Sayıştay 5. Dairesi 44279 Kararı - Belediyeler ve Bağlı İdareler Personel Mevzuatı

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

5

Daire / Kategori

Sayıştay Kararı

Karar No

44279

Karar Tarihi

25 Eylül 2019

İdare

Belediyeler ve Bağlı İdareler

Temyiz Karar Detayı

İletişim Bilgileri

  • Kamu İdaresi: Belediyeler ve Bağlı İdareler

  • Yılı: 2016

  • Daire: 5

  • Dosya No: 44279

  • Tutanak No: 46652

  • Tutanak Tarihi: 25.09.2019

  • Konu: Personel Mevzuatı ile İlgili Kararlar

KARAR

Konu. Avukatlık vekalet ücreti

101 sayılı İlamın 1 maddesiyle; Belediyede kadrolu memur olarak çalışan ...’a 659 sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 14’üncü maddesi hükmü uyarınca Belediye lehine sonuçlanan davalar sebebiyle tahsil edilen vekâlet ücretinden payına düşen miktar kendisine ödendiği halde, her bir davaya ilişkin tahsil olunan vekalet ücretinin %70’inin ayrıca ödenmesi sonucu kamu zararı olarak hesaplanan ... TL’nin tazminine hükmedilmiştir.

Sorumlu ... adına Av. ... tarafından 06.08.2018 tarihinde sunulan temyiz dilekçesinde;

“TEMYİZ NEDENLERİ :

  1. Dosya kapsamından da anlaşılacağı üzere, müvekkil ...’ın ilgili işlemi hukuka ve yasaya uygundur. Sayıştay 5. Dairesinin aleyhteki kararında hukuka uyarlık bulunmamaktadır. Verilen karar usul ve esas yönünden hukuka aykırıdır.

  2. 6085 sayılı Sayıştay Kanunu’nun 51 inci maddesinin 2/c bendinde; İlamlarda sorumluların ve varsa vekil veya temsilcilerinin ad ve soyadları ile unvan ve adresleri belirtilir denilmektedir. Ne var ki temyize konu ilamda sorumluların ad ve bilgilerine yer verilmemiştir. Bu durum kanunun yukarıda anılan maddesine açıkça aykırılık teşkil etmekte ve öncelikle usul yönünden bozmayı gerektirmektedir.

  3. ... Belediyesinin 2016 yılı denetimleri sonucunda mevzuata uygun bulunmayan işler için 6085 sayılı Sayıştay Kanununun 48. maddesi uyarınca düzenlenen sorgu kapsamında müvekkilin savunması talep edilmiştir. Müvekkil belirtilen iddiaları kabul etmediğini ve mevzuata aykırı herhangi bir durumun söz konusu olmadığını ifade etmiştir. Savunmada olaya ilişkin detay ve problemler tartışıldığından burada tekrar etmeyeceğiz.

  4. Davaya konu duruma ilişkin olarak müvekkilin çalıştığı İdare ile avukat arasında imzalanan sözleşme incelenmiş ve sözleşmenin 14/c maddesinin; “ sözleşmeli avukatın takip ettiği dava ve hukuki işlemlerde hükmedilen vekâlet ücretinin %70’ini sözleşmeli avukat alır. Bu husus avukatın fiilen devralıp takip ettiği iş ve dosyalar için geçerli olup herhangi bir statü değişikliğinde avukat aleyhine yorumlanamaz.” Şeklinde olduğu görülmüştür.

Sözleşmedeki bu madde müvekkil avukat ... tarafından özel ve ayrık bir hüküm olarak değerlendirilip bir mağduriyete yol açmamak ve hakkaniyete uygun davranmak adına öncelikli olarak ele alınmıştır. Burada idarenin böyle bir şartı kabul ederek açık bir şekilde rızasını ortaya koyduğu ve bu şartlar altında avukat ile devam etme iradesini açığa vurduğu yorumu yapılmıştır. Bahse konu avukat, ... Belediye Başkanlığı bünyesinde beş yıl boyunca sözleşmeli avukat olarak çalışmıştır. Dosya esaslarından da anlaşılacağı üzere, ödenen vekâlet ücretleri sözleşmeli olduğu dönemde açılmış bulunan ve büyük oranda işlemleri tamamlanan ancak memuriyeti döneminde sonuçlanan dosyalardan kaynaklanmıştır.

Açıktır ki sözleşmenin varlığı karşısında, hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde ödeme yapılmaması gibi bir kanaatin müvekkilde hâsıl olması beklenemezdi. Yaşadığı tereddüttü paylaştığı birçok hukukçu meslektaşı da sözleşmenin olağanüstü ve yeni bir durum doğurduğu ve işleme esas alınması gerektiği şeklinde fikir beyan edince anılan şekilde hareket etme zorunluluğu doğmuştur.

  1. Usulsüz işlemi kabul etmemekle birlikte bir an için hukuksal bir yorum hatasından veya sehven yapılmış bir ödemeden bahsedilecek olsa dahi bu durumda iade talebinin zaman aşımına uğradığı görülecektir. Sayın Başkanlığınızdan özellikle zamanaşımı itirazımızın da gözetilmesini talep etmekteyiz. Zira Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 22.12.1973 tarih ve 1973/14 sayılı Kararında; idarenin yokluk, açık hata, memurun gerçek dışı beyanı veya hilesi hallerinde süre koşulu aranmaksızın idarenin ödediği meblağı her zaman geri alabileceği belirtilmektedir Belirtilen istisnalar dışında kalan hatalı ödemelerin geri alınmasının ise hatalı ödemenin ilk yapıldığı tarihten başlamak üzere idari dava açma süresi içinde mümkün olduğu, bu süre geçtikten sonra ödemenin geri alınamayacağını içtihada bağlanmıştır. Kararda ortaya konulan ilkelerin, idarece yapılan tüm hatalı ödemelerde uygulanabilecek temel ilkeler niteliğinde olduğu, sözü edilen kararda hatalı ödemenin ilk yapıldığı tarihten başlamak üzere 60 günlük dava açma süresi içinde geri alınabileceği görülecektir.

Yine kararda, idarenin işlemi geri alırken yorum yoluyla ulaşılan tespitlerde açık hatadan söz edilemeyeceği ifade edilmektedir. Danıştay somut olayda acık hata bulunup bulunmadığını değerlendirirken mevzuatın yoruma ihtiyaç duymasını geniş yorumlamakta ve mevzuatın uygulayan idare tarafından yorumlanamaması ve başka bir idareden görüş istenmesi yahut Özel bir inceleme yaptırılması hallerinde de acık hata halinin bulunmadığına hükmetmektedir.

Benzer şekilde acık hata halinin ilk görüşte tespit edilemediği ancak başka bir idarenin veya kurulun araya girmesiyle ancak bulunabildiği başka bir somut olayda teftiş kurulunun yaptığı inceleme sonrası davacıya fazla ödeme yapıldığı tespit edilmiş ve fazla ödemelerin iadesi talep edilmiştir. Geri alma işlemine karsı acılan davada Danıştay 12. Dairesi şu gerekçe ile işlemi hukuka aykırı bulmuştur; “Olayda davacıya fazla ödeme yapılmasında davacının gerçek dışı beyanı ve hilesi bulunmadığı gibi ancak teftiş kumluna yaptırılan inceleme sonucu saptanabilen fazla ödeme işleminde açık hatadan da söz edilemeyeceği ve yapılan fazla ödemenin Danıştay İçtihatları Birleştirme Kumlu kararında öngörülen süre içerisinde davalı idarece geri istenmediği de anlaşıldığından idare mahkemesince bu karar göz önüne alınmadan ve idarenin açık hataya dayalı işlemlerini her zaman geri alabileceğinden bahisle davanın reddedilmesinde hukuki isabet görülmemiştir.” Danıştay 12. Dairesi, E: 1995/2082 K. 1996/263.

Takdir edileceği üzere sayın 5. Daire kararının aksine müvekkilin yaptığı işlemde herhangi bir yokluk, açık hata, memurun gerçek dışı beyanı veya hilesi durumumdan bahsedilemez. Tümüyle eldeki materyaller doğrultusunda hakkaniyet ve hukuk çerçevesi içinde kalmaya özen göstererek, mesleki bilgi ve tecrübesinin kendisine gösterdiği doğrultuda işlem tesis etmeye çalışmıştır. Yine beşinci daire kararının gerekçesinde zaman aşımına dair itirazlarımın tartışılmasına ihtiyaç duyulmamış ve bu konuda herhangi bir açıklamada bulunulmamıştır.

Tüm bu hususlar gözetildiğinde anılan sorunda oldukça ayrıksı ve özel bir durumla karşı karşıya kalındığı görülecektir. Takdir edileceği üzere hukuk sahası adeta bir derya olup yorumlara ve içtihatlara her an açık bir durumdadır. Bir avukatın bütün hukuki mesele ve sorunlara vakıf olacağım beklemek eşyanın tabiatına aykırı olur. Sorunun gündeme gelmesiyle birlikte yaptığı araştırmalar boyunca tek bir benzer örnek ya da İçtihatla karşılaşmayan müvekkil adeta tümüyle kendi yorumuna mahkûm halde kalmıştır.

Bu konuda Özellikle araştırmalar yapılmış ve doktrin neredeyse şu fikirde birleşmiş durumdadır; “İşlemin muhatabının mevzuata yabancı olması veya mevzuatın karmaşıklığı sebebiyle fark edemeyeceği hataların da açık hata kapsamına alınması, mevzuatta yoruma ihtiyaç göstermeyecek kadar açık fakat bir o kadar da teknik pek çok hüküm bulunduğu göz önüne alındığında, işlemin muhatabının iyi niyetine rağmen hatanın sorumluluğunu üstlenmesine yol açacaktır. Açık hata kavramının hileye yakın bir içerikle tanımlanması hem kişilerin idareye olan güvenlerini koruyacak hem de geri alma konusunda kabul edilen dava açma süresi ve makul süre kriterlerinin de uygulama alanını genişletecektir.”

Bu nedenle müvekkilin verdiği kararın açık bir hata olarak mütalaa edilmemesi ve oldukça ayrıksı ve uzmanlık isteyen bir durum ile karşı karşıya kalındığının kabulü gerektiğini düşünmekteyiz. Avukat ...’a yapılan ödemeler 2016 yılı içerisinde gerçekleştirilmiştir. Dolaysıyla yukarıda anılan Danıştay İBK kararı doğrultusunda iade istemi zaman aşımına uğramıştır. Aksi halde tazminden müvekkilin sorumlu tutulması, ağır ve telafisi imkânsız sonuçlar doğuracaktır. Bir işlemin telafisi için adeta bütün memuriyet yaşamı boyunca kazanamadığı bir meblağdan sorumlu tutulması mağduriyetini tarifi imkânsız hale getireceği gibi hakkaniyete de aykırı olur»

Sonuç olarak, müvekkilimin iddia edildiği şekliyle kamuyu zarara uğratma veya başkaca herhangi bir yasa ve hukuka aykırı iş ve eylemimin olmadığım, tümüyle iyiniyetli olarak yasal mevzuata uygun hareket etmeye çalıştığını belirtmek isteriz.

TEMYİZİN YASAL DAYANAKLARI: Sayıştay Kanunu, HMK, Avukatlık Kanunu vs mevzuat

SONUÇ VE İSTEM: Yukarıda arz edilen ve re’sen dikkate alınacak nedenlerden dolayı, Sayıştay 5. Dairesinin 21.12.2017 tarih ve 285 Karar sayılı kararının temyizen bozulmasına karar verilmesini vekâleten saygı ile arz ve talep ederim.” denilmektedir.

Başsavcılık Mütalaası;

Başsavcılık mütalaasında; “... Belediyesi 2016 yılı hesabının 5 inci Dairece yargılanması sonucunda düzenlenen 08.05.2018 tarih ve 101 no.lu ilamın 1 inci maddesinde yer alan tazmin hükmünü Harcama Yetkilisi ... adına temyiz eden Avukat ...’nun ilgi yazı ekinde gönderilen temyiz dilekçeleri incelendi.

İlamın 1 inci maddesinde özetle; Belediyede kadrolu memur olarak çalışan Avukat ...’a 659 sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 14 üncü maddesi hükmü uyarınca Belediye lehine sonuçlanan davalar sebebiyle tahsil edilen vekalet ücretinden payına düşen miktar kendisine ödendiği halde, her bir davaya ilişkin tahsil olunan vekalet ücretinin %70’inin ayrıca ödenmesi sonucu oluşan ve mükerrer olarak kamu zararına dahil edilen tutar düşüldükten sonra geriye kalan ... TL’lik kamu zararının, ilamda adı geçen sorumlular adına müştereken ve müteselsilen 6085 sayılı Sayıştay Kanununun 53 üncü maddesi gereğince işleyecek faizleri ile birlikte ödettirilmesine, karar verildiği görülmektedir.

