyiz konusu olmayıp yargılamanın iadesine ilişkindir.

Tazmin hükmüne konu emlak, çevre temizlik, ilan ve reklam vergileri gibi belediye gelirlerine ilişkin tespitlerin icmali rakamlar üzerinden yapılan incelemelere dayandırıldığı, söz konusu alacaklara ilişkin mükellef bazında ayrıntıların ortaya konmadığı, bu tutarla ilgili olarak sorumlularca bildirilen ve zamanaşımını kesen (tahsilat vb.) durumlarla ilgili iddiaların somut ve açık olarak karşılanmadığı ve varsa kısmı tahsil işlemlerinin zamanaşımına etkilerinin tespit edilmediği anlaşılmaktadır.

Bu itibarla tazmin hükmüne konu alacaklardan zamanaşımına uğrayanların mükellefleri itibariyle tespit edilmesinin sağlanması ve olay bazında zamanaşımını kesen veya durduran nedenlerin gerçekleşip gerçekleşmediğinin ortaya konulması, kamu zararı miktarı bakımından temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddiaların incelenmesi ve yukarıda belirtilen gerekçelerle sorumluluğun genişletilmesi suretiyle yeniden hüküm tesisini teminen 238 sayılı ilamın 5. maddesi ile verilen tazmin hükmünün BOZULARAK dosyanın dairesine TEVDİİNE, oybirliği ile,

(…. Daire Başkanı …, …. Daire Başkanı … ile üyeler … esastan bozma yönündeki Kurul kararına katılmakla birlikte; “Sorumlulukların tesisi yönünden Daire kararı yerinde olup sorumluluğun genişletilmesine gerek bulunmamaktadır.” şeklindeki ilave görüşleri ile,

Üye …. esastan bozma yönündeki Kurul kararına katılmakla birlikte; “5393 sayılı Kanun’un 38’inci maddesinin (f) bendi ile belediye başkanlarına verilen görevlerden biri de; belediyenin gelir ve alacaklarını takip ve tahsil etmektir. Dolayısıyla, belediye başkanları belediye idaresinin başı ve üst yöneticisi olarak belediyenin gelirlerinin mevzuat hükümlerine göre takip ve tahsil edilmesinden sorumlu tutulmuşlardır.

2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nun 102. maddesinin 2. fıkrasında; “Vergi Usul Kanununda mahallin en büyük malmemuruna verilmiş görev ve yetkiler, Belediye Gelirleri Kanunu uygulaması yönünden Belediye Başkanı tarafından kullanılır.” denilmektedir. Bu hüküm uyarınca belediye gelirleri açısından Vergi Usul Kanunu’nda belirtilen vergi inceleme yetkisi hariç mahallin en büyük mal memuruna verilmiş görev ve yetkiler Belediye Başkanı tarafından kullanılacaktır.

Belediyelerin vergi, resim ve harç gelirlerinin takip ve tahsilini düzenleyen 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun;

-13 üncü maddesine göre ihtiyati haciz işlemini başlatma,

-64 üncü maddesine göre haciz varakasını onaylama,

-90 ıncı maddesine göre hacizli malların satışına karar verme,

-115 inci maddesine göre 110 ila 114 üncü maddelerde yazılı suçları işleyenlerin Cumhuriyet Savcılığına bildirilmesi,

idarenin en büyük memuru olarak belediye başkanının görev, yetki ve sorumluluğunda bulunmaktadır. Mahalli idareler bu yönüyle merkezi idareden farklılık arzettiği için kanun koyucu, gelirlerin takip ve tahsili konusunda belediye başkanına sorumluluk yüklemiştir.

10.12.2003 tarih ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nda, idarelerin gelirlerini takip ve tahsil yetkisi muhasebe yetkililerine verilmişken bu kanundan sonra yürürlüğe girmiş olan, 3.7.2005 tarih ve 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 37 nci maddesinde ve 10.02.2004 tarih ve 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 18 inci maddesinde; Belediyenin gelir ve alacaklarının takip ve tahsil yetkisinin belediye başkanının görevleri arasında sayılmış olması kanun koyucunun mahalli idarelerin gelirlerinin takip ve tahsilinde sorumluluğun genel idarelerden farklı olarak iki makama yüklediği anlaşılmaktadır.

Bütün bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde; belediye gelirlerinin takip ve tahsil sorumluluğunun, belediye başkanı ve muhasebe yetkilisine birlikte yüklendiği, icrai takip ve tahsil işlemlerindeki yetki ve sorumluluklar dikkate alındığında bunun bir zorunluluk oluşturduğu açıktır. Mevzuatta bir görev birden fazla görevliye tevdi edildiğinde, sorumluluğun müteselsil olacağı açıktır. Görevin ifasında aksamanın kendisinden kaynaklanmadığını, diğer sorumlunun görevini yerine getirmemesi nedeniyle oluştuğunu ispat imkanı da her bir sorumlunun kendisine ait bulunmaktadır.

Ayrıca, Belediyenin her yıl kesin hesabının görüşülmesi sırasında belediyenin alacak durumu, zamanaşımı yaklaşan ve dolan gelirler ile ilgili bilgilerin kendisinin bilgisi dahilinde olduğu, rapor dosyası ve ekleri içerisinde belediye başkanı tarafından belediye gelirlerinin zamanında ve düzenli olarak takip ve tahsili için ilgili birim amirlerine bir uyarı ve talimat da sunulmadığından sorumlular arasında 2012 yılında görevde olan Belediye Başkanı …’nun da yer alması gerekmektedir. Dolayısıyla sorumluluğun bu yönüyle genişletilmesi gerekmektedir.” şeklindeki ilave görüşleri ile,

Üyeler … esas ve sorumluluktan bozma yönündeki Kurul kararına katılmakla birlikte; “5393 sayılı Kanun’un 38’inci maddesinin (f) bendi ile belediye başkanlarına verilen görevlerden biri de; belediyenin gelir ve alacaklarını takip ve tahsil etmektir. Dolayısıyla, belediye başkanları belediye idaresinin başı ve üst yöneticisi olarak belediyenin gelirlerinin mevzuat hükümlerine göre takip ve tahsil edilmesinden sorumlu tutulmuşlardır.

Ayrıca 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nun 102. maddesinin 2. fıkrasında; “Vergi Usul Kanununda mahallin en büyük malmemuruna verilmiş görev ve yetkiler, Belediye Gelirleri Kanunu uygulaması yönünden Belediye Başkanı tarafından kullanılır.” denilmektedir. Bu hüküm uyarınca belediye gelirleri açısından Vergi Usul Kanunu’nda belirtilen vergi inceleme yetkisi hariç mahallin en büyük mal memuruna verilmiş görev ve yetkiler Belediye Başkanı tarafından kullanılacaktır.

Belediyenin her yıl hesabının görüşülmesi sırasında belediyenin alacak durumu, zamanaşımı yaklaşan ve dolan gelirler ile ilgili bilgilerin kendisinin bilgisi dahilinde olduğu, rapor dosyası ve ekleri içerisinde belediye başkanı tarafından belediye gelirlerinin zamanında ve düzenli olarak takip ve tahsili için ilgili birim amirlerine bir uyarı ve talimat da sunulmadığından sorumlular arasında 2012 yılında görevde olan Belediye Başkanı …’nun da yer alması gerekmektedir. Dolayısıyla sorumluluğun bu yönüyle de genişletilmesi gerekmektedir.” şeklindeki ilave görüşleri ile)

Karar verildiği 15.03.2016 tarih ve 41650 sayılı tutanakta yazılı olmakla işbu ilam tanzim kılındı.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Kaynak: karar_sayistay

Taranan Tarih: 25.01.2026 18:55:11

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim