Sayıştay 5. Dairesi 41482 Kararı - Belediyeler ve Bağlı İdareler Çeşitli Konular
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
5
Sayıştay Kararı
41482
24 Mayıs 2017
Belediyeler ve Bağlı İdareler
Temyiz Karar Detayı
İletişim Bilgileri
-
Kamu İdaresi: Belediyeler ve Bağlı İdareler
-
Yılı: 2014
-
Daire: 5
-
Dosya No: 41482
-
Tutanak No: 43095
-
Tutanak Tarihi: 24.05.2017
-
Konu: Çeşitli Konuları İlgilendiren Kararlar
KARAR
Konu: Belediyede Sağlık İşleri Müdürü olarak görev yapan kişinin Belediye ile yapılan Sözleşmeye istinaden ayrıca işyeri hekimi olarak yaptığı göreve ilişkin ücretin 6331 sayılı İş Sağlığı ve İş Güvenliği Kanununa aykırı olarak yüksek belirlenmesi.
184 no.lu ilamın 2 nci maddesi ile, Belediyede Sağlık İşleri Müdürü olarak görev yapan Dr. ..........’nin Belediye ile yapılan Sözleşmeye istinaden ayrıca işyeri hekimi olarak yaptığı göreve ilişkin ücretin 6331 sayılı İş Sağlığı ve İş Güvenliği Kanununa aykırı olarak yüksek belirlenmesi gerekçesiyle .......... TL’nin tazminine ilişkin hüküm tesis edilmiştir.
İlamda Harcama Yetkilisi sıfatıyla sorumlu tutulan .......... adına Vekil Avukat ..........’in 41482 sayılı dosyada yer alan temyiz dilekçesinde özetle;
Anılan dönemlerde müvekkili ..........’in Belediye Başkan Vekili olarak görev yaptığını, bu nedenle iş yeri hekimine yapılan ödemelere ilişkin herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığını, kamu zararı oluştuğu iddia edilen iş yeri hekimliği ödemelerinde müvekkilinin Harcama Yetkilisi ve Gerçekleştirme Görevlisi olarak bir sorumluluğunun bulunmadığını,
Konuya ilişkin 5018 sayılı Kanunun;
“Harcama yetkisi ve yetkilisi” başlıklı 31 inci maddesinde; “Bütçeyle ödenek tahsis edilen her bir harcama biriminin en üst yöneticisi harcama yetkilisidir. Ancak, teşkilât yapısı ve personel durumu gibi nedenlerle harcama yetkililerinin belirlenmesinde güçlük bulunan idareler ile bütçelerinde harcama birimleri sınıflandırılmayan idarelerde harcama yetkisi üst yönetici veya üst yöneticinin belirleyeceği kişiler tarafından; mahallî idarelerde İçişleri Bakanlığının, diğer idarelerde ise Maliye Bakanlığının uygun görüşü üzerine yürütülebilir. Kanunların verdiği yetkiye istinaden yönetim kurulu, icra komitesi, komisyon ve benzeri kurul veya komite kararıyla yapılan harcamalarda, harcama yetkisinden doğan sorumluluk kurul} komite veya komisyona ait olur. (Ek fıkra: 29/6/2012-6333/13 md.) Yükseköğretim Kurulu ile üniversiteler ve yüksek teknoloji enstitülerinde, harcama yetkilileri ödenek gönderme belgesiyle belirlenir. Bu idarelerde ödenek gönderme belgesi ile ödenek gönderilen birimler harcama birimi, kendisine ödenek gönderilen birimin en üst yöneticisi ise harcama yetkilisidir. Bütçe ödeneklerinin ilgili birimlere dağılımının planlanması, ödenek gönderme belgesine bağlanması ve kullanılmasına ilişkin usul ve esaslar Maliye Bakanlığı tarafından belirlenir. Genel yönetim kapsamındaki kamu idarelerinde; idareler, merkez ve merkez dışı birimler ve görev unvanları itibarıyla harcama yetkililerinin belirlenmesine, harcama yetkisinin bir üst yönetim kademesinde birleştirilmesine ve devredilmesine ilişkin usul ve esaslar Maliye Bakanlığınca belirlenir. Harcama yetkisinin devredilmesi, yetkiyi devredenin İdari sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Harcama yetkilileri bütçede öngörülen ödenekleri kadar, ödenek gönderme belgesiyle kendisine ödenek verilen harcama yetkilileri ise tahsis edilen ödenek tutarında harcama yapabilir.”,
“Harcama talimatı ve sorumluluk” başlıklı 32 nci maddesinde; “Bütçelerden harcama yapılabilmesi, harcama yetkilisinin harcama talimatı vermesiyle mümkündür. Harcama talimatlarında hizmet gerekçesi, yapılacak işin konusu ve tutarı, süresi, kullanılabilir ödeneği, gerçekleştirme usulü ile gerçekleştirmeyle görevli olanlara ilişkin bilgiler yer alır. Harcama yetkilileri, harcama talimatlarının bütçe ilke ve esaslarına, kanun, tüzük ve yönetmelikler ile diğer mevzuata uygun olmasından, ödeneklerin etkili, ekonomik ve verimli kullanılmasından ve bu Kanun çerçevesinde yapmaları gereken diğer işlemlerden sorumludur.” denildiğini,
Kanun maddelerinden de açıkça görüldüğü üzere, bütçeden harcama yapma ve ödenek kullanma yetkisinin harcama yetkilisine ait olduğunu, dolayısıyla harcama yetkisi olmayan müvekkili ..........’in iş yeri hekimine yapılan ödemelerden herhangi bir sorumluluğunun söz konusu olmadığını,
Verilen tazmin kararının ayrıca şu nedenlerle hukuka aykırı olduğunu;
- Sayıştay 5.Dairesinin Belediye tarafından iş yeri hekimi olarak çalışan ilgiliye 2014 yılında yapılan maaş ödemelerinin kamu zararı oluşturduğu yönündeki kararının yanlış bir değerlendirme sonucunda verildiğini, zira ilgilinin Belediye ile imzaladığı 01.01.2014 tarihli Tabipler İçin Hizmet Sözleşmesi kapsamında çalıştığını (Ek. 1),
Belediye Kanununun "Norm Kadro ve personel İstihdamı” başlıklı 49 uncu maddesinde; “...... Belediye ve bağlı kuruluşlarında, norm kadroya uygun olarak çevre, sağlık, veterinerlik, teknik, hukuk, ekonomi, bilişim ve iletişim, plânlama, araştırma ve geliştirme, eğitim ve danışmanlık alanlarında avukat, mimar, mühendis, şehir ve bölge plâncısı, çözümleyici ve programcı, tabip, uzman tabip, ebe, hemşire, veteriner, kimyager, teknisyen ve tekniker gibi uzman ve teknik personel yıllık sözleşme ile çalıştırılabilir. Sözleşmeli personel eliyle yürütülen hizmetlere ilişkin boş kadrolara ayrıca atama yapılamaz. Bu personelin, yürütecekleri hizmetler için ihdas edilmiş kadro unvanının gerektirdiği nitelikleri taşımaları şarttır. Bu fıkra uyarınca sözleşmeli olarak istihdam edileceklere ödenecek net ücret, söz konusu kadro unvanı için birinci derecenin birinci kademesi esas alınmak suretiyle 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa göre tespit edilecek her türlü ödemeler toplamının net tutarının yüzde 25 fazlasını geçmemek üzere belediye meclisi kararıyla belirlenir. Genel hükümlere göre birinci dereceden kadro ihdas edilemeyen kadro unvanları için ise o kadro unvanından ihdası yapılmış en yüksek kadro derecesinin birinci kademesi esas alınır ve yapılacak ödemenin azami tutarı yukarıda belirtilen usûle göre tespit olunur. Bu fıkra hükümlerine göre çalıştırılacak personel için İçişleri Bakanlığı unvanlar itibarıyla sınırlama getirebilir.” denildiğini,
-
Belediye Kanununun anılan maddesinde belediye ve bağlı kuruluşlarında Kanunda sayılan meslekler itibarıyla ihtiyaç duyulan personelin yıllık sözleşme ile çalıştırılabileceğinin düzenlendiğini, bu kapsama dahil uzman ve teknik personel için “sözleşme ile çalıştırılabilir” denildiğinden bu yöntemin ihtiyari olduğunu ve belediyenin bu konuda tasarruf yetkisinin bulunduğunu, her ne kadar Kanun kapsamında sayılan meslekler arasında iş yeri hekimliği sayılmamış ise de iş yeri hekimliği yapabilmek için hekim olmanın yanında bir takım şartları barındırıyor olmanın gerektiğini, dolayısıyla iş yeri hekiminin Kanunda sayılan sağlık alanındaki uzman personel olarak değerlendirilmesi gerektiğini, Belediye Kanununun 49 uncu maddesinin tanıdığı hak çerçevesinde Belediyenin 2014 yılı için ilgili ile bir yıllık iş yeri hekimliği hizmet sözleşmesi imzalamış olduğunu, iş yeri hekimi maaşının da Türk Tabipler Birliği tarafından yayınlanan asgari ücret tarifesi esas alınarak belirlendiğini, mevzuatımızda belediyenin iş yeri hekimi ile sözleşme serbestisi ilkesi çerçevesinde hizmet sözleşmesi yapmasına engel bir düzenlemenin bulunmadığını, bu nedenle temyize konu ilamın açıkça yasaya aykırı olduğunu,
-
2013 yılı Sayıştay denetimi sırasında yine aynı hususun sorguya konu edildiğini, bu hususta Sayıştay 5. Dairesince verilen 25.11.2013 tarih ve 95 no.lu Kararda (9 Mart 2015 tarih ve 131 no.lu İlam); Belediyenin iş yeri hekimini yıllık sözleşme ile çalıştırabileceğine, yani hizmet alımı yöntemi ile iş yeri hekimi çalıştırılmasının mevzuata aykırı olmadığına karar verildiğini (Ek. 2),
Türk hukuk sisteminin ilkeleri arasında yer alan hukukta istikrarlı olma ve mahkeme kararlarında aynı konuda birbirine aykırı kararların ortaya çıkmaması için içtihat birliğine varma teamülünden de anlaşılacağı üzere Türk yargı sisteminde benzer konularda benzer kararlara varma gayesinin söz konusu olduğunu, Sayıştay 5. Dairesince aynı konu hakkında verilen kararların birbiriyle çeliştiğini, 2012-2013 yıllarına ilişkin yapılan incelemelerde mevzuata aykırı bir husus olmadığı sonucuna varılmışken aynı konuda 2014 yılı için çelişkili karar verildiğini, kaldı ki Belediyenin aynı konuda 2012 ve 2013 yıllarına ilişkin yapılan incelemeler sonrasında mevzuata aykırılık olmadığına ilişkin Sayıştay 5. Dairesi kararı doğrultusunda 2014 yılında da iş yeri hekimini hizmet alımı yöntemi ile belediye bünyesinde çalıştırmaya devam ettiğini, bu nedenle .......... Belediyesi Başkan Vekili .........., Sağlık İşleri Müdür Vekili Dr. .......... ve Gerçekleştirme Görevlisi ..........’a yüklenebilecek herhangi bir hukuki ve mali sorumluluğun söz konusu olmadığını,
2013 yılından sonra yapılan işlemlerin dayanağının Sayıştay 5. Dairesince verilen 25.11.2013 tarih ve 95 no.lu Karar olduğunu,
- .......... Belediye Başkanlığında hizmet alımı yöntemiyle iş yeri hekimi olarak görev yapmakta olan ilgilinin Belediyede kadrolu statüde çalışmadığını, temyize konu ilamda her ne kadar ilgili hakkında Sağlık İşleri Müdür Vekili olması dolayısıyla sanki belediyenin kendi personeliymiş gibi bir değerlendirme yapılmış ise de; hem denetçi hem de ilgili Sayıştay heyetinin açıkça maddi bir hata sonucu yanlış bir kanaate vardıklarını,
Zira ilgilinin Belediyenin kurum hekimi olmadığı gibi belediye personeli de olmadığını, Belediye ile iş yeri hekimliği sözleşmesi yaparak belediyede tam zamanlı iş yeri hekimi olarak çalıştığını, ilgilinin Belediye dışında herhangi bir resmi ve özel sağlık kurumunda görev yapmadığını, kurumun tam gün çalışan iş yeri hekimi olduğunu, bu konuda hem Belediyenin hem de .......... Tabip Odasının verdiği görev yazılarının ekte sunulduğunu, (Ek-3, 4), Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü OSGB Yetkilendirme Şube Müdürlüğü yetkilendirme belgesinde de belirtildiği üzere ilgilinin ayda 160 saat iş yeri hekimliği görevini ifa edebileceğini (Ek-5), ilgilinin Belediye bünyesinde başkaca hekim bulunmaması nedeniyle sağlık işleri müdür vekili olarak ayrıca görevlendirildiğini, sağlık işleri müdür vekilliği görevini yürütürken Belediye bütçesinden söz konusu göreve ilişkin herhangi bir ücret ödenmediğini, diğer bir deyişle ilgilinin sağlık işleri müdür vekilliği görevinin ifası sonucu kendisine vekalet aylığı ile 6331 sayılı Kanunun 8 inci maddesinin yedinci fıkrasında belirlenen ücret ödemesinin yapılmadığını, ilgiliye sadece anılan hizmet alımından kaynaklanan ve iş yeri hekimliği hizmeti karşılığında Sözleşmede belirlenen esaslara göre Türk Tabipler Birliğince belirlenen iş yeri hekimi ücretinin ödendiğini,
-
Belediye bütçesinden ilgiliye İşyeri Hekimlerinin Çalışma Usullerine İlişkin Yönetmeliğe ve Türk Tabipler Birliğinin 2014 yılı için belirlediği asgari ücret tarifesine uygun ödeme yapıldığını, bunun aksi bir uygulamanın açıkça kanuna aykırılık teşkil edeceğini, zira bu konuda Danıştay’a Anayasa’ya aykırılık iddiası ile Türk Tabipler Birliği İşyeri Hekimi Çalışma Onayı Yönetmeliğinin bazı maddelerinin iptaline ilişkin açılan davada Danıştay 8. Dairesince verilen E.2015/8598 K.2015/12459 sayılı kararda Türk Tabipler Birliğinin üyelerinin hak ve menfaatlerini korumak ve hekimler arasında rekabet yaratılarak sağlık hizmeti sunumunda niteliğin düşmesinin önüne geçilmesini sağlamak amaçlarıyla asgari ücret tespit edebileceğine karar verildiğini (Ek. 6),
-
657 sayılı Kanunda iş yeri hekimliği görevinin memurlara gördürülmesi gereken asli görevlerden biri şeklinde ele alınmadığını, iş yeri hekimlerinin işçi sağlığı ve güvenliğinin bir parçası olup bu doğrultuda hizmet verdiklerini, bu nedenle tamamıyla ayrı bir mevzuatta sıralanan niteliklere sahip hekimlerce yerine getirilebildiğini, bu nedenle de 657 sayılı Kanunda memur olmak için aranan koşulları taşımayan bir hekimin, iş yeri hekimi olarak özel veya kamu işyerlerinde görev yapmasının mümkün olduğunu, bu çerçevede kamu personeli olmayan işyeri hekimi ile sözleşme özgürlüğü kapsamında sözleşme yapmaya engel bir halin bulunmadığını, sözleşmede belirlenecek ücretin de Türk Tabipler Birliğinin hazırladığı ücret tarifesine uygun olması gerektiğini,
-
Temyize konu Sayıştay kararının gerekçesinde 6331 sayılı Kanunun 8 inci maddesinin yedinci fıkrasına gönderme yapılarak iş yeri hekiminin hizmet alımı yöntemiyle istihdam edilebilmesinin mümkün olduğunu, ancak ödenmesi gereken ücretin anılan Kanunun ilgili maddesinde belirlenen oranın aşabileceği anlamına gelmeyeceğinin belirtildiğini,
6331 sayılı Kanunun 8 inci maddesinin yedinci fıkrasında; “Kamu kurum ve kuruluşlarında ilgili mevzuata göre çalıştırılan işyeri hekimi veya iş güvenliği uzmanı olma niteliğini haiz personel, gerekli belgeye sahip olmaları şartıyla asli görevlerinin yanında, belirlenen çalışma süresine riayet ederek çalışmakta oldukları kurumda veya ilgili personelin muvafakati ve üst yöneticinin onayı ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarında görevlendirilebilir. Bu şekilde görevlendirilecek personele, görev yaptığı her saat için (200) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı tutarında ilave ödeme, hizmet alan kurum tarafından yapılır. Bu ödemeden damga vergisi hariç herhangi bir kesinti yapılmaz. Bu durumdaki görevlendirmeye ilişkin ilave ödemelerde, günlük mesai saatlerine bağlı kalmak kaydıyla, aylık toplam seksen saatten fazla olan görevlendirmeler dikkate alınmaz.” hükmüne yer verildiğini, hükümde iş yeri hekimi olarak çalışanlara ödenecek azami ücretin (200) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı tutarında olması gerektiğinin açıkça ifade edildiğini, söz konusu ilave ödemenin hizmet alımı yöntemi ile çalıştırılacak bir iş yeri hekimine zorunlu bir oran olarak saptanması ve ücretin bu tutarı aşmayacağı iddiasının yasal olarak dayanaksız olduğunu, nitekim temyize konu kararda sözü edilen iş yeri hekiminin hizmet alımı yöntemiyle çalıştırıldığını, kurum personeli olmadığını, sözü edilen ilave ücreti de almadığını,
- Gerek yasal mevzuat, gerekse savcı görüşünde de belirtildiği üzere iş yeri hekimine yapılan ödemeler hizmet alımı yöntemiyle yapıldığından buna dair yapılan tüm işlemlerin 6331 sayılı Kanunun 6 ncı maddesine uygun olduğunu, Sayıştay 5.Dairesi kararında ifade edilen ve tazmin hükmüne esas teşkil eden 6331 sayılı Kanunun 8/7 fıkrasında geçen ödemenin kamuda kadrolu çalışan her statüdeki iş güvenliği uzmanı ile iş yeri hekimine yapılan aylık 80 saati geçmeyen ilave bir ödeme olduğunu, söz konusu ilave ücretin temyize konu kararda bahsi geçen tam zamanlı iş yeri hekimi olarak ve hizmet alımı yöntemiyle çalışan iş yeri hekimi için esas alınamayacağını,
10- Kararda, 6331 sayılı Kanunun 8 inci maddesine dayalı olarak öngörülen ücretin hizmet alımı yoluyla istihdam edilen bir iş yeri hekimi için de öngörülen bir oran olarak kabulünü gerektirecek hiçbir yasal gerekçenin bulunmadığını, kararın tamamen kişisel yorumlamalar sonucu verildiğini, yasal bir dayanağı olmayan temyize konu kararın bozulması gerektiğini, zira temyize konu 184 no.lu ilamın savcı görüşünde de belirtildiği üzere Belediye bütçesinden iş yeri hekimine 6331 sayılı Kanunun 8 inci maddesine göre bir ödeme yapılmadığını, yapılan ödemelerin hizmet alımı yöntemine dayalı olarak gerçekleştirildiğini, bu nedenle belediyenin iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerini 4734 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde temin ettiği düşünülünce yapılan işlemin yasal mevzuata uygun olduğu yönündeki savcı görüşüne itibar edilerek karar verilmesi gerekirken işlemin mevzuata aykırı olduğu yönünde verilen kararın açıkça hukuka ve yasaya aykırı olduğunu ifade ederek,
Sayıştay 5.Dairesince 184 no.lu ilam ile verilen tazmin hükmünün bozulmasını talep etmiştir.
Savcılık mütalaasında özetle;
6331 sayılı Kanunun 6 ncı maddesinde;
“Mesleki risklerin önlenmesi ve bu risklerden korunulmasına yönelik çalışmaları da kapsayacak, iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinin sunulması için işveren;
a) Çalışanları arasından iş güvenliği uzmanı, işyeri hekimi ve on ve daha fazla çalışanı olan çok tehlikeli sınıfta yer alan işyerlerinde diğer sağlık personeli görevlendirir. Çalışanları arasında belirlenen niteliklere sahip personel bulunmaması hâlinde, bu hizmetin tamamını veya bir kısmını ortak sağlık ve güvenlik birimlerinden hizmet alarak yerine getirebilir. Ancak belirlenen niteliklere ve gerekli belgeye sahip olması hâlinde, tehlike sınıfı ve çalışan sayısı dikkate alınarak, bu hizmetin yerine getirilmesini kendisi üstlenebilir 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu kapsamındaki kamu kurum ve kuruluşları; iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerini, Sağlık Bakanlığına ait döner sermayeli kuruluşlardan doğrudan alabileceği gibi 4734 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde de alabilir.”,
“İşyeri hekimleri ve iş güvenliği uzmanları” başlıklı 8 inci maddesinde;
“Kamu kurum ve kuruluşlarında ilgili mevzuata göre çalıştırılan işyeri hekimi veya iş güvenliği uzmanı olma niteliğini haiz personel, gerekli belgeye sahip olmaları şartıyla asli görevlerinin yanında, belirlenen çalışma süresine riayet ederek çalışmakta oldukları kurumda veya ilgili personelin muvafakati ve üst yöneticinin onayı ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarında görevlendirilebilir. Bu şekilde görevlendirilecek personele, görev yaptığı her saat için (200) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı tutarında ilave ödeme, hizmet alan kurum tarafından yapılır. Bu ödemeden damga vergisi hariç herhangi bir kesinti yapılmaz. Bu durumdaki görevlendirmeye ilişkin ilave ödemelerde, günlük mesai saatlerine bağlı kalmak kaydıyla, aylık toplam seksen saatten fazla olan görevlendirmeler dikkate alınmaz.” hükümlerine yer verildiğini,
Yargılamaya esas raporda, Kanunun 8 inci maddesinin yürürlük tarihi olan 30.12.2012 tarihinden sonra kamu kurumlarında iş yeri hekimi olarak görevlendirilen kişilere hizmet satın alma yoluyla da olsa 8 inci maddede belirlenen tutarın üzerinde bir ödemenin yapılmasının mümkün olmadığı, bu nedenle yapılan fazla ödemenin kamu zararı olduğunun belirtildiği,
Sorumlularca 6331 sayılı Kanunun 8 inci maddesi hükmü gereği iş yeri hekimlerine herhangi bir ödeme yapmadıklarının ve yapılan ödemelerin hizmet alımı yöntemine dayalı olarak gerçekleştirdiğinin ifade edildiği,
Oysa Kanunun 6 ncı maddesinde, kamu kurum ve kuruluşlarının iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerini 4734 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde de alabileceklerinin açıkça ifade edilmekte olduğu, 8 nci maddedeki ücret sınırlamasının sadece kamu kurum ve kuruluşlarında ilgili mevzuata göre çalıştırılan iş yeri hekimleri için söz konusu olması gerektiği, kamu kurumlarının iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerini 4734 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde de alabileceklerinin değerlendirildiği,
Belediyenin iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerini 4734 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde almış olduğu görüldüğünden oluşan kamu zararının kaldırılması yönündeki temyiz talebinin kabul edilerek Daire Kararının kaldırılmasına karar verilmesinin uygun olacağı,
ifade edilmiştir.
İlamda Harcama Yetkilisi sıfatıyla sorumlu tutulan .......... ve Gerçekleştirme Görevlisi sıfatıyla sorumlu tutulan ..........’ın Vekil Avukatı ..........’in 41478 ve 41481 sayılı dosyalarda yer alan temyiz dilekçesi, ..........’in temyiz dilekçesi ile aynı mahiyettedir.
Temyiz talebinde bulunan sorumlu .......... adına Vekil Avukatı .......... ile sorumlular .......... ve .......... duruşma sırasında yapmış oldukları sözlü savunmalarında temyiz dilekçelerinde yer alan hususlara ek olarak;
6331 sayılı Kanunun yayımlandığı tarihte zorunlu nitelikte olan iş yeri hekimliği uygulamasının sonraki süreçte yürürlüğünün düzenli bir şekilde ertelenmesinin anılan hizmetin ertelenmesi sonucunu doğurmayacağını, erteleme gerekçesinin belediyelerin söz konusu uygulamaya ilişkin altyapı çalışmalarını tamamlamaları olduğunu, nitekim uzun bir süreç geçmesine rağmen halen belediyeler nezdinde görev yapacak iş yeri hekimlerinin idarelerce temin edilemediğini,
İş yeri hekimliği görevini ifa eden ilgiliye görevi ile bağlantılı bir menfaat sağlanmadığını, gerek iş yeri hekimliği gerekse poliklinik hizmetlerini birlikte yürüten ilgiliye hizmet sözleşmesinde yer alan ve TBB tarafından belirlenen hekimlik ücreti dışında herhangi ek bir ödeme yapılmadığını, iş yeri hekimliği hizmetini Ortak Sağlık Güvenlik Biriminden alan .......... Valiliğinin söz konusu hizmet için çok daha yüksek bir ücret ödediğini, 2014 yılı boyunca ilgilinin .......... Belediyesi dışında başka bir işyerinde görev yapmadığını ve tüm mesaisinin Belediye hizmetlerinde harcadığını,
.......... ilinde görev yapan bir aile hekimine 2016 yılı Ocak ayında 11527 TL, Aile Sağlığı Merkezinde görev yapan bir hekime ise 10800 TL net ücret ödendiğini,
İlgilinin iş yeri hekimliği hizmeti kapsamında Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca verilen izin doğrultusunda reçete ve 2 güne kadar rapor verme hakkına sahip olduğunu, bu kapsamda verilen hizmet neticesinde çalışanların ikinci ve üçüncü basamak sağlık kurum ve kuruluşlarına başvurmalarına gerek kalmadığını, böylelikle birinci basamak sağlık kurumlarından amaçlanan kaynak tasarrufuna katkıda bulunulduğunu, ayrıca ..........’da yoğun şekilde bulunan Suriyeli mültecilerin Belediyeye yapmış oldukları başvurular neticesinde 2016 yılında 20.000 adet Suriyeli mülteciye bizzat Dr. .......... tarafından sağlık hizmeti verildiğini,
5393 sayılı Kanunun 49 uncu maddesi hükmü kapsamında hekim istihdamının fiilen imkansız olduğunu, zira anılan madde hükmü çerçevesinde mahalli idareler nezdinde çalıştırılacak sözleşmeli personele ödenecek ücret tavanlarını belirleyen Maliye Bakanlığı Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan genelgelerde yer alan ücret tutarlarının .......... ili nezdinde çalışacak hekim bulunmasına imkan vermeyecek ölçüde düşük olduğunu, yine anılan madde hükmünde yer alan tabip ve uzman tabip ifadelerinin iş yeri hekimliği görevini karşılamadığını, kaldı ki kalkınmada öncelikli illerden biri olan .......... ilinde tavan ücret uygulaması ile tabip istihdam etmenin neredeyse imkansız olduğunu,
Belediyelerce yürütülen hizmetlerin büyük kısmının tehlikeli ve çok tehlikeli iş kapsamında yer aldığını, bu nedenle belediye çalışanlarının iş kazaları açısından daha büyük risk altında bulunduğunu, Belediyeler aleyhine açılan iş kazasına bağlı davalarda iş mahkemelerince birinci derecede esas alınan hususun iş yeri hekimi istihdamı olduğunu, .......... Belediyesi bünyesinde bulunan 18 birimde görev yapan 600 personelin tehlikeli ve çok tehlikeli meslek sınıflarında görev yaptığını,
6331 sayılı Kanun yürürlüğe girmeden önce imzalanan iş yeri hekimliği sözleşmesinin dayanağının 4857 sayılı Kanunun 81 inci maddesi olduğunu, bu kapsamda 50’den fazla çalışana sahip Belediyenin iş yeri hekimi istihdam ettiğini,
Belediye bünyesinde görev yapan Ortak Sağlık Biriminde 2 diyetisyen, 1 doktor, 1 diş hekimi ve diğer sağlık görevlilerinin istihdam edildiğini, birimin ücretsiz sağlık hizmeti sunduğunu, anılan birimde görev yapan doktorun Dr. .......... olduğunu,
ifade etmişlerdir.
Duruşmalı temyiz talebinde bulunan .......... adına Vekil Avukatı .........., sorumlular .......... ve .......... ile Sayıştay Başsavcı Vekilinin sözlü açıklamalarının dinlenmesinden ve dosyada mevcut belgelerin okunup incelenmesinden sonra,
GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
184 no.lu ilamın temyize konu 2 nci maddesinin incelenmesi neticesinde, Belediye bünyesinde Sağlık İşleri Müdürlüğü görevini yürütmesi nedeniyle Dr...........’ye 6331 sayılı Kanunun 8 inci maddesinin yedinci fıkrası ile belirlenen ücretin ödenmesi gerekirken, hizmet alım sözleşmesi ile belirlenen ücretin ödenmesi gerekçesiyle .......... TL’nin tazminine ilişkin hüküm tesis edildiği görülmüştür.
İşyerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması ve mevcut sağlık ve güvenlik şartlarının iyileştirilmesi için işveren ve çalışanların görev, yetki, sorumluluk, hak ve yükümlülüklerini düzenleyen 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu 30.06.2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmış olup, anılan Kanunun “İş sağlığı ve güvenliği hizmetleri” başlıklı 6 ncı maddesinde;
“(1) Mesleki risklerin önlenmesi ve bu risklerden korunulmasına yönelik çalışmaları da kapsayacak, iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinin sunulması için işveren;
a) Çalışanları arasından iş güvenliği uzmanı, işyeri hekimi ve on ve daha fazla çalışanı olan çok tehlikeli sınıfta yer alan işyerlerinde diğer sağlık personeli görevlendirir. Çalışanları arasında belirlenen niteliklere sahip personel bulunmaması hâlinde, bu hizmetin tamamını veya bir kısmını ortak sağlık ve güvenlik birimlerinden hizmet alarak yerine getirebilir. Ancak belirlenen niteliklere ve gerekli belgeye sahip olması hâlinde, tehlike sınıfı ve çalışan sayısı dikkate alınarak, bu hizmetin yerine getirilmesini kendisi üstlenebilir. Belirlenen niteliklere ve gerekli belgeye sahip olmayan ancak 10’dan az çalışanı bulunan ve az tehlikeli sınıfta yer alan işyeri işverenleri veya işveren vekili tarafından Bakanlıkça ilan edilen eğitimleri tamamlamak şartıyla işe giriş ve periyodik muayeneler ve tetkikler hariç iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerini yürütebilirler.
………………..
(2) 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu kapsamındaki kamu kurum ve kuruluşları; iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerini, Sağlık Bakanlığına ait döner sermayeli kuruluşlardan doğrudan alabileceği gibi 4734 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde de alabilir.
………………” denilmektedir.
Söz konusu Kanunun İlamdaki tazmin hükmüne dayanak gösterilen 8 inci maddesinin 7 nci fıkrasında ise;
“(7) Kamu kurum ve kuruluşlarında ilgili mevzuata göre çalıştırılan işyeri hekimi veya iş güvenliği uzmanı olma niteliğini haiz personel, gerekli belgeye sahip olmaları şartıyla asli görevlerinin yanında, belirlenen çalışma süresine riayet ederek çalışmakta oldukları kurumda veya ilgili personelin muvafakati ve üst yöneticinin onayı ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarında görevlendirilebilir. Bu şekilde görevlendirilecek personele, görev yaptığı her saat için (200) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı tutarında ilave ödeme, hizmet alan kurum tarafından yapılır. Bu ödemeden damga vergisi hariç herhangi bir kesinti yapılmaz. Bu durumdaki görevlendirmeye ilişkin ilave ödemelerde, günlük mesai saatlerine bağlı kalmak kaydıyla, aylık toplam seksen saatten fazla olan görevlendirmeler dikkate alınmaz.” hükmü yer almaktadır.
Anılan ilam hükmünde her ne kadar Belediyede Sağlık İşleri Müdürü olarak görev yapan Dr. ..........’ye iş yeri hekimi olarak çalışması karşılığında ödenecek aylık azami ücretin 6331 sayılı Kanunun 8 inci maddesinin 7 nci fıkrası hükmü gereğince 200 gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımından elde edilecek tutarın 80 katı olması gerektiği belirtilmişse de, temyiz dilekçesi ekinde sunulan belgelerden adı geçen ilgilinin Belediye bünyesinde kadrolu hekim olarak görev yapmadığı, 11.08.2011 tarihi itibarıyla 6331 sayılı Kanunun 6 ncı maddesinin ikinci fıkrası hükmü doğrultusunda hizmet alımı yöntemiyle tam gün iş yeri hekimi şeklinde istihdam edilmeye başlandığı, Belediyede kadrolu hekim bulunmaması ve Sağlık İşleri Müdürlüğüne verilen hizmetlerin ifasına yönelik iş ve işlemlerin ihtisasa esas bilgi gerektirmesi nedenleriyle anılan tarihten sonra ilgiliye Sağlık İşleri Müdür Vekilliği görevinin de verildiği, yine söz konusu görevlendirmeye bağlı olarak ilgiliye harcama yetkilisi olarak imza yetkisi tanındığı, ancak söz konusu yetkilerin adı geçen ilgiliye kadro hakkı sağlamadığı, Belediye nezdinde iş yeri hekimliği görevi dışında başka görevleri de yürüten ilgiliye hizmet alım sözleşmesi ile kararlaştırılan sözleşme ücreti dışında herhangi ek bir ödeme yapılmadığı anlaşılmıştır.
Öte yandan 6331 sayılı Kanun ile getirilen iş yeri hekimliği görevinin, yetkilendirmeye yönelik özel bir takım esas ve usullere bağlanması ve çalışma şartlarının farklı belirlenmiş olması nedeniyle, Belediyenin işyeri hekimliği ihtiyacını, 5393 sayılı Belediye Kanununun “Norm kadro ve personel istihdamı” başlıklı 49 uncu maddesinin üçüncü fıkrasında yer verilen “tabip, uzman tabip” şeklinde sözleşmeli personel istihdam etmek suretiyle karşılaması da mümkün değildir. Söz konusu görevlerin aynı nitelikte hekimlik görevleri olmaması nedeniyle de 6331 sayılı Kanunun 6 ncı maddesine iş yeri hekimi olarak görev yapan ilgiliye 6023 sayılı Türk Tabipleri Birliği Kanununun 28 inci maddesi hükmü doğrultusunda anılan Birlik tarafından yıllık olarak belirlenen ücret tarifesinin ödenmesinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Kaldı ki 6331 sayılı Kanun, bünyesinde hekim/doktor istihdam etsin veya etmesin, bütün kamu idarelerine iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerini, 4734 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde de alabilme imkanını tanımıştır.
Bu gerekçelerle adı geçen ilgiliye, 6023 sayılı Kanun gereğince anılan Birlikçe ilan edilen asgari ücret tarifesinden ve iş yeri hekimliğine ilişkin hizmet alımı sözleşmesi ile bağıtlanan ücretin ödenmesi nedeniyle kamu zararına sebebiyet verilmediği görülmüştür.
Sonuç itibarıyla, yukarıda belirtilen hususların tekrar değerlendirilmesini teminen 184 no.lu ilamın 2 nci maddesiyle verilen .......... TL’nin tazminine ilişkin hükmün BOZULARAK, dosyanın ilgili DAİREYE GÖNDERİLMESİNE, oy çokluğuyla,
24.05.2017 tarihinde karar verildi.
Farklı gerekçe
Üye ……….’nün farklı gerekçesi:
Daire ilamından, Belediye ile yapılan Sözleşmeye istinaden işyeri hekimi olarak görev yapan Dr. ..........’nin, belediyenin kadrolu personeli olduğu zannıyla ve kendisine verilen ücretin 6331 sayılı İş Sağlığı ve İş Güvenliği Kanununa aykırı olarak yüksek belirlendiği gerekçesiyle tazmin hükmü verildiği anlaşılmaktadır. Meselenin esasına girmeden önce göz önünde bulundurulması gereken husus, aynı dairenin aynı kişi ile ilgili olarak aynı konuda verdiği bir başka kararının bulunduğu hususudur.
Aynı dairede aynı idarenin 2013 yılı hesabının yargılanması sonucu çıkartılan 25.11.2013 karar tarihli ve 95 tutanak sayılı ilamda aynı kişi ile ilgili olarak “işyeri hekimi olarak çalıştırılan personelin sözleşmeli olarak istihdamı yerine hizmet alımı yöntemiyle çalıştırılarak buna göre ücret ödenmesinin mevzuatına uygun olarak yapıldığı anlaşıldığından… ilişilecek bir husus bulunmadığına oybirliğiyle” karar verilmiştir.
Bu defa aynı belediyenin aynı işleminin 2014 yılında devam eden uygulaması görüşülmektedir. Yani değişen tek şey hesabın yılıdır. Dairenin aynı işle ilgili olarak önceki içtihadından dönmesi için, ortada bu değişikliği haklı kılacak, mevzuat değişikliği ya da önceden görülmeyen ve verilen karara tesir edebilecek önemli bir farklılığın bulunması gerekir. Gerçi hukuken hatalı olduğu anlaşılan bir içtihada sırf hukuki istikrar ve eşitlik adına uyulmasını beklemek de elbette doğru olmaz ancak bu durumda da içtihat değişikliğinin gerekçesinin kararda açıkça belirtilmesi uygun olur. Kararda söz konusu kişinin kurumun kadrolu personeli olduğu, işyeri hekimliğini asli görevinin yanında ilave iş olarak ifa ettiği yaklaşımı da doğru değildir. Bu durumda mevzuat ve karara esas iddia ve belgeler aynı iken içtihattan dönülmesi, hukuka olan güveni, önceki içtihada göre işlem yapan sorumlular açısından eşitlik ilkesini zedeler. Ayrıca 6085 sayılı Kanunun 61. maddesi ile yargılama usulü ve kanun yollarına ilişkin olarak hüküm bulunmayan haller için atıf yapılan HUMUK’un 303 üncü (1086 sK 237.) maddesine göre tarafları, dava konusu ve sebebi aynı olan iki davanın bulunması halinde, iki davadan biri kesinleşmiş ise aynı konuda kesin hükmün varlığından söz edilmekte olup 114. madde gereği de kesin hüküm bir dava şartı sayıldığından ilk hüküm muhafaza edilmektedir. Buruda dairenin 2013 yılı için verdiği karar kesinleşmiştir. dolayısıyla kesinleşmemiş olan 2014 yılına ilişkin kararın kesin hükümden dolayı bozulması gerekir. Ancak Sayıştay Temyiz Kuruluna adli ve idari temyiz mercilerinden farklı olarak bozma yanında, temyiz olunan hükmü kaldırma yetkisi de verilmiştir. Anayasa’nın 141. maddesinde “Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevidir” denilmek suretiyle davaların makul bir süre içerisinde ve en az giderle sonuçlandırılması gerekliliği açıkça belirtilmiştir. Bu açıdan bakıldığında bozma kararı vermek yerine, beraat yönünde kesinleşen daire kararı esas alınarak ‘Kaldırma’ kararı verilmesi uygun olur.
Üye ……….’ın farklı gerekçesi:
6331 sayılı Kanunun Geçici 6 ncı maddesinde;
“Kamu kurum ve kuruluşları ile mahalli idarelerde gerçekleştirilmiş olan işyeri hekimliği ücreti ödemeleri nedeniyle kamu görevlileri hakkında idari veya mali yargılama ve takibat yapılamaz, başlatılanlar işlemden kaldırılır, bu ödemeler geriye tahsil ve tazmin konusu edilemez.” denilmektedir. Anılan Kanunun “Yürürlük” başlıklı 38 inci maddesinin üçüncü fıkrasının (b) bendi hükmü gereğince 6331 sayılı Kanunun yayımı tarihi olan 30.06.2012 tarihinde yürürlüğe giren Geçici 6 ncı maddesi hükmü, iş yeri hekimliği uygulamasının 01.07.2017 tarihine kadar ertelenmesi nedeniyle halen yürürlüktedir. Bu gerekçe ile 184 no.lu ilamın 2 nci maddesi ile verilen tazmin hükmünün kaldırılmasına karar verilmesi gerekir.
Karşı oy gerekçesi
Üyeler ………., ………., ………. ve ……….’ın karşı oy gerekçesi:
6331 sayılı Kanununun;
“Kapsam ve istisnalar” başlıklı 2 nci maddesinin birinci fıkrasında;
“Bu Kanun; kamu ve özel sektöre ait bütün işlere ve işyerlerine, bu işyerlerinin işverenleri ile işveren vekillerine, çırak ve stajyerler de dâhil olmak üzere tüm çalışanlarına faaliyet konularına bakılmaksızın uygulanır.”,
“Yürürlük” başlıklı 38 inci maddesinde;
“Bu Kanunun;
a) 6 ve 7 nci maddeleri;
-
4857 sayılı İş Kanununun mülga 81 inci maddesi kapsamında çalışanlar hariç kamu kurumları ile 50’den az çalışanı olan ve az tehlikeli sınıfta yer alan işyerleri için 1/7/2017 tarihinde,
-
50’den az çalışanı olan tehlikeli ve çok tehlikeli sınıfta yer alan işyerleri için 1/1/2014 tarihinde,
-
Diğer işyerleri için yayımı tarihinden itibaren altı ay sonra,
b) 9, 31, 33, 34, 35, 36 ve 38 inci maddeleri ile geçici 4, geçici 5, geçici 6, geçici 7 ve geçici 8 inci maddeleri yayımı tarihinde,
c) Diğer maddeleri yayımı tarihinden itibaren altı ay sonra,
yürürlüğe girer.” denilmektedir.
Söz konusu madde hükümlerinden görüleceği üzere, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu kamu ve özel sektör ayrımı olmaksızın bazı istisnalar dışında tüm işyerlerini kapsamakla birlikte, anılan Kanunda yer alan bazı yükümlülükler için yürürlük maddesi ile bir geçiş dönemi öngörülmüştür. Bu kapsamda kamu kurumları ile 50’den az çalışanı olan ve az tehlikeli sınıfta yer alan işyerleri için anılan Kanunla getirilen yükümlülüklerin 01.07.2017 tarihi itibarıyla yerine getirilmesi gerektiği ifade edilmiştir.
6331 sayılı Kanununun iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerini düzenleyen 6 ıncı maddesi, iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinin desteklenmesini düzenleyen 7 nci maddesi ve işyeri hekimleri ve iş güvenliği uzmanları ile ilgili hükümleri içeren 8 inci maddesi dışındaki bütün maddeleri belediyeler için Kanunun yayımlandığı tarihte yürürlüğe girmiştir. Bu doğrultuda belediyelerin 01.07.2017 tarihine kadar iş güvenliği uzmanı ve iş yeri hekimi istihdam etme zorunluluğu bulunmamakla birlikte, anılan tarihten önce belediyelerin uzman ve hekimin iştirakiyle yapılan risk değerlendirmesi, acil durum planı, iş güvenliği eğitim vb. yükümlülükleri bulunmaktadır.
İlamda her ne kadar Belediyede Sağlık İşleri Müdürü olarak görev yapan Dr. ..........’ye iş yeri hekimi olarak çalışması karşılığında ödenecek aylık azami ücretin 6331 sayılı Kanunun 8 inci maddesinin 7 nci fıkrası hükmü gereğince 200 gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımından elde edilecek tutarın 80 katı olması gerektiği belirtilmişse de, adı geçen ilgilinin kadrolu hekim olarak Belediye bünyesinde görev yapmadığı açıktır.
Bilindiği üzere 5393 sayılı Belediye Kanununun “Norm kadro ve personel istihdamı” başlıklı 49 uncu maddesinin üçüncü fıkrasında;
“Belediye ve bağlı kuruluşlarında, norm kadroya uygun olarak çevre, sağlık, veterinerlik, teknik, hukuk, ekonomi, bilişim ve iletişim, plânlama, araştırma ve geliştirme, eğitim ve danışmanlık alanlarında avukat, mimar, mühendis, şehir ve bölge plâncısı, çözümleyici ve programcı, tabip, uzman tabip, ebe, hemşire, veteriner, kimyager, teknisyen ve tekniker gibi uzman ve teknik personel yıllık sözleşme ile çalıştırılabilir. Sözleşmeli personel eliyle yürütülen hizmetlere ilişkin boş kadrolara ayrıca atama yapılamaz. Bu personelin, yürütecekleri hizmetler için ihdas edilmiş kadro unvanının gerektirdiği nitelikleri taşımaları şarttır. Bu fıkra uyarınca sözleşmeli olarak istihdam edileceklere ödenecek net ücret, söz konusu kadro unvanı için birinci derecenin birinci kademesi esas alınmak suretiyle 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa göre tespit edilecek her türlü ödemeler toplamının net tutarının yüzde 25 fazlasını geçmemek üzere belediye meclisi kararıyla belirlenir. Genel hükümlere göre birinci dereceden kadro ihdas edilemeyen kadro unvanları için ise o kadro unvanından ihdası yapılmış en yüksek kadro derecesinin birinci kademesi esas alınır ve yapılacak ödemenin azami tutarı yukarıda belirtilen usûle göre tespit olunur. Bu fıkra hükümlerine göre çalıştırılacak personel için İçişleri Bakanlığı unvanlar itibarıyla sınırlama getirebilir.” denilmektedir.
Konuya ilişkin gerek 6331 sayılı Kanun gerekse 5393 sayılı Kanun hükümlerinin birlikte değerlendirilmesi neticesinde, belediyelerde 01.07.2017 tarihine kadar iş yeri hekimi görevlendirme zorunluluğu bulunmadığı, iş yerinde görev yapacak hekimlerin 6331 sayılı Kanun kapsamında değil, 5393 sayılı Kanunun 49 uncu maddesi kapsamında görevlendirilmesi gerektiği görülmüştür. Bu nedenle sorumluların söz konusu görevlendirmenin 4734 sayılı Kanun çerçevesinde hizmet alımı yöntemiyle gerçekleştirilen iş yeri hekimi görevlendirmesi olduğu yönündeki iddianın hukuken kabulü mümkün değildir.
Temyiz konusuna ilişkin olarak 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununun;
“Hesap verme sorumluluğu” başlıklı 8 inci maddesinde;
“Her türlü kamu kaynağının elde edilmesi ve kullanılmasında görevli ve yetkili olanlar, kaynakların etkili, ekonomik, verimli ve hukuka uygun olarak elde edilmesinden, kullanılmasından, muhasebeleştirilmesinden, raporlanmasından ve kötüye kullanılmaması için gerekli önlemlerin alınmasından sorumludur ve yetkili kılınmış mercilere hesap vermek zorundadır.” hükmüne yer verilmiş olup, söz konusu hüküm gereğince kamu idarelerince kaynakların meri mevzuat hükümleri doğrultusunda en ekonomik şekilde kullanılması gerekmektedir. Temyiz konusu hususta da 6331 sayılı Kanunun yürürlük maddesi ile iş yeri hekimi istihdamı zorunluluğuna getirilen erteleme imkanı doğrultusunda Belediye bünyesinde 5393 sayılı Kanunun 49 uncu maddesi doğrultusunda hekim istihdam edilmesi gerekmektedir. Zira 6331 sayılı Kanun ile getirilen ve 4734 sayılı Kanun çerçevesinde hizmet alımı yoluyla istihdam edilecek hekime ödenecek ücretin, 5393 sayılı Kanunun 49 uncu maddesi ile belirlenen ücretten yüksek olduğu açıktır.
Bu gerekçelerle, .......... Belediyesinde hizmet alımı yöntemiyle istihdam edilen Dr. ..........’ye, 5393 sayılı Kanunun 49 uncu maddesi gereğince ücret ödemesi yapılması gerekirken, Türk Tabipler Birliğince ilan edilen ücretin ödenmesi nedeniyle sebebiyet verilen kamu zararının hesaplanmasını teminen 184 no.lu ilamın 2 nci maddesi ile verilen tazmin hükmünün bozularak dairesine tevdiine karar verilmesi gerekir.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Kaynak: karar_sayistay
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:53:06