Avukat ... savunmasında özetle; anılan avukatla imzalanan sözleşmenin 14/c maddesinin; “ sözleşmeli avukatın takip ettiği dava ve hukuki işlemlerde hükmedilen vekâlet ücretinin %70’ini sözleşmeli avukat alır. Bu husus avukatın fiilen devralıp takip ettiği iş ve dosyalar için geçerli olup herhangi bir statü değişikliğinde avukat aleyhine yorumlanamaz.” şeklinde olduğunu,

Burada idarenin böyle bir şartı kabul ederek açık bir şekilde rızasını ortaya koyduğu ve bu şartlar altında avukat ile devam etme iradesini açığa vurduğu yorumunun yapıldığını, hukuk devletinde hukuk güvenliğinin sonucu olan ahde vefa ilkesi de sözleşme özgürlüğü kadar yapılan sözleşmelere dışarıdan müdahale yasağını da içerdiğini, bir mağduriyetin doğmasına yol açmamak için avukatın sözleşmeli avukat olduğu dönemde takip ettiği dosyalardan tahsil edilen vekâlet ücretlerinin belirtilen limit oranında kendisine ödenmesi kararının alındığını, geri kalan kısım ise yasada belirtildiği üzere emanet hesabına aktarıldığını, ayrıca emanet hesabında diğer memur avukatların belirlenen limitler oranında ücretlerini almalarına yetecek miktarda vekâlet ücretinin biriktiğini ve kimsenin mağduriyetine yol açılmadığını, yapılan işlemin bir açık hata olarak mütalaa edilmemesi ve oldukça ayrıksı ve uzmanlık isteyen bir durum ile karşı karşıya kalındığının kabul edilmesi gerektiğini, Avukat ...’a yapılan ödemeler 2016 yılı içerisinde gerçekleştirildiğini,

Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 22.12.1973 tarih ve 1973/14 sayılı Kararında; idarenin yokluk, açık hata, memurun gerçek dışı beyanı veya hilesi hallerinde süre koşulu aranmaksızın idarenin ödediği meblağı her zaman geri alabileceği belirtilmektedir. Belirtilen istisnalar dışında kalan hatalı ödemelerin geri alınmasının ise hatalı ödemenin ilk yapıldığı tarihten başlamak üzere idari dava açma süresi içinde mümkün olduğu, bu süre geçtikten sonra ödemenin geri alınamayacağım içtihada bağlandığını, iddia edildiği şekliyle kamuyu zarara uğratma veya başkaca herhangi bir yasa ve hukuka aykırı iş ve eylemimin olmadığını, tümüyle iyiniyetli olarak yasal mevzuata uygun hareket etmeye çalıştığını belirterek, verilen tazmin kararının kaldırılmasını talep etmiştir.

Belediye avukatı ...’ın 2009-2013 yılları arasında belediyede sözleşmeli avukat olarak çalıştığı, Eylül 2103 tarihinden itibaren belediyenin kadrolu avukatı olarak çalışmaya başladığı, adı geçen avukat ile memuriyete geçmeden önce yapılan sözleşme gereği takip ettiği dosyalardan dolayı tahakkuk eden vekâlet ücretinin %70 inin kendisine ödendiği, ayrıca bu sözleşmede yer alan olası statü değişikliğinden durumunun değişmeyeceğinin taahhüt altına alındığı, bu sebepten dolayı memuriyete geçtikten sonra da ödemelerin bu esasa göre yapılmaya devam edildiği, sorumluların savunmalarından anlaşılmaktadır.

659 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 14 üncü maddesinde vekâlet ücretinin dağıtımının nasıl olacağı düzenlenmiş olup; 14 üncü maddenin birinci fıkrasındaki; “...idareler lehine vekâlet ücreti takdir edilir.” hükmünden vekalet ücretinin idareler lehine hükmedileceği, dava vekillerinin adına hükmedilmeyeceği anlaşılmaktadır. Maddenin ikinci fıkrasında ise idareler lehine hükmedilen vekâlet ücretlerinin dağıtım esasları belirlenmiş olup belirlenen kurallara göre yapılan dağıtımdan arta kalan kısmın üçüncü bütçe yılı sonunda ilgili idarenin bütçesine gelir kaydedileceği düzenlenmiştir.

Ödenecek vekâlet ücretinin üst sınırı ise (10.000) gösterge rakamının, memur aylıklarına uygulanan katsayı ile çarpımı sonucu bulunacak aylık brüt tutarının on iki katı olarak belirlenmiş olup, 14 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendinde öngörülen "10.000" gösterge rakamı 2016 yılı için 15.000 olarak değiştirilmiştir.

Belediye Başkanlığı ile Avukat arasında düzenlenen Sözleşmenin 16 ncı maddesinde, bu Sözleşmenin 31.12.2013 tarihine kadar geçerli olduğu kararlaştırılmıştır. Bu tarihten sonra Sözleşmenin hukuki değeri kalmamıştır. 2013 yılında düzenlenen Sözleşmedeki “herhangi bir statü değişikliğinde avukat aleyhine yorumlanamaz.” ibaresi Sözleşmenin 2013 yılında sona ermesi nedeniyle 2016 yılına teşmil edilmesi mümkün değildir. Kaldı ki, Avukat 2013 yılında memurluk kadrosuna atanmıştır.

5393 sayılı kanunun 82’nci maddesinde avukatlık vekâlet ücretlerinin dağıtımına ilişkin hükümler yer verilmiş olup; buna göre, belediyelerde avukatlık vekâlet ücretlerinin dağıtımının 659 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye göre yapılması gerekmektedir. Bu çerçevede idare lehine hükmedilen vekâlet ücretlerinin %70 inin avukat ...’a ödenmesinin açıkça mevzuata aykırı olduğu, yapılan fazla ödemenin 5018 sayılı Kanunun 71’nci maddesi hükmü gereği kamu zararını oluşturduğu değerlendirilmektedir.

Savunmada, Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 22.12.1973 tarih ve 1973/14 sayılı Kararı gerekçe gösterilerek ödemenin geri alınamayacağının içtihada bağlandığı ifade edilmekte olup, yargılamaya konu ödemelerde açık hatanın bulunmadığı değerlendirildiğinden bu kararın uygulanmasının söz konusu olamayacağı düşünülmektedir.

Bu itibarla, talebin reddedilerek, Daire Kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.” Şeklinde görüş belirtilmiştir.

Rapor dosyası ve eki belgelerin incelenmesi neticesinde;

GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:

5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 28’inci maddesinde “Belediye Kanunu ve diğer ilgili Kanunların bu kanuna aykırı olmayan hükümleri ilgisine göre büyükşehir ve ilçe belediyeleri hakkında da uygulanır” denilmektedir.

5393 sayılı Belediye Kanunu’nun “Avukatlık ücretinin dağıtımı” başlıklı 82 nci maddesinde; “Belediye lehine sonuçlanan dava ve icra takipleri nedeniyle hükme bağlanarak karşı taraftan tahsil olunan vekâlet ücretlerinin; avukatlara (49 uncu maddeye göre çalıştırılanlar dâhil) ve hukuk servisinde fiilen görev yapan memurlara dağıtımı hakkında 1389 sayılı Devlet Davalarını İntaç Eden Avukat ve Saireye Verilecek Ücreti Vekâlet Hakkında Kanun hükümleri kıyas yolu ile uygulanır” hükmü yer almaktadır.

659 sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri Ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 18inci maddesinde; “2/2/1929 tarihli ve 1389 sayılı Devlet Davalarını İntaç Eden Avukat ve Saireye Verilecek Ücreti Vekâlet Hakkında Kanun yürürlükten kaldırılmıştır. Diğer mevzuatta 1389 sayılı Kanuna yapılan atıflar bu Kanun Hükmünde Kararnameye yapılmış sayılır” hükmüne yer verilmiştir.

659 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 14’üncü maddesinde vekalet ücretinin dağıtımının nasıl olacağı;

“Davalardaki temsilin niteliği ve vekalet ücretine hükmedilmesi ve dağıtımı

(1) Tahkim usulüne tabi olanlar dahil adli ve idari davalar ile icra dairelerinde idarelerin vekili sıfatıyla hukuk birimi amirleri, muhakemat müdürleri, hukuk müşavirleri ve avukatlar tarafından yapılan takip ve duruşmalar için, bu davaların idareler lehine neticelenmesi halinde, bunlar tarafından temsil ve takip edilen dava ve işlerde ilgili mevzuata göre hükmedilmesi gereken tutar üzerinden idareler lehine vekalet ücreti takdir edilir.

(2) İdareler lehine karara bağlanan ve tahsil olunan vekalet ücretleri, hukuk biriminin bağlı olduğu idarenin merkez teşkilatında bir emanet hesabında toplanarak idare hukuk biriminde fiilen görev yapan personele aşağıdaki usul ve sınırlar dahilinde ödenir.

a) Vekalet ücretinin; dava ve icra dosyasını takip eden hukuk birimi amiri, hukuk müşaviri, muhakemat müdürü veya avukata %55’i, dağıtımın yapıldığı yıl içerisinde altı aydan fazla süreyle hukuk biriminde fiilen görev yapmış olmak şartıyla, hukuk birimi amiri, hukuk müşaviri, muhakemat müdürü ve avukatlara %40’ı (…)(1) eşit olarak ödenir.

b) Ödenecek vekalet ücretinin yıllık tutarı; hukuk birimi amiri, hukuk müşaviri, muhakemat müdürü, avukatlar için (10.000) gösterge (…)(1) rakamının, memur aylıklarına uygulanan katsayı ile çarpımı sonucu bulunacak aylık brüt tutarının oniki katını geçemez.

c) Yapılacak dağıtım sonunda arta kalan tutar, hukuk biriminde görev yapan ve (b) bendindeki tutarları dolduramayan hukuk birimi amiri, hukuk müşaviri, muhakemat müdürü ve avukatlara ödenir. Bu dağıtım sonunda arta kalan tutar üçüncü bütçe yılı sonunda ilgili idarenin bütçesine gelir kaydedilir.

(3) Hizmet satın alınan avukatlara yapılacak ödemeler bu madde kapsamı dışındadır.” Şeklinde düzenlenmiştir.

14’üncü maddenin birinci fıkrasındaki; “…idareler lehine vekalet ücreti takdir edilir.” hükmünden vekalet ücretinin idareler lehine hükmedileceği, dava vekillerinin adına hükmedilmeyeceği anlaşılmaktadır. Maddenin ikinci fıkrasında ise idareler lehine hükmedilen vekalet ücretlerinin dağıtım esasları belirlenmiş olup belirlenen kurallara göre yapılan dağıtımdan arta kalan kısmın üçüncü bütçe yılı sonunda ilgili idarenin bütçesine gelir kaydedileceği düzenlenmiştir. Ödenecek vekalet ücretinin üst sınırı ise (10.000) gösterge rakamının, memur aylıklarına uygulanan katsayı ile çarpımı sonucu bulunacak aylık brüt tutarının on iki katı olarak belirlenmiştir. Kamu Görevlilerinin Geneline Ve Hizmet Kollarına Yönelik Mali Ve Sosyal Haklara İlişkin 2016 ve 2017 Yıllarını Kapsayan 3. Dönem Toplu Sözleşmenin 22nci maddesindeki; “659 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 14 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendinde öngörülen "10.000" gösterge rakamı "15.000" olarak uygulanır” hükmü uyarınca gösterge rakamı 2016 yılı için 15.000 olarak değiştirilmiştir.

Anılan hükümler uyarınca, adli ve idari davalar ile icra dairelerinde idarelerin vekili sıfatıyla hukuk birimi amirleri, muhakemat müdürleri, hukuk müşavirleri ve avukatlar tarafından yapılan takip ve duruşmalar için, bu davaların idareler lehine neticelenmesi halinde, bunlar tarafından temsil ve takip edilen dava ve işlerde ilgili mevzuata göre hükmedilmesi gereken tutar üzerinden idareler lehine takdir olunan vekalet ücretinin üst sınırı 15.000 gösterge rakamının, memur aylıklarına uygulanan katsayı ile çarpımı sonucu bulunacak aylık brüt tutarının on iki katını geçmemek kaydıyla sayılan ünvanlar itibariyle belirlenen oranlarda dağıtılması gerekmektedir.

Belediye ve banka kayıtlarından mevzuatın öngördüğü usul çerçevesinde Belediye adına elde edilen toplam vekalet ücretinin 15.000 gösterge rakamının, memur aylıklarına uygulanan katsayı ile çarpımı sonucu bulunan aylık brüt tutarın on iki katınının Avukat ...’a ödenmiştir. Bunun dışında adı geçen avukata ayrıca bir vekalet ücretinin ödenmesi mümkün değildir.

İlekçi dilekçesinde özetle; Avukat ...’ın 2009-2013 yılları arasında kurumda sözleşmeli olarak çalıştığı; 6495 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanuna istinaden 2013 yılında memur kadrosuna geçiş yaptığı; memuriyete geçmeden önce sözleşmeli olarak çalıştığı dönemde Büyükşehir Belediye Başkanlığı ile yapılan Sözleşmenin 14/c maddesinde; “Sözleşmeli avukatın takip ettiği dava ve hukuki işlemlerde hükmedilen vekâlet ücretinin %70’ini sözleşmeli avukat alır. Bu husus avukatın fiilen devralıp takip ettiği iş ve dosyalar için geçerli olup herhangi bir statü değişikliğinde avukat aleyhine yorumlanamaz.” şeklinde hükmün yer aldığı; her ne kadar memuriyet kadrosuna geçmiş olsa da “statü değişikliğinde avukat aleyhine yorumlanamaz” ifadesi ve anılan hüküm uyarınca sözleşmeli olarak çalıştığı dönemde takip ettiği dosyalardan tahsil edilen vekalet ücretinin sözleşmede yer verilen %70 oranı üzerinden kendisine ödendiği belirtilmiştir.

657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 146’ncı maddesinde; “Bu Kanunun birinci maddesinin birinci fıkrası kapsamına giren memurlar aylık, ücret, ödenek, hizmetle ilgili her çeşit ödeme ve bunların şekil ve şartları bakımından bu Kanundaki hükümlere, aynı maddenin ikinci fıkrası kapsamına giren memurlar özel kanunlardaki hükümlere tabidir. Memurlara kanun, tüzük ve yönetmeliklerin ve amirlerin tayin ettiği görevler karşılığında bu Kanunla sağlanan haklar dışında ücret ödenemez, hiçbir yarar sağlanamaz. …” denilmektedir.

Maliye Bakanlığı Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürlüğü tarafından belirlenen Tip Sözleşmenin 14’üncü maddesinde boş bırakılan (a), (b), (c) ve (d) bentlerine bu maddenin birinci fıkrasına göre sözleşmeli personelin hak ve yükümlülüklerinde değişiklik yapılması sonucunu doğurmamak kaydıyla kendisine verilen görevlerin yürütümüne ya da işin niteliğine uygun olarak hükümler konulması gerekirken (c) bendine 5393 sayılı Kanunun 49’ uncu maddesi, Hizmet Sözleşmesinin 5 ve 14 üncü maddesinin birinci fıkrasına aykırı şekilde ilgiliye menfaat temin edecek şekilde hüküm ihdas edilmiştir.

Belediye Başkanlığı ile Avukat arasında düzenlenen Sözleşmenin 16’ncı maddesinde, bu Sözleşmenin 31.12.2013 tarihine kadar geçerli olduğu kararlaştırılmıştır. Bu tarihten sonra Sözleşmenin hukuki değeri kalmamıştır. 2013 yılında düzenlenen Sözleşmedeki “herhangi bir statü değişikliğinde avukat aleyhine yorumlanamaz.” ibaresi Sözleşmenin 2013 yılında sona ermesi nedeniyle 2016 yılına teşmil edilmesi mümkün değildir. Kaldı ki, Avukat 2013 yılında memurluk kadrosuna atanmıştır. Memur kadrosunda iken 146’ncı madde hükmü uyarınca 657 sayılı Kanunla sağlanan haklar dışında bir ücret ödenemeyeceği de açıktır. Bu itibarla, temyiz dilekçesinde iddia edilen hususların kabul edilmesi imkanı bulunmamaktadır.

Bu itibarla, sorumlu iddialarının reddedilerek 101 sayılı ilamın 1. maddesi ile verilen ... TL’nin tazminine ilişkin hükmün TASDİKİNE, oy birliğiyle,

Karar verildiği 18.04.2018 tarih ve 46652 sayılı tutanakta yazılı olmakla işbu ilam tanzim kılındı.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Kaynak: karar_sayistay

Taranan Tarih: 25.01.2026 18:45:35

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim