Sayıştay 4. Dairesi 47127 Kararı - Belediyeler ve Bağlı İdareler Vergi ve Harç

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

4

Daire / Kategori

Sayıştay Kararı

Karar No

47127

Karar Tarihi

13 Nisan 2022

İdare

Belediyeler ve Bağlı İdareler

Temyiz Karar Detayı

İletişim Bilgileri

  • Kamu İdaresi: Belediyeler ve Bağlı İdareler

  • Yılı: 2018

  • Daire: 4

  • Dosya No: 47127

  • Tutanak No: 51602

  • Tutanak Tarihi: 13.04.2022

  • Konu: Vergi Resmi Harç ve Diğer Gelirlerle İlgili Kararlar

KARAR

KONU: Belediye gelirlerine ait gecikme zamlarının zamanaşımına uğratılması

GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:

79 İlam sayılı Daire Kararının 3 üncü maddesiyle, vadesinde ödenmeyen bina vergisi, arazi vergisi ve çevre temizlik vergisine ilişkin gecikme zamlarının tahsil edilmemesi ve gecikme zamlarının zamanaşımına uğratılması sonucu oluşan toplam … TL kamu zararının Üst Yönetici … (Belediye Başkanı), Üst Yönetici … (Eski Belediye Başkanı) ile gerçekleştirme görevlileri olan mali hizmetler müdürü ve emlak servisi sorumlusuna ödettirilmesine ilişkin hüküm tesis edilmiştir.

Esas yönünden inceleme

Mevzuat

2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu

26.05.1981 tarih ve 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanununun “çevre temizlik vergisi” kenar başlıklı mükerrer 44 üncü maddesinde:

“(Değişik:25/12/2003 - 5035/41 md.)

Belediye sınırları ve mücavir alanlar içinde bulunan ve belediyelerin çevre temizlik hizmetlerinden yararlanan konut, iş yeri ve diğer şekillerde kullanılan binalar çevre temizlik vergisine tabidir.

Su tüketim miktarı esas alınmak suretiyle hesaplanan çevre temizlik vergisi, su faturasında ayrıca gösterilmek suretiyle tahakkuk etmiş sayılır. Bu suretle tahakkuk eden vergi, su tüketim bedeli ile birlikte belediyelerce tahsil edilir. Su ve kanalizasyon hizmetleri ayrı bir kanunla düzenlenmiş bulunan büyük şehir belediye sınırları ve mücavir alanlardaki çevre temizlik vergisi ise 20.11.1981 tarihli ve 2560 sayılı Kanun hükümlerine göre kurulan su ve kanalizasyon idarelerince tahsil edilir.

…”

hükümleri yer almaktadır.

2464 sayılı Kanunun “usul hükümleri” kenar başlıklı 98 inci maddesinde: “Bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde, bu Kanuna göre alınacak vergi, harç ve katılma payları hakkında 213 sayılı Vergi Usul Kanunu ile 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun ve bunların ek ve tadilleri hükümleri uygulanır” denilmektedir.

1319 sayılı Emlak Vergisi Kanunu

29.07.1970 tarih ve 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanununun birinci kısmında yer alan 1-11 inci maddelerinde –ve diğer bazı maddelerde- “bina vergisi” düzenlenmiştir. Emlak Vergisi Kanununun bina vergisi ile ilgili hükümlerinden bir kısmı aşağıda yer almaktadır:

“Mevzu:

Madde 1– Türkiye sınırları içinde bulunan binalar bu kanun hükümlerine göre Bina Vergisine tabidir.”

“Matrah:

Madde 7 – Bina Vergisinin matrahı, binanın bu kanun hükümlerine göre tesbit olunan vergi değeridir. …”

“Nispet:

Madde 8 – (Değişik : 22/7/1998 - 4369/65 md.) (1)(2)

(Değişik: 8/1/2002-4736/4 md.) Bina vergisinin oranı meskenlerde binde bir, diğer binalarda ise binde ikidir. Bu oranlar, 5216 sayılı Kanunun uygulandığı büyük şehir belediye sınırları ve mücavir alanlar içinde % 100 artırımlı uygulanır. Cumhurbaşkanı, vergi oranlarını yarısına kadar indirmeye veya üç katına kadar artırmaya yetkilidir.(1)(2) …”

“Verginin tarh ve tahakkuku:

Madde 11 – (Değişik: 3/4/2002-4751/2 md.)

Bina vergisi, ilgili belediye tarafından;

a) Dört yılda bir defa olmak üzere takdir işlemlerinin yapıldığı yılı takip eden bütçe yılının Ocak ve Şubat aylarında,

b) 33 üncü maddenin (1) ilâ (7) numaralı fıkralarında yazılı vergi değerini tadil eden sebeplerle bildirim verilmesi icabeden hallerde, vergi değerini tadil eden sebeplerin meydana geldiği bütçe yılını takip eden yılın Ocak ayı içinde, vergi değerini tadil eden sebep yılın son üç ayı içinde vuku bulmuş ve bildirim, vergi değerini tadil eden sebebin meydana geldiği bütçe yılını takip eden yılda verilmiş ise bildirimin verildiği tarihte,

c) 33 üncü maddenin (8) numaralı fıkrasında yazılı hallerde, takdir işlemlerinin yapıldığı bütçe yılını takip eden yılın Ocak ve Şubat aylarında,

29 uncu maddeye göre hesaplanan vergi değeri esas alınarak yıllık olarak tarh olunur. Bildirim posta ile gönderilmiş ise vergi, bildirim verme süresinin son gününü takip eden yedi gün içinde tarh olunur. Bu suretle tarh olunan vergiler, tarh edilen tarihte tahakkuk etmiş sayılır ve mükellefe bir yazı ile bildirilir.

Yapılan tarh ve tahakkuku takip eden yıllarda, 29 uncu maddeye göre tespit edilen vergi değeri üzerinden hesaplanan bina vergisi, her bütçe yılının başından itibaren o yıl için tahakkuk etmiş sayılır.

Bir il veya ilçe hududu içerisinde birden fazla belediye olması halinde, belediye ve mücavir alan sınırları dışında bulunan binaya ait bina vergisini tarha yetkili olacak belediye, ilgili valiler tarafından belirlenir.”

1319 sayılı Emlak Vergisi Kanununun ikinci kısmında yer alan 12-22 nci maddelerinde –ve diğer bazı maddelerde- “arazi vergisi” düzenlenmiştir. Kanunun arazi vergisi ile ilgili hükümlerinden bazıları aşağıda yer almaktadır:

“Mevzu:

Madde 12 – (Değişik: 17/7/1972-1610/7 md.)

Türkiye sınırları içinde bulunan arazi ve arsalar bu kanun hükümlerine göre Arazi Vergisine tabidir.

Belediye sınırları içinde belediyece parsellenmiş arazi arsa sayılır.

Belediye sınırları içinde veya dışında bulunan parsellenmemiş araziden hangilerinin bu kanuna göre arsa sayılacağı Cumhurbaşkanı kararı ile belli edilir. (1)

Aksine hüküm olmadıkça bu kanunun diğer maddelerinde yer alan arazi tabiri arsaları da kapsar.”

“Matrah:

Madde 17 – Arazi Vergisinin matrahı arazinin bu kanun hükümlerine göre tespit olunan vergi değeridir.”

“Verginin tarh ve tahakkuku:

Madde 21 – (Değişik: 3/4/2002-4751/2 md.)

Arazi vergisi, ilgili belediye tarafından;

a) Dört yılda bir defa olmak üzere takdir işlemlerinin yapıldığı yılı takip eden yılın Ocak ve Şubat aylarında,

b) 33 üncü maddenin (1) ilâ (7) numaralı fıkralarında yazılı vergi değerini tadil eden sebeplerle bildirim verilmesi icabeden hallerde, vergi değerini tadil eden sebeplerin meydana geldiği bütçe yılını takip eden yılın Ocak ayı içinde, vergi değerini tadil eden sebep bütçe yılının son üç ayı içinde vuku bulmuş ve bildirim, vergi değerini tadil eden sebebin meydana geldiği bütçe yılını takip eden yılda verilmiş ise bildirimin verildiği tarihte,

c) 33 üncü maddenin (8) numaralı fıkrasında yazılı hallerde, takdir işlemlerinin yapıldığı bütçe yılını takip eden yılın Ocak ve Şubat aylarında,

29 uncu maddeye göre hesaplanan vergi değeri esas alınarak yıllık olarak tarh olunur. Bildirim posta ile gönderilmiş ise vergi, bildirim verme süresinin son gününü takip eden yedi gün içinde tarh olunur. Bu suretle tarh olunan vergiler, tarh edilen tarihte tahakkuk etmiş sayılır ve mükellefe bir yazı ile bildirilir.

Yapılan tarh ve tahakkuku takip eden yıllarda, 29 uncu maddeye göre tespit edilen vergi değeri üzerinden hesaplanan arazi vergisi, her bütçe yılının başından itibaren o yıl için tahakkuk etmiş sayılır.

Bir il veya ilçe sınırları içerisinde birden fazla belediye olması halinde, belediye ve mücavir alan sınırları dışında bulunan araziye ait arazi vergisini tarha yetkili olacak belediye, ilgili valiler tarafından belirlenir.”

1319 sayılı Emlak Vergisi Kanununda yer alan tüm düzenlemelerle ilgili olarak, “usul hükümleri” kenar başlıklı 37 nci maddede:

“(Değişik: 4/12/1985-3239/113 md.)

Bu Kanun hükümleri saklı kalmak şartıyla, bu Kanuna göre alınacak vergiler hakkında 213 sayılı Vergi Usul Kanunu ile 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri uygulanır.

Bu Kanunda geçen "Vergi dairesi" tabiri, belediyeleri ifade eder.

Bu Kanunun uygulanmasında, Vergi Usul Kanununun vergi inceleme yetkisi hariç olmak üzere;

  1. Belediye gelir şube müdürü, gelir şube müdürü olmayan yerlerde belediye hesap işleri müdürü, hesap işleri müdürü olmayan yerlerde muhasebeci, vergi dairesi müdürü sıfat ve yetkisini haizdir.

  2. Vergi Usul Kanununda mahallin en büyük mal memuruna verilmiş görev ve yetkiler, belediye başkanları tarafından kullanılır. ”

6183 sayılı Kanun

21.07.1953 tarih ve 6183 sayılı Kanunun gecikme zammı ile ilgili hükümleri aşağıdadır:

“Gecikme Zammı, Nispet ve Hesabı:

Madde 51- (Değişik: 25/12/2003-5035/4 md.)(2)

Amme alacağının ödeme müddeti içinde ödenmeyen kısmına vadenin bitim tarihinden itibaren her ay için ayrı ayrı % 4 oranında gecikme zammı tatbik olunur. Ay kesirlerine isabet eden gecikme zammı günlük olarak hesap edilir.

Gecikme zammı birmilyon liradan az olamaz.

Gecikme zammı; 213 sayılı Vergi Usul Kanununa göre uygulanan vergi ziyaı cezalarında bu madde uyarınca belirlenen oranda, mahkemeler tarafından verilen ve ceza mahiyetinde olan amme alacaklarında ise bu oranın yarısı ölçüsünde uygulanır. Bunların dışındaki ceza mahiyetinde olan amme alacaklarına gecikme zammı tatbik edilmez.

Cumhurbaşkanı, gecikme zammı oranlarını aylar itibarıyla topluca veya her ay için ayrı ayrı, yüzde onuna kadar indirmeye, gecikme zammı oranı ile gecikme zammı asgari tutarını iki katına kadar artırmaya, ayrıca gecikme zammı oranını aylar itibarıyla farklı olarak belirlemeye ve gecikme zammını bileşik faiz usulüyle aylık, üç aylık, altı aylık veya yıllık olarak hesaplatmaya yetkilidir.”

“Tahsil zamanaşımı:

Madde 102 – Amme alacağı, vadesinin rasladığı takvim yılını takip eden takvim yılı başından itibaren 5 yıl içinde tahsil edilmezse zamanaşımına uğrar. Para cezalarına ait hususi kanunlarındaki zamanaşımı hükümleri mahfuzdur.

Zamanaşımından sonra mükellefin rızaen yapacağı ödemeler kabul olunur.”

“Tahsil imkansızlığı sebebiyle terkin:

Madde 106 – (Değişik: 26/11/1980 - 2347/10 md.)

(Değişik birinci fıkra: 25/5/1995 - 4108/15 md.) Yapılacak takip sonunda tahsili imkansız veya tahsili için yapılacak giderlerin alacaktan fazla bulunduğu anlaşılan ve 213 sayılı Kanun kapsamına giren amme alacaklarında 10 Türk Lirasına (10 Türk Lirası dahil), diğer amme alacaklarında 20 Türk Lirasına (20 Türk Lirası dahil) kadar amme alacakları, amme idarelerinde terkin yetkisini haiz olanlar tarafından tahsil zamanaşımı süresi beklenilmeksizin terkin olunabilir. Cumhurbaşkanı, bu tutarları topluca veya ayrı ayrı on katına kadar artırmaya yetkilidir.

(Ek: 3/12/1988 - 3505/25 md.) Maliye ve Gümrük Bakanı, yukarıdaki fıkra hükmüne göre terkin edilecek amme alacağının miktarını belirlemeye yetkilidir.

Terkin selahiyetini haiz olanlar bu selahiyetlerin tamamını veya bir kısmını mahalli makamlara bırakabilirler.”

5018 sayılı Kanun

5018 sayılı Kanunun kamu zararı ile ilgili hükmü aşağıdadır:

“Kamu zararı

Madde 71- (Değişik birinci fıkra: 25/4/2007-5628/4 md.) Kamu zararı; kamu görevlilerinin kasıt, kusur veya ihmallerinden kaynaklanan mevzuata aykırı karar, işlem veya eylemleri sonucunda kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olunmasıdır.

Kamu zararının belirlenmesinde;

e) İdare gelirlerinin tarh, tahakkuk veya tahsil işlemlerinin mevzuata uygun bir şekilde yapılmaması,

Esas alınır.

…”

Somut uygulama ve Daire Kararının incelenmesi

Belediye tarafından tahakkuk ve tahsili gereken Çevre Temizlik Vergisi, Bina Vergisi ve Arazi Vergisine ait işlemlerin incelenmesinde, bu kapsamdaki bazı vergilerin vadesinden sonra ödenmiş olduğu, bununla birlikte bu vergilerin tahsili yapılırken gecikme zammı tahsil edilmediği tespit edilmiştir.

Daire Kararında, tahsili yapılmayan gecikme zamlarından tahsil zamanaşımına uğrayanların 5018 sayılı Kanunun 71 inci maddesinin ikinci fıkrasının e-bendi kapsamında kamu zararı teşkil ettiği yönünde hüküm kurulmuştur.

Öncelikle, Daire Kararında, yargılamaya esas raporda ve rapor dosyası ekleri arasında bina, arazi veya çevre temizlik vergisine konu olan her bir taşınmazın vergi değeri ile, bu vergilerin vadeleri ile fiilen ödendiği tarihleri gösteren herhangi bir bilgi ve belge bulunmamaktadır. Ayrıca, kamu zararı tablosunun neredeyse tamamında aynı ahize ait bazıları 2005 yılından başlayan birden fazla “vadesinde ödenmeyen vergi” bulunmakla birlikte, bu ahize (mükellef) ait hesaplanan toplam kamu zararı her bir “vadesinde ödenmeyen vergi” bazında gösterilmeyip, tüm “vadesinde ödenmeyen vergiler”in yekûnu olarak tek bir kamu zararı tutarı gösterilmektedir. Belirtilen nedenlerle, Daire Kararında yer alan kamu zararı tablosunun içeriğinde gösterilen tutarların temyiz kanun yolu kapsamında denetimi sağlanamamıştır.

Ayrıca, 6183 sayılı Kanunun 106 ncı maddesinde: “… tahsili için yapılacak giderlerin alacaktan fazla bulunduğu anlaşılan ve 213 sayılı Kanun kapsamına giren amme alacaklarında 10 Türk Lirasına (10 Türk Lirası dahil), diğer amme alacaklarında 20 Türk Lirasına (20 Türk Lirası dahil) kadar amme alacakları, amme idarelerinde terkin yetkisini haiz olanlar tarafından tahsil zamanaşımı süresi beklenilmeksizin terkin olunabilir” hükmü yer almaktadır. Bu kapsamda, Daire Kararının kamu zararı tablosunda, tahsili için yapılacak giderlerin alacaktan fazla olduğu değerlendirilen 5,23 – 5,03 – 8,13 – 6,62 gibi tahsili için yapılacak giderden düşük tutarlar bulunmaktadır. Bunun yanında, ilk bakışta nispeten yüksek görünen 52,96 – 59,07 – 142,73 gibi tutarların ise 2005 yılından itibaren çok sayıda dosyaya ait olduğu görülmektedir. Bu dosyalarda ahiz (mükellef) bazında “toplam kamu zararı tutarı/dosya sayısı” işlemiyle yapılan genel bir hesaplama sonucunda her bir dosyaya düşen ortalama kamu zararı tutarının, tahsili için yapılacak giderden düşük olduğu görülmektedir.

Tahsili için yapılacak giderden düşük olan gecikme zamları, 6183 sayılı Kanunun 106 ncı maddesi uyarınca terkin edilebilecektir. Duruşma sırasında bu konuda, “aradan 5 yıldan fazla zaman geçmiş olsa dahi mükellef tarafından bu tutarların ödenebildiği, bu nedenle bu tutarların 106 ncı madde uyarınca terkin edilmeyip kayıtlarda tutulduğu” ifade edilmiştir.

Dolayısıyla, 6183 sayılı Kanunun 106 ncı maddesi kapsamında terkini yapılabilecek olan bahse konu gecikme zamlarının, sorumlular tarafından belirtildiği üzere, “5-6 yıl sonra bile olsa ödenebiliyor” düşüncesiyle terkininin yapılmamış olması durumunda, bu gecikme zamlarının zamanaşımına uğraması sonucunda kamu zararı oluşmadığı anlaşılmıştır.

Bir diğer husus, hesaplanan gecikme zamlarına ait vergilerin vadeleri 2005 yılı ve sonrasına ait olmakla birlikte, kamu zararı olduğu yönünde hüküm kurulan gecikme zamlarının hangi personelin sorumlu olduğu dönemde zamanaşımına uğradığı bilinmemektedir. Buna göre, kamu zararından sorumluluk yönünden, her bir gecikme zammının zamanaşımına uğradığı tarihteki sorumlunun belirli olmaması dolayısıyla da Daire Kararının sorumluluk yönünden hukuka aykırı olduğu anlaşılmıştır.

BU İTİBARLA, 221 karar-79 İlam sayılı Daire Kararının 3 üncü maddesine konu uygulamada kamu zararı oluşmadığı gerekçesiyle Daire Kararının BOZULARAK, yeniden hüküm kurulmasını teminen dosyanın DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE (Üye …’ın yargılama usulü yönünden ilave gerekçesiyle birlikte; ….Daire Başkanı …, Üyeler …, …, …, …, …, …, …’nin aşağıda yazılı karşı oy gerekçelerine karşı), oy çokluğuyla,

Karar verildiği 13.04.2022 tarih ve 51602 sayılı tutanakta yazılı olmakla işbu ilam tanzim kılındı.

(İlave gerekçe

Üye …’ın yargılama usulü yönünden ilave gerekçesi

Esas yönünden, Daire Kararına konu uygulamada kamu zararı oluşmadığına yönelik yukarıda belirtilen Karara katılmakla beraber, ayrıca hesap yargılama usulü bağlamında temyiz mercii olan Temyiz Kurulu çalışma usulüne ilişkin olarak;

Sayıştay Yargılamasında ilk derece mahkemesi olarak Dairelerce verilen kararlara karşı sorumlular olağan kanun yolu olarak temyiz ve karar düzeltme, olağanüstü kanun yolu olarak ise yargılamanın iadesi yoluna müracaat edebilirler. 6085 sayılı Kanun’un, “Temyiz” başlıklı 55’inci maddesindeki düzenlemeye göre Temyiz Kurulu; temyiz olunan hükmü olduğu gibi veya düzelterek tasdik etmeye, bozma kararı vererek ilgili Daireye göndermeye ya da Kurul üye tam sayısının üçte iki çoğunluğu ile Daire kararını tümüyle ortadan kaldırmaya karar verebilir. Kaldırma kararı (doğası gereği Sayıştay Dairelerince kamu zararının sorumlularına ödettirilmesi yönündeki kararlar hakkında verilebilecek bir karar olup) kamu zararının oluşmadığı dolayısıyla da Dairece haklarında hüküm tesis edilen sorumlular hakkında hüküm tesis edilmesi gerekmediği sonucuna ulaşan ve sorumluların beraatı anlamına gelen bir hükümdür.

Bu düzenlemede yer verilen “kurul üye sayısının üçte iki çoğunluğu ile kaldırılması” şeklindeki kısmın klasik anlamdaki temyiz uygulamalarının dışına taşan bir düzenleme olduğu ortadadır. Hukuk sisteminde ilk derece mahkemesinin vermiş olduğu kararın kaldırılması ve bunun yerine yeni bir karar verilmesi uygulaması istinaf mahkemeleri aşamasında görülebilen bir uygulamadır. İstinaf mahkemelerince verilen kararlar (İlk derece mahkemesinin kararını kaldıran kararlar dâhil) hakkında da belli şartlar altında temyiz yoluna gidilebilmektedir. Oysa Sayıştay Temyiz Kurulunca verilen kaldırma kararına karşı karar düzeltme dışında müracaat edilebilecek bir kanun yolu ve mercii bulunmamaktadır. Türk Hukuk Sisteminde Temyiz İncelemesi sürecinde verilebilecek kararlardan farklı ve temyizi kabil olmayan bir yöntem olarak belirlenmiş olması nedeniyle de 6085 Sayılı Kanunda normal karar çoğunluğundan farklı olarak kaldırma kararı için Kurulun üçte ikisinin çoğunluğu aranmıştır.

İlk derecede kamu zararını tazminle yükümlü tutulmuş olan sorumlular haklarında verilmiş olan bu kararın, sorumlular lehine sonuçlanması için en kısa ve kesin olan yol Dairece verilmiş olan tazmin kararının kaldırılması olup sorumluların temyiz başvuruları da çoğunlukla “kararın kaldırılması veya bozulması” şeklinde bir taleple sonlandırılmaktadır. Bu sebeple temyiz başvurusunda taraflarca kaldırma talep edilmişse öncelikle bu talebin görüşülmesi ve sonuçlandırılması gereklidir.

Ancak kaldırma kararının alınabilmesi için bozma veya tasdik kararlarından farklı bir çoğunluk (Kurulun üçte ikisinin oyu) aranmakta olduğundan bunun altında kalan oylama sonuçlarında bozma kararı verildiği kabul edilemeyeceğinden sonuca ulaşmak üzere müzakere ve oylamaya devam edilmesi gerekmektedir.

Kaldırma talebine yönelik müzakereler sonrasında yapılan oylamada Kurulun üçte iki çoğunluğu ile kaldırma kararı çıkmadığı halde kaldırma yönünde kullanılan oyların karar çoğunluğuna ulaştığı gerekçe gösterilerek müzakerelere devam edilmemiş ve kaldırma gerekçelerine dayalı olarak bozma kararı verildiği sonucuna ulaşılmıştır.

Yukarıda açıklanan nedenlerle kaldırma kararının oylandığı ancak bu kararın gerektirdiği üçte iki çoğunluğa ulaşılmadığı halde kurulun çoğunluğunun kaldırma yönünde oy kullandığı gerekçesiyle kaldırma gerekçeli bozma kararı verildiği sonucuna ulaşılamaz. Açıklanan nedenlerle müzakerelere devam edilerek İlam hükmüne ilişkin kaldırma kararı dışındaki seçenekler üzerinde görüşme yapılmalı, tasdik veya bozma kararları oylanmalıdır.

Karşı oy gerekçesi

….Daire Başkanı …, Üye …’in karşı oy gerekçesi

1319 sayılı Emlak Vergisi Kanununda yer alan tüm düzenlemelerle ilgili olarak, “usul hükümleri” kenar başlıklı 37 nci maddede:

“(Değişik: 4/12/1985-3239/113 md.)

Bu Kanun hükümleri saklı kalmak şartıyla, bu Kanuna göre alınacak vergiler hakkında 213 sayılı Vergi Usul Kanunu ile 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri uygulanır.

Bu Kanunda geçen "Vergi dairesi" tabiri, belediyeleri ifade eder.

Bu Kanunun uygulanmasında, Vergi Usul Kanununun vergi inceleme yetkisi hariç olmak üzere;

  1. Belediye gelir şube müdürü, gelir şube müdürü olmayan yerlerde belediye hesap işleri müdürü, hesap işleri müdürü olmayan yerlerde muhasebeci, vergi dairesi müdürü sıfat ve yetkisini haizdir.

  2. Vergi Usul Kanununda mahallin en büyük mal memuruna verilmiş görev ve yetkiler, belediye başkanları tarafından kullanılır. ”

Yukarıda verilen hükme göre, belediye başkanları mahallin en büyük mal memuruna verilmiş görev ve yetkilere sahipken, belediyenin mali hizmetler müdürünün vergi dairesi müdürü sıfat ve yetkisini haiz olduğu değerlendirilmektedir. Dolayısıyla zamanaşımına uğratılan gecikme zamlarından Belediye Başkanının sorumluluğu bulunmadığı, mali hizmetler müdürünün sorumluluğu bulunduğu değerlendirilmektedir.

Sorumluluk yönünden ayrıca, belediye başkanı tüm birimlerin çalışma esaslarını düzenleyen iç hizmetler yönergesinin tüm birimlere dağıtımını sağlamak suretiyle görevinin gereğini yerine getirmiştir.

Esas yönünden, çoğunluk görüşünde belirtildiği üzere, Daire Kararında, yargılamaya esas raporda ve rapor dosyası ekleri arasında bina, arazi veya çevre temizlik vergisine konu olan her bir taşınmazın vergi değeri ile, bu vergilerin vadeleri ile fiilen ödendiği tarihleri gösteren herhangi bir bilgi ve belge bulunmamaktadır. Ayrıca, kamu zararı tablosunun neredeyse tamamında aynı ahize ait bazıları 2005 yılından başlayan birden fazla dosya bulunmakla birlikte, bu ahize ait hesaplanan toplam kamu zararı her bir dosya bazında gösterilmeyip, tüm dosyaların yekûnu olarak tek bir kamu zararı tutarı gösterilmektedir. Belirtilen nedenlerle, Daire Kararında yer alan kamu zararı tablosunun içeriğinde gösterilen tutarların temyiz kanun yolu kapsamında denetimi sağlanamamıştır.

BU İTİBARLA, Belediye Başkanının sorumluluğu bulunmadığı ve kamu zararı hesaplamalarının temyiz kanun yolunda denetlenemediği gerekçesiyle Daire Kararının BOZULARAK, yeniden hüküm kurulmak üzere dosyanın Dairesine Gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

Üye …’ın karşı oy gerekçesi

Esas yönünden, Daire Kararının gerekçesi, kamu zararının hesaplanması ve hükmün kanuna uygun olduğu değerlendirilmektedir.

Sorumluluk yönünden, “….Daire Başkanı …, Üye …’in karşı oy gerekçesi“ alt başlığı altında açıklanan gerekçeyle, kamu zararından belediye başkanının sorumluluğu bulunmadığı değerlendirilmektedir.

BU İTİBARLA, belediye başkanının sorumluluğu bulunmadığı gerekçesiyle Daire Kararının BOZULARAK, yeniden hüküm kurulmasını teminen dosyanın DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE karar verilmesi gerekir.

Üyeler …, …, …, …, …’nin karşı oy gerekçesi

Daire Kararının gerekçesi, kamu zararının hesaplanması ve hükmün esas ve sorumluluk yönlerinden kanuna uygun olduğu değerlendirilmektedir.

BU İTİBARLA, sorumluların talebinin reddedilerek Daire Kararının TASDİKİNE karar verilmesi gerekir.

Üye …’in karşı oy gerekçesi

Esas ve sorumluluk yönlerinden “Üyeler …, …, …, …, …’nin karşı oy gerekçesi” alt başlığı altında açıklanan gerekçeyle Daire Kararının TASDİKİNE karar verilmesi gerekir.

Bununla birlikte, hesap yargılama usulü bağlamında temyiz mercii olan Temyiz Kurulu çalışma usulüne ilişkin olarak “Üye …’ın yargılama usulü yönünden ilave gerekçesi” alt başlığı altında açıklandığı üzere müzakerelere devam edilerek İlam hükmüne ilişkin kaldırma kararı dışındaki seçenekler üzerinde görüşme yapılmalı, tasdik veya bozma kararları oylanmalıdır.)

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Kaynak: karar_sayistay

Taranan Tarih: 25.01.2026 18:38:45

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim